FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Archive for Ocak 2012

HALUK ULUSOY DOSYASI – 7

leave a comment »

3 Ağustos 1999’da Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), TSYD Kupası’ndaki Fenerbahçe-Galatasaray maçında topsuz alanda rakip futbolcuya kasıtlı tekme attığı için Galatasaraylı Fatih Akyel’i 3 maç cezalandırır. Kurul, aynı maçta çıkan olaylar nedeniyle de Fenerbahçe Kulübü’ne 2.5 milyar lira para cezası verir.

6 Ağustos 1999’da Galatasaray, ligin ilk haftasında deplasmanda Gaziantepsor’a 2-1 yenilirken son günlerde sinirli davranışlarıyla dikkati çeken Galatasaray’ın Rumen oyuncusu Hagi’nin, Florya’da bir gazeteciyi tartakladıktan sonra attığı golü takiben, Gaziantepspor yedek kulübesine el kol hareketleri yapması normal karşılanır. Konuk ekip, Hagi’nin hareketine tepki gösterirken, bu futbolcuyu hakeme şikayet eder ama cezalandırılmaz.

14 Ağustos 1999’da Fenerbahçe ligin ikinci haftasında Kadıköy’de Kocaelispor’la 1-1 berabere kalırken geçen seneki gibi bir hakem faciası yaşanır.
66 ıncı dakikada sağdan ceza alanına giren Boliç üç Kocaelisporlu futbocunun arasından çıkmak isterken kendini yerde bulur ancak hakem Oğuz Sarvan pozisyonu devam ettirir.
82 inci dakikada ise Kocaelispor’lu Osman, Alpay’ı omuz darbesiyle ceza alanı içinde yere yıkar ancak pozisyonu bu kez görmezden gelemeyen Sarvan penaltı yerine çift vuruş kararı vererek durumu geçiştirir.

Fenerbahçe maç sonrası gene tepkilidir. Başkan Aziz Yıldırım, beraberliğin faturasını hakem Oğuz Sarvan’a keser:

“İyi oynamadık ama hakem hataları da maçın kaderini etkiledi. Nasıl ki penaltıyı Kocaeli için gayet rahat veriyorsa Alpay’ın pozisyonunda da aynı karara varması gerekiyordu. Orada ya penaltı olur, ya da Alpay sarı kart görür. Oğuz Sarvan’a bu yakışmadı. Yine çifte standart uygulandı.

Hakemler kendilerine verilen talimatlar gereği baskı altındalar. Sürekli olarak büyük takımları kötü niyetli görüyorlar. Bu nedenle kararlarını iyi niyetle vermiyorlar.”

Basın Sözcüsü Abdullah Kiğılı:

“Alpay’a yapılan harekete penaltı verilmemesi ‘hakem faciası’ dır. Daha ikinci haftadan hakem hatalarına kurban gitmeye başladık. İleride daha büyük facialar çıkabilir. Eğer Fener yine hedef seçilmişse bu kadar yatırıma gerek yoktu. PAF takımımızla çıkalım.”

Galatasaray, deplasmanda Trabzonspor’u 2-1 yenerken sarı kırmızılılar, Trabzonspor’un golü bulduğu penaltı pozisyonu öncesinde Hagi’nin kasti faulle yere düşürüldüğünü ancak Ersoy’un görmezlikten gelerek, oyunu devam ettirdiğini ve bunun sonucunda penaltı meydana geldiğini iddia etmektedirler. Trabzonsporlular ise maçın 57 inci dakikasında oyundan atılan Selim’in haksız yere kırmızı kart gördüğü kanısındadırlar.

31 Ağustos 1999’da Galatasaray, Şampiyonlar Ligi ile Türkiye Ligi maçlarının arasındaki gün sayısını üçten, dörde çıkartmak için Futbol Federasyonu’na başvurmaya hazırlanmaktadır.

Yoğun maç trafiğinin kendilerini yoracağını söyleyen Teknik Direktör Fatih Terim;

“Rizikoya girilecekse, bunu Türkiye Ligi için yaparım, Şampiyonlar ligi bizim için daha önemli. Haftada üç maç yapacağız. Lig maçlarımızı cuma gününe kaydırabilirsek, Şampiyonlar Ligi’nde salı veya çarşamba günü oynayacağımız maçlar için, üç veya dört gün dinlenme olanağı bulmuş oluruz. Şampiyonlar Ligi maçından hemen iki gün sonra, yani cuma günü maç oynamamız bizim için farketmez. Önemli olan Şampiyonlar Ligi’ne yorgun çıkmamak.”

3 Eylül 1999’da Galatasaray’ın istediği olur ve Futbol Federasyonu, sarı – kırmızılı ekibin Türkiye Ligi maç programını Şampiyonlar Ligi’ne göre yeniden belirler.

Yeni düzenlemeye göre Galatasaray ligin üçüncü haftasında Ankaragücü, 4. haftasında Adanaspor ile Cumartesi günleri oynayacaktır. 5. haftadaki Samsunspor müsabakası Cuma yapılacaktır. Sarı – kırmızılılar 6. haftada Antalyaspor ile Cumartesi, 7. haftada Bursaspor ile Cuma, 8. haftada Göztepe ile Cumartesi ve 9. haftada Fenerbahçe ile Cuma günü karşılaşacaktır.

8 Eylül 1999’da Milli Takım, kolayca galibiyetle ayrılmayı beklediği karşılaşmada Moldova ile 1-1 berabere kalır. Hakemlerin yönetimini beğenmeyen Haluk Ulusoy, Şenes Erzik’i de eleştirir:

“Denizleri rahatça geçtik, çayda boğulmaktan zor kurtulduk. Bu maçtan kazandığımız bir puana sevinemiyorum.

Hayatımda ilk defa bir hakemin profesyonelce bir maç yönettiğini gördüm. Çok ince ve ısrarlı bir profesyonel anlayışla tüm taktir haklarını aleyhimize kullanarak ataklarımızı durdurmaya, topu Moldavya’ya kazandırmaya çalıştı. Bu durum bana Türk’ün Türkiye’deki Türklerden başka hiç bir yerde dostunun olmadığını bir kez daha gösterdi. Şayet Türkiye dışındaki örgütlerde görevli Türk dostlarımız bu maça gelse ya da bu maçta ki hakem atamasıyla ilgilenseydi, herhalde durum böyle olmazdı.

Şenes Erzik, UEFA’nın asbaşkanıdır. Maçlarımıza gelme arzusunu bildirseydi, biz onu başımızın üstünde taşır, uçağımızda ve otelimizde ağırlayarak varlığıyla onur duyardık. Maalesef varlığından bizi mahrum etti. O nedenle Türk’ün Türkiye’deki dostlarından başka dostu olmadığını söylüyorum. dışarıdaki dostlarımız ve büyüklerimizden umduğumuz destek ve katkıyı bulamadığımızı düşünüyorum.”

9 Eylül 1999’da Şenes Erzik Ulusoy’a ateş püskürür. Kendisini Moldova maçına gelmediği için suçlayan Futbol Federasyonu Başkanı’ndan davet almadığını söyleyen Şenes Erzik, “Sayın Haluk Ulusoy, Türk futbolunu bıraktığımız yerden daha ileri götürmek istiyorsa, önce kurumlarına ve bu kurumlara kendisinden önce hizmet edenlere sayglı olsun” der.

FIFA ve UEFA İcra Kurulu Üyesi Şenes Erzik, kendisi hakkında ağır suçlamalarda bulunan Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’a tepkisini şöyle dile getirir:

“Haluk Ulusoy, benim başlarının üstünde yerim olduğunu söylüyor. Ancak bu ifade kesinlikle yalan. Çünkü beni hiçbir zaman hiçbir maça davet etmediler. Futbol Federasyonu’nun çeşitli oy hesapları yaparak, 60 delegeyi ve bazı milletvekillerini bu maça davet ettiğini öğrendim. Bunun üzerine Federasyon Asbaşkanı Mekki Başak ile görüştüm ve kendisine 9 Ekim’deki maç için Almanların beni iki gün öncesinde onur konuğu olarak davet ettiklerini söyledim. Federasyon eğer bu maça delegeleri ve milletvekillerini davet ediyorsa, bu federasyonunun onursal başkanı olan beni de davet etmesi gerekir. Tüm bunları İrlanda maçından önce söyledim. Buna Başak’ın yanı sıra Koordinatör Metin Kazancıoğlu, Genel Sekreter Aydın Torunoğlu da tanıktır. Ben özellikle davet edilmedim. Tabii ki kendim de giderim ama taşıdığım titrler itibarıyle 60 delege davet ediliyorsa, benim de davet edilmem gerekir. Benim dönemimde böylesine popülist bir politika uygulaması hiçbir zaman yapılmamıştır. Bir kez İrlanda maçına davet düzenledik, ancak sonra bu uygulamanın milli takım teknik adam ve futbolcularını rahatsız ettiğini görerek vazgeçtik.

Bana başımızın üstünde yeri var diyen başkan, acaba bir kere bu maçlar oynanmadan önce fikrimi sormuş mu? Önemli konularla ilgili benim aradığım zaman telefonuma çıkmış mı? Bütün bunların cevabını veremez, çünkü hiçbir zaman çıkmadı. Sürekli benimle ters düştü. Çeşitli konularda FIFA ve UEFA’ya başvuruları oldu. Ben iki yerde de İcra Kurulu üyesi olduğum halde bu başvurular konusunda bana akıl danışmadılar. Bırakın danışmayı, bilgi bile vermediler. Kaç kez Türkiye’nin böyle başvurusu sürpriz olarak karşıma çıktı.

Federasyon başkanı sadece başarılı ve keyifli günlerin sorumluluğunu üstlenmemelidir. Kötü veya beklenmedik sonuçlarda da mazeret arkasına sığınmamalı, maçı iyi yönetmiş hakemleri suçlamamalı, tüm sorumluluğu üstüne almalıdır. Ben hiçbir zaman mazeret arkasına sığınmadım. Hepsinin sorumluluğunu kendim taşıyıp, hesabını kendim verdim. Türkiye Futbol Federasyonu delegelerinin seçtikleri onursal başkan olarak, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı sayın Haluk Ulusoy’u ilk ve son kez uyarıyorum. Türk futbolunu bıraktığımız yerden daha ileri götürmek istiyorsa, önce kurumlarına ve bu kurumlara kendisinden önce hizmet eden insanlara sayglı olsun ve sahip çıksın”.

Erzik’in bu sözlerinden (60 delegeyi ve bazı milletvekillerini bu maça davet ettiğini öğrendim) Ulusoy’un kaynaklarını, oy hesapları ve şirin gözükmek uğruna dilediğince

Har vurup harman savurmasının yeni bir uygulaması olmadığını öğreniriz.

Hemen ardından Turgay Şeren bu konuyu gazetesine taşır:

11 Eylül 1999 – Fikret Ünlü, olaya el koy – Turgay Şeren

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, hiç vakit geçirmeden Başbakanlık Teftiş Kurulu’nu harekete geçirip, Futbol Federasyonu’nun savurgan harcamalarının hesabını sormalıdır.

Dünkü gazeteleri dikkatle okudunuz mu? Şenes Erzik’in isyanı var. Uzun zamandan beri UEFA Asbaşkanı, hem UEFA’nın hem de FIFA’nın İcra Kurulu Üyesi olan Erzik suskunluğunu koruyordu. Birdenbire neden böyle infilak etti? Yazının içeriğini okursanız, ona hak verirsiniz. Perşembe günü çok sevdiğim Emekli Orgeneral Çevik Bir, derneğimizi ve vakfımızı ziyaret etti. Şenes Erzik de vakfımızın ikinci başkanı olarak oradaydı. Kendisi ile bu konuyu uzun uzun konuştum. Anlatırken, Erzik’in gözleri yerlerinden fırlıyordu. Haluk için, “O tanıdığım ve gördüğüm en büyük yalancı” dedi. Nitekim dünkü gazetelerin manşetlerinde de bu sözler aynen çıktı. Haluk, UEFA ile bir sorunu olduğu zaman “Erzik nerede?” diye soruyor. “İyi, güzel de, Haluk ve federasyonu UEFA’dan herhangi bir şey istemeden önce neden bana danışmıyor Turgay? Bunu bana izah et” dedi. Cevabım aynen şöyle: “Bunun izahı yok Şenes Bey.”

“İcra Kurulu toplantısında otururken birden arkadaşlar Türk Federasyonu’ndan gelen müracaatı gündeme getiriyorlar. Tabii bana da soruyorlar haklı olarak. Herhalde haberi vardır diyorlardır içlerinden. Ne yazık ki Turgay, hiçbir müracaatlarından haberim yok. Ve toplantıda onların müracaatından haberim oluyor. Ayıp değil mi? Bu, UEFA’nın içindeki en yüksek mevkiilerdeki bir Türk için üzüntü verici değil mi?”

Bu kısım Şenes Bey’in anlattıkları. Şimdi gelelim Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız Fikret Ünlü’ye neden olaya el koy dediğime…

Şenes Bey’in bir ihbarı var. Gazetelerde, hem de manşetlerde… “Haluk, Milli Takımın her deplasman maçında 60 kişiye yakın genel kurulu üyesini ve milletvekillerini davetli olarak götürüyor” diyor. Sen Futbol Federasyonu Başkanısın Haluk. Sen, Futbol Federasyonu’nun paralarını babanın çiftliği gibi çarçur edemezsin. Edersen de özerkliği ile övündüğümüz Profesyonel Futbol Federasyonu’nu denetleme yetkisi olan Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız var. Başbakanlık Teftiş Kurulu var. Çok iyi hatırlıyorum, Şenes Erzik Federasyonu zamanında, bu teftiş kurulu 3 yahut 4 kez Şenes Erzik’in hesaplarını kontrol etti. Demek ki, istenilince kontrol edilebiliyor.

Şimdi Fikret Ünlü, hiç vakit geçirmeden Başbakanlık Teftiş Kurulu’nu harekete geçirmelidir. Ve Futbol Federasyonu’nun bu savurgan harcamalarının hesabını sormalıdır. Haydi bakalım Sayın Ünlü. Uzun zamandan beri değişik konularda Futbol Federasyonu ile kapışıyorsunuz. Bu benim yazdığım ve söylediğim en önemli konu. Türk futbolunun kazandığı paralar “Yağmacı Hasan’ın böreği” gibi dağıtılırsa, burada size görev düşüyor. Bekliyorum ve görmek istiyorum.

16 Eylül 1999’da Galatasaray Şampiyonlar Ligi karşılaşmasında sahasında Hertha Berlin ile 2-0 geriden geldiği karşılaşmayı 2-2 beraberlikle bitirir.

Mehmet Cansun yabancı oyuncu kısıtlamasının kendilerini engellediğinden şikayetçidir:

“Chelsea, Milan ve Hertha Berlin bir başka boyutta oynuyor. Biz başka boyutta. Temelden gelen yanlışlar nedeniyle biz bu zihniyetle Avrupa’da sadece figüranlık yapabiliriz. Yabancı kısıtlamasını getiren anlayış bize futbolda hala 1980 öncesindeki Türkiye’nin halini yaşatıyor.

Avrupalı haklı. Neden biliyor musunuz? Yıllardır bizden adam almıyorlar diye hayıflanıyoruz, kızıyoruz. İşte Hertha Berlin maçını gördünüz. Sen Avrupalı olsan kimi alırsın? Sadece Hakan Şükür. Biraz da K.Hakan. Onların dışında fizik olarak tamamen sırıttık. Adamlar geçen yıl hisselerini 700 milyon marka sattılar. 60 milyon mark harcayıp 9 yabancı oyuncu aldılar. Rakipler 10’dan fazla yabancı alıyor, biz federasyonun yasaklamaları yüzünden Bruno’yu bile güç bela oynatıyoruz. Şampiyonlar liginde yabancı kısıtlamasıyla karşı karşıya olan tek takım biziz.”

18 Eylül 1999’da Mehmet Cansun’un serzenişleri derhal dikkate alınır.

Futbol Federasyonu, Avrupa Kupalarında sınırsız yabancı oynatılması için yeşil ışık yakar. Başkan Haluk Ulusoy, kulüplerin de istemesi halinde uygulamayı gelecek sezondan itibaren başlatabileceklerini açıklar.

Uygulamanın milli takımı olumsuz yönde etkilemeyeceğine değinen Ulusoy, “AB’ye girmemiz an meselesi. Serbest dolaşım nasıl olsa gelecek Bu işten korkmamak lazım” der.

Federasyon üyelerinden Orhan Saka ligde yabancı sayısının dörde düşürülmesi, Avrupa Kupalarında isteyenin istediği kadar oyuncu oynatması düşüncesinden yana olduğunu belirtir.

Rekabet Kurulu 23 Eylül 1999’da yaptığı toplantıda Teleon’un diğer yayın kuruluşlarına Türkiye Profesyonel 1.Ligi maçlarının haber amaçlı görüntülerini vermesi konusunda ihtiyati tedbir kararı alır. Karara göre, görüntüler 1.Lig maçları bitiminden 45 dakika sonra talep sahiplerine bedeli karşılığında teslim edilmek zorundadır.

6 Ekim 1999’da Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, konuk olarak katıldığı Renault Mais Şeref Kürsüsü yarışmasında naklen yayınlar konusunda kızgın açıklamalar yapar.

Ünlü, naklen yayın ihalesi yapılmadan önce maç yayınlarının şifresiz olmasını istediğini, ancak Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un anlayış göstermediğini belirtirken şunları söyler:

“Benim isteğim en azından Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da şifresiz yayın yapılmasıydı. Ancak aleyhimde kampanya başlatılıp, yayın yapıldı. Ben Haluk Ulusoy’a telefon edip, ihalenin 1-2 gün ertelenmesini istedim ancak Ulusoy bu iyiniyeti ve anlayışı göstermedi.

Türkiye 1. Futbol Ligi’nin adı Türkiye Telsim 1. Futbol Ligi yapıldı ve buna karşı çıktım. Ancak Futbol Federasyonu bu işi kendi kafasına göre yapmış. İtirazlarımız kabul olmadı, biz de hukuki yollara başvurduk. İş mahkemeye yansıdı. Mahkememiz halen sürüyor. 26 Ekim’de bir duruşma daha var. Türkiye adını yazılı metinlerde bile koruyamaz hale gelirsem ne ben bakanlık yapabilirim, ne de bana bakanlık yaptırırlar”

Bir televizyon kuruluşunun spor müdürü “İhaleyi alan firma görüntüleri vermediği için yayınlayamıyoruz” derken, Ünlü, “İhaleyi alan firmanın 45 dakika sonra isteyen bütün televizyonlara, bedeli 2 bin doları geçmemek üzere görüntü vermesi ve özet yayın yaptırması zorunludur. Bu kurala uyulmazsa, federasyonun tek taraflı fesih hakkı var. Yasal prosedür içinde arkadaşlarımı uyarıyorum. Görevlerini yerine getirsinler, getirmezlerse ben görevimi yaparım” ifadesini kullandı.

9 Ekim 1999’da Avrupa Şampiyonası Eleme Grubu’ndaki son maçta Almanya ile Münih’te 0-0 berabere kalan Milli Takım, Euro 2000 şansını play – off maçlarına bırakır.

Apak ve Polat görseydi – İslam Çupi

Almanya – Türkiye milli maçını açık bir kanal aracılığı ile 70 milyon Türk insanına verememek, bir ulusun ortak beklentilerini bilememenin umursamazlığından kaynaklanmaktadır. Haluk Ulusoy kardeşimin direksiyonundaki futbol federasyonu, depremden moralman çökmüş Türk insanına pahalılık ve enflasyondan kıvranan ulusumuza yüzyılın maçını bir açık kanalla verip herkesin kararmış ruhunu açmak niyetini asla taşımamaktadır.

Haluk Ulusoy federasyonu için icraat paradır. Türkiye’de futbola ait herşey ihalelidir. Türkiye ligleri, Türkiye liginin isim hakkı, milli maçlar, herşey bir açık arttırmaya bağlanmıştır. İhaleyi verip vermeme gibi bir kanuni tercihe bakılmaksızın herşey en çok parayı boca edenin olmaktadır. İhaleyi alanın maddi şartları nasıldır, bu ücretlerle kaç kişi abone olur, bu aboneler ihale parasını karşılar mı karşılamaz mı, alan kuruluş ikinci taksidi verir mi vermez mi, akçalı önemli meseleler futbol federasyonunun umurunda değildir. Devletin mahkemeleri bu meseleleri çözücüdür, o itilaflar geldiğinde.

Bu federasyon dünyada gündüz oyunu diye tanımlanan ligin bir maçı haricindeki oyunları güneş ışığında oynatmak ve futbolcuları karbonmonoksit’in en çok kustuğu gecelerden kurtarmak gibi bir sağlık koruyucu tedbirini düşünmez. Bu federasyon birinci ligin başındaki Türkiye sözcüğünü para için Telsim ile değiştirmekte beis görmez. Devlet bu değişikliği yapamazsın diye mahkemeye verir. İdari mahkeme devleti haklı görmesine rağmen Haluk Ulusoy Telsim ibaresini kullanmakta ısrar eder. Telsim ibaresi reklamı veren kuruma ne kazanıyorsun diye sorduğunda o da meçhul. Herhalde hiçbir şey…

Milli Takımımız şimdi baraj maçlarına kaldı. Teknik direktör Mustafa Denizli isteyecek ligler yine bu iki maçın önemine göre tehire uğrayacak. O zaman ligler ne zaman bitecek? Bunlar Haluk Ulusoy’un umurunda değil. Milli takım Avrupa futbol şampiyonası finaline gitsin, kendisi de bu derece ile böbürlensin de geride ne olursa olsun. O naklen yayın paraları ve satışa çıkardığı manevi değer ücretlerini toplasın, onları kendisini seçen ve gelecekte tekrar seçecek olanlara versin de, gerisi biraz kül biraz duman…

Türk futbolunun gelişmesine bak… Orhan Şeref Apak ve Hasan Polat gibi iki dev federasyon başkanından Haluk Ulusoy’a düştük. Onlar kampta fazla içilen bir tek coca – cola’nın hesabı için devlete aylarca hesap verirlerdi. Haluk Ulusoy ise milli takıma Türkiye’deki asgari ücret komikliğine bakmadan milyarlar dağıtıyor. Apak ve Polat’ın takımlarındaki oyuncular bir kere Dünya kupası finallerine gitmişlerdi. Ulusoy’un takımı ise Avrupa’daki derecelerle cirit atıyor. Çünkü Orhan Şeref Apak ile Hasan Polat’ın Avrupa’sında eser yok artık. O futbolun yerine, şimdilerde lodos yelleri esiyor, eski kıtada…

Ünlü – Ulusoy sürtüşmesi devam etmektedir (aklınıza bir benzerlik geliyor mu?).

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü 13 Ekim tarihinde bir açıklama yaparak Futbol Federasyonu yönetimini sert bir dille eleştirir:

“Türkiye’de futbol giderek gelişip güzelleşiyor. Teknik boyutlarıyla bakıldığında futbolcularımızın ve antrenörlerimizin performansından şikayetimiz yok. Ancak federasyonun yönetim tarzında sıkıntılar var, özerkliği yanlış algılamanın da ötesinde sanki kendi özgür iradeleriyle hareket etmiyorlar gibi bir izlenim uyandırıyor. Yaşadığımız örnekler benim de bu kanımı güçlendiriyor. Yayın kargaşasını önlemek federasyonun görevidir. Yazılı ve sözlü uyarılarım var. Verdiğim süre sınırlı, sorunu çözemezlerse gerekeni yapacağım.

Milli maçların yayını şifreli olamaz. Kura çekiminin bile naklen yayınlandığı bir milli organizasyonun kendi halkına yansıtılmasında şifre kullanılamaz. Bu bir kamu görevidir. Vatandaş onlarca televizyon kanalının olduğu bir ülkede 1960’lardaki gibi radyodan maç dinlemeye başladı. Gelinen noktayı kimse savunamaz.

Ligin adı yasalarda, tüm yazışmalarda ve halk arasında Türkiye 1.Futbol Ligi olarak kullanılıyor. Bu isim adı üstünde milli karakterde bir organizasyonu tarif ediyor. Bir firmanın adı ile özdeşleştirilemez. Bir firmanın faliyeti gibi algılanmaya müsait düzenlemelere gidilemez.

Bu anlayışı demokratik hukuk devletinin bana yüklediği sorumluluk bilinci içerisinde çözüme ulaştıracağım.”

14 Ekim 1999’da Futbol Federasyonu, bütün eleştirilere rağmen milli takımın S.İrlanda ile oynayacağı baraj maçının naklen yayınını, ihale açmaksızın Star TV’ye verir. Bedeli 1 milyon 50 bin dolardır. Saha içi reklam gelirleri ve bu gelirlerin yurt dışı payı hakkı da Star TV’nin olur.

Kanal D, ATV, Show TV, Kanal 6, NTV ve Cıne 5 yayınladıkları bir deklerasyonla federasyonu kınarlar.

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü:

“Türkiye’de futbol giderek gelişip güzelleşiyor. Teknik boyutlarıyla bakıldığında futbolcularımızın ve antrenörlerimizin performansından şikayetimiz yok. Ancak federasyonun yönetim tarzında sıkıntılar var, özerkliği yanlış algılamanın da ötesinde sanki kendi özgür iradeleriyle hareket etmiyorlar gibi bir izlenim uyandırıyor. Yaşadığımız örnekler benim de bu kanımı güçlendiriyor.

Yayın kargaşasını önlemek federasyonun görevidir. Yazılı ve sözlü uyarılarım var. Verdiğim süre sınırlı, sorunu çözemezlerse gerekeni yapacağım.

Milli maçların yayını şifreli olamaz. Kura çekiminin bile naklen yayınlandığı bir milli organizasyonun kendi halkına yansıtılmasında şifre kullanılamaz. Bu bir kamu görevidir. Vatandaş onlarca televizyon kanalının olduğu bir ülkede 1960’lardaki gibi radyodan maç dinlemeye başladı. Gelinen noktayı kimse savunamaz.

Ligin adı yasalarda, tüm yazışmalarda ve halk arasında Türkiye 1.Futbol Ligi olarak kullanılıyor. Bu isim adı üstünde milli karakterde bir organizasyonu tarif ediyor. Bir firmanın adı ile özdeşleştirilemez. Bir firmanın faliyeti gibi algılanmaya müsait düzenlemelere gidilemez.

Bu anlayışı demokratik hukuk devletinin bana yüklediği sorumluluk bilinci içerisinde çözüme ulaştıracağım.”

Futbol Federasyonu Asbaşkanı ve Yayın Kurulu Başkanı Ata Aksu, yasal olmayan birşey yapmadıklarına dikkat çeker;

“2. Lig yayınını TRT’ye verirken kimse ses çıkarmadı. Bunun farkı nerede. Holding gibiyiz. İstediğimizi almak ve satmak hakkına sahibiz.”

15 Ekim 1999 tarihinde Hulki İlgün Hürriyet’teki “Çiftlik” başlıklı yazısında şunları yazar:

İstanbul’dan Ümit Işık, Ankara’dan Feridun Erdinç, fakslarında sözleşmişler gibi aynı soruyu soruyorlar: “Futbol Federasyonu, Haluk Bey’in çiftliği mi?.. Söylenenlere göre Almanya maçına yine bir değil, bu defa iki uçak dolusu delege ve eşleri götürülmüş. Kimin parasıyla gidiyor bu insanlar?.. Hiç utanmıyorlar mı?… Hem maçları bize veremiyorlar, hem de bizim paramızla Avrupa’da cirit atıyorlar. Yok mu bu işin soranı, hesabını isteyeni? Bu nasıl bir çiftlik ki gelen yiyor, giden yiyor!…

Yani Haluk Bey ve yandaşları koltuklarında kalacak diye, bizim paramızla kazığı biz mi yiyoruz?”

Vallahi kardeşler, olayı ben de duydum, şaşırdım kaldım. Bildiğiniz gibi daha önceki milli maçlarda da aynı rezalet yaşandı. Yazarak ilgilileri uyardım, “Önleyin bu rezilliği” dedim. Anlaşılan delegeler Federasyon yönetiminin koltuk oyları, Gezdirip, yedirir, içirir, oylarını alırlar, keyiflerine bakarlar.

Olay “deve” misali beyler. Federasyonun hangi olayı doğru ki, avantadan seyahat olayı eğri olsun. Ayrıca utanmayan Federasyon değil, senin benim paramla, beleşten dünyayı gezen “avantacı” delegelerdir. Ama susmayın kardeşler. Ben de susmayacağım… Yazın bana, ben de bıkmadan usanmadan hesap soracağım.

Elbette Ulusoy’dan yine kimse hesap filan soramaz…

15 Ekim 1999’da Bakanlar Kurulu’nun toplantısında Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Ünlü’nün önerisiyle hazırlanan kararname imzaya açılır. Bakanlar tarafından imzalanan kararname şu üç önemli kararı içermektedir:

– Futbol Federasyonu tarafından adı Telsim Ligi olarak değiştirilen birinci lig, kararname ile gerçek adına kavuşturuldu. Bundan böyle Türkiye Birinci Ligi olarak anılacak ve başka hiçbir isim alamayacak.

– Keyfi davranış içine giren Futbol Federasyonu’nun hesapları da kararname ile masaya yatırılacak. Federasyonun hesapları Başbakanlık müfettişleri tarafından incelenecek. Futbol Federasyonu’nun özellikle milli maçların televizyon kanallarına ihalesiz verilmesi ve yurt dışındaki harcamalarını üzerinde durulacak.

– Milli maçların yayınları da şifresiz kanallardan verilmesi kararname ile karara bağlandı. Bundan böyle hiçbir milli maç şifreli kanaldan yayınlanamayacak.

16 Ekim 1999’da Fenerbahçe, Rıdvan’ın MTK maçıyla istifasından sonra teknik direktörlüğe getirilen Zeman’la çıktığı ilk lig mücadelesinde deplasmanda Trabzonspor’a 2-0 yenilir. Zeman, İtalya’da alışık oldu şekilde takımı sahaya 4-3-3 düzeninde sürer.

Trabzonspor maçın başlarında bulduğu golle 1-0 öne geçerken karşılaşmanın 71 inci dakikasında Alpay, Selahattin’e dokunmadığı pozisyonda ikinci sarı kartı görüp hakem Bülent Uzun tarafından atılır. Hemen ardından Ogün’ün pozisyona itirazı sonrası Fenerbahçe dokuz kişi kalır. Sonrasında ev sahibi ekip tek kale oynarken bitime 10 dakika kala maçın skorunu tayin eden gol gelir. Hakem Bülent Uzun, “Ogün kolumdan çekip, ‘terbiyesizlik yapma’ dedi. O nedenle kırmızı çıkardım” diye konuşur. Fenerbahçe’liler ayrıca Moldovan’ın ceza sahası içinde düşürüldüğü pozisyona uzun süre itiraz ederler.

Trabzonsporlu Selim, Fenerbahçe maçına bir kaç dakika kala canlı yayın yapan TV röportajcısıyla konuşurken, Fenerbahçe seyircisinin davranışlarını yorumlar: “Ukalalık etmesinler… Hadlerini bilsinler! Oturup maç seyretsinler!”

Stadın güvenliğini sağlayan emniyet güçlerinin duyarsızlığı nedeniyle karşılaşma öncesi olaylar çıkar. Açık tribünün köşesinde yer alan 500 kadar Fenerbahçeli taraftara taş atılması sonucu başlayan karşılıklı kavgayı güvenlik güçleri önlemekte yetersiz kalırlar. Fenerbahçeli futbolcular tünelden çıkarken yabancı cisim yağmuruna tutulurlar. Maç sırasında da maraton tribününde oturan taraftarlar sahaya sürekli pet şişe atarlar. Sezon başında Fenerbahçe’ye transfer olan Ogün ve Abdullah’a uzun süre küfür edilir, top Abdullah’ın ayağına her geldiğinde sahaya şişe yağar.

Aziz Yıldırım maç sonrasında çok sinirlidir:

“Aleyhimize oyunlar devam ediyor. Federasyon mafya yöntemleriyle iş görmeye çalışıyor. Bu lig böyle bitmez. Bizim oyunlarla mücadele etme şeklimiz değişir. Devletin artık işe el atması, federasyonu şahıslardan kurtarması gerekiyor.

Hakemler federasyonun tepkisinden korkuyor ve lehimize karar vermekten çekiniyor. Ogün ve Abdullah’a sürekli küfür edildi, anons bile yapılmadı. G.Saray maçımızı neden erteliyorlar? Çünkü Milan’la oynayacak, sonra bizimle karşılaşacak. Bunu G.Saray’ı kollamak için mi yapıyorlar?

Seyircimizi tellere kilitliyorlar, emniyet müdür yardımcısı ‘anahtarı kaybettim’ diyor. Taraftarı polisle karşı karşıya getirdiler. 17 kişi yaralandı.”

17 Ekim 1999 tarihinde bazı televizyon kanallarında Ulusoy’un gizlice banda alınan bazı sözleri yayınlanır. Bantta Ulusoy “Kanal D’nin de ATV’nin de avradını s….m”, derken, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’yü kastederek “gereğini yapacakmış, buyursun da yapsın bakalım” demektedir.

Aynı gün Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, Trabzonspor maçında yaşanan olaylardan bahisle Futbol Federasyonu, MHK ve hakem Bülent Uzun’a ateş püskürür. Yıldırım, “Önümüzü kesmek için her yolu deniyorlar. Burnuma pis kokular geliyor. Bunlar yetmezmiş gibi, kulüplerden kazandıkları paraları başkalarına peşkeş çekiyorlar” der.

Aziz Yıldırım şöyle devam eder:

“Deniyor ki, ‘MHK özerk bir kuruluştur, onlara kimse müdahale edemez.’ Kesinlikle yalan. MHK üyeleri, Almanya’ya eğer kendi imkanları ile gitmişlerse söyleyecek bir sözüm yok. Federasyon götürdüyse, bu durumu kamuoyuna izah etmek zorundalar.

Görülüyor ki, Ulusoy federasyonu özerkliğini kaybetmiş, keyfi olarak idare edilen bir kurum haline gelmiş. Devleti hiçe sayıyor. Devletin de artık böyle bir federasyona dur demesi ve olaylara el koyması gerekiyor.

Trabzon’daki olayların sorumluları Federasyon, MHK ve hakem Bülent Uzun’dur. Sonuçla ilgili herhangi bir şikayetim yok. Benim şikayetim, bu neticeyi sağlamaya çalışanlara. Sayın Başkan M.Ali Yılmaz, hafta içinde, Bülent Uzun’un yönettiği maçları sürekli kaybettiklerini belirterek, onu etki altına aldı. Maçın sonunda da gördük ki, o kadar korkmasına gerek yokmuş.

Moldovan’a ceza alanı içerisinde yapılan harekete penaltı verilmedi. Arkasından Alpay gereksiz yere oyundan atıldı. Rüştü hakemi uyardı, tepki gösteren Ogün’e kırmızı kart çıktı. Fener’in kadrosunu azaltmak için her yola başvuruyorlar. Maçın 1. dakikasından sonuna kadar sahaya durmadan su şişeleri, ayran şişeleri atıldı. Sergen korner atmaya gittiğinde bir eli kafasındaydı. Taşlar atıldı, Bülent Uzun bir kez olsun anons yaptırmadı. Hakem, ‘Ogün beni tuttuğu için attım’ diyor. O zaman G.Saray-G.Antep maçında Hagi’nin yaptığı hareket neydi? Bu tür olaylar nedeniyle her maçta en az 3-5 futbolcunun atılması gerekir. Trabzon’da şahsına yönelik hiçbir hareket olmadı. Galip geldikleri için Trabzonspor’u kutluyor, olayları yatıştırmak için çaba harcayan sayın M.Ali Yılmaz’a teşekkür ediyorum.”

Trabzonspor – Fenerbahçe maçının gözlemcisi Seyfi Gözaydın, maç ile ilgili raporunda olayları ayrıntılarıyla anlatırken ağır ifadeler kullanır.

Emniyet güçlerinin Trabzonsporlu taraftarlara hoş görünmek için taraflı davrandığının belirtildiği raporda, taraftarların acımasızca dövüldüğü, sahaya yabancı cisim yağdırıldığı, hakem Bülent Uzun’un da hata yaptığı yazılır.

Gözlemci Seyfi Gözaydın’ın Futbol Federasyonu’na ulaşan raporunda, olayların maç öncesi Trabzonsporlu taraftarların Fenerbahçe tribünlerine taş atmalarıyla başladığı ifade edilr. 250 kişilik grup üzerine atılan taşlar nedeniyle iki Fenerbahçeli taraftarın başlarından yaralandığı ve ambulansla hastane kaldırıldığının belirtildiği raporda, polisin olaya seyirci kaldığı kaydedilir.

Sarı – Lacivertli taraftarların Vali’yi istifaya davet eden tezahuratından sonra tribünlere 100 kadar polisin girdiği ve Fenerbahçeli taraftarları acımasızca dövdüğünün belirtildiği raporda maç sonrası yaşanan tablo nedeniyle Aziz Yıldırım’ın arkadaşlarıyla birlikte sahaya inerek olaya müdahale ettiği anlatılır.

Bu sırada tribünden atlayan iki Trabzonspor taraftarının Yıldırım’a saldırmak istediği, Trabzonspor başkanı M.Ali Yılmaz’ın da saha içinde olması nedeniyle müdahale ettiği kayda geçer.

Raporda 15 dakika süren olaylar sırasında güvenlik güçlerinin Fenerbahçeli taraftarları joplarla dövdüğü, sahaya dönük kapının açılmasından sonra yaralı seyircilerin ambulanslarla hastaneye götürüldüğü belirtilir.

Karşılaşmanın gözlemcisi, maç sırasında özellikle Abdullah’ın topla buluştuğu anlarda tribünlerden su şişeleri, davul tokmakları ve bozuk para atıldığını rapor ederken, hakem Bülent Uzun tarafından oyunun durdurulup uyarı anonsu yapılmadığı, bunun da hata olduğu vurgulanır.

İKİ FARKLI BÜLENT UZUN

1 – Böyle şeylerle her yerde karşılaşan Bülent Uzun

Trabzonspor – Fenerbahçe maçının hakemi Bülent Uzun, sahaya atılan maddeleri ve edilen küfürleri, “Böyle şeyler Türkiye’nin heryerinde oluyor” diye yorumlar.

Uzun, gazetecilerin sorularını yanıtlamaktan kaçınırken, yaptığı kısa değerlendirmede, “3. dakikada anons mu yaptırılır? Antalya maçında kafama tokmak yedim, yine de anons yaptırmadım. Dünkü (önceki günkü) maçta da tezahürat ve yabancı maddeleri rahatsız edici bulmadım”.

2 – G.Saray maçını 5 dakika durduran Bülent Uzun

Yabancı madde yağmuruna ve küfürlere duyarsız kalan, Türkiye’nin her yerinde bunlarla karşılaştığını söyleyen Bülent Uzun, bir önceki sezon, 26 Nisan 1999’da oynanan Trabzon – Galatasaray karşılaşmasını, aynı gerekçeler yüzünden, 5 dakika durdurmuştur. Galatasaray’ın 3 – 0 kazandığı maçta, tribünlerden atılan maddeler yüzünden anons yaptıran Uzun, güvenlik gerekçesiyle yan hakeminin yerini de değiştirmiştir.

18 Ekim 1999’da Aziz Yıldırım şunları söyler;

“Bu seyirci sahaya iner. Kimse de önleyemez. Maçları doğru yönetsinler. Hem hakkımızı gasp edeceksin, hem de bunu beyan edeceksin. Toplum psikolojisinde bu insanları tutamazsınız.

Biliyorlar ki bir kere şampiyon olsak, beş sene devamı gelecek. Bizi kimse tutamayacak. O yüzden telaş içindeler. Hakkımızın yendiğini MHK üyesi Bülent Yavuz da açıkladı. Yavuz çıkıp, resmen Fenerbahçe’yi yiyoruz, dedi. Hep hatalar Fenerbahçe’ye rastlıyor, diye konuştu. Sonunda onlar da anladı”.

Galatasaray tarih boyunca alışıldığı üzere cevap vermekte fazla geç kalmaz. Başkan Faruk Süren;

“Fenerbahçe önce kendi kapısının önünü temizlesin. Büyük bir haksızlıkla karşı karşıya kalıyoruz. Fenerbahçe kendi uğradığı haksızlık yüzünden olayı bize bağlıyor. Takımımızın, futbolcularımızın ve teknik adamlarımızın başarılarını şaibe altına almak istiyorlar. Eğer bildikleri somut bir şey varsa lütfen ortaya çıkarsınlar. Aksi taktirde kendilerini müfteri ilan ederim.

Elbette son maçta hakemler hatalı. Ama o iş başka, bize saldırmak başka. Bizi hedef göstererek mazeret üretiyorlar. Kendi yaptıkları transferler, aldıkları hocalar doğru, sadece hakemler hatalı. Böyle bir şey var mı?”

Trabzon’da yaşanan olaylara tepki gösteren Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım hakkında soruşturma açılır. Futbol Federasyonu Hukuk Kurulu, maç sonrasında Yıldırım’ın bazı televizyon kuruluşlarına verdiği demeçlerde teşkilata ve federasyon başkanı Haluk Ulusoy’a yönelik hakaret ve itham edici sözler bulunduğu gerekçesiyle, ceza dosyası düzenlemeye karar verir.

Yine de hoşgörü (!) göstererek Yıldırım’ın, “G.Saray kollanıyor” sözlerini bir eleştiri olarak yorumlarlar.

Federasyon Hukuk Kurulu, yine basın yoluyla Ulusoy’a “şerefsiz” dediği savunulan sarı lacivertli yönetici Hulusi Belgü’yü ceza kuruluna yollar. Kurul, Alpay hakkında suç duyurusunda bulunmazken, hakem Bülent Uzun’a “ulan” diye hitap eden Ogün’ü de ceza kuruluna sevkeder.

Lütfen biraz ciddiyet – İslam Çupi

Ben futbol federasyonunun Haluk Ulusoy seçildikten sonra güvenirliğini tarafsızlığını her teşekkül için aynı ağırlıkta ve sevecenlikte oluşunu çok hızlı biçimde kaybettiği inancındayım. Futbol olarak tarihinin en zayıf günlerini yaşayan Fenerbahçe’nin üstüne hakemlerle gelindiği artık bir gerçektir.

Bu baskının son örneği Trabzonspor’daki atılmalar ve saha dışı olaylardır. Trabzon valisi ve emniyet müdürü maçtan sonraki beyanları sebebiyle derhal istifa etmelidir. Ama şartlar ne olursa olsun Fenerbahçe Türkiye’de bir cumhuriyettir. Bir gün bu cumhuriyetin idaresine öyle haşin adamlar oturur ki bunun hesabı federasyondan ve Ulusoy’dan fena sorulur.

Ben 1960’dan sonra Devlet Bakanı Malik Yolaç’ın Ankara’da bir milli takım kampını ziyaretinde Can Bartu’nun ayak ayak üstüne atışını ve pozisyonu bozmayışını devlet ciddiyeti ile bağdaştırmadığı için ikisi de Modalı olan ve Bartu’nun çocukluğunu bilen bakanın o esnada futbolcuyu azarlayacak yerde, futbol federasyonu başkanı olan imparator Orhan Şeref Apak’ı görevinden azlettiği günleri biliyorum.

Lütfen biraz devlet ciddiyeti futbol federasyonu…

Turgay Şeren yine Ulusoy’a yüklenir:

19 Ekim 1999 – Oteline dön Haluk – Turgay Şeren

Federasyon başkanlığı onayın 5 dakika sürdü. Kiğılı istifa etti, akraban Taranoğlu seni atadı. Ve cümbüş başladı. Federasyon binasını kahveye çevirdin. Ulusoy soyadı ülkemizde saygındır. Sen bu ismi de kemirdin kemirdin kemirdin.

Uzun zamandan beri Futbol Federasyonu Başkanımız Haluk ile yıldızlarımız barışmadı. Nedeni, federasyon başkanı olduğu günden itibaren, o koltukta yakışıksız işler yaptı. Dile kolay, Türk futbolunun başındasın sen Haluk. Oraya nasıl kuş gibi kondun, hepimiz biliyoruz.

Yakın akraban Taranoğlu kısa bir süre için Spordan Sorumlu Bakan olmuştu. Abdullah Kiğılı istifa etti, 5 dakika sonra senin federasyon başkanlığı onayın Spor Bakanlığı’ndan geldi. Seni çok uyardım Haluk. Sen zannettin ki ben senin düşmanınım. Asla, senin düşmanların etrafına topladığın danışmanların, bir de üstelik son olarak asbaşkan yaptığın Ata Aksu. Ata Aksu’yu şöyle bir hatırlayalım.

Futbol Federasyonu’nun küfürcü başkanını görev arkadaşları da hoş karşılamadı. İlk tepki Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu üyesi Ufuk Özerten’den geldi. Özerten, Ulusoy’un ATV ve Kanal D’ye küfür edip, ‘‘Gereğini yapacakmış. Buyursun yapsın’’ diyerek Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’ye de meydan okumasını eleştirdi.

Özerten, Bu olayı hoş karşılamanın mümkün olmadığını belirterek, ‘‘Kurumsal yapı zedeleniyor’’ uyarısında bulundu. Özerten, konuyu yarın yapacakları yönetim kurulu toplantısında konuşacaklarını ve kimin haklı, kimin haksız olduğunu belirleyeceklerini ifade etti.

Rahmetli Turgut Özal zamanında olaylı özerk Futbol Federasyonu seçimi iptal edildi. Bizim Ata pılısını pırtısını topladı, Futbol Federasyonu Başkanlığı koltuğuna oturdu. Turgut Özal ona haber gönderdi, ‘‘O koltuktan kalk, Gaziantep’e dön’’ dedi. Ata yerinden bile kıpırdamadı. Sonra ne oldu biliyor musunuz. Başbakanlığın emri ile polisler geldi, Ata’yı koltuğundan kaldırdı ve Futbol Federasyonu’nun Ankara’daki bürosundan kovdu. Şimdii, bu Ata bizim Haluk’un başdanışmanı, asbaşkanı ve onun akıl hocası.

Profesyonel futbolculardan çok uzaksın dedim, Haluk. Kulüp yöneticileri futbolcu kıyımı yapıyor, dedim. Satıştan kalan futbolcuların taksitlerini ödememek için yalan yanlış cezalar uyduruyorlar, dedim. Ama sen, kulak arkası ettin. Zira, kulüp yöneticilerinin çoğu genel kurul üyesi, onlara karşı gelemezsin. Onlar senin Futbol Federasyonu koltuğunun ayakları. Onlarsız çöker gidersin.

Talimatname gereği, kulüplerin lisansları, futbolcuların ve antrenörlerin federasyonca yasallaşmış alacakları ödenmeden vize olmaz. Sen bu kuralı da deldin, Haluk. Futbolcular perişan, senin umurunda mı? Senin için varsa yoksa genel kurul üyeleri.

Sana oy vereceklerin hepsini peşine takıp ülke ülke dolaştırdın, Haluk. Mazeretin de şu oldu, ‘‘Ben kendi paramla onları götürüyorum’’ dedin. Bu da ayıp Haluk. Yani onlara bir yerde rüşvet veriyorsun anlamına gelmiyor mu söylediklerin?

Futbol Federasyonu kurulunun da üstüne ölü toprağı serilmiş. Herhalde onlar da bir daha bu maroken koltuklara oturamayacağını düşünerek sana sıkı sıkı sarılmışlar. Artık deniz bitti, Haluk. Kanal D’ye ve atv’ye ana avrat söverken seni televizyonda izledim. Hem utandım, hem de üzüldüm. Ulusoy soyadı ülkemizde saygındır, Haluk. Sen bu ismi de kemirdin kemirdin kemirdin.

Aç dünkü gazeteleri bak, senin için neler yazıyorlar. Yapacağın şey şu: Sessiz sedasız istifa et, esas mesleğin olan oteline dön.

Türk futbol tarihinde sen ve senin federasyonun bir kabus ve utanç devri olarak hatırlanacak. Daha fazla direnme, Ata Aksu gibi sen de polislerle oradan kovulma.

19 Ekim 1999’da Ulusoy’un baskı yöntemlerinden birisine şahit oluruz.

Haluk Ulusoy Federasyonu, 3.lig kulüplerine bir faks göndererek imzalanmasını ister. Kulüplere, “Faksı imzalayın, eğer yönetim değişirse ayakta duramazsınız. Bizim sayemizde yaşıyorsunuz” denilir.

Gönderilen faks metni şöyledir:

Sayın Haluk Ulusoy Futbol Federasyonu Başkanı

Tarih, hep kötülerle iyilerin kavgasından bahseder. Şahsi menfaatlerini, toplumun menfaatlerinin önünde tutan insanlar, bulundukları toplumu sürekli çatışma içinde tutarlar. Eğer toplumun namuslu insanları güçlerini birleştirip, kötülere karşı kavga vermezse, sonunun hüsran olduğu hep bilinir.

Bu bağlamda Türkiye Futbol Federasyonu’na yapılan çirkin saldırıları kınıyoruz. Federasyon’un yanında olduğumuzu bildiriyoruz.

Saygılarımızla.

………. Kulübü

Aynı tarihte Futbol Federasyonu’nun milli maç seyahatlerine uçak dolusu misafir götürmesi her kesimden eleştiri alırken, Asbaşkan Ata Aksu bu uygulamayı da savunur:

“Bunda bir yanlışlık bulmuyorum. Delegelerin yurt dışına götürülmesi oy kaygısından değil. Politik bir yaklaşım yok. Genel Kurul’u parlemento olarak düşünün, milletvekilleri olarak düşünün. Parlemento üyeleri, milletvekilleri yurt dışına gitmiyor mu? Benim başarıma, üzüntüme, çalışmama niye ortak olmasınlar? Neden onları yok sayalım?”

Bu arada bir yurt gezisinin Futbol federasyonu’na 100 bin dolara malolduğu saptanır.

Ata Aksu, İrlanda maçının ihale yapılmadan Star televizyonuna verilmesi ile ilgili olarak ise, “Federasyon özel hukuk hükümlerine tabi tüzel kişiliğe sahiptir. İhale yapmak zorunda değiliz. Yönetimin takdiri. Bunda en ufak hukuki bir sakınca yok. Kendi denetim mekanizmamız var. Kimse bulanık suda balık avlamasın” der.

Milli takımın Almanya ile oynadığı maça 84 misafir götürülmüştür. Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’un davetlisi olarak Berlin’e götürülen kişilerin yemek, konaklama ve yol paraları federasyon tarafından karşılanırken kafilede genel kurul delegeleri, eşleri, federasyon danışmanları, yönetim kurulu üyelerinin arkadaşları da yer almıştır.

20 Ekim 1999’da Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, bir süre önce televizyonlarda yayınlanan küfür olayı ile ilgili olarak;

“Söylememem gerekirdi ama bende bir insanım. Ağzımdan bu sözler çıktı. Bu dostane bir konuşma arasında söylenen bir laftır. Onlara güvendim. Ama herşeye rağmen böyle sözler sarfetmemem gerekirdi. Üzüntülüyüm. Türkiye’de yaşayan herkesten bu sözlerim nedeniyle özür diliyorum.

Fenerbahçe’nin hakem konusundaki tepkileri doğal olabilir. Ama biz hiç bir hakemimizin art niyetli olduğuna inanmıyoruz. Varsa artniyetli olanlar çıkıp bizi uyarsınlar. Hiç bir zaman federasyon takımları şampiyon yapmaz. Böyle bir mantık olamaz. Biz neden Fenerbahçe’ye karşı art niyetli olalım ki? Biz tüm kulüplerin federasyonuyuz”

Futbol Disiplin Kurulu, Fenerbahçe maçında çıkan olaylar nedeniyle Trabzonspor’dan savunma ister. Savunma şöyledir:

“Fenerbahçe otobüsü maç sonrası kesinlikle taşlanmamıştır. Böyle bir olay olmadığı gibi, uydurmadır ve gözlemcinin de bunu görmesi mümkün değildir. Abdullah’ın aleyhine tezahürat olabilir. Bunun nedeni de hafta boyunca yapılan açıklamalar nedeniyle Trabzonspor taraftarının bu oyuncuya karşı tepki duymasıdır.

Bir futbolcunun moralini bozmak açısından küfüre yer vermeden olumsuz tezahürat da doğal karşılanmalıdır. Ama sahaya atılan pet şişeleri kesinlikle tasvip etmiyoruz. Bu ne yazık ki Türkiye’nin tüm statlarında yaşanmaktadır.

Aziz Yıldırım ve yöneticiye saldırı olayı da doğru değildir. Kaldı ki maç bittikten sonra Aziz Yıldırım’ın ve yöneticilerin sahanın içine izinsiz girmesi de kabul edilemez. Yönetmenliklere aykırıdır. Maç başında, maç içinde ve maç sonunda Fenerbahçe taraftarının aşırı tahriki vardır. Buna rağmen, Trabzonspor taraftarı olgun davranmıştır. Maç boyunca da 2 takım futbolcuları, yöneticileri, teknik kadroları arasında en küçük bir sorun yaşanmamıştır.”

21 Ekim 1999 tarihinde Bakanlar Kurulu’nun Resmi Gazete’de yayımlanan kararı ile Türkiye 1. Futbol Ligi’nin herhangi başka bir ad altında yürütülemeyeceği hükmü getirilir. Milli maçların da canlı, banttan, özet veya haber amaçlı görüntü olsun, televizyondan şifresiz olarak yayınlanması karara bağlanır.

Aynı tarihte Futbol Federasyonu hakkındaki suçlamalar sonrası Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün isteği ile harekete geçirilen Başbakanlık Teftiş Kurulu, federasyon hakkında incelemelere başlar. Başbakanlık Teftiş Kurulu müfettişleri, Türkiye Futbol Federasyonu’nun Ankara ve İstanbul’daki binalarına giderek, kayıtları incelemeye alırlar. Federasyonun Ankara’daki belgeleri de müfettişlerin incelemeleri amacıyla İstanbul’a gönderilir.

22 Ekim 1999’da Kanal D, Türkiye 1. Lig karşılaşmalarının yayını konusunda çıkan tartışmalar sırasında “Avradını s… Kanal D’nin de ATV’nin de” diyen Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’a 250 milyar liralık tazminat davası açar. Ayrıca, Ulusoy hakkında, hakaret suçundan dava açılması için, Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunur.

23 Ekim 1999’da Divan Kurulu’nda konuşan Aziz Yıldırım;

“Topyekün savaş içindeyiz. Galatasaray da bu savaşta bir piyon.

Fenerbahçe’nin başka dostu yok. Galatasaray hakemler ve federasyon tarafından korunuyor. Ancak esas olay, Anadolu kulüplerinin üç büyüklerin hegemonyasına son vermek için yaptıkları organizasyondur. Galatasaray da bu oyunun bir piyonudur. Küçük kulüpler televizyon gelirleri ile bütçe sıkıntılarından kurtulmak için federasyonla birlikte bir mücadele içindeler. İki üç kulüp başkanı federasyonu idare ediyor. Fenerbahçe, Anadolu kulüpleri içinde en büyüğüdür. Ancak geçen yıllardaki yanlış politikalarla diğerlerinden uzaklaştırıldı. Yan yana gelmesi de artık çok zor.

Benden hakem için yardım isteyenler şu anda çıkarları olduğundan dolayı federasyonun arkasındalar. Çünkü federasyon, televizyon gelirlerini bankalardan alabilmeleri için onlara hesaplarında temlik olmadığına dair yazı veriyor. Hepsinin hesabı temlikli. Artık topyekün bir savaş içine girmeliyiz. Hakem hatalarını federasyon da, MHK de kabul ediyor. Ancak art niyet yok diyor. Art niyetsiz hata olmaz. Hata bir iki defa olur. On defa olursa bunun arkasında kasıt vardır”

24 Ekim 1999’da 10.000’e yakın Fenerbahçeli taraftar Bağdat Caddesi’nde toplanıp Şükrü Saraçoğlu Stadı’na kadar yürüyerek, Futbol Federasyonu ile Merkez Hakem Kurulu’nu protesto ederler. Taraftarlar, yol boyunca, “Ulusoy istifa” diye haykırlar.

Ulusoy ve Hilmi Ok’un fotoğraflarının yeraldığı bir bildiriyle, “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak mesajı veren taraftarlar, G.Saray’a da gönderme yaparak, “Geçmiş olsun.. Ayağına sağlık Chelsea. Artçı şok devam ediyor” gibi pankartlar açarlar. Taraftarlar, “Haluk federasyonu yok, Cimbom Avrupa’da yok” diye tempo tutarlar.

29 Ekim 1999 tarihinde, Fenerbahçe maçında çıkan olaylar nedeniyle 1 maç saha kapama cezası alan Trabzonspor’un itirazı Tahkim Kurulu’nda kabul edilir ve ceza kaldırılır.

12 Kasım 1999’da Fenerbahçe Teknik Direktörü Zeman, milli maçlar nedeniyle 21 Kasım Pazar gününe kaydırılan derbi maçının, Galatasaray’ın UEFA Kupası karşılaşması nedeniyle ileri bir tarihe alınmasına karşı olduğunu söyler. Ancak Ulusoy federasyonu 17 Kasım’da maçı 29 Aralık tarihine ertelediğini açıklar. Zdenek Zeman, “Karar skandaldır” yorumunu yapar.

Alınan bu erteleme kararının tamamen G.Saray’ı korumak için yapılan bir operasyon olduğunu ileri süren Başkan Aziz Yıldırım, Federasyonun tamamen kendine yakışan bir karar aldığını ifade eder, “Biz pazar günü oynamak istiyoruz. G.Saray da erteleme istememiş. Yabancı futbolcularımız bu tarihlerde gitmek isteyecekler. Bu nasıl iştir anlam vermek mümkün değil. Bu karar kesinlikle yanlıştır. Maça tam konsantre olmuşken böyle yanlışlık olmaz“ der.

Asbaşkan Necdet Ersoy da konuyla ilgili olarak Federasyonu suçlarken, “Artık yapacakları tek şey kaldı. Federasyon bayrağının üstüne G.Saray’ı da dahil etsinler. G.Saray’ın milli futbolcuları maçın erteleneceği pazartesi gününden biliyordu. Federasyon Fenerbahçe camiasına açıkca meydan okuyor. Tahrike devam ediyor” diye konuşur.

Asbaşkan Kiğılı, “Çıksınlar G.Saray’a göre lig kursunlar” der.

18 Kasım’da Genel Sekreter Köksal Özbek, Asbaşkan Abdullah Kiğılı, Futbol Şubesi Sorumlusu Ali Yıldırım ve yönetici Rint Akyüz bir basın toplantısı düzenler ve “Bu maçı oynamak istiyoruz. Tahkim’e başvuracağız” açıklamasında bulunur. Özbek, “Büyük sıkışıklığa giren lig daha da çıkmaza götürülüyor. İtirazımızın sebebi iki kulübün de erteleme talebinde bulunmamasıdır” der.

30 Kasım 1999’da, Kanal D’den sonra Sabah ve ATV de Türkiye 1. Ligi maçlarının yayını konusunda çıkan tartışmalar sırasında küfür eden Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’a 300 milyar liralık tazminat davası açarlar.

5 Aralık 1999’da Fenerbahçe sahasında Bursaspor ile karşılaşır. 2-0 öne geçtiği karşılaşmada 2-2 berabere kalan Fenerbahçe’nin 87. dakikada bir penaltısı hakem İlhami Kaplan tarafından verilmez.

Fenerbahçe 8 Aralık 1999’da, teknik direktör Zeman’ın, “Sergen bu saatten sonra bize faydalı olamaz. Ayrılmasında bir sakınca yoktur” demesi üzerine Sergen’in sözleşmesini fesheder.

Bu arada G.Saray’da mali sorunları aşmak için kulüp hisselerinin AIG’e satışı tartışılmaktadır. Kulüpte dönen dolapları 11 Aralık 1999’da Turgay Şeren yazar:

Turgay Şeren: Galatasaraylı göreve

Galatasaray Spor Kulübü’nün bugün olağanüstü kongresi var. Faruk Süren başkan olduğundan beri bu kaçıncı olağanüstü kongre, sayısını bilemiyorum ama oldukça kalabalık.

Hatırlayacaksınız, Faruk Süren bir Amerikan şirketi olan AIG ile anlaşma yapmak üzereydi. Neydi bu anlaşma? G.Saray Spor Kulübü’nün yüzde 42 hissesini 28 milyon dolara bu şirkete satacak ve gününü gün edecekti. Ocak ayında ödenmesi gereken 10 milyon dolar ödenecek, kısa bir süre gelen para ile rahat edilecekti. Ancaak Galatasaraylı o kadar aptal değil. Aklı başında olanlar ayaklandı. Görelim bakalım dediler şu ön anlaşmayı. Oysa Faruk Süren’in amacı hiç fazla konuşmadan, olayları alevlendirmeden olağanüstü kongreyi toplayıp yandaşları ile birlikte kongreden bu satışın kararını çıkarıp sırtüstü yatmaktı.

G.Saray kongresi 7 kişilik bir komisyon seçti. Ki bu komisyon, her zaman söyledim, kendi konularının en üst kişileridir. Çoğu hukuk profesörüdür, yeminli mali uzmanlardır. Sonuçta rapor hakkında fikirlerini söylediler. Dediler ki; AIG ile yapılacak bu anlaşma Galatasaray’ın felaketi olur. G.Saray’ın geleceği ipotek altına alınır.

Sonra Faruk Süren, Galatasaray kongre üyelerine bir bildiri dağıttı. O bildirinin içinde böylesine güzide Galatasaraylılar’dan kurulu, Galatasaray’da duayen olmuş kişilerin yazdıkları bu rapora itibar edilmemesini ima etti. Ve açık açık da “Bunlar düzeltilemeyecek şeyler değil” dedi. Yani komisyonun raporu önemli değil demeye getirdi. Ben bu komisyonun raporunu tanıdığım mali uzmanlara ve hukukçulara didik didik ettirdim. Bu 7 kişi fevkalade bir rapor hazırlamış. Bir tek yanlışları yok diye de geçen gün yazdım. Süren’den ve yandaşlarından tıs çıkmadı, zaten çıkamazdı.

Tekrar ediyorum, bu bir hisse senedi satışı değildir. Bu yıllık yüzde 40 faizle alınan dolara endeksli bir kredidir. Geçenlerde Türk ekonomisinde en büyük yerlere gelmiş, Galatasaray’ın yetiştirdiği dört dörtlük İnan Kıraç, AIG ile yapılacak bu anlaşmaya karşı çıktı. Faruk Süren’in cevabı: “O da 8 bin Galatasaray üyesinden bir tanesi.” Vay, vay, vay… Peki, Faruk Süren’in yakasından Galatasaray Başkanlığı etiketi alınırsa o ne olacak acaba? Geçenlerde Borsa gazetesinde okudum. Süren’in sahip olduğu Bricolage Transtürk Yapı Market Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin 600 milyar liralık halka açılma başvurusu işlemden kaldırılmış.

Geçen gün divanda sınıf arkadaşım olacak birisi çıkmış, abuk sabuk laflar etmiş. Ben, bir kısımın mideden bağlı, bir başkasına anlamıyorlar, bir diğerleri için de G.Saraylı değil, yüreklerinde pislik var diye yazdım. Onu da ikinci bölümde düşünüyordum, yani anlatılanı anlamayanlar kısmında. Zira G.Saray Lisesi’nde sıfır bir öğrenciydi. O kendine birinci yazdığımı yakıştırmış. Yani mideden bağlı kısmını. Herhalde doğru yapmış. Benim de oğlum G.Saray Spor Kulübü’nden 3.5 yıldır 10 bin dolar aylık alsa, ben de Faruk Süren’in şakşakçısı olurum! Haddini bil Özdemir Kalpakçıoğlu.

Fenerbahçe 14 Aralık 1999 tarihinde Türkiye Kupası maçında Pendikspor’a 2-1 yenilir ve elenir. Zeman istifa eder, ama istifası kabul edilmez.

Aynı akşam kaptan Rüştü tesislerden ayrılırken saldırıya uğrar.

16 Aralık’ta Türkiye Kupası’nda Siirt Jet-Pa’yı penaltı atışlarında 5-2 yenerek turu geçen Altay, Siirt’te yaşadığı olayları kınar. Maç boyunca taş yağmuruna tutulan, teknik patronu Celal Bölgen ölümden dönen, üç futbolcusu da sakatlanan siyah beyazlılar, Jet-Pa antrenörü Uğur Tütüneker’in tribünleri sürekli tahrik ettiğini iddia ederler.

Özerkliğin ne olduğu, neleri kapsadığı tartışmaları o yıllarda da sürmektedir. Turgay Şeren’in 24 Aralık’ta yazdığı yazı bu konudadır ve günümüzle büyük benzerilikler taşımaktadır. Hatta 2007 Şubat’ında yazılsa ya da basılsa, amiyane tabirle “cuk oturur” (not: yazıda geçen “bakan” M. Ali Şahin değil, Fikret Ünlü):

Turgay Şeren: Özerk değil, özel

Rahmetli Turgut Özal, 3813 Sayılı Futbol Yasası’nın temel atıcısıdır. Sonra da zamanın Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Yılmaz belirli değişikliklerle bu yasayı çıkarmıştır. Yasanın eksik tarafları vardır. Dört yıl için seçilen Genel Kurul üyeleri, kulüpleri küme değiştirse de yerlerini muhafaza etmektedirler. Bu, büyük hatadır. Genel Kurul, üçte iki çoğunluk toplanmadan açılamamaktadır. Bu, büyük sıkıntılar doğurmuştur. En önemlisi, Futbol Federasyonu Başkanı seçimleridir. Başkan, Genel Kurul içinden yönetim kurulu üyelerini seçmeli, artı iki veyahut üç inandığı, güvendiği teknisyeni dışarıdan yönetim kuruluna almalıdır, Genel Kurul 100 kişiyi geçmemelidir. Artı Denetleme ve Tahkim Kurulu kesinlikle Bakanlık tarafından atanmalıdır.

Şimdi garip bir tartışma başlatıldı; Bakan tekrar özerkliği yok ediyor diye. 3813 sayılı yasanın en büyük özerkliği maddi imkanların Futbol Federasyonu emrine verilmesidir. Bir portakal suyunun Beden Terbiyesi’nin onayıyla içildiği milli takım kampları şimdi Avrupa’nın en güzel yörelerinde yapılmakta ve futbolcularımız hak ettiği rahatlığı yaşamaktadırlar. Bu büyük bir aşamadır.

Ancaak, yasa, gene de devletin Futbol Federasyonu’nu denetim ve gözetim altında tutmasını emreder. Emreder etmesine de, ne yazık ki bugüne kadar devletin dışında herkes federasyona egemen olmuştur. Ne yazık ki bu konuda yetkili bakan yahut başbakanlık en ufak bir yetkisini kullanamamıştır. Kullanması da söz konusu değildir. Yetkilinin yapacağı tek şey, Genel Kurul’u toplamaktır; o da üçte iki çoğunluk gelirse.

Şimdi Haluk Ulusoy Federasyonu, Başbakanlık Teftiş Kurulu’nca didik didik ediliyormuş. Yönetim kurulunun aldığı kararlar çerçevesinde eğer harcamalar yapılmışsa ne soruşturulabilir? Esas, harcama yetkileri aşılmış mıdır, bütçe delinmiş midir, federasyon baba çiftliği gibi yönetilmiş midir bunlar araştırılmalıdır. Türk futbol kamuoyu önünde araştırılmadan dahi olaylar iyi veya kötü sinema şeridi gibi geçmektedir. Şimdi Bakan Fikret Ünlü yeni yasaya birkaç madde ekleyerek, Futbol Federasyonu’nun özerkliğine hiç dokunmadan bazı denetimler getirmektedir. Bu, özerkliğe karşı gelmek değildir. Bu, Futbol Federasyonu ve heyetini karar verirken düşünmeye mecbur etmektir. En basiti, hala 100 milyar liralık milli takımımızın primi lafta kalmıştır.

Tekrar ediyorum, bu ne kadar özerk olursa olsun, özel bir yasadır. Ve bu yasayı kimse şahsi çıkarları için kullanamaz. En önemli kısmı da devletin her türlü imkanlarıyla donatılan Futbol Federasyonu’nun devletçe denetlenmesidir. Türkiye’de yaşayan hiç kimse buna hayır diyemez, hakkı yoktur. Hatta ne UEFA, ne FIFA.

Fenerbahçe yeni binyıla büyük sıkıntılarla girmektedir.

1999’un son gününde Futbol Federasyonu, 2000 Avrupa Şampiyonası Finalleri’ne katılma primini 60’ar milyar liradan 10’ar milyar liraya indirir. Bunun üzerine Milli Takım futbolcuları bu primi almayacaklarını Teknik Direktör Mustafa Denizli aracılığı ile federasyona bildirirler ve parayı almazlar.

Federasyonun prim miktarındaki bu indirimi, Başbakanlık Teftiş Kurulu’nca başlatılan sorusturma nedeniyle yaptığı iddia edilir.

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15

“FENER”ASYON

leave a comment »

Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu

Başkan: Mehmet Ali Aydınlar (Fenerbahçe Kongre Üyesi)

Başkanvekili: Göksel Gümüşdağ (Galatasaray Kongre Üyesi)

Başkanvekili: Lütfi Arıboğan (Galatasaray Kongre Üyesi)

Hukuk İşlerinden Sorumlu Üye: Yunus Egemenoğlu (Bursasporlu)

Mali İşlerden Sorumlu Üye: A. Hüsnü Güreli (Beşiktaş Kongre Üyesi)

Milli Takımlardan Sorumlu Üye: Cüneyt Tanman (Galatasaray Kongre Üyesi)

Amatörlerden Sorumlu Üye: Mehmet Baykan (Konyasporlu, Beşiktaş sempatizanı)

Bank Asya, Spor Toto 2. ve 3. Lig’den Sorumlu Üye: M. Akif Üstündağ (?)

Tesislerden Sorumlu Üye: Ergün Tekin (Kırıkkale ?)

Üye: M. Kemal Olgaç (Fenerbahçe / 31 Ocak 2012’de istifa etti)

Üye: Erhan Kamışlı (Beşiktaş Kongre Üyesi)

Üye: Servet Yardımcı (Rizespor)

Üye: Erdal Atalay (Trabzonspor Kongre Üyesi)

Üye: Arif Koşar (Manisaspor)

Üye: Hakan Kanık (Galatasaray)

Written by kesinofsayt

31 Ocak 2012 at 13:41

TFF kategorisinde yayınlandı

Tagged with

NÜKTEDAN YOLSUZLUK

with one comment

Trabzonspor’un 3 Temmuz’dan beri süren Şike Operasyonu’nun neresinde olduğu, ne kadar suçlu ya da suçsuz olduğu değil konumuz. Bu konuda okuduğumuz belgelere göre bir kanaatimiz olmasına rağmen, savunmaları bilmediğimizden kesin bir yargıya varmak yanlış olacaktır.

Ancak ilginç bir başka durum sözkonusu: Trabzonspor Başkanı Sadri Şener’in ticari eylemleri!

Sadri Şener’in müteahhitliğini üstlendiği Atatürk Havalimanı 3. pist inşaatıyla ilgili olarak Ocak 1999’da soruşturma açıldı. O dönemin Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun, Ulaştırma Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanı Münir Kaya Amanverdi’ye olayı soruşturma görevi verdi.

1997 yılında ihaleye çıkartılan ve Sadri Şener’in 1,8 trilyon liralık teklifle kazandığı üçüncü pist ihalesinin şartnamesinde, “bu iş için toplam 1.5 milyon metreküp hafriyat yapılacaktır” ifadesinin yer almasına rağmen, keşif artışlarıyla birlikte bu miktar bir yıl geçmeden 8 katına çıktı. İşin daha yarısı yapılmadan devlete 11,5 trilyon liraya mal olur hale geldi.

Benzeri bir soruşturma da Ekim 2008’de açıldı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Gaziantep Havaalanı yapım işini denetlemekle sorumlu dokuz Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) görevlisi hakkında yapımcı firmaya fazla ödeme yapılmasına yol açtıkları gerekçesiyle 3’er yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açtı. Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’nın da Ulaştırma Bakanlığı taşra teşkilatı personeli ile Gaziantep Havaalanı işini üstlenen Trabzonspor Başkanı Sadri Şener’e ait Sadri Şener A.Ş. ile Simge Tur İnşaat Ltd. Şti. ortak girişimi yetkilileri hakkında soruşturma yürüttüğü belirtildi.

İddianamede, soruşturmanın başlamasına neden olan Ulaştırma Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın 25 Mayıs 2007 tarihli raporuna yer verildi.
Raporda, inşaatların yapımının Şener’in sahibi olduğu Sadri Şener A.Ş. ve Simge Tur İnşaat Ltd. Şti. ortak girişimine verilerek 6 Mayıs 1998’de yer tesliminin yapıldığı, DHMİ Genel Müdürlüğü ile firma arasında imzalanan 27 Haziran 2002 tarihli ek sözleşmeyle de yüzde 54.98 oranında iş artışı sağlandığı ve bu kısıma ait ihale indiriminin yüzde 30’a çıkarıldığı belirtiliyor.

Bu soruşturmaların sonuçlarıysa açıklanmadı kamuoyuna. En azından büyük puntolarla. Zira hiçbir kaynaktan ulaşamadık.

İnsanın kafasında bu şüphe olunca “Şike iddianamesi”nin kabulünden sonra açıklanan ek klasörlerdeki tapelere de şüpheyle yaklaşıyor.

Örneğin Sadri Şener’in ikinci başkanı Nevzat Şakar ile bir konuşması çok dikkat çekiyor. 24 Nisan tarihinde geçen şu konuşmada “seçimden önce” imzalanması gereken 6 trilyonluk bir ödemeden bahisle “1 trilyona bitiririz” deniliyor.

 

Aynı 6 trilyon Bülent isimli şahısla yapılan görüşmede de geçiyor. İfadeler de aynı: “1 trilyonu harcayacağız, 5’i kalacak kulübe” :

 

 

Nihayetinde, 10 Mayıs tarihinde Devlet Bakanı Faruk Özak (ki Trabzon’a 27 milyon dolar aktarmakla övünen kişidir)  – Sadri Şener tapesinde başbakanın 6 trilyon lirayı telaffuz ettiği ve paranın ne zaman gönderileceği konuşuluyor.

 

İnsan merak ediyor, şike suç, tamam… Hatta insanlar içeride yatıyorlar bu yüzden. Peki devleti dolandırmak, haksız kazanç sağlamak ne? Herhangi bir işlem yapılıyor mu? Başbakanlık müfettişleri mesela bu işi araştırıyor mu? Yoksa birkaç ufak nüktedanlık birçok kabahati örtebiliyor mu?

İlgili yazılar:

Sadri Şener İnşaatın İflası İstendi

Sadri Şener’e Haciz

Written by kesinofsayt

31 Ocak 2012 at 10:40

CALCIOPOLI

with one comment

Yazı bana ait değil. Twitter üzerinden Okan Altıparmak ( @OkanAltiparmak ) tarafından paylaşıldı. Kaynak olarak http://juventusturkiye.forumlari.net/viewtopic.php?f=42&t=136&sid=b6d0426d4fcdd81cd52d368a10775bcf adresi verilmiş, ancak bende açılmadı. Bu değerli bilgilerin kaybolmasını istemediğimden siteye ekliyorum. Ana kaynak hakkında bilgisi olan bana iletirse memnuniyetle yazarın adını belirtir, link verebilirim. Şimdi gelelim olaya… İyi okumalar!

NOT: Kaynak bilgisi olarak https://www.facebook.com/note.php?note_id=129713677079652 ve https://www.facebook.com/JuventusTurkiye adresleri ulaştırıldı şimdilik. Paylaşıyoruz.

 


Biliyorum son 4 yıldır Juventus taraftarı olmak geçmiş yıllara nazaran çok daha zor. Okulda veya internet ortamında çok defa şikeci takımın taraftarı olmak ile itham edilmiş ve muhtemelen bu suçlamalar karşısında susmak zorunda kalmış ve sinir olmuşsunuzdur.

Juventus’un küme düşürülmesi ile sonuçlanan Calciopoli davasının başından beri komplo olduğunun daha net ortaya çıktığı şu günlerde bu ‘’şikeci juventus’’ yanılgısını silmek te biz Juventus taraftarlarına düşüyor.

Göreceksiniz ki ‘’hakemleri bağlayarak şampiyon oluyordunuz, şikenin rengi her yerde aynı’’ vb. zırvalara gerçeklerle cevap verdiğinizde eğer karşısınızdakinin Juventus’a karşı kişisel bir garezi yoksa bu algısı zamanla yok olacak. Eğer bu kişi Juventus’tan nefret ediyorsa onu bilgiliniz ile yendiğinizde önce slogan atmaya başladığını sonra da saldırganlaştığını fark edeceksiniz. Çünkü kendini inanmaya şartladıklarının koca bir yalandan ibaret olduğunu fark edecek ancak bunu kendine bile itiraf etmekten kaçınacaktır.

Olayların başlangıcı

Juventus 2006 yılında finansal ve sportif açıdan Real Madrid ve Manchester United ile birlikte dünyanın en güçlü 3 futbol kulübünden biriydi. Toplamda 29. Serie A Şampiyonluğuna giderken aynı zamanda son 5 yılda dördüncü şampiyonluğunu kazanmış ve formasına üçüncü yıldızı takmasına bir adım kalmıştı.

Sezonun sonlarına doğru başta Inter’in ikinci başkanının yönetimindeki La Gazzetta dello Sport olmak üzere birçok medya organı Calciopoli’nin açılışını ‘’Juventus Serie C’ye düşüyor’’ haberleriyle yaptı. Daha ortada doğru düzgün bir iddianame bile hazırlanmamışken, mahkeme henüz başlamamışken nasıl bu kanıya vardıkları bir yana Serie B yerine Serie C’ye telafuz edip yaptıkları yönlendirme ölümü gösterip sıtmaya razı etmekten başka bir amaç taşımıyordu.

Davaya konu olan 4 takım vardı. Juventus, Milan, Lazio ve Fiorentina. Sonradan bunlara Reggina’da katıldı.

Suçlamalar şu şekildeydi.

Fiorentina: Başkan Diego Della Vale, Lazio başkanı Claudio Lotito ile birlikte maç ayarlamak istedi.

Lazio: Lotito, Della Vale’nin teklifi reddetmiş olsa bile bunu FIGC’e bildirmemek ile suçlandı.

Milan: Yönetici Leonardo Meani’nin hakem atamalarından sorumlu Pierluigi Pairetto ile bağlantısı ortaya çıktı. Maç ayarlama ile ilgili kesin bir delil bulunmasa bile, Milan’a haksız avantaj sağlama söz konusu olabilirdi. Milan kulübü olaydan ciddi bir ceza almadan kurtuldu çünkü ikinci başkan Adriano Galliani kendisinin durumdan haberi olmadığını ve Meani’nin kulübün emri ile değil kendi tasarrufu ile hareket ettiğini iddia etti.

Juventus: Yöneticiler Luciano Moggi ve Antonio Giraudo’nun hakem atamalarından sorumlu diğer şahıs Paolo Bergamo ile iletişim kurdukları görüldü. Maç ayarlamaya dair bir delil bulunmamasına rağmen bu bağlantılar Juventus’a haksız avantaj sağlamış olabilirdi.

Davanın konusunu oluşturan iddialar bu kadar basit olmasına rağmen yukarıda bahsettiğim medya tarafından korkunç bir yönlendirme kampanyası için mahkeme ile aynı anda düğmeye basılmıştı.

Moggi’nin Bergamo’ya bir Maserati hediye etmesi, hakem Paparesta’yı maçtan sonra soyunma odasına kilitlemesi gibi efsaneler gazetelerde yer almaya başladı. Sonradan palavra olduğu somut deliller ile kanıtlanmış olan bu zırvalar şu an bile birçok Inter’linin zihninde gerçekler olarak yerini korumaktadır ve bir tartışma sırasında argüman olarak ileriye sürülmektedir.

Maserati olayı: Moggi’nin FIAT ile olan ilişkisini kullanarak hakemlere be bazı yetkililere araba verdiği iddia edildi. Ancak sonradan bu Maseratilerin paralarının sahipleri tarafından ödendiği belgelendi.

Paparesta olayı: Moggi’nin hakem Paparesta’yı maçtan sonra soyunma odasına kilitlediği iddia edildi. Bu iddia Calciopoli ile ilgili şehir efsanelerinin en büyüğü haline geldi. ‘’Hakem kaçıran, hakem döven Moggi, Mafya Moggi ve Moggi’nin sistemi’’ gibi söylemler bu iddia ile birlikte ortaya çıktı. Sonradan stadyum kamera sistemi gösterdi ki hakem Paparesta staddan olması gereken saatte ayrılmıştı. Zaten kendisi de böyle bir olayın hiçbir zaman yaşanmadığını açıklamıştı ancak bu açıklama medyada iddianın yarısı kadar yer bulmadı.

Bununla birlikte Moggi ve Giraudo’nun hiçbir zaman bir hakem ile telefon görüşmesi yapmadığı belgelendi.

Juventus’a yapılan diğer suçlamalar

GEA menajerlik şirketinin faliyetleri: Moggi’nin İtalya’daki pek çok menajerlik şirketinden biri olan GEA’yı kullanarak transfer piyasasını Juventus lehine yönlendirdiği iddia edildi.

Sonuç: Moggi, GEA üzerinde bir gücü bulunmadığını kanıtladı. Bununla birlikte GEA’nın tüm faaliyetlerini federasyonun çizdiği sınırlar dahilinde devam ettirdiği kanıtlandı.

Uluslar arası SIM kartlar: Moggi’nin bu kartları hakemler ve yetkililer ile kişisel görüşmelerinde kullandığı iddia edildi. Böylelikle bütün görüşmeleri gizli kalacaktı..

Sonuç: Moggi bu kartlar vasıtası ile hiçbir hakem ile bağlantı kurmadığını kanıtlayarak SIM kart davasını da kazandı.

Maç ayarlama girişimleri: Davaya konu olan maçlar. Bunlar bile davanın maskaralığı konusunda fikir sahibi olmaya yetiyor.

Udinese’li oyuncuların Juventus ile oynayacakları bir sonraki maçta cezalı duruma düşmelerinin sağlandığı iddia edildi. Giampiero Pinzi bunlardan biriydi. Ancak söz konusu maçta oyuncunun cezalı duruma düşmediği ve Juventus’a karşı sahada olduğu anlaşıldı. Diğer oyuncu Marek Jankulovski rakibini yumrukladığı için haklı bir şekilde oyundan atılmıştı.

Juventus’un bir Sampdoria maçını ofsayttan attığı gol ile 1-0 kazandığı iddia edildi. Sonradan maçı Aimo Diana’nın ofsayttan attığı gol ile Sampdoria’nın kazandığı anlaşıldı. Durum ortaya çıktığında maç hemen başka bir Juve-Sampdoria maçı değiştirildi ancak o maçta da hiçbir usulsüzlüğe rastlanmadı.

Bir Parma-Lecce maçının berabere bitmesinin planlandığı iddia edildi. Moggi ve Giraudo’nun olayla bağlantısı olmadığı anlaşıldı. Zaten maç temize çıktı.

Diğer bir iddia Moggi’nin kendi maçları ve diğerlerinin maçları için hakem atamaya müktedir olduğu yönündeydi. Sonradan atamaların otomatik yapıldığı ve bir usulsüzlük yaşanmadığı anlaşıldı.

Sonuç olarak: Hiçbir maçın ayarlanmadığı, ayarlanmaya kalkışılmadığı kanıtlandı.

Peki Juventus ne üzerine idam cezasına mahkum edildi?

unsportsmanlike conduct (Article 1)

Sportmen olmayan davranışlar (Madde 1)

Bu davranışlardan kasıt Moggi ve Giraudo’nun hakemleri atamadan sorumlu Bergamo ile görüşmüş olmasaydı. Bunun cezai yaptırımı cüzi puan silme idi.

İşte bu noktadan sonra kara el devreye giriyor.

Federasyon başkanlığına yeni atanan Guido Rossi(eski Telecom Italia ve Inter ikinci başkanı) yeni bir madde oluşturmaya karar verdi. Hakemleri atayanlar ile yapılan görüşmelerin birden fazla olması halinde hepsinin bir havuzda biriktirilmesi ve bu görüşmelerin muhataplarının ”şike ilgili hiçbir delil elde edilmese bile’’ maç ayarlamaya kalkışmak ile itham edilmesi kararlaştırıldı.

O güne kadar böyle bir yasanın varlığı mevcut değildi. Ve birkaç ufak ihlali toplayıp daha büyük bir suç ile eş görüp buna göre bir ceza verme usulü de mevcut değildi. Aynı mantığa göre üç defa yere tükürmek bir araba çalmak veya üç korner bir penaltıydı.

Bu yeni oluşturulmuş madde sadece Juventus için uygulandı.

Dava spor mahkemesinde 3 haftada görüldü ve Juventus -30 puan ile Serie B’ye düşürüldü. Davaya konu olan 2004/2005 sezonu ile birlikte 2005/2006 sezonunun şampiyonluğu Juventus’tan alındı. Moggi ve Giraudo 5 yıl futboldan men edilirken puan cezası yapılan itiraz üzerine -9’a kadar düştü.

Diğer takımlara göstermelik cezalar verilirken Milan’ın 2006’a sezonuna ait puanlarının silinmesiyle birlikte 2006 sezonu şampiyonluğu garip bir şekilde ligi üçüncü tamamlayan Inter’e armağan edildi. Milan’a verilen 2006’ya dair puan silme cezası Milan’ın Şampiyonlar Ligi’ne gitmesine müsaade edecek kadar makul tutuldu. Milan ertesi sezon Şampiyonlar Ligi’ni kazanarak 150 milyon €’luk bir ek gelir elde etti.

Davanın Juventus’a toplam maliyeti ise yaklaşık 400 milyon € oldu. Dönemin en yüksek forma reklamı ücretini veren Tamoil sponsorluktan çekilirken takımın hisse değerleri dibe vurdu.

Teknik direktör Fabio Capello istifa etti ve takımın önemli 7 oyuncusu satıldı. Juventus, Moggi ve Giraudo’dan sonra takımı yönetmesi için göreve getirilen Fiat’ın fabrika müdürü Cobollo Gigli, tenis organizatörü(!) Fransız Jean-Claude Blanc ve Moggi döneminde yanında su taşıyan Alessio Secco önderliğinde mazisine yakışmayacak 4 sezon geçirdi. Yöneticilerin vasıfsız oluşu, amatörlükleri ve futbol ile ilgilerinin olmayışı Juventus’ta adeta ikinci bir Calciopoli etkisi yaptı. Juventus’u bir iş olarak gören bu memurlar üstlerinde başarısız olsalar bile bir baskı hissetmediklerinden Juventus’a çok sayıda finansal ve sportif hezimetler tattırdılar.

Bunlar maddi sonuçlardı. Futbolcular gider, yenileri alınır. Para gider, yine kazanılır. 2 Şampiyonluk çalınmış, 27 tane daha var. Ama bu davanın manevi sonucu daha yaralayıcıydı. Olaya hiç de vakıf olmayan dünyanın heryerinden insanların gözünde Juventus şike ve şaibe ile anılır oldu. Ülkemizde de tv programlarında Juventus ile alay edildi hatta bir maçta Beşiktaş ile husumeti bulunan bir takımın taraftarları tribünlerinde ‘’Şikenin rengi her yerde aynı’’ şeklinde pankart açtı.

Bunu söyleyenlere acaba hangi maçın şatılmış olmak bir yana şaibeli ilan edildiğini sorsanız cevap veremezler. Hangi hakem Juventus tarafından ayarlandığına hükmedilip ceza almış diye sorsanız cevap veremezler. Ancak ezber okumaya devam ederler.

Luciano Moggi, davanın sonuçlandığı günden bugüne işi sivil mahkemelere taşıdı. GEA ve SIM kart davalarını kazandı. Hesapta sahtecilikten aklandı.

2006 davasının yargıçları davaya konu olan 2004/2005 sezonunu legal yani temiz ilan etti. Bununlar birlikte Juventus’un Serie B’de geçirdiği 2006/2007 sezonu ve Serie A’ya çıktığı ilk sezon olan 2007/2008 sezonu ADICONSUM’un yaptığı araştırma neticesinde hakem hatalarının sıklığı konusunda rekor kırdı. Serie A gerçekten de artık temizdi(!)

Inter kulübü sahibi Massimo Moratti ve başkanı Giacinto Facchetti başta olmak üzere Serie A’da oynayan 20 kulübün 11’inin yöneticilerinin hakem atamalarından sorumlu kişilerle yaptığı telefon görüşmeleri geçtiğimiz günlerde ortaya çıkarıldı. Bu görüşmelerin varlığından 4 yıl önce de haberdardık ancak bu kayıtlara bugün, Moggi’nin avukatlarının uzun süren araştırması sonucunda ulaşıldı.

Napoli’de devam eden mahkemede 2006 davasının soruşturmasında görevli Attilio Auricchio tam anlamıyla köşeye sıkıştırıldı. Daha önceden deliller ile oynamak suçundan sabıkası bulunan Auricchio, 2006 yılında ulaştığı bu telefon kayıtlarını neden mahkeme heyetine sunmadığı sorulduğunda bu görüşmeleri gördüğünü ancak dava ile ilgisi olmadığını düşünüp göz ardı ettiğini söyledi. Bu savunması salonda gülüşmelere neden oldu.

Yeni çıkan telefon kayıtları gösterdi ki Facchetti, Moratti ve Galliani’nin hakem atamalarını yapan Bergamo ve Pairetto ile kurdukları ilişki ileri seviyediydi. Galliani ile konuşurken Milan’dan ‘’biz’’ diye bahseden ve Milan’ın Juventus’a kaybettiği maçı bir travma olarak niteleyen Bergamo, Facchetti ile yaptığı konuşmada ise ‘’beraber kazanmaktan’’ bahsediyordu.

Bu görüşmelerden basına yansıyanların içeriğine bir başka başlıkta değineceğim.

Peki ama neden sadece Juventus cezalandırılmış, şampiyonlukları, onuru, parası, oyuncuları elinden alınmış, sadece geçmişi değil geleceği de çalınmıştı?

Bu mevzu ile ilgili en çok söylenenlerden biri de şu; Koskoca Juventus suçsuz yere küme düşürülecek, kimsenin sesi çıkmayacak ha!?

Tabi ki bunu söyleyenlerin kulübün içindeki güç dengelerinden ve Juventus’un büyük patronların iş anlaşmalarına kurban verildiğinden haberi yoktu.

Juventus ve Fiat’ın sahibi Gianni Agnelli 2004 yılında vefat ettiğinde onun hisseleri kızının oğulları olan John ve Lapo Elkann’a kaldı. Yönetim ise Luca di Montezemolo’nun eline geçti. Montezemolo, Moggi’den hiç hazzetmiyordu. Gianni Agnelli ise Moggi’ye her zaman güvenmişti. Agnelli varlığının tasfiye sürecinde bu soyadını taşıyan tek erkek olan Andrea Agnelli(Gianni’nin kardeşi Umberto’nun oğlu) yönetimden uzaklaştırıldı. Sıra Moggi ve Giraudo’ya gelmişti.

Kulüp üzerinde 0 tasarruf sahibi olmak isteyen Montezemolo ve John Elkann için Moggi’yi göndermek elbette kolay değildi. Onun döneminde Juventus fırtına gibi esmiş ve Moggi özellikle transfer piyasasında guru olarak anılmaya başlamıştı. Kulübe ait bir kısım hisseyi de elinde bulunduran Moggi’yi sıradan bir memur gibi görevden uzaklaştırmak mümkün değildi.

Bu noktada Montezemolo’nun eline bir taşla iki kuş vurma fırsatı altın bir tepside sunuldu. İş ortağı Massimo Moratti ona Moggi’den kurtulmayı ve Ferrari’nin F1 arabaları için TIM’in sponsorluğunu teklif etti. Bu iddiayı destekleyen 3 önemli olay yaşandı.

1-) Juventus’un üst mahkeme olan TAR’a yapacağı itiraz son dakikada geri çekildi. Kamuoyunda bu itirazın sonuç vereceği ve Juventus’un Serie A’da kalacağı beklentisi yüksekti.

2-)Söylediğim gibi TIM Ferrari’nin F1 sponsoru oldu.

3-)Yukarıda tetikçi olarak bahsettiğim Juventus’un küme düşürüldüğü 2 aylık dönemde federasyon başkanlığı yapan ve sonra istifa edip TIM’in başkanlığına geçen eski Inter ikinci başkanı Guido Rossi, FIAT’ta danışmanlık görevine getirildi.

TIM’e ait olan Alice, Ferrari’nin F1 sponsoru oluyor – 24 Mayıs 2006
http://www.grandprix.com/ns/ns16853.html

Mahkeme döneminde Juventus asla gerçek anlamda savunulmadı. Şimdi bile kulüpten yapılan açıklamalar bir çekince taşıyor. Çünkü Moggi’nin masumiyeti onların ihaneti anlamına geliyor.

Bugün temize çıkma adına tek umudumuz yine Moggi’nin şahsi olarak verdiği hukuk savaşı. Kulüp yönetimi ise bu işi çoktan unutmuş durumda. Onur mücadelemize tek elimiz bağlı halde devam ediyoruz.

KİM KİMDİR

İsimlerin çokluğu ve medyamızın bu işle pek ilgilenmemesinden kaynaklanabilecek doğal bir kafa karışıklığına engel olmak için olayla ilgili belli başlı kişi ve kurumları sıralıyorum.

Luciano Moggi: 1994-2006 arası görev yapan sportif direktörümüz. Bu dönem takımın beyni, kısaca birinci adamdı. 2006 calciopoli mahkemesinde hakem atamalarını yapan kişiler ile irtibat kurup Juventus’a haksız avantaj sağladığı iddiası ile futboldan 5 yıl süre ile men edildi.

Antonio Giraudo: Dönemin Juventus yöneticisi. Moggi sportif olaylar ile ilgilenirken Giraudo daha çok sponsorluk anlaşmaları vs işin finansal kısmı ile ilgileniyordu. Moggi ile birlikte futboldan 5 yıl süre ile men edildi.

Gianni Agnelli: Juventus kulübünün 2004 yılında vefat eden sahibi. Onun ölümü ile birlikte Calciopoli tezgahı sahneye konmuş, illegal telefon dinlemelerinin emri verilmiş ve onun sağlığında mümkün olmayacak şekilde Juventus göz göre göre küme düşürülmüştür.

Luca di Montezemolo: Ferrari ve Fiat’ın başkanı. Bizim ilgilendiğimiz kısmı bu komploda çiyanın başı oluşu. Pragmatik bir iş adamı olan Montezemolo, Moratti’nin şahsi dostu ve iş ortağı. Juventus’un aleyhinde hiçbir delil bulunamadan küme düşürülmesi için olay İtalya sınırları içinde kalmalıydı. Uluslar arası mahkemelere yapılacak bir itiraz karşı tarafın ipliğini pazara çıkarabilirdi. Bunun için Juventus içinde birileriyle irtibat kurulması gerekti. Bu adam Luca di Montezemolo oldu. Montezemolo’nun hangi nedenlerden ötürü Juventus’u tabiri caiz ise sattığına yukarıda değindim.

John ve Lapo Elkann kardeşler: Gianni Agnelli’nin ölümü ile mirası devralan kardeşlerin bu mirastaki payının meşruluğu tartışmalıdır. Gianni Agnelli’nin kızı Margherita Agnelli ve bir yahudi yazar olan Alain Elkann’ın oğullarıdırlar. Dedelerinin Juventus ile ilgili duygularını paylaşmamış, Juventus’un küme düşürülmemesi için hiçbirşey yapmamış ve Juventus’un küme düşürülmesine engel olabilecek olan TAR’a yapılacak itirazı son dakikada geri çekmişlerdir. Sonradan anlaşılmıştır ki Juventus, Luca Montezemolo’nun Massimo Moratti ile bağlayacağı iş anlaşmalarına kurban verilmiştir.

Massimo Moratti: Internazionale kulübünün sahibi. Kulübü babası Ancelo Moratti’den devraldığından beri astronomik harcamalarına rağmen Serie A’da ve Avrupa’da başarıya ulaştıramamıştır. TIM(Telecom Italia Mobile) adlı şirket vasıtası ile Moggi ve kendi futbolcuları da dahil pek çok şahsın telefonunun illegal olarak dinlenme emrini vermiş, 2006’daki dava böylece ortaya çıkmıştı.

Tronchetti Provera: Inter kulübü ana hissedarlarından ve Massimo Moratti’nin dostu. Inter’e forma reklamı veren Pirelli’nin yıllar boyu başkanlığını yaptıktan sonra 2001 yılında Telecom Italia’nın başına geçti. Yasadışı telefon dinlemeleri Massimo Moratti’nin talimatı ve Tronchetti Provera’nın aracılığı ile gerçekleşti.

Giacinto Facchetti: Dönemin Inter başkanı. 2006 yılında davanın sonuçlanmasının hemen ardından hayatını kaybetti. 2006’dan bu yana Facchetti’nin hakem atamalarından sorumlu şahıs Paolo Bergamo ile yaptığı telefon görüşmelerinin varlığı konuşuldu. Bergamo kendisini en çok arayan ismin Facchetti olduğunu açıklamıştı. Telefon kayıtlarının varlığı ancak şimdi, 2010 yılının Nisan ayında Moggi’nin avukatlarının yaptığı araştırma sonucu ortaya çıkarılıp Napoli’de devam eden mahkemeye sunuldu.

Guido Rossi: Bu mesele ile ilgili kilit şahıslardan biri. Bir tetikçi ve görev adamı olarak tarif edebileceğimiz Guido Rossi vazifesini tam başarılı ile gerçekleştirdikten sonra layığıyla ödüllendirildi. Mahkeme sürecinde iki aylığına Federasyon başkanlığına getirilmiş, Juventus’un küme düştüğü süreçte mahkemede birçok usulsüzlük yaşanmış, o zamanda kadar var olmayan yasalar oluşturulurak Juventus’un olmayan delillere rağmen küme düşürülmesi sağlanmıştır. Görevini eksiksiz yere getirmenin verdiği mutluluk ile federasyon başkanlığından istifa eden Rossi, Massimo Moratti tarafından Telecom Italia başkanlığına getirilerek ödüllendirilmiştir. Rossi daha sonra Montezemolo ve Elkann ailesinin yönetimindeki Fiat’a danışman olmuştur. Bu gelişme Elkann’ların ihanetini belgeleme açısından önemlidir.

Paolo Bergamo: Eski İtalyan hakem. Dönemin hakem atamalarından sorumlu şahsı. Moggi’nin kendisi ile yaptığı telefon görüşmeleri Juventus’un küme düşürülmesi ile sonuçlandı. Sonradan kamu ile paylaşılan kayıtlarda Moggi’nin bir hazırlık maçı haricinde Bergamo’dan hakem siparişinde bulunmadığı anlaşıldı. Giacinto Facchetti ile yaptığı görüşmelerin ise Moggi ile yaptıklarından çok daha ciddi olduğu ortaya çıktı.

Peirluigi Pairetto: Bergamo gibi hakem atamalarından sorumlu iki şahıstan biri. Calciopoli davası neticesinde 3 yıl ceza aldı.

Franco Carraro: Dönemin İtalya Federasyonu(FIGC) başkanı. 1967-71 yılları arası Milan başkanlığı yaptı. 2006 yılında Bergamo ile yaptığı bir görüşmede Lazio’nun küme düşmemesi gerektiğini belirttiği ortaya çıkınca istifa etmek zorunda kaldı.

Adriano Galliani: Milan maçlarını izlerken tribünlerde sıkça rastladığınız ağlak suratlı kel adam. Milan ikinci başkanı. Calciopoli davasında sadece 5 ay ile cezalandırıldı. Ancak cezalı olduğu dönem Ronaldo’nun transferini bizzat yürütmesinde bir sakınca görülmedi. Yeni çıkan ses kayıtlarında en az Moggi kadar hakemleri atayan şahıslar ile irtibat halinde olduğu görüldü.

Leonardo Meani: Bir telefon görüşmesinde hakem kafası koparmaktan bahseden Milan yöneticisi. 2006’da olay sadece onun üzerine havale edildi ve kendisi 2.5 yıl ceza alırken kulübü bu işten sıyrıldı. Nasıl oluyor derseniz, başbakanın takımını küme düşürmek sıkar diyorum.

Kurumlar

FIGC: İtalya Futbol Federasyonu. Telecom ile uzan süreli bir sponsorluk anlaşması bulunan federasyon bu kuruma ciddi biçimde bağımlı.

TIM: Telecom Italia Mobile. Dinlemeleri yapan kuruluş. Federasyonun ana sponsoru ve gelir kaynağı. Massimo Moratti, Tronchetti Provera, Guido Rossi gibi üst düzey Inter hissedarları ve yöneticilerinin güdümündeki bu kurum kendi futbolcuları da dahil pek çok kişiyi illegal takip ederek adeta bir suç ağı oluşturdu. TIM, Christian Vieri’nin telefonlarının dinlendiğini anlaması ile birlikte özel hayatı ihlal gerekçesi ile eski futbolcu tarafından dava edildi.

La Gazzetta della Sport: Inter ikinci başkanının yönetimindeki İtalya’nın yüksek tirajlı spor gazetesi. Juventus’un küme düşürülme sürecinde yönlendirme amaçlı yalan haberler ile Juventus’un adının şikeciye çıkarılması konusunda kamuoyu oluşturmada baş rol oynadı.


İlgili yazılar:

Koriopolis Bilmecesi: Papazın Çayırı’ndan ( @Frapppedaki )

Koriopolis hakkında: Ahtapotun Kolları ( Erdal Vahid – @Riqquelme )

Written by kesinofsayt

31 Ocak 2012 at 09:12

Genel kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , , , ,

HALUK ULUSOY DOSYASI – 6

leave a comment »

5 Ocak 1999’da PFDK, 23 Aralık 1998’de oynanan A.Gücü-G.Saray maçında hakemlere hakaret etmek ve eylemini ısrarla sürdürmekten Terim’e 1 ay hak mahrumiyeti cezası verir.

G.Saray Teknik Direktörü Fatih Terim;

“Doğru söyleyeni 9 köyden kovuyorlar. Her şeye rağmen doğrulardan vazgeçmem. Onlar meydanı boş buldu, istedikleri gibi konuşuyor. Hiç sesimiz çıkmasın susalım mı? Zaten bozuk olan bütün mekanizmalar gibi bu dişli de işlemiyor”.

8 Ocak 1999’da Fenerbahçe Basın Sözcüsü Abdullah Kiğılı ise Haluk Ulusoy’u ağır bir dille eleştirir;

“Kendilerine güvenemediklerinden normal seçim yapamıyorlar. Federasyonu yamalı bohçanın da yamalısına çevirdiler. Bu kaçıncı asbaşkanlık seçimi? Bu federasyon ile Türk futbolu bir adım gidemez. Asbaşkanlık seçimlerine katılmayarak tavrımızı ortaya koyduk ve bundan da dönmeyeceğiz.

Yaptıkları tek şey masraf. İnanılmaz bir talan var. Biz görevdeyken Başbakanlık Teftiş Kurulu beş kere denetime geldi. Şimdi onları tekrar göreve çağırıyoruz. Bursa’da büro varken Sakarya’ya büro açılıyor. Trabzon’da büro açmak için 200 milyar harcanıp denize dolgu yapıldı. Herkese mavi boncuk dağıtılıyor. Bunlar devletin, tüyü bitmemiş yetimin paraları. Haluk Ulusoy’un değil. Bir an önce aklını başına toplamalı.

Seçim yapılacak delegeleri Yılmaz Ulusoy arıyor. Burası Ulusoy şirketler grubu mu? Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy mu, amcası Yılmaz Ulusoy mu? En geç mart ayında naklen yayın ihalesi yapılmak zorunda. Ancak hiçbir hazırlık yapılmadı. Geçen yıl yaşanan kaosu sezon başında ATV ile Fenerbahçe birlikte çözdüler. Federasyonun hiçbir katkısı olmadı. Haluk Ulusoy aklını başına toplayıp hemen seçime gitmeli. Federasyonu yamalı bohça olmaktan kurtarmalı.”

Aynı tarihte Beşiktaş’tan da bir çıkış gelir. Beşiktaşlı yönetici Cengiz Eltutar, Futbol Federasyonu’nu ağır bil dille suçlayarak, “Her türlü üçkağıtçılık ve ayak oyunlarının oynandığı bir federasyonun içinde Beşiktaş’ın bulunması yakışmaz. Ya üçkağıtçıların içinde olacaksınız ya da dışarda durup onurunuzu koruyacaksınız” yorumunu yapar.

Aynı Beşiktaş’ın daha sonraki yıllarda Ulusoy federasyonlarıyla nasıl iç içe olduğu düşünülünce şu onur meselesi insanın aklına bir kez daha gelmiyor değil.

Turgay Şeren, Hürriyet gazetesinde çıkan yazısında yapılacak olan kongrenin yasal olmadığı iddiasındadır. Özetle şunları söyler;

1.- Bu genel kurul eğer oluşursa ve bir kişi de mahkemeye giderse inanıyorum ki, iptal olur.

2.- Yücel Seçkiner ve etrafındaki hukuk ulemaları 3813 sayılı yasayı hiçe sayarak genel kurulun yapılmasına imkan sağladı.

Ankara’da yapılacak Profesyonel Futbol Genel Kurulu’ndaki asbaşkanlık seçimi, 3813 sayılı yasaya aykırıdır.

Nedeni;

3813 sayılı yasaya göre, asbaşkan seçimi başkanla birlikte yapılır.

Bu konuda deneyimli Avukat Erdoğan Tuncer, aynı zamanda genel kurul üyesidir. Avukat Levent Bıçakçı’nın tecrübeli ve yetenekli avukatlardan oluşan geniş bir avukatlık bürosu vardır. Onlar da benimle aynı fikirdedirler. Ama ne hikmetse Bakan Yücel Seçkiner kanmıştır yahutta kandırılmıştır. Etrafındaki hukuk danışmanları onu yanıltmışlardır.

Bu genel kurul eğer oluşursa ve bir kişi de mahkemeye giderse inanıyorum ki iptal olur. Türk futbolunu düşünen kesinlikle yoktur. Sadece gününü gün etmek isteyenlerin büyük bir çoğunluğu genel kurulu oluşturmaktadır.

Geçtiğimiz günlerde Fenerbahçe Spor Kulübü’nde Köksal Özbek, Abdullah Kiğılı, Galatasaray’dan Ateş Ünal Erzen, Beşiktaş’tan da Tankut Dinç toplandılar. Ve Fenerbahçe Kulübü bir deklarasyon yayınladı, genel kurula iştirak etmiyor. Yani şunu demek istiyor, “Ben bu genel kurula ve Haluk’un federasyonuna güvenmiyorum.” Beşiktaş ise iki üyesini Ankara’ya gönderecekmiş ama oy kullanmayacaklarmış.

10 Ocak 1999’da Juventus ile anlaşma aşamasına gelen G.Saraylı Hakan Şükür, Swissotel’de Başbakan Mesut Yılmaz’a sürpriz bir ziyarette bulunur.

Mesut Yılmaz görüşme sonrası yaptığı açıklamada, Hakan’ın salı günü İtalya’ya gideceğini ve kendisiyle vedalaşmaya geldiğini belirtir;

“Hakan’la dertleştik. İtalya’ya transferinin perde arkasındaki olayları anlattı. Ben Galatasaray taraftarı olarak üzüldüm. Geri dönülemeyecek bir noktaya gelmiş”.

Hakan da, “Ağabey-kardeş ilişkisi içinde olduğumuz Sayın Başbabakan ile herşeyi konuştuk” der.

11 Ocak 1999’da Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu’nda yapılan seçimlerde, asbaşkanlıklara 122 oy alan Ata Aksu ile Süleyman Seba tarafından aday gösterilen ve 108 oy alan Mekki Başak seçilirler.

Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy, Fenerbahçe’ye cevap verir;

“Yayın konusunu çözdüklerini söylüyorlar. O zaman Kiğılı neden 1.5 ayda kaçtı?”

Parasını alamadığı için Galatasaray’dan ayrılmak isteyen Filipescu konusunda Faruk Süren’in değişik bir yaklaşımı vardır;

“Filipescu’nun çok üstüne gittiler. Kimi tükürdü, kimi dirsek attı. Adam bundan rahatsız oldu. Bizde yılda 800 bin dolar alırker, Betis’in 400 bin dolarına evet diyor.

Her tarafta bir G.Saray korkusu var. Takımı yıldızlarla doldurduk. Bundan rahatsızlık duyanlar var. Biri gelir, biri gider, çark böyle döner.”

13 Ocak 1999’da Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, toplanarak 4 olan yabancı sayısını, ikinci yarıdan itibaren 5’e çıkarır. Toplantı sonrası açıklamada bulunan Basın Sözcüsü Ufuk Özerten, yönetim olarak, 4 olan yabancı sayısının, ikinci yarıdan itibaren 5 olmasına karar verdiklerini belirtir;

“Bu kararda da en etkili olan düşünce tarzı, yabancı futbolcular ve kulüplerin UEFA ve FIFA nezdinde, sayı bakımından düştükleri problemlerin ortadan kaldırılması ve kulüplerin rahatlamasıdır. İnanıyoruz ki, Türk futbolcularının önü 5 yabancıyla kesinlikle kesilmeyecektir. Rekabet daha iyi şartları ortaya çıkaracaktır.”

Trabzonspor Kulübü Asbaşkanı Hikmet Onur;

“Herkes istediği kadar yabancı oyuncu alabilmeli. Yabancı sınırlaması kalksın ve serbest kalsın. Teknik kadro ihtiyaç duyarsa, biz de 5. yabancıyı almaya hazırız.”

18 Ocak 1999’da Fatih Terim hakemleri uyarır;

“Ligin ilk yarısında hakem hataları nedeniyle puanlar kaybettik. Artık hepsinin peşindeyim. Hakemler, en büyük destekçilerini kaybettiler.”

25 Ocak 1999 – İslam Çupi

Haluk Ulusoy federasyonu, seçimlerde bünyesine her türlü dalavera ve üç kağıt bulaşmasına rağmen, üstüne üstlük seçimlere tabanca ve mafya bulaşmasına rağmen, tüzel kişilik olarak hala işbaşında görülmemiş bir sağlam ayakla durmaktadır. Dördüncü kuvvet basının spor kanadı, futbol kanadı ile her türlü bombardımana rağmen Haluk Ulusoy ve arkadaşları, sanki Türkiye’nin birinci kuvveti olarak karşımızda ve iktidarda duruyor.

Benim futbolu içime sevda olarak düşürmemin yaşı bu yıl altmışa vardı. Bunun kırk yılı ise gazetecilikte geçti. Ben basın hayatımda Orhan Şeref Apak, Ulvi Yenal ve Hasan Polat gibi dev federasyon başkanları gördüm. Basın tarafından sürekli eleştirildikleri zaman her üçünün devamlı ayakta kalmak yerine devrildiklerine tanık oldum. Hem de birkaç kere… Geldiler ve gittiler.

Ben bu devlerin gidiş ve gelişleri karşısında, federasyonu karar ve adam bakımından bu kadar defolu olan, seçimlere her girişinde şaibe karışan, asbaşkanlarından yoksun hayli zaman geçiren, ama başkanıyla ayakta dimdik duran Haluk Ulusoy’dan başka bir sağlamcı görmedim. Türkiye’ye ve basına büyü mü yaptı, bu eski kamyoncu bilinmez…

Haluk Ulusoy futbolda her şeyi hazırlanmış ve pişmiş bulmadı mı Türkiye’de…

Sahaların hepsi çimendi. Merkez Hakem Komitesi ayakta idi. Naklen yayınlar tıkır tıkır işliyordu. Kümeler tayin ve tespit edilmişti. Milli takımlar ve antrenörler hazırdı. Çok uğraşılan naklen yayınlar havuzu, Aziz Yıldırım’ın kendi ayaklarıyla safınıza gelmesiyle Ali Şen’in haklı kazan kaldırışını bitirmişti Fenerbahçe’de…

Haluk Ulusoy’un futbolumuza “yapılmış başarı” diyebileceği tek armağanı var mı Türkiye’ye… Gerek futbolcularına gerekse antrenör ve teknik direktörüne bir Avrupa üst düzey ülkesinin harcamasına yakın bir sarf yapılan Türkiye’de milli takımların dişe dokunur bir başarısı söylenebilir mi?

Biz basın olarak bir otuz yıl “futbol özerk olsun, futbol özerk yönetilsin” diye mücadele verdik. Meğerse çok özel Ulusoy’a rastlamak varmış sonunda…

27 Ocak 1999’da borç içinde yüzen Galatasaray Kulübü Başkanı Faruk Süren ile yönetimi hedef alan protestoları İstanbulspor – Galatasaray maçında da sürer. Bayrampaşa Stadı’nı dolduran taraftarlar, Faruk Süren ve yönetimini istifaya davet ederek slogan atarlar. “Galatasaray bizimdir, bizim olacak”, “Süren istifa, Süren istifa” diye bağıran taraftarlar, tribüne de, “Komisyon alan sensin, taraftara tinerci diyemezsin” yazılı pankartı asarlar.

Aradan geçen onca yıl ve benzer onca olaya rağmen Galatasaray’ın en korkulacak zamanlarının böyle dönemleri olduğu gerçeği hala bir türlü anlaşılamaz.

29 Ocak 1999’da 5. yabancı futbolcu oynatma kararı Tahkim Kurulu tarafından durdurulur. 5 inci yabancıyla anlaşan kulüpler, Futbol Federasyonu’na sert tekpi gösterip istifaya çağırırlar.

Futbol federasyonu bütün gün üç kulübün durumu ve izlenecek politikayı belirlemek için toplantı yaparken, gerekirse kulüplere tazminat ödeme kararı verir.

Profesyonel Futbolcular Derneği Başkanlığına getirilen Turgay Şeren;

“5 yabancı konusunda Tahkim Kurulu’nun aldığı karar esasında Futbol Federasyonu tarafından alınmalıydı. Federasyonun canı istediği zaman istediği kararları alması mümkün değildir. Tahkim Kurulu’nu kararından dolayı kutluyoruz. Gayemiz, ileriki yıllarda yabancı sayısını kademeli olarak 3’e, sonra da 2’ye indirilmesi. Türk futbolunu yabancı çöplüğünden kurtaracağız. Milli Takımımızın oluşması için de bu son derece önemlidir.”

Futbol Federasyonu’nun 5. yabancı oynatma kararının Tahkim Kurulu tarafından durdurulması Samsunspor Kulübü Başkanı İsmail Uyanık tarafından da desteklenir. Uyanık, 5. yabancı hakkının Türk futboluna darbe indireceğine inandıklarını, bu yüzden de Tahkim Kurulu’na itiraz eden tek kulübün kendileri olduğunu belirterek, “Bir büyük yanlıştan dönülmüştür. Bazı Anadolu kulüplerinin bu karara öfke duymalarına anlam veremiyoruz”.

2 Şubat 1999’da Futbol Federasyonu’nun önce 5.yabancıya izin vermesi, ardından da Tahkim Kurulu’nun bu konuda Mayıs ayına dek yürütmeyi durdurma kararı alması ortalığı karıştırır.

Geçen bu süre içinde iki kulüp, 5. yabancının lisanslarını çıkarırlar. Bu sure içinde Tahkim’e başvurulduğu için federasyonun lisans işlemlerini itiraz sonuçlanana kadar durdurması gerekimekteyken Federasyon, Tahkim’in kararını beklemeden bir kulübe 26 Ocak, diğerine de 28 Ocak’ta lisans verir.

Bu durumda G.Saray ve Erzurum’un, maçdan sonraki 24 saat içinde itiraz etmeleri halinde geçersiz lisanslı oyuncu oynattıkları için Altay ve G.Birliği’nin hükmen mağlup olması gerektiği, Altay ve G.Birliği, eğer bu hafta 5. yabancı ile oynamaya kalkarsa, rakipleri de 24 saat içinde itiraz ederse mağlup olacağı iddia edimektedir. Ayrıca konunun UEFA’ya bildirilmesi konusunda hem ligin geçersiz sayılacağı, hem de seneye Avrupa Kupaları’na takım gönderilemeyeceği iddia edilmektedir.

Beşiktaş Kulübü Başkanı Süleyman Seba;

“Beşinci yabancı futbolcu olayına Beşiktaş Kulübü olarak temelden karşıyız. Bu gibi kararlar sezon başında uygulanmak koşulu ile alınabilir. Sezon ortasında bu işler olmaz. Kulüplerin para diye kıvrandığı bir ortamda, mevcut transfer taksitlerini dahi ödemekte zorlandığı bir ortamda beşinci yabancı onayını gündeme getirmek dahi yanlış. Bazı kulüpler beşinci yabancı futbolcu trasferlerini yapmışlar bile. Ancak bu futbolcular oynatılırsa büyük kargaşa doğar.”

Galatasaray Başkanı Faruk Süren, Federasyon ile Tahkim Kurulu arasında yaşanan krizin kulüplere danışılmadan alınan bir karar nedeniyle doğduğunu söyler.

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım;

“Daha önceden tahkim kurulu ile görüşmesi gerekirdi. Bu olayın ortaya çıkması Federasyonun bazı kulüpleri koruyormuş kokusunu vermektedir. Türk futbolu için federasyon hafif kalmaktadır. Federasyon olmasına rağmen kulüplerin menfaatine çalışmamaktadır.”

Trabzonspor Başkanı Mehmet Ali Yılmaz;

“Federasyon 5 yabancı kararını çıkardı. Tahkim ise bunu iptal etti. O arada bazı kulüpler 5.yabancıyı aldılar. Tahkim’in kararıyla birlikte kulüpler arasında eşitsizlik yaratılmıştır. Ya tüm kulüpler 5 yabancı hakkından yararlanır ya da hiçbiri bu hakka sahip olmaz. Böyle bir uygulama futbolun yeniden kaos içine girmesine neden olur. Bu bir an önce düzeltilsin.”

Eleştirileri cevaplayan Haluk Ulusoy;

“Kulüpler istedi, biz uyguladık. Bu tip eleştiriler yüzünden istifa edecek biri değilim. Beni Genel Kurul seçti. Başkanlıkta kalıp kalmayacağıma da genel kurul karar verir.

Biz durup, dururken bu kararı almadık. 4 + 2 isteyenler çoğunluktaydı. Sınırsız olmasını isteyenler de vardı. Tribünde oturan değil, sahada top koşturan oyuncuya karar verdik, beş yabancıyı çıkardık. Transfer 31 Ocak’ta bitti. Alan aldı, almayan bugün eleştiriyor. Bizim en büyük hatamız kulüplerden bu konudaki isteklerini yazılı olarak almamamız. Hiç kimse lafının arkasında durmuyor. Futbol Federasyonu, Tahkim Kurulu’nun verdiği karara ise saygı duyacaktır”.

7 Şubat 1999’da Trabzonspor, sahasında Altay’a 3-0 yenilirken maçın ikinci yarısında tribünden atılan bir taş, Altaylı Birkiç’in başına gelir. Numune Hastanesi’ne kaldırılan Birkiç’in başına iki dikiş atılır.

Fenerbahçe, Ankara’da Gençlerbirliği’ni 3-0 yenerken 5 yabancı oynatan Gençlerbirliği için itirazda bulunur. Bu durum Futbol Federasyonu Basın Sözcüsü Ufuk Özerten’i sinirlendirir;

“Onlar kendilerine baksın. Fenerbahçe’nin 9 yabancısı yasal da, G.Birliği ile Altay’ın yabancıları mı yasal değil? Fenerbahçe, Högh, Uche, Moldovan, Baliç, Boliç, Moshoeu, Dimas, Murat Yakın, Mustafa Doğan’la sahada mücadele ediyor. Futbol Federasyonu’nun onayladığı her işlemin yasaldır.”

11 Şubat 1999’da Fenerbahçe, Ufuk Özerten’e cevap verir;

“Fenerbahçe’nin bugün takımında yer verdiği yabancı oyuncular, sezon başlamadan önce Futbol Federasyonu’nun aldığı kararlar ve uyguladığı kurallar çerçevesinde görev yapan oyunculardır”.

19 Şubat 1999’da üst üste 9 maç kazanan Fenerbahçe, Samsun deplasmanından 1-1’lik beraberlikle dönerken maçın 32 inci dakikasında Vural’n tekmesi sonucu Metin Diyadin’in ayağı iki yerden kırılır. Hakem Ali Uluyol bu pozisyonda sarı kartına başvurur. Tibiya kemiğinde iki yerde kırık meydana gelen Metin, sezonu kapar.

Fenerbahçeli Metin Diyadin’in ayağının kırıldığı pozisyonda hakemin Vural’a sarı kart göstermesini doğru karar olarak yorumlayan karşılaşmanın gözlemcisi İlyas Ayan raporunda, Ali Uluyol’un sertliğe prim tanıdığını, bunun dışında iyi bir yönetim gösterdiğini vurgular.

Aynı maçta Celil’e tekme attığı için oyundan atılan Murat Yakın ceza kurulna sevk edilir. Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu da Fenerbahçeli futbolcuya iki maç oynamama cezası verir. Murat, böylece Fenerbahçe’nin Karabük ve G.Saray maçlarında forma giyemeyecektir.

Ayak kırılabilir – İslam Çupi

Fenerbahçe İstanbulspor maçında Sarı – Siyahlı futbolcu Güven’in ayağı kırılınca, Mustafa Doğan’ı bir numaralı futbol haini ilan edenler, bu hareketin kasti ve bile bile yapıldığından dem vuranlar, sanki olay orada bitecekmiş gibi ithamlarını hep Fenerbahçe ve Mustafa Doğan’ın üstüne attılar.

Beşiktaş ve özellikle Galatasaraylı futbolcu ve yöneticiler olayın vahametini büyütmek için İstanbulsporlu genç futbolcunun hastahane odasında ve yatağının başında üzüntü fotoğraflarını çektirip, Mustafa Doğan’ı yerin öteki katlarına gömüp serzenişin en büyüğünü yaptılar. Suni gözyaşından tutun da, tedirgin hastahane fotoğraflarıyla haber gazetelerinin spor sayfalarını ve görüntülü medyanın spor saatlerini işgal ettiler.

Beşiktaşlılar neyse de, Galatasaraylılar futbolcu ve yöneticisiyle, Fenerbahçe’ye duydukları muğberiyet ve kinden ötürü bu görüntüyü sanki arkası hiç olmayacakmış gibi bir vefa duygusu içinde ölümsüzleştirdiler. Hain Fenerbahçe, mağdur İstanbulspor diye…

Hiç olmayacakmış zannedilen bu ayak kırılma işi aradan bir kaç ay geçtikten sonra Fenerbahçeli Metin Diyadin’e Samsun’da Samsunspor maçı oynanırken tosladı. Vural hareketten sonra harap yüzü ile olaydan duyduğu üzüntüyü dile getirip Metin Diyadin ve Fenerbahçelilerden özür dilerken Beşiktaş ve özellikle Galatasaray’dan “tıss” yok.

Halbuki herkesin seyrettiği bu maçta olaya o talihsiz nokta konduktan sonra bir Allah’ın kulu Galatasaraylı telefona sarılıp geçmiş olsun lafını etmedi. İstanbulspor maçından sonra gencecik bir futbolcu için ağıt yakanlar, hastahane odalarında üzüntü fotoğrafı çeken Galatasaraylı dostlar eğer Metin Diyadin olayında bir telefonu esirgiyorlarsa, onun altında unutkanlık değil, başka bir buzağı aranır.

Bunu o anda kimse yapmıyor, Metin Diyadin’i İstanbul’da ameliyat olduğu hastahanede ziyaret etmiyor ve hüzün fotoğrafları çektirmiyorlarsa, bunun adı sahtekarlık olur ve olaya maruz kalan size Rostard’ın sözü ile “İstemez eksik olsun” diyorsa yeryüzünden göğe kadar haklıdır.

Fenerbahçe’nin şikayetçi olduğu başka bir konu aleyhine verilen penaltılardır, Fenerbahçe ligde yediği 14 golden 7 tanesini penaltıdan yemiştir. Son 10 haftada da yenilen üç golün üçü de yine penaltılardan gelmiştir.

28 Şubat 1999’da Lider Fenerbahçe deplasmanda 60 dakika 10 kişi oynayan Karabükspor’la golsüz berabere kalırken maçın hakemi Mustafa Çulcu, Fenerbahçe’nin Baliç’in ayağından kazandığı golü geçerli saymaz.

72. dakikada Karabükspor ceza sahasında yaşanan karambolde, top bir anda kaleci Veysel ile Baliç arasında kalır. Rakibinden daha atik davranan Veysel topu bloke etmek için plonjon yapar fakat tam olarak hakim olamaz. Topu söküp alan Baliç, Veysel’den sıyrılıp meşin yuvarlağı filelere gönderirken hakem Mustafa Çulcu, Baliç’İn kaleciye faul yaptığı gerekçesiyle golü saymaz.

7 Mart 1999’da Şampiyonu belirlemede büyük önem taşıyan karşılaşmada Galatasaray, Fenerbahçe’yi 2-0 yenerken gene olaylar vardır.

Maç öncesi statta eski açık tribününde kendilerine ayrılan yere, dolu olduğundan giremeyen 250 kadar Fenerbahçeli taraftar, G.Saraylılar’ın bulunduğu tribüne girmek zorunda kalırlar. Taraftarlar, köşede bayrak ve flamalarını çıkarınca olanlar olur. İki takım taraftarı birbirine şişe ve bozuk para atarlarken bazı taraftarlar izdiham nedeniyle bayılır.

Polis, Fenerbahçeli taraftarları çıkararak Fenerbahçe tirübünde polis için ayrılan yere oturtur. Sarı lacivertli taraftarlar oturdukları koltukları sökerek sahaya atarlarken yaklaşık 5 milyar liralık hasar meydana gelir.

Futbol Federasyonu, maçın hakemi Orhan Erdemir, gözlemcisi Ertuğrul Dilek ve federasyon temsilcisi Hasan Dindaroğlu’nun raporları doğrultusunda, her iki takım da disiplin kuruluna sevkedilip, savunmalarını istenir.

Dindaroğlu yazdığı raporunda, tribünlere sahte basılmış biletlerle girildiğinin belgelendiğini belirterek şunları yazar:

“Fenerbahçeli taraftarlar kendilerine ayrılan yerleri doldurup taşınca, emniyet güçleri tarafından sahanın içinden bir başka tribüne alındı. Bu esnada tüm koltukları kırdılar ve sahanın içine attılar. Galatasaraylıların ise tribünlerde renkli maytaplar, sis bombaları yaktılar.”

11 Mart 1999’da Galatasaraylı Hasan Şaş’ın Sakaryaspor ile oynanan Türkiye Kupası yarı final ilk maçına, doping içeren ilaç kullanarak çıktığı belirlenir. Köln’de yapılan idrar tahlilinde (A) numunesi dopingli çıkarken, (B) numunesinde de aynı sonuca varıldığı taktirde, 6 aydan 1 yıla kadar hak mahrumiyeti cezasına çarptırılması beklenmektedir. Kurallar gereği kulübe ceza verilmemektedir.

Sakarya-Galatasaray maçı sonrasında doping testine giren Hasan Şaş’ın idrarından alınan (A) örneği, Almanya’daki Köln Doping Merkezi’ne gönderilir. Köln’den, Futbol Federasyonu’na gönderilen raporda, Hasan Şaş’ın idrarında, doping maddesi içeren ilaçlarda bulunan ve kullanımı yasak olan “Efedrin” maddesine rastlandığı belirtilir.

Hasan Şaş:

“İdrar örneği alan federasyon doktorlarına, grip olduğum için bir gün önce Aferin ilacı aldığımı söyledim ve bunun rapora yazılmasını istedim. Ancak yazmadılar. Ben kasıtlı olarak dopig yapmış olsam, futbol hayatımı erkenden noktalamış olurum. Ben böyle bir şey yaparak rakip takımın oyuncularına saygısızlık bulunmam.

Ben Adana çocuğuyum. Biz şalgamla büyüdük. Benim dopingle kesinlikle işim olmaz. Böyle bir şey yapmış olsam ilk önce kendime ihanet etmiş olurum. Fatih Hocam da beni takımdan alırdı. Böyle bir işin ortaya çıkması beni bir hayli üzdü. Kendimi suçlu hissediyorum.”

Fatih Terim:

“Doktorun, Hasan’a ‘Aferin’ verdiğini biliyorduk. Bu durumu, maçtan önce ve sonra federasyon yetkililerine bildirdik. Aslında Hasan’ı o maçta oynatmayacaktım ama Hakan sakatlanınca oyuna almak zorunda kaldım. Birileri gene ortalığı karıştırmak istiyor. Yazık bu çocuğa. Çok masumane sebeple alınmış bir ilaç. Neden bu boyutlara getiriliyor. Olayda ne yanlış var? Çirkin saldırılara gerek yok.”

Burhan Uslu:

“Hasan Şaş’ın grip olduğu ve Aferin ilacı aldığı, Sakaryaspor maçı sonrasında idrar testi yapan doktorlara bildirildi. Ben, Sakaryaspor maçına gidemedim. Diğer doktor arkadaşımız Serhan Kurtulmuş olayı federasyon yetkililerine bildirmiş. “

Ali Dürüst:

“Kulübümüzün genç doktorları, maçtan bir gün önce hastalanan Hasan Şaş’a Aferin veriyor. Ama bu durum, doping kontrolü yapan doktora söyleniyor. O da, ‘Bir şey olmaz’ diyor.”

Fenerbahçe Kulubü Başkanı Aziz Yıldırım:

“Bu çok düşündürücü bir olaydır. Galatasaray gibi, Türk sporunun lokomotifi olan bir kulüpten böyle bir şeyin çıkması hiç de iyi bir olay değil. Türk sporu için bir lekedir. Akıllara başka sorular da gelebilir. Dost bir kulübün böyle bir olayda yaralanması bizi üzüyor.”

Fenerbahçe Kulübü Basın Sözcüsü Abdullah Kiğılı:

“Galatasaray’ın bundan sonraki tüm maçlarında doping kontrolü isteyeceğiz. Sağlık kurulunun sporculara verilmemesi gereken ilaçların listesini sezon başında kulüplere verir. Büyük bir kulüp böyle bir hata yapamaz. Olay çok vahimdir. Galatasaray’ın maçlarında göstermiş olduğu yüksek kondisyonun sebebi şimdi daha iyi anlaşılmaktadır”.

Fenerbahçe Yönetim Kurulu üyesi Necdet Ersoy:

“Bu olay G.Saray gibi kültürü ve büyüklüğü ile övünen bir camiaya yakışmamıştır. Ali Sami Yen stadının soyunma odalarına doping kontrolü vardır diye yazılmasının nedenini şimdi daha iyi anladık. Bu yazıları oraya yazacaklarına aynaya daha iyi baksınlar belki bir şeyler anlarlar. Bundan böyle G.Saray’ın her maçında doping kontrolü yapılmalıdır”.

Galatasaray Yönetim Kurulu ise yayınladığı bir bildiri ile Hasan Şaş’a verilen ilacın doping değil, tedavi amacını taşıdığını vurgular:

“Maç sonrası yapılan doping kontrolünde bu ilaçların verildiği futbolculumuz ve doktorumuz tarafından beyan edilmiştir. Bir gün sonra da bu hususlar yazılı olarak Türkiye Futbol Federasyon Sağlık Kurulu’na beyan edilmiştir. Sadece ülkemizde değil tüm dünyada soğuk algınlığına karşı sık kullanılan ve en etkin ilaçlarından biri olan A-ferin doping amacıyla değil, sadece tedavi amacıyla verilmiş bulunmaktadır.

Galatasaray Spor Kulübü olarak test sonuçlarına itiraz etmeyeceğimizi de şimdiden beyan ederiz. Zira kulübümüz bu ilacın tedavi maksatlı olarak futbolcuya verildiğini daha idrar örneği alınmadan şifai, alındığının ertesi günü ise yazılı olarak beyan etmiş bulunmaktadır. Türkiye Futbol Federasyonu Sağlık ve Hukuk Kurulları’nın yukarıda belirtilen hususları gözönüne alarak bu konuyu değerlendireceğini ve doping amaçlı bir kullanım olmadığını ortaya çıkartacağını umuyor ve bekliyoruz.”

16 Mart 1999’da Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), G.Saray-Fenerbahçe maçında tribünde yaşanan olaylar nedeniyle iki kulübe para cezası verir. PFDK, G.Saray’a 1 milyar lira, Fenerbahçe’ye de 750 milyon lira para cezası verilmesini uygun görür.

23 Mart 1999’da Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’ndan yapılan yazılı açıklamada, “17 Şubat’ta oynanan Sakaryaspor- Galatasaray Türkiye Kupası maçında doping içeren madde kullandığı tespit edilen Hasan Şaş’a 6 ay müsabakalardan men cezası verilmiştir” denilir.

PFDK, Hasan Şaş’ın doping içeren madde kullanmasını sağlayan ve dopingli olduğunu bildiği halde bunu engellemeyen Galatasaray Kulübü Doktoru Serhan Kurtulmuş’a da bir yıl hak mahrumiyeti cezası verir.

Hasan Şaş;

“Doping içeren madde olduğunu bilmediğim bir ilaç aldım ve başıma bunlar geldi. Böyle ceza alacağımı bilseydim gerçeğini alırdım. Benimle uğraşanlar rahatlamış oldular. Çok yıprandım ama sağlık olsun. Genç bir insanım, bunu da atlatırım.”

Yönetici Ateş Ünal Erzen, Hasan Şaş’a verilen 6 aylık cezanın çok yüksek olduğunu belirterek, “Hastalık amacıyla alınmış bir ilaç. Cezası olacaktır ama bu kadar yüksek değil. Biz savunmamızı hazırlayıp, Tahkim Kurulu’na başvuracağız” der.

24 Nisan 1999’da Fenerbahçe, mutlak bir penaltısının verilmediği maçta deplasmanda Gaziantepspor’la 2-2 berabere kalırken evsahibi takımın çok sert futboluna ve yıldırma taktiğine hakem Metin Tokat sessiz kalır. İlyas’la çarpışan Erol’un burnu kırılır.

Joachim Löw;

“Neredeyse tüm takım sakatlandı. Bir türlü tam kadro çıkaramıyoruz. Üstelik kadromuz da yetersiz. Bana da yapacak fazla birşey kalmıyor”.

Futbol Federasyonu’nun 6 Mayıs 1999 tarihinde yaptığı toplantıda Haziran ayından itibaren 5. yabancının transfer edilmesini onaylanır. Ulusoy, UEFA Kupası’na katılacak ikinci takımı belirlemek için Türkiye Kupası’nda yarı final oynayan MKE Ankaragücü ile Sakaryaspor arasında bir maç yaptırmayı planladıklarını belirterek, “Ancak UEFA’nın, İsrail’de yapılan son toplantısındaki karara göre, bu kupaya, lig sıralamasında 3. ve 4. sırayı alan takımları göndermemiz gerekiyor. Bu konuyu da toplantıda ele alacağız” der.

10 Mayıs 1999’da ligde şampiyonluk trenini kaçıran Fenerbahçe, oynanan 31 maçta 52 sarı 5 kırmızı kart görerek bir rekora imza atmıştır. Fenerbahçe’nin kart rekortmeni Mustafa Doğan 8 sarı kart görürken üç kez cezalı duruma düşmüştür. 6 sarı 1 kırmızı kart gören Murat Yakın’da listede ikinci sıradadır. Son olarak Bursaspor’da karşılaşmasında kırmızı kart gören Baliç’e 2 maç ceza gelir.

14 Mayıs 1999’da Şampiyonluğu garantilemek üzere olan Galatasaray, Ankaragücü deplasmanından 2-1’lik galibiyetle döner. Burak, ilk yarının uzatma dakikalarında Galatasaray’ı 1-0 öne geçirdiği golde ofsayt pozisyonundadır.

Ankaragücü’nün savunma oyuncusu Faruk Salman, Galatasaray maçında önce sırtını ısırıp, ardından maç çıkışı kendisine kafa atan Vedat için, “Ona tasma takın.. Çünkü başkalarını da ısırabilir” diye konuşur. Faruk’a “geçmiş olsun” diyen takım arkadaşları, ısrarla “Kuduz aşısı” olması telkininde bulunurlar.

15 Mayıs 1999’da Fenerbahçe, Hakem Sadık İlhan’ın çığırından çıkardığı maçta Kocaelispor ile berabere kalır.

Hakem Sadık İlhan son 2 dakika içinde Dimas ve Sergen’i kırmızı kartla oyun dışı bırakır.

Sadık İlhan, Kocaelispor golü öncesi Osman’ın Sergen’e yaptığı faulleri görmezlikten gelir. Sarı kartı olan Zeki’nin Moldovan’a attığı tekmeleri de aynı şekilde görmezlikten gelerek kendisini ihraç etmez. Daha sonra da rakip ceza sahası içinde Sergen’e yapılan faulde penaltıyı çalmaz.

Maçın bitimiyle birlikte Fenerbahçe Stadı savaş yerine döner, hakem üçlüsü; Sadık İlhan, Kenan Altınsaat ve Sami Şamar karşılaşmanın bitimi ile birlikte saldırıya uğrarlar.

Sahaya giren bir taraftarın hakemi yumruklamasına güvenlik güçleri engel olurken, Fenerbahçeli futbolcular da Sadık İlhan’ın çevresini sararak uzun süre protesto ederler. İlhan ve yan hakemleri soyunma odasına giderken, tribünlerdeki taraftarlar koridora uzanan tenteyi parçalarlar. Bu arada koridorda da bazı taraftarlar hakemlere saldırmaya çalışırlar. Hakem üçlüsü ise uzun süre bekledikten sonra polis minibüsüyle staddan uzaklaştırılır.

Aziz Yıldırım, Sadık İlhan’a küfür eden Sergen ve maçtan sonra hakemlere saldıran Moldovan’ın da Disiplin Kurulu’na sevk edilirler. Hakem ve gözlemci raporlarında olaylar ayrıntılı bir şekilde yazılırken, bu rapor doğrultusunda Fenerbahçe’nin sahasının kapatılması, Yıldırım’a en az 3 ay hak mahrumiyeti, Sergen’e 2, Moldovan ise 3 ile 6 maç arası ceza verilmesi beklenmektedir.

Fenerbahçe yönetimi, Kocaelispor maçında yaşanan olaylardan sonra ayağa kalkar. Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy ve MHK Başkanı Hilmi Ok’a savaş açan yönetim, çete suçlaması yaptığı bu ikiliyi devirmeyi planlamaktadır. İlk olarak, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı’na Ulusoy ile Ok’u şikayet edilecektir.

Başkan Aziz Yıldırım, iki kurumu da “teşkilat” olmakla eleştirirken;

“Bugüne kadar huzur ortamı olmasını düşünüyor ve susuyorduk. Ama artık gerekirse kavga, gerekirse kaos çıksın, durmayacağız. Her türlü mücadeleyi yapacağız. Fenerbahçe’nin hakkını bunlara yedirmeyeceğiz.

Son Galatasaray maçlarında tekmeler havada uçuştu, ama en ufak bir kart görmedik. Bizim Karabük’te attığımız gol sayılmıyor, aynı golü bir hafta sonra Galatasaray atınca normal oluyor. Kocaelili futbolcuların sertliğini herkes gördü. İkinci kart hakemin cebinden çıkmadı. Sergen’i oyundan atarken hiç mi vicdanı sızlamadı? Futbolcumuz gole giderken düşürülüyor, hem kırmızı kart, hem de faul vermesi lazım, devam diyor. Tetikçi sahadaydı.”

Basın Sözcüsü Abdullah Kiğılı;

“Bu federasyon ile bu işlerin yürümeyeceği belli oldu. Bundan sonra bütün icraatlarını takip edeceğiz. Her hafta MHK’nin hakemlerini de takip edeceğiz ve karşılarında olacağız. Artık sessizliğimizi korumayacağız”.

Galatasaray’da Vedat, A.Gücü maçındaki hareketleri nedeniyle Florya’da teknik direktör Fatih Terim tarafından sorgulanır. Faruk’un maçta sürekli kasıtlı olarak Hakan ve Burak’a vurduğunu belirten Vedat, “Ben Faruk’a ‘Neden sert oynuyorsun’ diye sordum. O da bana, ‘Sana ne oyununa bak’ diye karşılık verdi. Yine bir korner atışında, normal olarak itiş kakış oluyordu. O sırada dönüp bana ana avrat küfür etti. Maçı annem de seyrediyordu. Çok sinirlendim ve ısırdım. Maçtan sonra soyunma odasının dışında karşılaştık, bana el hareketi yaptı. Ben de kendimi tutumadım ve kafa attım” savunmasını yapar.

Vedat’ın, vatani görevini sürdürdüğü askeri birliğinde de hakkında rapor hazırlandığı ve büyük olasılıkla askeri mahkemeye çıkartılacağı beklenmektedir.

Mayıs 1999’da TFF – Fenerbahçe savaşı kızışmaya başlar. Fenerbahçe yönetimi, Kocaelispor maçında yaşanan olaylardan sonra, sezon başından beri sürdürdüğü uzlaşmacı tavrı bırakır. 17 Mayıs 1999 tarihli Hürriyet’ten:

Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy ve MHK Başkanı Hilmi Ok’a savaş açan yönetim, çete suçlaması yaptığı bu ikiliyi devirmeyi planlıyor. Sarı lacivertli yönetim ilk etapta, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı’na Ulusoy ile Ok’u şikayet edecek. Sarı lacivertli camianın da bu iki kurum ve başkanına tavır alması için kampanya başlatılacak.

Bu sezon ilk kez federasyon ve hakemler aleyhine açıklamalarda bulunan Başkan Aziz Yıldırım ile federasyonun yolları da ayrıldı. Ali Şen döneminden sonraki uzlaşmacı tutum yeniden kavgaya dönüştü. Önümüzdeki günlerde Fenerbahçe ile federasyon arasındaki söz düellolarının ve zıtlaşmaların sürmesi bekleniyor.

Havuz ihalesi konusunda da federasyona tavır almayı planlayan Fenerbahçe yönetimi adına bugün Basın Sözcüsü Abdullah Kiğılı’nın basın toplantısı yapıp, bu sezon yaşanan hakem olaylarıyla ilgili belgeli açıklamalarda bulunması bekleniyor. Öte yandan üç büyük kulübün havuz ihalesiyle ilgili toplantısında da Fenerbahçe, isteklerinden ödün vermeyecek.

17 Mayıs’ta Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, yöneticiler Abdullah Kiğılı ve Ali Yıldırım’ın federasyon hakkındaki “bunlar çete” açıklamalarına tepki gösterir. Ulusoy, “bizi hedef göstermesinler. Onların söylediklerine tavuklar bile gülüyor. Bizim olduğumuz yerde çete olmaz, çeteyi içlerinde arasınlar” der.

Aynı tarihte, naklen yayın ihalesi öncesinde, G.Saray, Fenerbahçe ve Beşiktaş kulüp başkanları ve yöneticileri, Trabzonspor Kulübü Başkanı’ndan da vekalet alarak Akaretler’deki Beşiktaş Kulübü’nde bir araya gelirer. Toplantıya Beşiktaş Kulübü Başkanı Süleyman Seba, Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, Basın Sözcüsü Abdullah Kiğılı, Galatasaray Kulübü Başkanı Faruk Süren ile sarı kırmızılı yöneticilerden Ateş Ünal Erzen ve Ali Dürüst katılır. Beşiktaş, Galatasaray, Trabzonspor ve Fenerbahçe Kulüpleri adına konuşan Faruk Süren, Futbol Federasyonu’na defalarca çektikleri ihtarnameye rağmen, ihale şartnamesinde dört büyük kulübün havuz sisteminde yer almayacağına dair hiçbir açıklama yapılmadığını kaydeder.

Süren dört büyük kulübün havuz sisteminde olmayacağını bir kez daha vurgular.

18 Mayıs 1999’da Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu resmi bir yazıyla Fenerbahçe Kulübü’ne, ‘‘Aziz Yıldırım ne demek istediğini açıklasın’’ diye sorar.

Federasyon yönetim Kurulu Üyesi İsmail Dilber;

“Sayın Yıldırım neyi niçin söylediğini çok iyi hesaplamak zorundadır ve bu çete ithamını en kısa sürede açıklamak zorundadır”.

20 Mayıs 1999’da Fenerbahçe Yönetim Kurulu bir deklarasyon yayınlayarak Futbol Federasyonuna cevap verir. Futbol Federasyonunun başında seçimle getirilmiş bir diktatör olduğununa temas eden bildiride şöyle denilir;

“Sayın Ulusoy kavramları hep birbirine karıştırmaktadır. ‘Çeteler oluştuğu’ tabirine alınganlık gösterdiği gibi, her tenkidi şeref ve haysiyete saldırı olarak yorumlamaktadır. Kısacası Sayın Ulusoy’a itimadımız kalmamıştır. Tez elden görevini erbabına bırakması gerekmektedir.

Şu anda Türkiye Futbol Federasyonu’nun başında seçimle getirilmiş bir diktatör oturmaktadır. Kulüplerimizi büyükler ve Anadolu takımları diye bölmüştür”.

Birinci Futbol Ligi maçlarının naklen yayınıyla ilgili ihale 20 Mayıs 1999 tarihinde yapılır. Futbol Federasyonu’nun 4. Levent’teki binasında gerçekleştirilen ihalenin ikinci turunda 120 milyon 500 bin ABD Doları veren Tele On, 1999 – 2000 ve 2000 – 2001 sezonunda oynanacak karşılaşmaların yayın hakkını alır. İhaleyi kazanan Tele On, vergiler ve Futbol Federasyonu’nun payı ile birlikte, ilk yıl için 155 milyon dolar ödeyecektir. İki yıllık toplam maliyet ise 320 milyon doları bulacaktır.

Televizyonlardan canlı yayınlanan ihaleye, Galaksi, İnterstar, Tele On, CINE5 ve Fun kuruluşları katılır. İhalenin ilk turunda en düşük teklifi veren Fun, elenir. İkinci tura katılan 4 yayın kuruluşu, toplam 40 defa fiyat artırımına giderler. İlk turda verilen en yüksek fiyat olan 110 milyon 650 bin ABD doları ile başlayan ikinci turda, yayıncı kuruluşlar en az 100’er bin ABD doları artırımla ihaleye devam ederler.

İkinci turda CINE5 yetkilileri, Galaksi TV’nin 115 milyon ABD dolarlık teklifinin ardından ihaleden çekildiklerini açıklarlar. Galaksi TV’nin 118 milyon 800 bin ABD doları teklifini İnterstar TV 100 bin dolar artırır. Daha sonra da Teleon TV’nin 120 milyon 500 bin ABD dolarlık teklifi karşısında Galaksi TV ihaleden çekildiğini açıklar. Ardından İnterstar’ın da ihaleden çekilmesiyle Tele On, Futbol Federasyonun açtığı ihaleyi kazanmış olur.

22 Mayıs 1999’da Fenerbahçe Teknik Direktörü Joachim Löw;

“Hakem hatalarına karşı konuşmak gerektiğini geç öğrendim. Ben yıllarca Almanya’da futbol oynadım ve sorumluluk aldım. Benim ülkemde hakemler ve federasyon aleyhine hiç kimse konuşamaz, hakkını arayanlar kanuni yollara başvurur. Biz sustukça kaybettik.”

23 Mayıs 1999’da Antalya deplasmanından 1-1’lik beraberlikle dönen Galatasaray 3 üncü şampiyonluğuna ulaşırken Beşiktaş ikinci olarak Şampiyonlar Ligi’ne katılmaya hak kazanır. Fenerbahçe ise tarihinde ilk kez açık farkla lider bitirdiği bir ilk yarının ardından sezonu üçüncü olarak kapatır.

25 Mayıs 1999’da Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, Kocaelispor maçı sonrası Fenerbahçe Kulübü’ne olaylar nedeniyle 2.5 milyar, hakeme tekme vurduğu için Moldovan’a 5 maç ve hakeme hakaret eden Sergen’e de 2 müsabakadan men cezası verir.

Ankaragücü maçında rakip takım futbolcusuna fiili saldırıda bulunan Vedat İnceefe de 6 ay resmi maçlardan men cezası alır.

28 Mayıs 1999’da Profesyonel Futbolcular Dernegi yaptigi yazili aciklamada Futbol Federasyonu’nun 1 – 2 Haziran tarihlerindeki genel kuruluna katilmayacaklarini açıklar:

“Futbol Federasyonu 5 yabancı kararını onaylayarak, Türk Futbolu’na en büyük ihaneti yapmıştır. Haluk Ulusoy ve arkadaşları, iki kulüp başkanının oyuncağı olmuş ve adeta onların robotu gibi hareket etmişlerdir. Türk futbolcusunun önünü kesen, yeşermeye başlayan Türk futbolunun gençlerini karanlığa sürükleyen Futbol Federasyonu’nun aldığı 5 yabancı kararından dolayı, 1 ve 2 Haziran tarihlerinde yapılacak Futbol Federasyonu Genel Kurul Toplantısı’na iştirak etmeme kararI aldık.”

Ulusoy – Spordan Sorumlu Bakan zıtlaşmalarının ikincisi (ilki Yücel Seçkiner) yeni bakan Fikret Ünlü ile gerçekleşir. Devlet Bakanı Fikret Ünlü, 2 Haziran tarihindeki Futbol Federasyonu Mali Kongresi’nde yaptığı konuşmada, “Federasyon, yayın ihalesindeki uyarılarımı dikkate almamış ve olayın sosyal boyutunu gözardı etmiştir” der.

Ünlü şöyle devam eder:

“Özerk federasyonun, futbolun yaygınlaştırılması ve sevdirilmesi ile ilgili görevleri arasında yer alan, maç yayınlarını sosyal boyutundan, halk boyutundan soyutlayarak ele almış olması çok düşündürücüdür. Futbol Federasyonu, bu görevini ihmal etmiştir. Yayın ihalesini uyarılara rağmen büyük hevesle yapmak yolunu seçmiştir. Bu konularda yasal telkin görevimi, gözetim görevimi sonuna kadar yerine getirdim, ancak başarılı olamadım. Takdirini kamuoyuna bırakıyorum. Gelir düzeyi düşük yörelerimiz, özellikle de Güneydoğu için şifresiz yayın sağlanması konusunda ısrarlıyım.”

Aziz Yıldırım, 8 Haziran 1999’da Ulusoy federasyonundan ilk cezasını alır. Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, olaylı Kocaelispor maçı sonrasında yaptıkları açıklamalar nedeniyle, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’a 3 ay, Futbol Şubesi Sorumlusu Ali Yıldırım’a da 1 ay hak mahrumiyeti cezası verir.

Kötü ve küfürlü tezahürat konusuna çözüm arayışları ise sürmektedir o yıllarda da.

Temmuz 1999’da Kuşadası’nda yapılan Uluslararası Futbol Hakem Semineri’nde konuşan MHK Üyesi Bülent Yavuz, çirkin tezahüratın önüne geçmek için hakemlerin üzerlerine düşen görevi yerine getirmelerini isterken, Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy da, “Küfürün kökünü en sert tedbirlerle kazıyacağız” demektedir.

Bülent Yavuz hakemlerden talimatnamenin 27. maddesini eksiksiz uygulamalarını ve daha cesur olmalarını ister:

“Seyircilerin oyuna fiili müdahalesi olmaksızın, edebe aykırı tezahüratların hakem ve oyuncuları etkilemesi halinde üç aşama uygulanacak. Önce hakem oyunu durdurup anons yaptıracak. Aynı davranışlar sürerse, ikinci kez maçı durdurup, iki takım kaptanından yardım isteyecek. Tüm bu çabalara rağmen kötü tezahürat devam ederse, hakem oyunu bir kez daha durdurup soyunma odasının yolunu tutacak ve her iki kulüp başkanından seyirciye çağrı yapmasını isteyecek. Bunlar da başarısız olursa, müsabakayı iptal edecek ve maç 24 saat sonra seyircisiz olarak tekrarlanacak.”

5 Temmuz 1999’da, kaybedilen şampiyonluğun ardından yeni sezonu Ogün, Abdullah, Alpay, Johnson, Preko, Oulare gibi iddialı transferlerle ve Rıdvan Dilmen’in yönetiminde şampiyonluk parolasıyla açan Fenerbahçe’de Başkan Aziz Yıldırım, bir önceki sezon yaşanan hakem olaylarına bu kez göz yummayacaklarını belirtir;

“Ulusoy taraf olmazsa, bize karşı komplo görmediğimiz sürece kavga etmeyiz. Fenerbahçe’nin hakkını kimse yemeye kalkmasın. Yoksa bunun hesabını sorarız. Federasyon başkanı hakem atamalarında etkili oluyor.

Böylesine büyük transferler yapmamızın sebebi, sahada güçlü olup, saha dışı olayları bile burada yenmek içindir. Ancak dış etkenlerle sahada baş edemezsek, saha dışında üzerlerine çökeriz. Avrupa’da her takımla başedebilecek seviyeye geldik. Rıdvan Dilmen ve ekibi takıma çok hakim”.

25 Temmuz 1999’da, daha lig başlamadan TSYD Kupası maçında ortalık gerilir. Fenerbahçe, Galatasaray ile 1-1 berabere kalırken Johnson’un kaburgası kırılır ve sevkedildiği hastanede sol böbreğinde de kanama olduğu ve iki gün daha yatması gerektiği açıklanır.

Johnson, sakatlandığı pozisyonda Hagi’nin kasıtlı hareket yaptığını iddia ederek, “bu onunla son karşılaşmamız olmayacak. Gaziantep’teyken de aynı şeyleri yapmıştı. İlk maçta hesaplaşacağız” der.

Rıdvan Dilmen;

“Bir futbolcunun kaburgası göğsüne yediği diz nedeniyle kırılıyorsa şaşırmak gerekir. Bana göre hareket kasıtlıydı. Bu tip olaylar çok üzücü. Benim de futbol hayatım böyle sakatlıklarla bitti”.

Galatasaray tribünleri Fenerbahçe’ye transfer olan Alpay’a ve eşine 90 dakika küfür ederlerken Alpay maç sonunda Taffarel ile tartışır. Fatih Akyel, topsuz alanda attığı tekme sebebiyle kırmızı kart görür.

Faruk Süren, Alpay’a ve edilen küfürlere tepkilidir;

“Alpay, Taffarel’i adeta öldürme teşebbüsünde bulundu. Hakem direk kırmızı kart göstermeliydi. Bu çocuğa ne oluyor? Bu kadar hırsının sebebi nedir? Bu sene hakemlerden çok çekeceğimiz var. Çok formsuzlar. Anlaşıldı ki bizi dördüncü kez şampiyon yapmak istemiyorlar.

Saha kapatmak caydırıcı olmaz. Seyirci 10 bin kilometrelik sahaya da gider taşkınlığını orada da yapar. Bu tip olayları önlemek için maçları seyircisiz oynatmak gerekir. Bu ceza, formaya, takıma bakmaksızın verilsin. Küfürü yapan G.Saray ise bize verilsin. Hem de bir değil 5, 10 maç seyircisiz cezası verilsin.”

26 Temmuz 1999’da Fenerbahçe, yayınladığı basın bildirisinde, G.Saraylı futbolcu ve yöneticileri sert bir dille eleştirip, TSYD maçında çıkan olaylarda, ezeli rakiplerini sorumlu tutar:

“G.Saray yavuz hırsız gibi. Hem suçlular, hem de güçlü görünmek istiyorlar. Oyuncularını Fenerbahçe’ye karşı olumsuz yönde motive etmekte, sahada son derece kabul edilmez sertlikler yapıp, oyunu çığırından çıkartmakta, hakeme tahakküm etmekte, seyirciyi tahrik etmekte ve müsabaka sonrasında da sütten çıkmış ak kaşık rolüne soyunarak, psikolojik savaş vermektedir.

Biz, G.Saray’ı temsil edenlerin tedavi edemedikleri Fenerbahçe fobisine bir anlam veremiyoruz. Fenerbahçeli oyuncuların kaburgasını kıran, yerde iken tekme atan oyuncuların, maç sonrası suçlamalarını da evsahibinden baskın çıkma gayreti olarak görüyoruz.

Ayrıca, G.Saray yönetimine de olayı kendileri çıkarıp, sonra rakibi suçlama yöntemlerine son vermesini ve amigo yöneticileri kendi bünyelerinde aramalarını tavsiye ediyoruz.”

Ulusoy federasyonu Ağustos 1999’da Galatasaray Spor Kulübü’ne, Şampiyonlar Ligi’nde oynayacakları ve rakipleriyle eşit şartlarda yarışabilmeleri için iki ekstra yabancı daha alabilme izni verir.

Ne ilginç değil mi? Oysa yıllar sonra Fenerbahçe’nin bu konudaki talebini görüşmeye dahi gerek duymaz aynı Ulusoy.

İlgili yazılar:

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15

HALUK ULUSOY DOSYASI – 5

leave a comment »

3 Kasım 1998’de Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, ligin 9’uncu haftasında oynanan Samsunspor maçında rakip takımın futbolcusu Cenk’in suratına tüküren ve bu hareketi gözlemci raporlarında yer alan Galatasaraylı Filipescu’ya iki resmi müsabakadan men cezası verir.

Almanya’nın Dortmund kentinde sadece üç kişinin çalışacağı Avrupa bürosunun açılışına Futbol Federasyonu tam 50 kişilik ekiple gitmeyi planlamaktadır.Dortmund’da 12 Kasım’da yapılacak Erdal Keser yönetimindeki büronun açılış törenine, federasyonun yönetim ve hukuk kurulları üyelerinin yanı sıra, diğer kurulların başkanları, teknik adamlar, başkan danışmanları ve konuklar katılacaktır.

Katılması beklenen isimler;

Haluk Ulusoy (Başkan), Nevzat Ergüney, Rahmi Magat, Nihat Saydan, Fethi Heper, Ali İpek, Selami Özdemir, Mukan Perinçek, Ufuk Özerten, Orhan Saka, İsmail Dilber, Şeref Has, Suat Mamat (Yönetim Kurulu üyeleri), Kemal Kaya, İsmail Özersin, İlhan Yalçın, Kemal Kapulluoğlu, Cansel Çevikol, Şekip Mosturoğlu (Hukuk Kurulu üyeleri), Engin Berker (Denetleme Kurulu başkanı), Türker Arslan (Tahkim Kurulu başkanı), Hilmi Ok (MHK Başkanı),Talay Şenol (Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu Başkanı), Aydın Torunoğlu (Genel Sekreter), Gıyasettin Şenman, Gürel Toraganlı, Haldun Kozakoğlu, Çetin Güler (Genel Sekreter yardımcıları), Metin Kazancıoğlu (İcra Kurulu Koordinatörü), Şükrü Yazıcıoğlu, Nuri Tayanç, Hüsnü Hayali, Mehmet Yılman, Ali Alemdar, Burhan Satır, Serdar Güzelaydın (Başkan danışmanları)

4 Kasım 1998’de Galatasaray Yönetim Kurulu, Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’nun Samsunspor maçında Cenk’e tüküren Filipescu’ya verdiği 2 maçlık ceza için Tahkim Kurulu’na itiraz başvurusunda bulunur.

Basın Sözcüsü Ali Dürüst;

“Fenerbahçeli Uche de aynı hareketi yaptı. Ancak hiçbir ceza almadı. Ayrıca bir başka maçta bizim futbolcumuz Okan’a kasti olarak yumruk atıldı. Yine bir ceza verilmedi. Biz Filipescu’ya verilen cezayı şikayet etmiyoruz. Çifte standarttan şikayetçiyiz”.

6 Kasım 1998’de 10 haftada 4 üncü deplasmandaki Cuma maçını oynayan Fenerbahçe, Antalya deplasmanından 1-0’lık yenilgiyle dönmektedir.

11 Kasım 1998’de G.Saray Teknik Direktörü Fatih Terim Futbol Federasyonu’nun Trabzonspor maçını pazar gününe almasına tepki gösterir;

“Böyle giderse her gün maç oynayacağız. Futbolda ülkemizi Avrupa’da temsil eden tek takım G.Saray. Önce Trabzonspor, ardından Adanaspor ile kupa, daha sonra ligde Sakaryaspor ve Juventus’la Şampiyonlar Ligi maçı. Federasyondan anlayış bekliyoruz”.

15 Kasım 1998’de Galatasaray, sahasında Trabzonspor’a 5-3 yenilir. Skoru 1-1’e getiren Galatasaray’ın golünde Okan’ın vuruşunda top Ogün’e çarpar ve ağlara doğru yöneldi. Top tam çizgi üzerindeyken yetişen Recep tehlikeyi uzaklaştırır ancak orta hakem Serdar Tatlı, yan hakemi Aykut Gümülü’nün devam demesine rağmen topun tamamının çizgiyi geçtiğini belirterek golü verir.

Maç sonrası Serdar Tatlı, “Gol kararında hatalıyım. Televizyondan gerçeği gördüm. Ancak, yanlışı değiştirmek artık elimde değil. Yardımcılarımla bu tip pozisyonlar için önceden bazı işaretler konusunda anlaştık, o anda Aykut Gümülü’nün kolunu kaldırarak bana gol işareti verdiğini sandım.”

Trabzonspor ve G.Saray taraftarları maçtan önce birbirine girerlerken bordo mavili taraftarlar statta kendilerine az yer ayrıldığını belirtip 200 koltuğu kırıp sahaya atarlar.

Beşiktaş, Samsun deplasmanından 3-0 galibiyetle dönerken Alpay, maçı sırasında yardımcı hakem Ali Rıza Çakmak’ın Oktay’ın attığı golü ofsayt gerekçesi ile iptal edip ardından küfür ettiği iddiasındadır.

Merkez Hakem Kurulu (MHK) Başkanı Hilmi Ok, iddiaları incelediklerini söyler. Daha sonra Ali Rıza Çakmak’a 4 ay ceza verilir.

20 Kasım 1998’de 12 haftada 5 inci deplasmandaki Cuma maçını oynayan Fenerbahçe bu kez Altay karşısında son 10 dakikada attığı 3 golle 4-0 galip gelir.

Galatasaray, Sakarya deplasmanından golsüz beraberlikle döner. Maçın 32. dakikasında Tugay, daha önce tartıştığı Sergio’yu faulle durdurur. Hırsını alamayan Tugay Brezilyalı futbolcuyu iterek düşürür. Sergio’nun düşerken Tugay’a hareket yapması üzerine hakem Erdal Güleç iki futbolcuyu da oyundan atar.

Juventus karşılaşması sebebiyle, Beşiktaş – Galatasaray maçı Futbol Federasyonu tarafından ileri bir tarihe ertelenir.

24 Kasım 1998’de Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Yücel Seçkiner, Mete Kılıç ve Hadi Türkmen’in istifalarıyla boşalan başkan vekillikleri için Futbol Federasyonu’nu, 22-23 Aralık‘ta Olağanüstü Genel Kurul’a çağırır.

29 Kasım 1998’de Fenarbahçe, sezonun en iyi futbollarından birisini oynadığı karşılaşmada Kadıköy’de Bursaspor’u 4-1 yener. 1-0 öndeyken soldan gelen ortaya yükselen Högh’ün kafa şutunda kaleci Şenol topu güçlükle uzaklaştırır, ardından gelen şutu ise Bursa kalecisi topu çizgi üzerinde bloke eder. Ancak Hakem İbrahim Aksoy, yardımcısı İlhami Sayılan’ın hatalı kararına uyarak top çizgiyi geçmediği halde golü verir.

30 Kasım 1998’de Hürriye Gazetesi’nden Turgay Şeren’in yazısı:

Hilmi Ok benim takım arkadaşımdır. Çok iyi bir G.Saraylıdır. Çok da iyi bir sportmendir. Şimdi bir özellik olan namus onda dört dörtlüktür. Ve şu anda da MHK’nin başkanıdır. Bir iki kez onu uyardım. Bundan önceki MHK’de iki arkadaşının çıkarılmasına göz yumdu. Nedenini bilmiyorum. Oysa onun da arkadaşlarıyla birlikte masayı terketmesi şarttı. O zaman daha da büyürdü.

Fenerbahçe-Bursaspor maçı. Televizyondan izledim. Daha kaleci kurtarırken, yani pozisyonun tekrarı olmadan ben ekran başında, ‘‘Bu gol değil’’ dedim. Yan hakem ve orta hakem İbrahim Aksoy gözlerini bağlamış olmalılar ki, gol kararı verdiler. Maç 1-0’ken oldu mu 2-0. Sonrasını hep beraber izledik. Fenerbahçe gene belki maçı kazanırdı, çünkü iyi oynuyordu. Şimdi gözüken tablo şu: Bursaspor’u hakemler yaktı.

Bu senaryo, yani Fenerbahçe’nin hiç alakasız bir anda alakasız bir şekilde ve son derece ihtiyacı yokken ve çoğu zaman skoru değiştirmekten uzak lehine verilen hatalı bir hakem kararı yıllar sonra bile benzer şekilde konuşulmaya devam edilecektir.

11 Aralık 1998’de Futbol Federasyonu seçimlerine mafyanın karıştığı şeklindeki bir yazıyı ihbar kabul eden İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı, Organize Suçlar ve Silah Kaçakçılık Şube Müdürlüğü’ne talimat vererek konunun araştırılmasını ister.

Organize Suçlar ve Silah Kaçakçılık Şube Müdürlüğü ekipleri, başlatılan soruşturma çerçevesinde Trabzonspor Kulübü Başkan Yardımcılarından Atilla Yıldırım’ı gözlem altına alır. Ayrıca, aynı konuya ilişkin, halen cezaevinde tutuklu bulunan Sedat Peker’in yakın adamlarından olduğu ileri sürülen Mecnun Otyakmaz da yakalanır.

Atilla Yıldırım’ın, 4-5 Eylül 1997 tarihlerinde yapılan Futbol Federasyonu Başkanlığı seçimlerini Abdullah Kiğılı’nın yerine Alp Yalman’ın kazanmasını isteyen Alaattin Çakıcı’nın talimatıyla devreye girdiği ileri sürülmektedir. Çakıcı’nın talimatı üzerine harekete geçen Yıldırım’ın, Abdullah Kiğılı’nın Futbol Federasyonu Başkanı seçilmesinin ardından da aleyhinde propagandaya başladığı iddia edilmektedir. Yıldırım’ın, Çakıcı’nın talimatını dönemin Futbol Federasyonu Başkan Yardımcısı Haluk Ulusoy ile DYP Elazığ Milletvekili Mehmet Ağar’a da ilettiği, Mehmet Ağar’ın da seçimlerin yenilenmesi için dönemin spordan sorumlu Devlet Bakanı’nı aradığı öne sürülmektedir.

Abdullah Kiğılı, çeşitli baskılar nedeniyle, 5 Eylül 1997 tarihinde devraldığı Futbol Federasyonu Başkanlığı görevinden, yaklaşık 2 ay sonra 3 Kasım 1997 tarihinde istifa etmiştir.

Kiğılı döneminde Futbol Federasyonu Başkan Yardımcılığı görevini Mete Kılıç ile beraber yürüten Haluk Ulusoy ise 4 Kasım 1997 tarihinde Abdullah Kiğılı’dan boşalan Federasyon Başkanlığı’na getirilmiştir.

Soruşturma kapsamında federasyonun eski yönetim kurulu üyesi Hadi Türkmen’in ifadesine başvurulur. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gelerek soruşturma savcısı Hasan Eker’e ifade veren Türkmen yaptığı açıklamada “Demokratik olarak seçildiğim bir görevden, demokratik olarak kalma imkanım elimden alındığı için ayrıldım” der.

12 Aralık 1998’de Şampiyonlar Ligi’ne deplasmandaki 1-0’lık Atletico Bilbao yenilgisiyle veda eden Galatasaray, sahasında Antalyaspor’u 3-1 yenerken hakem Kazım Erçakır’ın ilk yarının son dakikasında Galatasaray lehine verdiği penaltı kararı son derece yanlıştır. Atışı kullanan Hagi topu üstten auta gönderir. Galatasaray’ın 3.üncü golü de net bir şekilde ofsayttır.

Fenerbahçe, İstanbulspor’u 2-0 yenerken maçın 63 üncü dakikasında, Fenerbahçe 1-0 öndeyken Mustafa Doğan’ın müdahalesi sonucu İstanbulspor’lu Güven’in ayağı kırılır. Hakem Serdar Çakır bu pozisyonda kartını kullanmaz. Daha sonra kontrolü kaybeden Çakır, kasıtlı fauller yapan İstanbulspor’dan K.Hakan, Timur, Halilagiç, Fenerbahçe’den Dimas’a kırmızı kartını çıkaramaz.K.Hakan’ın tekmesinden son anda kaçan Murat Yakın, ayağını kırılmaktan güç kurtarır.

Güven;

“Mustafa ağabeye kırgın değilim, kasıtı yoktu. Kendisine kırgın değilim.”

Mustafa Doğan;

“Maç akşamı olayın etkisinden sabaha kadar gözüme uyku girmedi. Tekrar tekrar özür diliyorum”.

Güven’i ziyaret eden Hakan Şükür;

“Gece hastaneye koştum. Yüzündeki ifadeyi görünce gözyaşlarımı tutamadım. Allah kimsenin başına vermesin. Böylesine görüntüler sahalarımızdan uzak kalsın.”

Galatasaray, konuyla hiç alakası olmayan bir şekilde, Fenerbahçe – İstanbulspor maçındaki olayları örnek göstererek, Filipescu’ya verilen cezayla ilgili örneklemeler yapar.

Başkan Faruk Süren, Mustafa Doğan’a ebedi boykot verilmesi gerektiğini belirterek;

“Bu hareket sokakta yapılsa, polis devreye girer. Acaba Filipescu’nun tükürüğünü görenler, Mustafa Doğan’ın tekmesini, Balic’in dirseğini gördüler mi ? Şimdi kimseden ses seda yok. Fenerbahçeli futbolculara ne gibi cezalar gelecek, çok merak ediyorum. Mustafa Doğan’a ebedi boykot gelmeli. Hiç kimseye, hiç kimsenin ayağını kırma hakkı verilemez. Biz spor yapamayız.”

Fenerbahçe yönetimi, İstanbulspor maçından sonra Baliç- M.Doğan ikilisinin ceza alması için açıklamalarda bulunan sarı kırmızılı yönetime sert tepki gösterir.

Başkan Vekili Gürbüz Refioğlu;

“Faruk Süren ile Ateş Ünal Erzen haddini bilsin. Faruk ve Ateş efendi istiyor diye ceza mı verilecek?

Güven’e hepimiz çok üzüldük. Kendisine atılan tekmeden kaçmasa ayağı kırılan Murat Yakın da olabilirdi. Mustafa Doğan’ı vatan haini ilan etmeye çalışıyorlar. Çocuğun morali sıfır. Faruk Süren tam bir piyasa ağızı ile kulüp başkanına yakışmayacak şekilde konuşuyor. Yaptıkları aldatmacadır. Her zamanki oyunlarını oynayıp federasyona etki ederek oyuncularımıza ceza verdirmeye uğraşıyor. Koskoca Galatasaray camiası iki oyuncumuza verilecek cezadan medet umuyor.”

Yönetim Kurulu Üyesi Necdet Ersoy;

“Merak ediyorum G.Saray istedi diye Fenerbahçe’ye iki maç ceza veren Federasyon bu kez ne yapacak?

En kritik maçımız öncesinde Baliç ve Mustafa Doğan’ın ceza alması için çaba harcıyorlar. Adam Baliç’i yaka paça tutuyor, futbolcumuzun tepkisi gündeme geliyor. Bu çıkış MHK ve hakemlerin G.Saray’ın kontrolünde olduğunu gösteriyor. Böyle rezillik olmaz. G.Saraylılar bağırıyor ama İstanbulspor maçında hakem Fenerbahçe’yi yaktı. Dimas ve Murat Yakın cezalı, 5 futbolcumuz ise sakat.

G.Saray hakemlerle yürüyor. Hagi kendini atıyor, hakem penaltıyı üflüyor. Daha sonra G.Saray’ın morali düzelsin diye ofsayt gol hediye ediliyor. Sonra da Ateş Ünal Erzen çıkıp acayip demeçler veriyor. Bu yavuz hırsız ev sahibini bastırır misaline benziyor. Kadromuza ve teknik heyetimize güveniyoruz. Herşeye rağmen şampiyon olacağız.”

16 Aralık 1998’de erteleme maçında Galasataray, lider Beşiktaş’ı 2-0 yener. Maç sonrasında kızgın Beşiktaşlı taraftarlar tribündeki yaklaşık 2 bin 500 koltuğu sökerek sahaya atarlar.

G.Saray’ın ikinci golünden sonra Filipescu’nun, Toshack’a, “Nasıl attık ama” diye seslenmesi saha kenarını karıştırır. Filipescu’nun hareketini gören Alpay bu sırada Terim’in yanına giderek şikayet eder.

Alpay maç sonrasında yaptığı açıklamada, “Bütün Türkiye, Filipescu’nun nasıl bir futbolcu olduğunu biliyor. Filipescu gibi şerefsizler Türkiye’de ekmek yiyor, ona kızıyorum. Galatasaray yönetiminin onu uyarı vermesi gerekir. Yoksa başkaları verir.”

Galatasaray Yönetimi Alpay’ı Futbol Federasyonuna şikayet eder.

Galatasaray Kulübü Asbaşkanı Mehmet Cansun;

“Her yıl astronomik rakamlara ulaşan transfer ücretlerini futbolcuları zor durumda bırakacak. Bütün kulüplerin Futbol Federasyonu ile masaya oturup, bu olaya çözüm bulması gerekir. Bence en iyi çözümde yabancı futbolcu sayısını artırmak. Yabancı sayısı artınca rekabet artar. Örneğin biz geçen yıl Ç.Dardanel’den Kaleci Engin’i istedik. Sayın Niyazi Önen bize son rakam olarak 2.5 milyon doları söyledi. Biz de dünyaca ünlü Taffarel’i 700 bin dolara aldık. Aradaki farkı siz hesaplayın.”

İstanbulsporlu Güven’in ayağının kırılmasına neden olan Fenerbahçeli Mustafa Doğan, gözlemci İlyas Ayan’ın ek raporunda yer alması ve Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun emri ile tedbirsiz olarak Disiplin Kurulu’na sevkedilir. Maçın gözlemcisi İlyas Ayan’ın raporundaki sarı lacivertli futbolcunun Güven’e kasti sertlik yaptığı tabiri üzerine Yönetim Kurulu, Mustafa’nın Disiplin Kurulu’na sevkedilmesini onaylar. TV görüntülerini izleyen Hukuk Kurulu üyeleri hakem Serdar Çakır’ın oyunu devam ettirip, cezaya gerek görmediğini belirtirler.

Ancak Hukuk Kurulu’nun bu yorumuna rağmen Yönetim Kurulu kararından vazgeçmez.

İstanbulspor maçında rakibine dirsek attığı gerekçesiyle Galatasaray’ın baskısı üzerine, raporlarda olmamasına rağmen, önce Disiplin Kurulu’na sevk edilen, ardından Fenerbahçe’nin devreye girmesiyle durumu askıya alınan Baliç ile ilgili kesin karar da verilir. Baliç ise TV görüntülerindeki dirsek olayında kasti davranışta bulunmadığı yorumu ile Disiplin Kurulu’na sevkedilmekten kurtulur.

21 Aralık 1998’de Galatasaray yönetiminin sözünde durmadığını söyleyen Popescu;

“5 aydır bize verilen sözlerin hiçbiri tutulmadı. Paralarımızı alamadık. Kulüp Başkanımız Faruk Süren, alacaklarımızın 3 Ocak’ta ödeneceğine dair bize söz verdi. Şimdi Romanya’ya tatile gidiyoruz. Paralarımız ödenmediği taktirde dönmeyebiliriz.”

Hagi;

“Bugüne dek Fatih Terim’in hatırı için sustuk. Ama bizim de sabrımızın bir sınırı var. Bu kulüpte para sıkıntısı çeken sadece Popescu, Filipescu ve ben değil, tüm futbolcular aynı durumda. Önlem alınmazsa bu yangın büyür.

Bugüne kadar bunların hepsine göğüs geren tek bir kişi vardı, o da teknik direktörümüz Fatih Terim. Kulübün durumu bozuk olabilir. Beş ay biz sabrettik, yönetim de çare bulmak zorunda. Yoksa sonuçlar zarar verecek. Bu sorunlar çözümlenmediği taktirde, ortaya çıkacak gelişmelerden futbolcular değil, yönetim sorumlu tutulmalıdır.”

Ateş Ünal Erzen;

“Bu iş çocuk oyuncağı değil. Bu oyuncular her hafta 20 bin dolar para alıyorlar. Eğer kampa katılmazlarsa kendileri bilirler. Bundan onlar zararlı çıkar. Ayrıca beş aydır alamadık diye yalan söylüyorlar. Galatasaray’ı beğenmeyen çeker gider”.

23 Aralık 1998’de Galatasaray, erteleme maçında deplasmanda üç Rumen oyuncusu olmadan çıktığı karşılaşmada Ankaragücü karşısında 2-0’lık üstünlüğünü koruyamaz. 2-2 berabere biten maçın hakemi Sadık İlhan’dır. Galatasaraylılar, Ankaragücü’nün kazandığı penaltıya uzun süre itiraz ederlerken Fatih Terim maç sonunda çok sinirlidir:

“Hasan Şaş şöyle, Arif böyle diyerek hakemlerin kafalarını bulandırıyorlar. İşte bu maçta da hakem bizi yaktı. Olmaz böyle şey. Bizi hep hedef gösterdiler. Şimdi ben de onları taraftarlara hedef gösteriyorum”.

Sadık İlhan, Futbol Federasyonu’na gönderdiği raporda Fatih Terim ve Hakan Ünsal’ı suçlar. İlhan şunları söyler;

“Terim maç bitiminde önce el kol işaretleri yaptı, ardından da ‘Allah hepinizin belasını versin. Sizin canınıza okuyacağım’ dedi”.

Hakan Ünsal;

“Allah belanızı versin. Herşeye kart gösterdiniz. Penaltıyı uydurdunuz ama rakip tekmelerini görmemezliğe geldiniz”.

4. hakem Serdar Tatlı da Terim’in kendisini tehdit ettiğini belirtir. Tedbirli olarak PFDK’ya sevkedilen Terim ve K.Hakan, Adana maçında sahaya giremeyeceklerdir.

G.Saray’ın A.Gücü ile oynadığı maç sonrası hakemlere sözlü saldırıda bulunan Teknik Direktör Fatih Terim’in, Futbol Federasyonu Profesyonel Disiplin Kurulu’na sevk edilmesi beklenmektedir. Benzer örnekler göz önüne alındığında Hakem Sadık İlhan ve dördüncü hakem Serdar Tatlı’nın raporları doğrultusunda Terim’den önümüzdeki günlerde savunma isteneceği ve kendisine en az 30 gün hak mahrumiyeti cezası verilmesi gerekmektedir.

İlk yarı sonunda Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın aynı puanla arka arkaya sıralandıkları zirvede Galatasaray bir, Trabzonspor iki puan geriden takibi sürdürmektedir.

26 Aralık 1998’de G.Saray’ın kollandığına ilişkin iddialarını tatilini geçirdiği İspanya’dan da sürdüren Toshack;

“Haksızlık karşısında asla susmam. Geçen yıl bir konuşma yaptım, 1 ay maçları tribünden seyrettim. Bakın Fatih Terim’e saha içinde hem hakemleri tehdit ediyor, hem de ağzına geleni konuşuyor. Ben G.Saray’ın kollandığına inanıyorum. Bu nedenle de konuşuyorum.”

İslam Çupi

Ankaragücü – Galatasaray maçını yöneten Sadık İlhan o maçı sarı – kırmızılı takım kazansaydı mevcut yönetimiyle şimşekleri acaba üstüne çeker miydi? Yoksa Galatasaray’ın 3-1 yendiği Altay veya deplasmanda sarı – kırmızılı ekibin 5-0 kazandığı Çanakkale Dardanel maçında olduğu gibi sahadan bir kahraman gibi çıkmaz mıydı?

Galatasaray taraftarı, yönetimi ve teknik direktörünün hakeme salvosu neden? Niye iki maçın Galatasaray övgüsü alan hakemi Sadık İlhan, üçüncü maçın haini ilan ediliyor? Ümit’in Hakan Keleş’e arkadan itme yoluyla yaptığı penaltının aynısı Beşiktaş – Fenerbahçe maçında Mustafa Doğan için çalınmadı mı? O hakem kararı idi de, Galatasaray’a çalınan neydi yani.. Fenerbahçe’nin gizli borozanı mı?

Yoksa Galatasaray’ın isyanı Fenerbahçe devreyi lider bitirdiği için mi topyekün ayağa kalktı?

31 Aralık 1998’de Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, Galatasaraylı Hakan Ünsal’a Ankaragücü ile oynanan karşılaşmada hakeme karşı kaba davranışta bulunmaktan dolayı sadece 1 maç ceza verir.

Futbol Federasyonu’nun boş olan iki asbaşkanlığı seçimi için, Tekin Bilge, Mekki Hikmet Başak, Ahmet Ata Aksu ve Adem Yılmaz, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Yücel Seçkiner’e başvuruda bulunarak adaylıklarını açıklarlar.

İlgili yazılar:

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15

HALUK ULUSOY DOSYASI – 4

leave a comment »

1 Haziran 1998’de Sheraton Oteli, Genel Kurulu için rezervasyon isteyen Futbol Federasyonu’na “Yerim yok” yanıtını verir. 1997 yılının aralık ayında düzenlenen Genel Kurul sonrası ekstra harcamaları iki ay sonra tahsil eden ve bu ödemeyle ilgili çıkan skandaldan rahatsız olan otel yetkilileri federasyonun talebini geri çevirirler.

Federasyon, konaklama ve yemek dışındaki tüm ekstralarının delegeler otelden ayrılırken tahsil edilmesi konusunda uyarıda bulunur.

Şimdi de Turgay Şeren’in 2 Haziran 1998 tarihli yazısına da bir göz atalım. Şeren yazısında TFF’nin Riva’da kiraladığı tesisi ve maliyetini eleştirmektedir. Yahu sayın Şeren, adamcağız Galatasaray’ın Riva’sına komşu olmuş, biraz değer kazandırmış, yapma, etme… Sonuçta Türk Futbolu’na hizmet değil mi amaç? Kimbilir?

02 Haziran 1998 – Futbolumuzun genel kurulu (Turgay Şeren)

Ayın dördünde Ankara’da futbolumuzun genel kurulu toplanacak. Bir bakıma Türk futbolunun Büyük Millet Meclisi bu. Yani, Türk futboluna yön verecek kişilerden oluşan bir kurul. Bu kurulun içinde bulunmak tabii ki beni de mutlu ediyor. Ancak benim iddiam şu; kurul üyelerinin böyle bir şerefi taşımalarının yanı sıra, büyük sorumluluklarının olduğu da kesin. Yani, dün dündür, bugün bugündür, yarın yarındır felsefesiyle değil, Türk futbolunun temel taşlarıyla ilgili kararların verilmesi lazım ve Türk futbolunun geleceğini karanlık emellerden kurtarmak şart.

Bir kaç kez yazdım, Riva’da 8 yıl önce Özel İdare’nin yaptırdığı ve sonradan ‘‘Eyvah ben bu tesisi nasıl yaptım’’ diyerek eli yanarcasına kaçtığı devasa tesis kendi haline bırakılmıştı. Sonra Futbol Federasyonu’muza bu tesisi kiralamak için öneriler geldi. Önce Şenes Erzik, daha sonra Abdullah Kiğılı gelen teklifleri enine boyuna araştırdılar. Bu tesisin hiçbir bakımdan uygun olmadığı kararına varıldı ve gelen teklifler geri çevrildi. Ve bu geri çevrilişler sırasında bugünkü federasyonun üyelerinin büyük bir kısmı o kurulda vardı. Ne hayrettir ve ne acıdır ki, Haluk Ulusoy ve arkadaşları bu gerçekleri bildiği halde, Riva tesislerinin bir para kuyusu olduğunu tesbit ettikleri halde, buraya Türk futbolunun milyarlarını, hatta trilyonlarını gömmek için kolları sıvadılar. Nedenini bilmiyorum, herhalde onlara göre bir gerekçeleri olması lazım.

TURGAN AĞABEYİ DİNLE

Geçenlerde Turgan Ece ağabeyim beni aradı. ‘‘Turgay’’ dedi, ‘‘Ben o zaman İl İdare Meclisi Başkan Vekili’ydim. Özel İdarece yaptırılması düşünülen bu tesise karşı çıktım. Ne yazık ki, Vali Hayri Kozakcıoğlu bastırdı ve bu tesis yapıldı. Amaa yarım kaldı. Çünkü hatanın büyük olduğu onlar tarafından da anlaşıldı. Şimdi 8 yıldır bu tesis bir çivi çakılmadan duruyor. Yapılanlar da çürüdü sanıyorum. Ama ne yazıktır ve ne hayrettir, Türkiye Futbol Federasyonu senede yapacağı 8-10 tane seminer ve panel için bu tesisi kiralamış. Bu Türk futboluna bir ihanettir. Türk futbolunun paralarını çar çur etmektir. Ben aynı zamanda Galatasaray’ın Genel Kurul üyesiyim. Bu konuda bildiğim bütün gerçekleri, mali kongrede genel kurula anlatacağım.’’ Buyurun bakalım Haluk bey. Şimdii Turgan ağabeye siz cevap verin. Bu biiir.

FEDERASYONA YAKIŞMIYOR

Gelelim Tahkim Kurulu’nun seçimine. Geçenlerde 3813 sayılı yasanın ikinci aşamasını gerçekleştiren Mehmet Ali Yılmaz ile uzun uzun konuştuk. Mehmet Ali beyin söyledikleri aynen şöyle: ‘‘Turgay, 5 kişiden kurulu Tahkim Kurulu’nun haysiyeti ile oynamak hiç kimsenin, hatta genel kurulun bile haddi ve hakkı değildir. Bu insanların evde aileleri vardır. Dışarıda camiaları vardır. Onlara sormazlar mı, sizler ne gibi bir yolsuzluk yaptınız da, Tahkim Kurulu’dan çıkarıldınız? Bu olacak şey değil Turgay. Eğer seçim olacaksa, Futbol Federasyonu da dahil tüm kurullar bu seçime dahil olmalıdır. Biz Trabzonspor olarak tek başlarına Tahkim Kurulu ve Merkez Hakem Kurulu’nun seçimine karşıyız.’’ Hadi bakalım Haluk, seni Futbol Federasyonu Başkanlık koltuğuna oturtan ve 3813 sayılı yasayı Türk futboluna armağan eden Mehmet Ali Yılmaz’a sen cevap ver bakalım. Genel Kurul üyelerinin böyle bir tasarrufu yok, ama sen ve arkadaşların Genel Kurul üyelerinden imza toplatırsan ve bu olayı Genel kurul istiyor gibi bir hava yaratmaya çalışırsan, bu Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı ve Yönetim Kurulu’na yakışmaz. Ne olmalı yani, senin aldığın her kararı Tahkim Kurulu onaylamalı mı? Yani hak deyicinin huk deyicisi mi, olmalı? Diyelim ki, bunu gerçekleştirdin -mümkün değil ama bir varsayım- ya bu Tahkim Kurulu’nu da beğenmezsen ne olacak? Haydi, yine telefonlar, yine olağanüstü seçim ve o seçilen Tahkim Kurulu üyelerini karalamalar. Ayıp Haluk, ayıp. Seni demek ki, iyi tanıyamamışım. Bu da iki.

MHK’nin seçimi ise tam bir çorap söküğü. Önce mektupla kutla, sonra Tahkim Kurulu’nun yalnız seçimi olmasın diye peşine MHK’yi de ekle. Bunu da yine imzaları veren Genel Kurul’a yükle. Haluk bu imzaları sen attırttın. Bunu sakın haa inkar etme. Bu da üç.

4 Haziran 1998’de Haluk Ulusoy başkanlığındaki Futbol Federasyonu’nun UEFA kurullarına bildirilecek isimler konusunda yarattığı kriz, UEFA Asbaşkanı Şenes Erzik’i de sinirlendirir.

Erzik:

“Müslümanlığın şartı beştir. Altıncısı da haddini bilmek. Beni yakın arkadaşlarım iyi tanır. Bir yere kadar sabrederim, ondan sonra gözüm hiçbir şeyi görmez. UEFA kurullarında yer alacak adaylar için Avrupa’nın hemen her ülkesinin bana içerisinde detaylı bilgiler ve adayların niteliklerinin bulunduğu dosyalar sundu. Bizim federasyonumuzdan ise şu ana kadar bana hiçbir şey gelmedi. Ne bilgi, ne de evrak. Unutmasınlar ki o listeler benim önüme gelecek. Öyle herkes her istediği ismi bildirip kurula sokamaz. Kiminle ve hangi nitelikteki insanlarla çalışacağımıza biz karar veririz”.

Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, UEFA kurullarında yeralan Süheyl Önen ve Levent Bıçakçı için “Onlarla çalışmam” demesine rağmen, İngilizce olarak bildirilen listeyi hazırlayan Asbaşkan Hadi Türkmen’in, isim belirtmeden “Daha önce kurullarda yeralan arkadaşlarımız da adaydır” ifadelerini Ulusoy’a imzalattığı ortaya çıkar.

İngilizce bilmeyen Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy, kendisinden gizlenen olayın ortaya çıkmasından sonra Hadi Türkmen’e ve listenin hazırlanmasında rol oynayan diğer federasyon yetkililerine büyük tepki gösterdiği öğrenilir.

Futbol Federasyonu’nun olağanüstü toplantısında, sadece yönetim kurulu üyeleri ile Kulüpler Birliği temsilcilerinin fikirlerine ters düşen MHK ve Tahkim Kurulu’nun bazı üyeleri değiştirilir. Olağan Mali Genel Kurul’da kendilerini aklatan federasyon üyeleri, toplantının olağanüstü bölümünde, Fenerbahçe, G.Saray ve Beşiktaşlı delegelerin uyarılarına rağmen, ilginç kararlar aldırırlar.

Tüm hakemler ile bazı kulüplerin karşı çıkmasına rağmen, federasyon kongresinin gündemine 36’ya karşı 75 oyla MHK seçimini koyduran Özerten ve arkadaşları, büyük eleştirilere hedef olurlar.

Yapılan göstermelik seçimde, eski üyeler Hilmi Ok, Erkan Göksel, Bülent Yavuz, Necmi Temizel, Erdoğdu Diyadin, Abdurrahman Arıcı ve Salih Türktunç’un yanına eklenen Sabri Çelik ile Mevlüt Güzel’den oluşan 9 kişilik yeni MHK listesi onaylanır.

Bütün eski hakem hocaları, faal hakemler, bu alınan seçim kararı ile Türk hakemliğinin dibine dinamit konulduğunu söylerler ve “Bizlere aba altından sopa gösteriliyor. Türk hakemliği ağır bir yara aldı. Futbol Federasyonu bu kararı ile kendi kendini idama mahkum etti” derler.

Tahkim Kurulu için de aynı olaylar yaşanır. Kulüpler Birliği adına konuşan Samsunspor Başkanı İsmail Uyanık, “Ekmeğimizi, yemeğimizi çalan kişiler” diye nitelendirdiği Tahkim Kurulu üyelerinin bazılarının değiştirilmesini ister. Bu istek de onaylanır.

Yapılan seçimde, Kulüpler Birliği destekli federasyon üyelerinin dediği olur ve Sait Güran, Haluk Burcuoğlu, Orhan Çobanoğlu kuruldan çıkarılarak, yerlerine Erkan Vardar, Suat Cavit Vulaş ve Sabri Ersavaş eklenir. Türker Arslan ile Celil Demircioğlu yerlerinde kalırlar.

Fenerbahçe’yi yakından ilgilendiren, “1997’de verilen cezaların affedilmesi” şeklindeki önerge reddedilir.

Ceza Hukuk ve Ceza Usulu Hukuku Profesörü Erdener Yurtcan;

“Mali Genel Kurul, federasyon yönetiminden kaynaklanarak,olağanüstü genel kurul havasına dönüştürüldü. Tahkim Kurulu’nun icraatı ve verdiği kararlar beğenilmediği ve bir takım kişi ve kulüplerin hoşuna gitmediği için, kurul içinde bazı kişiler cımbızla ayıklanarak dışarı atıldı. Onların yerine istenen kararları verebilecek kişiler atandı.
Bu şuna benzer; kurulmuş bir mahkeme bazı kişiler için istenmeyen, işine gelmeyen kararları verdiği zaman, siz o mahkemeyi iptal ediyorsunuz, içindeki hakimleri bir kenara atıyorsunuz. Kendize uygun kararlar verebilecek mahkemeyi kurup yeniden oraya hakimleri yerleştiriyorsunuz. Bu orta çağların zihniyetidir. Federasyon yönetiminin istediğimiz kalır, istemediğimizi atarız düşüncesinin uygulaması.”

6 Haziran 1998’de tarihli Sabah Gazetesi’nde Profesör Erdenay Yurtcan şunları söylemektedir:

“Futbol Federasyonu, Türk Futbolu’nu çözümsüzlüğe doğru sürüklüyor. Mali Genel Kurul ile Olağanüstü Genel Kurul’u keyfi olarak birleştirmek çok yanlış. Haluk Ulusoy ve ekibi, görevini her zamanki gibi kendi çıkarları için yapıyor. Merkez Hakem Komitesi ile Tahkim Kurulu’nu yenileyeceklerini söylüyorlar. Sonra kendi çıkarları doğrultusunda karar vermeyen kişileri, devre dışı bırakıyorlar. Yani, istemediğimi atarım, istediğimi kurullara alırım mantığıyla hareket ediyorlar. Bu tarz bir uygulama ancak ortaçağ mahkemelerinde vardır.
Bütün kurulların aynı anda seçimle yenilenmesi şartır. Bu 3813 sayılı kanunda açıktır. Federasyonda başkan vekilliği, vekaleten yürütülüyor. Niye başkan vekili seçilmiyor da, MHK ve Tahkim Kurulu seçimleri yapılıyor? Tahkim Kurulu ve MHK’den devre dışı bırakılan kişiler, Yargı’ya itiraz başvurusu yaparlarsa, bu seçimler kesinlikle iptal edilir.”

14 Haziran 1998 tarihinde Fenerbahçe Kulübü’nün olağanüstü kongresinde tek aday olarak seçime giren Aziz Yıldırım yeniden başkanlığa seçildi. Yıldırım kongreye katılan 655 üyenin tamamının oyunu alırken, yönetim kurulu da 653 oy aldı.

18 Haziran 1998’de Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, 2.Futbol Ligi’nde de havuz sistemi uygulamayı düşündüklerini açıklar. Ulusoy, “TRT’nin katılımıyla gerçekleştirmeyi düşündüğümüz bu projeyle, 50 kulübümüze en az 35’er milyar kaynak sağlayacağımıza inanıyorum. Sayın Başbakan da konuya sıcak bakıyor. Anlaşma sağlanırsa, 2.Lig için havuz sistemi projesi gerçekleşecek” der.

19 Haziran 1998’de Galatasaray’ın eski yöneticisi Adnan Polat, Federasyon’un A’dan Z’ye değişmesi gerektiğini söyleyerek yabancı oyuncu sayısının serbest bırakılmasını ister.

TFF 2 Temmuz 1998 tarihindeki toplantısında, kulüplerin yabancı futbolcu sayısının arttırılması isteğine olumsuz yanıt verir ve ligde sezona 4 yabancı ile devam edilmesini kararlaştırır. Kulüplerin yaptığı 4+2 (4 sahada, 2 kulübede) isteği ise kabul edilmez.

24 Temmuz 1998’de UEFA’da birlikte çalışacağı isimlerin belirlenmesi sırasında kendisine görüş sorulmadığı için sinirlenen Erzik, Ulusoy federasyonunun bildirdiği 7 adayın 6’sını reddeder.

Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un bildirdiği listede yer alan Hadi Türkmen, Metin Kazancıoğlu, Yılmaz Yücetürk, Adnan Sezgin, Kemal Kapulluoğlu ve Orhan Şahin’e UEFA’dan vize çıkmazken, sadece Şenes Erzik’e yakınlığı ile tanınan FIFA kokartlı eski hakemlerimizden Hasan Ceylan’a onay verilir.

Rekabet Kurulu 13 Ağustos 1998 tarihli toplantısında maç yayınları ile ilgili prensipleri belirler. Rekabet Kurulu Başkanı Aydın Ayaydın imzasıyla yayınlanan açıklama şöyledir:

Rekabet kurulu 13.08.1998 tarihli toplantısında BİMAŞ’ın Profesyonel Birinci Futbol Ligi müsabakalarının naklen yayını ile ilgili Türkiye Futbol Federasyonu ile CİNE5 filmcilik ve yapımcılık AŞ arasında imzalanan sözleşmenin 4054 sayılı rekabetin korunması hakkında kanunun hükümlerine aykırı olduğu iddiasıyla yaptığı müraacat üzerine yürütülen soruşturmayı görüşmüş ve bazı konularda tedbir konulmasına karar vermiştir.

1.-) 3 yıl süreyle tek yayıncı ihdas etmek, havuz dışında bulunan kulüplerin diğer yayın kuruluşlarıyla anlaşmalarını engellemek konusundaki tedbir talebinin reddine,

2.-) Haftada naklen 3 maç yayınlama sınırlamasıyla tekrar arza ilişkin şartlar ileri sürmek konusundaki tedbir talebinin reddine,

3.-) Diğer televizyon yayın kuruluşlarının maçların yeniden yayını pazarına girişlerini engellemek konusundaki tedbir talebinin reddine,

4.-) Naklen yayın devir yasağı getirmek konusundaki tedbir talebinin reddine,

5.-) Sözleşmenin alıcı konumundaki tarafı olan yayın kuruluşunun sponsor belirleme özgürlüğünü kısıtlamak ve TFF’nin sponsorluk sözleşmesi akdettiği teşebbüslerin rakibi olan teşebbüslerin yukarıda sözü edilen piyasaya girişlerini engellemek konusundaki tedbir talebinin reddine,

6.-) Şikayetçi ve diğer televizyon yayın kuruluşlarının kameralarının maç öncesi ve maç sonrasında görüntü almak ve röportaj yapmak için stadyumlara girmeleri ve bu süre içinde her türlü yayını yapabilmelerine imkan vermek üzere, Türkiye Futbol Federasyonu ve CİNE5 filmcilik ve Yapımcılık AŞ aleyhine 4054 sayılı rekabetin korunması hakkında kurulun 9’uncu maddesi uyarınca tedbir kararı alınmasına,

7.-) Şikayetçi ve diğer televizyon yayın kuruluşlarının her hafta CİNE5 filmcilik ve yapımcılık AŞ tarafından canlı yayınlanan 3 adet birinci lig maçının birinci ve doksanıncı dakikaları arasındaki bölümünden dilediği 90 saniyelik bölümü haber niteliğini geçmemek kaydıyla, ücretsiz yayınlama hakkının bulunduğu görüşünden hareketle, aksine bir davranışın rekabete aykırı sözleşmeye dayanılarak rakiplerin faaliyetlerini zorlaştırmaya yönelik sayılacağından bu konuda tedbir kararı alınmasına,

8.-) Şikayetçi ve diğer televizyon yayın kuruluşlarının gerek canlı yayınlanan haftada 3 maçın, gerekse bant kaydı yapılan diğer maçların görüntülerinden 90 saniye dışındaki ücreti mukabili satın alma taleplerinde eşit durumdaki alıcılara eşit olmayan koşulların ileri sürülmesinin 4054 sayılı rekabetin korunması hakkında kanununun 6 (b) maddesine açıkca aykırı olduğu göz önüne alınarak, CİNE5 filmcilik ve yapımcılık AŞ’nin şikayetçi veya başka bir rakip televizyon yayın kuruluşunun satın alma başvurusunda eşit durumdaki alıcılara eşit olmayan ücret ve sair koşullar öngörmemesi konusunda tedbir kararı alınmasına, karar verilmiştir.

20 Ağustos 1998’de K.İrlanda ile 5 Eylül’de oynanacak maç öncesinde Mustafa Denizli ile Futbol Federasyonu arasında soğuk savaş yaşanmaktadır. Sözleşmesinde çalışacağı kişileri kendisinin seçeceği doğrultusunda bir madde bulunan Denizli aynı kadro ile çalışmak istemektedir.

Futbol Federasyonu’nun son toplantısında Mustafa Denizli’nin 3 yardımcısı Rıza Çalımbay, Cem Pamiroğlu ve Erdal Keser’in sözleşmelerinin yenilenmemesi doğrultusunda aldığı karara Denizli tepki gösterir.

Yaklaşık 3 ay önce Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’la görüşen Mustafa Denizli, Ümit Milli Takım antrenörü Rıza Çalımbay’ı A Milli Takım antrenörlüğüne getireceğini, Ümit Milli Takım çalıştırıcısı Cem Pamiroğlu’nu da yardımcı olarak alacağını bildirmiştir. Teknik Direktör Denizli ayrıca, Başkan Ulusoy’dan Almanya’da bir büro açılmasını istemekte ve oradaki Türk futbolcularını koordine etmek amacı ile Erdal Keser’i görevlendireceğini söylemektedir.

Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ise, Denizli’ye çalışma arkadaşlarını seçme hakkına sahip olduğunu söylemekte ve konuyu Federasyon toplantısına götürerek karara bağlayacaklarını ifade etmektedir.

21 Ağustos 1998’de sabah “Denizli kendisine yeni yardımcı bulsun. Karardan dönüş yok” diyen Futbol Federasyonu Başkanı, Denizli ile konuştuktan sonra “Hocamız rica etti. Rıza Çalımbay’ın durumu yönetimde bir daha gözden geçirilecek” açıklamasını yapar. Ulusoy, sabah yaptığı açıklamada “Rıza Çalımbay ve Cem Pamiroğlu, başarısız oldukları gerekçesiyle yönetim kurulumuzca görevden alındı. Geri dönmeleri mümkün değildir. Konu Denizli’ye iletilmişti. Sonuçta bir soğuk savaşın olması da mümkün değildir. Türkiye’de 7-8 bin civarında antrenör bulunuyor. Denizli bunlar arasından yeni yardımcılar bulsun. Denizli’nin sözleşmesinde, yardımcılarını kendisinin seçeceği yazıyor. Doğru, ama onları onaylamak da bizim görevimiz. O seçer, federasyon onaylar” diye konuşur.

Ulusoy ve Denizli öğleden sonra ise federasyonda biraraya gelip bir görüşme yaparlar. Ulusoy, görüşme sonrası yaptığı açıklamadı ise bu kez Çalımbay konusuna ılımlı yaklaşarak “Hocamız sayın Denizli rica etti. Rıza Çalımbay’ın durumunu yönetim kurulu toplantımızda bir kez daha gözden geçireceğiz” diye konuşur.

22 Ağustos 1998’de Galatasaray, Ali Sami Yen’de Kocaelispor’u 3-1 yenerken sahada Hagi terörü esmektedir. Hagi 33. dakikada penaltıdan attığı gol sonrası Kocaelispor santra yapmaya hazırlanırken, orta yuvarlağın içinde Orhan’ın yüzüne el hareketi yapar. Hakem Kadir Tozlu, Hagi’den santra yapılması için orta yuvarlağın dışına çıkmasını ister. Rumen futbolcu yeniden el hareketleriyle Orhan’ın üzerine gitmeye çalışınca bu kez Tozlu’dan sarı kart görür. Oyunun başlamasının ardından yine sinirle Orhan’ın üzerine giden Hagi rakibine kasten tekme atınca, önce 2. sarı kartı ardından kırmızı kartı görüp oyundan atılır.

Ertesi günü Beşiktaş sahasında Gaziantepspor’la 1-1 berabere kalırken Ali Uluyol’un yönettiği maçı 9 kişi tamamlar. Sahaya giren 3 taraftarın hakemi tartaklaması sebebiyle maç 10 dakika duraklar. Beşiktaşlılar, 3 penaltılarının verilmediği iddiasındadırlar.

Uluyol;

“Alpay, Preko’yu düşürdüğü için faul düdüğü çaldım. Alpay üzerime koşup, iki ayağıma birden basarak, (Maçın içine ettin. G…. yiyorsa beni de at) diyerek küfür etmeye başladı. Bunun üzerine kırmızı kartımı çıkardım. Bu kez aileme, anneme yönelik küfürler etti. Yetkililerin tüm ikazına rağmen sahayı terketmemekte direndi”.

Beşiktaş Basın Sözcüsü Cenk Koray;

“Biz hakemlerden bir şey istemiyoruz. G.Antep maçında göz göre göre üç penaltımız verilmedi. Beşiktaş sezon sonunda lig şampiyonluğunu 1 puanla kaybederse hakem Ali Uluyol bunun bedelini nasıl ödeyecek. Uluyol, değil hakemlik, şoförlük bile yapamaz”.

Cenk Koray’a bu sözlerinden sonra 20 gün hak mahrumiyeti cezası verilir.

29 Ağustos 1998’de Fenerbahçe sahasında Samsunspor’u 6-2 yenmesine rağmen hakem Metin Tokat’a büyük tepki vardır. Tokat’ın skoru 1-1’e gelmesine neden olan Samsunspor lehine verdiği penaltı kararı çok hatalıdır.

1 Eylül 1998’de Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, Kocaelispor maçında kırmızı kart gören Galatasaraylı Hagi’ye 2 maç ceza verir. Sarı kırmızılı yönetim, Tahkim Kurulu’na başvurarak, Hagi’ye verilen cezaya itiraz etmek üzere hazırlıklara başlar.

Ateş Ünal Erzen;

“Hagi İstanbulspor maçında oynamadı. Bu hafta lig maçı yok. Şimdi bir de Erzurum karşısında oynamayacak. Üç hafta sahalardan uzak kalan bir oyuncu üç gün sonraki Juventus maçında ne yapacak? Acaba federasyon Juventus’u mu tutuyor? Alpay’a herhalde 22 maç ceza verecekler”.

3 Eylül 1998’de İstanbulspor’un maçlarını Beşiktaş İnönü Stadı’nda oynatma kararı üzerine Beşiktaş yönetimi olağanüstü bir toplantı yapar. Dört saatlik toplantıdan sonra konuşan Başkan Süleyman Seba şunları söyler:

“Federasyon haklarımıza tecavüz eden bir karar almıştır. Bu konuda sessiz kalmayacağız. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile Beşiktaş Kulübü arasında özel hukuka ait sözleşmeye haksız bir şekilde müdahele edilmiştir. Hakkımızı arayacağız. En kısa zamanda bu mesele çözülücektir. İstanbulspor, belirlediğimiz bedeli ödemek zorundadır”.

5 Eylül 1998’de Futbol Federasyonu’nun 75. kuruluş yıldönümü nedeniyle Fenerbahçe Kulübü’nün yanı sıra Hagi ve Alpay’ın cezalarını affetmesi için çalışmalar sürdürülmektedir. Futbol Federasyonu’nun bir hafta sonra yapacağı toplantıda Türkiye Kupası’nda cezalı olan Fenerbahçe ile kart cezalısı Hagi ve ceza alması beklenen Alpay’a 75. kuruluş yıldönümü nedeniyle affın gündeme gelmesi beklenmektedir.

Başkan Haluk Ulusoy, Fenerbahçe Kulübü’nün Türkiye Kupası’na katılabilmek için yaptığı başvurunun yanısıra, futbolda genel af konusunu da gündeme getirip, oylayacaklarını söyler. Görüş birliğine varılması durumunda yüz kızartıcı suçların dışındaki tüm cezaların affedilebileceğini belirten Ulusoy, “Federasyonumuzun ve Türkiye Cumhuriyeti’nin 75. kuruluş yıldönümü nedeniyle, tüm cezalara af sözkonusu olabilir” der.

Fenerbahçe Genel Sekreteri Köksal Özbek, “Bu konuyu Federasyon gündeme getirdi. Camiamız yeniden Türkiye Kupası’na katılmanın heyecanını yakaladı. Umud ediyoruz ki, Fenerbahçe yeniden kupaya katılacaktır”.

6 Eylül 1998’de Beşiktaş Yönetim Kurulu İnönü Stadı konusunun çözümü için Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Yücel Seçkiner’den yardım isterler:

“Futbol Federasyonu haklarımızı hiçe sayarak dengesiz bir karar vermiştir. Beşiktaş İnönü Stadyumu’nu 49 yıllığına kiralayan biziz. Bu stadda maç oynayacak takım, bizim belirlediğimiz bedeli ödemek zorundadır. Daha önce Futbol Federasyonu’nun aldığı karar gereği İstanbulspor’un maçları üç stada eşit bir biçimde dağıtılmıştı. Nasıl oldu da, bu karar değişti. Bu sorunun bir an önce açığa kavuşması için sizin görüşleriniz ve olaya biran önce el koymanızı arz ederiz.”

7 Eylül 1998’de Türkiye Futbol Federasyonu, cumhuriyetin ve federasyonun 75. kuruluş yıldönümü nedeniyle gerçekleştirilecek etkinliklere KKTC Futbol Federasyonu Başkanı Mahir Çolay’ı önce davet eder, ardından da “gelme” der.

Türkiye Futbol Federasyonu’nun gerçekleştirdiği etkinliklere FIFA Başkanının da katılması sebebiyle Kıbrıs Futbol Federasyonu’nun davetini iptal etmiştir.

Kıbrıs Federasyonu oldukça tepkilidir. Yönetim Kurulu adına Asbaşkan Olgun Üstün

“Federasyonumuza karşı alınan bu karar, aslında Kuzey Kıbrıs Türk halkına ve onun gençliğine karşı alınmış haksız bir karardır. Ambargo altında ezilen Kıbrıs Türk gençliğine büyük olanak yaratacak olan katılımımızı engelleyen tutumunuz, Yönetim Kurulumuzca skandal olarak karşılanmıştır. Bu tutumunuzu şiddetle protesto ediyoruz.”

8 Eylül 1998’de Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, olaylı Gaziantepspor maçında çıkan olaylar nedeniyle Beşiktaş’a 2 maç saha kapatma, kırmızı kart gören Alpay’a da 5 maç ceza verir. Kurul ayrıca, olaylı Ankaragücü maçı nedeniyle Gaziantepspor’a 1 maç ve 500 milyon lira, Karabük maçında çizgiyi ihlal ettiği gerekçesiyle Erzurumspor Teknik Direktörü Hikmet Karaman’a da 1 ay hak mahrumiyeti ile cezalandırır. Fatih Terim’e bir önceki sene aynı sebeple verilen 1 maçlık ceza daha sonra iptal edilmiştir.

7 kişiden oluşan PFDK, Başkan Talay Şenol ve üyeler Ömer Remzi Arıkan, Serdar Özersin ve Temel Çağlayan’dan oluşan dört kişiyle toplanır. Toplantı sonrasında kurul, Beşiktaş Kulübü’ne 2 maç saha kapatma, Alpay’a da 5 maç ceza vermeyi kararlaştırır. Kurul, toplantının ardından bu kararları Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ve yöneticilere onaylatmaya çalışır. PFDK Başkanı Talay Şenol’la görüşen Haluk Ulusoy, Cumhuriyet’in ve Futbol Federasyonu’nun 75. kuruluş yıldönümü kutlamaları dikkate alınarak bu cezaların bir iki gün sonra açıklanmasını ister. Bu görüşmenin ardından bir basın açıklaması yapan Talay Şenol, çoğunluk sağlanamadığı için PFDK toplantısının çarşamba ya da perşembe gününe ertelendiğini belirtir.

9 Eylül 1998’de UEFA Kupası ilk tur maçı öncesinde Galatasaray, tesislerini ve Ali Sami Yen Stadı’nı Fenerbahçe’nin rakibi Parma’nın emrine verir.

Önceki hafta içinde İstanbul’a gelerek Fenerbahçeli yöneticilerle görüşen Parma genel sekreteriyle yapılan toplantı sonunda, İtalyan kulübüne Fulya tesisleri ve İstanbulspor’un Ataköy’deki tesisleri ayarlanmıştır. Ancak İtalyanlar, Galatasaray’ı arayarak, kendilerine saha verilmesini isterler. Sarı – Kırmızılı kulübün “Ali Sami Yen Stadı veya Florya Tesisleri’nden birinde çalışmalarınızı yapabilirsiniz” yanıtını aldıktan sonra, Fenerbahçeli yöneticileri arayarak daha önceki programı iptal ettirirler.

Galatasaray başkanı Faruk Süren ise Parma ile geçen yıl Şampiyonlar Ligi’nde karşılaşmalarından dolayı olayın geliştiğini belirterek, “Kendileri spor direktörümüz Mete Razlıklı’yı arayarak tesislerimizden yararlanmak istedikleri söylemişler. Biz de kabul ettik. Burada hiç bir artniyetimiz yok”.

10 Eylül 1998’de Birinci Lig Kulüpler Birliği İstanbul’da yaptığı toplantıda özellikle Fenerbahçe ve Beşiktaş’ı yakından ilgilendiren önemli kararlar alır. Beşiktaş ve Gaziantepspor’un temsilci göndermediği toplantı sonrasında bir açıklama yapan Kulüpler Birliği Başkanı İlhan Cavcav, Fenerbahçe’nin Türkiye Kupası’nda oynamasını istediklerini söyler.

Cavcav, “Toplantıya katılan kulüplerin hepsi Fenerbahçe’nin affedilmesi düşüncesinde. Fenerbahçe’nin affedilmesi için Futbol Federasyonu’na başvuracağız” diye konuşur.

İlhan Cavcav’ın Fenerbahçe ile ilgili açıklamalarına Trabzonspor, Erzurumspor ve Samsunspor kulüplerinden tepki gelir. Trabzonspor temsilcisi Asbaşkan Nurettin Aydın, Erzurumspor Başkanı Cemal Polat ve toplantıya telefonla katılan Samsunspor Başkanı İsmail Uyanık, Fenerbahçe’nin affedilmesini istemediklerini belirterek, İlhan Cavcav’ın farklı açıklama yaptığını söylerler.

Federasyon ile arasındaki gerginlik devam eden Beşiktaş, Federasyonun 75. yıl nedeniyle yapılan balosuna davet edilmez. Beşiktaşlı derneklerin federasyona protesto faksı yollamaya devam ederlerken, Beşiktaşlılar Cemiyeti de federasyonun 4. Levent’teki binasına siyah çelenk koyar.

11 Eylül 1998’de Futbol Federasyonu, Türk bayrağına hakaret ettiği gerekçesiyle Teknik Direktör Toshack hakkında soruşturma açar. Toshack’ın özel bir televizyon kanalında Türk bayrağını matadorların pelerini gibi kullanmasına tepki gelir.

Olayı Kuşadası’na giderken öğrenen Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy, basın danışmanı Orhan Şahin’den tüm görüntülerin toplanmasını ister. Ulusoy, “Tüm belgeler toplandıktan sonra yönetim kurulunu toplayıp, konuyu görüşeceğiz. Gereken neyse yapılır”.

12 Eylül 1998’de Galatasaray sahasında, son 10 dakikada 3 gol birden attığı karşılaşmada Erzurumspor’u 5-0 yenerken, müsabakanın 1-0 devam ettiği sırada hakem Murat Ilgaz, Galatasaray’lı Ümit’İn ceza sahası içinde topu eliyle düzelttiği pozisyonda Erzurumspor’un net bir penaltısını vermez.

13 Eylül 1998’de Beşiktaş cezası sebebiyle İzmir’de oynadığı karşılaşmada Bursaspor’la son 3 dakikada 2 gol atarak 3-3 berabere kalırken yaklaşık 15 bin Beşiktaş taraftarı takımlarına verilen ceza nedeniyle Futbol Federasyonu’na tepki gösterip, maç öncesi sahaya sırtını döner.

Beşiktaşlı taraftarlar maç öncesi kulüplerine verilen 2 maç saha kapama cezası nedeniyle Futbol Federasyonu’nu ve karşılaşmanın hakemi Bülent Uzun’u protesto ederler. Taraftarlar, “Şampiyon olmamız engellenemez”, “Ulusoy istifa” şeklindeki sloganlarla Futbol Federasyonu’na tepkilerini dile getirirler.

18 Eylül 1998’de genel af konusunu görüşen Futbol Federasyonu yönetimi, oybirliğiyle bu teklifin reddine karar verir. Buna göre Fenerbahçe’nin bu sezon Türkiye Kupası’nda oynamaması kesinleşir. Haluk Ulusoy başkanlığında toplanan Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun açıklamasında şöyle denilir;

“Genel af konusu Genel Kurul’da oybirliğine yakın bir çoğunlukla reddedildiğinden, Yönetim Kurulumuz da, bu konuda aksine bir karar almanın mümkün olmadığına oybirliği ile karar verdi.”

20 Eylül 1998’de Fenerbahçe, 15 dakikada bulduğu 2-0’lık skoru koruyamadığı maçta Galasataray’la 2-2 berabere kalır. Fenerbahçe’den Erol, 20 inci dakikada sebebiyet verdiği penaltı sonrası hakem Erol Ersoy’dan kırmızı kart görerek takımını 10 kişi bırakır. Galatasaray’da ise Vedat 9 uncu dakikada kırmızı kartla oyundan atılır.

Maç öncesinde yapılan meşale gösterisi sahaya yansır ve Maraton Tribünü’nün üstünden düşen ateşler konfetileri tutuşturunca 1. dakikada oyun durur. Yangını itfaiye önler. Söndürme çalışmaları nedeniyle oyun 9 dakika durur.

Stada eski model bir otobüsle gelen Galatasaray kafilesine Fenerbahçeli taraftarlar Stad Sineması önünde taş ve pet şişe atarlarken futbolculardan yaralanan olmaz. 100 civarında taraftar da gözaltına alınır.

25 Eylül 1998’de Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim, üst üste maçlar oynadıklarını belirterek, yetkililerden anlayış istemektedir. Lig fikstüründe, özel durumlar sözkonusu olduğunda değişiklik yapılmasını isteyen Terim,

“Şampiyonlar Ligi maçları sonrasında oynayacağımız lig karşılaşmalarında değişiklik yapılabilir. Özellikle Pazar ve hafta arası oynanan maçlarda 24 saat çok önemli. Geçen seneden yediğimiz darbeler var. Bunlar ayarlanırken fikstür çekilmediği için, bazı ricalarımız olacak”.

1 Ekim 1998’de Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu Beşiktaş Kulübü’nün İnönü Stadı ile ilgili yaptığı itirazı görüşür. Kurul, toplantı sonucunda İstanbulspor’un maçlarını İnönü’de oynayacağına, ancak Beşiktaş’ın istediği bedeli ödemesi gerektiğine karar verir.

2 Ekim 1998’de Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, yaptığı toplantı sonrası Fenerbahçe Kulübü’ne iki maç saha kapatma cezası verir. Kurul, Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda oynanan Fenerbahçe-Galatasaray maçında çıkan olaylar nedeniyle sarı lacivertli kulübe 2 maç saha kapatma yanında 1 milyar lira da para cezası keser.

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım TFF aleyhine zehir zemberek açıklamalarda bulunur:

“Galatasaray Kulübü’nün idare ettiği bu Haluk Ulusoy Federasyonu’nu istifaya davet ediyoruz. Anarşi için çanak tutan bu insanlarla futbolumuz fazla ileriye gidemeyecektir! Galatasaray Başkanı Faruk Süren, aleyhimize demeç veriyor. Federasyon hemen bize ceza kesiyor. Böyle şey olur mu? Bu işler bu kadar basit mi? Bizi engellemek isteyen gizli güçler var. Bunu biliyoruz.

Galatasaraylı taraftarlar bin 300 koltuğu kırdı. Geçen sezon Galatasaray’a para cezası verenler, bizim sahamızı kapatıyor. Spor Bakanı Seçkiner’i göreve davet ediyorum”

4 Ekim 1998’de Fenerbahçe Yönetim Kurulu, PFDK’nın verdiği 1 milyar lira para ve 2 maç saha kapatma cezası için Tahkim Kurulu’na itirazda bulunmaya hazırlanmaktadır. Sarı lacivertlilerin savunmalarında, geçen sezonun ikinci yarısında G.Saray’la Ali Sami Yen Stadı’nda oynadıkları ve aynı türden olayların yaşandığı karşılaşmayı örnek gösterilecektir. PFDK, geçen sezon Ali Sami Yen Stadı’nda saha kenarında çıkan yangın ve taraftarların tutumu nedeniyle G.Saray’a 400, Fenerbahçe’ye ise 100 milyon lira para cezası vermiştir.

Fenerbahçe Kulübü bir de basın bildirisi yayınlar;

“Kulübümüz davayı Tahkim Kurulu’na götürecektir. Tek tip renkli oluşturulmak için genel kurul yapılarak teşekkülle tamamlanan Tahkim Kurulu’nun bu haksız cezayı kaldıracağından umudumuz olmamakla birlikte hukuk düzenine olan inancımız ve arzumuz dolayısı ile bu başvuruyu yapacağız.

Haksız cezaya gösterdiğimiz tepkiyi seviyesizlik, bilgisizlik ve akıl dışı olarak nitelemek ancak suçluların telaşı olarak yorumlanabilir. Bunları söyleyenler daha ağır fiillerin kendi statlarında yaşandığını ve bu fiillere PFDK’nin tercih hakkını kullanarak sadece tavanın altında para cezası verdiğini ya bilmiyorlar veya bilmezlik yapıyorlar.

Kendi sorunlarını örtmek için gündem yaratanlara, ‘G.Saray’a rakip takımları önceden imha etmeye hazır olanlara’ tepkimiz devam edecektir. Gayri ciddi, fakat ustaca ve sinsi bir şekilde Fenerbahçe camiasının kendi camialarıyla olan dostluğunu tahrip etmeye uğraşanları, tarih önünde uyarıyor, sağduyuya ve ciddiyete davet ediyoruz.”

6 Ekim 1998’de Fenerbahçeli dernekler de bir basın bildirisi yayınlayarak Futbol Federasyonu’nun tutumunun taraflı olarak niteleyip kınarlar. 1907 Fenerbahçe Derneği, Sarı-Lacivert Derneği, Fenerbahçe Altyapı Derneği ve Fenerbahçeliler Derneği, “Haluk Ulusoy ve Çetesini istemiyoruz” başlığı altında yayınladıkları bildiride özetle şu görüşleri savunurlar:

“Galatasaray maçında meydana gelen olanlar nedeniyle Fenerbahçe’ye verilen 2 maç saha kapatma cezası kimseyi şaşırtmamıştır! Çünkü Haluk Ulusoy başkanlığındaki federasyon bugüne kadarki taraflı, ayırımcı ve fanatik tavrını aldığı bu kararla bir kez daha göstermiştir. Federasyon geçen seneki Galatasaray-Fenerbahçe ve Trabzonspor – Fenerbahçe maçlarındaki olaylar nedeniyle rakiplerimize ciddi bir ceza vermemiştir. Bu da çifte standartı gözler önüne seriyor. Haluk Ulusoy işgal ettiği makamı sürekli Fenerbahçe’ye karşı kullanmaktadır. Bunlar Türk Futbolu adına kötü sonuçlar doğurabilecek, taraftarı gergin ortamlara itecek, statlara anrşinin yerleşmesine yol açacak şeylerdir. Bunun önüne geçilmesi için Ulusoy ve çetesi istifa etmelidir.”

8 Ekim 1998’de Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu, Fenerbahçe’nin 2 maçlık saha kapatma cezasını bire indirir. Sarı lacivertli kulübün, Galatasaray maçında çıkan olaylar nedeniyle Disiplin Kurulu’nca verilen 2 maç saha kapatma ve 1 milyar liralık para cezasına itirazını inceleyen kurul, dört saatlik bir toplantıdan sonra kararını açıklar.

Fenerbahçe’nin itirazını kısmen haklı bulan kurul, üyelerden Sabri Ersavaş’ın sadece 1 milyar lira para cezası verilmesi, saha kapatılma cezasının ise kaldırılması yönündeki karşı oyuna rağmen, talimatın 14. maddesi uyarınca cezanın 1 maç saha kapatma ve 1 milyar lira para cezası şeklinde değiştirilmesi kararını alır.

Fenerbahçe’nin tepkisi devam etmektedir:

Fenerbahçe Başkan Vekili Gürbüz Refioğlu;

“Bizim için farketmez. Önemli olan çifte standardın ortadan kalkmasıdır. Bu federasyonun acilen istifa etmesi gerek.”

9 Ekim 1998’de Şampiyonlar Ligi’nde 21 Ekim’de Rosenborg’da oynayacak olan G.Saray’ın, Adanaspor Lig maçı için yaptığı başvuruyu kabul eden Futbol Federasyonu G.Saray maçını cumartesiye alırken Fenerbahçe’nin de cuma günü Sakaryaspor ile yapacağı karşılaşmanın pazar günü oynanmasına karar verir.

Fenerbahçe, 10 Ekim 1998’de Sakaryaspor maçının gününün değiştirilmesine tepki verir. Asbaşkan Abdullah Kiğılı bugüne kadar maç gününün değişmesi için üç kere başvuruda bulunduklarını, ancak üçünde de “hayır” yanıtı aldıklarını belirterek şöyle der;

“Ne zaman ki, Galatasaray maç gününün değiştirilmesini istedi – ki bunu istemekte son derece haklılar – o zaman Federasyon mecburen bizim günü de değiştirdi. Bu olay Federasyon’un tutarsızlığından başka bir şey değil”.

Aynı gün, lehlerindeki fikstür oynamalarını yeterli bulmayan Faruk Süren veryansın etmektedir:

“Adanaspor maçı pazara alındı. Tamam.. Ama Rosenborg dönüşü Samsunspor maçımız hala cumartesi günü gözüküyor. Bu karşılaşmanın da pazar gününe alınmasını istiyoruz. Bu federasyon kulüplerin federasyonu değil mi? Eğer kulüplerin federasyonu ise bizim çıkarlarımızı korumalı. Ben bu kadar kötü ayarlanmış bir fikstürü bugüne kadar görmedim”

15 Ekim 1998’de Gençlik ve Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Yücel Seçkiner, Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim’e “Üstün hizmet madalyası” verilmesi için Bakanlar Kurulu’na getirdiği yasa önerisini savunur;

“Fatih Terim, 25 yıldır sporcu ve teknik adam olarak Türk sporuna yaptığı hizmetlerle bunu fazlasıyla hak etti”.

17 Ekim 1998’de Galatasaray, Adana deplasmanından 2-0 yenilgiden kurtulup 2-2’lik beraberlikle dönerken skoru 2-1’e getiren penaltı atışında Ümit topa ağlara gönderir, ancak hakem Galatasaraylı futbolcuların vuruş öncesi sahaya girdiğini belirterek atışı tekrarlatır. Bu kez Ümit’in vuruşunda kaleci Yavuz başarılıdır, ancak hakem Yılnur Önen bu kez kalecinin kural ihlali yaptığı belirtir. Tekrarlanan atışı Tugay kullanır ve 45 inci dakikada ilk yarının skorunu belirler: 2-1.
Hakem Yılnur Önen ayrıca, Galatasaraylı K.Hakan’ın rakibini sedyeyle hastaneye yolladığı pozisyonda kırmızı kartını kullanmaz.

24 Ekim 1998’de Galatasaray, Ali Sami Yen’de 1-0 geride götürdüğü karşılaşmayı son 10 dakikada attığı 3 golle 3-1 kazanırken Rumen defans oyuncusu Filipescu, karşılaşmanın 17. dakikası oynanırken, topsuz alanda Samsunspor’un golcüsü Cenk’in yüzüne tükürür. Pozisyonun uzağında kalan hakem Mustafa Çulcu, Filipescu’yu cezasız bırakır.

Filipescu’ya maç sonunda Samsunsporlu futbolcular büyük tepki gösterirler. Cenk ile Filipescu tartışırken, yedek kaleci Göksel, Rumen futbolcuya kafa atmaya çalışır. Futbolcuların arasına Antrenör Müfit Erkasap ile Samsunspor Teknik Direktörü Metin Türel girer ancak bu kez de iki teknik adam tartışırlar. Galatasaraylı taraftarlar da Samsunsporlu futbolcuları pet şişe ve bozuk para yağmuruna tutarlar.

Staddan ayrılırken iki takım futbolcuları arasında da küfürleşmeler yaşanır. Galatasaraylı futbolcular Göksel’i çıkış kapısında beklerken, Samsunsporlu yöneticiler Göksel’i gizlice otobüse götürürler. Hasan Şaş ile Serkan da bu arada birbirleriyle küfürleşirler.

Kendisini savunan Filipescu;

“Tek suçum yabancı olmak. Onun için üzerime fazla geliyorlar. Futbol erkek oyunudur. Birbirimize girip mücadele edeceğiz. Bunlar futbolun kaideleridir. Her futbolcu bunu yapıyor. Cenk Rumence küfür öğrenmiş, maç içinde bana sürekli küfür etti. Saha içinde de iki kez tükürdü. Vural, Ercan ve Cenk gibi adamlar devamlı tekme, küfürlerle beni yıldırdı. Ancak bir noktayla geldi ben de patladım. Bana vurdu diye kızmam. Hakeret etse de kızmam. Ama patlama noktasına gelince sabrım taştı. Daha sonra ‘Samsun’a gelme’ diyerek tehdit etti. Adam mı vurdum ki, bana böyle kötü davranıyorlar.”

Faruk Süren;

“Filipescu’nun Cenk’e tükürmesinin gerektiğinden fazla büyütüldü. Şampiyonluğumuza engel olmak için bir bardak suda fırtınalar kopartıyorlar. Hakem raporunda olmayan bu olay, belli kumpanyalar tarafından baskıyla, gözlemci raporlarına konuyor.”

25 Ekim 1998’de Fenerbahçe, Orhan Erdemir’in yönettiği karşılaşmada İnönü stadında Beşiktaş’a 3-2 yenilirken skoru Beşiktaş lehine 2-1’e getiren goldeki penaltı kararı oldukça ağırdır. Mehmet’in son saniyelerde skoru belirleyen golünde ise ofsayt tartışması yapılmaktadır.

Fenerbahçeli futbolcuları taşıyan otobüs, Maçka’dan Dolmabahçe’ye doğru inerken, eskortluk yapan polis arabasının dar sokaklardan geçmesi nedeniyle zaman zaman duracak kadar yavaşlar. Yol üstündeki Beşiktaş taraftarları, bu anlarda otobüsü taş yağmuruna tutarlar. Kapalı tribünün arkasındaki yola gelindiğinde yeni açık tribünlerden de başlayan taş yağmuru otobüsün soyunma odalarının kapısına gelene kadar sürer.

Benzer olaylar Fenerbahçe’nin 1 maç saha kapama cezası aldığı Galatasaray karşılaşmasında da yaşanmıştır.

31 Ekim 1998’de Fenerbahçe, Ankaragücü karşısında zorlanmasına karşın 2-1 galip gelirken hakem Bülent Uzun, verdiği tartışmalı penaltı kararıyla maçın berabere duruma gelmesine neden olur. Bitime dört dakika kala Balic skoru belirler.

A.Gücü karşısında galibiyeti güçlükle bulan Sarı – Lacivertli ekip, kalesinde gördüğü 10 golün 4’ünü penaltıdan yemiştir. Samsun, G.Saray, Beşiktaş ve A.Gücü maçlarında penaltı vuruşundan ağları havalanan Fenerbahçe’nin henüz penaltı kullanmaması da ilginç bir nottur.

Hadi Türkmen ve Mete Kılıç’ın istifasıyla yaklaşık dört aydır asbaşkansız faaliyetlerini sürdüren Futbol Federasyonu, seçim tarihini belirlemek üzere toplandığı Tatvan’da yasal bir engelle karşı karşıya kalır, Aralık ayında yapılması düşünülen asbaşkanlık seçiminin belirsiz bir tarihe ertelenmesi zorunluluğu ortaya çıkar.

3814 sayılı yasaya göre asbaşkanlık seçiminin, başkanlık seçimi ile birlikte yapılması gerektiğini hatırlatan hukukçular, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun seçim yapılması için çağrıda bulunma yetkisinin olmadığını açıklarlar.

Bunun üzerine Haluk Ulusoy başkanlığındaki Yönetim Kurulu, önce ana statüde bir değişiklik yapılması, bunun için de olağanüstü genel kurula gidilmesi gerektiği görüşünde birleşir.

Ancak bu kez ortaya olağanüstü genel kurul yapılabilme şartlarının Spordan Sorumlu Devlet Bakanı’nın çağrısı veya 85 delegenin imzası gerekliliği engeli çıkar. Yönetim Kurulu, konuyla ilgili Devlet Bakanı Yücel Seçkiner’den yardım istenmesi benimsenir.

İlgili yazılar:

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15