FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

PKK MECLİSTE, FENERBAHÇE HAPİSTE

leave a comment »

Hedef şike değil Türk futbolu.
Geçtiğimiz haftalarda tüm Türkiye gündemi yine bir AKP operasyonuyla sarsıldı. Tüm siyaset gündemi ve terör bile unutuldu. Ancak bu sefer tutuklananlar Atatürkçü generaller veya aydınlar değildi.
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın gözaltına alınmasıyla başlayan süreç bazıları tarafından gündem saptırma olarak algılanmaktadır. Oysa bu olayın gündem saptırmayla hiçbir alakası yoktur. Çünkü faşizmin toplumu kontrol edebilmesi için atılmış çok hayati bir adım söz konusudur. Futbol sadece gündem saptıran bir eğlence değildir. Kitlelerin ulusal, siyasi, kültürel ve sınıfsal duygu ve taleplerini dile getirebildiği en temel sosyal arenayı futbol camiası oluşturur.
Faşizm aydınları, üniversiteleri, mahkemeleri, askerleri ve sokakları susturduktan sonra, kendinden bağımsız kalan ve halkın kendini ifade edebileceği son alan olan futbol sahasına müdahale etmektedir.

Bu anlamda Fenerbahçe çok önemli bir semboldür. Çünkü Türkiye’de Anadolu kulüpleri belediyeler kanalıyla zaten AKP’nin spor kollarına dönüşmüştür. Diğer iki büyük kulüp Beşiktaş ve Galatasaray ise sağlıksız mali yapılarından dolayı hükümetin pençesindedir. Ancak Aziz Yıldırım yönetimi ve Fenerbahçe kendi taraftarına dayanarak AKP iktidarından bağımsız ve güçlü bir yapı oluşturabilmiştir. İşte bu AKP faşizmi için affedilemez bir durumdur. Hele ki Fenerbahçe taraftarının geleneksel gericilik karşıtı ve ulusalcı tavırları asla kabul edilemez.
Aslında ilk başta müdahale Fenerbahçe kulüp yöneticilerine gibi görünebilir. Bu yüzden futbol fanatizminden kurtulamamış kimseler AKP karşıtı bile olsa sırf Aziz Yıldırım düşmanlığından operasyonu desteklediler. Beşiktaş Çarşı grubu ve Trabzon taraftarları da bu hataya düştü.
Oysa burada Aziz Yıldırım bir simgeydi. Türk futbolunda bağımsız ve güçlü son figürdü. Esas müdahale Türk futboluna ve Türk futbol seyircesinedir.
Her şehit haberinden sonra tribünleri bayraklarla donatan, “Hepimiz Ermeniyiz” saldırısına karşı “Hepimiz Türk’üz” yanıtını veren, Ermeni açılımına karşı Azeri bayrağını dalgalandıran, hatta gerektiğinde Tayyip Erdoğan’ı yuhalayan Türk seyircisi…
İşte asıl hedef onlardır… Nitekim Aziz Yıldırım düşmanları çok hazin bir şekilde içine düştükleri tuzağı görmüştür. Operasyonun bütün büyük kulüpleri hedef alan ve hizaya sokan boyuta ulaşmasıyla çocukça düğün yapanlar şaşkınlık içinde kalmıştır.

Şike değil Ergenekon operasyonu
Şimdi soruyoruz: Eğer Fenerbahçe şike yaptıysa, neden Aziz Yıldırım özel yetkili mahkemede hem de 87 yıl gibi astronomik bir ceza talebiyle yargılanmaktadır?
Eğer Aziz Yıldırım şike yaptıysa ancak asliye veya ağır cezada yargılanır. Büyük ihtimalle de tutuksuz olarak.
Öncelikle operasyon ile ilgili sapı samandan ayırmak vakti gelmiştir. Medyanın kopardığı fırtınanın tersine bu operasyon şike operasyonu değildir. Operasyon bir Ergenekon operasyonudur.
Operasyonu 2010 Aralık ayında başlatan meşhur Ergenekon savcısı Zekeriya Öz’dür. Bugün devam ettiren ise Balyoz davasında askerleri tutuklatan savcılardır.
Operasyonu Emniyet ve savcılık kaynakları “Ergenekon Terör Örgütüne futbol kanalıyla para aktaran silahlı çeteye” yönelik bir operasyon olarak tanımlamaktadır. Yani soruşturulan bazılarının iddia ettiği gibi şike değil, darbe amaçlı kurulduğu varsayılan farazi Ergenekon örgütünün futbol ayağıdır.
Bu ise Türkiye’yi egemenlik altına alan iktidar güdümlü, özel yetkili faşist yargı sisteminin geldiği noktayı çok açık bir şekilde göstermektedir. Hukuk açısından operasyon tam bir kanunsuzluk örneğidir. Ergenekon Operasyonu bile son operasyona göre daha hukuki kalmaktadır.
Çünkü birilerinin sözde darbe yapmak için çete kurması anlaşılabilir. Peki ama şike yapmak için neden çete kurulsun. Hem de silahlı çete… Şike ile silahın ne alakası var? Hatta daha da ileri gidilsin ve bu çete Ergenekon’la bağlantı kursun. Ve hatta hatta Ergenekon’a para aktarsın. İyi de amaç Fener’i şampiyon yapmak değil miydi? Buna inanan varsa Mehmet Baransu veya ROK (Rasim Ozan Kütahyalı) olsun!

AKP’ye göre her iki kişiye bir çete düşüyor
Şike ile çetenin, çete ile Ergenekon’un düz mantıkla bağdaştırılması Ortaçağ engizisyonuna çok bariz örnektir. AKP döneminde kim neyle suçlanırsa suçlansın önce çete kurmakla suçlanıyor.
Hukuk devletini katleden bu el çabukluğunun tek nedeni vardır. AKP iktidarının bundan sonra istediği her dava “Özel Yetkili Mahkemelerde” görülecektir. Böylelikle soruşturma süresince sanıkların tüm anayasal özgürlükleri çiğnenebilir, anında tutuklanabilir, hakkındaki suçlamaları öğrenmeden yıllarca hapiste yatabilir ve iddianame yazılana kadar yandaş medya tarafından terörist, katil, hırsız ya da şikeci olarak damgalanabilir. Faşizm özel yetkili mahkemelerle bir kara delik yaratmıştır ve artık kimse bu kara delikten kaçamamaktadır.

Soruşturma için kanun çıkarmak
Yürütmenin yargı üstündeki tahakkümüne belki de en iyi örnek bu son operasyondur. Bu operasyon hukuk tarihinde belki de bir ilk yaratmıştır. Soruşturma için özel kanun hazırlanmıştır.
Düşünün bir kere, soruşturma 2010 Aralık ayında başlıyor. Ancak soruşturmayı yürütenler hukuki açıdan kendilerini yeteri kadar güçlü hissetmiyor ve AKP iktidarından soruşturma için özel kanun rica ediyorlar. 13 Nisan 2011′de Sporda Şiddeti ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair KanunMeclis’ten çıkarılıyor ve Cumhurbaşkanı tarafından onaylanıyor.
Bir savcı kendini nasıl bu kadar güçlü hissedebilir? Çünkü ona soruşturmayı başlat diyen bizzat Başbakandır. Başı sıkışan özel yetkililer Başbakana rica eder ve hemen yeni kanun çıkarılır. “Sporda şiddet” ile şike ve teşvik priminin ne alakası var diyebilirsiniz. Ama olsun bu kanuna şike ile ilgili 5 ile 12 yıl arası değişen çok ağır maddeler konur.
Tabii herkes şiddete karşı, şikeye de… Ama amaç şikeyi temizlemek değil bir kişiyi temizlemek.
İş burada bitmez. Savcılara göre sürekli şike yapılmaktadır. Para dolu çantaların fotoğrafları çekilmektedir. Şampiyonluk bu yolla saptanmaktadır. Ama ne hikmetse ne polis ne savcılık suçüstü yapmaz. Çünkü operasyonun başlaması için seçimlerin bitmesi gerekmektedir. Bu bile operasyonun Ankara’dan yönetildiğinin göstergesidir. Sonunda seçimler biter. Lig de biter ve soruşturmayı başlatma emri veren siyasi erk düğmeye basar. Operasyonu da başlatır.
Ondan sonra gelsin palavralar: “Konu yargıya intikal etmiştir. Bağımsız yargıya saygı duymak lâzım…”

AKP’nin mahkemesi yandaş medya
Peki madem konu yargıya intikal etti, hükmü nasıl bu kadar çabuk verdik? Bütün yandaş medya ve özellikle Taraf gibi polis bültenleri Aziz Yıldırım ve diğerleriyle ilgili çoktan iddianameyi yazmış, yargılamış, hükmü vermiş ve cezayı infaza başlamış.
Bunun adına Ergenekon hukuku deniyor. Soruşturma gizli olduğu için sizin hakkınızdaki hiçbir delili ve hatta iddiayı bile öğrenemiyorsunuz. Avukatlarınız sizi savunmak için tek bir adım bile atamadığı gibi bazen sizinle aynı “çeteden” içeri düşüveriyor.
Siz müebbetle yargılanmanıza rağmen dosyanıza ulaşamazken, her gün medya sizinle ilgili telefon çözümleri, gizli görüntüler, suç senaryolarıyla dolup taşıyor.
Artık bir sanığın hakkındaki suçlamaları öğrenmesinin tek yolu var. Baransu veya Tayyar gibi polis muh(a)birleri televizyona çıkacak, şok açıklama yapacak. Çünkü soruşturma dosyası herkese yasaktır ama bir tek faşist medyaya serbesttir.
Ve tıpkı Ergenekon operasyonunda olduğu gibi polis çıkıyor açıklama yapıyor: “19 maçta şike tespit edildi.” İyi de buna polis mi karar verecek? Ne hakla böyle bir açıklama yapabilirler? Bunun adı polis devleti değil de nedir?

Sıra medyaya da gelecek
Sonra medya kampanya başlatıyor: Kulüpler küme düşürülsün. Federasyon hemen karar versin. Vay be… Beyefendilere bak. Hani konu yargıya intikal etmişti. Bu yüzden Aziz Yıldırım ve diğerleri içeride çile çekmek zorundaydı. Oysa medya dosyayı çoktan kapatmış.
Özellikle medyadaki Kürtçü ve yandaş kalemler azgın bir şekilde, masumiyet ilkesini göz ardı ederek Aziz Yıldırım’ı infaz ediyorlar. Bunda Aziz Yıldırım’ın Yaşar Büyükanıt ve TSK ile yakın ilişkilerinin önemli bir rolü var. Bunu biz iddia etmiyoruz. Kendileri açıkça söylüyorlar. Zaten onlar için TSK ile ilişkili olmak linç edilmek için yeterli…
Fotoğraflar yayınlanıyor. Çanta varmış. Çantada para varmış. İspat? Gereksiz. Polis öyle dedi. Sonra biri telefonda öbürüne demiş ki “Ayşe tatile çıktı.” Demiş mi bilmiyoruz? Dese ne yazar? Böyle kanıt mı olur? Telefon sapıklarının kanıtları bunlar.
Özel Yetkili Mahkemelerin klasik yöntemleri… Telefon dinle, ortam izle… Fotoğraf çek, aynı kareye giren aynı çetededir… Tabii bir de pişmanlık yasası ve itirafçıyı unutmayalım. Zavallı İbrahim Akın bu oltaya düşen tek kişi oldu. Sonra beni kandırdılar dedi. Ergenekon’da da aynısı olmamış mıydı? Tek eksiğimiz gizli tanıklar… Yakında onlar da ortaya çıkar…
Yandaş medyanın biraz dışında kalan büyük sermaye medyası ve Doğan Medya ise bu şaklabanlığın her zamanki gibi parçası oldular. Oysa Zaman yazarı ve Feto’nun kankası Hüseyin Gülerce müjdeyi verdi: “Bu daha başlangıç yakında medya operasyonu başlayacak…”
Bugün Aziz Yıldırım’ı linç edenler o zaman ne diyecek? “A bizim patron Ergenekoncuymuş” mu diyecek? Göreceğiz.

Tayyip’in ahlaksız teklifi
Şu anda Türk futbol kulüpleri önemli bir sınavla karşı karşıyadır. Türk futbolu hayatta kalacak mıdır yoksa Kürt-İslam çetesi kendi futbol camiasını mı yaratacaktır?
Artık federasyon başkanını Tayyip belirlemektedir. Milli takım teknik direktörünü Tayyip belirlemektedir. Şampiyonu Tayyip belirlemektedir. Anadolu kulüplerinin başkanlarını Tayyip belirlemektedir. Sıra Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’a gelmiştir.
Tayyip Erdoğan’ın konu ile ilgili yaptığı açıklama son derece vahimdir. Tayyip kendisinin de Fenerbahçeli olduğunu belirtmiş ve Fenerbahçe taraftarını sakin olmaya çağırmış. “Kişisel suçla kurumsal suçu” ayırmak gerekir diyerek de açıkça Fenerbahçe camiasına ahlaksız bir teklif yapmıştı. Söylediği özetle şudur. Kişisel olarak bizim gözümüzde Aziz Yıldırım suçludur. Artık onu kurtaramazsınız. Gelin Fener’in başına yandaş bir başkan bulalım. Kurumu bu işten kurtaralım. Oysa söylediği yalandır. Çünkü kişi şike yaptıysa kurum da cezayı öder.
Fenerbahçe taraftarı operasyonun ilk günü: “Cemaat Fener’le başa çıkamaz”, “PKK Meclis’te Fenerbahçe hapiste” diyerek onurlu tavrını sergiledi. Camiayı önemli bir sınav bekliyor. Küme düşme pahasına başkanlarına sahip çıkmalı ve yandaş bir kulübe dönüştürülmemek için direnmeliler.
Aynı tavır Galatasaray ve Beşiktaş’tan da beklenmelidir. Çünkü AKP ve yandaşlarının İstanbul kulüplerine olan düşmanlığı aslında Cumhuriyet’e olan düşmanlıktan kaynaklanmaktadır. Bu kulüpler Cumhuriyet’in yarattığı değerlerdir. Her üçü Kurtuluş Savaşı’na katılmıştır. Şimdi sözde Anadoluculuk yaparak Türk futbolunun mirasını yok etmek istiyorlar.
Kısacası bize teslim olanlar lige devam etsin, geri kalanlar ligden düşsün deniyor. Hodri meydan! Düşürün Fenerbahçe’yi ligden. Bu AKP’nin tarihinde bir rezalet, Fenerbahçe tarihinde ise onur sayfası olur. AKP Abdülhamit ve İngiliz işgal kuvvetlerinin yanında “onurlu” yerini alır. Sonuçta Türklük nasıl ayakta kalacaksa, Türk futbolu da ayakta kalacaktır.

Ali Özsoy, Türksolu.org, 26 Temmuz 2011

Reklamlar

Written by kesinofsayt

26 Temmuz 2011 06:16

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: