FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Archive for the ‘Fenerbahçe’ Category

PFDK CEZALARI KİME GİDİYOR?

leave a comment »

para

2012-13 sezonunda bu yazının yazıldığı 6 Şubat 2013 tarihine kadar Fenerbahçe Spor Kulübü’nün PFDK’dan aldığı para cezaları toplamda 460.000 TL, Galatasaray’ın 260.000 TL, Beşiktaş’ın 111.250 TL, Trabzonspor’un 330.000 TL…
Bu cezalarda saha kapatmalardan doğan kayıpları hesaplayamadığımız için yoklar elbette. Bu kayıpların çok daha büyük olduğu çok net.
Yönetici ve futbolculara kesilen cezalar ise rakamlara dahil.

En ilginç noktalardan birisi Fenerbahçe’nin ilk beş maçını seyircisiz oynamasına rağmen (ki aralarında “taraftarın neden olduğu saha olayları” ve “taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat” ihtimali yüksek Beşiktaş ve Trabzonspor maçları var) diğer kulüplere oranla hatırı sayılı bir miktar fazla ceza almış olması. Seyircisiz oynamadan kaynaklanan zararın daha büyük olduğu ise tartışmasız.
Bu 460.000 TL’nin büyük bölümünün sanıldığı / beklendiği gibi taraftardan kaynaklanmaması da ilginç bir nokta. Sadece 110.000 TL (%24) taraftarın neden olduğu saha olayları ve kötü tezahürattan kaynaklanıyor. Yönetime (resmi site açıklamaları, başkan vb) kesilen ceza da hemen hemen aynı: 105.000 TL…
Asıl büyük kalem sahayı ilgilendiren kısımda; 245.000 TL (%53).

Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor’un aldıkları cezalar ise şöyle:

Galatasaray: Taraftardan kaynaklanan 140.000 TL (%54), saha içinden kaynaklanan 40.000 TL (%15), yönetimden kaynaklanan 80.000 TL (% 31)
Beşiktaş: Taraftardan kaynaklanan 85.000 TL (%76), saha içinden kaynaklanan 26.250 TL (%24)
Trabzonspor: Taraftardan kaynaklanan 130.000 TL (%39), saha içinden kaynaklanan 50.000 TL (%15), yönetimden kaynaklanan 150.000 TL (% 46)

Sonuç olarak kabaca Fenerbahçe saha içinden, Galatasaray ve Beşiktaş taraftarından, Trabzonspor ise yönetiminden ötürü ceza alıyor.

Bu incelemede Avrupa maçları ile diğer branşlardaki cezalar yer almamaktadır. Nitekim yazıyı yayınlamak üzereyken Fenerbahçe Spor Kulübü’nden bu konuyla ilgili bir açıklama gelmiştir. Açıklama metnine buradan ulaşabilirsiniz.

FENERBAHÇE

  • Daha sezon başlamadan, Süper Kupa Finali nedeniyle 16/08‘de “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 15.000 TL,  “Aykut Kocaman’ın müsabaka hakemine yönelik sportmenliğe aykırı hareketi” nedeniyle 10.000 TL,
  • 23/08 Sanica Boru Elazığspor maçında “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 15.000 TL
  • 30/08 Fenerbahçe – Gaziantepspor maçında “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 5.000 TL, “akredite basın mensuplarının stada alınmaması nedeniyle” 10.000 TL, “kulüp başkanının akredite edilmediği alanda yer almasından ötürü” 5.000 TL, “anons sisteminin statüye aykırı kullanımı nedeniyle” 5.000 TL,
  • 20/09 Fenerbahçe – Mersin İ.Y. maçında “akredite basın mensuplarının stada alınmaması nedeniyle” 20.000 TL,
  • 4/10 Kasımpaşa – Fenerbahçe maçında “flaş röportaja teknik sorumlu ve üç futbolcunun katılmaması nedeniyle” 5.000 TL, “basın toplantısına teknik sorumlu ve iki futbolcunun katılmaması nedeniyle” 5.000 TL, “basın toplantısının müsabaka bitiminden 90 dakika sonra yapılmasından dolayı” 5.000 TL
  • 25/10 Bursaspor – Fenerbahçe maçında  “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 7.500 TL,
  • 15/11 Fenerbahçe – Orduspor maçında “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 7.500 TL,
  • 22/11 Eskişehirspor – Fenerbahçe maçında “oyuncu kriterlerine uyulmamasından dolayı” 50.000 TL, “Aykut Kocaman’ın sportmenliğe aykırı açıklamada bulunması nedeniyle” 10.000 TL (24/11 tarihinde Tahkim Kurulu PFDK tarafından hak mahrumiyeti verilmiş olan Kocaman’ın cezasını 50.000 TL’ye çevirdi), Caner Erkin’in “ihraç öncesi ve ihraç sonrası müsabaka hakemine yönelik sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle” 20.000 TL,
  • 6/12 Kayserispor – Fenerbahçe maçında “taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle” 5.000 TL,
  • 13/12 Fenerbahçe – İBB maçında “taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle” 5.000 TL,
  • 18/12 Fenerbahçe – Göztepe maçında “taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle” 30.000 TL,
  • 20/12 Galatasaray – Fenerbahçe maçında “oyuncu kriterlerine uymamasından dolayı” 60.000 TL, Raul Meireless’e 20.000 TL,
  • 27/12 Fenerbahçe – Karabükspor maçında “flaş röportaja teknik sorumlu ve 3 futbolcunun katılmamasından dolayı”  5.000 TL, “basın toplantısına müsabakada oynamış en az 2 futbolcunun katılmamasından dolayı” 5.000 TL,
  • 3/01 “28.12.2012 tarihinde kulüp resmi internet sitesinde yer alan sportmenliğe aykırı açıklamalar nedeniyle” 50.000 TL, Aziz Yıldırım’ın 28.12.2012 tarihinde kulüp resmi internet sitesinde yer alan sportmenliğe aykırı açıklamalar nedeniyle” 15.000 TL,
  • 22/1 Bursaspor – Fenerbahçe maçında “taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle” 5.000 TL,
  • 24/1 Fenerbahçe – Elazığspor maçında “taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle” 5.000 TL, Gökhan Gönül’e 10.000 TL,
  • 31/1 Gaziantepspor – Fenerbahçe maçında “taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle” 10.000 TL

GALATASARAY

  • 16/08 Süper Kupa Finali’nde  “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 75.000 TL
  • 23/08 Galatasaray – Kasımpaşa “taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle” 5.000 TL, “sporcusunun flaş röportaj vermeden basın toplantısına katılmasından dolayı” 5.000 TL,
  • 15/11 Mersin İ.Y. – Galatasaray maçında “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 10.000 TL, “basın toplantısına futbolcuların katılmamasından dolayı” 5.000 TL,
  • 22/11 Galatasaray – Karabükspor maçında “yeşil zeminin statüye aykırı olarak sulanmasından” 5.000 TL,
  • 29/11 Elazığspor – Galatasaray maçında “Ümit Davala’nın rakip takım taraftarlarına yönelik sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle” 10.000 TL , “Cladio Taffarel’in akredite edilmediği alanda yer almasından dolayı” 5.000 TL, doktor Sarper Mehmet Çetinkaya’nın, akredite edilmediği alanda yer almasından dolayı” 5.000 TL,
  • 20/12 Galatasaray – Fenerbahçe maçında “taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle” 30.000 TL, “taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle” 10.000 TL, “görevli olmayan kişilerin akredite edilmediği alanda yer almasından dolayı talimatlara aykırılık nedeniyle” 5.000 TL, “kulüp tv’sinin izinsiz görüntü almasından dolayı talimatlara aykırılık nedeniyle” 5.000 TL,
  • 3/1 “27.12.2012 tarihinde kulüp resmi internet sitesinde yer alan sportmenliğe aykırı açıklamalar nedeniyle” 50.000 TL,  Ünal Aysal’ın 27.12.2012 tarihinde kulüp resmi internet sitesinde yer alan sportmenliğe aykırı açıklamaları nedeniyle” 15.000 TL,
  • 31/1 Galatasaray – Beşiktaş maçında “taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle” 10.000 TL, Felipe Melo’ya 10.000 TL

BEŞİKTAŞ

  • 30/08 Beşiktaş – Galatasaray maçında “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 5.000 TL, “ropörtajların yayın talimatına aykırı şekilde gerçekleştirilmesinden ötürü” 5.000 TL
  • 25/10 Beşiktaş – Trabzonspor maçında “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 5.000 TL,
  • 1/11 Kasımpaşa – Beşiktaş maçında  “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 30.000 TL,
  • 8/11 Beşiktaş – Mersin İ.Y. maçında “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 15.000 TL,
  • 15/11 Beşiktaş – Bursaspor maçında  “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 15.000 TL,
  • 22/11 Antalyaspor – Beşiktaş maçında “devre arası süresinin aşılmasından dolayı” 5.000 TL,
  • 4/12 Beşiktaş – Ankaragücü maçında  “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 5.000 TL,
  • 6/12 Orduspor – Beşiktaş maçında “takım halinde sportmenliğe aykırı hareket nedeniyle” 7.500 TL,
  • 13/12 Beşiktaş – Eskişehirspor maçında “taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle” 10.000 TL,
  • 18/12 Antalyaspor – Beşiktaş maçında “takım halinde sportmenliğe aykırı hareket nedeniyle” 8.750 TL

TRABZONSPOR

  • 16/08  “kulüp resmi internet sitesinde yer alan centilmenliğe aykırı açıklamalar nedeniyle” 50.000 TL, “Sadri Şener’in kulüp resmi internet sitesinde yer alan centilmenliğe aykırı açıklamaları nedeniyle” 15.000 TL
  • 23/08 Karabükspor – Trabzonspor maçında oyuncu kriterlerine uyulmamaktan 50.000 TL
  • 1/11 Trabzonspor – Bursaspor maçında “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 5.000 TL,
  • 22/11 Orduspor – Trabzonspor maçında  “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 5.000 TL,
  • 29/11 Trabzonspor – Eskişehirspor maçında “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 5.000 TL,
  • 6/12 Gençlerbirliği – Trabzonspor maçında “taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle” 30.000 TL,
  • 18/12 Kasımpaşa – Trabzonspor maçında “taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle” 10.000 TL,
  • 20/12 İBB – Trabzonspor maçında “taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle” 10.000 TL,
  • 25/12 Trabzonspor – Eskişehirspor maçında “taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle” 5.000 TL,
  • 27/12 Trabzonspor – Galatasaray maçında “taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde 2. kez gerçekleştirilmesinden dolayı” 60.000 TL,
  • 3/1 “27.12.2012 tarihinde kulüp resmi internet sitesinde yer alan sportmenliğe aykırı açıklamalar nedeniyle” 65.000 TL, Sadri Şener’in 27.12.2012 tarihinde kulüp resmi internet sitesinde yer alan sportmenliğe aykırı açıklamaları nedeniyle”  20.000 TL

Written by kesinofsayt

06 Şubat 2013 at 14:18

HASIR6: YER6’NA SAYGILARIMIZLA

with 5 comments

Aşağıdaki derleme FBTV’deki Yer6 Programı’ndan esinlenilerek ve Yer6’na yapılan yersiz saldırı üzerine programa desteğimizi göstermek üzere hazırlanmıştır. Elbette ki eksikleri vardır. Özellikle 3 Temmuz Darbesi ile ilgili tapeler ve mahkeme sürecine ilişkin kısıtlı hasır6’lar eklenmiştir, zira bu konunun başlıbaşına bir çalışma konusu olduğunu biliyoruz. Ayrıca 6222’ye muhalif hareket ve sözleri de ayrı bir çalışmaya saklıyoruz. Aklımıza geldikçe eklemelerle zengin bir arşiv olurşturmayı amaçlıyoruz. Sizlerden gelecek önerileri de değerlendirerek ekleyeceğiz.

  • 1976 yılında oynanan Göztepe – Galatasaray maçı sonrasında Hıncal Uluç Galatasaray, Trabzonspor, Göztepe ve Giresunspor’un anlaşmalı maçlar oynadıklarını yazmıştı. O yıllarda Galatasaray’da oynayan Fatih Terim de ismen zikrediliyordu. E tabii, çoooook zaman geçti… ( Onur Kütük’ün ( @onurktk_  ) tweetinden anımsanmıştır.)
  • Avrupa fatihinin Galatasaray – Sturm Graz maçını hatırlar mısınız? Hatırlatmazlar, merak etmeyin. Medya sadece “tek yöne” bakar…
  • Galatasaray’ın 2001 yılında Fak Fuk Fon’dan yararlandığını biliyor muydunuz? Nereden bileceksiniz?
  • Mehmet Cansun UEFA Başkanı Lennart Johansson’un karısına 127 bin dolarlık gerdanlık aldığını açıklamıştı. Neden kimse ilgilenmedi? Neden hiç konuşulmuyor?
  • Fatih Tekke ve Gökdeniz’in araçlarının kurşunlanma olayı çözüldü mü? Gökdeniz yıllardır neden gelmiyor hiç buralara? Ya milli takıma?gokdeniz
  • Ali İpek 2006’daki Denizlispor – Fenerbahçe maçı öncesinde “çantacıları açıklayacağım” demişti. Sonra çark etti. Hala çantacıları bekliyoruz.
  • Hasan Şaş “Konuşursam insanlar Galatasaray’dan soğur” dedi. Neydi konuşacakları? İnsanlar Galatasaray’dan neden soğuyacaktı? Sahi Hasan Şaş şu anda nerede, ne iş yapıyor? hasan-şaş-ağlayışı_282090
  • Ozan İpek’in şampiyonluk sonrasındaki şaka yollu teşvik itirafı neden hiç bir savcıyı meraklandırmadı acaba?
  • 13 Mart 2010 tarihinde Ankaragücü – Galatasaray maçında tribünden birisi aşağı atıldı. Ne sorumlular ortada, ne de ceza var… galatasaray-macindaki-tribun-dehseti-kamerada--552778
  • 8 Mayıs 2010 tarihinde oynanan Karabükspor – Fenerbahçe maçı ile ilgili teşvik iddialarında Karabüksporlu (Trabzonlu) Bülent Ataman’ın “bu Emenike şerefsizi adam değil, gelen teşvikten bir kuruş parayı ona verdirmeyeceğim” dediği yerel bir gazetede çıktı. Sonuç? Mahkemeye bile çağırılmadı.
  • Göksel Gümüşdağ şike soruşturmasına nasıl dahil oldu? Nasıl çıktı?
  • Aziz Yıldırım’ın telefonları Mahmut Özgener ile “sık görüştüğü” için dinlenmeye başlanmış. Hatta federasyondan gelen parayla şike yapılmış. Peki Mahmut Özgener nerede?
  • 7 Şubat 2011 tarihinde TT Arena’da oynanan Galatasaray – Eskişehirspor maçında tribünden atılan bir şişe 10 yaşındaki Batuhan’ın kafasını yardı. Sorumlular hala #hasır6…
    Üstelik de Galatasaray Spor Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi Murat Yalçındağ, kendisine ait twitter hesabında şişeyi atan kişinin tespit edildiğini ve güvenlik birimlerine bildirdiklerini ifade etmesine rağmen…batuhan
  • 18 Mart 2011 tarihinde TT Arena’da oynanan Galatasaray – Fenerbahçe maçında Galatasaray locasından Fenerbahçe kalecisi Volkan’a rakı şişesi atıldı. Faili her yerde konuşulmasına rağmen hiç bir yaptırım uygulanmadı. (Not: hakem kim mi? Onu da merak ediverin “lan”)lugano-sise-33530_501
  • Aylarca imzadan kaçan Fatih Terim tesadüfen “3 Temmuz Darbesi”nden iki gün önce Galatasaray’a imza attı. Kedidir kedi…
  • Aynı davadan suçlanırken TS ve BJK Avrupa’ya neden gitti?
  • Aziz Yıldırım’ın evinde bulunan silahlar ne oldu bu arada? Ya bu haberi yapanlar?
  • Tapelerde Olgun Peker’in sınavı geçtiğini duyunca “sorular çalınmış, sınav tekrarlanmalı” diyen Şekip Mosturoğlu neden suçlu bulunuyor?
  • Şener’in “altı trilyonu alalım, bire bitiririz“i için neden hiç bir devlet kurumu işlem yapmıyor? DDK ya da Maliye müfettişleri devletten haksız alınmış bu parayı neden merak etmiyorlar? İncelenmesini kimler engelliyor?6trilyon
  • Çalınan menajerlik sınavı soruları ilk kimlere geldi? Sorumluları şimdi nerede?
  • Melih Gökçek’in ortam dinleme aracı var mı?
  • Aziz Yıldırım’ın aylarca süren teknik takipte hemen herkesle tapesi varken, yöneticilerinden Mehmet Ali Aydınlar ile neden bu kadar az konuşması var? Aziz Yıldırım – Mehmel Ali Aydınlar tapeleri #hasir6 mı ediliyor?
  • Ünal Aysal TFF Genel Kurul’unda “Mehmet Ali Aydınlar’ın istifası kurguyu bozar” derken hangi kurgudan bahsetti?
  • Galatasaray Kulübü kayıp 1 milyon doların futbolcularına yapılan ödeme olduğunu söylese de Song’un ödeme makbuzu hala ortaya çıkmadı. Henüz aranıyor…
  • Kayıp 1 milyon dolarla ilgili olarak Galatasaray yöneticisi Bülent Tulun’un yazdığı mektubun “neden” yazıldığını da kimse merak etmiyor nedense…
  • Bochum savcılığının geniş kapsamlı bahis şikesi davasında bazı önemli Türk isimlerin de olduğu iddia edilmişti. Bahse konu 270 maçın 74’ünün Türkiye’den olduğu iddiası vardı. Sonuç? Davanın Türkiye ayağında, Sarıyer Savcılığı’nda neler olduğu bilinmiyor. (6 Ekim 2010 – 14 Nisan 2011)
  • 16 Aralık 2011 tarihinde oynanan Orduspor – Galatasaray maçı öncesinde Orduspor’da kiralık oynayan Galatasaray futbolcusu Culio her nedense Galatasaray’a karşı oynamak istemediğini açıkladı ve kadro dışı bırakıldı.  Fatih Terim’in “kadromda görmek isterim” dediği Culio yine her nedense başka takımlara transfer oldu.
  • Culio TFF tarafından Etik Kurul’a sevkedildi. Tarih 9 Nisan 2012… 2013’e girmek üzere olduğumuz günlerde karar hala bekleniyor.
  • Lütfi Arıboğan “Cornu’ya dava açacağım” dedi mi?
  • Lütfi Arıboğan’ın “gerek olduğu takdirde” açıklayacağı belgeleri hiç mi merak eden bir medya, yargı mensubu yok?lutfi
  • Lütfi Arıboğan 58. madde için toplanan TFF Genel Kurulu’nda alt küme takımlarına “rüşvet” teklif etti mi?
  • Yiğit Gökoğlan Galatasaray’ın 21 Aralık 2011 tarihinde oynanan Manisaspor maçı öncesinde transfer haberlerinin ardından Galatasaray’a transfer oldu. Kaç maç oynadı dersiniz? Sadece sekiz.
  • Lütfi Arıboğan’ın Cornu’ya açacağı dava ne oldu?
  • Ümit Karan “Konuşursam 2006 şampiyonluğu el değiştirir” dedi mi? Sahi dedi mi?
  • 4 Nisan 2012’de KTÜ’de okuyan Fenerbahçeli öğrenciler Üni-TS Ankara tarafından Facebook üzerinden hedef gösterildi. Sonuç meçhul… ktu
  • 6 Mayıs 2012 tarihinde Trabzon’da Fenerbahçe takım otobüsüne saldırıldı. Saldırıda silah görüntüleri de vardı. Sorumluları hala meçhul…
  • Sadri Şener 10 Mayıs 2012 tarihinde Trabzon’da oynanan Trabzonspor – Fenerbahçe maçı sonrasında soyunma odası koridorunda Semih’e saldırdı. Aylarca hak mahrumiyeti aldı sanıyorsunuz değil mi? Yok canım, abartmayın. 15 gün hak mahrumiyeti ve 15 bin lira neyinize yetmiyor?sadri
  • 90+4. dakikada Santos’un direkten dönen topu tamamlayarak gol attığı Fenerbahçe – Gaziantep maçından bir gün önce Sadri Şener ile Tolunay Kafkas otelin lobisinde ne konuştu?
  • Galatasaraylı Selçuk İnan, Trabzonspor maçı öncesinde Trabzonsporlu Burak Yılmaz ile buluştu. Neler konuşuldu acaba? (Meraklısına not: Burak maçta oynamadı. Emenike de Fenerbahçe maçında oynamadığı için üç yılla yargılanıyor hala)
  • Mehmet Ali Aydınlar’ın Etik Kurulu ara raporu öncesi Cumhurbaşkanı’nı ziyareti zamanlama olarak bir tesadüf müydü?maaliar
  • Fatih Terim 2011-12 sezonunda Trabzonspor  beraberliği sonrasında “Lig bitince konuşacağım” demişti. Ne konuşacaktı acaba?
  • Tahkim Kurulu’nun “Şike Davası”yla ilgili kararını açıklamasından (4 Haziran 2012) kısa süre önce, 21 Mayıs 2012’de TFF’nun Ankara’daki binası kurşunlandı. Kimler ve neden yaptı? Merak edip araştıran var mı?
  • Fatih Terim’in çok yüce gönüllü bir Galatasaraylı olduğu asgari ücretle çalışıyor olmasından anlaşılıyor. Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan bir yetkili de bunu takdir edecek mi, henüz bilinmiyor. Yılbaşında asgari ücrete zam bekleniyor.
  • Melo’nun Ünal Aysal hakkında twitterda “başkan çocukça davranıyor” yazması kaç Alex tweeti eder?MELO-ÜNAL-AYSAL-TWEET-300x168
  • TT Arena tuvaletlerindeki seks skandalı bir başka kulübün stadında olsa bu sessizlik olur muydu? Etik ve ahlak bekçisi medya mensupları bu kadar anlayışlı davranır mıydı bilinmiyor.wc-miron-02
  • Şampiyonlar Ligi’nde oynanan Cluj – Galatasaray maçındaki şike yapıldığı iddialarını neden kimse ciddiye almadı dersiniz?
  • 24 Kasım 2012 tarihindeki Elazığspor – Galatasaray maçında son dakikada kazanılan penaltı atışı öncesinde Galatasaraylı Cris penaltı noktasını kazıdı. Bilica’nın hareketini günlerce gündemden indirmeyen medya buna değinmeyi gereksiz gördü. Yayıncı kuruluş ise görüntüyü bir kez olsun yayınlamadı. Görüntüler amatör kameradan yayıldı
  • Manchester United’ın İstanbul’a gelişinde havaalanında büyük bir rezalet yaşandı. Olayın UA organizasyonu olduğu bilinmesine rağmen (GSTV kayıtları) hiç bir işlem yapılmadı.  (Alternatif link)
  • 30 Kasım 2012 tarihinde oynanan Galatasaray – Gaziantepspor maçında kırmızı kart gören Melo hakemin üzerine yürüyerek birşeyler söyledi. “Lan” ile kırmızı kart çıkartılan ülkemizde bu konu da medyada fazla yer bulmadı.melo
  • 30 Kasım 2012 tarihinde oynanan Galatasaray – Gaziantepspor maçında Melo’nun kırmızı kart görmesi üzerine Engin Baytar da hakeme saldırdı ve birşeyler söyledi. Dudak okuma uzmanı yayıncı kuruluş “futbolun güzelliklerini” konuşmayı tercih etti. Sonuç? Medyaya göre öyle bir olay yaşanmadı.
  • Saygın Alman dergisi Der Spiegel’deki Trabzonspor hakkındaki Wikileaks iddialarını adalet bekçisi medyamızda gördünüz mü? (İlgili bir yazı da burada / orijinal Wikileaks belgesi burada)
  • Nevzat Şakar – Volkan Canalioğlu tapesindeki  “taraftarı tahrik edin, başbakana karşı ayaklandırın” sözlerinden rahatsızlık duyan bir tek emniyet, yargı mensubu yok mu? Ya başbakanın kendisi? Zira sonucu işte burada… canalioglu
  • Mehmet Topuz’a en formda olduğu dönemlerde bile uygulanan milli takım vetosunun nedeni nedir? Acaba Fatih Terim’le arasının olmaması olabilir mi? Yok canım, çok fesatsınız…
  • İTÜ tarafından hazırlanan penaltı raporu medya kuruluşlarının (ve MHK’nın) ilgisini çekmiş midir acaba?
  • Galatasaray’ın sermaye artırımı dolaplarına medya sansürü neden bu kadar az delinebiliyor sizce?
  • 2 Aralık 2012 Fenerbahçe otobüsünün Kayseri’de saldırıya uğraması henüz çok yeni, ama unutturulacağı kesin gibi. Zaten kimse de yakalanmadı. Neden yakalansın ki “hak arayan genç adamlar”?turgay_demir_4aralik2012
  • Operasyon öncesi ve süresince borsa hareketleri inceleniyor mu? Merak eden yok mu? SPK?
  • Yadigar Boğa ne oldu?
  • ”Fenerbahçe – GS maçı oynanmayacak” diyenler neredeler? Ne yapıyorlar? Bu bilgiyi kimler sızdırdı?
  • Gökhan Gönül’ün sakatlığını Fenerbahçe’ye bildirmeyen milli takım doktorları ne yapıyor?
  • Fenerbahçe’nin GS’ye verdiği teşvik ne oldu?
  • Aziz Yıldırım henüz tutuklanmadan adres olarak neden Metris yazıldı?
  • Melih Gökçek operasyonu önceden biliyor muydu? Başka kimler biliyordu?
  • 12 Mayıs 2012 tarihinde Kadıköy’de oynanan Fenerbahçe – Galatasaray maçı öncesinde bazı yayın kuruluşlarının kameraları, stadın dışında bazı noktalara (daha önce oralara konmamışlardı hiç) neden konumlandı? Önceden bazı bilgiler mi geldi?
  • Samsunspor Başkanı İsmail Uyanık’ın “milli takım için şike yapıldı” sözlerinin de üstü örtüldü.
  • Galatasaray ile Gençlik Spor Genel Müdürlüğü arasında imzalanan protokole göre Galatasaray’ın 49 yıllığına kullanım hakkını aldığı TT Arena’nın açılır kapanır çatısını 2 sene içinde yapması gerekiyor. Protokol 29 Nisan 2011’de imzalanırken, kulübün Arena’nın çatısını tamamlamak için önünde 19 ay bulunuyordu. Bu sürede yapılamazsa 160 milyon Euro’ya mal olan stadın maliyetinin yarısı kadar ceza ödemek durumunda kalacak Galatasaray.  Çatı? Kapatmak?
  • Milli Emlak Fenerbahçe Kulübü’nden kaldırımın bile kirasını istiyor. Yetmiyor konukevi için ayrı kira istiyor. Peki Galatasaray’ın Ali Sami Yen Stadı’ndan doğan kira borçlarıyla ilgilenen var mı? Ya diğer tesislerindeki yükümlülükleriyle?
  • Beşiktaş “iade ettiği” kupayı geri aldı mı? (Ahmet Sanlı’ya – @aahmetsanli – teşekkürlerimizle)
  • 2010 Aralık ayında Fenerbahçe Bayan Basketbol Takımı sporcusu Diana Taurasi’de doping maddesi bulunduğu açıklandı. Futbol Federasyonu Doping Kurulu Başkanı ve Basketbol Federasyonu Sağlık Kurulu Başkanı olan Prof. Dr. Turgay Atasü, daha B numunesi açılmamışken  “Taurasi’nin B numunesinde de bir değişiklik olmaz. Ben bugüne kadar böyle bir değişiklik görmedim. Taurasi bu duruma göre normalde 2 sene ceza alır. Dünya basketbolunun zirvesinde biri ama ne yapalım, o da kullanmasın. Hiçbir suçlu (Ben yaptım) demez.” buyurdu. Şubat 2011’de Türkiye Doping Kontrol Merkezi (Hacettepe) analiz sertifikalarını hata oldu diyerek geri çekti. Sahi, Turgay Atasü şimdi nerede? Bir özür çok mu zor olurdu? (Sevgili Maki Senkala’ya anımsatması için teşekkürler)turgayatasü
  • Shaskova’nın Fenerbahçe Bayan Voleybol Takımı oyuncusu, Coskovic’in ise Erkek Voleybol Takımı oyuncusu oldukları dönemde Fenerbahçe bu sporcuları Türk statüsüne geçirmek için çaba sarfetmiş, ancak “tarafsız” federasyon başkanı Ünal Karabıyık engeline takılmıştı. Oysa bu sporcular Fenerbahçe’den ayrılır ayrılmaz (Shaskova Eczacıbaşı’na, Coskovic Galatasaray’a) bu yol açılıverdi. (Münir Gökmen’e teşekkürler)
  • 6 Mayıs 2012 tarihinde Trabzon’da oynanan Trabzonspor – Fenerbahçe karşılaşmasında dah önceden Emre Belözoğlu’nu ırkçılıkla suçlayan Zokora Emre’ye çok sert bir tekme atıyor. Hakeme göre bu tekme değil. İyi de sarı karta ne gerek var o zaman? Hakem kim mi? Kamil Abitoğlu…zokoranin tekmesi
  • Yine Emre’yi ırkçılıkla suçlayan Trabzon tribünlerinin açtığı bir pankart: Papazın Çayırı’ndan Kanuni’nin vatanına hangi yüzle geldiniz… Bu pankarttaki açık ırkçılık hiçbir yetkiliyi hakerete geçirmedi. Nasıl geçirsin ki? Onların bilgisi dışında bu büyüklükteki bir pankart stada giremezdi zaten. (Anımsatma için Münir Gökmen’e teşekkürler)pankart_trabzon
  • Kasım 2009’da Galatasaray Basketbol Takımı’nın cezalı oyuncusu Cemal Nalga’yı, takım arkadaşı Tufan Ersöz’ün formasıyla oynattığı ortaya çıktı.  Hem de hazırlık maçlarında…. Daha iki yıl geçmeden, Ağustos 2011’de bu kez Galatasaray atletizm şubesinde benzer bir skandal yaşandı. “Ahlakın ve adaletin bekçileri” bunu söylemlerinde niye #hasir6 ediyorlar? (Serdar Başar’a teşekkürler)
  • Yargıtay 16 Haziran 2012 tarihinde Adnan Polat yönetiminin ibra edilmeyerek düşürüldüğü kongreyi geçersiz saymıştı. Yani Galatasaray’ın şu anki yönetimi yasal olmayan bir seçimle işbaşında. Eee? Yazan, çizen?
  • 27 Nisan 2010 tarihinde Ankaragücü Asbaşkanı Ayhan Atalay, Süper Lig’in 33. haftasında oynayacakları Fenerbahçe maçına atanacak hakemle ilgili çok ciddi duyumlar aldıklarını, maçı yönetecek hakemleri Aziz Yıldırım’ın ayarladığını iddia etti. Üç hakem isminin ellerinde olduğunu savunan Atalay, gelecekte tanıklık yapmak üzere 3 kişiye bu isimleri söyleyeceklerini belirtti. Atalay, “Aziz Yıldırım’ın MHK’ya baskı yaptığına dair ciddi duyumumuz var. Buraya kendi istedikleri, insiyatif kullanamayan, psikolojik altyapısı bu maçı kaldırmayacak bir hakem atamaya çalışıyor. Ben bu ismi eski MHK başkanı Bülent Yavuz’a ilettim. Bunu maç sonuna kadar saklayacak. Eğer teorilerimiz doğru çıkarsa, çıkıp televizyonlarda açıklayacak . MHK Başkanı Oğuz Sarvan’ın da bir televizyon programında, ‘büyük takımlar hakemlerimiz ve federasyon üzerinde baskı kurmaya çalışıyorlar’ açıklaması var.” dedi.
    2 Mayıs 2010 tarihinde ise “O konuşmaları nasıl yaptım ben de bilmiyorum. Bana bir şey oldu herhalde.” gibi bir ifadeyle özür diledi.
  • 15 Mayıs 2010… Fenerbahçe şampiyonluk için Bursaspor ile çekişiyor. Devlet Bakanı Faruk Çelik:

Son birkaç maçta olup bitenleri izledik. Bu kadar kolay gollerin nasıl yenildiğini anlamakta zorlanıyoruz. Birkaç ay önce başka konularda yaptığımız basın toplantısında bu konuları dile getirmiştik. O zaman da bu maçları kamuoyuyla paylaşacağımızı söylemiştik. Maalesef bizi üzen, kuşkuya düşüren görüntülere diğer maçlarda şahit olduk.
Umarım, yarın Fenerbahçe’nin Trabzonspor ile yapacağı maça, sahadaki oyuncuların fizik güçleri ve taktikleri yansır ve hak eden kazanır. Hak eden kazansın, hak eden şampiyon olsun. Bursaspor’un şampiyonluğu hak ettiğini hepimiz, Bursaspor ile hiç ilgisi olmayanlar bile söylüyor. Yarınki Beşiktaş maçında galip geleceğiz ve kulağımız İstanbul’da olacak ve inşallah oradan da hayırlı haberler alırız. Hak ettiğimiz neticeye ulaşırız.

diyerek ligi, daha doğrusu Fenerbahçe’yi  tümüyle şaibe altına sokuyordu. Bursaspor’un şampiyonluğu sonrasında söylediklerini şöyle savundu:

Türk Futbolunun şaibe altında kalmaması adına gündeme getirdiğimiz ‘Temiz Futbol’ uyarıları kimseyi kınamak için değil sadece Türk Futbolunun şaibe şayiası ile kirletilmemesi içindi. Bursaspor’un gösterdiği üstün performansı ve başarıyı Bursa milletvekili olarak, bir Bursasporlu olarak yakından bilmekteyim. Gerek Bursaspor’un gayretlerinin bazı kirli girişimlere kurban edilmemesi ve gerekse Türkiye liglerinde başarılı futbol sergileyen çok kıymetli takım ve oyuncularımızın lekelenmemesi amacıyla dillendirdiğimiz samimi uyarıları kimsenin yanlış ve kasıtlı olarak başka yerlere çekmesine müsaade edemeyiz.

Fenerbahçe şampiyon olamayınca lig bir anda tertemiz oluvermişti. farukcelik

  • Fatih Terim’in Temmuz 2012’de söylediği “Fenerbahçe şampiyonluğu dört yıl unutsun” sözlerinin arka planında ne var? Nereden bu garantiyi aldı? Yok bunu sadece tahmin olarak söylediyse, Aziz Yıldırım benzeri bir ifade yüzünden neden yargılandı?
  • Galatasaray – Gaziantepspor maçı için hakem Suat Aslanboğa raporunda Melo için neler yazdı? Rapor ne oldu? (Noavas Blog)TKUMMELO
  • 16 Aralık 2012 tarihinde oynanan Galatasaray – Fenerbahçe karşılaşmasında Fenerbahçeli Raul Meireless ikinci sarı karttan oyundan atıldı. İtiraz ederkenki görüntülerde hakeme tükürdüğü iddia edildi. Daha da ötesinde hakem Halis Özkahya’nın raporunun değiştirildiği, tükürdüğünün yazıldığı iddiaları dolaştı. 20 Aralık 2012 tarihinde PFDK Meireless’e 11 maç ceza verdi. Daha sonra ortaya çıkan görüntülerde Meireless’in tükürmediği net bir şekilde belli oldu. Tahkim Kurulu 27 Aralık 2012’de cezayı “maç sonrası hakeme yönelik hareket” gerekçesiyle 3 maça indirdi.   Halis Özkahya’nın raporundaki tükürük iddiası #hasir6 edilerek, kendisine yönelik hiçbir cezaya gerek duyulmaksızın maç verilmeye devam ediliyor.
  • EN ÖNEMLİ HASIR6: Süper Kupa ne oldu?

FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 21

leave a comment »

FENERBAHÇE ROZETİ

Fenerbahçe Spor Kulübü’nün amblemi önce Fenerbahçe burnundaki ışık saçan beyaz fenerdi. Ancak, kulüp mensupları bunu tatminkâr bulmadıkları gibi, anlam bakımından da, içinde bulunulan monarşi rejimini tehdit edici sayılacağı görüşüyle, kısa sürede iptal edildi.

1910 yılında Fenerbahçeliler arasında resim çizmede maharetiyle tanınan futbolcu Hikmet (Topuz) bu işi üzerine almış ve çizdiği bu günkü amblem herkesçe beğenilmiştir. Amblem 5 renklidir ve şu anlamları taşımaktadır:

(FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ 1907) yazılı beyaz yuvarlak çerçeve temizlik ve açık yüreklilik ifadesidir. Kırmızı fon ise, Fenerbahçeliler arasındaki sevgi vc bağlılığı belirtiyor. Safiyet ve sevgi, bu arada bayrağımızı da sembolize etmektedirler.

Ortada, kalp şeklindeki Sarı ve Lâcivert renklerden birincisi Fenerbahçe için duyulan gıpta ve kıskançlığı, ikincisi de asaleti temsil ediyor. Böylece, Fenerbahçelilik asalet ve gıpta hasletleri milli renklerimiz tarafından kucaklanmışlardır.

Sarı-Lâcivert renkler içinde yükselen palamut dalı da Fenerbahçelilik güç ve kudretini sembolize ediyor. Yeşil renk ise, yükselen bu kudret için başarının mukadder olduğunu açıklamaktadır.

Rozet projesi, üyelerce kabul edildiğinden, klişesi o tarihlerde Manchester’de bulunan Tevfik Taşçı beye yollanmış ve Fenerbahçe Kulübünün bu günkü rozeti ilk kez 1910 yılında İngiltere’de yapılmıştır.

fbtarih625

fbtarih625

fbtarih626

fbtarih626

1932 YANGINI

Fenerbahçe kulübü 80 yıllık hayatında birçok acılar çekti. Felâketler yaşadı. Bunların en talihsizi hiç kuşkusuz 1932 yangınıdır. Fenerbahçe’nin 1914 yılında yerleştiği Kuşdili semtinin o dönemdeki en güzel ve şirin binası 5/6 Haziran 1932 gecesi birkaç saat içinde, 25 yıllık varlığının bütün şerefli anılarıyle beraber yanıp kül oldu.

Dere kenarında ve top ağaçlarla gölgeli geniş bir bahçe içinde 240 metrekare zemin üzerindeki bu bembeyaz binada Fenerbahçe kulübü tam 19 yıl barınmış, en büyük şeref ve sevgileri bu lokalde iken kazanmıştı.

5 Haziran 1932 pazar günü kulüp her zamandan daha kalabalık, ve hareketli idi. Sarı-Lâcivertli yuva o gün tarihinde ilk kez bir yabancı antrenöre sahip oluyor ve futbol takımı, tertiplenen çaylı toplantıda, Jozeph Schveng ile tanışıyordu. Genç, yaşlı, faal, gayrıfaal 50 kadar Fenerbahçeli bu müstesna günün sevinç ve heyecanını yaşamakta idiler. Alt kattaki büyük salonda çaylar, limonatalar içilir, geniş bahçede o şipşirin top ağaçların altında gezilir ve banklarda oturulurken, konu, şöhret ve değerinden hiç kuşku edilmeyen antrenörün Fenerbahçe futbolunda yapacağı devrimdi. Türk futbolunda kendi yetenek ve gayretiyle önder olmak başarısını göstermiş ve adını Avrupa’larda şan ve şerefle duyurmuş Fenerbahçe futbolunun artık bir Macar antrenör elinde göstereceği gelişme ve ulaşacağı başarıları tahmin etmek güç olmasa gerekti. O kadar ki, birbirinden değerli 5 futbol takımının gösterecekleri büyük başarılarla bir mevsim içinde yaşanacak, (FENERBAHÇE TÜRKFUTBOLUNUN ÜNİVERSİTESİDİR !…) sözü, daha şimdiden göz ve gönüllerde yaşatılıyordu.

İşte, bu tertemiz hava içinde çalkalanan kulüpten herkes saat 19/20 sularında, gönül rahatlığıyle ayrılmış ve emekdar bekçi Lambo’dan başkası kalmamıştı.

Yüzme ve sutopu takımlarının fiş ve lisanslarını hazırlayıp, aynı saatlerde kulüpten ayrılmış bir Fenerbahçeli olarak diyebiliriz ki, 10 saat sonra şahit olunan enkaz yığını karşısında titreyerek ağlamamak, en taş yürekliler için bile imkânsız olmuştur.

Sabaha karşı 02/03 sularında, alevler arasında görülen ve Kuşdili semtini ayağa kaldıran, (FENERBAHÇE KULUBÜ YANIYOR, YETİŞİN !…) feryatları arasında, kül olan o her varlıktan değerli aziz yuva nasıl oldu da bu felâkete uğradı?.. Dikkatsizlik mi?., elektrik kontağımı?., kasıt mı idi bu?.. Soru hâla cevapsız, ancak yara ebedidir. Çünkü bu yangın, yalnız o güzelim lokali değil, onunla beraber Fenerbahçe Kulübü ve toplumunun maddi ve manevi pek çok haslet, meziyet, değer ve varlığını ondan koparmış ve bunların bir bölümünü de ebedi olarak yok etmiştir!..

Fenerbahçe kulübü bütün yurtta bomba gibi patlayan bu çok acı haber ve felâket üzerine aynen şu bildiriyi yayınladı:

(SEVGİLİ YUVAMIZ, 25 SENELİK SPOR HAYATIMIZDA ELDE ETTİĞİMİZ ŞEREF VE GALİBİYET HATIRALARIYLE BİRLİKTE, YANMIŞTIR. Bugün, MADDİ SPOR VESÂİTİMİZDEN DE TAMAMEN MAHRUM KALMIŞ BULUNUYORUZ.

YEKDİGERİMİZE KARŞI SARSILMAZ İTİMAT, MUHABBET VE TESANÜT HAVASI İÇİNDE, YILLARCA SÜREN MÜŞTEREK EMEKLERİMİZİN MUHASSALASININ ENKAZI KARŞISINDA DERİN BİR TEESSÜR DUYMAMAK KABİL DEĞİLDİR.

MAHVOLAN MANEVİ KIYMETLERİN MAATTEESSÜF TAMİRİ İMKÂNSIZDIR, ŞU KADAR Kİ, 25 SENEDİR KAZANDIĞIMIZ MUVAFFAKİYETLERİN HATIRALARINI KALBİMİZDE DAHA BÜYÜK BİR VECD İÇİNDE YAŞATMAK, BU HATIRALARI FENERBAHÇE GENÇLİĞİNE KİTAP HALİNDE HEDİYE ETMEK YİNE MÜMKÜNDÜR. HATTA İLK VAZİFELERİMİZDEN BİRİDİR.

KUPALARIMIZ, BAYRAKLARIMIZ YANMIŞTIR; FAKAT, YÜREĞİMİZDEKİ HATIRALAR CANLILIĞINI KAYBETMİYECEKTİR. BAŞTA ULU GÂZİMİZ OLMAK ÜZERE, KULÜBÜMÜZÜN MESAİSİNİ TAKDİR EDEN KIYMETLİ YAZILARI TAŞIYAN HATIRA DEFTERİMİZ KÜL OLMUŞTUR (Yandı sanılan bu defter 1944 yılında bilinmeyen biri tarafından Vatan gazetesinde, yazıişleri müdürü Kemal Onan’ın masasına bırakılmış ve yalnız maroken kabının kısmen yanmış olması büyük seviç yaratmıştır.). FAKAT BİZİM EMEKLERİMİZİ TAKDİR ETMİŞ OLAN BÜYÜK ŞEFLERİMİZ, MEMLEKETİNİ SEVEN, MEMLEKETİN İDEALLERİNE CANDAN BAĞLI, ÇALIŞKAN, TESANÜT VE MUHABBET ÇERÇEVESİ İÇİNDE TÜRK GENÇLİĞİNİ YİNE HİMAYE EDECEKLERDİR.

HAYATIN MÜTEMADİ BİR MÜCADELE OLDUĞUNU, MÜCADELESİZ, IZDIRAPSIZ, EMEKSİZ, ELEMSİZ, HAYATTA GEREK FERT VE GEREK MİLLET İTİBARİYLE MUVAFFAK OLMAK İMKÂNI OLMAYACAĞINI TÜRK GENÇLİĞİNE HATIRLATAN BÜYÜK GÂZİ’NİN NASİHATLERİ BU ELEMLİ GÜNLERİMİZDE BİZİM İÇİN EN BÜYÜK TESELLİ VE KUVVET MENBAI OLACAKTIR.

FENERBAHÇELİLERİ, KULÜBÜMÜZÜN MARUZ KALDIĞI FELÂKET NİSBETİNDE BÜYÜK OLAN VAZİFEYE DAVET EDİYO RUZ.)

Cumhuriyet ve Milliyet gazeteleri yardım kampanyasına başladılar. En büyük bağışı 500 lira (70 Reşat altını) ile Yüce Gâzi yaptı. Muhafız Alayı Komutanı İsmail Hakkı Tekçe’de 100 lira gönderdi.

Gelen yüzlerce telgraf arasında Başbakan İsmet Paşa :

(Kederinize iştirak ve sizi teselli ediyorum. Sporcu azm ve metanetinizle az zamanda yeni bir eser meydana getireceğinize eminim.) derken, İktisat Bakanı Celâl Bayar da :

(Kulübünüzün uğradığı hazin akibetten çok müteessir oldum. Gençliğin herhangi bir hadise karşısında azminden dönmeyeceğine, eskisinden daha mükemmel bir kulüp vücuda getireceğinize kaniim. Bu hususta elden gelenin yapılacağına emin olmanızı rica ederim.) telgrafını yollamıştır.

1957 yılında yayınlanan Fenerbahçe Spor Kulübü tarihinde Kuşdili lokali yangınında yanan mükâfat sayısının 120 kadar olduğu belirtilmişte Ancak, o tarihten bu yana değişik dallarda 20 kadar ödül daha belirlendi. Böylece, yanan kupa sayısının 150 civarında olduğu kesinleşmiş bulunuyor.

Bunların dışında atletizm ve su sporlarına ait bir çok birincilik ve rekor bayrakları, Türk ve yabancı kulüplerin hatıra flamaları, Sait Salahaddin Cihanoğlu’nun Afrika’da avlayıp Londra’da tahnit ettirdiği 12 vahşi hayvan başı, bütün futbol, tenis, atletizm ve izcilik malzemeleri, jimnastik aletleri ve kütüphane ile tarihi birçok resim ve tablo ve bütün evrak, defter ve dosyalar tamamen kül oldular.

Bunlara karşı, yalnız alt salondaki piyano, merdiven başındaki kılıç ve kalkanlı madeni şövalye, birkaç kupa ve vazo ve Cihanoğlu’nun av hatıralarından 10 u, kayıkhanedeki yarış futaları ve İşgal yıllarında kamufle edilmiş balıkçı kayıklarıyle Kurtuluş Savaşma sevkolunan silah ve cephaneden mahzende kalmış bir japon filintası kurtarılmış ve bulunmuştur.

FENERBAHÇE’NİN BÜYÜKLÜK ÖRNEKLERİNDEN

Fenerbahçe A futbol takımı, yangın felâketinden sonra ilk maçını, organizasyon gereği, ertesi cuma günü 4 G.S. lı (Avni, Nihat, Rebii ve Kemal Faruki) ile karma hâlinde, fakat Fenerbahçe formasiyle, Selanik karmasına karşı yaptı ve Zeki ile Kemal’in golleriyle 2-1 kazandı. Bu maçta bütün malzeme; forma, ayakkabı ve çoraplarla toplar borçla alınarak sahaya çıkılmıştı !…

Evet, Türkiye’nin en ünlü takımı, futbol tarihinde gol yemeden lig şampiyonluğu kazanmış yegane kulüp, Avrupa’nın pekçok profesyonellerine duman attırmış o yüce Fenerbahçe, uğradığı bir felâket sonucu, ilk kez, çöpüne kadar borçla alınmış malzeme ile sahaya çıkabilmişti. O dönemler için alışılmamış olan bu üzücü durumun Fenerbahçe kulübü üzerindeki tepkisi şu oldu:

San-Lâcivertli takım, birkaç gün sonra sah günü, Selanik Karması ile bir maç daha yaptı. Hüsam-Yaşar, Fazıl-Reşat, Nihat (G.S.), Fikret, Lütfü, Alaaddin, Zeki, Muzaffer ve Hâdi tertibiyle yaptığı ve Fikret, Lütfü, Zeki ve Alaaddin’in golleriyle 4-0 kazandığı maçın, o tarihler için önemli bir meblağ olan, 912 lira hasılatını, yoksul yurttaşlara dağıtılmak üzere, tümiyle Kızılay’a bağışladı!…

İşte Fenerbahçenin büyüklüğü.. Ve, işte Ulusunun sinesinde yer etmiş olmasının nedenlerinden biri…

Bu Fenerbahçe, hemen ayılı 1932/33 mevsiminde futbolda A, B, C ve junyor olarak, bütün kategorilerde tümüyle ve yenilgisiz olarak İstanbul şampiyonluklarını kazanmış, A takımı ayrıca Türkiye birincisi de olmuştur.

fbtarih628

ATAMIZ VE FENERBAHÇE

Ulu Atamız Türk gençliğini çok sever ve ona güvenirdi. Türk spor kulüplerine karşı da ayrı ayrı sevgisi olduğu kuşkusuzdur. Ancak, Fenerbahçe’ye olan sevgi ve muhabbeti bir özellik ve üstünlük taşımıştır. Sarı-Lâcivertli kulüp için şereflerin en büyüğü olan bu sevgi, Ata’mızın gerek söz, gerek yazı ve gerekse tutum ve davranışlarıyle kanıtlandı.

Ulu Önder’in Fenerbahçe kulübüne beslediği bu özel sevgi ve sempatiyi kanıtlayan örnekler pek çoktur. Konularında kısmen ayrıntılı olarak sunulan birkaçını burada hatırlatmak, büyük anısını derin saygılarla yâda imkân vermesi bakımından, isabetli olacaktır:

1- Yıldırım Orduları Gurubu Komutanı olarak Filistin cephesine giderken, 3 Mayıs 1918 de, misafir olarak kaldığı Sabri (Toprak) beyin Moda’daki evinden, onunla beraber yürüyerek Fenerbahçe kulübüne gitmiş, sevgi ve takdir duygularını, Dr. Hamit Hüsnü ve Etkâtipzade Mustafa beylerin yanında, şu veciz ifadelerle kulüp Hatıra Defterine yazdıktan sonra, Kürekte El-kâtipzade olarak, beyaz yarış futasiyle ve yine Sabri beyle beraber Moda’ya dönmüştür:

(FENERBAHÇE KULÜBÜNÜN HER TARAFTA MAZHAR-I TAKDİR OLMUŞ BULUNAN ASAR-I MESAİSİNİ İŞİTMİŞ VE BU KULÜBÜ ZİYARET VE ERBAB-I HİMMETİNİ TEBRİK ETMEYİ VAZİFE EDİNMİŞTİM.

BU VAZİFENİN İFASI ANCAK BUGÜN MÜYESSER OLABİLMİŞTİR. TAKDİRAT VE TEBRİKÂTIMI BURAYA KAYD İLE MÜ-BAHİYİM.)

3.5.34 (1918) Ordu Kumandanı M.Kemal (ATATÜRK)

fbtarih629

2- BÜYÜK ATA 1925 Ekiminde Bursa’da iken Türkiye Şampiyonu Muhafızgücü’nden Milli kaleci Hamit, Haf Kâmil, Talat, Sudi ve Nuri gibi ünlülerle Bursa’Iı seçme futbolcuların oluşturduğu kadronun Fenerbahçe ile bir maçının ilginç olacağını düşünen Alay Komutanının isteğine Sarı-Lâcivertli kulüp, bir gün sonraki lig maçı dolayısıyle, ancak takviyeli üçüncü takımı yollayabildi. 1-1 sonuçlanan maçı ULU ÖNDER de izledi.

Bu maç Büyük ATA’nın izlediği yegane İstanbul takımı maçıdır ve bu şerefi Fenerbahçe’ye kazandırmıştır.

3- Fenerbahçe kulübü 1950 li yıllara kadar bütün yaz balolarını Kalamış’ta Belvü gazinosunda yaptı. 1927 de yine bu gazinoda tertiplenen yaz balosu Büyük Önder tarafından şereflendirildi. Atatürk baloyu, yine koyu Fenerbahçeli olan ve İşgal’den sonra İstanbul’a giren 3. Kolordu Komutanı Şükrü Naili Gökberg ile beraber geç saatlere kadar şereflendirmiş ve Fenerbahçelilerle sohbet etmiştir.

4- Ezeli rakiplerin 10.8.1928 de 3-3 berabere kaldıkları maç akşamı Dolmabahçe Sarayında sonucu öğrendikten sonra, Büyük ATA’mız, Sarı-Kırmızılı kulüp Başkanı gazeteci ve Sivas Milletvekili Necmeddin Sadak, Onur Başkanı Maarif Vekili Mustafa Necati ve 1.1 sayılı üye Büyükelçi Ruşen Eşref Ünaydın’dan oluşan 3 G.S. lı misafirine karşı, Sabri Toprak ve Vasıf Çınar beylerden oluşan 2 F.B. li misafirine doğru yaklaşıp:

- Burada da (3) e (3) le berabereyiz !… dediğinde, merakla kendisine bakan 3 lü guruba dönüp, anlamadınız mı ?!. tarzında bir bakıştan sonra:

- BEN DE FENERBAHÇE’LİYİM !… demiştir.

5- Kuşdili’deki lokal yanınca Fenerbahçe kulübüne ilk yardımı, beşyüz lira olarak Ulu Önder yaptı. Bu yardımın maddi değeri o tarih için 70 Reşat altınına tekabül eder. Manevi değerinin ise hadsiz, hesapsız olduğu kuşkusuzdur.

6- 1933 de Fenerbahçe Sutopu takımı Yalova’ya çağrılmış ve Termal’de Ata’mızın huzurunda gösteriler yapmıştı. Düzgün ve şık kıyafetli Galatasaray, İst. Su Sporları, Beykoz kulüpleriyle Deniz Lisesi takımları dururken, neden, ceplerinden temin edebildikleri, kılık kıyafetleri pek düzgün olmayan mütevazi Fenerbahçe takımının davet edildiği sorusu, haftalar sonra Denizcilik Federasyonu yetkilisi tarafından:

- Gâzi Hazretleri öyle istediler !… sözüyle cevaplandı.
7- Fenerbahçe kulübünün 1 Haziran 1934 yıldönüm bayramında stadına And içerek, törenle koyduğu büst için istediği izne ULU ÖNDER memnunlukla muvafakatini bildirmişti. Bu suretle Fenerbahçe stadı Türkiye’de Ata’mızın büstünün konmasına izin verdiği yegane stat olmak özellik ve şere’fini taşımaktadır.

Büyük KURTARICI nın Fenerbahçe kulübüne gösterdiği bu özel ilgi, sevgi ve muhabbeti kesinlikle yadırgamamak ve çok da görmemek gerekir. Fenerbahçe gibi Kurtuluş Savaşının kazanılmasına her aşama ve sahada hizmet veren, her türlü tehlikeyi göze alıp silah ve adam kaçıran, futbol takımından hepsi subay 5 elemanını SAKARYA muharebelerine gönderen, o karanlık yıllarda en güçlü düşman takımları ardarda yenerek, Ulus’una ümit ve iman aşılayan ve böylece, genç Cumhuriyetin temel ve mayasında PAY SAHİBİ olan bir kulübü ULU ÖNDER elbette ki özel bir sevgi ile sevecek ve hatta 10 Ağustos 1928 akşamı yaptığı gibi, (BEN DE FENERBAHÇE’-LİYİM….), derken bunu övünerek söyleyecekti

fbtarih630

FENERBAHÇE’NİN SPORTİF ÖZELLİKLERİ

Fenbrbahçe, Türk sporuna ışık tutan nitelikleriyle ün yapmış bir kulüptür. Onun, konularında sözü edilen özelliklerinden bir bölümünü şöyle sıralamak mümkündür:

1- Açılma girişiminin 1899 yılında yapılmış olması nedeniyle, gerçekte, (ilk ve en eski) olarak tanımlanması gereken Türk spor kulübüdür.

2- Sürekli futbol organizasyonlarında 1986/87 mevsimi sonu itibariyle, Türkiye’nin en çok resmi şampiyonluk kazanan kulübüdür (Beşiktaş 47, G.S. 49, F.B. 71 kez)

3- Kurulan ilk Türk Milli Futbol takımına 7 eleman vererek, büyük bir şerefin sonsuza kadar sahibi olmuştur.

4- Katıldığımız ilk olimpiyatlarda (1924 Paris), 6 futbolcusu yer almakla, yine tekrarı mümkün olmayan, bir şerefin sahibidir.

5- 50 Milli maçla, Altın madalya kazanan ilk Türk futbolcusu (LEFTER)’in mensubu olduğu kulüptür.

6- Bir Milli maçta 4 gol atan ve bu rekoru 64 yıldır hala kınlamayan ZEKİ SPOREL’i yetiştiren kulüptür. (17 Haziran 1924’de Helsinki’de 4-2’lik Finlandiya maçının 4 golü.)

7- Ay-Yıldız’lı takımın 1923-87 döneminde attığı gollerin %40’ı ile en büyük paya sahip olan kulüptür. (G.S % 23, B.J.K. % 11).

8- İstanbul liginde, Londra’dan getirilen 10 yıllık şampiyonluk şildini kazanmakla resmi mükâfat alan ilk Türk kulübüdür.

9- 58/0 gibi bir skorla, gol yemeden lig şampiyonluğu kazanan Dünya’nın yegane takımına sahip olmuş kulüptür (1922/23)

10- Atletizmde, Olimpiyatlarda derece alarak Türk bayrağını şeref direğinde dalgalandıran ilk atletimiz Ruhi Sarılap’ın kulübüdür. (1948 Londra Olimpiyatlarında 3 adım atlama 3 üncülüğü ile) 11- Tenis sporunu ilk uygulayan, İstanbul ve Türkiye şampiyonluklarından sonra, Balkan şampiyonluğu da kazanan ilk Türk kulübüdür.

12- Futbolun beşiği sayılan İngiltere adalarında galip gelen ilk ve yegane Türk kulübüdür. (6.10.1953 de 2-1’lik Hul City galibiyeti ile)

13- 23.9.1959 da, Buda-Peşte’de Macaristan şampiyonu Csepel’i 3/2 yenip eleyerek, (Avrupa Kupalarında Yurt dışında galip gelen ilk Türk kulübü) ünvanını kazanan kulüptür.

14- 1967/68 deki, (Balkan Kupası şampiyonluğu) ile, Uluslararası resmi futbol organizasyonlarında, “ŞAMPİYONLUK” kazanan ilk ve tek Türk kulübüdür.

15- 1980 yılında Uluslararası Berlin futbol Turnuvasını kazanarak, Yurt dışındaki özel organizasyonlarda da “ŞAMPİYON” olan ilk Türk kulübüdür.

16- 1986/87 Futbol mevsimi sonunda, Avrupa kupalarına 20 kez katılarak, bu kupalarda en çok yer alan Türk kulübüdür. (G.S. 17, B.J.K. 11, Trabzonspor 8 kez).

17- Avrupa şampiyon kulüpler kupasında, 1967/8 de 6, 1969/70 de yediği 12 golle, bu kupada 2 yıl (Avrupa’nın enaz gol yiyen şampiyon kulübü) ünvanlarıyla anıldı.

18- 1974-76 yılları Avrupa şampiyonları arasında, üstüste 23 deplasmanda hiç yenilmemekle, (Avrupanın deplasmanda yenilmeyen yegane kulübü) olarak, uzun süre adından söz ettiren kulüptür.

19- Yabancı ülkeye vardığı gün, basının, onun renkleriyle yayınlandığı kulüptür (Tel-Aviv, 9.3.1950)

20- Resmi Avrupa kupalarındaki galibiyeti rakip ülkenin politik gazetesinde yeni baskı ile yayınlanan ilk Türk kulübüdür. (Fenerbahçe’nin 19.11.1959 da 2. turdaki 2-1 lik Fransız şampiyonu Nice galibiyetini Paris-Sair gazetesi özel baskı ile duyurdu.)

21- Kürek sporunu çalışma alanına alan ve ilk kürek yarışlarını sürekli kazanan kulüptür. (1914 den itibaren)

22- Basketbolda Avrupa Şampiyon Kulüpler (1957) ve Kupa galipleri (1967) şampiyonalarına katılma haklarını ilk kazanan ve ilk katılan kulüptür. ‘

23- Modern sporlarda yurdumuzun ilk düzenli Organizasyonu olan İstanbul lig maçlarında kazandığı 16 şampiyonluktan 11’ini yenilgisiz kazanmakla olağan üstü bir büyük başarının sahibi kulüptür.

24- 1914deki 5 maçlık turne ile, Osmanlı İmparatorluğu-Çarlık Rusya arasında yegane futbol temasında bulunan Türk kulübüdür.

25- Kız takımları arasında Voleybol ve Basketbolda şampiyonluk kazanan ilk kulüptür (1955)

26- İzcilik teşkilatı kuran ve Yurt içinde seyahatler yapıp temsiller veren ilk spor kulübüdür (1914)

27- Masa tenisinde 1987 ye kadar ferdi veya takım olarak ençok şampiyonluk kazanan ve elemanları Milli takımı sayısız galibiyetlere ulaştıran kulüptür (Gürhan Yaldız ve Oktay Çimen Çifti ile).
28- Afrika’da arslanı avlayan ilk Türk, Sait Salahaddin Cihanoğlu’nun mensup olduğu külüptür (1926’da).

29- Yetiştirdiği güreşçisi 1967 Avrupa ve Dünya şampiyonlukları kazandıktan sonra, FİLA’nm ünlü Başkanı Roger Coulon’a:

(— SIRRI ACAR DÜNYANIN EN BÜYÜK Greko Rumen GÜREŞÇİSİDİR!.. NE YAZIK Kİ TÜRK TAKIMINDA İKİNCİ BİR SIRRI ACAR YOK!..) derdirten kulüptür.

30- Bisiklet sporunda Türkiye Turu’nu ilk kez başaran bisikletçilerin kulübüdür. (1953 de Mehmet Haskek ve Tayyar Güner).

31- 1964’de Fransa’da yayınlanan (Dünya Futbol Yıldızları) listesinde 2 Türk olarak yer alan Lefter ile Can’ın kulüpleridir.

32- Bir mevsimde 8 değişik dalda takım halinde 19 İstanbul ve Türkiye şampiyonluğu kazanarak rekor tesis eden kulüptür (1965/66 da).

33- Resmi müsabakalarda Kız-Erkek karma takımla bölge şampiyonluğu kazanmış ilk ve yegâne Türk kulübüdür (1929 İstanbul şampiyonu F.B. Voleybol takımı).

34- Atletizmde İnternational müsabakalar Organize eden yegane Türk kulübüdür (7 kez)

35- Mustafa Batman, Ruhi Sarıalp, Osm an Coşgül ve Ekrem Koşak olarak, Ordulararası Dünya şampiyonlukları kazanan 4 Türk atletinin bağlı oldukları kulüptür.

36- 35 spor dalında faaliyet göstermiş olmakla, Türkiye’de rekor tesis etmiş kulüptür.

37- Düzenli olarak dergi yayınlamış ilk Türk kulübüdür (1915 da 15 günde bir yayınlanan 16 sayfalık “FENERBAHÇE” dergisi).

38- Yurt içi ve dışına uçakla deplase olan ilk Türk kulübüdür (29.3.1947 de İzmir’e, 9.3.950 de Tel-Aviv’e)

39- Türk sporunda Genç takımlar kuran ilk kulüptür (1912.de)

40- Türkiye’de 1914 de tertiplenen ilk (Genç Ta kımlar Futbol şampiyonluğu) ve kupasını kazanan kulüptür.
41- 1914 deki şampiyon Genç Takımının ilk Milli takımlara, Cafer Çağatay, Refik Osman Top, Feyzi Baron, Alaaddin Baydar, Zeki Sporel ve Bekir Teker olarak, bir hamlede 6 futbolcu vermiş olmasıyla, Türkiye’nin gelmiş geçmiş en ünlü genç takımını yetiştiren kulüptür.

42- Futbolcusu Lefter’in 22 sayı ile tesis ettiği Milli takım gol krallığını yıllardır elinde tutan kulüptür.
43- Bir mevsimde 5 resmi şampiyonluk kupası kazanarak Dünya futbolunda eşsiz bir başarının yaratıcısı Kulüptür (Türkiye liği, Federasyon, Cumhurbaşkanlığı, Balkan ve Spor-Toto kupalarının kazanıldığı 1967/68 mevsimi)

44- 2.10.1968 de DÜNYA ŞAMPİYONU İngiltere’nin lig şampiyonu Manchester City’yi AV. Ş. Kulüpler Kupasından yenerek eleyen ve futbol dünyasında sansasyon yaratan kulüptür.

45- 1984’de yine 2 Ekim günü AVRUPA KUPASI ŞAMPİYONU Fransanın lig birincisi BORDEAUX’yu, yine Avrupa şampiyon Kulüpler Kupasından, deplasmanda yenip eleyerek, tekrar sansasyon yaratan kulüptür. (F.B. her iki rakibe de yenilmeden tur atladı.)

46- Lefter’in Fiorentina kulübüne transferinden 1951 de aldığı 3,5 milyon liretle, Avrupa’ya ilk paralı transferi yapan kulüptür.

47- Yabancı ülkede antrenör kursu bitirip 1930 ve 1940 larda (AVRUPA’DA ANTRENÖRLÜK EDEN İLK TÜRK) ünvanmı.alan, ünlü BEKİR TEKER’in kulübüdür.

48- Londra Olimpiyatlarından sonra, Brüxelles’deki 1950 yılı Avrupa Atletizm şampiyonasında da 3’üncü olarak Türk bayrağını bir kez daha şeref direğinde selamlatan Ruhi Sarıalp’in kulubüdür.

49- Uluslararası Yarışlarda birincilik kazanan ilk Türk kürekçisi Hınguç Tursan’ın kulübüdür. (1954 de kazanılan Golden-Sky)

50- 1963 de Uluslararası müsabakalar için seçilen 11 kürekçinin tümünün mensup olduğu kulüptür.

51- Yelken sporunda gerek ferdi ve gerekse ekip yarışlarında Türkiye’de en çok şampiyonluk kazanan kulüptür.

fbtarih632

52- Türk futbolunda (3 BÜYÜKLER) olarak adlanan kulüplerimiz arasındaki maçlarda 1987 Eylül ayı sonuna kadar, rakiplerine açık üstünlük sağlayan kulüptür. (G.S. ile galibiyette 98/106, gollerde 360/391. Beşiktaşla galibiyette 82/96 gollerde 286/333.)

53- Türkiye’de 1904 de İngilizler, 1930 da da Halk partisi tarafından en çok şampiyonluk kazanacak kulüplere verilmek üzere konan 10 ar yıllık “ŞİLT”lerin ikisini de kazanan kulüptür.

54- Atletizmde takım halinde Yurt dışında müsabaka yapan ilk ve günümüze kadar da, yegane Türk kulübüdür.

55- Masa Tenisinde (Milli Takım) dışında, (KULÜP) olarak yurt dışına çıkan ilk kulüptür. (1981 ve 1982 de istisnâi bir davetle gittiği Bulgaristan da, Uluslararası müsabakalarda altın ve gümüş madalyalar kazanmıştır.

56- Atletizmden sonra, boksta da Avrupa 3 cülüğü kazanan (CEMAL KAMACI)’nın kulübüdür (1963 de 63 kiloda).

57- Futbol takımı yurt içi ve dışında bando mızıka ile karşılanan ilk ve tek Türk kulübüdür. (1925 de Sofya, yine 1925 de Ankara ve 1948 de Pire ve Atina’da).

58- Futbolcusu Dünya Karması’na seçilmiş ve başarılı oyunundan dolayı kutlanmış ilk ve yegane Türk kulübüdür. (İSA ERTÜRK, 16.12.1980 de Barcelonada.)

59- 2 rakibinden Galatasaray’ın 17 ve 14, Beşiktaş’ın da 10 ve 15 yıl süren ikişer uzun şampiyonsuzluk dönemlerine karşı, en fazla 7 yıl birinci olamamakla, güç üstünlüğünü ve şampiyonluğa yatkınlığını kanıtlayan kulüptür.

60- UEFA’nın 1980 de yayınladığı değerlendirme tablosuna göre, Fenerbahçe, o tariha kadar, 21 yılda kazandığı (Avrupa Kupalarına 17 kez katılma hakkı ile, kupalara giren 411 kulüp arasında baştan 10’uncu sırada yer alıyordu.)

61- Amerika Birleşik Devletlerine karşı, 1951 de Avrupa karmasına seçilen ilk ve yegane Türk Boksörü HALİT ERGÖNÜL’ün kulübüdür.

62- 1973/74 Türkiye futbol ligi sonunda, yabancı basın ve ajanslarca yayınlanan istatistikte, Türkiye’nin en popüler ve 20 milyon lira (yaklaşık bir buçuk milyon Dolar) değerle, dünyanın en pahalı 20 futbol takımı arasında yer alan kulüptür.

63- Yine yabancı basın ve ajanslarca 1975 de yayınlanan diğer bir istatistikte, dünyanın en fazla hasılat sağlayan takımları arasında, 520 bin lira ile 13. Benfica’dan sonra, her maçta ortalama yarım milyon lira, (Yaklaşık 35 bin Amerikan Doları), hasılatla, 14. sırada yer alan kulüptür. Yukardaki 2 istatistikte de Türk Kulübü olarak yalnız Fenerbahçe’nin ismi vardır.

64- 3 Büyüklerin Yurt dışındaki ilk temaslarında, Almanya’da 2 rakibini de yenen kulüptür. Offenbach’ta 3.8.1980 deki VATAN KUPASI maçında G.S.’yı 3/2, Herne’de 19.7.1981 de Vestfalia Kupasında B.J.K.’yı 1/0).

65- Sakat futbolcularını seri halinde ve ilk kez Avrupa’da tedavi ettiren Türk kulübüdür. (1948 de Suphi Ural, Erdoğan Dağdelen, Erdal Kocaçimen ve Murat Alyüz.)

66- Yüzme’de 1933 de bir günde 5 Türkiye rekoru kıran Leyla Asım Turgut’un mensup olduğu kulüptür.

67- Yine yüzmede 1955 de yüzücüsü Yılmaz Özüak’ın 5 mesafede aynı gün, 5 Türkiye rekoru birden kırdığı kulüptür.

68- Genç futbol takımı Uluslararası turnuvalara davet edilen ve giden ilk Türk kulübüdür. (1965 de Rijaka’daki turnuvayı diğer çeşitli ülkelerin turnuvalarına katılışlar izlemiştir.)

69- Milli Takım için 18.1.1923 de ilk kez seçilen 17 futbolcudan oluşan aday kadroya 9 eleman veren kulüptür.

70- Gol yemeden İstanbul Kupa Şampiyonluğunu kazanan kulüptür (1945 de 15/0 ile)

71- Bir lig şampiyonluğundan sonra, en çok Kupa ile mükafatlandırılan kulüptür. (1952/53 ün “Sarı Kanaryalar” olarak adlanan şampiyon takımına 17 kupa sunulmuştur.)

72- İkinci Dünya Savaşından sonra, (Demirperde) gerisi bir ülkede maç kazanan ilk Türk kulübüdür. (13.6.1956 da Leningrad’da ZENİTH’i 2-1 yenerek).

73- Kadrosundan 5 subay elemanı (Suat Keskin, Nâhit Çokbaşaran, Kâmil Rona, Ethem Bellisan ve Refik Kuntol), 1921 de Sakarya muharebesine göndermiş olmakla, Milli kurtuluş savaşına fiilen de katılmış kulüptür.

74- 1987 ye kadar 11 i şampiyon kulüpler, 7 si UEFA ve 2 si de Kupa Galipleri olarak; 20 kezle, Türkiye’yi Avrupa Kupalarında en çok temsil etmek başarısını gösteren kulüptür.

75- Fenerbahçe, yukardaki 3 Avrupa Kupasına, 1970/81 yılları arasında, aralıksız 11 kez katılmakla, rekor içinde rekor tesis etmeyi de başarmış kulüptür.
76- Avrupa Kupa Gâlipleri Kupası ile Süper Kupa galibi üıılü ANDERLECHT’i 7.8.1978 de 3-0 yendikten biray sonra, 13.9.1978 de UEFA Kupası ve Hollanda şampiyonu P.S.V. EİNDHOVEN’i de şampiyon Kulüpler de ilk maçta 2-1 yenerek Avrupa’da bir kez daha sansasyon yaratan Türk kulübüdür.

77- Girişimiyle yapılan Balkan Kupası şampiyonluğuyla Türk futbol hakemlerine, 1960 dan itibaren, Yurtdışında maçlar yönetmek olanağını kazandıran Türk kulübüdür.

78- Kürek sporunun önem kazandığı ve rekabetin başladığı 1951 den 1987 ye kadar, Anadolu Hisar’ın 3, G.S.’ın da 33 resmi şampiyonluğuna karşı, 65 İstanbul Bölge ve Türkiye şampiyonluklarıyla İstanbul ve Türkiye Kupaları birinciliklerini kazanan kulüptür.

79- Kürek sporunda yurtdışında müsabakalar yapan, altın ve gümüş madalyalar kazanan ilk ve yegane Türk kulübüdür. (1980 ve 1982 de Bulgaristanda.)

80- Türkiye’de 1928’de başlayan Otomobil yarışlarında ilk birincilikleri kazanan Samiye Burhan Câhit ve Ziya Koşar’ın kulüpleridir.

81- Türkiye’de kulüpler arası ilk RUGBİ maçında, 13.5.1945 günü Fenerbahçe stadında 15 bin seyirci önünde, G.S.’yi 12/0 ile yenen kulüptür.

82- Atletizmde yabancı bir ülkenin davetiyle gidip Milli bayram günlerinde 14 rakip takıma karşı birinci gelen kulüptür. (Atina, 21/22.4.1951).

83- Atina’da yukardaki başarıyı sağlayan takımın 16 atletinin de İnternasyonal oluşları, karşılaşmaların değerini arttıran bir husustur.

84- Futbolcusu yabancı bir ülkenin ünlü ve şampiyon bir kulübünün başkanlığı ile Federasyon reisliği yapan kulüptür (1915/17 yılları Fenerbahçe takımından A.Nikolaides 1951’de Panathinaikos Kulübü ile Yunan Atletizm Federasyonu Başkanı idi).

85- Boks sporunda takım halinde yurt dışında maç yapan ve kazanan yegane Türk kulübüdür. (F.B., Kasım 1986 da İsviçrenin Boxclub takımını Winthertur şehrinde yendi).

86- 2 Basketçisi aynı gün 2 değişik ülke Basketbol takımlarının kaptanı bulunan yegane Türk Kulübüdür. (1985 yılı Temmuz ayı başında Efe Aydan F.B. ve Milli takım kaptanı iken, yine F.B.’li TRİANON, Kanada Milli takım kaptanı olarak, Dünya Kupası maçlarına katılıyor ve ilk 12 basketçi arasında yer alıyordu.)

87- Türkiye ve Yurtdışında ilk gece maçları yapan ve ikisini de kazanan ilk Türk kulübüdür (9.9.1939 da Taksim’de Beyoğluspor’u 4-2, 6 Ekim 1953 de İngiltere’de Hul City’i 2-1).
88- Kurtuluş Savaşına silah ve personel kaçırdığı için, düşman işgal orduları Başkomutanlığınca kapatılan Türk kulübüdür.

89- İlk Milli maçtan 55 yıl sonra, T.S.Y. Derneği tarafından tertiplenen (ŞÜKRAN GÜNÜ) törenine, o maçtan sağ kalıp davet edilen 5 futbolcudan 5’inin de (Cafer, Sabih, Alaeddin, Bedri ve sonra da Nedim) mensup olduğu kulüptür.

90- 22.6.1958-10.6.1959 arası bir yılda, yurt iç ve dışında, yaptığı toplam 54 maçta hiç yenilmemekle, belki bir başka dünya rekoru sağlayan kulüptür. (Bu maçların 48’i kazanılmış, 8’inde berabere kalınmış ve 27’ye karşı 161 gol atılmıştır.)

91- 3 Büyük kulüpten İstanbul dışı rakiplere en geç yenilen kulüptür. (G.S., 1909 da İzmir karmasına 2-1; B.J.K., 1924’de Harbokulu’na 2-0; F.B., 15-5. 1937 de İzmir Doğanspor’a 2-1 yenildi).

92- Temmuz 1963 deki Balkan-Skandinav yarışlarında 5 bin metrede birinci gelerek (Finlandiya Cumhurbaşkanlığı Kupası)’nı kazanmak başarısını gösteren MUHARREM DALKILIÇ’ın mensup olduğu kulüptür.

93- Mart 1949’da Birleşik Amerika’ya karşı kurulan Avrupa karmasına seçilen yegane Türk aleti RUHİ SARIALP’in kulübüdür.

94- Bir Devlet reisesi adına konan mükâfatı kazanan ilk Türk kulübüdür. (Arjantin C.başkanının eşi “EVA PERON”nun kupasını 27.1.1952’de “LANÜS” takımım 3/2 yenerek, F.B. kazandı.

95- Kürekde İstanbul şampiyonluğunda 1976/87 yıllarında üstüstü 12, Türkiye şampiyonasında 1976/86 da üstüste 11, İst. kupasında 1976/87’de üstüste 12, Türkiye Kupasında 1977/86 yıllarında aralıksız 10 yıl şampiyon olarak, kırılması çok güç bir rekorun sahibi kulüptür.

96- Tümü de milli 19 kişilik 1960/61 lig kadrosuyla, Türk futbolunda eşsizlik sağlamış kulüptür.

97- Futbolcusu Leftcr’in Ay-Yıldızlı formayı, 23.4.1948 den 9.10.1963 e kadar taşımış olmasıyla, Türk futbolunda, 16 yılla süre bakımından da rekoru elinde tutan kulüptür.

98- Türkiye liginin yalnız 3 şehrin kulüpleri arasında oynandığı 1963/64 de; İstanbul, İzmir ve Ankara olarak, 3 şehirin hepsinde 378 günde şampiyonluk turları atmak gibi, artık bir daha yaşanması olanaksız başarının sahibi olan kulüptür.

99- 1965 de 7 bin km.lik Almanya, Hollanda, Belçika, Fransa ve İtalya’dan sonra; Birleşik Amerika’da da birçok bisiklet turlarında Türkiye’yi başarı ile tanıtan Tayyar GÜNER’in mensubu olduğu kulüptür.
100- 1967/68 Türkiye ligi liderliğini sürdürürken, üstüste 13 maçta kalesine sayı yapılamamasından dolayı, tekrar, (Avrupa şampiyonaları arasında enaz gol yiyen takım) olarak, haftalarca sözü edilen kulüptür.

101- Gol yemeden şampiyon olan 1922/23 mevsimi kadrosunun 42 yıl sonra 1965 deki anma törenine tam kadro ve aynı kulübün mensupları olarak katılmak gibi, Dünya futbolunda eşsiz bir olay ve anının sahibi kulüptür.

102- Aynı gün (4.12.1948), 2 yabancı şehir (Pire ve Atina) belediyelerinde bando müzika ile ayrı ayrı milli marşımızı çaldıran yegane Türk kulübüdür.

103- İlk milli maçımız olan 26.10.1923 deki 2-2’lik Romanya maçında ikigolümüzü de atan ZEKİ SPOREL’in mensup olduğu kulüptür.

104- Yukardaki ilk milli maçımızın takım kaptanı olan Hasan Kâmil Sporel’in bağlı olduğu kulüptür.

105- İlk milli maçımıza 7 futbolcu vermesi, yabancılar karşısında başarılı olması ve teknik futboluyla ün yapmış bulunması nedenleriyle, Türk futbolunda:

“Milli Takıma 7 oyuncu veren Fenerbahçe” “Yabancılara karşı yüzümüzü güldüren Fenerbahçe”

“Fenerbahçe Türk futbolunun Üniversitesidir!..” sloganlarını yaratan ve uzun yıllar yaşatan kulüptür.

106- Tarihsel 29 Haziran 1923 General HARRİNGTON Kupası galibiyetini 57 yıl sonra 29.6.1980 de, o kadrodan Cafer, Fâhir, Alaattin ve Bedri olarak, sağ kalan 4 kişi ile kutlayan kulüptür.

107- Basının 1922/24 lerde, ayrı ayrı isimlerini yazmak yerine, Türk futbolunda ilk ve tek kez olarak, (FENERBAHÇE HER ZAMANKÎ KADROSU İLE İDÎ..), diye yazdığı, değişmez ŞEKİP-HASAN KAMİL, CAFER-KADRİ, İSMET, FATİH-SABİH, ALAADDİN, ZEKİ, ÖMER, BEDRİ’den kurulu ünlü takımın kulübüdür.

108- Kuşdili’deki kulüp binası yandıktan sonra, ilk mevsim olan 1932/33 de, A,B, 3. ve jünyor olarak, 4 İstanbul futbol şampiyonluğunu birden kazanıp bu alanda da rekor tesis eden kulüptür.

109- Türkiye liginde 1967/68 ve 1969/70 mevsimlerinde lig ikincileri Beşiktaş ve Eskişehirspor’u, rekor olan, 7 şer puan farkla aşarak şampiyon olan kulüptür.

FENERBAHÇE KULÜBÜNDE BÜTÇE

İlk spor kulüplerimiz için kuruluş ve onu izleyen yıllarda bütçe söz konusu değildi.

Fenerbahçe kulübünde gelir, üye aidatlarıyla bağışlardan, gider de demirbaş malzeme ile bir miktar kırtasiyeden ibaretti.

1918’de, İbnürrefik Ahmet Nuri (sekizinci) beyin Yönetim Kurulu Başkanlığı zamanında yürürlüğe konan ilk yılların en mükemmel tüzüğünde, Fenerbahçe kulübünün Gelir ve Giderleri şöyle gösterilmiştir:

(Md. 33- Kulübün Varidatı azanın taahüdatıy-la, verilecek müsabaka ve müsamerelerdeki hasılat ve eshap-ı hayır tarafından vaki olacak teberüattan ibarettir.

Md. 34- Kulübün kırtasiye gibi masarıfat’ı müteferrikası senevi aidatının % 10’unu tecavüz edemez.

Md. 35- Her aza, spora müteallik elbise vesaireyi, kulüpçe ittihaz edilen numuneye tevfikan, kendi hesabına tedarike mecburdur.)

Ancak savaş nedeniyle spor malzemesi ithalinin imkânsızlığı, Fenerbahçe’li sporcuları zor duruma düşürünce, kulüp, kapanacağını Devlet’e bildirmiş ve el konan İngiliz Baker mağazasından verilen malzeme ile savaş döneminin ihtiyacı karşılanabilmiştir. Bu dönemde bir futbol topu iç lastiğinin 5 altın liraya, 11 fanila ile kunduranın 90 altın liraya sağlanabildiğini donanma dergisi yazar.

İstanbul’da futbol maçlarında ilk gelir tesbiti 1910 yılında Kadıköy’deki bir Fenerbahçe maçında yapıldı ve 320 kuruş toplandı. Giriş ücreti almak fikri öne sürülünce, etrafı tahta perde ile çevrili Papazın Çayırı’nın doğu tarafı için 10, batı tarafı için de 20 para antre tesbit edildi, iki üye, bir masa üzerindeki kutuya para atanı sahaya aldılar. Maç sonrası heyecanla sayılan nikel paraların 3 Reşat altını ile bir gümüş mecidiye kaışılığı olan, 320 Kuruşa bâlig oluşu sevinçler yaratmıştır. Giriş ücretleri aylar geçtikçe ve maçın önemine göre artmış ve hasılat, kazanılan ilk İstanbul Şampiyonluğundan sonra, 15.9.1912 de tertiplenen Fenerbahçe Spor Bayramında, rekor olan 41 altın lirayı bulmuştur.

Görülüyor ki, bugün normal olarak 60 milyon lira (600 Reşat altın) olan maç geliri 3 istihaleden geçti:

1: Parasız giriş, 2: Paralı, fakat biletsiz giriş, 3: Biletli giriş…

Biletli girişlerde ilk yüklüce gelir Mütareke ve İşgal yıllarında Fenerbahçe-İngiliz maçlarında sağlandı. Fenerbahçe’nin stad işleticilerinden aldığı pay, maç başına 200, 300 lira (40-60 altın lira) gibi miktarları bulmuştur. Bunda da başlıca etken, şehrin merkezinde, tanzim olunan, Taksim Topçu Kışlası avlusu (Taksim Stadı)’dır. Burada 29.6.1923 de yapılan General Harrington Kupası maçından alınan pay 630 lira (126 Reşat altını) ile rekor düzeye ulaştı.

Fenerbahçe kulübünde bu tarihlerde de bütçe söz konusu değildir. Gelen paraya göre harcama yapılmakta, Şehzade ve diğer bazı spor sever zevatın destek ve futalar hediye etmeleri gibi, yardımlarıyla ihtiyaç ancak karşılanabilmektedir. Saltanatın kaldırılmasından sonra, 1924 den itibaren, Kulüp maddi zorluklara düşmüş, bu nedenle sportif faaliyetlerde bunalımlar başgöstermiştir. Ünlü ingiliz fabrikası ALFA’nın 1926 da Fenerbahçe Kulübüne hediye olarak gönderdiği 16 kişilik bir futbol kadrosunun bütün gereksinmelerini karşılayan malzeme, ferahlık yaratmıştır.

Fenerbahçe kulübünde ilk bütçe tanzimi kararı, “Müessisler Heyeti”nce 8.9.1933 de alındı. 1934 yılı bütçesi için bir rakam verilemezse de, 18 Ocak 1935 Kurucular Kurulu toplantısında 1935 bütçesi 12.500 lira (Yaklaşık 1350 Reşat altın veya 8 bin dolar) olarak kabul olunmuştur. (Aynı yıl G.S. Kulübünün geliri 12.422 lira ve 36 kuruştur. Bu paralar içinde F.B.nin devletten satın aldığı stadın (900 lira) yıllık taksidi ile, G.S.’nin Beyoğlunda satın aldığı kulüp lokalinin bir kısım bedeli dahildir.)

Fenerbahçe Kulübünde basit girdi-çıktı sistemi yerine, modern muhasebe uygulanmasına da 1938 de muhasip üye Suat Subay’ın girişimiyle başlanmış ve daha sonra Bedi Yazıcı tarafından daha mükemmel olarak sürdürülmüştür.

Gelir, 2. Dünya Savaşının sona ermesi, yabancı temasların tekrar başlaması ve rekabetin de artmasıyla 1945 den itibaren yükseldi ve o yıl 48 bin lirayı buldu.

Artan gelire karşı, tasarrufa uyulmaktan geri kalınmamıştır. Hatta, ancak 2 bin kişilik kapalı ve yine 1500 kişilik 5 basamaklı açık tribünle, toplam 3 bin 500 kişinin oturmasına müsait stadta; tertiplenen eşya piyangosunun da geliri ile, 1947 de beton tribün inşasına bile girişilmiştir.

3.7.1949-21.6.1950 Dönemine ait ve 180 bin lira olarak tasarlanan bütçede gelirin 180.938 lira olarak tahakkuk ettiğini, giderin ise, gösterilen gayretle 126.095 lirada tutulup, yapılan 54.843 lira tasarrufun, 270 bin liraya mal edilen 25 bin kişilik beton tribünler inşasından doğan borcun itfasına tahsis olunduğunu örnek vermek mümkündür.

fbtarih637

Denetim kurulu, 25.6.1950 Kongresi raporunda bu durumu şöyle dile getirmiştir:

(… Bu 2 rakam arasındaki 54.842 lira 77 kuruş varidat fazlalığı ile bilhassa stad inşaatımızdan ileri gelen borçlarımız kısmen itfa edilmek suretiyle, gayrimenkulümüz değerlendirilmiştir.

Bu yıl içinde sağlanmış bulunan 181 bin lira (65 bin Dolar) gelirimizi küçümsemeye imkân yoktur. Bahusus, gelirin en büyük kısmı sırf sportif faaliyetimizin mahsulü olduğu göz önünde tutulursa, daha çok memnun olmamız yerinde olur.

…. İNKÂRI MÜMKÜNSÜZ NİCE TALİHSİZLİKLERE RAĞMEN, KULÜBÜMÜZÜN YÜKSEK ŞEREFİNE BAŞARILAR KATAN VE BU ÖNEMLİ GELİRİ SAĞLAYAN FAAL SPORCU ÇOCUKLARIMIZA, HOCALARINA VE BÜTÜN İDARECİLERİMİZE TEŞEKKÜR ETMEK VİCDAN BURCUMUZDUR)

Fenerbaheç Kulübü mali yönden tarihinin en mutlu durumunu 1955 yılında yaşadı. Kulüp, tribün inşaatı borcunu 1952’de tamamen kapatmış ve 5 Haziran 1955 Kongresine 185 bin lira (66 bin Dolar) nakit mevcutta girmiştir. Ancak, aynı Kongrede yönetimi devralanların çoğunluğunun öncekilerden farklı tutum izlemelerinden dolayı, Fenerbahçe Kulübü 1957 yılından itibaren düşmeye başladığı borçlu durumdan, günümüze kadar bir daha kurtulamamıştır. 1953’de 260 bin lira gelirden 80 bin, 1954’de, çok milli maç nedeniyle, 3 önemli lig maçının oynanamamasından, 286 binde kalan gelirden 48 bin lira tasarruf sağlanmış iken, 1958’de gelirin bir milyon lira (200 bin Doaşmasına karşın, tasarruf bir yana, bir ağaç dikilip, bir çivi çakılmadan, 360 bin lira borca girilmesi, 6 Temmuz 1958 kongresi denetim raporunda üzüntü ile açıklanmıştır.

Fenerbahçe’nin yıllık bütçesi 1970’de 5 milyon (350 bin Dolar), 1975’de 17 milyon (1 milyon 200 bin Dolar), 1980’de 70 milyon (1 milyon 400 bin Dolar), 1985’de 600 milyon (1 milyon 100 bin Dolar), 1986’da da 1 milyar 500 milyon lira (2 milyon 150 bin Dolar)’dır. Dolarla mukayesede görülen farklar TL değerinin kaybından doğuyor.

Kulüplerimizin bugün de en büyük gelir kaynağı futbol maçları hasılatıdır. Bazı bunalım yılları dışında, futbolda en büyük geliri de 1985’e kadar Fenerbahçe kulübü sağladı. Ancak, bu öncülük son iki yılda sarsıldı ve kayboldu. Galatasaray kulübü, futbol dışı piyango, yüzme havuzu ve sosyal faaliyetlerde yaptığı hamleler ve sağladığı yan gelirlerle, Fenarbahçe’yi bir miktar geçmiş bulunuyor. 1987’de ezeli rakibin 3 milyar (3 milyon 750 bin Dolar) olan bütçesine karşı, Fenerbahçe Kulübü de 1987 için 3 milyar liralık bütçe sundu. Ancak, G.S.’ın, bütçesini tahakkuk ettirebilmekteki şüpheye karşı, Fenerbahçe’ninkini daha zayıf bir ihtimal olarak görmek gerekir. Burada, 2 milyar civarında olması gereken tahmini bütçeyi kabartan 1.5 milyar liralık piyango gelirinin, uygulanan çalışma yöntemi ile, tahakkuk etmesinin, maalesef, mümkün olamayacağı ve bu nedenle de, uyarılara rağmen, çoğunlukla kabul olunan bütçenin açık vermekle devam edeceği aşikârdır.

Bütçe ve özellikle (Fenerbahçe’nin Parası); aslında, duyan ve anlayan için, (Emanât-ı Mukaddese) gibi, kutsal bir anlam taşımak gerekir. İnkârı mümkün olmayan bir gerçektir ki; zaman, kulüp parasının harcanması kor.tsunda, insanlarda sorumluluk kavramını zafa uğratmıştır.

1940’lı yallarda bir kongrede, Fenerbahçe sahasının otlarının ihmal sonucu satılmayarak, kulübün 20 lirasının ziya’a uğratılması, Genel Sekreter Hayri Celâl Atamer’in tenkitlere uğramasına neden olmuştur. Eller vicdanlara götürülerek sorulmalı:

Kaç 20 milyonların heba olmasına yıllardanberi ses çıkarılıyor mu?!..

Fenerbahçe kulübünün 1987 büdcesi, gelir 1.558.206.916 lira, gider de 2.348.951.554 lira olarak kesinleşti ve bu suretle, 1987 yılı açığı da 791.744.638 lira olarak belirlenmiş oldu.

Kesin rakamlarla 1987 fiili gelir ve giderleri aşağıdadır:

fbtarih638

790 Milyon liralık açık, Piyanko’daki başarısızlık, forma reklamını pazarlayamamak, yeni üye kaydı ile transfer gelirlerindeki düşüklüktendir.

1988 Yılı tahmini bütçesi 4 milyar 600 milyon liradır.

FENERBAHÇE İÇİN MARŞ VE ŞİİRLER

Yurdumuzun en sevilen kulübü olduğundan, Fenerbahçe için pek çok marş ve nazımlar yazıldı. Kuruluş döneminin ilk marşı, monarşi rejimi nedeniyle kısa sürede yok edildikten sonra, ikinci marşı büyük ozan ve edip SÜLEYMAN NAZİF, İngilizler tarafından sürüldüğü Malta adası dönüşü 1923 de yazdı.

Düşman İşgali yıllarına rastlayan ve aynı düşmanlar karşısındaki Fenerbahçe zaferleri arasında kaleme alınmış bu marşı en başa alırken büyük Türk evladını da saygı ve Rahmetlerle anıyoruz:

FENERBAHÇE MARŞI

Hep bilirler bizi, sporculuğun mefhariyiz,
Mesleğin aşıkıyız, bendesiyiz, serveriyiz.
Bu güzel milletin zinde dilaverleriyiz,
Biz Fenerbahçeliler Türk elinin erleriyiz.

Yükselen ırkımızın şanı dolar yadımızda,
Hepimiz mert ve metin, benzeriz ecdadımıza.
Onların ruhu koşar her zaman imdadımıza,
Biz Fenerbahçeliler Türk elinin erleriyiz.
Süleyman Nazif

Değerli Bestegar Necip Celâl Antel, 1948 de bir Fenerbahçe marşı hazırlamıştı. Rahmetli, o zaman Yönetim kurulundan R. Dağlaroğluna yazdığı mektupta, aynen:

(Bastırdığım notalar kulübümüzün emrine amâde olarak bende mahfuzdur. Hiçbir maddi menfaat gözetmeden bütün intifa hakkını Fenerbahçe’ye verdim.) demek suretiyle, Sarı-Lacivertli kulübe bağlılığının derecesini göstermişti. Onun 4 kıt’a dan oluşan bu Fenerbahçe marşından 4 satır alıyoruz:

Sensin tek sevgimiz, Sarı-Lacivert bizim güzel rengimiz.
Varol, binler yaşa. Hep senin için bütün şu çengimiz.
Her gün, hem her zaman tarihin zafer dolu şeref, ün ve şan.
Fenerbahçe, ey asil sevgimiz, iftihar eder Vatan seninle inan.

Bu 2 marştan sonra, söz ve müziğini Şerif Yüzbaşıoğlu’nun yaptığı ve 1973/74 mevsimi Türkiye Ligi şampiyonu Fenerbahçe’den Başkan Emin Cankurtaran, Antrenör Didi ve futbolculardan Ziya, Cemil, Şükrü, Yılmaz ve Osman Arpacıoğlu ile eski kaleci Fecri Ebcioğlu’ndan oluşan Koro eşliğinde Nesrin Sipahi tarafından okunan aşağıdaki (YAŞA FENERBAHÇE) marşı plağa alındı:

Kalpleri fetheden renkler, yaşa Fenerbahçe
Türk’ün kalbi sende atar, yaşa Fenerbahçe
Mazinde bir tarih yatar, yaşa Fenerbahçe
Ne mutlu seni sevene, yaşa Fenerbahçe.

Cihatlar, Lefterler, Can’lar, Fikret’ler
Hâla sevilen birer âbidedirler
Hiçbir kulüpte olmayan bu dostluk,
Yıllar yılı hep şampiyon olduk.

Maç yaparken sahada Sarı Kanaryalar
Rakip takıma krampon toplatırlar
Sıkı dur karşı defans Fener geliyor.
Şut ve goooooool ağları deliyor.

Fenerbahçeliler’den, önce solaçık Dr. Bedri Gürsoy, daha sonra Ziraat uzmanı haf Ragıp Mağden ve kulüp temsilcisi Kemal Onan’ın kulüplerine âit nazımları pek çoktur. Birçok taraftar ve tarafsız da sayısız yazılarla spor dergilerini uzun yıllar süs-lediler. Bunlardan Rahmetli yazar Muakkar Ekrem Talu’nun (FENERBAHÇE OYNIYOR), Bandırma’dan İzzettin Pesen adlı taraftarın (FENERBAHÇE) adlı 2 nazımları ve Bitlis’den Naif Zülfikaroğlu’nun bir beyti ile konuyu süslüyoruz.

FENERBAHÇE OYNUYOR

Nedir, ne var koskoca bir şehir sarsılıyor?.
Bir Halk ki yığın yığın sokağa yayılıyor…
Kıyamet günü mu bu, Sayım mı yapılıyor?…
Belli, Halk sevdiğine açıkça bayılıyor…
Evet, evet anladım! Fenerbahçe oynıyor.

Hep aynı hararette İstanbul’un dört yanı,
Bir aşk ki yüreğinden kaplamıştır Vatanı,
Gel kardeşim sen de gel arslaları gör, tanı,
Nedir, ne var Koskoca bir şehir sarsılıyor?.
Evet, Evet anladım: Fenerbahçe oynıyor.

Bir baştaki saç kadar sayısızdır kupası,
Dünyaca tanınmıştır nezaketi,, klası,
Takdirle yâdediyor Doğusu, Avrupası,
Bir halk ki yığın yığın sokağa yayılıyor.
Evet, evet anladım : Fenerbahçe oynuyor.

Her hafta sabah sabah her tarafta heyecan,
Sarı-Lacivert renge feda olmuştur her can,
Onu asla sarsamaz ufak tefek hezeyan
Kıyamet günü mü bu.. Sayım mı yapılıyor?.
Evet.. Evet anladım : Fenerbahçe oynuyor
Muvakkar Ekrem Talu

FENERİME

Senin âtin bizlere binbir hatıra gizler,
Aşmıştık ardınca biz nice coşkun denizler.
En bedbin ümitlere bir şifadır nefesin,
Ta Ardahan’a kadar uzanıyor gür sesin,
Sen bir güneşsin bize, gün gibi doğacaksın,
Zulmün karanlığını nurunla boğacaksın.
Eminiz sana Fener,inancımız kuvvetli,
Yeneriz her varlığı gelse de yedi ceddi.
Asya’ya ün salmışız, Avrupa’ya zaferler,
Bize tarih boyunca Fenerbahçeli derler.

Soyumuz şanlı bizim, tarihimiz şan dolu,
Önümüzde uzanır daima zafer yolu.
Yoktur tek ferdimizde mağlup olmak korkusu,
Olmasa kabımızda içecek bir damla su.
Cihana örnekiz biz, seviliriz her yanda,
Mertlik, cesaret gezer, damarımızdaki kanda.
Bir bak sen de Fener’in o şanlı mazisine,
Yer vermiş sinesinde kahraman GAZİ’sine,
Asya’ya ün salmışız, Avrupa’ya zaferler,
Bize tarih boyunca FENERBAHÇELİ derler.
İzzettin Pesen

FENERBAHÇEME

Aşmıştır bu Vatanın sınırlarını şanın,
Senin için çarpmıştır kalbi YÜCE ATA’nın,
Naif Zülfikaroğlu

FENERBAHÇE KULÜBÜNDE YÖNETİM TARZI

Fenerbahçe Spor Kulübü, Yönetim bakımından değişik, hatta nev’i şahsına özgü yöntem ve şekiller göstermiştir.

Kulüp, ilk yıllarda genel kurul tarafından “REİS”, “UMÛMİ KÂTİP”, “UMÛMİ KAPTAN ve VEZNEDAR” olarak seçilen 3 kişi tarafından yönetilmiştir. Bütçe, henüz söz konusu olmadığından, çok sınırlı olan para işlerini Umumi Kaptan görmüştür. İlk Yönetim Kurulunu oluşturan zevat, yukarıdaki sıra ile, Ziya (SONGÜLEN), Ayetullah ve Necip (OKANER) beylerdir.

Bunlara, Kuruluş yılını takiben, Tevfik HACCAR (TAŞÇI), Hakkı Saffet (TARI), Galip (KULAKSIZOĞLU), Avukat Hayri, Yahya Berki (KARAGÖZOĞLU), Şakir (BEŞE), Zeki Mazlum (SALTIK), Elkâtipzade Mustafa (KATİPOĞLU), futbolcu Emirzade Arif ve Nuri Beyler halef oldular.

Kısa sürede bunalıma düşen kulüp, 2 yıl bocaladıktan, hatta üyelerin ayrılmalarıyla, bir yönetim kurulu oluşturmak olanağından yoksun kaldıktan sonra, nihayet Fahri başkanlığa getirilen Şehzade Osman Fuat efendinin maddi ve manevi desteğinde, şampiyonluk kazanması, çok mütevazi bir lokale sığınması ve adın da (Fenerbahçe Futbol Kulübii)’nden (FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ)ne çevrilmesiyle beraber, yönetim de istikrara kavuşmuş ve Kulübün sevk ve idaresi, 1912 yılından itibaren 7 kişilik kurula verilmiştir.

Bu 7 kişi; Reis, Umûmi Kâtip, Umumi Kaptan, Muhasebeci ve veznedar, Dahiliye Müdürü ve 2 üyedir ve ilk 7 kişilik kurul yukardaki görev sırasına göre, şu zevattan oluşmuştur:

Dr. Hamit Hüsnü (KAYACAN), Zeki Mazlum (SALTIK), Galip (KULAKSIZOĞLU), SALAHADDİN (MANÇO), Elkâtipzade Mustafa, Yahya Berki (Karagözoğlu) ve Beşezâde Şakir.

Balkan Şavaşının kaybında gençliğin görüş ayrılıklarının da etkisini gözönüne alan Devlet, genç nesli politikadan spor alanlarına çekmeyi zorunlu gördü. Donanma ve Müdafa-i Milliye Cemiyetleri kanalıyla, spor kulüplerine yardım ve yayınlarla yürütülen kampanya sonucu, spora ilgi arttı. Bu arada, o yılların futbol şampiyonu ve türlü dallarda sivrilen Kulübü olarak, Fenerbahçe’ye pek çok genç kaydoldular. Ancak, bu kalabalıkta disiplin sağlamak zorlaşmış ve Kulüpte yaşlı, saygın ve otoriter bir başa ihtiyaç duyulmuştur. Bu nedenle, Yönetim Kurulununda üstünde bir (Reis-i Umumilik ihdas olundu.

Bu yere getirilen ilk zat, HİCAZ Demiryol lan Umûm Müdürü yüksek mühendis Hulusi beydir. Bu zat, ilk iş olarak, Kulübün çok sade tüzüğünü Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hamit Hüsnü (Kayacan) beyle beraber değiştirdi ve daha kapsamlı ve disipline yeni bir Tüzük uygulamaya kondu.

Birinci Dünya Savaşı yıllarında, başta spor araç, gereç ve giysileri olarak, her alanda yaşanan yokluklar nedeniyle, Umumi Reislik, daha sonraları Yönetim Kurulu Başkanlığı da yapacak olan, İttihat ve Terakki Fırkası (Partisi) Kadıköy Umumi Kâtibi Sabri (Toprak) bey gibi politik hüviyette kişilere de tevcih olunmuş ve bu arada Maarif Nazırı Dr. Nazım bey ve Şehzade Ömer Faruk Efendi gibi zevat da Fahri Başkanlık titri taşımışlardır.

Fenerbahçe Kulübünün Cumhuriyetten önceki en olgun tüzüğü 1918 yılında uygulanmaya kondu. 36 maddeden oluşan bu tüzüğün 2, 4 ve 5. madde’eri çalışma alanları ve Yönetim Kurulu ile ilgilidir.

(Madde 2- KULÜBÜN TAKİP ETTİĞİ MAKSAT VE GAYE MEMLEKETTE (TERBİYE-İ BEDENİYE VE FİKRİYE)NİN YAYILMASINA ÇALIŞMAK VE YURT GENÇLİĞİNİ HAYAT MÜCADELESİNE ALIŞTIRMAKTIR.

Kulüp, Terbiye-i bedeniyenin maddi ve manevi faydalarını enzarı umûmiyede isbat ve spor merakını Osmanlı ülkelerinde yayma imkanlarını sağlamak için, icabında Vilayetlere ve Osmanlı gençleriyle Avrupa gençleri arasında yakınlık kurmak maksadiyle imkan buldukça yabancı ülkelere seyahatler yapacak ve icab-ı hâle göre, müsabakalar ve oyunlar tertip ve itâ eyleyecektir.

Madde 4- Kulüp, (SPOR) ve (TERBİYE- FİKRİYE) şubelerine bölünmüştür. Her şubenin hususi nizamnamesi vardır.

Madde 5- Kulübün bütün umur ve muamelatı (HEYET’İ-İDARE) ile (KAPTANLAR HEY’E-Tİ) tarafından görülür. İdare heyeti: Reis, Umûmi Kâtip, Muhasip, Umûmi Kaptan, Dahiliye müdürü ve 2 üyeden kurulu olup Hükümete karşı me-suldur. Kulübün muamelat-ı umûmiyesini mürakabeye memur bir de müfettiş vardır.)

İdare heyeti reisi; İbnürrefik Ahmet Nuri (Sekizinci), Umûmi kâtip Nasuhi Esat (Baydar), muhasip Zeki Mazlum (Saltık), Umûmi kaptan Fuat Hüsnü (Kayacan), Dahiliye müdürü Çelebiza-de Sait Tevfik (Çelebi), üyeler: Hâkim İhsan Ziya ve Ömer Nazıma (Elbi) dir. Umûmi reislik’te de 3 yıldır Sabri (Toprak) bey bulunmaktadır.

FENERBAHÇE KULÜBÜ DÜŞMAN İŞGÂLİNDE VE 30 KURUCU

Fenerbahçe Kulübünün (KURTULUŞ SAVAŞI)na, gizlice ve sürekli olarak, dereden bahçeye yanaşan balıkçı kayık ve motürleriyle silah ve cephane şevki, Maltepeden de Hintli nöbetçilerle parola anlaşması sayesinde, adam kaçırması, düşman takımları devamlı yendiğinden, ulusça sevilip ümit ışığı hüviyetini kazanması İşgal Orduları Başkomutanlığını huzursuz ediyordu…. Bu nedenle Başkomutanlık:

1- Fenerbahçe Kulübü İttihat ve Terakki Fırkasının şubesidir.

2- Müttefik güçlere düşmanca tutum izlemektedir.

3- Anadoludaki asilere silah, cephane ve adam kaçırıyor sebeplerini öne sürüp, süngülü bir İngiliz birliğiyle kulübü kapattığı gibi, Umûmi Reis Sabri (Toprak) beyi de tutuklayıp Malta adasına sürdü.

Fenerbahçe Kulübü, 1920 yılı yazında, iki buçuk ay kapalı kaldı. Ancak, yalnız gönüllerde değil, gizli gizli üyelerin evlerinde de yaşatılıyordu. Özellikle, futbolcu Burhan Asaf Belge’nin Bahariye Caddesindeki evi bu gizli çalışmalarda merkezdi…..

Kulüp, bir taraftan göz boyamak amacıyla, Yönetim Kurulunu devirmek diğer taraftan düşman Başkomutanı General CHARLES HARRİNGTON’un ünlü sporculuk hüviyetinden yararlanmak suretiyle, İngiliz işgalinden kurtulunca, 1922 yılında yeni bir Tüzük hazırladı. Bu tüzüğün 2. maddesinde, (KULÜBÜ TESİS VE İHYA EDENLER), başlığı altında, 30 ad yazılıdır.

Bu maddedeki (TESİS) sözü ile Kulübü Kuranlar, (İHYA) sözüyle de düşman tarafından kapatıldıktan sonra, gizli toplantılarla, yaşatanlar kast edilmiştir. İşte, kısaca, MÜESSESAN HEYETİ (KURUCULAR KURULU), adıyla anılan ve adları yazılı 30 kurucu, 1925 lerdeki meslek ve görevleriyle şunlardır:Bu tüzüğe göre kurulan 1918-19 dönemi Yönetim Kurulu şu zevattan oluşmuştur:

NURİ ZADE ZİYA (SONGÜLEN) BEY, NATTA Seyehat Bürosu Sahip ve Müdürü,
AYETULLAH BEY (MERHUM), (Su şirketinde memurdu),
NECİP (OKANER) BEY, Akdeniz Denizüssü Komutanı,
ENVER (YETİKER) BEY, Gümrük Müfettişi,
KULAKSIZZADE GALİP BEY, Serbest,
HİNTLİ ASAF (BEŞPINAR) BEY, Deniz İnşaat Mühendisi,
HULUSİ BEY, Eski Nafia Nazırı,
HULKİ (MALKOÇ) BEY, Ziraatçı,
FUAT HÜSNÜ (KAYACAN) BEY, Sokoni-Vakum Şirketi Beykoz Müdürü
HAMİT HÜSNÜ (KAYACAN) BEY, Doktor,
HAKKI SAFFET (TARİ) BEY, Bankacı,
MEHMET REŞAT (PEKELMAN) BEY, D.D.Y. Hareket Müfettişi,;
İHSAN ZİYA BEY-(MERHUM) (Urla Hakimi idi.)
NAZİKİZADE NASUHİ ESAT (BAYDAR), Bey, Basın, Milletvekili
BEŞEZADE ŞAKİR (BEŞE) BEY,
SALAHADDİN MANÇO BEY, Zonguldak Kömür Şirketi Memuru,
ELKÂTİPZADE MUSTAFA (KATİPOĞLU) BEY, Fes Tüccarı,
ENVER (YEĞİN) BEY; Sarıyer Belediye Muhasebecisi,
İBNÜRREFİK AHMET NURİ (SEKİZİNCİ) Bey, Piyes Yazarı,
SABRİ (TOPRAK) BEY, ZİRAAT BAKANI,
DOKTOR NAZIM BEY,
AĞABEYZADE ÖMER NAZİMA (ELBİ) BEY, Komisyoncu,
ÇELEBİZADE SAİT TEVFİK (ÇELEBİ) BEY, Şevrole oto acentası memuru,
SAMİ (COŞAR) BEY, İŞ BANKASI Umûm Müfettişi,
HACCARZADE TEVFİK (TAŞÇI) BEY, KİBRİT Şirketi Satış Memuru,
YAHYA BERKİ (KARAGOZOĞLU) BEY, Zahire Borsası Tevzi Memuru,
HİKMET (TOPUZ) BEY, Rıhtım Şirketi Veznedarı,
Sait SALAHADDİN (CİHANOĞLU) BEY, Yüksek Dz. Tic. Okulu Öğretmeni,
HACI BEKİR ZADE ALİ MUHİDDİN BEY, Şeker Tüccarı,
KEMAL AŞKIN BEY. Y.Mühendis

Bu kuruldan, daha önce vefat etmiş olanlarla, bu arada hayatlarını kaybedenlerin yerlerine, 1924 den itibaren teklifle yenileri getirilmiştir. Bunlar sıra ile:

Maliye müfettişlerinden Menemenüzâde Muvaffak (Menemencioğlu),
Sokoni-Vakum şirketinden Hasan KÂMİL (SPOREL),
AKŞAM Gazetesi sahiplerinden ALÎ NACl (KARACAN),
ADANA Merkez Hastanesi Başhekimi Dr. İSMET (ULUĞ),
İstanbul Emniyet Md.ü NURETTİN (CORAL),
Milli Spor Mağazası sahiplerinden ZEKl (SPOREL),
Ecza Müstahzarı CAFER (ÇAĞATAY)
ve Türk-Yunan Mübadele Komisyonundan HAYRI CELAL (ATAMER) Beyler.

Fenerbahçe Kulübü bir süre bu 30 kurucuyu temsilen seçilen (Umûmi Kâtip), (Umûmi Kaptan) ve (Muhasebeci) olarak, 3 kişilik kurullarca, tam yetki ile, yönetildi. ilk 2 si (Nasuhi, Galip, Tevfik) ve (Ali Naci, Dr. İsmet, Nureddin Coral) ile, başlıcaları, (Ali Naci, Galip, Tevfik), (Muvaffak, Ali Muhiddin, Salahaddin Manço) ve (Hayri Celal, Zeki, Cafer)den oluşan bu 3 kişilik Yönetim Kurulu, çalışmaları konusunda her 3 ayda bir Müessesan Heyeti’ne bilgi vermekle yükümlü tutulmuş ve bu yöntem 16 Mart 1934 Olağanüstü Kongresine kadar sürmüştür.

Ezeli rakiplerin 21.2.1934 olaylı maçı sonunda, Fenerbahçe’den 9, Galatasaraydan da 8 futbolcu, Beşiktaşlı Şeref beyin başkanı bulunduğu Futbol Heyetince, 2 aydan süresize kadar, cezalandırılınca, Fenerbahçe Yönetim Kurulu cezaları ağır ve hemen uygulanmasını da usulsüz bulup, durumu İstanbul Bölge Başkanlığına itiraz etmiştir. Bölge, bu itirazı haklı bulunca, Futbol Heyeti, (ŞAHISLAR ÜZERİNDE DURMANIN, DİSİPLİN VE OTORİTE BAKIMLARINDAN, SAKINCALI OLACAĞI) iddiasıyla, cezaların toptan ve tartışmasız olarak uygulanmasında ısrar etmiştir.

Fenerbahçe Kulübü, kasıtlı bulduğu bu tutum karşısında; bu kez, durumu T.İ.C.İ. Genel Merkezine aksettirdi ve gerektiğinde hakkını (MAHKEME YOLUYLA) da arayacağını bildirdi. Ancak; Fenerbahçe’nin bu kararlı tutumu, devletçi ve sporda tecrübesiz kişilerden oluşan Genel Merkezi sinirlendirdi. Faal futbolcu olduğundan, bildiride imzası bulunmayan Umûmi Kaptan Zeki Sporel dışında, Umûmi Kâtip Hayri Celâl ve Muhasebeci Cefer beyleri hemen ve süresiz boykotla cezalandırdığı gibi, Kulübü de tehdit etti. Genel Merkez 2. Başkam Doğu Beyazıt Milletvekili Halit Bayrak’ın, basına verdiği:

- Fenerbahçe Kulübünü hemen kapatır, stadını da elinden alırız!…. şeklindeki demeçler, tek partili böyle bir dönemde, şüphe uyandırdığından, kulüp bir tedbir olarak, devrin sporsever Adliye Bakanı Şükrü Saraçoğlu’na başvurup, gerektiğinde, korunmasını dilemiştir.

SARAÇOĞLU BAŞKAN OLUYOR

Saraçoğlu, Ankara’ya giden Kulüp temsilcilerine metanet önermiş ve Fenerbahçe gibi yurdun övündüğü fedkâr ve şerefli bir milli müesseseye hizmet etmekten şeref ve mutluluk duyacağı cevabını vermiştir.

Bu kesin güvence üzerine, Müessesan Heyeti, 16 Mart 1934 Cuma günü Sabri (Toprak) beyin başkanlığında, 26 kurucunun katıldığı olağanüstü toplantıda, Şükrü Saraçoğlu ile dönemin etkili ve güçlü kişilerinden olan Sinop Milletvekili Recep Zühtü (Soyak) ve İzmir Milletvekili Osmanzade Hamdi (ÜLKÜMEN) beyleri oybirliğiyle kurucu üye seçti. Yürürlükteki 2.8.1932 tastik tarihli tüzüğün Yönetim Kurulu ile ilgili 3. maddesi değiştirildi. Yeniden Reis ve 2. Reislik kuruldu ve 3 kişilik Yönetim Kurulu, Reis, 2. Reis, Umûmi Kâtip Umûmi Kaptan, Muhasebeci ve 2 de üye olarak, 7 kişiye çıkarıldı.

Fenerbahçe Kulübü, aynı 16 Mart 1934 günü yeni Yönetim Kurulunu da seçti. Reisliğe Şükrü Saraçoğlu, 2. Reisliğe Teşkilatça boykotlu Hayri Celâl Atamer ve üyeliklerden birine de, yine boykotlu Cafer Çağatay oybirliğiyle getirildiler. Ayrıca, sayısı 30 olan Müessesan Heyeti, Kulübe yararları görülen üyeler, 1932/33 İstanbul ve Türkiye şampiyonu futbol takımı ve diğer spor dallarından Türkiye ve Balkan şampiyonluğu kazanmış ünlü Fenerbahçelilerin de alınmalarıyla, 60 ai yükseltilip adları yeni tüzüğe geçirildi ve 7 kişilik Yönetim Kurulları artık bu 60 kişi arasından seçilmeye başlandı.

Görülüyor ki; düşman silahlı güçleri tarafından, yurt severlik suçlamalarıyla, (İŞGAL EDİLİP KAPATILMASI), yine düşman Başkomutanlığınca, aynı nedenlerle (BAŞKANININ TUTUKLANIP MALTA ADASINA SÜRÜLMESİ) ve nihayet, kendi ülke Spor Teşkilatınca da yine (KAPATILMA VE STADININ ELİNDEN ALINMASI TEHDİDİ) gibi, spor dışı ve birbirine zıt etkenler, Fenerbahçe Spor Kulübünün yaşam ve yönetiminde büyük ölçüde, etkili olmuşlardır. Bütün bu anormal durum ve tutumları bu yüce kulübün kaderi olarak yorumlamak gerekiyor!…..

Fenerbahçe’nin 16.3.1934 de, yukarıdaki şekilde, değişikliğe uğrayan 1932 tüzüğü; Müessesan Kurulu’nun 9.7.1939 da Dr. General Hakkı Şinasi Arel başkanlığında yaptığı son toplantıda, (Cemiyetler Kanunu) na uyulmak amacıyla, yeniden değiştirilmiş ve Kulüpte en yüksek kat olarak, ilk yıllardaki (Genel Kurul) şekline dönülmüştür. 10.10.1939 da yürürlüğe giren bu tüzüğün 13. maddesi gereğince, Yönetim Kurulu 1 yıl süre ile, (Reis, 2. Reis, Genel Sekreter, Genel Kaptan, Muhakebeci, Veznadar ve bir üye)den kurulu olarak, yeniden Genel Kurulca seçilmeye başlandı. Eski tüzükdeki (Kaptanlar Heyeti), (Teknik Heyet) adını aldı. Kulübe yararları dokunanların Kurucu üyeliğe seçilmeleri de Genel Kurul’un yetkileri arasına alındı.

Kurucular Heyeti, yeni kabullerle, 1941 e kadar 127 kişiye yükselirken, rastgele teklif ve kabullerle, amaçtan uzaklaşıldığı şikayetleri de sürüp geliyordu. Ancak, Genel Kurul ve Beden Terbiyesine intibak Kanunu, Kurucular heyetinin fonksiyonunu 1941 yılında tamamen sona erdirmiştir.

Beden Terbiyesi yasasına uyulmak, Kulüp adının da, bu yasa uyarınca, (FENERBAHÇE GENÇLİK VE SPOR KULÜBÜ), olarak değiştirilmesinin, uzun tartışmalardan sonra, 27 Ekim 1940 da Genel Kurulca, zorunlu olarak, onaylanması Fenerbahçe’nin yönetimine birer yurt Savunma Amiri ile Tabib Doktor konmasını gerektirmiştir. Ayrıca, Bakanlar Kurulunca Fenerbahçe’ye katılmaları ön görülen ALTINORDU VE KADIKÖY Kulüpleri hakkındaki kararın da, yine uzun tartışmalardan sonra ve yine zorunlu olarak, kabul olunduğu 22 Haziran 1941 Kongresinden sonraki Fenerbahçe Yönetim Kurulu, seçilenlerle beraber şu şekli almıştır:

Reis Şükrü Saraçoğlu, Genel Sekreter Ragıp Mağden, Genel Kaptan Sabih Arca, Muhasip Alaettin Baydar, Yurt Savunma Amiri İktisat Doktoru Profesör Nihat Sayar, Dr. Ord. Prof. İhsan Şükrü Aksel, Üye Muvaffak Menemencioğlu.

fbtarih644

MÜESSİSLER HEYETİ ÖZLEMİ

Fenerbahçe Kulübünde (MÜESSİSLER HEYETİ)nden (GENEL KURUL)a geçiş kolay olmadı. Hatta, 1950 yılı sonuna kadar süren, anlamsız ve yararsız direniş yönetimde bazı üzücü durumlar yaşanmasına da neden oldu. Bu konuda fikir edinebilmek için, Kulübün birkaç yıllık bir geçiş dönemini hatırlamak gerekecek ve bunun için de, zorunlu olarak, kişilere inilecektir.

Fenerbahçe Kulübü, Müessisler Heyeti dönemlerinde hemen hemen sadece futbolu tutan yöneticilerce idare edildiğinden diğer dallar, daha ziyade, sporcuların kişisel fedakârlıklarıyla yaşayabiliyor ve bu yüzden bazı dallarda rakiplerle mücadelede zorluk çekiliyordu. Yönetim Kurullarına bu belirli kişilerden başkalarının girebilmeleri, 1941 de bile, Atletizm Şubesi Kaptanı Füruzan Tekil’in uğradığı engellemeler gibi, çok güç olduğundan, Kulüpte çoğunluk bu tutmdan memnun değildi.

Müessesan Heyeti’nin fonksiyonu, 1941/42 den itibaren, (Cemiyetler Kanunu) gereği, son bulunca, artık Genel Kurulca seçilen ve türlü dallarda tanınmış yeni ve genç yöneticilerle kulüpte bir dinamizm ve kalkınma başladı ve Fenerbahçe, dillerde sakız olan yakınmadan, yani futbolu koruyup diğer dallara üvey evlat gözüyle bakan bir Kulüp olmaktan kurtuldu.

Görülen canlılık ve her alanda sağlanan başarılara karşın; Genel Kurula geçiş bazı (Müessis)leri tatmin etmemiştir. Bunlar, yeni yöneticilerin başarı ve dinamizmini adeta yadırgamalardır. Hele, 10.2.1946 Genel Kurul toplantısında seçilen; Başkan Şükrü Saraçoğlu, Umûmikatip Muvaffak Menemencioğlu, Umûmikaptan Zeki Sporel, Muhasebeci Rüştü Dağlaroğlu, İdare Amiri Füruzan Tekil, Yurt Müdafaa Amiri Fikret Arıcan ve Doktor Ekrem Perk’tcn oluşan Yönetim Kurulu, futbolda Milli Küme ve Başbakanlık Kupaları, atletizmde İstanbul şampiyonluklarını kazanmış, yüzmede 3 kategoriden ikisi ile, Kule ve tramplen atlamaları, kürekte tekne birincilikleri sağlanmış, basketbol ve hentboldaki başarılar da taktirler uyandırmıştır. Ayrıca, kayıkhane bir misli büyütülmüş, stat tamir ve kulüp lokali restore edilmişler, kasada ise, Fenerbahçe tarihinde bu döneme kadar rekor olan, 36 bin lira nakit toplanmıştır.

Kulübün süratle gelişmekte oluşu, stadın inşası gibi uzun vadeli işlere girişebilmek ve savaşın bitmesiyle (Mükellefiyet Kanunu)nun anlamsız kalışı, yeni bir tüzüğü zorunlu kıldı ve Genel Kurulda 15 haftada 15 toplantı sonunda hazırlanan tüzük, 12.10.1946 Kongresinde kabul olundu.

45 maddeden oluşan bu tüzüğün 28. maddesi Yönetim Kurulunun 3 yılda bir seçilmesini öngörüyordu. Bu nedenle, aynı gün yapılan seçimde karatahtaya yazılan adaylar arasından şu heyet seçilmiştir:

Reis – Şükrü Saraçoğlu (Başvekil)
Umûmi Kâtip – Muvaffak Menemencioğlu (Ankarapalas Y. Kur. Başkanı)
Umûmi Kaptan – Zeki Sporel (Millispor mağazası sahiplerinden)
Muhasebeci – Rüştü Dağlaroğlu (İktisat Doktoru)
Üye – Hayri Celal Atarner (İst. Ticaret Odası Umûmikâtibi)
Üye – Doktor Ekrem Perk (Dahiliye Mütehassısı)
Üye – Müslim Bağcılar (Gümrük Komisyoncusu).

Bu heyet, henüz 1. yılını bile doldurmadan, 5.10.1947 de olağanüstü kongreye gitti. Bunun nedeni, (Müessisler Heyeti) görüşünden vazgeçmeyenlerin de yer aldığı Kurulun, bu kez uyum içinde çalışmaması ve bütün kulüp işlerinin, daha önce olduğundan da fazla olarak, muhasip üyenin omuzlarına yüklenmiş olmasıdır. Nitekim, Yöne-timinçok pasif, hatta frenleyici tutumu Muhasip üyenin 7.9.1947 de, son paragrafı aşağıya alman, istifa mektubunu Yönetim Kuruluna vermesini zorunlu kıldı:

(……Muhasip arkadaşınız, uyanık ve faal rakipler karşısında bu derece az çalışan bir heyette yer almakta devam etmeyi, mensubu olmakla iftihar ettiği aziz Fenerbahçe Kulübüne karşı ağır bir mesuliyet telakki eder ve siz arkadaşlarına verimli mesailer diler…)

Bu istifayı Denetleme Kurulundan Talha Altınbaşak ile Salalıaddin Manço’nun aynı nedenlere dayanan istifaları izleyince, bunların haklılığını kabul eden kurulun, (Kongreyi toplayıp hep beraber istifa edelim!.) teklifi uygun karşılandı.

Aidatını ödeyen 105 üyeden 72 sinin katıldığı bu olağanüstü 5.10.1947 Kongresinde karatahta ya yazılan 18 aday arasından, aldıkları reylerle beraber, aşağıdaki heyet seçildi:

Ş. Saraçoğlu (71 rey), R. Dağlaroğlu (69), R. Dinçkök (68), F. Tekil (48), Zeki Sporel (47), Osman Kavrakoğlu (46), T. Altınbaşak (42).

Bu Kurul, öncekinden daha verimli çalıştı. Futbol ve- Atletizmde şampiyonluklar birbirini izlemiş, Fenerbahçe 11 yıl aradan sonra yeniden kurulan milli takım ve olimpiyat kadrolarına 8/9 ar futbolcu verirken, olimpiyatlar tarihinde güreş dışında ilk dereceyi bir Fenerbahçeli atlet kazanmıştır. Fenerbahçe stadı da 270 bin liraya 25 bin kişilik yeni beton tribünlerle büyütüldü.

Bu başarılara karşın, 1948/49 Kış ve İlkbahar aylarında Moda burnu semtindeki ev toplantılarında, (Müessisler Heyeti)ne dönüş fikri daha açık ve hararetle ele alındı. Ancak, son toplantıdaki açık oylamada red edildi ise de, fikir ve özlem yaşamıştır.

Zeki, Füruzan ve Osman beylerin daha çok parti çalışmalarına yönelmelerinin Kulübü olumsuz yönde etkilediği uyarısı, 3.7.1949 Olağanüstü Kongresini doğurdu. İşte, bu kongrede, Müessisler Heyeti’ni ihya konusu ana mevzu oldu ve Kav-rakoğlu ile bir tartışma sonucu müstafi, Altmbaşak ve reis dışında, 5 kişiden 4 ünün imzalarını taşıyan Yönetim Kurulu’nun Müessisler Heyeti kurulması önerisi, Muvaffak ve Nasuhi beylerce ha-reretle desteklendi. Ancak, olmayacak duaya Amin denmez, görüşüyle, sadece 4 rey toplayan teklif böylece Genel Kurulca da kabul olunmadı.

Yasa’ya aykırı olan ve Vilâyet Hukuk Masasın-ca onaylanması mümkün olmayan Müessisler He-yeti’ne dönüş fikrinde başı Zeki Sporel’in çekmesi ayrı bir üzüntü nedeni oluyor ve Yasa konusu olan işin yanlış taraftan tutulduğu uyarıları etkisiz kalıyordu. Fenerbahçe’ye hizmetleri sonsuz olan Sporel’in yıllardır savunduğu davayı, bu kongrede:

(- Genç arkadaşları alarak işe başladık. Fakat, klikle karşılaştım. Liste hazırlanmış, İdare Heyeti seçilmiş bile…..arkadaşlar, bilinmelidir ki, bu hareketler Kulübü yıkar!…) şeklinde beyan etmesinden sonra, Kavrakoğlu, Yönetim Kurulunun istifasını bildirdi ve tahtaya yazılan adaylar arasından, aldıkları reylerle beraber, şu 7 kişi seçildi:

Râlf Dinçkök (62 rey), Ş. Saraçoğlu ve R. Dağlaroğlu (58 er), Zeki Sporel (42), Muvaffak, Bedi ve Müslim beyler (daha az reylerle).

Ancak; teklif edilen Umûmi Kâtipliği kabul etmeyen ve yeni Kongre yapılıp Müessisler Heyetine dönülme kararı alınmasında ısrar eden Zeki bey, 18 günde yapılan 7 toplantıdan sonra, istifa etmiş sayıldı ve yerine, yedeklerden Dr. Ekrem Perk alınarak, 21.7.1949 da Muvaffak bey U. Kâtip, Rüştü Dağlaroğlu da Umûmi Kaptan oldular.

SABOTAJ MI?!…: Huzur yine de kurulamamıştı. İyi İngilizce bilen Kulüp Md.nün, Umumi Kaptan ve dolayısıyla Kulüp için zararlı tutumları yaşandı. Galatasaray ile averaj çekişmesi halinde süren Milli Küme’nin son haftasında İzmir’de Altay’ı 4-0 yenerek, son saniyelerdeki 4 üncü golle şampiyonluğa ulaşılan deplasmana çıkılırken, (alındı. Acente vapura getirecek!…) denilen biletlerin, Galata rıhtımına gelindiğinde, alınmamış ve vapurda da yer kalmamış olduğu görüldü. Deplasman arkadaşı iddiasız Vefa takımı Etrüsk’ün 1. mevki kamaralarında giderken, ALTAY ile hayati maçı 4-0 kazanmak zorundaki FENERBAHÇE, güçlükle sağlanan güverte bileti ile İzmir’e gidebiliyordu.

15 Haziran akşamı da, mevsimin en büyük mükafatı olan (Başbakanlık Kupası) maçı için, bu kez Ankara’ya gidilirken, Kulüp müdürünün (Gar gişesinde hazır!.) olduğunu söylediği tren biletlerinin alınmamış olması karşısında da, kafile Ankara’ya 2 gün ve 2 grupta gidebilmiştir.

Bu katlanılması çok güç davranışlar dışında, İngiliz antrenöre Umûmi Kaptan aleyhinde hazırlanmış bir rapor imzalatılıyor, hatta, futbol takımı önünde kendisine tarziye vermez ise İngiltere Büyükelçiliğine şikâyet edileceği yazılı gülünç bir istek te 25 Haziran 1950 normal Kongresinde açıklanıyordu.

Bu Kongreden önce, 14 Mayıs 1950 seçimleri yaşanmış, Fenerbahçeli 3 yönetici Zeki, Osman ve Füruzan beyler iktidara gelen Demokrat Parti’den Milletvekili seçilmişlerdi. Kongre Füruzan Tekilin başkanlığında yapılıyordu. Fenerbahçe toplumu memnundu. Son derecede çetin ve heyecanlı geçen (Milli Ktime), iç ve dış engellemelere karşın dar kadrolu Fenerbahçe takımının şampiyonluğu ile sonuçlanmış, bir hafta önce de, en büyük Kupa olan (Başbakanlık Kupası) yeni Başbakan Adnan Menderes’in elinden alınmıştı. Daha ne istenebilirdi. Bu nedenle, Kongre sadece 38 üyenin katılması ile yapılıyordu.

Mart ayındaki başarılı İsrail anlaşmasının (zararla kapandığı!..) söylentilerinin aydınlatılması dileği dışında, tek konu (Antrenörün raporu) idi. 38 üyeden Lebip Elmas ile Orhan Mememencioğlu Kongre başkanında, sürekli olarak:

(- Antrenörün bir raporu varmış… Okunmasını istiyoruz!..) diyorlardı. Füruzan Tekil Kongreye 5 dakika ara verdi ve Umûmi Kaptanı bu rapordan haberdar etti. Kongre tekrar başlayınca, ilk söz alan U.Kaptan şöyle konuştu:

— Arkadaşlar şunu biliniz ki, istiyerek değil, Kulübümüzün menfaati bakımından mecburen kabul ettiğim Umûmi Kaptanlık görevinde sürekli engellemelerle karşılaştım…. Bundan söz etmek istemezdim, ama, mecbur bırakılmış bulunuyorum.

İşte, son örnek okunması istenen rapordur. Bu rapordan az önce haberdar oldum. Hafta içinde Umûmi Kâtip Muvaffak beye verilmiş. Ancak, Muvaffak bey beni bundan haberdar etmedi. Her şeye rağmen, şunu söylemek isterim: Çocukların gayreti, Allahın da yardımı ile, en büyük 2 Kupayı kazanarak, mevsimi en başarılı Kulüp olarak kapamış bulunuyoruz……

İsrail anlaşmasının zararla kapandığı sözü gerçek dışıdır. Aksine, bu anlaşma, Kulübümüz tarihinde rekor olan 23 bin lira net kârla kapandı.

Az önce öğrendiğim antrenörün raporuna gelince; bu gibi davranışlar anlamsız ve yakışıksızdır. Başbakanlık Kupası maçı için geçen hafta Ankara’ya giderken, tren biletlerinin alınmamış olması karşısında, garda şoke olduk. 13 ü futbolcu olan 15 kişilik kafile için zorlukla 8 yer temin edebilince, ben 7 futbolcu ile yola çıktım. Antrenörün de 6 futbolcu ile ertesi sabah uçakla hareket etmelerini temin ettim. Bu, hiç de antrenöre hakaret değil, normal bir davranıştır.

11 Hazirandaki îsrail maçında da, sahaya B takımı ile çıkmak isteyen Antrenörün, geçen yönetim dönemindeki Austria hezimetini tekrarlamaması için, Umûmi Kaptan olarak ve Fenerbahçe’nin şerefi bakımından, müdahale etmem zaruri idi. Aksi halde 3-1 galibiyet yerine, yeni bir hezimet kaçınılmaz olacaktı. Bu müdahalem için Antrenörün benden tarziye beklemesi gariptir ve de mümkün değildir.

(Teneke) tabir edilen bir takımla sağlanan başarılar ve en büyük mükâfat olan Başbakanlık Kupasını da kazandıktan sonra, 19 Haziran Pazartesi günü Ankara dönüşü istifamı Muvaffak beye verdim. Tekrar vazife almayacağım. Bana katiyen rey verilmemesini rica ediyorum. Yeni seçilecek heyete başarılar dilerim…) demiş ve Kongre salonunu terk etmiştir.

37 kişinin katıldığı seçim sonunda, 21-23 reylerle seçilen, Ş. Saraçoğlu, Hayri Celal, Zeki, Osman, Râif, Talha ve Bedi beylerden kurulu heyet, umulanı veremeyince; Basketbol şubesi Kaptanı Muhtar Sencer’in imza toplaması sonucu, Genel Kurulu 3 ay şonra 15 Ekim 1950 de toplantıya çağırmış ve istediği güven oyunu 57/44 kaybedince, istifa etmek zorunda kalmıştır. Tahtaya yazılan adaylar arasından, 5 i idare heyetlerinde ilk defa görev alan yeni ve genç bir kurul işbaşına getirildi.

Fenerbahçe Kulübünde, 1945/50 yıllarında yaşanan ve oldukça da ayrıntılı olarak sunulan yukarıdaki idari bunalımlı dönem, görüldüğü üzere, türlü gariplikler taşır. Bazı safhalarının tekrar yaşanmaları asla istenmeyecek ve istenmemesi gereken, böyle, katlanılması ve soğukkanlılık ile karşılanabilmesi çok zor dönem ve durumlarda, Kulüp menfaatini, içtenlikle, her şeyin üstünde görenlerin, sağduyulu Genel kurulların desteğiyle, her zorluk ve engele karşı ağır basacakları muhakkaktır. Önemli olan, Genel kurullardaki sağduyunun her zaman egemen olabilmesidir…. Bu nedenlerle, Fenerbahçe’nin, özellikle 1945/50 yılları Genel kurulları, her türlü övgüye hak kazandılar.

fbtarih647

(5)İ İLK KEZ GÖREV ALAN 7 KİŞİLİK YÖNETİM KURULU

25 Haziran 1950 de seçildikten 3 ay sonra, 15 Ekimde, 84 üyenin katıldığı Genel Kurulda istediği güven oylamasını kaybedince istifa etmek zorunda kalan Yönetim Kurulu yerine, aynı gün ve Kavrakoğlu ile Dağlaroğlu dışında, (5)i ilk kez görev alan (7) kişilik Kurul, aldıkları reylerle beraber, şöyledir:

Başkan: Osman Kavrakoğlu (49 Oy, Avukat, Rize Millekvekili)
Genel Sekreter: Rüştü Dağlaroğlu (62 Oy, İktisat Doktoru)
Genel Kaptan: Cihat Arman (52 Oy, Milli Kaleci ve Gazeteci)
Muhasip Üye: Ethem Şahinoğlu (44 Oy, Şark Nakliyat Anbarı sahiplerinden)
Üye: Kamran Tekil (52 Oy, Gazeteci)
Üye: Hayrullalı Güvenir (44 Oy, Avukat)
Üye: Muhtar Sencer (45 Oy, Öğretmen muavini)

Ali Muhiddin Hacıbekir (43), Zeki Sporel (37) ve Hayri Celâl Atamer de (29) yedek seçildiler. Daha önceki güven oyu alamayan Yönetim Kurulunda görevli Osman Kavrakoğlu görev taksiminde Başkan olunca, Şükrü Saraçoğlu Onur Başkanlığına getirilmiştir.

Ana hatlarıyla beraberliğini koruyan, ancak duruma göre Hacıbekir, Râif Dinçkök, Ertuğrul Akça, Bedi Yazıcı, Sedat Bayur, Salih Dinçmen, Tk-Iat Ataman ve Orhan Menemencioğlu olarak, 8 zatın birer yıl görev aldıkları bu Yönetim Kurulu, başarılı olup, üstüste 5 Kongrede muhalefetsiz seçilmiş ve Kurulun 9 kişiye çıkarıldığı 5.6.1955 Kongresine kadar 5 yıl görevde kalmıştır.

fbtarih648

YÖNETİM KURULU İLK KEZ 9 KİŞİ

Kulüp işlerinin giderek yoğunlaştığı görüşü 5 Haziran 1955 Kongresinde benimsenince, tüzük de madde değişikliğiyle, Yönetim Kurulu, eklenen Asbaşkan ve veznedarlıkla, 7 den 9 kişiye çıkarılmıştır. Ancak, bu 9 kişilik Yönetim Kurulları da, yetki, görev, seçim tarzı ve süre bakımlarından zaman zaman değişikliklere uğramıştır. Bu değişiklikleri şöyle sıralamak mümkündür:

Genel Kaptanlık 7 Mart 1965 den itibaren yerini (Amatör Şubeler Direktörlüğü)ne bıraktı. Profesyonel şubenin yönetimi ise, (TEKNİK DİREKTÖR) adı altında, Yönetim Kurulundan bir üyeye verildi ve aynı tarihten itibaren de Kulüp Başkanı resen seçilmeye başlandı. Bu yeni şekle göre, 7 Mart 1965 de seçilen Yönetim Kurulu şöyledir: Başkan Dr. İsmet Uluğ, Asbaşkan Faruk Ilgaz, Genel Sekreter Rüştü Dağlaroğlu, Teknik Direktör Kemal Atakol, Amatör Şubeler Direktörü Eşref Aydın, Muhasip Üye Hanefi Ulutekin, Veznedar Muhiddin Bulgurlu…. Üyeler, Erdal Kocaçimen ve Necmi Kurtuluş.

Teknik direktörlüğün bu Yönetim Kurulunda bir mevsimde 4 kez el değiştirmesi, 20 Mart 1966 da Tüzüğün 30. maddesinin değiştirilmesini ve bu görevin (ÜCRETLİ) ve (Kulüp dışından) da olabileceği şekline dönüştürülmesini gerektirmiştir.

1973 de yürürlüğe konan tüzüğün 28. maddesiyle, Yönetim Kurulları 17.2.1974 Kongresinden itibaren 2 yıl süre ile seçilmeye başlandılar.

Kulüp işlerinin giderek daha da ağırlaştığı görüşünde olanların ağır basmaları sonucu, 26.2.1978 Kongresinde, 1973 Tüzüğünün 28. maddesi yeniden değiştirildi ve Yönetim Kurulu 9 dan 13 kişiye çıkarıldı. Bu 13 kişi, aynı Kongrede seçilenlerle beraber, aşağıdaki görevlerde yer aldılar: Başkan (Faruk Ilgaz), Asbaşkan (Eşref Aydın), Genel Sekreter (Yüksel Günay), Muhasip (Engin Berber), 2 Genel Sekreter yardımcısı (Altan Ayanoğlu ve Muzaffer Selvi), Amatör Şubeler Direktörü (Recai Arslan) ve 6 üye: (Erdal Kocaçimen, Şevket Ustaoğlu, Ercan Aktuna, Kâzım Bayülken, Başaran Ulusoy ve Ali Dinçkök). Ancak, seçim yönteminde giderek artan bozukluk, 9 kişilik Yönetim Kurullarında bile çok kez uyumlu ve verimli çalışmayı engellerken, Kurulun 13, daha sonra da 15 kişiye çıkarılması, ileride görüleceği üzere, olumsuz hatta sakıncalı sonuçlar vermiştir.

fbtarih649

FENERBAHÇE KULÜBÜNDE SEÇİM YÖNTEMLERİ

Fenerbahçe Yönetim Kurulları, ilk yıllarla, MÜESSESAN HEYETİ = KURUCULAR KURULU’nun yetkili olduğu dönemlerde, üyelerin görüş ve inançlarına göre, açık oylama ile seçilmişlerdir. Hazır bulunmayan üyeler için oylamalarda (Vekâlet) usulü de uygulanmıştır.

Bu liberal sistem, Genel Kurul’un yeniden uygulandığı 1939 dan sonra şekil değiştirdi ve 1954 e kadar kendine güvenen, güvenilen ve adları kara tahtaya yazılan adaylar arasından gizli veya açık oyla seçme suretinde uygulandı.

Yönetimin, özellikle 3 kişilik heyetlerce yürütüldüğü Kurucular Kurulu dönemlerinde beliren 2 önemli husus, görüşmelerdeki içtenlik ve nezaketle, çok zaman, (Heyetin aynen göreve devamı) suretinde beliren istek, rica ve hatta ısrarlardır.

Genel Kurul dönemlerindeki liberal seçim yönteminin, 1981 e kadar, yalnız 2 istisnası yaşandı:

1- Genel istek üzerine, 12.10.1946 Olağanüstü Kongresinde, Tek seçici olarak, Zeki Sporel’in, beraber çalışmak istediği 6 arkadaşını kapsayan liste, Kongre Başkanı Avukat Ramiz Bakanoğlu tarafından, adlar tek tek okunarak Genel Kurula sunulmuş ve işarı oyla onaylanmıştır. Bu liste şudur:

Başkan : Şükrü Saraçoğlu
G.Sekreter: Muvaffak Menemencioğlu
G. Kaptan: Zeki Sporel
Muhasip Üye: Rüştü Dağlaroğlu
Üye: Hayri Celâl Atamer
Üye: Dr. Ekrem Perk
Üye: Müslim Bağcılar

2- Aidatını ödeyen 221 üyeden 186 sının katıldığı ve Fenerbahçe Kulübünün o güne kadar en kalabalık olan 1 Temmuz 1951 Kongresinde, Yönetim Kurulunu seçme yetkisi oybirliğiyle, başkan adayı Ali Muhiddin Hacıbekir’e verilmiştir.

Ali bey’in yazıp verdiği bir yıl önceki Yönetim Kurulu listesi Kongre Başkanı İstanbul Milletvekili Füruzan Tekil tarafından, adlar ayrı ayrı okunup, yine işarı oyla kabul olunmuştur. Bu liste de şöyledir:

Başkan : Ali Muhiddin Hacıbekir
G.Sekreter: Rüştü Dağlaroğlu
G. Kaptan: Osman Kavrakoğlu
Muhasip Üye: Ethem Şahinoğlu
Üye: Avukat Hayrullah Güvenir
Üye: Kâmran Tekil
Üye: Muhtar Sencer

Adayların kara tahtaya yazılması usulünün sürdüğü 1954 yılma kadar önceden hazırlanan tavsiye niteliğindeki listelerden, Kulübün dağıttığı mühürlü seçim kağıdına aktarmalar yapıldığı arasıra görülmüştür. Ancak, 1955 den itibaren (Kadıköy Grubu) adı altında bir grubun ortaya çıkmasıyla matbu listeler kullanmak şekli başladı ve bu usul, daha sonra kurulan diğer grupların da aynı yolu izlemeleriyle adet halini aldı.

Özgür seçim ve 251 üyenin katılmasıyla 18.7.1954 kongresinde son kez seçilen 7 kişilik Osman Kavrakoğlu (217), Rüştü Dağlaroğlu (234), Hayrullah Güvenir (195), Talat Ataman (113), Ethem Şahinoğlu (181), Salih Dinçmen (150) ve Orhan Menemencioğlu (118) şeklindeki Yönetim Kurulunu izleyen 5.6.1955 Kongresinde ilk kez 2 matbu liste kullanıldı ve yine ilk kez Yönetim Kurulu 7 den 9 kişiye çıkarıldı.

Zeki Sporel (203), O.Kavrakoğlu (199), Ertuğ-rul Akça (176), T. Ataman (151), Muhiddin Bulgurlu (124), Raif Dinçkök (247), Muhtar Sencer (233), R. Dağlaroğlu (133) ve Müslim Bağcılar (125 rey)dan oluşan bu ilk 9 kişilik Kurulun maalesef başarılı olduğu söylenemez. Zaten, düğün nedeniyle, kargaşa içindeki Süreyya salonundan bahçeye aktarılan sayımın sağlıktan uzak olduğu ve rey pusulaların saklanmayıp hemen yakıldığı iddialarıyla beraber, 2 milletvekilinin de yer aldığı bu 9 kişilik ilk Kurul 2 listenin karması olduğundan uyum sağlanması ve verimli çalışması güçtü.

Nitekim; planlarını ünlü mimar V.Violi’nin Milano’da yaptığı, her şeyi hazır ve Kulüpten bir lira çıkmadan, Atletizm pistinin 5 yıl Beden Terbiyesi emrine verilmesi karşılığı, stadın 60 bin kişi alacak surette büyütülmesi anlaşması, uyarılara rağmen, takip edilmeyip hayal olmuşi 11 bin liralık Chevrolet araba ile anlaşmaya varılan İzmirsporlu Metin Oktay beceriksiz aracılarla G.S.a kaptırılmış; yine G.S. (50 inci Yıl Bayramından sağladığı 155 bin lira ile Kuruçeşme adasını satın alırken 14.5.1956 Kongresinde seçilen yine 9 kişilik Yönetim Kurulunun tertiplediği Fenerbahçe’nin 50 inci yıl bayramı, birkaç yüz seyirci önünde zararla kapanmıştır. Görülüyor ki, Yönetim Kurulu üye sayısının 7 den 9 kişiye çıkarılması ve başlayan grupçuluk ilk adımda Fenerbahçe Kulübü için hiç de yararlı olmamıştır.

(Kadıköy Grubu) adı altındaki ilk gruplaşmayı, zamanla, Kızıltoprak, İstanbul, İdealistler, Yeni Kadıköy, Yeni Fenerbahçeliler ve daha küçük çaptaki topluluklar izledi. Bu gruplar kongrelerde reylerin dağılmasına ve Yönetim Kurullarında anlaşmazlıklara yol açtı ve bu durum Kulübün aleyhine oldu.

Ayrıca, grupların, ayakta kalabilmek için, adaylar arasında kontenjan, sıra ve nöbet usullerine başvurmaları, hatta Yönetim Kurulu üye sayısının, ihtiyaçtan ziyade, daha çok kişiyi memnun etmek amacıyla, 13, hatta 15 kişiye çıkarılması Fenerbahçe’nin kaderini, bir süredenberi, en iyilere teslim etmekten çok, tanınmamış olanlara da bırakmak durumuna düşmüş ve bu usul uyumlu ve verimli çalışmayı engellemiştir. Ayrıca, toplu halde üye kayıtları, bir kısım üye aidatlarının Kongre arefelerinde belirli çevrelerce ödenmesi ve hatta içkili yemekler verilmesi de Fenerbahçe toplumuna yaraşır davranışlar olup olmadığı tartışılan konular oldular. Ancak, bütün tutum, uğraşı ve sorunlar içinde en önemli ve nazik konunun, Fenerbahçe’nin kaderi ellerine emanet edilecek kişilerin seçimi olduğu açıktır. Aşağıdaki, 10 Şubat 1980 kongresine sunulan çalışma raporu bu konuda bir uyarı olarak her zaman hatırlanmalıdır:

(-…..Hasta bünyeli olarak oluşan Yönetim Kurulumuzun hastalığının teşhisini yapmak bizler için zor olmamıştır. Bu teşhis, Kulübün iç bünyesini bilmeyen, ancak çok bozuk ekonomisine katkısı olur düşüncesiyle, yönetime hakim olma ve yaptığı veya yapacağı ekonomik yardımın karşılığı manevi kâr elde etme çekişmesidir. Amiyane tabirle, parayı verip düdüğü çalanla çalamayanm kavgasıdır. BU KAVGA, YÖNETİMİN OLUŞTURULMASI SİSTEMİNDEKİ BOZUKLUKTAN GELMEKTEDİR.

Hasta doğan Yönetim Kurulumuz, belirtilen nedenlerle doğan çekişme sonucu, bazı üyelerin ayrılmaları ve çekişmede taraf olup da yönetimde kalan üyelerin asıl isteklerinin gerçekleşmesi çalışmalarıyla devam etmiştir. Ancak, isteklerinin gerçekleşmeyeceği kanısına varan diğer bazı üyelerle esasen ne yaptığı ve ne yapacağı hiç tyr zaman belli olmayan üyelerin ayrılması önlenememiştir. Böylece, yedek lis’eden gelen 6 üye ile Yönetim Kurulu görevini sürdürmüştür.

BU SAFHADAN SONRA, YÖNETİM KURULU MAALESEF RAHAT BIRAKILMAMIŞTIR. Yönetimden ayrılanların ve çevrelerinin Kulübümüzde ve diğer kulüplerin bünyelerinde doğan olaylardan fayda uman bir kısım basının, Kulübe büyük zarar veren tutum ve davranışları Yönetim Kurulumuzun çökme temennisi yolunda olmuştur. Bu tutum ve davranışlar o kadar ileriye götürülmüştür ki, Kulübün problemleri abartılarak spor sayfalarında polemik konusu yaptırılmış, uzun ve kırıcı beyanatlar alınmış, eski ve yeni yöneticiler birbirlerine düşürülmüş, profesyonel futbolcular yönetime karşı kazan kaldırmaya teşvik edilmiştir. Bunun tabii sonucu olarak, Yönetim Kurulumuz, eski yöneticiler ve Kulüp yıpranmıştır.

ACİZANE ÖNERİMİZ, DENEYİMDEN GEÇMEMİŞ KİMSELERİN YÖNETİME GETİRİLMEMESİ, KULÜBE BORÇ VERENE DEĞİL, PARA KAZANDIRANA, YAN GELİR TEMİN EDENE, ÇEVRE VE ŞAHSİYETİYLE FAYDALI OLDUĞUNU KANITLAYAN ÜYELERİMİZE YÖNETİM DE YER VERİLMESİDİR.)

Yukardaki yakınmalara rağmen, aynı şekilde, 10 Şubat 1980 de seçilen yeni ve bu kez 11 kişilik yönetimin de, başarısız ve 21 Şubat 1981 mali Kongresinde istifa kararı almak zorunda kalışı, 12 Nisan 1981 Olağanüstü Kongre ve seçimini gerektirmiştir. Bu Kongre Fenerbahçe’yi, seçim yöntemi yönünden, 30 yıl gerilere götürdü ve Sarı-Lacivertil Kulübün tarihinde 3. kez ve bu defa zorunlu olarak, tek seçici usulü uygulandı.

Bu 12 Nisan 1981 Olağanüstü Kongresinde başkan adayı (Ali Şen)in:

(-…….BİZ KULÜBE PARA VERCEK DEĞİLİZ. FENERBAHÇE’NİN İSİM VE BÜYÜKLÜĞÜNÜ KAYNAK ALIP, UMULMADIK GELİRLER SAĞLAYACAK VE FUTBOL İLE BERABER, TÜM AMATÖR ŞUBELERİ KALKINDIRACAĞIZ. ANCAK, LİSTEMDE DEĞİŞİKLİK YAPILIRSA ÇALIŞMAM. ÇÜNKÜ ARKADAŞLARIMI İNCE HESAPLARDAN SONRA SEÇTİM!…)

Sözleri karşısında, özellikle son yılların ağzı yanık Genel Kurulu haklı olarak, itiraz edememiş ve tek seçici Ali Şen’in 11 kişiden oluşan aşağıdaki listesi, hizalarında açıklanan görevleriyle beraber, memnunlukla kabul olunmuştur.

fbtarih651

Ali Şen: Başkan
Mete Has: 2. Başkan ve Sosyal Tesisler Sorumlusu
Ömer Çavuşoğlu:  2. Başkan ve Sosyal Tesisler Sorumlusu
Engin Berber: Muhasip Üye
Abdullah Acar: Mali Komite Başkanı
Orhan Ergüder: Genel Sekreter ve Basın Sözcüsü
Ali Dinçkök: Futbol Şubesi Sorumlusu
Togay Bayatlı: Amatör Şubeler Sorumlusu
Necmettin Nurkan: Amatör Şubeler Sorumlusu Yard.
Vedat Çolpan: Beden Terbiyesi ile İlişkiler Sorumlusu
Mesut Dizdar: Beden Terbiyesi ile İlişkiler Sorumlusu Yrd.

21 Şubat 1982 deki normal Kongrede birkaç değişikliğe uğrayan ve nihayet istifa ile 10.12.1983 olağanüstü kongresine kadar görevde kalan bu yönetim kurulu, ilk yıl uyumlu çalışma sonucu, çok başarılı oldu ve 4 yıldır gülmeyen Fenerbahçelilerin yüzlerini güldürdü:

Dereağzı sahası çimlendi… Fenerbahçe stadı açıldı. Sosyal tesisler binası restore edildi ve genişletildi. Bahçe tanzim olundu. 1982/83 T.S.Y. ve Donanma Kupalarıyla, Türkiye Ligi ve Federasyon Kupası şampiyonlukları kazanıldı. Basketbol takımı şampiyonluğa oynadı. Ancak, ne çare ki zamanla beliren ve dıştan da körüklenen uyumsuzluk hastalığı ve yersiz konuşmalar bu verimli birliği de zedeledi ve bir G.S. yenilgisinden sonra, eski bir başkanın söylediği bir söz, esasen diken üstünde duran bu verimli Yönetim Kurulunun bölünüp istifa etmesine neden oldu.

26 Şubat 1978 normal Kongresinde 13 kişiye çıkarılan Yönetim Kurulunda uyum sağlanamaması sonucu, Kurul 10 Şubat 1980 de 11 kişiye indirilmişti. (Dernekler Yasası)na uyulmak yolundaki Tüzük değişikliği sıralarına rastlayan 18 Mart 1984 Kongresinde Yönetim Kurulunun, yeni Tüzük gereği, bu kez 15 kişiye çıkarılması Fenerbahçe Kulübünde 1980 li yıllarda yaşanan tutarsızlıklara örnek sayılabilir.

Faruk Ilgaz Başkanlığındaki bu 15 kişilik en kalabalık Yönetim Kurulunda görevler ve bu yerlere seçilenler aşağıdadır:
3 Asbaşkan: Sportif işler sorumlusu Eşref Aydın, İdari işler sorumlusu Başaran Ulusoy, Mali İşler Sorumlusu Faruk Ebubekir.
Genel Sekreter ve Basın Sözcüsü: Altan Ayanoğlu
Muhasip Üye: Ulvi Tümen
Futbol Sorumlusu: Ahmet Erol
Prof. Futbol Şubesi İdari işler sorumluları: Vedat Çolpan ve Osman Göktan
Amatör Futbol Sorumlusu: Hüsnü Çil
Basketbol Sorumlusu : Erol Demiroma
Su Sporları Sorumlusu : Nejat Akdoğan
Sosyal İşler Sorumlusu : İbrahim Fuat Imsık
Dış İlişkiler Sorumlusu : Yusuf Duru
Salon Sporları Sorumlusu : Fazıl Tokatlı

F.Ilgaz’ın 2 ay sonra, sağlık durumu nedeniyle, Başkanlıktan ayrılmasından sonra, bu göreve 25.6.1984 de, eski kulüp müdürü Fikret Arıcan getirildi ve ihdas olunan (Vakıf ve Mevzuat) işleri için Asbaşkanlık 3 den 4 e çıkarılıp, bu görevi üstlenen Ulvi Tümen’in yerine de Fazıl Tokatlı muhasip üyeliğe aktarıldı.

Yukardaki 15 kişilik kurul, uyumlu çalışmak ve yararlı olmak bir tarafa, tam kadro ile bir tek toplantı dahi yapamamıştır. Gruplaşmalar olmuş, Kulüp bunalımlar içinde yüzmüş, sportif randıman ise, bir kısım üyelerin katlandıkları büyük maddi fedakârlıklarla orantılı olmaktan uzak kalmıştır. Bu nedenle, kalabalık Yönetim Kurullarının uygulanmakta olan GRUPÇULUK temeline dayalı seçim yöntemiyle ve hele, başta çok güçlü ve saygın bir Başkan bulunmadıkça Fenerbahçe Kulübü için daima sakıncalı olduğu ve olacağı hiç kuşkusuzdur.

Böyle iken ve yukardaki olumsuz deneylere karşın, 2 Mart 1986 Genel Kurulunda 15 kişilik yeni kurulun hiç itirazsız seçilmesi, Başkan Tahsili Kaya’nın güçlü bir kişiliğe sahip olmasından ziyade, çok zor durumdaki kulübün toparlanabilmesi için, kendi deyimi ile, borç da olsa, büyük maddi fedakârlığı göze almış bulunmasına bağlamak yanlış olmasa gerektir.

2 Mart 1986 da muhalefetsiz, tek liste olarak görev alan son:

Başkan : Tahsin Kaya
İkinci Başkan: Yüksel Günay, Fuat Imsık ve Ateş Amikoğlu
Genel Sekreter: Semih Bayülken
Muhasip Üye: Evgin Oktay
Muhasip Üye Yardımcısı: A.İhsan Tunçaslan
Basın Sözcüsü : Güven Sazak
Altyapı Sorumluları : Ogün Altıparmak ve Yavuz Şimşek
Basketbol Sorumlusu : Fazıl Tokatlı
Üyeler: Aziz Yılmaz, (sonra Genel Sekreter) Mehmet Sadıkoğlu, Suphi Arı ve Şinasi Bora.

fbtarih652

Bu Yönetim Kurulu da kısa sürede bunalıma düştü. Başkanın vaad ettiği bir milyar liranın Temmuz 1986 transferinde harcanıp tükenmesinden sonra, yeniden istenen 500 milyon lira için, Başkanın:

- Durun biraz, bakalım…..

Cevabına karşı gösterilen sert tepkiler ve:

- Para vermiyecek ise, kulübün başında işi ne?!.. İstifa etsin!… gibi yersiz ve haksız sözlerin basına aksetmesi Fenerbahçe Kulübü için ibret verici bir talihsizliktir ve hiç bir zaman tekerrür etmemesi temenni olunur.

Tahsin Kaya’yı başkanlığa önerenlerin kısa sürede onunla ters düşmeleri ve istifalar, seçim yöntemindeki ilkellik ve sakatlığı bir kez daha açığa vurmaktan başka, Fenerbahçe toplumunu 1987 İlkbahar ve yaz aylarında, türlü yönden korku, üzüntü ve hatta acılara boğan bunalımlar içine itmiş bulunuyordu.

Görülüyor ki, çözümü gereken birçok sorunlar yanında, Yönetim Kurulunun oluşum tarzı büyük sakıncalar taşıyor. Kurulun 15 kişiden oluşması, çalışmayacağı bilinen kişilerin yönetime alınmaları ve görev bölümünde ehliyet aramamak, Kulüp yararından çok grupçuluk ve kişisel kaprislerin egemen oluşu, Fenerbahçe Kulübüne, sürekli olarak, çok büyük zararlara neden ölmakta ve Kulübü geriye götürmektedir. Bu zararların daha zor ve daha tehlikeli durumlar yaratmadan önlenmesi ve sağduyunun her alanda egemen olması, Fenerbahçe Kulübünün görkemli itibarı ve hatta varlığı için, şart olmuştur, artık!….

fbtarih653

fbtarih653

fbtarih654

fbtarih654

FENERBAHÇE SPOR KULUBUNU YÖNETENLER

Fenerbahçe Spor Kulübünün yönetiminde, kuruluşundan Eylül 1987 sonuna kadar 199 kişinin görev aldığı tesbit edilmiş bulunuyor. Hemen açıklamak gerekir ki, bu sayı görev alanların tamamı olarak kabul edilemez.. Zira, Kulübün arşivleri 1932 yılında yandığı gibi, bugün de Fenerbahçe Kulübünde, maalesef, bir arşiv müessesesinin varlığından söz edilemez. 199 sayısı, şu yapıtın sahibinin, enaz 50 yıl önce başladığı sürekli araştırmaların verisidir. Ancak, yine de atlanmış isimler olabilir.

Liste, alfabetik sıra, meslek ve görev dönemleriyle beraber aşağıdadır. Sağ baştaki şütun göçenlerin vefat tarihlerini gösteriyor. Ancak, 8 kişinin vefat tarihi belirlenememiş ve … işaretiyle gösterilmiştir:

fbtarih655

fbtarih658

fbtarih660

ZİYA SONGÜLEN

Fenerbahçe’yi kuran gençlerin 1 No lusu ve kulübün ilk Başkanı olan Ziya bey baba tarafından Hariciye Nazırı Asım Paşa, anne tarafından da yine Hariciye ve Adliye Nazırı Server Paşanın torunu ve hariciyeci Suat beyin oğlu olup 1886 da istanbul’da doğdu. Suat bey Londra sefiri Nuri beyin torunu olduğundan, âîle, Soyadı kanunundan önce NURİZADE unvaniyle anılmış ve Fenerbahçe kulübünün ilk reisi de (NURİZADE ZÎYA BEY) ismiyle tanınmıştır.

Suat bey, oğlunu İngiliz mürebbiyeler elinde ihtimamla büyüttü veSt. Joseph Fransız lisesinden 1903 de mezun olan Ziya, tahsilini İngilterede sürdürdü.

İstanbul’a dönüşünde Düyunu Umumiye’de görev alan Ziya bey, okul ve çevre arkadaşları Ayetullah ve Necip ile beraber, Fenerbahçe kulübünü kurma hareketine bu memuriyeti sırasında girişmiştir. İngilizce ve Fransızca’yı anadili gibi bilen 21 yaşındaki bu genç, 1.90 ı aşan boy, iri ve çok güçlü yapı ve iyi mâli olanağıyle, arkadaşları arasında sivrilmiş ve İngiltere’de gelişen görgü, kültür ve benliğine işleyen spor sevgisiyle dörtbaşı mamur bir hüviyet taşımıştır.

Fenerbahçe’nin bu genç ve dinç başkanı, kulübün kuruluş ve faaliyete geçiş dönemindeki maddi bütün ihtiyaçlarını şahsen karşıladığı gibi, (Papazın Çayırı) denen Fenerbahçe stadının bulunduğu yeri de, 17 Reşat altını karşılığında, bir yıl kulüp için kiralamıştır.

Fenerbahçe’nin ilk kadrolarında bek oynayan Ziya bey, özel hayatındaki ciddiyet ve soğukkanlılığı futbolda da göstermiş, disiplinli tutum, uzun ve düzgün vuruşlariyle sivrilmiştir.

Genç Fenerbahçe’nin bu genç, girgin ve fedakâr Başkanından faydalanması, ne çare ki, kısa sürdü. Çalışmalarını dar Fenerbahçe topluluğuna değil, umuma yaymak için, birkaç tanınmış İngilizle beraber UNİON CLUB u kurma işine girişti. Korunmaya muhtaç Fenerbahçe ihmale uğrayınca sarsılmaya başladı ve durum kötüleşince de Ziya bey istifa etti. Union Club işi umulan randımanı vermeyince, Ziya bey birkaç yıl sonra Fenerbahçe kulübüne döndü, ancak herhangi bir görevde tekrar görülmedi.

Kurtuluş Savaşı sıralarında, 1921 Şubatında T.B.M.M. Hükümeti Bekir Sami bey hey’etinde Londra, daha sonra da lozan koııfransına katılan Ziya bey, 1924 de kurduğu NATTA seyahat bürosu ile yurdumuz Turizim davasına öncülük etmiştir.

Ziya bey, 21 Ağustos 1936 da 50 yaşında iken, beyin kanamasından Alman Hastanesinde vefat etti. Pekaz önce uygulanmaya konan kanun gereğince, soyadı olarak (SONGÜLEN)i alan Rahmetli, Rumelihisar’da medfundur.

fbtarih661

FENERBAHÇE KULÜBÜNDE BAŞKANLIK

Fenerbahçe Kulübünde BAŞKANLIK makamı, kurluşunçlan itibaren, gerek yetki ve ünvan ve gerekse hukuk bakımlarından, aşağıdaki gibi, değişik veçhe ve tanımlamalar arz etmiş ve ancak 1934 den itibaren açıklık kazanmıştır:

Başkan, Yönetim Kurulu Başkanı, Kulüp Başkanı, Fahri Başkan ve Genel Başkan gibi….

Fenerbahçe kulübünde, aynı anda, yukardaki titrleri taşıyan bir veya daha fazla zevatın iş başında bulundukları dönmeler yaşandığı gibi, bu ünvanlardan hiç birinin sahibinin bulunmadığı, yani başkansız veya sadece bir Fahri Başkanla ye-tinildiği veya yetinmek zorunda bırakıldığı dönemler de oldu. Bu belirsizliğin nedenleri, Kuruluş döneminde düşülen bunalımlarla, Birinci Dünya ve Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarındaki politik olaylar ve işgal yıllarındaki düşman baskısıdır.

Bütün bu anormallikler, Fenerbahçe Kulübünde 1934 yılına kadar efradını cami, ağyarını mani, kesin bir başkanlar tablosunun oluşturulmasına olanak vermiyor.

Fenerbahçe Kulübünde (Başkanlık) makamı, (Şükrü Saraçoğlu) bahsinde sunulduğu şekilde, Saraçoğlu’nun 16 Mart 1934 Olağanüstü Kongresindeki seçimi ile beraber açıklığa kavuştu.

İstikrarsızlık ve yukarıdaki 5 ünvaııın içiçe karıştığı 16 Mart 1934 Kongresine kadarki dönem de dahil, Fenerbahçe Kulübünde sözü edilen 5 titri taşımış olan zevat, 1987 yılı sonuna kadar 28 kişi olup, görev dönem ve meslekleriyle beraber, sıra ile, şunlardır:

fbtarih662

Yukarıdaki zevattan Sabri Toprak, İngilizler tarafından Malta adasına sürüldüğü bir buçuk yıl da dahil, 1915 den 1934 e kadar 19 yıl Umûmi Reis (Genel Başkan) olarak kalmış; Şükrü Saraçoğlu 16 Mart 1934 den ‘ 15.10.1950 ye kadar 17 yıl Başkan, 1953 de vefatına kadar da, 3 yıl, Onur Başkanı titrini taşımıştır.

Saraçoğlu’ndan sonra Başkanlık titrini en uzun süre Faruk İlgaz taşıdı. İlgaz, 20.3.1966 dan 26.5.1984 e kadar 18 yıl içinde muhtelif dönemlerde 12, Dr. İsmet Uluğ 4, Osman Kavrakoğlu, Zeki Sporel ve Ali Şen de 3 er yıl Başkanlık yaptılar.

AYETULLAH BEY

Fenerbahçe Kulübünü kuran 3 gençten biri ve Kulübün ilk Genel Sekreteri olan Ayetullah bey, Kuzey Kafkasya Kabartay Türk’leri UBİH kolunun ANZORK sülalesinden ve Hareket Ordusu erkânından Piyade Feriki Şevki Pa;a’nın oğlu olup, 1888 de Boğaziçinde Boyacıköy’de doğdu.

fbtarih663

Reis Ziya beyin bir yıl içinde istifa etmesinden sonra, Fenerbahçe’nin bunalımlı ilk yıllarını ve büyük krizleri kuvvetli zeka ve dravetiyle savmasını bilmiş ve bu bakımdan ilk neslin en cefakeş yöneticisi olarak tanınmıştır. Moda, Devriye Sokak 48 nodaki evi, Kulübün henüz lokalsiz yıllarında malzeme deposu görevini görmüş, formalar burada yıkanıp ütülenmiştir.

Ayetullah bey St. Joseph lisesini bitirince, önce Su şirketi, kısa süre sonra da Osmanlı Bankasına memur oldu ve Fenerbahçe’yi, 2 arkadaşı ile beraber, bu memuriyeti sırasında kurmaya girişti. Bu sarışın ve gözlüklü genç, ilk kadrolarda haf ve bek ve birkaç kez de kalede yer almış, aynı zamanda taşıdığı, önce Genel Sekreter, daha sonra da Reislik görevlerini otorite ve başarı ile yürütmüştür. Onun Fenerbahçe Kulübünde en büyük şöhret ve meziyeti çevresinde kurmayı başardığı bu otorite ve saygıdır.

Reis Ziya beyin istifasından sonra düşülen bunalım içinde, 22 yaşındaki Ayetullah bey, sahaya 11 kişi çıkaramayacak durumdaki Fenerbahçe’nin yaşayabilmesini civardaki semt kulüpleriyle birleşmekte görmüştü. Bu amaçla temasa geçtiği Üsküdar ve Pazaryolu kulüpleriyle prensip kararma varıldı. Ancak, yeni üyelerin eskilerle bağdaşmaları mümkün olamıyordu. Yeni bir düzen, tüzük ve güçlü bir yönetime ihtiyaç duyuluyordu. Bu amaçla, 1910 yılı Eylül ayında Mühürdar gazinosunda bir genel toplantı yapıldı. Bu toplantıda eskilerle yeniler ayrı ayrı oturduklarından, yenilerin çoğunlukta oldukları hemen göze çarptı.

Yeniler, yalnız sayıca değil, kültürce de üstündüler. Sûreti hakkan görünüp, müsait bir hava yaratarak yönetimi ele geçirmek ve Fenerbahçe isim ve renklerinin, şimdilik Fenerbahçe-Üsküdar veya Fenerbahçe-Pazaryolu olarak değiştirmek amacına ulaşmaktı.

Tehlikeyi gören Ayetullah bey, toplantının, bir karar alınmadan, hemen dağıtılması lüzumunu kavrayıp, her görüş ve öneriye karşı çıkınca, sözcülerinin:

(- Burada makul düşünen bir çok Fenerbahçeli arkadaş varken, siz kim oluyorsunuz da, en önemsiz konularda bile, çoğunluğun isabetli görüşlerine muhalefet etmek hakkını kendinizde görüyorsunuz?…) demesi üzerine, kükreyen bir sesle:

(- FRANSA KRALI 14.LUİ, “LA LOİ C’EST MOÜ…” DEMİŞ!… BEN’DE, “FENERBAHÇE BEN’İM!” DİYOR VE İŞTE BUNUN İÇİN MUHALEFET EDİYORUM.” deyip onlara kapıyı gösterince, bu hareketin Fenerbahçelilerce de tasvip edildiğini gören Üsküdar ve Pazaryolu mensupları hemen salonu terk ettiler. Yalnız Pazaryo-lundan Yahya Berki ile Hüseyin İzzi yerlerinde kalıp Fenerbahçeye katıldılar.

İşte; Ayetullah beyin bu zeka, taktik ve celadeti Fenerbahçe Kulübünü faaliyete geçişinden kısa süre sonra tarihe karışmaktan kurtarmıştır.

Yurdumuzun 1912/13 deki ilk izcilik hareketinde ilk oymak beylerinden olan Ayetullah bey, Birinci Cihan Savaşı sonlarında bir-iki yıl yurdu kasıp kavuran (İspanyol nezlesi) felaketinin kurbanlarından olarak, 1919 da henüz 31 yaşında ebediyete göçtü. Kabri Karacaahmet’tedir.

ELKÂTİPZADEMUSTAFA BEY

Fenerbahçe Kulübünde sürekli olarak 12 yıl hizmet eden Elkâtipzade Mustafa bey 1889 da Tunuslu doğdu. 20. yüzyılın ilk yarısında İstanbul’da Aşırefendi Caddesindeki Elkâtipzade Mani’nin altında toptan fes ticareti yapan Elkâtipzade Yusuf beyin oğludur.

Başında bulunduğu semtlerinin Kuşdili Kulübünü, başta Sait Salahaddin, Hasan Kâmil, Hikmet Topuz ve Kemal Aşkın olarak, dönemin ünlü futbolcularıyla beraber, 1911 de Fenerbahçe’ye katmış, çok çalışkan, fedakâr, kurnaz ve uzağı gören bir idareci olarak, Sarı-Lacivertli yuvaya sonsuz hizmet ve yararlılıkta bulunmuştur.

fbtarih664

Yaz mevsimlerinde Fenerbahçe Kulübünün kapı eşiğinde yatmayı, onu silip süpürmeyi Heybe-liada’daki müreffeh baba köşküne seve seve tercih edecek kadar yuvasını sevmiş bu muhterem zat, bütün servet ve gençliğini Kulübüne feda etmiş bir Sarı-Lacivert fedâisi olarak, Fenerbahçe tarihinde yer alır.

Elkâtipzade, Fenerbahçe Kulübü 1910 larda bunalımlar içinde, yıkılma tehlikesi ile burun buruna iken, gökten hızır gibi inen bir kurtarıcı rolüyle, yalnız Kuşdili Kulübünü Sarı-Lacivertli yuvaya katmakla yetinmemiş, aynı zamanda kulübün sağlam temellere dayanması gerektiğine inanarak, Türk futbolunda Genç Takımlar Kurmaya yönelen ilk yönetici olarak ün yapmıştır.

İlk milli takımlarımızın Cafer, Feyzi, Refik Osman, Zeki, Alaaddin ve Bekir olarak, 6 elemanının Mustafa bey tarafından 1912/13 de kurulup çalıştırılan ve Türkiye’de 1914 de tertiplenen ilk Gençler şampiyonluğunu kazanan Fenerbahçe Genç takımında yetişmiş olduklarını hatırlatmak, Türk futbolü ve Fenerbahçe Kulübünün yaşam ve şöhretinde ELKÂTİPZADE MUSTAFA adım ebe-dileştiren bir anıt nitelik ve kişiliğini taşır. Bu bakımdan, denebilir ki, 7-8 futbolcusu Fenerbahçeli olan 1923/24 lerin ilk Türk milli takımları, doğrudan doğruya Elkâtipzade Mustafa beyin eseridir ve bu takımları seyreden binlerce insan içinde onun duyduğu haklı övüncü paylaşabilecek bir ikinci kişinin mevcut olmadığı kesindir.

Elkâtipzade Mustafa, Fenerbahçe Kulübüne yeni spor dallarının kurulmalarında da öncülük etti ve uyguladığı metod ile çok başarılı oldu.

Genç sporculara gösterdiği şefkat, onların sağlık, tahsil ve gelecekleriyle bir öz ağabey gibi ilgilenmesi, galibiyetlerden sonra onlara dondurma, gazoz ve evinde toplayarak Tunus’tan gelen hurma ve baklava ikram ve yeni fesler hediye etmesi, yeni branşlarda, beklenenden çok önce şampiyonluklar kazanılmasında ve sporcuların Fenerbahçe’ye bağlanmalarında son derece etkili olmuştur. Denebilir ki, Elkâtipdade’nin bu tarz davranışları Fenerbahçe’nin çok sağlam temeller üzerine bina edilmesini ve ihtişamım sağlamıştır.

Gayret ve fedakârlık sembolü olarak, 12 yıl ışıl ışıl parıldayan Mustafa Kâtipoğlu, Fenerbahçe1 nin haklarını masa başlarında da zeka ve cesaretle korumasını bilmiş ve günümüzde zaman zaman hasreti çekilen, “İdeal yönetici” rolünde pek büyük başarılar göstermiştir.

Elkâtipzade Mustafa adı Fenerbahçe Kulübünün gelişme döneminin birkaç temel direğinden biri olarak, sonsuza dek sevgi ve saygı ile anılacaktır. 3 Mart 1967 de vefat etti. Kabri Karacaahmettedir.

SABRİ TOPRAK BEY

Sabri bey, Fenerbahçe’nin değeri ölçüsüz en yararlı evlatlarından en başta olanıdır. Öyle dönemler oldu ki, Fenerbahçe Kulübü onun ilgisi ve gayreti sayesinde ayakta kalabilmiş ve yaşamıştır.

Büyük Ata’nın en yakın, en sevdiği arkadaşı idi. Atatürk, Birinci Dünya Savaşı yıllarında her İstanbul’a gelişinde Sabri beyin Moda’daki evinde misafir kalırdı. Büyük Ata’nın, daha 1. Dünya Savaşı yıllarında Fenerbahçeli oluşunda etkisi olmuş ve 3 Mayıs 1918 de Sarı-Lacivertli Kulübü ziyaretini de o sıralarda Moda’daki evinde misafiri olduğu Umumi Reis Sabri beyle beraber yapmıştır.

Fenerbahçe Kulübü, 1914 sonlarında üyelerinin silah altına alınması ve mali sıkıntılar içinde kıvranırken,-Reis Dr. Hamit Hüsnü beyMn (Riyaseti kabul etmesi için 3 ay uğraştım!..) dediği gibi, aylar süren İsrarı üzerine, Kulübün başına geçen Sabri bey, düşman ganaiminden Belkıs Kotrası ve birkaç futa ile, Baker mağazasından bir araba dolusu spor malzemesini Fenerbahçe’ye sağlamış ve Fenerbahçe’yi 4 savaş ve yokluk yılında ayakta tutmuştur.

Düşman işgali üzerine, İttihat ve Terakki Partisi 1918 yılı sonunda kapanırken, partinin bütün eşya ve kütüphanesini düşman ve yardakçılarına kaptırmamak için, Fenerbahçe Kulübüne mal eden o olmuş, Malta’ya sürüldükten sonra Posta ve Telgraf Umum Müdürü olarak katıldığı Kurtuluş Savaşında Ziraat Vekilliği yapmıştır.

fbtarih665

(Müessesan Heyeti) döneminin son Reisidir. Tutuklanıp Malta adasına sürüldükten sonra da Kuüp reisliği, Şehzade Ömer Faruk Efendi’nin fahri reisliği sıralarında, üzerinde kalmış, başkanlık ettiği, 16 Mart 1934 olağanüstü Kongresindeki Tüzük tadili ve yeni seçimle Kulüp riyaseti Şükrü Saraçoğlu’na geçmiştir.

Sabri Toprak son derecede namuskâr bir devlet ve politika adamı olarak tanınmıştır. Elkatip-zade Mustafa bey, kaç kereler şöyle anlatmıştır: (- BÜTÜN FIRINLAR emrinde iken, bir gün sporcular için vesika dışı 10 ekmek istedim. Karaborsada 20 kuruş olduğunu işittiğini söyledi ve 2 altın lira verdi. Bir gün de 2 kilo şeker vesikası istedim. Şeker 20 kuruştu. Karaborsada ise 3 altın lira idi. Çıkardı, 6 sarı lira verdi. Hak ve hukuka bu derece saygılı idi. Üsküdar’dan Pendik’e kadar geniş bir bölgenin iaşesi elinde iken, Malta’ya sürüldüğü sıralarda eşyalarını ben sattım da harçlık yaptı.

Kadıköy’de bütün azınlık ve yabancı tabakası İşgal Komutanlığına yüzlerce imzalı dilekçelerle” Malta’ya sürülmesini haksız ve adaletsiz bulmuşlar ve sürgün edilmesini önlemeye çalışmışlardır. Hatta, tutuklanmasından bir akşam önce kendisine kaçması için haber yollanmış, ancak, (Ben buna .tenezzül etmem!..) cevabını vermiştir. Ne zaman bir ihtiyaç için yanına gitsem: — Mustafa bey… Bu Kulüp için sende ben de dilenci olduk!., derdi. Fenerbahçe’nin çok kahrını çekti…..)

1877 de İZMİR, Kasaba da doğmuş, 2. dönem Saruhan, 3 ve 5. dönemler Manisa Milletvekili ve Ziraat Bakanlığı yapmıştır. 19 Şubat 1938 de vefat etti.

ŞÜKRÜ SARAÇOĞLU

Fenerbahçe Spor Kulübü’nün başında zaman zaman siyasi kişilerin yer aldıkları görülür. Ancak, bunlardan hiç biri bu yere, nüfuzlarından yararlanılmak için değil, fakat Fenerbahçeliliklerinden dolayı seçilerek gelmişlerdir. İşte, Ödemiş’in gerçek demokrat çocuğu Şükrü Saraçoğlu’da küçük yaştan spora ve Fenerbahçe’ye duyduğu sevgi nedeniyle, ona tam 20 yıl başkanlık etti.

Saraç Mehmet Tevfik Usta’nın 1887 de Ödemişte doğan oğlu Şükrü, tahsilini 1918 de Cenevre İktisadi ve Siyasi İlimler Fakültesinde bitirdi. Kurtuluş Savaşında Kuşadası, Aydın ve Nazilli yörelerinde fiilen savaştıktan sonra, 1923 de İzmir’den milletvekili seçildi.

Sırasıyle; Maarif, Maliye, Adliye ve Hariciye Vekilliklerinde bulunduktan sonra, Başbakanlığa kadar yükselen Şükrü Saraçoğlu uzun yıllar Devlet ve hükümetler erkanı arasında spor ve sporcunun 1 sayılı koruyucusu olarak tanınmıştır. Fenerbahçe Kulübü, 1932 de yanınca, kiracısı olduğu Union Club lokal ve sahasını Milli Emlak idaresinden satın alırken, Saraçoğlu’ndan gördüğü manevi destek bu büyük Devlet adamındaki sportmenlik vasfına örnektir.

fbtarih666

Taksim stadında 23 Şubat 1934 kavgalı F.B.-G.S.ljg maçından sonra, kavga ile ilgisiz bazı Fenerbahçeli futbolcuların da, maksatlı olarak ve müdafaa hakkı tanınmadan, cezalandırılmaları ve cezaların hemen uygulanmaya konması üzerine, Kulübün yaptığı itiraz ve (GEREKİRSE MAHKEMEYE GİDERİZ) sözü, T.İ.C.İ. Umumi Merkez’in totaliter eğilimli öncülerini çileden çıkarmış ve 2. Reis Doğu Beyazıt mebusu Halit Bayrak:

(— FENERBAHÇE KULÜBÜNÜ KAPATIR VE STADINI DA ELİNDEN ALIRIZ!..) tehditlerini savurup, basın kanalıyla, ateşler püskür-müştür.

Bu durumda, yönetim kurulu, sporsever Adliye Vekili Şükrü Saraçoğlu’na başvurdu ve hakkının korunmasını diledi.

Durumu kendisine arz etmeye giden Kemal Onan’a Saraçoğlu’nun:

(— FENERBAHÇE GİBİ YURDUN ÖVÜNÇ KAYNAĞI BİR SPOR KULÜBÜNE HİZMET ETMEK BENİM İÇİN EN BÜYÜK ŞEREFTİR!..) d^ nesi ve bir imzalı fotoğrafını Fenerba-he Kulübüne hediye etmesi Camia da güven yarattı ve 16 Mart 1934 de toplanan Müessisler heyeti, 3 kişilik yönetim kurulunu 7 kişiye çıkarıp Şükrü Saraçoğlu’nu ittifakla Başkanlığa getirdi.

Şükrü Saraçoğlu 15 Ekim 1950 ye kadar, 17 yıl aralıksız başkanlıkta kaldığı gibi, 27 Aralık 1953 de vefatına kadar 3 yıl da Fahri Başkanlık etmiştir. Bu süre içinde kulübün faaliyetiyle yakından ilgilenmiş ve pek çok maçında hazır bulunmaktan zevk duymuştur. Son yıllarında yürüyemez derecede rahatsızken, Fenerbahçe’nin maçlarını izlemekten geri kalmayışı umumi hayranlık yaratmıştır.

Saraçoğlu, Fenerbahçe Kulübü için manevi destekti. Nizam ve mevkiine ters düşen tek bir işe alet olmamıştır. Hiç kimsenin, bu yolda bir istekte bulunabilmesi mümkün değil iken, hatta 1949 da tribün inşaatında Beden Terbiyesi ve İst. Belediyesinin söz verip yerine getirmedikleri ve stadın haciz işlemi görmesine neden olan 50 şer bin lira bağışların tahsil edilmeleri için, tavassutuna bile başvurulmamıştır. Ne organize edilen piyangoların satışları için mevkiinden yararlanılmış ve ne de bu yolda kendisine bir ima da bulunulmuştur. 1.6.1946 da Ankarada Başbakanlık Kupasını kazandıktan sonra, Başbakanlık örtülü ödeneğinden gelen 5 bin lira, Fenerbahçe’nin 1934-50 arası 17 yılda gördüğü yegane yardımdır ve Sarı-Lacivertli Kulüp bu durumla övünür.

Fenerbahçe’nin bu büyük evladının Fenerbah-çelilik ve tevazuunu kanıtlayacak pek çok anılan vardır. Bunları sıralamaya sayfalar yetmez. Ancak, belirtmek gerekir ki, Fenerbahçe’de görev almış veya almamış devlet erkânı arasında, Saltanat’ın son ve Cumhuriyet’in de ilk dönemlerinde SABRI TOPRAK; tekmil Cumhuriyet döneminde de Şükrü Saraçoğlu, adları şükranla anılmaya layık iki şahsiyet olarak, hizmet ve hatıraları baha biçilmezdir.

18 Haziran 1950 de Başbakanlık Kupası maçı sabahı, bazı ziyaretler arasında, Kafile Başkanı ve Umumi Kaptan olarak, takımın kendilerini ziyarete geleceğini telefonla haber veren Rüştü Dağlaroğlu’na, iktidardan henüz ayrılmış muhterem Saraçoğlu şu cevabı verdi:

— ARTIK BEN SİZLERİ ZİYARETE GELECEĞİM.

Nitekim, az sonra Belvü Palasa gelmiş ve futbolcularla sohbet etmiş, başarılar dilemiştir.

Memuriyet, mebusluk, vekillik, Başvekillik ve Parti Başkanlığı dönemleri boyunca devlet hizmetinde yurda sağladığı yararlar sonsuz olan Şükrü Saraçoğlu, politik ve özel hayatında fevkalade mert, dürüst, ve yurtsever bir insan olarak tanınmıştır. İcraatında millet ve memleketin menfaati kaygıları daima hakim olmuş ve istisnasız hiç bir mülahaza onu bu ana prensibinden, bütün hayatı boyunca, ayıramamıştır. Bu bakımdan da kıymet ve hatırası ulvi ve namütenahidir.

Fenerbahçe Kulübü kendisine aralıksız 20 yıl Başkanlık eden böyle asil ruhlu, muhterem vatan evladının şahsında, tarihini bir övünç hazinesiyle süslemiş bulunuyor. İstanbul’da’27.12.1953 de ebediyete göçen merhum, Zincirlikuyu Şehitliğinde medfundur.

fbtarih667

NECİP OKANER

İlk 2 açılma girişimi, hafiyelerce basılıp kapanma ve dağılma ile sonuçlanan Fenerbahçe’nin, 1907 ilk baharındaki 3. ve son girişimi, Ziya ve Ayelullah adlı arkadaşlarıyla beraber, Deniz Talebesi Necip Okaner’in Moda Beşbıyık Sokak, 3 nolu evinde kararlaştırılıp gerçekleşti.

Yenişehirli çiftlik sahibi Samipaşazade Mahmut Müdai beyin oğlu Necip, 1892 de Çamlıca’da doğdu. Henüz 15 yaşında iken, kurdukları topluluğun Umumi Kaptan ve Veznedarı olan bu uzun boylu, sarışın genç, takımda da 2 yıl geri hatlarda yer almış, sert çıkış ve uzun degajlarıyla göz doldurmuştur.

fbtarih668

Necip bey subay çıkınca Donanma’ya katıldı. Balkan savaşından sonra İngiltere ve Amerikada torpito ihtisası yaptı. Yüzbaşı rütbesinde torpito müfettişi ve Donanma Kumandanı Arif Paşa’nın yaveri iken, Amiral gemisi Barbaros’un, 8.8.1915 de, Marmara’da bir İngiliz denizaltısı tarafından batırılışında Sivrihisar torpitosu mütettebatı tarafından, şehit bilinerek, denizden çıkarılanlar arasındadır.

Kurtuluş savaşı başlarında komando grupları hazırlayıp Anadolu’ya sevkeden bu 3 sayılı Fenerbahçeli, daha sonra kendisi de savaşa katılmış ve fevkalade yararlı hizmetlerinden dolayı İstiklal madalyası ile taltif olunmuştur.

1925 de İzmir’de Akdeniz Bahriye komutanlığı yapan Necip bey, 1930/35 de Denizcilik Enstitü Müdürlüğünde ve daha sonra da Türk-İngiliz Kültür derneğinde yıllarca çalıştı. Eylül 1959 da Ege Üniversitesi İngilizce Profesörü iken vefat eden Necip bey Karşıyaka’da medfundur.

TEVFİK TAŞÇI

Halep eşrafından Tüccar Hacı Mehmet beyin oğlu Tevfik Haccar (Taşçı) 1889 da İstanbul’da doğdu. Muhitinin Kulübü Fenerbahçe’ye, ilk gün katılan Tevfik Taşçı, Reis Ziya beyin 1908 sonunda istifa etmesi üzerine, 1909 başında, Moda’da sonraları Lozan Kulübü olan Zamopulos’un gazinosunda yapılan toplantıda Kulüp reisliğine getirilmiştir.

Fenerbahçe’de bir yıl reislik yapan Tevfik bey bir yıl da Manchester’de kalmış ve dönüşünde Fenerbahçe futbol takımının hücum hattında bir süre yer alıp, daha sonra tenis şubesinin gelişmesinde de yararlı olmuştur.

1911 de askerliğini yaparken Trablus ve daha sonra, Birinci Dünya Savaşında Süveyş Kanalı muharebelerine katılan Tevfik bey İngilizlere esir düştü ve Malta adasına sürüldü. Savaş sonrası yurda döndüğünde, 1921 den itibaren, Fenerbahçe’nin Müessesan dönemi 3 kişilik Yönetim Kurullarına uzun süre muhasip üye olarak seçildi.

Tevfik Taşçı, Fenerbahçe’nin çok muhterem, kültürlü ve saygın bir siması olarak tanınmış ve çok sevilmiştir. 6.11.1979 da vefat etti. Kabri Karacaahmet’tedir.

HAKKI SAFFET TARI

Mutasarrıf Saffet Paşa’nın oğlu olan Hakkı Saffet Tan 1886 da doğdu. Saffet Paşa’nın, Galip’in babası Mustafa Paşa ile yakın dostluğu, bu iki mülki paşanın oğulları arasında da yakın bir arkadaşlığın doğuşuna neden olmuştur, bu nedenle, Hakkı Saffet, ilk günden itibaren, Fenerbahçe’nin bütün faaliyetlerinde yer almış, dürüstlük ve isabetli görüşleriyle sevilip sayılmıştır.

Hakkı Saffet, Osmanlı Bankasında memurdu. Tevfik Taşçı’dan sonra ve Ayetullah’tan önce, birkaç ay Fenerbahçe’ye reislik yaptı. Emlak ve Eytam Bankası Umum Müdürlüğünde bulundu. Türk Ticaret Bankası idare meclisi üyesi iken, 8.9.1952 sabahı, Kadıköy vapurundan çıkarken, Karaköyde kalp sektesinden vefat etti.

EMİRZADE ŞEHİT ARİF BEY

1911 yılında, Şehremini Hastane Çayırında zayıf bir gencin top alış ve vuruşlarındaki incelik ve tatlılığı hayran hayran seyreden Mustafa Katipoğlu, gencin yanma sokulup Fenerbahçe’ye girmesini teklif etmiştir.

Bu teklifi tereddütsüz kabul eden bu soluk benizli, çok zayıf genç, o sıralarda Mühendis mektebi öğrencisi ve daha sonra da, Galiple beraber, tam 7 yıl Türk futbolunun en güçlü defans hattını oluşturan, ünlü (ŞEHİT ARİF) dir.

Arif, yalnız kıvrak bir futbolcu değildi. Aynı zamanda çok ciddi, sağlam karakterli ve saygın bir gençti. Bu nedenle, Reis Ayetullah bey, idari sahada çok yorulduğunu öne sürüp ayrılırken, Yönetim Kurulu Başkanlığını, gözü arkada kalmadan, seve seve mühendis Emirzade Arif’e bırakmıştır. Fenerbançe, hiç yenilmeden kazandığı 1911/12 deki ilk İstanbul Lig şampiyonluğunu işte, bu Arif’in hem futbolcu, hem de reisliği zamanında kazandı.

Arif, Fenerbahçe A takımında 1911-18 arası 128 maç yaptı. Birinci Dünya Savaşında Uzunköprü-Keşan demiryolu inşaatında Şube Fen Heyetinde Yedek Teğmen olarak görev yaparken, Keşan’dan Uzunköprü’ye kadar 40 km. yi atla kateder ve trene binip F.B.’nin maçlarına gelirdi.

1919 Haziranında Toros demiryolu inşaatında çalışırken, Bor Ovasında hain bir çetenin saldırısına uğramış ve kalbini delen bir kurşunla Şehit olmuştur.

Fenerbahçe Kulübü, bu değerli evladının temiz ruhuna ithafen mevlüt tertiple di. Hafız Halit Hoca ve arkadaşlarının okuduğu ve yeri-göğü inleten bu Mevlüt’e İstanbul’un bütün spor çevreleri katılmış ve Kuşdili’deki Kulübün büyük salonu dolup taşmıştır.

Arif’in şehadetinin Türk futbolundaki bir anısı da, bugünkü gibi, maç öncesi bir dakikalık sükutla yetinilmemiş olmasıdır. Fenerbahçe Kulübü bu acı olaydan sonra, ilk resmi maçı olan 21 Kasım 1919 daki A. Hisar İdman Yurdu lig karşılaşmasını, Şehit evladının yerini boş bırakarak, 10 kişi ile oynamıştır.

Dr. HÂMİT HÜSNÜ BEY

Dr. Amiral Hüsnü Paşa’nın oğlu ve ilk Türk futbolcusu Fuat Hüsnü’nün ağabeyi olan Dr. Hamit Hüsnü 1867 de İstanbulda doğdu. Dönemin en tanımış doktorlarından olup Fenerbahçe Kulübüne, üyelikten reisliğe kadar, sonsuz hizmetlerde bulunmuştur.

1912 yılında G.S. Kulübü mensubu iken, her akşam Altıyol’daki Lokale uğrayarak F.B.ye ısınmış ve üye olup ona hizmetten zevk duymuştur. 1913 de Umumi arzu ile Kulübe Reis seçilen Hamit Hüsnü bey, Kuşdili Lokali ile etrafındaki arazinin, sosyal Uhuvvet Kulübü çıkarılarak, temininde ve kayıkhane inşasında başlıca rolü oynamıştır.

fbtarih669

Kalabalıklaşan Kulüpte bozulan disiplini egemen kılmak için, otoriter bir mizaca sahip olan dostu Nafıa Nazırı Hulusi beyle beraber, yeni bir nizamname hazırlayıp, Umumi reislik ihdas eden Hamit Hüsnü bey, bu makama ilk kez Hulusi beyi getirmiş ve Fenerbahçe’nin Kuşdili Lokali 20 Mart 1914 te coşkulu bir törenle Umumi Reis Hulusi bey tarafından açılmıştır.

Hamit Hüsnü beyin Türk futbolunda en büyük özelliği, ezeli rakiplerin ilk yurtdışı turnelerinde, yani G.S.in 1911 deki Romanya-Macaristan, F.B. nin de 1914 deki Rusya seyahatlerinde, kafile başkanlıklarını yapmış olmasıdır.

Fenerbahçeli sporculara yıllarca baba şefkati göstermiş, evinde ikram etmiş, yedirmiş, yatırmış ve bütün kahırlarını çekmiş olan Hamit Hüsnü bey, Fenerbahçe’ye son derecede bağlı idi. Son yıllarında bile, yaz-kış demez Kulübe gelirdi. 26 Şubat 1952 de Suadiye’de ehliyetsiz bir şoförün kurbanı oldu. Kabri Sahray-ı Cedittedir.

GALÎP KULAKSIZOĞLU

Midilli eşrafından ve mutasarruf Kulaksızzade Mustafa Paşa’nın oğlu ve dünya futbolunda eşsiz bir başarı olarak tarihe geçen Fenerbahçe’nin gol yemeden 58-0 la şampiyonluk kazanmış takımının kalecisi Şekip’in ağabeyi olan Galip Kulaksı-zoğlu, 1889 da İstanbulda doğdu. St. Joseph lisesi öğrencisi iken, Fenerbahçe’nin kurulmasında yer alan ve Sarı-Beyaz forma altında topa ilk vuranlar arasındadır.

Galip, Fenerbahçe futbolunda 15 yıl baş ve kaptan olarak yer aldı ve katlandığı türlü zorluk ve imkansızlıklar arasında kazanılan bir çok başarı ve şampiyonluklarda başrolü oynadığı gibi, Kulübün gelişmesine de sonsuz katkılarda bulundu.

Çok zeki, çevik ve cesur bir futbolcu olarak, Fenerbahçe takımını yıllar boyu sürüklemiş ve her hatta aynı başarıyı göstermiştir. 1911/18 yıllarında Şehit Arif ile beraber Türkiye’nin en güçlü defansını oluşturmuştur.

Futbolün bütün sanat ve incelikleri bakımından süper yıldız olan Galip’in feragat ve Kulüp sever-liği özellikle anılmaya değer. Fenerbahçe’nin lige yeni girdiği dönemde bu eşsiz yıldıza bütün Kulüpler taliptiler. O derecede ki, yüksek klasınm zayıf Fenerbahçe kadrosu içinde er veya geç düşeceği belirtiliyor ve bu müstesna yaratılışın göz göre göre ziyan olmaması için, güçlü ingiliz ve Rum Kulüplerinden birine transfer olması lüzumu öne sürülüyordu….

Görüş ve iddialar yanlış değildi. Ancak; Galip, bıitün bunlara, feragat ve Kulüpseverliğin şaheser örneğiyle karşılık veriyordu:

(— ZARARI YOK!… ZAYIF TAKIMIMIZ BU SENE DE YİNE 5 İNCİ OLUR VE BU ACILARA ARKADAŞLARIMLA BERABER KATLANIRIM. AMA, EVVEL ALLAH, ELBET BİR GÜN, BÜTÜN RAKİPLERİ YENECEK KUDRETE ERİŞİR VE O ZAMAN YİNE ARKADAŞLARIMLA BERABER ÖVÜNÜR MUTLULUK DUYARIM!..)

Galip’in görüş ve dilekleri hemen ertesi mevsim bütün ihtişamıyla gerçekleşmiş ve Fenerbahçe yenilmeden İstanbul şampiyonu olmuştur.

1913 de kurulan ilk İstanbul karmasına rakipsiz kaptan seçilen Galip, komple bir sporcu itli. Tenis, Hokey, Kürek ve Yelken de de döneminin aslarındandı. Onuruna fevkalade düşkündü. 22.11.1939 da vefat etti. Kabri Karacaahmet’tedir.

MUVAFFAK MENEMENCİOĞLU

Maliye Nazırı ve Ayan Reisi ve Namık Kemal’in damadı Rifat Menemenlizade’nin oğlu Muvaffak bey, 1884 de, İstanbul’da doğdu.

St. Jozeph ve İstanbul Hukuk’undan sonra, Paris Sciences Politique’inden mezun olan Muvaffak bey, bu sıralarda üye olduğu Fenerbahçe Kulübünde yıllarca Genel Sekreterlik ettiği gibi, birer yıl da Bisiklet ve Futbol Federasyonları başkanlıklarında bulundu.

fbtarih670

Muvaffak bey, Futbol Federasyonu Başkanı iken, 1927/28 mevsiminde engaje ettiği yabancı antrenörlerle Genç Takımlara önem vermiş ve zamanında 17 takım arasında yenilmeden şampiyon olan Fenerbahçe Genç Takımı, Milli Takıma Fikret Arıcan, M. Reşat Nayır, Niyazi Sel ve Muzaffer Çizer’i vermiştir.

Anadolu Ajansı U. Müdürlüğünü yaptığı uzun yıllar, ajansın spor konusundaki hizmetleri yanında, Fenerbahçe için de yararlı olan Muvaffak Me-nemencioğlu 5.4.1969 da Ankara’da vefat etmiştir.

ŞEHZADE OSMAN FUAT EFENDİ

5. Sultan Murat’ın torunu ve Şehzade Salahad-din Efendi ile Jalefer SultanMn oğlu olanı 1894 doğumlu Osman Fuat Efendi, Fenerbahçe kulübüne Fahri başkanlık eden 2 şehzadeden birincisidir. Harbiye’yi bitirip tahsiline Almanya’da devam eden ve general rütbesine ulaşmış yegane Osmanlı şehzadesi olan Osman Fuat Efendinin Fenerbahçe Kulübüne başkanlığı ilk İstanbul şampiyonluklarını kazandığı 1911-14 dönemine rastlar.

fbtarih671

Osman Fuat Efendi 1. Dünya savaşında, süvari subayı olarak Sina cephesinde savaştı. Bu sıralarda Tarablusgarp (Libya) da İtalyanlarla savaşmakta devanı eden Türk ve yerli mücahit birliklerine kumanda etti. Savaş sona erince de Tunus’a sığınıp direnişe orada devam ederken İtalyanlara esir düştü.

Mondros mütarekesinden hemen sonra Libya halkı Osman Fuat Efendinin bağımsız Libya devletinin başına geçmesini onaylamasını Sultan Vahdettin’den dilemişler isede Osmanlı padişahı bu isteği, Devlete isyan sayıp red etmiştir.

1924 de gittiği Paris’de yerleşen Osman Fuat Efendi Mayıs 1973 de orada vefat etti.

YAHYA BERKİ KARAGÖZOĞLU

Sivas’ın Suşehri’nde Çiftçi Karagözzade Mehmet Efendi’nin oğlu Yahya Berki, Fenerbahçe’nin kuruluş döneminde bir süre hücum hattında yer almış, denizcilik şubesinde kaptanlık etmiş ve idari sahadaki gayretli çalışmalarıyla sıvrilip sevilmiştir.

Yahya Berki’nin Kadıköy iskelesi karşısındaki sucu dükkanı uzun yıllar Fenerbahçelilere Lokal vazifesi gördü. İstanbul’a giden ve gelen Fenerbahçeliler burada mola verir ve Kulüp konusunda görüşürlerdi. Bu nedenle, günün hemen her saatinde Yahya Berki’nin sucu dükkanında mutlak olarak bir kaç Fenerbahçeli bulunurdu.

Yahya Berki’nin 1911 de yaşanan bir hatırası hizmet ve değerine ölçü alınabilir:

İlk girdiği ligde, 2 yıl üstüste 5 nci ve sonuncu olmak ümitsizlik doğrup kendisi ve Galip’ten başka herkes istifa etmişti. Fenerbahçe Kulübü yokluk ve bunalım içinde artık çöküyor ve tarihe karışıyordu. Bir yaz akşamı Şifa’da Yervant’ın kahvehanesinde dalgın ve üzgünken, Galip’in gelişi ile başını kaldırdı. Bir iyi haber getirdiği ümidiyle gözleri parladı ve Galip’in uzattığı kağıdı okudu. Bu, bir istifaname idi. Gözleri doldu!., ve bir noktaya dikilip kaldı!… Bir süre sonra, titreyen dudaklarından şu sözler, birer inilti gibi, tane tane döküldüler:

- YA BEN İSTİFAMI ARTIK KİME VEREYİM?!….

Galip, o kaya gibi genç, o da bunalım içinde, ufalmış ve perişandı. Derin bir iç çekti… ve, belirli belirsiz:

- SEN DE ALLAH’A VER!… diyebildi!…

Ancak; Fenerbahçe idi, bu!… Gülecek ve kahırlar çekecek ulusunu da çoook güldürecekti!… Nitekim, aynı Galip’le Yahya o yaz, o dağılan Fenerbahçelileri toparlamışlar ve yeni bir ruhla girilen o 1911/12 liginde, hem de hiç yenilmeden kazanılan İstanbul şampiyonluğu ile, gelişme ve yücelme dönemi başlamıştır.

Yahya Berki 27.5.1959 da vefat etti. Merkadi Karacaahmettedir.

ENVER YETİKER

Ayasofya Camii Baş Vaizi Abdurrahman Efendinin oğlu (Muallim Enver bey), 1875 de İstanbul’da doğdu. St. Josep Lisesinde, beyaz sarıkla Türkçe dersi öğretmeni iken, talebelerinin Fenerbahçe’yi kurma ve bu girişime yardımcı olmalarına gönülden destek olmuş ve daha sonra da Kulübün üyeleri arasında yer alınıştır.

(— ROLÜM, İSTİBDAT İÇİNDE KIVRANAN GENÇLERE HÜRRİYET SEVGİSİ AŞILAMAKTI. FUTBOL TOPLANTILARI BU İŞ İÇİN EN UYGUN ZAMANLARDI….), diyen Enver bey, Maliye Nazırı Cavit beyin KRAVFORD adlı bir İngiliz gümrük mütehassısına açtırdığı bir imtihanda Gümrük Müfettişliği kazanan 3 kişiden biridir. Diğerleri R. College’li 2 Ermeni idi.

fbtarih672

Önce Trabzon’a Başmüdür olan Enver bey, daha sonra İzmir ve nihayet Sirkeci’ye tayin olundu. Kurtuluş Savaşı yıllarında Sirkeci Gümrük Müdürü iken, her gün ortalama 20 sandık silah ve celıpaneyi (Tüccar malı) diye Anadolu’ya kaçırmış ve bu nedenle de İstiklal madalyasından başka, (MUSTAFA KEMAL) imzalı bir taktirname almıştır. Enver Yetiker 16.5.1955 de vefat etti. Kabri Zincirlikuyu’dadır.

ŞEHZADE ÖMER FARUK EFENDİ

Sultan Aziz’in torunu ve son Halife Abdülmecit Efendi’nin oğlu olan 1897 doğumlu Ömer Faruk Efendi, Fenerbahçe Kulübünde Osman Fuat Efendi’den sonra, Fahri Başkanlık eden ikinci şehzadedir.

Osmanlı şehzadeleri içinde spora en yatkın olanı Ömer Faruk Efendi, sempati duyup üyesi olduğu Sarı-Lacivertli Kulübün 1920 den Saltanatın kaldırılmasına kadar, 4 yıl Fahri Başkanlığını yaptı. Umumi Reis Sabri beyin Malta adasına sürülmesi üzerine başsız kalan ve sıkıntıya düşen Fenerbahçe’nin yaşamını sürdürebilmesinde hizmeti büyük olmuştur. Hatta, çalışmalar hızlandırılmış, futboldaki parlak başarılar dışında, boks, tenis, eskirim, aletli jimnastik, kürek, güreş ve izcilik dalları büyük varlık göstermişlerdir.

fbtarih673

Kurtuluş savaşı başlayınca, hoşlanmadığı Saray hayatı ve düşman işgali altındaki İstanbuldan kaçıp Anadolu’daki milli direnişe katılmak Ömer Faruk Efendinin amacı idi. Bu nedenle, ikinci İnönü Savaşından önce, küçük bir vapurun bir dolabında, yakalandığı taktirde vuruşmak için, elinde tabanca ile iki büklüm saatlerce süren İngiliz kontrolünden kurtulup İnebolu’ya varınca, Ankaraya biran önce ulaşmak için hemen Mustafa Kemal Paşa ile temasa geçti. Ancak, Şehzade’nin şansı yaver gitmiyecekti. Zira, o tarihlerde Papa Jean, Dünya hırıstiyanlarına kehanette bulunmuş, İstanbulun pek yakında bir hırıstiyan kral tarafından barbarlardan ebedi olarak kurtarılacağını müjdelemişti. Bu hayale inanan Yunan Kralı Konstantin, paçaları sıvamış ve 80 bin kişilik yeni ve en modern silahlarla donatılmış bir ordu ile, zaten İngiliz, Fransız ve İtalyan işgalindeki İstanbul’u kesinlikle Yunanistan’a katmak hazırlıklarına girişmişti. Nitekim, bir süre sonra bu ordunun başına geçip, Haçlı ordularının yolunu takip ederek amacına ulaşmak istiyecekti. Bu nedenle de, İstanbul’un Türk halkı aylarca korku ve telaş içinde kıvranmıştır.

işte, Mustafa Kemal Paşa böyle çok kritik bir dönemde İstanbul’da bulunmasının daha yararlı olacağını Şehzadeye bildirmiş ve Saraya dönmesini önermiştir. Ömer Faruk Efendi bu uyarıya üzülerek uymuş ve İnebolu’dan istanbul’a dönüp Onur Başkanı bulunduğu Fenerbahçe kulübünde yararlı hizmetlerde rol almış, oyalanmıştır.

Ömer Faruk Efendi Mart 1969 da Kahire’de vefat etti. Fenerbahçe kulübü ile bağlarını ölümüne kadar korumuş, hatta ölümünden kısa süre önce, imzalı bir resmini de kulübe yollamıştır.

fbtarih673

FUAT HÜSNÜ KAYACAN

İlk Türk futbolcusu olarak tanınan ve Dr. Amiral Hüsnü Paşa’nın küçük oğlu olan Fuat Hüsnü Kayacan 1879 da Vefa’da doğdu.

Şimdiki Fenerbahçe stadının bulunduğ yerdeki Papazın Çayırında İngilizlerden gördüğü futbola heves eden Fuat, 1899 da Deniz talebesi iken, semt arkadaşlarından bir kaçı ve R. College’de öğretmen Reşat Danyal ile beraber, BLACK STOCKİNG = SİYAH ÇORAPLILAR Kulübünü kurdular. Ancak, (MALUMAT) adlı gazetede çıkan, (Reşat Efendi riyasetinde bir Kulüp kurulmuştur) havadisi üzerine, hafiyelerin takibata geçmeleriyle, Kulüp dağıtıldı.

Fuat Hüsnü, 1901 de, bir kısım eski arkadaşları ve yeni katılanlarla, bu kez (Kadıköy) Kulübünü kurmuş, yine hafiye takibatı üzerine, gençler 2 ay içinde yine dağıtılmışlardır.

Bu 2’nci girişimin de dağıtılması üzerine, Fuat Hüsnü, bu kez James Lafontaine’in o yıl İngiliz ve Rumlarla beraber kurduğu (Kadıköy F.C.) de (Bobi) takma adı ile oynamaya başladı. 3 yıl Kadıköy, 2 yıl Moda ve bir yıl da G.S.da oynadıktan sonra vazife ile İngiltere’ye gitmiş ve bir 3. Küme takımında oynamıştır.

Fuat Hüsnü 1914 de yurda dönünce, Fenerbahçe Kulübüne girdi. Genç futbolculara ders verdi, takımlar yetiştirdi ve Yönetim Kurullarında Genel Kaptanlık etti.

İzmir’in kurtuluşundan sonra, 1923/24 de Akdeniz üssü bahri Kumandanlığını yapan Fuat Hüsnü bey, İzmirlilerin ricaları üzerine, kendi yetiştirdiği Fenerbahçe’nin çok teknik 3 üncü takımını İzmir’e getirtti. Genç takım da olsa, Fenerbahçe’nin yurtiçindeki bu ilk deplasmanı çok başarılı olmuş, üçüncü takım; Altay, Altınordu ve Karşıyaka kulüplerinin 2’nci takımlarını, sırasıyla 8-0, 6-0 ve 11-0; Hilal birinci takımını da 4-0 yenerek, dört maçta bir gol yemeden 29 gol atıp sansasyon yaratmıştır. Ege bölgesinde bugün hala yaşayan engin Fenerbahçe sevgsinin temelleri işte 3’ncü takımın 1924 teki bu 29-0 ve birinci takımın da bir yıl sonraki 25-1 skorlu bu tarihsel deplasmanlarında atılmıştır.

1940 larda Beykozdaki Sokoni-Vakum Amerikan petrol şirketinin deniz enspektörü ve direktör muavinliğini yapan Fuat Hüsnü Kayacan 16.11.1963 de vefat etti. Kabri Sahray-ı Cedit’tedir.

Dr. İSMET ULUĞ

Maliye Müfettişi Mehmet Salih beyin oğlu İsmet, 1901 de Şehzadebaşı’da doğdu. 1916 da ağabeyi Süreyya Uluğ’un ta zyikıyle G.S.da futbol oynarken, devam ettiği Kadıköy Sultanisi Müdürü, 42 kilo olması nedeniyle, ona futbolu yasak etmiştir.

1919 da Askeri Tıbbiye ve Fenerbahçe Kulübüne kaydolunca gelişmeye başlaması futbola yeniden kavuşmasına imkan verdi ve ayrıca boks ve kürek sporlarında da hemen sivrilip, (YAVUZ) lakabiyle anılmaya başlandı.

İsmet Uluğ’un sporun bu 3 dalında gösterdiği başarılar sonsuzdur.

Göz mütehassısı olan ve birçok hastanede başhekimlik eden İsmet Uluğ, 1919-29 yılları arasında, F.B. de 166 maç yapıp 17 gol atmış, milli takımda da 11 kez yer aldığı gibi, Paris ve Amsterdam olimpiyatlarında da oynamıştır. 25.3.1962 – 20.3.1966 arasında 4 yıl Fenerbahçe’nin başkanlığını da yaptı.

Dr. İsmet Uluğ, Mütareke ve İşgal yıllarında, sırtlarında çuvallarla Kurtuluş Savaşına silah ve cephane kaçıran fedai Askeri Tıp Talebe grubunun başında yer almıştır. Bu alandaki fedakârane hizmetleri yanında, Sakarya Muharebelerinin en kanlı günlerine rastlayan 6 Temmuz 1921 de, 3-1 durumda yarım kalan, Fenerbahçe-Pera olaylı maçında uğradığı saldırı da unutulamaz:

Yenilgiyi hazmedemeyip, Yunan bayraklarıyla sahaya dalan yüzlerce Rumdan birinin, elinde bıçak, Pera santrhafı boksör Sava’yı sert bir kroşe ile yere seren İsmet’e saldırısını, tıp talebeleri Recep (Pehlivan) ile Vefa’lı Sudi, birer tabanla Rumu yere yıkarak, önlemişler ve bu olaydan sonra da İsmet maçlara belinde kalın palaska ile çıkmaya başlamıştır.

Bu manzaranın o karanlık yıllarda taşıdığı ve ifade ettiği anlam, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün ad ve şöhretinin ülviyetine yaraşır olduğundan, Dr. İsmet Uluğ, spor çevrelerinde çok sevilmiş ve kendine, Sarı-Lacivertli Kulübün tarihinde özel bir mevki yaratmıştır.

Dr. İsmet Uluğ 26.8.1975 de vefat etti. Zincirlikuyu’da medfundur.

SAİT SALAHADDİN CİHANOĞLU

Aydın’ın Koçarlı ilçesinden Şuray-ı Devlet azası Cihanzâde Salahaddin bey’in oğlu Sait Salahaddin 1895 de İstanbul’da doğdu. Spora son derecede yatkın bir genç olarak, henüz 15 yaşında girdiği Fenerbahçe Kulübünde pek çok dalda başarının zirvesine ulaşmış ve Türkiye’nin 1 sayılı komple sporcusu olarak tanınmıştır. Futbol, Hokey, Tenis, Av, Kriket, Yüzme, Kürek ve Yelken, uğraştığı spor dallarından, olağanüstü başarılarla süslü birkaçıdır.

Futbola Emin Bülent Serdaroğlu ile beraber, Şair Tahsin Nahit’in bahçesinde başlayan Sait, Fenerbahçe A futbol takımında 1911/17 arası 7 yıl yer aldı. 114 maça katıldı ve 90 gol attı. 6 Mayıs 1917 de bir Alman maçında uğradığı sakatlık futboldan erken uzaklaşmasına neden oldu.

Çok sert voleşutlarıyla tanınan Cihanoğlu, 31 Mart 1912 günü mevsimin son lig maçının son dakikalarında Strugglers’in ünlü kalecisi demirci Vilami’ye röveşata ile attığı gol Fenerbahçe’ye ilk İstanbul şampiyonluğunu kazandırmıştır.

Hokey’de Türkiye’de ilk lig şampiyonası olan 1915 yılı İstanbul birincisi Fenerbahçe Hokey takımının kaptanı idi.

Birinci Dünya Savaşında Belkıs kotrasının baş dümenciliğini yapmış ve ilk kürek yarışlarında Fenerbahçe 3 çiftesinin hamlasında, başta Sultan Reşat Kupası olarak, ilk birincilikleri Kulübüne kazandırmıştır.

Heybeliada Deniz Okulu Jimnastik öğretmeni iken İstanbul’un her yarışta birinci gelen yüzücüsü ve Fenerbahçe sutopu takımının kaptanı idi. Fenerbahçe’de doğan, ancak, Takipsizlikten Ömrü kısa süren kriket sporunda en başarılı eleman olarak sivrilmiştir.

Teniste 1924 yılı İstanbul Dubl şampiyonluğunu Jack Seager’le beraber kazandı.

Güneydoğu Afrikada Kenya’da Tanganika ve Lado bölgelerinde arslan avlamış ve Türk Avcılık tarihine, (Arslan avlayan ilk Türk) olarak adını yazdırmıştır. 1925 ve 1926 yıllarında 7 ay süren bu av partisinde vurduğu 22 hayvanın başlarını Londra’da tahnit ettirip Fenerbahçe Kulübüne hediye etmiştir. (Avcı Sait), (Çullu Sait) adları bu branştaki ününü yansıtır. İlk neslin en değerli futbol hakemlerindcndi.

Said Salahaddin Cihanoğlu Fenerbahçe Yönetim Kurullarında ve Futbol Federasyonunda Genel Sekreterlik etmiş ve Beden Terbiyesi İstanbul Bölgesi’nin, 1950 den itibaren 10 yıl müdürlüğünü yapmıştır. Fevkalada dürüst, sportmen ve gerçek bir İstanbul Beyefendisi idi. 3 Mayıs 1975 de vefat eden bu ünlü Fenerbahçeli Karacaahmet’te medfundur.

fbtarih675

ALİ NACÎ KARACAN

1896 yılında İstanbul’da doğan ve 1922 de Fenerbahçe’ye üye olan Ali Naci Karacan, Sarı-Lacivertil Kulüpte görev alan ilk ve ünlü gazetecilerdendir. 1/3 hisseye sahip olduğu Akşam gazetesinde Fenerbahçe’yi tanıtan, Spor Teşkilatı ileri gelenlerince Kulübe reva görülen çirkin tertip ve haksızlıkları dile getirip yüzlere çarpan ve kendine has renkli üslup ve çok etkili yazı ve yayınlarıyla spora ve Fenerbahçe’ye ilgi çekip binlerce taraftar kazandıran Ali Naci Bey, 1924-28 yıllarında Müessesan Heyetinin 3 kişilik Yönetim Kurullarında aralıklı olarak, Genel Sekreterlik yapmıştır.

Ali Naci Karacan, yapıcı, dinamik ve becerikli bir yönetici olarak tanınmıştır. Bu nedenle, Fenerbahçe Kulübünde zor dönemlerde hizmete çağrıldığı bir gerçektir.

Zamanında, Taksim stadının istanbul’un tek stadı olması nedeniyle, Fenerbahçe futbol takımı maçlara Ali Naci beyin Taksim Sıraselviler, Kâhyaoğlu apartmanındaki dairesinde soyunur, duş alır ve giyinirdi. Fenerbahçe Kulübü için Be-yoğlunda bir şube veya lokalin mübrem ihtiyaç olduğnu öne süren Ali Naci, sait Salanaddin ve Tevfik Haccar (Taşçı) beylerden oluşan yeni heyetin bu isteğini, Müessesan Heyeti, 22 Nisan 1927 de, ittifakla kabul etmiş ve heyet göreve başlamıştı. Ancak Fenerbahçe Kulübü bu (Mübrem ihtiyaç)! karşılamak olanağına bir türlü sahip olamadı.

Galatasaray Kulübü, 200 lira maaşı Mısırlı Başkan Prens Ali Haydar tarafından ödenen, İskoç antrenör Billy Hunter’i 1924/29 da üstüste 5 yıl için, rahatça angaje edebilir ve yine üstüste 4 yıl kolayca şampiyon olurken, Fenerbahçe Kulübü, aynı yıllarda, Beyoğlunda lokal bir tarafa, antrenör için, bir lira bile tahsisat ayıramıyor ve 60 lira aylıklı yerli antrenör (Necmi ağabey)i angaje edebilmek mutluluğuna, ancak, ezeli rakibinden 5 yıl daha sonra, 1929 da ulaşabilip, hemen o yıl şampiyon oluyordu.

Genelde, dar ve sabit gelirli bir toplumdan oluşan Fenerbahçe Kulübü, 20. yüzyıl ortasına kadar bu mutsuz durumdan pek az dönemlerde, dişinden tırnağından tasarruf ederek, sıyrılabilmiş ve 1948/49 da beton tribünler inşası gibi, mucizevi yatırımlar bile yaparken, San-Lacivert bayrak da en üstlerde, hatta dorukta dalgalanmak başarıları gösterilmiştir.

Ali Naci Karacan bugünkü Milliyet gazetesinin kurucusu ve başyazarı iken, 6.7.1955 de vefat etti. Zincirlikuyu’da medfundur.

OSMAN KAVRAKOĞLU

Rize’nin KAVRAKOĞLU ailesinden Hukuk mezunu Osman Kavrakoğlu genç yaşta Fenerbahçe Kulübüne intisap etmiş ve 3.9.1944 Kongresinde ilk kez yer aldığı Yönetim Kurulunda, 15.10.1950 de Kulüp Başkanı seçilip görev yapmıştır.

Aralıklı olarak, 1955 Haziranına kadar Fenerbahçe Kulübüne 3 yıl başkanlık eden Osman Kavrakoğlu, 1960 yılına kadar uzayan Kulüp idareciliğinde dinamizm ve Kulüpseverliği ile tanınmıştır. 1950 den 1960 a kadar 3 dönem Rize Milletvekilliği yapan Osman Kavrakoğlu uzun yıllar B.T. Merkez Danışma Kurulu’nda da bulundu.

1915 doğumlu Kavrakoğlu son yıllarda Fenerbahçe Genelkurul ve Divam Toplantılarında genellikle Başkanlık ediyor. Yöneticilik döneminde, maçlardan önce kıldığı 2 rekât namaz, inanç ve Kulüp severliğine ölçü alınabilir!…

RAZİ TRAK

Razi Trak Fenerbahçe Kulübünün, yönetimde görev almaktan uzun yıllar çekinmiş, çok eski ve çok değerli mensuplarındandır. İlk kez 12 Temmuz 1959 da Yönetim Kuruluna aday gösterilip seçilmiş, 1961 deki ilk Başkanlıktan sonra, 10 Şubat 1980 Kongresinde 2. defa Başkanlığa atanıp bu görevde 2 yıl kalmıştır.

Razi Trak Fenerbahçe’ye son derecede bağlı, yüklendiği görevde gayet titiz ve çok dürüst bir şahsiyet olarak tanınmaktan başka, bugün artık pek azalan, “İstanbul Beyefendisi”nin son örneklerindendir.

1948-49 yıllarında, eski Fenerbahçe stadında, 25 bin kişilik beton tribünlerin yapımında hissedarı bulunduğu Amaç inşaat Şirketi’nin, ödeme hususunda, Fenerbahçe Kulübüne gösterdiği son derecede fedakârane kolaylık her zaman takdirle anılmaya değer.

Razi Trak, Yapı Kredi Bankası Yönetim Kurulunda yıllarca Başkanlık etti.

FARUK ILGAZ

Milli futbolcu Dr. Melih Ilgaz’ın ağabeyi 1922 İstanbul doğumlu İnşaat Yüksek Mühendisi Faruk Ilgaz, 1954 de murakıp olarak göreve başladığı Fenerbahçe Kulübünde, Başkanlığa kadar, her kademede bulunmuş ve 1984 de 3. kez getirildiği Başkanlıktan sağlığının bozulması nedeniyle ayrılmıştır.

Ilgaz, ilk olarak, 20 Mart 1966 dan 24 Şubat 1974 e kadar, aralıksız 8 yıl Başkanlık etti. Bu süre içinde, Fenerbahçe yarım adasındaki sosyal tesislerin yapılmasıyla dereağzı tesislerinin onarım ve ilave inşaatında büyük gayret göstermiş ve bu yoldaki başarılı hizmetleri, adını, haklı olarak, övgü ile yâda layık kılmıştır.

Faruk Ilgaz, temiz ahlak ve dürüstlüğü, üyelerin sorun ve dertleriyle uğraşmaktaki bitmez ve tükenmez gayreti ve Fenerbahçe Kulübünü borçlandırmamak hususundaki hassasiyeti ile de tanınmış ve sevilmiştir. Fenerbahçe Kulübünün (EN BÜYÜKLÜK) simgelerinden olan ve Dünya futbolunda eşsiz bir başarı olarak yer alan 1967/68 mevsimindeki tarihsel, (5 KUPALI ŞAMPİYONLUK), onun başkanlığı zamanında kazanıldı.

Girişimci bir Başkan olan Ilgaz, sürekli yenilikler yaratmak amacı da gütmüştür. Balkan Kupası futbol maçlarını o düşünmüş ve Balkanlı Federasyon başkanlarıyla uygulamaya koyup bu sayede Türk futbol hakemlerine yurt dışında maçlar yönetmek ve gelişme olanakları hazırlamıştır.

Ilgaz, 4 Temmuz 1976 dan 10 Şubat 1980 e ve 10 Aralık 1983 olağanüstü Kongresinden 16 Mart 1984 normal Kongresine kadar iki kez daha Başkanlığa seçildi. Ancak, bu son seçimden sonra, sağlığının bozulmasından dolayı, 26 Mayıs 1984 de başkanlıktan ayrıldı ve yerine 24.6.1984 de Fikret Arıcan Başkan oldu.

Faruk Ilgaz, 28 Fenerbahçe Başkanı arasında, Sabri Toprak ve Şükrü Saraçoğlu’dan sonra, 12 yıl ile, süre bakımından 3. sırada yer alır.

EMİN CANKURTARAN

Fenerbahçe’nin genç kuşağının becerili başkanlarından Emin Cankurtaran 1930 yılında Malatya’da doğdu. Tüccar Lokman Bey’in oğludur.

1963 de Fenerbahçe’ye üye olan ve 16 Mart 1969 Kongresinde ilk kez Yönetim Kuruluna seçilen Emin Cankurtaran, Genel Sekreter ve 2. Başkanlıklardan sonra, 24 Şubat 1974 de Başkan seçilmiş ve bu görevde, 4 Temmuz 1976 Olağanüstü Kongresine kadar, 2,5 yıl kalmıştır.

Birçok verimli icraatı arasında, 1971 Ağustosunda Belgrad’a giderek Galatasaray, Bursaspor ve Federasyonun engelleyici girişimlerine rağmen, Ostojiç’i Kızılyıldız’dan transfer etmeyi başarmış, 30 Kasım 1972 de de, İstanbulspor’un Galatasaray’a verdiği Cemil Turan’ı, büyük olaylarla dolu çetin bir mücadele sonunda, Fenerbahçe’ye kazandırmaya muvaffak olmuşur.

Başkanlığa 2. kez seçildiği 22 Şubat 1976 Kongresinden sonra Yönetim Kurulundaki uyumsuzluk ve küçük bir grubun baskı kurma temayülünden üzülüp sağlığı bozulan Emin Cankurtaran, 4 Temmuz 1976 Olağanüstü Kongresini doğuran bu durum sonucu, Başkanlıktan ayrıldı ve bir daha da görev almadı. Oysa Fenerbahçe Kulübü, bu genç ve atılımcı Başkanından daha uzun yıllar faydalar sağlayabilirdi.

Emin Cankurtaran, sanayide birçok yararlı ve başarılı girişimlerin öncüsü olan,( CANKURTARAN HOLDİNG) in Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanıdır.

ALİ ŞEN

Yugoslavya’da PRİZREN’li ünlü, saygın ve yurtsever bir Türk ailenin çocuğu olan 1939 doğumlu Ali Şen, Fenerbahçe Kulübünde Şube Kaptanlığından Başkanlığa yükselen ilk ve tek yöneticidir. Aynı zamanda, reformcu başkan olarak da tanınmış ve kısa sürede sevilip ün yapmıştır.

fbtarih677

Fenerbahçe’nin hemen bütün spor dallarındaki varlık ve faaliyetinin büyük şöhretiyle bağdaşmaz durumlarda olduğundan yakınan 1975 in basketbol şubesi yöneticisi Ali Şen, 1980 de Mete Has, Ömer Çavuşoğlu, Engin Berker, Ali Dinçkök, Abdullah Acar, Orhan Ergüder, Togay Bayatlı, Vedat Çolpan, Necmettin Nurkan ve Mesut Dizdardan oluşan ekibi ile beraber, hazırladığı programla harekete geçti ve 12 Nisan 1981 olağanüstü Kongresinde, tek seçici olarak, Başkanlığa getirildi.

(- BİZ CEBİMİZDEN HARCAMA YAPIP KULÜBÜ BORÇLANDIRACAK DEĞİLİZ. FENERBAHÇE’NİN BÜYÜKLÜĞÜNÜ KAYNAK OLARAK KULLANACAK VE FUTBOL İLE BERABER, BÜTÜN AMATÖR ŞUBELERİ DE KALKINDIRACAĞIZ…), söz ve vaatleriyle başladığı görevde başarıya ulaşmış bir Başkan olarak tanınmıştır.

Fenerbançe Kulübü, spora her yönden yatkın ve spor dünyasına da âşinâ olan bu Başkanla, gerçekten büyük başarılara ulaştı. Futbolda çifte şampiyonluklar, atletizmde 19 ve 20 yıl aradan sonra, İstanbul ve Türkiye birincilikleri kazanıldı. Fenerbahçeli basketbolcular tenhalaşan salonları yeniden tıklım tıklım doldurup heyecanlara boğdular… Fenerbahçe stadının kapalı kapıları, nihayet, ısrarlı çabalarla, 18 yıl sonra tekrar açıldı ve Sarı-Lacivertli takım, hiç değilse, göçebelikten kurtuldu.

Ancak; kader Fenerbahçe’yi yine çelmeledi. Kara kediler mekik dokudular ve 2,5 yıl sonra, 10.12.1983 deki istifa bütün güzellikleri yıktı. Oysa, biraz sebat ve mücadele, biraz daha feragat ve fedakârlık Fenerbahçe’ye çok şeyler daha kazandırır, bu yuvaya zararlılarla, sevmeyenlerin sevinçlerini kursaklarında bırakırdı.

Fenerbahçeli, Fenerbahçeli ise; rakiplerin sevmedikleri Fenerbahçe’liyi sevmek gerektiğini öğrenmelidir, artık!….

TAHSİN KAYA

Rizeli bir ailenin 1940 doğumlu ve Geyvede büyümüş çocuğu müteahhit Tahsin Kaya, 2 Mart 1986 Kongresinde Başkan seçildikten sonraki Divan kurulu toplantısında, 13.12.1986 günü kendini şöyle tanıttı:

(Dedem Sakarya muharebelerinde şehit olmuş.. Çocukluğumda evde ninem ve tanıdıklar bu konuyu sık sık konuşurlarken, ben Fenerbahçe Kulübünün Sakarya muharebelerinde ordumuza silah ve cephane kaçırmış olduğunu okuyor ve duyuyordum. Dedemin de Sakaryada şehit oluşu, içimde Fenerbahçe Kulübüne karşı bir sevgi yarattı. Fenerbahçe nedir, neresidir bilmiyordum, ama Fenerbahçe’yi seviyordum. İşte, ben böyle Fenerbahçeli oldum!..)

Tahsin Kaya, çok zor bir dönemde Fenerbahçe’ye Başkan oldu. Hele, anlattığı şekilde ve gönülden Fenerbahçeli olduğuna göre, başarısını dilememek olanaksızdı. Kongre öncesi söylenenlere de kulak verildiğinde, alnından öpmeyecek bir Fenerbahçeli düşünülemezdi:

(- Başkan adayı Kulüp adına bankaya 1 milyar lira koyuyor, bu, kulübe ayda 40/50 milyon lira irat demektir!..) bu nedenle, seve seve rey verildi.

fbtarih679

Ancak; Kulübün kötü durumu nedeniyle düşülen üzüntüler içinde, ifadelerde bir yanlışlık olduğu pek kavranamadı. Nitekim, sonu gelmeyen ihtiyaçlara ve yaklaşan transfer ayına karşın, Kulübün kasasında para yerine, yüzlerce milyon liralık borcu bulunduğu ve Başkan’ın, sözünü tutup, cebinden çıkardığı paranın, zaruret ve tazyikler karşısında, çoğu 1986 transfer ayında olarak, harcanması durumuyla karşılaşıldı.

Bu hengâme arasında, “Şanssız Başkanmış, etrafı daha iyi olmalıydı!..” diyenler olduğu gibi, ayrıca, yeniden istenen yarım milyar için: ” Durun biraz!.?, dediğinde, söylenenler; “Para vermeyecekse işi ne; istifa etsin!..”, gibi beyanlar da basına aksetti. Ayıp oldu.

İyi taraflarından biri, soğukkanlı oluşu ve gürültüye pabuç bırakmaması idi. Oysa, işini de daha iyi kavramıştı artık. Nitekim, Temmuz 1987 de toplumun istediği transferler de gerçekleşmiş bulunuyor.

Şu ana kadar bir merhaba!… mız dahi olmayan Başkan için, görevini yaptı!, diyebiliriz. Bu arada, 130 milyon lira harcayarak yapımını bitirmek üzere olduğu (Kapalı Salon) gibi, uzun yıllardır özlemi çekilen bazı güzel idealleri daha varmış… O halde kösteklenmemesi; aksine, desteklenmesi gerekir.

MÜNİR NUREDDİN SELÇUK

Türk musikisinde adı ölümsüzleşen Münir Nureddin Selçuk Fenerbahçe Kulübünde futbol ve tenis oynadı ve kürek çekti.

Sarıyerde 1902 yılında doğan Münir, İLAHİYAT fakültesi müderrislerinden Mehmet Nureddin beyin oğludur. Selçuk Türkleri Germiyan Oğullan soyundandırlar.

“DARÜTTALİMİ MUSUKİ” Cemiyetine giren Münir, ilk konserini 14 yaşında iken, Kadıköy Apollon Tiyatrosunda verdi. Daha sonra, “DARÜL İLHAN “a girdi. “KADIKÖY ŞARK MUSİKÎ CEMİYETİ”ni kurdu ve ilk solo konserini Fransız Tiyatrosunda verdi. 1927 de Paris’e tahsile gitmiştir.

1953 ten itibaren İstanbul radyosunda hocalık yapan Münir Nureddin, ses sanatındaki okuyuş tarzı ile Türk mûsikisinde devrin yaratmış bulunuyor.

Kadıköy Sultanisine devam ederken Fenerbahçe Kulübüne giren ve 1916 dan itibaren kürek çeken Münir, 2 çiftede Kemal Niyazi Seyhun ile yarışlara katılmış, Genç ve İkinci takımlarda futbol oynadıktan sonra, 1921 de birinciye yükselmiştir. Ancak; koşup terlemenin güzel sesini bozacağı uyarıları karşısında, A takımında 3 maç yaptıktan sonra, futbolu ve hatta tenisi bıraktı.

Bu tarihlerde Kuşdili’deki yanan lokalde, Kulüpte üye saz sanatçılarıyla beraber, azalara sık sık konserler veren üstat, eski FB lilerin 1965-701erdeki aylık yemekli toplantılarına da, çok güzel ses ve şarkılarıyla neş’eler katmıştır.

Büyük Ata’nın çok sevdiği ve hayranlığını kazanan bu kıymettar Fenerbahçeli, O’nun 100. yılında, en büyük 10 sanatçıdan biri olarak, seçilmişti. Hasta ve ölüm döşeğinde iken, başucundaki Fenerbahçe bayrağı ancak 25.4.1981 günü son nefesinden sonra kaldırıldı. Kabri Âşiyan’dadır.

ENVER YAKUPOĞLU

Fenerbahçe Kulübüne hizmet edenler arasında, Yönetim Kurulları dışındaki organlarda görev alanlar da vardır. Bu değerli kişiler arasında Avukat Enver Yakupoğlu baş sırayı tutar.

Bugün sınırlarımız dışında kalan Türk yurdu Kerkük’ün bu temiz evladı, Fenerbahçe Külübüne gerek tüzük komiteleri ve gerekse Haysiyet Divanlarında aralıksız 30 u aşkın yıldır hizmet vermektedir.

Kulübün bunalımlı ve üyeler arasındaki görüş ayrılıklarının had safhaya ulaştığı dönemlerde yaşanan kırıcı söz ve yayınlar dolayısıyla, Haysiyet Divanlarının görevlerinin yoğunlaştığı sıralarda bu müessesenin başında Enver Yakupoğlu gibi hukuk ilkeleri ve Kulüp yararını her şeyin üstünde tutan dürüst bir şahsiyetin bulunması, Fenerbahçe Kulübü için, iyi bir şans olarak kabul olunmak gerekir.

GELİŞME DÖNEMİ DEMİRBAŞLARI

Fenerbahçe Kulübü 20. yüzlıyın ilk yarısında, bir iki talihsiz olay dışında, mutlu bir aile ocağı idi. Herkes, karşılık beklemeden, her fedakârlığa katlanır, kulübe yararlı olmaya çalışırdı.

Fenerbahçe’nin yükselmesi uğrunda sporcu ve Yönetim Kurulları dışında gayret gösterenler pek çok olmakla beraber, bunlar içinde bir kaçı vardır ki, nev’i kişiliklerine münhasır özelliklerle sivrilmişler ve adeta gelişme döneminin demirbaşları olarak tanınmışlardır… Bunların ilki Kemal Onan’dır.

KEMAL ONAN

Kemal Onan, Serez Müftüsü ve 1952 de vefatında, Vekiller Heyeti kararıyla, Fatih Türbesine gömülen müderris İmadettin beyin oğludur. 1908 senesinde Serez’e doğmuş, 1925 de Fenerbahçe Kulübüne girmiş ve 1928 den 1944 e kadar 16 yıl, gece ve gündüz, Fenerbahçe’nin bütün işleriyle uğraşmıştır. Kulübü her alanda temsil ederken, Fenerbahçe için mücadele en büyük zevki idi.

fbtarih680

Kemal Onan, 1933 de Sarı-Lacivert dergisini çıkardı. Milliyet, Politika ve T&n gazetelerinden sonra, 1939 dan 1949 a kadar, Ahmet Emin beyin Vatan gazetesinin Yazı îşleri Müdürlüğünü yaptı ve spor sayfası hazırlayan ilk yazar oldu. 1929 da Kaptan Zeki ile yaptığı bir centilmenlik anlaşması gereği, Kadıköy stadında, ona:

- 2 tur koşacaksın!… emrini verdiğinde, Zeki Sporel’in:

- Şuna da bakın!.. İngiliz conları gibi emir veriyor… demesi île, Kemal’in adı, o tarihten sonra, (Con Kemal) olmuştur.

Con Kemal gerçek bir kulüpçü idi. Hizmetleri sonsuzdur. Fenerbahçe için çok yorulmuş, çok kahır çekmiştir. 17.5.1962 de vefat etti. Merkadi Edirnekapı şehitliği’ndedir.

MOCUK HİKMET

Fenerbahçe’nin 1970 lere kadar muhasebe servisinde çalışan eski genç takım futbolcusu Suat Belgin’in ağabeyi olan Tacettin de Suat gibi ufak tefek, ancak çok zayıf, esmer ve gözlüklü idi ve (MOCUK HİKMET) takma adı ile anılırdı.

Tacettin, futbol oynar, boks yaparken, bir türlü kurtulamadığı öksürük, sonunda onu spor yapmaktan alakoydu ve Fenerbahçe’ye bir genç takım kazandırma işine girişti….

Çok neşeli, şakacı ve hareketli bir genç olan Tacettin, yazın ince bir gömlek, kışın yakası kürklü paltosu ile mahalle mahalle dolaşıp, gözüne kestirdiği gençlerden kurduğu bir genç takımı, 1927 de, 17 takım arasında Federasyonca tertiplenen bir resmi şampiyonada, yenilmeden, birinci çıkarmaya muvaffak oldu. işte, bu genç takım Fikret Arıcan, M. Reşat Nayır, Niyazi Sel ve Muzaffer Çizer’i aynı mevsim birinci takıma, kısa süre sonra da milli takıma vermiştir.

Tacettin, yetiştirdiği genç arkadaşlarına doyamadan, hemen 1928 de vefat etti ve tabutunu, Karacaahmetteki mezarına kadar, yetiştirdiği genç arkadaşları taşıdılar.

SUAT BELGİN

Bugünkü Fenerbahçe kuşağının pek tanımadığı emektarlardan biri de Suat Belgin’dir. Değerli spor yazarı Kemal Belgin’in babası Suat, Fenerbahçe’nin ikinci kuşak izci oymağının topaç gibi delikanlısı ve 1924/25 lerin tekniğiyle tanınmış Genç futbol takımının da ele avuca sığmaz kıvrak solaçığı idi.

fbtarih680

Devlet memuru Ahmet Kâşif beyin 1910 Üsküdar doğumlu oğlu ve (MOCUK HİKMET)’in kardeşi olan Suat Belgin, henüz 14 yaşında iken, 1924 Eylülünde İzmir’de 4 maçta 29-0 lık skorla harikalar yaratan Fenerbahçe genç takımında ve daha sonra 2 kez de A takımında oynadı. Kısaca boy, kumral ve sevimli aynı zamanda Fenerbahçe kulübünün kayıt ve muhasebe işlerini de yürütmüş ve bu görevde 1944 den itibaren tam 30 yıl, tıkıp usanmadan, fedakârane çalışmıştır.

1974 de ani bir kriz sonucu vefat eden Suat Belgin Fenerbahçe’ye son derecede içten bağlı idi. Karacahmet’de medfundur.

fbtarih681

ATALAY ABACI

20. yüzyılını ilk yarısında gözünü Fenerbahçe Kulübünde açan, ömrünü, bütün 2. yarı boyunca, 40 yıldır, bu yuvaya vakfeden, bugün o da ihtiyarlık çağına adımını atmış fedakâr bir Fenerbahçe’n genç vardır, ilk yarım yüz yılın emektarlarından malzemeci (Mustafa Efendi) nin kültürlü nazik, zeki, çalışkan ve son derecede becerikli oğlu (Atalay Abacı)dır, bu.

Şu anda görevi kulüp müdür yardımcısıdır ama, Fenerbahçe’nin her şeyi odur. Kulübün içini dışını onun kadar bilen bir kişi daha ya var, ya da yoktur. Bütün üyeleri tanır, sicillerini, adreslerini ezbere bilir. Olayları, ayrıntılarıyla hafızasına işler. Sporcuların bütün lisans işleri, muameleleri onun omuzlarındadır. Koşar, uğraşır, yorulur, ama, her işi mutlaka becerir.

Atalay Abacı, Fenerbahçe’yi o kadar sever ki, resmen emekli olduktan sonra da, çok şükür ki, ayrılamamış, daha doğrusu, kulüp işlerinin aksaması korkusundan ayrılamamıştır.

Fenerbahçe Kulübü’nün bu çekirdekten yetişme ve çok yararlı mütevelli evladına, başarı ve uzun ömür, her üye’nin dileği olsa gerektir.

HAFIZ HALİT HOCA

Fenerbahçe, kuruluşundan itibaren dini inançlara bağlılığını korumuştur. Bu haslet, bir çok din adamını bu kulübe bağlamıştır. İşte, bu zevat içinde Halit Hoca, adı ilk anılacaklardan biridir.

Osman Ağa Camii imamı Hafız Halit Hoca kısa boylu, kısa ak sakallı muranı bir zattı. Özellikle, Mütareke ve işgal yıllarında, hiç bir Fenerbahçe maçı yoktur ki Halit Hoca hazır bulunmasın.

O, yalnız maçları seyretmek için gitmezdi. Aksine, kendini kutsal bir işle görevli sayar ve maç öncesi sahaya çıkıp Fenerbahçe kalesi önünden duasını okuyarak ve Tanrı’dan kalenin masuniyetini niyaz ederek geçerdi.

İkindiden sonra Kulübe gelmediği gün hemen hemen yoktu, denebilir. Fenerbahçe’nin yıkılan eski stadının önceleri ahşap, sonraları beton tribün inşaatının her temel atma töreninde Halit Hoca hazırdı ve duaları gönülden Amin!… lerle karşılık görürdü…. Ebediyete göçüşü, sessiz oldu!…

HAMİT KAPTANOĞLU

Aslında Veteriner iken, Bakırköy Tkpusunda Fen Memuru görevinde bulunan Hamit Kaptanoğlu futbolda amatörlük döneminin hastalarındandı. Fenerbahçe maçlarında statlara bir torba limonla gelir, iki devre arası futbolculara limon dağıtmak, sakatlıkları ve malzemeleriyle ilgilenmek en büyük zevki idi. Hatta, sahalarda doktor veya sağlık memuru bulundurmak henüz adet veya zorunlu olmadığından, Hamit Kaptanoğlu sağlık memuru görevi de görürdü.

Hamit Kaptanoğlu’nun kendini mükellef saydığı görevlerden biri de Galatasaray maçlarından önce topu alıp Eyüp Sultan’a götürmek ve Türbe önünde uzun uzun dualar etmekti.

Kaptanoğlu’nun eşarp, kravat, çorap, hatta saatinin akrep ve yelkovanı Sarı-Lacivert renkte idi.

Futbol aleminde “Limoncu Hamit” diye adlanan Hamit Kaptanoğlu, Fenerbahçe ve Taksim stadlarından sonra, Şeref stadında da görülmüştü. Ancak, İnönü stadında görülmedi….

MASÖR FİKRET SEDEN

Fikret Seden İstanbul sahalarına çıkan ilk futbolcu masörüdür. Bu fahri görevinde, Fikret, 1920/23 yıllarında, önce Fenerbahçeli boksörlerin masörü olarak tanındı. Sonra, 1930 a kadar futbol sahasında yine fahri olarak temayüz etti.

Fikret Seden, elindeki tahta çantada taşıdığı gerekli bütün tıbbi malzeme ve ilaçları kendi parası ile alır, statlara da bilet alarak girerdi. Amatörlük bu derece ruhuna işlemişti.

Fikret Seden, biletle girdiği statta hemen Fenerbahçe soyunma odasına gider, kolları sıvayıp işe başlar ve takımı maça yetiştirildi. Sahada ise, daima rakip kale arkalarına gider, tahta çantasının üzerine otururdu.

Galibiyetlerden sonra, rakip kulüp idareci ve sporcularına sokulup onlarla şakalaşmak Fikret Seden’in büyük tutkusu idi. Şöyle konuşurdu:

— Futbolcularınızı bizim antrenmanlara gönderin de ağabeylerinden ders alsınlar, futbol öğrensinler de maçlar zevklensin…. sonra da, ince çerçeveli gözlüğü arkasından kıs kıs gülerdi.

Fikret Seden kültürlü çocuktu. İyi Fransızca bilirdi. Elektrik idaresinde tahsilat müdürü idi. Spor Alemi dergisine Avrupa haberlerini tercüme ederdi. Eylül 1955 de vefat etti.

FENERBAHÇE DİVAN KURULU

Fenerbahçe Kulübünün her yönden süratle gelişmekte ve yüklü bir bütçeye sahip oluşu ve sorunlarının giderek artar bulunuşu, (DİVAN KURULU) kurulmasını zorunlu kılmıştjr. Şubat 1965 tüzüğü gereğince kurulan DİVAN, Gcnelkuruldan sonra; idari, mali ve sportif konularda en yoksek organıdır. 25 yılını dolduran üyelerle Yönetim, Denetim ve Haysiyet kurullarında yer alanlardan kurulur.

Divan; Nisan, Ağustos ve Aralık aylarının ilk haftalarında olarak, yılda 3 kez ve Yönetim Kurulunun davetiyle toplanır ve kararlarını mevcudun çoğunluğu ile alır. Tbplantılarda, Yönetim Kurulunun o dönem çalışmaları hakkındaki izahatına göre teklif ve tavsiyelerde bulunur, giriş ve aidat ücretlerini belirler.

Divan Kurulunun yetki ve görevleri son tüzüklerde son derecede kısıtlanmış ve fonksiyonu, adeta, (hiç)e indirilmiştir. Oysa, Fenerbahçe gibi bir müessesenin Divan Kurulu, ifade ettiği ihtişamla orantılı yetkilere sahip olmalıdır. Kulübün yararları bunu zorunlu kılıyor. Ayrıca, Ağustos 1987 de 650 ye varan üye sayısında sınırlamaya gitmek ve ilk olarak, 25 yıl koşulunu, 40 yıla çıkarmak gerekir.

fbtarih683

DİVAN KURULU ÜYELERİ

Fenerbahçe Kulübünde Divan Kurulu mevcudu 1987 Ağustosunda 650 dir. Bu üyelerden bir bölümü, soyadı sırasıyla, aşağıda gösterilmiştir. Yönetim Kurullarında görev alanlar Yöneticiler bölümünde gösterildiklerinden, adları burada tekrarlanmamıştır:
Abacı Atalay, Adnan Görenç, Akın Bedi Faik, Ağan Osman, Aluşkan Necmi Rıza, Akan Haluk, Akan Maral, Akat Uğur, Akbulut Hidayet, Akdağ Fahiman, Dr. Akdilli Turhan, Akkan Erdal, Akra Orhan ve Turhan, Aksu Ziya, Akyaz Feridun, Aldinç İsmet, Alp Sadettin, Alpdoğan Nurettin, Alpgiray Şadan, Alptekin Adnan, Altınkol Hulusi, Alyüz Murat, And Kemal, Arca Cezmi ve Mecdi, Arca Niyazi, Arkadyus Fikret, Arıpınar Erdoğan, Arpacı Nimet, Artam Sabri, Artun Özkan, Artunkal Güneri, Arzık Fazıl, Aşkın Ferit, Atabey Semih, Atabeyoğlu Cem, Atacan M.Ali, Atakartal Turgut, Ayas Hüseyin, Ayerdem Jerfi, Ayten Sezai, Saltık Yılmaz, Saltık Özcan.
Bahçekapılı Temel Ziya, Ballısarı Semih, Baloğlu Muzaffer, Baltaoğlu Hüsamettin ve Metin, Barbarosoğlu Erol, Bars Turhan, Barış Ferhat, Barlas Naci, Bartu Can, Başgöze Nihat, Başbuğ Yılmaz, Batur Muhsin, Baykuş Ferit, Bayraktar Yavuz, Belço Anjel, Belgin Kemâl, Benibol Şeref, Berent Ruhi ve Rebii, Berber Ercüment, Beşe Râna, Dr. Bilgin İlter, Bilgin Orhan, Bilgin Necati, Bilginer Şahap, Boncuk Ömer, Boytüzün Nihat, Böke Hüsamettin, Dr. Büyükyüksel Cemal.
Cantez Ruhat, Cansu Kâmil, Cezmati Adnan, Cimcoz İbrahim, Cin Malik, Dr. Cintan Bülent, Coşgül Osman.
Çağlar A. Nasuhi, Çakın Ali, Çal İsmail ve Mustafa, Çanakçılı Muhlis, Çapa Güneş, Çebi Tahir, Dr. Çekmece Adnan, Çetinyılmaz Nuri, Çiçekçi Ayten, Çiftçi Himmet ve Tahsin, Çıntav İzzet, Çoközler Hüseyin, Çupi İslam.
Dağdelen Erdoğan, Dr. Dai Önder, Danyalı Mahir, Dedeoğlu Zeki, Demirağ Yılmaz, Demircan Ali, Denever İrfan, Deniz Kemal, Deniz Cafer, Kazım ve Rafet, Dereoğlu Fikret, Dr. Dermanver Reşat, Devekuşuoğlu Ferhan, Dinçay Kâmil, Dinçer Altan ve Seçkin, Dinçmen Turan, Diyarbakırlı Nejat, Dıblan Recai, Doğan Denktaş, Dölay Enver, Durgun Koral, Duysak Kürşat ve Nejat.
Eczacıbaşı Haluk ve Melih, Egeli Necdet, Ekin Kâmil ve Kâmuran, Elmacı Mesut, Emre Veysi, Engin Muratoğlu, Elgin Ali, Erdem Necdet, Dr. Eren Memduh, Erensoy Ali, Ererdağ Keınalettin, Erez Ak if, Dr. Ertan Sezai, Ertaş Atak, Esen Bülent, Esenli İbrahim, Esmer Galipoğlu, Eroğlu Ferit, Ersan Yusuf, Erge Süha.
Fırat Hilmi, Fırat Hüseyin, Fındıkgil Yavuz, Fresko Simentof.
Gençkul Orhan, Dr. Germen Afşin, Göğüs A. İhsan, Göker Tlırhan, Dr. Görgün Gülşen, Göreç Samim, Göze Reşat, Günerman Tarık, Güneş Alaaddin, Günsav Turhan, Gürsoy Bedri, Gezgin Nureddin, Gözaltın Vildan, Gülhan Ahmet.
Haymana Nevzat, Himmetoğlu Mecdi ve Saim, Hızer Faruk.
İlgün İsmail ve Hulki, Imer İlker, İpek Ömer.
Kadri Kurulberk, Dr. Kafkas Şükrü, Kanmaz Zihni, Karay Ender, Kaymak Osman, Dr. Kaynar Jirair, Kermen Ali, Keskiner Semih, Kitapçı Ender ve Tevfik, Kıvanç Halit, Kocamemi Zeyyad, Konuk Atilla, Kosova Celâl, Koşar Recep, Kozluca Hüseyin, Köksalan Necati ve Halil, Dr. Köymen Abit, Kutay Melih, Kuyaş Tevfik, Kubanç Necdet, Kudret Özcan,
Lakay Atilla, Dr. Kemal ve Yusuf.
Manav Ferruh, Mateosyan Berç, Mandracı Kenan, Mısırlı Mehmet, Moltay Bahattin, Muratoğlu Mustafa (Küleş), Müftüoğlu Suat.
Navon David, Noyan Haydar Olcay, Noyan Yiğit.
Ofluoğlu Mücap, Okumuş Numan ve Ömer, Okur İlhan, Onan Saliha, Dr. Onur İnci, Or Abdi, Dr. Ovalı Önder, Öney Hayati, Öngen Tacettin, Ören Enver, Prof. Özcan Hıfzı, Örücü Fehim, Özbilgin Perihan Prof. Özçelik Necati, Özdil Fitnat ve Melek, Özdil Rıdvan, Özgen Arif, Hasan, İbrahim ve İhsan, Özşahin Alihan, Özsoy Hidayet. Özbek Mehmet.
Parlar Tevfik, Pekelman Erol, Pekşen Rıfkı, Pepemehmetoğlu Velit, Polat Ali, Pulcu Hikmet, Püten Feridun, Ruso Leon.
Sadıkoğlu Refik ve Müfit, Saka Sudi, Sakaroğlu Talat ve Nazım, Salur Sıtkı, Saner Fuat ve Resuhi, Sarıalp Ruhi. Aktarı Saffet, Akkus Salih, Sezer İbrahim, Seklüz Sacit, Silifkeli Ahmet, Silivrili Akgün, Simavi Erol, Sipahi Mehmet, Somay Abdurrahman, Soydaner Ekmel ve Fatin, Sabri özer, Sporel Ferit, Sümer Bülent, Sümer Fethi, Sürel Cemal, Süzer Kemalettin.
Şansal Füruzan, Şatıroğlu Semai, Şenay Erdoğan, Şener Burhan, Şener Nesim, Şen Yılmaz, Şengezer Nazif, Şukal Naim, Şengül Ziya.
Talu Alaaddin, Tandoğan Ahmet, Tanyolaç Necmi, Tatyos Jamgoç, Taptık Namık, Tarlan Cemal, Tayla Mesut, Prof. Tekil Fahiman, Tekil Neriman, Tekyan Hejina, Tezış Sadi, Tezkan Sadettin, Tınaztepe İbrahim, Tipi Süleyman, Togay Ratıp, Topal Hüseyin, Topuzoğlu Ziya, Tosun Kemal, Tunç Celadet, Tuncay Adnan, Tunçay Cihat, Tunalı Pertev, Turgay Turgut, Tükelman Samim, Tüker Zekai, Tümen Lütfü, Türe Umur, Dr. Türel Abdullah, Türel Sudi, Dr. Türkmen Süheyla, Türkmen Hadi, Tümer Şevket.
Uluğ Celal, Uslu A. Yılmaz, Uçman Hüseyin, Uzun Numan, Uyguç Ünal. Ünverdi Fazıl ve Nazmi, Ünal Zeynel. URAS BEKİR
Yakupoğlu Enver, Yalın Selim, Yalçın Cihat, Yalçıner Güner, Yalçınpınar Fethi ve Yaşar, Yasef Abravaya, Yazıcı Mufahham, Yazır Hamdun, Prof. Yeniçay Fahir, Yentürk Saim, Yazgan Süleyman, Yönel Rüştü, Yücesoy Rebii, Zaman Lemi, Prof. Zeren Lütfü, Zeren Orhan.

fbtarih684

ÜYELER

Fenerbahçe Kulübünün üye sayısı, faal sporcular dışında, Ağustos 1987 de 4300 dür. Bunların 650 si divan kurulu üyesi, 3650 si de 5 yıl olan Kongre giriş hakkını taşıyan veya henüz taşımayan üyelerdir. Divan üyeleri gibi, bu üyelerden de ancak 200 kadarı aşağıda sunulmuştur:

Acun Yüksel, Akan Ali, Akan Tarık, Akarçay Koray, Prof. Akat Demircan, Dr. Akaydın Arif, Akbulut Kadri, Ahıska Yalçın, Akgün Turhan, Dr. Akkartal Uğur, Akmansoy Tekin, Örgen. Aktul-ga Suat, Alataş Orhan, Albayrak Akgün, Albayrak Tahsin, Alkan Korkut, Alkış Nezih, Altan Mete, Altıntaş Faik, Alp M. Çetin, Anlar Yüksel, Arar Reha, Aşık Metin, Atatur Oğuz, Ayuz Şevket, Aytemiz İsmail.
Bakay İlhan, Balta İsmet, Baltaoğlu Sarpcr, Bari Nazmi, Barkay Altan, Barlas Adnan, Barut Tevfik ve Yıldız, Başaran Fahrettin, Sıtkı ve Ünal, Başer Çetin, Başlı Binnur, Dr. Beyazıt Kemal, Batu İnal, Baytur Ceyhan, Bozbora Mete, Baytaş Kemal.
Camcı Bayram, Candaş Nuri, Candcmir Ali, Canhat Güven, Celasun Celal, Coşkun Muharrem.
Çakmak Zeki, Çaycı Nazmi, Çaylı Gönül, Çebi Mustafa, Çebi M. Hamza, Çelik Sait, Çizer Tevfik, Çoruh Saip.
Dr. Dağlaroğlu Cihat, Dağlaroğlu Müzdat, Damalı Atom, Prof. Demircan Akan, Demirkaş Ali, Demirel Turan, Destan Ekrem, Dinçkan Gülcemal, Divan Muhsin, Doksat Kerem, Duranoğlu Ali.
Edes Selim, Elmas Suavi, Eğribozlu Asuman, Elöver Sedat, Encrgin Kaya, Eral Pars, Erdem Yücel, Erdemli Muzaffer, Eren Nuri, Dr. Ergüven Metin, Ertuna Özcan, Esenli İbrahim.
Gazioğlu Feriha, Gedik Arda, Gökışık Yaşar, Güdenler Yılmaz, Güler Aydın, Gülen Tahir, Gülistan Savaş, Günşıray Orhan, Günüaydın Orhan, Gökpınar Senih, Güray Yıldırım, Gören Bahattin, Görsan Önal, Gürşen Hüseyin, Güven Mustafa, Günal Necmeddin, Gür Hırgut, Göre Vidin.
Hancıoğlu Yavuz, Hızlan Osman.
Prof. İçel Kayıhan, İnanır Kadir, İnan Ahmet, İşseven İlhami.
Kalaner Muzaffer, Karadoğan Erdal, Karaevli Ahmet, Karagözoğlu Manol, Karamustafa Sümer, Karadağ Salih, Prof. Katırcıoğlu Sedat, Dr. Katuvyan Agop, Kavalcı Muhterem, Kavrakoğlu Nihat, Kavran Mahmut, Kayral Yavuz, Kazakçıoğlu Hayri, Kılıç Nurdoğan, Kiğılı Abdullah, Kondakçı Lokman, Kulaç Necdet, Kuleli İzzet, Kuşakçıoğlu Öznur.
Mener Nurhayat, Mustafaoğlu Tuncer, Mutlu Hanefi, Mutlu Zafer, Dr. Numan Şinasi.
Oruç Orhan, Ölçüoğlu Cavit, Öner Südoğlu, Özaydın Hasan, Özakgün Zati, Özbek Mehmet, Özden Cevher (Kastelli), Özkan Tuncer, Özkaya Asaf, Özkaç Vahdet, Özten Cebbar, Özyeğin Hüseyin, Öztürk Necmettin, Öztürkmen Bülent.
Pamir Fuat, Pakel Vahdet, General Pektaş Oral, Pekşen Hayri, Poyraz Mustafa.
Sabancı Sakıp, Sağıroğlu Ruşen, Saltoğlu Vahdet, Op. Dr. Saltoğlu Zekai, Saral Ferhat, Sarıoğ-lıı Ahmet, Sarıoğlu Coşkun, Seçkiner Yücel, Sezgin İsmet, Sonçağ Aybulak, Soydaner Ahmet, Soykan Bedi, Sönmez Kemal, Süer Metin, Süer Necati, Org. Sözer Halil, Sungur Emin, Şahin Cengiz, ŞahlanRıdvan, Şehirli Yusuf, Şehmuz Tatlıcı, Amiral Şentürk Neşet Ömer, Şimşek Nuri, Şuhubi Engin.
Taktak Ülkü Feyyaz, Tandoğan Sait, Taşkıran Sami, Timuremre Fikret, Geni. Toksavun Muzaffer, Tanka Erol, Amiral Topsever Fikri, Torumtay Necip, Tuğ Yalçın, Tuna Alp, Tuncal Yüksel, Turfan Metin, Tümen Hulki.
Ufuk İncili, Urcan İsmet, Uzmaner Halit, Uzmaner Tuncay, Uzun Ünal, Ünal Nurhan, Üstün Akmen.
Vardar Erol.
Yağcıoğlu Süleyman, Yalçın Mete, Yazman Mukbil, Yelkovan Tamer, Yelkovan Ülker, Yılmaz Metin, Yılmazer Bedi.
Zengin Nigâr, Zeybekoğlu Sümer, Yörükgil Efruz.

fbtarih685

FENERBAHÇELİ ŞEHİTLER

Fenerbahçe Kurucular Kurulu 9.7.1939 da Dr. General Hakkı Şinasi Arel başkanlığındaki toplantıda, ebediyete göçen Fenerbahçeliler için, bir ŞEREF LEVHASI hazırlanıp Kulüp salonuna asılması kararını almıştı. Ancak, bu yerinde karar uygulanmamış, ayrıca o tarihten sonra vefat eden Fenerbahçelileri tesbit etmek de giderek daha da zorlaşmıştır.

Buna karşı, 30 yıl önceleri büyük çabalar sonucu hazırlanıp, 1957 de yayınlanan, “FENERBAHÇELİ ŞEHİTLER” tablosunun olsun kulübe asılması dilekleri de gerçekleşmemiştir!..

Gerçi, bu tablo da tüm Fenerbahçeli şehitleri kapsamıyordu. Zira, Fenerbahçe, yalnız Balkan, 1. Dünya ve Kurtuluş Savalarında değil, Kunuri ve Kıbrıs Barış Harekatında da şehitler verdi. Ancak bunlarda tesbit olunamamıştır. Yalnız, 1959 da Haydarpaşa lisesinde öğrenci iken Fenerbahçe’ye üye olup atletizme çalışan ve Liseden sonra askerliği seçip 1974 Kıbrıs harekatında, 20 Temmuz günü şehit düşen Tank Üsteğmen YAVUZ SOKULLU, 12. Fenerbahçeli olarak şüheda tablosuna girmiş bulunmaktadır.

fbtarih686

Aziz ruhlarının şâd olması dilekleriyle ve şahadet tarihlerine göre, tablo şudur:

fbtarih686_tablo

1- Rumpler uçak fabrikasında başpilot iken, ilk Türk havacısı olarak giriştiği Dünya Turunda, Cava adasında düşüp şehit olan ve 1957’de yayınlanan (Fenerbahçe Tarihi)’nde sözü edilen futbolcu ve havacı Cevat Hüsnü’nün şehadeti konusunda, 8.4.1974 günlü Tercüman gazetesinde aşağıdaki tamamlayıcı bilgiye rastlanmıştır:

Motoru arızalanan ve duran uçak Ançol kumsalına düşmüş ve rahmetli havacımız, bir kahramana yakışan törenle, Cakarta’da Arap Vakıf mezarlığında toplağa verilmiştir. Mezar taşının üzerini bir uçak kanadı ile Ay-Yıldız süslemektedir. Taşta şunlar yazılıdır:

AL MERHUM A. DJEVAT HÜSNİ, AVİATEUR 13 ZİLHADJE 1340 8 JUİLLET 1922

2- 9 Eylül 1923 de İzmir’de düşüp şehit olduktan sonra, Tokadizâde Şekip bey tarafından Üsteğ. Zeki’nin anısına yazılan 18 satılık mersiye, Milli NevsaFın 1924 yılı baskısının 376. sayfasında yayınlanmıştır.

fbtarih687

 

fbtarih687_1

RAHMETLİ FENERBAHÇELİLER

Kuruluşundan beri binlcrce Fenerbahçeli ebediyete göçtü. Hizmette ölçü yoktur. (Başkanlıktan, sâde (Üye)’liğe kadar, kiminin çok kiminin az, ama mutlak olarak yararları dokunan, saygı ve sevgilerle yâda layık bu Sarı-Lacivcrtlilerden, bu kitabın yüzlerce sayfası arasında, şimdiye kadar adları geçmemiş veya bir-iki kez anılmış olanlar pek çoktur. Bu rahmetli Fenerbahçelilerden akla gelenleri şurada bir kez daha hatırlamak ve hepsini Rahmetle anmak şükran borcudur:

Abacı Mustafa, Prof. Dr. Abaoğlu Cihat, Ağacan Ali, Acarkan Ferhat, Aker Necip, Akifoğlu Mazhar, Akkaya Cemil, Dr. Akkoyunlu Ahmet, Aksaraylı Hafız Yaşar, Prof. Dr. Aksel İhsan Şükrü, Akyol Mustafa, Alaca Mevlut, Aladar Ali, Alaybey Zeki, Alemdar Faik, Alemdar Hilmi, Algur Sabahattin ve Behiç, Prof. Alkan İsmet, Alp Zirek, Anlar Mahmut, Antel Necih Celâl, Atamer Apti ve Ziya, Arda Siyami, Arıkan Muzaffer, Arpat Nejat, Avunduk Remzi, Aydoslu Saip.
Bahçekapılı Hasan, Baler Mahmut, Baltaoğlu Cenap, Baydar Nasuhi, Bayraktar Hüseyin, Bekirzade Hikmet, Belge Burhan, Belgin Suat, Bellisan Ethem, Berköz İsmet, Beşe Şâkir, Beyazıt Mehmet, Bilgin Halil, Birgen Çevat-Esat, Dr. Birgen Kenan Hasan, Bükey Zeki.
Canar Hikmet, Canpolat Sait, Cemal Paşa (Üsküdar Mutasarrıfı, Bahriye Nâzın), Ceylan Sadık, Cimcoz Salahaddin (Osmanlı dönemi İst. Mebusu), Coşan Nedret, Coşar Sami, Çadırcı M.Ali, Çağlar Mustafa, Çakar Seyfi, Dr. Çakırnur Dilaver, Dr. Çapa Selim, Çavdar Adem, Çınar Asaf ve Zeyyat, Çınar Übeyt, Çınar Vasıf, Çınar İskender, Çizmeci Kadri, Çelebi Sait Tevfik.
Dağlaroğlu Halit, Demiröz Ömer, Derya Aziz, Diler Nezamettin, Dinçman İhsan, Dinçmen Sâlih, Dıblan İbrahim, Doruk İzzet, Dilber İbrahim.
Elbir Müfik Şevket, Eğrilmez Tarık, Ekit Nejat, Elele Fehim, Enön Naci, Erdoğru Ekrem, Erer Muzaffer, Erişen Zühtü, Erkal Rebii, Erkmen Muhlis, Eroğluer Halit, Ergül Tayyar, Ersan Nezihi, Ersin Vahdet, Erte Reşat, Erşan Ali, Esinduy Ercüment, Ezel Nazikioğlu.
Gen Edip, Germiyanoğlu Celalettin, Gezer Esat, Gönel Sâlim Hamdi, Hv. Kor. General Göksenin Muzaffer, Görür Rüştü, Gutan Kâmil, Güran Arif Dr. General Gürbüz İhsan, Gîirsan İhsan, Gürtay Hakkı Hacıbekir Ali Muhiddin, Hulusi bey (Nafia Nazırı), Hüsnü (kaleci 1933).
İhsan Ziya bey (Urla Hakimi 1926), İnciroğlu Rıdvan, Ilıcak Muzaffer, İlkünsal Ferruh, İşbay Fahri, işmen Bahri, İpeker İhsan,
Kapanlı Turhan, Karaca Abdullah ve Yusuf, Karatop Osman, Kaçkal Tayyar, Kaner Esat, Kaplancalı Sadi ve İbrahim, Kayra Rasim ve Hâdi, Keklikoğlu Mustafa, Kefkep Mustafa, Kılıç Ali, Kiraz Sabri, Konvur Ziya, Koral Namık, Korur Avni, Koşar Ziya, Kotanca Melih, Köseoğlu Fahir, Kutluk Hulki, Dr. Amiral Kuntol Refik, Küçükacar Murat, Kurtuluş Necmettin.
Lakay Refik.
Manço Salahaddin, Manyas Raufi, Mersinli Orhan, Mete Metin, Miltiyadi (eczacı), Morali Salahaddin Ali, Müftüoğlu Sadık Tekin, Morkaya Burhan Câhit ve Samiye, Muratoğlu Mustafa, Muhaddis Mehmet, Mühürdaroğlu İzzet, Mümin Fikret.
Dr. Nazım bey (Maarif Nazırı), Nemli Rıza, Nazlı Bedi, Nevhilâl Hanım (Kürekçi).
Oktay Ferit, Onuk Naci, Orkut İsmâil Şeyda, Osman Pekin, Dr. Otmar Nurettin Savcı, Ölçen Adnan, Örel Ferruh ve Ülvi, Özdil Nezihe, Öztoprak Yümnü.
Pars Fethi, Peker Kâmil, Peyman İbrahim, Polater İlhami, Pür Ali Mehdi.
Sağlam Oğuz, Samim Var, San Ali Şevki, Sandalcı Galip Azmi, Sel Ali, Dr. Saveci Savcı, Sayar Nihat, Sekizinci İbnürrefik Ahmet Nuri, Serter Hüseyin, Sevik Nâmık, Sir Kemal, Sıral Muvaffak, Soley Şevket, Soydaner Recep Zühtü, Süzer H. Hüsnü.
Vetgen. Rona Kâmil, Sencer Muhtar.
Şâhin Tahsin, Şâhinoğlu Ethem, Şâhinoğlu Muzaffer, Şansal Tevfik ve Refik, Şarman Neşet, Şav Saffet, Şehzâde Osman Fuat ve Ömer Faruk Efendiler, Şimşek Orhan.
Talay Enes, Tansel İlhami, Targan Faysal Haydar, Tekil Kâmran, Tekin Kemal, Tokay Feridun ve Suat, Tombaz Sudi, Dr. Toros Orhan, Tozkoparan Ahmet, Tlına Nuri, Turgay İbrahim Hakkı, Tüker Hafız Fahri, Türkay Niyazi, Türkdoğan Agâh, Tokay Necdet.
Hv. Org. Uçaner Fevzi, Hv. Korge. Uçar Asım, Uğural Hüsnü, Uluç Fuat, Uludağ Ali İhsan, Ünal Mehmet.
Gen. Yakal Alaaddin, Yalaz Reşat, Dr. Yalkın Ömer Seyfeddin. Yarangümeli Osman, Yener İbrahim, Yetiker Enver, Yurdakul Ali, Yüce Kâmran.
Zaman İbrahim, Zartar Berç ve Hıraç

TÜRK FUTBOLUNDA PROFESYONELLİK

Temeli amatörlüğe dayalı Türk sporunda zamanla beliren gizli veya açık profesyonelliğe karşı bir müeyyide bulunmaması B.T.G.M.lüğünii, bu boşluğu doldurmak amacıyla, 15 Ekim 1941 de yürürlüğe giren, (AMATÖRLÜK TALİMATNAMESİ) ııi hazırlamaya zorladı. Buna göre, sporcuların Kulüplerinden aylık almaları, ayda 30 lirayı aşan yolluk ve zaruri masraf ve yine değeri 30 liradan fazla ödül kabul etmeleri yasaklandı. Ayrıca, Kulüp hesaplarının kontrolü de ön görüldü. Ancak, ne kulüplerimiz bu yasaklara uydular, ne de genel müdürlük denetimi ciddiyetle uygulandı. Aksine, 2. Dünya savaşından sonra yaşam koşullarındaki ağırlık ve Futbola artan ilgi gizli profesyonelliğin açık surette yaygınlanması durumunu yarattı.

Türk futbolunu da etkileyen bu akımın ilk sorumlusu kulüplerimizdi. Ancak, ilk şikayetler de onlardan geldi ve profesyonelliği kabul zorunlu-ğu öne sürüldü. Gerçekten, maron amatörlük 19. yüzyıl sonlarında İskoçyanın sanayi bölgelerinde doğup İngiltere’ye yayıldıktan sonra, 1885 de bir statüye bağlanmış ve Özellikle 1914/18 savaşından sonra bir çok ülkede uygulanıp futbolun gelişmesinde etkili olmuştur.

İstanbul’un 1. ligini oluşturan Fenerbalıe, G.S., Beşiktaş, Vefa, Beykoz, Kasımpaşa, İstanbulspor ve Emniyet Kulüplerinin 1951 yılında yaptıkları başvuru F. Fed.nca uygun karşılandı.En değerli Türk futbolcularının birer birer yabancı ülkelerce çekilmeye başlanmaları da Federasyonu tedirgin ediyordu.

Bu konuda en büyük engel olan, kulüplerimizin amatör olan bünyelerinin profesyonellikle bağdaştırılması gereği şöyle çözümlendi:

Kulüplerimiz amatördürler. Bununla beraber, bir kısım futbolcularını sözleşme ile bağlayabilirler. Ancak, profesyonel takım kuran kulüp amatör lige de takım çıkarmak zorundadır.

Futbol Fed. Başkanı Ulvi Yenal ile, İstanbul 1. lig kulüplerinin iki temsilcisi Fenerbahçe’den Rüştü Dağlaroğlu ile Beşiktaş’tan Sadri Usuğlu’dan kurulu bir Komite, Beden Terbiyesi Sicil Müdürü Saim Seymener’le beraber, A ııkara’da 6, 7 ve 8 Ağustos 1951 günleri, Ulvi Yenal’in Genel Müdür olduğu Emekli Sandığı binasında ilk, (Futbol Profesyonellik Talimatnamesi) ni hazırladılar. Merkez Danışma Kurulunca 10 Eylülde kabul olunan Talimatname 24.9.1951 de yürürlüğe konmuştur.

Türkiye’nin 61 maddelik bu ilk profesyonellik yönetmeliği Kulüplere, lige, futbolculara, transfere, mali koşullara ve cazai hükümlere ait 6 bölümden oluşmakta olup ilk maddesi şöyledir:

(Beden Terbiyesi Teşkilatına dahil her amatör Kulüp bir profesyonel futbol şubesi kurabilir. Bu durum Kulübün amatörlük vasfını bozamaz. Bir kulübün profesyonel futbol şubesi kurabilmesi için, kadrosu içinde en az 6 mukaveleli futbolcu bulunması şarttır.)

Transfer ayı o yıl Temmuz yerine, Ekim ayında uygulanmış ve böylece, futbolcuların talimatnamenin yürürlüğe girmesinden önce kulüplerinden ayrılmaları önlendiği gibi, 100 liradan fazla aylık alanlara da teşmil edilmiştir. Bu madde, özellikle, Fenerbahçe Kulübünde yetişen ve 370 lira aylık alırken, o sıralarda Adalet Kulübüne ve İtalya’ya gitmekte olan bazı ünlü futbolcuların hareket serbestilerini önlemiştir.

Yukarıdaki 8 İstanbul Kulübü, ilk (TÜRKİYE PROFESYONEL LİGİ)ni kurmak için, 1951 yılı sonunda futbolcularıyla sözleşmeler yaptılar. 5 Ocak 1952 de başlayan lig için, İst. 2. Noterliğinden 1 Ocak 1952 de Fenerbahçe Kulübüne gelen memur önünde, Genel Sekreter Rüştü Dağlaroğlu ile ilk sözleşme imzalayan futbolcular:

SALAHADDİN ÜNLÜ, NEDİM GÜNAR, KÂMİL EKİN, FÂHİR ÜLGÜR, AKGÜN KAÇMAZ, ORHAN ÇAKMAK, ABDULLAH MATAY ve MEHMET ALİ HAS OLMUŞ ve Fenerbahçe takımı, sözleşmeli, futbolcularından 8 inin yer aldığı ilk maçını, 6 Ocak 1952 de, yakın zaman kadar İstanbulsporda Antrenör-futbolcu olan eski Beşiktaşlı Eşref Bilgiç’in hakemliğinde, İstanbulspor’Ia yapmıştır.

Salahaddin-Haltık, Orhan-Nedim, Kâmil, M. AIi-Fikret Kırcan, Fahir, Burhan, Akgiin ve Abdullah tertibiyle, o tarihte adı Mithatpaşa olan, İnönü stadındaki bu maç ilginç bir anıdır:

Yağmur altında ve batak sahadaki müsabakanın 22. dakikasında gol atan Burhan, Merih’ten dizine yediği tekme ile sedyelik olunca, kendisini uyaran Kâmil’i de oyundan atan hakem, maçı da Fenerbahçe aleyhine tatil edip sahadan çekilmiştir. Hakem, daha sonra, tekrar sahaya gelince, İstanbulspor 73. dakikada beraberliği sağladı. Ancak Fenerbahçe’nin son derece dinamik ve azimli oyunu D. 80 de Fikret’in ayağından 2. sayıyı getirince 9 Sarı-Lacivertli sahadan coşku içinde ayrıldılar.

Türkiye Profesyonel Ligine 1952/53 mevsiminde Adalet ve Beyoğluspor Kulüpleri de alındılar ve 10 kulübe yükselen lig bu tertibini 1957/58 e kadar korudu.

Profesyonelliğin futbole ilgi ve hasılatı artırması üzerine, Ankara’nın Gençlerbirliği, Ankaragücii, Demirspor, Hacettepe, Güneş, Yolspor, Otospor ve Hilâl olmak üzere, 8 Kulübü, 1955 yılında (ANKARA PROFESYONEL LİGÎ) ni, İzmir’in Al-tay, Karşıyaka, Altınordu, Göztepe, İzmirspor, Kültürspor, Demirspor, Egespor, Ülküspor ve Yün Mensucat olarak 10 kulübü de, (İZMİR PROFESYONEL LİGİ) ni kurmuşlar ve yalnız İstanbul Kulüplerinden Kurulu (TÜRKİYE PROFESYONEL LİGİ) artık (İSTANBUL PROFESYONEL LİGİ) adını almıştır.

İstanbul’un bir bölümü çok ünlü geçmişe sahip Kulüplerinden Anadolu, Süleymaniye, Hilâl, Beylerbeyi, Davutpaşa, Karagümrük, Feriköy, Sarıyer, Tkksim, Galata, Yeşildirek ve Hasköy olarak 12 si, 1956 yazında, (İstanbul 2. Profesyonel Ligi) ni kurunca, Türkiye’de profesyonel futbol takım sayısı kısa sürede 40 a yükselmiş oldu.

Profesyonellik ilk yıllarda Türk futbolunda süratli bir kalkınma yarattı. Ancak, Talimatnamenin zamanla olgunlaşmasına karşın, onun gereklerine hâla uymamak, bu sporu bir süredir, artık ileri değil, gerilere götüren nedenlerden biri olarak, üzüntüler yaratmaktadır.

fbtarih690

 

FENERBAHÇELİLER CEMİYETİ

Sürekli gelişmekte olması, ayrıca da, futbol maçlarının 1922 den itibaren T&ksim stadına nakledilmesi nedenleriyle, Fenerbahçe kulübü için Bc-yoğlunda bir lokal temini kaçınılmaz ihtiyaç olmuştu. O kadar ki, 22 Nisan 1927 günkü Mües-sesan Heyeti = Kurucular Kurulu toplantısında yönetim kuruluna seçilen Ali Naci (Karacan), Sait Salahaddin (Cihanoğlu) ve Tevfik Haccar (Taşçı) beylerin, görevi kabulden önce öne sürdükleri, (Be-yoğlu’nda behemhal bir lokal temini) şartını Mü-essesan Heyeti oybirliği ile kabul etmişti. Ancak, 60 lira aylıklı yerli bir futbol antrenörü angaje etmek olanağına 1929 yılına kadar kavuşamayan Fenerbahçe kulübü için bu özlemi gidermek mümkün olamadı ve başta futbol takımı olarak, Fenerbahçeli sporcular, zaman zaman, ya Taksim semtinde oturan Fenerbahçelilerin evlerinde veya Galatasaray kulübünde soyunup duş almakta devanı ettiler.

Nihayet, 1955 Sonbaharında, adları tüzüğünün son 41. maddesinde (sâdece bir hatıra olarak) kayiyle anılan:

Nasuhi Baydar, Avni Korur, Ethem Şahinoğlu, Doğan Aka, Alaaddin Baydar, Ali Aladar, Fikret Mümin, Sedat Taylan, Salih Dinçmen, Nejat Arpat, ibrahim Zaman, Sabih Arca, Mehmet Muhaddis, Rüştü Dağlaroğlu, Sadi Kaplancalı, Kemal Onan, Cafer Çağatay, Dr. Ekrem Perk, David Navon, Siyam i Arda, Adnan Yurdatan, Ali Kibar, Edip Bilener, Sait Salahaddin Cihanoğlu Hay-ri Celâl Atamer ve Suavi Alcmdar’dan oluşan bazı Fenerbahçeli’ler, Taksim Sıraserviler caddesinde Beden Terbiyesi İstanbul Bölge binası yanında 65 NO. lı 3 katlı lokali kiralayıp döşediler ve Ekim 1955 de yapılan tören de (FENERBAHÇELİLER CEMİYETİ) adiyle açıp, bütün Fenerbahçe kulübü mensuplarının yararlanmalarına sundular. Amacı, tüzüğünün 3 ve 4. maddelerinde:

a- Mensubu bulunmakla iftihar olunan “Fenerbahçe Spor Kulübü” üyelerinin ve kendilerini Fenerbahçeli bilen ve sayanların sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak,

b- Sarı-Lacivert renklere kalben bağlı kimseler arasında tanışma ve arkadaşlık tesanüdünü canlı ve kuvvetli tutmak,

c- Fenerbahçe Spor Kulübünün tekâmülü uğrunda maddi ve manevi her türlü gayret ve çalışmayı şiar edinmek teşkil eder.) olarak belirlenen, ve:

(Bu amaca ulaşmak için, İstanbul’un münasip semtlerinde lokaller tesis ve buralarda toplantılar, eğlenceler ve konferanslar tertip etmesi esas çalışma mevzuu) olarak gösterilen; kulüp ve yönetim Kurulu aleyhinde partizanlık ve toplantılar ya-pılamıyacağı, fesih ve tasfiyesi hâlinde her türlü varlığının Fenerbahçe kulübüne devredilmesi tüzük gereği olan (Fenerbahçeliler Cemiyeti), kulüp mensuplarının büyük çoğunluğunca sempati ile karşılanmıştır. Bu nedenle cemiyet kısa sürede gelişip üye sayısı yüzleri aştı ve sosyal yönü çok zayıf olan ve İstinye kürek çubesi hariç, stat dışında hiçbir lokali bulunmayan Fenerbahe kulübünün varlık ve yaşamına renk kattı.

Ancak, bir bütün hâlindeki Fenerbahçe toplumundan bazı Kadıköylü üyeler, 2/3 yıldır, (Kadıköy Gurubu) adı altında toplanıp, kulübü ele almak amacı güttüklerinden, Fenerbahçeliler Cemiyeti’ni emellerine engel gördüler ve ilk günden itibaren kötüleyip çökertme ve kapanması yollarına baş vurdular. Nitekim, Zeki Sporel’in Fenerbahçe Kulübü Başkanı, Dr. İsmet Uluğ’un da Fenerbahçeliler Cemiyeti Reisi oldukları bir dönemde. 16 Ağustos 1957 günü Fenerbahçe kulübü, Fenerbahçeliler Cemiyeti mensuplarına genel sekreter T. Altınbaşak imzalı ayrı ayrı ve noter kanaliyle yaptığı tebliğlerle, (Cemiyetle ilişkilerini kesip bunu tevsik eden vesaiki bir hafta içinde kulübe göndermedikleri taktirde Haysiyet Divanı’na verileceklerini) bildirdi.

Kulüp için çok talihsiz olan bu tutuma boyun eğenler oldu. Ancak, eğmeyenler çok daha fazla idi. Karşılıklı suçlama ve sert tartışmalar yaşandı. Böylece, bölünme mikrobu Fenerbahçe kulübüne sokulmuştu artık ve guruplar da çoğaldı.

Zaman Fenerbahçeliler Cemiyetinin Fenerbahçe kulübüne yararlı olduğunu kanıtladı. Elemanlarının hemen tümü İstanbul yakasında oturan A ve Genç Basketbol takımlarının üstüste İstanbul ve Türkiye şampiyonluklarını kazanmalarında, onlara lokal vazifesi gören, Cemiyet’in rolü büyük olmuştur.

Fenerbahçeliler Cemiyeti, devamlı açık olan büfeden maada, belirli günlerde yemekli toplantılar yapmış, Taksim gazinosu ve Hilton salonlarında çeşitli organizasyonlar ve başta, Dünya futbolunda eşsiz bir başarı olan, gol yemeden 58/0 la lig şampiyonluğu ka/.anan 1922/23 ün ünlü II ini 42 yıl sonra biraraya getiren Taksim Gazinosundaki 11 Nisan 1964 gecesi olmak üzere, anma törenleri ve mevsimlik balolarla kulübün çok zayıf olan sus-yal yönünü harekete geçirmiştir. Hatta, kulüp Yönetim kurulları, zaman zaman toplantılarını Cemiyet’in daha sonra Gümüşsüyü Caddesi Ongan Ap. nındaki lokalinde yapmışlardır.

7 Kişilik Yönetim kurtıllarında Nasuhi Baydar, Dr. İsmet Uluğ, Ethem Şahinoğlu, Nedim Kaleci, Sait Canpolat, Niyazi Türkay, Talha Altınbaşak ve Eşref Aydnı’ın başkanlık ettikleri Fenerbahçeliler Cemiyeti, yeni kuşağın, eksilen eskilerin yerlerini dolduramamaları sonucu, ancak 1982 yılına kadar aktif göründü.

fbtarih691

fbtarih691_1

 

Böylelikle sayın Rüştü Dağlaroğlu’nun değerli eseri “Fenerbahçe Spor Kulübü Tarihi 1907 – 1987″nin tümünü tamamlamış oluyoruz. Fenerbahçe’nin sadece bir ‘futbol takımı’ndan, transferden, saha dizilişinden, teknikten taktikten ibaret olduğunu sanan herkesin okuması dileklerimizle…

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 1

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 2

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 3

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 4

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 5

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 6

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 7

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 8

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 9

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 10

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 11

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 12

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 13

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 14

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 15

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 16

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 17

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 18

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 19

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 20

Written by kesinofsayt

31 Ocak 2013 at 09:58

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

DR. JEKYLL VE MR HYDE

leave a comment »

Galatasaray basketbol takımı oyuncusu David Hawkins’te 22 Aralık 2012 tarihinde Royal Halı Gaziantep BB ile oynanan maç sonrasındaki doping kontrolünde yasaklı maddeye rastlandığı açıklandı. Henüz B numunesi açılmadı. Sonuç beklenecek. Ancak “konunun uzmanı” Prof.Dr. Turgay Atasü WADA’nın hoşgörüsünden bahsetmeye başladı.

atasu

Oysa aynı Atasü Fenerbahçe Kadın Basketbol takımı oyuncusu Diana Taurasi’de “doping  bulunduğu iddiaları” üzerine (henüz B numunesi açılmadan) cezayı kesmişti bile.

2010 Aralık ayında Fenerbahçe Bayan Basketbol Takımı sporcusu Diana Taurasi’de doping maddesi bulunduğu açıklandı. Futbol Federasyonu Doping Kurulu Başkanı ve Basketbol Federasyonu Sağlık Kurulu Başkanı olan Prof. Dr. Turgay Atasü, daha B numunesi açılmamışken  ”Taurasi’nin B numunesinde de bir değişiklik olmaz. Ben bugüne kadar böyle bir değişiklik görmedim. Taurasi bu duruma göre normalde 2 sene ceza alır. Dünya basketbolunun zirvesinde biri ama ne yapalım, o da kullanmasın. Hiçbir suçlu (Ben yaptım) demez.” buyurmuştu. Şubat 2011′de Türkiye Doping Kontrol Merkezi (Hacettepe) analiz sertifikalarını hata oldu diyerek geri çekti.

Sayın Atasü’de forma rengine göre oluşan bir Dr. Jekyll ve Mr. Hyde durumu oluşabiliyor demek ki. Atasü Taurasi’de hata olduğu ortaya çıkmasına rağmen hala bir özür dilemiş değil.

Written by kesinofsayt

24 Ocak 2013 at 11:06

Fenerbahçe, Galatasaray kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , , ,

FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 20

leave a comment »

fbtarih586

FENERBAHÇE STADI

Türk sporunun beşiği olan Fenerbahçe stadı bir tarih hazinesi hüviyetini taşırken, Fenerbahçe Kulübü için, çok üzücü olan, imar öyküsü de yılan hikâyesi gibi uzun, hem de pek uzundur.

İlk adı Şilihtarağa olan “PAPAZIN ÇAYIRI”, 1908 Temmuzunda Şehremini Cemil Topuzlu’nun Hürriyet Kahramanları Yararına verdiği bir gardenpartide tesadüfen alınan kararla, stat oldu.

Üçbin Reşat altını sarfiyle imar edilen ve etrafına tahta perde- çekilip bir de Lokal yapılan 36 bin m2 lik saha, önce UNION CLUB, 1. Dünya Savaşında da İTTİHATSPOR sahası adlarını alıp, 1922 ye kadar İstanbul’un işe yarar tek spor alanı oldu.

1922 de Taksim stadının açılması üzerine ihmale uğrayan İttihatspor sahası, 1929 yılında Fenerbahçe Kulübü tarafından Milli Emlâk idaresinden kiralandı ve “FENERBAHÇE STADI” adı altında 25 Eylül 1929 da yapılan törenle tekrar hizmete kondu. İşte, bu tarihten itibaren, Fenerbahçe Kulübü stadın imarı işine girişmiş, saha demir kazık ve borularla çevrelenmiş, atletizm pisti düzene konmuş ve 13 Mayıs 1932 de 150 Fenerbahçeli sporcunun katıldığı açılma töreninde, kordelayı Vali Muhittin Üstündağ kesmiştir.

STAD SATIN ALINIYOR…

Kuşdili’deki kulüp binası 5/6 Haziran 1932 gecesi yanınca, Fenerbahçe Kulübü, kiracısı olduğu stat ile içindeki Lokali satın almaya girişti. Yurdun en sevilmiş spor kulübünün, uğradığı felâket nedeniyle, bu girişimi olumlu ve hatta sempati ile karşılanmış ve dönemin sporsever Adliye Vekili Şükrü Saraçoğlu’nun delâletiyle, sahanın, (İstanbul Vilayeti İdare Heyetince takdir olunacak bedeli 10 taksitte alınmak üzere, 1080 sayılı kanun hükümlerine göre, menafii umûmiye ye hâ-dim müesseseler arasında bulunan Fenerbahçe’ye devri, Maliye Vekâletinin 6 Temmuz 1932 gün vç 1213 sayılı yazısıyla yapılan teklif üzerine, icra vekilleri heyetinin 13 Temmuz tarihli toplantısında uygun görülmüştür.)

Satınalma işi 10 ayda bitirildi ve takriri 27 Mayıs 1933 de verilerek, aynı tarihli tapu senediyle, stat 9 bin lira (1000 Reşat altını) ya Fenerbahçe kulübünün malı oldu.

Fenerbahçe, Türkiye de stat mülkiyetine sahip ilk ve tek spor kulübü olmak avantajı yanında, taşıdığı sorumluluğun da kavramı içinde idi. Bu nedenle, başta 500 lira (55 altın) bağışta bulunan Büyük Kurtarıcı olarak, Fenerbahçe’yi sevenlerin bağışları ve 50 kuruştan tertiplenip çekilişi 14 Temmuz 1933 de yapılan ilk (Fenerbahçe Eşya Piyangosu) nun gelirleriyle sağlanan 17 bin lira, hemen o yıl stadın onarımına harcandı. Tahta tribünler onarıldı ve uzatıldı. Harap bina restore edildi. Fenerbahçe Kulübü artık burada yıldönüm bayramları tertipliyor, ayrıca onu, İstanbul’un yegâne stadı olarak, 1940 Balkan Oyunları da dahil, uluslararası temaslarda ülkenin ve B.T.G.M. lüğünün emrine veriyordu. Fenerbahçe Kulübünün Fenerbahçe stadını, işe yarar yegane stad olarak, Beden Terbiyesinin emrine vermesi, Türkiye’mizi yabancılara karşı birkaç yıl utandırıcı durumdan kurtarmış olması bakımından, baha biçilmez bir hizmet olmuştur.

İkinci Dünya Savaşından sonra futbola ilginin artması, İstanbulda stat problemi yarattı. Yapımına 1937 de başlanan Dolmabahçe stadı yıllar geçmesine ve milyonlar harcanmasına karşın, bi-tirilemiyordu. Fenerbahçe Kulübü stadını beton olarak büyültmek istedi. Ancak, geliri yetersizdi. Beden Terbiyesi bu sıralarda Şeref, Vefa ve natemam Ali Sami Yen stadlarına yüzbinlerce lira verdiğinden, Fenerbahçe stadı için de yardım istendi. Bu istek, her defasında, “Mülkiyetinin Fenerbahçe’ye ait olması, mevzuat yönünden, yardımı engellediği” cevaplarıyla red edildi.

FENERBAHÇE İNŞAATA GİRİŞİYOR..

Fenerbahçe Kulübü yararın sadece kendinden gelebileceğinin kavramı io’nde, tarihin 2. eşya piyangosunu tertipledi. Üzerinde yılın şampiyonu futbolcularının resimleri bulunan birer liralık 300 bin bilet, 22.10.1947 de satışa çıkarıldı ve satılan 150 bin biletten 85 bin lira gelir sağlandı. 22 Şubat 1948 de yapılan çekiliş ve üye Hafız Fahri Tükel’in duasıyla ve kesilen kurbandan sonra, Kuzey yönündeki kale arkasında 27 basamaklı 7 bin kişilik beton tribünün ilk h rcı, (pek yakında 50 bin lira) yardım vaad eden Vali ve Belediye reisi Lütfü Kırdar tarafından atıldı. Bu tribünü, Amaç şirketi 70 bin liraya 3 ayda yapıp teslim etti. Yapım sırasında inşaatı gelip gören B.T.G.M. ü Vildan Aşır Savaşır da, takdirlerini belirtip, yapıma devamı önermiş ve (ilk hamlede), olarak, o da 50 bin lira yardım vaad etmiştir.

Bu ilk tribünün yapımı Mayıs 1948 de bitince, boş kısımlarda inşaata devam için, vaad edilen 50 şer bin lira yardımlar Fenerbahçe Kulübü tarafından resmen istendi. Tam bu sırada, 15 bin kişilik Dolmabahçe stadının da yetersizliği görülmüş ve Cumhurbaşkanı İnönü de bunu üzüntü ile belirtmiştir.

Fenerbahçe Kulübü, tahta tribünün tam karşısında 18 bin kişilik 2. beton tribün için, yine Amaç şirketiyle görüşmede idi. Ancak, söz verilen 50 şer bin lira yardımın bir türlü alınamaması karşısında Yapı-Kredi Bankasından, ipotek suretiyle 100 bin lira alınarak, 200 bin liralık bu tribünün de yapılmasını sağlamak mümkün olmuş ve Amaç sahiplerinden Razi Trak’ın gösterdiği Kulüpseverlik sayesinde, bakiye 100 bin liranın ödenmesinde, süre bakımından, Kulüp serbest bırakılmıştır.

6 Ağustos 1948 de 2 kurban kesilerek, 5-6 Fenerbahçeli önünde temeli atılan bu büyük tribün de 6 ayda tamamlandı ve açılma töreni 13 Şubat 1949 da, 4-2 kazanılan Viyana 2. si WACKER maçından önce, Vali Lütfü Kırdar tarafından yapıldı.

Fenerbahçe Kulübü 270 bin lira harcamış ve yurda 9 ayda 25 bin kişilik modern bir stat kazandırmıştı. Bu; hem süre, hem de ucuza malet-me yönlerinden, Türkiye sınırları içinde birer rekordu. Ankara 19 Mayıs stadı 12 bin kişi alabiliyor, yıllardır milyonlar harcanan Dolmabahçe stadı ise, sadece 15 bin kişilik kapasite ile hizmete sokulmuş bulunuyordu.

Fenerbahçe Kulübü, bu nedenle, Türkiye’nin en büyük stadının yapıcısı olmakla kalmıyor, aynı zamanda böyle muazzam bir esere, kimsenin en küçük bir yardımı olmadan, kendi emeğiyle sahip olmanın da gurur ve sevincini yaşıyordu. Kulübe her taraftan tebrikler yağıyordu….

Bu tarihsel 13 Şubat 1948 açılış günü ile ertesi günkü “CUMHURİYET” de Eşref Şefik’in 2 yazısından, bugün anlamları içler parçalıyıcı bazı bölümleri, ziyan olmuş gayretler olarak, aşağıya alıyoruz:

(Bugün Kadıköye geçen futbol meraklılarının Fener’in yeni stadına maçtan fazla önem verdiklerine eminim.

BİR KULÜBÜN KENDİ KAYNAKLARINA VE KİFAYETİNE DAYANARAK, DEVLET HAZİNESİNDEN YAPILAN STADLARDAN DAHA FAZLA SEYİRCİ ALABİLECEK BİR STADYUM YAPABİLMESİ KOLAY DEĞİLDİR. Bunun için, idari ehliyetten maada, teknik kabiliyet ve kulüpçüler arasında pratik bir anlaşma hassasının mevcut olması lâzımdır. Bizim Kuüplerin mali imkanlarına nazaran, AZAMETLİ SAYILABİLECEK BÖYLE İNŞAAT MEYDANA ÇIKARMIŞ OLMAKLA, TEMELLERİNİ DAHA SAĞLAMLAŞTIRMIŞ BULUNAN FENERBAHÇELİLERİ EVVELÂ TEBRİK ETMELİYİZ. Sporcu gençlik için asıl faaliyet sahası olaıı stadyumu, kendilerinin çalışacakları Kulüp binasından önce düşünen idarecilerin o büyük stadı verimli ve hayırlı bir tarzda idare edeceklerine şimdiden inanmak lâzımdır.

Kulübe bir kaynak olabilmesi bakımından, Sarı-Lâcivertlileri mütemadi bir çalışmaya sevk edecek olan yeni stat, kulüpçülük hayatımızda BİR DÖNÜM NOKTASI OLABİLİR.

KULÜP İDARECİLİĞİNDE AZ KONUŞUP ÇOK VE BİLEREK İŞ YAPANLARIN İTİBARLARI, HİSSİ VE PARLAK NUTUKLAR VERENLERDEN FAZLA OLUR. AVRUPANIN BİR ÇOK KULÜBÜNÜN İDARESİNDE KULÜP BİNASI KADAR ESKİMİŞ İDARECİLERE RASTLANMASININ NEDENİ, BU NOKTADA ARANAN VASIFLARIN BİZDEN BAMBAŞKA OLUŞUDUR.

KARTVİZİTİNDE ÜNVAN BULUNDURMAK VEYA YÜKSEK FARZETTİĞ1 MAKAMLARLA KOLAY TEMASLAR KURMAK ÜZERE, KULÜP İDARELERİNDE, GENEL KURULLARDA TÜRLÜ CEREYANLAR AÇANLARIN MAHİYETLERİ ÇABUK MEYDANA ÇIKAR. Bunları düşündüğümüzden, ETRAFI BETON BASAMAKLARLA ÇEVRİLMİŞ BİR STAD DEYİP GEÇEMİYORUZ BU FENERBAHÇE STADINA…. KENDİNE GÜVENEN DİĞER KULÜPLER DE ACELE BİRER ŞTAD YAPMAYA, Hem HALKIN RAĞBET EDECEĞİ YERLERDE VE TARZLARDA YAPMAYA MECBUR OLACAKLARDIR.)

(…. Her tarafı tamamlanmamış olduğu halde, AVRUPADAKİ KULÜP STADLARININ ÇOĞUNDAN DAHA DERLİ TOPLU BİR TESİR BIPAKAN FENERBAHÇE’NİN YENİ STADININ YENİ VE ESKİ TRİBÜNLERİ DÜN HINCAHINÇ DOLMUŞTU.

AÇILMA MERASİMİNİN, SPOR SAHALARINA UYACAK BİR TARZDA, KISA VE SAMİMİ TERTİP EDİLMİŞ OLMASINI FENER İDARECİLERİNİN BUNDAN SONRA DA AĞIRBAŞLI VE MÜTEVAZİ ÇALİŞMA İSTEKLERİNİN HAYIRLI BİR ALAMETİ OLARAK KABUL ETMELİYİZ.

SARAÇOĞLU, M.E.BAKANINDAN, CELÂL BAYARDAN……… GELEN TEBRİK

TELGRAFLARININ OKUNMASI VE halka söylenen teşekkür nutkunun devre arasına bırakılmasını da takdirle karşıladık. Bir spor sahasında halkın en fazla önem verdiği şeyin müsabaka olduğunu kavramış bulunan Fenerliler, merasimi sıkıcı nutuklarla uzatmamak drayetini göstermek suretiyle, yeni statlarıyla beraber, yeni bir idare çığırı açmak istediklerini göstermişlerdir.)

UTANÇ ANILARI : VAADLER !……

İstanbul Belediyesi ve “ŞİMDİLİK” kaydıyla da B.T.G.M. lüğünün 50 şer bin liralık yardım vaadleri, birer utanç anıları olarak suya düşmüşlerdi. Bununla beraber, faizi ile beraber 130 bini bankaya, 70 bini de Amaç şirketine olan 200 bin-lira borç, yardım ihtimallerini yaşatmaya zorluyor ve atlatma olaylarını yüzlere vuran yayınlar sürüyordu: İşte yönetim kurulundan R.Dağlaroğlu’nun bir yazısından bir bölüm:

(……..FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜNÜN,

YURDUN GELECEĞİ OLAN VE CUMHURİYETİN EMANET EDİLDİĞİ TÜRK GENÇLİĞİNE HEDİYE ETTİĞİ BİNBİR EMEK MAHSULU BU MUAZZAM ESERE İLGİLİLERİN, SÖZ DE VERMELERİNE KARŞIN, EN KÜÇÜK BİR YARDIM ELİNİ UZATMAMALARI ANCAK ESEFLE KARŞILANACAK ACI BİR DURUMDUR. GÖNÜL İSTERDİ Kİ, DURUM BÖYLE OLMASIN!.., BU SPOR ABİDESİNDE HÜKÜMETİMİZİN, BELEDİYE’-NİN ve BEDEN TERBİYESİ GENEL MÜ DÜRLÜĞÜNÜN DE HİSSELERİ BULUNSUN!… BİRER AVUÇ ÇİMENTO, BİRER ÇİVİLERİ OLSUN!… ÜMİT EDERİZ Kİ BU HAZİN VE ACAİP NOKSANLIK 1950 YILINDA KAVRANIR VE DAHA FAZLA GECİKİLMEZ!….)

BAYAR DA VAAD EDİYOR, AMA…..

Fenerbahçe kulübü 1950 yılına 180 bin lira borçla girmişti. Geliri 160 bin lira olduğuna göre, yükün ağırlığı ortada idi.

14 Mayıs 1950 de Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi ve Fenerbahçe yönetiminde bulunmuş ve sıkıntılara şahit 4 zatın milletvekili seçilmiş olmaları bir ümitti.

fbtarih589

fbtarih590

fbtarih591

Milli Küme Şampiyonu Fenerbahçe futbol takımı, Türkiye birincisi Göztepeye karşı, dönemin en büyük mükafatı olan Başbakanlık Kupası maçini oynamak üzere, 17 Haziran 1950 de Ankarada idi. 2-1 kazanılan bu maçtan 2-3 saat önce, takımla beraber, Çankaya Köşküne Yeni Cumhurbaşkanını ziyaret ve tebrike giden Genelkaptan Rüştü Dağlaroğlu, Fenerbahçe’nin derdini Celâl Bayar’a açmak fırsatını kaçırmadı:

- Kulübümüz spor sahalarında çok başarılı ve mükemmel. Ancak, memlekete 25 bin kişilik en büyük stadı kazandırmış olmanın yükü altında ve borçludur. Tek müşkülümüz işte budur!… dedi. Ne kadar? sorusuna da:

- Yüzbin lira kadar bir şey… cevabını verdi ve ilâve etti:

- Bu miktar, doğruca, alacaklı banka olan Yapı Kredi’ye emir buyurulursa minnetar kalırız……

Bayar şu karşılığı verdi:

- Sizi bu müşkülden kurtarmayı vazife sayarız, pekâlâ,., müsterih olun…. Cumhurbaşkanının bu lütûfkâr vaadi, 8 gün sonra 25 Haziran 1950 Kongresinde seçilen ve içinde 2 de Milletvekili bulunan yeni yönetim kurulunca takip olunmadı ve bu vaad de, ne hazin ki, bu kez bizzat Fenerbahçelilerin ilgisizliklerinden gerçekleşemedi.

STAD HACZEDİLİYOR!….

Yeni Yönetim Kurulu 4 ay sonra, 15 Ekimde, istediği güven oylamasında kaybedince, seçilen 7 kişilik yeni kuruldan 5 inin ilk kez görev almaları bir kısım eski yöneticiyi hoşnutsuzluğa itmişti. Yapı Kredi Bankası da 77 bin liraya indirilen alacağı için, yine de 2. İcra’ya başvurdu. 760 bin lira değer biçilen stada 17.1.1951 de haciz koydurup 255 sayılı ihbarname ile kulübe bildirildi.

Adalet Kulübünün de bu durumdan yararlanıp, Fenerbahçeli futbolculara el attığı 1951 in bu bunalımlı günlerinde Kulüp Genel Sekreteri, (25 kuruş bile alamazsın!…) acı istihza ve uyarılarından yılmayıp, istanbul bölgesinden, çok zor da olsa, 25 bin lira yardım alarak Yapı Kredi’ye yatırmış ve bakiye borç taksitlere bağlanıp haciz kaldırılmıştır. İşaretlemek gerekir ki, bu 25 bin lira, Fenerbahçe Kulübüne, bu tarihe kadar, yarım yüz yılda, Devlet veya her hangi bir kuruluş tarafından yapılan en büyük yardımdır.

Yine bu yardım talebi Merkez Danışma kurulunca, red edilmek üzere iken, Sayıştay Başkanı ve Ankara Gençlerbirliği Kulübü Reisi Mümtaz Tarhan’ın, yerinden fırlayarak:

(— BEYLER, ACZE DÜŞÜP BU YARDIMI İSTEYEN BİR . . . KULÜBÜ DEĞİL, YURDUMUZUN MEDAR-I İFTAHARI BİR TÜRK KULÜBÜDÜR!….) diye Kükremesi üzerine, utanılıp kabul olunmuştur.

STAD 60 BİN KİŞİLİK OLUYORDU……..

Belediye’nin, kapasitesini 24.500 kişi olarak tes-bit ettiği stad, tribünler arasındaki boşluklar nedeniyle, rantabl çalıştırılamıyordu. Bu nedenle, 35 bin kişilik ek tribünlerle boşlukları tamamlanıp çevrelenmiş ve kapasitesi 60 bine yükselmiş stadın 600 bin liraya mal olacağının hesap ettirilmesi üzerine, stadın Bölgece yaptırılması düşünüldü. Bu borcun, halen 60 bine kiralanan pistin, stadın büyümesi nedeniyle, 120 bin liradan 5 yıl süre ile ve peşin olarak kiralanması suretiyle ödenmesi yolunda Yönetim Kurulunca hazırlanan, 18.12.1954 gün ve 54/186 sayılı bir teklifi, Genel Sekreter R.Dağlaroğlu aynı sabah Bölge Başkanı Fahrettin Kerim Gökay’a sundu. Teklif ve tamamlayıcı izahatı uygun bulan Gökay, bu iş üzerinde ciddiyetle durmuş ve bütün formaliteler kısa sürede tamamlanmıştır.

Fenerbahçe Kulübü, lokal davasını da düşünmüştü. Doğudaki küçük sahada, bir katı kapalı salon diğeri toplantı yeri ve müze olarak, 2 kat bina için gerekli 185 binlira, 135 bini bankada 50 bini de muhtelif-maçlar hasılatı olarak, bölgede tutuluyordu.

Bu çalışmalar sırasında, Kulüp, Ankara 19 Mayıs ve Dolmabahçe stadları mimarı Pr.Vietti Vi-oli ile temasta idi. 12 Şubatta yazılan mektupla, daha önce görüşüldüğü üzere, stadın azami sadelikte ve 60 bin kişiye ulaşacak surette yeni tribünlerle çevrelenmiş planlarının hazırlanması istenmişti. Profesör, Milano’dan 2 kez İstanbul’a gelip gerekli etüdlerde bulunmuş ve yardımcıları Şinasi Şahingiray ve Fazıl Aysu ile proje çalışmaları sürdürülmüş ve İtalya’da hazırlanan planlar, 31 Mart 1955 de, Violi tarafından Fenerbahçe Kulübüne teslim edilmiştir. Diğer taraftan, 600 bin lira tahsisat Merkez Danışma Kurulunun tasdikinden geçmiş ve ihale evrakı da tamamlanmıştır.

Fenerbahçe Kulübü, işin kül halinde ve süratle bitirilip inşa safhasına gelinmesi üzerine, bu konuda içtenlikle gayret harcayan Vali ve Belediye Başkanı Gökay’a 25.2.1955 de şükranlarını yazı ile sunarken, Gökay’da yaptığı basın toplantısında:

(— ANADOLU YAKASININ STAD DAVASINI FENERBAHÇE KULÜBÜYLE BERABER ARTIK HALLETTİK!….) demek suretiyle durumu kamuoyuna açıklamıştır.

Fenerbahçe’yi yıllar boyu üzen bir dava, programlı ve gayretli çalışma sonunda,-sessizce ve kulüp için en uygun şekilde hal yoluna sokulmuştu. Baştan sonra Genel Sekreter tarafından yürütülen ve kesinlikle de reklam konusu edilmeyen bütün bu işlerin, Profesör V.Violi’nin haftalarca çalışması, 2 kez Milano’dan İstanbul’a gelişi, buradaki masrafları ve çizilen bir yığın planlar dahil, Fenerbahçe Kulübünün kasasından bir kuruş bile çıkmadan bu tekâmül safhasına ulaştırılmış olduğunu işaretlemek lüzumsuz sayılmamak gerekir!….

ESEN TERS RÜZGAR!……

Ancak, 5.6.1955 Kongresi Fenerbahçe’nin kaderini olumsuz yönde etkilemiş ve grupçuluğun ilk zararları, çok acı şekilde, sineye çekilmiştir. İçinde, 2 milletvekilinin de bulunduğu ve ilk kez 7 den 9 kişiye çıkarılan Yönetim Kurulu’nun, lokma halindeki stat işini, bütün uyarılara karşın, akıl almaz bir ilgisizlikle, yüzüstü bırak ması ve başlıca iş olarak şahıslarla uğraşması Fenerbahçe Kulübüne telafisi olanaksız zararlar vermiştir. Fenerbahçe’nin tertemiz harim-i ismetine, ilk kez, kirli particilik entrikalarını çok aşan ölçülerde, (grupçuluk) sokulmuş, dedikodu, töhmet, iftira ve komplolarla geçirilen koca bir yaz ve kıştan sonra, 600 bin lira, Mart 1956 da diğer sahalara harcanıp gâfil Fenerbahçe açıkta kalmış, binbir emekle tasarruf edilen 185 bin lira da bir mevsimde eritilmiştir.

Fenerbahçe’yi ileriye güvenle bakacak ve sırtı yere gelmeyecek bir güce ulaştıracak 60 bin kişilik stat ile, kapalı salonlu bir lokale sahip kılmak amacıyla, Kulübün parasını kendi paralarından daha titizce koruyan ve kağıt liranın altın döneminde 200 bin lira borçtan 185 bin lira mevcuda geçip 600 bin lira da kira karşılığı avans sağlayan 1950-55 yılları arası 5 Kongrede seçilen Yönetim Kurulları huzur içinde övünmeye hak kazanmışlardır.

Fenerbahçe Kulübünün tarihinde, özel ve çok başarılı yer tutan bu 5 yılda, Yönetim Kurullarında 15 kişi, aşağıdaki süre ve sıfatlarla görev yaptı:

Osman Kavrakoğlu : 2 yıl reis, 1 yıl Genel Kaptan ve 2 yıl üye,
A.M.Hacıbekir : 2 yıl reis,
Bedi Yazıcı : 1 yıl reis,
Rüştü Dağlaroğlu : 5 yıl Genel Sekreter,
Raif Dönçkök ve Sedat Bayur : 1 er yıl Genel Kaptan,
Hayrullah Güvenir : 1 yıl Genel Kaptan ve 4 yıl üye,
Ethem Şahinoğlu : 4 yıl muhasip, 1 yıl üye,
Talat Ataman : 1 yıl muhasip,
Kamuran Tekil ve M.Sencer : 2 şer yıl üye,
Cihat Arman, Ertuğrul Akça, Salih Dinçmen ve Orhan Menemencioğlu : birer yıl üye.

Kulüplerimizde, özellikle Fenerbahçe Kulübünde, işlerin, hatta en hayati konuların, yöneticilerin fedâkârlık derece ve kabiliyet ölçüleriyle yürüdüğüne ve nihayet birgün kıskançlık, aksi görüş, kapris ve kişisel amaç gibi, türlü etkenler altında ve türlü davranışlarla tarumar edilebileceklerine Fenerbahçe stadı kadar canlı ve ibret verici başka bir örnek gösterilemez.

MENDERES EL UZATIYOR!..

Kaçırılan büyük fırsatın acısı bilenlerin yüreklerini dağlıyordu. Gelen, geçen Yönetim Kuralları hızla artan inşaat fiyatları karşısında artık stat sözünü ağızlarına alamaz olmuştular. 22 Ocak 1960 Cuma öğleden sonra idi. İçinde Meclis Başkan Vekili de dahil, bu kez 3 Milletvekili bulunan Yönetim Kurulu dışından 5-6 Fenerbahçeli, yine yönetim dışındaki R.Dağlaroğlu’na telefonla ve tepeden inme:

— BU AKŞAM ANKARAYA GİDİYORUZ. BAŞBAKAN’A STAT KONUSU AÇILACAK. SÖZCÜ SENSİN, MUTLAKA GELMELİSİN…….Denildi ve gidildi.

23 Ocak Cumartesi saat 15 idi. Başbakan Fenerbahçelileri, makam salonunun kapısı dışında karşıladı, onlar oturmadan masaya oturmadı ve: (— FENERBAHÇE, ŞEREF VE ŞÖHRETİ VE BÜYÜK BAŞARILARIYLA HER ZAMAN ÖVÜNDÜĞÜMÜZ BİR KULÜBÜMÜZDÜR. ONA HİZMET EN BÜYÜK MUTLULUKTUR, HOŞ GELDİNİZ…. EMİRLERİNİZ?!…..), dedikten sonra, sol tarafındaki Fenerbahçeli sözcünün 2 dilekten biri olan ve toplantıda hazır bulunan Devlet Bakanı Medeni Berk’in Fenerbahçe Kulübüne Reisliğine müsaade edilmesi isteğini hemen kendisine sorup, olumlu karşıladıktan sonra, stat konusu da çabuk sonuca bağlandı. Dağlaroğlu’nun:

(— Malûmu Alileridir ki, Fenerbahçe stadı Türk sporunun beşiğidir. İstanbul’un geniş Anadolu Yakasının da tek sahasıdır. Ancak, ihmal olunmuştur. İmarı kudretimizin dışındadır. YAPICI ELİNİZİN BU TARİHİ STADA DA UZANMASINI VE İHYASINI DİLİYORUZ. MİLYONLARCA FENERBAHÇELİ SİZE MİNNETTAR KALACAKTIR!….) sözlerine: (— HEM SEVİNDİM, HEM ÜZÜLDÜM. BÖYLE BİR STADIN İHMAL EDİLMİŞ OLMASI ACIDIR. BEN FENERBAHÇE’Yİ VARLIKLI VE ZENGİN BİR KULÜBÜMÜZ BİLİRDİM. BU SIKINTINIZI ŞİMDÎYE KADAR NEDEN BANA AKSETTİREN OLMADI. FENERBAHÇE STADININ İMAR VE İHYASI BÎR MEMLEKET VE GENÇLİK HİZMETİDİR. MEMNUNLUKLA KABUL EDİYORUM. YAPILMIŞ BİLİN VE CAMİANIZA DA MÜJDELEYİN. BU, BİZİM İÇİN VAZİFE VE EN YÜCE ŞEREFTİR. HEMEN BİR BALO, PİYANGO TERTİPLERİZ. İŞ OLUR…) yanıtını verdi.

Burada Fenerbahçeli sözcünün işin maddi portesine değinmesine Menderes’in verdiği cevap tarihseldir:

(- AF BUYURUN BEYEFENDİ, BU İŞ BİR BALO VEYA PİYANGOLUK İŞ DEĞİLDİR. 5-6 MİLYON LİRALIK İŞTİR).

- SİZ MÜSTERİH OLUNUZ EFENDİM… PARANIN DEĞERİMİ OLUR FENERBAHÇE-MİZ İÇİN!… BİZ, BİR TEK KÖYÜMÜZÜN İÇME SUYUNA 30 MİLYON LİRA HARCAR KEN, FENERBAHÇEMİZ İÇİN YAPACAĞI MIZ HİZMETE SINIR TANIRMIYIZ?. ME DENİ, Not al. Bu işi en kısa zamanda mutlaka yapacağız. BU GECE İSTANBUL’A GİDER KEN DE STADA UĞRAYALIM.)

Bu sözler Fenerbahçelilere şükranlarını beyandan başka yapacak iş bırakmamıştı.

Dağlaroğlu’nun; Efendim, kulübümüzün bir tarihini size sunmak bizler için büyük mutluluktur. 315. sayfada bize Kupa verişinizin resmi var. Başvekil olduktan sonra ilk Kupayı Fenerbahçe’ye vermiştiniz. Hatta, iktidara gelmenizden önce de mutlu bir anıyı unutamayız:

1949 Eylülünde İzmir Palas Otelinde sizi maçımıza davet etmiştim. Celâl Bayar’la önemli işleriniz olduğunu söylemenize karşın, yine de beraber gelip tribünde seyirciler arasında oturmuştunuz. Kazandığımız bu maçtan sonra Alsancak stadından, Bayarla beraber, eller üstünde çıkışınızı unutamayız: Stat, YA YA YA. ŞA ŞA ŞA. FENERBAHÇE, MENDERES, BAYAR tempolarıyla inlemişti!…. dediğinde Menderes 315. sayfayı açıp resme bakmış ve:

- NASIL HATIRLAMAM….. Başbakanlık

Kupası dediniz de…. O maçları şimdi de tekrarlasak!…. Ama, anti demokratik derler, değil mi?… Nemize gerek!…. görüşünü öne sürmüştür.

Menderes, o karlı gece, Medeni Berk ve Namık Gedik’le, İstanbul yolunu tutmuş ve 24 Ocak 1960 Pazar sabahı 6 da, 12 saat önce konuştuğu Fenerbahçeliler henüz Ankara’da ELHAMRA otelinde rahat ve mışıl mışıl uyurlarken, o İstanbul’a varıp stat bekçisi Mustafa Abacı’yı uyandırarak, sabah ayazında Fenerbahçe stat ve sahasını dolaşmıştır.

FENERBAHÇELİN KÖTÜ KADERİ…..

Belediye Başkanı Kemal Aygün öncülüğünde hemen o hafta işe başlanmış, Kulüp içi formaliteler gereği, önce olağanüstü Kongre ile 6 Martta Medeni Berk başkan seçilmiş ve mütehassıs raporlarına göre: mevcut stadın büyütülmesi veya Fİkir Tepesinde yeni stat inşası görüşlerinden üyelerin çoğunlukla mevcut stadın büyültülmesi doğrultusundaki arzulan üzerinde, iş hızlanmıştır. Ancak, Fenerbahçe Kulübün kötü kaderi kanatlarını çırpa çırpa uçup gelmiş ve bu SON ÜMİT ve GAYRETE DE (HAYIR, OLMAYACAK!….) demiştir. Bu seferki engel, 27 MAYIS 1960 İhtilâl ve darbesi oldu.

fbtarih595

fbtarih596

STAT ELDEN GİDİYOR!…

Fenerbahçe; stat konusunda Halk Partisi döneminde atlatılmış, Demokrat Parti zamanında da> ihtilâl ile vurulmuştur. Başkan Medeni Berk tam işi ele aldığı günlerde Yassıada’ya sürüldü. Artık Koalisyon dönemi yaşanıyordu. Stat kaderinin yeniden karanlığa gömüldüğü 1961-62 ler-de, Yönetim Kurulu, inşaatı hararetle süren Ali Sami Yen stadını gözönüne alıp, Beden Terbiyesiyle, sonunda, intifa hakkı karşılığı, sahanın yarısını bağış, yarısını da 2,5 milyon liraya satış suretiyle 40 bin kişilik stat inşası için, anlaşmaya girişti. 23 Eylül 1962 de varılan ön anlaşma 11 Mart 1964 de Ziya Dayıoğlu ile Başkan Dr.İsmet Uluğ arasındaki ferağ muamelesiyle gerçekleşti.

Ancak; bir Kadıköy çocuğu, hatta Fenerbahçeli olan Genel Müdür Fikret Altınel’in başka tesislere rüchan hakkı tanıyıp, Fenerbahçe stadı inşaasını sürekli yokuşa sürdüğü iddia ediliyordu. Nihayet Kulüp bu durumu şikayet konusu yapınca, yine bir Kadıköylü olan Devlet Bakanı Malik Yolaç işi üzerine aldı ve 17 Ocak 1965 de de temeli bizzat kendisi attı. Drenaj ve saha tanzimi 10.3.1966 da ihale edildi. Ancak, parasızlığı öne süren Beden Terbiyesi, işi kısa süre sonra, Bayındırlık Bakanlığına devretmiştir.

Devlet Planlama’nın programa almayı unutması, fiyat artışları, para alamayan müteahhitlerin inşaata haciz koydurmalanyla işlerin sürüncemede kalması Fenerbahçe Kulübünü hesapsız zararlara soktu. Bu nedenlerle 1972 ve 1977 yıllarında Genel Müdürlüğe protestolar çekilmiş, tazminat isteneceği tehdidinde bulunulmuşsada, kulüp hukukçularının toplantısında protestoların müeyyidesi olmadığı, tasfiye halinde,işlerin daha da karışacağı, arsanın geri alınmasının ise imkânsız olduğu sonucuna varılmıştır. Böylece Gençlik ve Spor Bakanlarının izanlarına başvurulmaktan başka çare görülmüyordu. Oysa, 1981 ortalarında Bakan, Fenerbahçe Kulübüne:

(— İŞİ İHMAL ETMİŞSİNİZ. DEVLET BUGÜNE KADAR 200 MİLYON LİRA HARCAMIŞ. BİZ DE, HERŞEYE RAĞMEN BİTİRMEYE ÇALIŞIYORUZ……), demek suretiyle, suçu Fenerbahçe’nin sırtına yüklemeye kalkmıştır.

Yönetim Kurulunun 21.2.1982 Kongresine sunduğu rapordan:

(— 16-17 YIL GEÇMESİNE RAĞMEN, STAT İNŞAATI BİTİRİLEMEMİŞ ve KULÜBÜMÜZ HESAPSIZ ZARARLARA UĞRATILMIŞTIR.

12 Eylül 1980 Barış Harekatından sonra genç ve çalışkan yeni Genel Müdürümüz ve değerli Bakanımız ve tüm Teşkilât, stadımızın inşaatına ağırlıklarını koymuşlar ve hızlı çalışma neticesi inşaat bitmiştir.

35 bin kişinin oturarak maç seyretme kapasitesine sahip olan stadımız, kapalı salonları, Basketbol, Voleybol, Güreş ve hatta atletizm ve her türlü antrenmanlara yeterli ünitelere sahip olmak bakımından, değer taşımaktadır. Ancak, 20. asırda derneklerle yönetilen spor kulüplerinin böylesine ağır masraflı ve zor bir işi üzerine alıp alamayacağını piyasada araştırıyoruz.)

Stadın işletme hakkının Beden Terbiyesine bırakılması uygun görülerek, 18.8.1982 de Ankara’da Gençlik ve Spor Bakanı Vecdi Özgül, Müsteşar İsmail Hakkı Güngör, Umum Müdür Yücel Seçkiner’le Fenerbahçe adına Başkan Ali Şen, mali işler sorumlusu Abdullah Acar ve Eyüp Karadayı .ırasında bir anlaşma imzalanmıştır. Buna göre, intifa hakkı 70 yıl Fenerbahçe Kulübüne ait olmakla beraber, stadın bakım ve personel masrafları Beden Terbiyesince ödenecek, saha hissesinin yarısı, çevredeki 10 dükkandan 7 si, 60 m2 reklam alanı, yılda 6 özel maç hakkı, kapalı salonlar, otopark işletme hakkı Fenerbahçe Kulübüne ait olacaktır. 70 yıl sonunda anlaşma yenilenecektir.

Bu anlaşma 21.8.1982 Olağanüstü Kongresinde 11 e karşı 136 oyla kabul edildi.

5.3.1983 Kongresi Yönetim Kurulu raporundan:

(20 SENEDİR BÜYÜK DÜŞ OLAN FENERBAHÇE STADIMIZ, TANRININ İZNİYLE VE BURADA İSMİNDEN BAHSETMEKTEN MUTLU OLDUĞUMUZ B.T.G.M. YÜCEL SEÇKİNER’İN BÜYÜK GAYRETİYLE, 19 EYLÜL 1982 TARİHİNDE FENERBAHÇE-ALTAY MAÇIYLA AÇILMIŞ VE BÜYÜK BİR SORUNUMUZ BÖYLECE HALOLMUŞTUR.)

Fenerbahçe’nin güçlü ve gayretli kadrosunun başarılı maçları arasında pek göze çarpmayan yahut hoşgörü ile karşılanan stadın natemam durumu, 40 yerine 32-33 bin kişilik kapasite, çatının çok küçük ve hemen hemen yararsız oluşu kısa sürede gözlere batmaya başlamış ve stadın artık Fenerbahçe’nin malı olmadığı düşünülünce de yüreklere oklar saplanır olmuştur.

12 EYLÜL 1980 İN SONUCU!……

İşte, Türk sporunun beşiği koca Fenerbahçe stadının 80 yıllık öyküsü ve işte yüce Fenerbahçe’nin uğradığı son büyük kayıp…. Fenerbahçe Kulübü, çeyrek yüz yıl önce 60 bin kişilik statla mükemmel bir lokalin sahibi olmak durum ve yolunda idi. Bugün, 32 bin kişilik bir stadın ücretsiz kiracısıdır.

Kayıp büyük ve çok büyüktür. Ancak, Fenerbahçe’nin kaderi bu!… ve felâketlere de alıştı artık!… Ancak, yine de gerçekçi olmakta yarar var. Bu nedenle; 1980 sonrası B.T.G.M. lüğünü, stadın kapılarını artık açabilmek için gösterdiği iyi niyet ve çabadan dolayı kutlamak gerek. Eğer 12 Eylül 1980 Barış harekatı olmayıp partiler devri sürseydi, belki bu iş hala sürüncemede kalmış veya memleketle birlikte toptan yok olmuş bu-luncaktı.

12 EYLÜL 1980 Barış harekatı bu kez, yurt gibi, Fenerbahçe Kulübü için de yararlı oldu ve çektiği acıya bir son verdi. Bu nedenle, çok değerli 2 asker B.T.G.M. ü Yücel Seçkiner’le, Gençlik ve Spor Bakanı Vecdi Özgül her türlü şükrana lâyıktırlar.

Fenerbahçe’nin 1981/82 Yönetim Kurulunu da, Başkan Ali Şen başta olarak, tüccarca bir görüşle, zararın neresinden dönülürse kârdır, deyip, bu yılan hikâyesine artık son vermek ve stadı, iyi-kötü, açtırmak için gösterdikleri dirayet ve gayretten dolayı kutlamak gerekir.

fbtarih598

SOSYAL TESİSLER

Fenerbahçe yarım adasının Kalamış koyuna bakan kısmı 1966 yılında, tastikli plan gereği, yelken sporunda faaliyet gösterilmek üzere, sportif bölge olarak ayrılmıştır. Belediyenin yelken sporuyla uğraşamayacağını göz önüne alan Galatasaray ve istanbul Yelken Kulüpleri, atik davranıp, 2500 metrekarelik bu kısmın Kuzey ve Güneyinden birer büyük parçaya elkoydular. Orta kısımda kalan balıkçı kulübelerinin bulunduğu 800 .metrekarelik yere de, daha sonra, geç uyanan Fenerbahçeliler bayrak dikip korunmasını sağladılar. Beden Terbiyesi İstanbul Bölgesinin Belediye’den kiraladığı bu saha, yine Belediyece, 3 kulübe kiralanmış bulunmaktadır.

Fenerbahçe Kulübü, yelken sporuyla beraber, burada bir sosyal lokal tesisi amacıyla ve Kongre kararıyla, girişimlere geçti. Stadın yarı hissesinin Beden Terbiyesine satışından sağlanan 2,5 milyon liranın 400 bininin dereağzına, 1 milyon liranın buraya, yarım milyon lirasının da yine buradaki kamp binasına harcanması kararını aldı ve 1967 de hemen uygulamaya koydu. Kulüp Başkanı Faruk Ilgaz’ın gayret ve çalışmalarıyla şunlar yapıldı:

Önce, 25 X 20 = 500 metre karelik yelken lokali yapımına girişildi. 2 katlı bu lokalin zemin katı kayıkhane, sporcu lokal ve soyunma odaları, mutfak, kiler, çamaşırhane…. Zeminden 3 metre yükseklikteki üst kat ise 10 X 20 metre büyüklükte oyun salonu, daha büyükçe lokanta ve küçük okuma odaları…. Bu 2. kat daha sonra 20 x 30 m2 büyüklükte ikinci bir yemek salonuyla genişletildi. Bu tesisat 1 milyon 400 bin liraya mal oldu.

Kamp binasına gelince; bu tesis 23 metre çapında ve civarın karakterine uygun olarak, daire şeklindedir. Zemin katta 2 şer kişilik 6 oda, bir doktor odası, tedavi salonu, sauna, banyo ve duşlarla 6 X 10 metre büyüklükte bilardo ve masa tenisi salonları vardır.

Üst katta ise, 2 şer kişilik 12 oda, 6 X 10 m2 salon, teras ve kütüphane bulunuyor.. Bu bina da 1968 yılında, mefruşatıyla beraber, yarım milyon liraya mal oldu. Hatırlatmak gerekir ki, Fenerbahçe Spor Kulübü lokali 1975 den beri bu kamp binasındadır.

Sosyal Lokal inşaatı 1968 sonbaharında bitince, aynı yılın Aralık ayındaki Divan toplantısında, talimatnamesi kabul edilip, üye kaydına başlandı. Fenerbahçe Kulübü mensupları için 1000, dışardan gelenler için 3.000 lira olan giriş aidatı zamanla değişti. Bugün, her Fenerbahçe üyesi, otomatik olarak tesislerin de üyesidir. Ancak kulübe giriş ücreti 3 milyon liradır.

Sosyal tesisler resmen 18.6.1969 da, bir kokteyl parti ile, Başbakan Süleyman Demirel tarafından hayırlı ve uğurlu olsun dilekleriyle açılmıştır.

Kulüp Yönetim Kurulunun sorumluluğu altında, eski yelkenci üyelerden İzzet Çintav başkanlığında kurulan bir komitenin idare ettiği sosyal tesisler ve lokantası, ilk yıllar, bu komite tarafından büyük başarı ile yönetildi. Ancak, daha sonraları durum değişti. Çok konuşup çarpık iş görenlerin beceriksizlikleri ve 80 e varan personel ile bir buçuk milyon lira borca girilince, işletme devredildi. Bu şekilde de, lokantaya rağbet büyük ölçüde düşünce, durum bir kaç yıl şikayet konusu oldu. Uzayan türlü söylentiler, tesislerin kesinlikle kulüp tarafından yönetilmesi şeklindeki kongre kararı üzerine, bu arada işletmeciye verilen 35 milyon lira tazminattan sonra, 1986 şubatından beri artık nihayet kesilmiş bulunuyor.

DEREAĞZI TESİSLERİ

Fenerbahçe stadının yeniden yapılması için 1965 yılında yıkılmasından sonra, futbol takımının çalışmaları înönü stadına naklonulmuş, 1966 da da Anadoluhisarı’na gidip gelinmiştir.

Bu zorluklar karşısında, Kurbağalıdere ağzında Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait 31 bin m2 lik bakımsız Kördere sahası yıllığı 6 bin liraya Fenerbahçe Kulübü tarafından kiralandı ve hemen onarımına geçildi. Toprak futbol sahası 75 x 105 metre olarak düzene sokulmuş, 200 m2 lik duş ve soyunma odalarını kapsayan bir tesis yapılmış, ayrıca, ıslah olunan ve Standard ölçülere uygun olarak yapılan koşu pisti ve atlama havuzları da gençliğin istifadesine konmuştur.

Fenerbahçe Kulübünün 2 ayda 100 bin lira (yaklaşık 9 bin dolar) harcayarak meydana getirdiği bu tesisler 2.9.1967 de, davetli Bulgar atlet-leriyle yapılan Türk-Bulgar yarışmalarından önce, Vali Vefa Poyraz tarafından hizmete açılmıştır. Saha ve pistin dikenli telle çevrilmesi ve ihâta di-varlarıyla güven altına alınmasına da 400 bin lira harcandı ve burada oldukça mükemmel bir spor sitesi meydana getirilmiş oldu. Hatta, 1968 de İstanbul Bölgesi’ne 3 bin kişilik portatif tribünler de yaptırıldı.

Dereağzı tesisleri gün geçtikçe daha da mükemmel hâle gelmiş, futbol sahası yeniden düzenlenmiş, bina alanı yeni eklerle genişletilmiş, sahile 250 metre rıhtım yapılmış, asfalt kaplama basketbol ve voleybol sahaları meydana getirilmiştir. Ayrıca, parke kaplamalı bir kapalı salon inşa edilerek, burada, futbolcu, güreşçi, boksör, halterci, kürekçi, yelkenci, masa tenisçisi ve her spor dalından gençler her türlü malzeme ve hocalarıyla günün her saatinde çalışma olanağına kavuşturulmuşlardır. Eski restaurant da restore edilip tefriş olunmuş ve sporculara maliyetine yemek yeme imkânı sağlanmıştır.

Bu tesislerin en mükemmeli hiç kuşkusuz futbol sahasıdır. 1981 yılında Asbaşkan Ömer Çavuşoğlu’nun ilgisi ve 26 milyon lira bağışıyla meydana getirilen çim saha, her tarafı yemyeşil ve bozulmamış durumuyla, yıllardanberi bütün Türkiye için örnek ve sözü edilen çim saha hüviyetini taşır ve korur bulunmaktadır.

Dereağzındaki tesisler, gerek binalarda yapılan esaslı onarımlar ve gerekse futbol antrenman sahasının mükemmel surette çimlenmiş olmasıyla, Fenerbahçe’nin şanına yaraşır duruma gelmişlerdir. Futbol sahasının doğusunda, asfalt yol kenarında yıllar önce inşaatı duran kapalı salonun 1987 sonbaharında tamamlanmasına başlanması Fenerbahçe’nin çok önemli bir ihtiyacını karşılamak üzeredir.

Bu iş için 130 milyon lira harcayan Başkan Tahsin Kaya her türlü övgüye hak kazanmış bulunuyor. Bu nedenle, bu salona (Tahsin Kaya Spor Salonu) adını vermek bir kadirşinaslık borcudur ve ayrıca da fedakârlıkların Fenerbahçe kulübünde artık lâyık oldukları gibi değerlendirileceklerinin de kanıtı olur.

İLGİSİZ BELEDİYE

Vakıflar, Belediye ve Milli Emlâk’a ait Dereağzı sahasının Fenerbahçe kulübüne mal edilmesi yolunda gereken gayreti kulüp son bir yıldır göstermeye ve olumlu sonuçlar almaya başladı. Kayışdağ sahasının Pendik; Pendik sahasının Dereağzı ile trampe edilmesi yolundaki işlemler olumlu yolda. Ancak, kulübün bu gayreti, günümüzün zor koşulları altında yeter mi ?.. Etrafımıza göz attığımızda, Fenerbahçe kulübünün, başta Kadıköy Belediyesi olarak, ilgililerce ne kadar yalnız ve desteksiz bırakıldığı hemen göze çarpar.

Fenerbahçe’nin kötü kaderi Belediye Başkanlığı konusunda 4 yıldır alarm çaldı!… 1983 Seçimlerinde Başkanlığa seçilen ve üyesi olduğu Fenerbahçe kulübünün, daha henüz çok küçük yaşta amigoluğuna bile özendiğini söyleyerek ümitler veren zat, hiç de umulduğu, söylendiği ve kendini tanıttığı gibi çrkmadı!..

Yeni Belediyeler Yasasıyle, başta Beşiktaş, Beyoğlu, Bakırköy ve Sarıyer olarak, İstanbul’un bütün Belediyeleri, sınırları içindeki spor kulüplerine hertürlü yardımı yağmur gibi yağdırırlarken’, Kadıköy semtine bir katrecik olsun düşmemiş ve 1987 yılı sonuna kadar bu tutumuyla Kadıköy Belediyesi istanbul’da ilgisizlik ve cimrilik damgaları yiyen tek belediye olmuştur.

Kadıköy Belediyesi bu ihmal, uykusundan uyanmalıdır, artık. Yarın huzur içinde olmak ve övgü ile anılmak istiyorsa diğer belediyelerin yürüdüğü yolda yürür ki sağduyu da bunu gerektirir.

fbtarih600

fbtarih601

fbtarih602

KUŞDİLİ LOKALİ

Fenerbahçelilerin hedefi Kuşdili de Hazine-i Hassâ ya ait bir köşktü. Bir tarafı Kurbağalıde-re’ye, diğer tarafı Kuşdili çayırına bitişik olan bu 2 katlı beyaz köşkte, sosyal bir kuruluş olan Kadıköy Uhuvvet Kulübü barınmakta idi. Her yönü top ağaçlı geniş bir bahçe içinde, çevrenin en güzel yapısı olmaktan başka, konumu da bir spor kulübü için idealdi. Fenerbahçeliler bu binada 2 oda kiralayarak Köprübaşı kurduktan sonra, tümünü ele geçirmek planını uygulamaya koydular. Reis Dr. Hamit Hüsnü ve Yönetim Kurulundan Zeki Mazlum beyler işi kovalayıp 2 odayı., yılda 20 altın lira karşılığı, Uhuvvet Kulübünden 1914 yılı başında kiraladılar. Binanın tümünü ele geçirmek de bir tesadüfle kolaylaştı:

Bir gün, Beyoğlundaki muayenehanesine gelen bir hastanın alelusul kimliğini soran Hamit Hüsnü bey;

— Hazine-i Hassa Hukuk Müşaviri Ahmet…. cevabını alınca, durumu ona açmış ve vaad almıştır. Nitekim kısa süre içinde bütün köşk, yıllığı 80 liraya Dr. Hamit Hüsnü bey adına kiralanmış ve direnen, kumarhane mahiyetindeki Uhuvvet Kulübü, biraz zor da olsa binadan uzaklaştırılmıştır. Ancak, kira bedeli kulübe ağır geliyordu. Başmabeyinci Tevfik bey aracılığıyla, o sırada prostat ameliyatı geçirmekte olan Sultan Reşat’-dan, seneliği 40 liradan 10 yıllık yeni bir mukavele için iradei seniye çıkarıldı.

Fenerbahçe Kulübü nihayet adına ve şanına lâyık bir Lokale kavuşmuştu. Üyelerinden toplanan 45 altın lira ile lokal mükemmel şekilde döşendi ve 20 Mart 1914 Cuma günü de muhteşem bir törenle açıldı.

Deniz bandosunun marşlar çaldığı törende, ilk Türk futbolcusu Fuat Hüsnü ile Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hamit Hüsnü beylerin babaları Amiral Hüsnü Paşa, İstanbul Milletvekili Salah Cimcoz, Muharrir Ahmet Rasim, Hazine Hukuk Müşaviri Ahmet beyler, Milli Müdafaa, Belediye, Basın ve Kulüpler temsilcileri, Reji Whittall, 4 değerli havacımızın şehit olmalarıyla yarım kalan İstanbul-Kahire uçak seferini pek az sonra tamamlayacak olan, hava yüzbaşısı Salim (İLKUÇAN) bey ve daha bir çok tanınmış kişiler hazırdılar. Binanın dışı alay bayrakları, içi de Fenerbahçe Kulübünün uğraştığı spor dallarının araç ve gereçleriyle süslenmişti.

Tören, reis Hamit Hüsnü beyin Yönetim Kurulu Başkanı kalıp, kısa süre önce ihdas olunan, Genel başkanlığa getirilen Hicaz Demiryolları Umûm Müdürü Yüksek Mühendis Hulusi beyin şu kısa söyleviyle başladı:

(…..İhtimal benim gibi yaşlı ve zayıf bünyeli bir adamın spor kulübünde başkan olması garip görünür. Hiç kuşkusuz, benim gibi yaşı ve vakti müsait olmayanlar bilfiil spor yapamazlar. Fakat, AMACIMIZ, BÖYLE ÇALIŞKAN GENÇLER TOPLULUĞUNU TEŞVİK VE TERGİPLE, MEMLEKETTE GÜÇLÜ UNSUR YETİŞMESİNE ÇALIŞMAKTIR.

ASRIMIZ KUVVETİN HAK’KA GALEBE ÇALDIĞI BİR DEVİRDİR. OYSA, BİZ, YİNE GÜÇLÜ OLARAK, HAKKA GALEBE DEĞİL, AKSİNE, ONA YARDIMCI OLACAĞIZ.)

Bir çok konuşmacı Fenerbahçe kulübüne yeni çatısı altında da başarılar dilemiş, davetlilere limonata, çay, pasta ikram olunmuş ve bugün açılan Kulüp hatıra defterine ilk yazıyı Amiral Hüsnü Paşa yazmıştır. Yine bugün, davetlilerden Reji Whittoll tarafından hediye edilen spor malzemelerinden başka, kitaplarla Fenerbahçe Kulübü kütüphanesinin de açılması imkânı doğmuştur.

Fenerbahçe’nin yeni lokali Kuşdili ve çevrenin en güzel yapısı idi. Geniş salonu, jimnastikhane-si, Yönetim kurulu Odası, müzesi, kütüphanesi, temsil sahnesi, büfesi, soyunma odaları, duşları, çok muntazam tarh olunmuş, topağaçlarla gölgeli büyük bahçesi, sonraları tenis korduna çevrilen beton patinaj yeri, Debrelizade Fuat beyin bağışladığı bir mavna dolusu kereste ile bahçenin güneyinde dere kenarına yaptırılan büyük kayıkhane, daha sonra Kulüp lokaliyle futbol sahası arasında yapılan iki mükemmel toprak kortla Fenerbahçe Kulübünün bu yerleşim alanı, bütün bu zenginlik ve mükemmeliyetiyle yurdumuzun örnek bir spor sitesi oldu.

Fenerbahçe kulübü 240 metresi bina alanı olarak, bahçe, kayıkhane ve patinaj yeriyle beraber, 3 bin m2 bir sahayı kapsayan bu ferah lokalde 19 yıl barındı. Büyük şöhretini, aynı yıllarda büyük başarılarla uyguladığı 20 daldaki çalışmasıyla burada kazandı. Büyük ATA’sının ziyaret, takdir ve tebrik mutluluklarına burada ulaştı. Kurtuluş savaşma gerekli silah ve araçlarla personeli, kamufle edilmiş balıkçı tekneleriyle, bu binanın kıyısından Anadolu’ya kaçırdı. İşgal-Orduları takımlarını perişan ve milleti hoşnut eden büyük zaferler bu lokalde iken kazanıldı ve İşgal Orduları Başkomutanlığı Fenerbahçe Kulübünü yine bu binada iken kapatıp kapısına süngülü nübetçiler dikti.

Fenerbahçe Kulübünün ve bu lokalin büyük salonu dile gelse ne çeşitli anılar sunar!…

Bu salon 1. Dünya Savaşı yıllarında Kadıköy’ün tanınmış aileleri tarafından ordumuzun çamaşır dikimhanesi olarak kullanılmış, sahnesinde geceleri Kulüp üyesi amatörlerce tiyatro temsilleri, ses ve saz sanatçıları tarafından konserler verilmiş, aletli jimnastik çalışmalarından ayrı olarak, ringte boks ve güreş müsabakaları tertiplenmiş ve ünlü müdafiArif’in şehit olduğu haberi gelince, bütün spor çevrelerinin katıldıkları muhteşem mevlût bu salonda okunmuştur.

Türk Tarihinin en karanlık sayfaları olan Mütareke ve İşgal dönemine 24.11.1918 günü 3-1 lik galibiyetle ilk nurlu ışığını yansıtan Fenerbahçe, Dünyanın en büyük zaferini kazananlardan birinin futbolda bir saat önceki mağluplarını, ummadıkları gayet ince bir nezaketle, sıcak çay masası etrafında bu salonda toplayıp ağırlamış ve göğsü renk renk şerit ve nişanlarla süslü Fransız Albayı:

— BİZ TÜRKLERİ YANLIŞ ANLAMIŞIZ. BÖYLE MERT, BU DERECE MEDENİ VE BU KADAR SPORTMEN BİR ULUS KARŞISINDA SİLAH KULLANMIŞ VE KAN DÖKMÜŞ OLMAKTAN ŞİMDİ ÜZÜLÜYORUM. BU HATANIN TEKRARLANMAMASINI VE İKİ TARAFA DERS OLMASINI BÜTÜN KALBİMLE DİLERİM!… sözlerini yine bu salonda söylemişti. Aynı tarz itiraflarla Türklüğü öv’en sözler, birçok kez, yine Fenerbahçe karşısındaki hezimetlerden sonra, mağrur İngilizler tarafından da yine bu salonda tekrarlanmıştır. Bunlardan biri hakkındaki bir yorumdan bazı satırları, 8.12.1918 günlü TASVİR-İ EFKÂR Gazetesinden, son derecede tarihsel değeri bakımından aşağıya alıyoruz:

(……OYUNDAN SONRA FENERBAHÇELİLER İNGİLİZLERE BİR ÇAY ZİYAFETİ VERMİŞLER VE BU ZİYAFETTE İNGİLİZLERE KARŞI SAMİMİ VE DOSTANE NUTUKLAR İRAT EYLEMİŞLERDİR. BİLMUKABELE, İNGİLİZLER DE, 2 HAFTA ÖNCE FRANSIZLARIN YAPTIKLARI GİBİ, TAM BİR İÇTENLİK VE ÜZÜNTÜ İLE CEVAP VERMİŞLER, TÜRKLÜK VE TÜRKLERİ TAMAMIYLA YANLIŞ ANLAMIŞ OLDUKLARINI İTİRAF EDEREK, ÖTEDE BERİDE TÜRKLERE KARŞI VUKU BULAN KUSURLARININ AFFINI RİCA ETMİŞLERDİR…..

FENERBAHÇE KULÜBÜ, BU MÜSABAKALARLA TÜRK GENÇLİĞİNİ, TÜRK MİLLETİNİN NEZAKET VE KİBARLIĞINI SPOR SAHALARINDA İNGİLİZ VE FRANSIZLARA GÖSTERMEK VE ARADA İLİŞKİ VE BAĞLANTI KURMAK GİBİ MEŞKÛR BİR AMAÇ İZLEMEKTEDİR Kİ, BU, GERÇEKTEN TAKDİRE LÂYIKTIR.)

Büyük Kurtarıcının engin Fenerbahçe sevgisini açıkladığı bu salon Türk sporunun örgütlenme ve T.İ.C.İ. nın kuruluşu döneminde de birçok toplantılara sahne olmuştur.

STAT İÇİNDEKİ LOKAL

Kuşdili lokali 5/6 Haziran 1932 gecesi yanın-ca, Kulüp, kiracısı olduğu ve 25 Ekim 1929 da yapılan törenle, adı (FENERBAHÇE STADI)na çevrilen eski UNION CLUP lokalinde barınmaya başladı.

Sarı-Lâcivertli Kulüp, bir taraftan stadı Milli Emlâk’tan satın alma işine girişirken, bir taraftan da bakımsız saha ve harap lokalin imar, tamir ve tefrişi işlerine girişmiş ve 27.5.1933 de takrir muamelesi tamamlanan stat Fenerbahçe’nin malı olmuştur.

Fenerbahçe Kulübü stadın sahibi olunca, kollar sıvanmış, başta büyük taktirkârı Yüce Ata’-nın en büyük bağış olan 500 lirası ve diğer yardımlar ve (50) kuruştan tertiplenen eşya piyan-gosuyla sağlanan toplam 17 bin lira (yaklaşık 2000 Reşat altını) ile tahta tribünler sağlı-sollu uzatılırken, harap çatı da yıktırılıp yeniden yapılmış ve boyanmış, bina içinde de onarım ve ilâvelerle değişiklikler olmuştur. Ancak, bu çıra gibi tahta bina gerek konfor ve gerekse iç planı itibarıyla elverişsiz ve yetersizdi. Ayrıca, giderek değer ve zenginliği artan ve gözler kamaştırır hale gelen müze nedeniyle, yangın tehlike ve korkusu sürekli kaygı oluşturmuş ve 1953 den itibaren müzede bekçi yatırmak gereği duyulmuştur.

ÇARŞI LOKALİ

Fenerbahçe Kulübünün yıllardır çektiği en büyük sıkıntı, (kapalı salon) yokluğu ve 1932 deki yangından beri de uygun bir (Kulüp LokaIi)nden yoksun oluşu idi. Hele kapalı salonsuzluk Fenerbahçe’nin alnına, bir türlü silemediği, (Göçebelik) damgasını vurmuş bulunuyordu. Sporcuları, her şeye ve bu büyük handikapa rağmen, salon sporlarında fedakârane gayretlerle pek çok şampiyonluklar kazanırken, bir o kadarı da, salonsuzluk ve göçebeliğin yarattığı engeller sonucu şuna-buna kaptırılıyordu.

Bu nedenlerle, statta açık tribünün arkasındaki geniş boşlukta 2 kat ve jimnastik salonlu bir lokal inşası için, 1954 de girişilen çalışmalar, İtalyan mimarı Vietti Violi’nin, Kulübe bir kuruş masrafa mal olmadan Milano’da yaptığı planlar ve bu amaçla 2 yılda azami bir tasarrufla biriktirilen 185 bin lira, 1955 yılı yazında, hazır ve bankada idi. Ancak, bu tarihlerde Fenerbahçe Kulübü içinde başlayan grupçuluğun zararlarından olarak, tutarsız davranışlar arasında, 60 bin kişiliğe çıkarılacak stat gibi, Kulüp Lokali de 1956 da stattan Kadıköy çarşısında Muvakkithane Caddesi 21 sayılı dar ve eski 3 katlı binanın üst katına taşınmıştır.

Bu yanlış ve yararsız davranış, nakil sırasında veya.daha sonra, başta Ekrem Koçak’ııı Pakistan’da Asya Olimpiyatında kazandığı, bir metre boydaki, Türkiye’nin en büyük Kupası olarak, bazı değerli mükâfatın yok olmaları sonucunu da doğurmuştur.

Fenerbahçe Kulübü bu dar ve elverişsiz lokalde 3 yıl kaldıktan sonra, 1959 da 6 yıl için, yine Yoğurtçu’ya, stada döndü.

fbtarih605

fbtarih606

EFES LOKALİ

Fenerbahçe stadının, intifa hakkı karşılığında, yeni inşaat için, kısmen Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğüne devri, kısmen de 2,5 milyon liraya, yine B.T.G.M. lüğüne satılması üzerine, binanın boşaltılması sonucu, lokal 1965 de Kuşdili Caddesindeki yeni EFES işhanı binasına taşındı. Fenerbahçe Kulübü bu binanın birinci katındaki birkaç odada, 1975’e kadar 10 yıl barınmıştır.

SOSYAL TESİSLER

Kadıköy imar planında Yelken sporuna ayrılan Fenerbahçe burnunda Kalamış koyuna bakan arazinin Belediyece, ve Beden Terbiyesi kanalıyla, İstanbul Yelken, Fenerbahçe ve Galatasaray Kulüplerine kiralanması üzerine, Fenerbahçe Kulübünün stadın devrinde Beden Terbiyesinden aldığı 2,5 milyon lira ile burada yaptığı tesisler, 18.6.1969 da, Kurdelesi Başbakan Demirel tarafından kesilen bir törenle açılmıştır.

Efes binasının bölüm bölüm satışa çıkarılması üzerine, Fenerbahçe Kulübü, lokalini 1975 yılında bu tesislerden kamp binasına taşıdı. Şu yapıtın baskıya verildiği 1987 sonbaharında Kulüp lokali aynı yerdedir.

FENERBAHÇE BAYRAMLARI

Fenerbahçe Kulübü, düzenlediği sportif bayramlar bakımından, önceleri Türk kulüpleri arasında özel bir yer tutuyordu. Ancak, bu güzel gelenek zamanla unutulmuş gibidir.

Fenerbahçe kulübünde bu gibi organizasyonlara 1912 de başlanmış, daha sonra 1930 larda anane halini alıp, 1939 Bayramını 1946 daki 40. yıl, bunu da 50. yıl bayramları izlemiş ve nihayet 25 yıl sonra 1982 de 75. yıl törenleri yapılmıştır. Görülüyorki ihmal büyüktür.

Fenerbahçe, ilk bayramını 15.9.1912 de tertipledi. İstanbul Lig şampiyonluğunu kazanması, Union Club sahasında bir tatil günü ücretsiz yararlanmak hakkını vermişti. Bu nedenle, zengin bir program yapılmış, şampiyon takım futbolcularına ilk kez olarak hazırlanan kalp biçiminde ve üzerinde (Fenerbahçe Sporting Club) yazılı gümüş madalyalar armağan edilmiştir. Bu bayramdan sağlanan 41 altın lira ile (Altıyolağzı)ndaki lokal kiralandı.

İkinci bayram 26.10.1913 Pazar günü yine Union Club’de ve Maarif Nazırı Şükrü beyin himayesinde düzenlenmiş ve bir askeri bando da hazır bulunmuştur.

Bu bayramın programında sürat ve mukavemet koşuları, bisiklet yarışı, av müsabakaları ve 2 futbol maçı vardı. Müsabakalar Garnizon Komutanı Cafer Tayyar bey riyasetinde İst.Mebusu Salah Cimucoz, Dr. Hamit Hüsnü, Naci Ali, Salahad-din Ali, Ali Kemal, İbnürrefik Ahmet Nuri, Celâl Esat ve İzzettin Molla beylerden kurulu bir heyetin gözetiminde yapıldı. Futbol maçlarında STRUGGLERS Rum Kulübü ile RUMBLERŞ İngiliz Takımları berabere kalmış, G.S. ise F.B. yi 3-0 yenmiştir. Bu bayramdan elde edilen 30 altın lira ile Altıyol’daki lokalin mefruşatı tamamlandı.

Birinci Dünya Savaşı yıllarında düşman uyrukluların gece sokağa çıkmaları yasaktı. Fenerbahçe Kulübü, bunlara özel izin aldığından Kulübün Hale sinemasında tertiplediği Eskrim ve Jimnastik ve diğer dallarla, lokaldeki konser ve eğlencelerde Moda ve Kadıköylü yabancı aileler görev almaya hevesle koşarlardı. Elkâtipzade Mustafa beyin rol aldığı bu organizasyonlar Mora, Gle-vati, Pepo ve Whittall ailelerinin katkılarıyla başarılı ve verimli olurdu.

Fenerbahçe, bu ailelerle 2 de çiçek bayramı düzenlemiştir. Bu bayramların biri Kızılay yararına yapıldı. 1916 daki ikincisinin başlıca özelliği Fenerbahçe Kulübünü temsil eden ve Kırmızı-Beyaz güllerden yapılmış bayraklı arabadır. Yine çiçekten elbiseli yabancı genç kızların yer aldıkları arabada, o zor dönem için teselli ve ümit olarak, (SABRIN SONU SELAMETTİR!..) yazılı idi.

Fenerbahçe Kulübü, Altınordu ile, 29.1.1915 olarak ilkisavaşta, 11 Nisan 1919 olarak da, ikincisi savaştan-hemen sonra 2 bayram tertip etti. Yapılan 2 maçın ilki berabere bitti. 2. yi 1-0 F.B. kazandı.

1921 kışında Tepebaşı tiyatrosundaki Fenerbahçe bayramı, Boks, Eskrim, ve Güreş dahil, bir çok daldaki müsabakalarla başarılı geçti.

İZMİR’İN ALINDIĞI GECE

Fenerbahçe’nin en parlak gece müsameresi 9 Eylül 1922 de Bel-Vu gazinosunda yaşandı. Ne büyük mutluluk ki, bir ay önceden kararlaşan gece İzmir’in Yunaıı’dan kurtarılacağı güne rastlamış ve büyük Gazi ile Türk ordusunun bu muazzam zaferi o gece, layık olduğu coşku içinde sabaha kadar kutlanmıştır…..Gecede F.B. li 2 Şehzade Ziyaeddin ve Ömer hilmi efendiler de hazırdılar.

Bu tarihsel gecenin pembe renkli giriş biletinin en üstünde Sarı-Lâcivert renkli Kulüp armasının altında aynen şöyle yazılıdır:

Devletlü necabetlu Ömer Faruk Efendi hazretlerinin tahtı riyaseti fahriyelerinde bulunmakla mübahi
FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ MENFAATİNE
Polis Müdür’ü Umumisi Miralay Esat Beyefendinin himayei Âlilerinde Eylül’ün 9 uncu Cumartesi günü öğleden sonra saat dörtten gece yarısına kadar Fenerbahçe’de “Belle Vue” mesiresinde icra edilecek olan
BÜYÜK BALO VE MÜSAMERE BİLETİ -1 LİRAYI OSMANİ

Belvu bahçesinde, 14.8.1924 de, T.B.M.M. Başkanı Fethi Okyar bey himayesinde bir (FENERBAHÇELİLER GECESİ) daha yaşandı, Milli Oyunlar, Şadi beyin temsili ve Türk Musiki1 Cemiyeti reisi Ali Rıfat bey başkanlığındaki kon-ser’den ayrı olarak, denizde yarışlar tertiplendi.

Fenerbahçe’nin bundan sonraki bayramları şöyledir:

13.5.1932 : Fenerbahçe Stadı, bazı yeniliklerle ve törenle açıldı.
5.4.1933 : 200 sporcu ile 25. yıldönüm bayramı ve Boçkay maçı,
25.8.1933 : Şampiyon Futbol ve Voleybol takımlarıyla Yalova gezisi,
16.1934 : 26. yıldönüm bayramı. Gazi’nin Türkiye’de yalnız Fenerbahçe stadına konmasına izin verdiği büstü and içilerek açılmış, 4 Yunanlı atletle yarışılmış, 352. maçını F.C.Wien ile yapıp 470. golünü atan Zeki Sporel futbola veda etmiştir.
11.6.1935: 27. yıldönüm bayramında F.B. İsviçre şampiyonu Servette’i 5-2 yendi.
5.7.1936: Yağmura rağmen 28. yıldönüm bayramı 8 bin seyirci toplardı.
6.6.1937: 29. yıldönüm kutlaması 10 bin seyirci önünde 4-1 lik Rapid maçı ile yapıldı. 300 sporcu törene katıldı.
19.6.1938: 30. yıldönüm bayramında A.E.K.-Panathinaikos karmasına 12 bin seyirci önünde 2-0 galip gelindi.
11.6.1939: 31. yıldönüm bayramı Midlesex Wanderers İngiliz takımıyla beraber kutlandı. 14.000 bilet ve 8900 lira bu tarihe kadar rekordu.
9.6.1946 : 7 yıl savaş fasılasından sonra, 40. yıldönüm bayramı Mısır’ın National Club takımıyla beraber yapıldı ve 1-1 sonuçlandı. Bu maç kutlamaların en muhteşemi oldu ve 23.435 lira gelirle rekor kırıldı. Eski rekor 1.4.1945 de 14.700 lira getiren 3-3 lük Fenerbahçe-Beşiktaş maçıdır.

Bundan sonra 50. yıla kadar bayram tertiplenmedi. Ancak, 1945 yazında Belvü’de bir gece tertiplenmiş, 24.8.1950 de açıkhava tiyatrosunda Türk musikisi konseri verilmiştir. 13 Nisan 1951’de de Taksim gazinosunda.Bir yemekli gece yapıldı.

50. yıl bayramı hazırlık ve organizasyon bakımından, bütün bayramlardan daha şumullu bir anlam taşımıştır. 9 ay önceden kurulan ana ve bir çok tâli komitelerin çalışmaları acemi ellerde, ne yazık ki, başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Fenerbahçe Kulübü, hayal kırıklığı ile sonuçlanan bu 50. yıl töreninden sonra, 11.4.1964 de, gol yemeden şampiyon olan 1922/23 ün o ünlü kadrosuyla, 1964/65 in şampiyonlarına 31.8.1965 akşamı Hilton’da yemek verdi. Son, 75. yıla gelince, bu yıl-dönüm için oldukça bonkör davranıldı.

Bayram 18.6.1982 de Hilton balosu ile başladı. Dünya Karması futbolcularının imzalarını taşıyan top kulübe 12 milyon lira getirdi. 30.7.1982 de eski yöneticilerin kabirleri ziyaret edildi. 31 Temmuzda Atatürk, Şehit ve rahmetli Fenerbahçeliler için Osmanağa Camiinde mevlut okundu. Gece, Sosyal tesislerde üyelere 2 bin kişilik ziyafet verildi. 1 Ağustos’ta İnönü stadında deniz bandosu eşliğindeki sporcu ve yöneticiler geçit töreninden sonra, 75 beyaz güvercin uçuruldu ve futbolda Kocaelispor’la 1-1 berabere kalındı.

fbtarih609

fbtarih610

fbtarih611

HİÇ GOL YEMEYEN ŞAMPİYONLAR GECESİ

Cumhuriyet Gazetesi 26 Ekim 1963 Cumartesi akşamı Divan otelinde ilk milli futbol maçımızın 40 ıncı yıldönümü anısına kokteyl tertipledi.

O maçta yer alan 12 futbolcudan vefat eden Al-tınordu’lu Emin ile Feyzi Baron ve rahatsız bulunan G.S. lı Nihat Bekdik dışında 9 kişi (yani, kaleci eski Altınordu’lu Nedim Kaleci ile İbrahim Kelle ve şu 7 Fenerbahçeli: Hasan Kâmil Sporel (K), Cafer Çağatay, Dr. İsmet Uluğ, Alaaddin Baydar, Zeki Sporel, Sabih Arca ve Dr. Bedri Gürsoy) davete gelmişlerdi. O günün anıları yaşatıldı ve gazete sahibi Nadir Nadi futbolculara madalya ve şilt’ler sundu.

fbtarih612

Fenerbahçe Kulübü 58-0 gibi Dünya futbol tarihinde eşi görülmemiş bir skorla lig şampiyonluğunu kazanan 1922/23 mevsimi kadrosu için, yıllardır böyle bir gece tertibi amacında iken bu bir türlü gerçekleştirilememişti. Bunu hatırlamışlar ki, Fenerbahçe Başkanı Dr. İsmet Uluğ ile Zeki Sporel bir ara Genel Sekreter Rüştü Dağlaroğlu’na:

(— Böyle bir anma törenini bizim gol yemeyen takım için ilk defa sen düşünmüştün, Cumhuriyet üstün çıktı..) dediler.

Bu, gerçekti. Ve, Cumhuriyet Gazetesi tertiplediği bu kokteyl ile bu düşünceyi gerçekleştirmede Fenerbahçe’yi tahrik etmiş oldu. Nitekim, bu gibi organizasyonlarda durumu daha müsait olan (Fenerbahçeliler Cemiyeti) harekete geçirildi ve Dünya futbolunun bu eşsiz olayı 11 Nisan 1964 gecesi (Taksim Belediye Gazinosu) nda, târihsel önem ve anlamına yaraşır ihtişam içinde, anıldı.

Şekip Kulaksızoğlu-Hasan Kâmil Sporel (K), Cafer Çağatay-Kadri Göktulga, İsmet Uluğ, Fahir Yeniçay-Sabih Arca, Alaaddin Baydar, Zeki Sporel, Ömer Tanyeri ve Bedri Gürsoy’dan kurulu bu takım her maça aynı 11 ile çıkar ve basın kadroyu, isim yazmadan, (FENERBAHÇE HER ZAMANKİ TERTİPTE İDİ) diye tanıtırdı.

Hepsi de tabip doktor, eczacı, Y.Mühendis, veteriner Doktor, Y.Kimya Mühendisi, Muhasebe ve Ziraat Y.Mühendisi, Diş Tabibi gibi yüksek tahsilli idiler.

Hiç biri Sarı-Lâcivert renkler dışında forma taşımadan, futbolu Fenerbahçe Kulübünde bırakmışlardı.

En sevindirici taraf da, bu şampiyonların 41 yıl sonra hepsi sağ ve sağlıklı idiler.

İşte, yer yüzünde böyle bir futbol kadrosunun bir eşinin var olacağı düşünülebilirmi idi ?… Nitekim, yıllar boyu süren araştırmalar sonucu, 1862’de başlayan Dünya Lig şampiyonluğu tarihinde, 125 yıldır, yukardaki özellikleri taşıyan 2 inci bir futbol takımının yer yüzünde görülmediği kanıtlanmıştır.

Evet, 11 kişi yenilmeden ve lig’in 2 devresinde de hiç gol yemeden bir ülkenin lig şampiyonu olacak ve bu başarıyı 41 yıl sonra, gene aynı kulübün mensupları olarak, tam kadro, sağ ve sağlıklı kutlayacaklardı… Bu bir hayaldi.. Ama, işte bu hayal, 11 Nisan 1964 gecesi İstanbul’un göbeği Taksim’de, Belediye Gazinosunda ve yüzlerce taraftar huzurunda heyecanlar içinde yaşanıyor ve bu 11 mutlu futbolcu, Halit Kıvanç tarafından, genç kuşaklara sunulurken onlar da birer ikişer cümle ve tevazu içinde, anılarından söz ediyorlardı:

Gol yemeyen kaleci Şekip: kaleci Alman Subayı Körner, Mütareke olup da yurduna dönünce, birinci takım kalesine (tesadüfen) geçtim. İlk zamanlar, topları elle değil, ayakla karşılardım.

2 Bekler, (Çanakkale) ve (Dalga Kıran) Hasan Kâmil ile (Çeteleci) Cafer, hücum ve topa karşı nasıl set ve sert olduklarını; Kadri Kabadayılığın rakiplere korku vermesinin avantajlarını; Dr. İsmet, futboldan başka, ringlerdeki şöhreti nedeniyle takılan (Yavuz), lâkabından; Profesör ve Dekan Fahir, ilmin futbola üstünlüğüyle, futbo-le erken veda edişinden söz ettiler.

Takımın, kalecilik dışında, 10 yerinde aynı başarı ile oynayan Sabih, takılan (Keçi) lâkabının haksızlık ve kendisinin 10 yerde de oynamasının ne kadar uysal olduğunun kanıtı olduğundan söz ederken, Alaaddin, Galatasaray’a attığı tam 2 düzine golde, Hunter’den öğrendiği sol ayakla yapılan sayıların da rolü olduğunu anlattı. Üstat Zeki, bir soru üzerine, (Hayatta çok fırsat kaçırdım, ama gol kaçırmadım !..) dedi.

Top takipçiliği nedeniyle, yakaladığı fırsatlardan, (beleş) denen Ömer, tatlı esprilerle her kesi neşeye boğarken, takılan lâkabın nedenini şöyle anlattı:

— Ben rakip kale yakınlarında dururdum. Top, gelir bana çarpar ve kaleye girerdi. Hatta bir defasında başıma çarpıp, Nüzhet’in koruduğu Galatasaray kalesine girmişti de bir büyük kupa kazanmıştık.

Dr. Bedri Gürsoy, Halit Kıvanç’ın, kendisine (Ceylan) denmesinin ve görmeye gelen güzel bayanları, iyi görebilmek için taç çizgisinden ayrılmadiği söylentilerini hatırlatmasına:

Vallahi Öyle değil !.. Güzel hanımlar beni değil, hep Zeki beyi görmeye gelirlerdi.. Ben de bundan faydalanmaya çalışırdım !.. O kadar !… Cevabını verdi.

Bir eşinin yaşanmasına imkân olmayan gece, aynı ölçüde gurur ve neş’e içinde geçti,.

FENERBAHÇE HATIRA DEFTERÎ

Fenerbahçe Kulübü, Kuşdili’deki Lokalin açılma günü olan 20 Mart 1914 Cuma günü, 1 sayılı emektarı Elkatipzâde Mustafa beyin girişimiyle, bir hatıra defteri açtı.

Babıâlide Muhtar Halit Kitapevinden alınan 22 X 16 santimetre büyüklükte ve Kahverengi maroken kaplı bu deftere ilk yazıyı Fenerbahçe ve Türk Spor Tarihinin iki ünlü siması Olan ilk Türk futbolcusu Fuat Hüsnü ve Dr. Hamit Hüsnü (KA-YACAN) beylerin babaları Bahriye Nazırı Amiral Hüsnü Paşa; 2. yazıyı da, o dönemde Dünya Çapında bir olay olan, ilk İSTANBUL-KAHİRE uçak seferini tamamlamak başarısını gösteren ilk pilotlarımızdan Yüzbaşı Salim (İLKUÇAN) bey yazmıştır.

Fenerbahçe hatıra defteri, zamanla birçok ünlü kişilerin Fenerbahçeyi öven yazılarıyla süslenip zenginleşti ve paha biçilmez değer kazandı. Bunların en kıymetlisi, hiç kuşkusuz, Büyük Kurtarıcı Atatürk’ün, bu kitabı da süsleyen, ilk sayfadaki yazılarıdır. Fenerbahçe Kulübü için tükenmez övünç kaynağı ve mutluluk olan bu yazı dışındaki, özellikle İşgal ve Kurtuluş Savaşı yıllarına ait görüş ve imalar o derece anlamlı ve yine o ölçüde kıymetlidirler ki, hepsini, ayrı ayrı buraya nakletmek çok iyi olurdu. Ancak, buna olanak yok!… Aralarında ayırım yapabilmek ise çok güç. Bununla beraber, yurdumuzun değişik alanlarda ün yapmış üç çok saygın ve değerli evladının Fenerbahçe Kulübü konusundaki görüş ve düşünüşlerini, birer örnek olarak, bu kitaba almak, aziz anılarını sonsuz rahmet, saygı ve şükranlarla yâd etmeye de olanak verecek….

Aşağıdaki yazı, Saruhan Milletvekili Vasıf (ÇINAR) beyindir. 1925 yılında Fenerbahçe Kulübünde Kurucu üye payesine lâyık görülen Milli Eğitim Bakanı ve daha sonraları da Moskova Büyükelçisi iken 1935 de orada vefat eden Vasıf bey, Fenerbahçe Kulübü için görüş, duygu ve dileklerini, bakınız, 601 aşan yıllar önce, daha 1925 1erde ne büyük isabet ve manaları engin sözlerle açıklıyor:

(— Azası olmakla DERİN BİR İFTİHAR VE SEVİNÇ DUYDUĞUM FENERBAHÇE KULÜBÜNÜ ziyaret ederken mühim tesirler altında kaldım.

Memleketimde bilimsel ve tutarlı temellere dayalı, gerçek bir spor terbiye ve yaşamını geliştiren bu kıymetli kulüp, beynelmilel müsabakalarda gösterdiği kudret ve yetenekle bütün milletin gönülden ilgi ve sevgisini kazandı. Türk Vatanı içinde yaptığı seyahatler, müsabakalar yaygın ve umumi birmuhabbet hâlesini kendi gençlerinin, azasının mütesanit çabalan ve tertemiz sevgileriyle kazandı. Bütün bunları, BU KIYMETLERİ KAZANAN BİR MÜESSESE, MENSUPLARINA MEFHARET VE ŞEREF KAZANDIRAN BİR VARLIKTIR.

Türk gençliği için, kuvvetle ümit ve temenni ettiğimiz, zinde, azimkâr bir ruh ve iradeyi yaratacak, payidar bırakacak bu gibi âmilleri taziz ve tergip etmek her duyan ve anlayan için vazifedir. Bu vazifeyi düşünerek Kulübe yardım edecek bütün müesseseler ve şahsiyetlerin kıymetli bir varlığa karşı esirgemeyeceklerine inandığım devamlı sevgileri, FENERBAHÇE’Yİ BÜTÜN MİLLETİN ÇOK SEVDİĞİ VE İCABINDA KISKANACAĞI BİR VARLIK HALİNE GETİRECEK TİR. BUNA EMİNİM. Bu derin emniyetle, Kulübüm için, daimi muvaffakiyet ve şuurlu mesâi beklerim. Azası için de sağlık ve mutluluklar dilerim. 22.5.1925

SARUHAN MEBUSU VASIF

Yine Milli Eğitim Bakanlarından Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Türkçülüğün öncülerindendi. 1930 Iarda bir talebelik seyahatimizde Romanyada Karaoğuz Türklerinin, Türklük ve anavatanla bağlarını koparmamaları için, olağanüstü çalışmalarına yerinde tanık olduğumuz bu çok değerli Bükreş Büyükelçimiz, dış temsilciliklerimiz için, yer yer ve zaman zaman özlenen bir hasletin fedakâr örnek ve öncüsü olarak, çok sevilmiştir. Bu büyük Türkün işte Fenerbahçe Kulübüne karşı duyguları:

(Türk Tarihi Cür’et tarihidir. Türk Tarihi mutavassıt şeylerin değil, fevkalâdeliklerin tarihidir. Dünya üzerinde eski ve büyük bir millet yoktur ki onun tarihi kısmen Türk tarihi olmasın.

Şimdi beynelmilel spor tarihine giriyoruz. Gençlerimize, savaş alanlarında olduğu gibi, bu yeni mücadele sahasında da milli şerefi emanet ettik. Kalbi ve iradesi büyük işlerin yeteneğine sahip gençlerimiz, çok kısa bir zaman içinde, bizi en parlak bir gelecekten ümitvar edecek başarılar gösterdiler (Bu sözlerle; İşgal yıllarında düşman takımlarını sürekli yenen Fenerbahçe ile, 7-8 elemanı Fenerbahçeli olan milli takımımızın ilk başarıları kastedilmiştir. O dönemde uluslararası yegane spor temasımız futboldu ve bu başarılar genç Cumhuriyet erkânını derinden etkiliyordu.)..

FENERBAHÇE KULÜBÜ, ÎSMİNİ SEVGİ VE GÜVENLE İŞİTTİĞİMİZ BİR MÜESSESEDİR. BEN ONUN HARİMİNDEN KALBİM MUHABBET VE ZİHNİM EN GÜZEL HAYALLERLE DOLU OLARAK ÇIKTIM). 23 HAZİRAN 1925

MAARİF VEKİLİ HAMDULLAH SUPHİ

Milli ozanlarımızdan Çanakkale Milletvekili ve Türk Dilini Tetkik Cemiyeti Başkanı Sâmih Rıfat (ATLIHAN), önceki kuşağın yurtseverlik sembolü ve çok sevilip sayılmış bir simasıdır. Kurtuluş Savaşı Anadolu’da zaferle sonuçlanmışken, henüz Yunan işgali altındaki Doğu Trakya topraklarımızı konu alan ve:

AÇILDI KALE YOLU, GÖRÜNDÜ GELİBOLU,
BIRAK DENİZ GİDEYİM, ORASI YASLA DOLU !….
YÜRÜ, EY ŞANLI GAZİ, KILICI KANLI GAZİ !….
SENİ, MERİÇ BEKLİYOR, BÜYÜK ÜNVANLI GAZİ !….

Diye haykıran bu büyük Türk, Fenerbahçe Kulübünü gezerken, onun eşsizlik ve ulviyetini veciz sözlerle ne kadar yürekten ve anlamlı ve ne kadar saygı ve övgü ile belirtmiştir:

(FENERBAHÇE KULÜBÜ, MADDİ TEŞEBBÜSLERİN DOĞURDUĞU BİR MÜESSESE DEĞİL, TÜRKÜN MANEVİYETİNİ TEMSİL EDEN BİR ÇOK KUVVETLERİN TOPLANDIĞI TABİİ BİR TAAZZUVDUR. TÜRK GÜCÜ, TÜRK GENÇLİĞİ VE TÜRKÜN NECİP AHLAKİ BURADA KENDİSİNİ BİRÇOK VESÂİTLE MEYDANA KOYUYOR.

BEN, FENERBAHÇE KULÜBÜNÜ GEZERKEN, İHTİYAR KALBİMDE GENÇLİĞİN YÜKSELMESİNE AİT BİRÇOK DİLEKLERİN GERÇEKLEŞMİŞ BİRER ÜMİT OLDUĞUNU GÖRMEKLE BAHTİYAR OLDUM. SAMİMİ HEYECANLARIMI BİR SELAM, BİR SAYGI VE BİR ŞÜKRAN HALİNDE BURAYA BIRAKIYORUM.) 9 TEMMUZ 1925

SÂMİH RİFAT

FENERBAHÇE MÜZESİ

Tam 35 dalda 80 yıllık çok başarılı bir çalışma dönemini geride bırakan ve yalnız yurdumuzda değil, Avrupa ve hatta Dünya sporunda da anılan Fenerbahçe’nin, bu seçkin durumuna paralel, değerli ödüllere de sahip olacağı tabiidir.

Fenerbahçe’nin İstanbul’un ünlü Rum Kulübü ve Balkan savaşı sıralarında Mavi-Beyaz çubuklu formasının rengini değiştirmesi ihtarlarına Ligi terk etmekle cevap veren, Strugglers’i 5 Haziran 1910 da 3-1 yenerek kazandığı kupa ile temeli atılan müzedeki mükafât sayısı 1912 de Altıyol ağzındaki lokaldeki ilk vitrinde 10 u bulmuştu.

Kuşdilideki lokale geçildikten sonra, 2. kattaki yönetim kurulu odası, kupaların da ilk sergilenme yeri oldu. Kazanılan mükafatlar için yeni yeni vitrinler yaptırıldı. 1926 da artık burası da ihtiyacı karşılamaya yetmez olmuş ve büyük kupa, şilt ve vazolar diğer odalara ve alt kattaki büyük salona da konmaya başlanmıştır. Ünlü avcı S.S.Cihanoğlu’nun Afrika’da Kenya’da avlayıp Londra’da tahnit ettirdiği 22 hayvan başı duvarlara asılmış ve Kulübe ayrı bir hava ve özellik kazandırmıştı. İşte, bu sıralarda, zenginlik ve ihtişamı dillere düşüp hırsızları da iştahlandıran müzeden bir gece 14 gümüş kupa çalınmıştır.

Fenerbahçe Kulübünün kupa sayısı 1932 yaz mevsimi başlarında 150 yi aşmıştı. Sportif, politik, askeri ve sosyal birçok kuruluşlardan, Osmanlı İmparatorluğu Sultan, Şehzade, Nazır ve hatta Padişahlarına; müteaddit yabancı ve düşman kuruluşlardan İşgal Orduları Başkomutanlığına kadar, türlü yüksek makam ve şahsiyetlerce konmuş ve zorlu mücadelelerle kazanılmış, manen olduğu kadar, maddeten de değeri yüksek ve tümüyle Avrupa mamulü bu çok zarif ve muhteşem sanat eserlerinin taşıdıkları mana ve göz kamaştıran görünümleri her gören ve kulübü ziyaret edenler üzerinde hayranlık uyandırırdı. Hele, 5 karanlık işgal ve mütareke yılının o paha biçilmez zafer nişaneleri her Türk için göğüs kabartıcı ve her Fenerbahçeli için sonsuz övünç hazineleri idiler.

Ancak, ilk 25 faaliyet yılının anıları olan ve 5/6 Haziran 1932 gecesi Kulüp binası ile beraber yanan bu 150 yi aşkın mükâfatın, ne acı ki, bir listesi bile yoktur.

Şurası her zaman göz önüne alınmalıdır ki, Fenerbahçe Kulübü bir kurul veya zümreye dayanılarak kurulmamıştır. Halkın içinden doğmuş ve genellikle dar ve nihayet orta halli üyelerden oluşmuş bir topluluktur. Böyle iken; gösterdiği büyük başarılar hayranlık uyandırdığından, varlıklı bir kulüp etkisi yaratmıştır. Oysa, 1932 yangınına kadar ihtiyar ve emektar bekçi Lambo dışında, personel kullanamamıştır. İdari ve teknik bütün faaliyetler, nihayet 1929 da 60 lira aylıkla angaje olunabilinen futbol antrenörü Necmettin Çakar dışında, üyeler tarafından tam amatörce ve imkân ölçüsünde yürütüldüğünden, maalesef, muntazam bir arşiv hiç bir zaman söz konusu olmadı. Bu nedenle, zengin müzenin kaydı tutulmamıştır.

Yangın sabahı üyelerden Nedim Kaleci’nin ağabeyi Hüseyin Serter ve bir gün önce gelen ilk yabancı antrenör Schveng ve bir kaç vatandaş tarafından dereden kovalarla su taşınarak ateş içinden çıkarılan ve top ağaçların altına yığılan kısmen erimiş, ezilmiş ve kırılmış bu hatıraların bu acı olaydan sonra olsun, kayd edilmemeleri büyük hata ve gaflet olmuştur. Bunlardan, ancak 120 kadarı yangından uzun yıllar sonra, şahsi çabalarla tesbit olundu ve 1957 de yayınlanan 50 yıllık Fenerbahçe tarihinde sunuldu.

Fenerbahçe müzesi 1932 yaz mevsiminde hemen ve yeniden doğdu. Çalışma dallarının genişleyip yayılması, kazanılan ödül sayısının da, yılda bazen 90 ı aşarak, artmasını doğurmuştur. Dolup taşan ve 1950 den beri de kaydı tutulan mükafat sayısı 1987 Haziranında 2500 ü aştı.

Fenerbahçe Avrupanın futbolda en çok şampiyonluk kazanan Kulüpleri arasında, milletlerarası istatistiklerin ilk sıralarında yer aldığına ve futbol dışı daha bir çok spor dalında da sayısız şampiyonluklar kazanmış ve kazanmakta devam ettiğine göre, bu görkemli hüviyetiyle, müzesinin de, yalnız yurdumuz için değil, Dünya Kulüpleri arasında seçkin bir yeri olduğunu öne sürmek yanlış olmaz.

fbtarih616

fbtarih616

fbtarih617

fbtarih618

fbtarih619

fbtarih620

fbtarih621

fbtarih622fbtarih623

fbtarih624

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 1

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 2

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 3

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 4

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 5

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 6

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 7

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 8

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 9

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 10

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 11

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 12

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 13

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 14

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 15

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 16

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 17

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 18

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 19

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 21

Written by kesinofsayt

03 Ocak 2013 at 14:24

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

6222’DEN İNATLA YIRTANLAR

leave a comment »

Trabzonspor başkanı “nüktedan” Şener Meireless hakkında buyurmuş:

“Saç sitiline ve dövmelerini bakarsanız bu futbolcunun ceza alması bana göre doğal.”

İnsanları dış görünüşüne göre ayırıp etiketlemek beyefendiye göre normal demek. İnsan merak ediyor, acaba Sadri Bey engelli insanlar için ne düşünüyor? Onların neyi hakettiğine inanıyor? Ya da farklı inanışları nedeniyle çok farklı giysilere bürünenlere? Çeşitlemek mümkün. Bu sözlerin art niyet taşımayan bir gaf olduğunu kimse (Demirkolgiller gibi) iddia etmesin. Bu bakış açısının bir milim ilerisi ırkçılığın ta kendisidir.

İşin komiği mümtaz medyamız da bunu doğal karşılıyor olsa ki pek bir itiraz gelmiyor. Bu işler dış görünüşle başlayıp, dinine, ırkına, rengine göre ayrımcılık yapmaya varır. Sadri Bey’i birileri uyarsa iyi olacak. Bu sözleri ciddi suçtur. Elbette bu ülkede “yaratılan” suçları değil de “gerçek” suçları soruşturacak birileri varsa!

NOT: Sadri Şener’in u dönüşleri ve yolsuzluk hikayeleri de buralarda…

Written by kesinofsayt

24 Aralık 2012 at 11:48

Fenerbahçe, Sadri Şener, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 19

leave a comment »

FENERBAHÇE’DE GÜREŞ

Milli sporumuz olan Güreş, özellikle Sultan Aziz döneminde gelişti ve (FORT COMME UN TURC = BİR TÜRK GİBİ KUVVETLİ) sözü, Avrupa ve Amerikalarda bu tarihlerde yayılıp darbimesel oldu.

Bu Ata sporumuzun, yağlı güreş dışında, teşkilâtlanması spor kulüplerimizin gayretleriyle olmuştur. Birinci Dünya Savaşından sonra Anadolu, Beşiktaş, Haliç Fener, Üsküdar, Kum-kapı ve Fenerbahçe bu alanda öncülük eden kulüpler oldular ve Güreş Federasyonu, 1923’de, bu kulüpler sayesinde kuruldu.

Önceleri Kulüplerimizde serbest stilde görülen bu teşkilâtlanmada Fenerbahçe kulübü gerçi bir mindere sahip olmuş, ancak çalışmalar, 1960’lara kadar, hiçbir zaman yoğunlaşmamıştır. Bu tarihten sonra, Greko-Rumen stilde çalışmalara girişen Fenerbahçe’nin yalnız İstanbul ve Türkiye değil, Avrupa ve Dünya şampiyonu yetiştirmesi, Türk güreş sporunda adını ebedileşti-ren mutlu ve şerefli anılar olmuştur. Bununla beraber, bu çalışmaların programlı olmaması ve başta mali sorun olarak, türlü nedenlerle süreklilik kazanamaması, ne çare ki, başarıların devamlı olmasına olanak vermedi ve vermiyor.

İlk kuşakta, 1914 yılı Mısır ağır siklet şampiyonluğu da kazanan Tıp talebesi Ali Sami’den sonra, sivrilen Fenerbahçeli güreşçiler arasında, daha sonraların Federasyon Başkanı Seyfi Cenap Berksoy, Dürrü, Fabrikatör Hayri, Lâtif, Burhan ve nihayet Namık, kilolarında İstanbul şampiyonlukları kazanmışlar ve Seyfi’de ilk kez 1924 Paris Olimpiyatlarında Milli olmuştur.

Fenerbahçe kulübü, tanınmış komple sporcularından İlhami Polater’in kişiliğinde, Greko-Rumen stilde Türkiye’de öncülük etti ve güzel anılara sahip oldu. Yurdumuzda 1921/22 yıllarında gelişmeye başlayan bu sporda, İlhami en başarılı güreşçi olarak isim yapmış ve 17 Mart 1922’de Beyoğlunda SAİLORS jimnastik kulübünde şöhretli bir Rus şampiyonunu 3 dakika da tuşa getirirken, Greko-Rumeni pek sevmiyen Türk seyirciye gene de heyecanlı dakikalar yaşatmıştır.

Sarı-Lâcivertli kulüp, Federasyonun kurulmuş olmasıyla beraber, güreşte uzun süre pasif kaldı. 1953 yılı sonlarında bu branşta köklü bir çalışma için Teşkilât ilgililerinden resmen sorduğu, (işin mali portresi)’nin, aldığı 24.2.1954 günlü cevapta, 10 kişilik bir kadro için, muhtelif masraflar ve yol paraları dışında, ayrıca da 8 kişiye 300’er lira aylıklı iş şartını da kapsaması karşısında, girişimden vaz geçmek zorunda kaldı. Nihayet, 1963’de şampiyon güreşçilerden Bölge antrenörü Mustafa Çakmağın nezaretinde, pür amatör bir Greko-Rumen takımı kurup çalışmalara başladı.

fbtarih548

Bu çalışmalar meyvelerini kısa sürede verdi. Yönetim Kurulunun 7.3.1965 kongresine sunduğu çalışma raporu bu konuyu şöyle dile getiriyor:

(AMATÖRLÜK PRENSİP VE RUHUNA DAYANILARAK KURULAN GÜREŞ ŞUBEMİZ, ARTIK KENDİNİ TANITMAYA, HATTA TEMAYÜZ ETMEYE BAŞLADI. 15 TIBBİYE VE YÜKSEK OKUL ÖĞRENCİSİNDEN OLUŞAN GÜREŞ ŞUBEMİZ, İLK BÜYÜK MEYVESİNİ VERMİŞ VE’ MİLLİ TAKIMIMIZA KIYMETLİ BİR GENÇ HEDİYE ETMİŞTİR. FENERBAHÇE OCAĞININ ÇEKİRDEKTEN YETİŞTİRDİĞİ BU MİLLİ GÜREŞÇİMİZ 78 KİLODA SIRRI ACAR’DIR. GENE KULÜBÜMÜZDEN YETİŞEN DAVUT PEHLİVAN DA 70 KİLODA TÜRKİYE 3. SÜ OLDU.

EMİN ELLERDE BİRAZ İLGİ VE HİMAYE GÖRECEK GÜREŞ ŞUBEMİZİN HER YIL ARTAN BAŞARILARA ADAY OLDUĞU ŞÜPHESİZDİR.)

Fenerbahçe kulübünün 1965’de gösterdiği en büyük başarı, resmi bir Organizasyon olan, (ŞABAN KAPTAN KUPASI) Greko-Rumen güreşlerinde 4 birincilikle kupayı kazanmasıdır. B.T.G.M.’lüğü ile Güreş Federasyonu, bu verimli çalışmalarından dolayı Fenerbahçe Kulübünü, nasılsa, kutlamayı akıl edebilmişler ve bir minderle beraber, 5 bin lira bağışta bulunmuşlardır.

fbtarih549

FENERBAHÇE GÜREŞTE İSTANBUL ŞAMPİYONU

Fenerbahçe kulübü, ağırlığı Greko-Rumen stil olan, güreş çalışmalarında 2 yıl içinde İstanbul şampiyonluğuna ulaştı. Yönetim Kurulu, 1966 yılı çalışmalarını içeren ve 17.3.1967 genel kurul toplantısına sunduğu raporunda, Fenerbahçe’nin güreş sporundaki bu tarihselİistanbul şampiyonluğundan kısaca şöyle söz etmiştir:

(güreşçilerimiz, muntazam çalışmaları sonunda, İstanbul greko-rumen şampiyonluğunu kulübümüze kazandırmaya muvaffak olmuşlardır. değerli güreşçilerimizden Sırrı Acar, Necdet Uçar ve Vahap Pehlivan’ın milli takıma seçilmiş olmaları kulubümüz için sevindirici bir olaydır.)

Fenerbahçe kulübüne 1966 yılında ilk İstanbul şampiyonluğunu kazandıran güreşçiler SIRRI ACAR, NECDET UÇAR, VAHAP PEHLİVAN, İLHAN TOPSAKAL ve ASIM PEHLÎVAN’dır.

F.B.’DE BİR AVRUPA VE DÜNYA ŞAMPİYONU

Sırrı Acar, 1967’de, Rusya’da Minsk şehrindeki Avrupa şampiyonasında 78 kilo Avrupa Birincisi oldu. Aynı yıl Bükreşteki Dünya birinciliklerinde de 78 kilo Dünya şampiyonluğunu kazandı.

İsveç’in VESTERAS şehrinde, 15/17 Haziran 1968’de, 25 ülke güreşçileri arasında yapılan Avrupa şampiyonasında 78 kiloda Sırrı Acar tekrar Avrupa şampiyonu, 70 kiloda ilhan Topsakal da Avrupa 3. sü olmayı başardılar. Bu şampiyona da F.I.L.A. Başkanı Roger Coulan:

( SIRRI ACAR DÜNYANIN EN BÜYÜK GREKO-RUMEN GÜREŞÇİSİDİR. NE YAZIK Kİ TÜRK TAKIMINDA İKİNCİ BİR SIRRI ACAR YOK !..) demiştir. Fenerbahçe Yönetim Kurulu, 19 Haziran 1968 toplantısında, Sırrı Acarı 2000, İlhan Topsakal’ı da bin lira mükâfatla ödüllendirdi.

Fenerbahçeli güreşçiler 1968’de SAMSUNLU AHMET, ÇOBAN MEHMET VE AHMET FETKERİ Küpalarıyla, İstanbul Bölge birinciliğinde, hem takım halinde üstüste 3. kez İstanbul şampiyonu oldular, ayrıca da ferdi müsabakalarda birincilikler kazandılar. 57 kiloda Şefik Namlı, 68’de Asım Pehlivan, 74’de Vahap Pelhivan, 90’da Necdet Uçar ve Yavuz Selekman Greko-Rumen’de; Ünal Aras’da serbestte kilolarının birinciliklerini topladılar. 7 Fenerbahçeli güreşçi Milli Takıma seçildi.

Bu büyük başarıların bir taraftan Fenerbahçe Kulübüne karşı uyandırdığı gıpta ve haset, diğer taraftan kulübün Güreş Şubesi tahsisatını kısmak zorunda kalması, Fenerbahçeli şampiyon güreşçilere etraftan yapılan cazip teklifleri yoğunlaştırdı ve şube 1969’da gücünden çok kayıplar verdi. Bu olay ve durum 29.3.1970 Yönetim Kurulu raporunda şöyle açıklanmıştır:

(1969 senesinin Temmuz ayına kadar TÜRK MİLLİ TAKIMINA 4 SIKLETTE GÜREŞÇİ VEREN BU ŞUBEMİZİN, İKTİSADİ SEBEPLERLE, ZARURİ MASRAFLARININ KISITLANMASINDAN İLERİ GELEN AYRILMA LAR SONUCU, GENÇ ELEMANLARIN AMATÖRCE YETİŞTİRİLMELERİ UYGUN GÖRÜLMÜŞTÜR.) Daha sonra, 2.4.1972 raporu: (ASKERLİK VE CAZİP TEKLİFLER KARŞISINDA KULÜBÜMÜZDEN AYRILAN GÜREŞÇİLERİN YERLERİNE GENÇ BİR KADRONUN, HOCALARI MUSTAFA ÇAKMAK İDARESİNDE ÇALIŞMALARI VE TÜRK GÜREŞİNE FAYDALI OLMA GAYRETLERİ DİKKATLE İZLENMEKTEDİR.), şeklindeki ifade ile, bu şubedeki başarının artık pek kolay tekrarlanamıyacağını açıklarken, gerçekte de gençlere dönük bu gayretler, yıllar ilerledikçe kulübe ağır gelmeye başlamış ve çalışmalar iyice sınırlanmıştır.

F.B, GÜREŞ LİGİNDE ÇABA HARCIYOR

Nisan 1981’de, Lodz 7. Uluslararası şampiyonasında Türkiye 1 puanla 14. olunca, bu kötü durum 1984’e kadar bütün güreş angajmanlarının iptaline neden oldu. Bu arada Devlet Başkanı Kenan Evren’de üzüntüsünü belirtmiş ve ilgilileri uyarmıştır. Bu durum karşısında, B.T.G.M.’lü-ğü profesyonel futbol takımı olan kulüplere güreş şubeleri kurup deplasmanlı liglere girme zorunluğu getirince çalışmalar 1981 Kasımında Yurt çapında hızlanır görünümünü verdi.

Fenerbahçe bu yıl kurulan ligde, 13 takım ve 110 güreşçi arasında, 4 birincilik, 1 ikincilik ve 3 dördüncülükle, 36 puan alıp, 2. olurken, birçok güçlü rakibi de geride bıraktı. Bu ilk hamlede bazı ilginç olaylar da yaşandı:

14.11.1981’de Eyüp salonunda 62 kiloda Fener-, bahçeli Köksal Şimşek Beşiktaşlı Ali Rıza İzgin’i yenerken, tarihte ilk F.B.-Beşiktaş güreş karşılaşması yaşanmış oldu.

Ağır siklette, gene Fenerbahçeli Sedat Ahme-toğlu, Mersin İd. Y.’dan Mustafa Sever’i 4 saniyede tuşla yenerken Türkiye rekorunu egale ediyordu.

Fenerbahçe, 14/15 Kasım 1981’de yapılan ve ilk kez katıldığı Gençler Greko-Rumen İstanbul şampiyonasında, 13 Takım arasında 49 puan alan İ.E.T.T.’den sonra, 36 puanla 2. inci, Demirspor 20 puanla 3. oldu. Bu karşılaşmalarda Fenerbahçe’den 48 kiloda Ahmet Demir, 52’de Kahraman Faydalı, 90’da Rafet Bandırma, 100’de Murat Boztepe birinci, ağırda Niyazi Kargı 2. oldular.

Tahsisatı 2 milyon lira olan Fenerbahçe güreş şubesi, 1982/83 deplasmanlı liginde Greko-Rumende 3., serbestte 5. oldu. Antrenör Erkan Uybaş’ın verimli çalışmaları sonucu Milli Takıma Ahmet Demir, Kahraman Faydalı, Rafet Bandırma ve Murat Boztepe’yi vermeyi başardı. Türkiye Yıldızlar şampiyonasına katılan 3 Fenerbahçeli kilolarında 1., 2. ve 3. oldular.

Fenerbahçeli güreşçiler bu başarı döneminde idmanlarını Altınay Güreş kulübü salonlarında sürdürürken, 1984 Bölge müsabakalarında Gençler ve Jünyonlarda 1, 2 ve 3 üncülükler kazanmasına karşın, gene de dar imkânlar içinde idiler. 1984 çalışmalarından söz edilen mali rapor ilginçtir:

(Daha önce de 2 kez kurulduğu halde, Federasyon’un ilgisizliğinden kapanan Güreş şubesi, Devlet Başkanı Sayın Kenan Evren’in emirleri ve B.Terbiyesinin tamimi ile, 1981’de yaş ortalamaları 18 olan Spor Akademisi Talebelerinden teşkil edilen bir takımla yeniden kurulmuştur. İlk yıl, A takımları G.-R. maçlarında Demirspor ve Güreş İhtisas’dan sonra 3. olduk. 1982’de 2., 1983’de 4. olduk. 1984’de lig yapılmadı.

Bölge maçlarında Genç ve Jünyonlarda birincilikler aldık. Ahmet Demir 1982’de Balkan 3.sü, 1983’de de Balkan 2.si oldu. 1984’de Ahmet Büyük İstanbul şampiyonluğunu kazandı. 3 yıldır Federasyondan güreş minderi istediğimiz halde cevap alınmamış, ancak, yeni minderlerden verileceği söylenmiştir.

Fenerbahçe Güreş şubesini kurduğu halde, diğer kulüplerin aynı şekilde hareket etmedikleri görülüyor.

Artan mali zorluklar, minder ve salon yokluğu büyük sorun olmakta ve daha güçlü olmamızı engellemektedir. Bütün bu zorluklara karşın, 25.2.1985’de kurulan G.R. Milli Takım aday kadrosuna Ahmet Demir, Ahmet Büyük ve Gündoğdu Güler olarak 3 eleman verdik.)

Puanlarının İstanbul dışı üniversiteleri tutması, askeri eğitim ve iş problemleri nedenleriyle, 1985/86’da ayrılan 10 güreşçinin yerleri ilgisizlik ve tahsisatsızlıktan doldurulamadı ve bu nedenle Fenerbahçe deplasmanlı Türkiye ligine katılamadı.

Buna karşı, 1986 İstanbul Büyükler şampiyonasında 52 kiloda Ahmet Büyük ile 68’de Özcan Ayrıksa şampiyon, 57’cle Yüksel Zeren ve 100 kiloda da Mustafa Er 2. oldular. Demirspor 32, Fenerbahçe 26, Vefa-Simtel 22 puan aldılar. Daha önce İstanbul gençler şampiyonluğunu kazanan Y.Zeren aynı zamanda Türkiye 2. si oldu.

Şubenin antrenörü Erkan Uybaş Temmuz 1986’da Almanya’da stiperiör hakemlik sınavını kazandı.

Fenerbahçe Güreş şubesi, salon ve mindersizlik yüzünden, 1986 çalışmalarını İst.Güreş-İhtisas Kulübünde yaptı. Şube, 1987’de zorluk ve sıkıntılar içinde bulunuyor.

fbtarih551

FB’Lİ MİLLİ GÜREŞÇİLER

Fenerbahçe kulübü, 1924 Paris Olimpiyatlarından beri Ay-Yıldızlı formaya güreşçi yetiştirmiş ve vermiştir. Dünya ve Avrupa şampiyonlukları kazananları da kapsayan ve çoğu Greko-Rumen’ci olan Sar.ı-Lâcivertli bu milli güreşçilerden tesbit olunabilinenlerin listesi aşağıdadır:

Seyfi Cenap Berksoy
Lâtif
Burhan
Namık
Sırrı Acar
Necdet Uçar
Vahap Pehlivan
İlhan Topsakal
Asını Pehlivan
Şefik Namlı
Sırrı Acar
Yavuz Selekman
Ahmet Demir
Kahraman Faydalı
Rafet Bandırma
Ahmet Büyük
Murat Göztepe
Gündoğdu Güler
Ünal Aras
Yüksel Zeren
Davut Pehlivan

1967’DE RUSYA’DA MİNSK’DE 78 KİLO AVRUPA ŞAMPİYONU, 1867’DE BÜKREŞ’TE DÜNYA BİRİNCİSİ….

Fenerbahçe Kulübü Greko-Rumen ağırlıklı güreş faaliyetine, yıllarca aradan sonra, 1963’de tekrar döndü ve 1967’de İstanbul bölge şampiyonluğunu kazandı.

Bu şampiyon G-R. takımından, kendi ocağında yetiştirdiği, Sırrı Acar, Necdet Uçar, Vahap Pehlivan ve İlhan Topsakal Milli Takıma seçildiler.

Sırrı Acar 1967’de Rusya’da Minsk şehrindeki Avrupa şampiyonasında 78 kilo Avrupa şampiyonluğu, aynı yıl Bükreş’te Dünya birinciliğini kazandı.

Fenerbahçe Kulübü, 7.3.1965 Kongre raporunda Sırrı Acar’ın Milli takıma seçilmesinden şöyle söz etmişti:

(GÜREŞ ŞUBEMİZ İLK BÜYÜK MEYVESİNİ VERMİŞ VE MİLLİ TAKIMIMIZA KIYMETLİ BİR GENÇ HEDİYE ETMİŞTİR. FENERBAHÇE OCAĞININ ÇEKİRDEKTEN YETİŞTİRDİĞİ BU MİLLİ GÜREŞÇİMİZ 78 KİLODA SIRRI ACAR’DIR.)

Bu değerli gencin 3 yıl sonra Dünya Şampiyonu olması BÜYÜK OLAYINI ise, kulüp, 17.3.1968 raporunda, ananesine yaraşır tok gözlülükle, şöyle sunup geçti:

(KULÜBÜMÜZ GÜREŞÇİLERİNDEN SIRRI ACAR DÜNYA ŞAMPİYONASINDA, 87 KİLODA BİRİNCİ OLARAK, TÜRK MİLLETİNE BİR ŞAMPİYONLUK ARMAĞAN ETMİŞTİR.)

fbtarih552

FENERBAHÇE’DE HALTER

Bireysel sporlarda Halter, Fenerbahçe kulübünün zaman zaman çalışma alanına giren bir daldır. Fenerbahçe kulübünde ilk Halter girişimi 1925 yılında yaşanmış ve Kenan Dinçman, Ragıp Murathanoğlu ve Nuri Torunoğlu bu girişimin öncüleri olarak sıkletlerinde dereceler almayı başarmışlardır. İlk başarı 1940-50’lerin ünlü klişe üstadı ve daha eskilerin Sarı-Lâcivertli Kürekçisi Kenan Dinçman tarafından sağlandı ve 8 Ekim 1926’da İstanbul Hafif Siklet Halter şampiyonluğunu kazandı.

Uzun bir duraklamadan sonra, Halter sporunda bireysel çalışmalar Fenerbahçe kulübünde 1957’de yeniden başladı ise de, heveskârların topluca ayrılıp Beşiktaş kulübüne girmeleriyle, girişim yeniden durmuştur.

Şube kaptanlığına getirilen İhsan Özgen’in fedakârane ve verimli çalışmalarıyla 1967’de Dereağzı kapalı salonunda göz dolduran Halterciler, 1968’de takım halinde Gençler İstanbul şampiyonluğu ve Türkiye 2. liğini kazanmak başarısını gösterdiler. Bu başarıda, ağırlıklarında İstanbul şampiyonluk ve derecelerine ulaşanlar İhsan Özgen, Çetin Koç, Yener Temelli, Şemsi Yüksel, Metin Temelli, Nejat Akbıyık, Turan Gülek, Bülent Kaptanoğlu, Engin Özaydın ve Nuri Bilgihan’dır.

Halter şubesi 1969’da 16 müsabakada 13 birincilik ve 3 ikincilik almakla büyük bir başarıya ulaşmış ve İstanbul şampiyonluğunu kazanmıştır. Ancak, bu tarihten sonra şubede ilgi ve başarı sürekli azaldı ve nihayet çalışmalar da durdu. Bu arada, sadece 60 kiloda Argun Oral 31.10.1976’da Anadolu Spor Sitesinde 190 kg. kaldırarak sikletinde istanbul şampiyonu oldıı.

FENERBAHÇE’DE PATİNAJ

Paten sporu yurdumuzda ilk kez 1910/11 kışında İstiklâl Caddesi Yeşilçam sokağında, eski Melek sineması binasındaki SKATİNG salonunda yabancılar arasındaki Hokey maçlarında görüldükten sonra, Türkler arasında 1914’den sonra Fenerbahçe kulübünde uygulanmıştır.

Fenerbahçe Kulübü, 1914 Martmda lokalini Al-tıyoPdan Kuşdiline nakledince, Sabri Toprak ve Hamit Hüsnü beyler behçenin 18 X 36 metrelik bir bölümünü düzgün şekilde betonlatıp bir patinaj sahası meydana getirmişlerdir… Başta, bu sporda da maharet sahibi Alaaddin (Baydar) olmak üzere, Fenerbahçeli bir çok genç bu sahadan yararlanmış ve sağladıkları ruletli patenlerle günün hemen her saatinde bu sporla uğraşmışlar ve kulübün zaten çok canlı görünümünü yeni ve hareketli bir spor dalı ile, daha da renklendirmişlerdir.

Bu patinaj sahası 1918’de tenis korduna çevrildi. Ancak, tenis dışında paten faaliyetinden gene de geri kalınmamış ve saha, Fenerbahçe’nin 1923/24 yıllarındaki patenli Hokey çalışmalarında çok yararlı olmuştur.

FENERBAHÇEDE PATENLİ HOKEY

Uzunluğu 36/44, ve genişliği 18/22 metrelik salonlarda, ri kaleci, 5’i saha içi ve 6’sı da yedek oyuncu ile, 2 X 20 dakikalık devrelerle oynanan patenli hokey, yurdumuzda yabancılar arasında 1910/11 kışında Beyoğlunda Skating salonunda başlamıştır.

Zamanla, bazı İstanbul Kulüplerinin de çalışma programına aldıkları patenli hokey’de ilk şampiyonluk maçları 1923 yılında Organize edildi. Ancak, yabancıların ortadan çekilmeleri ve Türk Kulüplerinin de salon sporlarına ilgi göstermemeleri nedenleriyle, patenli hokey sporunun ömrü Türk kulüpleri arasında 2 yıldan fazla sürmemiştir.

İtalyan izcileriyle İngilizlerin sivrildikleri patenli hokeyde 1923 şampiyonası, Taksim SPORTİNG PALACE de organize edilmiş ve birinciliği İtalyanlar kazanmışlardır. Şampiyonluğu 1924’de Nişantaş Kulübü kazandı. Ancak, bu müsabakalar yurdumuz patenli hokey şporunda son maçlar oldu.

İstanbul 1924 yılı patenli hokey şampiyonluğu 2 gurupta tertiplendi. Birinci gurup Galatasaray, Vefa ve Nişantaş Kulüpleri arasında teşkil edilmiş ve 15 Şubatta Vefa’ya yenilen Galatasaray, 22 Şubattaki Nişantaş maçına da çıkmamıştır. 29 Şubatta Vefa’yı 6/4 yenen Nişantaş İstanbul patenli Hokey şampiyonu oldu.

Fenerbahçe Kulübü, sahip olduğu saha nedeniyle, paten sporunu 1914’de ilk uygulayan kulüp olmasına karşın, patenli hokey takımını 1923’de kurmuş ve 1924’de Galatasaray, Nişantaş ve Vefa ile beraber ikinci gurubu oluşturmuştur.

Komple’sporcularından Modalı Fahri Ayad’ın girişimiyle kurulup çalışan Fenerbahçe patenli hokey takımı, ilk resmi maçını 29.2.1924 gecesi Taksim meydanında yeri şimdi park olan SPORTİNG PALACE de Nişantaş’a karşı 6/4 galip bitirdikten sonra, 2. maçını da 7 Martta Vefa’ya karşı 20/3 gibi fevkalade bir sonuçla kazanmış ve bu skor ile Türk patenli-hokey tarihinde gol rekoru tesis etmiştir.

fbtarih554

Yukardaki lig yarım kalıp, tamamlanması için bir daha hiçbir girişimde bulunulmadığından, Fenerbahçe Kulübü bu spora, diğer kulüpler gibi, çabuk veda etmeye mecbur kalmıştır. Oysa, Fenerbahçe lige giren takım dışında patenli-hokeyde 2 genç takım daha kurmuş ve bu spora ciddi olarak önem vermiş bulunuyordu.

FENERBAHÇE’DE ÇAYIR HOKEYİ

Çayır hokeyi, yurdumuzda Ömrü Patenli Hokeye nazaran, daha fazla olarak 1914/26 arası 12 yıl süren ve sonra unutulan bir spor dalıdır.

“HATAYNAME” adlı, yazarı bilinmeyen kitaba göre, Hokey sporu 13. yüz yılda Orta Asya’dan göç edip Hatay’da yerleşen Reyhanlı kabilesi tarafından Türkiye’ye getirildi. Bu kabile, çtrafla pek karışmadan, saf kalmış, örf ve adetlerini de korumuştur.

Bu kabilenin harman yerlerinde oynadıkları ve yalnız kendilerine özgü olan (HÖK) dedikleri oyun, Batı’nın (HOKEY) dediği ve Kanada’da Kızılderililer tarafından çayırda, Avrupalılar tarafından buz üzerinde oynanan oyunun aslıdır. Bu oyun Orta Asya’dan kızılderililere, oradanda Amerika ve Asya’ya geçmiş ve yazara göre, aslının bizim milli sporlarımızdan olduğu maalesef unutulmuştur.

Kale genişliği 3.66, yüksekliği de 2.14 metre olan çim futbol sahalarında 11 ‘er kişilik takımlarla oynanan çayır hokeyinde, çevresi 23 santim olan deri veya plastik topun ağırlığı 160 gramdır. Sopalarda 95 santim boy ve ortalama yarım kilo ağırlıktadır.

Çayır hokeyi, 1914/15 mevsiminde, birkaç İstanbul Kulübünün birden faaliyete geçmesiyle başlamış, ancak, 12 yıl yaşamıştır.

Fenerbahçe Kulübü Çayır hokeyine Elkâtipzade Mustafa bey’in girişimi ile başladı. Bu gayretli zat, 1914 yazında, çoğunluğu futbolcu, 2 takım kurup çalıştırmış, kazanan takıma gazoz, dondurma ve hatta, mesleği fes ticareti olduğundan, yeni fesler ikramı gibi teşviklerle, gençlere yenmek hırs ve azmini aşılamıştır. Bu nedenle, Fenerbahçe, hokeyde henüz doğduğu yıl üstünlük gösterdi ve şampiyon oldu.

5.6.1915’de tertiplenen Hilaliahmer Spor Bayramında Fenerbahçe’ye rakip olarak, ancak Galatasaray-Altınordu karmasının çıkarılması ve bu takımın daha maç başında bir gol yiyince sahadan çekilmesi, Fenerbahçe’nin hokeyde henüz ilk adımdaki üstünlüğüne ölçüdür.

İstanbul’un 6 kulübünün oluşturduğu (Hokey Birliği) 1915’den itibaren şampiyonalar düzenlerken, T.Î.C.l.’nin kurulması üzerine 1923’de, (Hokey Heyeti) oluşturulmuş ve bu spor 1924’den itibaren 1 sayılı emektarı Anadoluhisar İdman Yurdu’ndan Tâip Server beyin başkanlığında özgür bir Federasyonca yönetilip Ankara, İzmir ve Adana’da da oynanmıştır. Ancak, 1926’ya kadar yaşatılabilinen Hokey’de Türkiye şampiyonası yapılmadı.

HOKEYDE EN ÇOK F.B. ŞAMPİYON

Fenerbahçe, Galatasaray, Altınordu, Beşiktaş, Gürbüzler ve Anadoluhisar İdman Yurdu kulüplerinden kurulan Hokey Birliği, 1915 yılı Mart ayında, 2 devreli bir lig kurmuş ve 10 Nisan 1915’den itibaren Şişli, Kadıköy, Bakırköy ve Anadoluhisar sahalarında maçlara başlanmıştır.

İstanbul Hokey lig maçları 1925’e kadar 9 kez tertiplendi ve 8’inde şampiyonlar belli oldu. Fenerbahçe’nin 4, Altınordu’nun 3 ve Galatasaray’ın da bir kez birincilik kazandıkları Hokey liginde kulüplerin şampiyonluk yılları aşağıdadır:

1915 FENERBAHÇE
1916 ALTINORDU
1917 ALTINORDU
1918 ALTINORDU
1919 FENERBAHÇE
1920 GALATASARAY
1921 Yarım KALDI
1924 FENERBAHÇE
1925 FENERBAHÇE

1915 ŞAMPİYONLUĞU – Fenerbahçe Hokey takımı tarihte ilk resmi maçını 24.4.1915’de Union Clup denen bugünkü Fenerbahçe stadında Altınordu’ya karşı yaptı ve 3-1 kazandı. İdman Yurdunu 1-0 ve 6-2, ilk devre de 2-2 berabere kaldığı G.S.’yı 19 Haziranda A.Hisar sahasında 1-0 yenen Fenerbahçe, Beşiktaş’ı da 2 kez mağlup etmiş, Altınordu ile 2. maçı 29 Mayısta 6-0 kazanmıştır. İlk devre yendiği Bakırköy GÜRBÜZLER takımı ile, ligin 24 Temmuzdaki son maçına BELKIS kotrasiyle giden Fenerbahçe takımı, sonucu etkilemiyen bu maçı 3-2 kaybetti ve 10 müsabakada 8 galibiyet, birer beraberlik ve yenilgi ile, ilk İstanbul Hokey ligi şampiyonluğunu kazandı. Gürbüzler 2., İdmanyurdu 3., G.S. 4., Beşiktaş 5., Altınordu da 6. oldular. Şampiyon takım, genellikle, şöyledir:

Hulki Kutluk – S.S. Cihanoğlu (K), Nasuhi Baydar – Ali, Lütfü Cemal, Rüştü – Nuri, Bekir Teker, Burhan Belge, Haydar Malkoç ve Zeki Sporel ile Alaaddin Baydar.

Fenerbahçe’nin Birinci Dünya Savaşı içindeki bu hokey takımının düzenli kıyafet ve malzemesi savaş ganaiminden olan Beyoğlu İngiliz Baker mağazasından sağlanmiştır. Aynı zamanda, dönemin en ünlü futbolcularından oluşan Fenerbahçe Hokey takımının maçları, ilk haftadan itibaren, ilgi uyandırmış ve merakla izlenmiştir.

“MUDAFAAY-I MİLLİYE CEMİYETİ” tarafından gene 6 kulüp arasında, ancak bir devreli tertiplenen 1916 şampiyonasını Altınordu kazandı. 4 Galibiyet ve Fenerbahçe ile 1-1 berabere kalıp 14 puan alan lâcivert-kırmızılı takımı 3 galibiyet, 2 beraberlik ve 13 puanla Fenerbahçe izledi. G.S. 10, Nişantaş 7, İdmanyurdu 5 ve Gürbüzler de 2 puan aldılar. Fenerbahçe 10 Hazirandaki G.S. maçını 2-0 kazandı.

Kasım 1916’da, Sağaçık Nuri ile beraber F.B.’den ayrılan 7 ünlü futbolcu ile güçlenen Altınordu, futbol gibi hokeyde de 1917 ve 1918 şampiyonluklarını kazandı… Bu dönemin işaretlenmeye değer ilginç anısı, Fenerbahçe’nin 12.7.1918 maçında G.S.’i 5-0 yenmesidir. Zaten, Fenerbahçe’nin açık üstünlüğünde geçen ezeli rakipler Hokey maçlarındaki 5-0’lık bu skor bir rekor olarak yaşıyor.

1919 ŞAMPİYONLUĞU: 7 kulüp arasında 4.7.1919’da başlayan maçlar sonunda 16 puanla Fenerbahçe şampiyon, 14 puanla da Altınordu 2. oldular. Gürbüzler 13, İd.Y.’du ve G.S. 12’şer, Vefa 10, Beşiktaş 7 puan aldılar.

Fenerbahçe kulübü, lig öncesi Haziran ayında Yıldırım, Fâtih ve Yavuz adlı 3 Hokey takımı arasında maçlar tertiplemiş ve 1. liği kazanan Yıldırım takımı mensuplarına madalyalar vermiştir. Kulüplerimiz arasında 3 Hokey takımı birden kurup aralarında maçlar tertiplemek Fenerbahçe’nin Hokeydeki gücüne ölçü alınabilir. Bu takımlardan YILDIRIM’da Turhan Nazikioğlu, Ragıp Magden, Zeki Sporel ve Ekrem; Fâtih’ten Sabih Arca, Saim Alaybeyi ve Seyfi, Yavuz’dan da Asım Uçar, Kemal ve Ziya Boyer sivrilen Fenerbahçe hokeycileri oldular.

1919 şampiyonasında 4 Temmuzda İdman Yur-du’nun 5-2, 11 Temmuzda da en güçlü rakibi al-tınordu’yu 2-1 yenerek, şampiyonluğu daha 2. hafta garantileyen Fenerbahçe’nin bu Altınordu maçındaki kadrosu şöyledir:

İsmail Hakkı-Hulki Kutluk, Sait Salahattin(K) – Ziya Boyer, Galip Kulaksızoğlu, İsmet Uluğ-Ferit(Bahriyeli), Alaaddin Baydar, Zeki Sporel, M.Reşat Pekelman, Fahri Ayat.. F.B., bu yılın maçlarında, 25 Temmuz günü, G.S.’ı da 2-0 yendi.

İstanbul’un 10 kulüp arasında tertiplenen 1920 yılı hokey şampiyonası anlaşmazlıklarla başladı ve 3. hafta F.B., İd.Yurdu ve Bakırköy’ün ligden çekilmelerinden sonra, Galatasaray ilk kez İstanbul şampiyonu oldu. Nişantaş, Altınordu, Vefa, Gürbüzler, Türkgücü ve Süleymaniye daha sonraki derecelerde sıralandılar.

7 kulüp arasında başlayan 1921 yılı şampiyonası Süleymaniye’nin çekilmesi ve Galatasaray’ın da futbol takımının uzun Avrupa turnesi nedeniyle 4. hafta yarım kaldı.

1924 ve 1925 ŞAMPİYONLUKLARI: Hokey ligi 1922 ve 1923 yıllarında organize edilmedi. T.İ.C.İ.’nin kuruluşundan sonra, Federasyonun nezareti altında, 1924 ve 1925 yıllarında tertiplenen son şampiyonlukları üstüste Fenerbahçe kazandı.

Fenerbahçe, G.S., NişanUş, A.Hisar İd.Y.’du ve Vefa kulüpleri arasında tertiplenen 1925 yılı şampiyonasının ilk maçını Fenerbahçe 5 Haziranda Kasımpaşa Cami altı sahasında İdman Yur-du’na karşı 2-0 kazandı. 26 Haziran’da aynı saha da Vefa’yı da 7-1 yendi. A.Hisar sahasındaki 24 Temmuz 1925 maçına gelmeyen Galatasaray’ı hükmen yenen Fenerbahçe, 31 Temmuzda Nişantaşı’nı da 3-0 yendi ve son Hokey şampiyonluğunu bu suretle yenilmeden ve berabere de kalmadan, 16/1 gibi açık gol farkıyla kazandı. Nişantaş 2. oldu.

Türkiye’de en son hokey takımına sahip ve bu sporu yaşatmaya en büyük gayreti gösteren kulüp Fenerbahçe oldu ve Şeker Bayramının ilk günü olan 14 Nisan 1926’da İngilizlere 3-1 galip geldiği maç da yurdumuzda en son hokey karşılaşması olarak, tarihsel bir değer kazandı. Alaaddin (2) ve Sabih’in golleriyle bu şerefli faaliyeti de son bir başarı ile süsleyen Fenerbahçe kulübünün sahalarda 14 Nisan 1926 günü görülen en son ve galip kadrosu şudur:

Nuri-Kadri Göktulga, Galip Kulaksızoğlu-Cevat Sayit, Suat Subay, Cafer Çağatay-Haydar Aşan, Alaaddin Baydar, Sabih Arca, Faysal Targan ve Ali.

fbtarih557

FENERBAHÇEDE AV

Av sporu kulüplerimizde ilk olarak 1913’de Fenerbahçe’deörgütlenmeye başlamış ve 1925 yılında da müstakil bir şube haline getirilmiştir.

Şubenin kurucusu, Türk Spor Dünyasında “Avcı Sait” adı ile ün salan Sait Salahaddin Cihanoğlu’dur. İlk aşamadaki yardımcıları da Galip Kulaksızoğlu, Necati, Merdivenköy’lü Ziya, Arthur, G.S.’lı Emin Bülent Serdaroğlu ve Neşet’dir.

Yurdumuz da av sporundan söz edince, akla hemen, S.S. Cihanoğlu gelir. Hemen her spor dalında olağanüstü yeteneği ile tanınmış bu komple sporcunun avcılıktaki müstesna maharet ve kudreti sınırlarımızı aşmıştır. Nitekim, “AFRİ-KADA ASLAN AVLAYAN İLK VE YEGANE TÜRK” olarak, hem kişiliğini, hem de kulübü Fenerbahçe’yi büyük üne ulaştırdığı gibi, daha sonraları da Macaristan, İskoçya, Londra, Romanya ve Bulgaristanda da, davetli olarak, bir çok av partilerine katılmıştır.

Ekim İ925’de, Mısırlı Prens Amr İbrahim ile beraber, Güneydoğu Afrika’da Kenya’da TANGANİKA ve LADO bölgelerinde Mayıs 1926’ya kadar süren av partisinde, başta Arslan olarak, pek çok vahşi hayvan avlayan Cihanoğlu, bunlardan Londra’da talınit ettiği 22 başı, kulübü Fenerbahçe’ye hediye etmiştir. Kuşdili’ndeki lokali süsleyen bu başlardan 12’si 1932 yangınında kulüp binasıyla beraber yanmış, kurtarılan 10 baş ise, ne yazık ki, lokal nakilleri sırasında gerektiği gibi korunamamışlardır.

Fenerbahçe av şubesi 1934’de yeni katılmalarla güçlendi. Şakir Beşe, Necati ve Ekrem kardeşler, Sigortacı Zeki bey gibi tanınmış avcıların da katılmalarıyla, av partilerinin sayısı arttı. Daha ziyade Katırlı ve Alemdağı Ormanlarının teşkil ettiği ay bölgelerinde başlıca av hedefleri ayı ve yaban domuzları olmuştur.

Fenerbahçe’nin, 2.Dünya Savaşı ile beraber, uzun süre duraklayan Av Şubesi, ancak çok değerli kurucusunun kişisel gayretleri ve dış ülkelerden yapılan davetlerle yaşamını korur gibi idi. Şube, bu mümtaz ve yeri doldurulmaz kurucusunun 3.10.1975’de ani olarak vefatı üzerine, bugün bir çok spor dalı gibi, geçmişteki görkemli başarıların mutlu anılarıyla yetinmek durumunda bulunuyor.

FENERBAHÇEDE İZCİLİK

Yurdumuzda ilk izci teşkilatı 1912 yılı Temmuz aynıda, (OSMANLI KEŞŞAFLAR CEMİYETİ) adı altında kuruldu. Cemiyetin amacı:

(TÜRK GENÇLERİNİ KAHVEHANELERİN ATALET VE MESKENET VEREN HAVASINDAN KURTARMAK, KALBLERİNİ BİRBİRİNE SAMİ’Mİ VE KOPMAZ BAĞLARLA BAĞLAMAK, RUHLARINDA VATAN SEVGİSİNİN DE DOĞMASINA GAYRET ETMEK)’Tİ.

(OSMANLI KEŞŞAFLAR CEMİYETİ) ilk yıl büyük bir faaliyet gösteremedi. Balkan Savaşının yarattığı derin acılar, Cemiyeti 28 Mart 1913’de, aşağıdaki bildiriyi yayınlamaya zorlamıştır:

(VATANI GENÇLİK KURTARACAK. EVET… FAKAT, MALUL VE CEBİN BİR GENÇLİK DEĞİL. HAYAT DENİLEN MÜCADELE SAHASINDA, TESADÜF EDECEĞİ BÜTÜN ENCEL VE ZORLUKLAR KARŞISINDA EĞİLMEYEN, KIRILMAYAN, KAVİ BÜNYELİ, METİN RUHLU BİR GENÇLİK.

BİR GENÇLİK Kİ, GEREKTİĞİNDE, VATANI MÜDAFAA İÇİN, MİLLETİ YAŞATMAK İÇİN BAYRAĞINI ÇİĞNETMEMEK İÇİN ÖLSÜN… HARP OLURKEN, VATANIN HER KÖŞESİNDE MASUM İNİLTİLERİ, MAZLUM FERYATLARI YÜKSELİRKEN BU GÜ.4KÜ GİBİ, HİSSİZ, İLGİSİZ KALMASIN… SAVAŞTA ÖNE DÜŞSÜN, ARKASINDAN BÜTÜN VATANDAŞLARI SÜRÜKLE SİN, ONLAR İÇİIV BİR CESARET ÖRNEĞİ, KAHRAMANLIK TİMSALİ, YİĞİTLİK REHBERİ OLSUN.

BUGÜN, KAHVELERİN PİS, KASVETLİ KÖŞELERİNDE OYUNDAN BAŞKA BİRŞEY DÜŞÜNMEYEN GENÇLİĞE BENZEMESİN, KENDİ HAYATINA DEĞER VE ÖNEM VERSİN. FAKAT, ZAMANINDA, BİR SLAV GENCİ GİBİ, ELİNDE BOMBA, İDEALİ UĞRUNDA ÖLÜMÜN KUCAĞINA ATILMAKTAN ÇEKİNMESİN…

BİZ, İŞTE, BÖYLE BİR GENÇLİĞE SAHİP OLDUĞUMUZ GÜN GELECEĞİMİZİN AYDINLIK OLDUĞUNA, BİZİM İÇİN ELEMLİ GECELERİN SİLİNDİĞİNE EMİN OLABİLİRİZ. O HALDE, BİZE DÜŞEN EN BÜYÜK VE KUTSAL GÖREV YARINKİ GENÇLİĞE METİN BİR TERBİYE VERMEK, ONLARI MADDİ VE MANEVİ ZORLUKLAR ÖNÜNDE SARSILMAZ BİR BÜNYE VE RUHA SAHİP KILMAK OLDUĞUNDA ŞÜPHE YOKTUR…)

“Osmanlı Keşşafler Cemiyeti” bu bildiriden 2 gün sonra, birkaç izci takımı ve Türk ocağından bazı zevatla Polonezköy ve civarında uygulamalara çıkmıştır. Ancak, bu gibi dar ve sınırlı çalışmaların da yetersizliği birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ile görülmüş ve gençliğin savaşa hazır olmasındaki ihmalin acı sonuçları Osmanlı izcilerine Başbuğ seçilen Harbiye Nazırı Enver Paşa’yı bu işe el atmaya ve spor kulüplerine de başvurmaya zorlamıştır. Bu arada şu izci and’ı da hazırlandı:

(Allaha, Hakan’a Vatana ve izci Kanununa karşı mecbur olduğum görevleri yerine getirmek için elimden geleni yapmaya namusum üzerine Kasem ederim.) (1961’deki enson İzci and’ı şöyledir:

“Tanrı’ya, vatanıma karşı olan vazifelerimi yerine getirmek, başkalarına her zaman yardımda bulunmak, izcilik töresine uymak, kendimi bedence sağlam, fikirce uyanık, ahlâkça dürüst tutmak için elimden geleni yapacağıma şerefim üzerine söz veririm.”

Yapılan görev çağırışına ilk koşan spor kulübü Fenerbahçe oldu. Hükümetçe 1915 son baharında gönderilen askeri temsilci, silah araç ve gereçleriyle, Elkâtipzade Mustafa beyin önderlik ve sorumluluğunda, çalışmalara geçildi.

Seferberlik, Fenerbahçe’den tam 115 genci çekip almıştı. Bunların listesi o tarihler de Donanma Mecmuasında yayınlanmıştır. Geri kalan 15/18 yaşlarında 30 kadar genç, yöneticilerle beraber, kamplar kurmaya başladılar.

İlk kamp 1915 Kasımında 15 gün için Yakacık’ta kuruldu. İaşe, oradaki askeri karargahtan sağlanmakla beraber, dönemin bu varlıklı yöresi Fenerbahçeli izcilere büyük ilgi göstermiş ve köşkler tepsi tepsi yemek göndermekte adeta birbirleriyle yarış etmişlerdi.

Fenerbahçe İzcilik Kolu, 1 Kasım 1915’de, 15. Tümen Komutanı ve teftiş kurulu Başkanı Albay Mehmet Şükrü beyle, gene teftiş kurulundan 44. Alay 2. Tb. Komutanı Binbaşı Mehmet Ali beyler tarafından denetlendi.

Bu iki değerli asker, teftişleri sonrası, görüşlerini Kulüp Hatıra Defterinin 11. sayfasında aynen şöyle belirttiler:

(Muhtac-ı Tarakki olan vatanımız için müstakbel ve gayet faal Ordu yetiştirmekte olan FENERBAHÇE KULÜBÜNÜN BU GÜNKÜ FAALİ YET VE HAL-İ İNTİZAMINDAN DOLAYI BAHTİYARIM. MEMLEKETİMİZİN EN İÇERLERİNDEN BİLE, ANIKARIP, SEMERE-İ FAALİYETLERİNİ GÖRMEK TEMENNİSİYLE KULÜP HEY’ETİ MUHTERMESİNİN MUVAFFAKIYATINI TEBRİK EDERİM.)

(VATANIN MADDİ VE MANEVİ MÜDAFAASINI İHZARA VASITA TEŞKİL EDEN FENERBAHÇE KULÜBÜNÜN GAYRET VE HAL-İ İNTİZAMINI GÖRMEKLE MUFTEHİRİM. MÜTEŞEBBİSLERİN-MUVAFFAKIYATINI TEBRİK EDERİM.)

İstanbul’un düşman tarafından işgali Fenerbahçe izcilik kolunun kapanmasına neden olunca, çalışmalar teçhizatsız ve sivil kıyafetle Gezi ve Kamp Şubesi tarafından yürütüldü. Nihayet, 1922’de Büyük Zafer’in kazanılması ve Kurtuluş yolunun açılması üzerine, Kadıköy ve Şişli Oymakları Kanalıyla, Fenerbahçe izcilik şubesinin dirilmesine olanak doğdu. Nitekim, bu iki güçlü oymak, 1923 Eylülünde, resmen, “FENERBAHÇE KEŞŞAFLARI” adı altında birleşmiş ve çalışma alanlarını da genişletmişlerdir. Bu birleşme de ünlü futbolcu Alaaddin Baydar’ın rolü büyük oldu ve tertiplenen seyahatler başarılı geçti.

Fenerbahçeli izcilerin seyahatleri arasında, 11.9.1923 Bursa seyahati anılmaya değer.

Bursa’nın Yunan işgalinden kurtuluşunun ilk yıldönümünde “Fenerbahçe” adlı vapurla ve Oy-makbeyi Alaaddin Baydar’ın Başkanlığında 18 izci ile yapılan bu seyahatin gecesinde, Bursa Türkocağındaki müsamere çok parlak olmuş ve Kemalettin Sami Paşa başta olarak, bini aşan seyirci tarafından hayranlıkla izlenmiştir. O kadar ki, Fenerbahçe Keşşafları rica ve ısrarlar üzerine, ertesi gün de yeni bir temsil vermişler ve ayrıca 6 saatlik yürüyüşle Uludağ’ın zirvesine varmışlardır.

Fenerbahçeli izcilerin 25 Ekim 1923’de Taksim stadı boks salonunda verdikleri temsil de unutulmaz anılardandır. 5 yıl süren düşman istilâsından, 20 gün önce kurtulan, coşku içindeki İstanbulda, ilk Milli futbol maçımızdan bir gün önceki bu müsamere Türk İzcilik Tarihi’nin, denebilir ki, en görkemli hareketi olmuş ve büyük bir kalabalık Sarı-Lâcivert eşarplı Keşşafları sevgi ve heyecanla, uzun uzun alkışlamışlardır.

Fenerbahçe izcilik şubesi 1926’dan sonra çalışmalarını sınırlandırdı. Son hareket 7.8.1926’da Caddebostan’da kurulan kamp otdu. Nihayet, 5/6 Haziran 1932 Kuşdili lokali yangını da bu şubeye son darbeyi vurdu ve Fenerbahçe izciliği, bütün malzeme ve teçhizatı yanarak, ortadan silinirken, geride her zaman, yaşayacak başarı ve anılarla dolu bir tarih bıraktı.

fbtarih559

fbtarih560

FENERBAHÇEDE GEZİ VE KAMP DALI

Fenerbahçe’nin 1915’de kurulan İzcilik Şubesi, İstanbul’un işgali üzerine çalışmalarını durdurmak zorunda kalınca, faaliyetin şekil ve görünüşü değişti ve görev, araç ve gereçsiz olarak, kamp kurmak, gezintiler tertiplemek suretinde yürütüldü. Bu yeni tarz çalışmalar İzcilik dalının 1923’de yeniden faaliyete geçmesine kadar 4 yıl sürdü.

Gezi ve Kamp şubesinin asıl amacı Kurtuluş Savaşma şevki gereken silah ve cephanelerle, gerekli personelin kaçırılmaları idi. Kulübün dere kenarında olması, silah, cephane ve malzeme şevkinde büyük avantaj sağlıyordu. Bahçeye yanaşan balıkçı teknelerine kulüp binasının altındaki gizli mahzenden getirilip yüklenen silah ve malzeme, balık ağlarıyla kamufle edilmiş olarak, sabaha karşı, Tanrı’ya emanet, Anadolu sahilleri istikâmetinde, Karadeniz’e açılırlardı.

Personel şevkinde ise, en önemli konu (PAROLA) idi.. PAVLİ ADASI KARŞISINDAKİ Hint Tugayından müslüman askerlerle bu konuda yapılan işbirliğinden önemli yararlar sağlanmıştır. Kıyılara ulaşım noktalarındaki nöbetçi İngilizler arasında her 15 günde bir değişen parola bu Hintli askerlerden öğrenilirdi. İngiliz Subayı kıyafetin-deki Fenerbahçeli ve Anadolu’ya kaçırılacak kişiler, SUNBEAM marka ve bu işlerde kullanılan otomobil ile geçiş yerine gelince parolayı söyleyip geçer ve kıyıya ulaşırlardı.

Gezi ve Kamp şubesinin çalışmaları arasında Birinci Dünya Savaşının 4 yıllık silah arkadaşları Alman Ordusundan savaş sonu enterne edilen subaylarla zaman zaman yapılan ziyaretler de yer alır. İşgal Orduları Başkomutanlığınca Çamlıca civarında enterne edilen bu Almanlar Cuma ve Pazar günleri birkaç saatlik izinlerini Fenerbahçe’nin düşman takımlarıyla yaptığı maçlarda geçirir ve galibiyetleri yürekten kutlarlardı.

Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanması ve ls-tanbulda da hayatın normale dönmeye başlamasıyla görevi sona eren Fenerbahçe’nin başarılı Gezi ve Kamp şubesi, yerini 1923 de tekrar İzcilik dalına bıraktı.

FENERBAHÇEDE BİSİKLET

Fenerbahçe kulübünde bisiklet faaliyeti kulübün doğuşuyla başladı. İlk özel yarışlarla ilk İstanbul ve Türkiye sürat ve mukavemet yarışlarını Fenerbahçeli bisikletçiler kazandıkları gibi, şehirlerarası ilk uzun mesafe yarışları ve ilk Anadolu Turu da gene Fenerbahçeliler tarafından gerçekleştirilmişlerdir. Olimpiyatlarda yurdumuzu temsil eden ilk bisikletçilerde Fenerbahçeliler oldular.

Fenerbahçe kulübünde bu daldaki ilk şöhretler Muallim Vecdi Çağatay, Şinasi ve Albert’dir. Bu 3 Fenerbahçeli Türkiye de tertiplenen ilk bisiklet yarışlarının sürekli galipleri olarak tanınmışlardır. Nitekim, Fenerbahçe kulübünce 15.9.1912 ve 26.10.1913’de organize edilen ilk 2 spor bayramındaki herkese açık bisiklet yarışlarında hep bu gençler temayüz ettiler. Ayrıca, 13.3.1914’deki (Cuma Birliği Bayramı)’nda Union Club sahasını 5 turdan ibaret yarışı da, Sarı-Lâcivert çubuklu formasıyla, Vecdi Çağatay kazandı.

Birinci Dünya Savaşı, her spor dalında olduğu gibi, bisiklet te de bir duraklama dönemi yarattı ve bu 1926 yılına kadar sürdü.

T.İ.C.İ’nin kurulmasıyla bir Federasyon tarafından yönetilmeye başlanan bisiklet sporu, 1927’de Muvaffak Menemencioğlu’nun Federasyon başkanlığı döneminde kısa sürede büyük gelişme gösterdi. Yeni bir çok genç bu sporda sivrilmeye başladı. Bunlar arasında özellikle Fenerbahçe kulübünden Cavit ve Galip Cav kardeşler en değerli bisikletçiler olarak İstanbul ve Türkiye şampiyonluklarını sürekli olarak kazandılar ve 24-28 Olimpiyatlarına gittiler.

Fenerbahçeli bu 2 ünlü kardeş Türkiyede şehirler arası uzun mesafe yarışlarına girişmek gibi modern bisiklet sporu anlayışının öncülüğünü de yapmışlardır. 10.7.1926’da başladıkları ve düzensiz toprak şosede 51,5 saatte tamamladıkları Bandırma-İzmir etabı bu alanda yurdumuzda ilk girişimdir.

Bisiklet sporu 1930’dan sonra Fenerbahçe kulübünde duraklama dönemine girdi. Gerçi M.Menemencioğlu’nun Fed. Başkanlığından sonra, bu sporun tarihinde 2. Fenerbahçeli olarak, Rüştü Dağlaroğlu’nun 1933’de Bisiklet heyetinde yer almasından sonra, tekrar faaliyet yaşanmış ve Sarı-Lâcivertli yeni bir kuşak birçok birincilikler kazanmış ise de bu gayret de 2 yıldan fazla sürmemiştir.

fbtarih562

AMERİKADA BİR F.B.’Lİ BİSİKLETÇİ

Fenerbahçe kulübünde bisiklet, o yıllardan bu yana, yarım yüz yılı aşkın süredir artık bireysel çalışmalar dönemine girdi. 1953’de Mehmet Haskek ve 1956’da 3 bin km.’lik Anadolu, 1957’de 4 bin km.’lik Akdeniz ve 1965’de 7 bin Km.’lik Fransa, İtalya, Almanya ve Hollanda turları kahramanı Tayyar Güner, adları sevgi ve taktirlerle anılmaya lâyık ve isim yapmış Fenerbahçeliler olarak gösterilebilirler.

Özellikle Tayyar Güner’in bütün bu olağanüstü başarıları dışında, 1986 yılma kadar Amerika Birleşik Devletlerinde göstermekte devam ettiği ve basında sık sık yer alan başarılarla Türklük adına yaptığı büyük propaganda da her türlü taktirin üstünde bir önem ve değer taşır. Makine mühendisi Tayyar Güner 1986’da New-York’da Antrenördü.

İstanbul ve Türkiye sürat mukavemet birincilikleri, Türkiye’yi Olimpiyatlarda ilk kez temsil etmek şerefi, Türkiye turunun gene ilk defa bir Fenerbahçeli tarafından başarılması ve gene bir Fenerbahçelinin yurdumuzu bu spor dalında ilk kez Amerika Birleşik Devletlerinde ve yıllar boyu türlü başarılarla tanıtması, Fenerbahçe kulübünün bisiklet sporunda da öncülüğünü kanıtlayan şerefli olaylar arasındadır.

Bisiklet sporunda yurdumuzda en ilginç 2 hareket, 1964’den beri Dünyanın en önemli 10 bisiklet turu arasında yer alan (Cumhurbaşkanlığı Uluslararası Türkiye Turu) ile, 1971’den beri yapılmakta olan, (Uluslararası Akdeniz Turu)’dur. Bu yarışlarda, son yıllarda ve 1987’de Rusya 1. gelmekte, Polonya, Yunanistan ve Türkiye daha sonraki sıralarda yer almaktadırlar.

fbtarih563

FENERBAHÇEDE OTOMOBİLCİLİK

Son yüz yılın büyük rağbet gören sporları arasında Otomobil de önemli yer tutuyor. Bu nedenle, bütün ülkelerde Otomobil Kulüpleri kurulduğu gibi, sık sık mahalli ve Uluslararası yarışlar düzenleniyor.

Yurdumuzda 1923 yılında “TÜRK SEYYAHIN CEMİYEDİ” adı altında kurulmuşken, sonra “TÜRKİYE TURİNG KULÜBÜ” ve daha sonra da, “TÜRKİYE TURİNG VE OTOMOBİL KURULU” isimlerini alan kuruluş ilk yıllar oldukça faaliyet gösterdi. Üye sayısını çoğalattığı gibi, yarışlar da tertip etti. Ancak, bu çalışmalar hiç bir zaman yeterli düzeye ulaşmamış ve bir ara tamamen durmuştur.

Turing Kulübü, Istinye köprüsü-Zincirlikuyu arasında 9500 metrelik 4 yarış tertipledi. Bu yarışlarda Fenerbahçe Kulübünden Samiye Burhan Cahit Morkaya ile Ziya Koşar temayüz eden yarışçılar oldular ve birincilikler kazandılar.

17 Haziran 1932 yarışında C.C.WACKEFİELD CO. LT. tarafından konan KASTROL kupası ile, 1936 yarışındaki TURİNG KULÜB Kupası yukardaki Fenerbahçeliler tarafından kazanılmış olup, kulübe bağışlanmışlardır. Bugün Fenerbahçe müzesinde yer alan bu değerli hatıralar, Sarı-Lâcivertli ocağın Türk Kulüpleri arasında Otomobil sporundaki öncülüğünü kanıtlıyor.

Yukardaki 4 yarışın tertibinde Teknik Komite Başkanı, Türkiye Turing ve Otomobil kurumu kurucularından ve Şehzade Ömer Faruk Efendi’nin Fenerbahçe Kulübü Fahri (ONUR) Başkanlığı zamanında, yaverliğini yapan Eski Fenerbahçeli Ekrem Rüştü Akömer’in hizmeti büyüktür.

Bilindiği gibi, günümüzde revaçta olan otomobil yarışları (PİST) ve (RALLİ) olarak 2 türdür. Bunlardan, biz de olduğu gibi, genellikle ralli türü tercih olunuyor. Zaten, Otomobil pisti olmayınca pist yarışı da söz konusu olamaz.

Toprak saha yarışı olan (Ralli)’nin tercih nedenlerinin başlıcası, motor gücü fazla araçlarla gücü az olanlar arasındaki handıkapı azaltması ve böylece, sonuç üzerinde, sürücünün maharet rolünün arttırılması suretiyle, yarışa sportif bir karakter kazandırılmış olmasıdır. Gene bilindiği gibi, kaygan yol ve virajlar Ralli yarışlarında ustalığın mihengidir.

Ralli yarışlarının en ilginci 1951’den beri yapılmakta olan Dünya Şampiyonasıdır.

Türkiye’de puanlı ralli yarışları 1970’den beri yapılıyor. Evvelce, Ali Sipahi bu sporda en başarılı yarışçı idi. Bu gün ise en tanınan sima, Fenerbahçeliler Derneği üyesi, Ali Balcıoğlu’dur. Ali Balcıoğlu, arabasının arıza yapmasından kaybettiği 1986 yarışı dışında, 1982’den beribu dalda Türkiye Şampiyonudur. Nitekim İSOK’un tertiplediği 1987 Boğaziçi rallisini 26.7.1987 günü Cast
rol ekibinden Ali Balcıoğlu kazandı.

FENERBAHÇEDE ALETLİ JİMNASTİK

Fenerbahçe kulübünün Kuşdili’ndeki lokali 10 yıl süre ile, Aletli jimnastik sporuna sahne oldu.

Reis Dr. Hâmit Hüsnü (Kayacan) beyin 1914’de BAKER mağazası memurlarından bir Rum’dan 16 altın liraya satın aldığı barfiks ve paralel, bu spor dalının Fenerbahçe kulübündeki uygulama ve gelişmesinin başlıca nedenidir.

Fenerbahçe kulübünde 1924 yılına kadar, bir ölçüde, başarı ile uygulanmış bu spor dalında İlhami Polater, Asım Uçar, Tüccar Nuri, General Nuri, Albay Kadri, Necati özellikle temayüz edenlerdir. Zamanın ünlü jimnastik hocaları Mazhar Kazancıoğlu ile Küçük Fâik beylerin zaman zaman Fenerbahçe kulübüne gelerek genç jimnas-tikçilere yararlı olmaları da işaretlenmeye değer.

Fenerbahçe kulübünde Barfiks ve Paralcl’in en ünlü kişileri Tüccar Nuri ve Necati beylerdi. Bu değerli sporcular, dönemlerinde, yurdumuzun da bu alanda en tanınmış kişileri idiler. Her ikisi de Almanya’da yetişmiş ve yüksek yeteneklerini, mütareke ve İşgal yıllarına rastlayan olgunluk dönemlerinde, türlü spor organizasyonlarında başarı ile kanıtlamışlardır.

fbtarih564

fbtarih565

FENERBAHÇEDE ESKRİM

Eskrim sporu Fenerbahçe kulübünde 1917’de takım halinde uygulanmaya konmuş ancak, ömrü birkaç yılı aşmamıştır.

Bu sporun epe kısmında Asım Uçar, Sait ve Hayrı; flöre bölümünde de Sedat ile Feyii dönemlerinin en başarılı eskrimcileri olarak tanınmışlardır.

Yukardaki gençlere zamanla yenileri de katılmış ve Fenerbahçe Eskrim şubesi 1920 yılından itibaren birkaç başarılı müsabaka yapmıştır. Bunlardan 20.6.1920’de Kadıköy’de tertiplenen Himaye-i İtfal Bayramında yukarda adları yazılı tecrübeli Fenerbahçeliler, gösterdikleri maharetle temayüz etmişlerdir.

Fenerbahçeli eskrimciler en büyük başarılarını 1921 yılında Tepebaşı tiyatrosunda tertiplenen “Fenerbahçe Kulübü Spor Bayramı” nda gösterdiler. Kulübün, boks, aletli jimnastik takımlarıyla güreşçilerinin de başarılı ve çetin gösteriler yaptıkları bu olağanüstü gecede, galip Sarı-Lâcivertli eskrimciler de salonu lebalep dolduran taraftar ve meraklıların coşkun sevgi ve takdirlerini toplamışlardır.

Fenerbahçe Eskrim Şubesi 5 yıl yaşadı. Başlıca elemanlarının bu sporu bırakması ve bu arada Hava Pilotu Asım Uçar (sonraları Korgeneral) ııı Kurtuluş savaşma katılmak üzere 1921’de İstanbul’dan ayrılması ile şube dağıldı ve o tarihten sonra yeni bir hareket görülmedi.

FENERBAHÇEDE HALAT ÇEKME

Halat Çekme, yurdumuzda Birinci Dünya Savaşı ve onu izleyen yıllarda uygulanan bir spor dalı idi ve “İdman Şenlikleri” programlarında yer alırdı. Ancak, hiç bir teknik bilgi ve çalışmaya konu olmadığı ve sadece gelişi güzel çekişmeden ibaret kaldığı için, ömrü kısa sürdü ve unutuldu.

Fenerbahçe kulübü de bir halat takımı kurmuştur. Arcak, 20 Haziran 1920’de Ünyon Kulüpteki Himaye-i İtfal bayramında görülen bu takımın da ömrü, diğer kulüplerin takımları gibi, kısa sürdü.

BİLARDO

Bir zamanların büyük ilgi gören breysel sporlardan Bilardo Fenerbahçeliler arasında rağbette idi. Ankara Caddesinde ünlü İhsan Kıraathanesi bu sporda yıllarca merkez olarak tanınmıştır. 1924 yılında tertiplenen ve günlerce süren bir müsabakaya pek çok hevesli katılmış ve dönemin tanınmış bilardocularından Fenerbahçeli Binbaşı Fuat bey 183 sayı ile birinci olmuştu.

Bilardo, o tarihten sonra önem ve ilgiyi yavaş yavaş kaybetti. Gerçi bugün Beyoğlu, Pangaltı ve Caddebostan’da tertiplenen toplantılarda 183 gibi sayılar pek bir anlam taşımamakta ise de bu sporun eski, kalantor heveslilerini çoktan kaybettiği bir gerçektir. Zaman ve yaşam koşulları kitlelerin spor görüş, anlam ve zevklerini de kökünden etkiliyor.

FENERBAHÇEDE RUGBY

Futbolun ilk şekli olduğu öne sürülen Rugby İngiltere’de 1823 yılında icat edilmiş ve 1871’de tüm dünyada belirli kurallara bağlanmıştır. Çok sert ve türlü hilelere elverişli olan, el ve ayakla oynanan bu spor en fazla İngiltere ve Fransa’da yaygındır.

Rugby, yurdumuzda Fenerbahçe kulübünde doğdu ve sadece bir kaç yıl yaşadı. İstanbul’un işgali yıllarında İşgal Kuvvetleri takımları arasında oynandıktan sonra kaybolan bu sporun Fenerbahçe Kulübündeki yeniden doğuşu 1945 yılına rastlar.

Fenerbahçe kulübü üyelerinden Reşat Ersu bu sporun yurdumuzda en tanınmış siması olarak bilinirdi. Hatta, İtalya’da tahsilde iken, İtalyan Milli Rugby takımında Fransaya karşı yer almıştır.

Fenerbahçe kulübü, bu değerli mensubunun, antrenörlüğünde, 1945 yılında bir Rugby takımı kurdu. Bu arada Haydarpaşa lisesi gençleri de yetiştirildiler. Nitekim, Türkler arasında yurdumuzda ilk Rugby maçı, 12.5.1945’de Fenerbahçe stadındaki Haydarpaşa Lisesi Spor Bayramında, 15 bin seyirci önünde, yapılmış ve Fenerbahçe, rakibini 8/7 yenmiştir.

Rugby, Galatasaray kulübünün de bu sporu çalışma alanına alması ve bir takım kurması üzerine, hararetlenip gelişeceği ümidini verdi ise de Fenerbahçe’nin 18.5.1947’de Beşiktaş’ı 4-0 yendiği futbol maçından önce, Kadıköy’de 18 bin seyirci önünde yapılan Fenerbahçe-G.S. Rugby maçı, bu sporda son hareket oldu. Ezeli rakipler arasında, ilgi ve heyecanla izlenen bu ilk ve son Rugby maçını Fenerbahçe takımı 12-0 kazanmıştır.

FENERBAHÇEDE KRİKET

İngiliz sporu olan ve yaz mevsimlerinde çayırda 11 kişilik takımlarla oynanan kriket (CRİCKET), yerden 70 santim yükseklikte 3 sopadan oluşan hedefi devirme oyunudur.

İngiltere ve Avusturalya’da yaygın iken, yurdumuzda Birinci Dünya Savaşından önce İngiltere elçilik gemişi İmojen mürettebatı tarafından Beykoz çayırında, Modalı İngilizler tarafından da Union Club sahasında oynanmıştır. İşgal ordusundan bir çok İngiliz takımı 1919/23’de gene bu sahada Kriket maçları yaptılar.

Moda İngiliz Kulübü ünlü futbolcularından, özellikle COMBER, DİXON, HAYTUNG ile High-SCHOOL öğretmenleri, Kriket sporunu maharetle oynarlarken, Türkler arasında ilk kez Fenerbahçeliler bu spora heves ettiler. Fazla kolgücü, göz kararı ve çabukluk isteyen bu sporu, Fenerbahçeliler 1911-14 yıllarında Union Club sahasında İngilizlerle yaptıkları antrenmanlarda öğrenmiş ve.kısa sürede başarı göstermişlerdir.

Fenerbahçe Kulübü, önceleri İngilizlerden ödünç aldıkları malzeme ile kurdukları Kriket takımının bütün ihtiyaçlarını zamanla kendi geliri ile sağlamış ve böylece, çok masraflı bu sporu çalışma programına alan ilk ve hatta yegane Türk kulübü olmuştur.

Fenerbahçe Kriket takımını oluşturanlar; S.S. Cihanoğlu, Galip Kulaksızoğlu, Hasan Kamil Sporel, Hulki Kutluk, Şehit Arif, Tevfik Taşçı, Kemal Aşkın, Nuri, M.Reşat Pekelman, Hüseyyin İzzi, Süreyya, Nüzhet Baba, Çerkez Sabri, Fahri Ayad ve Turhan’dır.

Birinci Dünya Savaşının başlamasıyla İngiliz kulüplerinin kapanmaları ve üyelerinden çoğunun İstanbul’dan ayrılmaları Fenerbahçe kulübünü bu sahada rakipsiz bıraktığından, Kriket sporunun yurdumuzdaki ömrü kısa sürmüştür. Son faaliyet, İşgal yıllarında İngiliz takımları arasında Kadıköy sahasında görülmüştür.

fbtarih566

FENERBAHÇEDE BASE-BALL

Dokuz kişilik takımlarla, bir top ve sopa ile oynanan Base-Ball Amerikan Milli sporu olup 1865’den beri oynanıyor. Türk kulüplerinden ise, ilk ve son kez, 1919 yılı yaz mevsiminden itibaren Fenerbahçe kulübünde kısa bir süre uygulanmıştır.

Temmuz 1919’da bir Amerikalı antrenör Fenerbahçelilere fahri olarak haftada 2 gün ders vermiş ve bu yeni faaliyete, çoğunluğu dönemin futbolcuları olan Galip, Zeki, Alaaddin, İsmet, Sabih, Ragıp, Baytar Kâmil, Bedri, Fahri, Turhan, Saim, Seyfi, Kemal, Ziya Boyer, İsmail Hakkı, Hulki Kutluk ve Ferit katılmışlardır. Ancak, bu hareketli çalışmada Fenerbahçelilerin gösterdikleri ilgi ve gayret kısa sürdü ve sonuçsuz kaldı. Zira, Fenerbahçe’den başka hiçbir Türk kulübü bu spora ilgi ve rağbet göstermemiş ve Takipsizlik Fenerbahçe’yi Amerikalılarla yaptığı bir kaç antrenman ve maçtan sonra, bu spor dalından da vaz geçmek zorunda bırakmıştır.

FENERBAHÇEDE FİKİR VE SAHNE ŞUBESİ

Fenerbahçe kulübünün hayatında sayısı 35’i bulan spor dallarından sonra, başta sosyal konular olmak üzere, çok ilginç ve yararlı hizmetlerde bulunan fikir ve sahne şubesinden de söz etmek gerekir.

Fikir ve Sahne şubesi 1919 yılı ilk baharında kuruldu ve kısa sürede geniş ilgi toplayıp başarılı oldu. O tarihe kadar Fenerbahçe’nin en mükemmel tüzüğü olarak bilinen 1918 tüzüğünün:

(Kulüp, Spor ve Terbiye-i Fikriye şubelerine bölünmüştür. Her iki şubenin ayrı tüzükleri vardır.) diyen 4. maddesi gereğince kurulmuş bulunan Terbiye-i Fikriye Şubesi, Fenerbahçe’nin sosyal hayatında kısa bir süre için de olsa, devrim yaratmıştır.

Kuşdili’deki lokalin geniş salonunda bir sahne yapılmış ve burada her hafta düzenli olarak konferanslar, temsiller, hatta kulübün ses ve müzik sahasındaki mümtaz üyelerince konserler verilmiştir. Bu yoldaki çalışmalar aynı yılın yaz aylarında o derece ilgi uyandırdı ki, bütün üyeler birer temsil yazmaya davet olunmuş ve bunlar Terbiye-i Fikriye şubesi ilgili komitesince incelenip derece alanlar ödüllendirildikleri gibi, sıra ile sahneye de konmuşlardır.

. Fikir ve Sahne Şubesinin yararlarından biri de 15 günde bir yayınladığı (Fenerbahçe) adlı ve şa-pografla basılan dergidir. 12, bazan 16 sayfa ve 25 X 35 santimetre boydaki bu dergide kulübün sportif çalışmaları ile, üyelerin türlii konularda manzum ve mensur yazıları yer almıştır. Bu Tarihlerde spor gazetesi yayınlanmadığı ve kağıt yokluğundan, günlük siyasi gazeteler bile ancak 2 küçük sahife olarak yayınlanabildiği ve spora da yer verilmediği için, bu dergi üyeler için büyük bir noksanı karşılamış, ancak, ömrü bir kaç ay sürmüştür. Gerek temsiller ve gerekse bu derginin yayınlanmasında , kulüp üyelerinden başta Hayri bey olmak üzere, Sezai, Selim, Ferit, Edip, Hakkı, Necdet ve Hulki beyler yararlı olmuşlardır.

Şubenin çalışmalarında, kulübün sanatkâr üyelerinden Bestekar Muhiddin Sadak, Ekrem Besim, Münir Nurettin Selçuk ve Hikmet beylerin gösterdikleri başarıları da saymak gerekir.

Fikir ve Sahne Şubesi’ııin kurulmasının yararlarından biri de, ünlü piyes yazarlarından İbnür-refik Ahmet Nuri Sekizinci beyin bu vesiyle ile Fenerbahçe kulübüne yaptığı hizmetlerdir. Bu zat, Darülbedayi sanatkârlarına kulüpte temsiller verdirmiş ve Fenerbahçe’ye, zor bir döneminde, bu yolla hatırı sayılır gelir sağlamıştır.

Ahmet Nuri beyin gösterdiği gayretler, kulübün yaşaması ile çok yakından ilgilenmesi, geniş bir çevrenin saygınlığını kazanmış bulunması nihayet, zor bir zamanda kulüp Başkanlığına seçilmesini de gerektirmiştir. Zaten, eski bir sporcu ve güreşçi olan piyes müellifi İbnürrefik Ahmet Nuri Sekizinci beyin, 1918/19 yılları gibi Fenerbahçe kulübünün en bunalımlı bir döneminde kısa bir süre için de olsa başında bulunması, bir yıl sonra bir İngiliz birliği tarafından kapatılıp bahçesinde silah çatılan Fenerbahçe kulübünün yaşamasını sürdürebilmesindeki mucizevi başarının nedenlerinden biridir.

Fenerbahçe’nin Fikir ve Sahne Şubesi, İşgal Orduları Başkomutanlığının toplantı yasağını ilân etmesi üzerine, 1920 yılı 16 Martında çalışmalarına son vermek zorunda kaldı.

FENERBAHÇEDE JUDO

Japon Güreşi de denilen judo, bir Orta Asya sporu olup, oradan Doğu’ya yayılmış ve 14. yüz yılda Japonya’ya kadar uzamıştır. 1900’de İngiltere, çeyrek yüz yıl sonra da Birleşik Amerika’da göründü ve 1964’de Tokyo Olimpiyadına girdi.

Uzakdoğu, Amerika ve Avrupa’da 1960’lara kadar görev yapan Silahlı Kuvvetler mensuplarımız bu göğüs göğüse dövüş tarzındaki sporu askeri eğitimde uyguladılar.

1962’de Antrenör olarak Japonya’dan dönen Halil Yüceses’le Almanya’da spor eğitimi gören Yzb. Ergun Göktuna ve Muvahhit Baynur İstanbul ve Ankara’da Judo’nıın temelini attılar. 1964’de Güreş Federasyonuna bağlanan judo 1966’da bağımsız Federasyon oldu ve başkanlığına DZ.EG.Alb. İs.Hakkı ISLGÜLLÜ getirildi.

Fenerbahçe Kulübü 1967 yılında judo’yu çalışma alanına aldı ve aynı yıl 5 bin lira tahsisat ayırdı. 17.3.1968 kongresine sunulan Yönetim Kurulu raporunda:

(Judo şubemiz Halter gibi faaliyete yeni geçti. Bu 2 dalda, ileride kulübümüze yakışır dereceler alınacağını şimdiden vaad ederiz.), denilmesine karşın, pek faaliyet gösterilemedi… Az da olsa, sonraki yıllarda da bütçeye para konmuş, ancak hemen hemen hiç ilgi görmediği için, girişimden 1971 ‘de vaz geçilmiştir.

FENERBAHÇEDE BRİÇ

Zihin sporu olan Briç (Bridge), eski devirlerden beri revaçta olup zaman zaman çok çekişmeli müsabakalara neden olur.

1973’de kurulan Briç Federasyonunun düzenlediği müsabakaların gördüğü büyük ilgi son yıllarda merakla izlenir olmuştur.

Fenerbahçe kulübü mensupları arasında bu branşta pek çok değerli simalar bulunması, zaman zaman bu alanda harekete geçlmesi isteklerini doğurduğundan, 1984 yılında eski atlet ve basketçi Orhan Zeren’in bu yoldaki atılımı ile bir briç takımı kuruldu.

Orhan Zeren, Tâli Köprülü (KAP.), Özer Arım ve Tanju Akmanlar’dan kurulu Fenerbahçe Briç takımı, ilk kez Federasyonun 1984 yılı Nisan ayında tertiplediği ve 44 müessesenin iki gün mücadele ettiği şampiyonaya katılmış ve ilk hamlede Seydişehirspor ve Türk Hava Yollarından sonra Türkiye 3. lüğünü kazanmak başarısını göstermiştir.

Aynı takım, 1985/86’da İstanbul şampiyonluğunu kazandı. Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası maçlarına girebilirdi. Ancak, Fenerbahçe Kulübü temsil hakkı vermediğinden, turnuvaya İstanbul Şampiyonu Fenerbahçe yerine Ankara Şampiyonu (Ankara Briç Kulübü) girdi ve gurup başlığını Hollanda’nın yaptığı kümede, 8 takım arasında 3. oldu.

KAPALI SALON FUTBOLU

Modern sporlardan 6 kişilik takımlarla oynanan kapalı salon futbolu yurdumuzda, Şubat 1982 de İstanbul’un 6 kulübü arasında SPOR ve SERGİ Sarayında bir kez HÜRRİYET gazetesi tarafından tertiplendi ve konan “HÜRRİYET KUPASI”nı hiç yenilmeden, Fenerbahçe kazandı.

Türk Kulüpleri arasında salon futbolunu ilk kez yine Fenerbahçe ve 1974 yılında uygulamıştır. Batı Berlinde 6 kulüp arasında tertiplenen Uluslararası bir turnuvaya katılıp şampiyonluğu 1 sayılık averajla kaybedip 2. olmak gibi büyük başarı gösteren Fenerbahçe, aynı turnuvaya 4 kez daha katıldı. Böylece, 1974-86 yılları arasında 5 i Batı Berlin ve biri İstanbul’da olarak, Fenerbahçe’nin yer aldığı bu 6 turnuvanın Öyküsü şöyledir:

HERTHA BERLİN Kulübünün daveti üzerine, Fenerbahçe’nin Batı Berlin’de yapacağı futbol maçı anlaşmasına konan bir madde ile, ayrıca 15 bin D.Mark karşılığı bir salon turnuvasına da katılması kararlaştırıldı.

11 Ocak 1974 de T.direktör Didi ve Boğaziçi uçağıyla Berlin’e giden Fenerbahçe’nin, kendisiyle beraber, HERTHA BERLİN, EİNTRACHT FRANKFURT, WERDER BREMEN, MÖNCHENGLADBACH ve İsviçre’nin GRASSHOPPERS takımları arasındaki (BERLİN ULUSLARARASI SALON FUTBOL TURNUVASI), 14.000 kişilik görkemli (DEUTSCHLAND HALLE) salonunda 15 Ocak gecesi başladı ve ertesi gece 4 yarı finalist arasında devam edip, Fenerbahçe’nin, penaltı atışlarında finali kaybedip 2. olmasıyla sonuçlandı. Oysa, Fenerbahçe, salon futbolunu ilk kez uyguluyor ve böyle, Avrupa’nın en tecrübeli ve güçlü takımları arasındaki uluslararası bir şampiyonaya yine ilk kez katılıyordu.

Fenerbahçe, ilk maçta Mönchengladbach’a 3-2 yenildi ve aynı gece Bremen’i 2-1 yenip 4 takım arasındaki finalistler grubuna yükselmeyi başardı.

İlk maçta; Yavuz Şimşek-Önder Mustafaoğlu, Serkan Acar-TİMUÇİN ÇUĞ, ZİYA ŞENGÜL ve CEMİL TURAN’dan kurulu Fenerbahçe, ilk devreyi 0-0 kapamış, 2. devre takıma Alpaslan ile Osman Arpacıoğlu girmişlerdir. F.B. 1-0 yenik iken Alpaslan beraberliği sağlamış, yenen 2 gole, Cemil bir golle cevap verince ilk maç 3-2 kaybedilmiştir.

Fenerbahçe W.Bremen maçını: DATÇU-SALAHADDİN KARASU, MUSTAFA KAPLAKASLAN, ZİYA, OSMAN-ÖNDER MUSTAFAOĞLU, İHSAN KAVAF ve KÂMİL GÜVENER tertibiyle oynadı ve Salahattinin golüyle 1-1 berabere kaldığı ilk devreden sonra, Mus-tafanın golüyle maçı 2-1 kazanıp final grubuna geçti.

Fenerbahçe Mönchengladbach ile final grubuna kalırken diğer grubun 2 finalisti E.Frankfurt ve Grasshoppers’di.

fbtarih569

FENERBAHÇE BERLİNDE FİNALİST

Fenerbahçe, 16 Ocak 1974 de final grubunun ilk maçında Grasshoppers’i, normal süresi 2-2 biten maç sonunda, penaltılarla 6-5 yendi. 5 penaltıdan, direğe çarpan Yavuzunki hariç, 4 ünü gole çevirmiş, Grasshoppers ise 3 ünü gol yapınca, Fenerbahçe 6-5 sonuçla, E.Frankfurtu eleyen Mönchengladbach ile finale kalmıştır.

Bu final maçı da 2-2 sonuçlandı ve penaltılara başvuruldu. Durum 5-5 iken Almanların 4. penaltısını Datçu çeldi. F.B. nin 4. penaltısını da Osman dışarı attı. Almanlar beşinciyi gole çevirdiler. Fenerbahçe’nin son atışını ise Alpaslan direğe çarptırınca, maçı 6-5 lik sonuç ve gol averajıyla Mönchengladbach kazandı ve turnuvanın şampiyonu oldu. Alman takımı 10 bin, Fenerbahçe de 5 bin D.M. mükafat aldılar.

Fenerbahçe’nin yabancısı olduğu ve yurtdışında ilk kez katıldığı bir spor dalındaki uluslararası bir turnuvada ve dünyaca ünlü rakipler karşısında sağladığı bu çok büyük başarı, her türlü takdirin üstünde anlam ve değer taşır.

1977 TURNUVASI: Fenerbahçe’nin 1974 şa-mpiyonasındaki büyük başarısı, her yıl davet edilmesi sonucunu doğurdu. Ancak, bu, kolay değildi. Nitekim, Fenerbahçe’nin turnuvaya 2 inci katılışı 3 yıl sonra, 1977 de mümkün olabildi.

Herta Berlin, Karlsruhe, Belçika’dan Ruan Beverest, İsviçre’den Grasshoppers ve Uruguay’dan ünlü Penerol ile kendisi arasındaki bu turnuvaya Fenerbahçe 10.1.1977 de, bütün masraflar Almanlara ait olarak, 15 bin Mark karşılığında, teknik direktör Kaleporoviç ve Türk Hava Yolları uçağıyla gitti ve bu kez, 10 maçta 4 galibiyet ve 6 yenilgi ile 4. oldu.

Bu turnuvanın göze çarpan özelliği, Fenerbahçenin ilk maçları kaybederken, kazandığı tecrübe ile, rövanşlarda galibiyetlere ulaşmasıdır. Turnuvada 2 Alman takımı birinci ve ikinci, İsviçre üçüncü, Fenerbahçe 4., Penerol 5., Belçikalılar 6. oldular. Fenerbahçe 10 maçta 21 sayı yaptı, 26 gol yedi. 11 Ocakta 0-2 yenildiği Urass-hoppers’i 14 Ocaktaki rövanş ta 3-1 yenen Fenerbahçe şu tertipte oynadı: Yavuz-Yenal Kaçıra, Nevruz Şerif-Cem Pamiroğlu, Engin Verel ve Önder (Serkan ve Sabahattin Erboğa). Golleri Engin (2) ve Yenal attılar. Yine 12 Ocakta 4-1 yenildiği Penerol’u 15 Ocakta, aynı sonuçla, 4-1 yenen Fenerbahçe’nin 4 golünü, 2 şer olarak Yenal ile Önder kaydettiler.

1980 Turnuvası: Hertha Berlin, M.S.V.Duisburg, Tennis Borussia, Lech Pozan, Rapid Wien ve Fenerbahçe arasındaki turnuvaya 8 Ocakta giden Fenerbahçe 9/13 Ocak günlerindeki maçlarda 6. oldu.

Fenerbahçe 6.1.1980 günü Kayseride yaptığı Türkiye ligi maçından hemen sonra gittiği Berlin’de 6 maçı birer sayı farkla kaybetmek şanssızlıklarıyla karşılaştı. Yalnız 10 Ocak gecesi Polonya’nın Pozman takımını 3-2 yendi. Adem İbrahimoğlu-B.Mehmet Oğuz, Cem-Müjdat Yetkiner, A.Kemal Denizci, Önder (Selçuk Yula ve Raşit Çetiner) den oluşan takımın sayılarını Mehmet, Cem ve Müjdat yaptılar.

1982 Turnuvası: Yine H.Berlin, E.Frankfurt, Schalke 04, Berlin Auswahl, Hollanda’nın AZ 67 Alkmaar takımlarıyla Fenerbahçe arasında 5/9 Ocak 1982 deki turnuvaya, Fenerbahçe takımı 3 Ocaktaki 1-1 lik Trabzonspor maçından sonra, T.direktör Rausch ve antrenör Necdet Niş’le 4 Ocakta gitti ve 10 maçın 2 sini kazandı, birinde berabere kaldı ve 7 sini de kaybetti.

Fenerbahçe, 6 Ocakta Osman Denizci’nin golüyle Hertha’yı 1-0 ve Schalke 04 ü de 6-2 yenmiştir. Bu 2 maç:

Nurettin Yıldız, Güngör Tekin, Cem(K)-Erol Togay, Arif, Osman (Selçuk, Bahtiyar Yorulmaz) kadrosuyla oynadı ve sayıları Arif kaydetti. Arif 6 golle turnuvanın sayı krallığında 3. olmuş, Osman ile Müjdat 3 er, Mustafa 2, Cem ve Güngör de birer gol atmışlardır. Fenerbahçe bu turnuvadan 17 bin Mark dövizle döndü.

1986 Turnuvası: Hertha Berlin’in 1986 daveti çok kötü bir dönemde yerine getirilmiştir. 15 bin DM (3,5 milyon lira) karşılığı mevsim başında yapılan bu anlaşma, futbol takımının düştüğü çok kötü durum nedeniyle tartışmalara yol açmış, hatta bir bölüm futbolcu gitmemeyi tercih etmişlerdir. Bu nedenle, 9/14 Ocak 1986 da Hüsnü Çil başkanlığında yapılan bu zoraki seyahate şu 11 futbolcu katıldı:

Yaşar Duran-Nurettin, Cem(K), Abdülkerim Durmaz, Hüseyin Çakıroğlu, Engin, Müjdat, İlyas Tüfekçi, Zafer Dinçer, Yüksel Kepoğlu ve K.Erdoğan.

Hertha Berlin, München Gladbach, Bayern Münich, Borussia Dorthmund, ve Dukla Prag arasındaki maçlarda Fenerbahçe 6. oldu. Dukla maçının normal süresi 2-2 bitmiş, ancak Çek takımı Penaltılarla maçı 7-5 kazanmıştır.

HÜRRİYET SALON FUTBOL TURNUVASI KUPASI

Fenerbahçe’nin Berlin Uluslararası Salon Turnuvasına katılışlarının uyandırdığı ilgi, “HÜRRİYET” gazetesini harekete geçirdi ve yurdumuzda ilk kez, İstanbulda 6 kulüp arasında bir salon turnuvası tertibine itti.

Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Vefa-Simtel, Anadolu ve Sarıyer arasında 8-12 Şubat 1982 de (SPOR ve SERGİ SARAYI) nı 5 gece yerinden oynatan bu ilginç turnuva sonunda Fenerbahçe hiç yenilmeden şampiyon olup (HÜRRİYET KAPALI SALON FUTBOL TURNUVASI KUPASI) nı kazanmış, Beşiktaş 2. olmuştur. Sarıyer, Anadolu, Vefa ve Galatasaray sonraki sıraları aldılar.

Önce yapılan 3 er maç sonunda Galatasaray ile Vefa elenmişler, diğer 4 takım finale kalmışlardır. Bu 4 takımdan, dömi finalde Fenerbahçe Anadolu’yu 3-0, Beşiktaş ta Sarıyer’i 2-0 yenip finale kaldılar. 12.2.1982 gecesi yapılan final maçında Beşiktaş’ı 4-0 yenen Fenerbahçe şampiyon oldu ve Kupayı kazandı. Beşiktaş 2., uzatmada Anadolu’yu 3-2 yenen Sarıyer de 3. oldular.

Fenerbahçe’nin yaptığı 5 maçın rakip ve sonuçları şöyledir:

8/12 Şubat 1982 günleri sıra ile Anadolu ile 1-1 berabere, Sarıyer’e 5-3, Vefa’ya 5-1, Anadolu’ya 3-0, Beşiktaş’a 4-0 galip.

Tarihte ilk kez 12 Şubat 1982 de karşılaşan Fenerbahçe-Beşiktaş Salon Futbol Takımları bu maçı şu kadroları ile oynadılar:

Fenerbahçe: Yaşar-Erhan Önal, Cem-Isa Ertürk, Erdoğan Arıca ve Zafer Dinçer.

Beşiktaş: Zafeı Kenan, Serdar, Samet, Ulvi, Kadir (Turgay).

Bu maçta Fenerbahçe’nin 4 golünü Erhan (2), Cem ve Zafer attılar.

(Hürriyet Kupası)nda şu 13 Fenerbahçeli yer almıştır.

Yaşar, Cem, Erdoğan ve Zafer (5 er maç), Erhan 4, Özcan Kızıltan 3, İsa ve Mehmet Hacıoğlu (2); Nurettin, Güngör, Onur, Müjdat ve Mustafa 1 er maç.

(Hürriyet Kupası)nı kazanan Fenerbahçe yegane yenilmeyen, en az gol yiyen ve en çok gol atan takımdır. İşte klasman:

fbtarih571

fbtarih571

fbtarih571

fbtarih572

FENERBAHÇE KARMA TAKIMLARDA

Fenerbahçe futbolu kendi ad ve renkleri dışında birçok isim altındaki kuruluşlara da eleman vermiştir. MiJli takım dışındaki bu teşekküler istanbul karması, bir veya daha çok kulübe mensup futbolculardan kurulu Kulüpler karması vesaire gibi formasyonlardır.

Bu takımlar arasında ençok duyulan ve maç yapan karma takım (Fenerbahçe-Galatasaray), kar-masıdır. Bu takım 50 ye yakın maç yaptığı gibi, 3 kez de yurtdışına çıkmıştır. Fenerbahçe-Galatasaray karmasının bu 3 seyehatinden 2 si Mısır’a, biri de Atinaya yapıldı. Bunlardan 1926 daki ilk Mısır turnesinde 6, 1940 daki 2. Mısır seyahatinde 2. ve 1930 daki Atina deplasmanında da 2 maç yapıldı. 1935 de Fenerbahçe-Güneş karmasının da bir Romanya seyehati vardır.

İLK KARMA TAKIM MAÇLARI

Günlük Tasvir-i Efkâr gazetesinin 1 Mart 1913 günlü sayısının 4. sayfa ve 4. sütundaki bu maçla ilgili (Kadıköyünde Spor Müsabakası) başlıklı imzasız yazı, futbolumuzun doğuş dönemindeki ilk deyim ve yorumları göstermek bakımından da tarihsel bir vesikadır. Fenerbahçe, Galatasaray ve Progres kulüplerine mensup futbolculardan kurulu ilk İstanbul karmasiyle Balkan savaşı nedeniyle uzun süre istanbul limanında kalan (Daymut) ingiliz savaş gemisi mürettabatı arasında ilk kez tertiplenen bu şekilde bir futbol maçı, ülkenin en tanınmış ve spora yer veren günlük gazetesi tarafından çok önemli bir olay olarak ele alınmıştır.

Ahmet Robenson (G.S.)-Arif Emiroğlu (F.B.), Ahmet Cevat (G.S.)-Çerkez Sabri (F.B.), Celâl İbrahim (G.S.), Kemal Aşkın (F.B.)-Hasan Kâmil Sporel (F.B.), S.S.Cihanoğlu (F.B.), Gâlip Kulaksızoğlu (F.B.), Saffet (Progres) ve Otomobil Nuri (F.B.) den oluşan bu ilk İstanbul karması, ilk maçı 2-0 kazanmış, ikinci maçta 1-1 berabere kalmıştır. Gazete ilk maçın gollerini atanlarını yazmıyor. İkinci maçın sayısını ise kaptan Gâlip kaydetmiş.

Gazetedeki bu 2 maça âît yazılar aynen şöyle: (İnkilâptan sonra memleketin hayatı içtimaiye-sinde vukua gelen tahavviilat ve teceddüdatm bizce en ciddilerinden biri de birkaç (Spor) kulübünün teessüsüdür.

İnsanların bünyelerini takviye için eski devirlerden beri bir takım idmanlar yaptıkları malumdur. Bilhassa kadim Yunanistan’da (Şimdiki Yunanlılar değil) heykeltraşlık sanatının bu derece zihayat ve bedi âbidelere malik olmasını onların devamlı idmanlarla vücudun zindelik, kuvvet, çeviklik ve nihayet şayanı hayret tenas-sübünü iktisap etmiş olmalarına atfedenler vardır. Filhakika, insaniyetin şu son devre-i terakkisinde bütün âlim ve mütefenninler şu gerçeğin isabetinde birleşiyorlar: Sağlam fikir sağlam vücutta bulunur. Biz, hakikaten terakkıyatı fikriyeye mazhar olmak azminde isek, önce birçok içtimai tesirlerle zaaf ve hezale uğramış bünyemizi takviye etmeliyiz. Bu maksadın husulü de, gıdadan sonra, bünyeyi kuvvetlendirecek sporlara mutavakkıftır. İşte, bizim için bihakkin mucibi memnuniyet olan mühim bir spor müsabakasını kârilerimize haber vereceğiz:

Önümüzdeki pazar günü, havalar müsait olsun olmasın, öğleden sonra saat ikibuçukta Kadıkö-yünde, Kuşdilindeki Numune Mektebi civarında bulunan İttihadspor kulübünde fevkalâde bir futbol müsabakası icra oluncaktır.

Aldığımız tafsilata nazaran, bu müsabaka limanımızda bulunmakta olan İngiliz “Daymut” zırhlı sefinesinin şimdiye kadar İstanbul’un muhtelif kulüpleriyle yapmış olduğu müsabakalarda ihrazı galibiyet eden futbol takımı ile “FENER”, “GALATASARAY”, “YILDIRIM” (Terakki olmalı) kulüpleri azaların dan müteşekkil futbol takımı arasında cereyan edecektir. Müsabakanın neticesinde hangi tarafın galip geleceğini karilerimize haber vereceğiz.

İngiliz futbol takımı mezkur sefine zabitan ve efradından mürekkep ve sureti hususiyede mün-tahap olup İstanbul heyeti intilıabiyesi de bervechi âtidir:

Ali Sami bey “Reis”

Galatasaray Mekteb-i Sultani muallimlerinden Ahmet bey “Kaleci”, Arif ve Ahmet beyler “Müdafiler = Bek” Sabri, mualliminden Celâl ve Kemal beyler “İmdat hattı Hafbek” Kâmil, Sait, Saffet ve Nuri beyler “Muhaccim hattı, forvet”

Galip bey “Kumandan ve Merkez muhacimi”

Sılıhıyei mülkiye meclisi azasından Hâmit bey “Tabib”,

Galatasaray muallimlerinden Cevdet bey “Hakem müşaviri”,

Galatasaray muallimlerinden Bekir bey ve Hüseyin, Hikmet ve diğer Hüseyin beyler “Azayı ihtiyatiye”

Müsabaka günü Köprü’den Kadıköy’üne biri kırkbeş geçe hareket edecek vapur İstanbul cihe-tindeki temaşakirleri vaktinde mahalli müsabakaya isal edebilir.)

Tasvir-i Efkâr gazetesinin bir gün sonraki sayısından:

(Bugün Kadıköyünde icra edileceğini dünkü nüshamızda beyan ettiğimiz (DEYMUT) ve (İSTANBUL) milli futbol müsabakasına saat ikibuçukta iptidar edilecektir.

Türkiye Futbol Cemiyetinden aldığımız malumata göre, işbu müsabaka 1916 senesinde Berlin’de icra edilecek olan beynelmilel olimpiyat müsabakalarında Osmanlı’ların da lâyıkı veçhile isbatı vücut etmelerini şimdiden ihzar gayesine matuf ve binaenaleyh ehemmiyeti mahsusayı haiz olduğundan neticesi hakkında yarınki nüshamızda malumatı lâzıma ita edeceğiz.)

Tasvir-i Efkâr’ın 3 Mart sayısından:

FUTBOL MÜSABAKASI

(Dün Unyon kulüpte İstanbul hey’etiyle (Daymut) İngiliz kravzörü mürettebatı arasında her-türlü muhalefeti havaya rağmen icrası mukarrer olan futbol müsabakasının İngiliz mürettebatının ademi vuruduna mebni maatteessüf başka bir zamana tehirine mecburiyet his edilmiştir.)

Yukardaki maç, yazının başlarındaki tertiple, 30 Mart 1913 Pazar günü F.B. kulübünden Fuat Hüsnü bey hakemliğinde, asabi bir hava içinde oynanmış ve 2-0 kazanılmıştır.

Bu maçın 6.4.1913 de oynanan rövanşı 1-1 sonuçlandı. İngiliz hakem idaresindeki karşılaşmanın ilk devresinde Otomobil Nuri’nin ortaladığı toptan kaptan Gâlip’in attığı gole İngilizler 2. dev rede cevap verdiler.

Aynı gazete 8.4.1913 sayısının 4. sayfasında (GENÇLERİMİZİN MUVAFFAKİYETİ) başlığı altında bu beraberlik maçı için şu bilgileri veriyor:

(…. Bu ikinci maçtan gençlerimizin istifadesi pek çoktur. Tevhidi mesâi hususunda İn gilizler daha mütarakkidir. Fakat, Türklerin birinci partide kumandada gösterdikleri gayret de şayanı ehemmiyettir.

Santrhaf “Merkez muhafız” Celâl beyin, telkini gayret zımnında çıkardığı sayhlar hem oyuncuları teşvik ediyor, hem de seyircileri güldürüyordu. İkinci partide İngiliz’lerin hücumu kesbi kuvvet ettiğinden Celâl bey pekçok yoruldu.

Kâmil beyin pekziyade şayanı dikkat bir oyunu var. Hasmı topu alarak bütün kuvvetiyle ileri koştuğu zaman kendisi arkasından yetişiyor, kızak gibi atılıyor, hem topu hasmmdan alıyor, hem de onu yere düşürüyor.

Pazar günü çarpışan genç babayiğitlerimize bir tavsiyemiz var:

Böyle mühim maçlarda tedariksiz çıkmamalı, talimlerini daha muttarit bir şekilde yapmalıdırlar. Gemiciler gibi onlar da haftada üç gün idman yapmış olsalardı muvaffakiyetlerinin daha parlak olacağı tabii idi. Mamafih, yine kendilerini kemali samimiyetle tebrik eder ve gelecek müsabakalarda dahi aynı surette galebelerini temenni eyleriz.

İngiliz futbol takımlarının gittikleri her memlekette karşılarına çıkan timleri hemen daima mağlup ettiklerini söylersek geçen günkü muvaffakiyetin ehemmiyeti kendiliğinden tezahür eder.)

Görüldüğü gibi, Türk futbolunda yarı resmilik taşıyan bu ilk Karma takımda Fenerbahçe’den 7, Galatasaray’dan 3, Progres’den bir futbolcu yeraldı. Ne tesadüf ki, 10 yıl sonra, 26 Ekim 1923 deki ilk milli maçımızda da, takımımız 1 i Galatasaray, 3 ü ilk adı Proges olan Altınordu, 7 si de Fenerbahçeli futbolcudan kurulmuştur.

fbtarih574

fbtarih574

fbtarih575

ZEKİ SPOREL

Basın, 4 Kasım 1969 salı günü 3-6 sütunluk büyük başlıklarla acı bir ölüm haberi vermiş, Radyolar ve TV uzun süre ondan söz etmişlerdir. Ertesi gün Osmanağa Camiinde başlayan tören, askeri bandoyu izleyen 10 binlerce takdirkârı ve 500’ün üstünde çelenkli bir saygı seli halinde ve Kadıköy yakasında eşi görülmemiş ihtişamla Karacaahmet’de son buluyordu. Türk sancağına sarılı ve sevenleriyle Fenerbahçeli futbolcuların ellerinde taşınan bu mutlu ölü Fenerbahçe ve Milli Takımın, adı ve anıları sonsuz’a dek yaşayacak, ölümsüz “KAPTAN” ı, “ÜSTAD” Zeki Sporel’di.

Fenerbahçe Spor Kulübü, hiç kuşkusuz, binlerce üye ve taraftarının gayretleriyle yüceldi ve başta ULU ATA’mız olarak, yurttaşlarının en çok sevdiği kulüp oldu. Bu hizmet yarışında mensupları arasında bir ayırım yapmak elbette zor, hatta olanaksızdır. Ancak, Kulübün kuruluş, yükseliş ve ülkenin de felâketli dönemlerinde sivrilip sevilen kişilerin bu büyük topluluk içinde ayrıcalık kazanmalarının da normal olacağını kabul etmek gerekir.

Fenerbahçe Kulübünde bu vasıf ve değerde pek çok kişiler gelip geçtiler. Bu yapıtı, bu fedakâra-nın yegan yegan biyografileriyle süslemek gerekirdi. Ne çare ki buna olanak yok. Bununla beraber, adı unutulmaz bir Fenerbahçeli’yi, işte ebediyete uğurlanışı yukarda kısaca sunulan ZEKİ SPOREL’i örnek aldık. Alırken de, büyük çoğunluğu dünyadan göçmüş bulunan bu seçkin topluluğun onayına ulaşacağımızı, ruh ve gönüllerini de mutlu kılacağımızı kuşkusuz saydık…

ZEKİ SPOREL, spora gözünü Fenerbahçe kulübünde açmış ve yine Fenerbahçede kapamıştır. Hokey, Tenis ve Su Sporlarında şampiyonluklar kazanmış nadir golfçulardan iken, Türk futbolunda, “KAPTAN” ve “ÜSTAD” ünvan ve 64 yıldır kınlamayan rekorlarıyla, gelmiş geçmiş en usta golcü olarak ün yapmıştır. 5 yıl süren Mütareke ve İşgal döneminde, düşman takımlara karşı, ulusça teselli ve ümit kaynağı olan, sürekli Fenerbahçe galibiyetlerinde, göz yaşartan gayret ve kıymettar golleriyle çok etkili olması, Milli forma altında hala yaşayan gol rekorları ve daha nice meziyetleri (ZEKİ SPOREL) adını, yalnız Sarı-Lâcivertli Kulübün değil, aynı zamanda Türk’futbolunun da ölümsüz (ANlT)’ı olarak, spor tarihimize armağan etmiştir. Futbolu bıraktıktan 30, hatta 50 yıl sonraları, basın tarafından yapılan an-ketlerdegelmiş geçmiş en değerli santrfor seçilmesi, bu (ANIT)’ın negüçlü maya ve temele dayandığını kanıtlar.

Zeki Sporel, Müzika-ı Hümâyûn = Saray bandosu Kolağası Ali Rıza beyin oğlu olup, Hasan Kâmil ve Mesut’un küçük kardeşleri ve Arifin de ağabeyidir. İstanbul Haliç Sütlüce’sinde 28 Şubat 1898’de doğdu. Kuleli ve Bursa Askeri Liselerinde okudu. Veteriner Yüksek Okulundan diploma aldı. ancak, hemen ticarete atılmış ve 1950-57 döneminde önce Rize, sonra da İstanbul’dan Milletvekili seçilmiştir. Futbol ajanlığı ve Su Sporları Fed. Başkanlığında bulundu. Daha futbol oynarken, 1930 elan itibaren Kulübünün Yönetim Kurullarında görev aldı. 1955-58 yıllarında da başkanlık etti.(Üstüste 5 yıl Genel sekreterlikten sonra, pek az sayıdaki muhaliflerimde dâhil, kolay kazanacağım Fenerbahçe Kulübü Başkanlığına adaylığımı koymam ısrarlarını 1955’de red etmiştim.Nedeni, imkânsız olan, (Müessisler Heyeti)’ni yeniden kurma çabalarının sonuçsuz kaldığı 1950’den beri kulübe ve hatta, kendisini çok sevmeme rağmen, bana da küskün Zeki.Sporel’i bu mevkie herkesten daha lâyık görmemdi. 5.6.1955 Kongresinde, ağır isnat ve tertiplere hedef olmak pahasına ve toplantıya gelmediği halde, onu Başkan seçtirmeyi başarmam Fenerbahçe Kulübü konusunda, bana huzur veren anılarımdandır. R.D.)

Zeki Sporel Modalı İngilizlerden görüp sevdiği futbola, ağabeyi ve Milli Takımın ilk kaptanı Hasan Kâmil Sporel’in delaletiyle, 1912’de Fenerbahçe 4. takımında başladı. 1 Haziran 1934’dede, futbolumuzda ilk kez yapılan sade bir törenle, bu spora gene Sarı-Lâcivert renkler altında veda etti. Daha önce birkaç kez yer aldığı A takımına, bazı futbolcuların ayrılıp Altınordu’ya geçtikleri 1916 yılı Kasım ayında yerleşmiş, kısa süre soliç oynayıp santrfora geçmiş, 10 yıl kaptanlık etmiştir.

Fenerbahçe A takımında 18 yılda 352 kez yer alan Zeki Sporel, bu 352 maçta kaydettiği 470 golle kırılmaz bir rekor sağlamış bulunuyor. Fenerbahçe forması dışında Milli ve temsili maçlarla bunların hazırlık karşılaşmalarında, Darülfünun ve Halkevi takımı, kulüpler ve İstanbul karmalarında ve özellikle F.B.-G.S. karmasıyla, takviyeli Galatasarayın 19 maçlık 1921 Orta Avrupa turnesi ve bu turnenin hazırlık maçlarıyla beraber A kadrolarında yaptığı maç sayısı 550 niıı, attığı gollerde 750 nin üstündedir. Bu arada, 10’unda kaptanlık ettiği 16 Milli maçta 15 sayı kaydetti. Bu sayı, her maçta ortalama 0.94 golle Ay-Yıldızlı takımın, ilk maçından günümüze kadar, 64 yılda, bütün golcü futbolcuları arasında rekordur. Nitekim Lefter Küçük, Cemil Turan ve Metin Oktay’ın gol ortalamaları 0.42 ile 0.51 den yukarı çıkamamıştır

Milli Takımın gol kapısını, 26.10.1923 deki 2-2 lik Romanya maçında 2 golle açan Zeki Sporel’in 17.6.1924 de Helsinki’deki 4-2 lik Finlandiya galibiyetinde attığı 4 gol, 64 yıldır kınlamamış ve egale edilememiş bir rekor olarak yaşıyor. Aynı surette, 23.10.1925 de İstanbul karmasının İngilizler karşısındaki 10-1’lik galibiyetinde 7 gol atarak yaptığı rekor da hala kınlamadı. 20.9.1918 de Galatasaray’a karşı 4-0 hk, 18.6.1926 da Beşiktaş’a karşı 4-1 lik Fenerbahçe galibiyetlerinde 4 er golü tek başına Zeki Sporel kaydetti.

Türk futbolunun bu 1 sayılı golcüsünün en değerli golleri, hiç kuşkusuz, Mütareke ve İşgal yıllarında düşman takımlara attığı ve yurttaşlara sevinç gözyaşları döktüren gollerdir…

Zeki Sporel, Fenerbahçe A takımındaki 352 maç ve 470 golü şu 112 takıma karşı yaptı. 42 İstanbul takımına karşı 237 maç ve 341 gol, 14 Yurtiçi takımına karşı 21 maç ve 33 gol, 56 Yabancı takımına karşı 94 maç ve 96 gol. 112 352 470 İstanbul takımlarından Galatasaray’a karşı 11.2.1916- 10.2.1933 arasında yer aldığı 43 maçta 27 gol atan Zeki Sporel, Beşiktaş’a karşı da 28.11.1924- 12.1.1934 süresinde oynadığı 13 maçta 15 gol kaydetmiştir.

fbtarih576

Taşra takımlarından Ankara Gençlerbirliği’ne 4 maçta 6 gol, 2 İzmir karması maçında da yine 6 gol atmış, Trabzonspor’un temeli olan Trabzon İdman Ocağı takımına karşı 1933 Türkiye şampiyonasında Ankara’da bir maçta 3 gol kaydetmiştir.

Yabancı maçlarda Zeki Sporel en büyük başarıyı İngilizlere karşı gösterdi. Nitekim, 1918-23 yıllarında 19 İngiliz takımına karşı yer aldığı 34 maçta 52 gol atmayı başarmıştır. 4 Fransız takımına karşı da, 1918-32 yılları arası 6 maçta 11 sayı kaydına muvaffak oldu.

Zeki Sporel’in değerini, 9 Ekim 1927 deki 2-2 lik İstanbul-Viyana temsili maçından sonra günlük ve siyasi VAKİT gazetesinin birinci sayfasında, (DÜNKÜ MAÇIN KAHRAMINI ZEKİ BEY), resim altı yazılı bir boy resmi ile beraber, spor yazarı ve Lise öğretmeni Sırrı beyin yazısından tanıyalım:

(…. ŞURASINI BİLHASSA KAYDEDELİM Kİ, DÜNKÜ BERABERLİĞİ, TAKİMİN GÖSTERDİĞİ OYUNDAN ZİYADE, HİÇ ŞÜPHESİZ EN KIYMETLİ OYUNCUMUZ OLAN MİLLİ TAKIMIMIZIN KAPTANI ZEKÎ BEYE BORÇLUYUZ.

Oyunun bitimine 15 dakika kaldığı zaman 2-0 gibi oldukça kesin bir yenilgi ile karşı karşıya idik. Fakat, dün de CİDDEN MÜSTESNA BİR OYUN GÖSTEREREK etrafındaki muhaccimlere birçok gol fırsatları yaratan Zeki bey, sayılık paslarının heder olduğunu görünce, ŞAHSİ MEZİYETİNDEN DOĞAN FEVKALADELİKLERLE, ARKA ARKAYA 2 SAYI YAPARAK MUHTELİT (KARMA) TAKIMI DÜŞDÜĞÜ YENİLGİDEN KURTARDI.

DÜNKÜ MAÇ DA GÖSTERDİ Kİ, ZEKİ BEY EŞİNE BURAYA GELEN AVRUPA TAKIMLARINDA DA RASTLANMAYAN CİDDEN GÜZİDE VE YÜKSEK BİR FUTBOL UDUR. Hücum hattını idarede gösterdiği yüksek kabiliyet her hangi bir futbolcu için başlı başına medar-ı iftihar olacak kadar kıymetli bir meziyet iken, sayı imkânı görünür görünmez parlayan demir gibi şutları hücum hattına adeta, vucüdu çok lüzumlu olan, altıncı bir muhacim kazandırmaktadır. ZEKİ BEY ŞAŞMAZ GÖRÜŞÜ, GÜZEL İDARESİ, ÖLÇÜLÜ PASLARI VE DEMİR ŞUTLARIYLA FUTBOL DÜNYAMIZIN VÜCUDUYLA HAKLI OLARAK ÖVÜNECEĞİ EN KUDRETLİ OYUNCUSUDUR). Galatasaray Câmiasının tanınmış eski futbolcusu ve Büyükelçi Kemal Nejat Kavur’un 1923’de yayınlanan şu kıt’ası, bir rakıpı kalemden çıktığı için ilginçtir:

SAHAYI FUTBOLDA VARDIR BİR ZEKİ
OLMAYA ZİR-Ü CİHANDA ÖRNEĞİ !..
YILDI “GOLKIPLER” ŞUTUNDAN HER ZAMAN !..
NAMİ TUTTU ÇÂR-Û AKTÂR-Û CİHAN !..

Zeki Sporel yabancılarca da gerektiği gibi değerlendirilmiştir. Ünlü Först Wienna takımı, 1928 yılı Avrupa Kupası final maçında santrfor oynatmak üzere onu Viyanaya getirtmişti. Ancak, rakip RAPİD WİEN, bir yabancının enaz 15 gün önceden Avusturya’ya gelmiş olması şartını öne sürüp, itiraz ettiğinden, oynayamamıştı.

Resmi maç idaresi için yurdumuza çağrılan ilk yabancı, Viyana hakem Kulübü Başkanı F.İ.F.A. kokartlı ünlü MİES, 10 Kasım 1933 de İzmir’de Fenerbahçe’nin 8-0 kazandığı İzmirspor Türkiye şampiyonluğu final maçından sonra basına:

“ZEKİ BEY HER YÖNDEN AVUSTURYA MİLLİ TAKIMI SANTRFORU SİNDALER’DEN ÜSTÜNDÜR” demiştir. Sindaler o tarihte İngiltere Milli takımına 2 beraberlik gollerini atmıştı ve Avrupanın en değerli santrforu biliniyordu.

Zeki Sporel, 1 Haziran 1934 Pazar günü sâde bir törenle futbola veda ederken, o gün son maçında F.C.Wien ağlarına 30 metreden takdığı Fenerbahçe forması altındaki 470. golüyle binlerce sevenine, sevinç yerine, hüzün gözyaşları döktür-müştü. Çünkü, futbol sevgisi aşıladığı muazzam kitle artık onu bir daha sahalarda göremeyecekti. Bu hüzün yersiz değilmiş. Zira, Türk futbolu, o gün giden büyük “KAPTAN” ve “ÜSTAD” ‘ın yerini 64 yıldır hala dolduramamıştır. Cumhuriyet gazetesinin 1965’de tertiplediği (42 YILIN EN İYİ 11 ‘i) anketinde, gelmiş geçmiş eniyi santrfor seçilmiş ve yapılan törende kazandığı altın madalya ile ve 67 yaşında İnönü Stadında Şeref turu yapmıştır.

Vefatından sonra:

Zeki Sporel’in vefatı bütün yurtta derin acılar yarattı. Cumhuriyet gazetesinde, “FENERBAHÇE’Yİ FENERBAHÇE YAPAN EŞSİZ BİR KİŞİYDİ !..”, başlığı altında, tanınmış eski sporcu ve yöneticilerin sözleri yer almıştır. G.S. ve Milli takım eski kaptanlarından Nihat Bekdik:

— Zeki ile 1918’de tanışmıştık. F.B. maçlarında onu tutabilmek için çok sıkıntı çekerdim. Gelmiş geçmiş en iyi santrfordur. Yeri doldurulamamıştır. Çok üzüntülü ve kederliyim. İnşallah Zeki ile ahrette de buluşur, kardeşliğimizi ebediyen sürdürürüz.

Beşiktaş eski kaptan ve Başkanı Hakkı Yeten:

— Zeki Kaptan büyük futbolcu ve mert bir insandı. Türk sporuna büyük hizmetleri geçen bu müstesna insan ve çok kıymetli kaptanımız ve ağabeyimizin ölümünden son derece üzüntü duydum.

Galatasaray Kulübü eski futbolcu ve Başkanlarından Suphi Batur:

— Zeki, bizden önceki ve bizim neslin en centilmen sporcusu ve Türk Futbol tarihinin eşi bulunmaz santrforu idi. Mütareke yıllarının (ZEKİ)’sini Vatanını seven her Türk, kalbinde ebediyen yaşatacaktır. Taksim ve Union Club sahaları onun hatıralarınıdaima yaşayacak ve hafızalardan asla silinmeyecektir. Onu rahmetle anarım !..

Galatasaray Kulübü Başkanlarından B.T.G.M.’ü Ulvi Yenal:

— Bazen karşılıklı, bazen de Milli takımda beraber oynadığımız çok sevgili ağabeyimiz, kaptanımız, kısacası her şeyimiz olan Zeki Sporel’in ölümü beni mateme boğmuştur.

Rüştü Dağlaroğlu – Fenerbahçe’yi Fenerbahçe yapan eşsiz bir şahsiyettik Kişiliğiyle kaplerde abideleşmişti. Son derecede acı içindeyim !..)

Büyük Fenerbahçeli, nur içinde yat !..

fbtarih578

fbtarih578

LEFTER KÜÇÜK.

Fenerbahçe A takımında 615 kez yer alarak rekor yapan, milli takımda 22 sayı ile en çok gol atan, 50 milli maçla ilk altın madalya kazanan ve Avrupa’ya bedel karşılığı ilk transfer olan futbolcumuz LEFTER, Türk sporundaki bu birbirinden değerli ve ilginç özelliklerinden ötürü, ayrıca ele alınmaya hak kazanmıştır.

fbtarih579

Türk futboluna değer katan ve sporda, “ORDİNARYÜS PROFESÖR” ünvanı kazanan Lef-ter nasıl Fenerbahçeli oldu?.. Bu konu, bir soru üzerine, şu kitabın yazarı tarafından, Lefter’in 9 Ekim 1963 deki 50. milli maçından sonra “Milliyet” gazetesinin yayınladığı 8 sayfalık (LEFTER) ilâvesinde şöyle anlatılmıştır:

(Lefter’in Fenerbahçe’ye transferi, devrimizin transfer hadiselerine benzemeyen bir hikâyedir. Anlatayım:

Sene 1946. Aralık ayının en soğuk günlerinde-yiz.. Kalecimiz Cihat Arman Yedek Subaya gittiğinden, Beyoğluspor’un serbest kalecisi Şalabi’yi almak için Kulüp Başkanı Ohanides’le görüşürken:

(— Rüştü Bey; sana öyle bir futbolcu tavsiye edeceğim ki, anasından Fenerbahçe stili için doğmuş bir delikanlı.. Adı Lefter.. Taksim Kulübünde oynuyordu. Şimdi nerede bilmem. Galiba askermiş. Onu bulun ve alın….)

Lefter’in Diyarbakır’da asker olduğunu B. takımımız solbeki Ruhi Karaduman’dan öğrenmiş, orada Emniyet Amiri olan babası kanalıyla, terhisinde doğruca Kulübe getirilmesini kararlaştırmıştık.

Şeref stadında 23 Nisan 1947 günü Vefa milli Küme maçına çıkılmak üzere iken, Ruhi’nin getirdiği Lefter’le Salı günü Fenerbahçe Kulübüne gelmesi için “Asker sözü aldım…. Lefter Kulübe geldi. Yeni antrenör Molnar’la tanıştırdım. A takımına karşı B takımında oynayıp kaleci Hüs-nü’ye 4 gol atınca, duş bile almadan kaçıp gitmişti. 10 gün görünmeyince, Kulüp müdürü Reşat Erte, onu Büyükada’dan getirdi… Lefter’le müze salonuna çıktık.

— O gün bir Allaha ısmarladık demeden nasıl kaçıp gidersin?., sözüne:

— Affedin., ağabeylerime gol atınca hem utandım, hem de korktum. Kimseye görünemedim.. Hem Beşik,taşlı Şükrü ile G.S. lı Reha:

— Sakın Fenerbahçe’ye girme, harcarlar seni!.. Bize gel… diye ikisi de bana asılıyorlar… dedi. Babası biraz rahatsızmış… ilaç parası olarak uzattığım 200 lirayı alırken:

— Teşekkür ederim. Evvel Allah bu paranın kaç katını Fenerbahçe’ye ödemeyi namus borcu sayacağım!., dedi. Salı ve Perşembe günleri muntazam olarak geliyordu.. Bir hafta sonra kömür alması için 200 lira daha verdim. Taksim Kulübü Başkaptanı Agopyan’dan ilişiksiz kağıdını da ücretsiz olarak aldıktan sonra, Lefter A takımı kadrosunda işlem görmeye başladı. Yani, ne Lefter, ne de Taksim Kulübü Fenerbahçe’den transfer veya bonservis ücreti olarak, bir kuruş bile almamışlardır.

O tarihte G.S. da Haris ile Koçis, Beşiktaşta da Hristo ile Çaçis yer alırlardı. Lefter’in İstanbul dışında ne hava yaratacağı tek kuşkumdu. Kocaeli Bölge Başkanı Nuri beye telefon edip, 5 ve 6 Temmuz 1947 de İzmitte Kocaeli karmasını 5-2, Adapazarında da Adapazarı Gençliği 4-0 yendiğimiz maçlarda, Lefter’in binlerce yurttaşın ellerinde taşınması içimi rahatlattı. Yine o günlerde 2 eniştesinden birinin eczacı, diğerinin süvari yüzbaşısı Müslüman Türk oluşlarını öğrendiğimde ve hele bir yılını doldurmadan Ay-Yıldızlı takını ve Fenerbahçe adına, Atina statlarında goller atarken, etrafımda koparılan saldırgan tonlu, “VİRE TÜRK TOHUMU!..”, yaygaralarından sonra, Lefter, yalnız gözümüzde değil, gönlümür de de yer etmişti, artık!…)

LEFTER İTALYA VE FRANSADA…

Haziran 1947 de Fenerbahçe formasını giyer giymez devleşen ve sadece 10 ay sonra, futbolumuzun aslarla dolu parlak döneminde, Ay-Yıldızlı formayı sırtlayan, sonra da Türk futbolunun, “ORDİNARYÜS PROFESÖR” ü ünvanını alıp ona şerefler kazandıran Lefter, 1951 Eylülünde Fiorentina Kulübüne transfer oldu. Bir yıl İtalya’da, bir yılda Fransa’nın Nice takımında oynayan Lefter, 1953 de İstanbul’a dönüşünde yine Sarı-Lâcivertli Kulübe girmiş ve futbole 1964 yılında Fenerbahçe’de veda etmiştir.

• Bir çok noktaları bilinmeyen, (Lefter’in Avrupa’ya para karşılığı transfer olan ilk Türk futbolcusu), olması şöyle cereyan etti:

Üstüste 2. Lig şampiyonu olmasına karşı, terfi maçlarında bir türlü birinci Kümeye geçemeyen ADALET fabrika Kulübü, 1951 Haziranında Fenerbahçe’nin 7 futbolcusuna birden el atmıştır.

Adalet’in, fabrikasına daha etkili reklam için, basın yoluyla, Fenerbahçe’ye, “HODRİ MEYDAN!..” demeye cür’et edebilmesinde başlıca şu 3 etken rol oynadı:

1- Fenerbahçe Kulübünün, stadına 25 bin kişilik beton tribün yaptırmaktan dolayı, borçlu oluşu,

2- 20 yıl önceki Güneş Kulübü hikayesine dayanan G.S. lı bir kısım yöneticinin, elaltmdan, Adaleti desteklemeleri,

3- Fenerbahçe’nin son kongresinde yönetim kuruluna seçilemeyen tanınmış bir zatın Adalet Kulübünü teşvik etmesi ve bu transferlere aracı olması.

Bu tarihte 120 bin lira bütçeli Fenerbahçe Kulübü, stadı için giriştiği 25 bin kişilik 35 basamak tribünler için 270 bin liralık taahhüde girmekten ötürü, borçlanmıştı. Buna rağmen, kulüp, futbolcularına çok cömert davranıyor, bu amatörlük döneminde ayda 100 lira olan antrenman ve maç tazminatlarını Ekim 1950 den beri, 9 aydır 370 liraya çıkarmış bulunuyordu. Ancak, Adalet’in gösterdiği avantaj daha büyüktü. Her Fenerbahçeli futbolcuya 8 bin lira ikramiye, 200 lira aylık ve vergi dışı 2 battaniye makinesinin kârını teklif ediyordu.

Fenerbahçe Kulübü, Adalet’in el attığı 7 futbolcudan M.Ali Has’la, Lefter’i bırakmamak azminde idi. Nitekim, sözü edilen Fenerbahçeli zat, kasasındaki 8 bin lirayı hemen gelip alması için, M.Ali’nin Paşabahçe’deki evine Lefter’i musallat etmiş, ancak, M.Ali Adalet’e gitmemiştir.

Tereddüt içinde bocalayan Lefter’e gelince; ona da:

(Adalet’e girme, Kulüp seni memnun eder, buna inan. Ama, girersen bil ki, seni o forma altında oynatmayız. Eğer, “Avrupa’ya gideceğim!…” dersen, seni çiçeklerle uğurlarız!..) dendi. Lefter, “Ben Fenerbahçe’den ayrılmam. Yemin ederim….” diye kesin güvence verdi. Buna rağmen, Adalet’in, 2 özel maç için, 5 takım arkadaşıyla, götürüldüğü Bursa Atatürk stadında, taraftarların engellenmeleri üzerine, çekinip geldiği İstanbul’da; Fenerbahçe Genel Sekreterine:

- Haklı imişsiniz. Burada Fenerbahçe’den başka bir kulüpte oynayamayacağımı bende anladım. İtalya’ya gideceğim. Bonservisimi istiyorum. Demiş, ancak şu cevabı almıştır.

- Sözünü tutmadın. Bizi c’e çok üzdün. Bonservisini artık gideceğin kulüp bizden istesin!…

Berlin’de 17.6.1951 de Türkiye’nin2-1 kazandığı Almanya milli maçını izleyen Hideguti, çok beğendiği Lefter’i Fiorentina’ya tavsiye etmiş, İtalyan Kulübü de UNCUYAN adlı birini İstanbul’a gönderip Lefter’le temas kurmuştu…..Bu nedenle, Lefter, amatör olduğunu öne sürüp Beşiktaşlı Şükrü Gülesin, G.S. lı Bülent Eken ve Adalet’li Bülent Eseri örnek gösterip, B.T.G.M. lüğü ve F.Federasyonu’na baş vurduysa da ilişiksiz kağıdını alamadı. Direnen Fenerbahçe Kulübü Fiorentina’nın mektupla başvurusunu da oyalamış ve bu arada hazırlanan ve 24 Eylül 1951 de yürürlüğe girecek olan ilk profesyonellik talimatnamesini öne sürüp, o yılın Temmuz transferini Ekim ayına erteletirken, ayrıca ek bir madde koydurup, Kulüplerinden 100 liradan fazla aylık almış bulunanları da talimatname kapsamı içine aldırmıştır. Böylece Adalet’e gidenlerle Lefter profesyonel duruma sokulmuşlar ve bu kulüplerde oynayabilmeleri Fenerbahçe’nin iznine bağlanmıştır.

fbtarih581

İstanbul’a gelen Fiorentina Genel Sekreteri Dr.Beni, istenen 30 bin liraya; Fenerbahçe’nin Lefter’e şimdiye kadar, Adada dükkan açması için verdiği 3500 lirayı kabul edebileceklerini söylemiş, ayrılırken de 7500 e çıkmış ve anlaşma olmamıştır.

Nihayet, Milli Eğitim Bakanı’sın 20 Eylül 1951 günü Ankara’dan telefonla Lefter lehinde tavassutta bulunmasından sonra, 21 Eylülde İstanbul İtalyan Konsolosluğu aracılığıyla, 3,5 milyon liret yani 20 bin lira karşılığında ilişiksiz kağıdı, 27 Eylülde, Genel Sekreter Rüştü Dağlaroğlu tarafından Roma’da Fed.G.Sekreteri Dr.VALANTİNİ ye verildi.

Lefter, 30 Eylül 1951 Pazar günü Floransa’nın COMMUNALE stadında Juventus’e karşı ilk lig maçını yaparken, Dağlaroğlu’nun sağındaki Floransa Valisi, solundaki Fiorentina Kulübü Başkanı Dr.ANTONİNİ’ye birkaç kez eğilip:

— Bravo Signore Presidante; Felisitasione, Turko perfekto… Turko perfekto…. (Bravo reis bey, tebrikler…. Türk, mükemmel, Türk mükemmel!…) diyor, 70 bin İtalyan da, sık sık bravo Turko, Bravo Turko diye ayağa kalkıp Lefter’i alkışlıyorlardı.

Lefter, 2 yıl sonra Haziran 1953 de İstanbul’a dönüşünde Fenerbahçe ile 9000 liraya anlaştı. 40 yaşına, saçları ağarana kadar, tam 17 yıl Güneş gibi Türk sahalarına ışık saçtı. Bu bakımdan onu şu kitabın birkaç sayfasına sığdırabilmek çok güçtür.

Fenerbahçe ve milli takım kaptanı Lefter’in, 9 Ekim 1963 de Ankara’da Romanya’ya karşı 50. kez milli olduktan sonra, 72. dakikada yerini, yine F.B. li, “ŞENOL” e bırakıp eller üstünde sahadan ayrılışını, “MİLLİYET”, 8 sütunda şu manşetle yayınlamıştır:

(50. MİLLİ MAÇINA YİNE KAPTAN OLARAK ÇIKAN VE ÇİÇEK YAĞMURUNA TUTULAN LEFTER FORVETİN EN MUVAFFAK ELEMANI İDİ…)

HÜRRİYET’DE “HERŞEY LEFTER İÇİNDİ!..” başlığı altında, şöyle yazdı: (EVET DÜN HERŞEY LEFTER İÇİNDİ. BU, LEFTER’İN MAÇI İDİ. Koca Başkent onu görmek, bağrına basmak için akıyordu 19 Mayıs’a. Caddelerde, sokaklarda her yerde, her şeyde Lefter vardı. Saçları ağarmış Lefter hala sahalarda ve 50. milli maçını oynayacaktı. Maçtan 2, hatta 3 saat önceden 19 Mayıs Stadı; “Lefter, Lefter…” diye inlemeye başladı. Türk futbolunun bu efsaneleşmiş ismini, “MİLLİ TAKIM ÇOK YAŞA….” larla birleştiriyorlardı.

İşte, bu hava içinde saçlarını sahalarda ağartmış Türk futbolunun “Leftcr”i başta olarak, milli takım sahaya çıktı. Görülecek şeydi bu. Onbin-lerce kişi yekvücut olmuş halde, Milli Takımını ve Lefter’ini alkışlıyordu. Şeref tribününün önüne geldiler. Bütün stat ayaklanmış, “Lefter, Lefter…” diye inliyordu. Kocamış Kurt bu sevgiye sadece 2 damla yaşla teşekkür edebildi. Bunlar sevinç gözyaşları idi.

Federasyon Başkanı O.Ş.Apak Lefter’in boynuna çiçekten kolye taktı. Arkasından Kupalar, çiçekler, hediyeler yağdı, Lefter’in kucağına Maçtan sonra Rumen başantrenörü PLOESTANU:

“MİLLET MECLİSİNDE BİR PARLEMEN-TER GİBİ İHTİŞAMLA PARLAYAN LEF-TER’İN TÜRK FUTBOLUNA, 40 YAŞINDA BİLE, HİZMET ETMESİ DÜNYA ÇAPINDA BİR HADİSEDİR…” demiştir.)

7 AY SONRA YİNE SAHADA….

38 maçlık 1963/64 Türkiye Liginin son hafta-lın» çok dar kadrolu ve yorgun Fenerbahçe için kritik geçiyor, Beşiktaş’la 1 e inen puan farkıyla şampiyonluk tehlikeye girmiş bulunuyordu. Lef-ter, 3 Mayıs 1964 de Ligin son 12 maçtır yenilmeyen çok diri takımı İstanbulspor’a karşı, bir gün önce hafif bir antrenmanla kendini tartıp, “OYNARIM” dedi ve oynadı. 37.735 biletlinin izlediği ve 1-0 kazanılıp şampiyonluk yolunda F.B. ye rahatlık veren bu maçtan sonra Lefter, futbolumuzun yine 1 nolu virtüözü oldu. Milliyet de Kahraman Bapçum’dan:

(Bütün stat yalnız Lefter ile meşguldü. Ne yaptı Lefter?.. Futbol oynadı. Doyasıya ve doyurası-ya. Sonra, takım çıkaramayan Fenerbahçe’yi ligin en zorlu maçında başı ve göğsü dik olarak, çok kuvvetli bir moralle oynattı. Sonra da, olsa olsa 20 bin kişilik seyirciyi 38 bine çıkartıverdi…. Fenerbahçe’nin genç futbolcuları sahada duruyor ve Lefter hala futbol sahasını kramponları altına almış yoğuruyordu. Yaşı 40 tı ve 7 aydır da maç yapmamıştı..)

Necmi Tanyolaç, anlamı zamanla daha büyük değer kazanacak, yazısına, (DERSİNİ VERDİ, GİTTİ) başlığını koymuştur:

(…. 7 aydır futbol oynamamıştı… Hiç kimsenin aklının ucundan geçmiyordu takımının en mühim maçında oynayacağı. “Oynarım.” dedi. “Fenerbahçe için her şeyi yaparım!”

Türk futbolunun en büyük futbolcusu Lefter, dün 38 bin kişi önünde futbol dünyasına bir kere daha dönmesini bildi. Klastı, Yıldızdı, inceydi, hırslıydı, biçimliydi. Çalışkandı. 20 futbol yılına ismini veren adamdı. Zaman zaman yırtınarak pas uzattığı arkadaşlarından yaşça bir misli ilerideydi. Öyle başladı, öyle bitirdi, Fenerbahçe’nin ölüm dirim maçını…..

……Adam çok iyi futbolcuydu, ama 40 yaşında idi. 40 yaşında maça çıktı ve giderken bir kartvizit bıraktı sahaya: LEFTER – ORDİNARYÜS PROFESÖR) Kendini maça hazırlama, hırs, dirilik, gerektiğinde takımı sürükleme ve realizatörlük Lefter’-in bir çok meziyetleri arasındadır. Futbolculuk haysiyet ve şerefini titizlikle korumuş ve tek bir maçta bile sahayı protesto ile terk etmemiştir. Bu özellikleriyle her zaman başarılı olan ve bu nedenle de çok sevilip gönüllere yerleşen ve zihinlerden silinmeyen Lefter, futbolu bıraktıktan uzun yıllar sonra da kendini çok aratmıştır.

Lefter, 17 yıl taşıdığı Fenerbahçe forması altında yaptığı 615 maçla kırılması çok güç bir rekor tesis ederken, bu maçlarda 423 de gol attı. Bu maç ve goller şöyle dağılırlar: 23 İstanbul takımına karşı 315 maç ve 222 gol, 39 Yurt içi takımına karşı 204 maç ve 155 gol, 63 Yabancı takımına karşı 96 maç ve 46 gol. 125 takım 615 maç ve 423 gol. Lefter, İstanbul kulüplerinden G.S. A 44 maçta 18, Vefa’ya 42 maçta 30, Beşiktaş’a 38 maçta 10, İstanbulspora 35 maçta 26, Adalet’e 18 maçta 17 gol attı.

Taşra takımlarından Altay’a 25 maçta 17, Ankara Gençlerbirliği’ne 17 maçta 16 sayı yapan Lefter, 5 Yunan kulübüne 13 maçta 9, 4 Alman takımına 5 maçta 5, 7 şer İngiliz ve Brezilya kulübüne de 9 ar maçta 4 er sayı kaydetmiştir.

Lefter, 50 milli maçı 26 ülkeye karşı yaptı, 22 golü de 14 takıma attı. Atina’da 23.4.1948 deki Yunan ve Ankara’da 3.10.1963 deki Romanya maçları arasında, 16 yılda yaptığı bu 50 milli maçın 3 büyük özelliği vardır:

İlk altın madalyayı kazanmak, milli formayı en uzun süre taşımak ve 22 sayı ile, daha nice yıllar kırılacağa pek benzemiyen, gol kralı olmak… Bunlara, değerli Necmi Tanyolaç’ın yazdığı gibi, 40 yaşında yeşil çimenler üstüne bıraktığı:

LEFTER – ORDİNARIUS PROFESÖR…...

Kartviziti de eklenemez mi?!.(Fenerbahçe Kulübü, yasa gereği İtalya da bloke edilen 3,5 milyon lireti, o sırada gazeteye matris alımı için Romada bulunan ve (10 bin liradan fazla vermeyiz!..) diyen (Zafer) gazetesi hissedarına karşı, 4 F.B. liye 20 bin liraya devretti. Adalet Kulübünden de Salahaddin ile Erol’un bonservisleri karşılığı 15 bin lira aldı. Sağlanan bu 35 bin lira ile, 25 bin kişilik tribün inşasından bankaya borçlanıp 2. İcra’ca 760 bin lira değerle hacizli F.B. stadı hacizden kurtarılmış ve 170 bin lira borç sıkı bir tasarrufla 2 yılda kapatılmışsa da, Liretler konusu, 4,5 yıl sonra bir ihbarla, (Türk Parasını Koruma Kanunu) gereği, sorumlu gösterilen F.B. Genel Sekreterinin bir yıl İstanbul 1.Asliye Ceza Mahkemesinin kapı eşiğini aşındırmasını gerektirmiştir.)

fbtarih583

MÜZDAT YETKİNER

Futbolda gözünü açtığı Fenerbahçe kulübünde Milli Takım kaptanlığına kadar yükselip, zirveye ulaşan büyük Müzdat Yetkiner Sarı-Lacivertli kulübün emektar ve fedakâr mensupları arasında en başta yer alanlardandır.

Müzdat 1922 de istanbul’da doğdu. Haydarpaşa lisesinde öğrenci iken, sütkardeşi Ünlü milli sola-çık Halit Deringör’le beraber Fenerbahçe kulübüne kaydolmuş ve kısa sürede sivrilip, ilk kez 1 Mayıs 1942 de Romanya şampiyonu Rapid Bükreş’e karşı A takımının santrfor mevkiinde yer almıştır. Bu yerde canlı ve atak futbolu ile gol krallıkları kazanırken, daha sonra soliç ve ortasahaya geçti ve 28 Ekim 1950 de Tel-Aviv deki İsrail maçında sağbekte milli olduktan sonra, 7 Ekim 1956 da milli takım kaptan ve solbeki iken, Fikret Kır-can’la beraber, Fenerbahçe’nin 0-0 lık Dinamo (Moskova) maçında futbola veda etti. Kalecilik de dahil takımın onbir yerinde başarı ile oynamış olması futboldaki yeteneğinin yüksekliğine ölçüdür.

Tatlısert futboliyle temayüz eden Müzdat, son derecede dürüst ve centilmen bir futbolcu olarak tanınıp sevilmiştir. Fenerbahçe’de 16 yılda 394 maç yapıp 120 gol attı. Yönetim kurulunda da görev almıştır.

M. REŞAT NAYIR

Fenerbahçe futbolunda 1935-37 yıllarında bir orta saha 3 lüsü vardı ki Türk futbolunda en mükemmeldi denmeye lâyıktır. Son derecede etkili, şiir gibi oyun ve verdiği temaşâ zevki ile dillere destan olmuştu.

Fenerbahçe bu 3 yılın yalnız ilkinde 2 yenilgi almış, diğer 2 yılda hiç yenilmemişti. Hatta, silme galibiyetlerle kazandığı 1937 şampiyonasında 47 ye karşı yalnız bir tek gol yemişti. İşte, CEVAT, ANGELİDİS, REŞAT dan oluşan bu ünlü haf hattının sol kanadındaki Mehmet Reşat gelmiş geçmiş en teknik ve centilmen futbolcularımızdan olarak tanınmıştır.

1911 de İstanbul’da doğan M. Reşat futbola gözünü Fenerbahçe 4. takımında açtı. 1928 den 1940 a kadar A takımında 312 maç yapıp 14 de gol attı. Fenerbahçe’nin kazandığı 13 büyük şampiyonlukta yer aldı ve 4 kez de A milli oldu. 1936 Berlin olimpiyadına katılan, İstanbul Bölgesi Futbol Ajanlığı yapan M. Reşat Nayır bir süre birinci ligde hakemlik etmiş, 1962/64 dönemi yönetim kurulunda da bulunmuştur.

Dr. REŞAT DERMANVER

1914 Yılında İstanbul’da doğan ve 1939 da Askeri Tıbbiyeden mezun olan Dr. Reşat Derman ver Fenerbahçe’nin iki kuşağına emekler veren, tanınmış ve sevilmiş- bir Sarı-Lacivert âşıkıdır.

Fenerbahçe’nin 1945/50 li yıllarda trenle yapılan her Ankara deplasmanında komutanı bulunduğu Sincan’daki sılııye bölüğüyle beraber, takımı başkent kapılarında pankartlar ve tezahüratla karşılaması unutulacak anılardan değildir.

1953 Yılında Binbaşı iken sivile geçen Dermanver Haydarpaşa ve Cerrahpaşa hastanelerinde yıl-lırca Fiziko-Terapi servisi şefliğinde bulunmuş ve daha sonra da Beyoğlu Parmakkapı’da modern bir tesis meydana getirerek kendini burada, başta Fenerbahçeliler olarak, sporcu gençliğin sağlığına vakfetmiştir. Bu kliniğin o tarihler için Türkiye-nin en modern tesisi olduğunu iddia etmek yanlış olmaz.

Kulüp doktoru olarak Fenerbahçe ve Fenerbahçelilere çeyrek yüz yıl yararlı olan Dermanver’in Sarı-Lacivertli yuvadaki hizmet ve hatıraları her zaman anılacaktır.

İŞTE FENERBAHÇE !… BİR MEVSİMDE 8 DALDA TAKIM HALİNDE 19 İSTANBUL ve TÜRKİYE ŞAMPİYONLUĞU

KADIKÖY (YURT SİNEMASI), 20 MART 1966

Fenerbahçe Spor Kulübü Kongresinde Genel Sekreter Rüştü Dağlaroğlu’nun sunduğu Yıllık Çalışma Raporu’nun son paragrafları: (Dönem: 7.3.1965/20.3.1966 MUHTEREM FENERBAHÇELİLER;

ÇOK AĞIR SORUMLULUK TAŞIYAN GÖREV ve ÇALIŞMALARIMIZDA İRADEMİZ DIŞI İŞLENMİŞ HATALAR HARİÇ, KULÜBÜMÜZ MENFAATLERİNİN ANA PRENSİP ve tek HEDEF OLARAK KABUL EDİLDİĞİNİ ve BUNA SON DERECEDE İYİ NİYET VE HASSASİYETLE UYULDUĞUNU KABUL ETMİNİZİ RİCA EDERİZ.

PEK ÇOĞUMUZ HATIRLARIZ: KULÜBÜMÜZ TARİHİNDE “ALTIN YIL” İSMİ VERİLEN 1959 YILI KONGRESİNDE İNÖNÜ STADINDAN BİR TELGRAF GELMİŞTİ. BU TELGRAFTA, ATLETİZM MÜSABAKALARINDAKİ 3. KATEGORİ BİRİNCİLİĞİMİZ MÜJDELENİYOR ve YILIN BU 12. ŞAMPİYONLUĞU SÜREKLİ ALKIŞLARLA KUTLANIYORDU.

KULÜBÜMÜZ BU YIL, 8 SPOR DALINDA, İSTANBUL ve TÜRKİYE BİRİNCİLİKLERİ OLARAK, TAKIM HALİNDE, 19 RESMİ ŞAMPİYONLUK KAZANMIŞTIR. İDARE HEYETİNİZ 12 ŞAMPİYONLUK YILINI “ALTIN YIL” OLARAK KABUL EDEN ve BUNU SÜREKLİ ALKIŞLARLA KUTLAYAN SAYIN KONGREYE BUGÜN 19 ŞAMPİYONLUK ARMAĞAN ETMEKLE HUZURUNUZDA KENDİNİ BAHTİYAR SAYAR.

YİNE BUGÜN FENERBAHÇEMİZ BORÇ ALTINDA EZİLMİYOR. MALİ YÖNDEN SON 10 YILIN EN RAHAT DÖNEMİNİ YAŞIYOR. BİLANÇODA GÖRÜLEN 320 BİN LİRA AÇIĞIN 190 BİN LİRASI ÖNÜMÜZDEKİ TEMMUZ AYINDAN SONRA ÖDENMESİ GEREKEN TRANSFER HESABIDIR.

fbtarih584

fbtarih585

fbtarih585

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 1

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 2

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 3

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 4

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 5

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 6

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 7

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 8

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 9

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 10

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 11

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 12

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 13

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 14

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 15

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 16

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 17

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 18

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 20

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 21

Written by kesinofsayt

20 Aralık 2012 at 15:49

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 18

leave a comment »

IMG_2902

FENERBAHÇE’DE HENTBOL

İlk kez 1915 de Almanya’da, uygulanan (HANDBAAL) sporu, önce kadınlar arasında 20 X 40 metre kapalı salonlarda başladı. 1919 dan sonra erkekler arası 40 X 50 metre sahalara ve 1934 den itibaren de, o yıl Almanyada kurulan ilk Federasyonu tarafından, nizami futbol sahalarına aktarılmıştır.

Yurdumuzda ilk kez 1923 de salonda oynanmaya başlanan (ELTOPU), 1932 den itibaren GAZİ TERBİYE ENSTİTÜSÜ BEDEN EĞİTİMİ Şubesi talebelerine öğretilmiş ve bu yoldan, önce okullar, sonra da spor kulüpleriyle bütün yurda yayılmıştır.

SPOR OYUNLARI FEDERASYONU’na bağlanan Hentbol sporunda ilk bölge birincilikleri 1942 de, İlk Türkiye şampiyonası da 1945 de tertiplenmiş ve maçlar nizami futbol sahalarında oynanmıştır.

Hentbol’de ilk İstanbul bölge şampiyonluğu 1942/43 mevsiminde yapıldı ve Defterdar Kulübü şampiyon oldu. Bunu, Fenerbahçe’nin 1943/44 ve 1944/45 de üstüste kazandığı iki İstanbul şampiyonluğu izlemiştir. Böylece, 1945 de Ankarada yapılan ilk Türkiye şampiyonasında İstanbul’u birinci Fenerbahçe ile ikinci Galatasaray temsil etmişler ve sonunda Ankara şampiyonu Harbokulu birinci, Fenerbahçe 2. Muhafızgücü 3., ve Galatasaray dördüncü olmuşlardır. Bu ilk Türkiye şampiyonasına katılan Fenerbahçe Hentbol Takımı:

Nuri Pekesen – Faruk Hızer, Sadi Sezen-Numan Uzun, İsmet Aldinç, Hulusi, Kemal Aksur, Sabri Kiraz, Halim Uluşahin (K), Recep ve Salahattin’den oluşmuştur.

Türkiye şampiyonasında en heyecanlı maç 30 Haziran 1945 günü oynanan Fenerbahçe-Muhafızgücü karşılaşması oldu. 3-3 ve 7-7 beraberliklerden sonra, durum uzatmada da 10-10 iken, Halim Uluşahin Fenerbahçe’yi finalist yapan 11. golü attı. Final maçını ise 5/7 Harbokulu kazandı.

Hentbol şubesi Fenerbahçe Kulübünde 1942 yılında Haydarpaşa lisesi öğrencileriyle birlikte kurulmuştur. Okulun beden eğitim öğretmeni Abdi Atamer’in o sırada Fenerbahçe stadı müdürü de olması, aynı okulda öğretmen muavini olan Muhtar Sencer’in girişimiyle, bu imkânı sağladı. Ancak, ilk yıllar mahrumiyetler içinde yüzen, hatta üstüste şampiyonlukları Haydarpaşa lisesinin Kırmızı-Beyaz formaları ile oynayıp kazanan Fenerbahçe Hentbol Şubesi, 1946 da da kazandığı İstanbul şampiyonluğundan çirkin bir tertiple ikinciliğe düşürülüp Türkiye birinciliğine katılmak hakkından mahrum bırakılınca, Hentbol şubesi bir daha açılmamak üzere kapatıldı.

Türk sporunun bugüne dek, ne tür yönetim ve kafalarla savaşmak zorunda kaldığına bir örnek olarak, daha niceleri yaşanmış çirkinliklerden biri olan bu olayı hatırlamak yararlı olur:

Fenerbahçe Hentbol takımının Çarşamba günü Galatasaray ile yapacağı son maçta berabere kalması dahi üstüste üçüncü İstanbul şampiyonluğunu kazanmasına yetecekti. Takım Mecidiye-köy stadına gitmiş, hakem gelmediğinden, Hentbol Ajanlığının talimatname gereği Iaysmen-lerden biri ile yaptırdığı maç 2-2 sonuçlanıp, Fenerbahçe 1945/46 İstanbul şampiyonluğunu da kazanmıştır. Ancak, Fenerbahçe, Hentbol şubesi Kaptanı Sabri Kiraz’a, 24 saat sonra, Perşembe günü aynı ajanlığın şu tebliği ulaştırıldı:

(— Çarşamba günü yapılan maç, evvelce tayin olunan hakemle Cuma günü aynı saha ve saatte tekrarlanacak ve şampiyon takım, Türkiye birinciliklerine katılmak üzere, Cuma günü Ankara’ya gidecektir.)

Haydarpaşa ve Boğaziçi liseleri öğrencilerinden oluşan Fenerbahçe takımını bir gün içinde toplama ve toparlamanın olanaksızlığı ve dolayısıyla da, şampiyonluğun oldu-bitti ile el değiştirilmek istendiği açıktı. Nitekim, yeniden sahaya gelmeyen, daha doğrusu, gelmesine olanak bulunmayan Fenerbahçe takımı, hükmen yenik sayılıp plan ve tertip başarıya ulaşmış ve Ankara’ya gerçek şampiyon değil, ajanlığın arzuladığı takım gönderilmiştir.

Hentbol sporunun İstanbul’da sevilmemesi ve gelişmemesi için herşey yapıldı. Başta ezeli hastalık olan Kulüpçülük olmak üzere, maçlar hafta ortası ve Mecidiyeköy’de seyircisiz oynatılmış ve hiç bir surette teşvik görmemeştir. Oysa, 8 Nisan 1945 de Kadıköydeki Fenerbahçe-Galatasaray futbol maçından önceki, aynı kulüplerin Hentbol karşılaşması, 10 bini aşan seyirciyi heyecanla coşturmuştu. Fenerbahçe’nin ezeli rakibini 7-4 yendiği 1944-45 liginin bu 2. devre maçı yurdumuzun en ilgi çeken ve kalabalık Hentbol maçı oldu. Bu maçın 2 ilginç anısı daha vardır: Birincisi, ligin ilk devresinde 6/5 yenilen Galatasarayın, rövanşı kazanmak amacıyla çok iyi hazırlanıp ilk haf-tayımı 4-1 önde kapamış olması, ikincisi de, kaleci Nuri Pekesen’in 2. haftayım 3 penaltı kurtararak, 4-7 lik galibiyet ve Fenerbahçe Hentbol takımının 1944-45 mevsimi şampiyonluğunu kazanmasında önemli rol oynamış bulnmasıdır.

İstanbul’da 1946 dan sonra, kırgın Fenerbah-çe’siz, daha da seyircisiz ve sönük geçen Hentbol oyunları, uzun aradan sonra, 1976 da Federasyon Kurulmasıyla, ciddi bir hüviyete büründü. 1977 de de Uluslararası Federasyona Şeref üyesi kabul olunması üzerine de, yeni uygulamalarla salonda oynanmaya başlandı.

Bugün 20 x 40 metrelik kapalı salonlarda, 7 si saha ve 5 i yedekte, 12 şer kişilik takımlarla uygulanmakta olan Hentbol, okullardan, kısa sürede kulüplere yayılınca, özellikle müessese kulüplerinde rağbet görür olmuştur. Birkaç yıldır, Türkiye çapında deplasmanlı şampiyona tertiplenmekte; ancak, yeterince salon ve seyirciye sahip olamamak başlıca noksan olarak gözlere çarpmaktadır.

Fenerbahçe ile G.S. ın ve yakın tarihlerdeki tecrübeden sonra da, Beşiktaş’ın rağbet etmedikleri bu sporda son senelerin sivrilen kulüpleri arasında başlıcaları Hortaş-Yenişehir, Tarsus İ.Y.-Erkutspor, Vefa-Simtel ve Kılıçoğlu-Toprakspor’dur. 1984/85 de Hortaş-Yenişehir’in elindeki şampiyonluk 1985/86 da Tarsus İdmanyurdu’na geçti, 1986/87 de ise birinciliği Halk Bankası kazandı.

fbtarih525

FENERBAHÇE’DE TENİS

Tenis, yurdumuzda, İngilizler tarafından oynanarak yayıldı. Istanbulda Moda ingiliz Tenis Kulübü, Mayak Kulübü ve Osmanbey Kordu ilk tenis tesisleri olup üyeleri genellikle lngilizdi.

Türk’ler arasında tenisi uygulayan ve çalışma alanına alan ilk Kulüp Fenerbahçe’dir ve bu spor dalında, yalnız İstanbul ve Türkiye değil, Balkan şampiyonluğu kazanacak derecede başarıya ulaşmıştır.

Şubenin kurulmasında Kulüp Başkanı Sabri (Toprak) beyin ilgi ve emeği büyük oldu. Şöyleki: Kuşdili lokalinin 1914 de Sabri bey tarafından yaptırılan patinaj sahasının bir süre sonra Tenis Korduna çevrilmesiyle bir çok Türk gencine bu sporda başarı göstermek olanağı yaratılmıştır. Umumi KaptanF. Hüsnü Kayacan beyin ingiltere’ deki görgü ve tecrübelerine dayanarak, bu kort üzerinde 1918 den itibaren Fenerbahçeli gençlere yaptığı hocalık, yurdumuzda, ilk hamlede, S.Sa-lahaddin Cihanoğlu, Galip Kulaksızoğlu, Zeki Sporel, İsmet Uluğ, Sabih Arca gibi değerli tenisçiler kazandırmıştır. Bu gençlere, esaretten dönen Tevfik Taşçı, Prens Muhsin Yeğen, Mehmet Karakaş, M.Reşat Pekelman, Edvard Ohanesyan, Ekrem Rüştü Akömer, Kerim Bükey ve İbrahim Cimcoz’da katıldılar.

Fenerbahçe tenisi ilk şöhretini Mütareke ve İşgal yılları (1919-23) yabancı galibiyetleriyle kazandı. Özellikle, 1920 de Osmanbey Kordu tenisçileriyle yaptığı ilk ciddi ve iddialı karşılaşmadan sonra, 31 Mart .1921 de Amerikalıları, 24 Haziranda İngilizleri ve 28.7.1922 de de Beyoğlu’nun en seçkin yabancı tenisçilerini yenen Fenerbahçeliler, 19.9.1922 de Beşiktaş Jandarma Okulu kortlarında tertiplenen ilk İstanbul bölgesi tenis şampiyonluğunu da tekte Zeki Sporel, Çiftlerde de Galip Kulaksızoğlu – Tevfik Taşçı ile kazandılar ve Sabiha Sultan’ın koyduğu kıymettar vazoyu Fenerbahçe müzesine mâl ettiler.

Fenerbahçe tenisinde beton kortun en hararetli dönemi 1923 den itibaren yaşanmıştır. O tarihe kadar İşgal Orduları subaylarının kendi malları gibi kullandıkları kort, o yıl özgürlüğe kavuşmuş ve yeni gençlerin yetişmelerine olanak doğmuştur.

fbtarih526

Bu beton kortun özelliklerinden biri de Türk hanımlarının modern sporlardaki ilk çalışmalarına zemin olmasıdır. Fenerbahçe Kulübünün tanınmış mensuplarının hemşire veya eşleri olan Vecihe Taşçı, Mediha Baydar, Adriyel Sadak ve Hidayet Karacan gibi bayanlar spor sahalarında ilk kez 1923 de bu kortta göründüler. Kadıköy’ün, yurdun en ileri görüşlü yöresi olmasına karşın, bu atılım yine de kolay olmamış, korta önce musevi bayan çıkarıldıktan sonradır ki, Türk hanımlar da cesaretlenip tenis oynamışlardır.

Tenis’in gördüğü büyük ilgi Fenerbahçe Kulübünü 1926 da toprak korta çıkmaya zorladı. Başta Osman Mısırlı olarak, İstanbul yakası Fenerbahçelilerin Gedikpaşa’da kurdukları korttan sonra, Kulüp de, aynı yıl stadın kuzeyindeki bostanı kiralayıp burada 2 kort yapmış ve Fenerbahçe tenisi tarihin en parlak dönemini bu 2 mükemmel kortta yaşamıştır. Yurdumuzun en değerli tenisçileri Sedat Erkoğlu, Suat Subay ve Şirin bu kortlarda yetiştiler. İkinci tenis kuşağı da burada doğdu ve yetişti. Bunların başlıcaları Danyal Subay, Celâl Uluğ, Ziya Sofu, Necdet Erdem, Vecihi ve Bedi Yazıcı, İzzet Mühürdaroğlu, Ahmet Tandoğan, Müs-lihiddin Tunca, Mücap Ofluoğlu, Lütfü İzer, Alaaddin ve Şahap Taluy, Melih Kutay, Ercüment Karacan, Fikret Gürbüz, Faruk Hızer, Mahmut Dikerdem, Orhan Bayramlıoğlu, Reşat Cihanoğlu, Sedat Atıkkan, Necdet Dalay, Behzat, İlhami ve Tarık Eğrilmezdir. Yine bu kortlar pek çok resmi ve özel karşılaşmalara, hatta 1932 yılı Balkan Tenis Şampiyonluklarına sahne olmuştur.

fbtarih527

fbtarih527

fbtarih528

F.B. TENİSTE BALKAN ŞAMPİYONU

Fenerbahçe tenisinin en büyük başarısı, hiç kuşkusuz, kazandığı 1930 yılı Balkan Şampiyonluğudur. Bu şampiyonada yurdumuzu 3 Fenerbahçeli: Suat Subay, Sedat Erkoğlu ve Şirin temsil ettiler.

TENNİSE CLUB D’ATHENNE de yapılan müsabakalarda önce Suat-Sedat çifti Yunanlı KAİDİS-BALLY çiftini 6/4, 6/3, 4/6 ve 7/5 olarak, 3-1 yendi.

Daha sonra, Sedat ile Şirin BULGAR YORDANOFF-SURÎCİEFF çiftini 6/2, 6/1 ve 6/4 olarak 3-0 mağlup edip Rumenlerle finale kaldı.

Final maçı 5 set ve 2,5 saat sürmüş ve Büyükelçi Enis Akaygen ile bir çok kordiplomatik ve meraklının heyecanlarla izlediği karşılaşmayı Sedat’la Şirin 6/1, 6/4, 5/7, 1/6 ve 4/6 olarak 3-2 almış ve Balkan Şampiyonluğunu Atina da Fenerbahçe’ye kazandırmışlardır.

TENİS’DE DIŞ SEYAHATLER

Fenerbahçe Kulübü teniste 3 dış seyahat yaptı. İlk seyahat 1927 Nisanında Atina’daki başarıl (Doğu Akdeniz Şampiyonluğundan sonra, Roma’ya yapılmış ve Mehmet KarakaşMa Şirin Roma İnternational karşılaşmalarında İspanya çift şampiyonunu 6/2 ve 6/4 yenmişlerdir.

2. seyahat 1930 da Balkan Şampiyonluğu için Atina’ya yapıldı.

3. seyahat de SPORTİNG CLUB BULGARİE’nin daveti üzerine, 1932 Temmuzunda Suat, Sedat ve Şirin tarafından Sofya’ya yapılmış ve Fenerbahçeliler bütün müsabakaları 9/0 gibi sonuçla kazanmak başarısını göstermişlerdir.

FENERBAHÇE TENİS’E VEDA EDİYOR

Fenerbahçe Kulübü’nün mali durumu 1936 da futbol dışı şubelere para tahsisine pek olanak vermediğinden, tenis, yıllık 200 lira tahsisatla ihmal, daha doğru deyimle, kapanma dönemine girdi.

Nitekim, 1940 ve 1941 yıllarına ait, aşağıdaki 2 yönetim kurulu raporu bu görkemli şubenin hazin sonucunu yeterince açığa vuruyor:

25 Şubat 1940 Kongresi raporundan:

(Tenis şubemize ehemmiyet vermek lâzımdır.

Türkiye şampiyonlukları kazanan eski arkadaşlar bu işi ihmal etmekle hataya düşmüşlerdir. Talebelerin çekilişleri de bu sporu sarsmıştır. Şubenin eski canlı ve iyi duruma geçmesini arzularız.)

26 Ocak 1941 Kongre raporundan:

(Tenis şubemiz eski arkadaşlar çekildikten sonra, seneden seneye daha kötü duruma düşüyor. Geçen mevsim 3-5 gençten fazla ilgi gösteren olmadı. Bu güne kadar bu şubeden Kulübe bir irat sağlamak fikri güdülmemiştir. Fakat, 3/5 kişi için de senede dört-beşyüz lira sarfını bu zamanda uygun görmüyoruz. Bu mevsim bu şubeden yararlanmak isteyen Fenerbahçelilerin Moda Deniz Kulübü kortlarından istifadelerini temine çalışalım.)

İşte, bunlar yurdumuza Balkan Şampiyonlukları kazandıran ünlü Fenerbahçe tenisinin ölümünü ilân eden vesikalardır. Fenerbahçe kortları 1940 larda öldü. Zaten, yeni stat ve çevrenin yeni düzeni nedenleriyle er veya geç yok olmaya mahkumdu. Ancak, tenisçileri Hasan Akev – Fehmi Kızıl’lar, Enes Talay – Nazmi Bari’ler, Engin Balaş’lar, Mualla Grodetski ve Kris Uncu’lar, daha uzun yıllar, çeşitli kortlarda Fenerbahçeli olarak şampiyonluklar kazandılar. Bugün, 3. bir kuşak da, yine değişik kortlarda, onların yerlerini almış durumda…

fbtarih529

FENERBAHÇE’DE MASA TENİSİ

Önceleri Ping-Pong adıyla bilinen masa tenisi, yurdumuzda ilk kez 1929 yılında Robert Col-lege okulunda oynandı. Aynı yıl, Ortaköy Kültür Merkezi ile Rum Arnavutköy Kulübünde de uygulanan bu spor, 1939 dan sonra yayılmış ve F.B., G.S. Beyoğluspor, İstanbulspor, Vefa, Şişli, Rum Tarabya ve Kurtuluş Kulüplerinde de gençlerin uğraşısı olmuştur.

Bu sporun ilk uygulayıcılarından Fenerbahçeli Kosta Mavridis’in uzun gayretleri sonucu, Masa tenisi 1948 de B.T.G.M. lüğü resmi faaliyet programına alındı ve Spor Oyunları Federasyonuna dahi edildi. Ancak, burada gelişme imkânı bulamadığından, bir süre sonra Tenis Federasyonuna bağlanmış ve 1954 de de, kurulan İstanbul Ajanlığının başına Mavridis getirilmiştir. Masa tenisi, 1966 yılından beri müstakil bir Federasyonca yönetiliyor.

Masa tenisi Fenerbahçe Kulübünde 1.7.1947 den itibaren resmen ve bir şube olarak faaliyet programına alındı ve 1985 yılına kadar Türkiye’de bu sporun tam anlamıyla öncülüğünü yaptı. Bu uzun dönemde Türkiye’nin en ünlü masa tenisçileri, sıra ile, Güneri Artunkal, Mahir Özbayrak, Cem Avunduk, Tuğrul Aras, Heysan Demirci, Gürcan Karadede ve nihayet Gürhan Yaldız ile Oktay Çimen hep Fenerbahçe’de yetişip yıldız olmuşlardır. Ancak; 1947 den çok önce de bu sporda temayüz eden Fenerbahçeliler vardı. Nitekim, Türkiye’de ilk kez 1930 da İstanbul Altınordu Kulübü tarafından Kadıköyde tertiplenen (ALTINORDU PİNG-PONG TURNUVA KUPASİ), kısa süre sonra, genç yaşta vefat eden, Fenerbahçeli Raşit tarafından kazanılmıştır. F.B., G.S., A.O. ve İst.Spor Kulüplerinden 16 genç arasında 7.2.1930 daki bu ilk şampiyonada Fenerbahçeli boksör, kürekçi ve yüzücü Raşit ile İstanbulspor’ lu futbolcu (sonraları futbol hakemi) Sâmih Duransoy finale kaldılar. 14 Şubatti-ka finali 21/17, 21/14 ve 21/10 Raşit kazanmış ve Kupayı almıştır.

Bu ilk ve tarihsel turnuvadan sonra, en ilginç girişim 1946 da tertiplenen ferdi İstanbul şampi-yonluğu’dur. Bu şampiyonayı kazanan Fenerbahçeli Güneri Artunkal yıllarca İstanbul ve Türkiye şampiyonu oldu ve bu sporun memleketimizde gelişme yıllarının yıldızı olarak sivrildi.

Fenerbahçe, masa tenisini çalışma programına aldıktan sonra, kısa sürede büyük başarılar sağladı. Uzun süre hiç yenilmedi. Ezeli rakip Galatasarayı da, ilk karşılaşmalarında, 15 Ocak 1948 günü 4-1 yendi.

Spor Oyunları Federasyonunca, resmi olarak, ilk kez 1948/49 da tertiplenen İstanbul şampiyonasında, Fenerbahçe Kulübü; Beyoğluspor, Galatasaray, Şişle, Ortaköy, Tarabya ve Kurtuluş’tan oluşan ligde 6 rakibini de yenerek 18 puanla şampiyonluğu kazanırken ezeli rakibini tekrar 6/3 yendi.

Fenerbahçe, 1948/49 dan sonra şampiyonluklarını 1949/50, 1950/51, 1951/52 ve 1952/53 mevsimlerinde de sürdürdü. Tertiplenen bütün özel organizasyonlar, teşvik turnuvaları ve ilk yurtiçi teması olan 1.10.1948 deki 4/1 sonuçla Kocaeli karması maçı ve 1948/53 dönemi centilmenlik mükafatları tümüyle Fenerbahçeli masa tenisçilerince kazanıldı. Bu ilk dönemin nağmağlup Sarı-Lâcivertli masa tenisçileri şunlardır:

Güneri Artunkal, Hamit Pişkin, Aleko Mori-sis, Ojen Raad, Huber, Nejat Tulgar, Niko Magulas, Stefo Halaris, Hannanel ve Marulidis.

MASA TENİSİNDE DE EZELİ REKABET

Hemen her spor dalında olduğu gibi, masa tenisinde de gelişme yıllarında 9 maçlık F.B.-G.S. rekabet dönemi yaşandı. 8 ini Fenerbahçe, birini de Galatasaray’ın kazandığı 9 maç ve 1948/53 arası, 5 yıllık bu dönemi, uzunca bir duraklamadan sonra, 10 yıllık F.B.- Beyoğluspor ve 1985’e kadar yine 10 yıllık Fenerbahçe-Eczacıbaşı rekabet dönemleri izlemiş ve 1985 den sonra bu dalda da, meydan; artık, Türkiye Şampiyonu Fenerbahçeli gençleri transfer eden müessese kulüplerine kalmıştır.

Fenerbahçe Kulübü masa tenisinin gelişip yayılmasında büyük çaba harcadı. 1950 de yurdumuzda ilk kez kız takımı kurdu. Bu spor dalını yaşatmak için bünyesinden diğer kulüplere elemanlar dağıttı. Ancak, bütün bunlara rağmen, Beden Terbiyesinin ilgisizliği yüzünden, 1953 den itibaren bu dalda bir duraklama dönemine girilmesini Önleyemedi. Şubenin Kurucusu Mavridis’in Yunanistana göç etmesi, bir kısım elemanların sporu bırakmaları duraklamayı uzatan nedenler oldular. Bu hareketsizlik sonucu, şube, Istinyedeki Kürek Lokaline sığınır oldu.

FENERBAHÇE-BEYOĞLUSPOR REKABETİ

Fenerbahçe’nin bu tarihlerdeki 1 sayılı rakibi artık Beyoğluspor’dur ve Sarı-Lâcivertliler 1960 larda bu kulüple çetin bir rekabete girişmişlerdir, îlk müsabakalar 1960/61 mevsiminde oldu. Fenerbahçe İstanbul şampiyonu olduğu gibi, bölgeler arası birinciliği de takım halinde istanbul’a kazandırdı. Sarı-Lâcivertli şampiyon ekip, Nâzım Arpacı, Kâzım Osmanlı ve Ümit Paker’den kuruludur.

Fenerbahçe, masa tenisindeki önderlik ve şampiyonluklarını önce 1965 e kadar aralıksız sürdürdü. Hatta 1964 de yeni kurulan Genç ve Yıldızlar da dahil, bütün kategorilerin 1 den 4 e kadar, derecelerini toplarken gerek kıyafet ve gerekse sportmenlikleri, ayrıca, Teşkilât tarafından yazılı olarak övülüp kutlanmıştır.

fbtarih530

İnşaat için Beden Terbiyesine devredilen Fenerbahçe stadının 1965 de yıkılması ve İstinye Denizcilik Lokalinin de Belediyece istimlâki nedenleriyle, San-Lâcivertli 8 erkek ve 3 kızdan oluşan kadro çalışma imkânı bulamadı ve Fenerbahçe üstüste 2 yıl Beyoğluspordan sonra 2. oldu.

fbtarih531

MASA TENİSİNDE FEDERASYON KURULUYOR

Masa tenisinde, 1966 da, Federasyon kurulması bu spor dalındaki çalışmaları daha aktif kılmış ve hızlandırmıştır. Ancak, 2 yıldır düşülen ikincilikten Fenerbahçe’nin kurtulması 1967 de mümkün oldu ve çift bayanlar dışında, bütün kategorilerin birinciliklerini yeniden Fenerbahçeliler topladılar ve Sarı-Lâcivertli müzeye bir çok Kupalar kazandırdılar. Yönetim Kurulunun 19.3.1967 Kongresine sunduğu rapor bunu kanıtlıyor:

(MÜTEVAZİ ŞUBEMİZİN ALDIĞI SONUÇLAR GÖĞÜS KABARTICIDIR. İSTANBUL BİRİNCİLİKLERİNDE, ÇİFT BAYANLAR DIŞINDA, BÜTÜN MÜSABAKALARI KAZANAN GENÇLERİMİZ ŞAMPİYON OLARAK, MÜZEMİZE KUPALAR VE TARİHİMİZE ŞEREFLER KATMIŞLARDIR. KENDİLERİNİ TEBRİK ETMEYİ BORÇ BİLİRİZ.)

Büyüklerde Kâzım Osmanlı, Şaban Salahaddin ve Osman Vardar, ayrıca, Balkan Şampiyonasında milli takımda yer alırlarken Ümit Paker büyüklerde, Haldun Siral gençlerde, Remzi Sarıoğlu da Yıldızlarda şampiyon oldular. Martta Aydın’-daki Türkiye birinciliklerinde 3 ü de Fenerbahçeli olan Şaban, Osman ve Ümit’ten kurulu İstanbul takımı Ankara ve İzmir karmalarını yenerek Türkiye şampiyonu oldu.

1969 da İstanbul şampiyonu olan Fenerbahçe, Türkiye şampiyonluğu bu yıl da Bölgelerarası tertiplendiğinden, birinciliği yine İstanbul’a kazandırdı.

İstanbul 1970 ve 1971 şampiyonluklarını kazanan Fenerbahçe, Ankara ve Konyada yapılan Türkiye şampiyonluklarını da kazandığı gibi, 1971 de yine Konyada yapılan Gençlik ve Spor Bakanlığı Kupasını da müzesine götürdü. Bu yıllarda Perihan Güllüoğlu bayanlar birinciliklerini sürekli olarak kazanmaktadır.

1972 de İstanbul birincisi Fenerbahçe, İzmir-de 4 gün süren müsabakalar sonunda, 2.4.1972 günü finalde Eczacıbaşı’nı 5/4 yenerek Türkiye şampiyonu oldu.

1973 de Perihan Güllüoğlu’nun ayrılması, Şaban Salahaddin’in de sporu bırakmasından dolayı A takımı biraz sarsılmıştır. Bununla beraber, çift erkek, çift bayan ve karma takımlar birincilik Kııpalarıyla takım şampiyonluğu Kupasını yine Fenerbahçe kazanudığı gibi Cumhuriyetin 50.yıl Kupası maçlarında da Sarı-Lâcivertli Kulüp birinci gelip Kupayı aldı.

Toplam 18 elemandan oluşan Fenerbahçe masa tenisi takımları 1974 ve 1975 yılları İstanbul birinciliklerinden sonra, Balıkesir ve Edirne’de yapılan Türkiye şampiyonluklarını da kazanırlarken, erkeklerde Mahir Özbayı ak ile Cem Avunduk, bayanlarda da Gülçin ve Zuhal Erkman Kardeşler temayüz etmeye başladılar.

Fenerbahçe’nin en büyük sıkıntısı olan kapalı salonsuzluk 1976 da masa tenisini de etkilemeye başladı. Şube, 26 ya varan elemanıyla bayanlarda şampiyon olurken, erkekler İstanbul ikincisi oldular. Adanadaki Federasyon Kupası ile Van-daki Türkiye şampiyonasında ise, bayanlar ve karma takımlardaki birinciliklere karşı, erkekler, genel tasnifte Beyoğluspor ve Eczacıbaşından sonra üçüncülüğe düştü,

İstanbul ve Türkiye şampiyonluklarını 1977 de de Beyoğluspor kazandı, Eczacıbaşı 2. oldu. Çift erkek ve bayanlar birinciliklerine karşın, Fenerbahçe yine 3. olunca, ilk kez A dan B grubuna düştü ise de G.Antepteki Federasyon Kupasını kazanınca tekrar A kategorisine yükseldi.

F.B. ELEMANINI KENDİ YEŞİTİRİYOR….

Fenerbahçe’nin Masa Tenisinde başlıca avantajı elemanlarım kendi bünyesinde yetiştirmesidir. Bir zamanlar olduğu gibi, futbolda da yeniden yaşanması gönülden arzulanan bu uygulama, masa tenisinde Fenerbahçe’ye çok değerli elemanlar kazandırmaktadır. Nitekim 1978 de erkek A takımı 6 Mayısta Bolu’da Türkiye, 29 Ekimde Ço-rum’da Federasyon Kupası ve 29 Aralıkta da Konya’da Gençlik ve Spor Bakanlığı Kupalarını kazanırken Türk masa tenisinde, başta GÜLHAN YALDİZ olarak, yeni yeni yıldızlar parlamaya başlıyordu.

Bu dönemde bayanlar şampiyonluklarını da, sürekli olarak, Fenerbahçeli Gülçin ve Derya Erk-men Kardeşlerle Filiz Selam kazanmaktadırlar. Çorum’da yapılan yılın Fed.Kupasında Tuğrul Akas, Heysan Demirci ve Gürcan Karadede ekibi şampiyon oldu. Bu gençlerden Tuğrul, Gürcan, Heysan ve Gürhan, İstanbul birinciliğinden sonra, A takımlar 1979 Türkiye şampiyonluğunu 28 Mayısta büyük başarılarla kazanırlarken, aynı kadro 1 Kasımda Hatay’da Federasyon Kupasını da aldı.

ECZACIBAŞI RAKİP OLUYOR

Fenerbahçe 1980 de takım halinde İstanbul ve Türkiye ikincisi oldu. Birincilikleri, yeni transferlerle kadrosunu güçlendiren Eczacıbaşı kazandı. Daha önce 2 teşvik kupasıyla Federasyon Kupasını Fenerbahçe kazanmıştı. Tek ve çift erkekler ile karma birinciliklerini hep Fenerbahçeliler kazandılar. Gürhan Yaldız Avrupa Şampiyonasında Türkiye’nin en başarılı elemanı olarak sivrildi.

Eskişehir’de yılın tek erkekler şampiyonluğunu kazanan Gürhan Yaldız, Gürcan Karadede ile çift erkek; Demet ile de karma şampiyonu oldu. Böylece, Türkiye’de ilk kez Masa Tenisinde aynı sporcu, aynı gün 3 şampiyonluk birden almıştır.

Fenerbahçe 1981 de İstanbul şampiyonu oldu. Türkiye şampiyonluğunu ise Eczacıbaşı kazandı. Fenerbahçe 2 nci, bu sporda yeni yeni başarılı olan Şekerspor da 3. oldular. 1 Aralık’la Denizli’de tertiplenen Fed.Kupasını ise Eczacıbaşı, M.T.A. ve Taçspor’u aynı sonuçlarla 5/0, Şckcrspor’u da 5/2 yenen Fenerbahçe kazandı. Sarı-Lâcivertli takım Gürcan Karadede, (K). Gürhan Yaldız, Can Ergir ve Turgay Altınok’dan kuruludur. İzmitte yapılan Gençlik ve Spor Bakanlığı Kupasını da yine Sarı-Lâcivertliler kazandılar. Bu tarihte 20 sporcudan oluşan şubenin bütçesi 625 bin liradır.

FENERBAHÇE BALKAN 2. Sİ

Fenerbahçe’nin 1982 yılı Masa Tenisi faaliyeti, 5 Mart. 1983 genel kuruluna sunulan Yönetim Kurulu Çalışına Raporunda şöyle dile getirilmiştir:

(Fenerbahçe, masa tenisinde son yıllardaki atılımı ile, ÜLKEMİZİN EN BÜYÜĞÜ OLDUĞUNU KANITLADIĞI GİBİ, BALKAN ÜLKE LERİNDE DE ADINDAN SÖZ ETTİREN BİR GÜÇ HALİNE GELMİŞTİR. ÖZELLİK LE, GENÇ SPORCUMUZ GÜRHAN YALDIZ KULÜBÜMÜZE KAZANDIRDIĞI İSTAN BUL ve TÜRKİYE ŞAMPİYONLUKLARININ YANISIRA, İLK DEFA BALKAN 2. Sİ OL MAK ŞEREFİNİ FENERBAHÇE’YE TAŞIMIŞTIR.

BU YILKİ BAŞARILARIMIZ ŞÖYLEDİR:

1— 29 EYLÜL – 2 EKİM 1982 DE İZMİRDE YAPILAN 19. BALKAN ŞAMPİYONASINDA 19 YILDA İLK DEFA OLARAK GÜRHAN YALDIZ 2. OLUP GÜMÜŞ MADALYA KAZANDI.

2— 25 OCAK – 1 ŞUBATTA KOCAELİNDE ECZACIBAŞI, MOGAN, ŞEKERSPOR VE TAÇSPOR’U YENEN TAKIMIMIZ SPOR VE GENÇLİK BAKANLIĞI KUPASI’NI KAZANDI.

3— ERKEK TAKIMI MAYISTA İSTANBUL ŞAMPİYONU OLDU. ÇİFT ERKEKLERDE GÜRHAN YALDIZ – GÜRCAN KARADEDE, KARMADA DA GÜRHAN YALDIZ – SİBEL YİĞİT ŞAMPİYONLUĞU KAZANDILAR.

4— MAYISTA BURSA’DA YAPILAN TÜRKİYE ŞAMPİYONASINDA, FENERBAHÇE TEK VE ÇİFTLERDE 1., KARMADA 2. OLDU.

5— AĞUSTOSTA PLEVNE’DE 7 ÜLKE ARASINDAKİ ULUSLARARASI MÜSABAKADA FENERBAHÇE 3. OLDU.

6— (TÜRKİYE’NİN EN İYİ MASA TENİSÇİSİ ÜNVANINI, 12 ÜNLÜDEN G.YALDIZ KAZANDI.

7— ARALIKTAKİ AYDIN VE BALIKESİR MÜSABAKALARINI YENİLMEDEN F.B. KAZANDI.

8— BEYOĞLUSPOR’UN ÜNLÜ ELEMANI VASİL ALEKSANDİRİS’I GÜRHAN YALDIZ BU MEVSİM 3 KEZ YENDİ…. ŞUBENİN BÜTÇESİ 2,5 MİLYON LİRADIR.)

Fenerbahçe, 1983 de İstanbul ve Türkiye erkekler tek, çift ve karma şampiyonluklarını kazandı ve şampiyonlar G.Yaldız, G.Karadede, Can Ergir ve Sibel Yiğit Kulüpçe kutlandılar.

fbtarih533

Bu mevsim İstanbul şampiyonluğu 7 kulüp arasında yapıldı. Fenerbahçe’nin Eczacıbaşı’nı 5/4 yenerek kazandığı şampiyona sonunda 7 takım şöyle sıralandılar:

Fenerbahçe, Eczacıbaşı, İ.E.T.T., G.S., Simtel, İ.T.Ü. ve Profilo.

Mayısta 72 takım arasında yapılan Türkiye şampiyonasında ise Fenerbahçe Eczacıbaşı’ndan sonra 2. oldu.

Fenerbahçe 1984 İstanbul birinciliğini Nisanda, Türkiye şampiyonluğunu da Mayısta kazandı. Teklerde şampiyonluğu Gürhan Yaldız almakta devam ederken, çiftler bu yıl ilk kez İstanbul şampiyonası finalinde Beyoğluspor’u 5/2 yenerlerken görülen GÜRHAN YALDIZ – OKTAY ÇİMEN çifti hayranlıkla izlendi.

MÜESSESE KULÜPLERİ F.B.’YE HASIM !..

Fenerbahçe’nin masa tenisinde müessese kulüplerine karşı mücadelesi 1985 yılında artık katlanılmaz bir hal aldı. Geçen yıl istifa eden Sibel Yiğit’den sonra, bu yıl da yurdumuzun en iyilerinden Gürhan Yaldız, Ferhat Erduran, Gürhan Karadede, Can Ergin ve Süleyman Şimşek 27 Temmuzda istifa ettiler. Fenerbahçe’de yetişen bu gençlerin Sarı-Lâcivert forma altında son başarıları şöyledir: Nisan’da Eczacıbaşı, T.E.D., En-ka, Profilo, G.S. ve Bakırköyü geride bırakarak kazanılan İstanbul şampiyonluğu, Mayısta Balı-kesirde 15 takım arasında Tuborg’dan sonra Türkiye 2 nciliği…

fbtarih533

Türkiye’nin 1 sayılı masa tenisçisi Gürhan Yaldız Nisanda İstanbul, Mayıs’ta Balıkesir’de tek erkek, ve Ferhat Erduran ile çift erkek şampiyonluklarını kazandıktan sonra M.A.N. a transfer oldu. Oktay Çimen de Eczacıbaşı’ya gitti. Bu 2 gençten oluşan milli takım, Fenerbahçe’den ayrılmadan önce, son milli maçlarını Mart 1985 de İsveç’in Göteburg şehrindeki Dünya Şampiyonasında yaptılar ve birçok ülkeyi yendiler.

Bir gerçek ki, amatör spor dallarında, özellikle müessese kulüpleri, Fenerbahçe’ye karşı amansız birer hasım durumundalar. Yıllar süren emeklerle yetiştirilen ve popüler olan şampiyon gençlerin, açılan kucaklara ve gösterilen imkânlara koşmalarına engel olmak mümkün değil !..

Türkiye’nin en iyi 12 masa tenisçisi arasındaki geleneksel şampiyonluk, Fenerbahçe’nin 1986 dan itibaren durumuna ölçü olabilir. 1985 e kadar şampiyonluğu mutlaka bir Fenerbahçeli kazanırdı. 1986 da genç Ömer Aksoy 4., Tayfun Erbil de 6. oldular.

1986 nın Türkiye Ligi müsabakalarında Galatasaray ile Sakarya’yı 5/1 sonuçlarla yenen Fenerbahçe, Eczacıbaşı’na 5/3 yenilerek 2. oldu.

Masa tenisinde 1986 yılının en önemli olayı grup birincisi Türkiye’nin diğer grup birincisi İsviçre’yi 26 Martta İstanbul’da 5/2, 2 Nisanda Thune da 4/3 yenerek birinci lige yükselmesidir. Bu maçlarda Türkiye’yi 2 eski F.B. li Gürhan ile Oktay temsil ettiler.

FENERBAHÇE YURT DIŞINDA

Fenerbahçe, masa tenisinde yurt dışına çıkan ilk ve yegane Türk kulübüdür. Ve 2 seyahat yapmıştır. İkisi de 1981 ve 1982 de Bulgaristan’ın Varna ve Plevne şehirlerindeki uluslararası müsabakalara davet şeklinde olan bu seyahatlerde kayde değer nokta, bu milletlerarası karşılaşmalara kulüp olarak yalnız Fenerbahçe’nin çağrılmasıdır.

Varna turnuvası 20.6.1981 de Rusya, Romanya, Yugoslavya, Çekoslavakya, Polonya, Macaristan, Cezayir, Yunanistan, Avusturya ve Bulgar A.B.C. olarak, 13 takımın katılmalarıyla yapıldı. Antrenör Reşat Aydın yönetimindeki Gürhan Yaldız, Turgay Altıok ve Can Ergir kadrolu Fenerbahçe, 4 grup halindeki şampiyonada, grubundaki Bulgar A, Yunan ve Polonya’yı yenip grup şampiyonu olarak final grubuna yükseldi. Fenerbahçe bu grupta Romanya’yı, çiftlerde 3/1 yenip finale kaldı. Finalde Rusya’yı da 3/1 yenmeyi başaran sarı-Lâcivertliler Altın madalya kazandılar.

Teklerde ise Rumen rakibine 2/1 yenilen Gürhan Yaldız Gümüş madalya aldı.

Fenerbahçe’nin şampiyonluğunu engellemek isteyen Bulgarların bütün çabaları boşa çıkmış; geceki ziyafete de, Rus antrenör Gomoskof, Fenerbahçe’ye yenilen sporcularının katılmalarını yasaklamıştır.

PLEVNE Turnuvası 7 ülke sporcuları arasında yapıldı ve Fenerbahçe 3. oldu.

Bu tür uluslararası müsabakalara bir kulüp takımının davet edilmiş ve katılmış olması, 1981 yılında ilk kez görülmüştür. Bu özellik, Fenerbahçe’nin yüksek değer ve şölıretiyle, şube kaptanı Kâmil Dinçay’ın kişiliğinden doğmuştur.

MASA TENİSİNDE F.B. Lİ MİLLİLER

Her amatör dalda olduğu gibi, masa tenisinde de milli olan Fenerbahçelilerin listesini sağlamak mümkün değil.. Araştırmalar sonucu belirlenen 27 F.B. li aşağıdadır:

A.Edizlıun, Abdurrahman Devletoğlu, Can Ergin, Can Taşçıoğlu, Cem Avunduk, Feyza ve Ferda Güvener, Gürcan Karadede, Gürçin Erkman, Gürhan Yaldız, Heysan Demirci, İ.Özeren, Kâzım Osmanlı, Mahir Özbayrak, Meram Bıçakçı, Nazım Arpacı, Oktay Çimen, Osman Vardar, Perihan Güllüoğlu, Remzi Sadıkoğlu, Serpil Ayas, Sibel Yiğit, Tayfun Erbil, Tuğrul Akas, Şaban Salahattin, Ümit Tüker ve Zülâl Erkman.

fbtarih534

FENERBAHÇE’DE BOKS

Boks sporu Milat’tan 684 yıl önce yapılan 23. Olimpiyatlarda uygulanmaya kondu. Türk’lerin özellikle Semerkant yöresinde bu sporla geniş ölçüde meşgul oldukları tarihçilerce kanıtlanmıştır.

Modern anlamda Boks, 18. yüzyıl başlarında, önce İngiltere de uygulanmış ve ilk tüzük 1892 de yayınlanıp eldiven bu tarihten sonra kullanılmıştır.

Yeni metod ve koşullarıyla boks, yurdumuzda Mütareke ve işgal yıllarında, yani 1919/23 de gelişip yayıldı. Özellikle ingiliz ve Amerikalıların 1919 dan itibaren Beyoğlu’nun SKATİNG, CHANTE CLAÎRE, VARIETE, Tepebaşı Tiyatrosu, WİNTHER PALACE, SPRİNG FİELD ve 1922 den itibaren de Taksim stadı salonlarında yaptıkları müsabakalara azınlık ve bu arada Türk gençleri de katıldılar.

Musevi Adil Akşıyot, 1919/20 kışında, Fransız Boks Federasyonu himayesinde olarak, İstanbul’da topladığı bir grupla Taksim çeşmesi yanında Clıant’e Claire salonunu kiraladı ve ilk kez müsabakalar tertipledi. Görülen büyük ilgi, boksun istanbul’da yayılmasını ve bu sporla bir süredir meşgul olan Fenerbahçe’den sonra, Beşiktaş, Galatasaray, Kumkapı ve Vefa Kulüplerinde başlayan çalışmaların semt kulüplerine de sıçramasını sağladı.

Boks sporunun Türkiye’de yayılmasını sağlayan ilk şahıs Fransız antrenör FRANKİ MARTİN dir. Bu zat Hamalbaşı’daki salonunda ders vermiş, boks’un inceliklerini öğretmiş ve masaj yapmıştır.

LORENZO, YORGO TAGAR, Beyaz Rus KİRPİT, SARANGA, Küçük SELAMI, PETRO MAZLUMİDİS, Küçük KEMAL, ZEYNEL, MELİH AÇBA, PAKRAT, AMERİKALI BETLİNG, KEMAL BEKOF ve aşağıda adlarını sıraladığımız Fenerbahçeli boksörler Mütareke ve işgal döneminin en tanınmış boksörleridir.

Fenerbahçe Kulübü, başta Tıbbiyeli Ali Sami olarak, 1913 den itibaren boks dalında gösterdiği ferdi çalışmaları, 1914 de geçtiği KuşdiliMeki lokalin büyük’salonundaki ringde kalabalık bir kadro ile genişletmiştir. Bu köklü atılım sonucu, zamanla sivrilen gençler arasında Mısırlı Mazlıar, Eczacı Ziya Boyer, Nuri Kadıköylü, Dr.İsmet Uluğ, Sıtkı Pıran, “İngiliz Kemal” takma adlı Esat Tomruk (İleride, İNGİLİZ KEMAL adı ile, ayrıca ele alınmıştır.), Büyük Selami, Hayri, Hikmet, Orhan, Sermet, Feyzi, Remzi, İzzet, Raşit, Hafız Hüseyin ve Aleksandr adları anılmaya lâyık ilk Fenerbahçe’li boksörlerdir. Bu gençlerin büyük çoğunluğunun antrenörlüğünü ve Nuri Kadıköylü’nün menajerliğini Fenerbahçe’nin komple sporcularından (Tcdi belâ’) Fahri Ayad yapmıştır.

fbtarih535

Boks sporu Türkiye’de en büyük ilgi ve heyecanı, doğuşundan 1987 ye kadar, Mütareke ve İstanbul’un işgal yıllarında gördü ve yaşadı. 1919/23 arası bu 5 yıllık dönemde düşman takım-larıyla Fenerbahçe arasındaki futbol maçlarında yaşanan büyük heyecan ve coşkunluk, bazan daha fazlasıyla ve taşkınlıklar içinde, ringlere de yansımış ve bu spor, tarif edilemez bir coşku ve taassupla, kitleleri peşinden sürüklemiştir.

Bu coşkunun “Milli” hüviyete bürtinmesi ayrıca dikkate değer.. Bir boks maçı, tarafların ırk ve inançlarına göre, Milli Şeref konusu sayılmıştır. 18 Aralık 1921 akşamı Chante Claire tiyatrosunda, 18 Eylül 1921 de ünlü Pakrat’ın öldüğü maçın galibi Amerikalı Betling Kelley, Rum Petro Mazlumidis tarafından mağlup edilmişti. 20.12.1921 günlü TEVHİD-Î EFKÂR gazetesi bu konu ile ilgili olarak şöyle yazar:

(Dün, bu müsabakanın galibine veya doğrudan doğruya “Mazlumidis’e meydan okuyanlar çoktu. Gençlerimize bir noktayı unutmamalarını tavsiye edeceğiz: İyi bir tecrübe devresi geçirmeden Mazlumidis gibi 6 senelik bir boksöre meydan okumak milli şeref namına bir hatadır. Spora milliyet hisleri karışmamak icap ederken, dün Taksim Meydanı heyecanlara boğulmuştu ve, artık bizim memlekette sporda milliyet, önüne geçilemiyen bir vakia olduğu için, ona göre çalışmak icabeder.

Diğer taraftan, göğsümüz kabararak, derin sevinçlerle kayda mecburuz ki, dün muhtelif müsabakalarda meydan okuyan 7-8 Türk genci gördük. Türk sporculuğunda yeniden yeniye doğan bu hayat, İstikbâl için pek büyük bir müjdedir. BOKSTA TÜRK’LÜĞÜN ŞEREFİNİ KORUMAK, İNŞALLAH, BU GENÇLERE NASİP OLACAKTIR. Yalnız, usul dahilinde, intizam ve sabırla çalışmak lâzımdır.)

Bu yazının, İstanbul basınının, çok sıkı İngiliz İşgal Kumandanlığı Kontrol ve sansürü altında yazıldığı gözönüne alınmalıdır.

Mazlumidis Rumlarca milli kahraman sayılıyordu. 21.5.1922 de Sketing Palace’da İngiliz HOVZ’u 10. rauntta bayıltınca, Beyoğlu yerinden oynamış, yaygaracı Rumlar Mavi-Beyaz yüzlerce balonu küme küme İstanbul göklerinde uçurmuşlar, Taksim’de uzun süre trafiği felce uğratmışlardır.

İşte, böyle bir dönem ve elektrikli hava içinde, Fenerbahçe’li boksörlerden, özellikle Ziya, İsmet, Nuri, Esat ve Büyük Selami adları yukarıda yazılı ringlerde, bazan Kırmızı-Beyaz, bazan da Sarı-Lâcivert kemerler takarak, yabancılara karşı sağladıkları zaferlerin düşman çizmeleri altında inleyen İstanbul’un Türk halkına yaşattıkları sevinç gözyaşları, Türk boks’unun unutulması olanaksız mutlu anılarıdır.

Beş yıl süren Mütareke ve düşman işgali döneminin sona ermesi ile beraber, Türk boksunun da 1924 den itibaren, duraklama devri başladı. Bu arada, Fenerbahçe’li boksörler çoğunlukla bu spor bıraktılar. Yalnız Nuri Kadıköylü’nün Çin-kograf tahsili için gittiği Paris’de Sale de Wagram da başarılarım sürdürdüğünü ve bu nedenle de Fransız boks meraklılarının kendisine DARDANELLES = ÇANAKKALE adını taktıklarını işaretlemek gerekir.

BOKS’DA FEDERASYON

Eşref Şefik başkanlığında 1924 de kurulan Türkiye boks Federasyonu, 1928 deki ilk Rusya seyahati dışında bir hareket gösteremediğinden, 1930 larda Güreş Federasyonuna bağlandı.

Boks’da ilk milli temasımız Kasım 1928 de Moskova’da Rus ve Baku’da Azerbeycan milli takımlarıyla oldu. 5 boksörle yapılan seyahatte, yurdumuzu: En hafif siklette G.S. dan Necmi, hafifte Beşiktaş’tan Rauf, yarı ortada F.B. den kaleci Rıza Nemlioğlu, orta siklette yine Fenerbahçeden Sıtkı Piran, ağır da da Büyük Selami temsil ettiler. Moskovada yalnız Rauf berabere kalıp diğerleri yenildi, Baku’da ise hepsi kazandı.

Boks sporunda atalet sürerken, 1945 de, Federasyon Raşit Serdengeçti başkanlığında tekrar müstakil olunca, canlandırma çabalarına girişildi. Ancak, başarı hep çok uzaklarda kaldı.

fbtarih536

fbtarih537

SARI-LÂCİVERT RENKLER YENİDEN RİNGLERDE

Boks sporu, yurt faaliyetine paralel olarak, Fenerbahçe Kulübünde de sönük geçerken, bazı ünlü boksörlerin, (KALPLERİNDEKİ FENERBAHÇE SEVGİSİNİ RİNGLERDE DE GÖSTERMEK) arzusunu belirtmeleri üzerine, Yönetim Kurulu 16.10.1947 de şubenin yeniden faaliyete geçmesi kararını almış ve Rüştü Dağlaroğlu ile Asaf Çınar’dan oluşan bir komiteyi bu şube için görevlendirmiştir.

Yorgo Tagar antrenörlüğünde başlayan çalışmalarla Fenerbahçe ismi çeyrek yüzyıl sonra Boks sporunda tekrar duyuluyor ve 30.10.1947 günü Kadıköy Halkevi salonunda bin kadar meraklı, Sarı-Lâcivert formalı Fahir, Erol Toktamış, Erol Börtücebe, Celâl Akıncı, Recep Özkutlu, Ali Rıza, Abdullah Tomba, Şerafettin, Halit ve Ahmet Ergönül kardeşler, Halil Çakmur ve Cevdet Özçentek gibi ünlü boksörlerin müsabaka ve gösterilerini ilgi ile izliyordu.

Şubenin açılışı ve ilk müsabakalar nedeniyle 3,11.1947 tarihli FENER dergisinin orta sayfasında, (YILLARCA AYRILIKTAN SONRA SARI-LÂCİVERT RENKLER TEKRAR RİNGTE!..) başlıklı ve R.DAĞLAROĞLU imzalı yazı:

(FENERBAHÇE ve BOKS !.. BU 2 KELİMENİN BİRBİRİNE YAKINLIĞINI, TÜRK YURDUNDA BİRBİRİNDEN AYRILAMAZ OLU ŞUNU BU GÜNKÜ NESLİN BU SPORLA YAKINDAN ALAKASI OLMAYANLAR PEK BİLEMEZLER. BUNU NORMAL KARŞILA MAK GEREK.. ZİRA, MEŞHUR NURİLER, ZİYALAR, YAVUZ İSMETLER VE SITKI LARDAN SONRA, YILLARDIR RİNGTE BİR SARI-LÂCİVERTLİ BOKSÖR GÖRÜLMEMİŞTİR.

BU, YOKLUKTAN DOĞMUYORDU. SADECE İLGİSİZLİKTEN İLERİ GELİYORDU. GERÇEKTE, RİNGLERDE BAŞKA BAŞKA FORMALAR ALTINDA DÖVÜŞEN BOKSÖRLERİN YÜZDE 90 İNİN İÇİ SARI-LÂCİ VERTTİ. KALPLERİNDE FENERBAHÇE SEVGİSİ YAŞIYORDU.

SADECE KENDİ GAYRETİYLE YETİŞEN VE YETİŞMEYE ÇALIŞAN BU TEMİZ ÇOCUKLARLA BERABER, GENİŞ FENERBAHÇE MUHİTİNİ DE ÜZEN BU GARİP DURUM ELBETTEKİ DEVAM EDEMEZDİ. NİTEKİM ARTIK SONA ERMİŞ BULUNUYOR. FENERBAHÇE KULÜBÜ BOKS ŞUBESİNİ YENİDEN VE ESASLI SURETTE FAALİYETE GEÇİRMİŞ, KIYMETLİ BİR ANTRENÖR TEMİN ETMİŞ VE KENDİSİNDEN OLANLARA SİNE SİNİ TEKRAR AÇMIŞTIR. İŞTE, 30 EKİM 1947 GÜNÜ KADIKÖY HALKEVİ SALONUNU DOLDURAN BİNİ AŞKIN MERAKLI BU TEMİZ ve GÖNÜLDEN SARI-LÂCİVERTLİ ÇOCUKLARI UZUN UZUN ALKIŞLAMAK FIRSATINI BULDU….)

Mütareke ve İşgal yıllarından sonra ilk Fenerbahçe-Yabancı boks maçları 7.12.1947 gecesi açıkhava tiyatrosunda 3 bin seyirci önünde 2 Yunanlı ile yapjldı. İngiliz hakem yönetiminde, 66 kiloda Halil, BARTALAMEOS’a; 72 de de Cevdet, ANDERİCİNAPULOS’a sayı ile galip geldiler.

F.B. NİN BOKS ŞAMPİYONLUKLARI

Fenerbahçe Kulübü boks çalışmalarını 1947 den beri artık aralıksız sürdürüyor. Ancak, Boks Federasyonumun istikrarsız tutumu, şampiyonluklardaki düzensizlik ve belirli bir yöntem uygulanmaması sonuçların da düzensiz olmasını doğurmakta ve kulüpler arası bir kıyaslama yapılmasını zorlaştırmaktadır. Bu düzensizlik son yıllara kadar sürdü..

Fenerbahçe ilk puanlı boks birinciliğini 1957 de (İSTANBUL BÖLGE ŞAMPİYONU) olarak kazandı. Bunu, yukarıda belirtildiği üzere, değişik yöntemler nedenleriyle, fasılalı olarak, yine puanlı 1965, 1966, 1967, 1969, 1970, 1972, 1985, 1986 ve 1987 Bölge şampiyonlukları izlemiştir.

Fenerbahçe, takım halinde ilk puanlı birincilik olan 1957 İstanbul şampiyonluğunu Vural İnan ve Bülent Sümer’in antrenörlüklerinde:

Nurhan Şenaksel, Muammer Sevinti, Yeter Sevimli, David Akyüdız, Yaşar Süslü, Oktay Sevinti, Şahin Muratoğlu, Cemal Tozdemir, Vedat Kara-kurum, Arif Günizi ve Burhan Türer kadrosu ile, Beşiktaş’ın 5, Galatasaray’ın 9 ve İ.E.T.T. nin 20 puanına karşı, 24 puanla kazandı.

Fenerbahçe’nin boks sporundaki bu ilk başarısını, daha sonra Deniz Gücü sürdürdü ise de bu çalışmalar çok sınırlı olmuştur.

1962 de 51 kiloda Ahmet Lokman, 54 de Sö-zeri Ünaldı ve Rıza Çetin, 57 de Muammer Sevinti ve Muhiddin Karataş, 60 da Davit Akyıldız, 63,5 da Salih Çullu, 67 de İlhami Evrensel, 71 de Şahin Gençoğlu ve Erol Semiz, 75 de Gültekin Yalçınkaya ve İsmet Yıldırım, 81 de Yılmaz Tek, ağırda da Aydın Demir ve Ali Şan’dan kurulu Fenerbahçe kadrosu, dönemin en güçlü takımı iken, şubede beliren anlaşmazlık 1963 de şampiyonluğun Agaspor’a geçmesine neden oldu. Fenerbahçe’nin 4 boksörle katıldığı müsabakalarda sağladığı 2 birincilikten Aydın Demir’in 81 kilo birinciliği mevsimin istanbullu boksörlerce kazanılan yegane Türkiye şampiyonluğudur. Bundan anlaşılır ki, bu tarihlerde Türkiye boksu İstanbul dışında daha ileridir.

1964 İstanbul şampiyonluğunu 67 kiloda Zeki İlkyaz’ın maçta kolunun kırılması nedeniyle, 5 birincilik aldığı halde, 2 birincilik olan Feriköy’e kaptıran Fenerbahçe, 9 Ağustosta Küçük Kemal Kupasını 5 birincilikle kazandı. 5 boksörünün 5 birinciliği ile Bölgeler arası Batı Türkiye Kupasını İstanbula kazandırdı. İst.-Tel-Aviv maçında 5 boksörü 5 birincilikle İstanbul’u galip çıkardı. Ağustos’ta Almanya’daki Türkiye-Almanya maçında kazanılan 2 birinciliği Fenerbahçeli İsmet Atıcı ile Hüseyin Çolakoğlu sağladı. 30.8.1964 deki (Fenerbahçe Kupası) müsabakalarını da 17 puanla Fenerbahçe kazandı, Feriköy 14 puanla 2. oldu.

fbtarih539

ÜSTÜSTE ŞAMPİYONLUKLAR

Görülüyorki, Fenerbahçe boksu 1964 de dikkate değer bir hamle yaptı. Bunun sonucu 1965 de puanlı İstanbul şampiyonluğunu 21 sayı ile Fenerbahçe kazandı. Gençler birinciliği de 4 şampiyonlukla F.B. nin oldu.

Bu mevsim Aralık ayında Şube Kaptanı Erol Barbarosoğlu başkanlığında yapılan Adana maçlarını 5/2 ve 6/2 Fenerbahçe kazandı.

Fenerbahçe, İstanbul 1966 şampiyonasını da 6 birincilik ve 24 puanla kazandı. Fenerbahçe’nin şampiyon boksörleri:

Ali Nacaroğlu, Mehmet Çolakoğlu, İsa Çekinmezer, Hüseyin Çolakoğlu, Namık Seyhan ve Hikmet Coşkunoğlu’dur. Bunlardan İsa, Hüseyin ve Hikmet Türkiye birinciliklerini de kazandılar. Gençler Teşvik Turnuvasına Fenerbahçe 9 boksörle katıldı, hepsi birinci oldular.

İstanbul 1966 birinciliğini Rükneddin Figen, Hakkı Sözen, Hasan Ünal, Hüseyin Çolakoğlu, Cemal Kamacı, Hikmet Coşkunoğlu ve Namık Seyhan’ın 7 birincilikleriyle kazanan Fenerbahçe, Türkiye şampiyonasında da 4 birincilik aldı.

Ferdi şampiyonada da 51 de Selim Koyunoğlu, 60 da Hasan Ünal, 63,5 da Hakkı Sözen, 81 de Mustafa Atasoy birinci oldular.

Fenerbahçe 1967 de başarısızdır. Sadece, Ço-lakoğlu ve Coşkuner milli takımda yer aldılar. 3 Marttaki F.B.-DİNAMO karşılaşmasını 6/2 Rumenler kazandılar. Birinci gelen Fenerbahçeliler Burhan Yeşilbağ ile Hüseyin Çolakoğlu’dur.

Kulüpler arası 1968 İstanbul şampiyonluğunu 7 birincilik ve 27 puanla kazanan Fenerbahçe, Türkiye birinci liginde 3 üncü oldu. Gençler İst.şa-mpiyonluğunu yine Fenerbahçe kazandı. Galati.’-deki Balkan Şampiyonasında Hakkı Sözen 2. oldu. 1971 de de 54 de Ahmet Tavukçu, 71 de Hüseyin Değirmenci, 81 de Ayhan Önhan ve ağırda İsmail Yücel ile 4 İstanbul birinciliği aldılar. Beylerbeyi 18 puanla birinci F.B. 15 puanla 2. oldular.

Fenerbahçe Boks şubesinin 1970 li yıllardaki şanssız dönemi birkaç yıl sürdü. 2 başarılı ve gayretli kaptan Erol Barbarosoğlu ve İsmet Atıcı’-dan sonra, büyük ümitlerle şubenin başına gelen Öztürk Serengil umulanı veremediği gibi Libya’ya gitmekle de şubeyi bunalıma itti. Bu sıralarda 63,5 kiloda Fenerbahçeli milli Cemal Kamacı’nın 1964/65 de, ve 71 kilo olarak da 1966/67 deki İstanbul ve Türkiye şampiyonlukları gibi kayda değer başarıları dışında, Türk boks’u da çok düşmüş, Katoviçe’deki Avrupa şampiyonasında hiç bir dereceye ulaşılamamıştır.

‘Fenerbahçe Kulübünde 40 kadar gence dönük çalışmalarda, 1974 Kasımında İzmir’deki (Batı Anadolu Kupası) 24 puanla kazanıldı. Bu gençler arasında, başta Faruk Karatop olarak, yeni yıldızlar sivrilirken, büyüklerde de rekabet lst.Tekel, Büyükdere-Boronkay, Mersin Amatör ve Ankara Emniyet arasında sürüyordu. Mersin Amatör’-den sonra İst. Tekel’in 1977 ve 1978 bölge ve Türkiye birinciliklerine karşı Fenerbahçe, Gençlerde B. Boronkay ile sıkı bir çekişme içinde bulunuyordu. Bu arada 57 de Faruk Karatop, 60 da Orhan Gönülalan, 63,5 da Ayhan Erengüç, 80 de de Kemal Kanıkaya Fenerbahçe’ye 1979 İst.Gençler birinciliğini kazandılar.

fbtarih540

BOKS DA DA MÜESSESE KULÜPLERİ

Fenerbahçe’nin Büyüklerde Müessese Kulüplerinden gördüğü zarar ve yetiştirdiği elemanların sürekli kapılması, 25.2.1979 Kongresine sunulan raporda nihayet dile getirilmiştir:

(Müessese Kulüpleri Boks dalını da amatör olmaktan çıkardılar. Yetiştirdiğimiz boksörleri muhafaza edemiyoruz. Gençlerde 4 birincilikle İst.şampiyonu olduk. Amacımız, gençleri Fenerbahçe ruhu ile yetiştirip kategorilerinde başarıya ulaştırmaktır.)

Fenerbahçe, 1980 de 67 kiloda Abdülkadir Güler, 81 de de İbrahim Arslan’la sadece 2 birincilik alıp, müessese kulüpleri yüzünden istikrarlı bir takıma sahip olamamanın sıkıtısı karşısında, 1981 de yeni bir çalışma düzeni kurdu. Şubenin başına İsmet Atıcı, antrenörlüğüne de Bülent Sümer’i getirdi. A kadrosunu kurdu. Bütçe 500 bin liraya çıkarıldı ve Dereağzındaki salonda, çalışmalar yoğunlaştı.

Gürel Fıçı, Ali Çukur ve Faruk Karatop’tan sonra, gençlerde Hüseyin Kumbaracı, İbrahim Yıldırım, Şenol Çörekçi, Zeki Çavraz, Bülent Sa-kalıbüyük ve Sabri Kalyoncu İstanbul şampiyonlukları kazandılar. En başarılı takım olarak Kupa aldılar. Faruk Karatop, Ömer Lütfü Bilir ve Arif Atağ Uluslararası Atatürk Kupasında milli oldular.

1982 de Yıldızlarda Hanefi Değirmenci, Erkan Temel ve Recep Topçu sikletlerinde İstanbul şampiyonu oldular. Ali Çıtak 60 kiloda hem İstanbul hem de Türkiye şampiyonluğunu kazandı.

Gençlerde Sabri Kalyoncu 81 kiloda İst. 1. ve Türkiye 2. si oldu. Büyüklerde ise, 57 de Abbas Arslan, 81 de Eyüp Çiftçi, Süper siklette Orhan Ölçen İstanbul şampiyonu oldular.

Fenerbahçe’nin 1981 de başlayan yeni çalışma düzeni meyvelerini veriyordu. 1983 de Yıldız, Genç ve Büyüklerde 12 şampiyonluk ve 8 de ikincilik kazanıldı. Türkiye şampiyonasında 48 de Osman Dak birinci, Cumhur Özlen, Nesim Padak, Turgay Şensoy ve Sabrı Kalyoncu da Türkiye ikincisi oldular. Yönetim Kurulunun 10.12.1983 raporu Boks şubesindeki bu hızlı kalkınmada yardım ve emeği geçenler haklı olarak övülüyor:

(Yıllardır tesis sıkıntısı çeken boksörlerimizin bu büyük sorunu, Mete Has’ın şahsi girişimleriyle, stat altındaki kapalı salonda modern bir ring yapılması ve soyunma odalarının onarılmasıyla kısmen giderildi. Şube kaptanları İsmet Atıcı ve Metin Özgül ile, şubeye emek harcayan Durak Varol, Vezir Sel ve Veysel Orhan’a teşekkür ederiz.)

Atina’da Panathinaikos stadında yapılan ve 10 ulustan 118 boksörün katıldığı Akropolis turnuvasında F.Karatop altın madalya kazandı. “HÜRRİYET” te Z.AKÇAPAR bu olayı, 23.6.1983 günü, şöyle yazıyor:

(Dün gece ilk finali 57 kiloda Yunanlı KOLET-HERAS ile FARUK KARATOP yaptı. 24 saatlik radyosu ile, TV si ile, irili ufaklı gazeteleriyle Türk’ler aleyhine savaş naralarının atıldığı siyasi ortamda, stattaki 30 bine yakın seyirci bu spor karşılaşmasını adeta bir meydan muharebesi gibi izliyordu.

Kulakları sağır eden aleyhte tezahüratla çekinerek ringe çıktı Faruk Karatop. İlk yumruğu yediğinde stat alkıştan inliyordu. Bir an durdu ringde. Bir tribünlere, bir ringdeki rakibine baktı. Gülümsedi ve saldırdı. Vurdu…. Vurdu… Sayı hakemleri çok zor durumda idiler ve sonuç Faruk’un 3/2 lik zaferi olarak ilân edilirken stat yıkılacak gibi idi.

Faruk Yunanlı’nın elini havaya kaldırdı. Kucakladı. Öptü. İşte, o anda Yunanlı seyirci spor adına en büyük jesti yaptı. Az önce yuhaladığı Fa-ruğu alkışladı…. Alkışladı…. Antrenör Bülent Sümer hıçkıra hıçkıra ağlıyor, antrenör Ali Kılıçlıoğlu da heyecandan bembeyaz kesilmiş ve şoke olmuş bulunuyordu.)

Sivas 1960 doğumlu ve boksa 1974 yılında Fenerbahçe’de başlayan ve 57 kiloda Balkan Şampiyonluğuna kadar yükselen Faruk Karatop, Atina’dan döndükten sonra, Temmuz 1983 de Fenerbahçe’den ayrılmış ve Tekel Kulübüne girmiştir.

fbtarih541

F.B. BOKSTA ALTIN DEVRİNİ YAŞIYOR

Balkan Şampiyonu KARATOP’da 14 yaşın-danberi yetiştiği Fenerbahçe’den koptu, gitti ama, Fenerbahçe ocağı, yurda yeni Karatop’lar yetiştirmekten bıkmıyor, aksine övünç duyuyordu.

Yıldızlarda 57 kiloda Yılmaz Demirci, 60 da Levent Tiryaki, 63,5 ta Şenol Özkan, 75 de Metin Kartal ve 91 de Salih Durmuş, 5 birincilikle İstanbul şampiyonluğunu Fenerbahçe’ye kazandırmakta devam ettiler.

Gençlerde 51 de Tuncay Varol, 54 de Kibar Tatar, 63,5 ta Ali Çıtak, 67 de Recep Topçu ve 71 de Ekrem Yusufoğlu, yine 5 birincilikle, Gençler İstanbul şampiyonluğunu da Fenerbahçe’ye kazandırdılar. Kibar Tatar’la Ali Çıtak Türkiye birincisi de oldular ve Recep Topçu, ile beraber 3 ü, Genç Milli Takım aday kadrosuna alındılar. Bunlarla beraber, Osman, Cumhur, Yener, M.Canbakış ve Yıldız kısa sürede ve muhtelif turnuvalarla milli oldular.

Yönetim Kurulu’nun mali yıl raporundan 1984 çalışmaları şöyle özetlenmiştir:

(İstanbul’da toplam 12 birincilik, 10 ikincilik, gruplarda 7 birincilik, 6 ikincilik, Türkiye şampiyonalarında 4 birincilik, 2 ikincilik ve 6 üçüncülük elde edilerek 47 madalya kazanılmıştır. 7 boksörümüz daha bu yıl milli oldular. Şube kaptanı Aziz Yılmaz’ı başarılarından dolayı tebrik ederiz.)

Bu yılın Venedik International turnuvasında Osman Dak ile Cumhur Özlem gümüş madalya kazandılar.

Son yıllarda değişik spor dallarında gençler için okullar açmak moda oldu. Bu, çok yararlı bir hareket…. Oysa, Fenerbahçe Kulübü kuruluşundan beri bu yolu izleyen bir müessesedir. Her dalda grup grup gençler yetiştirip Türk sporuna hediye etti, durdu. Bu dallardan biri de bokstur. Fenerbahçe 20-30 gençle, temeli sürekli canlı ve hareketli tutmuştur. Ama, o yetiştirmiş ve gelişen boksör, çoğu geçim derdinden, soluğu müessese kulüplerinde almıştır. Böylece, Yıldız ve Gençler’de sürekli şampiyon olan Fenerbahçe, Büyüklerde, çok kez gerektiği gibi temsil olunamamıştır.

Çeyrek yüz yıldır sürüp gelen bu sistem, öyle görülüyor ki, 1985 den itibaren artık değişti. Fenerbahçe, Gençlerde şampiyonlukları sürdürür ve büyüklerde tekrar birinci olurken, hem ferdi hem de takım birinciliğini artık 3 yıldır korumayı başarıyor ve bu suretle boks sporunda, yurt iç ve dışında altın devrini yaşıyor.

Fenerbahçe 1985 de Ferdi Türkiye Birinciliklerinde 9 şampiyonluk kazandı. Bu, Türkiye Boks sporu tarihinde rekordur. Bu 4 birincilik şunlardır: Yıldızlar 91 kiloda Salih Durmuş, Gençler 48 de Ramazan Gül, 57 de Kibar Tatar, 63,5 da Ali Çıtak ve 71 de Recep Topçu, Büyükler 54 de Osman Dak, 75 de Lütfü Canbakış, 81 de Eyüp Çiftçi ve 91 de Hacı Yıldız.

Ocak 1985 de 9 ülkeden 70 boksörün katıldığı ve birinci olduğumuz Uluslararası Stokholm turnuvasında 51 kiloda Osman Dak ile 75 de Lütfü Canbakış’ın altın madalya kazanmaları Türk Boks Tarihinde en mutlu başarılar olarak, Fenerbahçe Kulübüne onur kattılar. Türk Kamuoyunda sansasyon yaratan bu başarıların sahiplerine Fenerbahçe Kulübü, Boks Federasyonu, müessese ve sporseverlerce yapılan yüzbinlerce lira mükafatla çeşitli ödüller birer rekor düzeyinde oldukları gibi, çok. da yerinde davranışlar olarak, ulusça; (Helâl olsuh; az bile…) şeklinde nitelendi.

Gençler 1986 İstanbul şampiyonluğunu Yılmaz Kesmen, Yücel Çetin, Şenol Özkan, Cemal Dağlayan, Salih Durmuş ve Hasan Ezer’in 6 birinciliği ile kazanan Fenerbahçe; Büyükler şampiyonluğunu 9 birincilikle almak gibi ezici bir üstünlük gösterdi. Bu boksörler; Cemal Sarak, Ramazan Gül, Tuncay Varol, Cumhur özlen, Ali Çıtak, Fikret Kaman, Lütfü Canbakış, Ahmet Canbakış ve Hacı Yıldız’dır. Tekel 3 birincilikle 2. oldu.

Ankara’daki 1986 yılı Türkiye şampiyonasında finale kalan 7 Fenerbahçeli’den Kibar Tatar, Fikret Kaman, Recep Topçu, Lütfü ve Ahmet Canbakış olarak 5 i Türkiye birincisi, Ali Çıtak ve Naci Tunalı da Türkiye ikincisi oldular. 1986 da Fenerbahçeli boksörler 29 u altın, 16 sı gümüş ve 8 i bronz olarak 53 madalya kazandılar. Yine 1986 da Büyükler ve Gençlerde 10 Fenerbahçeli boksör milli oldu.

fbtarih542

fbtarih543

Fenerbahçe 1987 İstanbul Boks şampiyonluğunu Haziranda Burhan Felek salonunda yine 6 birincilikle kazandı. Tekel yine 3 birincilikle 2. oldu. Birinci gelen 6 Fenerbahçeli şunlardır: 51 de Cemal Şarak, 57 de Cumhur Özlen, 60 da Tun-cer Varol, 71 de Recep Topçu, 91 de Ekrem Yu-sufoğlu ve ağırda Mahir Özmeral. Şu 6 Fenerbahçeli boksör de ikincilik kazandılar: Metin Abış, Şaban İlseven, Fuat Seyhan, Erkan Temel, Erktuğrul Yeğen ve Cemal Dağlayan.

39 YIL SONRAKİ ORGANİZASYON

Fenerbahçe Kulübü, 1947 den 39 yıl sonra yeni bir yabancı Boks Organizasyonu olarak, 20.2.1986 akşamı Spor ve Sergi Sarayında Danimarka Karması ile 8 siklette bir maç, yaptı.

Danimarka milli takımının 51 kilo elemanı Milli Eyüp Çan’ın da Fenerbahçe formasıyla dövüştüğü bu organizasyonda:

Eyüp Can, Ramazan Gül, Kibar Tatar ve Ahmet Canbakış kazandılar. Ertuğrul Yeğen, Ali Çıtak ve Recep Topçu ise kaybettiler.

Aynı gece, Aksaray Luna Parktaki Kadıköy grubu yemeği ne amaçla tertiplenir? sorulmaya değer.

1987 Yılı Türkiye şampiyonası Fenerbahçe’nin boks sporundaki tarihsel şöhretine lâyık başarılarla, (ALTIN DÖNEM) in sürmekte olduğunu gösterdi. Yıldızlar 48 kiloda Bedir Tulgar ile 81 de Ufuk Aydın, Gençler 51 de Metin Abış ile 54 de Turan Palancı, Büyüklerde de 60 kiloda Kibar Tatar, 63,5 da Ali Çıtak, 71 de Fikret Kaman, 75 kiloda da Lütfü Canbakış Türkiye şampiyonu olarlarken, Recep Demircan, Ramazan Gül ve Mahir Özmeral Türkiye ikinciliklerini, Yener Naci Tarhan, Tuncay Varol ve Ekrem Yusufoğlu da üçüncülükleri kazandılar. Kibar Tatar Türkiye’nin en teknik, Tuncay Varol da Türkiye’nin en döğüşken boksörü seçilmiş ve konan kupaları almışlardır.

1987 de Cengiz Gökkaya ile Salih Durmuş gençlerde, Ramazan Gül, Kibar Tatar, Tuncay Varol, Ali Çıtak, Fikret Kaman, Reçep Topçu, Lütfü Canbakış, Ahmet Canbakış ile Ekrem Yusufoğlu da büyüklerde olmak üzere, 11 Fenerbahçeli boksör Milli takımda yer almak suretiyle kulüplerini kırılması çok güç bir rekorla onurlandırdılar. Ayrıca, bu mevsim içinde kazandıkları 31 Altın, 15 Gümüş ve 12 Bronz madalya Sarı-Lâcivertli boksörlerin olağanüstü başarılarına ölçü alınabilir.

Fenerbahçe’nin boks dalında yıllardır sürdürmeyi başardığı bu ALTIN DÖNEM de yönetici Aziz Yılmaz ve Başantrenör ismet Atıcı ile Teknik komitenin emek ve gayretleri şükranla anılmaya. lâyıktır. Bu kadronun aynı gayret ve başarıyı sürdürmekte devam etmesinin her Fenerbahçeli’nin gönülden dileği olduğundan, şüphe edilemez.

FENERBAHÇE BOKS’DA YURTDIŞINDA

Fenerbahçe, Boks dalında takım halinde ilk yurtdışı deplasmanını, 1986 Kasımında İsviçre’ye yaptı. BOXCLUB WlNTERTHUR’un daveti üzerine yapılan bir maçlık angajmanda, 1 Kasım akşamı Fenerbahçe rakibini 3-2 yendi.

67 kilo’da Fikret Kaman, LORRY TOBBİS’i hakem kararı ile,

71’de Recep Topçu Freddie Schmidt’i sayı ile,

60’da Cumhur Demir Tunuslu Bahamani’yi diskalifiye ile yendi,

91’de Peter Zurcher Salim Durmuş’u hakem kararıyla,

57’de İsviçre şampiyonu Engin Köseoğlu, Tuncay Varol’u sayı ile yendi,

63,5’da Ali Çıtak ile rakibi Fransız Americo, çok çetin ve zevkli geçen maç sonunda berabere kaldılar.

Bu temas, Boks sporunda bir Türk Kulübünün takım halinde yurtdışına ilk çıkışıdır.

Fenerbahçe’nin Boks dalındaki planlı ve kararlı tutumu ve çalışmaları sürdüğüne göre, şampiyonluğun Sarı-Lâcivertli boksörlerden koparıp alınabilmesi artık biraz zordur.

Uluslararası sahadaki başarılar ise Fenerbahçe için övünç verici olmakta devam ediyor.

Torino’da 1987 Haziranının ilk haftasında 25 ulus arasında yapılan ve ilksıraları Rusya, D.Almanya ve Bulgaristan’ca paylaşılan Avrupa şampiyonasına 9 boksörle katılan ülkemize Ahmet Can-bakış bir bronz madalya kazandırdı.

Yine 1987 nin Haziran sonunda Priştina-da yapılan Balkan şampiyonasında 63,5 kilo’da Ali Çıtak, şahane dövüşlerle bulgar STEFANOF ve finalde de Balkan Şampiyonu Yugoslav PUZOVİÇ’i yenerek Türkiye’ye tek şampiyonluk ve altın madalya kazandıran boksör oldu.

fbtarih544

FENERBAHÇELİ MİLLİ BOKSÖRLER

Fenerbahçe kulübü Boks sporunda da Milli takıma pek çok eleman verdi. 1928 Kasımında Rus-ya’daki ilk milli temasta 5 boksörden 3 ü Fenerbahçeli idi. 1987 de de durum aynıdır ve Milli takımımızın çoğunluğunu, 60 yıl sonra da Sarı-Lâcivertli boksörler oluşturuyor. Bu olay, Fenerbahçe Kulübünün Türk Sporundaki muhteşem varlığının sayısız kanıtlarından olarak onur vericidir.

Fenerbahçe, Boks Milli takımına günümüze kadar kimleri verdi?. Bunların tam listesi nedir?.. Bu soruya kesin bir rakamla cevap vermek, ne çare ki, olanaksızdır. Çünki, bütün federasyonlarımız gibi, Boks dalında da arşiv yoktur. Ancak, rahatlıkla iddia olunur ki, milli takıma en çok boksörü Fenerbahçe Kulübü verdi. Emekler mah-sulu olan, ancak, noksansız olduğu öne sürüle-miyecek 150 civarındaki Fenerbahçeli Milli Boksörler tablosu aşağıda sunulmuştur.

fbtarih545

BOKSÖR ESAT TOMRUK (İNGİLİZ KEMAL)

Fenerbahçe’nin ünlü boksörlerinden ESAT TOMRUK’un MÜTAREKE VE İŞGAL yıllarında, ülkenin düşman istilâsından kurtarılması uğrunda giriştiği ve başardığı olağanüstü fedekârane hizmetler Sarı-Lâcivertli kulübün boks sporundaki seçkin durumunu yücelten olayların en ön safında yer almıştır.

1894 Yılında İstanbul’da doğan ve İNGİLİZ KEMAL adıyla ün salan ESAT, iyi bir âilenin haşarı mizaçlı çocuğu ve Ruşen Eşref Ünaydın’ın Galatasaray Sultanisinde sınıf arkadaşı iken, bir sergüzeşte atılmış ve küçük yaşta kömürcü çırağı kıyafetiyle girdiği bir İngiliz gemisi ile yurttan ayrılınca, cesaret ve zekâsına hayran kalan İngiliz kaptan tarafından Londra’da Navi College de okutulmuştur.

Esat, İngilterede boksa heves etti. Yalnız Londra’da değil, Paris ve hatta Amerika’da maçlar yaptı. Bu sırada ilk Dünya Savaşı başladığından, özlemini çektiği yurduna döndü.

İstanbul’a gelince hemen Fenerbahçe Kulübüne yazılıp boksa devam eden ESAT, amacını 1924 yılında yayınladığı 176 sayfalık kitabında, (Nam-dar “ünlü” BİR TÜRK BOKSÖRÜ OLMAK YEGANE EMELİMDİ) diye yazmıştır.(İşgal ve Mücadele Senelerinde BİR İSTANBUL GENCİNİN YAPTIKLARI – İstanbul – 1340 (1924), Kanaat Kitapevi.)

İstanbul işgal edilip boks; futbol gibi heyecan, hatta taşkınlıklar yaratan bir spor dalı olunca; düşman, azınlık ve yabancı sporcular arasındaki çetin karşılaşmalara Türk gençleri de katıldıklarından, Beyoğlunda WİNTHER PALACE’da tereddütsüz kabul ettiği bir Defi maçını, ESAT, kitabının 11 inci sayfasında şöyle naklediyor:

(İngiliz askerleri ve hepsi de şapkalı olan tatlısu frenkleriyle dolu salonda, rakibim İşgal kuvvetlerinden bir İngiliz askerdi. Voher adlı yine bir İngiliz çavuşun hakemliğinde maça başladık. Vurduğum yumruklar sessizlikle karşılanıyor, İngilizin bana vurdukları ise şiddetle alkışlanıyordu. Bilhassa Rum delikanlıları yediğim her yumruğa bir çığlık koparıyorlardı. Nihayet, 6. rauntta bir sağ kroşe ile İngilizi ayaklarımın altına yuvarladım.

Türk’ün zaferi.’.. Ah, görseniz, seyircilerin yüzleri nasıl mâtemengiz bir hal almıştı!.. Bir Türk, bir İngilizi yere vursun!.. Bu nasıl mümkün olabilirdi.. Mamafih, işte mümkün olmuştu!..

Ben, akıllarını kaçıracak kadar sersemleşen İngilizlerle Rumların şaşkın bakışları arasında, mu-zafferane rigden çıkarken tek tebrik eden Paris’ten arkadaşım Mısırlı Prens Ali idi. Soyunma odama gelen İngiliz hakem:

— Tebrik ederim, Azizim… Dedi. Teşekkür ederim., cevabını verince:

— Ne kadar güzel İngilizce konuşuyorsunuz, yoksa valdeniz İngilizmi?. Diye sordu.

— Hayır. Anam da, babam da Türktür. Çocukluğum Amerika ve İngiltere’de geçti de ondan.. Dedim. Beni Santral lokantasına yemeğe çağırdı, gittim. Maharetimi beğendiğini, Avrupa’ya gidersem çok başarılı olacağımı söyledi. Menejerim olmak teklifinde bulundu… Bu, benim canıma minnetti. Zira, geleceğimi boksta görüyordum.)

Ancak, geç vakit eve döndüğünde, eniştesinin azönce iki İngiliz tarafından, evden alınıp götürülmesi ve:

— Babamızı kurtar…. diye feryatlarla ağlayan yeğenleriyle, evlerinin düştüğü perişanlık, çok şeyleri değiştirip altüst etmiştir. Esat, şöyle devam ediyor:

(Aileme Avrupa’ya gideceğimi söyledim. Çantamı aldım? Hepsiyle vedalaştım. O geceyi Kadıköy’de arkadaşım Arif Hikmet beyin evinde geçirdim. Bir aralık FENERBAHÇE kulübüne giderek arkadaşlara veda ettim ve boks için Avrupa’ya gitmek üzere olduğumu söyledim. Hatta son boks idnanını idmancım Fahri beyle “FAHRİ AYAD” yaptım.)

Esat, İngilizce, Fransızca, İtalyanca ve Yunan-cayı çok iyi bildiğinden, Erkânı harbiye-i Umumiye İstihbarat Şubesinde görev aldı. İngiliz subayı veya sinema ajanı, yahut Chicago-Tribun muhabiri Kimlikleriyle İşgal orduları ve Yunan saflarında harekât plânlarını elde ederken ölümlerden kurtuldu. Hapislere atıldı, kaçtı. Yine yakalandı, yine kurtuldu. Ancak, gerçek kimliği bir tüTlü öğrerlilemediğinden, son tutuklanmasında da, yine idam yerine, 5 Yıla mahkum olup Atina’nın PARA PİGMATA askeri cezaevi’nde yatarken oradan da kaçmayı başardı.

Büyük ATA’nın alnından öpüp, İSTİKLÂL madalyasını bizzat taktiği ve ayrıca da 14.2.1966 daki ölümüne kadar, HİZEMATI VATANİYE TERTİBİNDEN, en yüksek maaşla ödüllendirdiği bu FENERBAHÇELİ boksörün, tarifi olanaksız büyük hizmet ve menkibelerinden bazıları (İNGİLİZ KEMAL) ve (İZMİR ATEŞLER İÇİNDE) gibi filmlerde de canlandırılmış bulunuyor.

Milli bayram gecelerinde TV de gösterilen bu filmlerden 30 Ağustos 1984 gecesi ekrana gelen (İNGİLİZ KEMAL) filmi için, ogiin basında yeralan yorumu, Fenerbahçeli Büyük Boksörün ölümsüz anısına saygı nişanesi olarak alıyoruz:

(Hürriyet, 30 Ağustos 1984 – Yeşilçam yapımcıları tarafından pek çok kez konu edilen ünlü Türk ajanı (İNGİLİZ KEMAL), bu gece de TV ekranında görülecek. Tarihimizde önemli yeri olan Kemal’in 1968 de beyaz perdeye aktarılmış olanını izleyeceğiz.

Bilindiği gibi, İngiliz Kemal bir roman kahramanı olmayıp, gerçekten yaşamış ve Türk Devletine büyük yararlıklar göstermiş gerçek bir kahramandır. Bu gece ekrana gelecek film, bu ünlü kahramanın nefesleri kesen maceralarından biridir.)

fbtarih547

fbtarih547

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 1

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 2

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 3

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 4

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 5

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 6

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 7

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 8

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 9

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 10

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 11

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 12

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 13

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 14

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 15

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 16

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 17

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 19

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 20

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 21

Written by kesinofsayt

18 Aralık 2012 at 14:24

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

TRANSFER: “!” YA DA “?”

leave a comment »

Fenerbahçe futbol takımda işlerin iyiye doğru gitmeye başlaması, takımın UEFA Avrupa Ligi’nde grup lideri olarak bir üst tura çıkması gerek medyada (hatta medyanın gıdıklamasıyla) gerek taraftar bazında ara transfer beklentisini getiriyor. Peki bu beklenti haklı mı?

Öncelikle takımın rayına oturması sürecinde kadroyla oynamak risk taşıyor. Devre arasında size eşik atlatacak seviyede bir oyuncu transfer etmenin zorluğu da ortada. Bir de TFF yönetmeliğindeki değişiklik var. Buna göre 2013-14 sezonunda her ne kadar 10 yabancı futbolcuya kadar sözleşme imzalanabilecekse de müsabaka isim listesine bugünkü gibi sekiz değil, altı yabancı futbolcu yazılabilecek. Yabancı futbolcunun maliyeti, bu maliyete karşın yedek oturtmanın zorluğu göz önüne alındığında yukarıdaki soru daha da farklı bir anlam alıyor.

Fenerbahçe futbol takımında şu anda Joseph Yobo, Miroslav Stoch, Henri Bienvenue, Christian Baroni, Moussa Sow, Dirk Kuyt, Milos Krasic ve Raul Meireless olmak üzere sekiz yabancı oyuncu bulunuyor.

Kimler kalır, kimler gider spekülasyonunu herkes kendi adına yapabilir elbette. Ancak Aykut Kocaman’ın böyle bir spekülasyon şansı ve lüksü yok. Gerek kulübün kaynaklarını akılcı kullanmak, gerekse sahaya süreceği futbolcularını çok net belirlemek durumunda.

Yeni sezon için belirlenen şablon ve takımın güçlendirilmesi adına transfer elbette yapılacaktır. Ancak ara transfer illa ki yapılmalı mı?

Kimbilir?

Written by kesinofsayt

26 Kasım 2012 at 13:14

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with

FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 17

leave a comment »

FENERBAHÇE’DE VOLEYBOL

Birleşik Amerikada 1895 de icat olunup Avrupa’ya 1919 da yayılan Voleybol yurdumuzda 1921 den beri uygulanmaktadır.

Önce İstanbul Y.M.C.A Teşkilâtı, sonra da okullarda yapılan bu sporda ilk parlayanlar Mühendis Mektebi ile Kabataş Sultanisi (Lisesi) oldular. Üstüste birinci olan Mühendis Mektebi Takımı 1925 de müsabakalara (Üsküdar idman Ocağı) ismi altında girip şampiyon oldu ise de, 1926 da birinciliği, artık Beşiktaş Jimnastik Kulübü adına maçlar yapan Kabataş Sultanisi takımı kazandı.

Voleybol’ün yurdumuzda doğuşu ile beraber, maçları ilgi ile izlenen Mühendislik Mektebi takımı genellikle Fenerbahçeli idiler. Önceleri Topçu Subayı yetiştirmek amacı ile (MÜHENDÎSHANE-İ BERRİ-İ HÜMÂYÛN) adı altında kurulup bugün ismi (TEKNİK ÜNİVERSİTE) olan Mühendis Mektebi’nin 1911 de açılan bordo renkli kulübü, Fenerbahçe’nin o yıl şampiyon olan futbol takımından bek Arif Emiroğlu (Şehit), haf Kemal Aşkın ve kaleci Ali Sait tarafından kurulmuştu. Bu 3 Fenerbahçe’li girişimlerinden korka korka haberdar ettikleri okul müdürü Refik Fenmen bey tarafından, aksine, kutlanmışlar ve 5 altın lira ile desteklenmişlerdir.

1927 dc okulun en iyi voleybolcuları olan 3. sınıftan Aziz Torun (Kaptan), Bedi Süheyl Enüs-tün, Fikret GErmen, İsmail Hakkı (AHBAP), Yusuf ve Fahri, kurdukları (ATEŞ) takımı ile, İstanbul ligine Fenerbahçe Kulübü adına girmeye başladılar. Fevkalâde güzel ve ateş gibi oyunlarıyla Sarı-Lâcivertli kulübe kazandırdıkları üstüste üç İstanbul şampiyonluğu ile de büyük şöhrete ulaştılar.

Fenerbahçe Kulübü, Voleybolde 1927, 1928, 1929, 1933, 1934, 1967, 1968, 1969 ve 1985 yıllarında olmak üzere, 9 kez İstanbul şampiyonluğuna ulaştı, bunların ilk 4 ünün finallerini Beşiktaş ile oynadı ve kazandı. Bu nedenle, Türk voleybolu, doğuş döneminde hararetli bir Fenerbahçe-Beşiktaş rekabeti yaşamış ve bu rekabet bu spor dalının gelişme ve yayılmasında olumlu etkide bulunmuştur.

İki takım arasında ilk final maçı 6.5.1927 de Beyoğlu Amerikan Kulübü salonunda rekor bir kalabalık önünde yapıldı. İlk seti 15/10 kazanan Beşiktaş, ikinci sette de 14/3 önde iken Fenerbahçe şahlanmış ve seti 14/16 almıştır. Üçüncü seti de 10/15 alan Fenerbahçe 1927 yılı İstanbul şampiyonu oldu.

Fenerbahçe, 2. şampiyonluğu 1928 in 30 Mart günü yine Beşiktaş’la yaptığı final maçı sonunda kazandı. Pera, St.Benoit, Beşiktaş, Vefa, F.B., G.S., Yeni Yıldız, Etoile ve Amerikan Kulübü olarak, 8 kulüp arasındaki şampiyonanın final maçını, günlük ve politik (VAKİT) gazetesi 31 Mart 1928 sayısının 1. sayfasında (FENERBAHÇE VOLEYBOL ŞAMPİYONU) başlığı ile duyurmuş ve 2. sayfada şöyle devam etmiştir:

(İki aydan fazladır devam eden İstanbul Voleybol birinciliği dün nihayet buldu. Şampiyon, geçen sene olduğu gibi, bu sene de büyük muvaffakiyet gösteren Fenerbahçe takımıdır. Zaten, baştanberi, Fenerbahçe-Beşiktaş takımları muvaffakiyetli oyun kabiliyetleriyle, birinciliğe en fazla lâyık görülmekte idiler. Fakat, işin alaka uyandıran tarafı, birinciliğin 2 kıymetli rakipten hangisine nasip olacağı keyfiyeti idi. Dün, Beyoğ-lundaki Amerikan Kulübünde yapılan son müsabaka meseleyi hal etti:

Fenerbahçe takımı, voleybolu geçen seneki gibi, bu sene de Beşiktaştan daha iyi oynuyor.

Müsabaka çok heyecanlı oldu. Birinci devreyi Beşiktaş 4/15 kazanmıştı. 2. devre Fenerbahçe 15/8 galip gelince müsabaka çok câlibi dikkat bir hâl aldı. Neticeyi tayin edecek 3. devre büyük heyecanla takip edildi. Bu devre de 15/11 puanla Fenerbahçe lehine neticelenince artık senenin Voleybol Şampiyonu anlaşılmış oluyordu. Fenerbahçe’yi tebrik ederiz.)

Fenerbahçe 25 Ocak 1929 da yine Beşiktaşı 15/13 ve 16/14 yenerek üçüncü kez şampiyonluğa ulaştı ve Galatasaray da üçüncü oldu. Bu üstüste 3. şampiyonluğu kazanan Fenerbahçe kadrosu:

Aziz Torun (K), Bedi Enüstün, Fikret Germen, İsmail Hakkı, Yusuf, Fahri ve Suphiye den oluşmuştur. Yine Mühendis Mektebi talebesi ve Fenerbahçe bayan voleybol takımı kaptanı olan Suphiye Rıfat, takımda zaman zaman yer alırken, Türkiye’de erkek takımlarda yer alan ilk bayan sporcu olmak Özelliğini kazandı. Haftalık (SPOR ÂLEMİ) dergisinin 31.1.1929 günlü sayısının 5. sayfasında bu ilginç konuya şöyle eğilinmiştir.

(3 sene üstüste İstanbul 1. liğini kazanan Fenerbahçe voleybol takımı bu seneki resmi müsabakalara bazı değişikliklerle iştirak etmiştir. Bu arada, FENERBAHÇE HANIMLAR TAKIMI KAPTANI SUPHİYE RIFAT HANIM TAKIMA DAHİL OLMUŞTUR. MEMLEKETİMİZ SPORUNDA İLK DEFA RESMİ MÜSABAKALARDA MUHTELİT (KARMA) TAKIM ÇIKARARAK YENİLİK MEYDANA GETİRDİĞİN DEN FENERBAHÇE’Yİ TEBRİK EDERİZ.)

Sonraları Genel Müdür, Müsteşar ve Milletvekili gibi mevkiilerde hizmet veren yukarıdaki voleybolcuların 1929 da diplomalarını alıp yurda dağılmaları bu şubede durgunluk yarattı ve 1932 de, başta Tarık Gülerman, Mustafa Kemal, Enver, Sadık, Nihat, İbrahim ve Namık olarak, çoğunluğu yine Mühendis’lilerden kurulu takım hemen sivrilip yine Beşiktaş’la finale kaldı. 21 Nisan 1933 de G.S. Kulübü salonunda gürültülü geçen bu final maçını da 15/10 ve 15/11 kazanan Fenerbahçe 4. kez şampiyon oldu.

İki grupta yapılan 1934 şampiyonasında, A grubunda G.S., İstanbulspor, Feneryılmaz, Vefa ve Topkapı’dan Feneryılmaz; B grubunda da F.B., Beşiktaş, Hilâl ve Süleymaniye’den Fenerbahçe grup birincileri oldular ve 18 Mayıs 1934 deki final maçını 15/9 ve 15/11 kazanan Sarı-Lâcivertliler 5. kez İstanbul şampiyonu oldular.

Salonsuzluk ve sportif çalışmaların futbol dalında yoğunlaştırılması voleybol şubesini 1935 ten itibaren yeniden hareketsizliğe gömdü ve bu 1941 e kadar sürdü. O yıl şube kaptanı Y.Mühendis Mehmet yalçıner’in gayreti, şubenin canlanmasına olanak vermiştir. Ancak, Talimatname 2. kümeden başlamayı gerektiriyordu.

ŞAMPİYONLUKLARDAN SONRA

Muvaffak Soylu, atlet Vasfi, Öğretmen Taci ve Mehmet, futbolcu Cihat ve Murat, Muzaffer, Semih, Ömer, Ahmet, Ziya ve Ayhan gibi gençlerden kurulu yeni takım, 1941 de 2. küme şampiyonu olup, Teşvik turnuvasını da, finalde G.S. ı yenerek, birinci lige geçmiş ve hatta bu ligde, yukarıdaki kadro ile, B grubu şampiyonluğunu da kazanmış ise de, bu gayretli çalışmada sebat edilmemiştir.

Fenerbahçe voleybolu 1946 da canlanır gibi oldu. Bu kez, M. Jeba Berkok ve Muhtar Sencer’in öncülüklerinde Fevzi Akkan, Enes Talay., Lui Şa-labi, Suzan Gürel, Refik, Celâl ve Derya gibi gençler bir kez daha 2. küme şampiyonluğunu kazanıp birinciye geçmelerine rağmen bu işte sebat etmediler ve takım dağıldı.

Dr.Selim Çapa, Önder Dai, Bedii Özcan ve Muammer Tezel 1955 de yeni bir takım kurdular. Tunç Tümerkan (K), Nadir Yeker, Erdal Akkan, Nureddin Çetinyılmaz, Eldebran Ülserin, Fahrettin Gökmenoğlu’ndan oluşan kadro o mevsim kümesinde şampiyon olup yeniden birinci lige yükseldi. Nevzat Karazincir, Orhan Bilgin, Şakir Solmaz, Altan Ayanoğlu, Zekai Yalçın, Tanzer ve Cahit in de katılmalarıyla, bu kadro büyük ümitler verdi. Ancak, yine salonsuzluk ve takımın kötü kaderi olan göçebeliğin yarattığı büyük handikap 1. ligde başarıyı engellemeye yetiyordu. Ayrıca, Teşkilât organlarının tutumları da, mutat üzere, Fenerbahçe’ye karşı antipatikti. Bu durumun ümitsizlik yaratması doğaldı ve ümit olmayınca da başarı mucizeye kalıyordu. Gariptir ki, Fenerbahçeli voleybolcular, her engele karşın, zaman zaman bu mucizeyi yaratmaya çok yaklaştılar. 1962/63 faaliyet raporu bu noktayı kanıtlar:

(SPORTİF OYUNLARDA EN BÜYÜK ZAAFIMIZ SALONSUZLUKTUR. BU BÜYÜK EKSİKLİK VOLEYBOLDE DE KENDİNİ ŞİDDETLE DUYURUYOR. BUNA RAĞMEN, SALON SAHİBİ KULÜPLERLE BAŞABAŞ, EKSERİYETLE DE ÜSTÜN MÜCADELEDE BULUNAN KULÜBÜMÜZ, İSTANBUL ŞAMPİYONLUĞUNU SET AVERAJI İLE KAYBETTİ.)

Fenerbahçe bu mevsim, üstüste ikinciliklerden sonra, şampiyonluğu avuçlamıştı. Atilla Sesören, Yılmaz Başbuğ, Cengiz Arslangiray, Tanzer Uçak, Erdal Akkan ve Ayhan Altuğ kadrosuyla ilk devre Galatasarayı da 3/2 yenmiş ve 16 galibiyet ve bir yenilgi ile liderdi. Son G.S. Maçında ise şampiyonlukla kucaklaşırken çelmeleıımiştir. Mâlum taktik; başta hakem efendi olarak, türlü şekillerde tahrik idi ve başarıya ulaştı:

Hedef olunan açık kâide hatalarına haklı, ancak biraz aşırı itirâzlar sonucu, yaşanan olaylardan doğan ceza ve ihraçlar ve hükmen yenilgi, Fenerbahçe’nin haklı ve sportmence şampiyonluğunu yok etmeye yetecekti.

Yukarıda Galatasaray’ı yenen kadrodan başka, Gürkan Taner, Ünal Gökyayla, Yüksel Talayman, Oktay Eyüpoğlu, Ünal Küçükersan, Nasuhi Ünlü, Melih Matçora, Teoman Hakkut, Ersan Alpkanlar, Şamil Şıltan ve Şemsettin Üstündağ’dan oluşan geniş kadro ard arda ancak 2. olabiliyordu.

Nihayet, Nusret Vuran’ın şube kaptanlığında Gün ERTE (K), Özcan SARITÜRK, Ahmet ÖZKAN, Deniz ESİNDUY, Yüksel ÖZGÜR, İbrahim ve İsmail VURAN Kardeşlerden kurulu takım, çok iyi anlaşma ile 1965 ve 1966 yıllarında mükemmel oyunlarla dikkatleri üzerine çekmiş ve 1966/67 liginde amaca ulaşıp, G.S. ı 3/2 yenerek şampiyonluğa 6. kez ulaşmıştır.

Fenerbahçe 1967/68 de hiç yenilmeden ve 7. kez şampiyon oldu. Son maçında, 31 Mart 1968 günü İ.T .Üniversitesini 3/0 yenmiş ve 18 maçta 18 galibiyet almıştır. Bu 18 maçın en çetini 12.5.1968 deki 2. devre G.S. karşılaşmasıdır. Bu maç 2 saat 14 dakika sürmüş ve Fenerbahçe Özcan, Ahmet, Deniz, Yüksel, Mehmet TOYDEMİR, İsmail ve İbrahim’den oluşan mükemmel kadro ve oyunuyla, Değer, Yavuz, Haldun, Tanzer, Şevket, Mustafa, Tevfik ve Yıldırım’dan oluşan ezeli rakibini yine 3/2 yenmiştir.

Bu tarihlerde ligi oluşturan 10 kulüp, F.B., G.S., Beşiktaş, İ.T.Ü., Rasimpaşa, Dz.Harboku-lu, Beyoğluspor, İ.E.T.T., Beykoz ve Levent’tir.

Fenerbahçe’nin şampiyonlukları GS. 13/2 sonuçlarla 2 kez daha yendiği 1968/69 da da sürdü ve yine üstüste 3 birincilik almak gibi bir büyük başarıya daha ulaştı. Yıldızlar, Gençler ve Bayanlarda da sağlanan üstüste şampiyonluklarla, Fenerbahçe voleybolu, 1967/69 yıllarında, tam anlamıyla yeni bir (ALTIN DÖNEM) daha yaşamıştır.

ŞAMPİYON TAKIM DAĞILIYOR

Fenerbahçe voleybolunun son altın çağı olan 1967/69 arası üstüste 3 şampiyonluk yılının, bu son derece mükemmel, teknik ve uyumlu kadrosu, 1969 Türkiye şampiyonasından itibaren, sarsılmaya başladı. Bu branşta birer yıldız olan gençlere uzanan eller çoğalmıştı. Bu psikolojinin etkisinde, 1969/70 mevsimi istanbul şampiyonluğunda Fenerbahçe 4. oldu ve bu yıl kurulan deplasmanlı Türkiye ligine giremedi. 1970/71 de de akla gelmez şanssızlıklar ve set averajıyla 2. olunca, yine giremedi. Bütün bunlara karşın, takımı ayakta tutabilmenin külfeti giderek artıyordu. Milliyet gazetesinin 23.7.1969 sayısınıdaki şu yazı ilginçtir:

(Dört yıldır çeşitli İstanbul ve Türkiye şampiyonlukları kazandıran gençler, kızlar ve A takımı milli voleybolcuları Özcaıı, Ahmet, İsmail, İbrahim ve Deniz’e Eczacıbaşı, G.S., İ E.T.T. ve Beyoğluspor talip. Ancak, Voleybolcular: “Biz Fenerbahçeliyiz ve Kulübümüzden ayrılmak istemiyoruz. Fakat, yöneticilerimiz bize ilgisiz kalmakta devam ederlerse, transferin son günü istemeye istemeye ikinci kümeden bir takıma transfer olacağız!..” demişlerdir. Şube Kaptanı Nusret Vurar’ın istifasından sonra zaruri masraflarını bile alamayan voleybolcular, henüz bir antrenör bile angaje olunmadığını söylemişlerdir.)

Yönetim Kurulu’nun 2.4.1972 Genel Kuruluna sunduğu rapor gelişmeleri yeterince aydınlatıyor:

(Senelerce şampiyonluklar kazanan elemanların başka kulüplerin cazip teklifleri karşısında ayrılmaları sonucu zayıflayan takımımız, çalışmalarını özel idmanlara inhisar ettirmek zorunda kalmıştır. Yalnız kız takımımız lige katılmış ve yenilmeden İstanbul şampiyonu olmuştur.)

Kapanan erkek voleybol şubesi, her yıl kağıt üzerinde bir aşağı kümeye düşürüldü. 1976/77 de yeniden faaliyete geçerken 4. kümeden başladı. O yıl Alaaddin Güneş antrenörlüğünde şampiyon olup 3. kümeye geçen kadro:

Orhan Tüker, Haluk Güvener, Korman Ataman, Sinan Dinçoğlu, Mehmet Gürkan, Selçuk Dikmen, Fatih Kaya ve Salih Arkış’dan kuruludur.

Fenerbahçe, talimatname gereği 3. ve 2. liglerde de şampiyon olduktan sonra, 1983/84 de 20 maçta 20 galibiyet ve 60/0 gibi görülmemiş bir set averajıyla 1. lige yükseldi ve 1984/85 de de bu kümenin şampiyonluğunu kazandı. Eşref, Keskin Saygın, Cem Kartal, Osman, Tunç Tuncel, Levent, Tamer, Zeki ve Alaaddin den oluşan kadro 3.5.1985 de Antalya’da başlayan Federasyon Kupası terfi maçları sonunda 1985/86 deplasmanlı Voleybol ligine katılma hakkını kazandı.

Fenerbahçe kulübü, 15 yıl aradan sonra, S.Fla-ment, Güney Sanayi, Ziraat Bankası, Oyak Re-no, Arçelik, S.Sig.Kurumu, Fenerbahçe, Galatasaray, Eczacıbaşı, S.I.Sanayi, Makospor, Beşiktaş, Silahlı Kuvvetler, Petrol Ofis, A.E.G.Eli Kandra ve Kolej olarak, 16 takımdan oluşan ve 12. bitirdiği 1985/86 ligine girerken, ayağının tozuyla, bir tertiple karşılaşmıştır:

İlân olunan fikstürde, Sarı-Lâcivertli takımın ilk 5 rakibi ligin en güçlü takımları idiler. Bu durumun kur’a sonucu değil de, tertip olduğu ve takımı daha ligin başında demoralize edip çökertmeyi amaçlayabileceği görüşündeki, Perihan Özbilgin’den sonraki, yeni şube sorumlusu Yavuz Bayraktar’ııı itirazını, aşırı G.S, lı olduğu öne sürülen, Naci Bayanoğlu Federasyonu kabule yanaşmadı. Ancak, Genel Müdürlüğe yapılan şikâyet haklı görülüp tertip suya düşmüş ve fikstür kur’a ile yeniden yapılmıştır.

Eğer, amaç öne sürüldüğü gibi ise; bunu çok eski yıllardan kalan bir alışkanlığın devamı saymak ve üzüntü ile karşılamak gerekir. Kalkınması için Devlet ve milletin gösterdiği bunca fedakârlıklara karşın bu tutum Türk sporunun neden geri kaldığına kanıt olmuyor mu?.. Zaten, iyi niyetten yoksun bir Voleybolmekanizmasında uğraşı vermek ne yararlı ve ne de verimli olur. Nitekim, Safı-Lâcivertli takım da, lig boyu uğradığı haksızlıkların yakınmaları arasında, 1986/87 de durumunu zorlukla korudu. Güçlü ve tüm imkânlara sahip müessese takımları karşısında, zaten fazlasını beklemenin haksızlık olacağını kabul etmek gerekir.

Fenerbahçe Voleybol takımı, şube kaptanı yine Yavuz Bayraktar yönetiminde ve eski milli voleybolcularından İsmail Vuran antrenörlüğünde Serdar Çağan, Yusuf Hakim, Nuray Uyar, Atâ Ancan, Hakkı Filibeli, Atilla Saylan, Tunç Tuncel, Hakan Özkan, Ahmet Tarkan, Bülent Gürcan Sami Özeren ve Macar Peter Nagi kadrosu ile 87/88 Deplasmanlı liginde de yer aldı. Ancak, ligin güçlü takımlarından Eczacıbaşı’yı yenecek kadar başarı göstermesine karşın, ilk devrede Klasmanın ancak alt sıralarında bulunuyor.

FENERBAHÇE GENÇ VOLEYBOL TAKIMI

Fenerbahçe Kulübü 1954 yılında bir genç erkeky takımı kurup genç kategorilerde de faaliyete geçti. Bu ilk genç voleybol takımı, hemen İstanbul ve aynı yıl ilk kez tertiplenen Türkiye Genç Takımlar Şampiyonluklarını kazanmak başarısını gösterdi. Genellikle A takımına kaynak olan Genç Takım, 2 kez çalışmalarını durdurmakla beraber, çok başarılı dönemler yaşamış ve birçok İstanbul ve Türkiye şampiyonlukları kazanmıştır.

Faaliyetini 1962 yılında durduran takım, 1964 de Haydarpaşa ve St.Jozeph liseli 16 gençle yeniden organize edilince, o yıl başlıca rakipleri olan G.S. ve Beşiktaşı yenmesine rağmen 3. oldu. Fakat, 1965/66 da hiç yenilmeden 30/4 setle önce İstanbul ve aynı mevsimin Mart ayında da Konya’daki birinciliklerde, yine hiç yenilmeden Türkiye şampiyonluğunu kazandı.

“Galatasarayla 13 Mart 1966 günü yapılan final maçı, 2 saat 15 dakikalık çok çetin mücadele sonunda, 15/3, 13/15, 5/15, 16/14 ve 15/4 gibi setlerle 3/2 kazanıldığı gibi, takım büyük takdir topladı. Yönetim Kurulunun 20.3.1966 kongre raporundan:

(GEÇEN YIL KURULAN VE BU SEZON HİÇ YENİLMEDEN İSTANBUL ŞAMPİYONU OLAN GENÇ VOLEYBOL TAKIMIMIZ, BU BRANŞTA, BÜTÜN TEŞKİLÂT VE RAKİPLER DE DAHİL, GENEL BİR HAYRANLIK TOPLAMIŞ BULUNUYOR, SPORTMENLİK, CENTİLMENLİK, OYUN TEKNİĞİ VE SONSUZ GAYRETLERİYLE, KENDİLERİNİ BÜTÜN VOLEYBOL MUHİTİNE SEVDİREN BU GENÇLER, GEÇEN HAFTA İÇİNDE GALATASARAY DA DAHİL, KONYA’DA 8 TAKIM ARASINDA TERTİPLENEN TÜRKİYE ŞAMPİYONLUĞUNU DA, YİNE HİÇ YENİLMEDEN KAZANDILAR.

BU KIYMETTAR TAKIMIN BÜYÜK BAŞARILARINDA İDARECİLERİ NUSRET VURAN ve ANTRENÖRLERİ HİLMİ TÜKER BEYLERİN VERİMLİ GAYRETLERİNİ TEŞEKKÜRLE ANMAYI BORÇ BİLİRİZ.)

Şampiyonluklarını 1966/67 de de koruyan bu takım 1967/68 de Sermet Kotiç, Turan Hakkut, Atilla, Erdal, Ahmet Artemiz, Mehmet Öz Tu-ray, Haldun, Nedret, Hasan ve Levent kadrosuyla İstanbul şampiyonu ve Türkiye 2. si oldu ve 1971 de erkek A takımı ile beraber faaliyeti tatil edildi. Bir süre sonra, yeniden kurulduğunda, birkaç maça çıkamayıp çezalanmak sonucu 2. Kümeye düşünce, 1980/81 de şampiyon olup yine 1. kümeye geçti. Zaten, bu mevsim Fenerbahçe voleybolu genç kategorilerde büyük aşama geçirmiş ve Türkiye Voleybol Liglerine 8 takımla katılan yegane kulüp olmuştur.

F.B. nin bu erkek ve kız genç, yıldız ve minik voleybol takımları her zaman başarılı olduktan ve İstanbul ve Türkiye şampiyonluklarında genellikle yarı final ve finalleri oynadıktan sonra, 1984 de çalışmalarını durdurmuşlardır.

KIZ VOLEYBOL TAKIMI

Yurdumuzda bayanlar arası ilk spor faaliyetlerinin Fenerbahçe Kulübünde başladığı bilinir. Kadıköy’ün en ileri görüşlü ve gelişkin yöre olması ve Fenerbahçe Kulübünün de nezahetiyle tanınmış bulunması Türk hanımlarının bu müessese içinde her türlü sportif faaliyette bulunmalarına imkân verdi. Ayrıca, bazı tesadüfler de bu konuda etken oldular. Örneğin, Fenerbahçe Kulüp Lokalinin Birinci Dünya Savaşı süresince 4 yıl Kadıköy’ün HACIBEKİR, CİMCOZ, KAYACAN, TAŞÇI ve BAYDAR gibi tanınmış Türk aileleri için orduya dikimevi ve MORO, GLEVATÎ, PEPO, WİTHOLL gibi yabancı aileleri için de, hayır ve spor kuruluşları yararlarına yapılan çiçek ve idman bayramlarına merkez seçilmiş olması gibi. İşte, o çarşaf ve peçe döneminde Türk ve yabancı bayanlar arasındaki bu yaklaşma, Türk kızlarının yabancılar gibi cesaretle spor sahalarında görünmelerine olanak vermiştir. Nitekim, bayanlar arasında ilk TENİSÇİ, ilk KÜREKÇİ ve ilk ATLET 1er 1920 li yıllarda Fenerbahçe Kulübünde görüldükleri gibi, bayanlardan kurulu ilk VOLEYBOL takımı da 1927 de yine Fenerbahçe Kulübünde oluşturuldu. Fenerbahçe’nin 1927/29 yıllarında İstanbul şampiyonlukları kazanan erkek voleybol takımında başarı ile yeralan Y.Mühendis SUPHİYE RIFAT hanımın kaptanlık ettiği bu kız takımının ömrü, rakipsizlik nedeniyle, 2 yıldan fazla sürmemiş ve takım dağılmıştır.

Fenerbahçe Kulübü 1954 de yeni bir hamlede bulundu. Çamlıca Kız Lisesiyle anlaşarak, öğrencilerden, atlet ve basketbolcular yetiştirme yoluna gidildiği gibi, bir de voleybol takımı kuruldu. Milli basketbolcu Altan Dinçer’le Alaaddin Güneş’in çalıştırdıkları bu takım 1955 Martındaki ilk teşvik turnuvasında 1. olduktan sonra, o. yıldan itibaren organize edilen İstanbul ve Türkiye şampiyonluklarını da sürekli olarak kazandı. Nitekim, ilk İstanbul şampiyonluğunu 21.1.1956 da. finalde Galatasaray’ı 15/6 ve 15/5, ilk Türkiye şampiyonluğunu da 19.2.1956 da yine finalde İstanbul Üniversitesi takımını 15/8 ve 15/9 yenerek kazanmıştır. Bu ilk şampiyonlukları kazanan Kadro:

AYTEN SALİH (K), GÜNEŞ ÇAPA, SEMA BORA, BERCİS TÜRKOĞLU, NAZMİYE KOR, MAHİRU AKDAĞ, SETA YAĞCI, İNCİ ÖNEN, SEÇKİN TÖRELİ (DİNÇER), AYTEN SUNAR ve MERAL’den kuruludur.

Bu takım ilk yenilgisini, kuruluşundan 6 yıl sonra, 14.2.1960 da 3/2 sonuçla Galatasaray’dan aldı ve İstanbul ikinciliğine düştü ise de, bu acıyı hemen 3 ay sonra, 21.5.1960 da İzmir’deki Türkiye birinciliğinde 3/1 lik galibiytle çıkarmış ve üstüste 4. İstanbul şampiyonluğundan sonra, yine üstüste 5. kez Türkiye şampiyonu olmuştur. G.S. ı İzmir’de yenen kadro:

Ayten (K), Güneş, Canel Konvur, Mahiro, Nazmiye ve Seta’dan kuruludur.

Spor Kulüpleri kız takımları arasında 1955 de başlayan voleybol rekabeti 1973 e kadar sürdü. O tarihten sonra ise şampiyonluk müessese kulüplerinin hegemonyasına girdi. Bu nedenle, gerçek rekabetin yaşandığı 1955/73 dönemi istanbul ve Türkiye Kız Voleybol şampiyonluklarını kazanan kulüpler aşağıdadır:

Görüldüğü gibi, 19 yıllık rekabet döneminde Fenerbahçe 9 kez İstanbul ve 8 kez de Türkiye şampiyonluğu kazanmış ve bu 17 birincilikle 12 kez şampiyon olan Galatasarayı geride bırakmıştır.

Son dönemlerde bazı kadrolar büyük başarılar gösterdiler. Örneğin, Nusret Vurariın şube kaptanı olduğu 1967/69 yıllarının namağlup İstanbul ve Türkiye şampiyonları:

Perihan Özbilgin (K), Ayşe Koç, Ayşe Ateşli, Serpil Koç, Sema Bora, Tomris Özpars, İnci Dönmez, Ümran Yalçınpınar, Aydan Arat, Handan Mutluol, Ceyda Turan, Filiz Çoksakar. Bu kadro İstanbul şampiyonluklarını 18 er, maçta 18 er, Türkiye şampiyonluklarını da 10 ar maçta 10 ar galibiyetle kazandı ve hiç yenilmedi.

Şube kaptanlığını Kâmil Dinçay ve antrenörlüğünü Deniz Esinduy’un yaptığı 1971/72 nin İstanbul ve Kütahya da yapılan Türkiye birinciliklerini 24 maçta 24 galibiyetle kazanan ve 31 Ekim 1971 de Galatasaray’ı 15/6, 15/1 ve 15/9 la 3/0 yenen ve tümü milli takıma çağırılan kadro:

Perihan (K), Sema, Tomris, Feyza Güvener, Perran Akaktan, Nil Avunduk, Şeniz Sevinç, İnci Tülay, Gülfer Karabulut, Gülören Nas ve Alev Ercins’den kuruludur.

ŞAMPİYON KIZ TAKIMI DAĞILIYOR

Fenerbahçe, Mart 1973 de Balıkesir’de Ecza-cıbaşı’ndan sonra Türkiye 2. si, 1974 de de G.S. ve Beşiktaş ve Winlex’i yenip Eczacıbaşına yenilerek İstanbul 2. si olduktan sonra, Türkiye şampiyonasında da son seti 16/18 kaptırarak 3/2 yenildi. G.S. maçını da bunalımlı bir hava sonucu, süpriz sayılan 3/0 la kaybedip, set averajıyla 3 cülüğe düşünce 1974/75 de ilk kez Avrupa Kupaları dışında kaldı.

1975 ve 76 da G.S. ve Beşiktaşı yenip Eczacı-başı’na yenilerek istanbul ve Türkiye 2. si olurken, salonsuz ve göçebe takımın, bol imkânlara sahip rakipler karşısında katlandığı zorluklar sürekli artıyor, kulübün ilgisizliği de bozuk morallere tüy dikiyordu. Düzenli ve hevesli çalışma ortamı kalmamıştı. Böyle iken, sağlanan ikinciliklerin Fenerbahçe Kulübünü tatminden uzak oluşu, nihayet 1977 de şubenin kapanmasına neden oldu. Şube kapanırken, takım hepsi de milli:

Sema (K), Nida, Birgül, inci, Şeniz, Perran, Nil ve Feyza’dan oluşmakta idi.

Antrenör A.Güneş’in gayretiyle 1982 de bir genç takım kuruldu. Gâye, Nazlı, Aslı, Pınar, Ferda, Ufuk, Sema, Duygu, Nazan ve Kıvanç’tan oluşan kadro, gençler kategorisinde üstüste başarılar sağlarken, 1984 de mali sıkıntı takımın dağılmasına neden oldu.

F.B. KIZ VOLEYBOL TAKIMI DIŞ ÜLKELERDE

Fenerbahçe Kız Voleybol Takımı 1957/74 yılları arasında 9 kez yurt dışına çıktı. Bunların, Almanya ve İran olarak, ilk 2 si ÖZEL, Tiran, Moskova, Atina, Sofya, LODZ (Polonya), Portekiz ve Bükreş olarak, 7 si de, Avrupa kupaları için, RESMİ nitelikledir.

Fenerbahçe kız voleybol takımı Türkiye’yi Avrupa Kupalarında temsil eden ilk takım olduğu gibi, 3. tura kadar yükselmek başarısını da göstermiştir.

ALMANYA SEYAHATİ

İlk İSTANBUL ve TÜRKİYE şampiyonluklarını üst üste 5 yıl kazanan Fenerbahçe kız voleybol takımı, bu branşta henüz Avrupa şampiyonlukları yapılmadığından, kulüpçe ödül olarak bir Avrupa seyahatine lâyık görülmüş ve SAARBRUKEN Kulübü ile yapılan anlaşma gereği, 1958 de 3 maç için Almanyaya gitmiştir.

Yönetim Kurulundan Sedat Bayur, Talat Ataman ve antrenör Alaattin Güneş ile Ayten Salih (K), Güneş Çapa, Nazmiye, Mahiru, Eser, Güngör, Ayten Sunar, Ören ve Seta’dan oluşan grup, 16.3.1958 de trenle gittiği Almanyada Saarbru-ken ve Sarvelingen’de yaptığı 3 maçı da kazandı.

İlk yurdışı seyahatinin ilk maç ve galibiyeti 20 Martta, Ayten (K), Güneş, Mahiru, Nazmiye, Güngör ve Seta kadrosuyla oynamış ve 15/6,15/6 ve 15/2 olarak, 3/0 sonuçla Saarbruken’de kazanılmıştır.

TAHRAN SEYAHATİ

İstanbul ve Türkiye 1958-59 mevsimi şampiyonu Fenerbahçe Kız Voleybol takımı Tahran Üniversitesi tarafından iran’a davet edildi ve Tahran’da yaptığı 3 maçta üniversiteye yenildi. Taç Kulübüne karşı da bir galibiyet ve bir yenilgi aldı.

TİRAN DEPLASMANI

1960 Türkiye şampiyonu Fenerbahçe, o mevsim ihdas olunan Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası maçlarında Türkiye’yi temsil eden ilk Kulüp olmuş ve 22/24 Ocak 1961 de İstanbulda yapılan 2 maç sonunda, rakibi Dünya 2. si Dinamo Bükreş tarafından elenmişti.

Fenerbahçe, Şampiyon Kulüpler Kupasında 2. maçını 1967/68 İstanbul ve Türkiye şampiyonu olarak, Tiran’ın 17 NENTURİ takımı ile yaptı. Tirandaki 4.1.1969 maçını 3/0, İstanbul rövanşını da 19 Ocakta 3/2 kazanan 17 Nenturi tur atladı. Fenerbahçe bu maçları şu kadro ile oynadı:

Sema (K), Tomris, İnci, Gülfer, Gülören, Perran, Aynur, Nida ve Feyza..

MOSKOVA DEPLASMANI

İstanbul ve Türkiye 1968/69 mevsimi şampiyonu Fenerbahçe Kız Veoleybol Takımı 3. kez katıldığı AV.Şampiyon Kulüpler Kupasında ilk maçını 2. turda Bulgarlarla yapacaktı. Ancak, Bulgarların çekilmeleri üzerine, 3. turda geçen yılın Avrupa şampiyonu Rus UÇKA Ordu Takımı ile eşleşti.

Kongre arefesinde ve 1 milyon lira da borçlu Fenerbahçe Kulübünün 2 maçın da İstanbulda yapılması teklifini Ruslar kabul etmediler. Kulüp, 28 bin lira olan masrafa karşı sadece 5 bin lira verebildiğinden, Beden Terbiyesinden ısrarlar sonucu 15 bin lira yardım alındı. 5 bin lira da kafileye dahil edilen bir üyeden sağlanarak, 14 Mart 1970 gecesi otobüsle Ankaraya, ertesi sabah da Rus uçağıyla Moskova’ya gidildi.

Yönetim Kurulundan Rüştü Dağlaroğlu, Turgut Soydaner, Şube Kaptanı Turgut Turgay, Antrenör Metin Bıkmaz, Takım Kaptanı Perihan Özbilgin, Sema Bora, Serpil Koç, Tomris Özpars, İnci Dönmez, Nilgün Turgay, Selma Paketçi, Cey-da Turan ve Figen Tangil’den oluşan ve kar altındaki Moskova’da ÇSKA mensubu Rus subayları tarafından karşılanan Fenerbahçe kafilesi, 28 kat ve 4 bin odalı, Avrupa’nın en büyük oteli Hotel ROSSİA’da 4 gün kaldı.

16 Mart 1970 deki maçı Rus takımı 15/3, 15/7 ve 15/8 kazandı. Rövanş maçı için 4 Nisanda gelen ve Taksim de Plaza oteline yerleştirilen misafir takım, 5 Nisandaki karşılaşmayı 15/0, 15/1 ve 15/3 le kazanıp yarıfinale yükseldi ve sonunda yine Avrupa Şampiyonu oldu.

ATİNA-SOFYA ve LODZ DEPLASMANLARI

Türkiye 1871/72 şampiyonu Fenerbahçe, 5.11.1972 günü İstanbulda Perihan (K), Alev, Şeniz, Sema, Perran, Nida, İnci, Tomris, Aynur ve Feza kadrosuyla 10/15, 15/12,15/5 ve 15/12 lik setlerle 3/1 yendiği Yunan şampiyonu PANATHİNAİKOS ile Atila’da 11.11.1972 deki rövanşı, Rumen hakemler gelmeyince, Yunanlı hakemler idaresinde oynanmaya zorlandı. Fenerbahçelilerin itirazları ve Yunanlı seyircilerin de Fenerbahçelilere saldırmalarıyla olaylar çıkmış ve durum FİVB ye aksettirilmiştir. Fenerbahçe Kulübünün bu itiraz ve şikayeti üzerine, rövanş maçının, tarafsız saha olarak, Sofya’da oynanması kararlaştırıldı. Ancak, Fenerbahçe, müsabaka günü olan 9.12.1972 de Sofya’da rakibini göremeyince 2. tura geçmiştir. Sarı-Lâcivertliler böylece Avrupa Kupalarında tur atlayan ilk Türk Voleybol Takımı oldular.

Fenerbahçe’nin 2. turdaki rakibi Polonya’nın ünlü STAR LODZ takımı idi. Yönetim Kurulundan Nusret özmengü ve Şube Kaptanı Halit Çe-tinkaya idaresinde Aralık 1972 de Lodz’a giden Fenerbahçeliler orada 3/0, Ocakta İstanbul rövanşını da yine 3/0 kaybedip elendiler.

PORTEKİZ DEPLASMANI

Fenerbahçe Kız Voleybol Takımı 1972/73 Türkiye İkincisi olduğundan, Avrupa Kupa Galipleri şampiyonasındaki rakibi LEİXÖES ile ilk maçı PORTO şehrinde yapacaktı. Ancak, ağır masraf gerektiren bu deplasman üzerindeki tereddüt, şubenin kulüpte bir “VOLEYBOL GECESİ” tertipleyip 50 bin lira sağlamasıyla mümkün oldu.

Başkan F.Ilgaz, Yöneticiler B.Büyükyüksel, Prof.G.Özgen, R.Dağlaroğlu, Şube Kaptanı Güneş Çapa, eski milli voleybolcu Alev Ercins ve takımı oluşturan Sema (K), Tomris, İnci, Gülören, Gülfer, Perran, Aynur, Nida, Feyza ve Nil’den kurulu kafile, 16.11.1973 günü THY uçağıyla Zürich’e gitmiş, oradan Portekiz uçağıyla Geneve ve Lizbon’dan, 21 de Atlantic kıyısındaki Porto şehrine varmıştır.

Portekiz Kupa şampiyonuyla maç 18 Kasım akşamı yapıldı ve Fenerbahçe’nin 14/16, 15/5, 10/5, 15/4 ve 15/13 olarak, 3/2 galibiyeti ile sonuçlandı. Seyirciler, ilk seti 14/16 kaybeden Türk takımını, önceleri merakla seyrettikten sonra, ikinci seti 15/5 kazanması üzerine, ambale etmeye çalışmış, başaramayınca da ayakta alkışlamıştır.

Maç boyunca tribünde 8/10 kişilik bir grubun sürekli, YA…YA..YA… ŞA..ŞA..ŞA… FE-NER-BAHÇE-ÇOK YAŞAAAAA!… temposu kulakları okşamış, yanlarına gidildiğinde, bu gençlerin Porto’da petrol rafinerisi kurmakta olan bir Alman firmasının Türk teknisyen ve işçileri oldukları öğrenilmiştir. Atlantik Okyanusu kıyılarında bir Türk Kulübü için, hiç kuşkusuz, ilk kez duyulan ve yaşanan bu coşkulu tezahürat mutlu bir anı olarak işaretlenmeye değer.

Porto’dan 19 Kasımda ayrılıp Lizbon’da müsteşar Samim Şahin tarafından karşılanan Fenerbahçeliler, Büyükelçilikte Faruk Doğu Paşa’nın verdiği yemekten sonra, akşam İtalyan uçağıyla Milano, gece de Roma’ya geldiler. Romada THY nin iki gün misafiri olan takıma Büyükelçi Pertev Subaşı elçilikte yemek vermiş ve kafile 22 Kasımda İstanbul’a dönmüştür.

Fenerbahçe, Portekiz Kupa şampiyonu LEl-XÖES takımını 24 Kasım 1973 akşamı Spor ve Sergi Sarayındaki rövanş maçında da 15/8, 15/1 ve 15/9 luk setlerle 3/0 yendi ve tur atladı.

BÜKREŞ DEPLASMANI

Avrupa Kupa Galipleri 1973/74 mevsimi şampiyonasında Fenerbahçe Kız Voleybol Takımı, Portekiz şampiyonunu 2 maçta da yenip eledikten sonra, 2. turu kur’a ile atladı ve Bükreş Dinamo’-su ile karşılaşmak üzere çeyrek finale yükseldi.

Macar uçağıyla 6.2.1974 de Bükreş’e giden Bülent Büyükyüksel, R.Dağlaroğlu, Şube Kaptanı Güneş Çapa, Antrenör Deniz Esinduy ve Sema (K), İnci, Aynur, Perran, Gülfer, Tomris, Gülö-ren, Nida, Feyza ve Nil’den oluşan takım 8 Şubatta çeyrek finalin bu ilk maçıyla 15 Şubattaki İstanbul rövanşını 3/0 kaybetti ve Avrupa 2. si Dinamo Bükreş, ÇSKA Moskova ile karşılaşmak üzere, yari finale yükseldi.

FENERBAHÇELİ MİLLİ VOLEYBOLCULAR

Fenerbahçe, hemen her spor dalında olduğu gibi, Voleybolda da milli takımlarımıza ilk günlerinden itibaren elemanlar vermiştir. Bunların tam listelerini verebilecek bir kurul maalesef yok. Ancak, uzun ve yorucu kişisel çaba ve araştırmalarla amaca yaklaşılabilir. Bu nedenle, aşağıda sunulan listelerde, muhtemelen isimleri anılmayan Fenerbahçelilerden anlayış umulur:

Dr. AYTEN SALİH

Kıbrıs’ta doğan ve orada başladığı lise tahsilini Çamlıca Lisesinde sürdürürken Fenerbahç’ye Atlet ve Voleybolcu olarak üye olan Ayten Salih, Sarı-Lâcivertli Kulübün komple kız sporcularının en başında yer alır.

1954 den itibaren Voleybol, Atletizm ve Bas-ketbolda Fenerbahçe’nin yeniden başlayan çalışmalarında aktif rol alırken, diğer kulüplerin de Fenerbahçe’ye ayak uydurmaları nedeniyle, İstanbul’da bayanlar arası liglerin kurulup müsabakalara başlanmasında büyük katkısı oldu.

Ayten Salih, çok üstün düzeydeki sportif yeteneğiyle, Fenerbahçe kız takımlarının Atletizm, Voleybol ve Basketbol Liglerinin, ilk yıllarından itibaren, İstanbul ve Türkiye şampiyonluklarını sürekli olarak kazanmasında son derecede etkin rol oynahııştır.

Mayıs 1957 de özel mahiyetteki İstanbul International voleybol turnuvasında Romanya ve Bulgaristana karşı kurulan ilk milli takımda Kaptan olarak yer almakla beraber, Yavru Vatanda doğduğu ve ingiliz uyruklu bulunduğu için, resmi maçlara katılamayacaktı. Bu nedenle, İngiliz Ta-biyetinden ayrılıp ayrılmaması önemli bir konu oldu:

Tıp Fakültesinde idi. Bu mesleğiyle Yavru Vatanda ülkesine daha yararlı olacağı görüşü ağır bastı ve tabiiyeti değiştirilmedi. Nitekim, Kıbrıs Türklerinin hürriyet mücadeleleriyle, Barış Harekatında doktor olarak yaptığı hizmetler ve gösterdiği yararlılık sonsuz övgü ile anılmaya değer olmuştur. Bu nedenle, Dr.Ayten Salih, yalnızçok başarılı bir Fenerbahçeli sporcu değil, aynı zamanda yurtseverlik meziyetlerini şahsında toplamış ve bunu kanıtlamış olmakla da kulübüne şerefler katmış bir büyük değerdir.

1987 de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Müsteşarı bulunuyordu.

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 1

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 2

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 3

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 4

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 5

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 6

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 7

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 8

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 9

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 10

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 11

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 12

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 13

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 14

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 15

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 16

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 18

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 19

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 20

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 21

Written by kesinofsayt

22 Kasım 2012 at 13:59

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 52 takipçiye katılın