FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Archive for Ocak 13th, 2012

MEKANIN CENNET OLSUN ORDİNARYÜS

leave a comment »

FOUR FOUR TWO DERGİSİ – 2009 SAYISINDAN

Büyükada’da kavurucu bir yaz günü… Güneşin altında koşturmaktan iki gözü parlayan yaramaz mı yaramaz, laf anlamaz bir çocuk yine toplamış arkadaşlarını, eski gazetelerin üstüne bez sararak yaptığı avuç içi kadar topu tekmeliyor. Birazdan top düşmanı annesine suçüstü yakalanacak ve günlük dayağını yiyecek! Akşama bir posta da babasından fırça yiyecek ama o buna da hazır. Babası kızmakta haklı; bu küçük yaramaza ayakkabı dayanmıyor! Ondan başka dokuz çocuk daha var bakmakla yükümlü olduğu. Balıkçılık yaparak on iki kişilik nüfusu geçindirmek hiç de kolay değil. Paranın nasıl kazanıldığını bilmiyor ki çocuk aklıyla Lefter ama ayakkabıları eskimesin diye çıplak ayakla oynuyor, böyle bulmuş dayaktan kurtulmanın yolunu…

Ağabeyleri kadar derslerinde başarılı değildi küçük haylaz. Okuldan sonra nasıl ederim de top oynarım diye düşünmekten dersleri bile dinleyemez olmuştu. Zaten önemi de yoktu, futbolda her geçen gün biraz daha başarılı olmak ona yetiyordu. Okuldan aldığı notlardan çok mahallenin büyüklerinin takdiri önemliydi. Her akşam annesinin top oynadığı için attığı dayaklardan bitap düştüğünde bile futbollu rüyalara dalıyordu. Oysa 2. Dünya Savaşı yeni başlamıştı, dönemin gençlerine top oynamak haramdı. Futbol da neydi ki! Şimdi sırası mıydı?

Ortaokul sıralarındayken mahallenin ağabeyleri onu elinden tutup Büyükada Futbol Takımı’na götürdüler. Artık bez parçasının değil, meşin yuvarlağın peşinde koşacaktı, bu bile büyük bir lütuftu. Her fırsat değerlendirilmek içindi, öyle de yaptı. Büyükada’dan Adalar takımına geçti, herkesin takdirini kazandı. Ancak iki kişi vardı ki, onları memnun etmek mümkün değildi; annesi ve babası! Gün gelip de “Altın Madalya”yı alırken hak vermişlerdi ancak Lefter’e, oğullarıyla gurur duymuşlardı. Bu da madalyaların en güzeliydi.

Çıplak ayakla top oynadığı günler ona iki ayağını da kusursuz kullanma yeteneğini armağan etmişti. Lefter Küçükandonyadis’in methi Adalara sığmamış, İstanbul’a kadar ulaşmıştı. Taksim Spor Kulübü 1941’de, gol atmadan uyuduğu günü günden saymayan bu gence talip olmuştu. Ancak aile engelini aşmak, Büyükada’dan İstanbul’a yüzerek geçmek kadar zordu. Lefter iki yıl boyunca oyunuyla Taksim Stadı’nda isim yaptı. Artık takımı değil, sadece Lefter’i izlemeye gelenler bile oluyordu. 1943 yılında askerlik için çağırıldığındaysa uykuları kâbuslarla bölünmeye başlamıştı. Ne düşman askerinden, ne de o sıra çıkması an meselesi olan savaştan korkuyordu. Onun korkusu iğneyle kazdığı kuyunun askerlik döneminde dolmasıydı. Futbola verdiği emeğin boşa gitme ihtimali bile ona ölümden zor geliyordu.

Vatan vazifesi için, Diyarbakır’a gitti. Dört yılın sonunda elinde bir tahta bavulla birliğinden ayrılıyordu ama vatanı için yapması gereken daha çok iş vardı. Milli formayla attığı gollerin yankısı, Diyarbakır dağlarında attığı mermilerin yankısından çok daha büyük olacaktı… Lefter, askerlik yaptığı sürede de futboldan kopmamış, tıpkı çocukluğunda yaptığı gibi arkadaşlarını başına toplamış, her fırsatta topu tekmelemeye devam etmişti. İnsan varoluş sebebinden nasıl kopabilirdi ki! Asker arkadaşlarından kurduğu takımda, bütün gol yükünü çekme pahasına, diğer birliklerin takımlarını yıllarca alt etmişti. Diyarbakır karması, Mersin karması ile maç yapmaya giderken, tanınmasın diye her yerini kapatacak kıyafetler giydirdiler Lefter’e. Ancak maçta 25 metreden attığı golden sonra herkes pür dikkat bu kısa boylu adama bakıyordu. Nüfus cüzdanını istediklerinde, oyunları anlaşılmış, Diyarbakır hükmen yenik sayılmıştı.

“Yıllarca hayallerini kurduğum ağabeylerimle yan yana antrenman yaptım. Çok heyecanlandım. Sonra onlarla aynı yerde soyunmaktan utandım”

Askerlik dönüşü aldığı haberle, uykusuz geçirdiği gecelerine yandı Lefter! Rüyaları gerçek olmuş, Fenerbahçe Spor Kulübü’nden teklif almıştı. Türkiye’nin en büyük kulüplerinden biri 23 yaşındaki bu delikanlıya teklifi götürürken, 40 yaşında jübilesini yapana kadar birlikte olacaklarından habersizdi. Lefter sarı lacivert renklere büyük bir aşkla bağlanmıştı. Fenerbahçe’de her yeni gün ayrı bir mutluluk demekti. Ne derdi annesi: “Futboldan kim adam olmuş ki sen de olasın?” Haksız da değillerdi hani. Küçük oğulları meçhul bir yola sapmış, karanlıkta bir ışık arıyordu. İşte bu genç adamın yolunu aydınlatan Fenerbahçe olmuştu.

Henüz gencecik bir delikanlıyken Fenerbahçe idmanına çıktığı ilk gün, antrenman bitiminde kimseye görünmeden kaçıvermişti. Ertesi gün yöneticilerin “Neden haber vermeden gittin?” diye sormaları üzerine, “Yıllarca hayallerini kurduğum ağabeylerimle yan yana antrenman yaptım. Çok heyecanlandım. Sonra onlarla aynı yerde soyunmaktan utandım” diye yanıt vermişti. Fenerbahçe’de yıllarını geçirmesine rağmen bu saygısından hiçbir şey eksiltmedi ama kendisinin önünde saygıyla eğilenlerin arasına her gün bir yenisi eklendi. Bunlardan biri de birlikte forma giydiği bir başka efsane Can Bartu’dur. Sinyor onu “Tek başına bir takımdı. İyi oynadığı zaman hiçbir rakip onu durduramazdı. Topu istediği yere atardı. Frikikleri, penaltıları engellenemezdi. Rakiple dalga geçerdi” diye anlatıyor ve ekliyor: “Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük futbolcusu hiç tereddütsüz Lefter’tir.”

Sarı-lacivert çubuklu forma onu kısa süre sonra milli takıma çıkartmıştı. Hep yükseğe, daha yükseğe çıkıyordu Lefter. Yunanistan’la 1948 yılında oynanacak milli maç için ilk defa ay-yıldızlı formayı giydiğinde, komşuyla siyasi gerginlik had safhadaydı. Milli maç, oyun olmaktan çıkmış, bin bir türlü anlam yüklenmişti. Lefter milyonların kalp çarpıntısını içinde hissediyordu. Bir millet, bütün ümidini 11 kişiye bağlamıştı, nasıl olur da heyecan duymaz, iliklerinin donduğunu hissetmezdi.

Atina’ya giderken etrafını çeviren gazeteciler ve meraklı kalabalık tek bir soru soruyordu: “Maçın sonucu ne olur?” Lefter’in cevabı ise herkesi güldürmeye yetmişti: “Türk Milli Takımı 3-1 galip gelecek, golleri Fikret, Şükrü ve ben atacağım.” Anlam veremediği bir his söyletmişti bunu. Söylediğine öylesine alıştırmıştı ki kendini, maça adeta alınmış gözüyle bakıyordu. Maça çıkmadan Lefter’i dinleme fırsatı bulanlar ağızları açık izlemişlerdi maçı. Söylediklerinin hepsi çıkmıştı; 90 dakika bittiği zaman skor 3-1, goller ise Fikret, Şükrü ve Lefter imzalıydı! Maç boyunca Rum olan annesinden dolayı Yunanlardan yediği küfürler, onu durdurmak isteyen rakiplerinin savurduğu tekmeler, hiçbiri mutluluğunun önüne geçemezdi. Çocukluğunda oynamak için her gece ağladığı futbol, artık mesleği olmuştu. Daha ne isterdi ki?

Lefter’in takım arkadaşı Necdet Çoruh dostunu anlata anlata bitiremiyor: “Maçlarda Şeref, Can top isterlerdi, ben Lefter’e verirdim. Çünkü paslarım Lefter’in ayağında kıymetlenirdi. ‘Ben istediğim zaman topu bana ver ama yerden ver’ derdi. Markajda olsa dahi topu ister ve adrese teslim ederdi.” Bir an vardır ki Necdet Çoruh da maçı tribünden izleyenler de unutamaz. Sezon 1956-57, rakip Galatasaray, stat Mithatpaşa’dır. “Galatasaraylı Kamil’in görevi Lefter’i oynatmamaktı. Lefter topu istedi, ben de verdim. Topun üstüne koştu, Kamil’i önüne aldı. Coşkun Özarı da Kamil’e yardım etmek için geldi. Lefter bu sefer Coşkun Özarı’nın üstüne doğru koştu. Bir Kamil’e, bir Coşkun’a doğru yöneldi, iyice yaklaştılar. Aralarında kalınca da topu bir çekti ki ikisi de ne olduğunu anlayamadılar. Lefter kaleciyle karşı karşıya kaldığında birbirlerine sarılmış vaziyetteydiler! Stat ayağa kalkmıştı. Kamil’in futbol hayatı o maçta bitti. Coşkun Özarı da sezon bitiminde futbolu bıraktı.”

Maçlarda Şeref, Can top isterlerdi, ben Lefter’e verirdim. Çünkü paslarım Lefter’in ayağında kıymetlenirdi.

Bir yandan milli takımın vazgeçilmezi, bir yandan Fenerbahçe taraftarının sevgilisi olmak… Durmaksızın yükselen Lefter’in bir sonraki hamlesi ne olacaktı? Ne kaldı ki geriye? Bir gün kendini İtalya’da bulduğunda sorusunun karşılığı kendiliğinden ortaya çıkmıştı: Avrupa. Bir zamanlar adalardan taşan Lefter ismi, İstanbul’a da sığmamış, Avrupa’ya kadar varmıştı. Bu Türkiye için bir ilkti. İtalya’nın Fiorentina takımına transferi gerçekleştiğinde, İtalyan’lar Lefter’in yapacaklarından bihaberdi. Lefter, İtalya yolculuğuna çıkarken evlenmiş, mutlu bir yuva kurmuştu.

Juventus defansında dinamik, sert, heybetli bir adam var: Carlo Parola. İtalyan futbolunun gelmiş geçmiş en iyi defans adamlarından biri bu Parola. Fiorentina’nın sol içi, sahada Parola’yı kepaze ediyor. Her topu alışında Parola’nın sağından solundan geçeceği yerde üstüne üstüne gidiyor. Yatırıyor efsane adamı, öyle geçiyor. Taraftarlar tek bir ses bağırmaya başlıyorlar: Turko, Turko! Maçı izleyen eski Fenerbahçeli yönetici Rüştü Dağlaroğlu, maçtan sonra bu küçük devin boynuna sarılıp ağlarken, Lefter annesinden yediği dayakların sadece şu sahne için bile değeceğini düşünüyor…

Aynı yıl son üç maça kadar yenilmeyen Inter’le oynuyor Fiorentina. Maç 5-0’lık skorla bitiyor, Fiorentina galip! Lefter’in iki golü var Inter kalesine, kalan üç golün asisti de yine ona ait. Hemen o akşam üç gün sonra oynanacak milli maç için seçilmiş İtalya’nın kadrosu değişiyor. Inter’li Lorenzi çıkıyor, Fiorentina’nın golcüsü Pandolfini giriyor milli takıma. Ertesi sabah bu değişikliği yapan Vittorio Pozzo’nun açıklaması karşısında Lefter’in gurur duymaması mümkün mü? “Keşke takıma Pandolfini ile birlikte şu Turko’yu, avuç içinde bile rakibini çalımlayan sihirbazı da alabilsem!”

Her şey çok güzeldi de, bir de vatan hasreti olmasa. İşte o hasret böylesine bir başarı kazanan Letfer’i tası tarağı toplattırdığı gibi Türkiye’ye getirdi. İstanbul’da onu bekleyen ikinci bir teklif olduğunu bilmeden, elinde iki torba altınla düştü yollara. Büyükada’nın tamamını alacak kadar para kazanmıştı, çocukken yediği dayaklara inat! Daha Türkiye’ye doymadan Fransa yolculuğuna çıktı. Bir sene de Nice’de oynadı. 1952 senesi; Avrupa kupası maçında F.C. Nice ile Kızılyıldız maçı. Lefter yapacağını yapıyor ve müthiş bir vole ile topu ağlara gönderiyor. Kızılyıldız’ın kalesinde 1950’ler Avrupa’sının en büyük kalecisi Beara var. Golden sonra tribündekilerin anlam veremediği bir şey oluyor. Beara golü atan kısa boylu futbolcuya doğru koşuyor. Gol atan futbolcu şaşkın, biraz da korkarak bekliyor. Beara, kucaklayıp alnından öptüğündeyse dünyalar Lefter’in oluyor. Ve bütün bu anıları sırtlanarak yine düşüyor yollara, 1953’te tekrar yurduna dönüyor.

Artık ne para, şöhret, istediği tek bir şey var: Fenerbahçe forması giydiği günlere geri dönmek. Artık onu hiç bir kuvvet İstanbul’dan ayıramazdı. Aile hayatı vardı artık, iki kız çocuğu olmuştu. Zaman ilerliyor, her şey değişiyor, bir Lefter inatla direniyordu! Çıktığı maçların, attığı gollerin sayısı artıyordu sadece… 50 defa ay-yıldızlı formayı giymiş, 12 defa kaptanlık bandını takmış, 32 de gol atmış, verdiği bütün sözleri tutmuştu Lefter. Mısır milli maçına giderken Devrin başbakanı Adnan Menderes “Mısır maçını muhakkak kazanmalıyız” demişti. İki ülke arasındaki siyasi gerginliğin acısı bu maçta çıkarılmalıydı. Maç bittiğinde skor 4-0’dı, üç gol de Lefter imzalıydı.

Görmezden gelinemezdi artık bu cevher, yanında sönük kalan başka bir cevherle ödüllendirildi. Boynuna 50. milli maçından sonra “Altın Madalya”yı takmışlardı. Heyecandan konuşmakta zorlanan efsane şöyle anlatıyordu duygularını: “Bu madalyada etrafımı çeviren her yaşta her yaşta insanın yüzlerini görür gibiyim. Kulaklarımı sağır edercesine yapılan tezahüratları işitir gibiyim. İşte, bir ömrün bütün acı tatlı hatıraları bu küçücük madalyada. Futbolu bırakmaya karar verdiğim şu anlarda, beni senelerce el üstünde tutan sporseverlere minnet borcum o kadar büyük ki elime tutuşturulan bu madalyayı binlerce parçaya bölüp, onlara dağıtmak ve ‘işte bu hepimizin hakkı, hep beraber çalıştık ve başarıya ulaştık’ demeyi çok isterdim. Onları hiçbir zaman unutmayacağım.”

Galatasaray efsanesi Metin Oktay, onun son yeşil sahalardaki son yıllarında şöyle demişti: “Lefter 40 yaşına gelmesine rağmen, benim için hâlâ büyük bir kıymettir. Onunla bir takımda yan yana oynamam mümkün olsa, bir sezonda 50 gol atmam işten bile değil. Lefter’in futboldaki ustalığı onun yanında oynayacak golcü bir forvet için bu büyük bir avantaj. Bence Lefter’de daha çok iş var. Bunu böyle bilmeli ve kıymetini de ona göre biçmeliyiz.”

Zaman zaman artık devri geçti ve “Lefter yaşlandı, futbolu bıraksın” diyenler çıkmıştı. Fakat her seferinde o, bu şekilde konuşanları mahcup etmişti. Fenerbahçe, astronomik rakamlarla peş peşe transferler yapmış ve kadrosunu genişletmişti. Fakat Fenerbahçe için sembolleşmiş bir isim olan Lefter, kendisini tutanları hiç de mahcup etmeye niyetli görünmüyor, ışık saçan gözleri ve zamana meydan okuyan fiziğiyle yaşlılık eleştirilerine yanıt veriyordu: “Büyük konuşmak hiç âdetim değildir. Futbol bir azim işi olduğuna göre, azmedenlerin ve hak edenlerin sarı lacivert formayı giymeleri haklarıdır. Ben azimliyim ve bu sene yine takımda yer alacağım. Belki her maçta mutlaka oynamam ancak önemli olan Fenerbahçe’nin kazanmasıdır. Formasını her zaman severek taşıdığım takımıma yine faydalı olmak için oynayacağım.”

Fenerbahçe’nin tribünlerinin vazgeçilmezi Manol bağırmıştı ilk defa “Ordinaryus” diye Lefter’e, bu lakabın onun peşini hiçbir zaman bırakmayacağını bilmeden. Oynadığı son sezonda bile tribünlerden tek bir ses yükseliyordu: “Ver Lefter’e, yaz deftere!” Galatasaray’ın unutulmaz kalecisi Turgay Şeren “ Lefter karşıma geldiğinde ürkerdim, titrerdim, bütün takım arkadaşlarım onu engellemek için tekmeler savursa da o ne yapar eder yine karşıma dikilirdi” diyerek eski günleri yâd ediyor.

Aynı takımda oynadığı arkadaşları bir bir futbolu bırakmış, Lefter ise ilk günkü heyecanıyla aşkından vazgeçmemişti. Onu izleyen ilkokul talebeleriyle aynı takımda oynamaya başladığında da hırsından bir şey eksilmemişti ama artık veda vakti gelmişti. Oysa dün gibiydi, bezden topun peşinde koşuşturup annesinden yediği dayaklar. Altın Madalya’dan sonra ilk daha gerçekleşecekti bu vedayla, Türkiye’de ilk defa bir futbolcuya jübile düzenlenecekti. 3 haziran 1964 günü Fenerbahçe-Beşiktaş arasında oynanan ve 1-1 biten maçta oynanan futbolun hiçbir önemi yoktu. Sadece Fenerbahçe taraftarının değil, maçı izleyen herkesin yüreğine koca bir taş oturmuştu; bu Lefter’in veda maçıydı. Ağlayan sadece Lefter değildi ki, daha o günden özlemişti taraftarlar onun futbolunu.

Jübilesini yaptıktan sonra yeni bir maceraya atıldı Lefter, teknik direktörlüğe başladı. Yunanistan’ın Egaleo, Güney Afrika’nın Johannesburg takımlarından sonra Samsunspor, Orduspor, Mersin İdman Yurdu ve Boluspor derken bu sevdadan vazgeçti. Olmadı, teknik direktörlüğü futbolculuğunun yanında sönük kaldı. Şehir şehir dolaştı, kendisini aradı, bulamadı. Çünkü kimse Lefter olamazdı!

Alt tarafı kendi aramızda yaptığımız bir maçtı ancak onu bile kaybetmek istemezdi. Arkasında gözü varmış gibi oynardı, rakip ne yapacağını anlayamazdı.

Efsanenin bir başka tanığı gazeteci Onur Belge şöyle anlatıyor Lefter’i:“Lefter ağabey futboldaki bütün görevlerini bitirdikten sonra arkadaşlarıyla Büyükada’da nostalji maçları yapmaya başladı. O İstanbul’dan dönerken, biz çocuklar denize atlar, ayakkabılarını taşımak için yarış yapardık. Beni ilk kez takıma alması da böyle olmuştu. Bir gün yine maç yapıyoruz, 6-2 öndeyiz. Lefter ağabey vapura yetişmek için maçı yarım bıraktı. O takımdan çıktığı anda bir gol yedik. Ardından bir gol daha. Maç bittiğinde skor 7-6’ydı. Çünkü Lefter ağabey bizi kurtarmak için geri dönmüş, vapuru kaçırmıştı. Alt tarafı kendi aramızda yaptığımız bir maçtı ancak onu bile kaybetmek istemezdi. Arkasında gözü varmış gibi oynardı, rakip ne yapacağını anlayamazdı. Çünkü o hiç yerinde durmazdı, kıpır kıpır bir oyunu vardı. Onu izleme şansına erişenlerden şimdiki futbolcuları beğenmelerini istemek hata olur.”

Fenerbahçe de sarı-lacivert çubuklu formaya anlam kazandıran bu futbolcusunu, Kadıköy’e diktiği heykeliyle ölümsüzleştirirken, şimdilerde Büyükada’da yine arkadaşlarını etrafına topluyor Lefter. Bu seferki takımı kurmak, kaleyi seçmek için değil, geçen günlerin anısını taze tutmak için. Oysa anılar hep taze kalacak. Türkiye ilk defa yurt dışında kendisini gururlandıran bu efsaneyi 832 golünden önce mütevazı ve çekingen hali ile hatırlayacak. Belki futbol başka profesörler yetiştirecek ama başka bir ordinaryüs gelmeyecek!

Four Four Two, Eylül 2009

Written by kesinofsayt

13 Ocak 2012 at 19:46

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

AZİZ BAŞKAN’DAN AÇIKLAMA

leave a comment »

Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Sayın Aziz Yıldırım’ın avukatları aracılığıyla yaptığı açıklamadır:

“Uzun bir süredir Türk Futbolu’nun üzerinde oynanan oyunları ibretle izlemekteyim. Tasarlanan bu oyun adım adım hayata geçirilmekte ve Türk Futbolu adeta dört bir yandan abluka altına alınmaktadır. Üstelik, kendilerini Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerinde görenler bu projelerini hayata geçirmek için Yüce Meclisin, yasama, yürütme ve hatta yargı erklerini dahi kullanmaktan çekinmemektedirler. Ancak bunu yaparken unuttukları en önemli şey Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım’dır.

Çok kısa bir süre önce 6222 sayılı yasada yapılan değişikliğin kamuoyuna nasıl servis edildiği herkesin malumudur. Aziz Yıldırım’ı kurtarma yasası olarak kamuoyuna sunulan ve hatta Sayın Cumhurbaşkanı tarafından dahi “Kişiye özel yasa” şeklinde nitelendirilmek durumunda kalınan yasanın sonuçları ortada olup bu yasadan kimlerin faydalandıkları açıkça ortadadır.

Aziz Yıldırım’ın ismini kullanarak emellerini hayata geçirenler şimdilerde yeni bir oyunu hayata geçirmenin peşindedirler ki; bu yeni oyunun adı da 58.maddedir.

KAMUOYU AÇIKÇA BİLMELİDİR Kİ 58.MADDE DEĞİŞEMEZ VE DEĞİŞMEMELİDİR.

Bizim bu madde hakkındaki yorumumuz gerek bu değişikliğin peşine düşenler ve gerekse Türkiye Futbol Federasyonu’ndan farklıdır. TÜRK FUTBOLUNDA ŞİKE, TEŞVİK VE TEŞEBBÜS SUÇ VE CEZALARI BİRBİRİNDEN AYRILAMAZ. Bu eylemleri birbirinden ayırmak isteyenlerin gerçek amacı yine FENERBAHÇE VE AZİZ YILDIRIM’IN adını kullanarak birilerini ve bazı kulüpleri kurtarmaktan başka bir şey değildir. Bu sebeple; puan silme ve madde üzerinde yapılacak değişiklikler, tarafımızca en sert şekilde cevabını bulacaktır.

Bu değişikliği yapmak isteyenler, bunu KİMLER VE HANGİ TAKIMLAR İÇİN YAPTIKLARINI AÇIKLAMALI; BUNU AÇIKÇA ORTAYA KOYMALIDIRLAR.

TV kanalları arasında mekik dokuyarak ve hatta devlet makamlarını dahi kullanarak temiz olduklarını ’Ama bu temizliğin biraz ince ayara muhtaç olduğunu’ söyleyenlere yegane tavsiyem yargılanmaktan korkmamalarıdır.

SUÇSUZ OLDUKLARINA İNANANLAR, YASALARI DEĞİŞTİRMEK İÇİN BU KADAR ÇIRPINMAZLAR.

Görsel ve yazılı medya önünde Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe hakkında ’ÖNCE ASALIM SONRA YARGILAYALIM’ edebiyatı yapanların, kulislerde tasa değişikliği için kılıktan kılığa girmeleri sebepsiz değildir.

Şimdi kamuoyunun bilgisine bunun bazı sebeplerini sunacağım. İddianamede yer alan ve sadece Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım’a atfedilenlere dair iki resim arasındaki 7 farkı kamuoyunun takdirine sunuyorum;

İddianamenin, “İDDİANAMENİN EK KOĞUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARARLAR”, başlığının 17. Sahifesinin 2.paragrafında:

“30.04.2011’de, Diyarbakır’da oynanan Diyarbakırspor-Orduspor futbol müsabakası öncesi Orduspor Kulüp Başkanı Nedim Türkmen’in, Giresunspor Başkanı Ömer Ülkü’ye, Diyarbakırspor Kulübü eski başkanı Abdurrahman Yakut üzerinden, oynanacak maçın Orduspor lehine sonuçlanmasını sağlamak için şike faaliyetinde bulunması için talepte bulunduğu, şahsın bu amaçla Abdurrahman Yakut’la görüştüğü ve akabinde tarafları buluşturduğu, yapılan iletişim tespit tespitleri neticesinde belirlenmiş ise de; tarafların şike amaçlı anlaştıklarına, Abdurrahman Yakut’un maçta şike yaparak menfaat temin ettiğine dair somut delil elde edilememiş, kazanç veya sair menfaatin verildiğinin, vaat veya teklif edildiğinin belirlenememiş olması nedeniyle suçun unsurları oluşmadığı” sonuç ve kanaatine ulaşılmışsa da;

Aynı iddianamenin 177. Sayfasında Bursaspor- İstanbul Büyükşehir Belediyespor müsabakasında Fenerbahçe’nin teşvik primi vermesiyle ilgili “Eylemin Değerlendirildiği” sonuç bölümünde:

“Aziz Yıldırım’ın talimatlarıyla hareket eden İlhan Yüksel Ekşioğlu’nun, Ali Kıratlı üzerinden; İbrahim Akın ve İskender Alın gibi bazı İ.B.B. Sporlu futbolcuların gayrı resmi menajerliğini yapan Yusuf Turanlı ile 06.03.2011 günü oynanan Bursaspor- İstanbul Büyükşehir Belediyespor müsabakası öncesinde; teşvik primi verilmesi amaçlı anlaşma yaptığı, teşvike konu 60.000 TL paranın İlhan Ekşioğlu’nun talimatıyla Halil Köntek aracılığıyla Ali Kıratlı’ya, bu şahıs tarafından da Yusuf Turanlı’ya maç sonrası teslim edildiği, (Her ne kadar yapılan iletişim tespitlerinde ve telefon detay döküm analizi – baz istasyonu çalışmalarında; İbrahim Akın, İskender Alın, Zeki Korkmaz, Metin Depe ve Can Arat isimli İBB Sporlu futbolcular ve İBB’nin eski futbolcusu Necati Ateş’le; teşvik primi verilmesi amaçlı irtibat kurulup görüşüldüğüne dair bazı deliller elde edilmiş ise de; bu futbolcularla anlaşıldığına, futbolcuların anılan maçtan dolayı teşvik primi alarak menfaat temin ettiklerine dair somut delil elde edilemediğinden haklarında sevk maddesi tansim edilmemiştir.)

Aziz Yıldırım liderliğindeki suç örgütünün teşvik primi vererek 06.03.2011 günü oynanan Bursaspor- İ.Belediyespor müsabakasında; Bursaspor ile ilgili hedefledikleri sonuca ulaştıkları belirlenmiştir” sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.

Bu iki resim arasında 7 fark bulunmamaktadır; fark TEKTİR.  O DA TARAFTARLARDAN BİRİNİN FENERBAHÇE VE AZİZ YILDIRIM OLMASIDIR.

Kamuoyuna arz edilir.

Son sözlerim de TFF yetkililerinedir. Yine hayret ve ibretle izlediğim üzere TFF Yönetim Kurulu, nedeni kendinden menkul ani kararlarla yetkilerini devretmeye kalkmakta ve “Biz yapmadık ki onlar yaptı” gibi ufak hesaplarla ellerimizle kurduğumuz bu kurumun saygınlığına gölge düşürmektedir.

Unutulmamalıdır ki; İddialara adı karışan her kulüp ve yetkilisi yargılanacak ve bu konudaki her belge, her delil ve her tape tıpkı bize yapıldığı gibi kamuoyu ve bağımsız yargıçlarla paylaşılacaktır.

Bu nedenle; kendilerinin, hiç kimsenin ve hiçbir kulübün avukatlığına soyunmalarına gerek yoktur.

Kaldı ki Fenerbahçe suçlu bulunursa küme düşecektir ve bu kimse tarafından yapılmazsa bizler eliyle hayata geçirilecektir. Bu nedenle kişi ve kurumların, ucuz popülist yaklaşımlar ve çelişkili beyanlar ile kamuoyunu yanıltması boşunadır.

Yapılması gereken; Emniyet Müdürlüğü, görüşünü “19 maçta şike kesin” olarak açıklayanların ve “son 5 maçın sonucunu bildiğini” savunma hakkı kullanılmadan kesin bir dille iddia edenlerin, Fenerbahçe’yi 26 Ocak tarihine kadar küme düşürmelerinin gerekliliğidir.

Bunu yapmayanların artık konuşmaları yersizdir ve kendilerine yegane tavsiyem artık SUSMA HAKLARINI KULLANMALARIDIR.

Saygılarımla kamuoyuna arz ederim.

Aziz Yıldırım, FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ BAŞKANI

Written by kesinofsayt

13 Ocak 2012 at 17:13

Aziz Yıldırım kategorisinde yayınlandı

Tagged with

ALİ DÜRÜST – AYKUT KOCAMAN İKİLEMİ

leave a comment »

27.10 tarihinde Galatasaray ikinci başkanı Ali Dürüst, kaybedilen Gaziantepspor maçı sonrasında hakemleri sert şekilde eleştirmişti:

“Futboldaki kaosun içinde olmayan Galatasaray’ı da kaosun içine çekmeye çalışanlar var. Biz bunlara izin vermeyeceğiz. Sahadaki hakemlerin, başkanlarından aldığı talimatla böyle çıktığını düşünüyorum. Galatasaray daha puan kaybeder, puanlar kaybeder ama biz futbolu kazanmaya çalışıyoruz. Fedakarlığımız bunun için. Seyircilerimizi kutluyoruz bu tahriklere kapılmadılar.”

Maçın hemen başında Engin Baytar’a gösterilen sarı kartla hakemlerin tavırlarının belli olduğunu savunan Dürüst, “5. dakikadaki sarı kartta zaten olay kendini belli etti. Yan hakemin kırmızı karta (Servet’e gösterilen kart) müdahale ederkenki ifadesini televizyondan gördüğünüz vakit artık bir şey konuşmaya gerek yok. Dolayısıyla 8 kişi oynayan bir takım 5-6 dakika fazla oynuyor. Sahiden üzüntülüyüz. Futbol bir kaostan geçiyor, kulüp olarak bu kaosu önlemek için bütün fedakarlığı yapıyoruz ama aynı anlayışı görmüyoruz” ifadelerini kullandı.

spor.Mynet.com

Bu sözleri üzerine PFDK’ya sevkedilen Ali Dürüst hakkında “çeşitli basın ve yayın organlarında yer alan sportmenliğe aykırı açıklamaları nedeniyle sevk yapılmış ise de isnad edilen eylemin unsurları oluşmadığından CEZA TAYİNİNE YER OLMADIĞINA” karar verilmişti. (PFDK kararları, 28.10.2011)

Fenerbahçe Teknik Direktörü Aykut Kocaman ise 1-1 biten Orduspor maçı sonrasında basın toplantısında şunları söylemişti:

Genç hoca, “Sivas maçıyla başlayan hani ‘ince ince Yasemince’ derler ya, böyle bir durum var. Bir budama var” dedikten sonra ilginç bir tespitte bulundu: “Güç dengeleri değişti. Bu güç kaybını da hakemlerin iyi algıladığını düşünüyorum. Çok net söylüyorum, güç dengeleri değişti.” Skor üretememekten yakınan Kocaman, “Son iki deplasmanda kayıp 4 puan. Hiç istemediğimiz durum. Öndeki rakibimizden 4 puan geride kaldık. Maçla ilgili olumlu şeyler söylemek mümkün değil. Kazanma arzusuyla başladık ancak bir türlü oyunu renklendirecek hale getiremedik. Antalya’da olduğu gibi skor üretemedik. Ordu’nun golünden sonra oyunumuz şuursuz hale geldi. Beraberlik golünden sonra biraz  daha baskı yapabilirdik. İlk yarıdaki gibi çok pozisyon üretemedik” dedi. Kocaman, Ordu’ya takımdan ayrı gelmesiyle ilgili olarak da, “Bunu neden paylaşayım, anlamadım. Bu, tamamen kendimle ilgili bir durumdu” diye konuştu.

Fanatik, 5 Ocak 2011

Bu konuşma üzerine PFDK’ya sevkedilen Kocaman’a şu ceza verildi:

FENERBAHÇE A.Ş. teknik sorumlusuAYKUT KOCAMAN‘ın, 04.01.2012 tarihlerinde basında yer alan sportmenliğe aykırı açıklamaları nedeniyle takdiren 1 RESMİ MÜSABAKADA SOYUNMA ODASINA VE YEDEK KULÜBESİNE GİRİŞ YASAĞI CEZASI ile cezalandırılmasına, (PFDK Kararları, 10.01.2011)

TFF aynı TFF, PFDK aynı PFDK…

Kolay gelsin…

Written by kesinofsayt

13 Ocak 2012 at 16:06

Ali Dürüst, Aykut Kocaman, Fenerbahçe, Galatasaray, PFDK kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , ,

TRABZON’A ZARAR VEREN TRABZONLU BAKAN

leave a comment »

Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, Trabzon’da şanssız bir açıklama yapmış. Fenerbahçe’nin müzesine koyduğu kupayı,

Trabzon’a götürmek için ‘ince ayar’ peşinde olduklarını söylemiş…

Fenerbahçe’ye böyle bir iyilik, Trabzon’a ise böyle bir kötülük yapılamaz!

****

Trabzonspor, UEFA tarafından Türkiye şampiyonu kabul edilerek Şampiyonlar Ligi’ne davet edilen bir takım. Türkiye’de oynanan maçlarda şike var mıydı, yok muydu tartışmasını aşan bir durum bu.

Yaşanan şike iddialarının Fenerbahçelileri rahatsız etmesi doğal. Ancak ne yazık ki, gelinen noktada yapacakları bir şey yok. Kaldı ki, bundan sonraki olasılıklar hiç de iç açıcı değil. Trabzonsporluların bile çoğunluğu Fenerbahçesiz bir ligin tatsız tuzsuz olacağını söylüyorlarsa da, UEFA’nın kılıcı Fenerbahçe’nin başında sallanıyor.

Aslında bu kılıç, TFF’nin başında duruyor.

UEFA, TFF’ye, ‘Ya gereğini yap, ya da ben gereğini yaparım!’ diyor. İstediği şey açık; Fenerbahçe’nin küme düşürülmesi.

TFF’ye yönelik,  ‘Bunu yapmazsan, gereğini yaparız’ tehdidinin altında daha derin bir operasyon olduğu anlaşılıyor.

UEFA’nın uygulayabileceği yaptırımları yorumlayanlar, bu kuruluşun muhatabının Fenerbahçe değil TFF olduğundan yola çıkıyorlar.

Diyorlar ki;

“UEFA’nın kafasında Mart ayını bulmayan bir tarih var. Eğer TFF bu tarihe kadar UEFA’nın beklediği hareketi yapmaz ise, UEFA bu kez TFF’ye yaptırım uygulamak için atağa geçecek. Son ve en ciddi uyarıyı yaptıktan sonra şöyle bir mektup gönderecek;

‘Sayın TFF Başkanı,

Biz bugüne kadar sizi her vesileyle uyararak şike konusunu ne kadar ciddiye aldığımızı anlatmaya çalıştık. Ancak UEFA’yı tatmin edici bir harekette bulunmadınız. Dünya spor kamuoyu, Türkiye’de şike konusunda alınacak kararı beklerken, biz bu işe daha fazla kayıtsız kalamayız.

Yapıldığı yönünde kuvvetli deliller olduğu anlaşılan şikenin, Türk futbolunu kirlettiği anlaşılmaktadır. Bunun temizlenmesi yönünde ise TFF’nin topu taca atmakta olduğu anlaşılmaktadır…

…Bütün bunlar göz önüne alınarak yaptığımız değerlendirme sonucu aldığımız kararlar şunlardır…

a- TFF’nin, UEFA üyeliğinin … süreyle askıya alınmasına…

b- Bu süre içinde hiçbir Türk takımının UEFA organizasyonlarına alınmayacağına…

c-  …Takım veya takımların UEFA’dan daha uzun süreli dışlanacağına…

d- FİFA ile olan mutabakatımız içinde, Milli Takımınızın da…

****

Gelelim, Bakan Erdoğan Bayraktar’ın büyük gafına.

Böyle bir konuşma Trabzon için ne kadar incitici olmuşsa Fenerbahçe için de o kadar kışkırtıcı olmuştur.

Trabzon ve Trabzonspor,  hem sportif geçmişiyle ve hem de sahip olduğu onur ve gururla, hak etmediği hiçbir şeyi almak istemeyecek kadar olgundur.

Bakan Bayraktar’ın söylediği yöntem, hak edilmemiş bir kupanın geri alınması için geçerli olabilir.

Eğer bu kupa Trabzonspor’un hakkıysa onun Trabzon’a götürülmesi için bir takım dolaylı (yani etik dışı) yolların kullanılması Trabzon halkının kabul edeceği bir şey değildir.

Elbette, başka bir kulübün müzesinde durmakta olan bir kupanın sahibi olarak Avrupa’da Türkiye’yi temsil etmek Trabzonluların canını sıkmaktadır.

Ama bunun Trabzon’a götürülmesi için, hiçbir Trabzonlu, Bakan Bayraktarın söylediği ‘hokus pokus’ yollarının kullanılmasına razı olmaz.

Türkiye’nin her tarafındaki Trabzonlular, kupanın Trabzon’a götürülmesi için gösteriler yaparken, Bakan Bayraktar’ın bunları söylemesi Trabzon’un kendi kalesine gol atması gibi bir şey olmuştur…

Ayrıca bu konuşma, Fenerbahçe’yi bir mağdur pozisyonuna koymuştur. Bundan sonra TFF’nin Fenerbahçe’yi aşırı derecede sıkıntıya sokabilecek bir karar alması daha da zorlaşmıştır.

Her ne kadar Başkan Aydınlar, karar alma yetkisini TFF Disiplin Kurulu’na vererek ‘kaçmaya’ çalışıyorsa da burada topun taca atılabilme şansı kalmamıştır.

Yani TFF tam anlamıyla, ‘kırk katır mı, kırk satır mı?’ çıkmazına girmiş bulunuyor. Bir yanda, adına Fenerbahçe Cumhuriyeti de denilen (ve aralarında Fenerbahçeli TFF yöneticilerinin de olduğu) milyonların yaşayabileceği düş kırıklığı, diğer yanda Fenerbahçe’ye yaptırım uygulamakta kararlı olan bir UEFA…

Ve üstelik aynı UEFA’nın, ‘Bunu yapmazsanız, sadece Fenerbahçe’yi değil, -Milli Takımınız dahil- Türk futbolunun tamamını dışlarız diyen tavrı…

****

Erdoğan Bayraktar’ın Trabzonspor’a zarar veren açıklamasından nerelere geldik…

Kupa simgesel bir araçtır. Trabzonspor gibi bir kulüp için, o kupa müzesinde bulunmuş ya da bulunmamış bir şey değişmez.

Ben Trabzonspor’un yerinde olsam o kupayı istemediğimi beyan ederim. Trabzonspor’un bir köşesine de o kupanın büyükçe bir heykelini yaptırır ve törenle açarım. Fenerbahçelileri de dostça davet ederim.

Altına da ‘fair play’ içinde bir şeyler yazılabilir herhalde…

Prof. Dr. Suat Çağlayan, Odatv.com

Written by kesinofsayt

13 Ocak 2012 at 14:51

AKYAZI PROJESİNİN ÖNÜNDE ENGEL KALMADI

leave a comment »

Trabzon’un ve Türkiye’nin en büyük prestij projelerinden Akyazı projesinin önünde hiçbir engel kalmadı. Ankara 10. İdare Mahkemesi Mimarlar Odası Trabzon Şubesi’nin dolgu ve tahkimat ihalesinin iptali için TOKİ aleyhine açtığı davayı reddetti. Mahkeme yürütmeyi durdurma istemi için gerekli şartların oluşmadığına hükmetti.

Geçen yıl Nisan ayında TMMOB Mimarlar Odası Trabzon Şubesi tarafından Danıştay 6. Dairesi’ne yapılan başvuruyla Akyazı projesi hakkında yürütmeyi durdurma kararı verilmişti. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kuruluşunun ardından yürütmeyi durdurma kararına itiraz edildi. 6 Ekim 2011 tarihinde Danıştay 6. Dairesi Yürütmeyi durdurma kararını kaldırdı. Bu karar üzerine Akyazı’da dolgu çalışmaları yeniden başladı.

Plana itirazından sonuç alamayan Mimarlar Odası Trabzon Şubesi bu kez de Akyazı’nın yapımı için gerekli olan dolgu ve tahkimat ihalesinin iptali ve yürütmenin durdurulması için Ankara 10. İdare Mahkemesi’ne ayrı bir dava açtı. Geçtiğimiz günlerde dava sonuçlandı. Mahkeme dosyanın incelenmesi sonucunda yürütmeyi durdurma isteminin reddine karar verdi. Bu sayede Akyazı projesinin devam etmesi hiçbir hukuki engel kalmadı.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, mahkemenin kararını memnuniyetle karşıladıklarını söyledi. Akyazı’nın 2 yıl içinde tamamlanmasını beklediklerini ifade eden Bakan Bayraktar, “Akyazı, Trabzon için önemli kazanımdır. Sadece bir futbol stadyumu, bir spor kompleksi değil.

Trabzon’la, Akçaabat’ın bütünleşmesini sağlayacak, önemli bir kazanımdır. Trabzon’un yüzde 95’i bu projeyi istiyor. Halka ve devlete rağmen bir şey yapamazsınız, bu devlet de istiyor, millet de istiyor. Bu proje yapılacak.” diye konuştu.

Haber61

Written by kesinofsayt

13 Ocak 2012 at 14:23

Akyazı kategorisinde yayınlandı

Tagged with

TS – FENERBAHÇE KRİZİ BASKETBOLA SIÇRADI

leave a comment »

Basketbol Federasyonu’nun All Star organizasyonunu Trabzon’a alması, Fenerbahçe’de tepkiyle karşılandı.

Basketbol Federasyonu’nun 22 Ocak’taki 2012 All Star organizasyonunu Trabzon’a alması, Fenerbahçe’de tepkiyle karşılandı. Ancak şimdilik ‘boykot’ düşünülmüyor

Şike soruşturması yüzünden Fenerbahçe ile Trabzonspor arasındaki gerginlik sporun diğer dallarına da yansıyor. Son dönemde Emir Preldzic’e verilen 3 maçlık ceza ile Galatasaray derbisindeki olaylar nedeniyle Efes Pilsen karşılaşmasını seyircisiz oynamak zorunda kalan ve bunun için de federasyona sert eleştirilerde bulunan sarılacivertli camia, 22 Ocak’ta düzenlenecek Beko All Star organizasyonunun Trabzon’a verilmesini de tepki ve endişeyle karşıladı.

Haber61

Written by kesinofsayt

13 Ocak 2012 at 14:21

Fenerbahçe, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

HAKKIMIZI SAVUNDU

leave a comment »

AKP Trabzon İl Başkanı Günnar Çevre ve Şehircilik Bakanı Bayraktar ın Trabzonspor un Şampiyonluk Kupasının geri alınması ile ilgili yaptığı açıklamaya tepki gösterenleri eleştirdi.

Konu ile ilgili olarak bir açıklama yapan İl Başkanı Günnar, “Bakanımız yaptığı açıklamada Trabzonspor’umuzun hakkı olan şampiyonluğun verilmesi için çalıştıklarını söylemiştir. Bundan doğal ne olabilir ki. Bakanımızın açıklamasının altından başka manalar çıkarmak abesle iştigaldir. Özelikle Trabzon da siyasi partilerin temsilcilerinin bu açıklamaya tepki göstermesine anlam veremedik.

Trabzonspor’umuzun menfaatlerini savunan bakanımıza tepki gösterenlerin niyeti nedir? Bu olsa olsa Trabzonspor üzerinden siyaset yapmak olur. Bu düşüncede olan siyasileri kınıyorum. Fenerbahçe’nin yaptıkları aşikarken o camianın önde gelenleri başta olmak üzere top yekün kulüplerini desteklerken Trabzon’da Trabzonspor’umuzun hakkını savunan bakanımızı eleştirmenin tutar dalı yoktur. Zaman Trabzonspor’a hep beraber destek olma zamanıdır. Gelin hep beraber tek vücut hakkımız olan şampiyonluğun alınması yolunda birlik olup çalışalım” dedi.

TakaOnline

Written by kesinofsayt

13 Ocak 2012 at 14:16

AKP, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,