FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Archive for the ‘Mehmet Ali Yılmaz’ Category

BİR BAŞKA MEHMET ALİ: MEHMET ALİ YILMAZ

leave a comment »

TFF Başkanlığı kaosunda adı geçenlerden birisi de eski Trabzonspor Başkanı ve eski Spor Bakanı Mehmet Ali Yılmaz. Her seçimde olmasa da her iki TFF seçiminde adı gündeme gelen bir isim Yılmaz.

Kimdir Mehmet Ali Yılmaz?

Bir Mafya Tarafı Vardır

9 Haziran 2004 tarihli Hürriyet Gazetesi‘nden:
Türkiye Faal Futbol Hakemleri Derneği Rize şubesinin düzenlediği konferansa katılan Trabzon eski başkanı Özkan Sümer, Federasyon Başkanlığı’na soyunan M. Ali Yılmaz için ilginç ifadeler kullandı. Sümer soru bölümünde, “Siz başkan olmadan önce Yılmaz’ın karşısına kimse çıkmak istemiyordu. Siz başkan olduktan sonra yeni adaylar ortaya çıkmaya başladı. Ne diyorsunuz” şeklindeki soruya “Tabi M. Ali Yılmaz’ın, yani onursal başkanın bir gücü vardı. Bir caydırıcı tarafı vardı. Yani açıkçası böyle bir mafya tarafı vardı” yanıtını verdi.

Mehmet Ali Yılmaz’ın mafyöz ilişkileri hakkında birçok kaynak mevcut. Üstelik Yılmaz bu ilişkilerini saklamak ihtiyacı da duymuyor. Hatta zaman zaman övünç kaynağı olarak görüyor.

Mesela Ecevit Kılıç’ın Kirli Kramponlar‘ının bir bölümünde şunları görüyoruz:

Çakıcı’nın Ankara’da sahneye çıkması Yılmaz sayesinde oldu. Ankara Oteli’nin giriş katındaki restoranda dönemin bakanları Yılmaz, Ömer Barutçu, Mehmet Batatlı, Cavit Çağlar ve Yıldırım Aktuna oturuyordu. Bir süre sonra masaya bir kişi geliyordu. Yılmaz, bu kişiyi büyük bir samimiyetle karşılıyordu. Daha sonra masadaki bakanlara tanıştırıyordu: “Kendisi hemşerimdir, Alaattin Çakıcı” diyordu. Bu tanıştırmadan sonra Çakıcı artık mesken olarak Ankara’yı tutuyordu. Devlet görevlileriyle ilişkilerini gittikçe geliştirip, büyük ihalelerin istediği kişilere verilmesini sağlayacak düzeye getirdi.

Bunun basında yer alması üzerine Yılmaz, “Çakıcı delikanlı çocuktur. Konuşur da yemek de yerim. Üstelik Trabzonlu olması nedeniyle benim hemşerimdir. Alaattin’le konuşma yasağı mı var!” diye rest çekerek kendisini savunuyordu. Bu açıklaması üzerine kurucusu olduğu DYP, Yılmaz’ı kınayarak kendisinin partileriyle ilgisinin olmadığını açıkladı.

Daha sonra Yılmaz’ın yalnızca Çakıcı’yı ağırlamakla kalmadığı, gözaltına alındığında eziyet görmemesi için devreye girdiği de açığa çıktı. Çakıcı, 1992 yılında İstanbul Emniyeti tarafından gözaltına alınıyordu. Bunu haber alan ve o dönemde Devlet Bakanlığı yapan Yılmaz ile Ömer Barutçu, Çakıcı için hemen hareke geçiyordu. Gece yarısı harekete geçerek o dönemde İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne yeni atanan Necdet Menzir’in kıramayacağı bazı aracıları arıyordu. Aracılardan Necdet Menzir’e ulaşmalarını istiyordu. İsteği ise “Menzir adamlarına talimat versin, Çakıcı’yı içeride dövmesinler.” Ama bu sonucu değiştirmiyor, Çakıcı, emniyette bir güzel hırpalanıyordu. Menzir, yıllar sonra olayla ilgili şöyle konuşuyordu: “Hatırladığım kadarıyla o konu Çakıcı ile ilgili değil, eşi Uğur Kılıç ile ilgiliydi. Uğur Kılıç, yanında çalışan bir garsonun evine ateş açtırmış. Bu nedenle emniyetçe gözaltına alınmış. O dönemde bazı kişiler kıramayacağım bir arkadaşımı arayarak bana haber gönderdiler. Kadına eziyet edilmesin diye ricada bulundular.”

Yılmaz, yalnızca Çakıcı’ya mı sahip çıktı? Diğer ülkücü mafya liderleri öksüz mü kaldı? Tabii ki hayır. Çakıcı’ya sahip çıkan Yılmaz Sedat Peker’e de amcalık yaptı. Sedat Peker, Türk idealini temsilen dünyadaki bütün Türkleri internet aracılığıyla buluşturmak amacıyla www.ozturkler.com diye bir site açtı. Hilton’da yapılan gecede Yılmaz, Türk dünyasına hizmeti geçen Türkçülere birer plaket verdi. Yani ev sahipliğini Peker’in adına Yılmaz yaptı. Peker’le olan ilişkisi eleştirilen Yılmaz, ona da toz kondurmayarak “O da bizim yeğenimizdir. Onun daha genç olması sebebiyle yeğenimiz diyoruz. O da Karadenizlidir. İyi çocuktur. O da zaman zaman masamızda bulunmuştur. İnsan sevdiği insanlarla oturmaz mı!” diyordu. (Hürriyet, 24 Eylül 1998)

Yılmaz’ın mafya ile ilişkisi yalnızca bunlarla sınırlı değil. Yılmaz’ın adı 1995′te Bursa’da öldürülen tefeci Nesim Malki dosyasında da sıkça geçiyor. Malki, öldürülmeden bir süre önce 15 Haziran 1994′te İstanbul’daki evinin önünde Hasan Akdoğan ve Tuncay Şeker’in silahlı saldırısına uğradı. Malki’yi vurmayı başaramayan bu kişilere talimatı daha sonra Alaattin Çakıcı adına Futbol Federasyonu Başkanı adayı olan Mustafa Kefeli’nin verdiği ortaya çıktı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı yıllar sonra Kefeli’nin yakalanması üzerine olayla ilgili dava açtı. Davanın iddianamesinde en çok Mehmet Ali Yılmaz’ın adı geçiyor. Kefeli ifadesinde Malki’nin Kıbrıs’ta banka açmasını o dönemde Kıbrıs’tan Sorumlu Devlet Bakanlığı görevini yürüten Yılmaz’ın sağladığını belirtiyor.

Cavit Çağlar, Kıbrıs’ta banka açmak isteyen Malki’ye yardımcı olması için Kefeli’yi arıyor. Kefeli’de Mehmet Ali Yılmaz’ı arıyor. Yılmaz ile Kefeli çok eski arkadaşlar. Kefeli, konuyu Yılmaz’a açıyor. Bankanın açılması durumunda Malki’nin DYP’ye yüklü miktarda para yardımı yapacağını söylüyor. Yılmaz, Kıbrıs’ta bir bakanı arıyor ve bir süre sonra Malki’nin Tuncabank’ı faaliyete geçti. Ancak, Malki DYP’ye söz verdiği yardımı yapmadı. Yılmaz, sürekli Kefeli’yi arayıp, söz verilen yardımın yapılmasını istedi. Malki bir türlü yardımı yapmayınca, kendisine bir ceza verilmesi planlanıyordu. Bunun için Kefeli’nin adamları Hasan Akdoğan ve Tuncay Şeker Malki’ye yönelik silahlı saldırı düzenliyor ama Malki yaralanmadan kurtuluyor. (3 Ekim 2001 tarihli ifadesi)

Mehmet Ali Yılmaz’ın adalet anlayışı da hemşerilik boyutunda son derece güçlüdür (!).  Gökdeniz Karadeniz’in 2005’teki bahis şikesinden ceza alması konusunda, kendisi görevde olsa ceza almayacağını söyleyecek kadar cesurdur. Üstelik de federasyon başkanlığı değil bahsettiği konum, Trabzonspor Başkanlığı…

26 Ekim 2005 tarihli Hürriyet Gazetesi:

Ben Olsam Gökdeniz Ceza Almazdı
Trabzonspor’un onursal başkanı, Aktuğ yönetiminin kulübün haklarını koruyamadığını söyledi, ‘Gerekirse bu gidişe dur diyeceğim’ dedi.
Trabzonspor’un onursal başkanı Mehmet Ali Yılmaz, gündemdeki konulara ilişkin çarpıcı açıklamalar yaptı. Uygun görüldüğü taktirde Futbol Federasyonu başkanı olabileceğini belirten Yılmaz, Trabzonspor’un da sıradan bir takım olduğunu söyledi. DHA’ya konuşan Yılmaz, şunları
söyledi:
‘Levent Bıçakçı’nın Futbol Federasyonu Başkanlığı’na getirilmesi, Başbakan’a yakın adamlar tarafından sağlandı. Şimdiki federasyon, oluşumundan itibaren biraz şüpheli bakılan bir federasyon olduğu için, oluşturdukları kurumların yaptıkları bakımından da Türk futbolunu güçlü, güvenilir bir şemsiye altına alamadıkları kesin.
Trabzonspor son 4 yıldır korku ile izlenen, küme düşmesin diye üfleyerek tutulan, küçük bir büyük olarak kalmaya başladı. Sıradan bir takım oldu. Böyle sürerse bu sıradanlığından kurtulması çok zor. O zaman yeniden gönlümüz razı olmayacak, dur, diyeceğiz. Başkan olsaydım, Gökdeniz olayı başka olurdu. Federasyon ceza veremezdi. Çünkü ben neye göre ceza verdiğinin hesabını sorarım. Ceza verilmesi, Trabzon için bir kara lekedir. Ben olsam Şenol Güneş’in gelmesini istemezdim. Ziya Doğan başarılıydı.’

Olası bir federasyon başkanlığında “adalete” nasıl bakacağı, kimlerden ne destek alacağı konusunda ufak ipuçları var yukarıdaki satırlarda. Gerisi hayal gücünüze kalmış.

Bir de UEFA / FIFA’ya bakış açısı için örnek verelim:

Prestijimiz ve ulusal itibarımız sarsılıyor. ‘Bu hükümet her şeyle başa çıkıyor, bir Haluk Ulusoy’la başa çıkamıyor’ görüntüsü, üzücü ve güvensiz. Bir yasa çıkmışsa tüm ülkeyi bağlar ve uygulanır. Nasıl bir saçmalıktır anlamadım. Hâlâ UEFA ve FIFA’dan bahsediliyor. Ülkenin bu zibidilerle ne işi var”

(…)

FIFA’nın Türkiye üzerinde yaptırımı yoktur. Bu kadar saçma bir ülkede yaşamak istemiyorum…

Written by kesinofsayt

18 Şubat 2012 at 00:01

Mehmet Ali Yılmaz, TFF kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

HALUK ULUSOY DOSYASI – 12

leave a comment »

Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, 2 Haziran 2004’de 2003-04 Sezonu Profesyonel Futbol Ligleri ile PAF Ligi’ni tescil eder. Başkanvekili Ata Aksu, İstanbulspor ile Bursaspor Kulüplerinin yaptığı, “Rizespor-Akçaabat Sebatspor maçının anlaşmalı karşılaşma olduğu” şeklindeki başvuruları görüştüklerini kayderken, Şike Tahkik Kurulu’nun verdiği ‘Anlaşmalı maç oynanmamıştır’ kararını onayladıklarını söyler.

Aksu, ligde yabancı futbolcu planlamasında bir değişiklik yapmadıklarını ifade eder. Daha önce belirledikleri gibi liglerde sözleşme yapılan 6 futbolcunun aynı anda oynayabileceğini anlatan Başkanvekili, 2005-06 sezonundan itibaren de yabancı futbolcu sayısının 5’e indirileceğini hatırlatır. Aksu, federasyonun, İkinci Lig (A) Kategorisi’ndeki takımlara, Türk Cumhuriyetlerinden futbolcu transferine izin verdiğini bildirir.

Başkanvekili Ata Aksu, futbolcuların sözleşmeleriyle ilgili olarak da şunları söyler:

“Futbolcu, tek taraflı fesih yapması halinde aynı yıl içinde başka bir takımla sözleşme yapamayacak.”

Aynı gün Beşiktaş Kulübü’nün yeni başkanı Yıldırım Demirören ve yöneticiler, Futbol Federasyonu’na nezaket ziyaretinde bulunur. Ziyaret sonrası başkanı Haluk Ulusoy, “Beşiktaş, Yıldırım Demirören önderliğinde doruğa ulaşacaktır. 3-4 kulüp başkanının biraraya gelip havuz sistemi hakkında konuştuğunu gözlemledim. Şu bilinsin: Benim olduğum yerde Beşiktaş’ın haklarını kimseye yedirmem” der.

Yani yine TFF başkanlığı yerine kulüp başkanlığına soyundu Ulusoy. Hatırlarsanız daha önce de Galatasaray basın sözcüsü gibi bir demeci olmuştur. Ulusoy’un tarafsızlığı ve herkese eşit mesafede olma anlayışının ne olduğu konusunda çarpıcı bir örnek daha…

Spordan Sorumlu Devlet eski Bakanı ve Trabzonspor’un eski başkanı Mehmet Ali Yılmaz, 3 Haziran 2004 tarihinde Futbol Federasyonu başkanlığına aday olduğunu açıklar. Mehmet Ali Yılmaz, “Futbol Federasyonu Kanunu’nu çıkartan ve uygulayan kişi olarak, kendimi aday olma konusunda vebal altında hissettim” der.

10 Haziran 2004 tarihli bir haber Ulusoy’un adaylığının tehlikede olduğunu yazmaktadır:

3813 sayılı TFF Kuruluşu ve Görevleri Hakkındaki Kanunu’un 7. maddesinin 1. fıkrasına, “Başkan, en fazla üst üste 2 dönem seçilebilir” ibaresi eklenirken, bazı hukukçular, rektörlük ve baro seçimlerini emsal göstererek, Haluk Ulusoy’un başkan adayı olamayacağı tartışmasını başlattı. Danıştay 5. Dairesi’nin İstanbul Üniversitesi (İÜ) Rektörlüğü için yapılan seçim işlemine ilişkin verdiği kararın, TFF Kanunu’na benzerliğini öne süren hukukçular, şu benzer örnekleri verdi:

Daha önce Konya Barosu’nda 3 dönem başkanlık yapan Abdullah Akçay’ın, bir kez daha seçilmesi sonrasında mazbatasını alamaması nedeniyle Yüksek Seçim Kurulu’na yapmış olduğu itiraz sonucunda, Yüksek Seçim Kurulu şu kararı verdi:

“Avukatlık Kanunu’nun 96. maddesinde, baro başkanının 2 yıllık bir görev süresi için seçileceği ve yeniden seçilmenin mümkün olduğu hükme bağlanmışken, bu maddeye 02.05.2001 gün ve 4667 sayılı kanunla ek yapılarak, görev süresinin 2 dönemden fazla olamayacağı belirtilmiştir. Dosyadaki belgelerden Av.Abudullah Akçay’ın daha önce 23.10.1996-14.10.1998 ve 14.10.1998-11.10 200 yıllarında baro başkanlığıı yaptığı bu tarihte 3. kez seçildiği, başkanlığı yürütürken, 13.10.2002 tarihinde aynı göreve yeniden seçildiği anlaşılmıştır. Yasanının 96. maddesiyle getirilen baro başkanlığının 2 dönemden fazla olamayacağı yolundaki sınırlamanın, 4667 sayılı yasanının yürürlüğe girdiği 02.05.2001 tarihinden önceki dönemleri de kapsayıp kapsamadığı konusu, uyuşmazlığı özünü oluşturmaktadır. 4667 sayılı yasayla 96. maddeye eklenen hükümle, baro başkanlığı süresini en çok 2 dönemle sınırlayan genel bir düzenleme getirilmiştir. Bu 2 dönemi yasanın yürürlüğünden önce tamamlamış olanların genel kurulun dışında kalmaları, ancak geçici bir maddeyle buna olanak veren istisnai bir düzenleme yapılmasıyla mümkün olup, yasada bu imkanı veren geçici bir maüdde bulunmamamaktadır. Bu huhkuki durum karşısında 4667 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 02.05.2001 tarihinden önce 3 dönem baro başkanlığı yapan Av.Abdullah Akçay’ın 13.10.2002 tarihinde yapılan baro başkanlığı seçiminde aday olmasında ve seçilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.”

Bu hükümle Konya Barosu Başkanlığı seçimlerinin yenilenmesine karar verilirken, emsal karar olarak İ.Ü. rektör seçimlerinde verilen karar gösterildi.

Kararda, “Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’nun 01.07.1994 gün ve 19931/758 esas, 1994/536 karar sayılı kararlarına konu edilen ve İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü için yapılan seçim işlemine ilişkin Danıştay 5. Dairesi’nin 16.09.1993 ve 1992/3747 esas, 1993/3178 karar sayılı kararının onanmasına karar verilmiştir. Danıştay 5. Dairesi’nin temyize tabi söz konusu kararında da açıklandığı üzere ‘2 dönemden fazla rektörlük yapılamaz’ hükmüyle, rektörlük süresini en çok 2 dönemle sınırlayan genel bir kural getirildiği, bu dönemleri yasanın yürürlüğünden önce tamamlamış olanların genel kural kapsamı dışında kalmalarının, ancak geçici maddeyle getirilecek ayrık bir düzenlemeyle mümkün olduğu ve böyle bir düzenlemenin bulunmadığı vurgulanarak, Danıştay 5. Dairesi’nin söz konusu kararı onanmıştır” hükmü yer aldı.

Konuyla ilgili olarak açıklamada bulunan Ankara Barosu Başkanı Semih Güner, Konya Barosu seçimleri sonrasında Yüksek Seçim Kurulu’nun, yapılan itiraz nedeniyle seçimi iptal ettiğini, söz konusu kararı Karaman Barosu Başkanı Bayram Ali Bulut’a da uyguladığını söyledi. Güner, 2 dönem başkanlık yapmış, Kütahya ve Zonguldak Barosu’na aday olan kişilerin ise itiraz olmadığı için görevlerini sürdürdüğünü kaydetti.

Futbol Federasyonu Kanunu’nda yapılan değişikliğin Avukatlık Kanunu’ndakiyle söylem olarak aynı olduğunu belirten Güner, Haluk Ulusoy’un adaylığı konusunda da sıkıntı yaşanacağını ifade etti. Güner, “Yüksek Seçim Kurulu, baro seçimlerinde uyguladığı kararı, Futbol Federasyonu seçimlerinde de uygularsa, sıkıntı yaşanır” diye konuştu.

2 Haziran günü “Şu bilinsin: Benim olduğum yerde Beşiktaş’ın haklarını kimseye yedirmem” diyen Ulusoy’a ilk destek 15 Haziran 2004’de Beşiktaş Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören’den gelir. Demirören, Futbol Federasyonu Başkanlığı seçimlerinde Haluk Ulusoy’u desteklediklerini söyler. Ulusoy için, ‘Türk futbolunun mimarı’ benzetmesini yapan Demirören, “Futbolumuz onun yönetiminde altın çağını yaşamıştır” der ve şöyle devam eder:

“Ulusoy ve ekibi, kanun ve kurumlara saygılı bir yönetim şekli ile Türkiye’deki futbol kulüplerine çağ atlatmıştır. Futbol Federasyonu Başkanı ve yönetimi, kulüplerin yayın hakları konusunda doğrulardan asla taviz vermemiştir. Görevde bulunduğu süre içerisinde yaptığı çalışmalarla Türk futbolunu ve futbolcusunu Avrupa’da saygın bir hale getirmiştir. A Milli Takımımız’ın dünya üçüncülüğünü elde etmesinde, Haluk Ulusoy federasyonu en önemli rolü oynamıştır. Futbol Federasyonu, kulüplerin haklarını koruma konusunda sorumlu kurumdur. Türk futbolunun geleceği açısından, futbolcularımızın yetişmesi ve tesisleşme konusunda büyük başarılara imza atan Haluk Ulusoy’un yaptıkları, bundan sonra yapacaklarının teminatıdır.

Biz de 101 yıllık geçmişi olan kulübümüzün haklarını sonuna kadar koruyacağız. Beşiktaş Kulübü olarak Haluk Ulusoy ve ekibine sonuna kadar destek vereceğiz.

Hakkımızı kimseye yedirmeyiz. Özellikle naklen yayın konusunda Türkiye’de en yüksek parayı alacak kulüplerin başında geliyoruz. Futbol Federasyonu’nun aldığı kararlara saygı gösteriyoruz. Rakiplerimizin bizden farklı bir uygulama görmesini kabullenemeyiz.”

Eee, ne oldu? Daha 17 Mayıs’ta Beşiktaş’ın teknik direktörü Lucesku Fenerbahçe’nin şampiyon yapıldığını söylememiş miydi?

Lucesku

“Türkiye’de kimin şampiyon olacağı ocak ayında belli oluyor. Bu sezon şampiyon olamayacağımızı ocak ayından itibaren haykırmaya başladım. Çünkü ligin ikinci yarısında tam kadro ile mücadele edemedik.

Sahada yaptığımız mücadeleler, kontrataklar hep kesildi. Sesimizi duyuramadık. Bu sezon Fenerbahçe şampiyon yapıldı. İddia ediyorum bu sistem devam ederse Beşiktaş 10 yıl daha şampiyon olamaz. Göreceksiniz bu yıl Fenerbahçe gelecek yıl başka bir takım ve daha sonraları değişik takımlar şampiyon yapılacak.”

dememiş miydi?
O zaman niye bunları söylemedi Demirören?
Elbette yanıtı olmayan sorular bunlar!

17 Haziran 2004 tarihinde Futbol Federasyonu’nun 26-27 Haziran’da Ankara’da yapılacak seçimli olağan genel kurulunda oy kulanacak delegeler belirlenir.

Seçimlerde oy kulanacak delegeler ve bağlı bulundukları kurumları ile kulüpler şöyledir:

TFF Başkanlığı’nı asaleten 6 aydan fazla yapanlar:
A.Faik Gökay, Hasan Polat, S.Sahir Gürkan, M.Kemal Ulusu, Erdenay Oflas, Ali Uras, Halim Çorbalı, Cemal Saltık, Yılmaz Tokatlı, Haluk Ulusoy

Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK):
Togay Bayatlı, Erdoğan Arıpınar, Altan Ayanoğlu, Türker Aslan

FİFA ve UEFA İcra Kurulu Komisyonları:
Şenes Erzik, Necdet Çobanlı, Levent Bıçakçı, Süheyl Önen, Mehmet Binnet

Üniversiteler Spor Federasyonu:
Kemal Tamer

İşitme Engelliler Federasyonu:
Oktay Aktaş

Büyükler Olimpiyat, Dünya, Kıta Şampiyonası Finali ile Avrupa Şampiyonası En Az Yarı Final Yönetmiş Faal Olmayan Hakemler:
Muzaffer Sarvan

(A) Milli Takım Teknik Direktörleri:
Coşkun Özarı, Şeref Görkey, Doğan Andaç, Metin Türel, Fethi Demircan, Yılmaz Gökdel, Mustafa Denizli, Tınaz Tırpan, Fatih Terim, Şenol Güneş

(A) Milli Futbolcular:
Oğuz Çetin, Recep Çetin, Hami Mandıralı, Lefter Küçükandonyadis, Cemil Turan, Gökhan Keskin

Profesyonel Futbolcular Derneği:
Turgay Şeren, Candemir Berkman

Türkiye Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu:
Orhan Saka

Türkiye Futbol Adamları Derneği:
Hadi Neşet Türkmen, Adem Yılmaz

Türkiye Futbol Antrenörleri Derneği:
İsmail Dilber, Özkan Sümer

Türkiye Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği:
Mustafa Çulcu, Hilmi Ok, Mevlüt Güzel

Birinci Süper Lig:
Fenerbahçe: Aziz Yıldırım, Nihat Özdemir, Nihat Özbağı, Murat Özaydınlı, Mahmut Uslu, H.Bilal Kutlualp, Davut Dişli

Trabzonspor: Atay Aktuğ, Nevzat Şakar, Sıtkı Hacısalihoğlu, Muammer Saka, İbrahim Şahin, Süleyman Atal, Hüsnü Hayali

Beşiktaş: Yıldırım Demirören, Murat Aksu, Kenan Öner, Can Akın Çağlar, Adnan Demir, Hakan Kalkavan, Latif Ayaz

Galatasaray: Özhan Canaydın, Ergun Gürsoy, Refik Arkan, Mehmet Helvacı, Selami Özdemir, Mustafa Sarıgül, Cengiz Özyalçın

Gaziantepspor: Celal Doğan, Ata Aksu, Asım Atmaz, M.Bülent Mamatoğlu, Yavuz Sözmen

Denizlispor: Zafer Katrancı, Ali İpek, Sedat Semirci, Yurdal Duman, M.Turgut Dalaman

Samsunspor: İsmail Uyanık, Galip Öztürk, Refik Moral, Tarık Kaptan, Süleyman Salur

Malatyaspor: Hikmet Tanrıverdi, Metehan Berktaş, Süleyman Karaman, Yunus Akdaş, Serdar Seda Güzelaydın

Ankaragücü: Cemal Aydın, M.Kemal Ünsal, Serdar Özkazanç, Ömer Çobanoğlu, Reşat Kılıç

Gençlerbirliği: İlhan Cavcav, Atilla Aytek, Abdülkadir Aksoy, M.Ufuk Özertem, Fatih Atay

Konyaspor: Mehmet Köseoğlu, İbrahim Faruk Turhan, Mehmet Okdut, Halil İbrahim Kaplan, Yusuf Genç

Diyarbakırspor: Ahmet Göksu, Selahattin Altındağ, Mahsun Akbulut, Mustafa Alpaslan, Erdal Batmaz

Akçaabat Sebatspor: Veli Sezgin, H.Baki Eyüpoğlu, Şenol Bulut, Serkan Kılıç, Haşim Sayitoğlu

Çaykur Rizespor: Ekrem Cengiz, Cemil Kazancı, Orhan Kanburoğlu, Tahir Kıran, Hasan Ekşi

İstanbulspor: Serdar Öcal, Zeyyat Kafkas, Vasif Soner Çokbilgin, Ali Akkuş, Nedim Türkmen

Sakaryaspor: Selahattin Aydın, M.Yavuz Köprülüoğlu, Abdullah Şen, Erkan Pizrenli, Zeki Çalışkan

Kayseri Erciyesspor: Memduh Büyükkılıç, Ahmet Demircioğlu, Ali Rıza Hasoğlu, Rıfat Besceli, Coşkun Bayraktar

Büyükşehir Belediye Ankaraspor: K.Ramazan Coşkun, M.Emin Katipoğlu, Hilmi Gökçınar, Ahmet Gökçek, Tanju Güvendiren

İkinci Lig (A) Kategorisi:
Bursaspor: Hikmet Şahin, Levent Kızıl
Adanaspor: Çağdaş Ergin, Şahabeddin Yavuzer
Elazığspor: Mustafa Yıldız, Mustafa Urhan
Vestel Manisaspor: Cengiz Ergün, Semih Vardarer
Kocaelispor: Halil İbrahim Saral, Ahmet Yıldırım
Kayserispor: Enver Kemaloğlu, Erol Bedir
Antalyaspor: M.Tevfik Türel, Fettah Tamince
Sivasspor: Mecnun Odyakmaz, Nihat Öztürk
Altay: Ahmet Taşpınar, Mahmut Özgener
Türk Telekomspor: Ferudun Bilgin, Biral Aydemir
Yimpaş Yozgatspor: Dursun Uyar
Karşıyaka: Levent Aziz Güngil
İstanbul Büyükşehir Belediyesi: Nuri Albayrak
Çanakkale Dardanelspor: Osman Niyazi Önen
Karagümrük Kyoto: Cem Duruakan
Sarıyer: M.Sedat Özsoy
Mardinspor: Süleyman Bölünmez
İkinci Lig (B) Kategorisi:
Adana Demirspor: Nevzat Toplukafa
Bucaspor. Yusuf Muhafız
Uşakspor: Asım Kalelioğlu
Nazilli Belediyespor: Esat Ergüler
Marmaris Belediyespor: M.Ali Acar
Eskişehirspor: Halil Ünal
Göztepe: İskender Tuğsuz
Kardemir Karabükspor: Hikmet Ferudun Tankut
Kartalspor: Mevlüt Vural
Orduspor: Şükrü Bodur
Yalovaspor: Nusret Karaalioğluİzmirspor: Ahmet Şakir Uzun
Adıyamanspor: Nöyfel Bozdoğan
Hatayspor: M.Tahir Oktay
Gaziantep Büyükşehir Belediyespor: M.Sait Güven
Tarsus İdmanyurdu: Eyüphan Eyüpoğlu
Şanlıurfaspor: Sebahattin Cevheri
Üçüncü Lig:
Karamanspor: Kamil Eroğlu
Batman Belediyespor: Hüseyin Kalkan
Muşspor: Mustafa Söylemez
Gençlerbirliği ASAŞ Spor: Turgay Kalemci
Ünyespor: Osamn Çakıroğlu
Giresunspor: Osman Çırak
Pendikspor: Fikri Ilgar
Beykoz 1908: Hasan Bülbül
Beylerbeyi: Muzaffer Oflaz
OYAK Renault: Alpay Şar
Denizli Belediyespor: Namık Kemal Eraslan

24 Haziran 2004 tarihinde Mehmet Ali Yılmaz, adaylıktan çekilir. Yılmaz kararını şöyle açıklar:

“Henüz seçilme kriterleri konusunda dahi bir karara varılamadı. Genel kuruldan 15 gün önce, delegelerin belirlenmesi ve onlara genel kurul gündeminin bildirilmesi gerekiyordu. Fakat bu olmadı. Delegelerin nasıl belirleneceği ve gazete ilanlarıyla genel kurula davet işleminin nasıl yapılacağı kanunda gösterilmesine karşın, uygulamada nasıl yapılacağı belli değil. Ayrıca kanunda, 2 dönemden fazla başkanlık yapılamayacağı maddesinin yorumu gibi çeşitli boşluklar bulunuyor.

Genel kurulun tartışılır olacağı ve mahkemelere gidileceği apaçık görülmekte. Çok eski bir spor adamı olan benim için, böyle bir kongreye katılarak olası iddiaları güçlendirmek, kaos yaratmak ve futbolun zarar görmesine sebep teşkil ediyor olmak mümkün değildir”.

Futbol Federasyonu’nun 26 Haziran’da Ankara’da yapılacağı açıklanan genel kurulu, ertelenir. Gençlerbirliği yöneticisi ve Futbol Federasyonu Genel Kurul Delegesi Abdülkadir Aksoy, 25 Haziran 2004’de Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak, kongre ilamının ardından yasal işlemlerin yapılmadığı gerekçesiyle tedbir koydurur. Buna karşılık Futbol Federasyonu avukatları da aynı mahkemeye tedbir kararının iptali için başvurur. Ancak saat 17.00’ye kadar ikinci başvuruya ilişkin karar çıkmadığı için kongre ileri bir tarihe ertelenir.

Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin aldığı ihtiyati tedbir kararı sonrasında bir toplantı yaparak, yeni genel kurul tarihinin, 22 – 23 Temmuz olduğunu açıklar. Açıklamayı yapan Futbol Federasyonu Başkan Vekili Ata Aksu, isteseler genel kurulu yapabileceklerini, ancak hukuksal bir sorun yaşamamak için yeni tarih belirlediklerini söyler. Aksu, Futbol Federasyonu’nun yine mahkeme kapılarına düştüğünü ifade ederek, “Bu yola gidenler hangi amacı güdüyorlar, hedefleri ne, anlayabilmiş değiliz” diye konuşur. Bu arada görev süresi 7 Haziran’da sona eren Futbol Federasyonu’nun arada geçen sürede bulunduğu hukuki durum ve parasal harcamaların getireceği sakıncaların yeni bir mahkeme yolunu da açabileceği kaydedilir.

26 Haziran 2004’de Silivri’nin Çanta Beldesi’nde İstanbul Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nün yaptırdığı açık basketbol ve voleybol alanlarının açılışını yapan Mehmet Ali Şahin, basın mensuplarının soruları üzerine, Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nun ihtiyati tedbir kararı nedeniyle ertelenmesi konusunda görüşlerini açıklar.

Şahin, bunun bir yargı kararı olduğunu ve yargı kararlarının herkesi bağlayacağını belirterek, “Endişeye gerek yok. Yasaya göre liglerin tescili tarihinden itibaren 45 gün içinde Futbol Federasyonu genel kurulu yapılabilir. Yine yasaya göre 25 Temmuz’a kadar seçimlerin yapılması mümkündür. Nitekim yönetim kurulu da 22 ve 23 Temmuz için genel kurul tarihi vermiştir” diye konuşur.

Naklen yayın ihalesinin gecikmesi nedeniyle bazı endişelerin yaşandığının dile getirildiğini kaydeden Şahin;

“Şu anda Futbol Federasyonu görevinin başındadır. Naklen yayın ihalesini yapma ve süreci başlatma bakımından herhangi bir yasal engel yoktur. Federasyon özerktir. Ben spordan sorumluyum ama özerk federasyonların özerkliğine son derece saygılıyım, işlerine müdahale etmem, gözetim ve denetim yetkilerimin sınırları içinde hareket ederim. Kendilerine tavsiyem şudur: Bir an önce naklen yayın ihalesini başlatırlarsa faydalı bir iş yaparlar ve spekülasyonları önlemiş olurlar diye düşünüyorum. 22 Temmuz’dan önce naklen yayınla ilgili süreci başlatırlarsa, Türk futboluna daha önce yapmış oldukları hizmetlerin üstüne bir yenisini eklemiş olurlar.”

27 Haziran 2004’de futbolun özerkliğe kavuşmasında büyük pay sahibi olan Turgay Aksoylu yaşanan kaosu değerlendirir:

Soru: Türk futbolunun özerkliğe ilk adımını atmasında rolünüzün büyük olduğu kamuoyunda bilinmekte. O dönemde neler yaşandı?
Cevap: Futbol dünyasının değerli hocaları, spor yazarları, Türk futbolunun gelişmesi için özerkliğin şart olduğu fikrinde birleşiyorlardı. Ben de bu düşünceleri Turgut Bey’e açtım. Büyük bir coşkuyla tüm spor adamlarını konuta çağırmamı istedi. Coşkun Özarı başta olmak üzere Lefter, Can Bartu, rahmetli Metin Oktay, Turgay Şeren ve spor müdürlerini konuta çağırdım. O görüşmelerde Gündüz Tekin Onay ve Tamer Güney Hoca’nın hazırladığı taslak (Avrupa ülkelerinden gelen taslakların tercümesi yapıldı) tarafımdan Başbakan’a verildi. Başbakan bu taslağı Spordan Sorumlu Bakan’a verdi. Bakan, taslakta değişiklikler yaparak adeta yarı-özerklik üzerinde durdu, yetkiyi vermemek için direndi. Günlerce konutta kalıp durumu Turgut Bey’e bildiriyordum. O dönem de bir güç savaşı yaşanıyordu. Bürokrasi direndi, olay uzadı. İlk defa buradan açıklayacağım, aradan bir sene geçtikten sonra Turgut Bey, Spor Bakanı’nı değiştirdi. (Aksoylu’nun ismini vermediği bakanın Hasan Celal Güzel olduğu ifade edildi) Daha sonra özerklikle ilgili yasa çıktı. Bu yasanın çıkışında şimdi AKP Amasya Belediye Başkanı olan Sayın İsmet Özarslan’ın çok katkısı oldu.

Soru: Son aylarda özerklik tartışılır duruma geldi. Başbakanlık müfettişleri teftiş raporları hazırladı. Bunlar için ne diyeceksiniz?
Cevap: Benim de içinde bulunduğum dönemde, ilk özerk Futbol Federasyonu zamanında böyle iddialar olmadı. Sayın Başkan Şenes Erzik bu konuda çok titiz ve duyarlıydı. Yayın gelirleri arttığı için bu dönemde iddialar çoğaldı. Doğruluğunu bilmiyorum, inşallah dedikodudan ibarettir.

Soru: Şenes Erzik ile birlikte çalıştığınız ilk özerk Futbol Federasyonu’nda Piontek, Derwall ve Fatih Terim gibi isimlerle çalıştınız. Hatta pek çok ünlü isim dış ilişkilerinizi götürüyordu. Bu konuda ne diyeceksiniz? Şenes Erzik başarılı oldu mu?
Cevap: Şenes Erzik’i başkanlık için Turgut Bey’e önerdiğimde bana, ‘Niye partiyi kurarken Şenes Bey’i getirmedin’ diye sordu. Eğer o dönem yanlış bir tercih yapsaydım hem Turgut bey hem Türk futbolu yara alırdı. Sayın Erzik şu anda Avrupa futbolunun ikinci adamı, UEFA başkanının yerine pek çok toplantıya başkanlık yapıyor.. Yaklaşık 2 yıl sonra yapılacak seçimlerde en büyük şansı olan başkan adayı. Bence Avrupa Birliği için gün istediğimiz dönemde kendisine sahip çıkmak bir devlet politikası olmalıdır. UEFA’nın başında bir Türk olması, Türkiye açısından gurur verici olur. Rahmetli Turgut Bey olsaydı her ülke başkanını arar, kendisine destek vererek başkan olmasını sağlardı. Sayın Başbakanımız’ın da aynı desteği vereceğini düşünüyorum.

Soru: Genel kurul ertelendi. Bundan sonra ne gibi gelişmeler olur?
Cevap: Sayın Haluk Ulusoy, zor dönemde görev aldı, havuz kaosunun çözülmesini sağladı. Dünya üçüncülüğündeki rolü inkar edilemez. Ulusoy, artılarıyla anılmak istiyorsa daha fazla yıpranmadan bu görevi bırakmalı. Yasada yer alan madde gerek Haluk Ulusoy’un gerek Şenes Erzik’in tekrar başkanlık yapmasını engelliyor. Genel kurulda seçimden sonra alınacak mahkeme kararı da Haluk Bey’in başkanlığını engeller. Çünkü yasa yeni bir yasa değil. Eski kanuna yapılan bir ekleme. Bundan dolayı genel kuruldan sonra da bir darbe yemesi Türk futboluna zarar verir.

Soru: Mehmet Ali Yılmaz tekrar başkanlığa aday olur mu?
Cevap: Sayın Yılmaz’ın Türk futboluna katkıları olmuştur. Bakanlık görevinden sonra, bu görevi yapması kendisi için bir soruna yaratmayacaksa, geçici bir dönem otoritesi ile bu problemlerin altından kalkar.

Soru: MHK’nın genel kurulca seçilmesi doğru bir karar mı?
Cevap: Burada asıl önemli nokta, MHK’nın başına saygın bir ismin gelmesi ve gözlemcilerin ayrı bir kurum tarafından atanmasıdır. Uygulama bu olmalıdır. Hakemler, gözlemcilerin kendisine yakın olmadığını görürse gereken her türlü ihtimamı gösterir. Aksi halde, bu ahbap-çavuş ilişkisi devam eder. Kimse elindeki gücü bir başkasına vermek istemez. Bakıyorsunuz, en kötü idare edilen maçlardan sonra bile hakemlerin notu 8-9 oluyor. Bu sistem başırıyı getirmez. Yabancı dil, eğitimli, üniversite mezunu gençler gözlemcilik kurumuna kazandırılmalı. Buna karşı çıkanlar, diyorlar ki, ‘Gözlemci eski hakemlerden seçilmeli.’ Böyle şey olmaz. Şenes Erzik hakem mi? Hayır, ama o Avrupa Finali’nde gözlemcilik yapıyor. Değişmesi gereken yapı işte bu.

Gençlerbirliği Kulübü Başkanı İlhan Cavcav, 28 Haziran 2004’de Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un yasadaki yeni düzenlemeye göre yeniden başkan olamayacağını söyler. Cavcav, “Sürecin kanunlara uygun işlemesi gerekir. Haluk Ulusoy’un tüm bunlara rağmen ısrarını anlayabilmiş değilim” der.

Futbol Federasyonu Başkanı Ulusoy’un 2 dönem başkanlık yaptığını ve 3812 sayılı yasadaki yeni düzenlemelere göre yeniden başkan olmaya hakkının bulunmadığını savunan Cavcav, “Bir önceki sezon çok başarılı olmamıza karşın bize çelme takıldı. 27 yıldır başkanlık yapıyorum. Geçen sezon kadar şaibeli bir sezon geçirmedik. Yine basında okuduğum kadarıyla federasyonun harcamalarında 750 milyar liralık bir açık var. Bilinçsiz bir şekilde harcama yapılıyor. Sayın Ulusoy, naklen yayın ihalesini de elinde bir seçim kozu olarak tutuyor. Bizim için fark etmez, ancak diğer 17 kulüp bizim kardeşimizdir ve beraber hareket ediyoruz. Haluk Ulusoy’un tüm bunlara rağmen ısrarını anlayabilmiş değilim” der.

3 Temmuz 2004 tarihinde Ulusoy’un adaylığını önlemeye çalışan kulüpler, UEFA Tahkim Kurulu Asbaşkanı Levent Bıçakcı’ya teklif götürür.

Şenes Erzik döneminde Futbol Federasyonu Hukuk Kurulu’nda yer alan, 14 yıldan bu yana UEFA Tahkim Kurulu üyeliği yapan ve son 2 yıldır asbaşkanlık görevini yürüten, aynı zamanda FIBA Hukuk Kurulu üyesi de olan Bıçakcı’nın adaylığına, Avrupa futbolundaki büyük etkisi ve lobi gücü dolayısıyla Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in de onay verdiği belirtilmektedir.

İddialara göre, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Beşiktaş Kulübü Asbaşkanı Murat Aksu, aday olması yönünde Bıçakcı’ya teklif götürür. Levent Bıçakcı’nın da aday olma konusunda yeşil ışık yaktığı, ancak son kararını Türkiye’ye döndükten sonra açıklayacağı bildirilir.

Levent Bıçakcı adının ortaya atılması, Haluk Ulusoy’u rahatsız eder. Arkadaşlarıyla bir toplantı yaparak seçime girip girmeme kararını tartışan Ulusoy, ‘sonuna kadar devam’ kararı alır. Gelişmelerle ilgili bir açıklama yapan Ulusoy, futbola siyasetin karıştırılmaya çalışıldığını belirterek, şunları söyler:

“Adaylıktan çekilmem söz konusu değil. Bazı gruplar, yönetim kurulu için bana birkaç isim önerdi. Ben kabul etmeyince de, adaylığımı engellemek için spekülasyonlar yapılmaya başlandı. Devletime ve hükümetime saygım sonsuz. Ancak, federasyon seçimlerinin politize edilmesi beni çok üzüyor.”

Anlayacağınız Ulusoy’un “işe siyaset giriyor” tehdit/söylemi çok da yeni değildir.

4 Temmuz 2004’de Süper Lig’de futbol maçlarının yayın ihalesi öncesi TRT ile Digital Platform İletişim Hizmetleri Anonim Şirketi (Digitürk), işbirliği anlaşması imzalar. Futbol Federasyonu tarafından 4 yıl süreyle satışı yapılması beklenen Birinci Süper Futbol Ligi maçlarının yayın haklarıyla ilgili olarak TRT ve Digitürk ortak hareket edecektir.

TRT Genel Müdürü Şenol Demiröz, Genel Müdür Müşaviri Cevdet Tellioğlu, İstanbul Bölge Müdürü Orhan Ertanhan, Digitürk Yönetim Kurulu Başkanı Ali İhsan Karacan ve Genel Müdür Ertan Özerdem ile birlikte TRT’nin Harbiye’deki binasında düzenlediği basın toplantısında konuyla ilgili bilgi verir.

Demiröz, Türk futbolundaki hem kulüplerin hem de milli takımların seviyesinde daha da büyük başarılar elde edilmesine destek verilmesi ve futbol yayınlarının başta Anadolu olmak üzere daha geniş halk kitlelerine ulaşmasının sağlanması amacıyla TRT ile Digitürk’ün bir işbirliği anlaşmasına imza attığını açıklar.

Futbol Federasyonu tarafından 4 yıl süreyle satışı yapılması beklenen Birinci Süper Futbol Ligi maçlarının yayın haklarıyla ilgili olarak TRT ve Digitürk’ün ortak hareket etme kararı aldığını kaydeden Şenol Demiröz, “Geçtiğimiz dönemde yayın haklarını elinde bulunduran Digitürk, önümüzdeki 4 sezon için tekrar talip olmuştur. Seyircilerin özellikle açık kanallardan maç yayını konusundaki yoğun taleplerini karşılayabilmek amacıyla TRT ile Digitürk arasında maçların yayını konusunda ön anlaşma sağlanmıştır” der.

Ön anlaşma şartlarıyla ilgili de bilgi veren Demiröz, şöyle devam eder:

“Ön anlaşmaya göre, TRT, federasyondan her hafta 5 maçın yayın hakkının satın alınması halinde 2 maçı, 4 maçın yayın hakkının alınması halinde ise bir maçı canlı yayınlayacak. TRT, ayrıca Digitürk’ün yayınlayacağı maçları karşılaşmaların bitiminden 48 saat sonra tekrarını yayınlama hakkına sahip olacak. Süper ligin geniş maç özetleri 20’şer dakika halinde TRT’den yayınlanacak, diğer kuruluşlara 3 dakika görüntü verilecek.

Türk futbolunun belirli bir standartlara kavuşması ve yeşil sahalarda centilmenliğin ön plana çıkmasıyla sadece futbol değil yapılacak bütün spor yayınlarında toplumu tahrik ve kişileri rencide edici, küçük düşürücü görüntü ve yorumlardan kaçınılması dileğiyle bu ön anlaşma hayırlı olsun.”

8 Temmuz 2004’da Futbol Federasyonu Merkez Hakem Kurulu (MHK) başkanlığına adaylığını açıklayan eski Federasyon başkanlarından Kemal Ulusu, “Haluk Ulusoy’un yeniden seçilmesi halinde kanunlar gereği görevden alınacağını” iddia eder.

İzmir’de kulüp başkanları ve basın mensupları için düzenlediği toplantıda Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’un yeniden aday olması konusuna değinen Kemal Ulusu şöyle konuşur:

“İlk seçimlerden evvel, bir delege olarak, ‘Bu Genel Kurul iptal olur, seçilirse Haluk Ulusoy’un görevden alınma durumu olur’ diyerek, federasyonu uyardım. Şimdi de tüm hukukçuların birleştiği gibi, Ulusoy’un görevden alınma ihtimali çok büyük. Hatta yüzde 100 diyebilirim.

Türk hakemliğinin yurt dışında temsil edilememesinin yanı sıra, yurt içindeki hakem olayları da büyük boyutlara ulaşmıştır ve tüm kulüpler MHK yönetiminden rahatsızdır.

Hakemleri suçlamıyorum. Hepsi gerçekten pırıl pırıl arkadaşlar. İyi yönetilemedikleri ve ‘biraz da tahmin ediyorum’ müdahale olduğu için, bu arkadaşlar gerektiği şekilde kendilerini maçlara veremiyorlar. Bunun neticesinde de büyük hakem olayları meydana geliyor”.

Türkiye Futbol Adamları Derneği (TÜRFAD) Genel Başkanı Hadi Türkmen, “Futbol Federasyonu’nda önümüzdeki dönem, Türk futbolunun özerkliğini zedelemeyen, demokratik yapısını rahatsız etmeyen, yarışma mantığında adayların çıkacağını ve programları ve kadrolarıyla bu hizmete layık olabilecekleri bir dönem yaşamamızı diliyorum” der:

“Geçmiş yıllarda Futbol Federasyonu’nda çeşitli görevlerde bulundum. Haluk Ulusoy’un döneminde de onun önerisiyle birlikte çalıştık. Ancak 6 ay sonra, demokratik bir seçimde göreve gelen Futbol Federasyonu’ndan maalesef demokratik olmayan bir yöntemle görevimden uzaklaştırıldım. Beni en çok üzen nedenlerini kimsenin araştırmamasıydı.

Yüzde 72 gibi bir çoğunluğa sahip Kulüpler Birliği bile henüz destekleyeceği adayı tespit etmiş durumda değil. Sanıyorum adaylar önümüzdeki hafta kesinleşir.”

Levent Bıçakçı 12 Temmuz 2004’de, Türkiye Spor Yazarları Derneği’nin (TSYD) Levent’teki merkezinde düzenlediği basın toplantısında Türk futboluna istikrar, objektiflik, saydamlık ve güven getirmek için aday olduğunu açıklar.

Bıçakçı, Futbol Federasyonu’na özerklik kazandıran Şenes Erzik başkanlığındaki yönetim kurulunda görev alanlardan biri olduğunu vurgulayarak, “Türk futbolunun bugünkü başarılarının temellerinin atıldığı dönemde hukuki ve idari altyapının hazırlanmasında önemli sorumluluklar aldım. 1990 yılından bu yana UEFA Tahkim Kurulu üyelik görevini yürütmekteyim. Ayrıca 1998’den beri de Uluslararası Basketbol Federasyonları Birliği’nde hukuk kurulu üyesiyim. Gerekli deneyime sahibim” diye konuşur.

Levent Bıçakçı, o ana kadar 13 kulübün desteğini aldığını ifade eder. Bıçakçı, haziran ayında Portekiz’de UEFA Tahkim Kurulu toplantıları nedeniyle görevli olduğunu ve iptal edilen Futbol Federasyonu Genel Kurulu’na gelemediğini vurgulayarak, “Genel kurulun iptal edilmesi sonrası birçok kulüp başkanı beni arayarak ısrarla başkanlığa aday olmamı istedi. Bir haftadır bunun için çalışıyorum. Yönetim kurullarında yer alacak isimleri oluşturmak için yoğun çalışıyorum. Ancak henüz kurulları tam olarak oluşturmadım. Yarın UEFA Tahkim Kurulu toplantısı için yurtdışına çıkacağım. Akşam Türkiye’ye dönerek çalışmalarımı sürdüreceğim” der.

Avukat Bıçakçı, genel kurul toplantısı öncesi siyasi destek aldığı yönünde çıkan haberleri de yalanlayarak, “Hiçbir siyasi kimliğim yoktur ve genel kurul toplantısı için de hiçbir siyasi kimlikten destek almadım. Ayrıca hiçbir politikacı ile bu konuda bir görüşme yapmadım. Sadece kulüp başkanlarıyla görüştüm” diye konuşur.

Hemen ertesi gün kulüpler görüşlerini bildirmeye başlarlar.

Fenerbahçe Kulübü İkinci Başkanı ve Basın Sözcüsü Nihat Özdemir:

“Fenerbahçe Kulübü olarak genel kurulda Levent Bıçakcı’yı destekliyoruz. Futbol Federasyonu’nda daha önce yaptığı hizmetler ve UEFA’daki etkin görevleri nedeniyle Fenerbahçe olarak seçimde kendisine oy vereceğiz.”

Trabzonspor Kulübü Asbaşkanı Nevzat Şakar:

“Federasyon seçimi ile ilgili tavrımızı yarın yapacağımız toplantıdan sonra netleştireceğiz.”

Galatasaray Kulübü İkinci Başkanı ve Futbol Şube Sorumlusu Ergun Gürsoy:

“Yönetim kurulu olarak henüz net bir karar vermedik. Ancak daha önceki tavrımız Haluk Ulusoy’dan yanaydı. Genel kurulda kimi destekleyeceğimize başkan ve yönetim kurulu karar verecek.”

Beşiktaş Kulübü Basın Sözcüsü Reha Muhtar:

“Başkanımızın daha önce Haluk Ulusoy’a verilmiş sözü var.”

Gaziantepspor Kulübü Başkanı Celal Doğan:

“Seçimlerde Avukat Levent Bıçakcı’yı destekleyeceğiz. Türk futbolunun uluslararası alanda daha büyük saygınlık kazanmasını, daha geniş ufuklara yönelmesini arzulayan ve Türkiye’nin spor kamuoyunu oluşturan bir kişi olarak, Levent Bıçakcı’nın başkanlık için aday olmasına sevindik ve destek vereceğiz. Bıçakcı genç, çağdaş ve objektif biri. Bilgi birikimine ve tecrübesine güveniyoruz.”

Gençlerbirliği Başkanı İlhan Cavcav:

“Aday olarak gösterilen Sayın Bıçakcı’nın dürüst, haysiyetli, Türkiye liglerindeki tüm takımlara eşit mesafede bulunan ve bu şekilde de hareket edecek olan bir şahsiyet olmasından dolayı kendisini destekliyor, bu konuda tüm kulüplerin de benimle aynı görüşü paylaşacağını umuyorum.”

Samsunspor Kulübü Başkanı İsmail Uyanık:

“Levent Bıçakcı’nın adaylığı Türk futbolu adına bir şanstır. Canı gönülden destekliyoruz. Haluk Ulusoy’a geçmişteki hizmetleri nedeniyle teşekkür ediyoruz. Samsunspor olarak bugün doğru yerde durmak gerektiğinin bilincindeyiz. Yoksa futbol tarihi bizden hesap sorar.”

İstanbulspor Kulübü İkinci Başkanı Orhan Seyfi Güner:

“Kulüp olarak genel kurulda hangi başkan adayını destekleyeceğimize karar vermedik. Şu anda net bir şey yok. Bizim genel kurulda 5 oyumuz var. Demokratik olarak delegelerimiz istediği adaya oy verebilir.”

Çaykur Rizespor Kulübü Asbaşkanı ve Basın Sözcüsü Erol Yıldırım:

“Levent Bıçakcı, UEFA’da kariyer yapmış bir isim. Kendisini iyi tanıyoruz. Türk futbolunun içinden gelmiş biri. Başarılı olacağına inanıyoruz. Kendisine sıcak bakıyoruz. Türk futboluna iyi hizmetler vereceği inancındayız. Kazanan Türk futbolu olsun diyoruz.”

Kayserispor Kulübü Başkanı Memduh Büyükkılıç:

“Levent Bıçakcı’nın Futbol Federasyonu Başkanlığı’na aday olması bizi sevindirdi. Bıçakcı, spor kamuoyu tarafından sevilen bir kişi. Kendisinin adaylığını olumlu bir girişim olarak değerlendiriyoruz. Kayserispor kamuoyu da Bıçakcı’nın adaylığını desteklemektedir. Kendisinin bu görevde başarılı olacağına inanıyoruz, hayırlı olsun.”

Diyarbakırspor Kulübü Başkanı Ahmet Göksu:

“Biz daha önce de Futbol Federasyonu seçiminde Levent Bıçakcı’yı destekleyeceğimizi açıklamıştık. Mardin, Batman, Şanlıurfa, Diyarbakır ve Elazığ olarak ortak hareket ederek Bıçakcı’nın yanında yer alıyoruz.”

Sakaryaspor Kulübü Başkanı Selahattin Aydın:

“Bıçakcı’nın adaylığına yönelik her hangi bir değerlendirme yapmam söz konusu değil. Biz daha önce Haluk Ulusoy’u destekleyeceğimizi açıkladık. Ancak ikinci bir seçim dönemi geldi. Şartlar nasıl gelişir, bilemiyorum. İsimleri değerlendireceğiz.”

14 Temmuz 2004’de Türkiye Futbol Adamları Derneği’nin (TÜRFAD), Futbol Federasyonu seçimleri öncesi gelişmeleri değerlendirmek amacıyla organize ettiği Büyük Kulüp’teki toplantıdan önce basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Ali Şen, Levent Bıçakcı’nın başkan adaylığı için “Şimdi Bıçakcı’nın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın adayı olduğunu söylüyorlar. Ancak kesinlikle Bıçakcı, Erdoğan’ın adayı değildir. Başbakanın adını kimse kullanmasın” der.

Fenerbahçe taraftarının, Levent Bıçakcı’yı federasyon başkanı olarak görmek istemeyeceğini ileri süren Şen, “Çünkü ben 1994’te görevdeyken bu insanlarla mücadele ettim. Türk futbolu bunlara kalmamalı. Ben, bunların Fenerbahçe düşmanı olduğunu söylemiştim. Fenerbahçe taraftarı, düşmanlık yapan kişileri unutmadı” şeklinde konuşur.

Ali Şen, şimdiki başkan Haluk Ulusoy’a da değinerek, “Ulusoy ile zaman zaman sürtüşmelerimiz olmuştur. Ancak Ulusoy’un Türk futboluna yaptığı hizmetler de göz ardı edilemez. Ulusoy iyi çalıştı. Şimdi futbolda birbirini satanları, ihanet edenleri görüyorum, üzülüyorum” der.

Ali Şen’in bahsettiği sürtüşmelerden ilkini yazının başlarında belirtmiştim. Bir daha hatırlayalım. Yorum sizin:

Ulusoy’un Fenerbahçe ile ilk sürtüşmesi yine havuz konusundan olur. 5 Şubat 1998 tarihinde, Federasyon’un Fenerbahçe – Altay maçını kasıtlı olarak saat 14.00’e aldığını ileri süren Başkan Ali Şen, “Maçın saat 14.00’te oynanması demek UEFA yayın kurallarına göre o maçın yayınlanmaması demektir. Federasyon bu kararla milyonlarca vatandaşı hem karşısına aldı, hem de alay etti. Futbol Federasyonu kimin federasyonudur? Halkın sırtından para kazanmak isteyenlerin mi, yoksa kulüplerin ve halkın federasyonu mudur? Futbol Federasyonu ne yazık ki, hiç bir sorunun altından kalkmadığı gibi, yeni sorunlar üretmekte çok usta” der.

Bu arada, Futbol Federasyonu’nun Ali Şen’i tedbirli olarak ceza kuruluna vereceği şeklindeki haberler üzerine Fenerbahçe Başkanı şunları söyler: “Beni Altay maçında tedbirli olarak ceza kuruluna vereceklermiş. Başkanlığım zaten haftaya bitiyor. Vatandaş Ali Şen’in stadın hangi Şeref Tribününe sokmamaya, hangi kanun maddesine göre olacağını tesbit etsinler. Böyle gülünç duruma düşen bu federasyon nasıl Türkiye’de hizmet edecektir.”

Fenerbahçeli futbolcular, 15 Şubat’ta görev süresi dolacak olan Başkan Ali Şen’e Çapari Restoran’da 5 Şubat 1998’de bir veda yemeği verirler. Başkan Şen konuşmasında federasyona çatarak, “Görevi bıraksam dahi bu federasyonun ipini çekeceğim. Erzik nasıl gittiyse Ulusoy’da öyle gidecek” der.

14 Temmuz 2004’de Trabzonspor Basın Sözcüsü İbrahim Şahin, Futbol Federasyonu seçimlerinde Haluk Ulusoy’a verdikleri desteğin devam ettiğini söyler.

15 Temmuz 2004 tarihinde Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, Süper Lig maçlarının televizyondan naklen yayın hakları ihalesini onaylar. Federasyon Başkanvekili Ata Aksu kurul toplantısının ardından yaptığı açıklamada, “Digitürk 135 trilyon 950 milyar liraya ihaleyi kazanmıştır” der.

Aksu, şöyle konuşur:

“Bu rakam, sadece kulüplere ödenecek 1 yıllık ücrettir. Bu rakama Futbol Federasyonu ve organizasyon payını eklersek 152 trilyon 619 milyar, KDV’yi de ilave edersek 180 trilyon 90 milyar lira eder. 4 yıllık ihale karşılığı, her yıl TÜFE artışlarını da eklersek, yaklaşık 850 trilyon liradır. Bu da bugünkü kurla 600 milyon dolara tekabül etmektedir. Yani Türk sporuna 600 milyon dolarlık bir gelir girmiştir.

Digitürk, 2004-05, 2005-06, 2006-07 ve 2007-08 sezonlarında, 31 Mayıs 2008’e kadar Süper Lig’de her hafta 4 maçın yurtdışına ve yurtiçine canlı yayınını, tüm maçların da bant ve özet yayınını almış bulunmaktadır. İhale sözleşmesi süresince gelişecek üretim teknolojilerini kullanarak, yurtiçi ve yurtdışına her türlü görsel yayını yapabilecektir.”

Fenerbahçe Kulübü, Digitürk’ün 4 yıllık süreyle daha aldığı Birinci Süper Futbol Ligi maçlarının televizyondan naklen yayın haklarıyla ilgili ihalede muammen bedelin düşük tutulduğu gerekçesiyle Futbol Federasyonu’na tepki gösterir.

Sarı-lacivertli kulübün ikinci başkanı ve basın sözcüsü Nihat Özdemir, ihale sonucu ortaya çıkan rakamlar nedeniyle yayın gelirlerinde bir önceki sezona oranla 3.5 milyon dolar kayıplarının olacağını, bunun da bütçelerini tutturma açısından büyük sıkıntı yaratacağını kaydeder.

Fenerbahçe Kulübü olarak, geçen sezon sözleşmede yer alan haklarını alamadıkları için yayıncı kuruluş Digitürk ile mahkemelik olduklarını vurgulayan Nihat Özdemir, “Durum böyleyken, yeni çıkan muammen bedel öyle düşüktür ki, bu rakam geçen sezon Digitürk’ün kulüplere ödediği rakamın altındadır. Türkiye’de ne değişti ki bu ödenilen rakam geçen seneki rakamı dahi tutturamamaktadır. Futbol Federasyonu Olağan Genel Kurulu’na bir hafta kala gibi önemli bir zamanda bu muammen bedelin düşük tutulması Fenerbahçe Kulübü olarak aklımıza çok önemli kuşkular getirmektedir” der.

Geçen sezon Fenerbahçe Kulübü olarak kendilerine yayın haklarından 14 milyon dolar pay düştüğünü, yeni bütçelerinin bu rakamlara göre hazırlandığını anlatan Özdemir, şöyle devam eder:

“Bugünkü ihale sonucu Fenerbahçe’nin eline ancak 10.5 milyon dolar para geçecektir ve bu bizim bütçe hesaplarımızı altüst etmiştir. Nereden bakarsanız bakın bir anda 3.5 milyon dolar gibi bütçemizde bir açık vermek durumunda kaldık. Bunun için Fenerbahçe Kulübü olarak bu muammen bedelin düşük tutulmasına kesin itirazımız var. Bütün giderlerimiz döviz ve Türk Lirası bazında artarken, Birinci Süper Futbol Ligi’nde yer alan 18 kulübün en önemli gelir kaynaklarının başında gelen yayın ihalesinden elde edilen gelirlerin düşürülmesi yalnız Fenerbahçe için değil, ligdeki 18 takım için de büyük sorun yaratacaktır.”

Trabzonspor Basın Sözcüsü İbrahim Şahin ise, naklen yayın ihalesindeki belirsizliğin ortadan kalkmasının çok iyi olduğunu söyler.

Şahin, naklen yayın paralarının kulüplerin en önemli geçim kaynağı olduğunu ifade ederek, “Futbol Federasyonu’nun bu ihaleyi yapması kulüpler için çok önemli. Belirsizliğin ortadan kalması açısından çok iyi oldu. Onun için Futbol Federasyonu’na teşekkür ediyoruz” der.

16 Temmuz 2004’de Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray, Federasyon’a ortak bir ultimatom vererek, naklen yayın ihalesinde belirlenen bedelle sözleşme imzalanmamasını isterler.

Galatasaray Kulübü adına başkan yardımcısı Refik Arkan, Beşiktaş Kulübü adına ikinci başkan Murat Aksu, Fenerbahçe Kulübü adına da asbaşkan Murat Özaydınlı imzasıyla federasyona gönderilen ortak açıklamada, şöyle denilir:

“Türkiye Futbol Federasyonu’nun baz aldığı muhammen bedelin beklentilerimiz ve geçmiş üç sezonun gerçekleşen değerinin altında olduğu aşikardır.

Bu sebeple, sözkonusu ihaleden kaynaklanan bedel üzerinden, kulüpler ile görüşmeden, herhangi bir sözleşme imzalanmamasını, aksi halde hukuki zeminde kulüplerimizin haklarının korunması amacıyla hareket edeceğimizi bilgilerinize arz ederiz.”

TFF’den eleştirilere yanıt gecikmez:

Gerçekleştirilen ihale, Birinci Süper Lig müsabakalarının yayın haklarının devrine ilişkin yaptığımız 4. satış işlemidir. Önceki ihalelerde ve her konuda olduğu gibi açıklık ve rekabet ilkeleri çerçevesinde kulüplerimiz için elde edilecek en yüksek devir bedeline ulaşmak temel amacımızdı.

İhale öncesi Kulüpler Birliğimizin yapmış olduğu toplantıda da başkanlar seviyesinde görüşler tek tek alınarak federasyonumuza aktarılmış, ayrıca bir yazı ile de bildirilmiştir. Bunun üzerine geçmiş dönemlerden daha yüksek bir muhammen bedel ile ihaleye çıkılmıştır. Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu muhammen bedeli matematiksel gerçekler ve ekonomik koşulları da göz önüne alarak belirlerken, bir önceki dönemde yayıncı tarafından kulüplerimize ortalama ödenen reel rakamlar olan 89,4 milyon dolar rakamı 94 milyon dolar seviyesine arttırılarak ihaleye çıkış rakamı olarak belirlenmiştir. Kaldı ki, bu rakam çift turlu yapılacak ihalenin başlangıç rakamıdır ve ihale TV’lerden naklen yayınlanarak kamu oyunun gözleri önünde açık, net ve şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmiştir.

Hal böyle iken, bazı kulüplerin ve bazı yayın organlarının ihaleyi tartışılır hale getirici söylem ve beyanlarını hayret ve esef ile karşılıyoruz, Hakka ve emeğe saygısızlık olarak değerlendiriyoruz.

Hizmet edenlere teşekkür edilmeyeceğini biliyoruz, bir şeyi daha biliyoruz, hakkı teslim etmek ve tebrik etmek de bir erdemdir.

Ulusoy 19 Temmuz 2004’de Futbol Federasyonu Olağan Genel Kurulu’nda başkanlığa yeniden aday olmayacağını resmen açıklar.

22 Temmuz 2004 tarihindeki Futbol Federasyonu Olağan Genel Kurulu’nda konuşan Ulusoy, 7 yılllık görev süresinde hatalarının da olduğunu, ancak artılarının daha fazla olduğunu ve bunu tarihin yazacağını söyler.

Ulusoy şöyle der:

“7 yıllık görevim süresince, Futbol Federasyonu’nun bayrağını başarıyla taşıdım. Bu süre içerisinde eksiklerimiz, hatalarımız olmuştur. Ancak artılarım, eksilerimden her zaman fazladır. Bütün yaptıklarımızın tüm şeffaflıkla gözler önünde olduğunu görüyorum. Bunun aksini söyleyenler olsa da ben tarihi kimsenin silemeyeceğini söylüyorum.

7 yıl önce federasyon mahkeme kapılarında ve büyük bir kaos içerisinde idi. O günlerde federasyonun buhranlı dönemini bırakıp kaçanlardan bazılarının bugün yönetime aday olduklarını görüyorum. Gönül isterdi ki o dönemde de federasyonda görev alsınlar ve bu kaostan federasyonu el birliğiyle kurtarmak için verdiğimiz mücadelede yanımızda olsalardı. Ben ve arkadaşlarım, inandığımız hiçbir davada ödün vermeden dürüstlüğümüzle çalışarak, federasyonu bugünkü haline getirdik.

Federasyon başkanlığım döneminde kulüplerin zararına olacak hiçbir şey yapmadık. Adam gibi oturdum, adam gibi çekip gideceğim. Federasyonu hiç kimseye peşkeş çekmedim. Ben veda etmiyorum. Ben bir müddet aranızdan ayrılıyorum. Çünkü futbol benim hayatım ve her şeyimdir. Ben futbolun içinde olacağım. Ancak hangi kademesinde olacağımı şu an için bilmiyorum. 7 yıllık görevim süresince futbol için çalıştım. Bundan sonra bu çalışmalara devam edeceğim. Ancak sizlerden son bir şey istiyorum. Ben sizlere hakkımı helal ettim, sizler de bana helal edin”.

Futbol Federasyonu’nun seçimli genel kurulunda 192 delegeden, 109’unun oyunu alan Levent Bıçakcı, futbolun yeni patronu olur. Diğer aday Mehmet Ali Yılmaz ise 83 oy alır. Başkanlık yarışından daha önce çekilen eski başkan Haluk Ulusoy ise seçimlerde oy kullanmaz.

Merkez Hakem Kurulu (MHK) seçimlerinde, Mehmet Ali Yılmaz ile birlikte seçimlere giren Sabri Çelik, MHK başlanı olur. 3 adayın yarıştığı seçimde, Sabri Çelik başkanlığındaki kurul, 83 oy alarak yarışı kazanır.

MHK’da asil ve yedek üye olarak şu isimler yer alır:

Asil: Sabri Çelik (başkan), Muhittin Boşat, Necmi Temizel, Mevlüt Güzel, Murat Ilgaz, Alican Lakot, Mahmut Çetiner, Ali Kunak, Salih Türktunç

Yedek: İsmet Cengiz, Mehmet Çayan, Mekki Keskin, Musa Eryılmaz, Dursun Cumali Sucu, Erdoğan Alan, Metin Karaarslan, Nazif Altınpınar, Yaşar Karaca.

Levent Bıçakcı’nın Yönetim, Tahkim ve Denetleme Kurulları listesinde asil ve yedek olarak şu isimler yer alır:

Asil: Asım Atmaz, Cemil Kazancı, Davut Dişli, Erdal Atalay, Erdoğan Turgut, Hasan Doğan, Mahmut Özgener, Mehmet Baykan, Osman Çağlıkoç, Rıfat Bescili, Serdar Güzelaydın, Şekip Mosturoğlu, Ufuk Özerten, Zekeriya Alp

Yedek: Göksel Gümüşdağ, Celal Koladoğlu, Mustafa Urhan, Metehan Berktaş, Cüneyt Tanman, Ufuk Baloğlu, Nöyfel Bozdoğan, Yılmaz Gökdel, Sinan Bür, Erkan Erkli, Haluk Çiftçi, Cihangir Onger, Mahsun Akbulut, Murat Dağlı

Tahkim Kurulu:

Asil: Prof.Dr.Samim Ünan, Prof.Dr.Selçuk Öztek, Erkan Vardar, Ali Turan, Av.Gürol Kaymak

Yedek: Av.Refik Moral, Av.Ömer Faruk Ergin, Prof.Dr.Fahrettin Aral, Doç.Dr.Metin Fevzioğlu, Kahraman Berk

Denetleme Kurulu:

Asil: Sezai Onaral, Sedat Eratalar, Halil Kaya Özer, Vehbi Karabıyık, Burhan Gezgin

Yedek: Kazım Çalışkan, Sait Feten, Feridun Güngör, İmran Coşkun, Ayhan Durgun.

Kulüpler Birliği ve Ankaragücü Kulübü Başkanı Cemal Aydın, seçimlerde, siyasal otoritenin büyük rol oynadığını söyler. Aydın, “Kulüpler Birliği olarak birlikteliğimizi sağlayamadığımızı bir kez daha gördük. Kulüpler Birliği Başkanlığı’ndan ayrılıyorum. Bana çok baskı var, ama kalmak anlamsız” der.

23 Temmuz 2004’de Merkez Hakem Kurulu (MHK) başkanlığına aday olan Kemal Ulusu, seçimi kazanan Sabri Çelik’in listesinin, yasaya aykırı ve usulsüz hazırlandığını, bu nedenle iptalini isteyeceklerini açıklar.

Ulusu, yaptığı açıklamada, kongre gününden 1 gün öncesine kadar adı ve bir faaliyeti olmayan Sabri Çelik’in, gece yarısı kendisine verilen talimatla, alelacele listesini hazırlayıp, ertesi sabah seçime girdiği iddiasında bulunur.

Ulusu, “MHK’nın kuruluşuna dair kanunun 15. maddesine göre Sabri Çelik’in listesi kanuna aykırı ve usulsüz şekilde hazırlanmıştır. Bu sebepten dolayı Sabri Çelik’in listesinin hukuken iptali istenecektir. Kanunun gerekçelerinde bu hususlar açık seçik belirtilmektedir” der.

Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu ve bireylerin yasal haklarını kullanma özgürlüğünü bulunduğunu ifade eden Ulusu’nun açıklamasında, “Bilinçli ve bilgiyle hazırlanmış benim listeme karşı birkaç saatte, gece yarıları hazırlanmış olan bu listenin kanuna uygun olmaması dolayısıyla, seçimde ikinci olan Kemal Ulusu’nun listesinin geçerli olması için, gerekli hukuki çalışmalara bugün başlanmıştır. Adaletin en kısa zamanda tecelli edeceğinden eminim” denilir.

29 Temmuz 2004’de 44. Uluslararası Futbol Hakem Semineri’nde konuşan Futbol Federasyonu’nun yeni başkanı Dr.Levent Bıçakcı, “Hakemlik kurumu, son yıllarda ciddi sıkıntılar yaşamıştır” der. Konuşmasında MHK üyelerine seslenen Bıçakcı, şunları söyler:

“Dünya Kupası eleme maçlarında puan bile almadığımız yıllarda Türk hakemi, 1974 Dünya Kupası’nda maç yönetmiş, yine aynı hakem Avrupa Süper Kupası finalini yönetmiştir. 1980 ve 1990’lı yıllarda Türk hakemlerinin Avrupa ve dünyada başarılarına şahit olduk. Fakat ne yazık ki son yıllarda Türk hakemlerini önemli Avrupa maçlarında göremiyoruz. Bunları bir eleştiri olarak değil, gözlem olarak söylüyorum.

Hakemlik ve gözlemcilik kurumlarını federasyon çatısı altında birbirinden ayıracağız. Bir maça atanan hakemle onu denetleyen gözlemcinin ayrı kurullar tarafından atanmasını sağlayarak, kuvvetler ayrılığı prensibini getireceğiz.

UEFA’da olduğu gibi Birinci Süper Lig maçlarına bir delege ve bir gözlemciyi, diğer bir deyişle hakem denetçisini atayacağız. Bunlar ligin ilk haftasından itibaren göreve başlayacak. Hakemlik kurumunu, yöneticisi ve hakemiyle profesyonelleştireceğiz.

Lütfen hakem tayinlerinde, ‘hakeme maç değil, maça hakem’ prensibiyle hareket edin. Tüm hakemleri formda oldukları sürece, tüm takımların maçlarına verin. Ödül ve ceza mekanizmalarını adil çalıştırarak hakemleri motive edin.”

Bıçakçı, yabancı oyuncu sayısı konusunda ise “Yabancı futbolcu kontenjanının 6+2 olması konusunda bir şey söylemek için erken. Konu, yönetim kurulumuzda görüşülüp, tartışılacak. Hukuki bir takım engeller var. Fatih Terim çok yakın arkadaşım, çok eski arkadaşım. Çok da sevdiğim bir hoca. Ancak, Ersun Yanal’la sözleşmemiz devam ediyor ve Milli Takım’da hoca değişikliği gündemimizde yok” der.

28 Eylül 2004 tarihinde Ulusoy’un başarılı döneminin bir başka bilançosu açıklanır.

Türkiye, Avrupa Futbol Federasyonları Birliği’nden (UEFA) en çok ceza alan ülke olur. Futbol Federasyonu, UEFA tarafından verilen disiplin ve ceza raporları sonuçlarına göre Türkiye’nin en çok ceza verilen ülkeler arasında başı çektiğini açıklar. Milli takımlar arasında yapılan değerlendirmede ilk sırayı 200 bin İsviçre Frangı (Yaklaşık 238 milyar TL) cezayla Türkiye alırken, Yunanistan ikinci, İtalya ise üçüncü sırada yer alır.

Kulüpler bazında ise Beşiktaş ve G.Saray ilk 5’te. AEK’nın (Yunanistan) 190 bin İsviçre Frangı ile ilk sırayı aldığı listede, Beşiktaş 158 bin frank (188 milyar TL) ile 4., Galatasaray ise 147 bin frank (175 milyar TL) ceza ile 5. sırada yer bulur. UEFA raporlarına göre son 3 sezonda gözlemlenen cezalardaki artış trendi geçen sezon da sürdü ve 2003-04 sezonunda yüzde 9’luk bir artış kaydedilir.


BIÇAKÇI DÖNEMİ KONUMUZ DIŞINDA, O YÜZDEN O DÖNEMİ ATLIYORUZ


30 Aralık 2005 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Anayasa Mahkemesi’ne açtığı davanın ilk aşaması görüşülür. Mahkeme, bu talebin 5 Ocak gündeminde görüşülmesine karar verir. Bu madde değiştiği takdirde Ulusoy’un adaylık konusunda önündeki en büyük engel kalkmış olacaktır.

1 Ocak 2006’da Mehmet Ali Yılmaz, Anayasa Mahkemesi’nin Haluk Ulusoy’un Futbol Federasyonu Başkanlığı için önünü açması halinde adaylıktan çekileceğini açıklar.

Anayasa Mahkemesi’nin 5 Ocak Perşembe günü yapacağı toplantıda, kanunun, ‘Federasyon başkanları üniversite mezunu olmalı‘ maddesini görüşeceğini hatırlatan Yılmaz, şunları söyler:

“Haluk Ulusoy, Türk futboluna büyük katkılar sağladı ve çıtayı dünya 3’üncülüğüne kadar yükseltti. Ayrıca ekonomik anlamda önemli gelirler elde etti. Federasyon, milli takım ve kulüplerin gelirlerini, hatta hakemlerin ücretlerini arttırdı. Yani Türk futbolunda kalite arttı. Bu yüzden ben sonuna kadar kendisini destekliyorum.”

Ulusoy 2 Ocak 2006’da Ankara’da Ankaragücü Başkanı Cemal Aydın’la akşam yemeğinde buluşur. Seçimlerde birlikte hareket etme kararı alan ikilinin mahkemeden Ulusoy aleyhine karar çıkması durumunda Cemal Aydın’ın başkanlığa aday olacağı belirtilir.

5 Ocak 2006 tarihinde ise Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Haşim Kılıç, CHP’nin 5340 Sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle açtığı davanın da karara bağlandığını söyler.

Kılıç, yasayla 3289 sayılı Kanuna eklenen, “Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay Başkan ve üyeleri ile adli ve idari yargı hakim ve savcıları; Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile özerk federasyonlar tarafından organize edilen sportif faaliyetlerde, bu kanunda öngörülen veya özerk federasyonlar bünyesinde bulunan kurullarda görev alabilirler” maddesindeki, “… bu Kanun’da öngörülen veya özerk federasyonlar bünyesinde bulunan kurullarda …” bölümünün, Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğini kaydeder. Kılıç, bu düzenlemenin hakim ve savcıların özerk federasyonlar bünyesinde görev almalarını düzenlediğini anımsatır. Yasadaki, “hakkında idari makamlar veya yargı mercilerince müsabakalara giriş yasağı verilenler, müsabakanın başlamasından iki saat önce bulunduğu yerin karakoluna giderek müsabaka süresince burada bulunmak zorundadır. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyen veya yasaklı olmasına rağmen spor alanına girenlere üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir” hükmünün de iptal edildiğini ifade eden Kılıç, ayrıca Futbol Federasyonu Başkanlığı için “yüksekokul mezunu olma” şartını arayan yasa hükmünün, Anayasa’ya aykırı bulunarak iptaline karar verildiğini bildirir. Kılıç, bu maddeye yönelik iptal kararının, 3’e karşı 8 üyenin oyuyla, yürürlüğü durdurma kararının ise oybirliği ile alındığını söyler.

Bu kararla, Futbol Federasyonu Başkan adaylığı için adı geçen lise mezunu Haluk Ulusoy için de adaylık yolu açılmış olur.

Ulusoy 6 Ocak 2006’da Türkiye Spor Yazarları Derneği’nin Levent’deki merkezinde bir basın toplantısı düzenleyerek, adaylığını kısıtlayan yasal düzenlemenin anayasa mahkemesinin kararı ile ortadan kalktığını ifade ederek, “Huzurunuzda Türk yargısına minnetlerimi sunuyorum. Ülkemizin bir hukuk devleti olduğunun güzel bir örneği olmuştur. Özgürlükleri güçlendiren iyi bir uygulama olmuştur. Sayıları milyonlarla ifade edilen üniversite mezunu olmayan herkesin önü açılmıştır. Demokrasinin sade insanların rejimi olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır” der.

Türk futbolunun bugün içine düştüğü durumun şahsına özel sorumluluklar yüklediğini kaydeden Ulusoy;

“Mesele zor, zahmetli, karmaşık ama çözümsüz değildir. Gün, kimin kimden kaç oy aldığı gün değildir. Gün birlik beraberlik günüdür, kongreyi kimin kazandığı gün değildir. Kongere tek adaylı olmalıdır. Yarışma parçalanmak getirecekse, güç kaybettirecekse fayda yerine zarar verecektir. Bu noktada Kulüpler Birliği Vakfı’nı göreve davet ediyorum. Kulüpler birliği birlik içinde olup, bölünmez, parçalanmaz tek bir yumruk halinde şahsımı göreve davet ettiği takdirde, taban birlikleri de beni aday olarak gösterirse sorumlu davranacağım. Görevden kaçmam. Türk futbolunu hep birlikte ayağa kaldırmak mecburiyetindeyiz.”

Haluk Ulusoy, Türk futbolunun geldiği noktada çok adaylı seçimin bir yarar getirmeyeceğini ileri sürer.

Çok adaylı seçimi 1.5 yıl önce yaşadıklarını ifade eden Ulusoy, “1.5 yıl önce gördük ve neler kaybettirdiğini yaşadık. Kamplara dönmüş ve çatışmalara sahne olmuş bir seçim, 6 ay veya 1 yıl sonra yeniden bir seçimi getirir. Türk futbolu dibe vurmuş durumda, yeni kaos yaratılmaması için tek aday olmalıdır. Aslında demokrasiler için çok adaylı seçimler iyidir. Ama gün o gün değildir” ifadesini kullanır.

Konuşmasının başında Anayasa Mahkemesi kararını değerlendirirken “Demokrasinin sade insanların rejimi olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır” diyerek demokrasiyi öven Ulusoy, birkaç dakika sonra “çok adaylı bir seçimin yararlı olmayacağını” söyleyerek demokrasiye yeni bir tanım getirmeyi de başarmıştır: “Demokrasi bana yaradığı sürece iyi, aleyhimde ise kötüdür.

Ulusoy, Kulüpler Birliği Vakfı ve taban birliklerinin öğleden sonra alacağı kararların kendisinin adaylık kararını yönlendireceğini söyler.

Adaylığını açıklarken, “Adalet” kavramını ön plana çıkaran Ayhan Bermek’e isim vermeden çok sert bir çıkış yapan Ulusoy, “Ben adaletten şeffaflıktan bahsetmiyorum, bahsedenleri de kınıyorum” ifadesini kullandı. Ulusoy şunları söyler:

“Şimdi ‘Adalet’ deniliyor, bundan önceki tüm başkanların hepsi adaletliydi. Geçmişe saygısı, olmayanın geleceğe saygısı olmaz. Geçmişe vefası olmayana Allah gelecekte hiçbir başarı vermez. Bunu esefle kınıyorum. Adalet kurulacakmış, yok muydu, Şenes beyin, Levent Bıçakçı’nın zamanında adalet yok muydu, hepsi Türk futboluna hizmet vermek için çalıştılar. Bundan sonra gelecekler de hata yapar ama bilerek hata yapma lüksleri yoktur.”

Geçmişte Fenerbahçe Kulübü başkanı Aziz Yıldırım ile yaşadığı sorunlarının hatırlatılması ve “Kendisiyle görüşecek misiniz?” sorusu üzerine Ulusoy, “Kendisi ile kişisel bir problemim yok, görüşürüm” der.

6 Ocak 2006’da toplanan Kulüpler Birliği, 3.5 saatlik toplantıda, Haluk Ulusoy ile Ayhan Bermek ismi üzerinde tartışır. Oylamada 14-3 Ulusoy, üstünlük sağlar.

İlk turda desteklenecek isimler arasında Haluk Ulusoy’a 9, Ayhan Bermek’e 3 oy çıktı. 5 üye ise çekimser olduğunu belirtir. Bunun üzerine yeniden bir oylama yapılır. Bu turda çekimserler de Ulusoy ismi üzerinde birleşir. Oylama sonucunda 14-3 Ulusoy üstünlüğü vardır. Böylece Kulüpler Birliği, Ulusoy’u destekleme kararı alır.

Toplantı sonunda üyelerle birlikte medyanın önüne çıkan Kulüpler Birliği Başkanı Özhan Canaydın, Haluk Ulusoy’u destekleme kararı aldıklarını resmen açıklar. Canaydın şunları söyler:

“17 kulüp temsilcisi ve başkanı oturup konuştuk. Adaylığını açıklayanlar dışında başka aday var mı veya olabilir mi, kendi içimizden birini çıkartabilir miyiz diye bunu da değerlendirdik. Ve oy çokluğu ile Haluk Ulusoy’u destekleme kararı aldık. Diğer adaylara da başarılar diliyoruz. Temiz bir sayfa açılacağına inanıyoruz”.

Konya ile iki Kayseri temsilcisinin Ayhan Bermek’i destekliği öğrenilir. Konyaspor Başkanı Ahmet Şan da toplantı sonrası yaptığı değerlendirmede, “Kulüpler Birliği’nin aldığı kararı sonuna kadar destekleyeceğiz. ” diye konuşur.

Toplatıya A.Gücü’nün başını çektiği “Kemik Ulusoycular” grubu, “İsim açıklamayalım” görüşünün ağır bastığı toplantıya, beraberindeki 7 kulüple birlikte “isimleri tartışalım, görüşümüzü açıklayalım” biçiminde net bir tavırla girer. Ulusoy’un ismi gündeme geldikten sonra “başkan adaylığından sadece Haluk Ulusoy için çekilirim. Aksi halde başkanlığa adayım” şeklinde tavır koyan ve son gelişmeler üzerine adı Ulusoy’un Başkan Yardımcısı olarak telaffuz edilen Cemal Aydın’ın önderliğindeki Ankaraspor, Trabzon, Denizli, Beşiktaş, Samsun, Diyarbakır ve G.Antep kulüp temsilcileri, oylarının Ulusoy’a olduğunu açıklarlar.

Sivas, G.Birliği, V.Manisa, Kayseri, K.Erciyes, Ç.Rize ve Konya temsilcileri ise ilk turda çekimser oy kullanır. G.Saray Başkanı Özhan Canaydın, “Levent Bıçakçı ile devam edelim” derken, Malatya Başkanı Hikmet Tanrıverdi, “Şenes Erzik’in başkanlığı, Türk futbolu için en uygunudur” görüşünü savunur.

2. tur görüşme ve oylamada Kayseri, K.Erciyesspor, G.Saray, Ç.Rize ve Sivas da “Ulusoy’a oy verelim” diyen gruba destek verir; G.Birliği, Malatya, Konya ve V.Manisa ise çekimserlik durumunu sürdürdü. Böylelikle Kulüpleri Birliği Vakfı, Ulusoy’u 13 evet, 4 çekimser oyla destekleme kararı alır.

9 Ocak 2006’da CNN Türk’te yayınlanan “Spor Özel” programına konuk olan Mehmet Ali Şahin, halen yargıda olan bir konu üzerine yorum yapmanın seçim öncesi sıkıntı yaratıp yaratmayacağı yolundaki soruya, “Ben bir hukukçuyum, bunu biliyorum. Ancak bugün futbolun yönetimine talip olanlar sütten çıkmış ak kaşık gibi ortalıkta dolanıyorlar” cevabını verir.

“Eğer Haluk Ulusoy seçime girer ve kazanırsa bu dosyaları kendi federasyonu mu takip edecek?” şeklindeki soruya Şahin şu yanıtı verir:

“Elbette takipçisi Ulusoy olacaktır. Ama şu ihtimal de var, davalar geri çekilebilir ve düşer. Benim hayret ettiğim yakın geçmişte Ulusoy’u şikayet edenlerin, bugün birlikte hareket etmesi. Birinci Lig kulüp başkanlarına kızgın ve kırgınım. Hatta o dönemin Kulüpler Birliği Başkanı, bana bizzat gelip, şikayette bulunmuştu. Ulusoy hakkındaki bu şikayetlerin komisyonda zabıtları var. Üstelik kulüplerin bu şekilde seçimini ve adaylarını açıklamasını demokratik bulmuyorum. 17 kulüp çıkıp bir tek aday üzerine anlaşıyor. Bu doğru değil. Hasan Doğan da olsa, Haluk Ulusoy da olsa yanlış.

Ulusoy yönetiminin önce Trabzon’daki belgesiz harcamalarını açıklaması gerekiyor. Benim önümde Başbakanlık Teftiş Kurulu raporları mevcut. Mesela federasyonun bazı yönetim kurulu üyeleri avans almış, kapatmamış. Avansı kapatmamak olur mu? Bunların hesabı nasıl verilecek? Mesela Trabzon tesislerini yapan müteahhit, eşi ile birlikte Marmaris’te bir otelde ağırlanmış. Faturayı federasyon ödemiş. Elimizde fatura var. Sadece Trabzon tesislerindeki usulsüzlüğün bedeli 1,5 milyon. Faizleri ile birlikte 2 milyona ulaşıyor. Bunun hesabını kim verecek? Tabii ki Haluk Ulusoy yönetimi verecek.”

Futbol Federasyonu eski Başkanvekili Ata Aksu, CNN-Türk’teki canlı yayında Bakan Mehmet Ali Şahin’in açıklamalarına yanıt verirken, bütün davalardan beraat ettiklerini söyler. Aksu şöyle der:

“Sayın Şahin’in uslüp ve hiddetini yadırgadım. Kulüpler Birliği’nin tek aday göstermesi herkesin arzusuydu. Anti demokratik bir şey yok ki. Taban birlikleri tek aday üzerinde birleşiyorsa bu çok önemlidir. Usulsüz harcamalar var diye mahkemeye çıktık, 36 kişi beraat etti. Bütün davalardan beraat ettik. Şimdi dava açılsın, sevinirim şaibelerden kurtuluruz alnımızın akıyla çıkarız. Devlet Üstün Hizmet Madalaysı aldık. Var mı başka alan? Yargıda aklanırız geliriz. Bizi suçladıkları, otellerde konaklanma, usulsüz harcama dedikleri 15 bin YTL. Bu mantıkla davası olanlar ve devam eden kamu ve hükümette davalı birçok isim var. Onların da istifa etmesi lazım. Eğer göreve gelirsek bakanla aramızda hiçbir sürtüşme olmaz. Ayhan Bermek’in üzülmesini istemem. Bu yüzden tek aday olsun dedim. Ulusoy büyük destek alıyor. Şu anki tablonun değişmesi için deryanın değişmesi gerekir. ‘Bayram ola, hayır ola’ diyorum. Bayramın birinci veya ikinci günü açıklaması gelecektir. Bu destek karşısında sessiz kalması düşünülemez.”

Ulusoy Federasyonu hakkındaki suçlamaları içeren rapor şöyledir:

Burhan Satır
29.04.2004 Belçika Seyahati 191.21 Euro belgesiz harcama 15.09.2003 Avusturya maçı 55 Euro belgesiz harcama 15.09.2003 Avusturya maçı 502.23 Euro yanlış hesap 25.05.2004 Seyahat 689 Euro belgesiz harcama

01.12.2003 Seyahat gideri 702 Euro fazla ödeme, yanlış hesap, belgesiz harcama 22.08.2003 Almanya 167 Euro belgesiz harcama 24.06.2003 Seyahat gideri 249 Euro belgesiz harcama 20.05.2003 Seyahat gideri 86 Euro belgesiz harcama 01.12.2003 havaalanı 600 Euro mahseti anlaşılamaz, yiyecek-içecek 115 YTL belgesiz 07.06.2004 Seyahat-yiyecek-içecek

855 Euro belgesiz harcama, seyahat-yiyecek-içecek-uçak-tren-çamaşır 2.115 Euro belgesiz. (Satır hakkında İstanbul Sarıyer Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açılmış durumda.)

İsmail Dilber
27.05.2004 Seyahat 1.164 Euro belge kabul edilmeyen kağıtlar, yanlış hesap. (Dilber’e Beyoğlu 35. Noterliğinden ihtarname çekilmiş, dönüş bekleniyor. Makbuz ibrazı bekleniyor. Belgeleyemediği taktirde dava açılacak.)

Sadettin Güler
23.10.2002 Ceket alımı 660 YTL. Belgesiz

08.10.2002 Hediyelik eşya-ceket 1.377 YTL belgesiz. (Güler’den belge istenmiş gelmediği taktirde dava açılacak.)

Hüsnü Hayali
04.09.2000 Polonya maçı 100 Dolar bahşiş, 314 dolar bakiye yok. (Hayali’den belge istenmiş, gelmediği taktirde dava açılacak.)

İlhan Peksan
01.06.2004 Japonya 200 dolar belgesiz harcama (Peksan’dan belge istenmiş, gelmediği takdirde dava açılacak)

Can Çobanoğlu
20.05.2003 İtalya,Slovakya, Avusturya, İran ve Fransa gezileri 3.589 dolar kredi kartı slipi. Seyahat gideri dışındaki giderler:

04.08.2003 898 Euro kredi kartı kopyası

28.07.2003 6.128 Euro kredi kartı kopyası (Çobanoğlu’ndan harcamalarla ilgili belge bekleniyor. Gelmediği taktirde dava açılacak.)

Tamer Çelik
15.10.2003 İsviçre büro kiralama 3.451 İsviçre frangı. Görevlendirme onayı yok

11.11.2003 640 Euro harcama, 1.203 İsviçre frangı görev onayı yok. (Çelik hakkında Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açıldı)

19.06.2002 Rakkas Bar Restaurant 800 YTL yemek, 372 YTL içki

18.06.2004 Deniz Tur.Don.AŞ 2.840 YTL yemek, 1.065 YTL içki, Girne Colany Otel 5.596.406.858 TL

Grand Duma Otel Milano 2.599.466.267 TL

25.10.2002 Haluk Ulusoy, Hüsnü Hayali, Bahri Köse (Trabzon tesisleri müteahiti) 1.994.392.184 TL

Amerikalı Misafirler yemek içki bedeli 19.178.511.000 (4 günlük yemek)

Kapatılmayan Hesaplar
Hüsnü Hayali 667.205.634 TL.

Haşim Sayitoğlu 139.083.544 TL.

Orhan Saka 2.706.000.000 TL.

Mukan Perinçek 4.320.000.000 TL.

Uçak Biletleri
Burhan Cahit Eldem Trabzon uçak bileti eşi ile 248 YTL

27.07.2002 Ata Aksu eşi kızı yurtdışı uçak bileti 7.148.940.080

17.07.2002 tarihindeki 13.423.650.000 TL’lik giderlerin ne olduğu belli değil

18.06.2002 tarihinde 29.369.600.000 TL. Hakan ve Çağrı Başeskioğlu konaklama ve seyahat giderleri. Seyahat giderlerinde bu kişilerin ismi bulunmamakta.

17.07.2002 12 kişilik 34.059.200.000 TL’lik harcama

29.06.2002 33.193.750.000 TL’lik uçak bileti harcaması

19.06.2002 3.602.200.000 TL’lik uçak bileti harcaması

Liechtenstein-İrlanda maçı
Ömer Hayali’nin federasyon delege listesinde ismi bulunmamaktadır. İlgili harcama tutarı 1.413 Euro.

Mithat Halis Federasyon delege listesinde ismi bulunmamaktadır. İlgili harcama tutarı 704.859.089 TL.

Slovakya-Türkiye
Ömer Hayali delege listesinde yer almamaktadır. İlgili harcama 653.30 Euro

Trabzon Haluk Ulusoy Tesisleri
Trabzon Haluk Ulusoy Tesisleri ile ilgili raporda 1.289.108.968.384 TL’lik zarar sorumlularından yasal faizi ile istenmiştir.

Ulusoy 14 Ocak 2006’da Levent’teki Türkiye Spor Yazarları Derneği’nde (TSYD) düzenlediği basın toplantısında, adaylığıyla ilgili geçen süreçte futbol ailesinde kendisine yönelik bir birliğin sağlandığını tespit ettiğini kaydederek, “Futbolun içinden gelen bir başbakanımız ile spora gereken önemi veren hükümetimizin varlığı, kararımı vermem için yeterli olmuştur. Sizlerin huzurunda ve 70 milyonun önünde 19-20 Ocak’ta yapılacak olağanüstü genel kurulda Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı’na aday olduğumu açıklıyorum” der.

Ulusoy şunları söyler:

“Başbakanımızın önderliğinde ülkemizin son dönemde özgürlükler, demokrasi, ekonomi, turizm ve Avrupa Birliği gibi alanlarda yakaladığı başarıya, futbolu da dahil etmek federasyonumuzun ana hedefi olacaktır.

Medyada yer alan adaylıktan çekilmeme ilişkin baskı yapıldığı iddiaları tamamen gerçek dışıdır. Aynı zamanda başta Sayın Başbakanımız olmak üzere, hükümet üyelerine karşı yapılmış saygısızlık olup, süreç demokratik ortamda gelişmektedir.

2004’deki genel kuruldan bu yana geçen süre görev yaptığım 7,5 yılın değerlendirilmesi ve muhasebesinin yapılması açısından iyi bir fırsat oldu. Futbol dünyasına dışarıdan bakma imkanı buldum. Bir inziva dönemiydi. 7,5 yılın artısını ve eksisini değerlendirdiğimde başarılarımı ve artılarımı Türk Milleti’nin takdirine bırakıyorum. Noksanlarımı ve kusurlarımı tek tek gözden geçirdim. Bunlardan gerekli dersleri çıkardım, değiştim… Futbolu geliştirip, bugün bulduğum yerden değil dün bıraktığım yerden daha ileriye götürmeye geliyorum. Bunu yeni bir ruh ve yeni bir vizyon ile yeni bir kadro ile gerçekleştireceğiz. Başarının şartı uzlaşma, uzlaşmanın şartı ise konuşabilmek, fikirlere hürmet ederek görüşlerimizi paylaşabilmektir. Kurtarıcı adamlar, mucize fikirler yerine ortak aklı, ilmi ve tecrübeyi hakim kılmaktır. İşte başarının altın anahtarı budur.“

14 Ocak 2006’da Başbakanlık Sözcüsü Akif Beki, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın özerk kuruluşların iç işleyişlerine müdahale etmeme prensibine bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bağlı kalmayı sürdüreceğini bildirir.

Beki, yaptığı yazılı açıklamada, Futbol Federasyonu kongresiyle ilgili son gelişmeler üzerine Başbakan Erdoğan’ın değerlendirmelerini kamuoyu ve futbol camiasıyla paylaşma gereği duyduklarını belirtir.

Futbol Federasyonu’nun özerk bir kuruluş olduğunu vurgulayan Beki, Başbakan Erdoğan’ın özerk kuruluşların iç işleyişlerine müdahale etmeme prensibine bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bağlı kalmayı sürdüreceğini ifade eder. Beki, “Başbakan, bu kuruluşların siyasetin dışında tutulması için gerekli özeni bugüne kadar göstermiştir ve göstermektedir.

Bazı adayların Sayın Başbakan ya da hükümetin desteğine sahiplermiş gibi bir izlenim vermeleri her şeyden önce Türk futboluna ve kurumsal olarak Futbol Federasyonumuza zarar verecektir.

Sayın Başbakan, bu tür çabaları yadırgamakta ve adayları gerek kendi tarafsızlığına, gerekse federasyonun özerk yapısına gölge düşürücü söz ve davranışlardan uzak durmaya çağırmaktadır.

Türk kamuoyu ve futbol camiası bilmelidir ki Sayın Başbakan bu tartışmaların dışındadır” der.

Bu arada Futbol Federasyonu’nun usulsüz harcamaları arasında gösterilen 660 milyon liralık ceket alımı araştırmasında çok ilginç bir sonuca varılır. Başbakanlık Teftiş Kurulu raporlarına da konu olan ceketlerin, dünyaca ünlü İtalyan hakem Pierluigi Collina ve yardımcılarına verildiği saptanır.

2002 Dünya Kupası finalleri öncesi 14 Kasım 2001’de Ali Sami Yen Stadı’nda Avusturya ile oynadığımız ve 5-0 kazandığımız baraj maçı öncesi satın alınan ceketlerin, mihmandar Sadettin Güler tarafından Collina ve arkadaşlarına verildiği belgelenir.

Dönemin Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ve Merkez Hakem Kurulu Başkanı Bülent Yavuz’un inisiyatifi ve direktifi doğrultusunda gerçekleşen hediye ceket alımının, Zeytinburnu’nda bulunan bir imalathaneden yapıldığı kayıtlara geçer. FIFA kokartlı eski hakemlerden olan ve uluslararası müsabaka için Türkiye’ye gelen tüm hakemlerin mihmandarlığını yapan ve camiada saygın bir yeri olan Sadettin Güler, Futbol Federasyonu’nun açtığı soruşturma doğrultusunda olayı ayrıntılı bir şekilde anlatır.

Güler, piyasa değeri yaklaşık 300’er dolar olan deri ceketlerin her birinin, sıkı bir pazarlık sonucu 100’er dolara alındığını Futbol Federasyonu’na bildirir. 20 gün önce İstanbul’da Futbol Federasyonu Hukuk Kurulu üyelerine ifade veren Güler, “alışverişin bir imalathaneden yapılması” nedeni ile fatura alımının gerçekleşmediğini söyler. Dolar kurunun 2002 Kasım’ında 1 milyon 650 bin lira olduğunu belirten Güler, 4 ceket için toplam 660 milyon lira ödediğini bildirir.

Dünyada tüm ev sahibi ülke federasyonları tarafından misafirperverlik gereği yapılan hediye alımı nedeni ile başı ağrıyan Güler, federasyona verdiği ifadesinde, “Collina’yı iyi tanırım. Dostumdur. Bunda abartılacak bir durum yok. Ülkemin konukseverliği doğrultusunda ufak bir hediye aldık. Gerekirse bu hediyelerin parasını fazlasıyla cebimden ödemeye hazırım. Yeter ki, ülkemize ve futbolumuza bir zarar gelmesin” der.

Halen İstanbul İl Hakem Kurulu Başkanlığı yapan Güler ayrıca, “Müsterihim. Tek üzüntüm, Collina’nın adının deşifre edilmesi nedeni ile ülkemizin ve futbolumuzun zarar görecek olmasıdır” der. Futbol Federasyonu da bu ifade karşısında Sadettin Güler hakkında dava açılmasını kararlaştırır.

İddialar üzerine Collina “Hayatımda hiç maç öncesi veya sonrası armağan almadım. Prensiplerime aykırıdır ve bu itham ‘Grande Bugie’ (koca bir yalandır)” der.

M. Ali Şahin 16 Ocak 2006’da NTV’ye yaptığı açıklamada, Haluk Ulusoy ile herhangi bir şahsi problemi olmadığını belirterek, “Tüm adaylar benim için saygıdeğerdir, ancak sayın Ulusoy’un 7.5 yıllık başkanlığı döneminin son 3 yılıyla ilgili Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun 400 küsur sayfalık bir teftiş raporu var” diye konuşur.

Müfettişlerin, raporun son bölümünde, “Ulusoy’un görevde kalmasında sakınca vardır” şeklinde bir değerlendirme yapmayı düşündüklerini, ancak kendisinin o tarihte görevde olmaması nedeniyle bu şekilde bir değerlendirme yapamadıklarını ifade eden Bakan Şahin, siyasetçiler olarak özerk alana müdahale etmemeye özen gösterdiklerini kaydeder.

Şahin, şunları söyler:

“Sayın Ulusoy, federasyon başkanı seçildiği taktirde, müfettişler görüşlerini bana tekrar bildirecekler. Ben de genel kurulun hemen arkasından Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nu toplantıya çağıracağım. Kendisinin aklanması gerektiğini düşünüyorum. Aklanmadan aday olmamalıdır.

Ulusoy, hükümetin başarılı olduğunu söylüyor ve bu başarıya katkı sağlayacağı yönünde açıklamalarda bulunuyor. Bu açıklamalar, sayın Başbakanımızı son derece üzmektedir. Nitekim basın müşavirliğimiz tarafından 2 kez açıklama yapılmak zorunda kalınmıştır.

Devletin bir adamı olarak devletin müfettişlerinin raporlarının gereğini yapmak durumundayım. Türkiye’de kimsenin futbolu kaosa sürüklemeye hakkı yoktur.”

Aynı tarihte “Haluk Ulusoy’un destekçisi, siyasi iradeyle bağlantı noktası” olarak anılan Melih Gökçek şunları söylüyordur:

“Evet, Ulusoy’u destekliyorum. Futbola başkan olmasını da istiyorum ama hiçbir şekilde siyasi bağlantı sağlamam, bu işe siyaseti sokmam mümkün değil. Bu nedenle sayın Başbakan’a gitmem, bu işlere girip kendisiyle ters düşmem de mümkün değil. Birileri anlamadığım biçimde Başbakan’ın adını kullanıyor. Zaten sayın Erdoğan da bunun rahatsızlığını hissedip -ben bu işlere girmiyorum- diye açıklama yaptı. Ancak, sayın Erdoğan bu işe girerse, bana da bu konuda bir talimat verirse, hoşuma gitse de gitmese de siyasi terbiye gereği, buna uyar gereğini yaparım. Benim terbiyeme göre, -Başbakanımın emri olur- der hemen uygularım.

Siyasi kişiliğimi, belediye başkanı elbisemi dolaba asıp, spor işleriyle uğraşıyorum. Çünkü benim hoşuma gidiyor spor.. Siyasilerin sporla uğraşmasını ancak spor adamı kimlikleriyle kabul ederim.. Tıpkı benim yaptığım gibi.. Yaşamı spor içinde geçen bir kişi olarak, sayın Haluk Ulusoy’a da söylediğim gibi tüm kulüplerin temsil edildiği bir yapı oluşmalı.. Her kulübün bir temsilcisi olmalı, futbolun kurullarında. Herkese yetecek kadar kurul var, yoksa da oluşturulmalı. Herkesin söz hakkı, bunun yanı sıra da sorumluluğu olmalı futbolun yönetiminde. Futbolun kurtuluşu, gelişmesi, büyümesinin formülü burada”.

TFF seçiminin hemen öncesinde, 18 Ocak 2006’da, İsviçre’de yaşayan avukat Mustafa Bakraç, FIFA Başkanı Joseph Blatter’e gönderdiği şikayet dilekçesinde, Türkiye’de futbolda en zor seçimin olacağını ve bunun sebebinin de seçimlere siyasetin karışmasından kaynaklandığını ifade ederek, federasyon delegelerine baskı yapıldığını, bunun da hukuk devletine karşı, demokrasi ve FIFA kurallarına aykırı bir seçim olacağı görüşlerine yer verir.

Ulusoy, Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in kendisine açıkça tavır alması nedeniyle yaşanan son gelişmeler için ilginç bir yorum yaparak içinde bulunduğu durum ile Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın’ın yaşadığı olaylar arasında paralellik kurar: “Beni de Rektör Yücel Aşkın gibi linç etmek istiyorlar”.

Seçim çalışmaları için Ankara Sheraton Oteli’nde karargah kuran Ulusoy, oy kullanacak delegelerle bire bir görüşmeler yaparak, kendi tarafına çekmeye çalışmaktadır. Planlarını ve projelerini anlatan Haluk Ulusoy, “Kimseyle kavga etmek istemiyorum. Spor adamına kavga yakışmaz. Son günlerde yaşananlara inanın çok üzülüyorum. Bana yapılanları içime sindiremiyorum. Bazıları beni Rektör Yücel Aşkın gibi linç etmek istiyor, devr-i sabık yaratmaya çalışıyorlar. Olayın acı tarafı bana bu haksızlığı yapanların hepsinin de arkadaşım olmaları” diye dert yanar.

Ulusoy, başkan seçildiği taktirde yapmayı planladıklarının yer aldığı bir kitapçık hazırları. Kitapçıkta yer alan önemli maddeler şöyledir:

  • Süper Lig Birliği kurularak, 2008-2009 sezonunda yayınlar, marka ve gelir paylaşımını bu birliğe devredilecek.
  • Süper Ligin yanı sıra 2 ve 3. ligler için de birlik kurulacak.
  • Hakem notları açıklanmayacak. 3’er aylık değerlendirmeler yapılacak.
  • Yabancı futbolcu sayısı ve kriterlerinde değişiklik yapılacak.
  • Pazarlama için yeni departman kurulacak. Gelir artırıcı çalışmalar, kulüpler ve sponsorlar ile birlikte yapılacak.
  • Almanya’da amatör küme takımları finanse edilip, buralardan yetişecek Türk çocukları futbolumuza kazandırılacak.
  • Futboldan emekli olmuş bakıma muhtaç, hakem, teknik direktör, antrenör ve futbolcuların barınmaları için huzurevleri açılacak.

19 Ocak 2006’da Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu’ndaki başkanlık yarışını Haluk Ulusoy kazanır. Genel kurulda başkanlık için yarışan iki adaydan Haluk Ulusoy, 211 geçerli oydan 109’unu, Ayhan Bermek ise 102’sini alırken, seçim sonucu taban birliklerinin oy kullandığı 6. sandığın açılmasından sonra Ulusoy lehine döner.

Aralarında Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor’un bulunduğu Birinci Süper Lig kulüplerinin oy kullandığı 1. sandıkta 48 delege oy kullanırken, Ayhan Bermek’e 28, Haluk Ulusoy’a 20 oy çıkar. Diğer süper lig kulüplerinin yer aldığı ve 40 delegenin oy kullandığı 2. sandıkta da Bermek 23, Ulusoy 16 oy alır. Eski federasyon başkanlarının oy kullandığı 3. sandıktaki 36 oydan, 13’ünü Bermek, 22’sini Ulusoy kazanır. İkinci ve Üçüncü Lig kulüp delegelerinin oy kullandığı 4. sandıkta Bermek’e 17, Ulusoy’a 11 oy çıkar. Yine İkinci ve Üçüncü Lig delegelerinin yer aldığı 5. sandıkta bu kez Ulusoy 19-14 üstünlük sağlar. Son sandık açılmadan önce Ayhan Bermek, sayılan oylardan 95’ini alırken, Ulusoy’a 88 oy çıkmıştır. Fakat taban birliklerinin belirlediği 28 delegenin oy kullandığı 6. ve son sandıkta Haluk Ulusoy, Ayhan Bermek’e 21-7 gibi büyük bir fark atınca, seçimden 109-102’lik üstünlükle federasyon başkanı olarak çıkmayı başarır.

Ulusoy seçim sonuçlarının ardından şunları söyler:

“Bana güvenen Türk halkına teşekkür ediyorum; beni tekrar başkan olarak görmek istediler. Ayrıca basın ve medya kuruluşlarına da teşekkür ediyorum. Medyamız bu süreçte çok duyarlı davrandı. Mükemmel bir gazetecilik örneği gösterdi. Genel kurul üyeleri bana teveüccüh göterdiler ve bir dönem daha futbol federasyonu başkanı olarak görmek isteyerek, oylarını bu yönde kullandılar. Hepsine çok teşekkür ediyorum. Adaylık sürecinde benden desteklerini esirgemeyen annem, babam ve aileme de ayrıca teşekkür etmek istiyorum.

Ülke futbolunu bıraktığım yerden daha ileriye götürmek için, malzemecisinden yöneticine kadar tekrar zincirin halkalarını oluşturacağız. Türk bayrağını en yüksek yerlere yine taşıyacağız.

M. Ali Şahin’in açıklamaları bakanın görüşleridir. Biz saygıda kusur etmeyiz, sayın bakanımıza ziyarete gideriz. Türk futbolunu kalkındırmak için sayın Bakana da Başbakana da ihtiyacımız var. Bunu tek başımıza yepmamız mümkün değil. Bunu elbirliği ile yapacağız.”

Olağanüstü genel kurulda oylama öncesi faaliyetler ve yapılan konuşmalar şöyledir:

Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu’nun başlamasına dakikalar kala Sheraton Oteli’nin lobisinde bir araya gelen başkan adayları Ayhan Bermek ve Haluk Ulusoy, dostluk mesajları verdi.

Kulüpler Birliği ve Galatasaray Kulübü Başkanı Özhan Canaydın ile birlikte otelin lobisinde kahve içerek sohbet eden Bermek ve Ulusoy, 2 eski dost olduklarını vurgulayarak, seçim sonunda kazananın Türk futbolu olması temennisinde bulundular.

Haluk Ulusoy’un Türk futbolu için önemli çalışmalar yapmış, büyük başarılara imza atmış bir federasyon başkanı olduğunu ifade eden Bermek, “Bu kez 2 hemşehri rakip olduk. Türk futboluna biraz da ben hizmet etmek istedim. Bu nedenle aday oldum. Seçimi kazanırsam Ulusoy’un başlattığı çalışmaları sürdürmek ve onun tecrübelerinden istifade etmek istiyorum” dedi.

Haluk Ulusoy ise genel kurulun ülke futboluna hayırlı uğurlu olmasını dilediğini belirterek, şöyle konuştu: “Biz iki eski dostuz. Bu ülke futboluna hizmet etmek için karşı karşıya değil yan yanayız. Seçim sonunda kaybeden olmayacak. Ben Türk futboluna 7.5 yıl hizmet ettim. Kazandığım başarılar ortada. Genel Kurul bir dönem daha görev verirse en iyi şekilde hizmet ederek eski başarılarımızın üzerine çıkacağımıza inanıyorum. Eksik kalan bazı projelerimizi de tamamlamak istiyorum.”

Özhan Canaydın ise iki başkan adayının centilmence yarış içinde seçime girmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirirken, “Dün akşamki Kulüpler Birliği toplantısı beraberlik doğurdu. Hangi aday kazanırsa, Türk futbolu kazanacak. Bundan eminim. Her şey çok güzel olacak” diye konuştu.

Genel Kurul’da divan başkanlığı yapmak istemediğini dün açıklayan Gaziantepspor Kulübü Başkanı Celal Doğan, bugün de bu kararında ısrar edince, genel kurul daha önce açıklandığı gibi saat 11.00’de başlayamadı. Daha sonra Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin tarafından ikna edilen Celal Doğan, Divan Kurulu Başkanlığı yapmayı kabul etti.

Divan Kurulu’nda ayrıca Fatih Atay, Seyfi Güner ve Feridun Tankut yer aldı. Genel Kurul 223 delegeden 211’inin hazırun defterini imzalaması ve Celal Doğan’ın açılış konuşmasının ardından yapılan saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Otelin teknik işlerden sorumlu müdürünün akredite kartı bulunmadığı gerekçesiyle genel kurul salonuna alınmaması nedeniyle İstiklal Marşı, banttan değil hep birlikte müziksiz okundu. Teknik aksaklıklar genel kurul salonunda görev yapan kameramanların da sıkıntı yaşamasına neden oldu.

Daha önce Genel Kurul’a katılıp katılmayacağı tartışma konusu olan Fenerbahçe Kulübü delegeleri de, kulüp başkanı Aziz Yıldırım liderliğinde genel kurul salonuna geldiler. Ayrıca Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin ile Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay da genel kurul salonunda yer aldılar.

Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu’nda bir konuşma yapan başkan Levent Bıçakcı, Türk futbolunun çıtasını yükseltme çalışmalarının bazı kesimleri rahatsız ettiğini söyledi.

Türk futbolunun gelişmesi için yaptıkları çalışmaların bazı kesimlerin hoşuna gitmediği belirten Bıçakcı, “18 aylık görev süremizde Türk futbolu için çağın gereklerini yerine getirmeye çalıştık. Türk futbolunun çıtasını yükseltme çalışmalarımız bazı kesimlerin hoşuna gitmedi. Bazı kesimler de engellemeye çalıştı” dedi.

Bıçakcı, buna rağmen tüm zorlukları göğüslediklerini ifade ederek, ”Biz çalışmalarımızı bu doğrultuda sürdürdük. Son günlerde gelen seçimi erteletme taleplerini de hep geri çevirdim” diye konuştu.

Göreve seçileceklerin kendilerini aşması gerektiğini ifade eden Bıçakcı, “Çıtayı yükselttik. Göreve gelecek olanlar bunu aşmak zorundadır. Görev süremiz boyunca federasyonun kurumsallaşması için çalıştık. Çünkü kurumsallaşmayı gerçekleştirirsek, federasyonun kişilere ihtiyacı olmaz” dedi.

Bıçakcı, Türk futbolunun en çok huzura ve güvene ihtiyacı olduğu bir dönemi yaşadığını dile getirerek, şunları söyledi: “İnsanların şahsi ikballerini değil, Türk futbolunu düşünmelerini istiyorum. Çünkü Türk futbolunun huzura, güvene birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacı olduğu bir dönemdeyiz.”

Bu arada, Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu Divan Başkanlığı’na seçilen Celal Doğan, UEFA adına Şenes Erzik’in kongreyi takip edeceğini söyledi.

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, UEFA kriterlerinin uygulanması konusunda sorumluluğun yalnızca kulüplere değil, bakanlık ve hükümete de ait olduğunu söyledi.

Genel Kurulu’nda konuşan Şahin, Türkiye’de 52 tane federasyon bulunduğunu, Futbol Federasyonu’nun en çok sevilen ve halkın en çok gündeminde olan branşın federasyonu olduğunu belirtti.

Futbolun arkasında ciddi bir halk desteğinin varlığına dikkat çeken Şahin, “Futbol büyük ekonomik imkanları kullanmaktadır. Bu kaynak yaklaşık 300 milyon dolar civarındadır. Diğer federasyonlarımızın kaynağı ise 45 milyon dolar civarındadır. Ancak kulüplerimizin sorumluluğu önümüzdeki seneden itibaren daha da artacaktır. UEFA kriterlerinin uygulanması yönünde hızla ilerliyoruz. Önümüzdeki yıldan itibaren bu kriterleri ülkemize taşımak federasyonların önemli görevlerinden biri olacaktır. UEFA kriterleri içinde de en önemlisi mali kriterdir. Kulüplerin gelir ve giderlerinin denk olması gerekiyor. Acaba şu anda kaç kulüp bu kriterlere uygun hale geldi? Bu eksiklikleri giderme sorumluluğu sadece kulüplere değil, bakanlığa ve hükümete de aittir” diye konuştu.

Bakan Şahin, futbol sektöründe hızla artan gelirin başka kurumların da iştahını kabarttığını söyledi. Önceki yıllarda kulüplerin tek gelir kaynağının maç hasılatları olduğunu hatırlatan Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sonra naklen yayın gelirleri devreye girdi. Ama İddaa oyununu başlatmak suretiyle 131 milyon YTL kaynak elde edildi. Böyle süratle artan gelir başka kurumların da iştahını kabartıyor. Eğer kulüpler İddaa oyunundan birlikte yararlanmak istemezlerse çok büyük bir geliri kaybederler. O nedenle beni bu konuda yalnız bırakmayın. İkinci ve Üçüncü liglerin de bu kaynaktan yararlanacağı bir sistem geliştirilmeli. Sadece birkaç kulübün değerlendirildiği formül yanlış olur. Mesela isimlendirme çalışmalarını diğer liglere de yaymalıyız. Sponsorluğun kapsam alanını genişletmekle iyi yaptığımızı düşünüyorum. UEFA kriterleri için bunları mutlaka yapmak zorundayız. Eğer bir kulüp bu kriterler yüzünden Avrupa kupalarına katılamazsa bunun sorumluluğu öncelikle benim bakanlığıma sonra da hükümete aittir. Türk futbolunun gelişmesi için verdiğimiz desteği geçmişte olduğu gibi gelecekte de sürdüreceğiz.”

Şeffaflık konusunda takipçi olacaklarını vurgulayan Şahin, “Hesap ve kitapları daha düzgün tutalım. Kulüplerimizden istediğimiz daha şeffaf ve daha hesapverirlik içinde olmalarıdır” dedi.

Olağanüstü genel kurulda yapılan kura çekimi sonrasında ilk konuşma hakkını elde eden başkan adaylarından Ayhan Bermek, konuşmasına bir saptama yaparak başladı ve Türk futbolunun bir kaos içinde olmadığını belirtti. Türk futbolunda istenmeyen durumlar yaşandığını ve mevcut yönetimin sorumluluk duygusu sonucu seçim kararı alındığını ifade eden Bermek, bundan daha medeni, daha demokratik bir süreç düşünülemeyeceğini dile getirerek, şunları söyledi: “Birikim ve deneyimlerimi Türk futbolunun hizmetine sunmak için aday oldum. Şahsımın değil, fikirlerimin futbola hakim olması için başkan olmak istiyorum. Beni destekleyenler, Türk futbolunda özlem duyulan ilkelerin peşinde gidenlerdir. Bu bir bayrak yarışıdır. Bu uzun soluklu yarışta sizlerden aldığımız destekle ipi göğüsleyeceğimize inanıyoruz. Bu sonucu, Türk futboluna ve Türkiye’ye hizmet için bütün kalbimizle istiyoruz. Türk futbolunu en iyi şekilde temsil edeceğiz. Türk futbolunu dünya üzerinde zevkle seyredilen bir ekol haline getireceğiz.”

Bermek, amaçlarının, Türk futbolunu ülke ekonomisine ve Türkiye markasına değer katan bir yapı haline getirmek olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti: “Amacımız Türk futbolunu hak ettiği yere taşımak. Futbol Federasyonu, isimlerle değil kurumsal yapısıyla gündeme gelecek. Keyfi uygulamalar, yap boz kararlar değil, kurallar ve standartlar futbola yön verecek. Şeffaf ve disiplinli bir yönetim anlayışını, hukukun üstün olduğu bir Türk futbolunu hakim kılacağız.

İlk iş olarak özellikle İkinci ve Üçüncü Lig takımlarını sıkıntıya sokan tescil ücretini kaldıracağız. Adam ve kulüp kayırma, tahkimden dönen kararlar, hakem şaibeleri, kaynakların adaletsiz dağılımı ve formasını üstünden çıkarmayan yöneticiler olmayacak” dedi.

Başkan adaylarından Haluk Ulusoy da “Temmuz 2004’de yine bu otelde yaptığımız konuşmada (veda etmiyorum ara veriyorum) demiştim. Şimdi ara bitti karşınızdayım” dedi.

Ulusoy, 30 yıldır futbol camiası içinde kulüp başkanlığı da dahil olmak üzere çeşitli görevlerde bulunduğunu ifade ederek, şöyle konuştu: “30 yıldır sizlerin arasında olmaktan gurur duyuyorum. Bundan sonra da beraber yürüyeceğiz. 7.5 yıl federasyon başkanlığı yapmış olmam, bana bugün yeniden aday olma sorumluluğunu yükledi. Bu noktaya gelene kadar bana destek veren kulüplerin sözlerine güvendim ve aday oldum. Beni bugüne kadar mahcup etmeyen bu arkadaşlarımın şimdi de mahcup etmeyeceklerine eminim.”

Haluk Ulusoy, federasyon başkanlığı yaptığı dönemde gerek yönetimini gerekse futbol camiasını mahcup edecek hiçbir davranışının bulunmadığını vurgulayarak, “Bugüne kadar 1 kuruş haram para kursağımızdan geçmedi. Bu konuda gerek federasyon yönetimini gerekse futbol camiasını mahcup etmedim. Bundan sonra da mahcup edecek hiçbir şey yapmayacağım. Federasyon başkanı seçildiğim takdirde bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra kursağımızdan tek kuruş haram para geçmeyecektir. Size bu konuda namus sözü veriyorum. Benim Allah’tan ve sizden başka güveneceğim kimse olmadı. Yine sizlere ve Allah’ıma güveniyorum” diye konuştu.

Ulusoy, seçilmeleri halinde yönetimle kurullar ve kurumlar arasında iyi bir koordinasyon sağlayacak çalışmayı başlatacaklarını, engelli vatandaşların spor yoluyla topluma entegrasyonunun sağlanması için de her türlü çalışmayı yapacaklarını söyledi.

Amaçlarının ve hedeflerinin ortak olduğunu bildiren Ulusoy, konuşmasını şöyle tamamladı: “Şimdilik hiçbir projeden bahsetmek istemiyorum. Çünkü biz projelerimizi kulüp başkanları ve yöneticileri, futbolcular, futbolla ilgili olan tüm kurul ve kuruluşlarının yetkilileri ve temsilcileri ve spor yazarlarıyla bir otele kapanıp 3 gün boyunca yapacağımız çalışma sonrasında birlikte oluşturacağız. En geç 1 ay içinde de hayata geçireceğiz. Şimdiki düşüncelerim ve projelerim bunlardır. Bunun için hepinizden destek ve oy istiyorum.”

Ulusoy’un Kurulları Şöyledir:

Ulusoy’un tahkim kurulu asil üyeleri, Askeri Yargıtay Onursal Üyesi Tanju Güvendiren, Av. Türker Aslan, Noter Erkan Vardar, Prof. Dr. Aziz Can Tuncay, Doç. Dr. Ümit Kocasakal’dan oluşurken, yedek üyelerin isimleri şöyle: Av. Yılmaz Savaşer, Av. Faruk Kazancı, Av. Ömer Faruk Engin, Doç. Dr. Erdoğan Bülbül, Doç. Dr. Erkan Küçükgüngör.

Ulusoy’un denetleme kurulu asil ve yedek üyeleri ise şu isimlerden oluşuyor:

Asil üyeler: Engin Berker, Sezai Onaral, Vehbi Karabıyık, Cemil Başoğlu, Biltekin Özdemir.

Yedek üyeler: Ahmet Mithat Kantarcı, Suphi Ilgar, Abdülkadir Kuşin, Özkan Saraç, Burhan Gezgin.

Ayhan Bermek’in Listesi:

Yönetim Kurulu Asil Üyeleri: Hasan Doğan, Kemal Yardımcı, Mahmut Özgener, Erol Bedir, Davut Dişli, Mehmet Baykan, Ahmet Göksu, Ömer Gürsoy, Asım Atmaz, Fahrettin Çuroğlu, Mahmut Kemal Eraslan, İlhan Kavur, Hüseyin Şahin, Göksel Gümüşdağ.

Yönetim Kurulu Yedek Üyeler: Ahmet Çelebi, Kadir Gözükara, Nöyfel Bozdoğan, Arif Koşar, Faruk Bayraktar, Fahrettin Eserdi, Celal Kolatoğlu, Suphi Acar Yalçınkaya, Kadir Tıngıroğlu, Muhsin Korulay, Musa Soykara, Burak Karabacak, Bülent Ünlüsarvan.

Tahkim Kurulu Asil Üyeler: Doç.Dr. Halil Akkanat, Doç. Dr. Ömer Ekmekçi, Av. İbrahim Kadirbeyoğlu, Av. Cihan Türsen, Av. Osman Karakuş’tan oluşurken,

Tahkim Kurulu Yedek Üyeler: Av. Deniz Tolga Aytöre, Av. Zeki Diren, Yard. Doç.Dr. Ali Kemal Yıldız, Yard Doç.Dr. Melikşah Yasin, Beyoğlu Başsavcıvekili Atıf Perçin.

Haluk Ulusoy’un yeniden Futbol Federasyonu Başkanı seçilmesinin hemen ardından Bakan Mehmet Ali Şahin’den ültimatom gelir.

Spordan sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin, TFF Yasası’nın 31. maddesinin kendisine verdiği yetkiye dayanarak Başbakanlık Teftiş Kurulu’ndan federasyon başkanlığına seçilen Haluk Ulusoy hakkında mütalaa isteyeceğini, mütalaa geldikten sonra da gereğini yapacağını kaydeder. Ulusoy’u görevden alma yetkisi bulunmadığını belirten Şahin, TFF Genel Kurulu’nu olağanüstü kongreye davet edeceğini söyler.

Meclis Genel Kurulu’nda gündem dışı söz alan CHP İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek, hükümeti TFF seçimlerine müdahele etmekle suçlayarak, bu sürecin “futbola hizmet etme süreci değil, futbola hükmetme süreci” olduğunu kaydeder. Şimşek, Bakan Mehmet Ali Şahin’i de istifaya çağırır.

Şimşek’in konuşmasına yanıt vermek için kürsüye gelen Bakan Şahin ise istifa etmeyeceğini belirterek şöyle der:

“İşte elimde 30’a yakın dava açılmış. Sayın Ulusoy başkanlığa geldiğinde hem davalı hem davacı. Cumhuriyet savcılıkları, TFF’yi uygulamalarıyla zarara uğrattığı, haksız birtakım parasal ilişkilerle sorumlu tuttuğu bir kişinin aklanmadan aday olmamasını istedim. Bu hususun eleştirilecek değil, takdir edilecek bir davranış olduğu kanaatindeyim. Ben elimde bulunan imkanları kendi şirketlerime akdarmadım ki, istifa edeyim, ben elimde bulunan imkanları kurumdaki üyelere aktarmadım ki istifa edeyim. Ben yönetim kurulu üyelerinin aldığı avansları kapattırmama gibi bir hata yapmadım ki istifa edeyim. Bunu yapanların istifa etmesi gerekir.

Ulusoy’un aday olmaması gerektiğini söylerken temiz toplum, temiz spor adına bir davranışta bulundum ve bundan da asla pişman değilim. TFF Yasası’nın 31. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak Başbakanlık Teftiş Kurulu’ndan, Ulusoy görevde kalmış olsaydı rapor verildiğinde müfettişler ne mütalaa vereceklerse şimdi o mütalaayı isteyeceğim. O mütalaa geldikten sonra da gereğini yapacağım. Görevden alma yetkim yok. Genel kurulu olağanüstü kongreye davet edeceğim”.

Yapılacak Olağanüstü Genel Kurul’da Haluk Ulusoy’un yeniden aday olması halinde ne yapacaklarının sorulması üzerine de Bakan Şahin, “Sayın Ulusoy, yeniden aday olamaz. Aday olması halinde üçüncü kez seçilmiş olur” der.

ANAP Grup Başkanvekili Süleyman Sarıbaş, ise özerk, bağımsız kurullara hükümetin karışmaması gerektiğini ifade ederken, “Sayın bakanın birlikte çalıştığı bir sürü bürokrat hakkında da bir sürü müfettiş raporu var. Siz dokunulmazlığın ardına sığınacaksınız sonra ‘müfettiş raporu var ben milletin hakkını koruyacağım’ diyeceksiniz. Peki başka milletin hakkına tecavüz edenlerin hakkını niye koruyorsunuz. Adam bileğinin hakkıyla, eze eze, size rağmen geldi. Kutluyorum” diye konuşur.

20 Ocak 2006’da Hürriyet Gazetesi’ndeki bir haber şöyledir:

Hoşgeldin kaos

Kongre beklenenin aksine kavgasız geçti. Ama sonrasında kriz çıktı. Bakan Mehmet Ali Şahin, “Müfettişler, Ulusoy’un görevde kalmasında sakınca görürse genel kurulu toplarım” diye konuştu.

Futbol Federasyonu’nun 37. başkanı Haluk Ulusoy oldu. Olağanüstü genel kurulda başkanlık için yarışan iki adaydan Ulusoy, 211 geçerli oydan 109’unu, Ayhan Bermek ise 102’sini aldı. Ankara Sheraton Oteli’nde yapılan kongre, beklenenin aksine sakin bir havada geçti. Bunda Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in kongre salonunda yaptığı ılımlı konuşma önemli rol oynadı. Bakan Şahin, konuşmasında sadece Türk sporunun sorunlarına değinerek, “Kulüplerden şöyle bir istirhamım var. Daha şeffaf olalım. Hesaplarınızı daha dikkatli tutun” dedi.

Daha sonra başkan adayları Ayhan Bermek ve Haluk Ulusoy kürsüye çıktı. Bermek, Ulusoy’un geçmişteki icraatlerine gönderme yaparak, ” Keyfi uygulamalar, yap boz kararlar değil, kurallar ve standartlar futbola yön verecek” diye konuştu. Haluk Ulusoy ise seçim konuşması yaparken Bakan Şahin’e mesaj gönderdi. Ulusoy, “Görev yaptığım dönemde boğazımdan haram kuruş geçmedi” ifadesini kullandı.

Kongrede daha sonra oylamaya geçildi. Yapılan oylama sonucunda Haluk Ulusoy, 211 geçerli oydan 109’unu alırken, Ayhan Bermek’e 102 oy çıktı. 1997-2004 yılları arasında da başkanlık yapan Ulusoy, böylelikle 18 ay aradan sonra yeniden göreve gelmiş oldu.

FEDERASYON SEÇİMİNİN PERDE ARKASI

Haluk Ulusoy nasıl kazandı?

1-) Ekibinde liderler vardı. En başta da Melih Gökçek, Nuri Albayrak ve Yıldırım Demirören, Ulusoy’un seçilmesi için inanılmaz bir mücadele verdiler.
2-) Devlet Bakanı Şahin’in Ulusoy aleyhindeki demeçleri, özerk futbolu savunan delegelerden tepki gördü. Böyle düşünenler Ulusoy’a oy verdi.
3-) Seçim çalışmalarında adam adama markaj uyguladı. Kongreden bir gün önce, güvendiği adamları delegelerle bire bir görüştürdü.
4-) Antrenörler, eski futbolcular ve hakemlerden oluşan taban birlikleriyle bağlarını hiç koparmadı. Onlarla kurduğu dostluğun karşılığını aldı.
5-) Hakkındaki olumsuz imajı silmek için, sürekli “Değiştim. Hatalarımdan ders aldım” mesajı verdi. Listesini yeni isimlerden oluşturdu.
6-) Mazlum ve mağdur pozisyonuna düşmenin karşılığını gördü. İktidarın Ayhan Bermek’i desteklediği imajı kendisinin işine yaradı.

AYHAN BERMEK nasıl KAYBETTİ?

1-) Listesini oluştururken tutarlı olamadı. “Yönetim kuruluma aldım” dediği MHK Başkanı Ufuk Özerten’i, baskılar üzerine son anda listeden çıkardı.
2-) Siyasilerden kopamadı. Listesini, Başbakan Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen işadamları Hasan Doğan ve Cihan Kamer ile birlikte yaptı.
3-) Büyük bir taktik hatası yaparak, kulüplerin delegelerine listesinde yer vermedi. Oy potansiyeli olan kişileri listesine almadı.
4-) Eskinin devamı olduğu imajını çizdi. Kamuoyunda çok eleştirilen Levent Bıçakcı federasyonundan 7 kişiyi listesine aldı.
5-) Etkileyici bir proje sunamadı. Delegeleri ve futbolseverleri tatmin edecek herhangi bir program ortaya koyamadı.
6-) Son yıllarda camiadan çok kopuk kaldı. Haluk Ulusoy camiadan bir an olsun kopmadı. Ama Bermek, özellikle son 5 yılda futbol dünyasından uzaktı.

Federasyonun yeni kurulları

Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu’nda, başkanlık seçiminin ardından yönetim, tahkim ve denetleme kurulu üyelikleri için ayrı bir seçim yapıldı. Haluk Ulusoy, bu seçimde Ayhan Bermek’e büyük fark attı. Ulusoy’un yönetim kurulu asil üyeleri 125 oy alırken, Bermek’in listesi 19 oyda kaldı. Bu seçimde 2 oy geçersiz, 5 oy da boş kullanıldı. Ulusoy, tahkim kurulu seçiminde 119’a 22, denetleme kurulunda da 128’e 17 üstünlük sağladı.

Asil: Affan Keçeci, N.Kemal Ünsal, Kemal Kapulluoğlu, Galip Asal, Metehan Bektaş, Mustafa Urhan, İbrahim Usta, Rafet Kırgız, Süheyl Önen, Turan Özen, Cihangir Önger, Tahir Kıran, Erdal Batmaz, Ender Alkoçlar.

Tahkim Kurulu: Asil üyeler: Askeri Yargıtay Onursal Üyesi Tanju Güvendiren, Av. Türker Aslan, Noter Erkan Vardar, Prof. Dr. Aziz Can Tuncay, Doç. Dr. Ümit Kocasakal.

Denetleme Kurulu: Asil üyeler: Engin Berker, Sezai Onaral, Vehbi Karabıyık, Cemil Başoğlu, Biltekin Özdemir

Sandıklara Göre Oy Dağılımı:

1. Sandık (4 Büyükler ve Süper Lig Kulüpleri)
Ulusoy 20, Bermek 28

2. Sandık (Süper Lig Kulüpleri)
Ulusoy 16, Bermek 23

3. Sandık (Eski Başkanlar)
Ulusoy 22, Bermek 13

4. Sandık (2.ve 3. Lig Kulüpleri)
Ulusoy 11, Bermek 17

5. Sandık (2. ve 3. Lig Kulüpleri)
Ulusoy 19, Bermek 14

6. Sandık (Taban Birlikleri)
Ulusoy 21, Bermek 7

Ulusoy, Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in TBMM’de “Teftiş Kurulu raporları doğrultusunda olağanüstü genel kurulu yeniden toplayacağım” şeklindeki sözlerine 20 Ocak 2006’da yanıt verir:

“Teftiş kurulu raporlarına göre suç duyurusunda bulunabilecek herhangi bir ibare yok. Bakan Meclis’te neden böyle bir açıklama yaptı, anlayamıyorum. Yeni bir Teftiş Kurulu raporunun getireceği yer yine genel kuruldur. Raporlar hiçbir suç unsuru taşımıyor. Genel kurul iki adaylı bir seçimden Haluk Ulusoy’u başkan olarak seçmiştir. Eğer bu yönde bir girişim olursa daha sonra biz de gerekli açıklamayı yaparız.

Söz veriyorum, herkesin başı dik olacak. Her bakımdan temiz olduğum için başkanlığa aday oldum ve kazandım.”

Federasyonun eski Hukuk Kurulu üyelerinden ve yeni federasyon yöneticisi Av. Kemal Kapulluoğlu:

“şu anda Haluk Ulusoy, futbol ailesinin bir bireyi oldu. FIFA, zaten Türkiye’deki seçim sürecini incelemeye aldı. FIFA ailesinden bir bireyin siyasiler tarafından böyle rahatsız edilmesine göz yummaz. Dünyada bunun örnekleri var. Yunanistan’da, Portekiz’de, Azerbeycan’da olduğu gibi. Böyle bir durum sonucunda hemen Türkiye’nin üyeliğini tartışmaya açarlar. Bu da sırasıyla uyarı, askıya alma ve üyelikten atmaya kadar gider. Çünkü, FIFA, siyasetin işlerine karışmasını istemiyor. Levent Bıçakcı yönetiminin göreve geldiği ilk günlerde sayın bakan hakemlerin torbadan çekilerek belirlenmesini istemiş, FIFA anında Türkiye’yi uyarmıştı.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Şahin’in genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırma yetkisinin bulunuyor. Kendileri, genel kurul için bize bir yazı yazar. Federasyon yönetimi olarak uygun bir üslupla nedenlerini sorar ve sonra da cevaplarını veririz. Genel kurulun hemen bu istek üzerine toplanıp seçime gitmesi, diye bir süreç olmaz. Sayın bakanın ve danışmanlarının bu olayda daha hassas davranmaları gerektiğine inanıyorum. Yoksa FIFA’nın kararlarına ülke olarak katlanmak zorunda kalırız.“

Ulusoy seçildikten sonra önündeki problemler şunlardır:

  • Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından hazırlanan rapor doğrultusunda eski federasyonun, kendisine açtığı 23 davadan aklanmaya çalışacak.
  • Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in olağanüstü genel kurul kararı aldırması durumunda, başkanlığını sürdürebilmek için siyasi ve hukuki mücadele verecek.
  • İsviçre maçındaki olaylardan az bir ceza ile kurtulabilmemiz lobi çalışmalarının başarısına bağlı. Bu alanda bütün yük Ulusoy ve yönetiminin sırtında olacak.
  • Fatih Terim’in istifa kararı sonrasında milli takımlar teknik direktörü atanacak.
  • Federasyonu sağlıklı bir şekilde yönetebilmesi için bütün kulüplerin desteğini almak zorunda. Başta Fenerbahçe olmak üzere, kendisine karşı olan ve seçimde kendisine oy vermeyen kulüplerle ilişkiler nasıl olacak?

TFF seçimi bitmişti bitmesine de kavgası hala sürmektedir. Futbol Federasyonu seçimleri öncesi ismi sık sık gündeme gelen eski başkanvekili Hasan Doğan, Star televizyonunda yayınlanan Telegol programına bir röportaj verir ve ortalığı karıştırır. Federasyon seçimlerini Trabzonspor Kulübü Başkanı Nuri Albayrak ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in etkilediğini ileri süren Doğan;

“Onların desteği olmasa Ulusoy kazanamazdı. Futbol Federasyonu bu 2 kişinin kontrolüne geçmiştir. Yorumlar iktidarın Ulusoy’a karşı kaybettiğini söylüyor. Peki Gökçek ve Albayrak CHP’ye mi geçti?

Haluk Ulusoy’un şahsıyla ilgili değil ama o dönemdeki kirlilikler Başbakanı etkiledi. AK Parti topyekün bir tavır koysa Haluk Ulusoy kazanamazdı.

Gökçek’in Anayasa Mahkemesi’nden kararın çıkmasında bile etkili olduğuna inanıyorum. Haluk Ulusoy diyet borcu ile iktidar olmuştur. Bu federasyon Haziran’da gider. Diyetler ödenecek.!”

Programa kendi isteğiyle telefonla bağlanan Ankaraspor’un Onursal Başkanı Melih Gökçek ise Hasan Doğan’ı ağır bir dille eleştirir:

“Hasan Doğan seçildikten sonra diyet borcu mu ödedi? Bu nedenle mi bizim için de aynı şeyleri düşünüyor? Beş kişilik bir grupta, yeni yönetimde olması gerektiğini söyledim. Kendisi de bana aynen ‘Bugün veya yarın yapılacak seçimde, gerek başkan adayı, gerek ikinci kişi olarak hiçbir yönetimin içerisinde yer almayacağımı defalarca dile getirdim. Eğer seçime girersem, bunu basın mensuplarına izah edemem. Bana (etek giy) derler’ cevabını verdi. Ve Hasan Doğan seçime girdi”.

24 Ocak 2006’da Ulusoy, genel sekreter Lütfi Arıboğan ve dışilişkiler sorumlusu Süheyl Önen, UEFA’nın düzenlediği Federasyon Başkanları ve Genel Sekreterleri Toplantısı’na katılmak üzere İsviçre’nin Nyon kentine giderler.

Haluk Ulusoy ve beraberindeki heyetin, bu toplantının ardından, 27 Ocak Cuma günü Montreaux’da yapılacak 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası grup eleme maçları kura çekiminde de yer alacakları bildirilir.

Ulusoy, olaylı Türkiye-İsviçre milli maçıyla ilgili FIFA Disiplin Komitesi’nin duruşmasıyla ilgili temaslarının olup olmayacağıyla ilgili bir soruya ise, “Gidiş sebebimiz o değil. Ama bize sorulan bir şey olursa, cevabını veririz” diye yanıt verir.

TFF seçiminin perde arkası ile ilgili haberler ve iddialar bitmek bilmez. 26 Ocak 2006 tarihli Hürriyet Gazetesi’nden:

Etek giydik küpe gönder

Seçimden 2 gün önce bir eski dostu aradı Ulusoy’u, “Helallik” istedi. Cevabı; “Hayırdır sen mi ölüyorsun yoksa ben mi?” oldu. Bir başkası çocukluk arkadaşıyla fena halde kavga ettiğini söylüyordu. Bir diğeri de “Eteklik giydik, bize küpe gönder” diyordu.

KİMSENİN tanımlayamadığı bir görüntü vardı ilk kez.. Herkes mutsuzdu Futbolun Kongresi öncesi.. Haluk Ulusoy ile Ayhan Bermek arasında içten içe kıran kırana; görünür yüzüyle son derece centilmence geçen bir “Futbol” kongresi.. İşin doğrusu, bu genel kurul bir hesaplaşma idi.. Bir buçuk yıl önce “sen kenara çekil” denilen Ulusoy ile diyen Hasan Doğan’ın hesaplaşmasıydı yaşanan.. Bu gerçek öykü, Ulusoy’un zaferleştirilen başkanlığına giden 7 uzun günün kısa hikayesi idi.. Olaylara tanık olan Ulusoycu ve Bermekçi 6 farklı kişinin anlattığı kısa anektodların öyküleştirilmiş biçimiydi.. Tarihe tanıklık eden futbol misyonerlerinin hikayeleriydi..

Tarih 12 Ocak 2006 Perşembe.. Yer, Haluk Ulusoy’a ait Fantasia Oteli’nin İstanbul Levent’teki Bürosu.. O gün çok hareketli. 5 Ocak tarihinde Anayasa Mahkemesi’nden aday olabilme vizesi alan Ulusoy, bunu kullanıp kullanamayacağı konusundaki kararı verecek. Küçük ancak önemli bir aşama kalmış adaylık yolunda.. Bu nedenle 13 Ocak’ta açıklayacağı adaylığına ilişkin bir işaret bekliyor Ulusoy. En yakınındaki kişi olan Şükrü Yazıcıoğlu’nun bilmediği bir şeyler vardı.. O geciktikçe “Ulusoy aday olmayacak” iddiaları daha yüksek tonda seslendirilmeye başlamış.

Akşam üzeri Kulüpler Birliği Vakfı Başkanı Özhan Canaydın, Ulusoy ile bir araya geliyor. 3 saat süren görüşmede Canaydın, “aday olacağım” diyen Ulusoy’a “G.Saray 7 delegesiyle sizin yanınızdadır” teminatını verip bürodan ayrılıyor. Görüşme sürerken, büroya A.Gücü Başkanı Cemal Aydın, Bursaspor Başkanı Levent Kızıl ve Beşiktaş İkinci Başkanı Murat Aksu geliyor. Kızıl, Aydın’a bir not vererek, “Ulusoy’u desteklemek, adamlığımın gereğidir” cümlesini eliyle yazıyor. Ancak Kızıl, son anda fikir değiştirip, kongrede Ayhan Bermek’e oy veriyor. Delegesi Hüseyin Şahin’i Bermek’in listesine koyduruyor.

Gecenin ilerleyen saatlerinde Şükrü Yazıcıoğlu’nun telefonu çalıyor. Arayan kişi, Haluk Ulusoy’u soruyor, babası Saffet Ulusoy’un evinde olduğu yanıtını alıyor. Oysa gerçek çok farklı.. Ulusoy, Albayrakların Yeni Şafak’taki bürosunda oturuyor saatin 01.30’u gösterdiği o anlarda. Ev sahibi Nuri Albayrak, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Hasan Doğan ve Murat Aksu, İstanbul’daki başbakan Erdoğan’ı ziyaret ederek “Malum konuyu” görüşüyordu. Erdoğan, “biz bir şeye karışmayalım, taraf olmayalım” diye noktayı koyuyor. Ulusoy evinden çağrılıp, başbakanın görüşü tebliğ ediliyor Albayrak, Gökçek, Doğan ve Aksu tarafından.. Sadece “geçmişinden kurtulup, yepyeni bir ekiple gelmelisin” diye ortak bir istek iletiliyor Ulusoy’a. Bir de Hasan Doğan’ın isteği vardır.. “İşin sadece yüzde yetmişi çözüldü, Pazar sabahı başbakanla birlikte kahvaltı yapacağız, kalan yüzde otuzunu da çözeceğim. Adaylığını açıklamak için iki gün bekle” biçiminde. Ancak bu tartışma yaratıyor. Ulusoy, Doğan’ı değil “sen onu boş ver, hemen açıkla” diyen Albayrak, Gökçek ve Aksu’ya kulak veriyor. 14 Ocak cumartesi günü adaylığını açıklıyor…

TSYD’den çıkıp bürosuna dönüşünde kader birliği yaptığı, hiç yanından ayrılmayan Cemal Aydın ile odaya kapanıp, durum değerlendirmesi yaptı. Ulusoy-Aydın görüşmesinden “tavsiyeye uyulmasının uygun olacağı” kararı çıkıyor, “beni listeden affet, enin her zaman yanındayım” diyerek jest yapan Aydın ile dava arkadaşı Ata Aksu liste dışı kalıyordu. Aslında eskilerden kimse yoksu listesinde ama Hüsnü Hayali, bunu kabullenemiyor ve Ankara’daki kongreye bile gelmeyerek dostuna tepkisini koyuyordu açıkça.. Olumsuz hava sonrası tek olumlu şey Melih Gökçek’in Hürriyet’e yaptığı “Başbakanımın emri olur” röportajı idi.. Ancak yine de yaratılan hava, kendisinin önü kesildiği ve Ayhan Bermek’e yol verildiği biçimindeydi.. Çıktı otelden, Melih Gökçek’in yanına gitti. Gökçek, moral verdi. Sonra Cemal Aydın’ın Kavaklıdere’deki ofisinin yolunu tuttu Ulusoy.. Sivas Başkanı Mecnun Odyakmaz da geldi, durum değerlendirmesi yapıldı. Öğleden sonra sessizce kalktı, otele gitti, 23. kattaki 2304 nolu suit odasına çıktı. Dışarıda hareket vardı.. Ulusoyculuğu tescilli Cemal Aydın ile Bermek’in açık destekçisi Hasan Doğan asansörde karşılaşıyor ve sarılıp öpüşüyordu rakip ikili. Ne olduğunu anlamaya çalışan Ulusoy’un 2304 nolu odasının iki önemli ziyaretçisi vardı.. Malatya Başkanı Hikmet Tanrıverdi ile Ç.Rize Başkanı Ekrem Cengiz. Tanrıverdi, “Başkan, hiç kimse mutlu değil. Bu işi nasıl çözeceğiz?” diye dert yandı.. İşte bu sözler, Ulusoy’un inanılmaz itiraflarının da anahtarı oldu. O ana kadar sessiz sakin bekleyen başkan, birden coştu:

“Arkadaşlar, bu yaşananlardan benim mutlu olduğumu mu sanıyorsunuz. Bu kaos, en çok beni üzüyor. Bugün bir arkadaşım beni aradı, helallik istedi. Dedim ki -sen mi ölüyorsun yoksa ben mi?- (Erol Bedir.. Ulusoy’un yanındaydı, son anda Bermek listesine geçti..) Sonra bir başka arkadaşım telefon etti. Çocukluktan beraber büyüdüğü bir arkadaşıyla çok sert tartışıp, küsmüşler.. Köprüleri atmışlar, bu seçim yüzünden.. (Ender Alkoçlar bu kişi.. Levent Kızıl ile olan kavgasını anlatıyor.) Bir başka kişi aradı -Başkanım biz etek giydik bir de küpe gönderin.. Bizi affet, hakkını helal et- diye konuştu.(Bu kişiyi açıklamadı.. Birkaç kişinin aynı şeyi söylediği iddia ediliyor ama sır olarak kaldı bu cümlelerin sahibi.)

İlişkiler iyi görünüyor ama böylesine çirkin olayları da yaşıyoruz. Bunlar beni üzüyor, canım konuşmak bile istemiyor”

Bu cümlelerin ardından, herkesin söylemesinden korktuğu baklayı ağzından çıkardı: “Ben üzerime düşeni yaparım. Adımsa, adımı korkmadan atarım. Günlerdir onurum ayaklar altına alınıyor. Onurumun kurtulması gerek. Bir adım atılacaksa, karşılıklı atılır. Bermek çekilsin ben de hemen bırakayım.”

Teklif haznesi tükenen Cemal Aydın, Doğan’a son bir uyarı yapıyor. “Siz kulüpler birliği diyorsunuz ama hesabı yanlış yapıyorsunuz. 6 Ocak’taki birlik toplantısından bir gün önce Ankara Beştepe’deki görüşmemizde bana 11 oyunuz olduğunu söylediniz; ben de size -ben çıksam 7-8 oy alırım.. Haluk bey fazlasını alır- demiştim. Haklı çıktım. Şimdi de diyorum ki, -bu seçimi, Haluk Ulusoy kazanır.” der Aydın. İşte bu son yaşananlar, dönüm noktası olur seçimin.. Ulusoy ekibini motive eden Bermekçilerin “siz bu maçı kaybettiniz kardeşim” tavrıdır.. Ulusoy’un kaybettiği düşünüldüğü anda kazanmasının kıvılcımı işte burada çakmıştır. G.Saray, Beşiktaş, Gaziantep, A.Gücü, Ankaraspor, D.Bakır, Sivas, Denizli ve Samsun başkanlarının yaptığı değerlendirmede Celal Doğan, Ulusoy’a hitaben çok önemli bir konuşma yapar.. Der ki, “Çok baskı altında olduğunu biliyorum. Sana tavsiyem, seçime gir, kazanınca da kürsüye çık ve istifa ettiğini açıkla..”

Bu konuşmanın hemen ardından Özhan Canaydın, ani bir çıkışla, “iktidara rağmen aday olmandan, bazı kulüpler rahatsız herhalde.. En fazla da Trabzonspor rahatsız” deyince ortalık bir anda gerilir. Nuri Albayrak, “bizim hiçbir rahatsızlığımız olmaz. Biz başından beri Ulusoy’un yanındayız. Bu işlerin bu noktaya gelmesinin tek sorumlusu Hasan Doğan’dır. Başbakanı yanıltan, Türk futbolunu kaosa sürükleyen kişi Hasan Doğan’dır. Oyumuzu Haluk Ulusoy’a vereceğiz ve onu başkan yapacağız” dedi.

Artık dönüş yoktur. Haluk Ulusoy, bu konuşmanın ardından emin olur ki, seçime girmekten başka çaresi yok. Kulüpler Birliği’ne “Ayhan Bermek deklarasyonu” için giren grup hayal kırıklığına uğrar. “Bu toplantıda son raconu ben keseceğim” diye iddialı konuşan Canaydın, üç saat süren ve “havanda su dövme” diye nitelenen görüşmenin ardından “kulüpler serbest” açıklaması yaparken, Ulusoy ekibi artık rahatlamıştır.

Sonra gece 01.00’den itibaren liste yapılmaya başlar.. Listedeki her üye ile tek tek konuşulur ve Ankara’da 19 Ocak sabahı gün ışırken futbolun yeni yöneticilerinin listesi hazırdır. Geç başlayarak yaklaşık 120 oy getireceği hesaplanan listenin medyaya sızası da önlenmiştir.

Sonra.. Seçim ve perde…

Son tirad ise kulaklarda hala:

“İnsanın hırsı, asla aklının önüne geçmemelidir”

Seçimden bir gün önce kulüpler birliği toplantısı vardır. Ama işin ilginç tarafı, başkan Özhan Canaydın öğlene kadar ortada yoktur.

İki taraf da stratejilerini belirlemiş, Ayhan Bermek kazanacak olmanın gururu ile başı dik gezer; Haluk Ulusoy ise “ne pahasına olursa olsun onur mücadelesine devam. Savaşı yitireceksem bile çarpışarak ölürüm ama asla teslim olmam” diye konuşur çevresine. Küçük gruplar halinde toplantılar yapılır, yoğun kulis faaliyetleri bire bir çalışmalarla sürer tüm hızıyla.

26 Ocak 2006’da Anayasa Mahkemesi’nden Ulusoy ile ilgili kararın çıkmasında büyük rol oynayan ve kendisine Tahkim Kurulu Başkanlığı sözü verilen Tanju Güvendiren, kurulun kendi içinde yaptığı oylamada başkan seçilemeyince ortalık karışır.

Askeri Yargıtay Onursal Üyesi olan Güvendiren, Tahkim Kurulu’nun ilk toplantısında başkanlığı, 4’e 1 oy ile Türker Arslan’a kaptırınca, diğer kurul üyelerine karşı çok ağır sözler sarfederek toplantıyı terk eder. Kendisine başkanlık sözü verildiğini belirten ve bazı kişileri “adam olmamakla” suçlayan Güvendiren, toplantı tutanağına da imza atmaz. Prestiji ile oynandığını ifade eden Güvendiren, bundan sonra da toplantılara iştirak etmeyeceğini bildirir.

Tanju Güvendiren’in, Haluk Ulusoy’un seçimi kazanmasında en büyük rolü oynayan Melih Gökçek’in yakın dostu olduğu bildirilir. Güvendiren TFF Genel kurulunda da Ankaraspor delegesidir.

Güvendiren’in, Gökçek’in ricası ile Anayasa Mahkemesi’nden Haluk Ulusoy ile ilgili kararın ivedi ve lehte çıkmasını sağladığı öne sürülür. Gökçek’in de genel kurul gecesi Ulusoy’a, “Benim için Tanju bey çok önemli. Eğer Tahkim Kurulu Başkanı yapmazsan desteğimi çekerim” şeklinde baskı yaptığı ifade edilir. Ulusoy da bunun üzerine Güvendiren’i Tahkim Kurulu’nun başına, Türker Arslan’ı ise ikinci sıraya yazar. Ancak Güvendiren’in kurul içi başkanlık seçimini 4’e 1 kaybetmesi planları alt üst eder.

27 Ocak 2006’da, Haluk Ulusoy’un daha önceki başkanlığı döneminde FIFA listesinden çıkartılan Erol Ersoy, Merkez Hakem Kurulu üyeleri ile yaptığı görüşmeden “devam et” mesajı alır.

Kendisi ile birlikte FIFA listesinden düşürülen Metin Tokat’ın hakemliği bırakması, Orhan Erdemir’in ise MHK’ya girmesi sonucu kafası karışan Ersoy, hakemliği bırakma aşamasında kritik bir karar verir. Kendisi gibi İzmirli olmasına rağmen, MHK üyelerinden Mevlüt Güzel ile yıldızı hiç barışmayan Ersoy, başta başkan Mustafa Çulcu olmak üzere kurulun önde gelen isimleri ile yaptığı görüşmeden, “Sakın bırakma. Sen güvenilir bir isimsin. Kaliteni herkes biliyor. Yolumuza birlikte devam edelim” mesajını alır. Erol Ersoy, bunun üzerine hakemliğe devam etmeyi kararlaştırır.

30 Ocak 2006 tarihinde Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, G.Birliği’ne 1 milyon Euro tazminat ödemeye mahkum edilen Deniz Barış davasını bozar .

Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu’nun verdiği bir kararın Yargıtay tarafından bozulması Türk futbolunda bir ilk olur.

Yargıtay başvurusunu Tahkim Kurulu eski üyesi olan Fenerbahçe avukatı Haluk Burcuoğlu yapar ve Yargıtay, Gençlerbirliği ile Deniz Barış arasında yapılan sözleşmenin özel hukuk alanında düzenlendiğine karar verir.

Tahkim’in kararları kesin olmasına ve FIFA’nın bu konuda talimatı bulunmasına karşın, Fenerbahçe ve Deniz Barış’ın bunu delmesi ortalığı karıştırır. Lisans tescil sırasında tüm kulüplerden bu yönde muvaffakatname alan federasyon, Yargıtay’ın kararı karşısında şaşkına döner. FIFA’nın ilk planda Futbol Federasyonu’na bir ihtar yollayacağı, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun ise talimatlara aykırı davranan Deniz Barış’ı Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na sevkedeceği bildirilir. Fenerbahçeli futbolcunun asgari 6 ay hak mahrumiyeti cezası alacağı beklenmektedir.

Karar üzerine söylenenler:

Türker Arslan (Tahkim Kurulu Başkanı):
Yargıtay ilk defa Tahkim Kurulu’nun bir kararını bozdu. Futbol ile ilgili her türlü olayın Tahkim Kurulu’nda karara bağlanması gerekir. Adli makamlarca verilecek kararın sıkıntı yaratacağı bir gerçek. Konuyu biliyoruz ama dosya henüz bize intikal etmedi. Geldiğinde gerekli incelemeyi yapacağız. Ama Türk futbolunda bir ilk gerçekleşti.

Samim Ünal (Tahkim Kurulu eski başkanı)
Futbol Federasyonu yasasında özel sözleşme ve tek tip sözleşme ayrımı yok. Her şeye Tahkim Kurulu bakar. Yargıtay’ın verdiği kararın yerinde olduğunu sanmıyorum. Ama Yargıtay’ın da eski içtihadı budur. Zamanında Tahkim Kurulu’nun yaptığı ayrımdan dolayı bu kaynaklandı. Hukukta boşluk olmayacağı için böyle bir sonuç ortaya çıktı.

Bu kararın hemen ardından Deniz Barış Disiplin Kurulu’na sevkedilir. Deniz’in lisansının iptali gündeme gelirken, oyuncunun avukatı Burcuoğlu, “Ceza verirlerse Tahkim üyeleri hakkında dava açarız” der.

Lisans tescili sırasında “Tahkim’in kararları kesindir. Adli makamlara başvurmayacağız” şeklinde taahhütname veren Fenerbahçe’nin ise bu olayda kusuru olmadığı kanaatine varılır. Deniz Barış kişisel olarak Yargıtay’a başvurduğu için Fenerbahçe hakkında işlem yapılmayacağı ifade edilir.

Deniz Barış’ın avukatı Haluk Burcuoğlu ise, Futbol Federasyonu’nun müvekkiline ceza veremeyeceğini öne sürer. Burcuoğlu, “Yargıtay, Tahkim Kurulu’nun almış olduğu kararı bozmuş ve son sözü söylemiştir. Artık hukuki süreç yeniden başladı. Deniz, Futbol Federasyonu ve Tahkim Kurulu’nun aldığı karardan dolayı maddi ve manevi kayba uğramıştır. Eğer, Deniz bu durumdan şikayetçi olmamı isterse Tahkim Kurulu’nda Deniz’in lisansının askıya alınması için oy kullanan 3 üye hakkında suç duyurusunda bulunuruz” diye konuşur.

4 Şubat 2006’da Galatasaray Sportif Direktörü Bülent Tulun, Futbol Federasyonu’nun, sözleşme imzaladıkları oyuncu Okan Koç’a lisans vermek zorunda olduğunu iddia eder. Tulun, federasyonun transfer yönetmeliğine göre oyuncuya geçici lisans vermek zorunda olduğunu kaydederek, “Okan Koç’un oynamasına engel olamazlar” der. Transfer yönetmeliğinde futbolcuların maaşlarının her ayın 1’i ile 5’i arasında ödenmek zorunda olduğunun yazdığını kaydeden Bülent Tulun, “Aksi takdirde futbolcular sözleşmelerini tek taraflı feshedebilirler. Okan Koç da bunu yaptı. Geçici lisans vermek zorundalar” diye konuşur.

6 Şubat 2006’da olaylı Türkiye – İsviçre maçıyla ilgili olarak FIFA Disiplin Kurulu Türkiye’ye 6 maç saha kapama cezası ve 200 bin Frank para cezası verir.

FIFA’nın açıklamasında, saha ve stat koridorlarındaki olaylarda adı geçen milli futbolcu Alpay Özalan’a 6 maç men cezası ve 15 bin İsviçre Frangı para cezası artı bin İsviçre Frangı duruşma masrafı, Emre Belözoğlu’na 6 maç men cezası ve 15 bin İsviçre Frangı para cezası artı bin İsviçre Frangı duruşma masrafı, Serkan Balcı’ya 2 maç men cezası ve 5 bin İsviçre Frangı para cezası artı 500 İsviçre Frangı duruşma masrafı cezaları verildiği belirtilir.

FIFA Disiplin Kurulu, Milli Takım antrenörü Mehmet Özdilek’e de 12 ay hak mahrumiyeti ve 15 bin İsviçre Frangı para cezası artı bin İsviçre Frangı duruşma masrafı cezası verir.

7 Şubat 2006’da, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in isteği doğrultusunda Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun Haluk Ulusoy’un geçmiş yönetim dönemleriyle ilgili yaptığı inceleme sonucunda ortaya çıkan ve usulsüzlük olarak nitelenen konuların açıklığa kavuşturulması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatılmasına karar verir.

Ulusoy 8 Şubat 2006’da FIFA Disiplin Komitesi’nin, İsviçre maçında yaşananlar nedeniyle Türkiye’ye verdiği 6 maç seyircisiz oynama cezasıyla ilgili, ”FIFA sanırım tarihinde en ağır ikinci kararını verdi. Böyle bir karar beklemiyorduk, şok olduk. Büyük bir hukuki mücadelenin içine gireceğiz. Önümüzde uzun ve meşakkatli bir yol var” der.

10 Şubat 2006’da Vatan Gazetesi’nde İbrahim Seten imzasıyla yer alan habere göre göre, 1 Şubat 2006, Çarşamba günü FIFA’nın Zürich’teki merkez binasında şöyle bir olay gelişmiştir:

Türkiye Futbol Federasyonu’nun yeni başkanı Haluk Ulusoy, FIFA Başkanı Sepp Blatter’e nezaket ziyaretinde bulundu. Saat 17.00’deki randevuda olaylı İsviçre maçı gündeme geliyor. Blatter, tüneldeki olaylarla ilgili olarak ağır suçlamalarda bulunuyor. Duydukları karşısında zor anlar yaşayan Ulusoy, o anda bütün protokol kurallarını bir tarafa bırakıp, FIFA Başkanı’nın sağ elini sıkıca tutuyor, öpüyor, alnına götürüyor. Blatter’in elini bırakmıyor, bu sefer de kalbinin üstüne koyuyor. Şaşıran Blatter, “Ne yapıyorsunuz Mr. President?” diye gayrı ihtiyari soruyor. Ulusoy da, “Bu bir Türk geleneğidir. Babaların eli öpülür ve babalar affeder. Beni bundan sonra manevi evladın say. Ben buraya gelirken, olayların bu kadar kötü olduğunu bilmiyordum. Bizi affet, babalığını göster.” dedi. Olaylı İsviçre maçının üzerinde daha 24 saat bile geçmeden düzenlediği basın toplantısı ile şimşekleri üzerine çeken Blatter, “Tamam, tamam” deyip FIFA Genel Sekreteri Urs Linsi’yi odasına çağırarak gerekli talimatı veriyor: “Urs, sanıyorum Türkiye dosyasını tekrar gözden geçirmemiz gerekiyor. Lütfen gerekeni yapın.”

Fatih Terim’le devam kararının çıktığı dünkü Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nda yaşananları tek tek anlatan Ulusoy, şu açıklamada bulunuyor: “Ben Blatter ve Linsi’nin yaklaşımından cezamız 2 veya 3 maça indi diye mutlu olmuştum. Meğerse, biz Blatter’in manevi evladı olmadan önce Türkiye 2008 Avrupa Şampiyonası’ndan ‘tard’ (ihraç) edilmiş… 2008’de yokmuşuz”

11 Şubat 2006 tarihinde Ulusoy “Benim kişisel olarak üstüme düşen ne görev varsa yapmaya hazırım. Af da dilerim, ceza da çekerim. El de öperim, etek de” der.

Ancak Ulusoy el öpme iddiaların gerçeği yansıtmadığını belirtirken, “Blatter’in elini öpmedim. Ama gerekirse elini de öperim” der.

Aynı tarihte yine Tahkim Kurulu problemi vardır.

Menajeri Hakan Azman ile imzaladığı sözleşmeyi çiğnediği için 1 milyon dolar cezaya çarptırılan Alpay’ın, “Cezam kalkmazsa İsviçre maçlarına çıkmam” dediği ve söz aldığı iddia edilir. Sözler tutulmayıp ceza yürürlüğe girince, ortalık karışır, Tahkim Kurulu dağılır.

Olay şöyle gelişir:

Alpay, Hakan Şükür’ün önerisi ile menajer Hakan Azman’la 31 Ocak 2000’de sözleşme imzaladı. O dönem Fenerbahçe’de kiralık oynayan Alpay, Siirt Jet-Pa Kulübü Başkanı Fadıl Akgündüz’ün “Seni Aston Villa’ya sattım. Yarın gidiyorsun” sözleri ile İngiltere yolunu tuttu. Hakan Azman, “Sözleşme şartlarına uymadı. Alpay’ın bana cezai şart gereği 500 bin doların yanı sıra sözleşme ücretinin yüzde 10’u olan 325 bin paundu ödemesi lazım” diyerek Futbol Federasyonu’na başvurdu. Federasyon yönetim kurulu, 12 Mart 2002’de Alpay’ın, 666 bin paundluk sözleşme ücretinin yüzde 10’unun Hakan Azman’a ödenmesini kararlaştırdı.

Araya önce 2002 Dünya Kupası girdi. Alpay’ın morali bozulacağı gerekçesi ile dosyaya el sürülmedi. 2004 Avrupa Şampiyonası elemeleri sırasında da “Alpay’ı üzmeyelim” denilerek dosya yine rafa kaldırıldı. Hakan Azman, 9 Ağustos 2005’de Tahkim Kurulu’na başvurarak, Alpay’ın transfer ücretinin 666 bin paund değil, 3 milyon 253 bin paund olduğunu, bu doğrultuda kendisine yüzde 10’luk komisyon gereği 325 bin paundun ve de sözleşmede öngörülen 500 bin doların, 5’er yıllık yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiğini bildirdi.

Kurul 20 Ekim 2005’de toplanarak 325 bin paund menajerlik ücreti ve 500 bin dolarlık ceza tazminatının yarısı olan 250 bin doların Alpay tarafından ödenmesine 10 dakikada karar verdi. Karar, Erkan Vardar’ın muhalefet şerhi ile 4’e 1 alındı. Ama gerekçeli karara “oybirliği ile” yazıldı. Yönetim Kurulu bunu öğrendi, ortalık karıştı. Kararın ertesi günü Gürol Kaymak ve Erkan Vardar istifa etti. Tahkim dağıldı. Karar, açıklanmadı, adeta devlet sırrı gibi saklandı. Ancak, Alpay, haberi Tahkim Kurulu’ndaki bir dostu vasıtasıyla öğrendi. Bunun üzerine rest çekti, İsviçre maçlarına çıkmayacağını söyledi. Levent Bıçakçı başta olmak üzere yönetim kurulunda ve Tahkim Kurulu’nda görevli çok sayıda isim, “Karar düzeltilecek” diyerek Alpay’ı zor da olsa ikna etti.

Verilen sözler unutuldu. Kararın düzeltilmeyeceğini anlayan Alpay, Yargıtay’a başvurdu. Tecrübeli futbolcu, “Hakan Azman’ı yolda görsem tanımam. Hakan Şükür’ün aracılığı ile tanıştım. Aston Villa’ya gitmemde en ufak bir katkısı olmadı. Üstelik ben Aston Villa’da çok az oynadım ve transfer ücretimi de alamadım. Derdimi anlatamadım. Şimdi cebimden yaklaşık 1 milyon dolar çıkacak. Çocuğumun rızkını, hiç hak etmeyen birine vermiş olacağım” dedi. Menajer Hakan Azman ise “Ortada bir sözleşme var. Alpay sözleşmeyi çiğnedi. Tahkim Kurulu’ndan doğru karar çıktı” diye konuştu.

El öpme hadisesinin yankıları ve polemiği bir türlü bitmez. 17 Şubat 2006 tarihinde Ulusoy hala bu konuyu anlatmaktadır:

“Ben olmasam 2008 Avrupa Şampiyonası ile birlikte 2010 Dünya Kupası’ndan da ihraç edilebilirdik.

Yaşım 48, kimin elini öpüp öpmeyeceğimi çok iyi biliyorum. Blatter ile aramızda 10 yıldır baba-oğul ilişkisi var. Kendisine çok yakınım. Biz onunla öpüşürüz, başımı göğsüne koyarım. ‘Sen babamsın, biz evladınız, gerekirse elini bile öperim’ dedim. ‘Ulusoy yes, no bile bilmiyor, nasıl bu kadar yakın oluyor?’ diyorlar. Ben FIFA ve UEFA ailesinde çok sevilen bir başkanım. Ülkemi de en iyi biçimde temsil ediyorum. Gerekirse ülkemin menfaatleri için el de öperim. Bunu ülkem adına yaparım, kendim için değil. 2008 Avrupa Şampiyonası ile birlikte, belki de 2010 Dünya Kupası’ndan bile ihraç edilebilirdik. İsviçre’ye gittiğimde böyle bir hava vardı. Çalışmalarımızdan sonra olayı buraya getirebildik.” 6 maçlık cezada indirim olacağını tahmin ettiğini belirten Ulusoy, “İnşallah FIFA Tahkim Kurulu indirim yapar da CAS’a gitmek zorunda kalmayız. FIFA Tahkim Kurulu’ndan indirim kararı çıkacağına inanıyorum”.

Bu arada ligler devam ediyor ve ciddi şiddet olayları yaşanıyordur. En ciddi olaylardan birisi 26 Şubat 2006’da Diyarbakır’da, Diyarbakırspor – Konyaspor maçında yaşanır.

Diyarbakır’daki olaylı maçla ilgili olarak 100 kişi gözaltına alınır. Maçın 87’nci dakikasında yarıda kalmasına yol açan olaylara karışanlar, Emniyet Müdürlüğü’nün çektiği görüntülerden tek tek tesbit edilmeye başlanır.

Bu arada stadın içinde ve dışında meydana gelen olaylarda 20 polis yaralanır.

Atatürk Stadyumu savaş alanına döner. Stadyumdaki 9000 koltuğun parçalanarak sahaya atıldığı açıklanır.

Ulusoy, şidet olaylarına karşı “Biz daha yeni bir federasyonuz. Göreve başlayalı 35-40 gün oldu. Bu konuda çok ciddi çalışmalarımız var. Talimatlarda bir takım değişikliklere gideceğiz. Şiddeti önlemek için üzerimize düşen görevi yapacağız” der.

1 Mart 2006’da Tahkim Kurulu’nda Tanju Güvendiren krizi ise hala bitmemiştir.

Ulusoy, Tahkim Kurulu Başkanlığı seçimini kaybettikten sonra mazeret beyan etmeden üç toplantıya katılmadığı için üyelikten düşürülmesi kararlaştırılan Tanju Güvendiren için devreye girer. Ulusoy, Güvendiren’in kurula seçilmesini sağlayan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’e, “Tatsızlık çözülecek, Güvendiren göreve devam edecek” der.

3 Mart 2006 tarihinde, Futbol Federasyonu’nun 1 Haziran 2005’te Olağan Mali Genel Kurulu’nda oy çokluğu ile alınan yayın gelirlerinin 18 Süper Lig kulübüne eşit olarak dağıtılması kararını Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi bozar.

Fenerbahçe, G.Saray, Beşiktaş ve Trabzonspor’un kararın iptaliyle ilgili başvurusunu mahkeme kabul eder. Mahkeme yayın gelirinin dağıtımıyla ilgili karar yetkisinin Genel Kurul’da değil, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nda olduğu gerekçesiyle “eşit paylaşım” kararını iptal eder. Mahkeme ayrıca Genel Kurul kararı için önerge veren 72 delegeden 19’unun havuz konusunda hak sahibi olmadığına da karar verir. Mahkemeden çıkan bu karar ayrıca Mali Genel Kurul’da alınan kararın ardından 2.Lige düşen payı da ortadan kaldırmış olur.

14 Mart 2006’da Futbol Federasyonu, bağımsız denetleme kurumu Deloitte Denetim SMM A.Ş ile sözleşme imzalar. Kemal Kapulluoğlu konu hakkında şunları söyler:

“Bundan sonra federasyonumuzun kaynakları ve faaliyetleri sırasında yaptığı harcamaları, kuruluş yasamızda belirlenmiş denetleme organları dışında, uluslararası kariyeri olan bağımsız bir denetleme kurumu aracılığıyla kamuoyunun da denetimine açıyoruz. Futbol, bu ülkenin sadece sportif anlamda değil, günlük yaşamda da üzerinde en fazla konuşulan, tartışılan ve fikir yürütülen olgularının başında geliyor. Tıpkı sahada oynanan oyunda olduğu gibi böylesıne yoğun ilgi gören bu olgunun, idari ve mali anlamda da kamuoyuna açık tutulmasının yararına inanıyoruz.

13 Şubat’ta, bu sektörün önde gelen kuruluşlarından, hazırlanan şartnameye uygun teklif vermelerini istedik. 20 Şubat tarihine dek bu teklifler federasyona iletildi. 21 Şubat’ta, en uygun teklifi veren firmanın tespiti yapıldı, 8 Mart’taki yönetim kurulu toplantısında da Deloitte Denetim SMM A.Ş ile anlaşma imzalanması kabul edildi.

Deloitte, 3’er aylık periyotların yanı sıra federasyonun yıllık mali yapı denetimini de gerçekleştirecek Bu denetlemeler sonrasında oluşacak tablo, federasyonumuz tarafından basın yayın organları aracılığıyla düzenli olarak kamuoyuna yansıtılacak. Bundan böyle gerek genel kurul üyelerimiz, gerekse kamuoyu, dilediği zaman bu bilgilere ulaşma olanağını bulacak. Futbolda yeni bir döneme başlıyoruz. Bu yöntem ile artık federasyonun harcamalarına ilişkin spekülasyonlarının da ortadan kalkacağına inanıyoruz”.

22 Mart 2006’da Tahkim Kurulu’nda problem haline gelen Tanju Güvendiren problemi çözülür. Üç toplantıya katılmadığı için üyelikten düşürülmesi kararlaştırılan ve bu konuda hakkında tutanak hazırlanan Tanju Güvendiren, federasyon başkanı Haluk Ulusoy’un müdahalesi sonucu af kapsamına girer.

Ancak Güvendiren hakkında hazırlanan ve kayıtlara geçen tutanağın nasıl sümenaltı edileceği de merak konusu olur. Tahkim Kurulu’nun bu uygulamasının hukuki sorun yaratacağı ileri sürülür.

Elbette ki herşey kılıfına uydurulur, konu kapanır…

Aynı gece Ali Sami Yen Stadı’nda Türkiye Kupası maçında karşılaşan G.Saray – Fenerbahçe maçında yaşananlar tartışılmaya başlanır. Maç boyunca sahaya yağmayan madde kalmaz.

Fenerbahçe İkinci Başkanı Nihat Özdemir, derbiyi yorumlayarak, “Sadece bizim oyuncularımıza değil, Hasan Şaş’a bile attılar. Bu yapılanlar cezasız kalmamalı. G.Saray’ın sahası ne olacak? Bir an önce kararı bekliyoruz. Bizim için takımın başına bir şey gelmemesi, tur atlamaktan çok daha önemli. O kadar olaylar olmaya başladı ki, çocuklar çok etkilendi. Devre arasında takımı sahadan çekmeyi bile aramızda tartıştık” der.

Karşılaşmanın 4. hakemi Fırat Aydınus ve temsilciler Mehmet Haluk Gözen ve Gökhan Berker tam 78 kez ağza alınmayacak küfürler edildiğini, sayısı belirlenebilen 221 adet yabancı maddenin sahaya atıldığını, tribünlerde 5 adet Bengal Ateşi (Göz yakıcı gösteri meşalesi) yakıldığını ve 9 adet ses bombası patlatıldığını tesbit ettiler.

Profesyonel Disiplin Kurulu da, 06/941 sayılı bir belgeyle G.Saray Kulubü’nden Fenerbahçe maçında yaşanan olaylarla ilgili olarak 3 gün içinde savunma istedi. Aksi halde savunma hakkından vazgeçmiş sayılacağını bildirir.

Maçın hakem ve temsilci raporları şu şekildedir:

Saat 18.43: Maraton Üst tribününden 16-17 adet pet şu şisesi atıldı. 3 kez Fenerbahçe’ye küfür edildi.
Saat 18.44: Numaralı tribün dışındaki tüm tribünlerden 5 kez Fenerbahçe’ye, 4 kez Tuncay’a küfür edildi. Yeni açık tribünlerinden 3 adet bomba tabir edilen patlayıcı atıldı.
Saat 19.03: Eski ve Yeni Açık ile Maraton tribünleri 3’er kez küfürlü tezahürat yaptı.
Saat 19.05: Misafir takım ısınmak için sahaya çıktığında 15 adet pet şişe ve su bardağı ile yabancı madde atıldı. Tüm tribünler 4’er kez küfür etti. Eski Kale Arkası’ndan ses gücü yüksek patlayıcı atıldı.
Saat 19.15: Isınma devam ederken, 3 kez tehdit ve tahrik içeren tezahürat yapıldı. 3 kez küfür edildi, sahaya sayısız pet, bardak, şişe ve yabancı madde atıldı.
Saat 19.27: Tuncay’a biri 3, diğeri 4 kez olmak üzere 7 kez küfürlü tezahürat yapıldı.
Saat 19.30: Maraton ve Eski Açık tribününden yoğun katılımla 4 kez konuk ekibe küfür edildi.
Saat 19.32: Yapılan anonsa rağmen Tuncay’a yine 7 kez küfürlü tezahüratta bulunuldu.
Saat 19.33: Isınmasını sürdüren konuk ekibe Maraton tribününden 8-9 adet pet bardak ve şişe atıldı.
Saat 19.38: Konuk ekip ısınmasını tamamlayıp soyunma odasına giderken, Maraton tribününden 15-20 adet pet bardak, şişe, küçük parlak yabancı madde, körüğe yanaştığında ise yeni açıktan yine pet bardak, şişe ve 3,5-4 cm çaplı 30 gram ağırlıkta avizelerde kullanılan cam küre atıldı.
Saat 19.50: 8 kez konuk ekibe tribünler küfür etti. 2 Bengal Ateşi yakıldı.
Saat 20.01: Maraton tribünü sahaya arka arkaya 4 kez 2’şer adet su bardağı attı.
Saat 20.04: Sahaya 1 adet su bardak altlığı atıldı.
Saat 20.05: Maraton Üst ve Orta bölümünden 6 adet pet su şişesi ve bardağı atıldı.
Saat 20.06: Yeni Açık tribününden sahanın yeşil zeminine ulaşan 7-8 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.08: Konuk ekibin golünden sonra sahaya 9-10 adet pet su bardağı, küçük buz parçaları, 1 adet boş kanyak şişesi atıldı. 9×15 cm ebadındaki şişe alıkonuldu.
Saat 20.11: Eski açık tribününden köşe gönderi civarına 11 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.12: G.Saray’ın beraberlik golünden sonra sahaya toplam 8 adet su bardağı atıldı. 4 adet Bengal Ateşi yakıldı.
Saat 20.15: Sahaya 6 adet su bardağı atıldı.
Saat 20.22: Futbolcular arasındaki bir gerginlik sonrası yeşil zemine isabet eden 14 adet pet su bardağı atıldı. 3 kez Fenerbahçe’ye küfür edildi.
Saat 20.29: Eski Açık tribününden 1 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.31: Bir hakem kararı sonrası Maraton tribününden ikinci yardımcı hakeme 1 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.33: Konuk ekibin korner atışı sırasında köşe gönderine 20-25 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.34: Taç atışı sırasında konuk ekip futbolcusuna 5-6 su bardağı ile sopa gibi algılanan boru şeklinde mukavva atıldı.
Saat 20.36: G.Saray’ın ikinci golü sonrası 2 adet bengal ateşi yakıldı.
Saat 20.42: Maraton trubününden sahaya 4 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.45: 6-7 adet bozuk para, buz parçaları, 3 adet pet su bardağı sahaya atıldı. Reklam panolarının arkasında 2 adet atom diye tabir edilen ses bombası patladı.
Uzatma Dakikaları: 4 adet pet su bardağı atıldı. 3 kez konuk ekibe küfür edildi. Hakem ilk yarıda iki kez sahayı temizletti.
Saat 21.03: Sahaya toplam 8 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 21.04: Sahaya 4 adet bardak atıldı. Hakem oyunu durdurup yardımcılarını orta alana topladı. Ancak futbolcularınızın hakemi ikna etmeleri sonrası 2 dakikalık beklemeden sonra maç yeniden başladı.
Saat 21.06: Seyircinizin bulunduğu Maraton tribününden sahaya 10-12 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 21.09: Fenerbahçe’ye 3 kez küfürlü tezahüratta bulunuldu.
Saat 21.10: Aynı mahiyetteki küfür müştereken 3 kez daha tekrarlandı.
Saat 21.11: Numaralı tribünden yeşil zemine 2 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.16: Eski Açık tribününden sahaya 13-15 adet pet su bardağı ve tanımlanamayan ufak çaplı yabancı madde atıldı.
Koltuklar kırıldı
Saat 20.28: Rakip takımın beraberlik golünden sonra numaralı tribünün üst tarafından atom diye tabir edilen ses bombası sesi duyuldu.
Saat 20.33: Takımınızın attığı gol sonrası 2 adet bengal ateşi yakıldı.
Saat 20.35: Hakemin bir kararı sonrası 8 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.45: 1 adet su bardağı atıldı.
Uzatma Dakikaları: Numaralı tribünün üst tarafından yeşil zemine 1 adet çakmak atıldı, 2 adet Bengal ateşi yakıldı. Bu ateşlerden biri rakip takım seyircisinin bulunduğu tribüne fırlatıldı. 3 kez Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’a müştereken küfür edildi. Tribünlerde onlarca koltuk kırıldı, sahaya atıldı. Yabancı maddelerden bazıları yardımcı hakeme ve futbolculara isabet etti.

SAHAYA NELER ATILDI?
Pet şişe
Pet bardak
Ses bombası
Çakmak
Mukavva
Bengal Ateşi
Avize parçaları
Kanyak şişesi
Koltuk
Buz parçaları
Bozuk para

27 Mart 2006’da Futbol Federasyonu Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, Türkiye Kupası çeyrek final ikinci maçında Fenerbahçe ile oynanan karşılaşmada sahaya atılan yabancı maddeler nedeniyle Galatasaray’a 1 maç seyircisiz oynama cezası verir.

Hakemler 24-26 Mart 2006 tarihlerindeki Süper Lig ve A Kategorisi maçlarına onar dakika geç çıkarlar.

Hakemler, kendilerine yönelik saldırıların son haftalarda artması üzerine eylem yapma kararı alırlar ve uygularlar.

Ulusoy, kendisine hakemlerin şikayetlerini anlatan ve eylem yapmak istediklerini bildiren Çulcu’yu, bu düşünceden vazgeçirmek için çok uğraşır. Liglerde sona gelinmesi nedeniyle tansiyonun yüksek olduğunu vurgulayan Ulusoy, “Şu aşamada eylem yapmanız ortamı daha da gerer” der. Ancak, hakemlerden yoğun baskı gören Çulcu, Ulusoy’a olumsuz yanıt verip, kesinlikle eylem yapacaklarını ifade eder.

Özellikle Diyarbakırspor-Sivasspor maçında Özgüç Türkalp’in dövülüp ölümle tehdit edilmesi ve Samsunspor-Kayserispor karşılaşmasında da Kuddusi Müftüoğlu’nun saldırıya uğraması, MHK’nin eylem kararında önemli rol oynar.

TFF, Fenerbahçe’nin V.Manisa ile oynayacağı maçı, başvuruya rağmen İzmir’e almazken, G.Saray’ın Diyarbakırspor maçını, Diyarbakır’ın itirazına rağmen İzmir’e verince ortam yeniden gerilir!

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15

HALUK ULUSOY DOSYASI – 8

leave a comment »

2000’in ilk günleri milli takım oyuncuları – TFF arasındaki prim krizi ile geçer.

Aralık sonunda 10 milyarlık primi reddeden milliler, primlerden kesilecek vergilerin kendileri tarafından ödenmesine karşı çıkarak, vergileri de TFF’nin ödemesini isterler.

1 Ocak 2000 tarihli Hürriyet Gazetesi’nden:

Milli maçlar öncesinde vaad edilen prim miktarına kamuoyundan büyük tepki gelmesi Futbol Federasyonu’nun bu konuda geri adım atmaya zorladı. 100’er milyar lira telaffuz edilirken, daha sonra bu miktar 60’ar milyar liraya çekildi. Bu arada her futbolcuya bir lüks Jeep sözü de kaynayıp gitti.

Futbol Federasyonu, ay yıldızlı oyuncuların primlerinin 25’er milyarlık kısmının havuzda toplanan paralar, kalanın da hakedilen kazançlar olduğunu belirtip, bundan doğacak vergilerin oyuncular tarafından ödenmesini istedi. Milli Takımlar Sorumlusu Selami Özdemir, bu konuda “Havuzda toplanan 25’er milyar liranın brütü yaklaşık 40 milyar lira tutuyor. Eğer bu rakamı net olarak düşünürsek, o zaman da brüt 75-80 milyar liraya varıyor. Dolayısıyla primler totalde çok büyük rakamlara ulaşıyor. 99 yılında bu primleri verdiğimiz zaman vergisi daha yüksek çıkıyor. Çünkü geçmişte ödenen primler de dikkate alınıyor” açıklamasını yaparken, futbolcular vergilerin kendileri tarafından değil, federasyon tarafından ödenmesi koşulunda ısrar ediyorlar.

Milli Takımlar Sorumlusu Selami Özdemir, “Futbolcularımız bu primi hakettiler. Ancak Türk toplumundan büyük tepki gelince ne yapacağımızı şaşırdık. Bir de üstelik prim vergisi geldi. Biz söz verdik. Sözümüzü yerine getirmezsek, yönetimde kalırım ama milli Takımlar Sorumluluğu görevimden istifa ederim” dedi.

Öte yandan Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy daha önce primlerden vergi kesilmemesi için Maliye Bakanlığına müracaat etmişti. Ancak bu konuda henüz bir sonuç alınamadı.

A milli takımımız 1999 yılını namağlup kapattı. Tarihinde ikinci Avrupa Futbol Şampiyonası finallerine katılma hakkını kazanan milli takımımız, 7 resmi karşılaşmada 3 galibiyet, 4 beraberlik elde etti. 11 gol atan milliler, filelerinde 4 gol gördü. Milli takımımızın deprem nedeniyle Norveç ile deplasmanda oynaması gereken özel karşılaşma da iptal edilmişti.

Fenerbahçe yeni yıla da sıkıntılı başlar. 8 Ocak 2000’deki G.Birliği deplasmanı 2-2 sonuçlanır. G.Birliği’nin 28 dakika 10 kişi oynamış olmasına rağmen Fenerbahçe Teknik Direktörü Zdenek Zeman hakemden şikayeçidir. Zeman, “İlk yarı iyi oynadık. Ancak bu yarıda hakemden şikayetimiz var. Moldovan’a yapılan penaltıyı ve kırmızı kartı değerlendirmiş olsaydı, maçın şekli değişirdi” der.

9 Ocak’ta oynanan Kocaelispor – G.Saray maçından önce iki takım yöneticileri Kocaelispor’dan Dobrowski’nin Galatasaray’a transferi için görüşürler. G.Saray 2-1 kazanır.

Kongre öncesi sıkıntıları ve gerilimleri yaşayan Fenerbahçe’de 12 Ocak 2000’de teknik direktör Zeman istifa eder.

15 Ocak 2000’de Fenerbahçe’nin olağanüstü kongresi, 3 büyük grubun ortak önergesi ile iptal edilir. Genel kuruldan Aziz Yıldırım ve ekibinin şubattaki olağan kongreye kadar göreve devam etmesi kararı çıkar.

16 Ocak 2000’de, yeni binyılın ilk derbisinde Fenerbahçe Beşiktaş’ı 2-1 yener.

23 Ocak’ta G.Saray uzun süre sonra ilk kez puan kaybeder. İstanbulspor’la 0-0 biten maç sonrası Fatih Terim hakemlerin (Mustafa Kalkandelen)üzerine yürür.

Bu karşılaşmanın gözlemcisi Habib Kızılöz, Futbol Federasyonu’na yolladığı raporunda isim belirtmemesine rağmen “Galatasaray teknik heyeti maçtan sonra hakem triosunun üstüne yürüyüp, hakaret etti” yazar.

Raporda ayrıca, Hagi’nin centilmenlik dışı davranışlarda bulunduğu yer alır. Federasyon hukuk kurulu Kızılöz’ün bu yorumunu yetersiz bulur ve ek rapor ister.

Terim ise hakeme yönelik yaptığı hareketleri doğru bulmadığını ifade eder ve “bende şık durmadı. Bu şekildeki tepkimi normal karşılamıyorum, bahanesi de yok. Bana yakışmadı” der.

25 Ocak’ta MHK Başkanı Hilmi Ok “son haftalarda normalin üzerinde hakem hataları oldu. Hata yaptık, bunu kabul ediyoruz. Bu hataları mutlaka düzelteceğiz. Formsuz hakemlere 6 hafta, 8 hafta, hatta gerekirse bir sezon maç vermeyeceğiz” der.

Hagi’nin İstanbulspor maçında Emre’ye attığı dirsek, ortalığı karıştırmaya devam etmektedir. Federasyon önce Hagi’nin tedbirsiz olarak disiplin kuruluna sevkedildiğini açıklar. Hemen ardından Gaziantepspor Kulübü Başkanı Celal Doğan, federasyonun Gaziantepli asbaşkanı Ata Aksu’yu telefonla arar ve “Bu ne biçim iştir. Televizyonda herkes olayı gördü” diye çıkışır ve karşılaşmayı naklen yayınlayan televizyon kuruluşunun bantları hızla disiplin kurulunun eline ulaştırılır. Aksu, hemşehrisi Celal Doğan ve bantları Ankara’ya getiren Fenerbahçeli bir yöneticinin önerisiyle, disiplin kurulu başkanı Talay Şenol’u arayarak tedbir kararını aldırır.

Bu arada Hagi’nin ceza kuruluna tedbirsiz gönderilmesi yolunda Haluk Ulusoy’un ağırlığını koyduğu fısıldanmaktadır.

1 Şubat’ta PFDK Terim’e 10 gün, Hagi’ye 3 maç ceza verir. Cezaya alışkın olmayan Hagi kızar:

“Ceza çok ağır ve bunu haketmedim. Ancak Benim ve hocamın aldığı ceza G.Saray’ın yükselişini durduramayacak. Benim ve G.Saray’ın başarısını arzu etmeyen bazı basın organlarının da desteği ile federasyon ve kamoyunun etkilenmesi ile verilmiş bir cezadır”.

2. Başkan Mehmet Cansun;

“Az vermişler, 4 maç bekliyorduk. Cezaya üzülmüyorum. G.Saray o devreyi çoktan geçti. Eskiden 1 kişi ceza alsa üç gün ağlardık. Ancak Emre’ye dirsek atan Hagi’yi, Suat’a yapılan hareketi de TV gösteriyor. O gözlemciler niye bunu da raporlarına yazmıyorlar? Hagi’yi görüp de Suat’a dirsek atan çocuğa kimse ceza vermiyorsa, bu çifte standartı yaratanlar utansınlar”.

Türkiye Kupası’nda G.Saray ile karşılaşan Trabzonspor’un başkanı M. Ali Yılmaz 2 Şubat’ta “Hagi ve Terim’e cezaları bizim verdirdiğimiz ima ediliyor, buna tenezzül etmeyiz. Yıllarca federasyonu etkilemekle suçlanan bir kulübün şimdi bu tür bir tavır sergilemesini garip karşılıyorum” der.

Aynı tarihte Fenerbahçe Samandıra’daki yeni tesislerinde ilk antrenmanına çıkar.

Tesis 17 Şubat 2000’de ise resmi bir törenle açılır. Törende Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, eski başkanlardan Faruk Ilgaz, Metin Aşık, Hasan Özaydın gibi bir çok ünlü isim yer alırken, kurdelayı Yıldırım ve Ali Şen birlikte keserler.

Aziz Yıldırım 20 Şubat 2000’de ikinci kez başkan seçilir.

Yine Turgay Şeren’e kulak verelim:

02 Mart 2000 – Turgay Şeren: Ünlü, Sakın Yılma

Lütfen komisyon üyeleri, alt komisyonu bir an önce toplayın, bütün kulislere, karşı çıkmalara ve engelleme çabalarına rağmen aslan gibi ortaya çıkarak Profesyonel Futbol Yasası’nı Türk futboluna kazandıran ve Türk Futbolu’nun önünü açan Fikret Ünlü’ye destek olun. Aksi takdirde hepiniz, Türk Futbolunda hiç de iyi hatırlanmayacaksınız…

Yazıklar olsun… TBMM, Milli Eğitim Kültür Gençlik ve Spor Komisyonu, Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız Fikret Ünlü’nün hazırladığı Profesyonel Futbol Yasası’nı alt komisyona havale etti. Hatırlayacaksınız… Bakanlar Kurulu’ndan bu yasa çıkarken, bir iki ANAP’lı bakan, -ki başlarında Yüksel Yalova geliyor- en son imza attılar. Yani, nazlanarak… Bunun nedeni de bugünkü Futbol Federasyonu’na ve başkanına yakınlıkları ve dostluklarıydı. Yani onlar için Türk Futbolu, Türk Sporu hiç önemli değil. Dostluklar, kulisler önemli. Nitekim, komisyonda üç koalisyon partisinin bir kanadı olan ANAP’lılar da DYP ve Fazilet Partisi’ne uydular. Onlar da yasa taslağının alt komisyona gitmesi için oy verdiler. İnanılır gibi değil. Fikret Ünlü diye aslan gibi bir Spor Bakanı çıktı, Sayın Mehmet Ali Yılmaz’ın büyük emeklerle hazırladığı yalnız zamanla birkaç eksiği olduğu ortaya çıkan 3813 sayılı yasayı bir yasa taslağı hazırlayarak düzeltti. Her kafadan düzgün sözler, düzgün sesler çıktı. Zira Fikret Ünlü her kesimin fikrini aldı.

Futbol Federasyonu 8-9 aydır bu yasa hazırlığını bildiği halde en ufak bir taslak hazırlığında bulunmadı. Nedeni bilinmez. Son zamanda aklı başına gelir gibi oldu. Ancak büyük bir hata yaptı. Öneri paketi ile gideceğine işine geleceği üzere yasa taslağının Bakanlar Kurulu’na gitmesini önlemek için zaman üstüne zaman kazanmak istedi. Tabii bunu hiç kimse yutmadı. Fikret Ünlü de yutmadı. Ve Ünlü’nün hazırladığı dört dörtlük Profesyonel Futbol Yasa Taslağı Bakanlar Kurulu’na geldi ve imzalandı. Sıra Milli Eğitim Kültür ve Gençlik Spor Komisyonu’ndaydı. Şimdi size bazı olayları anlatayım da gülün yahut ağlayın.

Futbol Federasyonu pek çok kulübe, komisyona bu yasa taslağının geçmemesi için faks çekmesi için gerekli talimatları verdi. Hatta metinlerini bile gönderdi. Diyeceksiniz ki, kulüpler neden çekti, bu faksları? Onu da izah edeyim. Kulüplerin yüzde 99’u Futbol Federasyonu’na çeşitli nedenlerle borçlu. Mesela, Aydınspor’un yabancılarla ilgili olan UEFA’ya borcunu bu federasyon ödedi. Şöyle bir dikkat ederseniz, Yüksel Yalova da Aydın milletvekili ve de Aydınspor’un eski başkanı…

Samsunlu milletvekilleri de yasa tasarısının komisyondan geçmemesi yönünde oy kullanmışlar. Haklılar… Çünkü Samsunspor’un UEFA’ya olan borcunu da Haluk Ulusoy federasyonu ödedi.

Gelelim, Ersin Taranoğlu’na… O da ANAP’ın sözü geçenlerinden. Haluk Ulusoy’un çok yakınıdır. Yücel Seçkiner’in Türkiye’de olmadığı bir zamanda iki dakikalık bir faksla Haluk Ulusoy’u Futbol Federasyonu Başkanı yap mıştır. Tabi ki onun tarafında olacaktır. Beni hayretler içinde bırakan İbrahim Yazıcı kardeşimdir. Sporun, futbolun içinden gelen birisidir. Nasıl böyle dört dörtlük bir yasa alt komisyona gitsin diye oy vermiştir.

Sayın komisyon üyeleri… Benim hiçbir yerden hiç bir beklentim yok. Türk Milli Takımı’na ve Galatasaray takımına 20 yıl hizmet ettim. Şimdi de yazılarımla, inandıklarımla Türk Futbolu’na hizmet ettiğime inanıyorum ve bu konuda kendimle iftihar ediyorum.

Lütfen sayın komisyon üyeleri. Lütfen, alt komisyonu bir an önce toplayın, bütün kulislere, karşı çıkmalara ve engelleme çabalarına rağmen aslan gibi ortaya çıkarak Profesyonel Futbol Yasası’nı Türk futboluna kazandıran ve Türk Futbolu’nun önünü açan Fikret Ünlü’ye destek olun. Aksi takdirde hepiniz, Türk Futbolunda hiç de iyi hatırlanmayacaksınız.

Son sözüm Yücel Seçkiner’e… Sen de kulis yaparak eski yasanın gündemde kalmasını ne yazık ki isteyenlerdensin. Biliyormusun ki, şu anki genel kurulun yüzde 90’ı uçaklar dolusu Haluk Ulusoy’un daveti ile milli maçlara gitti. 10 yıldızlı otellerde kaldı ve sen şimdi bu insanlardan kurulu genel kurul kalsın diyorsun. Sana da yazıklar olsun.

4 Mart’ta oynanan maçta Fenerbahçe Trabzonspor’u 2-1 yener. Maçın hemen başında Oulare’nin golüyle öne geçen Fenerbahçe, Osman’a engel olamayınca son 8 dakikaya berabere girer. Ancak Moldovan maçı 2-1’e taşır. 90. dakikada kazanılan penaltıyı Hami kullanır ve Rüştü kurtarır.

G.Saray Antalya deplasmanında 3-1 galip gelerek ikinci Beşiktaşla 11 puanlık farkı korur.

6 Mart 2000’de G.Saray Asbaşkanı Ali Dürüst, küfüre karşı İçişleri Bakanlığı’nı göreve çağırır:

“Tribünlerden gelen küfürler yüzünden Antalya’da aldığımız galibiyetin sevincini doyasıya yaşayamadık. Statlardaki küfüre karşı alınacak önlemler bir an önce İçişleri Bakanlığı önderliğinde masaya yatırılmalı”.

Bu arada Fenerbahçe’nin 13 kez cezalı duruma düşen futbolcuları yüzünden 23 haftada 7 maça bazı as oyuncularından yoksun çıktığı ve 8 puan kaybettiği haberi gazetelerde yer alır. Kartların Fenerbahçeli futbolcuların hırçınlığından mı, hakemlerin Fenerbahçe’ye daha rahat kart gösteriyor olmasından mı bu kadar çok olduğu konusunda yorum yapılmaz.

9 Mart’ta G.Saray Dortmund’u ikinci maçta da yenerek UEFA Kupası’nda çeyrek finale yükselir. Medyamız bu haberi allayıp pullar: “G.Saray UEFA Kupası’nda çeyrek finale yükselen ilk Türk takımı oldu”…

Oysa ki 1968-69 sezonunda Göztepe, o yıllardaki adıyla Fuar Şehirleri Kupası’nda yarı finale kadar yükselmişti.

Mart ortasındaki bir haberde Fenerbahçe’nin transfer listesindeki Rosenborg’un forvet oyuncusu Carew’in fiyatının pahalı geldiği yer almaktadır.

Erman Toroğlu 15 Mart’ta hakem Sami Şamar’a 500 milyon lira tazminata mahkum olur. Toroğlu Sami Şamar için “Bunu insan olan yapmaz. Yapsa yapsa, magandalar yapar. Bizim erkek hakemlere bir güzel dayak çekiyorlar. Sami Şamar, şerefli Türk ordusunda astsubay. FİFA maçlarında yan hakem. Avrupa’ya çıkınca Türkiye’yi temsil edecekler. Kimbilir orada neler yaparlar. Bu magandaların kesin olarak ihraç edilmeleri gerekir. Bir yazıyla da FİFA’ya bildirmek lazım. Böylesini insan olan yapmaz diyeceğim, hayvanlara hakaret olacak” demiştir.

26 Mart 2000 tarihinde, G.Saray’ın UEFA yarıfinaline çıktığı haftasonunda G.Saray ve Fenerbahçe Ali Sami Yen’de karşılaşırlar. Maçı Johnson’un 81. dakikada attığı golle Fenerbahçe 1-0 kazanır.

Aynı gün Süleyman Seba’nın Beşiktaş’taki 16 yıllık başkanlığı sona erer, Serdar Bilgili başkanlığa seçilir.

28 Mart 2000 tarihinde, Danıştay Onuncu Daire Başkanlığı, Futbol Federasyonu’nun, Birinci Lig’de “Telsim” isminin kullanılmasını engelleyen karara karşı açtığı yürütmeyi durdurma istemi davasında oybirliği ile red kararı verir.

29 Mart 2000’de Devlet Bakanı Fikret Ünlü, Futbol Federasyonu Yasası’nın değişikliği konusunda yapılan toplantıda istediği değişikliklerin yüzde 90’lık bölümünü üyelere kabul ettirir.

Toplantıda Birinci Lig kulüplerinden ikişer temsilcinin yanı sıra, kongre tarihinde ilk 10 sırayı alan takımlardan birer temsilci daha eklenmesi karara bağlanırken, İkinci Lig’den temsilci sayısı 20’den 25’e yükseltilir.

Komisyon, alt komisyonun önerdiği TSYD, ASGD ve sporla ilgili üniversitlerden iki temsilcinin delege oluşunu kabul etmeyerek yasa değişikliğinden çıkartır. Futbol Federasyonu başkanları konusunda da 6 aydan az süreyle görev yapmamış olmak koşulu getirilince delge sayısı 18’den 8 e düşer.

İlk değişiklik tasarısında Federasyon Genel Kurulu’nu 109 üye ile yapmayı planlayan Fikret Ünlü alt komisyondan gelen delege sayısını 131’e çıkaran öneriyi usta manevralarla 107’ye düşürür. Komisyon yasa değişikliğinin öncelikle olarak meclis genel Kurul gündemine getirilmesini ve 3 ay içinde değişmiş yasa ile genel kurul yapılmasını da karara bağlar.

31 Mart tarihinde Milli Takım kalecisi Rüştü “Jip krizi”nin tek sorumlusu olarak futbolcuların gösterilmesinin kasıtlı yapıldığını ifade eder, “tek suçlu federasyondur. Beni ve arkadaşlarımı Türk Ulusu önünde küçük düşürmeye çalışıyorlar” der.

Rüştü olayın gelişimini de anlatır:

“Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy geldi. Bizlere ‘Şampiyonaya gidin size birer jip’ dedi. Alpay ayağa kalktı ‘Sayın başkan sizin kullandığınız Range Rover gibi mi?’ dedi. Ulusoy, parmağını havaya kaldırdı bizleri göstererek ‘Hepinize birer Range Rover’ diye yanıtladı.

Ancak bu noktadan sonraki tüm gelişmeleri federasyon sulandırdı. Kamuoyunda bizleri suçlu gibi göstermeye çalıştılar. Şimdi soruyorum. Biz mi istedik bu jipleri. ‘Bize jip vermezseniz çıkıp oynamayız mı?’ dedik. ‘Maça çıkmıyoruz mu’ dedik. Sorun jiplerin verilip verilmemesi ya da markası değil. Bunların hepsi hayal mahsulu. Biz karşımızda dürüst insanlar bulamıyoruz. Bazı köşe yazarları da bilip bilmeden onlara yardımcı oluyorlar.

Simdi de bu jipleri 16 futbolcuya dağıtacaklarını söylüyorlar. Milli Takım kadrosu 20 hatta 22 kişi. 4 maç oynayan Milli Takımımız’ın galibiyetinde rol oynayan bazı arkadaşlarımız jip alamayacak. Ama bizler alacağız. Ve o Milli Takım’dan siz dostluk, arkadaşlık, sevgi, birlik, beraberlik ve başarı bekleyeceksiniz. Olmaz böyle şey. “

5 Nisan 2000 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde “Cip Krizi” ile ilgili haber:

Ve kriz bitti
Millilere 16 adet Mercedes cip verilecek

Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un futbolculara vaadettiği cipleri Milli Takım’ın sponsoru Mercedes firması dağıtacak

Futbol Federasyonu ile Milli Takım futbolcularının arasını açan “cip krizi” nihayet çözümlendi. Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’un futbolculara vaad ettiği cipleri Milli Takım’ın sponsoru Mercedes firması verecek.

Aylardır kamuoyunu meşgul eden ve futbolcularla, Futbol Federasyonu’nu karşı karşıya getiren krizin Milli Takımlar Teknik Direktörü Mustafa Denizli’nin girişimleri sonucu aşıldığı bildiriliyor.

Kriz süresince, Futbol Federasyonu ile jipler konusunda devamlı temas halinde bulunan ve “Avrupa Şampiyonası Finallerine başı ile vücudu uyumlu bir takımla gitmek istiyorum” diyen Mustafa Denizli de sıkıntılı günler yaşamıştı.

Tüm bu gelişmeler üzerine Federasyon ile Mercedes firması arasında dün cipler için bir görüşme yapıldı ve anlaşmaya varıldı. Buna göre Milli Takımı Avrupa Şampiyonası finallerine taşıyan 16 futbolcuya piyasa değeri 160 bin mark (Yaklaşık 44 milyar Türk lirası lira) olan Mercedes marka cip verilecek.

Avrupa Şampiyonası Elemeleri’nde milli formayı giyen 26 futbolcu arasından 16’sı cip alacak. Federasyon cip dağıtacağı 14 ismi belirledi. 2 isim ise henüz kesinlik kazanmadı.

Cip Alacak Futbolcular:
Engin İpekoğlu
Rüştü Reçber
Alpay Özalan
Okan Buruk
Arif Erdem
Sergen Yalçın
Tayfur Havutçu
Tugay Kerimoğlu
Abdullah Ercan
Hakan Şükür
Fatih Akyel
Ogün Temizkanoğlu
Tayfun Korkut
Ali Eren

14 Nisan’da şampiyonluk için çekişen Beşiktaş ve G.Saray karşılaşırlar. G.Saray 6 puan öndedir ve karşılaşma 1-1 biter. Hakem Oğuz Sarvan Beşiktaş’ın 1-0 önde olduğu 69. dakikadaki penaltıyı vermez. Beşiktaş 79. dakikada kendi kalesine attığı golle G.Saray’a yaklaşma şansını yitirir, ki golde kaleci Fevzi’nin büyük hatası vardır.

Evet, belki bıktınız ama Ulusoy federasyonu yolsuzluklarını en sık yazan kalem Turgay Şeren. Bir tane daha:

26 Nisan 2000Bu ne saltanat – Turgay Şeren

Haluk Ulusoy, federasyon seçimlerinde oy kullanacak delegeleri ve kulüp başkanlarını eşleri ile birlikte, Avrupa Futbol Şampiyonası finallerine davet etti. Devlet kasasından yapılan bu davet, Futbol Federasyonu Genel Kurulu öncesi Ulusoy’un oy kullanacaklara bir seçim yatırımı olarak değerlendiriliyor.

İşte ibret belgesi

SAYIN BAŞBAKAN

Bu davetler nasıl yapılıyor. Ve devlet, ‘‘DUR ARKADAŞ, BU PARALARI NEREDEN ÖDÜYORSUN’’ diye niye sormuyor.

SAYIN BAHÇELİ

Savurganlığın mimarı Ulusoy yine de Futbol Federasyonu Başkan Adayı. Bir tek şey soracağım. Biz Türk Ulusu olarak buna layık mıyız?

SAYIN YILMAZ

Hiç bir şey yapmadan bu savurganlığı ve yağmayı izlemeye devam mı edeceksiniz. Ne zaman harekete geçeceksiniz.

Elimde bir belge var… 14 Nisan 2000 tarihini taşıyor. Bu belgenin altında Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un katmerli imzası var.

Belgenin içeriğini yandaki kupürde okuyacaksınız (Not: Ne yazık ki küpür okunaklı değil – Behçet).

Haluk Ulusoy, Futbol Federasyonu antetli yazısında, “A Milli Futbol Takımımız’ın Euro 2000 finallerine katılmasıyla ülkece büyük bir mutluluğu yaşadık” diyor. Bu doğru… Ancak, şimdi yazacaklarımı dikkatle okuyun.

Ulusoy, davet mektubu gönderdiği kişiyi eşi ile birlikte bu heyecanı yaşamak üzere, finallere davet ediyor. Bu mektuplar Türkiye Birinci Ligi’nde oynayan kulüplerde başkanlık yapanlarla eşlerine, daha önce federasyon başkanlığı yapmış kişilerle eşlerine, bugünkü Futbol Federasyonu kurullarında görev yapanlarla eşlerine ve ayrıca 6-7 Haziran tarihlerinde oluşturmak istediği Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nda oy kullanacak delegelerle eşlerine gönderildi.

Artık bu davete kimler icabet eder onu bilemem. Kongrede Haluk Ulusoy lehine oy kullanmak için sunulan bu rüşveti hangi başkanlar, hangi eski federasyon başkanları ve hangi oy kullanma yetkisine sahip genel kurul üyeleri ve daha bilmediğimiz hangi davetliler içine sindirerek kabul edecek.

Haluk Ulusoy, tüm milli maçlara giderken uçak dolusu davetli taşıdı. Bunlar 3813 sayılı yasanın genel kurul üyeleriydi. Şimdi sıra Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız Fikret Ünlü’nün, büyük mücadelelerden sonra savaşarak yasalaştırdığı yeni kanunun, genel kurul üyelerini kendi cephesine çekmeye geldi. Yani aynı çirkinlik bir kez daha yaşanacak.

Türkiye Futbol Federasyonu, bizlerin vergilerinden oluşan bütçesinden bu davetleri nasıl yapıyor. Ve devlet, “DUR ARKADAŞ, BU PARALARI NERDEN ÖDÜYORSUN” diye niye sormuyor.

Savurganlık bu kadarla da kalmıyor. Milli futbolculara dağıtılan Mercedes cipleri hepimiz biliyoruz. Tüm basının CİP KRİZİ diye isimlendirdiği bu olayı Futbol Federasyonu, gazetelerin verdiği tencere- tava sertifikası gibi, futbolculara Mercedes sertifası vererek kapattı. Ancak bu ciplerin dağıtımı haziran ayı sonuna bırakıldı.

Yani genel kurul sonrasına. Haluk seçilirse ne ala. Paralar yine federasyonun kasasından çıkacak. Ya seçilemezse. İşte o zaman seçilecek yeni başkan ve üyeler bu fatura ile karşı karşıya bırakılacak.

Yani ortada cip, mip yok. Sadece sertifika ve vaat var. Hem de az buz değil. Tam 1 milyon 200 bin dolarlık bir vaat. Çünkü 16 cipin toplam fiyatı bu. Haluk, yeniden başkan seçilirim hayaliyle sertifikaları dağıttı.

Sayın Başbakan Bülent Ecevit, Başbakan Yardımcısı sayın Devlet Bahçeli ve hükümet ortağı Anavatan Partisi Genel Başkanı Sayın Mesut Yılmaz, hiç bir şey yapmadan bu savurganlığı ve yağmayı izlemeye devam mı edeceksiniz?

Futbol Federasyonu, Avrupa Şampiyonası için Amsterdam’ın ünlü bir otelinde 80 oda ayırttı. Haberiniz var mı? Bu 80 oda yetmemiş ki, bir de ŞATO kiralamışlar. Herhalde, bu şatoda Haluk Ulusoy ve eşi kalacak.

Şu garipliğe bakın. Bu savurganlığın mimarı Haluk Ulusoy yine de Futbol Federasyonu Başkan Adayı.

Bir tek şey soracağım. Biz Türk Ulusu olarak buna layık mıyız?

Fenerbahçe, sezon boyu Daum’du, Lorant’tı derken 29 Nisan 2000’de milli takımlar teknik direktörü Mustafa Denizli ile sözleşme imzalar.

30 Nisan’daki maçta Fenerbahçe Erzurum deplasmanında 5-1 galip gelirken büyük tribün olayları yaşanır. Sahaya atılan maddeler nedeniyle hakem Erol Ersoy anons yaptırır ve maç bir süre durur.

3 Mayıs’ta Şeren şunları yazar:

Turgay Şeren: Hilmi Ok ve Çakır’a

Bu iki ismi Türk futbol kamuoyunun bilmemesi, hatırlamaması mümkün değil. Hilmi Ok, yıllardan beri MHK Başkanı’dır. Serdar Çakır halen hakemlik yapmakta, aynı zamanda da Faal Hakemler Derneği’nin başkanıdır. Bu iki dostun unvanları süper. Ama olaylara bu kadar sağır, kör bakan kurul başkanları bir daha ne görülür, ne işitilir.

Önce gelelim Hilmi Ok’a. Hilmi Ok, kardeş kadar sevdiğim takım arkadaşımdır. Çok iyi bir futbolcuydu, sonra da çok iyi bir hakem oldu, FIFA Kokartı kazandı. Yıllar önce Hilmi Ok’un yönettiği Eskişehirspor-Mersin İY karşılaşması var. Maçın bitimine 20 dakika kala yan hakem kafasına tribünden atılan bir taşla bayılmıştı. Orta hakem Hilmi Ok, soyunma odasına girdi ve maçı tatil etti. Sonra Futbol Federasyonu, Eskişehirspor’a 3 maç ceza verdi, şampiyonluğa oynayan bu takım az daha küme düşüyordu.

Ne oldu Ok?

İki gün önce Tamer Güney ile bunu konuştuk. Zira Güney o zaman Eskişehirspor antrenörüydü, beni doğruladı. Herhalde Hilmi Ok da bu olayı hatırlar. Pekii, be Hilmi kardeşim, Erol Ersoy’un yönettiği iki müsabakada hakemlerin başları yarıldı. Kimbilir daha görmediğimiz, yahut olmadığımız müsabakalarda hakemlerin başına neler atılıyor, ne küfürler ediliyor. Sen demedin mi ki, fiili tecavüz olursa hakem maçı tatil eder ve o saha kapatılır. En önemlisi de o takıma sahasında en az 2-3 maç seyircisiz oynama cezası verilir. Ne oldu? Ersoy’un ilk olayında Trabzonspor 2 milyar ceza aldı, şimdi Erzurumspor da herhalde 2 yahut 3 milyar ceza alacak, bu iş de kapanacak. Benim iddiam, ille Trabzonspor’un, şu takımın, bu takımın sahasının kapanması değil. Hakemlerin bu olayda bir örnek davranış içinde olmaları ve diğer takımlara da güzel bir ders vermeleri. Bu hangi takım olur, hangi şehir olur hiç önemli değil. Sen hala köşende oturuyorsun.

Boykot

Gelelim Çakır’a. Çakır ile 2-3 kez telefonda konuştuk. Kardeşim dedim, tribünlerden çok galiz küfürler tempolanıyor. Sizin hakemler olarak en ufak bir reaksiyonunuz yok. Ağabey dedi, bize verilen talimat şu: Küfür edildiği zaman anons yaptırın ancak maçı tamamlayın. Haa, fiili bir tavranış olursa o zaman maçı durdurun, tatil edin. Eee, şimdi soruyorum Serdar Çakır’a, geçen gün telefonda da sordum. Siz dernek başkanı olarak hakemlerinizi korumak için ne gibi bir davranış içine girdiniz. Yahut gireceksiniz. Bir boykot yapmayı düşünmez misiniz? Böyle bir davranış içine girerseniz, ben ve benim gibi futbol adamlarının hepsi sizin yanınızda olur. Ama ne yazık ki, sen de Hilmi Ok gibi sus pussun be kardeşim.

Hani hakemler pısırık değildi. Sen harekete geçmek için kimden korkuyorsun. Türk futboluna yazık ediyorsunuz. Asla hiç kimseye güdümlü olmayın.

Yine “cip” konusu :)

14 Mayıs 2000Skandal mektup – Turgay Şeren

Futbol Federasyonu’ndan Bakan’a

Cipler hususunda, Bakanlık tarafından yöneltilen soruların federasyonumuzca cevaplandırılabilmesi mümkün değildir

Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın, milli futbolculara verilecek cipler konusunda sorduğu sorulara, Futbol Federasyonu’ndan inanılmaz bir yanıt geldi. Federasyon, Ata Aksu imzalı mektupta Bakan Fikret Ünlü’ye, “Federasyonumuzun söz konusu cipler ile alakalı hiçbir maddi vecibesi veya taahhüdü bulunmamaktadır” dedi.

Futbol Federasyonu’na günlerdir şunu soruyorum: “Milli Takım futbolcularına verilen Mercedes marka ciplerin bedelini kim ödedi?” Ancak federasyon hep sustu. Onlara bir de söz verdim. “Yanıtınızı aynen yayınlayacağım.”

Ne yazık ki bugüne kadar ne Haluk Ulusoy’dan, ne de federasyondan bu yazılara hiç bir yanıt gelmedi.

Önceki gün Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Fikret Ünlü’ye fakslanan ve altında Türkiye Futbol Federasyonu Başkanvekili Ata Aksu’nun imzası bulunan bir belge elime geçti. Okudukça tüylerim diken diken oldu.

Bu belgede dile getirilen ifadelerin gerçekle hiç bir ilgisi yok. Bana yanıt vermekten kaçınan federasyon, Sayın Bakana bakın neler yazmış.

Bu utanç vesikasını hep birlikte okuyalım ve yorumlayalım.

Yazının başında Ata Aksu çok çirkin sataşmalar yapıyor. “Peşin hükümlü bazı kişilerin abartmasıdır bu cip olayları” gibi, ona yakışan suçlamalarda bulunuyor. Tabii bu suçlamaları yapanın utanması lazım. Ancak Ata Aksu nasıl utanır onu bilemiyorum.

Şimdi gelelim Federasyonun Spor bakanlığına gönderdiği açıklamaya:

“27.04.2000 tarihli Bakanlığınızı bilgilendiren Federasyon açıklamasında da izah edildiği üzere, milli takım oyuncularına verilen cipler tamamen Federasyonumuz dışında olup, Federasyonumuz söz konusu cipler ile alakalı olarak her nam altında olursa olsun bir bedel ödememiştir. Federasyonumuzun söz konusu cipler ile alakalı hiçbir maddi vecibesi ve/veya taahhüdü bulunmamaktadır.

BU SEBEPLE SÖZ KONUSU CİPLERİN HANGİ KAYNAKTAN KARŞILANDIĞI, KEZA MALİ VECİBELERİNİN HANGİ KAYNAKTAN KARŞILANACAĞI, FEDERASYONUMUZ TARAFINDAN BİLİNEN BİR KONU OLMAYIP, BU HUSUSTA SAYIN BAKANLIK TARAFINDAN YÖNELTİLEN SORULARIN FEDERASYONUMUZ TARAFINDAN CEVAPLANDIRILABİLMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR.”

Yukarıdaki yazıyı defalarca okuyun, tam bir utanç vesikasıdır. Şimdi gelelim benim söyleyeceklerime…

Federasyon, Fikret Ünlü’ye gönderdiği mektupta Bakanlığın soruları için “Cevaplandırılabilmesi mümkün değildir” diyor. Oysa aynı Futbol Federasyonu, Mercedes firmasının taahhüt mektubunu Milli futbolculara tek tek vermişti.

Ey Ata Aksu, sen, Fanatik Gazetesi’ndeki federasyonla ve başkanınla ilgili röportajında, “Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy futbolculara bu sözü vermiştir ve verdiği sözün arkasında da duracaktır” demedin mi? Sonra defalarca sana sorulan cipler konusunda başkan Ulusoy’un bunu cebinden karşılayacağını söylemedin mi? Şimdi nasıl oluyor da Futbol Federasyonu’nun ve başkanının bu konuyla uzaktan yakından ilgisi olmadığını söyleyerek önce Spordan Sorumlu Devlet Bakanı’nı sonra da Türk futbol kamuoyunu yanıltmak istiyorsun? Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, milli takım futbolcularının gözlerinin içine baka baka bu sözü vermedi mi? İstersen yerini de ben hatırlatayım. Finlandiya maçı dönüşü uçakta. Hatta Alpay’ın, “Sayın Başkanım, sizin altınızdaki Range Rover gibi mi?” sorusuna, “Evet Range Rover” cevabını vermedi mi? Bunları ne çabuk unutuyorsun da, futbol federasyonumuzun ciplerle hiçbir alakası yoktur gibi sözleri yüzün kızarmadan ifade edebiliyorsun?

Arkadaş, Mercedes fabrikasının verdiği garanti sertifikalarını, milli takım futbolcularına federasyon tarafından dağıtmadın mı? Bu sertifikaları Futbol Federasyonu’nun İcra Kurulu Koordinatörü Metin Kazancıoğlu imza kaşılığı futbolculara tek tek teslim etmedi mi? Nasıl oluyor da Futbol Federasyonu’nun bu konunun dışında olduğunu iddia ediyorsun ve bunları gerçekmiş gibi gösteriyorsun?

Ayrıca Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, cip krizini önlemek için hem Mustafa Denizli hem de milli takım futbolcuları ile Mövenpick Oteli’nde günlerce toplantı yapmadı mı? Sen Ata Aksu, bu cipleri finanse etmek için kapı kapı otomobil firmalarını dolaşmadın mı? Onlarla günlerce pazarlık yapmadın mı?

Ey Türk futbolunu yöneten Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, Başkan Vekili Ata Aksu ve Yönetim Kurulu üyeleri… Konuştukça, birşeyler yapmak istedikçe, kedi pisliğini kapar gibi davrandıkça yanlışlarınızı gizlemek çabasında olduğunuz sürece, dibe batıyorsunuz. Şu anda da dibe oturmuş durumdasınız. Ne yazık ki Türk futbolu sizler tarafından yönetiliyor.

Ey spor kulüplerimizin başkanları. Yeni yasaya ben çok destek verdim, nedeni, sizlerin hep söylediğiniz bir şeyin gerçekleşmesiydi: “Futbol federasyonu, kulüplerin federasyonudur. Taban birliklerinin aramızda işi yoktur.” Bu yasa size bu şansı verdi. Türk futbolunu yönetecek futbol federasyonunun seçimini sizler yapacaksınız. Bu federasyonun başkanını ve onun tespit edeceği yönetim kurulu üyelerini mi seçeceksiniz? Bunu yaparsanız, sizlere de yazıklar olsun.

Son derece başarısız bir sezon geçiren Fenerbahçe 14 Mayıs günü İnönü Stadı’nda Beşiktaş derbisine çıkar. G.Saray bir gün önce Altay’a yenilmiş ve Beşiktaş’ın kazanması halinde şampiyonluk düğümü son haftaya kalacaktır. Maç öncesinde Fenerbahçe yöneticileri ne birileriyle Papermoon’da yemek yerler, ne de başka görüşmeler yaparlar. Formsuz Fenerbahçe formda Beşiktaş’ı 2-1 yener ve G.Saray şampiyon olur. F.Bahçe teknik direktörü Turhan Sofuoğlu sezon boyu oynadığı tüm derbileri kazanmıştır.

17 Mayıs tarihinde G.Saray UEFA Kupası’nı kazanır.

Hemen ardından G.Saray’a devletin para ödülü vermesi gerektiği konusu işlenmeye başlanır.

Tüm partiler bunu sahiplenici açıklamalar yaparlar. Yıllardır G.Saray’a destek olan Mesut Yılmaz ve ANAP bu önerinin en sıkı destekçileridir. G.Saray’dan ayrılacağı konuşulan Fatih Terim 23 Mayıs tarihindeki Ankara turunda ANAP Meclis Grubu’nda konuşur:

“G.Saray’da kalmak adına, istikrar adına ve bu çok sevdiğim, hepsi benim birer evladım olan oyuncularımdan, sizlerden ayrılmamak adına her türlü fedakarlığı sonuna kadar yapacağımdan hiç şüpheniz olmasın”.

Aynı gün Galatasaray’ın TBMM turunda, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, “25 milyon dolar ödül verilecek” der. Devlet Bakanı Fikret Ünlü rakamı onaylar ve yasanın gecikme olasılığına karşı öngörülen para ödülünün önceden verilmesine çalıştıklarını söyler.

TBMM’de tam destek G.Saray, TBMM destek turunda 25 milyon dolarlık ödülü kaptı. Başbakan Bülent Ecevit, Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli, ANAP lideri Mesut Yılmaz, DYP lideri Tansu Çiller ve FP lideri Recai Kutan’ı birbiri ardına ziyaret eden sarı kırmızılı yöneticiler, ‘‘ödül yasası’’ konusunda tam destek sözü aldılar.

Fenerbahçeliler Derneği Yönetim Kurulu, G.Saray’a yapılacak maddi yardım konusunun “abartıldığını” savununan bir yazılı açıklama yapar. Para yardımının abartılı bir miktar olmasının diğer kulüplere haksızlık olduğu belirtilir.

26 Mayıs 2000 tarihinde Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun Futbol Federasyonu ile ilgili yaptığı soruşturmanın dosyaları bakanlığa ulaşır. 12 klasörden oluşan dosyaları Gençlik ve Spor Müdürlüğü Müfettişlerine incellettiren Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün, dosyalarda yer alan usulsüz harcamalar ve ihaleler nedeniyle federasyonu savcılığa vereceği bildirilir. Raporda savcılığa ve defterdarlıklara gönderilmesi gereken bölümlerin fotokopilerinin çekildiği de ifade edilir.

İşte raporda öne sürülen ve suç unsuru taşıyan iddialar:

Usulsüz İhale

1- Futbol Federasyonu’nun 4. Leventte bulunan binasının oto parkının üstünün kapatılması ve arka bahçeye yapılan işler için bir firmaya verilecek şekilde ihale manüple edildiği, bu nedenle suç işlendiği

2- Beylerbeyi tesislerindeki dekarsyon ve tadilat işlemleri için bir firmadan teklif alındığı, ancak zaten aynı işin aynı firmaya 22 gün önce verilmiş olduğunun tesbit edildiği

3- Trabzon da yapılacak tesisler için herhangi bir teknik özellik şartnamesi hazırlanmadan, başka firma ve kişilerden teklif alınmadan, yönetim kurulu kararı olmaksızın, tesislerin proje işlerinin bir mimara verildiği

Otel Harcamaları

4- Federasyon başkanı Haluk Ulusoy , yönetim kurulu, genel sekreteri ve başkan danışmanlarının otel faturalarında ekstra harcamalar olarak tabir edilen giderlerin fatura toplamlarının çok üzerinde olduğu

5- Ulusoy’un danışmanlarının otel faturalarının çok yüksek olduğu aynı gün, aynı isimle aynı ve farklı odalar kiraladıkları

6- Bütün bu işlemlerin 300 kişinin çalıştığı futbol federasyonunda el yazısı notlarla verildiği, ve serbest meslek makbuzu alınmadığı

Raporda ayrıca usulsüz harcamaların zimmet çıkartılarak, bu harcamaları yapanlardan tahsil edilmesi gerektiği de belirtilir.

29 Mayıs 2000 tarihinde Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, Futbol Federasyonu yetkilileri hakkında adli soruşturma başlatılması amacıyla dosyayı Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na gönderir.

Başbakanlık müfettişleri, Ünlü’nün oluruyla 110 sayfalık raporu 28 Mayıs’ta Ankara Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Mesutoğlu’na iletirler. Savcılık, emniyeti suistimal iddiaları içeren dosyayı 20 gün içinde inceleyerek, gerekli gördüğü taktirde Asliye Ceza Mahkemelerine sevkedecektir.

07 Haziran 2000 tarihli Hürriyet Gazetesi’nden:

Büyük baskı

Bugün yapılacak başkanlık seçimi öncesi federasyonun kulüplere yolladığı fakslar şaşkınlık yarattı. Ve skandal olarak yorumlandı.

İMZALAYIP YOLLAYIN

Haluk Ulusoy federasyonu, Türkiye Futbol Federasyonu Yasası çıkarken, üyelere uyguladığı baskıyı aynen bugün yapılacak federasyon başkanlığı seçimlerinde de tekrarlıyor. Üyelere gönderilen hanesinde, “Haluk Ulusoy” adının bulunduğu faksta aynen şunlar yazılıyor ve imzalanıp yollanması isteniyor.

“Türkiye Futbol Federasyonu” Genel Kurul Başkanlığı’na – ANKARA

Türkiye Futbol Federasyonu başkan adaylığına Sayın Haluk Ulusoy’u teklif ediyorum.

Saygılarımla

Genel Kurul Delegesi ve imza

Bu yazıyı görenler, “Bu resmen baskı, aba altından sopa göstermek gibi” yorumunu yapıyorlar.

Kulüplere yollanan bu faks futbol kamuoyunda şaşkınlık yarattı. Bazı kulüp başkanlarının, kazanırsa yardımdan oluruz korkusuyla, gelen faksı kerhen imzalayıp, federasyona yolladıkları ve bunu bir baskı olarak gördükleri bildiriliyor. ‘Federasyon gittikçe güvenirliğini yitiriyor’ yorumları yapılmasına neden oluyor.

Yaptığı harcamalar yüzünden Başbakanlık müfettişlerinin raporlarıyla savcılığa sevkedilen Futbol Federasyonu Yönetimi, aklanmak için genel kurula çıkıyor. Spor Toto Teşkilat Müdürü Erdenay Oflas’ın, kongre ilanının yasal sürede yapılmadığı gerekçesiyle Ankara 13.Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açtığı davayı hakim Yetkin Görbil reddetti.

Bugün saat 10.00’da TÜBİTAK Feza Gürsoy Salonu’nda yapılacak toplantıda çoğunluk sağlandığı takdirde, Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’la, ona rakip çıkan milli takımlar eski sorumlusu Ayhan Bermek, kozlarını paylaşacak. Çoğunluk sağlanamazsa, toplantı yarına ertelenecek. Kongrede, ana statü, yeni futbol yasası, milli takımların prim sistemleri ve 5+2 konuları da tartışılacak.

Futbol Federasyonu başkanlığı seçimi için adaylığını koyan Ayhan Bermek, seçimlerinin sadece futbol kulüplerini değil, tüm ülke insanını ilgilendirdiğini vurguladı. Bermek, “Ülkemizin dünyadaki yerine önemli bir katkı sağlayacak olan futbol, yeni çağa uygun yönetime bir an evvel kavuşmalıdır. Fırsat kaçmamalıdır, bunun vebali büyüktür” dedi.

Programının “itibar ve güven programı” olduğunu kaydeden Bermek, “Kulüplerimizin ihtiyacı olan yeni kaynakları yaratmak, Türk futboluna topyekün kalkınmayı adaletle yerine getirecek olan vizyonumu sizlerle birlikte hayata geçirebilmek, Türk futbolunu geri dönülmeyecek bir biçimde dünyada hakettiği yere getirmek ve herkesin daha fazla kazanması, hakça paylaşması için adayım” diye konuştu.

Genel istek üzerine başkanlığa adaylığını koyduğunu ifade eden Ayhan Bermek, “İyiki de koymuşum. Aksi halde yarın (bugün) seçim değil, tasdik olacaktı. Tek adaylı bir seçimin tek ayağı topal olurdu” dedi. Yeni yönetim anlayışının; adil, tarafsız, şeffaf, demokratik yönetim olacağını vurgulayan Bermek, kaynak artırımının esas alınacağını, bunun için de daha büyük gelir pastası üzerinde duracaklarını ifade etti.

Bermek, “Spor Toto gelirlerinin federasyona devri, büyük kulüplerin de ortak olacağı gayrimenkul yatırımı planlaması ve diğer kaynakların hayata geçirilmesi suretiyle hedeflenen kaynak artırımı sağlanacaktır” dedi. Tarafsızlık ilkesine de özen göstereceklerini ifade eden Bermek, bütün kulüplerin federasyonu olacaklarını ifade etti.

Başkan adayı Bermek, “Bu seçimde galip gelmek önemli ama Türk futbolunun galip gelmesi daha da önemli. Biraz tehirli olarak yola çıktık. Ama inançlıyız. Yarınki (bugün) seçimlerle sağduyunun hakim olacağına inanıyorum” dedi. Kendi vizyonuna ve felsefesine uygun bir ekiple çalışacağını belirten Bermek, yönetim kurulu listesini ise yarın (bugün) açıklayacağını söyledi.

Ayhan Bermek, hakem ve hakem gözlemcilerin aynı birimce atanmasına karşı olurken, Merkez Hakem Kurulu’nun, kendisince en zayıf noktasının bu olduğunu söyledi. Bermek, birlikte çalıştığı federasyonlarda da eksikler olduğunu vurgulayarak, “Bunları o zaman da görüyordum. Ama o zaman iktidar değildim. Şimdi bu eksiklikleri gidermek için iktidar olmak istiyorum” diye konuştu.

Ayhan Bermek, genel kurulun daha sonra iptal edilmesi durumunda tutumunun ne olacağı şeklindeki bir soruya ise “Ben zoraki aday olmadım. İnançla aday oldum, demokrasiye inanıyorum. Ben Türkiye için varım ve beni isteyenler olduğu sürece de var olacağım” yanıtını verirken, federasyonu dışarıdan değil Pembe Köşk’ten yöneteceğini açıkladı. Bermek, naklen yayınlarda haber amaçlı görüntüler hakkındaki sorunların hatırlatılması üzerine de “Mukavele şartları yerine getirilir” diye konuştu.

7 Haziran 2000 tarihinde yapılan seçimi kazanan Haluk Ulusoy yeniden başkanlığa seçilir. Ulusoy 103 delegenin 82’sinin oyunu alırken, diğer aday Ayhan Bermek 21 oyda kalır.

Ulusoy’un listesi şöyledir: Bayram Yağcı, Selami Özdemir, Haşim Saitoğlu, Mukan Perinçek, Cem Özgür, İsmail Dilber, Levent Kızıl, Şeref Has, Hüsnü Hayali, Murat Aksu, Hikmet Çinçin.

Denetleme Kurulu: Engin Berker, Sezai Onaral, Refik Arkan, Vehbi Karabıyık, Vahap Adıyaman.

Tahkim Kurulu: Türker Arslan, Celil Demircioğlu, Erkan Vardar, Gürol Kaymak, Sabri Ersavaş.

Aynı gün Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ve çiçeği burnunda yönetimi, yabancı futbolcu kontenjanı olarak kulüplere 5+2 statüsünü çıkaracakları konusunda söz verirler. Beşiktaş Başkanı Serdar Bilgili, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Trabzonspor Başkanı Mehmet Ali Yılmaz ve Galatasaray Asbaşkanı Mehmet Cansun’un yanında Kulüpler Birliği’nin bu konuda yazılı istekleri bulunduğunu açıklayan Haluk Ulusoy, yeni sezonda bu konunun kulüplerin isteği doğrultusunda düzenleneceğini açıklar.

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15

HALUK ULUSOY DOSYASI – 6

leave a comment »

5 Ocak 1999’da PFDK, 23 Aralık 1998’de oynanan A.Gücü-G.Saray maçında hakemlere hakaret etmek ve eylemini ısrarla sürdürmekten Terim’e 1 ay hak mahrumiyeti cezası verir.

G.Saray Teknik Direktörü Fatih Terim;

“Doğru söyleyeni 9 köyden kovuyorlar. Her şeye rağmen doğrulardan vazgeçmem. Onlar meydanı boş buldu, istedikleri gibi konuşuyor. Hiç sesimiz çıkmasın susalım mı? Zaten bozuk olan bütün mekanizmalar gibi bu dişli de işlemiyor”.

8 Ocak 1999’da Fenerbahçe Basın Sözcüsü Abdullah Kiğılı ise Haluk Ulusoy’u ağır bir dille eleştirir;

“Kendilerine güvenemediklerinden normal seçim yapamıyorlar. Federasyonu yamalı bohçanın da yamalısına çevirdiler. Bu kaçıncı asbaşkanlık seçimi? Bu federasyon ile Türk futbolu bir adım gidemez. Asbaşkanlık seçimlerine katılmayarak tavrımızı ortaya koyduk ve bundan da dönmeyeceğiz.

Yaptıkları tek şey masraf. İnanılmaz bir talan var. Biz görevdeyken Başbakanlık Teftiş Kurulu beş kere denetime geldi. Şimdi onları tekrar göreve çağırıyoruz. Bursa’da büro varken Sakarya’ya büro açılıyor. Trabzon’da büro açmak için 200 milyar harcanıp denize dolgu yapıldı. Herkese mavi boncuk dağıtılıyor. Bunlar devletin, tüyü bitmemiş yetimin paraları. Haluk Ulusoy’un değil. Bir an önce aklını başına toplamalı.

Seçim yapılacak delegeleri Yılmaz Ulusoy arıyor. Burası Ulusoy şirketler grubu mu? Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy mu, amcası Yılmaz Ulusoy mu? En geç mart ayında naklen yayın ihalesi yapılmak zorunda. Ancak hiçbir hazırlık yapılmadı. Geçen yıl yaşanan kaosu sezon başında ATV ile Fenerbahçe birlikte çözdüler. Federasyonun hiçbir katkısı olmadı. Haluk Ulusoy aklını başına toplayıp hemen seçime gitmeli. Federasyonu yamalı bohça olmaktan kurtarmalı.”

Aynı tarihte Beşiktaş’tan da bir çıkış gelir. Beşiktaşlı yönetici Cengiz Eltutar, Futbol Federasyonu’nu ağır bil dille suçlayarak, “Her türlü üçkağıtçılık ve ayak oyunlarının oynandığı bir federasyonun içinde Beşiktaş’ın bulunması yakışmaz. Ya üçkağıtçıların içinde olacaksınız ya da dışarda durup onurunuzu koruyacaksınız” yorumunu yapar.

Aynı Beşiktaş’ın daha sonraki yıllarda Ulusoy federasyonlarıyla nasıl iç içe olduğu düşünülünce şu onur meselesi insanın aklına bir kez daha gelmiyor değil.

Turgay Şeren, Hürriyet gazetesinde çıkan yazısında yapılacak olan kongrenin yasal olmadığı iddiasındadır. Özetle şunları söyler;

1.- Bu genel kurul eğer oluşursa ve bir kişi de mahkemeye giderse inanıyorum ki, iptal olur.

2.- Yücel Seçkiner ve etrafındaki hukuk ulemaları 3813 sayılı yasayı hiçe sayarak genel kurulun yapılmasına imkan sağladı.

Ankara’da yapılacak Profesyonel Futbol Genel Kurulu’ndaki asbaşkanlık seçimi, 3813 sayılı yasaya aykırıdır.

Nedeni;

3813 sayılı yasaya göre, asbaşkan seçimi başkanla birlikte yapılır.

Bu konuda deneyimli Avukat Erdoğan Tuncer, aynı zamanda genel kurul üyesidir. Avukat Levent Bıçakçı’nın tecrübeli ve yetenekli avukatlardan oluşan geniş bir avukatlık bürosu vardır. Onlar da benimle aynı fikirdedirler. Ama ne hikmetse Bakan Yücel Seçkiner kanmıştır yahutta kandırılmıştır. Etrafındaki hukuk danışmanları onu yanıltmışlardır.

Bu genel kurul eğer oluşursa ve bir kişi de mahkemeye giderse inanıyorum ki iptal olur. Türk futbolunu düşünen kesinlikle yoktur. Sadece gününü gün etmek isteyenlerin büyük bir çoğunluğu genel kurulu oluşturmaktadır.

Geçtiğimiz günlerde Fenerbahçe Spor Kulübü’nde Köksal Özbek, Abdullah Kiğılı, Galatasaray’dan Ateş Ünal Erzen, Beşiktaş’tan da Tankut Dinç toplandılar. Ve Fenerbahçe Kulübü bir deklarasyon yayınladı, genel kurula iştirak etmiyor. Yani şunu demek istiyor, “Ben bu genel kurula ve Haluk’un federasyonuna güvenmiyorum.” Beşiktaş ise iki üyesini Ankara’ya gönderecekmiş ama oy kullanmayacaklarmış.

10 Ocak 1999’da Juventus ile anlaşma aşamasına gelen G.Saraylı Hakan Şükür, Swissotel’de Başbakan Mesut Yılmaz’a sürpriz bir ziyarette bulunur.

Mesut Yılmaz görüşme sonrası yaptığı açıklamada, Hakan’ın salı günü İtalya’ya gideceğini ve kendisiyle vedalaşmaya geldiğini belirtir;

“Hakan’la dertleştik. İtalya’ya transferinin perde arkasındaki olayları anlattı. Ben Galatasaray taraftarı olarak üzüldüm. Geri dönülemeyecek bir noktaya gelmiş”.

Hakan da, “Ağabey-kardeş ilişkisi içinde olduğumuz Sayın Başbabakan ile herşeyi konuştuk” der.

11 Ocak 1999’da Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu’nda yapılan seçimlerde, asbaşkanlıklara 122 oy alan Ata Aksu ile Süleyman Seba tarafından aday gösterilen ve 108 oy alan Mekki Başak seçilirler.

Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy, Fenerbahçe’ye cevap verir;

“Yayın konusunu çözdüklerini söylüyorlar. O zaman Kiğılı neden 1.5 ayda kaçtı?”

Parasını alamadığı için Galatasaray’dan ayrılmak isteyen Filipescu konusunda Faruk Süren’in değişik bir yaklaşımı vardır;

“Filipescu’nun çok üstüne gittiler. Kimi tükürdü, kimi dirsek attı. Adam bundan rahatsız oldu. Bizde yılda 800 bin dolar alırker, Betis’in 400 bin dolarına evet diyor.

Her tarafta bir G.Saray korkusu var. Takımı yıldızlarla doldurduk. Bundan rahatsızlık duyanlar var. Biri gelir, biri gider, çark böyle döner.”

13 Ocak 1999’da Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, toplanarak 4 olan yabancı sayısını, ikinci yarıdan itibaren 5’e çıkarır. Toplantı sonrası açıklamada bulunan Basın Sözcüsü Ufuk Özerten, yönetim olarak, 4 olan yabancı sayısının, ikinci yarıdan itibaren 5 olmasına karar verdiklerini belirtir;

“Bu kararda da en etkili olan düşünce tarzı, yabancı futbolcular ve kulüplerin UEFA ve FIFA nezdinde, sayı bakımından düştükleri problemlerin ortadan kaldırılması ve kulüplerin rahatlamasıdır. İnanıyoruz ki, Türk futbolcularının önü 5 yabancıyla kesinlikle kesilmeyecektir. Rekabet daha iyi şartları ortaya çıkaracaktır.”

Trabzonspor Kulübü Asbaşkanı Hikmet Onur;

“Herkes istediği kadar yabancı oyuncu alabilmeli. Yabancı sınırlaması kalksın ve serbest kalsın. Teknik kadro ihtiyaç duyarsa, biz de 5. yabancıyı almaya hazırız.”

18 Ocak 1999’da Fatih Terim hakemleri uyarır;

“Ligin ilk yarısında hakem hataları nedeniyle puanlar kaybettik. Artık hepsinin peşindeyim. Hakemler, en büyük destekçilerini kaybettiler.”

25 Ocak 1999 – İslam Çupi

Haluk Ulusoy federasyonu, seçimlerde bünyesine her türlü dalavera ve üç kağıt bulaşmasına rağmen, üstüne üstlük seçimlere tabanca ve mafya bulaşmasına rağmen, tüzel kişilik olarak hala işbaşında görülmemiş bir sağlam ayakla durmaktadır. Dördüncü kuvvet basının spor kanadı, futbol kanadı ile her türlü bombardımana rağmen Haluk Ulusoy ve arkadaşları, sanki Türkiye’nin birinci kuvveti olarak karşımızda ve iktidarda duruyor.

Benim futbolu içime sevda olarak düşürmemin yaşı bu yıl altmışa vardı. Bunun kırk yılı ise gazetecilikte geçti. Ben basın hayatımda Orhan Şeref Apak, Ulvi Yenal ve Hasan Polat gibi dev federasyon başkanları gördüm. Basın tarafından sürekli eleştirildikleri zaman her üçünün devamlı ayakta kalmak yerine devrildiklerine tanık oldum. Hem de birkaç kere… Geldiler ve gittiler.

Ben bu devlerin gidiş ve gelişleri karşısında, federasyonu karar ve adam bakımından bu kadar defolu olan, seçimlere her girişinde şaibe karışan, asbaşkanlarından yoksun hayli zaman geçiren, ama başkanıyla ayakta dimdik duran Haluk Ulusoy’dan başka bir sağlamcı görmedim. Türkiye’ye ve basına büyü mü yaptı, bu eski kamyoncu bilinmez…

Haluk Ulusoy futbolda her şeyi hazırlanmış ve pişmiş bulmadı mı Türkiye’de…

Sahaların hepsi çimendi. Merkez Hakem Komitesi ayakta idi. Naklen yayınlar tıkır tıkır işliyordu. Kümeler tayin ve tespit edilmişti. Milli takımlar ve antrenörler hazırdı. Çok uğraşılan naklen yayınlar havuzu, Aziz Yıldırım’ın kendi ayaklarıyla safınıza gelmesiyle Ali Şen’in haklı kazan kaldırışını bitirmişti Fenerbahçe’de…

Haluk Ulusoy’un futbolumuza “yapılmış başarı” diyebileceği tek armağanı var mı Türkiye’ye… Gerek futbolcularına gerekse antrenör ve teknik direktörüne bir Avrupa üst düzey ülkesinin harcamasına yakın bir sarf yapılan Türkiye’de milli takımların dişe dokunur bir başarısı söylenebilir mi?

Biz basın olarak bir otuz yıl “futbol özerk olsun, futbol özerk yönetilsin” diye mücadele verdik. Meğerse çok özel Ulusoy’a rastlamak varmış sonunda…

27 Ocak 1999’da borç içinde yüzen Galatasaray Kulübü Başkanı Faruk Süren ile yönetimi hedef alan protestoları İstanbulspor – Galatasaray maçında da sürer. Bayrampaşa Stadı’nı dolduran taraftarlar, Faruk Süren ve yönetimini istifaya davet ederek slogan atarlar. “Galatasaray bizimdir, bizim olacak”, “Süren istifa, Süren istifa” diye bağıran taraftarlar, tribüne de, “Komisyon alan sensin, taraftara tinerci diyemezsin” yazılı pankartı asarlar.

Aradan geçen onca yıl ve benzer onca olaya rağmen Galatasaray’ın en korkulacak zamanlarının böyle dönemleri olduğu gerçeği hala bir türlü anlaşılamaz.

29 Ocak 1999’da 5. yabancı futbolcu oynatma kararı Tahkim Kurulu tarafından durdurulur. 5 inci yabancıyla anlaşan kulüpler, Futbol Federasyonu’na sert tekpi gösterip istifaya çağırırlar.

Futbol federasyonu bütün gün üç kulübün durumu ve izlenecek politikayı belirlemek için toplantı yaparken, gerekirse kulüplere tazminat ödeme kararı verir.

Profesyonel Futbolcular Derneği Başkanlığına getirilen Turgay Şeren;

“5 yabancı konusunda Tahkim Kurulu’nun aldığı karar esasında Futbol Federasyonu tarafından alınmalıydı. Federasyonun canı istediği zaman istediği kararları alması mümkün değildir. Tahkim Kurulu’nu kararından dolayı kutluyoruz. Gayemiz, ileriki yıllarda yabancı sayısını kademeli olarak 3’e, sonra da 2’ye indirilmesi. Türk futbolunu yabancı çöplüğünden kurtaracağız. Milli Takımımızın oluşması için de bu son derece önemlidir.”

Futbol Federasyonu’nun 5. yabancı oynatma kararının Tahkim Kurulu tarafından durdurulması Samsunspor Kulübü Başkanı İsmail Uyanık tarafından da desteklenir. Uyanık, 5. yabancı hakkının Türk futboluna darbe indireceğine inandıklarını, bu yüzden de Tahkim Kurulu’na itiraz eden tek kulübün kendileri olduğunu belirterek, “Bir büyük yanlıştan dönülmüştür. Bazı Anadolu kulüplerinin bu karara öfke duymalarına anlam veremiyoruz”.

2 Şubat 1999’da Futbol Federasyonu’nun önce 5.yabancıya izin vermesi, ardından da Tahkim Kurulu’nun bu konuda Mayıs ayına dek yürütmeyi durdurma kararı alması ortalığı karıştırır.

Geçen bu süre içinde iki kulüp, 5. yabancının lisanslarını çıkarırlar. Bu sure içinde Tahkim’e başvurulduğu için federasyonun lisans işlemlerini itiraz sonuçlanana kadar durdurması gerekimekteyken Federasyon, Tahkim’in kararını beklemeden bir kulübe 26 Ocak, diğerine de 28 Ocak’ta lisans verir.

Bu durumda G.Saray ve Erzurum’un, maçdan sonraki 24 saat içinde itiraz etmeleri halinde geçersiz lisanslı oyuncu oynattıkları için Altay ve G.Birliği’nin hükmen mağlup olması gerektiği, Altay ve G.Birliği, eğer bu hafta 5. yabancı ile oynamaya kalkarsa, rakipleri de 24 saat içinde itiraz ederse mağlup olacağı iddia edimektedir. Ayrıca konunun UEFA’ya bildirilmesi konusunda hem ligin geçersiz sayılacağı, hem de seneye Avrupa Kupaları’na takım gönderilemeyeceği iddia edilmektedir.

Beşiktaş Kulübü Başkanı Süleyman Seba;

“Beşinci yabancı futbolcu olayına Beşiktaş Kulübü olarak temelden karşıyız. Bu gibi kararlar sezon başında uygulanmak koşulu ile alınabilir. Sezon ortasında bu işler olmaz. Kulüplerin para diye kıvrandığı bir ortamda, mevcut transfer taksitlerini dahi ödemekte zorlandığı bir ortamda beşinci yabancı onayını gündeme getirmek dahi yanlış. Bazı kulüpler beşinci yabancı futbolcu trasferlerini yapmışlar bile. Ancak bu futbolcular oynatılırsa büyük kargaşa doğar.”

Galatasaray Başkanı Faruk Süren, Federasyon ile Tahkim Kurulu arasında yaşanan krizin kulüplere danışılmadan alınan bir karar nedeniyle doğduğunu söyler.

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım;

“Daha önceden tahkim kurulu ile görüşmesi gerekirdi. Bu olayın ortaya çıkması Federasyonun bazı kulüpleri koruyormuş kokusunu vermektedir. Türk futbolu için federasyon hafif kalmaktadır. Federasyon olmasına rağmen kulüplerin menfaatine çalışmamaktadır.”

Trabzonspor Başkanı Mehmet Ali Yılmaz;

“Federasyon 5 yabancı kararını çıkardı. Tahkim ise bunu iptal etti. O arada bazı kulüpler 5.yabancıyı aldılar. Tahkim’in kararıyla birlikte kulüpler arasında eşitsizlik yaratılmıştır. Ya tüm kulüpler 5 yabancı hakkından yararlanır ya da hiçbiri bu hakka sahip olmaz. Böyle bir uygulama futbolun yeniden kaos içine girmesine neden olur. Bu bir an önce düzeltilsin.”

Eleştirileri cevaplayan Haluk Ulusoy;

“Kulüpler istedi, biz uyguladık. Bu tip eleştiriler yüzünden istifa edecek biri değilim. Beni Genel Kurul seçti. Başkanlıkta kalıp kalmayacağıma da genel kurul karar verir.

Biz durup, dururken bu kararı almadık. 4 + 2 isteyenler çoğunluktaydı. Sınırsız olmasını isteyenler de vardı. Tribünde oturan değil, sahada top koşturan oyuncuya karar verdik, beş yabancıyı çıkardık. Transfer 31 Ocak’ta bitti. Alan aldı, almayan bugün eleştiriyor. Bizim en büyük hatamız kulüplerden bu konudaki isteklerini yazılı olarak almamamız. Hiç kimse lafının arkasında durmuyor. Futbol Federasyonu, Tahkim Kurulu’nun verdiği karara ise saygı duyacaktır”.

7 Şubat 1999’da Trabzonspor, sahasında Altay’a 3-0 yenilirken maçın ikinci yarısında tribünden atılan bir taş, Altaylı Birkiç’in başına gelir. Numune Hastanesi’ne kaldırılan Birkiç’in başına iki dikiş atılır.

Fenerbahçe, Ankara’da Gençlerbirliği’ni 3-0 yenerken 5 yabancı oynatan Gençlerbirliği için itirazda bulunur. Bu durum Futbol Federasyonu Basın Sözcüsü Ufuk Özerten’i sinirlendirir;

“Onlar kendilerine baksın. Fenerbahçe’nin 9 yabancısı yasal da, G.Birliği ile Altay’ın yabancıları mı yasal değil? Fenerbahçe, Högh, Uche, Moldovan, Baliç, Boliç, Moshoeu, Dimas, Murat Yakın, Mustafa Doğan’la sahada mücadele ediyor. Futbol Federasyonu’nun onayladığı her işlemin yasaldır.”

11 Şubat 1999’da Fenerbahçe, Ufuk Özerten’e cevap verir;

“Fenerbahçe’nin bugün takımında yer verdiği yabancı oyuncular, sezon başlamadan önce Futbol Federasyonu’nun aldığı kararlar ve uyguladığı kurallar çerçevesinde görev yapan oyunculardır”.

19 Şubat 1999’da üst üste 9 maç kazanan Fenerbahçe, Samsun deplasmanından 1-1’lik beraberlikle dönerken maçın 32 inci dakikasında Vural’n tekmesi sonucu Metin Diyadin’in ayağı iki yerden kırılır. Hakem Ali Uluyol bu pozisyonda sarı kartına başvurur. Tibiya kemiğinde iki yerde kırık meydana gelen Metin, sezonu kapar.

Fenerbahçeli Metin Diyadin’in ayağının kırıldığı pozisyonda hakemin Vural’a sarı kart göstermesini doğru karar olarak yorumlayan karşılaşmanın gözlemcisi İlyas Ayan raporunda, Ali Uluyol’un sertliğe prim tanıdığını, bunun dışında iyi bir yönetim gösterdiğini vurgular.

Aynı maçta Celil’e tekme attığı için oyundan atılan Murat Yakın ceza kurulna sevk edilir. Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu da Fenerbahçeli futbolcuya iki maç oynamama cezası verir. Murat, böylece Fenerbahçe’nin Karabük ve G.Saray maçlarında forma giyemeyecektir.

Ayak kırılabilir – İslam Çupi

Fenerbahçe İstanbulspor maçında Sarı – Siyahlı futbolcu Güven’in ayağı kırılınca, Mustafa Doğan’ı bir numaralı futbol haini ilan edenler, bu hareketin kasti ve bile bile yapıldığından dem vuranlar, sanki olay orada bitecekmiş gibi ithamlarını hep Fenerbahçe ve Mustafa Doğan’ın üstüne attılar.

Beşiktaş ve özellikle Galatasaraylı futbolcu ve yöneticiler olayın vahametini büyütmek için İstanbulsporlu genç futbolcunun hastahane odasında ve yatağının başında üzüntü fotoğraflarını çektirip, Mustafa Doğan’ı yerin öteki katlarına gömüp serzenişin en büyüğünü yaptılar. Suni gözyaşından tutun da, tedirgin hastahane fotoğraflarıyla haber gazetelerinin spor sayfalarını ve görüntülü medyanın spor saatlerini işgal ettiler.

Beşiktaşlılar neyse de, Galatasaraylılar futbolcu ve yöneticisiyle, Fenerbahçe’ye duydukları muğberiyet ve kinden ötürü bu görüntüyü sanki arkası hiç olmayacakmış gibi bir vefa duygusu içinde ölümsüzleştirdiler. Hain Fenerbahçe, mağdur İstanbulspor diye…

Hiç olmayacakmış zannedilen bu ayak kırılma işi aradan bir kaç ay geçtikten sonra Fenerbahçeli Metin Diyadin’e Samsun’da Samsunspor maçı oynanırken tosladı. Vural hareketten sonra harap yüzü ile olaydan duyduğu üzüntüyü dile getirip Metin Diyadin ve Fenerbahçelilerden özür dilerken Beşiktaş ve özellikle Galatasaray’dan “tıss” yok.

Halbuki herkesin seyrettiği bu maçta olaya o talihsiz nokta konduktan sonra bir Allah’ın kulu Galatasaraylı telefona sarılıp geçmiş olsun lafını etmedi. İstanbulspor maçından sonra gencecik bir futbolcu için ağıt yakanlar, hastahane odalarında üzüntü fotoğrafı çeken Galatasaraylı dostlar eğer Metin Diyadin olayında bir telefonu esirgiyorlarsa, onun altında unutkanlık değil, başka bir buzağı aranır.

Bunu o anda kimse yapmıyor, Metin Diyadin’i İstanbul’da ameliyat olduğu hastahanede ziyaret etmiyor ve hüzün fotoğrafları çektirmiyorlarsa, bunun adı sahtekarlık olur ve olaya maruz kalan size Rostard’ın sözü ile “İstemez eksik olsun” diyorsa yeryüzünden göğe kadar haklıdır.

Fenerbahçe’nin şikayetçi olduğu başka bir konu aleyhine verilen penaltılardır, Fenerbahçe ligde yediği 14 golden 7 tanesini penaltıdan yemiştir. Son 10 haftada da yenilen üç golün üçü de yine penaltılardan gelmiştir.

28 Şubat 1999’da Lider Fenerbahçe deplasmanda 60 dakika 10 kişi oynayan Karabükspor’la golsüz berabere kalırken maçın hakemi Mustafa Çulcu, Fenerbahçe’nin Baliç’in ayağından kazandığı golü geçerli saymaz.

72. dakikada Karabükspor ceza sahasında yaşanan karambolde, top bir anda kaleci Veysel ile Baliç arasında kalır. Rakibinden daha atik davranan Veysel topu bloke etmek için plonjon yapar fakat tam olarak hakim olamaz. Topu söküp alan Baliç, Veysel’den sıyrılıp meşin yuvarlağı filelere gönderirken hakem Mustafa Çulcu, Baliç’İn kaleciye faul yaptığı gerekçesiyle golü saymaz.

7 Mart 1999’da Şampiyonu belirlemede büyük önem taşıyan karşılaşmada Galatasaray, Fenerbahçe’yi 2-0 yenerken gene olaylar vardır.

Maç öncesi statta eski açık tribününde kendilerine ayrılan yere, dolu olduğundan giremeyen 250 kadar Fenerbahçeli taraftar, G.Saraylılar’ın bulunduğu tribüne girmek zorunda kalırlar. Taraftarlar, köşede bayrak ve flamalarını çıkarınca olanlar olur. İki takım taraftarı birbirine şişe ve bozuk para atarlarken bazı taraftarlar izdiham nedeniyle bayılır.

Polis, Fenerbahçeli taraftarları çıkararak Fenerbahçe tirübünde polis için ayrılan yere oturtur. Sarı lacivertli taraftarlar oturdukları koltukları sökerek sahaya atarlarken yaklaşık 5 milyar liralık hasar meydana gelir.

Futbol Federasyonu, maçın hakemi Orhan Erdemir, gözlemcisi Ertuğrul Dilek ve federasyon temsilcisi Hasan Dindaroğlu’nun raporları doğrultusunda, her iki takım da disiplin kuruluna sevkedilip, savunmalarını istenir.

Dindaroğlu yazdığı raporunda, tribünlere sahte basılmış biletlerle girildiğinin belgelendiğini belirterek şunları yazar:

“Fenerbahçeli taraftarlar kendilerine ayrılan yerleri doldurup taşınca, emniyet güçleri tarafından sahanın içinden bir başka tribüne alındı. Bu esnada tüm koltukları kırdılar ve sahanın içine attılar. Galatasaraylıların ise tribünlerde renkli maytaplar, sis bombaları yaktılar.”

11 Mart 1999’da Galatasaraylı Hasan Şaş’ın Sakaryaspor ile oynanan Türkiye Kupası yarı final ilk maçına, doping içeren ilaç kullanarak çıktığı belirlenir. Köln’de yapılan idrar tahlilinde (A) numunesi dopingli çıkarken, (B) numunesinde de aynı sonuca varıldığı taktirde, 6 aydan 1 yıla kadar hak mahrumiyeti cezasına çarptırılması beklenmektedir. Kurallar gereği kulübe ceza verilmemektedir.

Sakarya-Galatasaray maçı sonrasında doping testine giren Hasan Şaş’ın idrarından alınan (A) örneği, Almanya’daki Köln Doping Merkezi’ne gönderilir. Köln’den, Futbol Federasyonu’na gönderilen raporda, Hasan Şaş’ın idrarında, doping maddesi içeren ilaçlarda bulunan ve kullanımı yasak olan “Efedrin” maddesine rastlandığı belirtilir.

Hasan Şaş:

“İdrar örneği alan federasyon doktorlarına, grip olduğum için bir gün önce Aferin ilacı aldığımı söyledim ve bunun rapora yazılmasını istedim. Ancak yazmadılar. Ben kasıtlı olarak dopig yapmış olsam, futbol hayatımı erkenden noktalamış olurum. Ben böyle bir şey yaparak rakip takımın oyuncularına saygısızlık bulunmam.

Ben Adana çocuğuyum. Biz şalgamla büyüdük. Benim dopingle kesinlikle işim olmaz. Böyle bir şey yapmış olsam ilk önce kendime ihanet etmiş olurum. Fatih Hocam da beni takımdan alırdı. Böyle bir işin ortaya çıkması beni bir hayli üzdü. Kendimi suçlu hissediyorum.”

Fatih Terim:

“Doktorun, Hasan’a ‘Aferin’ verdiğini biliyorduk. Bu durumu, maçtan önce ve sonra federasyon yetkililerine bildirdik. Aslında Hasan’ı o maçta oynatmayacaktım ama Hakan sakatlanınca oyuna almak zorunda kaldım. Birileri gene ortalığı karıştırmak istiyor. Yazık bu çocuğa. Çok masumane sebeple alınmış bir ilaç. Neden bu boyutlara getiriliyor. Olayda ne yanlış var? Çirkin saldırılara gerek yok.”

Burhan Uslu:

“Hasan Şaş’ın grip olduğu ve Aferin ilacı aldığı, Sakaryaspor maçı sonrasında idrar testi yapan doktorlara bildirildi. Ben, Sakaryaspor maçına gidemedim. Diğer doktor arkadaşımız Serhan Kurtulmuş olayı federasyon yetkililerine bildirmiş. “

Ali Dürüst:

“Kulübümüzün genç doktorları, maçtan bir gün önce hastalanan Hasan Şaş’a Aferin veriyor. Ama bu durum, doping kontrolü yapan doktora söyleniyor. O da, ‘Bir şey olmaz’ diyor.”

Fenerbahçe Kulubü Başkanı Aziz Yıldırım:

“Bu çok düşündürücü bir olaydır. Galatasaray gibi, Türk sporunun lokomotifi olan bir kulüpten böyle bir şeyin çıkması hiç de iyi bir olay değil. Türk sporu için bir lekedir. Akıllara başka sorular da gelebilir. Dost bir kulübün böyle bir olayda yaralanması bizi üzüyor.”

Fenerbahçe Kulübü Basın Sözcüsü Abdullah Kiğılı:

“Galatasaray’ın bundan sonraki tüm maçlarında doping kontrolü isteyeceğiz. Sağlık kurulunun sporculara verilmemesi gereken ilaçların listesini sezon başında kulüplere verir. Büyük bir kulüp böyle bir hata yapamaz. Olay çok vahimdir. Galatasaray’ın maçlarında göstermiş olduğu yüksek kondisyonun sebebi şimdi daha iyi anlaşılmaktadır”.

Fenerbahçe Yönetim Kurulu üyesi Necdet Ersoy:

“Bu olay G.Saray gibi kültürü ve büyüklüğü ile övünen bir camiaya yakışmamıştır. Ali Sami Yen stadının soyunma odalarına doping kontrolü vardır diye yazılmasının nedenini şimdi daha iyi anladık. Bu yazıları oraya yazacaklarına aynaya daha iyi baksınlar belki bir şeyler anlarlar. Bundan böyle G.Saray’ın her maçında doping kontrolü yapılmalıdır”.

Galatasaray Yönetim Kurulu ise yayınladığı bir bildiri ile Hasan Şaş’a verilen ilacın doping değil, tedavi amacını taşıdığını vurgular:

“Maç sonrası yapılan doping kontrolünde bu ilaçların verildiği futbolculumuz ve doktorumuz tarafından beyan edilmiştir. Bir gün sonra da bu hususlar yazılı olarak Türkiye Futbol Federasyon Sağlık Kurulu’na beyan edilmiştir. Sadece ülkemizde değil tüm dünyada soğuk algınlığına karşı sık kullanılan ve en etkin ilaçlarından biri olan A-ferin doping amacıyla değil, sadece tedavi amacıyla verilmiş bulunmaktadır.

Galatasaray Spor Kulübü olarak test sonuçlarına itiraz etmeyeceğimizi de şimdiden beyan ederiz. Zira kulübümüz bu ilacın tedavi maksatlı olarak futbolcuya verildiğini daha idrar örneği alınmadan şifai, alındığının ertesi günü ise yazılı olarak beyan etmiş bulunmaktadır. Türkiye Futbol Federasyonu Sağlık ve Hukuk Kurulları’nın yukarıda belirtilen hususları gözönüne alarak bu konuyu değerlendireceğini ve doping amaçlı bir kullanım olmadığını ortaya çıkartacağını umuyor ve bekliyoruz.”

16 Mart 1999’da Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), G.Saray-Fenerbahçe maçında tribünde yaşanan olaylar nedeniyle iki kulübe para cezası verir. PFDK, G.Saray’a 1 milyar lira, Fenerbahçe’ye de 750 milyon lira para cezası verilmesini uygun görür.

23 Mart 1999’da Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’ndan yapılan yazılı açıklamada, “17 Şubat’ta oynanan Sakaryaspor- Galatasaray Türkiye Kupası maçında doping içeren madde kullandığı tespit edilen Hasan Şaş’a 6 ay müsabakalardan men cezası verilmiştir” denilir.

PFDK, Hasan Şaş’ın doping içeren madde kullanmasını sağlayan ve dopingli olduğunu bildiği halde bunu engellemeyen Galatasaray Kulübü Doktoru Serhan Kurtulmuş’a da bir yıl hak mahrumiyeti cezası verir.

Hasan Şaş;

“Doping içeren madde olduğunu bilmediğim bir ilaç aldım ve başıma bunlar geldi. Böyle ceza alacağımı bilseydim gerçeğini alırdım. Benimle uğraşanlar rahatlamış oldular. Çok yıprandım ama sağlık olsun. Genç bir insanım, bunu da atlatırım.”

Yönetici Ateş Ünal Erzen, Hasan Şaş’a verilen 6 aylık cezanın çok yüksek olduğunu belirterek, “Hastalık amacıyla alınmış bir ilaç. Cezası olacaktır ama bu kadar yüksek değil. Biz savunmamızı hazırlayıp, Tahkim Kurulu’na başvuracağız” der.

24 Nisan 1999’da Fenerbahçe, mutlak bir penaltısının verilmediği maçta deplasmanda Gaziantepspor’la 2-2 berabere kalırken evsahibi takımın çok sert futboluna ve yıldırma taktiğine hakem Metin Tokat sessiz kalır. İlyas’la çarpışan Erol’un burnu kırılır.

Joachim Löw;

“Neredeyse tüm takım sakatlandı. Bir türlü tam kadro çıkaramıyoruz. Üstelik kadromuz da yetersiz. Bana da yapacak fazla birşey kalmıyor”.

Futbol Federasyonu’nun 6 Mayıs 1999 tarihinde yaptığı toplantıda Haziran ayından itibaren 5. yabancının transfer edilmesini onaylanır. Ulusoy, UEFA Kupası’na katılacak ikinci takımı belirlemek için Türkiye Kupası’nda yarı final oynayan MKE Ankaragücü ile Sakaryaspor arasında bir maç yaptırmayı planladıklarını belirterek, “Ancak UEFA’nın, İsrail’de yapılan son toplantısındaki karara göre, bu kupaya, lig sıralamasında 3. ve 4. sırayı alan takımları göndermemiz gerekiyor. Bu konuyu da toplantıda ele alacağız” der.

10 Mayıs 1999’da ligde şampiyonluk trenini kaçıran Fenerbahçe, oynanan 31 maçta 52 sarı 5 kırmızı kart görerek bir rekora imza atmıştır. Fenerbahçe’nin kart rekortmeni Mustafa Doğan 8 sarı kart görürken üç kez cezalı duruma düşmüştür. 6 sarı 1 kırmızı kart gören Murat Yakın’da listede ikinci sıradadır. Son olarak Bursaspor’da karşılaşmasında kırmızı kart gören Baliç’e 2 maç ceza gelir.

14 Mayıs 1999’da Şampiyonluğu garantilemek üzere olan Galatasaray, Ankaragücü deplasmanından 2-1’lik galibiyetle döner. Burak, ilk yarının uzatma dakikalarında Galatasaray’ı 1-0 öne geçirdiği golde ofsayt pozisyonundadır.

Ankaragücü’nün savunma oyuncusu Faruk Salman, Galatasaray maçında önce sırtını ısırıp, ardından maç çıkışı kendisine kafa atan Vedat için, “Ona tasma takın.. Çünkü başkalarını da ısırabilir” diye konuşur. Faruk’a “geçmiş olsun” diyen takım arkadaşları, ısrarla “Kuduz aşısı” olması telkininde bulunurlar.

15 Mayıs 1999’da Fenerbahçe, Hakem Sadık İlhan’ın çığırından çıkardığı maçta Kocaelispor ile berabere kalır.

Hakem Sadık İlhan son 2 dakika içinde Dimas ve Sergen’i kırmızı kartla oyun dışı bırakır.

Sadık İlhan, Kocaelispor golü öncesi Osman’ın Sergen’e yaptığı faulleri görmezlikten gelir. Sarı kartı olan Zeki’nin Moldovan’a attığı tekmeleri de aynı şekilde görmezlikten gelerek kendisini ihraç etmez. Daha sonra da rakip ceza sahası içinde Sergen’e yapılan faulde penaltıyı çalmaz.

Maçın bitimiyle birlikte Fenerbahçe Stadı savaş yerine döner, hakem üçlüsü; Sadık İlhan, Kenan Altınsaat ve Sami Şamar karşılaşmanın bitimi ile birlikte saldırıya uğrarlar.

Sahaya giren bir taraftarın hakemi yumruklamasına güvenlik güçleri engel olurken, Fenerbahçeli futbolcular da Sadık İlhan’ın çevresini sararak uzun süre protesto ederler. İlhan ve yan hakemleri soyunma odasına giderken, tribünlerdeki taraftarlar koridora uzanan tenteyi parçalarlar. Bu arada koridorda da bazı taraftarlar hakemlere saldırmaya çalışırlar. Hakem üçlüsü ise uzun süre bekledikten sonra polis minibüsüyle staddan uzaklaştırılır.

Aziz Yıldırım, Sadık İlhan’a küfür eden Sergen ve maçtan sonra hakemlere saldıran Moldovan’ın da Disiplin Kurulu’na sevk edilirler. Hakem ve gözlemci raporlarında olaylar ayrıntılı bir şekilde yazılırken, bu rapor doğrultusunda Fenerbahçe’nin sahasının kapatılması, Yıldırım’a en az 3 ay hak mahrumiyeti, Sergen’e 2, Moldovan ise 3 ile 6 maç arası ceza verilmesi beklenmektedir.

Fenerbahçe yönetimi, Kocaelispor maçında yaşanan olaylardan sonra ayağa kalkar. Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy ve MHK Başkanı Hilmi Ok’a savaş açan yönetim, çete suçlaması yaptığı bu ikiliyi devirmeyi planlamaktadır. İlk olarak, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı’na Ulusoy ile Ok’u şikayet edilecektir.

Başkan Aziz Yıldırım, iki kurumu da “teşkilat” olmakla eleştirirken;

“Bugüne kadar huzur ortamı olmasını düşünüyor ve susuyorduk. Ama artık gerekirse kavga, gerekirse kaos çıksın, durmayacağız. Her türlü mücadeleyi yapacağız. Fenerbahçe’nin hakkını bunlara yedirmeyeceğiz.

Son Galatasaray maçlarında tekmeler havada uçuştu, ama en ufak bir kart görmedik. Bizim Karabük’te attığımız gol sayılmıyor, aynı golü bir hafta sonra Galatasaray atınca normal oluyor. Kocaelili futbolcuların sertliğini herkes gördü. İkinci kart hakemin cebinden çıkmadı. Sergen’i oyundan atarken hiç mi vicdanı sızlamadı? Futbolcumuz gole giderken düşürülüyor, hem kırmızı kart, hem de faul vermesi lazım, devam diyor. Tetikçi sahadaydı.”

Basın Sözcüsü Abdullah Kiğılı;

“Bu federasyon ile bu işlerin yürümeyeceği belli oldu. Bundan sonra bütün icraatlarını takip edeceğiz. Her hafta MHK’nin hakemlerini de takip edeceğiz ve karşılarında olacağız. Artık sessizliğimizi korumayacağız”.

Galatasaray’da Vedat, A.Gücü maçındaki hareketleri nedeniyle Florya’da teknik direktör Fatih Terim tarafından sorgulanır. Faruk’un maçta sürekli kasıtlı olarak Hakan ve Burak’a vurduğunu belirten Vedat, “Ben Faruk’a ‘Neden sert oynuyorsun’ diye sordum. O da bana, ‘Sana ne oyununa bak’ diye karşılık verdi. Yine bir korner atışında, normal olarak itiş kakış oluyordu. O sırada dönüp bana ana avrat küfür etti. Maçı annem de seyrediyordu. Çok sinirlendim ve ısırdım. Maçtan sonra soyunma odasının dışında karşılaştık, bana el hareketi yaptı. Ben de kendimi tutumadım ve kafa attım” savunmasını yapar.

Vedat’ın, vatani görevini sürdürdüğü askeri birliğinde de hakkında rapor hazırlandığı ve büyük olasılıkla askeri mahkemeye çıkartılacağı beklenmektedir.

Mayıs 1999’da TFF – Fenerbahçe savaşı kızışmaya başlar. Fenerbahçe yönetimi, Kocaelispor maçında yaşanan olaylardan sonra, sezon başından beri sürdürdüğü uzlaşmacı tavrı bırakır. 17 Mayıs 1999 tarihli Hürriyet’ten:

Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy ve MHK Başkanı Hilmi Ok’a savaş açan yönetim, çete suçlaması yaptığı bu ikiliyi devirmeyi planlıyor. Sarı lacivertli yönetim ilk etapta, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı’na Ulusoy ile Ok’u şikayet edecek. Sarı lacivertli camianın da bu iki kurum ve başkanına tavır alması için kampanya başlatılacak.

Bu sezon ilk kez federasyon ve hakemler aleyhine açıklamalarda bulunan Başkan Aziz Yıldırım ile federasyonun yolları da ayrıldı. Ali Şen döneminden sonraki uzlaşmacı tutum yeniden kavgaya dönüştü. Önümüzdeki günlerde Fenerbahçe ile federasyon arasındaki söz düellolarının ve zıtlaşmaların sürmesi bekleniyor.

Havuz ihalesi konusunda da federasyona tavır almayı planlayan Fenerbahçe yönetimi adına bugün Basın Sözcüsü Abdullah Kiğılı’nın basın toplantısı yapıp, bu sezon yaşanan hakem olaylarıyla ilgili belgeli açıklamalarda bulunması bekleniyor. Öte yandan üç büyük kulübün havuz ihalesiyle ilgili toplantısında da Fenerbahçe, isteklerinden ödün vermeyecek.

17 Mayıs’ta Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, yöneticiler Abdullah Kiğılı ve Ali Yıldırım’ın federasyon hakkındaki “bunlar çete” açıklamalarına tepki gösterir. Ulusoy, “bizi hedef göstermesinler. Onların söylediklerine tavuklar bile gülüyor. Bizim olduğumuz yerde çete olmaz, çeteyi içlerinde arasınlar” der.

Aynı tarihte, naklen yayın ihalesi öncesinde, G.Saray, Fenerbahçe ve Beşiktaş kulüp başkanları ve yöneticileri, Trabzonspor Kulübü Başkanı’ndan da vekalet alarak Akaretler’deki Beşiktaş Kulübü’nde bir araya gelirer. Toplantıya Beşiktaş Kulübü Başkanı Süleyman Seba, Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, Basın Sözcüsü Abdullah Kiğılı, Galatasaray Kulübü Başkanı Faruk Süren ile sarı kırmızılı yöneticilerden Ateş Ünal Erzen ve Ali Dürüst katılır. Beşiktaş, Galatasaray, Trabzonspor ve Fenerbahçe Kulüpleri adına konuşan Faruk Süren, Futbol Federasyonu’na defalarca çektikleri ihtarnameye rağmen, ihale şartnamesinde dört büyük kulübün havuz sisteminde yer almayacağına dair hiçbir açıklama yapılmadığını kaydeder.

Süren dört büyük kulübün havuz sisteminde olmayacağını bir kez daha vurgular.

18 Mayıs 1999’da Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu resmi bir yazıyla Fenerbahçe Kulübü’ne, ‘‘Aziz Yıldırım ne demek istediğini açıklasın’’ diye sorar.

Federasyon yönetim Kurulu Üyesi İsmail Dilber;

“Sayın Yıldırım neyi niçin söylediğini çok iyi hesaplamak zorundadır ve bu çete ithamını en kısa sürede açıklamak zorundadır”.

20 Mayıs 1999’da Fenerbahçe Yönetim Kurulu bir deklarasyon yayınlayarak Futbol Federasyonuna cevap verir. Futbol Federasyonunun başında seçimle getirilmiş bir diktatör olduğununa temas eden bildiride şöyle denilir;

“Sayın Ulusoy kavramları hep birbirine karıştırmaktadır. ‘Çeteler oluştuğu’ tabirine alınganlık gösterdiği gibi, her tenkidi şeref ve haysiyete saldırı olarak yorumlamaktadır. Kısacası Sayın Ulusoy’a itimadımız kalmamıştır. Tez elden görevini erbabına bırakması gerekmektedir.

Şu anda Türkiye Futbol Federasyonu’nun başında seçimle getirilmiş bir diktatör oturmaktadır. Kulüplerimizi büyükler ve Anadolu takımları diye bölmüştür”.

Birinci Futbol Ligi maçlarının naklen yayınıyla ilgili ihale 20 Mayıs 1999 tarihinde yapılır. Futbol Federasyonu’nun 4. Levent’teki binasında gerçekleştirilen ihalenin ikinci turunda 120 milyon 500 bin ABD Doları veren Tele On, 1999 – 2000 ve 2000 – 2001 sezonunda oynanacak karşılaşmaların yayın hakkını alır. İhaleyi kazanan Tele On, vergiler ve Futbol Federasyonu’nun payı ile birlikte, ilk yıl için 155 milyon dolar ödeyecektir. İki yıllık toplam maliyet ise 320 milyon doları bulacaktır.

Televizyonlardan canlı yayınlanan ihaleye, Galaksi, İnterstar, Tele On, CINE5 ve Fun kuruluşları katılır. İhalenin ilk turunda en düşük teklifi veren Fun, elenir. İkinci tura katılan 4 yayın kuruluşu, toplam 40 defa fiyat artırımına giderler. İlk turda verilen en yüksek fiyat olan 110 milyon 650 bin ABD doları ile başlayan ikinci turda, yayıncı kuruluşlar en az 100’er bin ABD doları artırımla ihaleye devam ederler.

İkinci turda CINE5 yetkilileri, Galaksi TV’nin 115 milyon ABD dolarlık teklifinin ardından ihaleden çekildiklerini açıklarlar. Galaksi TV’nin 118 milyon 800 bin ABD doları teklifini İnterstar TV 100 bin dolar artırır. Daha sonra da Teleon TV’nin 120 milyon 500 bin ABD dolarlık teklifi karşısında Galaksi TV ihaleden çekildiğini açıklar. Ardından İnterstar’ın da ihaleden çekilmesiyle Tele On, Futbol Federasyonun açtığı ihaleyi kazanmış olur.

22 Mayıs 1999’da Fenerbahçe Teknik Direktörü Joachim Löw;

“Hakem hatalarına karşı konuşmak gerektiğini geç öğrendim. Ben yıllarca Almanya’da futbol oynadım ve sorumluluk aldım. Benim ülkemde hakemler ve federasyon aleyhine hiç kimse konuşamaz, hakkını arayanlar kanuni yollara başvurur. Biz sustukça kaybettik.”

23 Mayıs 1999’da Antalya deplasmanından 1-1’lik beraberlikle dönen Galatasaray 3 üncü şampiyonluğuna ulaşırken Beşiktaş ikinci olarak Şampiyonlar Ligi’ne katılmaya hak kazanır. Fenerbahçe ise tarihinde ilk kez açık farkla lider bitirdiği bir ilk yarının ardından sezonu üçüncü olarak kapatır.

25 Mayıs 1999’da Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, Kocaelispor maçı sonrası Fenerbahçe Kulübü’ne olaylar nedeniyle 2.5 milyar, hakeme tekme vurduğu için Moldovan’a 5 maç ve hakeme hakaret eden Sergen’e de 2 müsabakadan men cezası verir.

Ankaragücü maçında rakip takım futbolcusuna fiili saldırıda bulunan Vedat İnceefe de 6 ay resmi maçlardan men cezası alır.

28 Mayıs 1999’da Profesyonel Futbolcular Dernegi yaptigi yazili aciklamada Futbol Federasyonu’nun 1 – 2 Haziran tarihlerindeki genel kuruluna katilmayacaklarini açıklar:

“Futbol Federasyonu 5 yabancı kararını onaylayarak, Türk Futbolu’na en büyük ihaneti yapmıştır. Haluk Ulusoy ve arkadaşları, iki kulüp başkanının oyuncağı olmuş ve adeta onların robotu gibi hareket etmişlerdir. Türk futbolcusunun önünü kesen, yeşermeye başlayan Türk futbolunun gençlerini karanlığa sürükleyen Futbol Federasyonu’nun aldığı 5 yabancı kararından dolayı, 1 ve 2 Haziran tarihlerinde yapılacak Futbol Federasyonu Genel Kurul Toplantısı’na iştirak etmeme kararI aldık.”

Ulusoy – Spordan Sorumlu Bakan zıtlaşmalarının ikincisi (ilki Yücel Seçkiner) yeni bakan Fikret Ünlü ile gerçekleşir. Devlet Bakanı Fikret Ünlü, 2 Haziran tarihindeki Futbol Federasyonu Mali Kongresi’nde yaptığı konuşmada, “Federasyon, yayın ihalesindeki uyarılarımı dikkate almamış ve olayın sosyal boyutunu gözardı etmiştir” der.

Ünlü şöyle devam eder:

“Özerk federasyonun, futbolun yaygınlaştırılması ve sevdirilmesi ile ilgili görevleri arasında yer alan, maç yayınlarını sosyal boyutundan, halk boyutundan soyutlayarak ele almış olması çok düşündürücüdür. Futbol Federasyonu, bu görevini ihmal etmiştir. Yayın ihalesini uyarılara rağmen büyük hevesle yapmak yolunu seçmiştir. Bu konularda yasal telkin görevimi, gözetim görevimi sonuna kadar yerine getirdim, ancak başarılı olamadım. Takdirini kamuoyuna bırakıyorum. Gelir düzeyi düşük yörelerimiz, özellikle de Güneydoğu için şifresiz yayın sağlanması konusunda ısrarlıyım.”

Aziz Yıldırım, 8 Haziran 1999’da Ulusoy federasyonundan ilk cezasını alır. Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, olaylı Kocaelispor maçı sonrasında yaptıkları açıklamalar nedeniyle, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’a 3 ay, Futbol Şubesi Sorumlusu Ali Yıldırım’a da 1 ay hak mahrumiyeti cezası verir.

Kötü ve küfürlü tezahürat konusuna çözüm arayışları ise sürmektedir o yıllarda da.

Temmuz 1999’da Kuşadası’nda yapılan Uluslararası Futbol Hakem Semineri’nde konuşan MHK Üyesi Bülent Yavuz, çirkin tezahüratın önüne geçmek için hakemlerin üzerlerine düşen görevi yerine getirmelerini isterken, Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy da, “Küfürün kökünü en sert tedbirlerle kazıyacağız” demektedir.

Bülent Yavuz hakemlerden talimatnamenin 27. maddesini eksiksiz uygulamalarını ve daha cesur olmalarını ister:

“Seyircilerin oyuna fiili müdahalesi olmaksızın, edebe aykırı tezahüratların hakem ve oyuncuları etkilemesi halinde üç aşama uygulanacak. Önce hakem oyunu durdurup anons yaptıracak. Aynı davranışlar sürerse, ikinci kez maçı durdurup, iki takım kaptanından yardım isteyecek. Tüm bu çabalara rağmen kötü tezahürat devam ederse, hakem oyunu bir kez daha durdurup soyunma odasının yolunu tutacak ve her iki kulüp başkanından seyirciye çağrı yapmasını isteyecek. Bunlar da başarısız olursa, müsabakayı iptal edecek ve maç 24 saat sonra seyircisiz olarak tekrarlanacak.”

5 Temmuz 1999’da, kaybedilen şampiyonluğun ardından yeni sezonu Ogün, Abdullah, Alpay, Johnson, Preko, Oulare gibi iddialı transferlerle ve Rıdvan Dilmen’in yönetiminde şampiyonluk parolasıyla açan Fenerbahçe’de Başkan Aziz Yıldırım, bir önceki sezon yaşanan hakem olaylarına bu kez göz yummayacaklarını belirtir;

“Ulusoy taraf olmazsa, bize karşı komplo görmediğimiz sürece kavga etmeyiz. Fenerbahçe’nin hakkını kimse yemeye kalkmasın. Yoksa bunun hesabını sorarız. Federasyon başkanı hakem atamalarında etkili oluyor.

Böylesine büyük transferler yapmamızın sebebi, sahada güçlü olup, saha dışı olayları bile burada yenmek içindir. Ancak dış etkenlerle sahada baş edemezsek, saha dışında üzerlerine çökeriz. Avrupa’da her takımla başedebilecek seviyeye geldik. Rıdvan Dilmen ve ekibi takıma çok hakim”.

25 Temmuz 1999’da, daha lig başlamadan TSYD Kupası maçında ortalık gerilir. Fenerbahçe, Galatasaray ile 1-1 berabere kalırken Johnson’un kaburgası kırılır ve sevkedildiği hastanede sol böbreğinde de kanama olduğu ve iki gün daha yatması gerektiği açıklanır.

Johnson, sakatlandığı pozisyonda Hagi’nin kasıtlı hareket yaptığını iddia ederek, “bu onunla son karşılaşmamız olmayacak. Gaziantep’teyken de aynı şeyleri yapmıştı. İlk maçta hesaplaşacağız” der.

Rıdvan Dilmen;

“Bir futbolcunun kaburgası göğsüne yediği diz nedeniyle kırılıyorsa şaşırmak gerekir. Bana göre hareket kasıtlıydı. Bu tip olaylar çok üzücü. Benim de futbol hayatım böyle sakatlıklarla bitti”.

Galatasaray tribünleri Fenerbahçe’ye transfer olan Alpay’a ve eşine 90 dakika küfür ederlerken Alpay maç sonunda Taffarel ile tartışır. Fatih Akyel, topsuz alanda attığı tekme sebebiyle kırmızı kart görür.

Faruk Süren, Alpay’a ve edilen küfürlere tepkilidir;

“Alpay, Taffarel’i adeta öldürme teşebbüsünde bulundu. Hakem direk kırmızı kart göstermeliydi. Bu çocuğa ne oluyor? Bu kadar hırsının sebebi nedir? Bu sene hakemlerden çok çekeceğimiz var. Çok formsuzlar. Anlaşıldı ki bizi dördüncü kez şampiyon yapmak istemiyorlar.

Saha kapatmak caydırıcı olmaz. Seyirci 10 bin kilometrelik sahaya da gider taşkınlığını orada da yapar. Bu tip olayları önlemek için maçları seyircisiz oynatmak gerekir. Bu ceza, formaya, takıma bakmaksızın verilsin. Küfürü yapan G.Saray ise bize verilsin. Hem de bir değil 5, 10 maç seyircisiz cezası verilsin.”

26 Temmuz 1999’da Fenerbahçe, yayınladığı basın bildirisinde, G.Saraylı futbolcu ve yöneticileri sert bir dille eleştirip, TSYD maçında çıkan olaylarda, ezeli rakiplerini sorumlu tutar:

“G.Saray yavuz hırsız gibi. Hem suçlular, hem de güçlü görünmek istiyorlar. Oyuncularını Fenerbahçe’ye karşı olumsuz yönde motive etmekte, sahada son derece kabul edilmez sertlikler yapıp, oyunu çığırından çıkartmakta, hakeme tahakküm etmekte, seyirciyi tahrik etmekte ve müsabaka sonrasında da sütten çıkmış ak kaşık rolüne soyunarak, psikolojik savaş vermektedir.

Biz, G.Saray’ı temsil edenlerin tedavi edemedikleri Fenerbahçe fobisine bir anlam veremiyoruz. Fenerbahçeli oyuncuların kaburgasını kıran, yerde iken tekme atan oyuncuların, maç sonrası suçlamalarını da evsahibinden baskın çıkma gayreti olarak görüyoruz.

Ayrıca, G.Saray yönetimine de olayı kendileri çıkarıp, sonra rakibi suçlama yöntemlerine son vermesini ve amigo yöneticileri kendi bünyelerinde aramalarını tavsiye ediyoruz.”

Ulusoy federasyonu Ağustos 1999’da Galatasaray Spor Kulübü’ne, Şampiyonlar Ligi’nde oynayacakları ve rakipleriyle eşit şartlarda yarışabilmeleri için iki ekstra yabancı daha alabilme izni verir.

Ne ilginç değil mi? Oysa yıllar sonra Fenerbahçe’nin bu konudaki talebini görüşmeye dahi gerek duymaz aynı Ulusoy.

İlgili yazılar:

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 52 takipçiye katılın