FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

1907-1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 1

with 3 comments

Fenerleaks’ta belki de en anlamlı iş olarak sayın Rüştü Dağlaroğlu’nun büyük eseri Fenerbahçe Spor Kulübü Tarihi’ni yayınlayacağım. Kitabın bulunmasındaki zorluklar nedeniyle birçok Fenerbahçeli’nin bu eserden faydalanamıyor olması beni buna iten en büyük neden. Kitabın bulunmasındaki zorluklar için sevgili Bozkurt K. Yılmaz’ın buradaki yazısı da fikir verecektir.

Bundan yıllar önce sayın Dağlaroğlu’nun torunu (ve ne mutlu ki aynı isme sahip olan) Rüştü Dağlaroğlu ile bir konuşmamızda “ticari amaç olmamak kaydı ile” kitabın internet ortamında aktarılmasında sorun olmadığı iznini almış olmanın huzuru ile kitabı sizlerle paylaşıyorum.

Elbette ki kitabın taranması, bir OCR programı ile yazıya çevrilmesi ve düzeltmelerin yapılması gibi zaman alıcı bir süreç var. Dolayısı ile bölümler halinde yayınlayabileceğim. Kitabın buraya aktarımı esnasında yazı stili, o günün Türkçesi ve imla bilgilerinde aslına sadık kalacağım. Birebir kitabın aslını bulacaksınız.

Umuyorum ki özellikle yeni nesil Fenerbahçeliler, Fenerbahçe’nin bir futbol takımının, bir spor kulübünün çok ötesinde olduğunu bu eseri okurken algılayacaklardır. Fenerbahçe’nin geçmişteki mücadelesi, kavgaları ve muhtelif kişi ve kurumlara direnişi yaşadığımız bu günlere de ışık tutacak nitelikte.

Keyifli okumalar diliyorum.

Behçet Üstün

ÖNSÖZ

1957 yılında yayınladığım “FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ” Sarı-Lacivertli Kulübün o yılın Haziran ayına kadar olan çalışmalarını kapsar. Fenerbahçe Spor Kulübünün çalışmaları aralıksız sürüyor. 1957 yılına kadar başarı ile uyguladığı 32 spor dalından söz edilen o kitabımda eserin beni tatmin ettiğini özellikle vurgulamıştım. Bunun nedeni, derlenmemiş olayların, er veya geç unutulmaya mahkum oluşları karşısında, Fenerbahçe Kulübü ve onun bir çok yetenekli ve fedakâr mensubunun başarılarını tesbit ve geleceğe tam ve doğru olarak devretme amacının büyük ölçüde gerçekleşmesinden doğan gönül rahatlığı idi.

Bugün, bu gönül rahatlığının beni daha derinden mutlu kıldığını açıklamak durumundayım. Çünkü, Türk sporunda bir çığır olan o kitab, her geçen yıl artan bir ilgi görmüş ve sporumuzun bu noksanının giderilmesi yolunda adımlar atılmasını da sağlamıştır.

Örneğin, Türkiye Futbol Federasyonu, 1961-75 arası yayınladığı yıllıklarında bile Türk Spor Kuruluş ve Örgütlenmesini kitabımdan alırken, rakip büyük kulüpler de bu yolda etkilenmekten uzak kalamadılar.

Tahsil ve sportif alanlarda ilişkimiz yakın olan Sayın Ulvi Yenal’a, 1958’de Türk Ticaret Bankası Genel Müdürü iken kitabımdan sunarken, Galatasaray Spor Kulübü Başkanı Sayın Sadık Giz de yanında idi. Ulvi Yenal, bir süre incelediği Fenerbahçe Tarihini, Sadık Giz’e doğru kaldırıp şöyle konuştu:

(— Bak Sadık; biz yurdun en eski Kültür Ocağına dayanan spor Kulübüyüz!., diye övünürüz… Galatasaray Kulübünün bir tarihçesini yazmak için kongrelerde kararlar aldık. Komiteler kurduk.. Ama, beceremedik!… İşte, bizim, Galatasaray olarak yapamadığımızı bir tek Fenerbahçeli yaptı ve hepimizi geride bıraktı…)

Galatasaray Kulübü iki değerli başkanının şu konuşmalarına konu olmak mutlu bir anımdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü Tarihi’nin yayınlanmasından 22 yıl sonra, sayın Vala Somalı tarafından, çok büyük emek ve gayretler sonucu çıkarılan, (BEŞİKTAŞ SPOR TARİHİ) nin hazırlanmasında baş etken olduğumun eserin başında vurgulanmış olması, benim için övünç vesilesidir. Fenerbahçe’nin Türk sporuna bu yoldaki öncülüğünü de spor tarihimiz, hiç kuşkusuz, işaretlemekten geri kalmayacaktır.

İşte, 50 yıllık sportif çalışmaları kapsayan ilk kitabımın uyandırdığı ilgi ve çalışmaların sürdürülmesi yolundaki dilekler, hatta, ana neden olan, gerçeklerin zamanla unutulma ve hatta saptırılmaları kaygısının da devam edişi, Fenerbahçe’nin 1957-87 yılları dönemi çalışmalarını da derleyip yayınlamamı gerektirmiştir.

İşaretleyeyim ki, temel olarak son 30 yıllık çalışmaları da aldığım bu 2. kitap, ilk 50 yıllık dönem çalışmalarıyla hamur edilmek nedeniyle, konularda kopukluk görülmeyecek ve bu gün sayısı 35’e yükselen spor dallarındaki bu 80 yıllık çalışmalar, bazı dal ve alanlarda Fenerbahçe’nin başlıca rakipleriyle mukayeseli olarak sunulacaktır.

Ancak, bu sunuş sırasında zaman zaman rastlanacak uyarı, eleştiri ve hatta suçlamaların içtenliğinden ve bunlarda Fenerbahçe ve Türk Sporuna hizmetten gayrı bir amaç güdülmemiş olduğundan, kesinlikle kuşku duyulmamak gerekir.

Şu anda, Fenerbahçe gibi, yurdun en ünlü, popüler ve başarılı spor kulübünün her Türk için övünç dolu 80 yıllık çalışmalarını, imkân ölçüsünde derleyip Türk Spor Tarihine ve gelecek kuşaklara armağan etmiş olmanın kıvanç ve mutluluğunu yaşadığımı belirteyim.

Bu mutluluk, 64 yıllık mensubu olduğum Fenerbahçe Spor Kulübü’nde, 1924-74 arası, tam yarım yüzyılı bulan aktif ve mücadeleli spor ve yöneticilik hayatımın manevi bir ödülü olmak bakımından da, şahsım için, ayrı bir anlam ve değer taşır.

Dr. Rüştü Dağlaroğlu SUADİYE, 19 ARALIK 1987

YAZARIN BİYOGRAFİSİ

Rüştü Dağlaroğlu, 15 Haziran 1908’de İstanbul’da Sultanahmet’te doğdu. Kuzey Kafkasya’da Dağıstan’da Celâl Oğulları sülalesinden Tüccar Ahmet Celâl beyin torunu ve Türkiye’nin ilk tekstil sanayicilerinden Celâl Dağlaroğlu’nun 3 oğlundan hayatta kalan ortancasıdır.

İstanbul Erkek Lisesi ve Yüksek iktisat ve Ticaret Okulu’ndan mezun olduktan sonra, İsviçre’de Neuchatel Hukuk Fakültesinde ihtisas yapmış ve yazdığı L’INDUSTRIE TEXTİLE TURQUE adlı eserle ekonomi doktoru olmuştur. Bu sırada, 27 ülkeden talebesi bulunan Üniversitenin Sarı-Lacivert renkli kulübü, UNION SPORTIF INTERNATIONAL’ın 3 yıl başkanlığını yaptı.

İstanbul Lisesinde iken, 30 Nisan 1924 günü FENERBAHÇE KULÜBÜ’ne üye olan R. Dağlaroğlu, önce kürek çekti, daha sonra, Lido Havuzunun inşası üzerine, Büyükdere’de Fenerbahçe’nin şubesini açarak dağılmış olan yüzme dalını toparladı. Sutopu takımında yer aldığı gibi, şubenin 3 yıl da kaptanlığını yaptı. Zamanında Fenerbahçede en genç şube kaptanı olarak tanındı.

R. Dağlaroğlu, Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetiminin her kademesinde 1944’den 1974 yılına kadar, aralıklı olarak görev almış ve bu arada 1949/50’de Genel Kaptan, 1951-55 ve 1963-66 dönemlerinde 8 yıl Genel Sekreterlik yapmıştır.

Türkspor dergisinde 1932’de başlayıp, diğer dergi ve gazetelerde devam eden spor yazılarıyla bu alanda 55 yılla en kıdemli Fenerbahçeli’dir.

Kulübün tarihçesinin yazılması kararının alındığı 1.2.1942 Kongresinde seçilen, Tevfik Taşçı, S. Salahaddin Cihanoğlu, Nasuhi Baydar ve Burhan Belge’den oluşan komitenin hareketsizliği karşısında, 1957 yılında yayınladığı 610 sayfalık (FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ), bu alanda yurdumuzda atılan ilk adımdır. İşte, o kitabı, 30 yıl sonra, 1987’de bu yapıt izledi. 1978’de bıraktığı mesleği tekstil sanayi ve ticaretidir. 2 oğlundan büyüğü olan Dr. Cihat Dağlaroğlu Uzman Tabip, küçüğü Kimya Mühendisi Müzdat Dağlaroğlu ise tekstil sanayi ve ticareti ile meşguldür.

HAKİKATEN, YAZDIĞINIZ ESERE , İMKÂNLARIN AZLIĞINI GÖZE ALIRSAK “MONUMENTALE” DEMEK LAZIM GELİR. BÜTÜN FENERBAHÇELİLER SİZE MİNNETTAR OLMALIDIR.

HAKİKİ VAK’A VE HADİSELERİ, EFSANELERDEN KURTARARAK, PEK GÜZEL AÇIKLAMANIZ, BÜYÜK VE UNUTULMAMAK LÂZIM GELEN BİR HİZMETTİR. ALLAH RAZI OLSUN.

DERİN HÜRMET VE SEVGİLERİMİ SUNARIM, AZİZ VE KIYMETLİ RÜŞTÜ BEYEFENDİ.

İzmir, 26.6.1958

NECİP OKANER

MUHTEREM KARDEŞİM,

SENELERCE EMEK SARF EDEREK, MUNTAZAM TUTULMUŞ NOTLARA VE VESİKALARA MÜSTENİDEN MEYDANA GETİRMEYE MUVAFFAK OLDUĞUNUZ MUAZZAM ESERLE, FENERBAHÇE CAMİASINA OLDUĞU KADAR, MEMLEKET SPORUNA DA BÜYÜK BİR HİZMETTE BULUNDUNUZ. BU BAŞARINIZDAN DOLAYI, SİZİ FENERBAHÇE’NİN EN ESKİ MENSUPLARINDAN BİRİ OLARAK TEBRİK EDER, SEVGİ VE SAYGILARIMIN KABULÜNÜ RİCA EDERİM.

Moda, 20.8.1958

TEVFİK TAŞÇI

FENERBAHÇE’NİN ŞANLI TARİHİNİ DİLE GETİREN ŞAYANI İFTİHAR ESERİNİZİ SPOR TARİHİMİZE HEDİYE ETMİŞ OLMANIZDAN DOLAYI SİZİ EN SAMİMİ DUYGULARLA TEBRİK EDERİM.

TÜRKİYE’DE SPOR KULÜPLERİ MEVZUUNDA BÖYLE BİR ESER İLK DEFA OLARAK YAZILMIŞTIR. BÖYLE BİR ESERİ MEYDANA GETİRMİŞ OLMANIZIN EN BÜYÜK MANASI, FENERBAHÇE’YE OLAN SEVGİ VE AŞKINIZIN DERİNLİĞİNİ İFADE ETMESİDİR. SPOR TARİHİMİZ VE FENERBAHÇE ÂLEMİ BUNU TAKDİR VE ŞÜKRANLA KARŞILAMAK MECBURİYETİNDEDİR.

FENERBAHÇE’NİN KURULUŞUNDAN BU YANA KALAN (BİR AVUÇ) ARKADAŞ ARASINDAKİ FÂNİLERDEN OLARAK, BU ESERİ GÖREBİLMEM BENİM İÇİN EN ZEVKLİ MAZHARİYET OLDU. VAR OL RÜŞTÜ.

25.7.1958

SAİT SALAHADDİN CİHANOĞLU

TÜRK SPOR TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ

Eski ve modern olarak 2 dönemde incelenmesi gereken Türk sporunun bidayettenberi akımını ilk kitabımızda ayrıntılı olarak sunmuştuk, özet olarak tekrarlamakta yarar görüyoruz.
Türkler’in 6 bin yıla yakın süreden beri bir çok spor dalında yaratıcı, pek çok dalda da başarılı oldukları yabancı kaynaklarca da kanıtlanmıştır.
İslamiyetten önce Türklerde dini görev olan spor, Osmanlı İmparatorluğu’nda da, bir bölüm dallarda, Pirleri ve şeyhleriyle, tekkelere bağlı olarak yaşadı ve gelişti. Ancak, bu güçlü ve kısmen organize Türk sporu imparatorlukla beraber gerilemiş ve 19’uncu yüzyıl sonunda çökmüştür.
Çağdaş sporların ise, tümünün yurdumuzda örgütlenme girişimine, 20’nci yüzyıl başlarında, futbol önderlik etti. 1904 yılında İstanbul’da yerleşmiş yabancılar tarafından kurulup, daha sonra, sırasıyla Galatasaray, Fenerbahçe ve Altınordu Türk Kulüplerinin de katıldıkları (İstanbul Futbol Ligi) ile başlayan bu hareket, diğer Türk kulüplerinin doğup güçlenmeye başlamalarıyle, hüviyetini değiştirdi. 1912 yılında yine Fenerbahçe ile beraber, Anadolu İdman, İstanbul Jimnastik, Darülfunun Terbiye’i Bedeniye, Şehremini Mümareşatı Bedeniye ve Sanayi Futbol Kulübü olarak, tümüyle Türklerden oluşan ilk birlik (Cuma Ligi) adı altında kuruldu.
Selim Sırrı Tarcan’ın 1913’de kurmak isteyip başaramadığı, (Osmanlı Spor Federasyonundan sonra, Ali Sami Yen, Yusuf Ziya Öniş, Burhan Felek ve Nasuhi Baydar’ın Fransa ve İsviçre Spor Teşkilatları Tüzüklerini örnek alarak kurdukları (Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı), 31 Temmuz 1922 de yönetim kurulunu seçip işe başlayınca, ilk olarak, 13 Nisan 1923 de Federasyonlarını kurdu. Futbola Yusuf Ziya, Atletizm ve Bisiklete Ali Seyfi, Güreş ve Haltere de Burhan Beyker başkan seçilerek, Türk sporu kendini idman alemine prezante etti.
T.İ.C.İ., altyapı yokluğu ve imkansızlıklar nedenleriyle, amaca ulaşmada başarısız kalınca, devletin spora el atmasıyle; yerini 1936’da (Türk Spor Kurumu)na bırakmış, 29 Haziran 1938 gün ve 3530 sayılı kanunla da, Başbakanlığa bağlı, (Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü) kurulmuştur. Ancak, yurdun her alandaki atılımlarına bir türlü ayak uyduramamak, 3 Kasım 1968 gün ve 4951 sayılı kanunla, (Gençlik ve Spor Bakanlığı) nın kurulmasına neden oldu ve B.T.G.M.lüğü bu bakanlığa bağlı olarak Türk sporunu yürütme görevine devam etti.
24 Federasyon ve yüzlerce milyon lira ödenekle çalışmalarını sürdüren “BEDEN TERBİYESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ” de umulanı veremeyince, 1.5.1986 da yürürlüğe konan, (SPOR YASASI) ile, Türk sporunun kalkınması, Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı “BEDEN TERBİYESİ SPOR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ”nün uhdesine verilmiş bulunuyor.
1987 yılı bütçesi 26 milyar lira (yaklaşık 35 milyon Amerikan doları) olan bu genel müdürlüğe ayrıca, başta yüklü fonlar olarak maddi çok büyük olanaklar sağlanmış ve bu kaynaklara dayalı bir çok tesislerle alt yapının kısa sürede gerçekleşmesi garanti altına alınmıştır.
Alınan bu tür esaslı tedbir ve sağlanan geniş imkanlarla Spor Genel Müdürlüğünün, görevini başarı ile yürüteceği görüşü egemendir. Ancak, kurulu spor düzenimiz gerçekten de çok güçlü; devlet ve millet için büyük fedakârlık olan bu desteği, layık olduğu ölçü de değerlendirebilecek midir?!… Bu soruya olumlu cevabı, gönlümüzün yıllardan beri süre gelen başlıca özlemidir….

FENERBAHÇENİN KURULUŞ ve GELİŞMESİ

Fenerbahçe Spor Kulübü, Türk gençlerinin futbol sporuna duydukları ilgi ve sevgiden doğmuş ve kurulmuştur. Moda da oturan İngilizlerin 1895 yılında modern futbolu oynamaya başlamaları, çevredeki Türk gençlerinde ilgi uyandırmış ve bu sporu onlara sevdirmiştir.
Bu gençlerden deniz öğrencisi Fuat Hüsnü Kayacan’ın 1899 yılında, Fenerbahçe stadının bulunduğu çayırda meşin yuvarlağa yaptığı vuruşlar sırasında, arkadaşları Reşat Danyal ve Mehmet Ali ile dile getirdikleri, (BİZ DE BİR FUTBOL TAKIMI KURUP OYNAYABİLSEK!..) özlemi, Türk gençleri arasında, (BLACK-STOKİNG F.C. = SİYAH ÇORAPLILAR FUTBOL KULÜBÜ)nün doğmasına neden oldu. Ancak, monarşi rejimi, kırmızı-beyaz formalı ve rejimin engellenmesinden korunmak amacıyle, BLACK- STOKİNG adı altında kurulan bu ilk Türk spor ve futbol topluluğunu hemen dağıttı.
Aynı gençlerin bir bölümü, yeni katılanlarla beraber, 1902 de Fenerbahçe stadı karşısında Haliliye-i Mahmudiye okulunun altındaki Hurşit Ağa’nın kahvehanesinde, bu kez, ad değiştirerek, (KADIKÖY FUTBOL KULÜBÜ) adı altında toplandılar. Ancak, daha sert hafiye baskını bu girişimi de engelledi ve Fuat Hüsnü, Mehmet Ali, Fahri, Emcet, Mustafa, Şevki, Kemani Nuri, Tanburacı Osman Pehlivan ve Nureddin adlı gençler, kısmen yakalanıp, dağıtıldılar.
Bu 2 girişimi izleyen yıllarda duyunu umumiye memuru Ziya Songülen, Osmanlı Bankası memuru Ayetullah, Deniz öğrencisi Necip Okaner, Alman lisesinden Hassan Sami Kocamemi, St. Jozeph talebesi Galip Kulaksızoğlu, Hintli adıyla anılan Asaf Beşpınar ve Hakkı Saffet Tan her akşam İngiliz ve Rumların futbol maç ve antremanlarını hep beraber izlemekte devam eder ve Moda İngiliz Kulübünde Bobi takma adıyla yer alan Fuat Hüsnü’yü gıpta ile seyrederlerken, ağabeylerinin 2 kez engellenmiş büyük ideallerini unutamamaktadırlar.
1907 ilkbaharında gene bir maç dönüşü, Ziya, Ayetullah ve Necip, bu sonuncunun Moda Beşbıyık Sokaktaki evinde çay içerlerken, sönmeyen ideallerini bir kez daha başarmaya yönelirler. Monarşi rejimi artık son yılını yaşadığı ve gevşediği için, girişim bu kez tutunmuş ve Sarı-Beyaz gömlekle lacivert külotlu, (FENERBAHÇE FUTBOL KULÜBÜ), çalışmalarını sürekli olarak sürdürebilmek olanağına artık kavuşmuştur.
Burada, çok önemli bir noktayı artık aydınlığa kavuşturmak gerekiyor:
1907 mi, yoksa 1899 ?!…
Biz Türkler gerçekçi insanlarız. Ama, çok kez gerçeklerin derinliklerine inmeyi ihmal ederiz. Oysa çağımız artık her alanda öze ve temele inmeyi gerektiriyor. Fenerbahçe Spor Kulübü, sürekli çalışma dönemine 1907 de girebilmek olanağına kavuştuğu için, sanki o yıl kurulduğu görüşüne saplanıldı ve türlü başarı ve gaileler arasında bu önemli konu uzun yıllar ihmal edildi…
Oysa; Fenerbahçe yi 1907 de sürekli olarak faaliyete sokan Ziya, Ayetullah ve Necip adlı Moda’lı gençler, bu girişimlerinde gene aynı semtten ağabeylerinin 1899 ve 1902 yıllarında yaptıkları ve monarşi rejimi baskın ve sürgünleri nedenleriyle, yaşatamadıkları bir Türk futbol kulübü kurup yaşatmak amacını gütmüyorlar mı idi?…
İşte; 1899 daki ilk girişimin öncülüğünü yapanlarla, Kadıköy Futbol Kulübü ve Fenerbahçe Futbol Kulübü adları altındaki girişimlerde bulunanlar da, gene aynı yörenin aynı ideali taşıyan ve sürdüren gençlerden başkaları değildi. Üç girişimde de amaç, toplum ve çevre aynıdır. O halde, Fenerbahçe’nin gerçek kuruluş yılı da 1899 dur. O yıl kurulmuş, ancak engelleyici rejim nedeniyle, üstüste 2 kez kapatılıp dağıtılmış ve sürekli faaliyete 1907 de geçebilmiştir.
Black-Stoking F.C. veya Kadıköy Futbol Kulübü adları, amaç karşısında birer araçtılar. Nasıl ki, daha sonraları, 1905 de bile, Galatasaray öğrencileri, okul içinde kurdukları halde, kulüpleri için uzun süre GLORlEUX = (ŞANLI) ve AUDACE = (CÜRET) adları üzerinde durmuşlardır. Dernek kurma yasağı Türk gençlerini yabancı ad seçmeye zorluyordu!…
Fenerbahçe Spor Kulübünün 1899 da kurulduğunu, mensupları için ihmalkârlık sayılmak gereken bir gecikmeden sonra, 1960 lardan beri öne sürerken gördüğümüz anlayış, hukuki yönden henüz resmiyete dönüşmemiştir. Gerçi, bu gecikme büyük bir kayıp değildir.. Ancak, gerçeğin bilinmemesi ve kavranmaması kayıp olur. 1940 lara kadar tüzüklerinde (kuruluş) yılını 1909 olarak öne süren Beşiktaş Kulübünün, gerçek kuruluşunun 1903 olduğunu görüp, uzun yıllar sonra bu son seneyi kabullenmiş olması da bu konuda kanıtlayıcı örnektir.

FENERBAHÇENİN ZOR YILLARI

Fenerbahçe Futbol Kulübü, Ziya Bey Başkan, Ayetullah Bey Genel Sekreter ve Necip Bey de Genel Kaptan ve Veznedar olarak, yaşamını sürdürürken, ilk yıl:
ASAF ZİYA, SAMİ – AYETULLAH, MAZHAR, GUSTAV HAENNİ, NECİP – FETHİ, GALİP, HÜSEYİN, HASAN, ARMİTAGE ve NEVZAT kadrosuyla başarılı idi. Ancak, her yönden yokluklarla savaş ve başta Reis Ziya Bey olarak, bazı elemanların kısa sürede istifaları veya görev gereği çevreden uzaklaşmaları, bunalımlar yaratmış ve 1909 da girilen ligde sürekli eleman sıkıntısı çekilmiştir.
Kulübün adının (FENERBAHÇE FUTBOL KULÜBÜ) nden (FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ)ne; renklerinin de (SARI-BEYAZ)dan (SARI-LACİVERT)e çevrilmesinden medet umulduğu bu dönemde, şuradan-buradan ve yabancı gemilerden ödünç futbolcularla kurulan takım 2 yıl üst üste 5. oldu.
Fenerbahçe Kulübünün zaten pek düzenli olmayan arşivleri 1932 yılında tümüyle yandığından Galatasaray Kulübü ve müzesini ziyaret fırsatı bulduğumuzda, gözümüze ilişen bir vesika çok ilginçtir:
(MODA, 12 Ocak 1911) gün ve (Fenerbahçe Spor Kulübü 2. Reis ve Sekreteri: Ayetullah) imzalı ve lig komitesine Fransızca yazılmış bu vesika şöyledir:
(NOT ALMANIZI RİCA EDERİM Kİ, NİCO, SOTİRİ, MİLTO, COSTE, ESETİS, COSTİCO ve İMOJEN’İN MÜRETTEBATI KULÜBÜMÜZE MENSUPTURLAR.)
Bu tarihsel vesika, Fenerbahçe’nin 1910-11 liginde, mevsim ortasında ne zor durumda bulunduğunu ve kimlere muhtaç kaldığını çok açık olarak ortaya koyuyor… Zaten, bu sıralarda dağılmanın da eşiğine gelinmiş ve önce (PAZAR- YOLU), daha sonra da (ÜSKÜDAR) semt kulüplerinden gelen birleşme önerileri, herkesin göz diktiği, (FENERBAHÇE) ismi feda edilmediğinden, sonuçsuz kalmıştır.

ELKÂTİPZADE MUSTAFA ADLI BİR ÜYE…

Henüz lokali bile olmayan, göçebe ve yokluk içindeki Fenerbahçe’yi bu ağır zorluklar ve bunalımdan, 1911 yılı yaz aylarında (ELKÂTİPZADE MUSTAFA) adlı bir yeni üye kurtardı.
Bu gayretli, fedakâr ve uzakgörüşlü zat, öncelikle (Robert College), (St. Jozeph) ve (Kadıköy Numune Mektebi) olarak, okul ve arsalardan yetenekli gençler topladı. A takımını tamamladığı gibi, Türkiye’de ilk kez Genç takımlar kurup, kulübün geleceğini de güvence altına aldı.
Ligde 2 yıl başarısız olan Fenerbahçe, bu atılımla, üçüncü yıl hiç yenilmeden İstanbul şampiyonluğunu kazanmıştır. Genellikle:
ALİ SAİT – GALİP KULAKSIZOĞLU (k), ARİF EMİROĞLU – HÜSEYİN İZZİ, ÇERKEZ SABRİ, KEMAL AŞKIN – HİKMET TOPUZ, SAİT SALAHADDİN CİHANOĞLU, HASAN KÂMİL SPOREL (NÜZHET BABA), OTOMOBİL NURİ ve MİÇO tertibinde oynanıp kazanılan bu sürpriz 1911-12 İstanbu şampiyonluğu ligin yegane müslüman Türk kulübü olan Fenerbahçe’ye yaşama gücü aşılamış ve kulüp Altıyolağzı’nda 2 odalı bir lokal kiralamak olanağına kavuşmuştur.
Balkan savaşı nedeniyle yapılamayan 1912-13 lig maçlarından sonra, 1913-14 şampiyonluğu da, genellikle:
GABRİS ARSLANYAN – GÂLİP (k), ARİF KEMAL, WİLHELM KOHLHAMMER, SABRİ – HİKMET, SAİT, HASAN KÂMİL (NÜZHET), NURİ ve MİÇO tertibindeki güçlü ve anlaşmış Fenerbahçe takımı tarafından, yine yenilmeden kazanılınca bu kulüp etrafında beliren sevgi çemberi iyice genişlemiştir.
1914 – 15 mevsimi şampiyonluğunu da :
ARSLANYAN – F. NURİ ATASAYAR, ARİF, SÜREYYA MİTHAT, SABRİ, İZZİ, J. SADIK, HİKMET, SAİT GÂLİP (K), NÜZHET, NURİ, MİÇO ve TRİPO’dan oluşan kadrosu ile ve tekrar yenilmeden ve üst üste 3 üncü kez kazanmak başarısını gösteren ve 10 yılda en çok birincilik alacak kulübe verilmek üzere 1904 de İngilizler tarafından Londra’dan getirilen tarihsel Şild’e de sahip olan Fenerbahçe, futbol tarihimizde ilk kez 1914’de tertiplenen GENÇ TAKIMLAR ŞAMPİYONLUĞU’nu da kazandı.
Bu genç takım, 9 yıl sonra kurulan ilk milli takımlarımıza CAFER ÇAĞATAY, REFİK OSMAN TOP, FEYZİ BARON, ALAADDİN BAYDAR, ZEKİ SPOREL, ve BEKİR RAFET TEKER olarak, 6 eleman vererek Türk futbol tarihinde olağanüstü bir üne ulaşmıştır.

KUŞDİLİ LOKALİ

Yenilgisiz kazanılan şampiyonluklar ve yayılıp büyüyen sevgi hâlesi Fenerbahçe kulübünü her yönden yüceltmekte idi. 1911’de sığındığı futbolcu, mühendis Kemal Aşki’nin bahçevan kulübesinden, 1912’de geçtiği Altıyolağzı Çilek Sokağıyle Söğütlüçeşme Caddesinin birleştiği köşedeki 2 odalı lokal de artık dar geliyordu. 20 Mart 1914 de görkemli bir törenle Kuşdili’nde, dere kenarında geniş bahçeli çok şirin 2 katlı büyük köşke geçildi.
Fenerbahçe kulübü bu Kuşdili lokalinde 5/6 Haziran 1932 yangınına kadar, 19 yıl barındı. Büyük şöhret ve sevgiyi burada kazandı… Yüce ATA’nın 5 Mayıs 1918’deki tarihsel ziyaret ve takdirlerine bu güzel lokalde ulaştı ve, nihayet, Kurtuluş savaşına silâh ve insan kaçırdığı ve işgalci güçlere düşmanca davranışlarda bulunduğu suçlamalarıyla, süngü takmış bir İngiliz birliği tarafından, bu lokalde iken bir süre kapatılıp, Başkanı Sabri (TOPRAK) bey Malta adasına sürüldü.
Fenerbahçe’nin KUŞDİLİ LOKALİ spor tarihimizde, örneği olmayan, çok zengin ve hareketli bir spor sitesi hüviyetini taşımıştır. Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hamit Hüsnü Kayacan’ın gayretiyle, önce bir kayıkhane, daha sonra beton paten sahası, hemen yakınına 2 tenis kordu yapılmış, büyük salona da ring, güreş minderi konup aletli jimnastik gereçleriyle bir spor sitesi yaratılarak burada günün her saatinde canlı faaliyetler yaşanmıştır.
Dar bir alanda 20yi aşan spor dalının bu derece yoğun olarak çalışması yurdumuzda, günümüze kadar, sadece Fenerbahçe kulübünün Kuşdili Lokalinde ve 1918 – 32 yıllarında görülmüştür.

MÜTAREKE ve İŞGAL YILLARINDA:

Yurdumuzun tarih boyunca en mutsuz dönemi, hiç kuşkusuz, işgal yıllarıdır. 30 Ekim 1918’den 2 Ekim 1923’e kadar 5 yıl süren bu dönemde, Fenerbahçe Kulübü, başta futbolcular olarak, üyelerinin ulusal duygu, tutum ve çabalarıyla, yurda ve yurttaşlara ışık tutarak, gönülden sevilmiş ve işte, bu derin sevgi ile, bu dönemde parlayıp yükselmiş ve yücelmiştir.
Gene bu dönemde hiç bir Türk ailesi yoktu ki, bir veya birkaç evlat, ya da yakınını Çanakkale, Irak, Süveyş Kanalı ve Filistin cephelerinde İngiliz ve kısmen de Fransızlar karşısında şehit vermenin taptaze acılarını yaşamakta bulunmasın!..
Bu durumda, galip ülkelerin desteğiyle ve arkadan hançerlercesine, son yurd parçası Batı Anadolu’ya saldıran Yunan ordusuyla girişilen istiklâl Savaşı da bahtsız Türk ulusunu son bir ölüm- kalım mücadelesine sürüklemiştir.
İşte, Fenerbahçe’nin İşgal ve Kurtuluş Savaşı yıllarında düşman takımlarıyla yaptığı 50 futbol maçında; özellikle, ufuklarında güneş batmayan dünyanın en güçlü ve galip imparatorluğu İngilizlere karşı her galibiyeti, acılar ve intikam duyguları içinde kıvranan Türk ulusuna ümit ve teselli kaynağı oldu ve yürekten kutlandı.
Fenerbahçe’nin İŞGAL VE KURTULUŞ SAVAŞI dönemi futbol kadrosunun tamamının, başta Askeri Tıbbiye olarak, Eczacı – Dişçi, Veteriner, Güzel Sanatlar Akademisi ve Fen Fakültesi mezun veya öğrencilerinden oluşması, Kader’in büyük İütfu ve mutlu bir rastlantı olarak kabul olunmak gerekir.Düşman çizmeleri altındaki İstanbul’da, milli duygularla yoğrulup, inanç ve azimle şahlanmış böyle aydın bir gurubun eriştiği mutlu başarılar hem kültürün spordaki olumlu etkilerini kanıtlamış, hem de Fenerbahçe Spor Kulübünü ulusuna sevdirip bağlamış ve yüceltmiştir.
O derecede ki, kaleci Dz. Tğm. Kenan Or (sonra Albay), sağbek Veteriner Ütğm. Nahit Çokbaşaran (sonra Şehit Albay), sağhaf Topçu Ütğm. Ethem Bellisan (sonra Albay), solhaf veteriner Ütğm. Kamil Rona (sonra Gen.) ve nihayet, Tabib Yzb Refik Kuntol (sonra Tabib Amiral) olarak, 5 as futbolcusunu kanlı SAKARYA SAVAŞLARI’na göndermiş olmasına karşın, her geçen gün iddialarını arttıran düşman takımlarını yenmeyi sürdürmekte devam edebilmesi ilginçtir.
Fenerbahçe Kulübünün, Ulusal Kurtuluş Savaşma silah ve adam kaçırmalardan başka, bu galibiyetlerle ulusunun inancını pekleştirmedeki yardımları, düşmanı o derece rahatsız etmekte idi ki, kulübü kapatıp Başkan Sabri beyi Malta’ya sürmesi bile, milli görevini, engellemek bir yana, daha yüksek azimle sürdürmeye neden olmuştur.
Lozandaki sulh heyetimize bile gurur verip destek olan ve heyet başkanına:
(HEPİNİZİ MESERRETLE TEBRİK EDER, GÖZLERİNİZDEN ÖPERİM.) Kutlama telgrafını gönderten, o tarihsel ve İngiliz gururunu bir kez daha kıran, (GENERAL HARRINGTON KUPASI), galibiyeti, Fenerbahçe Kulübünün, karanlık bir dönemde, ulusuna armağan ettiği sayısız mutlu ve anlamlı anılar arasındadır.

GOL YEMEYEN TAKIM :

İstanbul liginin 1922-23 şampiyonluğunu yenilmeden ve gol de yemeden, 58-0 gibi, dünya futbolunda eşi olmayan bir skorla kazanan Fenerbahçe takımı da işte, bu dönemin tümüyle yüksek okul mezunu veya öğrencilerinden oluşan o ünlü 11 dir :
ŞEKİP KULAKSIZOĞLU – H. KÂMİL SPOREL (K), CAFER ÇAĞATAY – KADRİ GÖKTULGA, Dr. İSMET ULUĞ, FAHİR YENİÇAY, SABİH ARCA, ALAADDİN BAYDAR, ZEKİ SPOREL, ÖMER TANYERİ ve Dr. BEDRİ GÜRSOY’dan oluşan ve ağır sorumluluklarının kavramı içinde, her zorluğa seve seve katlanan, Hastayım!… Sakatım!., demeden sahalara fırlayıp hem düşman, hem yerli rakipler karşısında başarıdan başarıya koşan bu yüksek kültürlü gençler, kabul olunmalıdır ki, en büyük şükrana hak kazanmışlardır. Bu günkü Fenerbahçe, hiç kuşkusuz onların eseri ve yurda armağanıdır. Vefakâr Türk ulusu’nun sevgi anıtı’nı sağlam temeller üzerine işte onlar diktiler. Şehit arkadaşlarının ve ağabeylerinin kahramanlık destan ve anılarıyla yoğrulu ve içinden Üniversite Rektörü, General, Amiral, Milletvekili, Doktor ve Eczacılar, Yüksek Kimya ve Makina Mühendisleri çıkarmış ve sporu ulusuna sevdirmiş 1919-23 dönemi Fenerbahçe takımı gibi kültürlü ve mümtaz bir kadronun Türk futbolunda eşsiz olduğu kesindir (1).

(1)— BU ÜNLÜ KADRO, OLAĞANÜSTÜ DE­ĞERİNDEN DOLAYİ, İLERDE TABLO H­LİNDE AYRICA SUNULMUŞTUR…

BAŞARILAR SERİSİ

Fenerbahçe’nin Kuşdili Lokali 5-6 Haziran 1932 gecesi tüm anılarıyla beraber yanınca, sevenleri çok üzülmüş, ama kulüp, yardımına koşanların başında BÜYÜK ATA sını görmekle teselli bulmuştur.
(Kâtibi umumî namına Hasan Rıza) imzalı ve (Fenerbahçe Spor Kulübü İdare Heyeti’ne), diye gelen:
(YENİ KULÜP BİNASI İNŞASINA YARDİM OLMAK ÜZERE, REİSİ CUMHUR HAZRETLERİNİN EMİRLERİ VE İŞ BANKASI İLE HEYETİ İDARE NAMINA 500 LİRA GÖNDERİLMİŞTİR. ALINDIĞININ İŞAR BUYURULMASINI RİCA İLE HÜRMETLERİMİ TAKDİM EDERİM EFENDİM.), Telgrafının gerçek anlam ve değeri, elbetteki bu tarihte 70 Reşat altını demek olan, 500 lira değildi. Gerçek ve paha biçilmez değer, Büyük Önder’deki Fenerbahçe sevgisine yeni bir kanıt oluşuydu.
Yüce Atatürk, Fenerbahçe’yi seviyor ve bunu her fırsatta ve uygun şekillerde kanıtlıyordu. 5 Mayıs 1918’de kulübü ziyaretindeki konuşmaları ve (Hatıra Defteri) ne yazdığı yazılardan sonra, bu duygularını defalarca ispatlamıştır…
Ruşen Eşref Ünaydın’dan dinlenen bir anı, ATA’mızın Fenerbahçe Kulübüne beslediği özel sevginin derecesini göstermeye yeter:
10 Ağustos 1928 Cuma akşamı Büyük Önder, 5 ziyaretçisiyle, Dolmabahçe Sarayındadır. Bunlardan Kulüp Başkanı Necmettin Sadak, Ruşen Eşref ve Mustafa Necati olarak, 3 ü Galatasaray’lı Sabri Toprak ve Vasıf Çınar olarak 2 si de Fenerbahçeli’dir.
Büyük Kurtarıcı o gün ezeli rakiplerin yaptıkları maç sonucunun 3-3 olduğunu sorup öğrendikten sonra:
— Öyle mi?!…. Zaten, biz de burada (3) e (3)le berabereyiz!.. BEN DE FENERBAHÇELİYİM!… demiş ve kendini Sabri Toprak ve Vasıf Çınar’la beraber olarak işaretlemiştir.
İşte, Yüce ATA’nın Fenerbahçeliliği kulübe manevi destekti. Yangın dumanlarının henüz tütmekte devam ettiği 1932/33 FUTBOL MEVSİMİNDE 4 kategoride birden şampiyon olmuş, sanki büyük felaket geçiren o değilmiş gibi, başarılarını sürdürmüştür.

“YABANCILARA KARŞI YÜZÜMÜZÜ GÜLDÜREN FENERBAHÇE!..”, den sonra, “MİLLİ TAKIMA 7 FUTBOLCU VEREN FENERBAHÇE!…”, sloganları, bütün anlam ve ihtişamlarıyla bu tarihten sonra yaygınlaştı ve tarihine yeni yeni mutlu sayfalar eklenmeye başladı.
Bu başarılar içinde öyleleri vardır ki, yurdumuz sporu için, adeta Hukuk ilmindeki ilk iktisap hakkı gibi, artık yalnız Fenerbahçe Spor Kulübü’ne aittir ve şerefleri de ebedidir.
Bu tür başarıların bir bölümü, “Fenerbahçe’nin özellikleri” konusunda ilerde sunulmakla beraber, birkaçı örnek olarak aşağıda gösterilmiştir:

  • 26 Ekim 1923’de Romanya’ya karşı oynayan ilk Ay-Yıldızlı Takıma 7 futbolcu veren kulüptür.
  • İlk katıldığımız olimpiyat olan 1924 Paris kadrosunun 11 inden 6’sı Fenerbahçe mensubudur.
  • Uluslararası resmi organizasyonlarda birincilik alan ilk ve yegane Türk Kulübü olarak, 1967-68 mevsimi BALKAN FUTBOL ŞAMPİYONLUĞUNU kazandı.
  • Futbolda 50 milli maçla altın madalya kazanan ilk Türk futbolcusu LEFTER’in kulübüdür.
  • Resmi AVRUPA KUPALARINDA, 1986-87 sonuna kadar 20 kezle Türkiye’yi en çok temsil eden kulüptür.
  • 58/0 ve 47/1 gibi skorlarla lig şampiyonu olmak ve bir mevsimde resmi 5 şampiyonluk kupası kazanmak gibi futbol dünyasında örnekleri duyulmamış başarıların sahibidir.
  • 1986/87 yılı sonunda, Türkiye’nin futbolda en fazla resmi şampiyonluk kazanan kulübüdür.

35 SPOR DALINDA

Fenerbahçe Kulübü, ayrıca, konularında ayrıntılı olarak görüleceği üzere, 80 yılda çalışma programlarına aldığı 35 spor dalının bir çoğunda başarılı olmuş ve Türk sporuna bu branşlarda da öncülük etmiştir.

  • Olimpiyatlar tarihinde, (güreş) dışında bayrağımızı ilk kez bir Fenerbahçe’n atlet, (RUHİ SARIALP) şeref direğinde dalgalandırdı. Yine bu atletimiz Avrupa 3.lüğü kazanan ve Avrupa karmasına seçilen ilk Türk’tür.
  • Fenerbahçeli 4 atlet, yine Ruhi Sarıalp, Osman Coşgül, Mustafa Batman ve Ekrem Koçak Ordulararası Dünya Şampiyonlukları kazandılar.
  • Fenerbahçe boks sporunda Avrupa dereceleri aldı ve Avrupa karmasına eleman verdi.
  • Sırrı Acar gibi Avrupa ve Dünya Şampiyonlukları kazanan güreşçi yetiştirdi.
  • Tenisçileri Türkiye’yi ilk kez Balkan Şampiyonluğuna ulaştırdılar.
  • Kürek sporunda Golden Skyf’i 8 Avrupa ülkesi arasında Türkiye’ye Fenerbahçeli Tonguç Türsan kazandırdı.
  • Yüzme’de yurdumuza ilk 1 .Iiği 1953 Frankfurt yarışlarında 1500 metrede bir Fenerbahçeli yüzücü, YILMAZ ÖZÜAK sağladı.
  • Fenerbahçeli EFE AYDAN Türk Milli Takımı Kaptanı iken, bir diğer Fenerbahçeli TRİANO aynı tarihlerde, 1986 Dünya şampiyonasında, Kanada Milli Takımı kaptanlığını yapıyordu. Bir takımın 2 elemanının aynı zamanda 2 milli takım kaptanlığı görevinde bulunmaları basketbol tarihinde belki eşsizdir.
  • 1965/66 mevsiminde 8 spor dalında takım halinde kazandığı 19 ve 1984/85 de yine 8 dalda ve yine takım halinde sağladığı 18 İstanbul ve Türkiye şampiyonluklarıyla, Fenerbahçe Kulübü, kırılması çok zor rekor ve başarılara sahip olmuştur.

Bu verimli çalışmalar nedeniyledir ki, Türk sporuna 18 dalda bine yakın MİLLİ SPORCU yetiştirip sunan Fenerbahçe Spor Kulübünün, 1932 yangınında kül olan müzesinde, 200 e yakın mükafât varken, 1986/87 sonundaki Fenerbahçe müzesi 2500 ün üstünde ödül ile dolup taşan bir zenginlik kazanmış bulunuyor.

ACI TARAFLAR

Sportif alandaki bu yüksek ve bir bölümü eşsiz başarılara karşın, Fenerbahçe Kulübü, ne yazık ve acı ki, tesis ve yatırım yönünden son 30 yılda pasif bir tutuma saplanmış ve becerili bir kulüp ve toplum olarak görünmemiştir. Sonunda, ezeli rakiplerinin yalnız gerisinde kalmadı, onların tesis ve mülk sahipliği hüviyetlerinin dışında ve sakıncalı bir duruma itildi.. Oysa, 20-25 yıl öncelere kadar Türkiye’de tapulu stada malik yegâne kulüp olmak avantajına yalnız Fenerbahçe Kulübü sahipti. Bu gerilemede, yönetimdeki yanlışların ve bir türlü kollektif ve planlı çalışma sisteminin uygulanamamasının rolü birinci derecededir.
Fenerbahçe, 1950’li yıllara kadar, yalnız sporda değil, yatırım ve yapıcılıkta da ilerici ve atılgandı. Union Clup sahasını 1929 da kiralayıp (Fenerbahçe Stadı) adını verdikten sonra, 1932 de satın alıp onarmış ve 1947/49 yıllarında kendi gücü ve kuruşa kadar değer veren tasarrufuyle 25 bin kişilik yeni ve beton tribünlerle de büyütülmüştü.
Ancak, 1955 yılında kulübe hiç yük olmadan, Atletizm pistinin 5 yıl bölgeye kiraya verilmesi karşılığı, kapasiteyi 60 bin kişiye yükseltme ve mevcut 200 bin lira ile de, kapalı salonlu kulüp binası yapma olanağını, bütün plan ve formaliteler hazırken, inanılmaz bir ihmalle tepmek gafletini her zaman acı acı anmak gerekir.
Zararı o zamanlar pek kavranmayan bir gaflet dönemi yaşanmasa ve sağduyu egemen olsaydı, Fenerbahçe kulübü Ankara 19 Mayıs ve İnönü stadları mimarı VİETTİ VİOLİ tarafından hazırlanan planlar gereği, 60 bin kişilik ve bugün milyarlar değerinde bir stadın daha 25-30 yıl önceleri sahibi olacak ve sırtı hiçbir zaman yere gelmeyecekti!…
Yeni 25 bin kişilik tribünlerle yarısı 2,5 milyon liraya satış, yarısı da bir süre intifa hakkı karşılığı, 1964 yılında, yeniden yapılmak üzere, Beden Terbiyesine devrolunan Fenerbahçe stadı, yapım ve seyirci kapasitesi bakımınlarından düşük ve küçük ve tamamlanmamış olarak, 1982 de açıldı. Ancak, bu stat bugünkü hüviyet ve presantasyonuyla, Fenerbahçeliler için, itiraf olunmalıdır ki, bir gaflet simgesi olmaktan başka bir önem taşımamaktadır. Fenerbahçe Kulübü B.T.G.M. ne altın vermiş; karşılığında, 18 yıl sonra, o da ödünç olarak bakır almıştır. Gerçek budur!…
Stad yapımının bitmesi beklenirken, 2 Eylül 1967 de Dereağzı ve 18 Haziran 1969 da da Sosyal Tesisler törenlerle açıldılar.
Bu 2 tesis dışında, 1981 ve 1982 de Asbaşkan Ömer Çavuşoğlu’nun şahsen yaptırdığı mükemmel çim antrenman sahasıyla, Mete Has’ın yaptırdığı lokal tamirat ve restorasyonu ve bahçe, başlıca yararlı girişimler oldular… Ancak, Fenerbahçe gibi bir kulübün, artık kendi malı antrenman alanlarıyla kapalı salonu, uygun bir kamp binasıyla mükemmel bir kulüp lokali ve bunları takiben de bir olimpik yüzme havuzuna sahip olması zorunluğunu vurgulamaya bile gerek yok. Hatta, bu yolda çok geç kalındı.. Ancak, hemen kollan sıvayıp kaçan zamanı yakalamak gerek.. Fenerbahçe için, en uygun yer dereağzı sahasıdır ve uzaklara gitmek gafletine düşülmeden, buranın Vakıflar’dan sağlanması işine hemen girişmek gerekir. Bilinmelidir ki, kısmen bile temini halinde, bu saha Fenerbahçe’nin en büyük güvencesi olur.
Toprağı Kulübe ait olmayan bu günkü tesislere hiç güvenmemek gerekir. Yarın esebilecek ters bir rüzgarın 80 yıllık Büyük Fenerbahçe’yi, bir iz bile bırakmadan ve göz yaşına da bakmadan, buralardan söküp atması tehlikesinin her an var olduğu bilinmelidir.
Gene bilinmelidir ki; Fenerbahçe kulübü bu alanda, yani güvence yönünden, en korumasız kulüptür. Şu veya bu kulübün, filan veya falan makam veya zata güvendiği çok görüldü ve görülüyor.. Ancak, Fenerbahçe Kulübü’nün, yararın sadece kendinden gelebileceğini kavrayıp, gözlerini dört açması gerekir!..
Şu veya bu kulübün gücünü kaybetme, hatta yaşamını yitirmesi önem taşımayabilir. Çoğalan şehir ve müessese kulüplerinden birinin çökmesi halinde bir yenisi, hatta daha güçlüsü kolayca kurulabilir. Oysa, yeni bir Fenerbahçe kurmak ve yaratmak olanaksızdır. Tarihin son 70/80 yılının geri gelip bir kez daha yaşanması gerekir. Yeni bir Osmanlı İmparatorluğu, yeni bir 1. Dünya ve İstiklâl Savaşları, Mütareke ve İşgâl dönemi yaşamak, yüzbinlerce şehit verip acılar içinde inleyen bir ulus ve yeni bir kurtarıcı Atatürk yaratmak gerekir. Bunların ise, hiçbirinin gerçekleşmesine olanak bulunmadığına göre, o çok görkemli geçmişi ve ünü ile, yeni bir Fenerbahçe yaratabilmenin de söz konusu olamayacağı açıktır… İşte Fenerbahçe’nin eşsizlik ve yüceliği buradadır. Yarattığı tarihin zenginlik ve görkemindedir!…
Fenerbahçe gibi Türk sporuna, hatta kısmen de olsa, ulusuna ışık tutmuş bir müessesenin bütün fedakâr ve cefâkeş kurucularını, aziz ve kahraman şehitlerini, yükselmesinde ter dökmüş sporcu, yönetici ve üyelerini saygı ve rahmetlerle anmak gerekir.
Bu çok büyük ve değerli kütle arasında bir ayırım yapabilmek olanaksız olmakla beraber, Yüce Atatürk başta olarak, özellikle çok genç yaşta ebediyete göçen AYETULLAH Bey ile, GALİP KULAKSIZOĞLU, MUSTAFA KÂTİPOĞLU, SABRİ TOPRAK, Dr. HAMİT HÜSNÜ KAYA CAN ve ŞÜKRÜ SARAÇOĞLU, değişik dönem, alan ve konulardaki hizmet, gayret ve destekleriyle, ad ve anıları her zaman ve sonsuz şükranlarla yâdâ lâyık Fenerbahçelilerdir.

ÇALIŞMA DALLARI

Fenerbahçe Kulübü, sürekli faaliyete geçiş yılı olan 1907 den 1986/87 mevsimi sonuna kadar, 35 spor dalında çalıştı. Bunlar:

FUTBOL, ATLETİZM, İZCİLİK, PATEN, ÇAYIR HOKEYİ, PATENLİ HOKEY, KAMP, TENİS, ESKRİM, BOKS, GÜREŞ, HALTER, RUGBİ, MASA TENİSİ, HALAT ÇEKME, ALETLİ JİMNASTİK, BEYZBOL, KRİKET, OTOMOBİL, AV, BİSİKLET, KÜREK, YELKEN, YÜZME, ATLAMA, SUTOPU, SU KAYAĞI, BİLARDO, BRİÇ, SALON FUTBOLU, VOLEYBOL, BASKETBOL, HENTBOL, FİKİR ve SAHNE ve JUDO dallarıdır.

Bu çalışmaların bir kısmı rakipsizlik yüzünden, sürekli çalışma sürecine girmeden bırakılmış, bazısı umulan ilgiyi görmemiş, bir kısmı da pahalı spor olduklarından devam olunmamıştır. Fenerbahçe, son 20/30 yıldır sürekli olarak aşağıdaki dallarda faaliyet gösteriyor:
FUTBOL, ATLETİZM,MASA TENİSİ, BOKS, GÜREŞ, YELKEN, VOLEYBOL, BASKETBOL ve KÜREK. Zaten, 1965 tüzüğünün 33. maddesi, meşgul olunan spor dallarını, yukarıdaki 9 dala yüzme’yi de ekleyerek, 10 dal olarak göstermiştir. Fenerbahçe bu dalların hepsinde başarılı oldu. Sayısız şampiyonluklar aldı. Hatta, aynı mevsim, yani 1965/66 da tüzüğün saydığı 10 daldan 8 inde, takım halinde tam 19 İstanbul ve Türkiye şampiyonluğu kazandı. Bu şampiyonluk sayısının ülkemiz için rekor olduğunu hatırlatırken, daha sonraki tüzük değişiklikleriyle şube adlarından artık söz edilmemektedir. Bundan şu anlamı çıkarmak mümkündür:
Fenerbahçe kulübünde çalışma alanları, yönetim kurullarının görüşleriyle, yasal yükümlülükler ve kulübün mali durum ve gücüne göre ayarlanır olmuştur.
Bu uygulamanın başarı ve özellikle, sürekli başarı için sakıncaları aşikâr bulunmakla beraber, zorunlu olduğunu da kabul etmek gerekir. Burada önemli olan husus, yasaların profesyonel futbol takımına sahip kulüpleri yükümlü kıldığı enaz 5 dal üzerindeki, lafta kalan, çalışmalardır.
Fenerbahçe kulübü, Türk sporuna hizmet uğrunda birçok branşta uzun yıllar öncülük etti. Ancak, bu fedakârlıkları hiçbir zaman takdir olunmadı. Oysa, artık bu çeşit fedakârlıklara katlanmak sakıncalı hale gelmiştir. İhtisas kulüpleri kurulmuş, çok geniş olanaklara sahip müessese kulüpleri türemiştir. Bunlarla reka bete girişmede sınırlı davranmak zorunludur.
İşte, bu zorunluluk, Fenerbahçe’yi önce kendini düşünmek durumuna itmiş bulunuyor. Kulübü futbol yaşattığına göre, geri kalan 4 spor dalı hangileri olmalıdır?..
Türkiye’de futuboldan sonra en fazla ilgi çeken dal Basketbol’dur. Fenerbahçe taraftarları ve genç kuşak bu sporu seviyorlar. Zaten yurdumuzda Basketbol’u uygulayan ilk kulüp Fenerbahçe olduğuna göre, 2.dalın Basketbol olması tartışmasız kabul olunmak gerekir.
Bundan sonraki dalların önem dereceleri hissidir. Örneğin; Fenerbahçe denince, akla kürek sporunun gelmemesi olanaksızdır. Çünkü, bu dalda da Türk sporuna yıllarca öncülük eden kulüp odur. Aynı durum ve görüş boks sporu için de geçerlidir. Şu halde, futbol, basketbol, kürek ve bokstan sonra, zorunlu 5. dal atletizm olursa diğer branşların uygulanmaya konmaları, imkân ve duruma göre tartışılabilir.
Fenerbahçe, bir spor kulübü olduğuna göre; gönül, hiç kuşkusuz, yine bir çok dalda iddialı faaliyetler göstermesini ister. Ancak, şu sıralar, Fenerbahçe için tesis ve yatırım dönemi olmalı, gayret ve çabalar, futbol şubesiyle beraber, bu yolda yoğunlaşmalıdır. Geleceğini garantiye aldıktan, yani kendi öz malı tesislere sahip olduktan sonra, elatacağı her dalda başarıya ulaşacağına 80 yıllık geçmişi bütün görkemiyle Türk sporunda kanıttır.
Bu hususta, temel olarak, çalışma alanına giren dallardan söz ederken, şimdiye kadar uğraştığı 35 dalda ve tapular kendine ait olmamakla beraber, tesisleriyle stada da değinmekten gene de geri kalınmayacaktır.
İlk konu futboldur. Futbol imkân ölçüsünde geniş kapsamlı olarak sunulacaktır. Fenerbahçe kulübünü yaşatan ve genel durumuna da, her dönem için, ölçü alınabilecek dal olmasından dolayı…

FUTBOL

Fenerbahçe Spor Kulübü Türk futbolunun öncüsüdür. 80 yıllık çalışma süresinde yurt içi ve dışında yaptığı toplam 3353 maçlık faaliyette yarattığı ve aşağıda sunulan başarılar bu gerçeği kanıtlayacaklardır.
Fenerbahçe’nin futbol çalışmaları, bu kitapta, bidayetten 1986/87 sezonu sonuna kadar uzayan 80 yıllık dönemi kapsar. Fenerbahçe, bu süre içinde, toplam 39 ülkeye mensup, gene toplam 462 rakiple 3353 maç yaptı. Bunun 2041 ini kazandı. 702 sinde berabere kaldı ve 610 maçta da yenildi. Rakiplerinin 3212 sayısına 8240 gol ile karşılık verdi.
Fenerbahçe’nin bu 3353 maçı, rakiplere göre, 5 kategoride toplanır. Her kategoriye giren maçlar, ilk ve son karşılaşma yılları, sayısı ve sonuçlarıyla beraber, aşağıdadır. Burada gözönüne alınacak nokta alınacak nokta, bu sayıların Fenerbahçe’nin sağladığı sonuçları göstermesidir. Örneğin; Fenerbahçe, 96 istanbul takımı ile 1908/87 yılları arasında 1599 maç yapmış ve bunlardan 1078 ini kazanmış, 267 sinde berabere kalmış, 254 ünü de kaybetmiştir. Fenerbahçe, 96 İstanbul takımına 4710 sayı yaptı, onlardan da 1450 gol yedi:

Bu 3353 maç 18 değişik ad altında oynanmıştır. Fenerbahçe’nin 80 yıldaki bütün A takımları maçlarını kapsayan ve ayrı ayrı incelenecek olan bu 18 organizasyon, ilk maç tarihlerine göre ve sonuçlarıyle beraber aşağıda sunulmuşlardır:

Bu tablodaki organizasyonlardan (İSTANBUL ŞİLDİ) 1939 a, (MİLLİ KÜME) ve (İSTANBUL KUPASI) şampiyonlukları 1946 ve 1950 yıllarına kadar uygulandılar. (İstanbul Ligi) ile (Türkiye Amatör Şampiyonluğu) da amatör takımlar arasında sürüyor. Bu nedenle; bu kitapta, yukarıda adları geçen 5 organizasyondan özet olarak söz edilecek ve devam eden diğerleri ise, (Karadeniz Kupası) hariç, ayrıntılı olarak sunulacaklardır. İstanbul, Varna, Köstence ve Odesa şampiyonları arasında her yıl oynanması kararlaştırılan Karadeniz Kupası, henüz ilk yılında Odesa şampiyonuyla karşılaşılmadan yarım kaldı.
İstanbul profesyonel liginde 50 yıllık ilk kitabın yayınlanmasından sonra yapılan 1957/58, 1958/59 şampiyonlukları bu kitapta ayrıntılı sunulacaklardır.

İSTANBUL LİG ŞAMPİYONLUKLARI

Türkiye’de ilk futbol organizasyonu olan (İSTANBUL FUTBOL LİGİ), KADIKÖY FUTBOL KULÜBÜ kurucularından JAMES LAFONTAİNE tarafından 1904 yılı sonbaharında kuruldu.
İngiliz ve Rumların 1902 de kurdukları (KADIKÖY F.C.), İngilizlerin 1903 de kurdukları (MODA F.C.) ve Kadıköylü rumların 1904 de kurdukları (ELPİS) kulübüyle İngiliz Elçilik gemisi (İMOJEN) takımından oluşan bu lige, 1906 dan itibaren, Türk kulüpleri de katılmaya başladılar.
Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş… gibi profesyonel kadro kuran kulüpler, bu İstanbu mahalli liginde, deplasmanlı (Türkiye ligi) nin başladığı 1959 yılı Şubat ayına kadar A takımlarıyla yer almışlardır. Bu takımların son 2 mevsim maçlarını aşağıda sunuyoruz.

İSTANBUL 1957/58 LİG ŞAMPİYONLUĞU :

Şampiyona bir mevsim önceki 10 kulüp, yani, aldıkları derece sırasıyla, Fenerbahçe, G.S., İs-tanbulspor, Beykoz, Beşiktaş, Adalet, Vefa, Kasımpaşa, Beyoğluspor ve Emniyet arasında ve 2 devreli olarak 1 Eylül 1957 de İnönü stadında başladı.
Sezonu 4 Ağustosta 2 inci kez angaje olunan Macar İGNAS MOLNAR antrenörlüğünde açan Fenerbahçe, 1 Eylülde 45.193 lira ödeyen 25.206 biletli seyirci önündeki bu ilk maçta:

ŞÜKRÜ ERSOY – NEDİM GÜNAR, BASRİ DİRİMLİLİ – AVNİ KALKAVAN, NACİ ERDEM (K), NECDET ÇORUH – TURAN BAYRAKTUTAN, CAN BARTU, ŞEREF HAS, LEFTER KÜÇÜK, ve ERGUN ÖZTUNA kadrosu ve Şeref, Turan ve Ergun’un golleriyle Beşiktaş’ı 3-1 yenmiş, ikinci hafta, umulanın aksine, Galatasaray’a 2-0 yenilmiştir. Daha sonra Beykoz’u 1-0, Adaleti 3-1, Vefa’yı 5-0, Beyoğluspor’u 4-0, Emniyet’i 3-0 yenen Fenerbahçe, İstanbulspor’la 0-0 berabere kaldıktan sonra, Kasımpaşa’yı 2-1 yenmiş ve ilk devreyi 16 puanlı G.S. dan sonra 15 puanla 2. bitirmiştir.

Fenerbahçe, 2. devre Beşiktaş ve Galatasarayla 1-1 sonuçlarla berabere kaldı. Beykoz’u 2-0, Adalet’i 2-1, Vefa’yı 1-0, Emniyeti 5-1 yendi ve, taraftarlarını kahredercesine, 15 ve 23 Şubatta İstanbulspor’a 2-0, Kasımpaşa’ya da 2-1 yenildikten sonra, Beyoğluspor’u 5-0 yenip, 12 galibiyet, 3 er yenilgi ve beraberlik ve 13 e karşı 39 gol ve 27 puanla ikinci oldu. 14 galibiyet, 3 beraberlik, bir yenilgi ve 10 a karşı 48 gol ve 31 puanla Galatasaray 14. kez İstanbul şampiyonluğunu kazandı. İstanbulspor 23 puanla 3., Beşiktaş 22 puanla 4. oldular. Emniyet küme düştü.

Fenerbahçe’nin 1957/58 ligini, bir yıl önce şampiyon olan güçlü ve uyumlu kadrosuyla oynamasına karşın, kazanamamasının başlıca nedeni futbolcuların zaman zaman gereken ciddiyet ve yenmek azminden uzaklaşmalarıdır. Ayrıca, İstanbulspor ve Kasımpaşa’nın Fenerbahçe’ye karşı anane haline gelen dirilik ve hakemlerimizce göz yumulan sertliklerine, ne yönetim ve ne de takımca hiç bir karşı önlem alınmamış olması ve bu 2 takım karşısında pasif kalışın kolayca 5 puan ve dolayısıyla da şampiyonluğun kaybına mal olduğunu öne sürmek yanlış olmaz. Bu konuda, mevsimbaşı ve sonunda, basında yer alan aşağıdaki 2 görüş arasındaki uçurum, Fenerbahçe için talihsizliktir.

Milli takım tek seçicisi Eşfak Aykaç’ın 3 Eylül 1957 de, basına manşet olan demeci:
(— BU HAFTA BİR MİLLİ MAÇ OLSA, FENERBAHÇE’Yİ G.S. DAN TURGAY ve KADRİ İLE TAKVİYE EDER ve MİLLİ TAKIM OLARAK SAHAYA ÇIKARIRIM..)

Aynı mevsim sonunda, antrenör Molnar’ın 11 Temmuz 1958 günü basına demeci:
(— BU MEVSİM FENERBAHÇE’DE BİRLİK ve SAMİMİYET YOKTU, 1948 DEKİ RENK AŞKIYLA OYNAYAN ve ÇALIŞAN FUTBOLCU ve İDARECİLERİ ÇOK ARADIM. FUTBOLCULAR, PROFESYONEL OLDUKLARI HALDE, LÂUBALİ İDİLER. BAZI YÖNETİCİLER DE, BU FUTBOLCULAR ARACILIĞIYLA, BENİ SABOTE ETTİLER VE VERİLMEYECEK MAÇLARI VERDİK!..)

Ligin ilk G.S. maçının ilk devresinde sakatlanıp çıkan Ergun, Roma’ya tedaviye yollanmış ve bu mevsim oynayamamıştır. Fenerbahçe 10 kişi kalınca, G.S. 2. devre Salim ve Metin’in golleriyle maçı 2-0 kazandı. Bu maçın ilk devresini Celâl Bayar, misafir Afgan Kralı Zahit Han’la beraber seyretti.
Mevsimin özellikleri arasında, Cezmi Başar, Orhan Gönül, Bedri Çakır, Sulhi Garan, Faruk Talu, Hakkı Gürüz ve Ali Timur gibi kalburüstü sayılan hakemlerin yetersiz kalmaları nedeniyle, bir bölüm maça yabancı hakem getirilmesi de sayılabilir.

İSTANBUL 1958-59 LİGİ ve FENERBAHÇE’NİN 16. İSTANBUL ŞAMPİYONLUĞU :

1904 yılında başlayan İstanbul lig maçlarına, profesyonel kadro kuran kulüplerimiz 1958/59 mevsiminde son kez olarak katılmışlar ve bu tarihten sonra, artık deplasmanlı birinci Türkiye Liginde yer almışlardır.
Küme düşen (Emniyet) yerine (Karagümrük) ün katılmasıyla yine 10 kulüpten oluşan ve İnönü stadında oynanan mahalli profesyonel lige 27 Ağustos 1958 de başlandı.
Transfer ayında Şirzat’ı Beykoz’a, Turan ve Orhan’ı Karagümrük’e veren Fenerbahçe, Vefa’dan kaleci Özcan Arkoç, Emniyet’ten Osman Göktan, Hacettepe’den Yüksel Gündüz, Çubuklu’dan Hüseyin Yazıcı ve Adana Milli Mensucat’dan Mikro Mustafa Güven’i aldı.
Karagümrük kulübü, Galatasaraylı Kadri Aytaç’ı 57.500 liraya alırken, Türkiye’de 30 bin lira olan transfer tavanını iki katına yükseltmiş oluyordu.
Bu mevsim maç fiyatları da, 1. lig tertip komitesinin girişimiyle bir kat arttırılarak, zemindeki tel örgü arkası duhuliye bir, açık tribün 2, kapalı 4 ve numaralı tribün de 10 lira olmuştur.
Fenerbahçe, sezonu, 2 Ağustos’ta stadının tahta tribünler kısmında toplanan 2 bin küskün taraftara, 6.7.1958 kongresinde başkan seçilen T.B.M.M. Reis Vekili Agâh Erozan’ın şu kısa konuşmasıyla açtı;
(— AZİZ VE MUHTEREM FENERBAHÇELİLER; YENİ SEZON FENERBAHÇELİLERE VE MEMLEKETTEKİ BÜTÜN SPORSEVERLERE HAYIRLI VE UĞURLU OLSUN.. GÖSTERDİĞİNİZ YAKIN ALÂKAYA MÜTEŞEKKİRİZ. BÜTÜN FUTBOLCULARA VE FENERBAHÇELİLERE SAĞLIK VE BAŞARILAR DİLER, GÖZLERİNİZDEN ÖPERİM.) Bundan sonra Kurban kesilmiş ve Molnar kültürfizik yaptırmıştır.

Lige 30 Ağustosta Vefa’yı 5-1 yenerek başlayan Fenerbahçe, 6-0 lık Kasımpaşa galibiyetinden sonra, Galatasarayla 0-0 berabere kalmış, Beşiktaşı ise 4-1 yenmiştir. Karagüınrük’le 1-1 berabere kalan, Beykoz’u 2-0, Beyoğluspor’u 4-1, Adalet’i de 1-0 yenen Fenerbahçe’nin, ligin yenilmeyen 2. takımı İstanbulspor’la 30 Kasım 1958’deki maçı çetin oldu. 27.179 kişinin 76.720 lira Ödeyerek izlediği bu heyecanlı maçı:
ÖZCAN – NEDİM, BASRİ – AKGÜN, NACİ (K), AVNİ – MUSTAFA, CAN, ŞEREF, LEFTER ve YÜKSEL den kurulu Fenerbahçe, Şeref (3) ve Yüksel’in golleriyle 4-0 kazanıp ilk devreyi nağmağlup lider bitirdi. Bu başarısından dolayı takıma 250 şer lira süper prim verilmiştir.

İkinci devre Vefa’yı 3-1, İstanbulspor’u 1-0, Beykoz’u 3-0, Kasımpaşa’yı 4-0 yenen Fenerbahçe, 0-0 lık G.S. ve Beşiktaş beraberliklerinden sonra, galibiyetlerini sürdürüp Karagümrük’ü 4-1, Beyoğluspor’u 1-0 ve son maçta da Adalet’i 4-1 yenip, 14 galibiyet, 4 beraberlik ve 7 ye karşı 47 gol ve 32 puanla, yenilmeden, 16. kez İstanbul şampiyonluğunu kazandı. G.S. 30 puanla 2., Karagümrük 21 le 3. oldular.

Fenerbahçe, yaptıkları maç sayılarıyla beraber, hepsi de milli şu 18 kişilik kadro ile şampiyon oldu:
Lefter 18, Kaptan Naci, Avni, Akgün ve Can 17 şer, Şerefle Mustafa 16 şar, Basri ile Özcan 15 er, Ergun 12, Nedim 10, Osman 8, Yüksel 7, Necdet ve Şükrü 3 er, Niyazi, Saraceddin ve Hüseyin 2 şer maç.

Mevsimin ilginç olaylarını şöyle özetlemek mümkündür:
Fiyatların bir kat artmasına karşın, İnönü stadı yine yetersiz kalmıştır. Hakem konusu bu mevsim de problem olmuş, tanınmış bir çok hakemler yine yetersiz görünmüşlerdir. İlk devredeki 0-0 lık G.S. maçında Ergun’un nizami bir golünü iptal eden Bedri Çakır’ı Fenerbahçe Kulübü Federasyona şikayet etmiş ve yabancı hakem isteğini yinelemiştir. 1-1 lik Karagümrük maçında da Cezmi Başar’ın ceza çizgisi üzerinde verdiği anlaşılmaz bir serbest vuruş F.B. ye yenilgi tehlikesi yarattı. Bu olayı Hürriyet gazetesi şöyle yazdı:
(HAKEMİN FENERBAHÇE ALEYHİNE GOLLE SONUÇLANAN FRİKİK CEZASINI NEYE İSTİNADEN VERDİĞİNİ ANLAYAMADIK… CAN BERABERLİK GOLÜNÜ 4 KİŞİ ARASINDAN ZOR POZİSYONDA SIKI BİR ŞUTLA YAPTI… FENERBAHÇE ÇOK ÜSTÜNDÜ..)

Federasyon, mevsim başında aldığı yabancı hakem yasağını, nihayet 9. haftadan itibaren kaldırmak gereğini duymuş ve Fenerbahçenin ligde yenilmemiş diri ve sert İstanbulspor’la 30 Kasımdaki 4-0 lık çok önemli maçını Angelini, Janni ve Marengio’dan kurulu İtalyan triosu yönettiği gibi, diğer bir çok karşılaşmalara, yine İtalyan, Avusturya, Hollanda ve Belçika’dan hakem getirilmek suretiyle şampiyonluğun heba olma ihtimali önlenmiştir.
Takımların Eyübsultan’ı ziyaretlerine bu mevsim başlandı ve ilk gidenler G.S., Beşiktaş ve Karagümrük oldular.
Ligin yeni takımı Karagümrük’ün sivrilmesine karşın, G.S. ın mevsim başında 4 puan kaybetmesi, ünlü Remondini’nin çalıştırdığı Beşiktaş’la İstanbulspor’un, özellikle 2. devrede kısırlaşan oyunları Fenerbahçe’yi de etkilemiş ve bazı lâubali maçlar çıkarmasına ve Beyoğluspor maçında olduğu gibi, protesto edilmesine neden olmuştur.
İnönü stadında bu mevsim ilk kez görülen koro halinde protestolar 4.2.1959 da Karagümrük’ün Beşiktaş’ı 1-0 yendiği maçla doruk noktasına varmış ve kızgın taraftarlar ellerindeki bayrakları yakmaları da ilk defa görülüp üzüntüler yaratmıştır.
Fenerbahçe kulübü 1958/59 mevsiminde 16. kez olarak ve yenilmeden İstanbul lig şampiyonluğunu kazanan 18 kişilik kadroyu, rekor olan 3 bin lira ile ödüllendirdi.
Bazı lâubali ve ruhsuz oyunlar çıkarmasına karşın, 18 maçtan sadece 7 sinde yalnız birer gol yemesi, 11 karşılaşmada hiç gol yememesi, bu mevsim Fenerbahçe takımının gücü bakımından, ayrıca işaretlenmeye değer hususlardır.

İSTANBUL LİG ŞAMPİYONLUĞUNU KAZANAN KULÜPLER :

Birinci küme İstanbul lig maçları, 1904/5 mevsiminden 1. Türkiye ligi’nin kuruluş yılı olan 1959 a kadar, 55 yılda resmen 53 kez organize edilmiş ve 51 kez tamamlanmıştır. Organize edilmeyen ve yarım kalan 2 şer mevsim; nedenleriyle beraber, şunlardır:
1912/13 de Balkan savaşı, 1918/19 da İstanbul’un düşman güçlerince işgali şampiyonaların tertiplenmelerine olanak vermemiştir. 1919/20 de düşman topçu birliklerinin İstanbul’un yegane nizami sahası olan Fenerbahçe stadını işgali ve topçu hayvanlarını çayıra salıvermelerinden, şampiyona 3. haftada yarıda kaldı. 1927/28 maçları da Amsterdam olimpiyatlarına hazırlık nedeniyle, birinci hafta sonunda tatil edildi…
Bütün kümelerin katılmalarıyla, eliminasyon suretiyle yapılanlar da dahil olmak üzere, tamamlanan 51 İstanbul lig şampiyonasında sırasıyla, şu 44 kulüp yer almıştır:
İmojen (İngiliz), Kadıköy (İngiliz-Rum), Moda (İngiliz), Elpis (Rum), Galatasaray, Fenerbahçe, Strugglers (Rum), Progres = Altınordu, Rumblers (İngiliz), İst. Telefon Şirketi (İngiliz), Anadolu, Süleymaniye, Anadoluhisar İd.Y., Vefa, Darüşşafaka, Hilâl, Türk İdman Ocağı, Darülmuallimin, Beylerbeyi, Beşiktaş, Harbiye, Ortaköy, Fatih, Kumkapı, Haliç, Yenişafak, Üsküdar, Beykoz, Kasımpaşa, İkbaliye, Topkapı, Gürbüzler, Yıldız, Nişantaş, Bakırköy, İstanbulspor, Güneş, Eyüp, Beyoğluspor, Taksim, Davutpaşa, Emniyet, Adalet ve Karagümrük!
Fenerbahçe, tamamlanan ve sonuç alınan 51 İstanbul lig şampiyonluğundan 7 sine katılmamış, 44üne girmiştir. İmkân bulamadığı ilk 5 yıl ile, 1924/25 de Futbol Fedarasyonuyla anlaşmazlık halinde olduğundan, 1931/32 de de, maç gelirlerinin taksimi konusunda gene spor teşkilatıyla anlaşmazlığa düştüğünden G.S. ve Beşiktaşla beraber, lige katılmamıştır.

İSTANBUL LİG MAÇLARINDA 51 YILIN TABLOSU

Birinci küme İstanbul lig maçları 1904/5 -1958/9 arası 55 mevsimde, aşağıda görüldüğü gibi, 53 kez organize edilmiş ve 51 kez tamamlanıp şampiyonlarını vermiştir. Tablo; 1. den 6. ya kadar derece alan kulüpleri gösteriyor:

Yukardaki tabloda görüldüğü gibi, İstanbul lig maçlarında 1959 a, yani deplasmanlı Türkiye 1. liginin kuruluşuna kadar, 9 takım birincilik kazandılar. Bu takımlar, katıldıkları mevsim sayısı ve 1. den 6. lığa kadar aldıkları derecelerle beraber, tablo halinde aşağıda sunulmuşlardır. Yalnız Altınordu 2, İstaııbulspor da 3 mevsim 6. lıktan daha düşük derece aldılar:

Yukarıdaki tablo İstanbul lig şampiyonluklarında Fenerbahçe’nin sağladığı açık üstünlüğü göstermektedir. Fenerbahçe, 44 kez katıldığı şampiyonada, 5. olduğu ilk 2 yıl dışında, daima başa oynamış ve mücadelesini genellikle şampiyonluk ve ikincilikle sonuçlandırmak başarısını gösteren tek kulüp olmuştur.

Vurgulamak gerekir ki, G.S. 7, Beşiktaş da 6 şampiyonluğu yenilmeden kazanmışlarken, Fenerbahçe 11 şampiyonluğu namağlup olarak sağlayarak, büyük başarısını ayrıca taçlandırmıştır.

Aşağıdaki tablo Fenerbahçe’nin 16 lig şampiyonluğunun yıllarıyla, aldığı sonuçları gösteriyor. Sağbaştaki sütun şampiyon kadronun 1 sayılı golcüsünü, o mevsim şampiyonasında bizzat kaydettiği gol sayısıyla beraber göstermektedir. Örneğin; Fenerbahçe, 1922/23 şampiyonasının 12 maçında 58 gol kaydetmiştir. Takımın 1 sayılı golcüsü Zeki Sporel’dir ve 58 golün 28 ini Zeki Sporel kaydetmiştir. İlk 3 mevsimin golcüleri, kesin olarak, saptanamamışlardır.

Bu tablonun büyük başarı simgesi olduğu hemen gözlere çarpıyor. Fenerbahçe, 16 şampiyonlukta 215 maçın sadece 9 unu kaybetmiş, 11 mevsim hiç yenilmemiş, 2 şampiyonluk ise berabere bile kalınmadan kazanılmıştır. Bir şampiyonluk 58-0 gibi gol yemeden, bir şampiyonluk da 47-1 gibi skorlarla kazanılan 1922/23 ve 1936/37 şampiyonluk mevsimleri, Fenerbahçe’nin çok değerli elemanlara sahip ve her yönden etkin ve modern futbol uygulayan bir takım hüviyetini taşıdığı dönemlere rastlar.
Yurdumuzda, gerçek anlamda kollektif futbol, ilk kez 1920 li yıllarda (ZEKİ-ALAADDİN KOMBİNEZONU), yani bu günkü deyimle, VERKAÇI ile doğmuş ve bu adla futbol tarihimize geçmiştir. Daha sonra, biri Orta Avrupa Kupası şampiyonluğu finaline santrfor olarak çağırılmış, diğeri Balkan karmasına rakipsiz sağiç olarak seçilmiş bu 2 eşsiz futbolcu arasındaki mükemmel anlaşma, yine ilk kez o mevsim gelişen, defans elemanlarının topu gelişi güzel savma yerine, forveti destekleme ve ona pozisyonlar hazırlama metodu ile, Fenerbahçe takımına rakipleri karşısında büyük üstünlük ve golcülük sağlamış ve 12 maçta 58/0 gibi olağanüstü bir skorun yaratılmasına olanak vermiştir, bu skor, lig maçlarının başlama yılı olan 1862 den beri DÜNYA REKORU dur.
Bir futbol takımının defans ve hücum hatlarının etkinliklerinde, ortasaha elemanlarının oynadıkları önemli role futbolumuzda 1930 lu yılların Fenerbahçe haf hattı mükemmel örnek oldu. Yıllar boyu ve genellikle, (CEVAT, ESAT, REŞAT) tertibinde ve futbolumuzun gelmiş geçmiş bu en etkin ortasaha hattı, sahip olduğu çok yüksek teknikle, şiir gibi maçlar çıkarmış ve oyunları zevk ve heyecanla izlenmiştir. Burada, ortahafın, maçın gidişine göre, bazen geri oynayarak 3. bek gibi defansı güçlendirmesi, gerektiğinde de 6. forvet gibi hücumun etkinliğini arttırması, Fenerbahçe’ye; 12 takım arasında tek devreli yapılan 1936/37 şampiyonasında, 11 maçta 11 galibiyet ve 47 ye karşı bir tek gol yemek gibi, bir fevkaladelik kazandırmış ve şampiyonluğu taçlandırmıştır. Bu tarihlerde, ikisi hiç yenilmeden, üstüste 3 yıl şampiyon olan Fenerbahçe’yi İngiliz James Elliotte çalıştırıyordu.

TÜRKİYE AMATÖR FUTBOL BİRİNCİLİKLERİ

Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı (T.I.C.Î.), 1924 yılında Ankara’da ilk kez tertiplediği (SPOR KONGRESİ) nedeniyle, türlü dallarda ve yine ilk kez Ankara’da, Türkiye Futbol Birincilikleri organize etti.
Görüldüğü üzere, Türkiye 1. liklerinde Harbo-kulu ile Fenerbahçe 3 er birincilikle en fazla şampiyonluk kazanan kulüplerdir. Beşiktaş iki, Istanbulspor’da bir kez şampiyon oldular. Galatasaray da amatör takımla katıldığı 1953 de bir kez şampiyonluk kazandı.
İlk birinciliğini (HARBOKULU) nun kazandığı Türkiye Futbol Şampiyonası, her yıl düzenli ter-tiplenememiş ve profesyonelliğin yürürlüğe girdiği 1952 yılından itibaren de yalnız amatör takımlar arasında sürmüş ve sürmektedir.
Aşağıdaki tablo Türkiye Futbol Şampiyonasını, 1954 e kadar kazanan kulüpleri gösteriyor:

Profesyonelliğin kabulünden ve özellikle (Deplasmanlı Türkiye Ligi) nin uygulanmaya konmasından sonra, (Türkiye Futbol Şampiyonası), zaten az olan önem ve heyecanını, büsbütün kaybetti.
Türkiye şampiyonasında kuruluşundan günümüze kadar en ilginç maç 1933 yılı final karşılaşmasıdır… İzmirspor’la Fenerbahçe arasındaki bu maç, 29 Ekim 1933 günü, Ankara Gazi Eğitim sahasında 2 hakemle oynanıp yarım kalmış ve 10 Kasımda İzmir Alsancak stadında Viyanalı bir hakemle tekrarlanmıştır.
Cumhuriyet’in ilânının 10. yılına rastlayan bu şampiyona için Türkiye; Bursa, Balıkesir, Ankara ve Trabzon olarak 4 bölgeye ayrılmış ve bölge şampiyonları arasındaki final maçları 24/29 Ekim günlerinde Ankara’da oynanmıştır. Bursa grubu şampiyonu Fenerbahçe, Ankara grubu şampiyonu Gençlerbirliği’ni 4-1, Trabzon grubu şampiyonu Trabzon İdman Ocağı’nı da 3-0 yenerek Balıkesir grubu şampiyonu İzmirspor’la finale kaldı.
Bu final maçı 29 Ekim 1933 Pazar günü, yurdun her yöresinden akın akın gelen onbinlerce yurttaş ve izci ile, coşku içindeki başkette büyük ATA’nın tarihsel 10. yıl nutku ve görkemli geçit töreninden sonra başladı ve Fenerbahçeli Esat’ın, rahat bir geri pasında, kalecisini kontrpiyede bırakan golüyle devre 1-0 Fenerbahçe aleyhine kapandı.
İkinci devre başında hakem Kemal Halim Gürgen’in ayağına kramp girmesiyle, Kemal Rıfat Kalpakçıoğlu ile devam edilen ve sürekli Fenerbahçe ataklarıyla geçen müsabakanın 70. dakikasında İzmirsporlu Reşat’ın sert bir taban darbesiyle yaptığı penaltıya itirazı ve Kaptan Nazmi’nin de topun üzerinde oturup direnmesi üzerine, halk sahaya dolmuş ve maç yarım kalmıştır.
Bir saat sonra, T.B.M.M. Başkanı Kazım Özalp Paşa’nın davetiyle, Federasyon ve iki kulüp yetkilileri Belvu Palas’da toplanıp maçın 10 Kasımda tekrarlanması kararını aldılar. Fenerbahçe’nin yabancı hakemle oynanması teklifi uygun görülmüş, çekilen kurayı İzmirspor kazandığından, müsabakanın İzmir’de oynanması ve hasılatın İzmirspor’un olması gerekmiştir.
Yarım kalma olayı 30 Ekimden itibaren İzmir basınında çok sert yayınlara neden oldu ve tahrikçilerin de etkileriyle, bütün suç Fenerbahçe’ye yüklendi!..
İzmirsporlu futbolcular dönüşlerinde, omuzlara alınıp, vilayet konağına götürdüler ve vali Kâzım Dirik Paşa tarafından o günlerde İzmirde bulunan ve bir gün önce (İzmir hemşerisi) payesiyie onurlanan misafir Sovyet Genelkurmay Başkanı Mareşal Voroşilov’a takdim olundular. Voroşilov teker tekeı ellerini sıkıp kutladığı futbolculara şöyle söz etmiştir:
(— Hemşehrisi olmakla onurlandığım güzel İzmir’in şampiyon gençleriyle tanışmaktan ayrıca mutluyum… Sizleri büyük başarınızdan ötürü hararetle kutlarım. Cuma günü yapacağınız maçla Türkiye şampiyonu ünvanınızı yeniden ve bu kez daha da parlak surette tekrarlayacağınıza şüphem yoktur. Bunu, gözlerinizde okurken, tebriklerimi de peşin sunuyorum. Gönlüm sizlerle beraberdir!..).
Fenerbahçe takımı Ankara vapurundan rıhtıma çıkıp fayton arabalarıyla İzmir Palas oteline giderken, kordon boyu, caddeler ve bütün İzmir iriboy afişlerle donanmıştı. Bu afişlerde, Fenerbahçe kalesi ağlarının İzmirspor golleriyle delik deşik edilişi ve Hüsamettin sağa yatarken, soldan giren goller, renk renk pozlarla, canlandırılmalardı.
Bu afişler ve görülmemiş atmosfer altında, tıklım tıklım dolu Alsancak stadındaki 10 Kasım 1933 Türkiye şampiyonluğu final maçını, Fenerbahçe Viyana’lı Mies hakemliğinde:
HÜSAMETTİN BÖKE-YAŞAR ALPASLAN, FAZIL ARZIK-CEVAT SAYİT, ESAT KANER, ZİYA ATABEK-NİYAZİ SEL, MUZAFFER ÇİZER, ZEKİ SPOREL, ŞABAN TOPKANLl ve FİKRET ARICAN tertibiyle oynadı. Sırasıyla Fikret, Zeki, Şaban, yine Fikret, Niyazi, İzmirli Reşat (kendi kalesine), Muzaffer ve tekrar Şaban’ın golleriyle, maç Fenerbahçe’nin 8-0 galibiyeti ve Türkiye şampiyonluğunu kazanmasıyla sonuçlandı. Alsancak sahasına çıkarken tek bir kişinin alkışlamaya cesaret edemediği Fenerbahçe takımı, 20. dakikadaki ilk golle beraber başlayan gösterilerle, sürekli desteklenmiş ve stad coşku ile çalkalanmıştır.
Maç sonrası İzmir Palas oteli Fenerbahçe’yi kutlamaya gelen Egeli’lerle dolup taşmış, tezahürat sabaha kadar sürmüştür. Bütün İzmir taksileriyle gazinolar Faik Alemdar tarafından Fenerbahçeliler için serbest olmuş, kordonboyu ve caddeler, Aksaraylı Hafız Yaşar’ın güzel sesiyle çınlamıştır. İzmir şehri, bu tarihe kadar, bu derece etkin ve yaygın bir sportif bayram havası yaşamamıştır.
Karşılaşmadan sonra, etrafını saran basın mensuplarıyla ajans muhabirlerine, Avusturyalı beynelmilel hakem Mies şöyle konuşmuştur: (FENERBAHÇE’NİN OYUNU BENİ HAYRETLER İÇİNDE BIRAKTI. BİLEREK OYNUYORLAR. RAKİPLERİYLE ARALARINDA KLAS FARKI VAR. 2. ve 5. GOLLERİ FEVKALADEDİR… FENERBAHÇE AVRUPADA OLSAYDI, VİYANA, PEŞTE, PRAG ve ROMA GİBİ FUTBOL MERKEZLERİNİN 1. PROFESYONEL LİGLERİNDE İLK 5 TAKIM ARASINDA YER ALIRDI.. BALKANLARIN EN GÜÇLÜ TAKIMIDIR. MAÇLARINI GEÇENLERDE YÖNETTİĞİM YUNUN A ve İTALYAN B MİLLİ TAKIMLARINI KOLAYCA YENER.
ORTA MUHACİM, AVUSTURYA MİLLİ TAKIM SANTRFORU SİNDALER (1) DEN ÜSTÜNDÜR. TOP KONTROLÜ, PAS DAĞITIMI ve ÖZELLİKLE GÖRÜŞLERİ FEVKALÂDEDİR. SAĞINSAYDIN ŞUTLARI ENFESTİR. SOLAÇIK GURURA KAPILMAZSA İYİ BİR OYUNCU OLUR. HALKIN SPOR TERBİYESİNİ İSE VİYANADA BİLHASSA BELİRTECEĞİM.)

Gelişinde 3-5 kişinin karşıladığı Fenerbahçe takımı 3 gün sünra giderken, İzmir rıhtımında binlerce Egeli’nin coşkun sevgi gösterileri ve sayısız buketlerle uğurlandı ve 13 Kasım sabahı da Sirkeci rıhtımında çok kalabalık bir taraftar kütle tarafından karşılanıp motorla Kadıköye geçti.
İzmirspor’un bu 10 Kasım 193Ş maçında sağladığı 5400 lira, o güne kadar Türkiye Futbolunda rekordur. O tarihte 600 Reşat altınına tekabül eden bu paranın bir bölümüyle İzmirspor kulübü Eşrefpaşa’daki sahayı satın aldı.

(1) — SİNDALER bir süre Önce 2-2 sonuçlanan AVRUPA KARMASI-İNGİLTERE maçında santrfor oynamış vc Avrupanın 2 golünü atmıştır.

ŞİLT ve İSTANBUL KUPASI ŞAMPİYONLUKLARI

Tek parti dönemine rastlayan 1930 yılında HALK PARTİSİ, küme farkı gözetmeden, bütün İstanbul kulüpleri arasında eleme usulüyle maçlar tertibine öncü oldu ve 10 yıl sürecek karşılaşmalarda en çok birincilik kazanacak kulübe verilmek üzerede ortaya bir şild koydu.
Resmi maçlar statüsü içinde 1930/39 yılları arasında düzenlenen müsabakalar, lig maçları gibi ilgi görmüş ve kulüplere önemli gelir sağlamıştır.
Günümüzün FEDERASYON KUPASI maçlarına benzer, ancak sadece İstanbul kulüpleri arasındaki, 10 yıllık müsabakalarda şampiyonlukları kulüpler şöyle paylaştılar:

1930 FENERBAHÇE Finalde Beşiktaş’ı 2-1 yenerek
1931 OYNANMADI F.B. İle G.S. Finali oynamadılar
1932 İSTANBULSPOR F.B., G.S., B.J.K. katılmadılar
1933 GALATASARAY Finalde İstanbulspor’u yenerek
1934 FENERBAHÇE Finalde Beşiktaş’ı 2-1 yenerek
1935 BEŞİKTAŞ Finalde Beykoz’u 2-1 yenerek
1936 ORGANİZE EDİLMEDİ 12 takıma çıkarılan lig hazirana uzadığı için
1937 ORGANİZE EDİLMEDİ Milli küme maçları organize edilmeye başlandı
1938 FENERBAHÇE Finalde Beşiktaş’ı 3-1 yenerek
1939 FENERBAHÇE Finalde Hilal’i 7-3 yenerek

18 Haziran 1939 daki 7/3 lük en son maçtan sonra, Cumhuriyet’ten: (…. Şilt maçlarını diğer kulüplerden fazla olarak 3 defa kazanmış olan Fenerbahçe, karşısına çıkan takımları yenmek suretiyle Halk Partisi tarafından konan şildi, dün Hilâl’i mağlup ederek kazanmıştır. 10 senelik mazisi olan bu şerefli kupayı kazanmış olan Fenerbahçe’yi candan tebrik ederiz. Şilt Fenerbahçe kulübüne merasimle verilecektir.).
Bu suretle, 1930 da Fenerbahçe’nin şampiyonluğuyla başlayan şilt maçları, 1939 da yine onun şampiyonluğu ve şildi kazanmasıyla sonuçlandı.
İstanbulspor, G.S. ve Beşiktaş’ın birer şampiyonluklarına karşı 4 şampiyonlukla elde edilen şildin bu 4 şampiyonluk yılında Fenerbahçe 13 maç yapmış ve 11 e karşı 61 gol atmıştır.
Şilt maçlarının verimli olması İstanbul bölgesini 1941/47 arasında 6 yıl aynı şekilde, (İstanbul Kupası) nı tertiplemeye yöneltti. 1941/42 ve 1942/43 de G.S., 1943/44 ve 1945/46 da Beşiktaş, 1944/45 de Fenerbahçe kupaları kazandılar. 1946/47 de F.B. ile Beşiktaş finali oynamadılar ve artık kupadan da vazgeçildi.

MİLLİ KÜME ŞAMPİYONLUKLARI

Mahalli lig, Türkiye ve şilt şampiyonluklarından sonra, yurdumuzda tertiplenen 4. resmi futbol organizasyonu MİLLİ KÜME dir.
Futbolun hemen hemen İstanbul’da yoğunlaşmış olması ve deplasman zorluğu, milli ligin yurdumuzda tertiplenmesini 1937 ye kadar geciktirmiştir.

İstanbul kulüplerinin çoğunluğunun karşı çıkmalarına karşın, futbol ajanı Zeki Sporel’in mücadelesi sonunda gerçekleşen Milli küme maçları İstanbul liginin ilk 4, Ankara ve İzmir liglerinin de ilk 2 şer takımları alınıp, 8 takım arasında deplasmanlı olarak 1937 Martında başladı. Eskişehir bölgesinden Demirspor’un da katılmasıyla, yalnız 1941 de 4 bölgeden 10 kulüp arasında yapılan milli küme maçları, 14 yılda 11 kez organize edildikten sonra, 1950 de son buldu.
Adı, (MAARİF KUPASI), (MİLLİ EĞİTİM KUPASI) ve (MİLLÎ EĞİTİM MÜKÂFATI) olarak, zaman zaman değişen ve lig maçlarının bitiminden sonra, İlkbahar aylarında oynanan bu 11 Milli lig şampiyonluğundan 6 sını Fenerbahçe, 3 ünü Beşiktaş, 2 sini de Güneş’le Galatasaray kazandılar.
Aşağıdaki tablo, 11 kez tertiplenen milli lig maçlarında 4 İstanbul kulübünün hangi yıllarda şampiyon olduklarını ve aldıkları sonuçlarla puanları gösteriyor. Puanlamada galibiyete bazı yıl 3, bazı yıl 2 puan sistemi uygulanmıştır.

Milli küme maçları 3 büyük şehrin en güçlü takımları arasnda yapıldığından, yurdun en büyük futbol organizasyonu oldu ve bu nedenle genel ilgi ve heyecanlarla izlendi.

FENERBAHÇE MİLLİ KÜMEDEN ÇIKARILIYOR

Milli küme maçlarında bir çok ilginç olay ve durumlar yaşanmıştır. İlk ve en büyük olay, Fenerbahçe’nin bu yıllarda Türk sporunu yönetmekte olan, (TÜRK SPOR KURUMU GENEL MERKEZİ) tarafından, 1938 yılı milli kümesinden çıkarılmasıdır. Bu olay şöyle oldu:

İstanbul’daki Cumartesi ve Pazar deplasman maçlarından ikincisini kendi stadında oynamak isteyen Fenerbahçe’nin bu isteği red edilmiş ve takım, pazar günleri belirli saatte Kadıköy’de sahaya çıkarken, Taksim stadında hükmen yenik sayılmıştır. 27 Şubatta İzmir’den ÜÇOK ve 27 Martta Ankaradan HARBOKULU maçlarındaki bu durumlardan sonra, 9 ve 10 Nisanda İzmir’de yapacağı maçlar için Galata rıhtımına gelen takıma Federasyonca, deplasman masrafı olan 800 lira yerine, 650 lira gönderilmiş olması üzerine,takım vapura binmemiş ve İzmir’e gitmemiştir. Hükmen yenilgilerden sonraki bu hareket, otoriter, hatta totaliter bir yapıya sahip olan GENEL MERKEZ’i iyice kızdırmış ve Fenerbahçe’yi diskalifiye ettiği gibi, milli lige dahil kulüplerle özel maçlar yapmasını da yasaklamıştır.
Fenerbahçe’nin Genel Merkez’le anlaşmazlığı, maçlarının Kadıköy’e alınmasına rağmen, 1939 da da bir süre devam etti. Bu arada, yönetim kurulu, futbol faaliyetini bir süre tatil etme kararı da aldı. Ancak, Muvaffak Menemencioğlu’nun desteklediği futbolcular, 19 Mart 1939 da milli ligin ilk karşılaşması olan Vefa maçına çıktılar ve 1-0 kazandılar. Lisans gösteremeyen takıma Federasyon müsamaha etmiş, Genel Merkez de kulübe karşı, futbolcuları desteklediğini, basın yoluyla beyan garabetini göstermiştir.
26 Martta toplanan Fenerbahçe Müessesan Heyeti (Kurucular Kurulu), futbolcuların tutumunu yermiş, tekrarında ihraçları için yönetim kuruluna yetki verdiği gibi, 1939 yılı milli ligine katılma kararı da almıştır. Bunun sonucu:
Şükrü Saraçoğlu, S. Salahaddin Cihanoğlu, Ramiz Bakanoğlu, Zeki Sporel, Ferhat Acarkan, İbrahim Hakkı Turgay ve Mümtaz Kavalcıoğlu’ndan kurulu yönetim kurulu istifa etmiştir. Yeni Kurul:
Ş. Saraçoğlu, H. Kâmil Sporel, M. Menemencioğlu, Nedim Kaleci, Nizameddin Diler, Hamit Saraçoğlu ve Mahmut Baler’den oluştu.
İşte, bu kurul büyük zorluk çekmiş ve Fenerbahçe 11 kez yapılan milli küme maçlarında en kötü sonuç olan 5 inciliğe bu 1939 yılında düşmüştür. İkinci başkan H. Kâmil Sporel’in okuduğu 26 Aralık 1939 kongre raporu bu zorluklan kısmen ve çok kısa olarak şöyle açıklamıştır:
(DÖNEMİMİZDE MEKTEPLİLERİN KULÜPLERDEN İHRACI, FUTBOL KADROSUNUN 11 KİŞİDEN İBARET KALMASI GİBİ, KULÜBÜ TEMELİNDEN SARSACAK DURUMLAR YAŞANMIŞTIR. O KADAR Kİ, BİRARA KADRO 10 KİŞİYE İNMİŞTİR. BUNDAN DOLAYI MİLLİ KÜMEDE İYİ NETİCE ALAMADIK.)
Vefa ile yapılan 27.5.1939 maçında bek Muzaffer Ateşçi ilk kez kaleci oynamıştır. Bu olayı Cumhuriyet gazetesi şöyle yazdı:
(….. Fenerbahçe kalecisi Hüsamettin bir ay boykotla cezalandığından, Fener kalesini kimin koruyacağı seyirciler tarafından merakla bekleniyordu. Sahada üç bin seyirci toplanmıştı… Fener kalesinin şimdiye kadar müdafi oynayan Muzaffer tarafından müdafaa edileceği hayretle görüldü.)

Durum 51. dakikada 3-1 olunca, aynı gazeteden:
(— Fener kalesini müdafaa eden Muzaffer bu işi beceremiyor, böylece Fenere atılan goller çoğalıyordu…). Bu maç, Basri ve Rebii’nin sayılarıyla 3-3 bitti. Fenerbahçe Ankara’daki ilk yenilgisini bu sıralarda, 25 Hazirandaki 3-2 lik Ankaragücü milli küme maçında tatmıştır.
İşte, Fenerbahçe kulübü, tarihinin bu çok bunalımlı döneminde kalesini Yeniköy’lü duvarcı Manoleas’la korumaya başlamıştı ki, Güneş kulübü kapandı ve başta kaleci Cihat Arman olarak. bazı futbolcuları kadrosuna alıp çok zor durumdan kurtuldu.
Milli ligin bu 1939 yılı şampiyonluğu Ankara Demirspor kulübü tarafından kazanılmıştı. Ancak, G.S. maçında kalecisinin hakeme savurduğu bir (YUMRUK), hükmen yenik sayılmasına ve kaybettiği 3 puanla, şampiyonluğun gol averajıyla G.S. a geçmesine neden oldu. Ankaragücü 3., Beşiktaş 4., F.B. 5. oldular.

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 2 

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 3

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 4

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 5

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 6

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 7

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 8

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 9

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 10

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 11

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 12

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 13

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 14

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 15

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 16

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 17

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 18

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 19

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 20

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 21

Written by kesinofsayt

09 Nisan 2012 at 12:57

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

3 Yanıt

Subscribe to comments with RSS.

  1. Sayın Behçet Üstün,
    Bu güzel çalışma ne zaman basılabilecek?
    Saygılarımla,
    Dr Ekber Onuk

    • Sayın Onuk,
      Yazının başında belirttiğim gibi bu çalışma rahmetli Rüştü Dağlaroğlu’na ait. Kitap 80’lerde basılmış olmasına rağmen şu anda sadece şanslıysanız sahaflarda bulabilirsiniz. Yeni baskısı yapılmıyor ne yazık ki.
      Selamlarımla
      Behçet Üstün

      kesinofsayt

      16 Ekim 2012 at 08:41

      • Sayın Behçet Üstün,

        Cevabınıza teşekkürler. Bende 1907 – 1957 kitabının bir kopyası var. 1907 -1987 kitabının basılmış olduğunu bilmiyordum. Arayacağım. Çok teşekkürler.

        Dr Ekber İ.N. Onuk

        Ekber Onuk

        16 Ekim 2012 at 11:21


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 52 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: