FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Archive for Şubat 2012

SESSİZLİK!

leave a comment »

Ruhe = sessizlik!

Written by kesinofsayt

26 Şubat 2012 at 15:02

Genel kategorisinde yayınlandı

Tagged with

HALUK ULUSOY DOSYASI – 15

leave a comment »

04 Ocak 2007 tarihinde yazılı bir açıklama yapan Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, görevlerini sürdürdüklerini belirterek, Haziran ayında yapılacak Mali Genel Kurul’da istenildiği takdirde seçim konusunu görüşmeye hazır olduğunu duyurur.

Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun yaptığı toplantının ardından açıklanan metin şöyledir:

“Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, 25 Aralık 2006 tarihinde yaptığı açıklamanın son bölümünde, “Futbol ve futbol ailesinin siyasi baskı altında tutulmasına en fazla karşı çıkanlardanım. Kulüplerimiz ve delegelerimize daha fazla baskı yapılmamasını, Sayın Bakan’ın olası bir çağrısının tek muhatabı olarak Türkiye Futbol Federasyonu’nun görülmesini, bu gerçekleşirse çağrı hakkında mevzuat çerçevesinde gereğini yapacağımızı, kamuoyunun bilgisine sunuyorum” demişti.

Bu ifadeleri içeren bir açıklama yapmasının gerisinde, hiç kuşkusuz bugün yaşanan dramatik tabloyu günler öncesinden görerek futboldaki kaos ortamının daha da tırmandırılmaması için bir uyarıda bulunmak istemi vardı.

Sonraki günlerde, değerli kamuoyunun da yakından bildiği gibi, Olağanüstü Genel Kurul çağrısı yapmak için başlatılan hareket, hedeflediği rakama ulaşamadı ve önceden açıklanan takvimi 8 Ocak tarihine erteledi.

Bu süre içerisinde, üzülerek belirtmeliyiz ki Genel Kurul’da oy kullanma hakkında sahip kulüplerimiz ile delegelerimiz üzerinde, önceden başlatılan baskı ve tehditler giderek artan bir şiddet ve özerklik tarihinin hiçbir döneminde yaşanmayan bir boyuta ulaştı.

Başta siyasiler olmak üzere, sporla ilgili bazı kurumların üst düzey yöneticileri, bazı belediye başkanları, bazı mülki amirlerin de içinde bulundukları bu hareket, özellikle de son günlerde sadece kaygı değil, futbol adına utanç verici bir hal aldı.

Öyle ki bu baskılar, bu kurumlardan birine bağlı olarak çalışan bazı genel kurul delegelerinin, görevlerinden uzaklaştırılabilecekleri tehdidiyle karşılaşmalarına kadar bile vardı.

Çok sayıda genel kurul delegesinden gelen bu ve benzer yakınmalar, aklıselimi tamamen dışlamış bazı çevrelerce, futbolun bu ülkede hangi noktalara taşındığının ibretle izlenmesi gereken belgeseli haline dönüştürüldü.

Futbolu kamplara bölmek için her yolu mübah sayan bir zihniyetin, futbol ailesi bünyesinde yarattığı tahribatın bugün ulaştırıldığı boyut, son derece endişe vericidir.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Sayın Haluk Ulusoy, değişik defalarda Haziran ayında yapılacak Olağan Mali Kurul sırasında, istenildiği takdirde futbolun seçimi de dahil her türlü sorununu görüşmeye ve tartışmaya hazır olduğunu açıkladı. Yönetim Kurulu olarak dün olduğu gibi bugün de Sayın Başkanımızla aynı noktadayız.

Futbolun siyasi müdahalelerle, baskı ve tehditlerle değil, Genel Kurul delegelerinin özgür iradeleriyle kendi kaderini kendisinin belirlemesinden yanayız.

Bu tür müdahalelerde bulunanları da siyaset güdümlü bu girişime öncülük yaparak alet olanları da şiddetle kınıyoruz.

Sayın Ulusoy Futbol Federasyonu Başkanlığı koltuğuna yapışıp yaşamayı hiçbir zaman düşünmedi. Gerek kendisi, gerekse en yakın çalışma arkadaşları olarak bizler, her dönemde futbol için daha fazla ne yapılabileceğinin, futbol ailesine daha fazla neyi katabileceğimizin, bu ülke futbolunu uluslararası platformda daha büyük başarılara nasıl taşıyacağımızın hesabı içerisinde olduk. Futbolun daha huzurlu, daha mutlu, daha hoşgörülü, daha saygın ve daha başarılı bir ortama taşınmasından öte bir hesabımız yok.

Bir kez daha altını çizmekte yarar görüyoruz; Amaca ulaşmak için futbolun değerlerini altüst eden her türlü yöntemi deneyen bu zihniyeti şiddetle kınıyor ve karşısında duruyoruz.

Futbolun huzura, barışa, dostluğa, zorlamayla yok edilen değerlerini yeniden oluşturmaya gereksinimi var. Dün olduğu gibi, bugün de sergilediğimiz bu duruşun temel sebebi, bazı çevrelerin sandığı gibi koltuk aşkı değil, futbolun özerkliğini sonuna kadar savunma sorumluluğumuzdur. Bir yandan liglerin, diğer yandan Milli Takımımızın Avrupa Şampiyonası Grup Eleme maçlarının oynanacağı bir takvimde, futbolun gündemini seçimle işgal etmeyi, futbola verilecek en büyük zarar olarak görüyoruz.

Hizmete devam ediyor ve Genel Kurul iradesi dışındaki hiçbir zorlamadan yılmayıp görevimizi sürdürüyoruz. Haziran ayında, futbolun bugünkü sorunları ile futbola bugün sorun olanları, futbolun en üst düzey organı olan Genel Kurul’un gündemine TFF Yönetim Kurulu olarak bizzat taşıyacağımızı değerli kamuoyunun bilgisine, saygıyla sunarız.”

5 Ocak 2007’de Ulusoy başkanlığında toplanan Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, haziran ayında yapılacak mali genel kurulda seçim kararı alınmasını ve temmuzda da sandık başına gidilmesini kararlaştırır.

Levent Kızıl başkanlığında oy toplama işini hızlandıran muhalefet ise, bu karara tepki gösterdi ve seçimin, yasal prosedür içinde en geç nisan ayı içinde yapılması gerektiğini ifade eder.

8 Ocak 2007’de Bursaspor Kulübü Başkanı Levent Kızıl, Futbol Federasyonu’nu olağanüstü genel kurul toplantısına çağırmak için noterden tasdikli 106 imzayı, federasyona gönderdiklerini açıklar.

Kızıl, “Seçim için delegelerin yüzde 40’nın imzası gerekiyordu ama biz yüzde 60’nın imzasını aldık” der.

Seçimli yönetimlerde ortaya çıkan güvensizlik durumunda işleri tekrar normalleştirecek enstrümanlardan birinin seçim olduğunu kaydeden Kızıl, “Futbol ailesinin en büyük organı olan genel kurulun delegeleri olarak bu kaosa seyirci kalamazdık. Yasanın bize tanıdığı imkanlar çerçevesinde başvuruyu yaparak gerekli yasal süreci bugün itibariyle başlatmış bulunuyoruz. Başvurumuzla yapmak istediğimiz, yapılacak bir seçimle kaybolan güven ve adalet duygularını geri getirmek, futbol ekonomisini sağlıklı ve yasal olarak büyütecek altyapının kurulmasını sağlamak, icra organı olarak Futbol Federasyonu’nun kurumsallaşması ve sürekli başarı için gerekli iklimi yaratmaktır” diye konuşur.

Futbol Federasyonu yönetimini eleştiren Levent Kızıl, “Yönetimi elinde bulunduranların, yapmadıkları icraatlar ve yarattığı kaoslar yadsınamaz bir gerçek. Konuyu kişiselleştirmeleri ve başka platforma çekme çabaları, en hafifinden hedef saptırmaktır” der.

Seçim sürecinin yanlışlığı ve futboldaki kaosu artıracağı iddialarının külliyen yalan olduğunu ifade eden Kızıl, “İddia sahipleri, var olduğunu kabul ettikleri kaosun sona erdirilmesi konusunda samimilerse, mevcut yasa ve statümüz 21 günde seçimi mümkün kılmaktadır. Dolayısıyla 2. devrenin başına yetişecek bir yasal takvim imkanı bulunmaktadır. Tepkiler ve talepler karşısında seçime gitmeyen bir yönetimin, Türk futbolunun geleceği gibi bir kaygısı olduğunu söylemek mümkün değil. Olsa olsa, söylenebilecek şey, koltuk hırsı ve ‘benden sonrası tufan’ anlayışıdır” şeklinde konuşur.

Mevzuatın öngördüğü şekilde yapılmış bir başvurudan sonra seçimin kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Kızıl, “Mevzuattaki maksimum süreleri kullanmaya çalışmak, hukuku zorlayacak yorumlar yapmak, ‘koltuğa yapışmayız’ iddialarıyla da çelişir. Buradan futbol kamuoyu ve değerli spor medyası da başta olmak üzere futbol ile ilgili her kesime sesleniyoruz; bugünden itibaren kaosu ortadan kaldıracak seçimin en kısa sürede yapılması için çaba sarf etmek, imza sahipleri kadar sizlerin de sorumluluğunuzdadır” der.

Geçen yılki seçimlerde Haluk Ulusoy’u desteklediğinin hatırlatılması üzerine Kızıl, “Bir sene evvelki seçimde, 4 sene başkanlığımı yapmış başkanın arkasında olduğumu söylemiştim. İnsanlar nikah yapıyor, ayrılıyor. Ulusoy ile kişisel sevgim ve saygımda azalma, eksilme olmaz, ama burada görev yapıyoruz. Bir yıldır Türk futbolunda icraat yapılmamaktadır. Telefonlarımıza bile çıkılmıyor. Bugünün geleceğini Fenerbahçe-Bursaspor maçından evvel söylemiştim. Türk futbolunun kaosta olduğunda herkes hemfikir” şeklinde konuşur.

Bu girişiminden sonra Burasspor’a farklı davranılıp davranılmayacağı sorusuna Kızıl, “İyi takım sahada kazanır. Galatasaray maçında verilmeyen penaltılar ve birçok haksızlık olmasına rağmen girdiğimiz pozisyonları değerlendirsek kazanırdık. Öyle bir şey olacağını tahmin etmiyorum” yanıtını verir.

Kızıl, “Federasyonun hiçbir şey yapmadığını söylüyorsunuz. (A) Milli Takım’ın başarısı ve İsviçre maçından sonraki cezaların düşmesi konusunda ne düşünüyorsunuz” sorusunu, “Cezalar kimin tarafından düşürülmüştür bilemem. Şenes Bey’e sorabilirsiniz. Milli takım federasyonun değil, Türk halkınındır. Sahaya çıkıp yönetim kurulu oynamıyor. Altyapıda adaletsiz dağıtım yapıldı. FIFA listesine müdahale edildi. Bir sürü bekleyen konularımız var. Vergi stopajları geldi dayandı, bir çalışma yok. Cezanın düşmesinde payları olduysa hepsine teşekkür ederiz. Bildiğim kadarıyla en büyük pay Şenes Erzik’indir” şeklinde yanıtlar.

Bu arada TFF imzaların fotokopilerini kabul etmez. 106 delegenin imzasından oluşan fotokopiden ibaret örneğin, orjinal nüshalarının gelmesi halinde bu girişimi ciddiye alacaklarını belirten Federasyon yetkilileri, bunun hukuken de uygunsuz olduğunu bildirirler.

Bakan Şahin 9 Ocak 2007’de Futbol Federasyon Başkanlığı için kimseyi aday olarak önermediğini, önermesinin de doğru olmayacağını ifade ederek, “Böyle bir yetkim ve görevim de yok” der.

Aynı gün Futbol Federasyonu eski başkanı Av.Dr. Levent Bıçakcı, UEFA’da görev yapan bir futbol adamı olarak Futbol Federasyonu konusunda bu aşamaya gelinmesinin kendisini hiç memnun etmediğini belirterek, “Türk futbolunun daha fazla yara almaması adına seçimlerin yasadaki sürelere bağlı kalmaksızın derhal yapılması doğru olacaktır” der.

Bıçakcı, Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) ana statüsünün olağanüstü genel kurula ilişkin maddesinin farklı yorumlara sebep olacak nitelikte yoruma açık bir şekilde düzenlendiğini vurgulayarak, “Bu madde uyarınca yasal işlemlerin en kısa süre içinde tamamlanarak olağanüstü seçim genel kurul tarihi belirlenmelidir. Kaldı ki, 106 delegenin yazılı müracaatının yapıldığı göz önünde bulundurulursa TFF Yönetim Kurulu’nun ivedilikle olağanüstü genel kurulu toplaması, genel kurulun iradesine uygun olarak hukukun gereği olmaktadır” der.

TFF’nin genel kurulu Haziran ayına almaya çalışmasına bir açıklama da eski hakem Metin Tokat’tan gelir. 9 Ocak tarihli yazısında:

Neden Haziran?

Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, Genel Kurul’un Haziran ayında toplanması gerektiği konusunda bir açıklama yaptı. Bu açıklama içinde öne sürülen gerekçeler ve ortaya atılan iddialar ilk bakışta kamuoyu tarafından masumane ve geçerli nedenlere dayalı gibi görülebilir.

Özellikle “Genel Kurul delegelerinin özgür iradeleriyle kendi kaderini kendisinin belirlemesinden yana olunması gerektiği ve Genel Kurul’da oy kullanma hakkına sahip kulüpler ve delegeler üzerinde, başlatılan baskı ve tehditlerin giderek arttığı” yolundaki açıklamalar demokrasiyi savunan her birey tarafından doğru değerlendirilebilir. Ancak bu açıklamayı yapan zihniyetin de, bu ilkelere bağlı olması ve asla taviz vermemesi durumunda düşünceler geçerlilik kazanabilir.

Anılar canlandı

Ne var ki yapılan bu açıklama ben ve benimle birlikte 26 Nisan 2004 tarihindeki Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği Genel Başkanlığı Genel Kurulu’nu yaşayan tüm hakem ve gözlemci camiasının zihninde antidemokratik tavırların nasıl sergilendiği konusundaki bazı anıları bir anda canlandırıverdi.

Bu satırların yazarı genel başkanlık için adaydır. Genel Kurul’un toplanmasına yedi gün kalmıştır ve başka aday yoktur. Dönemin MHK Başkanı Bülent Yavuz, on gün önce yapılan süper lig hakem seminerinde, “Metin Tokat kardeşim bu işi çok iyi yürütmektedir. Adayımız yine kendisidir” diyerek bir açıklama yapmıştır. Ancak bu açıklamaya rağmen bugün, “Genel Kurul delegelerinin özgür iradeleriyle kendi kaderini kendisinin belirlemesinden yanayız” diyen zihniyet düğmeye basmış ve bir hafta içinde Haluk Ulusoy tarafından Mustafa Çulcu, Genel Başkan adayı olarak ortaya çıkarılmıştır.

Talimat verildi

MHK başkanı başta olmak üzere tüm MHK üyelerine Federasyon Başkanı ve Yönetim Kurulu üyelerince “Koşullar ne olursa olsun Metin Tokat, Genel Başkan olmayacak, bir yanlışlık olursa…” talimatı verilmiştir. İşte o andan itibaren inanılmaz bir çalışma ve inanılmaz bir baskı başlamıştır. Hatta bu baskılar tehdit aşamasına geçmiş ve “Metin Tokat’ın listesinde yer alan hakem ya da gözlemciler bu işi bırakmayı göze alsınlar” biçimine dönüşmüştür. 25 Nisan 2006 Pazar gecesi genel kurul öncesi verilen yemekte bütün MHK üyeleri masaları tek tek gezerek hakem ve gözlemcilere bu talimatı bizzat iletmişlerdir. MHK Bölge Sorumlularının toplantıları gece yarılarına kadar sürmüş; hatta baskı o denli büyümüştür ki, bazı MHK üyeleri Kuran’a el bastırmak gibi bir yol bile seçmişlerdir. Ve gece yarısından sonra gelen telefonlardaki bütün söylemler birbirinin benzeridir: “Hocam lütfen beni affet, seni çok sevdiğimi, hep yanında olduğumu biliyorsun ama…”

Burada Cem Papila’nın hakkını teslim etmek lazım. Sözünde durarak iki listeye de girmemiştir. Sonuçta bugün yaşadığı sıkıntının temelinde o günkü dik duruşu yatmaktadır.

İşte özgür irade

İşte bugün demokrasiyi ve özgür iradeyi savunanların öteki yüzünü ortaya koyabilecek kısa bir özet.

Geçtiğimiz federasyon seçiminde Haluk Ulusoy lehine oy kullanarak seçilmesine katkısı olan delegelerden kaçının federasyonda maaşlı olarak çalıştığı, kaçının alt kurullarda görev yaptığını kamuoyu çok iyi biliyor. İşte size demokrasi ve özgür irade…

Neden Haziran? Ki o tarihte de yapılıp yapılmayacağı da belli değil ya.

Ligin ikinci devresinin başlamasıyla birlikte verilecek tavizler çoğalacak. Seçim için imza veren kulüplerle diğerleri arasında oynanacak tüm maçlarda olabilecek masum hakem hatalarının nelere mal olabileceğini düşünmek bile çok zor.

Federasyonun kulüplere tesis yardımı adı altında dağıtacağı paraların hangi kulüplere verilebileceğini tahmin etmek zor olmasa gerek.

Profesyonel Disiplin Kurulu’nun vereceği cezalarda takım farkı gözetip gözetmeyeceği veya Tahkim Kurulu’nun bu cezalardaki indirim oranını neye göre yapacağı hepimizin malumu.

Futbolun daha huzurlu, daha mutlu, daha hoşgörülü, daha saygın ve daha başarılı bir ortama taşınmasından öte bir hesabı olmayanların, yapılabilecek en kısa sürede Genel Kurulu toplayarak ya kendilerine GÜVEN tazelemeleri ya da yeni bir oluşum için ortamı hazırlamaları gerekmektedir.

Doğru olan da en çok ihtiyaç duyulan da budur.

10 Ocak 2007’de Sabah Gazetesi yazarı Serdar Ali Çelikel de konuya değinmektedir:

Federasyon ve seçim

Ulusoy Federasyonu, 106 delegenin imzasıyla seçime çağrıldı. Dün rakam 111’e çıktı. Gençlerbirliği 4 imza daha gönderdi. Ankara Bugsaş Kulübü de 1… Altay bugün 2 imza daha verecek ve toplam sayı 113’e ulaşacak. Yani bugün genel kurul delege sayısının yüzde 51’i seçim istediğini beyan etmiş olacak. Konu çetrefilli. Madde madde gidelim:

20 promosyon oy ne oldu?

İlk kez bu satırların sahibi yazmıştı. Ulusoy “70 imza bile toplayamazlar. 70’i toplasınlar 20 imza da benden” demişti. Bugün 113 imza konuşuluyor. Şimdi Haluk Başkan 20 imzayı toplayacak mı; merak ediyorum.

Ulusoy, “Erken seçim isteyen kendine baksın” dedi mi?

Sabah okurları iyi bilir. Ali Erdoğan imzasıyla bir manşet atmıştık. Haberimiz şuydu:

“Ulusoy, seçimin yapılmasını isteyen hükümetle ilgili yakın çevresine, ‘Meclis’teki bazı gruplar ve bazı kuruluşlar da ülkede erken genel seçim istiyor. Seçim isteyen kendine baksın’ diyor.” Bakan Şahin bu haberimiz üzerine sert bir açıklama yapmıştı. Haberle ilgili 2 gün boyunca hiç tepki vermeyen Haluk Başkan, Bakan’ın açıklamaları karşısında haberimizi yalanladı. Daha 3 gün önce Fanatik Gazetesi’nde sevgili Gökmen Özdenak’a konuşan Ulusoy, aynen şu cümleyi kurdu:

“Erken seçim isteyen kendine baksın.”

Ulusoy koltuğa yapışır mı?

“Yapışmam” diyor ama seçimi geciktirmek için her şeyi yapacağını düşünüyorum. Çünkü bence Ulusoy’un yaşam biçimi, federasyon başkanlığı. Haluk Ulusoy, federasyon başkanlığı yapamazsa; motivasyonunu, moralini büyük ölçüde yitirir. Zaten babası sayın Saffet Ulusoy, 16 Ocak’taki seçimden önce kendisine “Oğlun aday olmasın” diyenlere şu cevabı vermişti:

“Oğlum 1.5 senedir ruh gibiydi. Gözümün önünde eridi.” O yüzden Haluk Bey koltukta bir gün daha fazla kalmak isteyecektir.

Seçim ne zaman olur?

Bence yarın olmalı. Kesinlikle lig başlamadan yapılmalı. Ulusoy, “Futbolun iyiliği için seçim olmamalı, Milli Takım etkilenir” diyor.

1-Milli Takım, Ulusoy’la başarılı olacak, başkasıyla olamayacaksa hemen lağvedilsin. Ya da Ulusoy kalırsa teknik adama da gerek olmadığından Fatih Terim gönderilsin.

2-Madem Ulusoy yönetimi, futbolun geleceğini ve Milli Takım’ı düşünüyor. O zaman lig başlamadan seçimi yapsın. Şimdi biraz geleceğe 2. yarının ilk hafta maçlarına gidelim. İlk maç A.GücüBursa. Maçı bir hakem hatasıyla A.Gücü kazanırsa ne olur? Bursaspor, ” Biz Ulusoy’a muhaliftik, Ankaragücü ise Ulusoy yandaşıydı. Ulusoy’un hakemleri bizim gibileri doğruyor. Ama 113 delegenin hepsi mi doğranacak?” derse, Ulusoy ne cevap verir çok merak ediyorum. Aynı maç ikinci senaryo: Maçı bir hakem hatasıyla Bursaspor kazandı. Bu kez Ankaragücü, “Biz Ulusoy yandaşı, Bursa karşıtıydı. Hakemler bu durumdan etkilendi. ‘Bursa’yı bilerek yakıyorlar’ demesinler diye hakemler bizi bitirdi. Ulusoy aleyhine imza vermeyen 112 delegenin hepsi mi doğranacak?” derse, Ulusoy’un ne cevap vereceğini daha çok merak ediyorum. Federasyon yönetimi samimi olmalı, seçimi bir an önce yapmalı.

Ulusoy aday olur mu?

Bence olmalı. Seçimi bir an önce yapıp tekrar sandık iradesinin karşısına çıkmalı. Bir daha kazanırsa Bakan Şahin’i, Levent Kızıl’ı, Özhan Canaydın’ı, Aziz Yıldırım’ı istifaya çağırmalı. Kalan dönemini tamamladığı gibi kanunu değiştirip, bir 3 dönem daha seçilmeli. Ama ne olursa olsun sandıktan kaçmamalı ve seçimi geciktirmemeli. Boğulmakta olan futbola suni teneffüsü yapmalı.

Siyasi baskı var mıydı?

Hem evet, hem hayır. Evet Bakan Şahin ve hükümetin bir kısmı, Ulusoy’u istemiyordu. Bunun için çeşitli girişimler yaptılar. Ama ya çok beceriksizlerdi ya da anlatılan kadar yoğun bir baskı yoktu. Bir örnek vereyim: Beşiktaş Asbaşkanı Murat Aksu, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun oğlu. Başbakan Aksu’yu çağırıp, “Biz bu Ulusoy’u istemiyoruz. Beşiktaş da onu destekliyor. Oğluna söyle o yönetimden istifa etsin. Bize zarar veriyor” dese ne olurdu?

Beşiktaş kongresinin bile rengi değişirdi. Benim baskıdan anladığım bu. Bu kadar baskı oldu mu? Hayır. Ama bir etki var mıydı? Evet. Bir de şunu sormak gerek: Ulusoy, Bermek’e karşı kazanırken 102 karşıt oy yok muydu? Yani bu imza veren delegelerin hepsi mi devlete göbekten bağlı? Ulusoy’u gerçekten istemeyen bir kişi bile yok mu?

Levent Kızıl aday olur mu?

Gerçekten son basın toplantısında söylediği gibi bu kadar imza bir daha toplanmaz. Bu işi Kızıl’dan başkası da yapamazdı. Kızıl, bu organizasyon yeteneğiyle çok istediği federasyon başkanlığı için artı puanlar kazandı. Şimdi üstüne yapışan görevi yaptı. Ancak bana kalırsa Kızıl bu dönem aday olmayı düşünmüyor.

Seçim neyi değiştirir?

En önemlisi futbol camiasına nefes aldırır. Sonra yeni yönetimin (Haluk Ulusoy da olsa) projelerini, vizyonlarını, yapacaklarını sorgulama zamanı gelir nasıl olsa.

Futbol Federasyonu muhaliflerinin arasında Hasan Doğan adının geçmesi, Ankaraspor Onursal Başkanı’nı kızdırır. Melih Gökçek 11 Ocak’ta, “Bırakın yönetimde yer almasını, kulis yaptığını anlarsam beni seven insanların tek biri orada olmaz. Bu doğru ise buyursun kendi yapsın der ve çeker gideriz. İlk söylediğim sözün arkasındayım. Bizim tek başkan adayımız var, o da Hamdi Akın. Boşuna bir başka aday konuşulmasın, adı gündeme getirilmesin” der.

Aynı gün Tahkim Kurulu Başkanı Türker Aslan ilginç açıklamalar yapar. Bir soruyu yanıtlayan Tahkim Kurul Başkanı Arslan, verecekleri kararlarla ilgili olarak kendilerine gelen talep ve baskılarla ilgilenmediklerini, hukukun gereğini yerine getirdiklerini ifade ederek, ”Gece yarıları bana kimlerin telefon ettiğini söylesem şaşarsınız” der. Verdikleri kararların her zaman arkasında olduklarını ifade eden Türker Arslan, şunları söyler:

”Verdiğimiz kararlarda tarafların memnun olması ya da memnun olmaması çok normal. Kararlarımızı verdiğimizde onun arkasındayız. Bu kararları verene kadar bize talepler baskılar geliyor mu? Bunlar bizi hiç ilgilendirmiyor. Ben 13 yıldır bu görevin içindeyim. Bana hiç telefon gelmedi mi? Rica gelmedi mi? Gelmez olur mu… Gece yarıları bana kimlerin telefon ettiğini söylesem şaşarsınız, ama bu konuları dikkate almadan hukukun gereğini yaptığımızdan emin olabilirsiniz.’

Kulüp yöneticilerine verilen hak mahrumiyeti cezalarının kapsamı konusunda çok açık bir hüküm bulunmuyor. Hak mahrumiyeti cezasının amacına ulaştığı inancında değilim. Pratikte bir sonucu olduğu fazla görünmüyor.

Bugüne kadar 4 federasyon başkanıyla çalıştım ve şimdiye kadar hiç birisinden (Şu karar şöyle olabilir mi) şeklinde bir telkinle karşılaşmadım.

“Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), çok dar bir zaman içerisinde çalıştığı için geniş bir araştırma yapma şansına sahip değil. Maçla ilgili gelen raporları değerlendirerek bir an evvel olayı sonuçlandırmak zorunda.

Örneğin; Mersin İdmanyurdu’nun bir maçıyla ilgili iki oyuncu Selim ve Birkant’la ilgili temsilcilerin raporlarında maç sonunda hakemlere ağır küfürler ettikleri hatta fiziki müdahaleye yeltendikleri, ancak olayların önlendiği bilgileri vardı. Bu oyunculara 4’er maç ceza verilmişti. Olayla ilgili görüntüler ibraz edildi, izledik. Halbuki Selim’in küfür etmeyi bırakın olayları yatıştırmak için çok büyük çaba sarf ettiğini görüntülerden tespit ettik. Temsilci de bu olaylarla ilgili açık bir şey yazmamış. Gözlemci ve temsilciyi kurula çağırdık. Sonuçta olayların 3-5 numaralı oyuncular (Selim ve Birkant) değil, 7-10 numaralı oyuncular olduğunu tespit ettik. Böylece biz bir hukuki hatanın oluşmasını engelleme imkanı bulduk.”

Geçen sezonlarda Beşiktaş forması giyerken Fenerbahçe ile yaptıkları maçta Nobre’ye yaptığı bir hareketten dolayı Emre’nin ve Fenerbahçe’nin Trabzonspor ile yaptığı maçta Semih’e verilen cezaların kaldırılmasıyla ilgili fikri sorulan Arslan, iki olayda da kendisinin görevde olmadığını hatırlatarak, ”Ne Emre’nin ne Semih’in cezaları kaldırılmazdı. Her iki kararı da doğru bulmuyorum” der.

12 Ocak tarihinde Ergun Babahan imza olayının perde arkasına kendi yorumunu getirir:

Futbol Federasyonu

Fenerbahçe Kulübü ve taraftarının Haluk Ulusoy yönetimine sıcak bakmadığı bir gerçek. Aynı iddia Ulusoy yönetimi için de söylenebilir. Hıncal Uluç’un deyimiyle; G.Saraylı olan Ulusoy sarılacivertlilere sıcak bakmıyor.

Şimdi Ulusoy yönetimi için bir güvensizlik beyanı sözkonusu.

Ancak bundan çok önce Fenerbahçe yönetimi ve taraftarı Ulusoy yönetimine güvensizlik oyunu vermişti.

Bu beyanda Fenerbahçe’nin rolü belirleyici değil. Daha belirleyici olan, iktidardan stat yapımı, inşaat izni gibi konularda beklentisi olanlarda. Bu beklenti içinde olanlar, iktidara yakın veya iktidar yanlısı yönetimlerle işbirliği yapıp olağanüstü kongre çağrısı yaptılar. Zaten Spordan Sorumlu Devlet Bakanı da uzun süreden beri bu çağrının yapılmasını istiyordu.

Buradan çıkacak ilk sonuç şudur: İktidar futbola müdahale etmiştir ve bunun için kendisinden beklentisi olan yöneticileri kullanmıştır.

İkinci sonuç ise Türkiye’de özerkliğin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsız bir devlet olması kadar olduğudur.

Yani, KKTC Cumhurbaşkanı nasıl sıradan bir üstgeçiti yıkmak için Ankara’dan izin ve onay olmak zorundaysa, federasyonlar da iktidarın adamı ve ekibi olmak durumundadır. Bu çıplak bir gerçektir.

İktidara kim gelirse gelsin, bağımsız kurul, özerk federasyon gibi tanımlar hiçbir inandırıcılığı olmayan boş kavramlardır. Peki ne yapmalı?

İktidarın futboldan elini çekmeyeceği kesin. O yüzden federasyon başkanlığına başbakanın bile saygı duyacağı bir isim ve ekip bulmak şart.

Türkiye gibi ülkelerde kurumlardan çok kişiler önem kazanıyor. Bu öyle bir isim olmalı ki, en karşısındaki kulüpler bile “Bu adam bu işi yapar” duygusuna sahip olsun. Yoksa, Türkiye’de futbol içine girdiği kaosta yuvarlanmaya devam eder. Federasyon, onun yetkili kurulları tarafından atanan hakemler tartışıldığı sürece, kulüplerin başına futboldaki başarı dışında amaçları kovalayan insanlar geldiği sürece spordaki kirlilik devam eder.

Hiç olmazsa saygın bir isimde birleşin. Yoksa bindiğiniz dalı keseceksiniz.

Futbol Federasyonu Başkanvekili Affan Keçeci ligtv.com.tr adresli internet sitesinde 13 Ocak’ta yer alan röportajında, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un önceki başkanlığı dönemiyle ilgili yargıya intikal eden konular olduğunu, ancak bunların karara bağlanmadığını belirterek, “19 Ocak 2006 tarihinde seçim kongresi oldu ve sayın Haluk Ulusoy başkanlığında yönetime seçildik. O günden beri durdurak bilmez bir çalışma içindeyiz. Tüm görevlerimiz ve de federasyonun kuruluşu, yasada net olarak belirtilmiş olduğundan o doğrultuda hareket etmekteyiz. Tabi ki o doğrultuda hareket ederken bir takım statü ve talimatlar da var, onlar da harfiyen yerine getirilmekte” diye konuşur.

Keçeci, seçime gidilmesi yönünde bazı kulüplerin imza toplamasıyla ilgili soruyu, “Burada yapılan yanlışlık var. Şu anda sayın Haluk Ulusoy’un başkanlığındaki yönetim kurulunda yer alan 2 başkanvekili ve 12 üye arkadaşlarımızın hepsi ilk defa görev alan insanlar. Sayın Ulusoy ile ilgili olarak daha önceki dönemde teftiş kurulunun vermiş olduğu bir rapordan ötürü yargıya intikal eden bir konu var. Yargıdaki konunun, neticesinin de alınması gerekir. Yapmış olduğumuz görevde bir seneyi doldurmak üzereyiz. Bu 1 sene içinde toplanan imzalarla ‘Bu yönetim kurulu gitsin’ dendiği vakit bunun gerekçesinin ortaya konması lazım. Toplanan imzalarla ilgilenmiyorum” yanıtını verir.

Keçeci, federasyon yönetim kurulunun seçim konusunu haziran ayındaki mali genel kurulda gündeme getirme yönünde olduğunu ifade ederek, “Bugüne kadar federasyona birçok başkan ve yönetici geldi. İmza toplama konusundan dolayı doğacak olan olağanüstü kongreler olursa ondan sonra ne olur? Her seçim sonrası imza toplanmaya başlar” der.

Daha önce açıklama yaptıklarını ve “Haziran ayında bunu konuşalım” dediklerini hatırlatan Keçeci, “Haziran ayına ne kalmış zaten. İmza toplamayla ilgili zaten aşağı yukarı o günlere denk geliyor. İnsanların almış aldığı tüm kararlara saygım vardır. Aldıkları kararı tasvip ederim etmem ayrı konu. Ancak bildiğim bir şey vardır, şu anda son derece önemli bir süreç var. Önümüzde önemli 2 maçımız var.”

16 Ocak tarihinde ilginç bir iddia ortaya atılır. Ulusoy’un kemik destekçilerinden, akraba Demirören’in, Haluk Ulusoy’un ayrılması durumunda, geçen seçimdeki rakibi Fikret Orman’ı Futbol Federasyonu başkanlığına önermeyi planladığı sızdırılır. Konu hakkında yalanlama veya doğrulama yapılmaz.

Seçimin geciktirilmesindeki sakıncalara dikkat çeken isimlere 17 Ocak’ta Ahmet Çakar da katılır:

Kapıdaki tehlike

İmzalar toplandı. Artık seçim kaçınılmaz. Kulüplerin bir kısmı seçim için ya da diğer bir deyimle Haluk Ulusoy’un gitmesi için imza verdiler. Bir kısım kulüpler de istikrar kisvesine sığınarak Haluk Ulusoy savunuculuğuna soyundular. Otomatik olarak Türk futbolu kulüpler bazında iki kampa bölündü. Bir tarafta Beşiktaş ve Trabzon’un başını çektiği Ulusoycular, diğer tarafta da Fenerbahçe ve Galatasaray’ın başını çektiği Ulusoy karşıtları..

Bu tablo, en çok hakemlerin işini güçleştirecek . Zaten tecrübe ve yetenek sıkıntısı yaşayan hakemler böylesine bir tabloda daha zorlanacaklar. Üstelik başlarında kulağına küpe takacağını ilan edebilecek kadar gayri ciddi bir MHK Başkanı varken, ikinci devre işleri hiç de kolay olmayacak.

Ulusoycular, imzacılara kızabilirler.. “İmzaları niye toplayıp da kaos yarattınız” diyebilirler.Halbuki onların isteği istikrar değil. Ulusoy federasyonu ve beraberinde getirdiği şartlar, Ulusoy’u savunan kulüplere imtiyaz sağlıyor. Şimdi bu imtiyazın iltimasa dönüşmesi için yoğun bir çaba sarf edecekler ve Haluk Ulusoy’u savunan kulüpler açık açık söylemeseler de federasyondan, kurumlardan, hakemlerden hep destek arzulayacaklar. Daha da kötüsü; imza vermiş kulüpler de ” Acaba bizim kafamız kopartılacak mı? ” endişesiyle seçim gününü bekleyecekler.

Bu tabloyu çözmek beklenti ve korkuları azaltmak Ulusoy federasyonunun elinde. Eğer onlar Türk futbol liglerinin ikinci yarıda huzurlu geçmesini istiyorlarsa ve söyledikleri gibi iyi niyetli iseler, derhal seçim yapmalılar. Bu tarih, kanun gereği imzaların toplanmasından 21 gün sonrasına tekabül ediyor. Yani yaklaşık ocak ayının son günleri.. Yaparsın seçimi, aday olursun veya olmazsın, kazanırsın ya da kazanamazsın ama bu davranışınla futbolumuzun kapısında bekleyen müthiş tehlikeyi bertaraf edersin. Ulusoy ve arkadaşları bu tavrı gösterirler mi bilemiyoruz. Göstermeyip, “Federasyon olarak demokratik ve kanuni haklarımızı kullanıyoruz” diyerek seçimi geciktirebilirler. Ya da imza verenlere “Sizler imzaları verirken Türk futbolunu ne kadar düşünüyorsanız, şimdi biz de seçimi geciktirerek aynı şekilde düşünüyoruz” diyebilirler. Karar Ulusoy federasyonunun.. Kısasa kısas derlerse, Allah futbolumuzun yardımcısı olsun.

Aynı tarihte Turgay Demir şunları yazar:

Türk futbolu, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in bir türlü yapmadığı çağrı ve genel kurul isteyen delegelerin noter tasdikli imzaları ile Futbol Federasyonu’nun zaman kazanmaya yönelik oyalama taktiği arasında sıkışıp kaldı. Şahin’in, yasaya rağmen genel kurul çağrısı yapmamasının ardından toplanan imzalar, suyun kendi yatağında akacağı şeklinde yorumlanmıştı. Ancak öyle olmadı. Muhalefet, imzaları birer birer toplarken “70 imza bulsunlar 20 de benden” diyen Haluk Ulusoy, imzalar 113’e ulaşınca tavır değiştirdi. Önce Haziran’daki mali genel kurulda seçim konusunun tartışılabileceği gündeme getirilerek imza kampanyası zayıflatılmaya çalışıldı. Bu taktik başarısız oldu ve Levent Kızıl başkanlığındaki muhalif cephe önce 96, sonra 113 imzayı buldu. Ne var ki genel kurul çağrılarına kayıtsız kalmaya kararlı görünen Ulusoy Federasyonu bu defa imzaların tek tek verilmesi gerekçesiyle toplu imzaları geçersiz saydığını ortaya koyan bir tavır sergilemeye başladı. Federasyona göre, her delege tek tek notere gidip genel kurul istediğine dair dilekçe göndermeliydi. Muhalif cephe bu tavrı, “Federasyon, kulağının üzerine yatıyor” diye yorumlarken, genel kurul için önlerinde iki seçenek kaldığını da seslendirmeye başladı. Birincisi; ilk hareketi kulüplerden bekleyen Bakan Şahin’in toplanan imzalar sonrası genel kurul çağrısı yapması. İkincisiyse, bir ya da birkaç genel kurul üyesinin mahkeme kararıyla genel kurulun yapılmasını sağlaması olacak. Gelinen noktada Bakan Mehmet Ali Şahin yetkisini kullanmadığı taktirde yüce divanlık bile olabileceğinin bilincinde. Şimdi soru şu: Bakan Bey mi yüce divanlık olacak, yoksa Türk futbolu mu mahkemelik?

M. Ali Şahin ise federasyon delegelerine seslenir: Korkmayın!

Mehmet Ali Şahin, spordan sorumlu bir bakan olarak kimseyle alıp vereceği bulunmadığını belirterek, “Sayın Ulusoy ile de yok, ama hukuki bir süreç var, hukuki sürecin getirmiş olduğu bir nokta var. Herkes bunu görmeli ve buna göre hareket etmeli.

Yapılan, yalnızca yasaların buyurduğu biçimde hareket etmek ve bunun sonucunun ortaya çıkmasından ibaret. 2003-2004 yıllarında sayın Ulusoy görevdeyken, basın-yayın organlarında mevcut federasyon yönetimiyle ilgili birçok iddia yer aldı. Ben de yasanın bana verdiği gözetim ve denetim görevinin bir gereği olarak, bütün bunları incelemeleri ve soruşturmaları için Başbakanlık Teftiş Kurulu’nu göndermiştim. Kurul raporunu 1 yıl sonra verdi. Sayın Ulusoy o sırada görevde değildi, ancak Başbakanlık Teftiş Kurulu, hukuki ve cezai işlemlerin yapılması gibi bir sorumluluk yüklüyordu bana ve nitekim dönemin Futbol Federasyonu, çoğu İstanbul’da, o raporda öngörülen haksız uygulamalardan kaynaklanan 30 civarında geri alım davaları açtı.

Bu davalar şu anda İstanbul’da mahkemelerde devam ediyor. Deniliyor ki ’17 bin YTL için yargılanıyorum’. Ben yarın bakanlıktan, İstanbul’da açılmış olan bu hukuk davalarıyla ilgili dosya numaralarını, hangi mahkemelerde açıldığını ve devam etmekte olduğunu, duruşma günlerini sizlere bildireceğim. Lütfen, sizlerin yargı muhabirleri vardır, takip etsinler. Kim hakkında ne kadar geri alım davaları açılmış, bunların hangisi kurul raporuna bağlı olarak, onun isteği doğrultusunda sonuçlanmış? Yani dava, açılanlar aleyhine sonuçlanmış, bunları orada gözlemleyeceksiniz ve ne kadarlık bir meblağ olduğunu da orada görmek imkanına sahip olacaksınız.

Beni asıl rahatsız eden şey, davacı Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un, davalı Haluk Ulusoy’a dava açmış olması. Sayın Ulusoy, sayın Ulusoy’a karşı davalı. Böyle bir garabet rahatsız etmiyor mu kimseyi? Davacı avukatını da sayın Ulusoy görevlendiriyor, davalı durumundaki kendisinin avukatını da sayın Ulusoy görevlendiriyor. Böyle birşey olabilir mi? Yani bu anlayışla ‘Bir görev sorunsuz şekilde devam ediyor’ denebilir mi? Nitekim bütün bunlar karşısında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 11 yıla kadar ağır hapis istemiyle bir dava açtı. Bunun üzerine de Başbakanlık Teftiş Kurulu, spordan sorumlu bakan olarak bana, görevden kalmasında sakınca gördüğü için Futbol Federasyonu’nu olağanüstü toplantıya davet etme görevini verdi. Futbol kamuoyunun, Futbol Federasyonu Genel Kurulu delegelerinin, kendi sorunlarını kendilerinin çözmesinin daha doğru olacağını düşündüm. Nitekim duyarlı genel kurul delegeleri 113 imza toplayarak Futbol Federasyonu Başkanlığı’na başvurdu. Şimdi yapılması gereken, genel kurulun bir an önce toplanması ve orada tüm bu anlattıklarımın değerlendirilmesidir.

Genel kurulun seçtiği kişilerin genel kurulun karşısına çıkmaktan korkmalarını anlamıyorum. Gelin sizi seçenlerin karşısına çıkın, sizi seçenleri ikiyüzlülükle itham etmeyin. ‘Efendim bunlar imza verdiler ama isteyerek vermediler’ demek, bu genel kurulun saygıdeğer 113 delegesini çok ağır şekilde itham etmektir. Bir federasyonun başkanı, kendisini seçen delegelere bu kadar ağır ithamlarda bulunamaz.”

Hemen ertesi gün Şahin’e yanıt gelir:

“Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin’in dün “Futbol Federasyonu Başkanı Ulusoy’a cevap verme anlamında değil ama bir bilgi kirlenmesi olduğunu sezdiğim bazı konuları kamuoyuna hatırlatmak istiyorum” diyerek yaptığı açıklamasında, bazı hususların gerçeği yansıtmadığını üzülerek görmüş bulunmaktayız.

Cevap verme anlamında değil ama bilgi kirlenmesine yol açan bu açıklamanın sonrasında, Sayın Bakan’ın kişisel yorumuyla izah etmeye çalıştığı konuların gerçek boyutunu değerli kamuoyuna açıklamanın zorunluluk haline geldiğini belirtmekte yarar görmekteyiz.

Sayın Bakan “2003-2004 yıllarında Sayın Ulusoy görevdeyken, basın yayın organlarında mevcut federasyon yönetimiyle ilgili bir çok iddia yer aldı. Ben de yasanın bana verdiği gözetim ve denetim görevinin bir gereği olarak, bütün bunları incelemeleri ve soruşturmaları için Başbakanlık Teftiş Kurulu’nu görevlendirmiştim. Kurul raporunu 1 yıl sonra verdi. Sayın Ulusoy o sırada görevde değildi. Ancak Başbakanlık Teftiş Kurulu, hukuki ve cezai işlemlerin yapılması için bana sorumluluk yüklüyordu” diyor.

Oysa Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından hazırlanan rapor, Sayın Bakan’ın sözlerinin tam tersini söylüyor. Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından hazırlanan raporun 320. sayfasında, bu konuyla ilgili şu görüşlere yer veriliyor:

“Türkiye Futbol Federasyonu’ndaki suiistimaller hakkında işlem tesis edilebilmesi için yapılacak şikâyet ve bildirimlerde, müştekinin suçtan zarar gören olması gerektiği, zarar görenin federasyon tüzel kişiliği olacağı tespitine yer verildiği görülmektedir. Bu durumda, heyetimizce tespit edilen ve suç teşkil eden hususlar hakkında Devlet Bakanlığınca suç duyurusunda bulunulmasına imkân olmadığı, bu konuda Futbol Federasyonu tüzel kişiliğince bir işlem yapılabileceği anlaşılmaktadır…”

Raporda yazılı yargı kararına dayalı görüşten de anlaşılabileceği gibi, Sayın Bakan aylardır, Teftiş Kurulu’nun kendisine “hukuki ve cezai işlemlerin yapılması gibi bir sorumluluk yüklediğini” belirterek kamuoyunu yanlış yönlendiriyor. Mevzuat çerçevesinde Sayın Bakanın yüklenebileceği tek sorumluluk, yargıyı harekete geçirmek değil Genel Kurulu toplantıya çağırmaktır.

Sayın Bakan, Sayın Levent Bıçakcı yönetimini kastederek, “Dönemin Futbol Federasyonu, çoğu İstanbul’da, o raporda öngörülen haksız uygulamalardan kaynaklanan 30 civarında geri alım davası açtı. Bu davalar şu anda İstanbul Mahkemelerinde devam ediyor. – Sayın Ulusoy kastedilerek – Deniliyor ki 17 bin YTL için yargılanıyorum. Kim hakkında ne kadar geri alım davası açılmış, bunların hangisi kurul raporuna bağlı olarak, dava açılanlar aleyhine sonuçlanmış, göreceğiz” diyor. Yapılacak açıklama Sayın Ulusoy’un beyanını teyit edecektir.

Sayın Bıçakçı Federasyonu tarafından, kastedilen dönemde 32 dava açılmıştı. Sayın Ulusoy hakkında açılan dava sayısı üç. Bunlarda da dava konusu edilen meblağ tutarı 19.923 YTL. Diğer davalıların ise zaten şu an Türkiye Futbol Federasyonu ile hukuki bir bağı bulunmuyor.

Sayın Bakan, “Sayın Ulusoy, Sayın Ulusoy’a karşı davalı. Şimdi böyle bir garabet rahatsız etmiyor mu kimseyi? Kim görevlendiriyor avukatları? Davacı avukatını da Sayın Ulusoy görevlendiriyor, davalı durumundaki kendisinin avukatını da Sayın Ulusoy görevlendiriyor. Böyle bir şey olabilir mi?” diyor.

Siyasete girmeden önceki mesleği avukatlık olan Sayın Bakan, bu sözleri sarfederken her şeyden önce kendi meslektaşlarına hakaret ediyor. Avukatların talimatla iş yaptıklarını vurgulamak istiyor. Konuşmasının bir yerinde, Sayın Ulusoy’a “Seni seven delegeleri itham ediyorsun” diye suçlayan Sayın Bakan, galiba farkına varmadan ve nezaket sınırlarını aşarak bir dönem kendisinin de yaptığı avukatlık mesleğini rencide ediyor. Söz konusu dava, Sayın Bakan’ın da ifade ettiği gibi, Sayın Bıçakcı Federasyonu döneminde açılmıştı. O davadaki avukat, Yönetim Kurulumuz göreve başladıktan sonra da değiştirilmedi. Kendisine bu davalar konusunda hiçbir talimat verilmedi. Sayın Bakan ya da kamuoyu tarafından istenildiği takdirde İstanbul ya da Ankara Barosu’ndan oluşturulacak bir heyet, bu konuda dilediği araştırmayı yapabilir ve o avukatın görevini mesleki anlamda ne denli özgür ve titiz biçimde yaptığını ortaya çıkarabilir. Asıl garabet, Sayın Bakan’ın dediği gibi değil, bu konunun, durup durup bir yıl sonra gündeme taşınması. Son 1 yıl içerisinde futbol ve Futbol Federasyonu ile ilgili 60’a yakın açıklama yapan ve bu noktaya hiç değinmeyen Sayın Bakan, ne oldu da garabet diye nitelendirdiği bu olayı aylar sonra hatırladı?

Sayın Bakan, “Bu anlayışla ‘bir görev sorunsuz şekilde devam ediyor’ denilebilir mi? Nitekim bunlar karşısında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 11 yıla kadar ağır hapis istemiyle bir dava açtı” diyor.

Ceza davaları hapis süresi talebiyle açılmaz. Başsavcılığın açtığı dava sonrası medyada yer alan ceza süresine bağlı bir yoruma paralel görüş bildirmek, hukukçu kimliğini taşıyan Sayın Bakan’ın, engin hukuk deneyimiyle ne ölçüde örtüşüyor? Kaldı ki Sayın Bakan açıklamalarında hukuk sürecinin başladığından da söz ediyor. Oysa başlayan hukuk değil, yine bir hukukçunun çok iyi bilmesi gerektiği gibi yargı süreci. Ve bu süreçte, hukuka göre suskun kalmak zorunluluğunu sanırız herkesten fazla Sayın Bakan’ın bilmesi gerekiyor.

Sayın Bakan, “Genel Kurul’un seçtiği kişiler, neden Genel Kurul karşısına çıkmaktan bu kadar korkuyor? Gelin sizi seçenlerin karşısına çıkın, sizi seçenleri ikiyüzlülükle itham etmeyin. ‘Efendim bunlar imza verdiler ama isteyerek vermediler’ demek, bu Genel Kurul’un saygıdeğer 113 delegesini çok ağır şekilde itham etmektir, rencide etmektir” diyor.

Sayın Ulusoy’un yaptığı açıklamalar iyi incelenirse, itham etmenin, rencide etmenin ötesinde çok farklı bir gerçeği anlatıyor. Delegenin baskı altında tutulduğunu başta ve en iyi biçimde Sayın Bakan olmak üzere, artık herkes biliyor. Türkiye Futbol Federasyonu’na günlerdir bu konuda, Genel Kurul’un toplanması için imza veren delege şikâyetleri geliyor.

Her şey bir tarafa, Sayın Bakan’ın iki ay içinde 11 kez tekrarladığı, “Delegeler harekete geçsin, yoksa ben yetkimi kullanacağım” beyanı kendi başına siyasi etki, baskı değil midir?

Yönetimimiz delegeyi itham etmemekte, maruz kaldıkları baskı yüzünden onlar açısından üzüntü duymaktadır.

Türkiye Futbol Federasyonu yönetimi olarak Genel Kurul karşısına çıkmaktan değil, futbolun özerkliğinin siyasi müdahale ve baskılarla zedelenmesinden endişe ediyoruz. Nitekim bugüne dek olduğu gibi, bugünden sonra da özerkliğin zedelenmemesi için kararlı duruşumuzu sürdürme ilkesini benimsiyoruz. Futbolun tüm sorunlarına hukuk çerçevesinde ve Genel Kurul iradesiyle çözüm bulunmasını istiyoruz.

Aksi davranışlara gücümüzün yettiği sürece izin vermeyeceğimizi bir kez daha vurguluyor ve dün yapılan açıklamanın bilgi kirlenmesine yol açmaması için bu görüşleri değerli kamuoyuyla paylaşmayı ödev biliyoruz.”

Hakkını vermek lazım, Ulusoy tüm bu kavga dövüş arasında kendisine destek veren kulüplere kıyak yapmaktan bir an geri kalmaz. Ulusoy’un en büyük destekçilerinden Trabzonspor’un yabancı kontenjanı sıkıntısını jet bir kararla ortadan kaldırır.

Futbol Federasyonu, ihtilaflı bulunan yabancıların kontenjan dışında tutulmasına karar verir ve Trabzonspor, herhangi bir engele takılmadan Risp’e hemen imza attırır.

Muhtemelen “hazır bunu yapmışken tam yapayım” diye düşünen Ulusoy, 17 Şubat‘ta İstanbul’da düzenlenecek Trabzon Futbol Gecesi’ne de toplam 300 bin YTL değerinde 150 bilet alır.

Bakan Şahin’in Ulusoy’un yanıtına tepkisi gecikmez.

Şahin19 Ocak 2007’de, Ulusoy’a ait Kuşadası’ndaki otele yapılan 1.5 trilyonluk ödeme ile işadamı Saadettin Güler’e yapılan 1.5 milyar liralık ödemelerle ilgili Federasyon’un inceleme başlatarak, en kısa sürede dava açmasını ister.

Mehmet Ali Şahin imzası ile Futbol Federasyonu Başkanlığı’na gönderilen yazıda, Haluk Ulusoy hakkında Teftiş Kurulu’nun 29 Temmuz 2005 tarihli Raporu’ndaki bilgilere yer verilir. Adı geçen raporda, “Haluk Ulusoy’a ait Kuşadası Fantasia Otel’e… gerçekleştirilen alımlar nedeniyle 2001-2004 döneminde 1.457.748.592.947 TL ödeme yapıldığı tespit edilmiştir. Aynı şekilde Haluk Ulusoy Seyahat ve Nakliyat ve Ticaret AŞ’ye 1.1.2002-31.12.2003 tarihleri arasındaki alımlar nedeniyle 295.629.000.000 TL ödendiği belirlenmiştir” denilir.

Bakan Şahin, yapılan işlemlerin Federasyon’un satın alma talimatında yer alan “Teklif Alınamayacak veya Alım Yapılamayacak Kişi ve Kurumlar” düzenlemesine aykırı olduğunu bildirir. Mehmet Ali Şahin, Raporda Fantasia Oteli’ne yapılan ödemelerle ilgili olarak herhangi bir ihale ve inceleme yapılmadığının vurgulandığı, doğrudan hizmet alımına gidildiğini kaydeder.

Şahin Federasyon’a gönderdiği yazıda ayrıca, işadamı Saadettin Güler ait masraf listesinde hediyelik eşya alımı, deri ceket alımı şeklinde toplam 1.377.000.000 TL belgesiz masraf bulunduğuna da işaret ederek, şunları söyler:

“Tarafınzadan henüz bir dava konusu yapılmadığı ilgi (b) yazınızla anlaşılmış olan bu iş ve işlemlerle ilgili olarak da Hukuk Kurulunuzca inceleme yapılarak, en kısa sürede ilgili kişiler hakkında söz konusu parasal miktarların tahsili için dava açılmasını ve tüm gelişmelerle ilgili olarak, Bakanlığıma en kısa sürede bilgi verilmesini rica ederim.”

22 Ocak’ta Gürcan Bilgiç de kayıtsız kalamaz konuya:

Ulusoy’cular

Başta Hıncal Uluç ağabeyimiz olmak üzere son günlerde Haluk Ulusoy Federasyonu’na karşı olan hamleleri eleştirenler var. Spora siyasetin karışmasına karşılar. Temel de haklılar da…

Ama yıllardır Ulusoy’u eleştirirken, O’nu durdurmak adına devletin kurumlarını harekete geçmesi için uyaran, yazılar yazan, bilgiler veren de onlar. Şimdi bu işe karıştıkları için iktidarı eleştiriyorlar.

İddaa ödeneklerinin durdurulmasını, iktidarın kulüplere gösterdiği sopa ucu olduğunu söylüyorlar. Daha önce de Ulusoy’a yandaş olan kulüplere yapılan ödemeleri, hakem atamalarını, ceza kurulu kararlarını söylüyorlardı.

Ulusoy’un Eyüp Sultan’da kestirdiği koyunlar ile mafya bağlantısı kurmuşlardı. Şimdi bu konuda eleştirdikleri Ulusoy’a karşı yapılan hareketi kınıyorlar. Ahmet Çakar daha ilk günden beri yazıyor. Ulusoy’a oy veren hakemlerin hepsi bugün Merkez Hakem Kurulu’nda.

Ulusoy’a seçimi kazandıranların neredeyse tamamı Federasyon’dan öyle

ya da böyle maaşa bağlandı. Kimi, neye karşı savunuyorlar. 113 delege seçim için imza vermiş…

İmza verenler arasında İç İşleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun oğlu olan, Beşiktaş delegesi Murat Aksu var mı? Yok… O zaman bu nasıl politika hamlesi? Futbolu eleştirenler ve yönetmeye çalışanlar, geçmiş tecrübeleri ışığında daha adaletli bir lig oluşturmak istiyor. İktidar sadece bu safta yer aldığı için, idealler uğruna eleştirilmemeli. Aksine takdir edilmeliydi.

24 Ocak tarihinde Atilla Gökçe’nin yazısı ciddi suçlamalar içermektedir. Ama isim vermez ne yazık ki:

Erzik’i Platini’ye şikayet ettiler

Futbolda yaşadığımız ve tanık olduğumuz kaosu nihayet UEFA’ya da taşımayı başardık!

Bunun için kendimizi ne kadar kutlasak azdır.

Bizans’tan devraldığımız komplo kültürünü UEFA gündemine sokmak her kula nasip olmaz yani.

Uzatmadan açalım…

Biliyorsunuz, Haluk Ulusoy Federasyonu’nun devrilmesi için açılan siyaset katkılı kampanya, bizzat olağanüstü kongre imzacılarının da iddia ettiği gibi futboldaki kaosu henüz sonlandıramadı. Aksine, ligin ikinci yarısı başlarken huzursuzluk daha da arttı.

Bir yandan TFF, noter kanalı ile kendisine ulaşan imza sayısının henüz 60’ı geçmediğini açıklıyor, öte yandan imzacılar ısrarla 106 imzayı topladıklarını, belgeyi federasyona gönderdiklerini ileri sürerek Ulusoy yönetiminin acilen kongre tarihini belirlemesini istiyor.

Zor adam!

Bu süreç yaşana dursun, Haluk Ulusoy’u göndermenin planlarını yapanlar, henüz bir aday ve program etrafında birleşip organize olmuş değiller.

Hamdi Akın’ın adı, ilk günlerin heyecanını ve sıcaklığını kaybetti.

Futbol insanları, “Bari hepimizin saygı duyacağı bir adam bulalım” derken, Şenes Erzik’i yeniden keşfetti.

Erzik, medyanın da, kulüplerin de, siyasetin de saygı duyduğu karizmatik kişiliğiyle elbette gayet doğal biçimde öne çıktı.

Ne var ki, siyasetçiler saygı duyuyordu ama, istedikleri gibi yönlendiremeyecekleri için ona soğuk ve mesafeli duruyorlardı. Erzik, işbaşına gelirse kimseyi dinlemez, telkinlere kulak asmaz, hiç kimsenin nabzına göre şerbet vermez, iktidarını da kimseyle paylaşmazdı.

Bir çok spor adamı için de Erzik, “zor adam”dı… Kurulların, gündeme ve kulübe göre karar almasını, ceza standartlarının vaziyete göre değişmesini asla kabul etmez, bu tür beklentileri seçildiği an sıfırlardı.

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in sürekli ve ısrarlı rövanş kampanyasına, yıpratma demeçlerine karşı direnç gösteren ve hiç hesaplamadığı biçimde siyasal bir çatışmanın içine giren işbaşındaki Haluk Ulusoy Federasyonu da, Erzik’e saygı duyuyor, ama aynı zamanda kendi direnişinin de bu arada güme gideceğini hesaplıyordu.

Eski çatışmalardan Erzik defterini henüz kapatmamış olanlar da vardı.

İki mektup gitti

…Ve UEFA’nın Düsseldorf’daki kongresinde Lennart Johansson’a karşı başkan adayı olarak ortaya çıkan Michel Platini’ye iki mektup gitti…

Mektuplardan biri, kurumsal kimlikle yazılıydı…

Öteki, Platini’nin iyi tanıdığı bir Türk’ün imzaladığı “arkadaş mektubu” ydu.

İçerik mi ?

Gözümle görmedim… Güvendiğim kaynaklar, özet içeriği açıkladılar :

“Erzik’i asbaşkan olarak seçme!”

Bu mesajın altını da kendilerine göre doldurmuşlardı. Elbette UEFA kongresinin son yıllarda görülmemiş hararetli çekişme ortamında bu mektubun yaratacağı tahribatı hepimiz biliyoruz.

O mektupları kimler gönderdi ? Günü gelince hep beraber öğreniriz.

Gözlerini kırpmadılar

Şenes Erzik, içerideki tartışmalardan hep uzak durdu… UEFA ve FİFA’daki kariyerinin gölgelenmemesi için elinden geleni yaptı.

Ama kısır ve kirli ortamdan yine de kendini soyutlayamadı.

Onun çözüm olmaması için, uluslararası kimliğine saldıranlar, gözlerini bile kırpmadılar.

Erzik bir yandan 12 yıldır birlikte çalıştığı Johansson’un, bir yandan da UEFA’nın çehresini değiştirmeye çalışan 30 yıllık dostu Platini’nin arasında sıkışmış durumda.

UEFA kongresi, yarın başkanı seçecek….

Asbaşkanların ve İcra Kurulu’nun seçimi Cuma günü yapılacak. 6 koltuk için Erzik’in de aralarında olduğu 13 aday mücadele edecek.

Platini’nin o iki mektubu aldıktan sonra, seçimi kazandığı takdirde Erzik’e pek de destek vermeyeceği biliniyor.

Bir kısır çekişme uğruna görüyorsunuz, ne değerler harcanıyor!

24 Ocak 2007’de Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı Haluk Ulusoy, eski başkan vekilleri Ata Aksu ve Orhan Saka ile eski Mali İşler Koordinatörü Haldun Kozakoğlu’nun yanı sıra Trabzon’da yapılan inşaata ilişkin kontrolörlük görevini gerçekleştiren Cahit Erdem ile Sayim Adanur’un, “hizmet nedeniyle emniyeti suistimal ettikleri” ve bu suça “asli-maddi fail” sıfatıyla iştirak ettikleri iddiasıyla 1 yıl 9’ar aydan 11 yıl 3’er aya kadar hapis istemiyle yargılanmalarına başlanır.

Ankara 17. Asliye Ceza Mahkemesindeki davanın ilk duruşmasına, sanıklardan Sayim Adanur ve avukatı Fethullah Uysal ile diğer sanıkların avukatları katılır.

Başbakanlık ve Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı adına Hazine avukatları da, davaya katılma talebinde bulunarak, duruşmada hazır bulunurlar.

Cumhuriyet Savcısı Zeynep Doğar, Hazine avukatlarının davaya katılma talebiyle ilgili, deliller toplandıktan ve kamu zararının mevcut olup olmadığı hususu ve zarar varsa bunun niteliği tespit edildikten sonra karar verilmesi yönünde görüş bildirir.

Sanık Sayim Adanur da hakkındaki suçlamaları kabul etmeyerek, mimar olarak çalıştığını ve Trabzon’da yapılan Haluk Ulusoy Spor ve Kamp Tesisleri inşaatının projesinin kendisine ait olduğunu söyler. Proje kendisine ait olduğu için inşaatın kontrolörlüğünün de kendisine verildiğini anlatan Sayim Adanur, mevzuata ve sözleşmelere uygun olarak işini yaptığını savunur.

Sanık Haluk Ulusoy’un avukatı Metin Aslan, müvekkilleri hakkında, usül açısından takip şartı olan şikayet olmadığını savunarak, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 223/8. maddesi uyarınca davanın düşürülmesine karar verilmesini ister.

Şikayetçi Devlet Bakanlığının “uğradığı herhangi bir zararın söz konusu olmadığını” savunan Aslan, “TFF kamu kuruluşu değildir, özel bir tüzel kişiliktir. Kullandığı tek bir kuruş, kamu kaynağı yoktur. Bu yüzden bakanlığın zararı da mümkün değildir. Hazine’nin müdahillik talebinin reddine karar verilsin” der.

Ulusoy’un avukatlarından Serdar Mermut da “Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun düzenlediği raporda, Devlet Bakanlığınca suç duyurusunda bulunulması imkanının olmadığına, bu konuda sadece TFF tüzel kişiliğince bir işlem yapılabileceğine” işaret edildiğini belirterek, Hazine avukatlarının davaya katılma talebinin reddedilmesi gerektiğini söyler.

Avukat Ersan Şen ise 3813 sayılı TFF Kanunu’nun 5-6. maddelerine göre, iddianameye konu fiillerin tartışıldığını ve raporlanarak TFF Genel Kurul üyelerine gönderildiğini anlatır. TFF Genel Kurulu’nda, Ulusoy ve yönetim kurulu üyelerinin “tek tek aklandığını” savunan avukat Şen, iddianamedeki eylemlerle Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın doğrudan ya da dolaylı bir ilişkisi bulunmadığını, sanıklar hakkındaki denetimi yasalara göre TFF Genel Kurulu’nun yapması gerektiğini ve Devlet Bakanlığı’nın sorunu ancak TFF Genel Kurulu’na taşıyabileceğini öne sürer.

Sanıkların daha önce de aynı iddialarla Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandıklarını, beraat ettiklerini ve beraat kararının Yargıtay tarafından onandığını ifade eden Şen, Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nden bu dava dosyasının istenilerek, incelenmesini talep eder.

Şen, “TFF bu ülkeye dünya üçüncülüğü kazandırmıştır. Para bu memleketin futbolu, futbolcuları ve başarısı için harcanmıştır. Hazine’nin kamu zararı olduğu iddiasıyla davaya katılma talebinin reddini istiyoruz” diye konuşur. Diğer sanıkların avukatları da Hazine’nin davaya katılma talebinin reddedilmesini isterler. Avukatlar, ayrıca müvekkillerinin ifadeleri alındıktan sonra savunmalarını yapacaklarını belirtirler.

Yargıç Ali Muzaffer Mutlu, sanık avukatlarının talebi doğrultusunda Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nden söz konusu dava dosyasının istenilerek incelenmesine, savunmalar tamamlandıktan ve deliller toplandıktan sonra iddianamedeki suçlamalara ilişkin bilirkişi incelenmesi yaptırılması konusunda karar verilmesini kararlaştırır.

Mutlu, Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığını adına Hazine avukatlarının davaya katılma talebine ilişkin gelecek duruşma karar verilmesine de karar vererek, duruşmayı erteler.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçlarını Soruşturma Bürosu savcılarından Abdullah Ayhan Şan tarafından hazırlanan İddianamede, TFF Başkanı Ulusoy, eski başkan vekilleri Ata Aksu ve Orhan Saka ile eski Mali İşler Koordinatörü Haldun Kozakoğlu’nun, “kendilerine teslim edilen kurum parasını, 3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile usulünce yürürlüğü talimatlara, yönetim kurulu kararlarına ve iç genelgelere aykırı biçimde, kendileri veya başkalarının çıkarı için sarf ettikleri” iddiasıyla, 765 sayılı eski Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 510, 522 ve 80. maddeleri uyarınca 1 yıl 9’ar aydan 11 yıl 3’er aya kadar hapisle cezalandırılmaları istenir.

İddianamede, ayrıca Trabzon’da yapılan inşaatın kontrolörlük görevini gerçekleştiren Cahit Erdem ile Sayım Adanur’un hakkında da “asli-maddi fail” sıfatıyla suçlara iştirak ettikleri gerekçesiyle eski TCK’nın 510. ve 522. maddeleri uyarınca 1 yıl 6 aydan 7 yıl 6 aya kadar hapis cezası istenir.

İmza karmaşası ise sürüyordu. Bursaspor Kulübü Başkanı Levent Kızıl, olağanüstü genel kurul için 113 imza gönderildiğini söylerken, Futbol Federasyonu Asbaşkanı Kemal Kapulluoğlu, kendilerine 60 imzanın ulaştığını açıklar.

Kızıl, 9 Ocak tarihi itibarıyle Futbol Federasyonu’na 113 imza iletildiğini öne sürerek, “Kimlerin imza verdiğini tek tek açıkladım. Bu imzalar, noterde verildi. Yine noter kanalıyla federasyona gönderildi. Aradan 15 gün geçti. Bu süre içerisinde, bu imzaların federasyona ulaşmaması mümkün mü? Topladığımız imzalara ne oldu? Futbol Federasyonu, ince hesaplar peşinde. Toplanan imzalar, noter kanalı ile gönderildiği için, yasal sürecin de başlaması gerekir.

Ortada büyük bir sorumsuzluk ve ciddiyetsizlik var. Federasyon yetkililerini, göreve davet ediyorum. İmzalar, en kısa zamanda ortaya çıkartılsın ve gereken yapılsın” der.

Futbol Federasyonu Asbaşkanı Kemal Kapulluoğlu ise, “Bize şu ana kadar 60 civarında imza geldi. Yani yeterli sayıya henüz ulaşılamadı. Bu gecikmenin nedenini bilemiyorum. Ama bazı imzaların Levent Kızıl aracılığıyla gönderildiği söyleniyor. Bu yüzden, bir gecikme yaşanmış olabilir” şeklinde konuşur.

26 Ocak 2007’de Başbakanlık Teftiş Kurulu’ndan iki müfettiş, Türkiye Futbol Federasyonu’nun Ankara’daki genel merkezine giderek, kongrenin toplanması için verilen imzaların tesbitini yapar.

Teftiş kurulunun iki müfettişi önce İstabul’da bulunan Futbol Federasyonu’na gider. Yetkililer, genel merkezin Ankara’da olduğu belirtilince başkente gitmek zorunda kalırlar.

Ankara’daki genel merkeze gelen iki müfettiş, burada kulüp yetkilileri tarafından verilen imzaları inceleyerek, doğruluklarını tesbit ederler. Müfettişler, yazdıkları raporu Başbakanlığa bildirirler.

Sonuç bu yazının yazıldığı 31 Ocak tatihinde henüz açıklanmamıştır.

31. UEFA Kongresi için Almanya’nın Düsseldorf kentinde bulunan Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy değişik bir manevraya girişerek yumuşama sinyali verir. Ulusoy Türkiye’de federasyonla ilgili yaşanan olayları “talihsizlik” olarak nitelendirir.

Ulusoy, Türk ve yabancı gazetecilere yaptığı açıklamada, Türk futbolunun geleceği için karşılıklı savaşın bitmesinin gerektiğini bildirir.

Bu olaylarda kaybedenin Türk futbolu olacağını savunan Ulusoy “Yaşadığımız olayları talihsizlik olarak nitelendiriyorum. Geçen yıl seçime girdik ve kazandık. Bana güvendiler ve beni seçtiler. Bugün de burada Türkiye Futbol Federasyonu’nu temsil ediyorum. Ancak maalesef seçildiğimiz günden bu yana durmak bilmeyen aleyhime gereksiz bir kampanya başlatıldı. Lüzumsuz ve gereksiz bir kampanyaydı bu. Ama biz görevimizin başındayız. Yurtiçinde ve yurtdışında Türk futbolunu en iyi şekilde temsil ettiğimize inanıyoruz. Bu mücadelenin sonundan alnımızın akıyla çıkacağımızı düşünüyoruz” diye konuşur.

Başkan Haluk Ulusoy, ” Türkiye’de mücadele hiç bitmiyor. Ama Türk futbolunun geleceği için karşılıklı savaşın bitmesi gerekir. Bu durum UEFA’daki konumumuzu da etkiliyor. Burada herkes ne olup bittiğini biliyor. Bugün Polonya Federasyonu Başkanı bana ‘Ülkenizde olanların aynısı bizde de oldu’ dedi. Makedonya Federasyonu Başkanı da aynı durumdan muzdarip. UEFA ve FIFA, ülkemizde olanları yakından izliyor ve spora siyasetin karışmasına kesinlikle karşı geliyorlar. Michel Platini, Lennart Johansson ve Sepp Blatter, Türkiye’de nelerin olduğunu çok iyi biliyorlar. Biraz daha dikkatli olmamız gerekir. Yoksa kaybeden Türk futbolu olacak. Daha sağduyulu olmamız lazım. Türk futbolu yurtdışında çok seviliyor ve hiç kimse bu olayları tasvip etmiyor” ifadelerini de kullanır.

26 Ocak tarihinde Platini UEFA’nın yeni başkanı seçilir.

Ulusoy seçimlerde TFF olarak oylarını Platini’ye verdiklerini söyler. Verdiği desteğin önemine değinen Ulusoy kendilerinin vereceği kararı bekleyen bazı federasyonlar olduğunu ve onların kendilerine uyarak hareket ettiklerini iddia eder.

Platini ile ağabey – kardeş ilişkileri olduğunu da söyler.

Türk halkı ile alay mı ettiği anlaşılamayan Ulusoy’un maskesi birkaç gün içinde düşecektir. Alman Bild Gazetesi, Fransız L’Equipe Gazetesi ve Alman Sat1 Televizyonu Platini’ye oy veren ülke federasyonlarını açıklarlar. Platini’ye oy veren 27 ülke federasyonu arasında Türkiye yoktur.

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Written by kesinofsayt

25 Şubat 2012 at 13:19

HALUK ULUSOY DOSYASI – 14

leave a comment »

1 Kasım 2006 – Futbolumuz köşeye sıkıştı – Hürriyet

Gözlerin üzerine çevrildiği Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in, kanunun verdiği yetki doğrultusunda bu tavsiye kararını dikkate alarak Futbol Federasyonu’nda Olağanüstü Genel Kurul kararı alacağı öğrenildi.

Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun, “Futbol Federasyonu, olağanüstü genel kurula gitmelidir” şeklindeki tavsiye kararı, futbolun gündemine bomba gibi düştü. Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in, Teftiş Kurulu’nun bu raporu doğrultusunda Futbol Federasyonu’nu olağanüstü genel kurula çağıracağı bildirildi. Olağanüstü genel kurulun, Turkcell Süper Ligi’nin devre arası olan ocak ayında yapılacağı ifade edildi.

Ankara Cumhuriyet Savcısı Ayhan Şan’ın, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ve bazı eski yöneticileri hakkında hazırladığı iddianame sonrası, Teftiş Kurulu’nun bu raporu da adeta şok etkisi yarattı. Federasyon, daha önce belirlediği gibi dün saat 14.00’te Ankara’da toplandı. Haluk Ulusoy başkanlığındaki toplantıda sadece Teftiş Kurulu’nun tavsiye kararı ele alındı. Öte yandan Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun kararı, tavsiye niteliğinde olduğu için, gözler Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’e çevrildi. Bakan Şahin’in, kanunun verdiği yetki doğrultusunda bu tavsiye kararını dikkate alacağı ve olağanüstü genel kurula gideceği öğrenildi.

SORU İŞARETLERİ VE İDDİALAR

Olağanüstü genel kurula gidilebilmesi için 3 yol var. A- Toplam üye sayısının % 40’ının noter kanalıyla yazılı müracatı; B-Federasyon Yönetim Kurulu kararı; C-Spor Bakanı’nın çağrısı üzerine. Ancak her durumda, çağrıda bulunanlar, toplantı sebebini bildirmek zorunda. Bu doğrultuda Bakan çağrı yaparsa, hangi gerekçe ile gündeme seçim maddesini koyacak?

Tavsiye kararı, 2002-04 dönemi ile ilgili iddiaları kapsıyor. Oysa, Ulusoy ve yeni yönetim, 2006 Ocak ayında seçimle göreve geldi. Eski teftiş kurulu raporunun, yeni dönemi kapsaması nasıl mümkün olur?

Rapor, Ulusoy, Ata Aksu, Orhan Saka ve Haldun Kozakoğlu ile ilgili. Ancak Ulusoy dışında hiçbiri federasyon bünyesinde görevli değil. Yeni seçilen yöneticiler, nasıl itham edilir ve seçime gidilir?

Yasada, “Federasyon başkanı, üstüste ya da aralıklarla en fazla 3 kez seçilir” maddesi var. Ulusoy 3 kez seçildi. Adaylığını koyabilecek mi? Hukukçular ikiye bölündü bile. Her dönem, 4 yılı kapsadığı için, bu dönemin bitmediğini savunanlar bulunuyor.

Ulusoy’un “Yeter artık” demesi de bekleniyor. Bundan böyle seçilse bile rahat hareket edemeyeceğini düşünen Ulusoy’un, olağanüstü genel kurulda başkanlığa adaylığını koymayacağı belirtiliyor.

FIFA, siyasi otoritenin, futbolun işine karışmasını istemiyor. Bu doğrultuda çok ağır yaptırımları ve ihraçları bulunuyor. Türkiye de, beklenmedik bir ceza ile karşı karşıya kalabilir.

Yaklaşık 100 kemik oyu bulunan Haluk Ulusoy, başkanlığa adaylığını koymadığı taktirde ilk toplantıda üye salt çoğunluğu sağlanmayabilir. Bu da futbolda ayrı bir krize yol açabilir.

Siyasi saldırıya maruz kaldığını düşünen mevcut yönetim kurulu, her an toplu halde istifa edebilir. Başbakan ve Bakan’a karşı bu tavır sonrası kriz daha da büyüyebilir.

Bu üzücü gelişmelerden milli takımların teknik heyetleri de etkilenebilir.

Ulusoy’un ve yeni yönetimin devre dışı kalması sonrası, görevi hangi başkan ve yöneticiler üstlenecek. Yeni federasyonun, siyasi otoritenin güdümünde kalabileceği iddia ediliyor.

Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu Başkanı Türker Arslan 5 Kasım 2006’da önlerine her hafta Galatasaray ve Beşiktaş hakkında kötü tezahürattan dolayı rapor geldiğini, Fenerbahçe hakkında hiç böyle bir raporun gelmediğini vurgular. Arslan, “Kulüpler kötü tezahüratları mutlaka önlemeye çalışmalı ve bunun temsilci raporlarına girmesini sağlamalı. Ancak, böyle bir savunma ile cezalardan kurtulabilirler” der.

Bu sözlerden kısa bir süre sonrasında, önlerine her hafta dosyası gelen kulüplerden hiç birisine uygulanmamış bir ceza Fenerbahçe’ye verilecektir: 3 maç seyircisiz!

M. Ali Şahin, alışılagelmiş, kanıksanmış (ve artık bıktırmış olan) genel kurul çağrılarından birisini daha 6 Kasım 2006’da yapar. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel’in verdiği ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun da katıldığı yemekte Şahin, Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören ile Antalya Başkanı Sedat Peker’le bir görüşme yapar.

Futbol Federasyonu’nun olağanüstü genel kurula götürülmesi için kulüplerin devreye girmesi gerektiğini savunan Bakan Şahin, “Futbolumuz kaosa sürükleniyor. Genel kurulda delegelerin daha sağduyulu karar vererek seçime katılacaklarına inanıyorum. Sizler genel kurula gidilmesi konusunda öncü olun” der.

Beşiktaş İkinci Başkanı Murat Aksu’nun da hazır bulunduğu davette konuşan başkan Demirören ise, “Bizler kurallar ve kanunların uygulayıcısıyız. Kulüpler Birliği gerekli değişikliği uygun görürse biz de gereğini yaparız” karşılığını verir.

Bu arada Aziz Yıldırım, kulübün resmi internet sitesinde yaptığı açıklamada, Şenes Erzik’in Türk futboluna katkılarının tartışılmaz olduğunu, Futbol Federasyonu’nun özerklik kazanmasında çok önemli katkıları bulunduğunu ifade ederek, “Fenerbahçe Kulübü olarak Sayın Erzik’in böyle bir göreve gelmesinden onur duyarız. Erzik’in, federasyon başkanlığına adaylığını koyması ve bu göreve gelmesi bizi mutlu eder. O zaman kendisine gereken desteği veririz, ancak basında yer aldığının aksine, hiçbir şekilde Sayın Erzik’le bu konuda bir görüşmede bulunmadım” der.

14 Kasım 2006’da toplanan Birinci Lig Kulüpler Birliği Vakfı toplantı için Fenerbahçe Kulübü’ne yapılan davetin, diğer kulüp başkanlarının isteği üzerine iptal edildiğini açıklanır. Başkan Canaydın, Futbol Federasyonu’nun olağanüstü genel kurula götürülüp götürülmemesi konusuyla ilgili, kulüpler birliği olarak herhangi bir oylama yapmaya gerek olmadığı görüşünde birleştiklerini söyler.

Canaydın, Radisson SAS Oteli’nde yapılan ve 4 saat süren toplantı sonrasında yaptığı açıklamada, öncelikle Fenerbahçe ile vakıf arasında geçen davet krizi hakkında bilgi verir. Özhan Canaydın, “Bugün yapılan yönetim kurulu toplatısı için Fenerbahçe Kulübü’ne yapılan rutin davet, kulüp başkanlarının isteği üzerine ikinci bir yazı ile iptal edilmiştir” der.

Fenerbahçe’nin vakıf üyeliğinden ihraç edilmesinin, bu ay sonunda kararlaştırılacağını belirten Canaydın, şöyle devam eder:

“Fenerbahçe’nin vakıf toplantılarına katılmaması, aidatlarını ödememesi, vakfımızı yok sayan ve vakfımızı tanımadıkları yönündeki yazı ve açıklamaları nedeniyle, savunma ve açıklamaları alınmak suretiyle 23 Kasım’daki mütevelli heyeti toplantısında, vakıf üyeliğinden ihraç edilip edilmeyeceği konusunda bir karar alınmasına oy birliği ile karar verdik.”

Nihat Özdemir’in istifa daveti konusunda ise Canaydın, “Olabilir. Şahsi görüşüdür. Biz kulüpler birliği olarak birlik ve beraberlik içinde görevimize devam ediyoruz” der.

15 Kasım 2006 tarihli gazetelerde Merkez Hakem Kurulu, Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’un talimatı ile FIFA listesine girdiği öne sürülen hakem Kuddusi Müftüğlu’na, ligde son 9 haftada hiç maç vermediği yazmaktadır.

Herhangi bir sakatlığı ya da rahatsızlığı bulunmayan Müftüoğlu, FIFA listesi açıklandıktan sonra Süper Lig’de hiç görev alamaz. Ligde ikinci haftada Beşiktaş-Gaziantepspor, dördüncü haftada da Sakaryaspor-Fenerbahçe maçlarında görev yapan Müftüoğlu, o günden bu yana geçen 3 aylık süre içinde ligde bir maça bile çıkamamıştır.

17 Kasım 2006’da Kulüpler Birliği Vakfı Başkanvekili Hilmi Gökçınar, Futbol Federasyonu’nu genel kurula çağırmanın kendi işleri olmadığını, Bakan Şahin’in de olağanüstü genel kurul çağırısı yapmasının siyasi bir davranış olmayacağını söyler. Fenerbahçe’nin eleştirilerini ağır bulduğunu da belirten Gökçınar, “Cepheleşmek kimseye yarar getirmez” der.

Kulüpler Birliği Vakfı Başkanvekili ve Ankaraspor Kulübü Başkanı Hilmi Gökçınar, Bakan Şahin’in görevi gereği konunun içinde olduğunu ve gelişmelerle yakından ilgilendiğini belirterek, ”Bir Teftiş Kurulu raporu söz konusu ve mahkeme devam etmekte. Bakanın 31. maddeden kaynaklanan bir yetkisi de var. Sayın Bakan eğer olağanüstü genel kurulu çağırma yetkisini kullanırsa bu siyasi bir davranış olmaz. Çünkü spordan sorumlu devlet bakanı. Ayrıca şu an için Türk futbolunun politize olduğunu da düşünmüyorum” diye konuşur.

Futbol Federasyonu’nu olağanüstü genel kurula çağırmanın Kulüpler Birliği’nin işi olmadığını vurgulayan Gökçınar;

“Biz birlik olarak kararımızı 2 gün önce verdik. Bir daha gündeme geleceğini sanmıyorum. Biz toplantıda seçim olmalı mı sorusunu değil, böyle bir oylama yapıp yapmamayı oyladık ve gerek olmadığı sonucu çıktı. (Bu bizim işimiz değil) denildi. Böyle diyenler doğal olarak Ulusoy yönetimini destekliyor konumuna geldi. Oysa genel kurul daveti Kulüpler Birliği’nin işi değil. Bir mahkeme var, o mahkemenin sonucu beklenebilir. Ya da delegeler yeterli imzayı bulur genel kurula gidilir. Bunlar doğal şeyler. Gerçek karar mercii delegedir. Şu bir gerçek ki ben Ankaraspor olarak Süper Lig’de mücadele ediyorsam benim federasyonum Ulusoy federasyonudur. Başkan Haluk Ulusoy da olabilir, başkası da olabilir. Beğensek de beğenmesek de bu federasyonu kabullenmek zorundayız. Başka bir federasyon gelirse onu da kabulleniriz. Türk futbolu çok mu huzurlu bir ortam içinde? Hiçbir dönemde olmamıştır. Hep sıkıntı var olmuştur”.

Fenerbahçe Kulübü’nün, Kulüpler Birliği ile ilgili yaptığı açıklamayı değerlendiren Gökçınar, sarı-lacivertli kulübün yaptığı eleştirileri çok ağır bulduğunu ifade ederek, “Büyük takım olmak başka şeyleri gerektirir. Cephe açmak faydalı bir şey değil. Hep büyük kalayım denilebilir, ancak salt kendinizle ilgili bir büyüme isterseniz orada bir yanlışlık var demektir” der.

Gökçınar, “Fenerbahçe, Kulüpler Birliği’nin bir üyesi. Ancak Fenerbahçe yaklaşık 2 yıldır ne başkan ne de temsilci düzeyinde hiçbir toplantıya katılmadı. Biz bütün toplantılara olduğu gibi 2 gün önce İstanbul’da yapılan toplantıya da Fenerbahçe’yi davet ettik. Ancak daha sonra ağırlıklı olarak çok sayıda kulüp başkanı, 2 yıldır toplantılara katılmayan Fenerbahçe’nin bu toplantıya gelmesinin doğru olmayacağı görüşünü sekreteryaya bildirdi. Bunun üzerine Fenerbahçe Kulübü’ne davetin sehven gönderildiği şeklinde ikinci bir yazı daha gönderildi. Benim ya da başka bir kulüp başkanının tek başına davetin iptaliyle ilgili bir girişimi olmadı. Alınan ortak karar doğrultusunda hareket edildi” şeklinde açıklamada bulunur.

Kulüplerin çoğunun Fenerbahçe’nin ortaya koyduğu tavır ve davranışlara pek hoş bakmadığını dile getiren Gökçınar, “Benim bildiğim kadarıyla Fenerbahçe kurucu üye değil, vakfa üye bir kulüptür. Kurucu üyeler vakıf üyeliğinden çıkarılamaz. Aidat ödememeye devam etmek gibi iradeleri var. Bu durum gelecek hafta yapılacak olağan genel kurulda tartışılır. Mütevelli heyeti ve hukuk neyi gerektiriyorsa o yapılır. Ancak şahsi kanaatim kulüplerin bir arada olmasıdır. (Yokum) derlerse yapacak bir şey yok” diye konuşur.

17 Kasım 2006’da Hürriyet’te yeni senaryolar üretilimektedir:

Müthiş senaryo

Bakan Şahin’in girişimleri sonucu, Ulusoy karşıtı kulüp başkanlarının sayısı artacak. Federasyon başkanlığı için Erzik’in adında yoğunlaşma olacak. Özhan Canaydın, Kulüpler Birliği Başkanlığı’nı bırakmak zorunda kalacak.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in, “Yakında hiperaktif açıklamalar yapacağım” şeklindeki sözleri üzerine, Futbol Federasyonu Başkanlığı için yeni senaryolar ortaya atıldı.

Seyrantepe Projesi nedeniyle sıkıntılı günler yaşayan Özhan Canaydın’ın, 23 Kasım’da yapılacak olan Kulüpler Birliği Genel Kurulu’nda başkanlığa adaylığını koymayacağı öğrenildi. İktidar partisi üyesi olan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in, bu yapılanma içerisinde önemli rol oynadığı, Kulüpler Birliği Başkanlığı’na da bu doğrultuda Ankaraspor Başkanı Hilmi Gökçınar’ın getirileceği belirtildi.

Haluk Ulusoy’un yanında sadece Beşiktaş, Sivasspor ve Denizlispor’un kalacağı belirtildi. Kulüpler Birliği’nde bu şekilde sağlanacak çoğunluk sonrası, olağanüstü genel kurulda Ulusoy’un mağlubiyetinin kaçınılmaz olacağı vurgulandı.

Bakan Mehmet Ali Şahin’in, önümüzdeki günlerde ikili temaslara ve yurt içi gezilerine ağırlık vereceği iddia edildi. 3813 sayılı yasa gereği olağanüstü genel kurulu toplama yetkisi bulunan Şahin’in, sağlanacak bu çoğunluk doğrultusunda kongrede delegelere seçim maddesini koyduracağı iddia edildi. Şahin’in, Ankara Cumhuriyet Savcısı Ayhan Şan tarafından Haluk Ulusoy ve kurmay ekibi için istediği hapis cezasını da gündemde tutacağı bildirildi.

Bu arada yeni bir kongre yapılacağı için, Haluk Ulusoy’un başkanlığa tekrar aday olamayacağı ifade edildi.

Başkanlık için en şanslı ismin Şenes Erzik olduğu öğrenildi. UEFA ve FIFA’da üst düzey görevlerde bulunan ve ılımlı tavrı ile dikkati çeken Erzik’e, Bakan Şahin’in de sıcak baktığı kaydedildi. Özerk futbola müdahale edilmesini istemeyen FIFA’nın, bu gelişmelere müeyyide uygulamaması için, Şahin’in olağanüstü genel kurul daveti yapacağı; kongrede ise seçim maddesini delegelerin isteğiyle koyulacağı saptandı.

18 Kasım 2006’da Şahin, yasanın, Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nu olağanüstü toplantıya çağırma görevini kendisine verdiğini belirterek, “Arzu ediyorum ki, bu görevi futbol ailesinin kendisi yapsın. Ama yapmazsa ben yapacağım” diyerek bilmemkaçıncı uyarısını yapar.

Şahin, “Ne yaparsınız efendim?” sorusuna, “Yasa, bu konuda Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nu olağanüstü toplantıya çağırma görevini bana vermiş. Arzu ediyorum ki, bu görevi futbol ailesinin kendisi yapsın. Ama yapmazsa ben yapacağım” yanıtını verir.

21 Kasım 2006’da Memorial 11 Altın Adam yarışmasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ata Aksu, son kulüpler birliği vakfı toplantısının konusunun ”Haluk Ulusoy federasyonu gitsin mi, gitmesin mi?” olduğunu ileri sürerek, ”(Haluk Ulusoy gitsin) diyenlerin tamamı belediye ve belediye bağlantılı takımlar. Bu çok önemli bir gösterge. İsmi kullanılan devlet büyüklerinin ismini kimse kullanmasın. Onlar da bir açıklama yapıp, ‘biz futbolun koruyucusuyuz, kollayıcısıyız. Her türlü katkıyı yapmaya hazırız ama kendi iç mekanizmalarına karışmıyoruz’ derlerse bu mesele çözülür” der.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in bu konuyla ilgili bir beyanatı olduğunu kaydeden Aksu, “Sayın Mehmet Ali Şahin ‘Lütfen kulüpler demokratik haklarını kullansınlar, uzlaşma sağlasınlar, onlar kullanmazsa ben kullanacağım’ diyor. Şimdi bu söylem demokrasinin özüne aykırı. Ben o zaman ‘4’e 1 oyla nasıl ülkenin tamamını yönetiyorsun. 70 milyonun konsensüsü mü var’ diye sorarım. Demokraside karşı görüşler, karşı gruplar var, konsensüs var” diye konuşur.

Son güncel olaylarda siyasi müdahale olduğu kanaatini taşıdığını vurgulayan Aksu, “Bazı duyumlarım, bilgilerim var. Bazı şahıslar, futbolla geçmişte 2-3 yıl öncesine kadar hiçbir ilgisi alakası olmayan insanlar, Türk futboluna kurtarıcı gibi paraşütle indirildiler. O insanlara da acıyorum, kendi kimlikleriyle kişilikleriyle ortada duramazlar, her sıfatlarının sonunda filanın arkadaşı diye eklenir” der.

Toplantıda bir gazetecinin, “Haluk Ulusoy döneminde federasyonun muhasebe müdürü Nihat Saydam ‘Zimmetine para geçirmekten’ 10 yıl hapse mahkum oldu. Ortada dolaşan 875 bin dolarlık bir açık var. Toprakbank, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na (BDDK) geçtikten sonra bu iş ortaya çıktı? İş Bankası’nın daha yüksek faiz verdiği sırada, Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) parası neden Toprakbank’a onun yarı faizine verilmiştir?” şeklindeki sorusu üzerine Aksu;

“Nihat Saydam, birinci Haluk Ulusoy federasyonunda yönetim kurulu üyesiydi, muhasebe müdürü değil. Bir banka müdürüydü kendisi. Laflarım yanlış anlaşılmasın, mahkum olduğuna göre suçlu olduğu belli zaten. Böyle bir olay çıktı. Bu olayı da Türkiye Futbol Federasyonu ortaya çıkardı. Benim imzamla TFF, BDDK’ya müracaat etti. (Böyle bir duyumlarımız var, bundan dolayı TFF’nin bir zararı var mı) diye soruldu. BDDK konuyla ilgili inceleme yaptı. Biz savcılığa da suç duyurusunda bulunduk. BDDK’dan (TFF’nin bir kaybı yoktur, federasyon paralarıyla ilgili hesaplarda bir transfer yoktur) diye yazı geldi. Bu işlemler olurken Haluk Ulusoy, 2. dönem için kongreye gitti, Nihat Saydam hakkında bir suçlama yoktu ama Ulusoy kendisini her ihtimale karşı yönetim kuruluna almadı. Siz 875 bin dolar dediniz ama federasyon müfettişlerimiz 2-2.5 milyon dolar civarında olduğunu bana söylediler.

İş Bankası-Toprakbank meselesine gelirsek, federasyonun iki tane parası var. Bir tanesi Türkiye Futbol Federasyonu Vakfı var. Vakıf parasını İş Bankası’na 10 yıl çekmemek üzere hiçbir tasarruf yetkisi olmamak üzere yüksek miktarla yatırıldı. Vakfın başındaki abimiz de eski İş Bankalı o özellikle takip etti. Bizim sponsorluk anlaşmalarımız da o arada yapılıyordu. 10 yıl çekilmemek kaydıyla yatırıldığı için faiz rakamı yüksek. Onunla ilgili de BDDK’dan rakamların doğru olup olmadığını sorduk, BDDK bu rakamların doğru olduğunu ifade ettiler.”

Trabzonspor – Fenerbahçe maçına Bülent Demirlek’in atanmasını eleştirerek, önceki yıl oynanan Türkiye Kupası finalini hatırlatan Nihat Özdemir’e 24 Kasım’da Futbol Federasyonu’ndan yanıt gelir. Yapılan yazılı açıklamada, “Nihat Özdemir’in beyanları, en hafifinden spor adamlığı sorumluluğuyla bağdaşmamaktadır. Futbol Federasyonu, futbol ailesi mensubunun bulanık suda balık avlama fantezisine seyirci kalmayacaktır” denilir.

Futbol Federasyonu’nun ilkeleri, prensipleri, duruşu ve tarafsız görev anlayışıyla, her şeyden önce tüm kulüplere eşit mesafede durduğu kaydedilen açıklamada, “Fenerbahçe Kulübü Başkan Vekili Nihat Özdemir’in Trabzonspor-Fenerbahçe maçına yapılan hakem atamasına ilişkin beyanları, en hafifinden spor adamlığı sorumluluğuyla bağdaşmamaktadır” ifadesi kullanılır.

Açıklamada daha sonra şu ifadelere yer verilir:

“Gerek federasyonumuz, gerekse federasyonumuza bağlı olarak çalışan kurul ve kişiler hiçbir zaman kasıtlı, önyargılı, tarafgir bir yaklaşım içerisine girerek görev yapmaz. Türkiye Futbol Federasyonu’nun çatısı altında, bu tarz girişimlere zaten müsaade edilmez. Bu çatı altındaki hiçbir kişi, herhangi bir vesileyle herhangi bir oyunun içinde olmaz, olamaz. Hal böyleyken, gerçekçi olmayan, etik durmayan, fair play olgusuyla hiç bağdaşmayan, son derece saygın, değerli ve köklü bir camiayı da bağlayan bu tür söylemlerin, kaos yaratmak dışında bir amaca hizmet etmediğini belirtmekte fayda görüyoruz.

Futbol Federasyonu, dün olduğu gibi bugün de hiçbir kurum ya da futbol ailesi mensubunun bulanık suda balık avlamak fantezisine seyirci kalmayacaktır. Bu ailenin mensupları, futbolun değerlerini yok etmekle değil, korumak ve yüceltmekle yükümlüdür. Aksini yapanlara talimatlarımız gereği gerekli yaptırımlar derhal uygulanacaktır. Türk futbolunun, görevde olduğumuz süre içerisinde böylesine gerçek dışı ve yakışıksız söylemlerin oluşturacağı kaos ortamına sürüklenmesine asla izin verilmeyecektir”.

Fenerbahçe Kulübü Başkan Vekili Nihat Özdemir, hafta sonu Turkcell Süper Ligi’nde oynayacakları Trabzonspor maçına hakem Bülent Demirlek’in atanmasına tepki gösterip şunları söylemiştir:

“Bizi derin düşünceye iten bir manzara var. Geçen sezon kaybettiğimiz Fortis Türkiye Kupası finalinde de hakem Bülent Demirlek’ti. Onun yaptığı bariz hatalar sonucu biz o gün kaybettik. Hatta Merkez Hakem Komitesi Başkanı Mustafa Çulcu bile hakemin hatalı olduğunu söylemişti. Bu maçta yaşanan olaylar yetmiyormuş gibi Demirlek, Almanya’da G.Saray ile Beşiktaş arasında oynanan Süper Kupa’ya da hakem olarak atanmıştır. Biz Bülent Demirlek’in atanmasını kurgunun bir parçası olarak düşünüyoruz.”

Sürekli FIFA ve UEFA’yı tehdit olarak kullananlara karşı Mehmet Ali Şahin, Türkiye’de futbola herhangi bir siyasi müdahale yapılmadığını ifade eder. Bakan Şahin şöyle konuşur:

“Federasyonun saygı değer delegeleri kendi sorunlarını kendileri çözebilecek kabiliyettedirler.

En azından bunu göstermeliler. Ama Futbol Federasyonu Yasası, FIFA’nın ve UEFA’nın da denetiminden geçmiş bir yasadır. Geçtiğimiz yıl 2 maddesiyle ilgili FIFA bize yazı yazarak değiştirmemizi istemişti. (İki maddeyi değiştirin, çünkü bu iki madde siyasetin spora müdahalesi olarak değerlendiriliyor) demişti.

Bir tanesi federasyon başkanı istifa ettiği veya vefat ettiğinde Spordan Sorumlu Bakan, yerine 45 gün süreyle vekil tayin ediyordu. (Bakan bu işi yapmasın, yönetim kurulu yapsın) dendi, yasayı değiştirdik. Şimdi konuştuğunuz 31. maddenin 2. fıkrasında Spor Bakanı’na tanımış olan yetkiyle ilgili ne FIFA’nın, ne UEFA’nın herhangi bir itirazı olmamıştır. Şu anda yürürlükte olan bir yasadır.”

Tüm bu karmaşaya Star TV Telegol’ün yapımcı/sunucusu, Gargamel lakabıyla maruf Serhat Ulueren tüy diker. Kişiliği oldukça tartışmalı bir zata ekranlarını açarak Aziz Yıldırım’ın şike ve teşvik primi paraları verdiğini iddia ettirir.

Aziz Yıldırım, Star TV’ye konuşan Cihan Oskay’a ve ortaya atılan iddialara büyük tepki gösterir. Yıldırım, Cihan Oskay’ın iddialarına karşı yaptığı açıklamasında şunları söyler:

“Bu kişi kendisine sağlanan maddi destek ile yaklaşık 5 ay önce planlamış bir senaryoyu adım adım işlemiş ve sonunda oluşturduğu komplo planını ortaya dökmüştür. Hedef bellidir. Hedef başkan üzerinden Fenerbahçe’yi yıpratmak, önünü kesmek, aşağı çekmektir. Bu amacın, kime ne fayda sağladığı kamuoyunun takdiridir. Kendisi ile mahkemede hesaplaşacağız. Bu komplo, organize bir suçtur ve bu suçun tüm failleri yakalanmalı ve kanun önünde cezalandırılmalıdır.

Aynı televizyon kanalında hatırlanacağı üzere bugün hala Futbol Federasyonu yöneticisi olan Tahir Kıran, ‘Haluk Ulusoy, Fenerbahçe’yi 100. yılında şampiyon yapmayacak’ haberleri üzerine karşı kampanya olarak, kamuoyuna 2005-2006 yılında G.Saray’ın rakiplerine, Fenerbahçe’nin teşvik primi verdiğini iddia etmiş, daha sonra da kulübümüz ve camiamızın büyük tepkisi üzerine söylediklerini yalanlamıştı.

Ancak bu yalanlamanın ardından Tahir Kıran ile röportajı yapan gazeteciler, Fenerbahçe Haysiyet Kurulu’na bu konuşmanın aynen bu şekilde yapıldığını teyit etmişti. Bu nedenle, bugün karşı karşıya kaldığımız komplo, daha önceki bu çelişkili ve yalan dolu açıklamalarla başlatılan kampanyanın halen sürdüğünün göstergesidir.

Şimdi biraz geriye gidelim, Tahir Kıran’ın tam bu açıklamaları yaptığı zamanla (ligler yeni başlamıştı), bu yeni iddiaların alt yapı çalışmaları (telefon kayıtları) ne enteresan ki aynı zamanlara rastlıyor. Bu yayının yapıldığı zamanlama da çok düşündürücüdür. Çünkü yeni iftiraların atıldığı zamana dikkat edin. Pazar günü Trabzonspor ile oynamışız. Berabere de bitebilirdi, kaybedebilirdik de… Bu sonuçlar onların daha çok işine gelecekti. Pazartesi yayın yapılıyor, perşembe günü Celta Vigo, pazar günü de G.Saray maçı var. Üstelik federasyon ile ilgili seçim çalışmalarının çok kızıştığı bir haftadayız.

Federasyonun bu konuda herhangi bir adım atacağını düşünmüyorum. Daha önce yaşadığımız benzer durumlar ve yaptığımız şikayetlerde federasyon, karşı tarafın yalanlamasını yeterli görmüş ve yasal hiçbir işlem yapmamıştır.

Buradan devlete sesleniyorum. Bu iddiayı ortaya atan adam derhal devletimizin yetkilileri tarafından bulunup, emniyete alınmalı ve bu komplonun bütün detayları aydınlatılmalıdır. Devletimiz geç kalmadan bu konuda derhal tavır almalı ve adım atmalıdır.

Bu komplonun içinde yer alanlar futbol içindeki görev ve yetkileri ne olursa olsun derhal tespit edilerek haklarında yasal işlem başlatılmalıdır. Kimse dokunulmaz değildir. Hiçbir hukuk sistemi kanunsuzları korumaz. Ortada organize bir suç vardır…

Fenerbahçe düşmanları bugün yeni bir strateji uygulamaktadır. Sistemli bir şekilde yürütülen bu kampanya, başkan ve başkanın kişiliği üzerinde yoğunlaştırılarak, Aziz Yıldırım yıpratılmaya ve yalnız bırakılmaya çalışılmaktadır. Bu şekilde duyarlı Fenerbahçe camiasının dikkati dağıtılmakta, aslında kulübe karşı yürütülen kampanya başkan üzerinden kamufle edilerek sürdürülmektedir. Unutulmamalıdır ki, başkan Fenerbahçe’nin başkanıdır. Fenerbahçe camiası bu böl ve yönet taktiğine karşı dikkatli olmalıdır… 100. yıl, düşmanların başarıya ulaşması için son derece dikkatle seçilmiş bir dönemdir. Büyük hedeflere koşan kulüp, başkanına yönelik karalama kampanyası ile durdurulmak istenmektedir.

Maalesef bu komplonun içinde kendi şahsi çıkarları için yer alan Fenerbahçeliler de önemli roller oynamaktadır. Bu şahıslar gerçek Fenerbahçeliler tarafından da çok iyi bilinmektedir ve bilinmelidir. Önce Fenerbahçe tarihine, şimdi ise Fenerbahçe’nin tarihi başarılarına ve son olarak da Fenerbahçe Başkanı’na yönelik bu kampanyanın ardında Fenerbahçe’nin başarı ve istikrarlı yapısından rahatsız olan muhalifleri vardır. Bugün son derece önemlidir. Kampanya bugün ulusal bir kanal kullanılarak komploya dönüşmüştür. Bu organize bir suçtur. Bu suça karışanlar mutlaka tespit edilmeli ve failleri cezalandırılmalıdır.

Bu yayını yapanlar, taraflı bir yayın yapmıştır. Bir gazeteci etiği ve sorumluluğuyla davranılmamıştır. Tüm yalanlar ve iftiralar tek taraflı yayınlanmış, şahsım ve kulübüme bu konuda hiçbir şey sorulmamıştır. Bu konuya herkesin dikkatini çekiyorum. Bütün Fenerbahçelileri açacağımız davaya müdahil olmaları yolunda çağrı yapacağım. Yüzbinlerce Fenerbahçeli dava açmalıdır.

Ben parayla bu işleri çözebilecek güçte bir insan olsam, geçen yıl Denizli’de kaybettiğimiz şampiyonluğu çözerdim. Ayrıca Ali Akdeniz’e para verilecek ve Ali Akdeniz de bize gol atacak.

Haziran ayında Tahir Kıran (Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi) müşterek bir dostumuz aracılığıyla benden defalarca randevu istedi. Kendisini bir gün davet ettim. Yanımda kardeşlerim ve o müşterek dostumuz vardı. Bana, “Ulusoy ile barışırsam şampiyonluğun garanti olacağını” söyledi. Ben de benim Ulusoy ile herhangi bir arkadaşlığım ya da dostluğum yok ki, ona küseyim. Benim derdim Fenerbahçe’nin ve Fenerbahçeliler’in hakkını korumaktır. Ben parayla bu işleri çözebilecek güçte bir insan olsam, geçen yıl Denizli’de kaybettiğimiz şampiyonluğu çözerdim. Ayrıca Ali Akdeniz’e para verilecek ve Ali Akdeniz de bize gol atacak. Cihan Oskay ne ofisime geldi, ne de ona para verdim. Ona ancak restaurantına gittiğimde bahşiş vermişimdir.”

Fenerbahçe’nin tepkisi dinmek bilmez. 28 Kasım 2006’da düzenlenen ve yöneticiler Murat Özaydınlı, Ali Yıldırım, Ali Koç, Şekip Mosturoğlu, Hakan Dinçay, Turhan Şahin, Ünal Uzun, Semih Özsoy ve Yüksek Divan Kurulu Başkanı Yüksel Günay’ın da katıldığı basın toplantısında şunlar söylenir:

Kurumsal İlişkilerden Sorumlu Asbaşkan Ali Koç:

“Telegol programı basın ilke ve etik kurallarını ihlal etmiştir. Toplumumuz için daha faydalı konuları tartışmak amacı ile bir araya gelelim isterdim ama olmadı. Pazartesi akşamı Star TV Kanalı’nın Fenerbahçe Spor Kulübü’nün 2000-2001 sezonundaki şampiyonluğu ile ilgili olarak asılsız iddialara yer verilmiştir. Telegol Programı’nda Fenerbahçe Spor Kulübü zan altında bırakılmıştır. Konunun kaynağının kullanılış şekli camiamızı derinden sarsmıştır. Gazetecilik mesleğinin hiçbir etik kuralına riayet edilmeyen programın yayınlanış tarihi de ilginçtir. Turkcell Süper Lig’de lider olduğumuz, UEFA’da mücadele ettiğimiz ve üst üste derbi oynanan bir döneme denk getirilmiştir. Kişilerin şerefine ve namusuna böyle kolay saldırılar gerçekleştirilemez. Unutmayın ki bizim başımıza gelen yarın sizin de başınıza gelebilir. Telegol programı Cihan Oskay’ın sözlerini kayıtsız şartsız hiç sorgulamadan kabul edilmiştir. Cihan Oskay’ın, emniyeti suiistimal ve karşılıksız çekten dolayı tutuklama kararı vardır. Bu kişinin vergi dairesi tarafından yurtdışına çıkış yasağı vardır. Bu kişi çok kısa süre önce sayın başkanımıza övgüler yazarken, Telegol programından da olumsuz şekilde söz ediyordu. Özgeçmişi ve psikolojik durumu göz önüne alındığında Telegol Programı’nın kendisini devlet adamı gibi karşılaşması da hayret verici ayrı bir olaydır.

Telegol, Cihan Oskay’ın sözlerini hiç sorgulamadan doğru kabul edilmiştir. Hakkında emniyeti suiistimal ve karşılıksız çekten tutuklama kararı olan Cihan Oskay’ın, devlet adamı gibi karşılaşması hayret verici.

Sürekli olarak ilgili kişilerin telefon bağlantısına alınacağı söylenirken, başta Ahmet Çakar gibi kişiler yayına bağlanmamış, bağlanmak isteyenler ise bıkmaları için bekletilmişlerdir. Yönetim kurulu üyemiz Şekip Mosturoğlu dahi, yayına bağlanmak için kanal yöneticilerini araya koyması ile ancak bağlanabilmiştir. Sunucunun ilk kez duyduğunu iddia ettiği ses kayıtları, alt yazıları da hazır bir halde yayına verilmiştir. Cihan Oskay’ın kasetler çantamda dediği halde kasetler çok önceden rejide yer almıştır. Ayrıca yayın esnasında (Ben cep telefonu ile mesaj çekmesini bile bilmem) diyen Cihan Oskay’ın kasetleri mükemmel bir şekilde nasıl kaydettiği hiç sorgulanmamıştır. Cihan Oskay’ın sesindeki sabitlik uzmanlar tarafından konuşmanın profesyonel bir ortamda yapıldığını göstermiştir. Serhat Ulueren, Tamer Tuna’ya Cihan Oskay’ın telefon numarasını kendisinin verdiğini söylemiştir. Bu da bunun kanıtıdır.

Yayına bağlanan kişiler iddiaları bir bir çürütürken, yayıncı ve yorumcular olayları sahiplenmeye başlamıştır.

Şike yapıldığı iddia edilen maçlarda Ali Akdeniz Fenerbahçe’ye gol atmıştır. Oktay ise maçta iki golü boş kaleye atamamıştır. Eminim ki biliyorsunuzdur ancak kayıtlar söz konusu olayın yapıldığı iddia edilen zaman diliminde değil, birkaç ay önce yapıldığı görülmüştür. Taraflı yapılmış bu yayıncılık ile tüm etiği ihlal etmişlerdir. Şerefi ve namusu ile bu mesleği yapan tüm gazetecilerin de bu olaya tepki göstermesini bekliyoruz. Bugün bunları gerçekleştiren zihniyetin yarın neler ile geleceğini düşünmek bile istemiyorum.

Tarftarlarımıza şunu söylemek isterim, dimdik ayakta duralım, kimsenin bizi alt edemeyeceğini hatırlatmak isterim.”

Fenerbahçe Kulübü Hukuk ve Kurumsal İlişkilerden Sorumlu Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu:

“2000-2001 sezonunda Fenerbahçe ile ilgili şike ve teşvik iddiaları konusunda hukuki yollardan hakkımızı aramak için başvurulara başladık.

Bu profesyonel oluşumun arkasında olan teknik, parasal, lojistik destek sağlayanlarla adalet önünde hesaplaşacağız

Son derece iyi organize edilmiş bir karalama kampanyasıyla baş başayız. Profesyonel destek almış bir adam, ulusal bir kanalda yayınlanan programı kullanarak akıl almaz iftiralar atmıştır. Bu profesyonel oluşumun arkasında olan teknik, parasal, lojistik destek sağlayanlarla adalet önünde hesaplaşacağımızı duyuruyorum.

Televizyon kanalındaki programın yayınıyla ilgili olarak da Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) nezdinde hem kulübümüz, hem de başkanımız Aziz Yıldırım gereken başvuruları yapacaktır.

Konuyla ilgili manevi tazminat davalarını hem bizler hem de taraftarlarımız açacaklar, ses kayıtlarıyla ilgili adı geçen kişiler de davacı olacaklardır.

Olayın perde arkasının aydınlatılması doğrultusunda, yasaların cevap verdiği ölçüde savcılığa suç duyurusu yapacağız. 2000-2001 sezonundaki Samsunspor-Fenerbahçe maçına ilişkin olarak, futbol federasyonu yönetim kurulu üyesi Tahir Kıran’ın 2005-2006 sezonuna ilişkin iddialarıyla ilgili olarak, futbol federasyonuna, Başbakanlığa, Spordan Sorumlu Başbakan Yardımcısına başvuruda bulunmuştuk.

Şaşırtıcıdır ki federasyon, meczup dediğimiz şahsın saçmalıklarına soruşturma başlatırken, kendi yönetim kurulu üyesinin, röportajı yapan gazeteciler tarafından da doğrulanan beyanlarına, futbol kulübünün araştırma yapılması istemine bugüne kadar maalesef cevap vermemiştir. İsteğimiz bizim ile ilgili ne kadar iddia varsa araştırılması, ancak geçmişte olduğu gibi bunun sürüncemede bırakılmamasıdır. Kulübümüz bir zan altındadır. Derhal soruşturma başlatılarak bu soruşturmanın sonuçları kamuoyuna açıklanmalıdır.

Devletimize sesleniyoruz. Özel bir yasa ile derhal bağımsız güvenilir kurul oluşturulsun. Bugüne kadar ortaya atılan tüm iddiaları araştırsın. Sonuçları ne olursa olsun bu iddialar sonlandırılsın. Suçlular varsa cezalandırılsın. Herkes eteğindeki taşları döksün, kendi kapısının önünü temizlesin. Aksi takdirde bu tartışma ortamı futbola zarar verecektir”.

Aziz Yıldırım:

“Cihan Oskay’ın, ofisime gelerek 150 bin dolar aldığı iddiaları gerçek değildir. Oskay’ı tanıyorum. Kulübe gelip giden, futbolculara verdiğimiz yemeklerde oranın müdürü sıfatıyla oyuncularımız ağırlattığımız bir kişi. Benimle dost olduğunu söylüyor ama benimle dost olabilmesi için sürekli beraber olması gerekir. Bu adam bugün büroma gelse odamı bulamaz.

Ali Akdeniz bu işin içindeyse, neden ilk yarıda Fenerbahçe’ye gol attı. Fenerbahçe galip gelse veya berabere kalsa şampiyon olacak. Ali Akdeniz, bu durumda bize gol atar mı? İkinci bir pozisyona girdi. Onu atsaydı ne olacaktı Fenerbahçe’nin durumu.

Bu yaşananlar, bugünün olayları değildir. Geçen şubat ayındaki kongrede yaptığım açıklamalarda korktuğumu ifade ettim. Değişim için geldiğini söyleyen federasyon başkanının, değişim içinde olmadığını görüyordum çünkü. Yeni dönemin bizler için zor olacağını düşünüyordum, ifade ettim. Başkanlığı bıraktığımı açıkladıktan sonra gelişmeler aynı şekilde devam etti. Her taraftan dedikodu ve laflar duyuyoruz. Samsunspor maçıyla ilgili olaylar konusunda bir süre önce dedikodular duyduk. ‘Tedbir alalım’ dediler. ‘Olmayan bir şey için tedbir alınmaz’ dedim, tedbir almadık.

İddialarda söz konusu olan paraların kime gittiğinin belirlenmesi gerekir. Ben vermedim diyorum. Mustafa Çebi de almadım diyor. Olmayan parayı kim aldı, kim verdi.

Son federasyon seçimlerinde kulis ve kongre çalışması yapmadık. Herhalde yapsaydık bugün bunlar olmazdı.

Gelinen süreçte hep federasyonun yanlışlıklarını dile getirdik ve bunu da hep kamuoyu önünde yaptık. Bu açıklamaları kapalı kapılar ardında yapmadık. Belden aşağı vurmadık. Ne söylediysek kürsüye çıkıp, medyaya, camiamıza anlattık. El altından kasetler hazırlayıp kamuoyuna sunmadık.

Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Tahir Kıran haziran ayında bana geldi. Federasyon ile ilgili düşüncelerini söyledi. ‘Haluk Ulusoy ile barışın’ dedi. Yanımda kardeşim, bir de dostum vardı. Ulusoy ile şahsi problemim yok. Onunla ortak hiçbir noktamız yok. Tek ortak noktamız Fenerbahçe’nin haklarının yenmemesi, bütün kulüplere adaletli davranacak bir federasyonun bizim için yeterli olduğuydu. ‘Yumuşama olursa Fenerbahçe şampiyon olur‘ dedi. Bana söyledi bunları. ‘Fenerbahçe daha rahat şampiyon olur, önünüze zorluklar çıkmaz‘ dedi. Ben bunun olmayacağını kendisine anlattım. Sonra ikinci bir randevu istedi, geldi. Kardeşimin şirketinde randevu verdim. Konuşma yaptık, ama önce benimle teke tek konuşmak istedi. Bana, telefonlarımın dinlendiğini, bu konuşma sırasında bazı cümleler sarf ettiğimi ve bundan dolayı bazı olayların olacağını söyledi. Bunun üzerine ben kardeşlerimi ve dostumu aldım içeriye, onların yanında da tekrar etmesini istedim. Gereğini savcılıkla yapacağım.

Üçüncü sefer geldi. Kardeşimin evine geldi. Marco Aurelio’nun Türk vatandaşı yapılabileceğini, başka oyuncular varsa onların da yapılabileceğini, 15 günlük süre olduğunu ve yeni bir kanun çıkacağını, bunu ortadan kaldıracaklarını söyledi. Federasyon mevzuları yine konuşuldu. Kalktım evime gittim.

Geçen hafta Nihat Özdemir bir konuşma yaptı. İnsanlar ‘Neden konuşuyor’ dedi. Pazartesi günü Tahir Kıran, Şükrü Yazıcıoğlu ve onların bazı dostları ile hakem Bülent Demirlek bir gece kulübünde sabaha kadar beraber oldular. Perşembe günü de bizim maça atandı. Trabzonspor maçının hakeminin ilk ve ikinci devredeki durumunu, pozisyonunu kamuoyu değerlendirsin. Biz bu endişeleri duyduğumuz için Nihat Özdemir’e bu açıklamaları yaptırdık. Bunun dışında, Futbol Federasyonu temsilcilerine müdahale etmeye çalıştılar. Onlara bir şeyler yazdırmaya çalıştılar, ama onlar yazmadı.

Bu görev önce bizlere, kulüplere, fedederasyona ve onun ötesinde de devlete düşüyor. Bunu çözecek devlettir. Bu kadar pisliğe batılmış bir ortamda Futbol Federasyonu bunun altından kalkamaz. Çünkü işin içinde onlar var. Onların olduğu bir yerde temizlik olmaz. Bu temizliği ancak devletin teftiş kurulları veya oluşturacağı kurullar çözebilir. Biz buna hazırız diğer kulüplerin de hazır olduğuna inanıyorum. Federasyon buna hazırlıklı olması lazım. Devleti de bu göreve çağırıyorum.”

Hemen ertesi gün Futbol Federasyonu Başkan Vekili Kemal Kapulluoğlu, disiplin suçu işleyenlerin Disiplin Kurulu’na sevk edileceklerini belirterek, “Federasyonu itham edenlerin elinde kanıt olması gerekir” der.

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın basın toplantısında Futbol Federasyonu’na yönelttiği suçlamaları üzülerek izlediklerini belirten Kemal Kapulluoğlu, “Güzide bir kulüp hakkında öne sürülen iddialara verilecek cevapları beklerken, federasyonun kısmen de olsa hedef alındığını gördük. Gerekli soruşturma yapılacaktır. Disiplin suçu işleyenler Disiplin Kurulu’na sevkedilecektir. Şüphe yok ki Futbol Federasyonu yöneticileri, kişisel olarak da hem hukuk, hem ceza yönünden haklarını genel yargıda arayacaklardır” diye konuşur.

‘Bunların içinde Futbol Federasyonu da var, onların olduğu yerde temizlik olmaz’ ifadesine değinen Kapulluoğlu, “Dayanıksız iddialarla karşı karşıya kalanların hiçbir dayanak göstermeden federasyonu hedef göstermeleri bizi şaşırtmıştır. Federasyonu itham edenlerin elinde kanıt olması gerekir. Takdiri kamuoyuna bırakıyoruz” der.

Üzerlerine düşeni yerine getireceklerini vurgulayan Kapulluoğlu, “Tüm olayları detaylı bir şekilde inceleyeceğiz. 1 hafta 10 gün içinde bitmesini istediler ama bunlar belli bir zaman alır. TFF’yi itham edenlerin de kanıtları aynı süre içinde bize sunulmasını bekliyoruz” der.

Fenerbahçe Kulübü’nün 6 gün önce federasyona başvuruda bulunduğunu hatırlatan Kapulluoğlu, şöyle konuşur; “İddialarla ilgili araştırma yapılmasını istediler. Bugün ise ‘Onlar bunu yapamazlar, çünkü içindeler’ ifadesi var. Bu değişikliğin sebebinin ne olduğunun, dayanaklarıyla ortaya konmasını bekliyoruz”

Devleti göreve çağırmanın gereksiz olduğunu savunan Kapulluoğlu, “Devleti birtakım görevlere çağırmak, olmazsa olmaz bir ilkeden gereksiz bir vazgeçme anlamındadır. Şartlar ne olursa olsun hiçbirimiz, kurumları vareden, kurumların üzerinde durduğu ilkelerden vazgeçmeyi düşünmemeliyiz. Federasyon karar merciidir. Eğer kanıt varsa izlemekle yetinmez gereğini yapar” şeklinde konuşur.

Aynı gün Bursaspor’un TFF ile sürtüşmesinde de yeni gelişmeler yaşanır. Bursaspor kongre üyeleri Lemi Keskin ve Gökhan Celbiş, istedikleri bilginin kendilerine ulaşmaması üzerine Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusu bulunurlar. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) hakkında hazırlık soruşturması başlatır.

Lemi Keskin, 2004 yılında oynanan Çaykur Rizespor-Beşiktaş maçıyla ilgili şike tahkik komisyonu kurulup kurulmadığına ilişkin istedikleri bilginin, 2 ayı aşkın sürede kendilerine ulaşmaması üzerine, 22 Eylül’de Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) hakkında Bursa Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunduklarını söyler.

1 Aralık 2006’da Bakan Şahin, Aziz Yıldırım’ın şike iddialarının araştırılması için devleti göreve çağırmasıyla ilgili olarak ”Aslında ‘devlet bu işe el koysun’ demek, ‘bu siyasiler Türkiye’yi yönetemiyor, askerler el koysun’ demekten farksız” açıklamasında bulundu. Makul bir süre sonra olağanüstü genel kurul çağrısında bulunmak zorunda kalacağını belirten Şahin, “şike iddialarına federasyon el koysun” der.

Aziz Yıldırım’ın talebine böyle bir benzetme yapan bakanın kendisinin ikide birde “işlem yapın yoksa el koyarım” demeçlerinin nasıl tanımlanması gerektiğini de sizler değerlendirin…

http://www.gazetem.net ‘te yazıları yayınlanan Emre Zeytinoğlu’nun bu konudaki tesbitleri çok doğrudur:

Demokratiklik mi? Al birinden vur birine

Hükümet bir yandan şimdiki Futbol Federasyonu’na karşı “akınlar” düzenlerken, diğer yandan da sanki demokratik bir yol izliyormuş görüntüsünü sergilemeye çalışıyor. Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin büyük bir “sorumluluk” numarasıyla Federasyon Başkanı’nı değiştirmenin, kendi işleri arasında olmadığını söylüyor ama, bu arada Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da, Melih Gökçek, Hamdi Akın ve Hilmi Gökçınar adlarını sıralayıp (ya da el altından tezgahlar yürütüp), bunlardan birini Federasyon’a başkan yapmak için debelenip duruyor. Bu adamların kim oldukları belli; bunların futbolla ne ilgisi var?

Erdoğan, “AKP ile Futbol Federasyonu ilişkisi, yalnızca onursal başkan konumundaki belediye başkanları çerçevesinde kalıyor” diyormuş. Erdoğan’ın söylediğini iç rahatlatıcı bir açıklama olarak mı değerlendirmemiz gerekiyor acaba? Bu memlekette, bu konuşmadan sonra rahatlayan var mıdır dersiniz?

Bu konu ile ilgili, kolayca çözümlenemeyecek tuhaf çıkar ilişkilerinin neler olabileceğini, önceki yazılarımda belirtmeye çalışmıştım. Özellikle geçen haftaki yazıdan sonra bana tepki gösterenler oldu. Tepki gösterenler genellikle şöyle düşünüyorlardı: Böylesine karanlık ilişkileri olan Ulusoy’u görevden uzaklaştırabilmek için, hükümetin girişimleri (pek demokratik olmasa da) desteklenmeliydi.

Ulusoy’un taraftarı değilim. Bu demokratiklik geyiğinin nasıl ballı çıkarlar yarattığına da yıllardır tanık olmaktayım. Mesele demokratiklikte değil. Ne iş yaptığını bile bilmediğim, seçimler sırasında kulüplerin desteğini nasıl sağladığı konusunda hiçbir fikir edinemediğim, niçin mafya babalarıyla bu kadar yakın ilişkiler kurduğunu anlayamadığım biri hakkında iyi düşünebilmemin; demokratiklik adına onu savunabilmemin mümkünü yok. Ayrıca Futbol Federasyonu bünyesindeki kurumlara getirilen eleştirilere, futbolumuzun haline bakıp da katılmamak olanaksız. Zaten daha önce de, Bakan Şahin’in “Ulusoy, davalarından aklanmadan başkan olmamalı” yorumuna da destek verdiğimi hatırlatmak isterim. Bakan, “eğer Ulusoy başkan olursa, davalar sağlıklı bir biçimde yürütülemez, çünkü birçok belge gün ışığına çıkmaz” diyordu ki, gerçekten son derece haklıydı.

Fakat Ulusoy, tam bir yüzsüzlük ile seçimlere girdi, Kulüpler Birliği’ni “memnun etti”, Anadolu kulüplerinin çoğundan (nasıl becerdiyse) büyük destek sağladı ve seçimi kazandı. Ve sonra çok açık ki, hükümet işin peşini bırakmadı. Futbol gibi büyük bir pazarın ve toplumsal vitrinin iplerini ele geçirebilmek adına, hep adeti olduğu üzere, meydana balıklama atladı. Adaylar belirleyip, onları kamuoyuna sokuşturmaya çalıştı; hâlâ da çalışıyor.

Derken ortaya bir kez daha şike iddiaları atıldı. Ortalık bir an toz duman oldu. Yine geçen defa yazmıştım: “Bunlardan bir şey çıkmaz, o iddiaları ortaya atanlar, onları medyaya taşıyanlar ve medyada kahramanlık taslayanlar, söz konusu iddiaları bize unutturacak ilk kişiler olacak” diye…

Nitekim öyle oldu. Ortada şike iddialarıyla ilgilenen kimse kaldı mı? Hayır kalmadı. Bakan diyordu ki; “şike iddialarıyla hükümetin ilgilenmesi, askeri darbe gibi bir şey olur.” Büyük lâftı doğrusu… Ama şöyle oldu: Bu iddiaların hemen ardından kabak Futbol Federasyonu’nun başında patladı. Şike iddiaları ansızın gündemden uçup gitse de, Ulusoy’un ipliği pazara çıkıverdi. Onun kişiliği hakkındaki tartışmalar daha da alevlendi ve iş bugünkü duruma geldi dayandı. Ulusoy için düşünürsem; iyi oldu tabii. Bu adamın o mevkide kalmasına tahammülüm yok. Onun gözümün önünden uzaklaşması, demokratik olsa da olur, olmasa da…

Ne var ki buna rağmen, hükümetin müdahalesinin bir işe yarayacağına (ya da çözüme yönelik bir hareket olduğuna) da inanmıyorum. Hükümetin iş başında kaldığı şu süre, bir iktidar gücünü sonuna kadar kullanmak ve olabildiğince çıkar elde etmenin dışında bir işlevle örtüşmedi. Bu benim kişisel fikrim; bu yüzden diğer kişisel fikrim de şu: Hükümetin Futbol Federasyonu’na müdahalesi, asla bataklığın dibindeki Türk Futbolu’nu kurtarmaz. Olsa olsa onu başka bir bataklık adresine postalar. Hepsi bu olur. İşte o şike iddialarının bir anda ayyuka çıkması, sonra da hükümetin işin vahametinden yararlanarak harekete geçmesi, aklıma hiçbir “iyilik” getirmiyor. Getirse getirse, El Kaide’nin yaptığı söylenen 11 Eylül terörünün, ABD’nin işine yaradığını (hem de çok işine yaradığını) getiriyor. Aynı birkaç gün önceki şike iddialarının, Ulusoy tartışmalarını körüklediği ve bunun da hükümetin işine yaradığı gibi… Hükümetin Ulusoy’a düşündüğü “iyilik”, benim “iyilik” kavramımla özdeşleşmiyor.

Özdeşleşmiyor; çünkü Bakan’ın, Türkiye’de spor mahkemelerinin olmaması konusundaki şikayetini anlamıyorum, Futbol Federasyonu’nun yapısal aksaklıklarını giderecek önlemleri niçin hiç dile getirmediğini anlamıyorum, kulüplerin “layık oldukları yönetimi niçin baştan seçmedikleri” konusundaki yakınmalarını hiç anlamıyorum. Yani Bakan, kimi konular için ağlayıp duruyor ve demokratiklik kılıfıyla işi geçiştiriyorsa da, AKP manevraları için “kulüplerin layık oldukları yönetim” fikrini de pekâlâ koruyor.

Ya Türk Futbolu denilince aklıma ne geliyor? Aklıma gelen tek bir cümle: Al birinden vur birine…

Demokratiklik adına, iki çıkar odağından birini tutmak gibi bir zorunluluğu yüklenmiş bizlere yazık. Kazıklanıp duran bir aptal olarak; hem de ne yazık.

4 Aralık 2006’da Hilton Oteli’nde başlayan, 1. Türk Sporu Sponsoruyla Buluşuyor Kongresi’nin açılışına katılan ve fuar alanının da çalışını yapan Mehmet Ali Şahin, burada basın mensuplarının sorularını yanıtlar.

Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nu olağanüstü toplantıya çağırıp çağırmayacağıyla ilgili olarak Bakan Şahin, “Arzu ediyorum ki, şu anda yasanın bana vermiş olduğu genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırma görevini ben yerine getirmeyeyim. Bunu Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu veya delegeleri yerine getirsin. Makul bir süre daha o mercilerin harekete geçmesini bekliyorum. Aksi halde spordan da sorumlu bakan olarak yasanın bana vermiş olduğu bir görevi uzun zaman bekletmem uygun olmaz. Ama benim bir tarihim yok.Bu hakkı bana veren madde FIFA’nın denetiminden geçti ve değiştirilmesi talepleri de olmadı” diye konuşur.

Bakan Şahin, futbolda gündemi işgal eden şike iddialarıyla ilgili olarak, ”Şikeyi araştırma, tespit etme ve karar verme görevi ile sorumluluğu bende değil” derken, konuşmasına şöyle devam eder:

“Futbol Federasyonu’nun bu konuyla ilgili kurulları iddiaların üzerine hassasiyetle ve ciddiyetle gitmelidir. Bu görevi yaparken yasal bir ihtiyaç hissederlerse de bakanlığıma bildirsinler, çünkü geçmişte bir çok yasal düzenlemeyi yaptık. ‘Biz şikenin üzerine gideceğiz. Ama şu bakımdan elimiz kolumuz bağlı, atmak istediğimiz bazı adımları atamıyoruz. Eğer yasal olarak önümüzü açarsanız, şike iddialarının iç yüzünü, arka planını öğrenir, gerekeni yaparız’ diyorlarsa, kendilerinden bu konuda başvuru bekliyorum. Böyle bir başvuru şu ana kadar olmadı. Herhalde mevcut yönetmelikler yeterli.”

Aynı gün Bursaspor kongre üyesi Lemi Keskin, yaptığı açıklamada, 2004 yılında oynanan Çaykur Rizespor-Beşiktaş maçıyla ilgili şike tahkik komisyonu kurulup kurulmadığına ilişkin istedikleri bilginin, 2 ayı aşkın sürede kendilerine ulaşmaması üzerine, 22 Eylülde TFF hakkında Bursa Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunduklarını, bunun üzerine savcılığın TFF hakkında hazırlık soruşturması açtığı bilgisini aldıklarını hatırlatır.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın TFF hakkında hem bilgi edinme yasasına muhalefet hem de şikeyle ilgili ihbarı değerlendirmemekten dolayı soruşturma açtığını öğrendiklerini dile getiren Keskin, “Savcılık, konuyu ‘memur suçları’ kapsamında ele almış. Yani TFF hakkında, hem bilgi edinme yasasına muhalefetten hem de şike ihbarına karşın komisyon kurulmaması iddiasıyla dosya hazırlıyor” der. Keskin, Türk adaletine inandıklarını dile getirerek, şunları söyler:

“Bilgi edinme yasasına göre her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı federasyona, (herhangi bir takımın renkleri nedir veya TFF’de kaç kişi çalışıyor) gibi sorular sorabilir. Federasyon da bu sorulara yanıt vermek zorunda.

Ayrıca TFF, şikeyle ilgili her türlü bilgi, belge ve ihbarı en ince ayrıntısına kadar araştırmak zorunda. Biz TFF’nin bunu yapmadığını düşünüyoruz. Bu çerçevede girişimlerimizi yaptık. Türk sporunun temizlenerek daha güçlü hale gelmesi tek dileğimizdir.

Çaykur Rizespor-Beşiktaş maçında şike yapıldığına ilişkin bilgi ve belgeler, son haftalarda Fenerbahçe’nin adının karıştığı şike iddialarına yönelik bilgi ve belgelerden daha güçlü. O olayda iki kulübü dahi temsil etmeyen iki kişi konuşuyor. Bizim ihbarımızda ise Çaykur Rizespor’un o dönemki ikinci başkanı ile Beşiktaş’ın o dönemdeki kaptanı konuşuyor. Bu konuşmalar da Fenerbahçe olayındaki gibi gizli bir şekilde değil, devletin resmi kurumu tarafından savcılıktan izin alınarak kaydedilmiş. Yani bizim elimizdeki bilgi ve belgelerde daha sağlam kanıtlar var.”

12 Aralık 2006’da Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), 3 Aralık tarihinde oynanan Fenerbahçe-Galatasaray maçında çıkan saha olayları nedeniyle Fenerbahçe’ye 3 maç seyircisiz oynama cezası verir. Kurul, derbide sarı kırmızılı taraftarların sebep olduğu olaylar nedeniyle de G.Saray’a 60 bin YTL ceza keser.

PFDK, sarı-lacivertli kulübe, Fenerbahçe-Galatasaray maçında çıkan olaylar nedeniyle 2 maç, ayrıca Fenerbahçe-Beşiktaş maçında kulüp taraftarlarının çirkin ve kötü tezahüratları nedeniyle aldığı cezanın Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu’nca onandığına, bir sezon içinde aynı fiilin 2. kez tekrar edilmesi nedeniyle de 1 maç kendi sahasında seyircisiz oynamasına karar verir.

Kurul ayrıca, sarı lacivertli kulübü, anons sisteminin talimatlara aykırı şekilde kullanılması nedeniyle bin YTL, yine merdiven boşluklarının boş bırakılmayarak talimatlara aykırı davranışta bulunulması nedeniyle de bin YTL, toplamda 2 bin YTL para cezasına çarptırır.

Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu Başkanı Türker Arslan daha bir ay önce, 5 Kasım 2006’da “önlerine her hafta Galatasaray ve Beşiktaş hakkında kötü tezahürattan dolayı rapor geldiğini, Fenerbahçe hakkında hiç böyle bir raporun gelmediğini” söylemiştir. Buna rağmen daha ilk dosyada Fenerbahçe 3 maç seyircisiz cezası alırken G.Saray ve Beşiktaş’ın puna silme sınırına gelmeleri nedeniyle ceza talimatında değişiklik yapılmıştır.

İşte Ulusoy adaleti…

Haluk Ulusoy, Mersin’de yerel yayımlanan Mersin Gazetesi’nin 12 Aralık 2006’daki organizasyonunda gerçekleştirilen “Sporda Vefa ve Dostluk Gecesi”ndeki ödül töreninde yaptığı konuşmada, salona değişik duygular içinde girdiğini söyler.

Salona girerken ve girdikten sonra iki farklı duygu yaşadığını dile getiren Ulusoy, “Türk Milli Takımı’nın 2002 Dünya Kupası’nda dünya üçüncüsü olduğunda çalınan marşı dinleyerek içeri girmek beni tekrar Japonya’ya, Kore’ye götürdü. İkinci duyguyu ise 23 yaşında geldiğim, 8 yıl boyunca havasını teneffüs ettiğim, ekmeğini yiyip, suyunu içtiğim çok değerli dostlarımla beraber olmakla yaşadım” der.

Yalnızca Türk Milli Takımı’nı dünya üçüncüsü yapan bir başkan olarak anılmak istemediğini vurgulayan Ulusoy, “Gerek federasyonda çalıştığım, gerekse başkanlık yaptığım dönemlerde büyük başarılara imza attım. Federasyon başkanlarının 2-3 ayda bir koltuklarını terkettiği dönemlerde, yüreğimi ve aklımı ortaya koyarak federasyon başkanlığına aday oldum. Ben ve ekibim 7.5 yıl görev yaptık” der.

Ulusoy, futbolda yöneticilik yaşamına amatör bir kulüp olan İstanbul Yeniköyspor’da başladığını, daha sonra Mersin İdmanyurdu’nda kulüp başkanlığı yaptığını ifade ederek, şunları söyler:

“Federasyona gidiş noktasında Mersin İdmanyurdu Kulübü’nün bende emeği oldukça fazla. 1992 yılında Mersin İdmanyurdu’ndan federasyona gittikten sonra da yıllarca çeşitli kademelerde görev yaptım. Federasyon başkanlığına paraşütle gelmedim. Alnımın teriyle, namusumla, şerefimle, haysiyetimle ve kulüplerde yaptığım yöneticiliklerle federasyon başkanı oldum.

Meyve veren ağaç taşlanır. Başkan olduğum günlerde yaşan kaosların üstesinden yönetici arkadaşlarımla birlikte geldik ve büyük başarılara imza attık. Türk Milli Takımı’nı yarı final oynatıp Dünya Kupası’nda 3. yaptık, delinen havuz sistemini ayakta tuttuk. Göreve geldiğimde 55 milyon dolar olan havuz ihalesi, 640 milyon dolara ihale edildi. Görevimiz süresince mali, sportif ve idari yönden büyük başarılara imza attık. Bunda Mersin’in rolü oldukça büyüktür.”

Etkinliğe, Galatasaray Kulübü ve Birinci Lig Kulüpler Birliği Vakfı Başkanı Özhan Canaydın, Dünya ve Olimpiyat Şampiyonu milli güreşçi Hamza Yerlikaya, Kayserispor Teknik Direktörü Ertuğrul Sağlam, Kayserispor Kulübü Genel Menajeri Süleyman Hurma, CNN Türk Spor Müdürü Volkan Çetin ile çok sayıda davetli katılmıştır.

TFF aynı tarihte Mersin’de yaptığı toplantısında, şike yapıldığı iddialarıyla spor gündemini işgal eden 2000-2001 sezonundaki Samsunspor-Fenerbahçe maçıyla ilgili olarak, ilgililerin başvurusu durumunda, olayın zaman aşımına uğraması nedeniyle disiplin talimatlarının uygulanmaması kaydıyla özel bir soruşturma yapılmasına karar verir.

Konuyla ilgili incelemelerin yapıldığı açıklamada, “Söz konusu maçın oynandığı tarihte 1 Kasım 1992 tarihli Futbol Disiplin Talimatı’nın yürürlükte olduğunu, bu talimatın ‘Hileli ve Danışıklı Futbol Müsabakası’ başlıklı 38. ve ‘Sair Hallerde Menfaat’ başlıklı 40. maddelerinin, aynı dönemde yürürlükte bulunan ‘Soruşturma ve Ceza Zaman Aşımı’ başlıklı 68. madde uyarınca, uygulanmasının hukuken mümkün olmadığı görüşünde birleşildi” denilir. Toplantıda ayrıca, 23 Nisan 2006’da yapılan Samsunspor- Ankaragücü ile 14 Mayıs 2006’da yapılan Gaziantepspor-Malatyaspor maçlarına yönelik iddiaların Şike Araştırma Kurulu tarafından soruşturulması sonrası hazırlanan ve şike bulgusuna rastlanmadığı belirtilen raporlar da onanır.

Şenol Güneş 3 yıllığına anlaştığı Güney Kore’nin FC Seul takımı ile ilgili düzenlediği basın toplantısında muhtelif konulara değinir.

“Milli takımdan ayrıldıktan bir süre sonra FC Seul ile anlaşmıştım ama o günlerde Trabzonspor yönetimi istedi ve kamuoyunun da arzusuyla Trabzonspor’a gitmek zorunda kaldım. Kendilerinden özür diledim. Çünkü protokol olmamıştı, fakat söz vermiştim. O zamanki anlaşma şimdi gerçekleşti. 2 artı 1 yıl olmak üzere 3 yıllık anlaştım.

40 yıllık birikimimi Türkiye’de verebilecek imkan olmadığını düşündüğüm için bu kararı aldım. Türkiye’de çocukluğumdaki hedeflerimin birçoğuna kavuştum. Ama tepeye geldikten sonra bir takım düş kırıklığım oldu. Özellikle hukuk ve adalet açısından bu ülke insanına yakışmayan sıkıntılar gördüm. Türkiye’de 40 yıllık birikimimi, tecrübemi hayata geçirme şansı olmadığını gördüğüm için ülke dışında çalışacağım. Trabzonspor’dan ayrıldıktan sonra özellikle kendi kabuğuma çekildim. Ülkede değişen bir şey yok, çok kaos ortamı yaratılmaya çalışıyor. Konuşulan konuların çözüm olmaması için yapıldığını gördüm.

Özellikle şike ve şiddet herkesin sorunu. Oyuncu, yönetici, sivil toplum örgütleri, medya, hakemler… Şikeyi ve şiddeti sadece yöneticilere bırakırsanız, güç yarışmasına girerler ve bunlar çözümlenmez. Her birimin işin içine katılmasıyla bu sorun çözülür. Beyaz sayfa açmak isteyenlerin de kalbinin temiz, iyi niyetli olması gerekiyor.

Futbol Federasyonu’nun Fenerbahçe’ye yönelik şike iddialarıyla ilgili aldığı karar aldatıcıdır, böyle bir karar olmaz. Dalga geçmektir bu. Ülkenin dalga geçilecek insanı yoktur. Bu ülkenin her insanı ve kurumu saygıdeğerdir.”

14 Aralık 2006’da Futbol Federasyonu Profesyonel Disiplin Kurulu (PFDK), Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’a 1 yıl hak mahrumiyeti ve 20 bin YTL para cezası verir.

Kuruldan yapılan yazılı açıklamada, Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın 29 Kasım 2006 tarihinde yaptığı basın toplantısında sarf ettiği, “Bu kadar pisliğe batmış bir ortamın altından federasyon kalkamaz. Çünkü işin içinde onlar var, onların olduğu yerde temizlik olmaz” şeklindeki sözlerinin federasyon ve mensuplarını küçük düşüren, onları hedef göstererek toplum husumetine maruz bırakan ve kişilik haklarına ağır saldırı teşkil ettiği gerekçesiyle, Yıldırım’a 1 yıl hak mahrumiyeti ile birlikte 20 bin YTL para cezası verilmesini kararlaştırır.

Fenerbahçe Kulübü Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu, başkan Aziz Yıldırım’a verilen 1 yıl hak mahrumiyeti cezasının son derece ağır olduğunu savunur;

“Emsallerine uygun olmayan bu cezanın daha önceki bir tarihte alındığı yönünde düşüncemiz var. Bir hukukçu olarak cezayı açıklamakta zorluk çekiyorum. Salı günü yönetim kurulu toplantısı sırasında 3 maç seyircisiz oynama cezası verildiğini öğrenmiştik. Bu sırada da başkanımıza 1 yıl ceza verileceğini dile getirmişlerdi. Ertesi gün de basında bu yayınlandı. Baktığınızda bugün verilen kararın daha önceki bir tarihte alındığı yönünde düşündürüyor. Bu çok ilginç.

PFDK ve Tahkim Kurulu’nun 1 yıldır Fenerbahçe Kulübü aleyhine verdiği kararlar benzer kararlardan daha ağırdır. Bu, söylemleri teyit eden yeni bir karar. Bu eyleme bu cezanın son derece ağır olduğunu düşünüyorum. Sayın başkanımız bu açıklamasını adli suçla ilgili kamuoyunu bilgilendirme toplantısında yaptı ve adli suça ilişkin birtakım bilgileri kamuoyuyla paylaştı. Bu söylemi sırasında Futbol Federasyonu’nun görev ve yetki alanına giren herhangi bir söylemde bulunmadı. PFDK’nın nasıl bir bakış açısıyla kendisini görevli kılarak bu cezayı verdiğini anlamış değilim. Savunmamız da zaten bu yöndeydi.

Bu ceza, ifadenin cezalandırılmasıdır. Avrupa uyum yasalarıyla ifade özgürlüğünün bu kadar genişletildiği bir ülkede, Futbol Federasyonu ile ilgili eleştirilerin ve yorumların bu tip cezalarla cezalandırılması, ifadenin cezalandırılmasıdır. Bu son derece düşündürücüdür. Futbol Federasyonu, kendi futbol hukuku kurallarının uygulamalarıyla ifade özgürlüğünü daraltıyor. Diğer ülkelerde bu denli ağır cezalar olduğunu sanmıyorum. Bunun yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Aynı olaylara, bundan çok daha ağır olaylara bundan daha az cezalar verilmişti. Emsallerine uygun olmayan bir karar verildi.

Yönetim kurulunda bu cezayı değerlendireceğiz. Tahkim Kurulu’na gitme yolunu seçmemiz durumunda, 7 gün içinde başvuru yapmamız gerekiyor.”

Bu arada kulübün internet sitesinde yayınlanan ceza haberinde, başkan Aziz Yıldırım’ın gülen bir fotoğrafının kullanılması dikkat çeker.

16 Aralık 2006’da aralarında Fenerbahçe ve Galatasaray’ın da bulunduğu toplam 15 Süper Lig kulübünün yöneticileri, Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nun toplanması için imza toplama kararı alır. Kulüplerin Haluk Ulusoy’dan desteklerini çekmesinde, Ankaragücü-Fenerbahçe maçından sonra şeref tribününde yaşanan olayların büyük rol oynadığı kaydedilir. Kulüp yöneticilerinin, “Türk futbolu, Haluk Ulusoy taraftarları ve muhalifleri diye ikiye bölündü. Bu karşıtlık şeref tribününde kavgalara yol açacak boyutlara ulaştı. Böyle gitmez. Bu bölünmüşlüğün tek çaresi Haluk Ulusoy’un gitmesidir” görüşünde birleştikleri ifade edilir. Ulusoy’un yerine düşünülen ilk ismin ise Fenerbahçe’nin eski yöneticilerinden Hamdi Akın olduğu bildirilir.

17 Aralık 2006’da Ulusoy’a karşı düzenlenen operasyonun ardında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın olduğu, futbolda son zamanlarda yaşanan huzursuzluk sonucu devreye giren Erdoğan’ın, başta Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin olmak üzere, kurmaylarına gerekli direktifi verdiği iddia edilir.

18 Aralık 2006’da Fenerbahçe Kulübü Başkan Vekili Nihat Özdemir, sarı-lacivertli kulübe verilen 3 maç seyircisiz oynama, kulüp başkanı Aziz Yıldırım’a verilen 1 yıl hak mahrumiyeti ve şike söylentileri ile ilgili, Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesisleri’nde, yönetim kurulu üyelerinin de katılımıyla basın toplantısı düzenler:

“3 ayrı konuda Fenerbahçe Kulübü’ne karşı yapılan tavır ve uygulamalarla ilgili bazı noktalara dikkati çekmek istiyorum. Bunlar kulübümüze yöneltilen asılsız ve karalamaya yönelik iftiralar karşısında yetkili kurulların takındığı tutum. Galatasaray maçından sonra seyircimize verilen 3 maç ceza ile başkanımız Aziz Yıldırım’a verilen 1 yıllık cezadır.

Profesyonel futbol takımımızın çok önemli maçları öncesinde Fenerbahçe’ye verilen cezalar açıklanmaktadır. Şükürler olsun ki, takımımız bu saldırılara ve art niyetli uygulamalara karşın oynadığı maçlardan başarılı sonuçlar alarak ligi lider olarak tamamlamış, Avrupa arenasında Türkiye’yi temsil eden tek takım olmuştur. Ama ne acıdır ki, tur atlamak için çıkacağımız Frankfurt maçı öncesinde de Fenerbahçemize saldırılar devam etti. Önemli maçlarımız öncesinde Fenerbahçemize verilen cezalar açıklanmıştır. Bu açıklamalar da Fenerbahçemizin önemli maçlarına denk getirilmiştir.

Standart dışı uygulamalar tur atlamak için çıktığımız maçta bile devam etmiştir. Mutat olarak perşembe günleri kararını açıklayan Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, takımımıza verdiği 3 maç seyircisiz oynama cezasını UEFA Kupası maçımızın öncesine denk getirmiştir.

Teamül gereği olmasına rağmen Fenerbahçe’nin UEFA Kupası maçını izlemeye bir tek Futbol Federasyonu görevlisi gelmemiştir. Ayrıca bir üst tura çıkmamızla ilgili federasyondan tebrik de gelmemiştir. Fenerbahçe’nin başarılı olması futbolun tepesindeki yönetimi bu kadar mı rahatsız etmektedir? Diğer takımların deplasman maçlarına dahi giden federasyon görevlileri, neden Fenerbahçe’ye karşı böyle bir tutum içindedir? Fenerbahçe Spor Kulübü bu ülkenin takımı değil midir?.

Futbol dünyasında adaleti sağlamaktan sorumlu, başta Futbol Federasyonu olmak üzere Merkez Hakem Kurulu, Disiplin Kurulu ve Tahkim Kurulu gibi federasyona bağlı kurumların çifte standart yaklaşımları Türk futbolunu bölünme ve kaosa sürüklemektedir. Futbol federasyonu ve başındaki yetkililer, eğer Fenerbahçe’yi ağır şekilde cezalandırır ama öte yandan başkalarının yanlışlarına göz yumar ve hatta talimatlarda ve yasalarda değişiklikler yapacak kadar meseleyi ileri götürürse korkarım bu olaylar tekrarlanmaya devam edecek ve yapılan haksızlıklara duyulan tepki tribünlere de sıçrayacak ve taraftarlar arasında infiali daha da ciddi boyutlara taşıyacaktır. Federasyonun geçtiğimiz 1 yıl içindeki tek misyonu, ‘Bizden olanlarla olmayanlar’ şeklinde tarif edilebilecek ayrışmayı derinleştirmek olmuştur. Adalet herkese lazımdır. Verilen cezalar, yönetmelik değişiklikleri gibi uygulamalar kulüpten kulübe değişmiştir. Bu durumlar da ya kulübümüz aleyhine sonuçlanmış ya da rakibimizin lehine sonuçlanmıştır. Söz konusu Fenerbahçe olunca benzer olaylarda farklı tarifeler uygulayan federasyonun ne kantarı ne de topuzu kalmıştır.

2-3 ay önce bir federasyon yöneticisi Rize’de gazetecilere ‘Fenerbahçe teşvik şikeleri yapıyor’ iddiasını ortaya atmıştır. Geçtiğimiz haftalarda da bir meczup çıkıp Fenerbahçemize çamur atmıştır. Yaptığımız inceleme talebine yanıt alamadığımız gibi, bu meczubun sözleri hemen araştırmaya alınmış ve üstüne zaman aşımına uğrandı, denmiştir. 100 yıllık şerefli camiamıza atılan bu çamur federasyon tarafından bu kadar yüzeysel bir şekilde incelenmesini şaşkınlık ile izledik. Konunun tüm yönleri ile araştırılması, açıklığa kavuşturulmasının ardından Fenerbahçemize atılan bu çamurun temizlenmesi ve bu konunun incelenmesi istemekteyiz.

100 yıllık şerefli camiamıza atılan çamurun Futbol Federasyonu tarafından yüzeysel bir şekilde ele alınıp sonuçlandırılmasını asla kabul etmiyoruz. Bu bakımdan Spordan Sorumlu Devlet Bakanımızdan 3813 sayılı yasadan aldığı yetkisine dayalı olarak konu hakkında gerekli işlemleri yapmasını arz ediyoruz. Ayrıca Türk futbolunun 10 yılını kontrol edip, bu kişi ve olaylar hakkında gerekli tüm yasal işlemlerin yapılması gerekir. Aktüel Dergisi’nde yayınlanan Milli Takımımız ile ilgili şike iddialarının da araştırılmasını istiyoruz. Her iddianın tespiti halinde gereğinin yapılacağını arz ediyoruz.

Futbol Federasyonu başkanlığı için Hamdi Akın’ın isminin gündeme gelmesi tamamen bizim dışımızda cereyan etmektedir. Fenerbahçe’nin federasyon seçimi ile ilgi bir resmi açıklaması yoktur. Biz başımıza gelen olaylarla uğraşıyoruz. Ben 20 gün, başkanımız 360 gün ceza aldı. Biz bunlarla mücadele ediyoruz. Başka bir şeyin mücadelesinde değiliz.”

Nihat Özdemir’den sonra söz alan Fenerbahçe Kulübü Hukuksal İlişkilerden Sorumlu Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu, kötü ve çirkin tezahüratlarla ilgili sezon ortasında yapılan talimat değişikliğinin ligdeki sportif yarışmayı etkilediğini vurgular:

“Değişiklik son derece önemlidir. Değişiklik sonucunda bazı kulüpler avantaj elde etmişlerdir. Disiplin talimatında küfüre ilişkin yapılan değişiklik, talimatın 31. maddesindeki değişiklikle sınırlı kalmadı. Küfür sebebiyle talimat değişikliği öncesinde, puan silme aşamasına kadar gelen kulüplerin, 20 Ekim 2006 tarihine kadar küfüre ilişkin almış oldukları cezalar yeni talimatla sıfırlanmış, kulüplerin bu konudaki sabıkaları silinmiş olup, bu kulüpler yeni talimat sonrasında önceki kötü sicillerinin aleyhlerine olabilecek sonuçlarından kurtulmuş bir şekilde sportif yarışmaya devam etmektedirler.

69. maddenin kamuoyu tarafından bilinmediğini düşünüyorum. Açıklayayım;

20.10.2006 tarihine kadar karara bağlanmamış dosyalar hakkında yeni talimat hükümleri uygulanır. Bu talimat değişikliğinden önceki tarihte Ali Sami Yen Stadı’nda oynanan Galatasaray-Beşiktaş maçındaki kötü ve çirkin tezahürat nedeniyle her iki kulüpte Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na (PFDK) sevk edildi. Kurul 19.10.2006 tarihinde her iki kulüp için de ceza kararı vermiştir. Yürürlük tarihi 20.10.2006, yani bir gün önce karar verilmiş. Kulüpler bu karar için Tahkim Kurulu’na gitmişler. 2 Kasım 2006 tarihinde küfür cezaları onanmış. Yani talimat değişikliğinden sonra cezaya hükmedilmiş ve bu şekilde her iki kulüp açısında da 1. ceza oluşmuştur.

Beşiktaş Kulübü daha sonra Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı’nda oynanan müsabakada meydana gelen çirkin ve kötü tezahürat sebebiyle de PFDK’ya sevk edilmiştir. 30 Kasım 2006’da ikinci kez para cezasıyla cezalandırılmıştır. Halbuki futbol disiplin talimatının 31. maddesinin 3. paragrafına göre Beşiktaş’a verilmesi gereken ceza, 1 maç seyircisiz oynama cezasıdır.

Beşiktaş gibi Galatasaray Kulübü de talimat değişikliği sonrasında ilk kesinleşmiş cezası önceki Galatasaray-Beşiktaş maçıyken, daha sonra Galatasaray-Sivasspor maçıyla ilgili PFDK’ya sevk edildi. PFDK sevk üzerine küfürden ceza tayinine yer olmadığına karar vermiştir. Böylece Galatasaray seyircisiz oynama cezasından kurtulmuştur.

Galatasaray-Sakaryaspor müsabakasında da kötü ve çirkin tezahürat vardır, ama burada PFDK’ya sevk dahi yoktur. Galatasaray Kulübü son olarak Kadıköy’de Fenerbahçe’ye karşı yaptığı maçta, her üç temsilcinin raporunda da küfüre ilişkin tespit olmasına rağmen, bu konuda PFDK’ya sevk edilmemiştir.

Fortis Türkiye Kupası’ndaki, hafta sonunda Galatasaray ve Beşiktaş’ın yaptığı maçlarda yoğun şekilde küfür edilmiştir. Söz konusu kötü ve çirkin tezahüratlar nedeniyle, yapılacak işlemleri beklemekteyiz.

Ligin 1. haftasında Kayseri Erciyesspor maçında Appiah rakibine kafa teşebbüsü ile 3 maç ceza aldı. Appiah’ın eyleminin kafa atmaya teşebbüs olduğunu herkes televizyondan izlediği, rakip oyuncu da bu şekilde açıklama yaptığı halde, müsabaka hakemi eylemi tokat atma şeklinde rapor etmiştir.

Almanya’da oynanan Süper Kupa müsabakasında Beşiktaş taraftarlarınca açılan pankart temsilciler tarafından rapor edildi. Beşiktaş PFDK’ya sevk edilmedi. Sadece meşale ve konfeti eyleminden dolayı PFDK’ya sevk edilmiştir. Ancak konu kamuoyunda tartışılınca federasyon tarafından PFDK’ya sevk edilmiştir. Verilen ceza Tahkim Kurulu tarafından kaldırılmıştır.

PFDK’nın Yıldırım’a verdiği ceza, kendisine verilen yetkinin aşılması mahiyetindedir. Başkanımız tarafından adli bir suç ve failleri hakkında yapılan açıklamayı federasyon PFDK’ya sevk ile yeterli görmüş ve bu açıklamaları nedeniyle Yıldırım’a 1 yıl hak mahrumiyeti cezası verilmiştir. Öncelikle başkanımızın açıklamalarının ifade özgürlüğü sınırları içinde olduğunu, olsa olsa eleştiri sınırlarının aşılması niteliğinde olabileceğini ve bu taktirde de ilgililerin ihlal edilen haklarıyla ilgili genel hukuk mercilerine başvuru yolunun açık olduğunu belirtmek istiyorum. Durum böyleyken, PFDK’nın başkanımıza verdiği ceza, kendisine 3813 sayılı yasayla verilen yetkinin aşılması mahiyetindedir.

Başkanımıza 1 yıl ceza verilirken benzer eylemlere PFDK ne cezalar vermiştir? Örneğin İkinci Lig B grubunda yapılan maç sonrasında, müsabık kulüplerden birinin başkanı ‘Sizi iyi satın almışlar, şikeciler kulübümüzü mahvettiniz’ şeklinde açıklamada bulunmuştur. Kulüp başkanına, ceza verilmemiştir. Süper ligde mücadele eden bir kulübün üst düzey bir yöneticisi, hakemlere ve federasyona alenen küfür ettiği ve bu şekilde rapor edildiği halde sadece 2 ay hak mahrumiyeti almıştır.

Adnan Polat, hakemler Cüneyt Çakır ve Cem Papila hakkında açıklamaları için PFDK’ya sevk edilmemiştir. Fenerbahçe maçı sonrası rövanş maçı için kulübümüzü Galatasaray taraftarına hedef gösterdiği halde hakkında işlem yapılmadı.

Geçen yıl Fortis Türkiye Kupası’nda seremoniye katılmayan Fenerbahçe’ye 250 bin YTL para cezası verilirken, iki yıl önce aynı şeyi yapan Beşiktaş ise PFDK’ya dahi sevk edilmemiştir.

Geçen yıl internet sitemizden yapılan bir açıklamaya 50 bin YTL ceza verilirken, internet sitesinden bizimkinden daha sert açıklama yapan Beşiktaş’a 20 bin YTL para cezası verilmiştir.

Geçen yılki Galatasaray-Fenerbahçe Fortis Türkiye Kupası çeyrek final maçındaki olaylar sebebiyle Galatasaray’a 1 maç seyircisiz oynama cezası verilmişti.

Geçen sezonun son haftasında Denizlispor ile yaptığımız maç, tribün olayları nedeniyle aynı saatte başlayan maçlara göre yarım saat daha sonra bitmiş, şampiyonluk ve düşme hattı etkilenmiştir. Bunca olaya rağmen Denizlispor’un sahası 2 maç kapatılmıştır.

Bu sezon Trabzonspor ile yaptığımız maçtaki olayların yoğunluğu, 16. haftadaki Galatasaray ile yaptığımız maçtaki gibidir. Trabzonspor’a sadece 1 maç seyircisiz oynama cezası verilmiştir.

Tespit ettiğimiz bu örneklerin, 1 hafta içinde Fenerbahçe’ye verilen cezalara göre çok daha ağır olduğunu düşünüyoruz ve federasyon kurullarının verdiği kararlarda adaletli olmalarını istiyoruz.”

Konuşmaların ardından basın toplantısı odasına yerleştirilen ekrandan olay çıkan maçlar gösterilirken, verilen ve verilmeyen cezalar alt yazı ile belirtilir. Gösterimde, 2005-06 sezonu Fortis Türkiye Kupası çeyrek finalindeki Galatasaray-Fenerbahçe, 2006-07 sezonu Turkcell Süper Lig’deki Galatasaray-Sakaryaspor, 2006-07 sezonu Turkcell Süper Lig’deki Trabzonspor-Fenerbahçe, 2005-06 sezonu Turkcell Süper Lig’deki Denizlispor-Fenerbahçe ve 2006-07 sezonu Turkcell Süper Lig’deki Sakaryaspor-Ankaragücü maçlarındaki olaylar ekrana getirilir.

19 Aralık 2006’da Mehmet Ali Şahin, Futbol Federasyonu’nu olağanüstü toplantıya çağırmak için hafta sonuna kadar bekleyeceğini söyler. Şahin, “Şık olan genel kurul çağrısını futbol oyunun gerçek aktörlerinin yapması. Dünyanın hiçbir yerinde hakkında bu kadar iddia olan bir yönetim iş başında kalamaz. Bütün bu iddialar karşısında daha fazla pişkinliğe hiç gerek yoktur” der.

“Futbol federasyonunu olağanüstü genel kurul yapmaya davet ediyor musunuz?” sorusuna da Şahin, şu karşılığı verir:

“Yönetim kurulu, bu işi yaparsa çok daha şık olur. Nitekim, İsviçre-Türkiye maçından sonraki bir takım iddialar ve eleştiriler nedeniyle nasıl ki Levent Bıçakçı yönetimi olağanüstü genel kurul kararı alabilmiş ve bu cesareti göstermişse, mevcut federasyonu da bunu göstermelidir. Çünkü hakkında böyle açılmış davalar falan da yoktu. Başbakanlık Teftiş Kurulu raporları da yoktu. Ama bu fedakarlığı göstermişti.

Mevcut federasyon da bunu gösterebilmeli. Genel kurul delegelerinin huzuruna, bütün bu iddialar karşısında ne düşündüğünü ifade edebilmeli ve adeta bir güven oyuna kendisini sunmalıdır. ‘Çok iyi oldu davalar, çok memnun oldum’ demek, bütün bu iddialar ile ilgili olarak ‘işi hafife almak’ demektir.”

Şahin, “Yönetimi olağanüstü genel kurula çağıracak mısınız?” sorusuna ise ”Gayet tabii, çağıracağım. Yasaların bana yüklediği bir görevdir. Şu an gecikmemin nedeni, biraz önce izah ettim. Bu işi, futbol oyunun gerçek aktörleri yapsınlar. Bekliyorum, şık olan budur” der.

Bu çağrıyı ne zaman yapacağının sorulması üzerine de Şahin, “Sanıyorum bu hafta sonuna doğru bazı gelişmeler olur. Yani benim dışımda bazı gelişmeler olur, olmazsa tabii artık harekete geçeceğim” der.

Bir gazetecinin, Fenerbahçe Yönetim Kurulunun açıklamalarını hatırlatması üzerine Şahin, Fenerbahçe Kulübü yöneticilerinin haksızlığa uğradıklarını ifade ettiklerini belirterek, şöyle konuşur:

“Tabi bu konuyla ilgili bakanlığımın yapabileceği tek şey her türlü iddiayı yasa gereği Başbakanlık Teftiş Kuruluna inceletmekten ibarettir. Geçtiğimiz sezon, yani 2004-2005 sözonu ile ilgili, bazı iddialarda da bulunulmuştu ve bu iddialar üzerine Başbakanlık Teftiş Kurulunu görevlendirmiştim. Rapor yeni geldi, çok yeni geldi. Tamamını inceleme imkanı bulamadım. Şu anda iş başında bulunan Futbol Federasyonunun bazı iddiaların üstüne gitmeyerek savsakladığı ve özellikle geçtiğimiz sezon oynanan Denizlispor-Fenerbahçe maçı öncesi ve sonrası ile ilgili de Futbol Federasyonunu kusurlu bulan bir rapor verdi. Henüz masamın üstünde. Tamamını okuyamadım, dolayısıyla orada da Başbakanlık Teftiş Kurulu iş başında bulunan Futbol Federasyonu ile ilgili Genel Kurulun olağanüstü toplanması çağrılmasını bana bir kez daha hatırlatıyor. Şu anda önümde Futbol Federasyonu Genel Kurulunu olağanüstü toplantıya çağrılması lüzumunu gösteren 2 ayrı rapor var.”

“FIFA’nın Türkiye’yi uluslararası müsabakalardan men etmesi yönünde bir çekince mi var?” sorusu üzerine Şahin, şunları kaydeder:

“Şık olanın, böyle bir durum ortaya çıkmışsa eğer, Genel Kurul delegelerinin imza toplayarak Genel Kurulu olağanüstü toplantıya davet etmeleridir diye düşünüyorum. Tıpkı Levent Bıçakçı yönetiminin yaptığı gibi, Futbol Federasyonunun yönetimi de olağanüstü kongre kararı alabilir. Samimi olarak her iki tarafı da olağanüstü kongre için harekete geçmeye davet ettim. Bir siyasinin davetinden ziyade asıl futbol oyununun gerçek aktörlerinin bu işi üstlenmeleri sanırım aleyhimize bir takım girişimlerde bulunacak olan çevrelerin de önüne geçmiş olur diye düşünüyorum.”

“Ankara Cumhuriyet Savcısı Alp Arslan’ın 2004’te Bursaspor’un küme düşmesiyle ilgili olarak, 3 maçla ilgili soruşturma açılmadığı gerekçesiyle 15 federasyon yöneticisini sorguya çağırdı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?” sorusuna Şahin, “savcılığın ne yapacağı konusu bizim dışımızda bir olaydır. Ben de bugün bir gazetemizin haberinden bunu öğrendim. Tabi yargıya intikal etmiş her hangi bir konuda benim beyanda bulunmam gereksiz ve lüzumsuz olur. Bakın dünyanın herhangi bir ülkesinde, iş başında bulunan herhangi bir federasyonla ilgili bu kadar iddialar açılmış olan davalar varken, orada hiç bir federasyon başkanı ve yönetimi ‘oh ya iyi oluyor, son derece memnun oldum’ diyemez. Bakın İtalya’da sanıyorum 1,5-2 sene önce mevcut Federasyon Başkanı hakkında gazetede çıkan bir suistimal iddiası haberi üzerine Federasyon Başkanı istifa etmiş. İtalyan olimpiyat komitesi, bir kayyum tayin ederek Futbol Federasyonu başkanlığına bir süreç başlamış. Biliyorsunuz 3 kulüp öncelikle küme düşürülme kararı ile karşı karşıya kalmıştı, daha sonra itiraz edilmişti. İkisi ile ilgili ceza hafifletilmişti. Bakın başka ülkelerde futbol o kadar önemli ki, özellikle dünyada milyarları aşan insanın izlediği futbol yönetimi o kadar önemli ki, en ufak bir şaibeyi kaldırması kabul edilmez. Dolayısıyla bütün bu iddialar karşısında daha fazla pişkinliğe hiç gerek yoktur. Ben sanıyorum, bir kaç gün daha sabırla bekleyeceğim, çünkü kulüplerimizin saygıdeğer delegeleri de gidişatın iyi olmadığını görüyorlar ve Futbol Federasyonu Genel Kurulunu olağanüstü toplantıya davet etmek için bir çalışma içerisindeler, onun sonucunu bekliyorum” diye yanıt verir.

21 Aralık 2006’da Mehmet Ali Şahin’in açıklamalarına Haluk Ulusoy’dan cevap gelir.

Yurtdışından dönüşünde havaalanında soruları yanıtlayan Haluk Ulusoy, seçimle işbaşına geldiklerini belirterek, genel kurul kararı almayacaklarını açıklar. Ulusoy, “Hakkımda kesinleşmiş bir hüküm yok. Mahkemeye verildim diye genel kurul kararı almak doğru değil” der.

Türk futboluna 30 yılı aşkın bir süredir hizmet ettiğini kaydeden Haluk Ulusoy, “Verdiğim emeklerin karşılığı bu şekilde olmamalı. Ancak ne yazıkki bu ülkede ‘meyve veren ağaç taşlanır’ diye bir anlayış var. Bu ülke insanını sokaklara dökmüş biri olarak başarılı olduğumu düşünüyorum fakat, başarılı insanların önünü kesmek istiyorlar” şeklinde konuşur.

Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in genel kurul kararı alma hakkı ve yetkisinin olduğunu belirten Ulusoy, böyle bir durumda yapacak birşeylerinin olmadığını kaydeder.

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın federayona yönelik sözlerini de değerlendiren Haluk Ulusoy, “Talihsiz bir konuşma oldu. Fakat, hukuk kurullarımız bu konuda gerekli uygulamayı yaptılar. Herkesin kurumlara saygısı olması gerektiğini düşünüyorum. Aziz Yıldırım da böyle düşünmeli” diye konuşur.

Galatasaray Kulübü ve Kulüpler Birliği Başkanı Özhan Canaydın ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in kendisiyle görevi bırakması için görüşme talebinde bulunup bulunmadığı şeklinde yöneltilen soruyu ise Ulusoy, “Böyle bir talep henüz bana gelmedi ama duydum. Benimle görüşmek isteyen herkesle seve seve görüşürüm. Ama bana genel kurul için telkinde bulunulmasına müsade etmem. Çünkü genel kurul öyle iki üç kişinin konuşacağı bir şey değil” şeklinde yanıtlar.

Ulusoy – Şahin düellosu sürmektedir.

25 Aralık 2006’da Devlet Bakanı, siyasete atılacağını ileri sürdüğü Ulusoy’u açıklamaları sonrası topa tutar. Şahin, “Başkan, federasyonu milli iradenin tecelli ettiği yer olan TBMM ile kıyaslayamaz. Bu haddini aşmak olur, kendisini Kaf Dağı’nın üzerinde görmek olur” der.

Şahin şöyle devam eder:

“Bu haddini aşmak olur. Özerklik Türkiye’de bir sporun gelişmesi için mali ve idari bakımdan kolaylık olsun diye federasyonlara verilmiştir. Özerklik hiçbir zaman Ali kıran baş kesenlik değildir, hatta krallık değildir. Federasyonların birilerinin krallığı olmadığını bu ülkede yetkili kurullar mutlaka göstereceklerdir. Sanırım sayın Ulusoy siyasete hazırlanıyor. Siyasi amaçlarına ulaşmak için de Futbol Federasyonu’ndaki başkanlık sürecini kullanıyor. Takip edin göreceksiniz sayın Ulusoy siyasete atılacak.”

Ulusoy, Bakan Mehmet Ali Şahin’in açıklamalarına sert yanıt verir. Bakan’ın sözlerini “nezaketsizlik” olarak niteleyen Ulusoy, “Siyasete girmek benim için hiçbir dönemde öncelikli hedef olmadı” dedi. Futboldaki kaos ortamının oluşmasında Bakan’ın da payı olduğunu savunan Ulusoy, “Bakan’ın yasadaki yetkisini kullanacağını defalarca tekrarlaması siyasi bir baskı” der.

Ulusoy, yaptığı yazılı açıklamada, 2 ay öncesinde aldığı bir kararla, bundan böyle açıklamalarını yazılı olarak yapacağını kamuoyuna duyurduğunu hatırlatarak, ”O açıklamayı yapmaktaki amacım, hem yargı sürecinin başladığı ve aleyhime açılan bir dava ile ilgili yorumda bulunmaktan kaçınmak hem de futbolu, bir dolu spekülasyona yol açarak yıpratan tartışmaların uzağında tutmaya çalışmaktı” der.

O günden bugüne şahsı, federasyon, kurulların icraatlarıyla ilgili çok şey yazıldığını ve söylendiğini kaydeden Ulusoy, şunları söyler:

“Yapmadığım konuşmalar, bana mal edilerek yayınlandı. Özellikle sustum. Futbol daha fazla yara almasın diye, büyük bir sabırla sessiz kalmayı tercih ettim. Sadece bir kez, geçtiğimiz hafta yurt dışı seyahatinden döndüğümde, havalimanında, o da beni karşılamaya geldikleri için basın mensuplarına çok kısa bir açıklama yaptım, ancak geçtiğimiz cumartesi günü Sabah ve Takvim Gazeteleri’nde bana atfen yayınlanan haber ve ardından Sayın Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in haksız, mesnetsiz, kişilik haklarıma saldırıcı boyuta kadar ulaşan sözleri, bu açıklamayı yapmamı kaçınılmaz hale getirdi. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum, gerek Sabah, gerekse Takvim Gazeteleri’nin hiçbir muhabiriyle hiçbir ortamda görüşme yapmadım. Haberde belirtilen hiçbir sözü, hiçbir ortamda ve hiçbir kişiye söylemedim.

Bu ülkede sadece Futbol Federasyonu Başkanlığıyla sınırlı bir makamın temsilcisi değilim. Ülkenin sosyal, ekonomik, kültürel yaşamına da katkılarıyla bilinen, köklü geçmişe sahip bir ailenin ferdiyim. Aileden aldığım edep, her şeyden önce büyüklerimize saygıyı öngörür. İş adamlığı ve yöneticiliğim gereği olan adap ise devleti oluşturan kurumlarla çatışmamayı. Hal böyleyken, Sayın Bakan’ın bana (Milli iradenin tecelli ettiği yer olan TBMM ile kıyaslamaya kalkmak) suçlamasını getirmesinin gerisindeki mantığı anlamakta zorlandığımı belirtmek isterim. Beni ve ailemi çok iyi tanıması gereken sayın bakanın bu hezeyanını en hafifinden nezaketsizlik olarak görmekteyim.

Beni asıl şaşırtan konu daha da farklı. Ülkenin en üst kademesindeki bir siyasetçi, nasıl olur da (kulislerde konuşulanlara göre) diye başlayan bir habere bu denli itibar edebilir? Türkiye’deki medya tavrı ve duruşunu en yakından bilmekle yükümlü olan bir önemli şahsiyet, nasıl olur da kulaktan dolma sözlerle yazıldığını kendi kendine itiraf eden bir haberi bu denli ciddiye alabilir? Devletin her türlü imkânına sahip olan kişilerin, kendilerini bağlayan hatta umulmadık mecralara götüren bu tür açıklamaları, daha titiz bir araştırmanın süzgecinden geçirerek yaptıklarını düşünen biri olarak, sayın bakanın bu tavrı karşısında bir kez daha şaşırdığımı itiraf etmek zorundayım.

Sayın bakan haddimi aştığımı, kendimi Kaf Dağı’nın üzerinde gördüğümü, federasyonu TBMM’yle kıyasladığımı söylüyor. Şunu da içtenlikle belirtmemde fayda var: Bu ülkenin gazilik payesiyle onurlandırılmış en yüce makamıyla bir sürtüşme, bir tartışma, bir kıyaslanmaya girmek gibi bir densizliğin adresi hiçbir zaman olamam. Her zaman haddini bilen, ayakları yere basan, söylem ve eylemleriyle tutarlı durma çabasını sürdüren bir tarzın insanıyım, ama o densizlikleri yapanlara da terbiyem, üslubum ve sorumluluklarım gereği karışamam.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı’na demokrasinin vazgeçilmez gereklerinden biri olarak seçimle geldim. Özerkliği sayın bakanın ifadesinde olduğu gibi asla (kolaylık) unsuru görmedim. Benim özerklik algım (Mali ve idari bakımdan federasyonlara verilen kolaylık) olmadı. Demokrasinin (Ali kıran baş kesenlik), hatta (krallık)la hiçbir şekilde bağdaşmadığını da en iyi bilenlerdenim. Fakat üzüntüm, bu ülkede demokrasiyi diline pelesenk etmiş olanların, demokrasi kültüründen ne denli uzak durduklarını kavramakta hala zorluk yaşamaları.

Siyaset çok saygı duyduğum bir kavramdır. Ama siyasete girmek benim açımdan hiçbir dönemde öncelikli hedef olmadı. Zaten böyle bir hedefi gözetseydim, bakanlık dahil, bana geçmişte yapılan teklifleri değerlendirirdim. Ben hep futbol için yaşamayı, futbolla yaşamayı öncelik sırama koydum.

Bir süredir başta medya olmak üzere, spor kamuoyunda futbolda bir kaos ortamı oluştuğundan, futbolun değerlerinin hızla tükendiğinden söz edilmekte. Bu değerlendirmelere maalesef üzülerek ben de katılıyorum. Göreve geldiğimiz 19 Ocak tarihinden bu yana, inat ve ısrarla Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nu toplayacağını ifade eden, sadece son 50 günde tam 10 kez değişik platformlarda yasanın kendisine verdiği görevi yerine getireceğinden söz eden Sayın Bakan’ın, bu kaos ortamının oluşmasında ve futbolun değerlerinin tüketilmesinde hiç mi katkısı yok, bunu değerli kamuoyunun takdirlerine bırakıyorum.

Ulusoy ailesinin yardımları nedeniyle, bir sokağa da babamın isminin verildiği Sri Lanka’daki seyahat programı sırasında, Sayın Bakan’ın hayal mahsulü bir habere dayandırarak yaptığı bu değerlendirmeleri hem şahsı, hem de temsil ettiği makam adına çok ciddi talihsizlik olarak nitelendiriyorum.

Sayın Bakan’ın Genel Kurul’un toplantıya çağrılması için kulüplerin, genel kurul delegelerinin harekete geçmesini, aksi takdirde yasadaki yetkisini kullanarak kendisinin toplantı çağrısı yapacağını defalarca tekrar edip sonra ötelemesini, kulüplerimiz ve delegelerimiz üzerinde kurulmaya çalışılan siyasi bir baskı ve kaos sebebi olarak algılıyorum.

Futbol ve futbol ailesinin siyasi baskı altında tutulmasına en fazla karşı çıkanlardanım. Kulüplerimiz ve delegelerimize daha fazla baskı yapılmamasını, Sayın Bakan’ın olası bir çağrısının tek muhatabı olarak Türkiye Futbol Federasyonu’nun görülmesini, bu gerçekleşirse çağrı hakkında mevzuat çerçevesinde gereğini yapacağımızı, kamuoyunun bilgisine sunuyorum.”

25 Aralık 2006’da Fenerbahçe eski başkanlarından Ali Şen, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in, şike yapıldığı iddia edilen Denizlispor-Fenerbahçe maçında Futbol Federasyonu’nun hatalı davrandığı yönünde elinde belgeler olduğunu söylediğini hatırlatarak, “Bakanın bu belgeleri derhal açıklaması gerekiyor” der.

Ara not olarak bu belgelerin hala açıklanmadığını, hatta lafının bile edilmediğini hatırlatayım.

Bursaspor’un Çaykur Rizespor-Beşiktaş, Çaykur Rizespor-Akçaabat Sebatspor ve Beşiktaş-Akçaabat Sebatspor maçlarının araştırılmasıyla ilgili talebindeki ısrarı sürmektedir.

25 Aralık 2006’da Lemi Keskin, Gökhan Celbiş ile birlikte, Mayıs 2004 yılında oynanan 3 maçla ilgili, mahkemelerden alınan izinle polisin dinlediği telefon görüşmelerinin basına yansımasıyla Temmuz 2006’da ortaya çıkan delillerin yeniden incelenmesiyle ilgili TFF’ye yaptıkları başvurudan hala net bir sonuç alamadıklarını söylerler.

Bu delillerin bulunduğu dava, dosya ve sayfa numaralarını sundukları TFF’nin, bu güçlü delillerden korktuğunu iddia eden Keskin, vicdani kanaatle dahi ceza verme yetkisi olan TFF’nin, bu güçlü delillere rağmen “Şike Tahkik Kurulu” kuramadığını öne sürer.

Keskin, “Şikeyi teşvik etme, delileri örtbas etme ve görevi kötüye kullanma” iddiasıyla Bursa Cumhuriyet Savcılığı’na yaptıkları suç duyurusunun kabul gördüğünü ve savcılığın olayı “Devlet Memuru Suçları” kapsamına alarak 15 TFF yöneticisinin ifadelerini almaya başladığını belirterek, “Bugüne kadar, ülkemizde şikeyle ilgili savcılıklara yapılan tüm başvurularla ilgili takipsizlik kararı verilmişti. İlk kez bu olayda tüm TFF yöneticilerinin ifadesi alınmaktadır. Bizim hedefimiz, TFF başkanı ve yöneticileri değil. İlgili 3 maçın ve yeni delillerin tekrar incelenmesidir” diye konuşur.

Üç maçla ilgili 27 Aralık’a kadar Şike Tahkik Kurulu kurulmaması halinde konuyu FIFA’ya taşıyacaklarını bildiren Keskin, şöyle devam eder:

“Yapacağımız hamleler, TFF’nin Avrupa ve dünya platformundaki kurumsal kimliğinin tartışılmasına sebep olabilir. Türkiye Futbol Federasyonu bizim federasyonumuzdur. 5 aylık hukuki mücadelemiz ve ulusal gazetelerde manşet haberlerimize rağmen, komisyon kurulmamasının tek sebebi vardır. TFF’nin, bunca girişimimize rağmen yine komisyon kurmazsa Türk halkına vereceği mesaj; ‘Şike yapın biz şikeyi destekliyoruz. Kulüp başkanınız, takım kaptanınız bile anlaşsa farketmez, ama dikkat edin, küfür etmeyin, ederseniz 3 maç ceza veririz’ olacaktır.”

Aynı gün Fenerbahçe’nin katılmadığı Kulüpler Birliği Vakfı toplantısından Türkiye Futbol Federasyonu’na genel kurul tavsiyesi çıkar. Yaklaşık 4 saat süren İstanbul’daki toplantının ardından kısa bir açıklama yapan Kulüpler Birliği Başkanı Özhan Canaydın, toplantıda ağırlıklı olarak Türkiye Futbol Federasyonu’na genel kurul tavsiye edilmesi kararı çıktığını, bazı üyelerin ise genel kurulun Haziran’daki mali genel kurula bırakılması yönünde görüş belirttiğini açıklar.

Canaydın, 7 kulübün bu kararı onaylamadığının hatırlatılması üzerine, “7 kulüp böyle söylediyse, bugünkü toplantımız 17 kulüpten teşkil ediyordu, yorum size ait” diye yanıt verir.

Kararın ardından Gaziantepspor Kulübü Başkanı İbrahim Kızıl, Kulüpler Birliği olarak hiçbir ciddi karar alamadıklarını savunarak, “Böyle devam ederse birlik lağvedilse daha iyidir. Dereyi geçerken at değiştirilmemeli” der.

Kulüpler Birliği Vakfı toplantısından erken ayrılan İbrahim Kızıl, toplantıda, federasyon ile Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin arasındaki tartışmanın konuşulduğunu belirterek, “Kulüpler Birliği olarak bütün kulüplerin sıkıntıları ve geleceği ile ilgili bir adım atmamakla birlikte tamamen kaosun içine gidiyoruz. Bundan dolayı üzüntü duyuyorum. Ciddi hiçbir karar almıyoruz. Birlik beraberlik yok. Birlik olarak neredeyse tamamen bir parti haline geldik. Kutuplaşma olmuştur. Görünen o ki kimse Türk futbolunun ilerlemesi için bir adım atmıyor, ama Kulüpler Birliği tam tersine hükümet ile federasyon arasındaki olaya alet edilen bir kurum haline geldi. Rahatsızım, böyle devam ederse Fenerbahçe’nin dediklerine katılıyorum, birlik lağvedilse daha iyidir.

Kulüpler Birliği şu anda bu kararı verecek yetkide değildir. Bu kararı bakan verir. Bakan bir karar verir veya kongre kararı alır, saygı duyarız. Ondan sonraki hukuki durum nedir, bilemiyorum. Türk futbolunun geleceği için, 3 ayda bir seçim olmaması lazım. Türk futbolunu daha ileri götürebilmek için uğraşırken, ikide bir federasyonla oynamaya kimsenin hakkı yoktur. Bunu şu anda doğru bulmuyorum” diye konuşur.

28 Aralık 2006 tarihinde Bursaspor Kulübü Başkanı Levent Kızıl, Futbol Federasyonu’nun olağanüstü genel kurula gitmesi için imza topladıklarını belirterek, “Şu anda 80 imzaya ulaştık. Yarın federasyona başvuracağız” der.

Ertesi gün ise yeterli imzaya ulaşıldığını belirterek, “Müracaatın 8 Ocak’ta yapılması kararlaştırılmıştır” der.

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 15

GALATASARAY AŞ’DE NELER OLUYOR?

leave a comment »

Galatasaray’ın maddi sorunları yıllardır konuşulan bir konu. Futbolcuların alacaklarından diğer ödemelere kadar sıkıntılar sürekli gündeme gelir, ama bir şekilde çözülürdü. Bu ortamda, 14 Mayıs 2011 tarihinde, maddi sorunları çözme vaadi ve umuduyla Ünal Aysal Galatasaray başkanı seçildi

İlk icraatlardan birisi, 30 Temmuz 2010 tarihinde birleştirilmesi SPK tarafından onaylananGalatasaray Sportif AŞ ile Galatasaray Futbol AŞ’den oluşan Galatasaray Sportif Sınai ve Ticari Yatırımlar AŞ’nin hisselerinin bir kısmının satışı oldu.
Bu satışların ardından %15’lerdeki halka açık hisse oranı, 14 Aralık 2011 tarihli KAP Bildirimi’ne göre Galatasaray Spor Kulübü Derneği %55,03, halka açık %44,96 olarak değişti. Bu satışlarla Galatasaray 100 milyon doların üzerinde bir para girişi sağladı.

Ünal Aysal 8 Şubat 2012 tarihindeki Divan Kurulu toplantısında “teknik iflas”tan bahsetti:

Galatasaray’ın konsolide öz kaynaklarda 264 milyon lira ekside olduğundan bahsedildiğine değinen Aysal, kendilerinin de bunun bilincinde olduklarını vurgulayarak, ”2010 yılı hesaplarına bakıldığında bu miktar 156 milyon liraydı. Yani meşhur teknik iflas denilen olay zaten mevcuttu. 2011’de de arttı, şimdi daha da yüksek. Aradaki fark futbolcu değerlemelerinden gelmektedir. 108 milyon liralık bir fark vardır ve bu fark harcamalardan değildir. Değerleme çalışmasında yapılan tashihten kaynaklanmıştır” ifadelerini kullandı.

9 Şubat 2012 tarihli bildirimde de kulübün intifa hakkına sahip olduğu Türk Telekom Arena stadının 2014-2030 yıllar arası VIP koltuk, Batı-3 Loca ve Batı-4 Loca pazarlama hakları ve gelirlerinin devri için Kulüp ile hazırlanmış olan devir sözleşmesi’nin imzalanmasına ve yürürlüğe girmesine karar verildiği açıklanıyor.

13 Şubat 2012 tarihinde ise çok tartışılacak bir yönetim kurulu kararı alınıyor:  Galatasaray Sportif Sınai ve Ticari Yatırımlar AŞ’nin sermayesinin % 9.900 arttırılması…

Bu talep SPK tarafından inceleniyor. Eğer SPK gerekli izni verirse, artırılan 276,020,354.- TL’nın 124,209,159.- TL’sını elinde hisse bulunan yatırımcıların ödemesi gerekecek. Eğer ki bu karar hisse satışı öncesinde olsa, yani yaklaşık altı ay kadar önce, sermaye artışında konulacak para bunun yaklaşık üçte biri olacaktı.

Sermaye artırımında ne olacak?

Sermaye artırımı bedelli olduğunda yatırımcının elinden para çıkışı olur. Bu da zorunlu olmadığından, yani yatırımcı isterse artırıma katılmama hakkına sahip olduğundan artırımdan 1 iş günü öncesi yapılan satışla artırıma katılma sorumluluğu ortadan kalkar. GSRAY’da 1 lot ya da 1 adet için artırıma katılan kişi 99.-TL verecektir. Karşılığında 99 adet=lot GSRAY hissesi almaya hak kazanacak ve toplam 100 GSRAY hissesi olacaktır.

Yani yatırımcı elindeki her bir lot için 99.-TL ödemek durumunda. Yoksa hisseleri sıfıra yaklaşıyor. Hissedar sermaye artırımına katılmazsa bu hisselerle ilgili haklar Galatasaray Spor Kulübü Derneği tarafından kullanılacak ve -pratikte- halka satarak ciddi bir gelir sağlayan dernek, aynı hisseleri hiçbir bedel ödemeden geri almış olacak.

SPK’nın bu işleme ne yanıt vereceği henüz bilinmiyor. SPK Başkanı Vedat Akgiray, kendi ifadesi ile, koyu bir Galatasaraylı. Dolayısı ile kararda ekonominin ve bulunulan mevkinin mi, lisenin mi kazanacağı konusunda endişe var.
Şike Operasyonu’nun başlamasının ardından 22 Temmuz 2011 tarihinde, piyasaların selameti için TFF’yi acilen karar almaya zorlayan SPK’nın, bu işlem için ne kadar bekleyeceğini göreceğiz.

İlgili yazılar:

Written by kesinofsayt

23 Şubat 2012 at 16:00

Ünal Aysal, Galatasaray kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , ,

HER ZAMAN HER YERDE EN BÜYÜK FENER

leave a comment »

Written by kesinofsayt

23 Şubat 2012 at 11:40

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with

AZİZ YILDIRIM’IN SAVUNMASI

leave a comment »

Sayın Başkan Sayın Üyeler,

Adalet topaldır; ağır ağır yürür, fakat gideceği yere er geç ulaşır.” düşüncesiyle sekiz ay sonunda Sayın Mahkemenizin huzurlarındayız.

3 Temmuzdan bu yana yaşananlar ve yaşatılanlar, hepimizin malumudur. Soruşturma süresince evrensel hukuk kuralları ve masumiyet karinesi açıkça ayaklar altına alınmış ve Anayasa güvencesindeki  tüm haklarımız açıkça gasp edilmiştir. Gizlilik kararları ihlal edilmiş; avukatlarımızın dahi alamadığı tüm bilgi ve belgeler özel hayatın gizliliği kuralı çiğnenerek basına açıkça servis edilmiştir. Tüm kamuoyunun, sadece polisin istediği ve kendine göre değerlendirip sunduğu tapeleri gün be gün takip etmesi sağlanmış; böylece Aziz Yıldırım ve arkadaşları toplum önünde itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır. Hukuka uygun olmayan delil ve yöntemlerle alınan dinleme ve fiziki takip kararlarıyla, kanunlarda olmayan suçlar ihdas edilerek, hakkımızda kanıtsız ve asılsız iddialar düzenlenmiştir. Ve bu iddialar öyle yerlere taşınmıştır ki, Fenerbahçe Başkanı ve yöneticileri yasadışı örgüt kurmakla suçlanmış; bu örgütün kuruluş amacının ise Fenerbahçe’yi şampiyon yapmak olduğu açıkça gerekçe olarak gösterilmiştir. Hatta o kadar ileri gidilmiştir ki, öncelikle bu örgütün silahlı suç örgütü olduğu öne sürülerek soruşturmanın özel yetkili mahkemelerce yapılması için en uygun hukuki zemin tüm hukuksuzluklarla yaratılmaya çalışılmıştır. Ancak bu iddianın arkasında duramayacağını anlayanlar, yargılamanın özel yetkili mahkemelerce yapılmasını sağlamak ve yeni bir hukuksuz gerekçe haksız ekonomik çıkar amaçlı suç örgütü suçlanmasında bulunmaktan kaçınmamışlardır.

İddiacılar, Şubatta kurduğum sözde “örgüt”ün şike ve teşvik eylemelerinden bir süre sonra sıkıldığımı ve kendime bir de ceza verilmesini sağlamak için 6222 sayılı Yasayı çıkarttığımı dahi ileri sürmüşlerdir. Bu düşünceye sahip olanlar nedense sadece Fenerbahçe’nin kazandığı maçlara ilişkin dinleme ve fiziki takip tutanaklarını kullanarak sonuca, yani amaca göre soruşturma yapılıp iddialar oluşturulduğunuaçıkça ortaya koymuşlardır.

Lehe delil toplama görev ve sorumluluğu da bulunan Sayın Savcılık, her nedense Fenerbehçe’nin puan ya da puanlar kaybettiği maçlara ilişkin hiçbir bilgi ve belgeyi iddianameye koymamıştır.

Aşağıda çok daha ayrıntılı olarak değineceğim üzere, işbu süreç tarafımızdan endişe ile izlenmiş ve bu süreçte yaşadıklarımız yüzünden adalete olan inancımız sarsılmıştır. Ve daha da ötesi söz konusu bu hukuka aykırı uygulamalar bizleri, “neden,  niçin ve kim tarafından” sorularını sorma noktasına getirmiştir.

Önemle ve ısrarla belirtirim ki, bu operasyon Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım’a karşı yürütülen bir operasyondur. Her ne kadar huzurunuzda Fenerbahçe’nin değil, sadece şahısların yargılandığı gibi bir algı yaratılmaya çalışılsa da, yargılanan bu şahısların Fenerbahçe’nin başkan ve yöneticileri olduğu, bu şahıslara isnat olunan her asılsız eylem nedeniyle Fenerbahçe Spor Kulübü’nün sorumlu tutulacağı gerçeği unutulmamalıdır. Hatta Spor Hukukunu bir kenara bırakıp neredeyse saha kapama cezasını dahi özel yetkili mahkemeye terk etmeye çalışan ve polis fezlekeleri ile savunma isteyen bir Federasyon’un varlığı göz önüne alınırsa Fenerbahçe’nin bu asılsız iddialardan zarar görmediği ve görmeyeceği düşünülemez. Bu yüzdendir ki, bugüne kadar ısrarla talep ettiğimiz husus, yargılamanın her aşamasında yer alan tüm iddia ve isnatların Fenerbahçe Başkanı ve yöneticileri ile temsil ettikleri kurumun büyüklüğüne ve ciddiyetine yakışır nitelikte olması gerekliliğidir.

Aslında bu sürecin ders alınması gereken bazı yönleri de olmuştur. Fenerbahçe taraftar ve camiasının büyüklüğü, birlikteliği ve nedenli büyük bir güç olduğu, tüm kamuoyu tarafından açıkça anlaşılmıştır. Ve yine açıkça anlaşılmıştır ki, Fenerbahçe camiası, her türlü baskıya rağmen bu koca çınarından tek bir yaprak dahi koparılmasına izin vermeyecektir. Ve buradan müjdelerim ki, Fenerbahçe’nin bu tavizsiz yürüyüşü bundan böyle sadece sportif olaylarla sınırlı kalmayacak, her türlü sosyal, ulusal ve yönetsel konularda Fenerbahçe taraf olarak gereken yeri alacaktır.

Bütün bunların yanında bu ulu çınarın tek bir yaprağı olan Aziz Yıldırım’ın şahsi akıbetinin hiçbir önemi yoktur. Bu nedenlerle bilinmelidir ki, ben de huzurlarınızda bulunduğum sürece her Fenerbahçe Başkanının Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsız yargısına karşı göstermesi kaçınılmaz olan saygı ve güveni özenle taşıyacağım. Hatta söz konusu kararlar, haksız yere Fenerbahçe Başkanının esaretine sebep olmuş olsa bile.

İsteğimiz, “Bırakın adalet yerini bulsun. İsterse kıyamet kopsun” yönündedir. Bu aşamadaki sözlerime son verirken, ozanın şu öğütlerini hatırlatmak isterim:
“Dünyadan memleketinden insandan
umudun kesik değil diye,
ipe çekilmeyip de
atılırsan içeriye,
yatarsan on yıl on beş yıl
daha da yatacağından başka
sallansaydım ipin ucunda
bir bayrak gibi keşke
demeyeceksin
yaşamakta ayak direyeceksin.
Belki bahtiyarlık değildir artık
boynunun borcudur fakat
düşmana inat
bir gün fazla yaşamak.”

İddianamede yer alan tüm hususlara tek tek cevap vermeden önce Sayın Heyetinizle bizzat tartışmak ve değerlendirmek istediğim hususlar bulunmaktadır. Bu nedenle savunma esaslarına sadık kalarak önce bu hususları sizlerle paylaşacağım.

FENERBAHÇE SPOR KULUBÜ HAKKINDA KISA BİLGİ

Ben, 15 Şubat 1998 tarihinden itibaren Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanlığı’nı yapmaktayım. Sayın Mahkemenizdeki davanın açılmasından önce, soruşturma safhasında ve şu anda yürütülmekte olan kovuşturmada bu sıfatımı devam ettirmekteyim.

Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanlığı gibi gurur ve onur kaynağı olan bir sıfatı bugüne kadar büyük bir doğrulukla, dürüstlükle yerine getirdim. Bu sıfatın Bana kazandırdığı ve yaşattığı onurun tarihsel boyutunun yanı sıra Fenerbahçeli olmayı her şeyin üzerinde tuttum. Başkanlığa geldiğim 1998 tarihinden ve Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu’na seçildiğim 1990 tarihinden bu yana geçen 22 yıl boyunca hayatımın en önemli ideali ve yaşamamı sağlayan en büyük amacı hep Fenerbahçe’ye hizmet olmuştur. Fenerbahçeli olmayı her şeyin üzerinde tutmam Benim için en önemli sıfattır ve erdemdir.

20 yıldan bu yana ilk basamaklarından başlayarak Başkanlığı’na kadar yükseldiğim ve halen bu onurlu görevini yürüttüğüm Fenerbahçe Spor Kulübü hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum.

19. Yüzyılın sonlarında bir grup genç 1907 yılında Fenerbahçe Kulübü’nü kurdu. Kurulan kulübün adı o tarihlerde oturdukları semtin dillere destan güzelliği nedeniyle Fenerbahçe olmuş ve kulüp amblemi olarak da Fener Burnu’ndaki geceleri ışık saçan Feneri seçilmişti. Kurulan kulübün renkleri ise ilkbahar müjdecisi papatyaların rengi olan ve aynı zamanda temizliği temsil eden sarı ve beyaz renklerden oluşmuştu.

Bu tarihsel gerçeklere dayanarak ve Fenerbahçe’nin üstünlüğünü ve yüceliğini daima göz önünde bulundurarak 100 üncü yılda 21. yüzyılın başlarında bin bir emekle yeniden inşa ettirdiğimiz Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nun yanına, Kulübü sembolize etmek amacıyla bir fener yaptırmış ve kulübü seven milyonlarca taraftara geçmiş yılları, kuruluş günlerimizi hatırlatmak istemiştim.

Sarı ve lacivert” ağırlık içinde olmak üzere 5 renkten oluşan amblem şu anlamları taşımaktaydı ; “Fenerbahçe Spor Kulübü 1907” yazılı beyaz yuvarlak çerçeve, temizlik ve açık yüreklilik ifadesiydi. Kırmızı fon ise, saflık ve Fenerbahçeliler arasındaki sevgi ve bağlılığı belirtirken; bu arada bayrağımızı da sembolize etmekte, ortadaki sarı renk Fenerbahçe için duyulan gıpta ve kıskançlığı, kalp şeklindeki lacivert renk ise asaleti temsil etmekteydi. Sarı lacivert renkler içinde yükselen palamut dalı, Fenerbahçelilik güç ve kudretini sembolize etmekte, yeşil renk ise yükselen bu kudret için başarının gerekli olduğunu açıklamaktaydı.

1911 – 1912 Futbol sezonunda Fenerbahçe ilk defa hiç yenilmeden şampiyon oluyordu. Bu şampiyonluk Kulübün itibarını, imkânlarını da arttırıyor. Bugünkü Altıyol’da bir lokal kiralanıyor ve Kulüp futbol dışında da diğer spor dallarıyla da ilgilenen bir kuruluş haline geliyordu. Bu nedenle aynı yıl Fenerbahçe Futbol Kulübü’nün adı, Fenerbahçe Spor Kulübü olarak değiştirilmiştir.

1920’li yılların İstanbul Halkı’nın yaşadığı simsiyah günler ve gecelerde İstanbul’lulara Türklük gücünü, yaşama sevincini veren kulüplerin başında Fenerbahçe Spor Kulübü geliyordu. Mütarekenin karanlık yıllarında işgal kuvvetlerine mensup takımların her hafta birbiri peşi sıra futbol sahalarında yenerek Milletimizin rencide olmuş gururunu okşayan Fenerbahçe tüm halkın sevgilisi haline geliyor, zamanla da milli mücadelenin ve milliyetçi karşı çıkışın adeta İstanbul şubesi halini alıyordu. Bu yıllarda işgal kuvvetlerine mensup özellikle İngiliz askeri takımlarıyla yapılan futbol maçları, İstanbul’daki futbol heyecanını ve futbola olan ilgiyi doruk noktasına çıkaran olgu oluyor; Türk takımları işgalci ekiplerle 5 yılda, 50’sini Fenerbahçe’nin oynadığı toplam 80 maç yapıyor, işgal kuvvetleri takımlarına karşı kazanılan galibiyetler Türk takımlarını gönüllerde yüceltiyordu. Bu nedenle futbol İstanbul’da büyük kitleleri kendine çekerken, Türk takımlarının özellikle de Fenerbahçe’nin, başta General Harrington Kupası (29 Haziran 1923) olmak üzere işgal kuvvetleri takımları karşısında elde ettikleri tüm galibiyetler, İstanbul halkının intikam duyguları içindeki milli duygularını şahlandıran ve yaralı gönüllerine teselli veren yegâne olay haline dönüşüyordu.

Onlar, cephelere gönderdikleri vatan evlatlarının, Çanakkale’de yaptıkları müdafaanın bir örneğini de sanki Taksim’in Taşkışla sahasında gösteriyor, yaptıkları toplu hücumlarda ise sanki kısa bir süre sonra Kocatepe’den verecekleri milli taarruzdaki şahlanışımızın provasını yapıyorlardı. Bu şevk ve iman içinde mütareke ve işgal İstanbul’unda Türk futbolu denince ilk akla gelen Kadıköy’ün Fenerbahçe’si oluyor, cepheden gelen her yeni zafer İstanbulluların moralini yükseltirken, Fenerbahçe takımı da aldığı galibiyetlerle halkın başını dik tutmasını sağlıyordu. Fenerbahçe takımı artık Kuva-i Milliye ruhunun halk içindeki sembolü olmuştu. Bunun sebebi, oynadıkları toplam 50 maçtan ikisi hariç hiç yenilmeyip 41 maçta galip gelmeleriydi.  Diğer bir konu da Anadolu Harekâtı’nın başında olan Mustafa Kemal’in Fenerbahçeli olarak bilinmesiydi. (Fenerbahçe Tarihi, Kuruluşu ve işgal altındaki İstanbul’da kazandığı zaferler konusunda Bak. Ek 1) Bu nedenledir ki ulu önderimiz Mustafa Kemal Paşa, 1918 yılında ilk spor kulübü olarak Fenerbahçe Spor Kulübü’nü ziyaret ediyor ve de kulüp şeref defterinin nezdinde de, tarihin altın sayfalarına da şu mısraları geçiyordu; “Fenerbahçe Kulübü’nün her tarafta mazhar-ı takdir olmuş (takdirle şereflendirilmiş) bulunan asar-ı mesaisini (yaptığı üstün çalışmaları) işitmiş ve bu kulübü ziyaret ve erbab-ı himmetini (üstün hizmet veren kişileri) tebrik etmeyi vazife edinmiştim. Bu vazifenin ifası (yerine getirilişi) ancak bugün müyesser (mümkün) olabilmiştir. Takdirat (takdirlerimi) ve tebrikatımı (tebriklerimi) buraya kayt ile (kaydetmekten dolayı) mübahiyim (mutluyum). (03.05.1334 (1918). Ordu Kumandanı: MK)”

Bu tarihsel gerçeklere dayanarak huzurunuzda, şunu açıklıkla ifade etmek isterim ki; Fenerbahçe Spor Kulübü bir yüzyılı aşkın süre önce işgal altındaki İstanbul’da yaşayıp kendi güçlerini ve Türk olmalarını unutmayan ve her şeyin üstünde tutan gençler tarafından kurulmuş ve yüceltilmiştir. Bu yükselme sadece spor sahalarındaki yarışmalarda ispat edilmemiş, yurdu sevme ülkenin kurtulmasına çalışma ve bu uğurda hayatı dahi feda etme şeklindeki hareketlerle Anadolu topraklarına Türk’ün gücü, kuvveti ve kararlılığı şeklinde yayılmıştır. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Fenerbahçe’nin Türkiye’de dalga dalga yayılışının ve yükselişinin temelinde bu vardır: “Müstevlilere (işgalci düşmanlara) karşı spor alanlarında yarışmak kadar savaşta da onlara karşı silahla mücadele etmek…” Fenerbahçe bu sebeple büyüktür ve Biz bu sebeple her yerde ve her şekilde Fenerbahçe Cumhuriyeti diyoruz. Bu nitelemeyi yapmak basit bir övünme değildir. Fenerbahçe Spor Kulübü, sporun bütün alanlarında, sosyal hayattaki atılımları ile Türkiye Cumhuriyeti tarihiyle paralel bir kuruluş ve yükseliş içinde yaşamıştır.

Kulübün tarihçesini anlatmaya devam etmeden önce şunu huzurunuzda öncelikle söylemek isterim ki; sekiz aydan bu yana hakkımda ve Yönetim Kurulumuzun bazı değerli üyelerine karşı gazetelerde, televizyonlarda aleyhimize yürütülen karalama kampanyalarının başlıca sebebini kuruluş yıllarındaki bu temel felsefemizi yıkma gayretinde aramak gerekir. Ben ve arkadaşlarım, Fenerbahçeliler hep içinde yaşadığımız toprağa bağlı kaldık. Ben ve arkadaşlarım, Fenerbahçeliler hep Türkiye’nin daha ileriye gitmesi, sporda daha da yükselmesi Türk gençliğinin daha iyi koşullar içerisinde spor yapabilmesi ve bin bir zorluk içinde yaşamını sürdürmeye çalışan milyonlarca Türk insanına, tıpkı Fenerbahçe Burnu’ndaki beyaz ve sarı ışık saçan fenerin gece aydınlatan ışığı gibi inanç ve yükselme düşüncesini aşılamaya çalıştık. Bu nedenle Fenerbahçe Cumhuriyeti nitelemesi bizim hayatımızın çok önemli bir ilkesidir. Biz Türkiye Cumhuriyeti devletinin ayrılmaz bir parçası olarak ve onun etrafında kenetlenerek yüz yıllık hayatımızı sürdürdük. Bu yüz yıllık çizgi içerisinde hep Atatürk ilkeleri ve hep Türk gençliğinin ve Türk halkının sporda ileri noktalarda olması gerekliliği, ideali bizlerde ana düşünce olarak yer etti. Bütün çabalarımız, geceli gündüzlü çalışmalarımız bunun içindir.

Bugün şike, şike teşebbüsü, teşvik gibi yasadışı eylemleri yapma karalaması ile Benim ve değerli yönetici arkadaşlarımın itham edilmesinin nedeni kanaatimce yüz yıldan bu yana Fenerbahçe’nin sürdürdüğü bu temiz, ülke sever ve ATATÜRKÇÜ YOLDA BİZ FENERBAHÇELİLERİ ÇEVİRME GAYRETİNDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. Fenerbahçe Cumhuriyeti boşa söylenmiş, sadece gazetelerin spor sayfalarında yer alan bir slogan değildir. Fenerbahçe Cumhuriyeti her şeyin üzerinde Atatürk’ü ve Türk gencini tutan ve sembolize eden bir nitelemedir. Bu sembol şike ya da teşvik ile karalanamaz. Bir yıldan beri takip edilmemizin sebebini Bugün bu şekilde izah edebiliyorum. Ben ve yönetici arkadaşlarım hiçbir zaman ve hiçbir şekilde Fenerbahçe’ye layık olmayan bir hareket içinde bulunmadık. Çünkü biz kendimizi tarih önünden sorumlu addeden kişileriz. Telefon konuşmalarındaki birbirini tutmayan, anlamsız, çelişmeli, nerde, nasıl ve ne şekilde söylendiği belli olmayan sözleri, Emniyetin ve Cumhuriyet Savcısının yorumlarıyla şike olarak nitelemek çok ağır ve layık olmadığımız bir ithamdır. Tekrar ediyorum Biz Fenerbahçe tarihi ve geçmişi önünde hiçbir zaman Fenerbahçe ilkelerine aykırı hareketlerde bulunmadık ve bulunmayız. Bu karşı ithamların tıpkı gece karanlığının gündüze kavuşması gibi bu yargılama ile ortadan kalkacağına inanmaktayım. Fenerbahçe’mizin kuruluş yıllarında tıpkı Ziya, Ayetullah ve Necip Beylerin işgal kuvvetlerine karşı savaşıp kurtuluşa kavuşmaları gibi bu yargı sonucunda da, masumiyetimiz ortaya çıkacaktır. Buna inancımızın tam olduğunu, bir yıldan bu yana çektiğimiz inanılmaz zorluklara karşı tarih önünde vereceğimiz hesaptan temiz olarak çıkacağımızı burada ifade etmek isterim.

Fenerbahçemiz 1940’lı yıllarda Türkiye Cumhuriyeti Devletine yıllarca Başbakan olarak hizmet etmiş Şükrü Saraçoğlu’nun başkanlığı altında Türk sporuna nice unutulmaz zaferler kazandırmıştır. Ali Naci Karacan, Sayit Selahattin Cihanoğlu, Ali Muhittin Hacı Bekir, Osman Kavrakoğlu, Medeni Berk, Faruk Ilgaz, Şükrü Saraçoğlu, Zeki Rıza Sporel dönemlerinde kulüp, futbolun yanı sıra sporun diğer dallarında da Türkiye’de ve Avrupa’da yüzlerce şampiyonluk kazanmış, binlerce gencin yetişmesini ve gelişmesini sağlamıştır. Bugün Fenerbahçe Spor Kulübü’nün müzesi binlerce şilt, madalya ve kupayla Türk gençlerinin kazandıkları nice zaferleri belirten, gurur sembolleri ile doludur. Türkiye’nin, Avrupa Birliği’ne girme çabasındaki ilişkileri ve uluslararası alanda pek çok spor kulübü ile yarışmalarının sıklaştığı günümüzde Fenerbahçe, sporun her alanında, futbol, basketbol, voleybol, kürek, atletizm, yüzme, boks, yelken, masatenisi sporları gibi alanlar da dahil olmak üzere her yaş ve cinste sporcunun faaliyet gösterdiği Avrupa ve Dünya çapında bir Türk spor kulübü niteliğindedir.

Bu spor kulübünü, tekrar ediyorum şike, şikeye teşebbüs, teşvik primi gibi faaliyetleri icra eden yöneticilerin içinde bulunduğu bir kuruluş olarak Türk kamuoyuna göstermek son derece ağır ve haksız bir ithamdır. Ben 22 yıldan bu yana Fenerbahçe Kulübü’nün üyesi ve 14 yıldan beri Başkanı olarak hiçbir zaman ve hiçbir şekilde bu rencide edici, alçaltıcı eylemde bulunmadım. 2011 yılı temmuz ayından itibaren içinde yaşadığımız cehennemi andıran günler içerisinde, gerek Emniyette gerek Savcılıkta ve gerekse sorgulama aşamasında Nöbetçi Hakim önünde reva görüldüğüm muamele tarzını hiç mi hiç hak etmedim. Benim ya da bir takım kişilerin telefonlarda söylemiş oldukları bir takım sözlerin hemen teşvik ya da şikenin delili olarak addedilmesi son derece yanlış ve gayri ahlaki bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım sonucunda Türkiye Cumhuriyeti’nin Siz Sayın Yargıçlarının yapacağınız adil yargılanma sonucunda söz konusu suçları işlemediğimi tespit edeceğinize inancım tamdır. Bununla birlikte şayet yüksek Makamınız ileri süreceğim savunma dışında ve hukuk çerçevesinde yapacağım savunmayı dikkate almadan aleyhime karar verirseniz, bunu şahsen Aziz Yıldırım olarak kabul etmeye hazır olduğumu beyan ederim. Ancak Beni, Siz ne kadar mahkûm ederseniz edin ve ne şekilde yargılarsanız yargılayın Fenerbahçe’yi ortadan kaldırma imkânınıza sahip olmadığınızı ifade etmek isterim. Çünkü Fenerbahçe ve Fenerbahçelilik çok yüce kavram ve duygulardır. Bunları ortadan kaldırmaya hiç birimizin gücü yetmez. Bu nedenle her zaman söylediğim sözü savunmamın bu aşamasında da önünüzde haykırmak isterim: “Darağacında olsak bile son sözümüz Fenerbahçe olacaktır.”

FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ BÜNYESİ İÇERİSİNDE BİR FENERBAHÇELİ OLARAK YAPTIĞIM ÇALIŞMALAR

Fenerbahçe Spor Kulübü içindeki Faaliyetlerim

HAYATIMIN BÜYÜK BÖLÜMÜNÜ BU KULÜBE HİZMET ETMEKLE GEÇİRDİM. 1990’da 38 yaşında kulübün futbol şube sorumlusu olarak Metin Aşık Başkanlığındaki Yönetim Kurulu’na seçildiğimden bu yana hep Fenerbahçe Spor Kulübü’ne katkıda bulunmaya çalıştım. Çeşitli spor kollarının gelişmesi için varımı yoğumu kulüp yararına, kulübün ilerlemesi için, gençlerin daha ileriye gidebilmesini sağlama amacıyla kulübe feda ettim. 1998 yılında Sayın Vefa Küçük’e karşı başkanlığı bir oy farkla kazandıktan sonra bugüne kadar hep bu şanlı ve şerefli Kulübün Başkanlığını yürüttüm.

Başkanlığımdan önce Fenerbahçe kongrelerinde gruplar ortaya çıkar ve bunlar Fenerbahçe Futbol Takımının ve diğer takımların karşılaşmalarını alabildiğine eleştirirlerdi. 90’lı yılların sonlarına doğru Fenerbahçe Kulübü hep grup tartışmaları, grupların içinden yükselmiş kişilerin çeşitli amaçları doğrultusunda kulübü yanlış yönlere ya da kendi kişisel görüşleri doğrultusuna çekme mücadeleleri içinde geçmişti. Her Kongrede farklı farklı gruplar ortaya çıkar ve bunların mücadeleleri Kongreden sonra da devam ederdi. İlk defa benim başkanlığım zamanında bu kişisel çekişmeler, grup mücadeleleri sona ermiş ve Fenerbahçe iç barışa kavuşmuştur. (Bkz. Gürdoğan Yurtsever, Fenerbahçe Değişim ve Dönüşüm, İstanbul, 2011, sh.29-33 – EK-2) Fenerbahçe Başkanlığım sırasında huzurunuzda tek tek sayamayacağım pek çok başarılara ve kalıcı teşebbüslere imza attığım gibi kulübün gelişmesi için pek çok etkinlikleri gerçekleştirdim. 25.000 kişilik Fenerbahçe Stadının 50.000 kişi alan bir stadyum haline gelmesi, Kadıköy Ataşehir’de 15.000 kişilik Fenerbahçe Ülker Spor Salonu’nun yapılması, İstanbul – Ankara arasında Düzce’de Topuk Yaylası tesislerinin inşası, Kadıköy Kurbağalı Dereağzı’nda basketbol, voleybol ve su sporları tesislerinin gerçekleştirilmesi, Samandıra’da futbol antrenman sahalarının yapılması, Fenerbahçe Burnu’nda sosyal tesislerle birlikte denizcilik sporlarının yapıldığı yüzme havuzları ve yelkencilik tesislerinin inşa edilmesi, bu yirmi yıl içerisinde gerçekleştirilen spor alanları olmuştur. Bu alanların ve spor yapılarının hiç birinde adım yoktur.HİÇBİR SPOR TESİSİNE ADIMI KOYDURMADIM. Buna karşılık stadyuma Şükrü Saraçoğlu, sosyal tesislere Faruk Ilgaz, Samandıra tesislerine Can Bartu, Dereağzı tesislerine Lefter Küçükandonyanis adlarını Ben, arkadaşlarım ve Yüksek Divan Kurulu üyeleri birlikte karar verdik. Bütün bu tesislerde yetenekli Türk gençlerinin fiziki ve ruhi yönden gelişmelerini sağlamak için her zaman, her şekilde sportif faaliyetlerde bulunmalarını, antrenman yapmalarını, Başkanlığım altındaki yönetim sağladı. Ayrıca tüm bu tesisleri son derece modern, gelişmiş, teknik alet ve edevat ile Biz donattık. Bu nedenledir ki; Fenerbahçe Stadyumu’nda Türkiye’de uluslararası bir organizasyonun finali gerçekleştirilmiş ve UEFA finali Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nda oynanmıştır. Ayrıca Fenerbahçe müzesini herkesin girebileceği, görebileceği, gururla seyredebileceği bir yer haline getirdim. Türkiye’de  ilk defa bir spor kulübünün çeşitli giyim eşyalarına amblem ve logosunun verilmesi ve Fenerium adındaki mağazalarda satılması Benim Başkanlık yaptığım döneme rastlar. Bunun yanı sıra Türkiye’nin her tarafında Fenerbahçe taraftarlarının kurduğu dernekler, lokaller ile Fenerbahçe bütün Türkiye’ye yayıldı. Bununla da kalmayıp Amerika’da ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde benzer dernekler ve lokaller kurulup, bu yerler yabancı ülkelerdeki Türklerin ve Türk emekçilerinin sığındıkları yerler haline geldi. Bunların dışında ilk defa bir televizyon kanalı Fenerbahçe bünyesinde kuruldu. Diğer Kulüplerin televizyon istasyonlarını kurmaları Fenerbahçe’den sonradır. Bunu Fenerbahçe radyosu ve Fenerbahçe dergisi izledi.

Ben, bugün örgüt kurmakla suçlanıyorum. Şayet kısaca belirttiğim etkinlikler örgüt kurma ise ve şayet bu etkinlikler hukuka aykırı ise ve gene şayet bu spor alanları, stadyumlar, antrenman alanları, televizyonlar, radyolar, dernekler, lokaller örgüt ise evet ben örgüt kurdum. Bunu huzurunuzda yüksek sesle söylüyorum. Yalnız bu örgütlerin hepsi Türkiye içindir, Türk gençleri içindir, Türkiye’nin onurunu ve gururunu yükseltmek için yapılmıştır. Şayet bunlarla Beni suçlayacaksanız suçumu kabul ediyorum.

Şimdi  iddia makamı Beni örgüt kurmakla suçluyor ve buna çıkar amaçlı suç örgütü diyor. Bunu şiddetle reddederim. Çıkar amaçlı suç örgütünün mafyanın Türkçe karşılığı olduğunu siz de bilirsiniz. HİÇ KİMSE VE HİÇBİR MAKAM FENERBAHÇE’YE VE FENERBAHÇELİ YÖNETİCİLERE ÇIKAR AMAÇLI SUÇ ÖRGÜTÜ VE ÜYESİ DİYEMEZ. TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ İLE ÖZDEŞLEŞMİŞ BİR GEÇMİŞTEN GELEN FENERBAHÇE’YE VE FENERBAHÇELİLERE KİMSENİN MAFYA DEMEYE HAKKI, CESARETİ VE YETKİSİ OLAMAZ. HAKKIMIZDA SEKİZ AYDAN BU YANA GAZETELERDE, RADYOLARDA VE TELEVİZYONLARDA BU GİBİ AŞAĞILAYICI TERİMLERLE TEK YANLI VE YOKLUĞUMUZDAN FAYDALANARAK ÇİRKİN İSNATLARDA BULUNAN KİŞİLERİN TUTUM DAVRANIŞ VE SÖZLERİNİ ŞİDDETLE TAKBİH VE TEL’İN EDERİM (BÜTÜN GÜCÜMLE REDDEDER VE BU KİŞİLERİ KINARIM).

Sayın Başkan, Sayın Üyeler,

3 Temmuz 2011’den bu yana yaşanan gelişmeleri anımsayarak savunmamı yapmaya devam ediyorum.

Önü alınamaz gelişim ve büyüme, aynı zamanda Türk sporuna yapılmış bir yatırım ve Türk sporunun gelişmesi anlamına gelse de bugün bu ilerlemeyi çekemeyen bazı odaklar, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün önünü kesebilmek, yükselişine dur diyebilmek adına bir kurgu yarattılar.

3 Temmuz 2011 tarihi, sadece futbol ya da Fenerbahçe adına değil Türk spor tarih adına da son derece önemlidir.

Bugüne dek Fenerbahçe Spor Kulübü ve Başkanının özellikle Türk futbolunun içinde oynanan oyunlara dikkat çekmesine kulak tıkayanlar, başkalarının suçları ile Fenerbahçe Spor Kulübü’nü ve Başkanından yöneticisine, taraftarına kadar bütün bir camiayı cezalandırmaya, onun da ötesinde yargısız bir infaz yapmaya çalışmaktadırlar.

Yaşanan süreçte, sadece Türk sporu adına değil ülkemiz hukuk tarihi adına da birçok tuhaflık ilk kez görülmektedir.

6 Temmuz 2011 tarihinde, İstanbul Emniyet Müdürlüğü bir açıklama yaparak daha ortada iddianame dahi yokken karar açıklamıştır. Emniyet’in resmi internet sitesinden yapılan açıklamada;  “Örgütlü bir şekilde, Süper Lig ve Banka Asya Birinci Ligindeki toplam (19) maçta şike ve teşvik faaliyetlerinin gerçekleştirildiği tespit edilmiş ve delillendirilmiştir.” denilmiştir.

Ancak daha sonra açıklanan iddianamede sadece 13 maçtan bahsedilmektedir. Yani sözde şike tespit edilen üstelik de tespitle kalınmayan aynı zamanda delillendirildiği resmi olarak açıklanan 6 maç adeta buhar olup uçmuştur.

Benzer şekilde yine 6 Temmuz 2011 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğünün basına dağıttığı görüntülerde gösterilen silahlar ile Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım sanki silahlı bir çetenin lideriymiş gibi gösterilmeye çalışılmış ancak buna dair hiçbir delil bulunamadığı için, bu sav iddianameye sokulamamıştır.

Emniyetin, süreçteki inanılmaz tavırları bunlarla da sınırlı kalmamış ve Emniyet bir ilke daha imza atmıştır. Ülkemizde devlet adamları, eski milletvekilleri, bürokratlar, sanatçılar gibi sayısız insan bugüne dek çeşitli nedenlerle gözaltına alınmış ya da tutuklanmıştır. Bu kişilerin hepsinin Dünyanın her yerinde olduğu gibi Emniyette kayıt amaçlı fotoğrafları çekilmiş ancak hiçbirinin fotoğrafı basına sızmamıştır.

Ancak 7 Temmuz 2011 sabahı Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Sayın Aziz Yıldırım’ın sabıka kaydı için çekilen fotoğrafı basına sızdırılmış ve yüksek tirajlı bir günlük gazete adeta bir poster yayınlarmışçasına, ilk sayfada ve tam sayfa olarak yayınlamıştır. Fotoğraf daha sonra binlerce internet sitesinde de yer almıştır.

Bunlarla birlikte 7 Temmuz 2011 günü İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı; aralarında asbaşkanlar Şekip Mosturoğlu ve İlhan Ekşioğlu’nun da bulunduğu 20 kişiyi tutuklama istemiyle mahkemeye sevk etmiş; aynı tarihte yine Fenerbahçe Spor Kulübü yöneticileri birlikte 15 kişi tutuklanarak cezaevine gönderilmişlerdir.

Emniyetin basına dağıttığı görüntülerde; içinde şike parası olduğu iddia edilen, Sivas maçından önce yöneticilerimizin kaldığı otele getirilen siyah çantanın içerisinde maç biletleri olduğunu, Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Ertuğrul Özkök köşesinde yazmış; ilerleyen aylarda Sivas valisi de savcılığa giderek kendi isteği ile bilgi vermiş ve çantada biletlerin olduğunu anlatmıştır.

3 Temmuz’da  gözaltına alınmamı takiben hakkımda, Nöbetçi Mahkeme 10 Temmuz 2011 tarihinde tutuklama kararı vermiştir. Gözaltına alındığım tarihten bu yana aradan 8 gün geçmiş, gözaltı süresi de ihlal edilmiştir. Ben henüz gözaltındayken, HAKİM KARŞISINA ÇIKMAMIŞKEN VE SAĞLIK SORUNLARI İLE MÜCADELE EDERKEN GETİRİLDİĞİM HASTANEDE ADRES KISMINA “METRİS CEZAEVİ” YAZILARAK ASLINDA KARARIN ÇOKTAN VERİLDİĞİ AÇIKÇA BELGELENMİŞTİR.

3 Temmuz 2011 sabahından itibaren özellikle medyanın belirli bir bölümü de bu süreçte kendisine biçilen rolü mükemmel bir biçimde oynamıştır. Televizyon ekranlarında ve gazete köşelerinde daha ortada iddianame dahi yokken Fenerbahçe Spor Kulübü başkanı Aziz Yıldırım, yöneticiler ve tüm camia suçlu ilan edilmiş, her maç öncesinde misafir takıma verilen yemek davetleri dahi şike yemekleri olarak adlandırılmış ve soruşturma kapsamında adı geçen birçok takım ve şahıs olmasına karşın tüm soruşturma Fenerbahçe Spor Kulübü, Başkanı ve yönetimi üzerine sistematik bir biçimde yıkılmıştır.

Öyle ki; Fenerbahçe Spor Kulübü’nün büyük umutlarla transfer ettiği ve transferinde en ufak bir usulsüzlük dahi bulunmayan futbolcuları, gözaltına alınmış, üzerlerinde baskı kurulmuş ve bunun neticesinde Türk spor tarihinde bir ilk yaşanmış ve bir sporcu transfer olduğu takımın formasını bir kez dahi giymeden kulüpten ayrılmıştır.

Emanuel Emenike, profesyonel bir sporcu olarak, yaşanan sürece dayanamamış ve Türkiye’den ayrılmak istediğini belirterek Rusya’ya transfer olmuştur. Oysa Karabükspor başkanı Sayın Feridun Tankut daha sonra verdiği ifadesinde Emenike transferinin TFF, UEFA ve FIFA kurallarına uygun olarak gerçekleştirildiğini açıkça beyan etmiştir.

GAZETELERDE, 3 TEMMUZ HAFTASINDA YER ALAN HABERLERDE ISE EMENIKE’NIN ŞIKE IÇIN ALDIĞI PARALARI SAYARKEN ÇEKILMIŞ FOTOĞRAFLARININ OLDUĞU ILERI SÜRÜLMÜŞ; ANCAK BU FOTOĞRAFLAR HIÇBIR ZAMAN ORTAYA ÇIKMAMIŞTIR. ÇÜNKÜ NE ŞIKE PARASI NE DE PARA SAYAN EMENIKE FOTOĞRAFI VARDIR. ŞİKE PARASI SAYARKEN KAMERAYA YAKALANDI HABERİNİ YAPANLAR DA, AHLAKSIZ BİR DAVRANIŞ SERGİLEMİŞLERDİR. ONLERI ELLERİNDEKİ EMENİKE’Yİ PARA SAYARKEN GÖSTEREN KAMERA GÖRÜNTÜLERİNİ YAYINLAMAYA DAVET EDİYORUM. FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜNDEN KENDİSİNE PARA ÖDENDİĞİNİ VE ÖDENEN BU PARANIN KAMERA GÖRÜNTÜLERİNİN OLDUĞUNU SÖYLEYENLER, BU GÖRÜNTÜLERİ YAYINLAMAZLARSA, ONLARI HEM MÜFTERİ, HEM DE AHLAKSIZLIK YAPTIKLARI İÇİN AHLAKSIZ ADDEDİYORUM (EK-2/I EMENİKE GAZETE KUPÜRÜ) BENZER ŞEKILDE; ESKIŞEHIRSPOR’DAN TRANSFER EDILEN SEZER ÖZTÜRK ILE ILGILI DE ESKIŞEHIR KULÜBÜ BAŞKANININ YINE TRANSFERIN KURALLARA UYGUN OLARAK YAPILDIĞINI BEYAN ETMESINE RAĞMEN BU TRANSFER DE ŞIKE TRANSFERI OLARAK NITELENDIRILMIŞTIR. BU TRANSFERLERDE GÖRÜŞMELERI YÜRÜTEN ASBAŞKAN ŞEKIP MOSTUROĞLU, BUGÜN HALEN METRIS CEZAEVI’NDE TUTULMAKTADIR. OYSA SEZER ÖZTÜRK, FENERBAHÇE FUTBOL TAKIMINDA TOP OYNAMAKTADIR.

Ancak yaşanan tüm bu kurguyu gören Fenerbahçe taraftarı, Bağdat Caddesi’nde, Topuk Yaylası’nda takımına destek olmuş; yaklaşık 100 bin taraftar yürütülmekte olan soruşturma ve Fenerbahçe’ye karşı uygulanan linç politikasını protesto etmek amacıyla Bağdat Caddesi’nden Boğaz Köprüsü’ne doğru üzerlerinde formalar, ellerinde atkılar ile yürümüşlerdir.

10 Temmuz 2011 tarihindeki yürüyüşte, polis sadece yürüyerek kulüplerine sahip çıktıklarını gösteren taraftara biber gazı sıkmış ve coplarla taraftarları dövmüştür.
Tüm bu karmaşada; Türkiye Futbol Federasyonu da BJK’nin 14 Temmuz 2011 tarihli “süreç tamamlanana kadar Türkiye Kupasını iade etmek istediğimizi, TFF Başkanı Sayın Mehmet Ali Aydınlar’a ilettik” açıklaması ile bir bocalama sürecine girmiştir.
Bu arada BJK kulübü, daha sonra 29 Ağustos 2011 tarihinde yaptıkları açıklamada kupayı iade etmediklerini ancak sürecin sonunda suçlu bulunurlarsa iade edeceklerini söylediklerini, Kulübün ikinci başkanı Metin Keçeli’nin ağzından duyurmuştur.
İşte tüm bu gelişmelerin ardından; 3 Temmuz sabahından sadece 4 gün sonra çiçeği burnunda Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, 7 Temmuz 2011 tarihinde kameraların karşısına geçti ve sürecin en başında liglerin planlandığı gibi 5 Ağustos’ta başlayacağını Süper Kupa finalinin de Lig Şampiyonu Fenerbahçe ile Türkiye Kupası sahibi Beşiktaş arasında 31 Temmuz 2011 tarihinde oynanacağını duyurdu.

TFF başkanı bu açıklamadan sadece 12 gün sonra 19 Temmuz 2011 tarihinde yeniden kameraların karşısına geçti ve Süper Kupa Finali’nin ileri bir tarihe ertelendiğini açıkladı.  Bundan bir hafta sonra 26 Temmuz tarihinde de bu defa TFF’den liglerin ertelendiği açıklaması yapıldı.

TFF daha önceki açıklamasının aksine aldığı bir kararla Spor Toto Süper Lig ve Bank Asya Birinci Lig’in 9 ve 10 Eylül 2011 tarihlerinde başlayacağını duyurdu. TFF’nin erteleme gerekçeleri belli değildi. Çünkü ortada ne iddianame ne de başka bir belge vardı.

Ancak TFF’nin elinde olmayan, belge ve delil olarak sunulan telefon kayıtları, 4 Temmuz 2011 tarihinden itibaren her gün gazete sayfalarında, internet sitelerinde ve TV kanallarında yayınlandı. Dosyada gizlilik kararı vardı ancak kimsenin gizlilik kararına uymuyor olması ile ilgili hiçbir işlem yapılmıyordu.HALBUKİ HALEN SORUŞTURMASI DEVAM EDEN MİT DOSYASINA GİZLİLİK KARARI UYGULAMASI YAPILIYOR, BASINA HİÇBİR BİLGİ VERİLMİYOR. BU DA, BİZLERİ KARALAMAK ADINA BİLGİLERİN KASITLI OLARAK MEDYAYA SIZDIRILDIĞININ EN GÜZEL ÖRNEĞİDİR.

Tıpkı iddianamede olduğu gibi telefon konuşmalarından sadece belirli bölümler, gazetelerde ve TV kanallarında yayınlanarak suç isnat edilmeye çalışıyordu.
Hedefte ise Fenerbahçe Spor Kulübü, Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe yöneticileri vardı.

Liglerin ertelenme kararının ardından Fenerbahçe Spor Kulübü, futbol takımının Ukrayna’nın Shaktar Donetsk takımı ile Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu’nda bir hazırlık maçı oynamasına karar verdi.

Tüm bu yaşananların ardından, Fenerbahçe Futbol Takımı, 21 Temmuz 2011 tarihinde ilk kez taraftarının önüne çıktı.

Ancak özellikle Başkanın “Fiş Fotoğrafı”nı yayınlayan Habertürk Gazetesi’ne yönelik başlayan protestolar bir anda büyüdü; maç, seyircilerin sahaya girmesi nedeniyle iptal edildi.

Bu arada soruşturmada adı geçen kulüplerin Avrupa Kupaları’na katılmaları ile ilgili UEFA, 12 Temmuz tarihinde yaptığı açıklamada kararın TFF’ye ait olduğunu, şu an soruşturmada adı geçen kulüplerin Avrupa Kupaları’na alınmaması için bir neden olmadığını duyurdu.

Aynı UEFA, muhtelif zamanlarda çeşitli yöneticileri aracılığı ile de bu kararını sözlü açıklamalar ile yineledi.

Ancak aynı UEFA, 14 Ağustos 2011 günü, hukuk baş müşaviri Pierre Cornu’yu Türkiye’ye gönderdi. Cornu’yu TFF başkanvekili Lütfi Arıboğan ve TFF hukuk baş müşaviri İlhan Helvacı havaalanında karşıladı ve tüm seyahati boyunca bir an olsun yanından ayrılmadılar. Cornu, soruşturma savcısı Mehmet Berk’i de ziyaret etti ancak Savcı dosyadaki gizlilik kararı nedeniyle kendisi ile herhangi bir bilgi ya da belge paylaşmasının söz konusu olamayacağını Cornu’ya iletti.

Cornu’nun Türkiye ziyaretinde kendisine söylenenler ve konuşulanlara ilişkin bilgiler, daha sonra Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi’ne verdiği ifadesinde ortaya çıktı.
İsviçre’ye dönen Cornu, TFF yetkilileri Arıboğan ve Helvacı’nın ısrarlı talepleri ve hatta hayati tehlikeleri olduğu iddiaları üzerine UEFA Genel Sekreteri Infantino’ya, TFF’ye bir mektup yazdırdı.

UEFA, mektubunda; “Biz Fenerbahçe’yi kesinlikle Şampiyonlar Ligi’ne almayız ya da FB gelirse size ceza veririz” demedi. Ancak TFF, bu mektubu gerekçe göstererek, 23 Ağustos 2011 tarihinde Fenerbahçe Spor Kulübü yönetimine “Şampiyonlar Ligi’ne katılmayacağınızı açıklayın”dedi.

Bunun sert bir biçimde reddedilmesi üzerine de TFF, 24 Ağustos günü akşamüzeri yani Şampiyonlar Ligi kura çekiminden bir gün önce Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’ne göndermeyeceğini açıkladı. Bunun devamında yine TFF’nin onayı ile Şampiyonlar Ligi’ne soruşturmada adı geçen bir diğer kulüp olan Trabzonspor gönderildi.
Fenerbahçe Spor Kulübü, 25 Ağustos 2011 sabahında Tahkim Kurulu’na başvuruda bulundu. Ancak Fenerbahçe’nin başvurusu uluslararası kurallar gerekçe gösterilerek reddedildi. Böylece Trabzonspor’un TFF tarafından UEFA Şampiyonlar Ligi’ne gönderilmesi Fenerbahçe’nin ise cezalandırılmış olması onanmış oldu.

Oysa aynı TFF, 15 Ağustos tarihinde düzenlenen basın toplantısına şu noktaya dikkat çekmişti:
“Soruşturma evrakının, şüpheli kulüp ve gerçek kişilerle paylaşılamaması, Federasyonumuzca yapılacak disiplin yargılamasında ilgili taraflara, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6., Anayasamızın 36. ve Futbol Disiplin Talimatı’nın 72. maddesi ile teminat altına alınan savunma hakkının tanınmasına engel olmaktadır. Savunma hakkı tanınmadan yapılacak bir disiplin yargılamasının, hak arama hürriyetini ve adil yargılanma hakkını ağır bir biçimde ihlal edeceği açıktır.”

Bir hafta önce bu açıklamayı yapan ve karar vermesinin imkânsız olduğunu belirten TFF, hemen bir karara varmış Fenerbahçe Spor Kulübü’nü suçlu ilan etmiş ve Şampiyonlar Ligi’ne göndermemiştir.

Aynı toplantıda; TFF, soruşturma kapsamında adı geçen 52 kişiyi PFDK’ya sevk etmiştİ. Sevk edilen bu kişilerin arasında, Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı, yöneticileri, idari menajeri ve hatta tercümanı da vardı.

Yargısız infaz yapılarak, sürecin en başında henüz elinde belge dahi bulunmadığını söyleyenler tarafından suçlu ilan edilerek Şampiyonlar Ligi’ne gönderilmeyen Fenerbahçe Spor Kulübü, 26 Ağustos 2011 tarihinde yaptığı açıklama ile TFF tarafından Bank Asya Birinci Lig’e gönderilmesi gerektiğini belirtti.
30 Ağustos 2011 tarihinde, TFF yönetimi yaptığı açıklama ile bunun söz konusu olmadığını duyurdu.

Bu gelişmelerin ardından, Fenerbahçe Spor Kulübü, UEFA Şampiyonlar Ligi’ne alınmama süreci ile ilgili Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi CAS’a başvurdu. CAS, 5 Eylül 2011 tarihinde Fenerbahçe’nin açtığı davayı kabul ettiğini açıkladı.

TFF, Fenerbahçe Spor Kulübü’ne, taraftarların yaşananlara tepki olarak Shaktar Donekts maçında çıkardığı olaylar nedeniyle, 2 maç seyircisiz oynama cezası verdi.

Fenerbahçe, 12 Eylül 2011 tarihinde Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu’nda seyircisiz maç yaparken taraftarlar stadyum dışında toplanarak yaptıkları tezahüratlar ile seslerini; hakları yenilen, emekleri yok sayılan, 70 milyonun izlediği maçlarla ilgili, haksız yere suçlu ilan edilen futbolculara duyurdu.

Aynı taraftarlar, 7 Ağustos 2011 tarihinde de Metris Cezaevine bir konvoy ile giderek seslerini içerideki Başkan ve yöneticilerine duyurmaya çalıştı.

TFF, daha sonra aldığı bir kararla, seyircisiz oynama cezası verilen maçlarda kadın ve çocukların seyirci olarak stadyumlara girebileceğini açıkladı. Bu kararını, tam da Fenerbahçe’nin Manisa ile 20 Eylül 2011 tarihinde Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu’nda oynayacağı maçın hemen öncesinde açıkladı. Fenerbahçe kadın ve çocuklarının stadyuma koşması ile bu karar, Dünya spor tarihinde yeni bir rekor yazılmasına neden oldu.

20 EYLÜL 2011’DE, FENERBAHÇE ŞÜKRÜ SARACOĞLU STADYUMU’NDA OYNANAN FENERBAHÇE – MANISASPOR SPOR TOTO SÜPER LIG MAÇINI, 45 BINDEN FAZLA KADIN VE ÇOCUK TARAFTAR SEYRETTI. BU MAÇ, TÜM DÜNYA BASININDA GENIŞ YER BULURKEN GUINNES REKORLAR KITABINA GİRDİ. TFF, maçın ardından yayınladığı teşekkür yazısında, Fenerbahçe’nin adını dahi kullanmadı sadece maça gelen futbolseverlere teşekkür etti.

YİNE 18 ŞUBAT 2012’DE FENERBAHÇE ŞÜKRÜ SARACOĞLU STADINDA OYNANAN FENERBAHÇE – SİVASSPOR MÜSABAKASINI ONBİNLERCE KADIN VE ÇOCUK SEYRETTİ. Şimdi hepinize sormak istiyorum, iddianamede belirtildiği gibi korku, tehdit ve cebirle başkanlığı elimde zapt ettiğim doğru olsa idi başkanlığım öncesinde erkeklerin tekelinde bulunan futbola kadınlarımızın bu denli büyük ilgi göstermesini sağlayabilir miydik? Cevabı ben vereyim: Hayır. İddia makamının safsatalarının tam aksine, bu durum Fenerbahçe Başkanı’nın kulübünün her bir mensubuna duyduğu sevgi ve gönül bağının bir nişanesidir.

BU ARADA, FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ BAŞKANI AZIZ YILDIRIM OLARAK, UEFA BAŞKANI MICHAEL PLATINI HAKKINDA İSTANBUL MAHKEMELERİNDE PLATINI’NIN MASUMIYET KARINESINI IHLAL ETTIĞI GEREKÇESI ILE DAVA AÇTIM. PLATINI, BU DAVADAN DUYDUĞU RAHATSIZLIĞI, 30 EYLÜL 2011 TARIHINDE YAPTIĞI AÇIKLAMA ILE DILE GETIRDI.

Öte yandan sürecin başından itibaren 6222 sayılı Kanunun uluslararası ceza normlarına uygun olmadığı ve değiştirilmesi gerektiği tartışmaları başladı. Meclis, yasa değişikliğini gündemine aldı.

24 Kasım 2011 tarihinde, 6222 sayılı yasada öngörülen değişiklikler, TBMM genel kurulunda oylanarak kabul edildi.

Yapılan değişiklik ile yasadaki hapis cezaları “5 yıldan 12 yıl yerine, 1 yıldan 3 yıla kadar” şeklinde değiştirildi.

Yasada yapılacak değişiklik basının özellikle belirli bir bölümü tarafından, sistematik bir biçimde “Aziz Yıldırım’ı kurtarma yasası” olarak lanse edildi. Bu öylesine etkili oldu ki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 2 Aralık 2011 tarihinde yasa değişikliğini veto ettiği gerekçesinde;
6222 sayılı Kanun’da değişiklik öngören bu Kanun’un gerekçesinde, yapılan değişikliklerin diğer kanunlarda öngörülen suçlara verilen cezalar dikkate alınmak suretiyle adil ve hakkaniyete uygun cezalar belirlenmesi amacıyla gerçekleştirildiği belirtilmekte ise de kamuoyunda, genel ve gereklilikten doğan bir düzenleme olmaktan ziyade, halen yürütülmekte olan bir soruşturma kapsamında bulunan kişilere yönelik özel bir düzenleme olduğu intibasını uyandırdığı, bu durumun da değişikliğin esas amacı dışında özel bir saikle hazırlandığı eleştirilerine sebebiyet verdiği görülmektedir” ifadelerini kullandı.

Yasa, Cumhurbaşkanı’nın vetosunun ardından yeniden Meclis gündemine geldi ve aynen kabul edildi. 14 Aralık 2011 tarihinde, Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi. Yasanın değişmesi ile birlikte tahliye edilenler oldu. Ama Fenerbahçe Spor Kulübü başkanı ve yöneticilerinden bir tek kişi dahi tahliye edilmedi.
Oluşturulan yanlış kamuoyu algısı ve Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı ile yöneticileri üzerinde oynanan oyun böylelikle bir kez daha gün yüzüne çıkmış oldu.
Sayın Cumhurbaşkanı, 6222 sayılı Yasanın kişilere yönelik özel bir düzenleme olduğunu söyleyip, bu yasayı veto etti. Ancak Cumhurbaşkanlığı ve MİT yasasını özel bir düzenleme olmadığını düşünerek hemen imzaladı.

Bu tarihten itibaren, hemen her Fenerbahçe maçı öncesinde birtakım yeni gelişmeler yaşandı.
2 ARALIK TARIHINDE, FENERBAHÇE-ANKARAGÜCÜ MAÇININ HEMEN ÖNCESINDE IDDIANAME AÇIKLANDI. FENERBAHÇELI FUTBOLCULAR YARATILAN YENI KARMAŞA ORTAMININ TAM ORTASINDA SAHAYA ÇIKTILAR.
12 ARALIK 2011 GÜNÜ FENERBAHÇELI FUTBOLCULAR BURSA’DA MAÇ ÖNCESI SON TOPLANTISINI YAPARKEN METRIS CEZAEVINDEN TAHLIYE HABERLERI GELDI. EKRAN BAŞINA TOPLANAN FENERBAHÇELI FUTBOLCULAR TAM DA MAÇ ÖNCESINDE BIR HAYAL KIRIKLIĞI DAHAYAŞADILAR. KENDI BAŞKANLARI VE YÖNETICILERI TAHLIYE EDILMEMIŞTI. ÜSTELIK AYNI GÜN, YINE AÇIKLANAN KARARLA BAZI KIŞILERE YÖNELIK STADYUMLARA GIRIŞ YASAKLARI DA KALDIRILDI.

Bu çerçevede Bursasporlu futbolcu Gökçen Vederson’un yasağı kaldırıldı, Vederson maça çıktı. Ancak Vederson ile şike görüşmesi olduğu iddia edilen görüşmede tercümanlık yapan Fenerbahçe Spor Kulübü tercümanı Samet Güzel’in stadyumlara giriş yasağı kaldırılmadı. Daha doğrusu yine Fenerbahçe’den hiç kimsenin yasağı kaldırılmamıştı.

7 Aralık 2011 tarihinde, Fenerbahçe kafilesi derbi maçı için Türk Telekom Arena stadyumuna giderken, seyirden men cezaları kaldırıldı haberi duyuldu. Ancak sonradan bu kararın idari tedbirlerin kaldırılması kararı olduğu anlaşıldı. Cezalar kaldırıldı diye yola çıkan Fenerbahçe Spor Kulübü Futbol Takımı Menajeri Hasan Çetinkaya, Kaleci Antrenörü Murat Öztürk ve Tercüman Samet Güzel yarı yolda otobüsten inmek zorunda kaldılar. Bir kez daha maç öncesinde Fenerbahçeli futbolcuların moralleri altüst edildi.

Fenerbahçe’nin futbol maçları öncesinde TFF’nin de ilkleri uygulama alışkanlığı bunlarla da kalmadı. TFF’nin;
–       Derbilere taraftar götürmeme kararı
–       Seyircisiz oynama cezası verilen müsabakaları, yalnızca kadın ve çocukların izlemesi
–       Kadınlara ücretsiz bilet uygulaması ve hafta içi ilk derbi maçı gibi,
bütün yeni uygulamaları, Fenerbahçe’nin oynayacağı lig maçları öncesinde karara bağlandı ve Fenerbahçe Spor Kulübü’nden bunları uygulaması istendi.
Öte yandan, Fenerbahçe’nin CAS’ta devam eden davası da birçok ilginç gelişmeyi ortaya çıkardı. Fenerbahçe Spor Kulübü, 29 Kasım 2011 tarihinde CAS’ta devam eden dava ile ilgili bir basın toplantısı düzenleyerek kamuoyuna açıklamalarda bulundu.

Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetimi, bu basın toplantısında daha önce Türkiye’ye gelen ve TFF yetkilileri Lütfi Arıboğan ve İlhan Helvacı tarafından karşılanan ve ağırlanan UEFA Hukuk Baş Müşaviri Pierre Cornu’nunCAS’a verdiği ifadeyi kamuoyu ile paylaştılar.

İfadeye göre Cornu, İstanbul’da görüştüğü TFF yetkililerinin kendisine Fenerbahçe’nin şike yapmamış olma ihtimalinin yüzde 1 bile olmadığının kendisine anlatıldığını söylüyordu.

Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetimi; “TFF, UEFA’yı açıkça yanıltmış ve yönlendirmiştir” dedi.

30 Kasım 2011 tarihinde; Türkiye Futbol Federasyonu, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün iddialarına cevaben bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan Mehmet Ali Aydınlar, 21 Kasım 2011 tarihinde UEFA’ya gönderilen bir yazı ile Cornu’nun ifadesinde yanlışlar olduğunu, olayların kesinlikle Cornu’nun ifadesinde anlatılan şekilde olmadığının belirtildiği ve ifadenin düzeltilmesi için başvuruda bulunduklarını söyledi.

4 Aralık 2011 akşamı, Kanaltürk Televizyonu’nda yayınlanan Telegol programında; Mehmet Ali Aydınlar, Cornu’nun ifadesinden kendisinin 18 Kasım 2011 tarihinde haberdar olduğunu ve 21 Kasım 2011 tarihinde de hemen düzeltme yapılması amacıyla UEFA’ya mektup gönderttiğini söyledi. Fenerbahçe Spor Kulübü avukatı, canlı yayında Aydınlar’a söz konusu belgenin, TFF’ye 8 Kasım 2011 tarihinde iletildiğini, ancak mektubun Fenerbahçe Spor Kulübü asbaşkanı Cihan Kamer tarafından 18 Kasım 2011 tarihinde Mehmet Ali Aydınlar’a söylenmesine kadar kendisinden gizlendiğini söyledi. Aydınlar, bu iddiayı da reddetti. “Benim belgeden haberim var, gördüm biliyordum,” dedi.

Ancak ne gariptir ki aynı Aydınlar daha sonra bu belgede yazanlardan haberim yok diyerek istifa edecekti.

Yaşananları ve Şampiyonlar Ligi’nden men edilme sürecinin tamamen ortaya çıkmasının ardından, daha önce Topuk Yaylası’na giden, Bağdat Caddesi’nde yürüyüş düzenleyen, 45 binden fazla kadın ve çocuk seyirci ile Guinnes Rekorlar Kitabına giren Fenerbahçe taraftarı, tutuklu bulunan yöneticilerine ve kulübüne sahip çıktığını göstermek adına, 24 Aralık 2011 tarihinde Kadıköy meydanında miting düzenledi.

Binlerce kişinin katıldığı mitingde başkan Aziz Yıldırım başta olmak üzere tutuklu bulunan yöneticilerin mesajları okundu.

TFF Disiplin talimatnamesinin 58. Maddesi, şike yapma ya da teşvik primi alma ya da verme eylemlerine karışan ya da teşebbüs edenlerin küme düşürülme ve puan silme cezası ile cezalandırılmalarını öngörüyor.

Soruşturma kapsamındaki takımların bir defaya mahsus olmak üzere küme düşme cezası ile cezalandırılmaması adına 58. maddenin değiştirilmesi konusu, kamuoyu gündemine geldi.

Bu madde de tıpkı 6222 sayılı kanunda yapılan değişiklik gibi Aziz Yıldırım’a mal edilmeye çalışıldı, bu kez de “Fenerbahçe küme düşmesin diye talimat değiştiriliyor” yorumları ile kamuoyuna duyuruldu.

TFF, 6 Ocak 2011 tarihinde yaptığı bir açıklama ile olağanüstü genel kurul çağrısı yaptı. Genel Kurul’da, 58.madde değişikliğinin tartışılıp oylanacağı duyuruldu.
Genel Kurul öncesinde, TFF yönetimi Ankara’da 13 Ocak 2011 tarihinde Kulüpler Birliği Başkan ve yöneticileri ile bir araya gelerek değerlendirme toplantısı yaptı. Toplantıda, 58. Maddenin değişikliği konusu tartışılırken Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım olarak Ben avukatları aracılığı ile bir açıklama yaptım. 58. madde değiştirilemez diyerek ve şunları kaydettim;

“Uzun bir süredir Türk Futbolu’nun üzerinde oynanan oyunları ibretle izlemekteyim. Tasarlanan bu oyun adım adım hayata geçirilmekte ve Türk Futbolu adeta dört bir yandan abluka altına alınmaktadır. Üstelik kendilerini Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerinde görenler bu projelerini hayata geçirmek için Yüce Meclisin, yasama, yürütme ve hatta yargı erklerini dahi kullanmaktan çekinmemektedirler. Ancak bunu yaparken unuttukları en önemli şey Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım’dır.

Çok kısa bir süre önce 6222 sayılı yasada yapılan değişikliğin kamuoyuna nasıl servis edildiği herkesin malumudur. Aziz Yıldırım’ı kurtarma yasası olarak kamuoyuna sunulan ve hatta Sayın Cumhurbaşkanı tarafından dahi “Kişiye özel yasa” şeklinde nitelendirilmek durumunda kalınan yasanın sonuçları ortada olup bu yasadan kimlerin faydalandıkları açıkça ortadadır. Aziz Yıldırım’ın ismini kullanarak emellerini hayata geçirenler şimdilerde yeni bir oyunu hayata geçirmenin peşindedirler ki; bu yeni oyunun adı da 58.maddedir. KAMUOYU AÇIKÇA BİLMELİDİR Kİ 58.MADDE DEĞİŞEMEZ VE DEĞİŞMEMELİDİR.”

Bu gelişmelerin ardından, 26 Ocak 2012 tarihinde, Ankara’da TFF Olağanüstü Genel Kurulu toplandı. Kulüp temsilcileri, 58. madde ile ilgili ret kararı verdi ve talimatnamede herhangi bir değişiklik yapılmadı.

Olağanüstü Genel Kurul’dan ret kararının çıkmasının ardından TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar’ın istifa edeceği dedikoduları ortaya atıldı. Ancak Aydınlar, 30 Ocak 2012 tarihinde TFF genel merkezinde yapılan yönetim kurulu kararının ardından TFF’nin tüm kişi ve kurumları ile görevinin başında olduğunu ilan etti.

Aynı günün akşamında, Habertürk Televizyonu’nda bir spor programına katılan CAS hakemi Kısmet Erkiner; “Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’ne UEFA almamış değildir; Fenerbahçe’yi TFF göndermemiştir” dedi ve bu sözlerini UEFA, TFF ve CAS arasındaki 6 Eylül ve 3 Kasım tarihli yazışmalarından okuduğu bölümler ile açıkladı.

Ertesi gün, yani 31 Ocak 2012 tarihinde Mehmet Ali Aydınlar; Kısmet Erkiner’in açıklamalarında okuduğu belgelerin içeriğinden haberdar olmadığını, bunları henüz öğrendiğini, “UEFA yetkililerinin bize karşı farklı, CAS’ta farklı tavır almaları; UEFA gibi Avrupa futbolunun çatı örgütü olan bir kuruluşun yapmış olduğu uygulamanın, içinde bulunduğumuz ortamın ne kadar güvensiz ve samimiyetsiz olduğunu gösterdi.” diyerek istifa ettiğini duyurdu.

Aydınlar, açıklamasında Kısmet Erkiner’e teşekkür etti.
Aynı Mehmet Ali Aydınlar, 9 Şubat 2011 tarihinde katıldığı 32. Gün programında “Kısmet Erkiner doğruyu söylemiyor,” dedi. Fenerbahçe Spor Kulübü yöneticilerini eleştirdi ve suçladı.

AZİZ YILDIRIM’IN DİNLENMESİ VE DİNLENMESİNİN AMACI

“Olgun Peker liderliğindeki suç örgütüne yönelik teknik takiplerde; Olgun Peker’in Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener ile yakın ilişki içerisinde olduğunun, bir dönem başkanlığını yaptığı Giresun Spor Kulübü hakkında transfer yasağı bulunması nedeniyle bu yasağın kaldırılması için Mahmut Özgener aracılığıyla bazı girişimlerde bulunduğunun görülmesi üzerine Mahmut Özgener de soruşturmaya dahil edilmiş, Mahmut Özgener’e yönelik iletişim tespitlerinde, Aziz Yıldırım’la; şüphe çeken bazı görüşmelerinin olduğu, aracılar üzerinden görüşüp buluştukları, Aziz Yıldırım’ın; Fenerbahçe futbol takımının oynayacağı müsabakalarda görev alacak hakemlerin Fenerbahçe aleyhine karar vermemesi için girişimlerde bulunduğu, bazı müsabakalar için hakem ayarlaması yapmaya çalıştığı, Mahmut Özgener’in bu işler karşılığında futbol camiası içerisinde etkin konumda bulunan Aziz Yıldırım’ın desteğini almayı hedeflediği, Aziz Yıldırım’dan gelen her türlü talebe olumlu cevap vermeye çalıştığı görülmüş, ardından Aziz Yıldırım hakkında da örgütsel ilişkilerinin tespiti ve ortaya çıkarılması için 17.02.2011 günü adli çalışmalara başlanmıştır. “

Dinlenmeye başladığımız bu tarihten itibaren şike ve teşvik primi iddiası ile yargılandığımız 13 maça ilişkin toplamda 1028 adet tape yer almaktadır. Bu tape kayıtlarının ise 103’ü yani %10’u şahsıma aittir ve ileride görüleceği üzere bu tape kayıtlarının hiçbirinde şike veya teşvik primi vermeye yönelik hiçbir saik yer almamaktadır. Sayın Savcı tape kayıtlarımızı yetersiz bulmuş olacak ki; ismimin geçtiği tapeleri birden fazla şike ve teşvik primi verme iddiasına dayanak göstermiştir.Buna ilişkin liste ekte sunulmuştur. EK-2/a: LİSTE

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener ile yaptığım sakıncalı olduğu iddia edilen bu görüşmeler neticesinde dinlemeye alındığım söyleniyor.
Kısaca bu dinleme kararını açıklayalım;
4 adet tapeden dolayı dinleme kararı alınmıştır.
•       07.02.2011 Günü, 09.59’da Mahmut Özgener’in Aziz Yıldırım’ı aradığı kayıt
•       10.02.2011 Günü, 14.34’te Mahmut Özgener’in Aziz Yıldırım’ı aradığı kayıt
•       15.02.2011 Günü, 14.22’de Mahmut Özgener’in M.UfukÖzerten’i aradığı kayıt
•       15.02.2011 Günü, 17.43’de M.UfukÖzerten’in Mahmut Özgener’i aradığı kayıt

07.02.2011 Günü, saat 09.59’da Aziz Yıldırım ile Mahmut Özgener arasındaki görüşme (Tape 2154)- EK-3

Tapenin açılımına baktığımızda hakemle ilgili hiçbir konuşma yapılmamaktadır. Mahmut Özgener; Adnan Polat’la Serdar Adalı’dan bahsediyor. Ben konuya girmiyorum. Topuk yaylası için Gençlik ve Spor Müdürlüğü’nden randevu alıp gitme konusuyla ilgili konuşma yapıyorum.

10.02.2011 Günü, saat 14.34’te Mahmut Özgener ile Aziz Yıldırım arasındaki görüşme (Tape 2161)- EK-4

Bu tapede hakemle ilgili söylediğim tek söz Oğuz Sarvan’ın pazartesi günü maçı idare edecek hakemle konuşmasını istememdir. Hakemlerden bir şey istemediğimizi söylüyorum. Bu hakem Beşiktaşlı olduğunu bildiğimiz Fırat Aydunus’tur ve maçta Kayserispor’la oynayacağımız maçtır. Burada herhangi kötü bir niyet veya suç var mıdır?

Gökmen Özdemir Vatan gazetesinde yazan bir gazetecidir. 01.05.2011 Tarihinde, saat 22.04’te Sadri Şener’i, Gökmen Özdemir’in aradığı iki sayfalık görüşme içerisinde Sadri Şener söylüyor.

Bu iki tapeyi okuyunca kimin suç işlemiş olduğunu anlıyoruz. Ben hakemin iyi maç yönetmesi yönünde TFF Başkanına ricada bulunuyorum, Trabzonspor Başkanı TFF’ye rica edip hakem değiştiriyor. Size göre hangi konuşma içeriği suç unsuru içermekte ve iş bu Dinleme kararlarına delil olma niteliği taşımaktadır?

Mahmut Özgener, Mehmet Ufuk Özerten arasında yapılan telefon görüşmesinde (Tape 2165) EK-5, Benimle ilgili hiçbir söz var mıdır? Kendi aralarında maç için hakem ataması hakkında konuşmaktadırlar. Beşiktaş – Fenerbahçe maçına Cüneyt Çakır’ın atanmasını TFF Başkanı istiyor. Cüneyt Çakır, Türkiye’nin ve Avrupa’nın iyi hakemlerinden biridir. Burada herhangi bir suç yoktur. Ben olayların tamamen dışındayım.

15.02.2011 Tarihli 4.tapeye baktığımızda Mahmut Özgener’le Mehmet Ufuk Özerten aralarında hakem atamalarıyla ilgili konuşmaktadırlar. Burada benimle ilgili hiçbir konu bulunmamaktadır. Oysaki bu tapede Hakem atamaları ile ilgili görüştüğüm iddia edilmektedir ki, bu her türlü gerçeklikten uzaktır.

16.02.2011 Tarihinde ORGANİZE SUÇLARLA MÜCADELE ŞUBE MÜDÜRÜ GALATASARAYLI NAZMİ ARDIÇ, “Organize Suç Örgütü liderliğini Olgun Peker isimli şahsın yaptığı suç örgütünün eylemlerinin ve yapısının tüm yönleriyle deşifre edilebilmesi amacıyla ’iletişim ve kayda alınmasına ihtiyaç duyulmaktadır’ diyerek dinleme kararı almak için Beşiktaş’taki Özel Yetkili Savcılığa müracaat etmektedir. (EK-6)

Ne tesadüftür ki, Galatasaray Kongre üyesi Savcı Zekeriya Öz hemen aynı gün 12.Ağır Ceza mahkemesi Başkanlığından ’suç örgütü kurmak ve buna bağlı olarak örgütün faaliyetleri’ diyerek benim için 3 aylık dinleme talebinde bulunmuştur.

Hemen ertesi gün yani 17.02.2012 tarihinde Mahkeme Hakimi de “suç işlendiğine dair kuvvetli şüphe bulunduğu, talep edilen tedbirin CMK 135/6 maddesine ilişkin olması, ancak başka surette delil elde etmek mümkün bulunmadığı değerlendirildiğinden telefon dinleme kararının alındığını” ifade ederek dinleme yetkisini Emniyete vermiştir.

Bu dört tapeden dolayı yukarıda yazılı şekilde Emniyet, Savcılık ve Mahkemenin dinleme kararı almasını haklı ve gerekli kılan bir sebep var mıdır? Bu durum, tamamen şahsımın ve Fenerbahçe Spor Kulübünün hedef alındığı bir organizasyonla karşı karşı kaldığımızı göstermektedir  Bu tamamen bir organizasyonun olduğunu bize göstermektedir. BU SORUŞTURMADA TÜM KULÜPLERLE İLGİLİ FİZİKİ TAKİP VE İLETİŞİM DİNLEME KARARI AYNI ANDA ALINSA VE UYGULANSAYDI, O ZAMAN BUNUN ŞİKE VE TEŞVİK OPERASYONU OLDUĞUNU KABUL EDERDİK.Ancak Trabzonspor kanadı bile son 1 ayda dinlenmeye başlanmıştır. Bu soruşturmanın Fenerbahçe Spor Kulübü ile Aziz Yıldırım’a yapılmış bir operasyon olduğu gün gibi aşikârdır. Türk Sporunu ele geçirmek isteyen bir grup bu operasyonu organize etmiştir. Emniyetin hazırladığı fezlekede ’suç örgütünün klasik çıkar amaçlı suç örgütlerinde görüldüğü şekilde adliye içerisinde bağlantılarının bulunduğu ve kamu görevlileri ile ilişkilerini iyi tutmaya çalıştıkları anlaşılmıştır’ diyerek (Yargıtay ve Danıştay üyelerine yemek ve forma olayına istinaden bu tespit açılmıştır) Yargıtay ve Danıştay üyelerine de suçlama getirmektedirler.
Eğer Bizlere bu bakış açısıyla suçlama getirilirse Emniyetteki bu kişilerin bilmesi gereken bazı konulara zoraki açıklık getirmem gerekecektir.

Zira Fenerbahçe Başkanının sosyal ilişkilerinin olmaması gerektiğini düşünmek ve hatta yukarıda ismi zikredilen Hakim ve Savcıları töhmet altında bırakacak şekilde ima yoluyla suç isnat etmek kanundan önce bizlerin ahlak anlayışına uygun düşmemektedir. Bu yargı mensuplarının, en az bu soruşturma ve iddianameye imza atanlar kadar saygın olduğu unutulmamalıdır. Kaldı ki Bizlerle ilişki kurmak suç örgütü suçlaması için yeterli olsa idi, başta Savcı Zekeriya Öz, Savcı Mehmet Berk, Savcı Fikret Secen, Emniyet Müdürü Nazmi Ardıç ile  Emniyet Md.Yrd. Mutlu Ekizoğlu’nunda aynı örgütün üyeleri olması gerekirdi; zira birlikte yemek yediğimiz, top oynadığımız, maçlara gittiğimiz bu şahısların Bizlerle olan ilişkilerini unutarak, bu durumdaki diğer insanları suçlamalarını kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Hatta bu kişilerden bazılarının FB Kulübü kongre üyesi oldukları,bu üyeliklerinin örgüt kurucusu benim tarafımdan bila bedel yaptırıldığı ve hatta bu kişilerin kefillerinin ise örgütün tutuklu üyelerinden Şekip Mosturoğlu, Tamer Yelkovan, Serkan Acar olduğu bu kadar açıkken…. Ancak yinede Bizler için hakkımızda ki bu hukuka aykırı soruşturmaya imza atmış olsalar dahi Devletin önemli görevlerini ifa eden bu şahıslar hakkında yorumda bulunmak doğru ve etik değildir. Ancak Bizi gerçekten yaralayan, bu şahıslarla olan tüm ilişkilerimiz sırasında bu şahısların aslında Bizler hakkında çoktan dinleme ve teknik takip kararlarını almış olmalarıdır. Keza “Başkaca delil elde etme imkanı olmadığı” gerekçesini bu kararlarına hukuki dayanak yapanların başlattığı soruşturmanın ne denli hukuka uygun olduğunu Sizlerin ve kamuoyunun takdirlerine sunuyorum.

Futbol camiası içinde etkin durumunda olmamın, yani kısaca, güvenilir ve güçlü olmamın sıkıntısını yaşayanların olduğunu anlıyoruz. 14 yıl Fenerbahçe Spor Kulübü’ne, Türk Sporuna hizmet etmiş bir spor adamı olarak tabiî ki güçlü olacağım. Kulüpler Birliği Başkanı olduğum dönemde 160 milyon $ olan naklen yayın hakkını Türkiye Futbol Federasyonu ile beraber yaptığımız çalışmalar sayesinde 450 milyon $’a çıkarttık. Kulüplere fayda sağladım. Yapılan iyi işler her zaman insanlara güç kazandırır.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkan’ı seçimle gelir. Mafya usulü seçimler 10 yıl öncelerde kalmıştır. Seçimlerin nasıl yapıldığını Hükümette, Spor Bakanlığı da yakından takip eder. Fenerbahçe Spor Kulübü’nün 7 delegesi Genel Kurulda oy kullanma hakkına sahiptir. Eğer biz 7 oyla Genel Kurulu demokratik şekilde yönlendirebiliyorsak, Savcının bizi tebrik etmesi gerekirken Bana suçlama yapıyor. KISACA HİÇBİR ÖRGÜTSEL İLİŞKİM YOKKEN TÜRK SPORUNU ELE GEÇİRMEYE ÇALIŞANLAR ADINA FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ’NE, ARKADAŞLARIMA VE ŞAHSIMA OPERASYON YAPILMIŞTIR.

Hakem ayarlamasını Mahmut Özgener kanalıyla yaptığımız söylenmektedir. Eğer bu tez doğru olsaydı o zaman maçlardan sonraki hakem hataları ile ilgili tepki ortaya koymamamız gerekirdi. Ligin ilk devresi Trabzonspor lehine yapılan hatalardan dolayı Ben ve Teknik Direktörümüz Aykut Kocaman ligin devre arasında hakem camiası ve Türkiye Futbol Federasyonu’nun dikkatini hakem hatalarına çeken beyanatlar vermiştik. Eğer Biz bir organizenin içinde olsaydık sahamızda oynadığımız Fenerbahçe – Bursa (EK-6/A) ve Fenerbahçe – Gaziantep (EK-6/B) maçlarındaki hakem hatalarını yaşamamış ve Bizler de PFDK’na sevk edilmemiş olurduk. Fenerbahçe – Bursa maçını yöneten Kuddusi Müftüoğlu ile Fenerbahçe – Gaziantep maçını yöneten Hüseyin Göcek yönettikleri maçlarda bariz şekilde kötü bir hakemlik örneği göstermişlerdir. KuddusiMüftüoğluy’la ilgili Ahmet Çakar’ın bu maçtan önceki yorumu şöyledir. BUNU DA FEZLEKEDEKİ TAPELERİ OKUDUĞUMUZDA GÖRÜYORUZ.

Bucaspor – Sivasspor maçının sonucu 4-0 Sivas lehine bitmiştir. Maçın hakemi Kuddusi Müftüoğlu’dur. Bu maçtan sonraki hafta Fenerbahçe – Bursaspor maçı oynanacaktır. Ahmet Çakar, 03.04.2011 günü oynanan Fenerbahçe – Bursaspor müsabakasında hakem Kuddusi Müftüoğlu’nun tartışmalı bir pozisyonda Fenerbahçe Spor Kulübü Futbol takımı lehine penaltı vermemesinin nedenini açıklıyor. “Müftüoğlu ve Merkez Hakem Kurulu Başkanı Oğuz Sarvan Cuma günü Silivri’de bir otelde buluştu. Oğuz Sarvan, Kuddusi Müftüoğlu’na yönettiği Buca-Sivas maçını hatırlattı ve ’kötü maç yönettin. Verdiğin penaltı ve kırmızı kartla Sivas maçı kazandı. Eğer böyle tartışmalı bir penaltı daha verirsen, Sivas Başkanı Mecnun Odyakmaz ile Fenerbahçe’nin Başkanı Aziz Yıldırım’ın dostluğu ön plana çıkarılır dedi’ şeklinde sözlerle yorumlara katıldığı tespit edilmiştir.” Bunu söyleyen Ahmet Çakar, “sözde” tespitle dinlemeyi yapan ve delil toplayan ise İstanbul Emniyet Organize Şubedir.

Fenerbahçe – Bursaspor maçında Kuddusi Müftüoğlu Fenerbahçe’yi tutmayacağım diye Fenerbahçe’mizin penaltısını vermemiş ve kötü maç yönetmiştir. Ahmet Çakar’ın yorumunda görüldüğü gibi Fenerbahçe’nin Merkez Hakem Kurulu Başkanının tavsiyeleriyle, futbol deyimi ile ’önü kesilmeye çalışılmaktadır’. Benim tarafımdan hakemlerin baskı altına alındığı söylense de gerçeğin böyle olmadığı apaçık ortadadır. Aziz Yıldırım’ın ’hakemleri ayarladığı, baskı altına aldığı’ söylevine rağmen hakemlerle ilgili hiçbir konu iddianamede yer almamaktadır. Açıkça görülmektedir ki Aziz Yıldırım hiçbir hakemle veya Merkez Hakem Komitesi başkanı ve üyeleriyle konuşmamıştır. Benimle ilgili yapılan bu suçlama bir hayal ürünü ve safsatadır. Beni suçlamak amacıyla Hacivat – Karagöz oyununa benzeyen bir ortaoyunu oynanmaktadır.

Beni bu şekilde suçlayanlar Trabzonspor Başkanı Sadri Şener’in 01.05.2011 Günü, saat 22.04’te Gökmen Özdemir isimli gazeteciyle yaptığı görüşmede dediklerine ne yorum yapacaklardır?

10.05.2011 Günü, saat 13.47’de Nevzat Şakar ile Sadri Şener’in konuşması : (Tape 3825); EK-7

Hakem ataması: Cüneyt Çakır atandı.

Fenerbahçe Futbol Takımının oynayacağı müsabakalarda görev alacak hakemlerin Fenerbahçe aleyhine karar vermemesi için girişimlerde bulunduğum söylenmektedir. Bu iki tapede Trabzonspor Başkanı Sadri Şener, yöneticisi Nevzat Şakar ile gazeteci Gökmen Özdemir arasındaki diyaloglar hakem atamalarını kimlerin yaptırdığını göstermektedir. Benim aleyhimize karar vermemesi için hakemlerle ilgili girişim yaptığım söyleniyor; hâlbuki benim böyle bir icraatım olmadığı açıkça görülmektedir. Ancak;Ben Metris’te yatmaktayım Onlar ise bu konularla ilgili suçlanmıyorlar bile. En önemlisi ise, Ben hakemlerle ilgiliyim diye dinlenmeye alınıyorum, başkaları alınmıyor.

Burada ortaya çıkan sonuç adaletin renk skalasında sarı ve lacivertin olmadığıdır. Ama unutulmaması gereken husus “SUÇLULARIN BERAAT ETTİĞİ YERDE YARGIÇLAR HÜKÜM GİYER”  sözünün gerçekliğidir.

İddianamenin 147. Sayfasında;
’1998 yılından itibaren Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Başkanlığı’nı yürüten Aziz Yıldırım’ın : Olgun Peker liderliğindeki suç örgütü ile ilişkili olduğu, kendisiyle birlikte hareket eden Mecnun Odyakmaz, Bülent Uygun, Bülent İbrahim İşçen, Ali Kıratlı, Yusuf Turanlı, Abdullah Başak ve İlhan Ekşioğlu isimli şüphelilerinde Peker Grubu ile irtibatlı oldukları görülmüştür’ denmekte ve sonra da ’Aziz Yıldırım’ın Olgun Peker ile irtibat halinde olmasına rağmen suç örgütü bünyesinde yer almadığı, etrafına topladığı şahıslarla birlikte, kendi liderliğinde, farklı bir yapılanma içine girdiği’ diye devam etmektedir.

Savcı tarafından kısaca Aziz Yıldırım’ın, Olgun Peker ile ilgili suç örgütüyle bir eylemin içinde olmadığı açıkça belirtilmektedir. O zaman Olgun Peker’in dinlenmesi, arkasından Mahmut Özgener’in dinlenmesi ve iddiaya göre de benim Mahmut Özgener’den dolayı dinlenmeme baktığımızda hiçbir suçun olmadığını Sayın Savcı Mehmet Berk’in iddianamedeki anlatımlarından anlıyoruz. Eğer bir eylem içinde yok isem neden Olgun Peker’in suç örgütü içinde dinlenmeye tabi tutuluyorum ?
Konuşma tapelerine baktığımızda, Benim Olgun Peker’le hiçbir konuşmam görülmemektedir. İlhan Ekşioğlu’yla konuştuğu tapede ise benimle ilgili düşüncesini 07.04.2011 günü, saat 17.49’daki görüşmesinde söylüyor. (Tape no : 2021), EK-8

Yukarıdaki diyalogları inceleyince benim Olgun Peker’le ilgili bir soruşturma içinde olmamam gerektiğini görmekteyiz.

Hâlbuki Olgun Peker’in Mahmut Özgener, Nevzat Şakar ve Serhat Ulueren’le de konuşmaları bulunmaktadır. Esas dinleme konuşmasına muhatap olan Mahmut Özgener hiçbir soruşturma geçirmeden hakkında net ve inandırıcı delil elde edilmediğinden dava açılmamıştır.

Olgun Peker suçlu ise neden konuşmasına müsaade ediliyor? Hâlbuki Olgun Peker’le benim hiçbir görüşmem yoktur. Buna rağmen bu örgüt içinde olmam için Organize Şube tarafından “çaba” gösterilmektedir. Tüm bu tespitler ışığında soruşturmaya olan güvensizliğim sizce haksız mıdır?

Mecnun Odyakmaz Kulüpler Birliğinde 3 yardımcımdan biridir. Aynı zamanda Sivasspor Kulübü Başkanıdır. Bu görevlere gelirken hepimiz Türkiye Cumhuriyeti Savcılarından Temiz Kâğıdı belgesi alıyoruz. Bu belgelerle beraber Kulüplerimizde seçimlere katılır, kongre üyelerince seçilerek görevlerimizi yaparız. Kulüplerimiz adına görevlerimizi yaparken illerimizin Vali, Kaymakam, Askeri sorumluları ve Belediye Başkanlarıyla sıkça görüşürüz. Bunun da ötesinde Sayın Başbakan başta olmak üzere Devlet ve Hükümet sorumlularıyla bir araya geliriz. Şimdi sormak istiyorum Peker Grubuyla bir araya gelinmesi sakıncalıysa Mecnun Odyakmaz’ın neden Sivasspor’a Başkan olmasına müsaade edildi?  Bizleri de kimse neden Mecnun Odyakmaz’la görüşmemizin sakıncalı olduğunu söyleyip neden uyarmadı? Uyarmak Devletin sorumluluğunda değil midir? Hepimizin geçmişte hataları vardır. Kanun önünde alacağımız cezalardan arındıktan sonra geçmişin hesabının sorulmaması gerekmez mi? Geçmişte yaşadıklarımızın hesabını verip beraat etmiş olsak dahi geçmişin hesabından ölene kadar sorumlu mu olacağız?

Bülent İbrahim İşçen, 2004 yılı öncesinde sahibi olduğu oto satış galerisinden Sedat Peker’e, bir araç satmasından ibaret olan ticari ve beşeri münasebeti sebebiyle, son derece haksız ve hukuksuz bir şekilde, bu bir örgüt üyeliği faaliyeti olarak değerlendirilecek, kamuoyunda “Kelebek Operasyonu” olarak bilinen soruşturmaya şüpheli sıfatıyla dahil edilmiştir. Ancak yapılan yargılama neticesinde; İstanbul Özel Yetkili 9 uncu Ağır Ceza Mahkemesinin 30.01.2007 tarih ve 2001/289 esas ve 2007/9 sayılı kararıyla, yüklenen örgüt üyeliği suçu sabit olmadığından, Bülent İbrahim İşçen’in BERAATİNE hükmedilmiştir. Söz konusu karar halen kesinleşmiş durumdadır. Bu tarihten sonra da, Bülent İbrahim İşçen’in hiçbir şekilde ne bir suç, ne de bir suç örgütüyle ilgi ve alakası olmamıştır. Beraat edilen bir davadan dolayı devamlı olarak bireyleri suçlu göstermek Devlet kurumlarına yakışmaz. Gerçeklerle bağdaşmayan, yanlış bilgilere dayanılarak yapılan suçlamanın hem Bülent İbrahim İşçen’e hem de Büyük Fenerbahçe camiasına zarar vermek amaçlı olduğunu bilgilerinize sunarım.
Bülent Uygun tüm sporseverlerin tanıdığı bir kişidir. Kendisini Fenerbahçe’de futbol oynadığı yıllardan tanırım. Sivasspor ve Eskişehirspor’daki teknik direktörlüğü sırasında da kendisini takip etmişimdir. Ancak kendisiyle Eskişehir’e gittiğimiz 09.04.2011 tarihinde Eskişehir Spor Kulübü tesislerindeki görüşmemin dışında görüşmem olmamıştır. Tüm kamuoyunun tanıdığı Bülent Uygun’un Benimle ilişkisi de bu kadardır.

Ali Kıratlı da Fenerbahçe Spor Kulübü kongre üyesidir. 1997 yılında Kulübe üye olmuştur. Benim Başkanlığımdan önce kendisi Kulüp üyesidir. Ben de kendisini Fenerbahçe Kulüp üyesi olmasından dolayı tanıdım. Kendisi ile maçlarda karşılaştığımda gerektiğinde görüşürüz. Gökmen Özdemir gibi gazeteci müsveddelerinin dediği gibi Benim adamım değildir. Kendisi özel sektörde çalışan bir işadamıdır.

Ali Kıratlı’nın Eskişehir’deki Eskişehir – Trabzon maçına gitmesi hakkında bilgim yoktur. Bununla ilgili ileride açıklayacağım tapelerde bunu açıkça göreceğiz. Eskişehir’e gidişiyle ilgili kamuoyundaki konuşmaları Şekip Mosturoğlu’yla (bir tapede) konuşarak 6222 sayılı yasaya göre suç duyurusu yapılmasını istiyorum. Eskişehir’deki Eskişehirspor– Fenerbahçe maçından önce Ben ve yönetici arkadaşlarım Eskişehirspor Kulüp Başkanı Halil Ünal’ın davetlisi olarak Eskişehir tesislerine gitmiştik. Orada kahvaltı yaptık. Sonra güvercin uçurmaya gitmek için alt salondan yürürken BÜLENT UYGUN’UN ODASININ ÖNÜNDEN GEÇERKEN ODADA BİR KİŞİ VARDI. BÜLENT UYGUN’UN BABASI OLDUĞUNU SÖYLEDİLER. BEN DE BU ŞAHSIN ELİNİ SIKARAK MERHABALAŞTIM VE ORADAN AYRILDIM. ALİ KIRATLI, İLHAN EKŞİOĞLU’NU ARAYARAK BENİM ODADA BÜLENT HOCAYLA GÖRÜŞTÜĞÜMÜ VE TAHTADA YAZILI ESKİŞEHİR’İN KADROSUYLA MAÇA ÇIKARLARSA FENERBAHÇE’NİN YENECEĞİNİ SÖYLEDİĞİMİ İLHAN EKŞİOĞLU’NA ANLATMIŞTIR. BÖYLE BİR OLAY OLMADI. NORMALDE EĞER YENEBİLECEĞİMİZİ DÜŞÜNDÜĞÜM BİR TAKIM KADROSU İÇİN NEDEN YORUM YAPAYIM?  ALİ KIRATLI’DA BU KONUYA HERHALDE AÇIKLIK GETİRECEKTİR.

Diğer bir konu da Ali Kıratlı yine ileride göreceğimiz bir tapede konuşmasında Benim evime geleceğini belirten ifadeler kullanmasıdır. Ali Kıratlı hiçbir zaman Benim evime gelmemiştir. Bu konuşmaları o andaki durumuna göre yaptığını düşünüyorum. Yani kısaca Ali Kıratlı kamuoyunda yaratılmaya çalışılan Aziz Yıldırım’ın adamı rolündeki kişi değildir.

Yusuf Turanlı’yı hiç tanımam. Metris’te 2 veya 3 defa spor saatinde spor salonunda görmüşümdür. İlgim ve alakam yoktur. Kendisiyle ilgili hiçbir tape konuşmamda iddianamede yer almamaktadır. Kendisiyle görüşenlerin benim ismimi kullandıklarını maalesef tapelerde gördüm.

Abdullah Başak ta maçlarda gördüğüm İlhan Ekşioğlu’nun totemidir. Hoş sohbet olduğu içinde herkesle diyalog kurabilir. Tamamen sohbet amaçlı kafilelerde yer almıştır.

2- YASADIŞI EKONOMİK VE ÇIKAR AMACLI ÖRGÜT SUÇLAMASI

Şahsıma isnat edilen diğer bir suçlama, yasadışı haksız ekonomik çıkar amaçlı suç örgütü kurduğum yönündedir. İddianamede söz konusu iddia şu şekilde açıklanmıştır:
“Aziz Yıldırım’ın 1998 yılından itibaren Fenerbahçe Spor Kulübünün Başkanlığını yaptığı, Fenerbahçe futbol takımının 2010 -2011 Süper Lig sezonuna kadar 4 lig şampiyonluğu kazandığı, en son şampiyonluğunu 2006-2007 yılında elde ettiği, 2005-2006 ve 2009-2010 sezonlarında ise şampiyonluğu son maçta kaybettiği ve sırasıyla bu sezonlarda Galatasaray ve Bursaspor’un şampiyon olduğu, bu durumun camia içerisinde huzursuzluğa yol açtığı, başarının sadece kupa ve şampiyonluklarla ölçüldüğü Fenerbahçe gibi büyük kulüplerde, üst üste birkaç yıl şampiyonluk elde edemeyen yönetimin başarılı kabul edilemeyeceği, son yıllarda yaşanan sezon sonunda son maçlarda şampiyonluğun kaydedilmesinin gerek camiada gerekse yönetimde şok etkisi yarattığı, bu nedenle yönetimin sezon başında üst üste 3 yıl şampiyonluk vaadinde bulunduğu, dolayısıyla bu sezon başında (2010-2011) mutlak şampiyonluk beklentisinin oluştuğu, ligin ilk yarısında oynanan maçlar sonunda lider Trabzonspor’la oluşan puan farkının ise şampiyonluk ihtimalini azalttığı, bunun da camia içerisinde sezon sonu yönetimin değişebileceği söylentilerine yol açtığı, Aziz Yıldırım ve ekibinin ise Fenerbahçe Spor Kulübünün yönetimini bırakmak istemedikleri, kulüp içerisindeki gücünün devam etmesi gerekliliğine inanan Aziz Yıldırım’ın bu nedenle sezonun 2.yarısı başladığında puan kaybına tahammülünün olmadığı, ayrıca sezon sonuna kadar futbol takımının puan kaybetmemesinin de tek başına yeterli olmadığı, rakibi durumundaki Trabzonspor’un da puan kaybetmesinin gerektiği, şampiyonluğun sadece sportif faaliyetlerle elde edilemeyeceğini düşünün Aziz Yıldırım’ın, bu nedenle, yönetimde yer alan bazı şahıslar ve geçmişte Sedat Peker grubu ile irtibatlı olan bazı şahıslarla birlikte ayrı bir oluşuma gittiği, yönetimde görev yapan diğer üyelerin bilgi ve rızaları dışında oluşan bu yapılanmanın kendi içerisinde ayrı toplantılar tertiplediği, kamu yararına dernek statüsünde bulunan Fenerbahçe Spor Kulübünün; ismi, toplumdaki saygınlığı ve köklü geçmişinin getirdiği etki ve gücü de kullanılarak örgütsel faaliyetlere zemin hazırladığı,

Fenerbahçe Spor Kulübünün gelirlerine bakıldığında, sadece 2010 yılında 315 milyon TL gelir elde ettiği, 2011 yılı bütçesinin ise 367 milyon TL olarak Mali Genel Kurul sonucunda belirlendiği, 2010-2011 sezonu Spor Toto Süper Lig şampiyonluğu sonucunda Fenerbahçe SK’nün Türkiye Futbol Federasyonundan dayanışma payı dışında, şampiyonlar payı olarak 18 milyon TL, 26 galibiyet ve 4 beraberlik sonucunda 21 milyon TL ve şampiyonluk primi olarak 15 milyon TL almaya hak kazandığı, şampiyonlar Ligine doğrudan katılacak olması nedeni ile 16 milyon TL almaya hak kazandığı, 2010-2011 sezonu Süper Lig Naklen Yayın Gelirlerine bakıldığında, Fenerbahçe SK.’nün şampiyon olması sonucunda diğer kulüplerin alacağı paydan fazlasını almaya hak kazandığı, bu gelirlerin ; Fenerbahçe :64.1 milyon TL, Trabzonspor : 49.875 milyon TL, Beşiktaş : 40.325 milyon TL, Galatasaray: 40.1 milyon TL, Bursaspor :36.650 milyon TL, şeklinde sıralandığı,

Tüm bunlar göz önüne alındığında Fenerbahçe Spor Kulübünün büyük bir ekonomik değere sahip olduğu, bu değerle birlikte Fenerbahçe Spor Kulübünün yöneticilerinin de sosyal ve ticari hayat içerisinde etkin bir konum kazandıkları, bu nedenle Fenerbahçe kulübünün yönetimini uzun yıllardır elinde bulunduran Aziz Yıldırım ve talimatıyla hareket eden örgüt üyelerinin kulüp yönetimini bırakmak ve elde ettikleri etkinliği kaybetmek istemedikleri,

Aziz Yıldırım liderliğinde oluşturulan suç örgütünde, İlhan Yüksel Ekşioğlu ve Mehmet Şekip Mosturoğlu’nun etkin konumda oldukları, örgüt içerisinde tam bir hiyerarşik yapının bulunduğu, Aziz Yıldırım ile bu örgüt üyesi şüpheliler arasındaki ilişkinin kulüp başkanı – kulüp yöneticisi ilişkisinden çok, örgüt lideri ile elemanı arasındaki ilişki şeklinde olduğu, şahısların Aziz Yıldırım’ın talimatlarını legal-illegal ayrımı yapmadan emir olarak algılayarak yerine getirdikleri, örgüt üyeleri ile Aziz Yıldırım arasında suç işleme amaçlı bir birlikteliğin var olduğu, “ileri sürülmektedir.

15 Şubat 1998 Tarihinden beri Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanlığı görevini yürütmekteyim. Bu dönem süresince yapmış olduğumuz tesisleşme, ekonomik ve sportif başarılarımızla ilgili bilgileri gösteren dokümanları ihtiva eden 1 adet kitap incelenmesi amacıyla Başkanlığınıza sunulmuştur. (EK-9: Sportif ve Ekonomik Tesisleşme, Mali Hususlar Kitabı)

Bu dönem içerisinde Fenerbahçe futbol takımı 5 birincilik, son maçta birinciliği kaybettiği 2 de ikincilik kazanmıştır. Fenerbahçe Spor Kulübü, 2000 lisanslı sporcuyu bünyesinde barındırmaktadır. Fenerbahçe Spor Kulübünde futbol takımından başka basketbol, voleybol, kürek, yüzme, masa tenisi, boks, yelken, atletizm şubelerinde her branşta ve her yaşta bayan ve erkek sporcularımız Fenerbahçe Spor Kulübü’nü ve milli takımı Türkiye, Avrupa ve dünya şampiyonalarında temsil etmektedirler.

Sayın Başkan,

15 ŞUBAT 1998 YILINDA BAŞKAN OLDUĞUMDA FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ’NÜN BÜTÇESİ 16.000.000 $ DI. BEN VE ARKADAŞLARIMIN ÇALIŞMALARI SONUCUNDA FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜNÜN 2011 YILI BÜTÇESİ 225.000.000 $’A ULAŞTIRILMIŞTIR.
BUNUN YANINDA FENERBAHÇE SPORTİF A.Ş.’NİN DEĞERİ 1,5 MİLYAR $ RAKAMINA ÇIKMIŞ, ANCAK 3 TEMMUZ DAN İTİBAREN BU DEĞER 700.000 MİLYON $ CİVARINA DEĞER KAYBEDEREK İNMİŞTİR. %15 İ HALKA ARZDIR.

Şike ve teşvik suçlamasıyla Kulübümüze sorumsuzca yapılan suçlamalar halka arz olan şirketimize ve hisse  senedi sahibi vatandaşlara zarar veren boyutlara ulaşmıştır.

Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Fenerium, taraftar kart, Fenercell, Fenerbahçe Koleji gibi ayrıca şirketleri de bulunmaktadır.

2005-2006 ve 2009-2010 yıllarında iki defa olmak üzere son maçta şampiyonluğu kaybettik. 2009-2010 yılının son maçını Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu’nda Trabzonspor’la oynadık. Maçın sonucu 1-1 beraberlikle bitince şampiyonluğu Bursaspor’a hediye ettik. Geçen yıl hem Türkiye kupasını Trabzon’a hem de Türkiye ligini Trabzonspor’la berabere kalarak Bursaspor’a kaybetmiş olduk.

Buradan Trabzonspor Başkan ve yöneticilerine sormak istiyorum. Geçen yıl ki lig maçından önce kendi futbolcularına, kendi yönetim kurulundaki yöneticilerine Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu veya sporcularından hiç kimse şike teklif etti mi veya şike teşebbüsünde bulundu mu? Böyle bir girişim içinde bulunmadığımızı açıkça Ben beyan ediyorum. Eğer bunun aksi bir olay varsa Trabzonsporluların açıklamasını arzu ediyor ve bekliyorum. Fenerbahçe Spor Kulübü olarak Biz isteseydik geçen yıl şampiyon olurduk. Nasıl mı? Anlatayım. (EK-9/A Bursasporlu Ozan İpek isimli oyuncunun beyanlarının video görüntüsü)

İstanbul’da İ.B.B. Sporla Diyarbakırspor maçı son dakikada seyircinin sahaya girmesiyle hakem tarafından tatil edildi. Maçın skoru 1:0 İ.B.B. lehineydi. T.F.F. Diyarbakırspor’u hükmen mağlup edecekken bu konunun memleket meselesi haline gelebileceğini belirterek, “gerekirse siyasilerle konuşun” önerisi yaptım. ŞAHİTLERİM MAHMUT ÖZGENER VE GÖKSEL GÜMÜŞDAĞ’DIR. T.F.F. BAŞKANI DA GEREKLİ GÖRÜŞMELERİ YAPARAK MAÇIN NETİCESİNİ 1-0 İ.B.B. LEHİNE TESCİL EDEREK HÜKMEN MAĞLUBİYET KARARINI ALMADI. EĞER DİYARBAKIRSPOR İ.B.B.SPOR MAÇINA, MAÇ BİTMEMİŞ, YARIDA KALMIŞ GİBİ BİR İŞLEM YAPILSAYDI VE KURALLARI UYGULANSAYDI DİYARBAKIRSPOR KÜME DÜŞMÜŞ OLACAKTI. BİZ SAHAMIZDA BERABERE KALDIĞIMIZ İÇİN KAYBETTİĞİMİZ 2 PUAN BİZE GERİ VERİLECEKTİ. O ZAMAN DA FENERBAHÇE FUTBOL TAKIMI ŞAMPİYON OLACAKTI. BİZ ÜLKE MENFAATİ İÇİN BUNU YAPMADIK. UCUZ ŞAMPİYONLUKLARIN PEŞİNDE KOŞMADIK. TÜRKİYE CUMHURİYETİ’Nİ DÜŞÜNEREK KENDİMİZDEN TAVİZ VEREREK ÜLKE İÇİN OLABİLECEK OLUMSUZLUKLARI ÖNLEDİK.

2006 yılındaki şampiyonluk hikâyesi de ne yazık ki acıdır. Bu yıl Türkiye’de Federasyonlar eliyle şampiyonlukların, düşmelerin tayin edildiği yıldı. Denizli’deki Denizlispor – Fenerbahçe maçı 16 dakika durduruldu. Sahaya konfetiler atılarak maçın devamlı oynanması önlendi. Oyuncularımızın konsantrasyonu bozularak maça motive olmaları bu şekilde önlenmiş oldu. Denizlispor kümede kaldığı halde bu 16 dakikada bir yıl boyunca göstermediği, yapmadığı mücadeleyi sahaya koydu. Acaba neden? Kamuoyuna son 6 maç incelensin dedik. Her türlü dedikodu yapılıyordu. Galatasaray tarafından teşvik primi verildiği her yerde konuşuluyordu. Ama kimse konuyu incelemiyordu. Bugün konu kısmen de olsa gündeme geldi. Bize dolandırıcılıktan iddianamede suçlama yapan Savcı Mehmet Berk, Denizli maçıyla ilgili görevsizlik kararı vererek dosyayı Çağlayan Adliyesine göndermektedir.

Denizli’deki maçtan önce Denizli Başkanı Ali İpek çantaların ortada gezdiğini, sezon sonunda neler olduğunu açıklayacağını söyledi. Ama Denizli ligde kalınca sustu. Bugün bunları açıklamanın zamanıdır. Şike ve teşvik temizliği yapılacaksa herkesin konuşması gerekir. Ali İpek, Can Çobanoğlu, Yusuf Şimşek, Galatasaraylılar. Herkes konuşmalı. Yalan söyleyerek değil gerçekleri söyleyerek konuşmalılar.

Galatasaray Stumgraz maçını da hep beraber tekrar tekrar beraber seyredelim. O TOLERANSLI ŞİKE NASIL YAPILIR?. 22 oyuncunun nasıl şike yaptığını ibreti alem için tekrar görelim. Galatasaray’ın Malatyaspor’lu oyunculara verdiği arabaları, Bursaspor kalecisine teklif edilen şikeyi, Eskişehirspor Kalecisi Zalad’a, Ankaragücü’nü 8-0 yenmesini yeniden irdelemek lazım. O zaman temiz futbolu anlarız. Denizli’ye ne kadar teşvik primi verildiğini bir bürokratın ağzından dinleyelim. Bugünlerde adaletin bekçileri olanların bu ülkeye şikeyi, teşviki getirdiğini unutmayalım. Ancak konu şike ve teşvik meselesi değildir. Bugün konu Türk sporunu ele geçirme operasyonudur.

Fenerbahçe’ye anlam veren kupaların şampiyonlukları değil, kupalara şampiyonluklara anlam veren ’Fenerbahçe’dir.

Daha önce de söylediğim gibi; soruşturmayı yürüten ve iddianameyi hazırlayan Savcı Mehmet Berk’i Fenerbahçe Spor Kulübü’ne Ben üye yaptım. Üyelik formundaki kefilleri ise Şekip Mosturoğlu, Tamer Yelkovan ve Serkan Acardır. Kefillerinden ikisi Metriste benimle beraber hapis yatmaktadır. Serkan Acar da tutuksuz yargılanmaktadır.

İddianamede Savcı Mehmet Berk Fenerbahçe Spor Kulübünde başarının sadece kupa ve şampiyonluklarla ölçüldüğünü söylemektedir. Savcı, görülen o ki, büyük bir çınara benzeyen Fenerbahçe Spor Kulübü’ne üye olduğunun maalesef farkında değil. Buna rahmetle andığım İslam Çupi’nin sözleriyle cevap vereceğim;
“TÜRKİYE’DE FENERBAHÇE CUMHURİYETİ SAĞLIKLI, BAŞARILI VE İLKSE, BU ÜLKEDE HER ŞEY MUTLU VE HUZURLUDUR. ESNAFIN YÜZÜ GÜLER, PERAKENDECİ VE TOPTANCILARIN TEZGÂHINDA MAL KALMAZ. TİYATROLAR, SİNEMALAR, SAZLAR, BARLAR, MEYHANELER FULDUR. STATLAR TÜRKİYE’NİN HER VİLAYETİNDE LEBALEPTİR. FENERBAHÇE GİTTİĞİ HER KENTE KENDİ İLE BİRLİKTE BÜYÜK BEREKETİNİ GÖTÜRÜR. KÖTÜ (!) UĞURLANMASINA RAĞMEN. FENERBAHÇE CUMHURİYETİ ORTALIKTA YOKSA TÜRKİYE YOKTUR, FUTBOL YOKTUR, BOLLUK YOKTUR, İNSANLAR YOKTUR, CANLILAR GÜÇ NEFES ALIR VE BU ÜLKE KISA SÜRE SONRA YAŞAYAN YER OLMAKTAN ÇIKIP, MEZARLIK OLUR. FENERBAHÇE BÜYÜKLÜĞÜ NE ŞAMPİYONLUK BÜYÜKLÜĞÜ, NE KUPA BÜYÜKLÜĞÜDÜRONUN BÜYÜKLÜĞÜ BAŞKA BİR BÜYÜKLÜKTÜR İŞTE, ADI KONAMAZ”

Bugün de adını koyamadığımız gibi. Bir camia ki suçlandığı konuda hiçbir savunma yapmadığı halde dimdik ayakta durabilmektedir.

Diğer bir konu da; İddia Makamının, “Aziz Yıldırım ve ekibinin Fenerbahçe Spor Kulübü yönetimini bırakmak istemediklerini, kulüp içerisindeki gücünün devam etmesi için bunun şart olduğunu” ileri sürmesidir.

Ben, 15 Şubat 1998 tarihinde 1 oy farkla Fenerbahçe Spor Kulübü kongresinde Fenerbahçe’ye Başkan seçildim. BU BENİM VE AİLEM İÇİN ONURDUR, ŞEREFTİR. 2001 YILINDA FENERBAHÇE FUTBOL TAKIMININ ŞAMPİYON OLMASINDAN SONRA BAŞKANLIĞI BIRAKTIM.Fenerbahçeliler geri dönmem için yürüyüşler yaptılar. Her kesimden fakslar, telefonlarla Başkanlığı bırakmamam yönünde telkinler, ricalar geldi. (EK-10 : Gazete Kupürü)

O günkü bir taraftarın mesajını burada hatırlatmak istiyorum; çünkü bugünkü yaşadığımız süreci benim açımdan en iyi anlatan mesajdır.  SAYIN LERNA YOLDAŞ YAZMIŞ, ŞÖYLE DİYOR;(EK-11 yazı)

“Tek bildiğim şu ; Türkiye liglerindeki hiçbir takım Fenerbahçe Camiası kadar kenetlenmenin ne olduğunu bilemez. Bu kenetlenmeyi bize öğreten kim ?
AZİZ YILDIRIM !!!
Peki, camiayı bırakıp giden kim ?
AZİZ YILDIRIM !!!
Eğer bir insan Fenerbahçe sevgisini bildiği tüm değerlerin üzerinde tutuyorsa ve buna rağmen bırakıp gidiyorsa geride kalan insanların suçu ne ?”
“BİZ TÜM TARAFTARLAR OLARAK HER ZAMAN SİZİN FİKİRLERİNİZE ÖNEM VERİP DESTEKLERKEN, BİZİ, SİZİ DESTEKLEMEYEN BİR DÜŞÜNCEYE KARŞI ZORLAMAYIN VE LÜTFEN MİLYONLARCA İNSANIN İNANÇLARINI ZEDELEMEYİN. FENERBAHÇE CUMHURİYETİ HER ZAMAN EN İYİLERLE AYAKTA KALMIŞTIR VE KALACAKTIR.”
 Değerli Fenerbahçeli bunu 30.05.2001 tarihinde yazmış.

Bu sözlerden sonra Başkanlığa yeniden aday oldum, Başkanlığa devam ettim. Bu söz bugün için de geçerlidir.

2006 yılında da son maçta Denizlispor’la berabere kalarak şampiyonluğu kaçırmış olduk. 2 yıl arka arkaya şampiyon olmuştuk. 2006’da 3 üncü şampiyonluğu yaşayarak ileriki yıllarda diğer Kulüplerle aramızda her yönden farklar meydana gelecekken T.F.F. ve onunla beraber hareket edenler bunu önlediler. 2005 yılı Mart ayında Ankara’da yapılan o zamanki Gençlik ve Spor Bakanı Sayın MEHMET ALİ ŞAHİN BAŞKANLIĞINDAKİ TOPLANTIDA, T.F.F. BAŞKANI İLE KULÜPLER BAŞKANLARININ KATILDIĞI BU TOPLANTIDA ŞİKENİN TÜRKİYE’DE OLDUĞUNU DİLE GETİREREK BUNUN ÖNLENMESİ GEREKTİĞİNİ SÖYLEMİŞTİM. O zaman şike T.F.F. tarafından yandaşı olduğu kulüplerle beraber yapılıyordu.

29 Kasım 2006 tarihinde yapmış olduğum basın toplantısından sonra 15.12.2006 tarihinde T.F.F. Disiplin Kurulundan 1 yıllık hak mahrumiyeti aldım.SEBEBİ “BU KADAR PİSLİĞE BATMIŞ BİR ORTAMIN ALTINDAN FEDERASYON KALKAMAZ. ÇÜNKÜ İŞİN İÇİNDE ONLAR VAR. ONLARIN OLDUĞU YERDE TEMİZLİK OLMAZ” dediğim için hak mahrumiyeti cezası almıştım. Bu konuşmada T.F.F. eliyle yapılan şikeleri gündeme getirmiştim. (EK-11/A)

01.12.2006 Tarihinde Sayın Bakan M. Ali Şahin bana şu sözlerle yanıt vermekteydi.

BAKAN ŞAHİN’DEN AZİZ YILDIRIM’A YANIT:

BAKAN ŞAHİN, AZİZ YILDIRIM’IN ŞİKE İDDİALARININ ARAŞTIRILMASI İÇİN DEVLETİ GÖREVE ÇAĞIRMASIYLA İLGİLİ OLARAK “ASLINDA ’DEVLET BU İŞE EL KOYSUN’ DEMEK ’BU SİYASİLER TÜRKİYE’Yİ YÖNETEMİYOR, ASKERLER EL KOYSUN’ DEMEKTEN FARKSIZ” AÇIKLAMASINDA BULUNDU. MAKUL BİR SÜRE SONRA OLAĞANÜSTÜ GENEL KURUL ÇAĞRISINDA BULUNMAK ZORUNDA KALACAĞINI BELİRTEN ŞAHİN “ŞİKE İDDİALARINA FEDERASYON EL KOYSUN” dedi.

2006 Yılı Mayıs ayında Başkanlıktan istifa ettim. Tekrar göreve gelmem için Fenerbahçeliler yürüyüşler yaptılar. Sayın Başbakan Ereğli’de bir bayan vatandaşın isteği üzerine Başkanlığa devam etmemi istedi. 2006 yılında Kongrede aday oldum. Tek aday olarak 2824 oy alarak 8 inci kez seçildim. Böyle bir insanın Fenerbahçe Başkanlığından ayrılma korkusu olabilir mi? Bugün Savcı ve Emniyet herhalde Fenerbahçelilerin düşüncelerini biliyorlardır. Kongrede verdiğim 3 yıl şampiyonluk sözü bir hedeftir. Bizler için önce Fenerbahçe sevdası gelir. Savcı Mehmet Berk gibi Fenerbahçeliler için ise önce kendileri gelir. 3 yıllık seçimle gelmiş bir Başkanım. 3 yılın sonunda Fenerbahçe Spor Kulübü kongre üyeleri sevabımla, günahımla Fenerbahçe’mize yaptıklarımla beni değerlendirirler ve gerekeni yaparlar.

24 Haziran 2006 daki konuşmamdan bir pasaj okuduğumda bazı konuları daha iyi anlayacağız.

Ben bu camiaya borçluyum. En azından 2 kupa söz verdik ama olmadı. Ama yine söz verdik. İnşallah yapacağız. Ben sevildiğimizi biliyordum ama bu kadar olduğunu bilmiyordum. Hele bir bayan taraftar dedi ki ’Ben 4 aylık hamileyim ve gittiğinizi doğan çocuğuma nasıl anlatırım. Fenerbahçe ile güzel güneşli günler göreceğiz’. Taraftarın da dediği gibi ’Darağacında da olsak son sözümüz Fenerbahçe olacak’ demiştim. 6 yılda ne değişmiş, hiçbir şey. Tüm Fenerbahçeliler daha da sevdalanmış, daha arzulu hale getirmişiz sevdamızı. Bu sevdayı kimse engelleyemez. Ne Metris ne darağacı. 1 Nisan 2006’da Fenerbahçe Dergisindeki yazımda bunların hepsinin farkındayız diyorum. Bugün de tüm Fenerbahçeliler aynı düşüncedeyiz. Büyük Fenerbahçe camiası sivil toplum örgütü olarak ülkemizin geleceği için artık bir şeyler yapmanın gerekliliğini görmeli ve buna göre tavır almalıdır. Üzülmeyin, kaybettiğimiz her şey başka bir biçimde geri dönecektir diyor Hz. Mevlana”

2001 ve 2006 yıllarında Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanlığından ayrılmak istedim ama her iki ayrılışımda da camia başkanlığa devam etmemi istediği için kongrede aday oldum ve Başkanlığa yeniden seçildim. Herhalde anlattıklarım Fenerbahçeli olduğunu söyleyen Savcı Mehmet Berk ve iddianameyi düzenleyenlere Fenerbahçe Cumhuriyeti ile ilgili bir şeyler anlatmaktadır. 14 Yıllık Başkanlık sürecimde 10 defa seçimli olağan ve olağanüstü kongrede Başkanlığa seçildim. Fenerbahçe Genel Kurul üyelerine teşekkür ederim. (EK-12: Seçimleri gösteren liste)

Daha önce belirttiğim gibi, Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanlığı’na seçildiğim 15 Şubat 1998 tarihinde Fenerbahçe’mizin bütçesi 16 milyon $ dı. 2011 yılındaki bütçesi ise 225 milyon $’a ulaşmıştır. Fenerbahçe Spor Kulübü profesyonel şube gelirleri açısından Avrupa’nın 20 takımından biri olmuştur. Her yıl yapılan yatırımlar sayesinde Kulüp, Dünya Kulübü olma yolunda emin adımlarla yürümektedir.

Fenerbahçe Spor Kulübü her yıl dünyaca tanınan yıldızları Türkiye’ye getirerek Türkiye’deki futbola ilgiyi arttırmış ve diğer kulüplere de örnek olmuştur.

Fenerbahçe Yönetim Kurulu ve Fenerbahçeliler Devletten bir kuruş almadan Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu’nu yapmıştır. Bu stadın ardından Devlet eliyle Türkiye’de statlar yapılmaya başlanmıştır. Devletin de spora bakış açısı değişerek ülkenin her yerinde stat projeleri devreye sokulmaya başlanmıştır.

Telekom Arena için Devlet 600 trilyon TL para harcamıştır. “Bu stat bu ülkeye yapılıyor” diyerek Fenerbahçe Yönetimi olarak yapılmasına hiçbir olumsuzluk göstermedik. Bugün de; Arena, kullanan Kulübe yılda 60 milyon $’a yakın gelir sağlamaktadır. Kayseri’de yapılan stadı da Kayseri Belediyesi yapmıştır. Bundan sonra yapılacak statlar da Devlet eliyle yapılacaktır.

Fenerbahçe kendi bütçesiyle Dereağzı Tesislerinde basket salonları, boks salonu, atletizm pisti, çim antrenman sahaları yapmıştır. Dereağzı Lefter Küçükandonyanis tesislerinden olimpiyatlarda görev alan sporcuların %40’ının Fenerbahçe Spor Kulübü bünyesinden çıkan sporculardan olması buraya yapılan tesislerin önemini göstermektedir. 100 metre engellide Avrupa Şampiyonu olan kızımız Nevin Yanıt, Boksta dü;nya şampiyonu olan Gülsüm Tatar gibi değerler hep bu tesislerden yetişmişlerdir.

En çok üzüldüğüm de ekonomik çıkar sağlayan bir örgüt lideri olarak yargılanmamdır. Kendi kaynaklarından 30 milyon $ sevdası Fenerbahçe için harcayan bir insanın bu şekilde suçlanması ayıptır. AYIPTAN ÖTE İNSAFSIZLIKTIR. FENERBAHÇE’NİN 1 LİRASINI ZİMMETİME GEÇİRDİĞİM İSPATLANIRSA KENDİMİ ÖLÜMLE CEZALANDIRIRIM. ANCAK BANA BU SUÇU ÖNGÖRENLERDE DE AHLAK VARSA ONLARIN GÖREVLERİNDEN İSTİFA ETMELERİNİ BEKLEMEKTE TABİİ HAKKIMDIR.

İddia Makamı bilmelidir ki, futbol havuzunun 400 milyon $ ların üzerine çıkmasında büyük emeğim vardır. Fenerbahçe’nin ikinci olması durumunda bile 60 trilyon para alacağını herhalde Savcı hesaplamaktadır. Fenerbahçe Spor Kulübü her şekilde cezalandırılmasına rağmen bu yıl taraftarlarının katkılarıyla maddi kayıplarını karşılamıştır. Fenerbahçe Yönetim Kurulundaki kişilerin kendi işleri mevcuttur. Fenerbahçe’den dolayı hiçbir menfaat sağlamamışlardır. Şahsım olarak 14 yıllık Başkanlık dönemimde hiçbir şekilde kendim için Devletten hiçbir şey istemedim. Bu da tapelerde açıkça gözükmektedir. Bunun tersini söyleyen varsa buyursun ve burada bilgi ve belgelerini ortaya koysun. Tüm bunlar göz önüne alındığında, yukarıda anlattığım gibi bütün değerlerimizi Biz Fenerbahçeliler beraber yarattık. Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadyumu, Dereağzı’ndaki Lefter Küçükandonyanis Tesisleri, Ankara İncek Tesisleri, Sancaktepe Can Bartu Tesisleri, Düzce Topuk Yaylası Tesisleri, Fenerbahçe Ülker Arena, Sapanca Kürek Tesisleri, Faruk Ilgaz Tesisleri, hepsini yani bu değerleri Biz yarattık. Fenerbahçe’ye hizmet edenler her zaman hak ettikleri şekilde ilgi, alaka görürler. Onlar tarihteki yerlerini alırlar. Bizlerin hiçbir zaman Fenerbahçe’den bir şeyler almak amacı olmamıştır. Her zaman söyleyemediğim bazı şeyleri burada söyleme ihtiyacı hissediyorum.

1998 – 2000 YILLARI ARASINDA 30 MİLYON $ KENDİ MADDİ KAYNAKLARIMDAN FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ’NE VERDİM VE BUNU GERİ ALMADIM. O yıllarda Okacha ve Baliç’i de 36 milyon $ ’a yurt dışına sattım. Bu bütçeyle Fenerbahçe’mizin buralara gelmesini sağladım. 3 TEMMUZ’DAKİ BU OPERASYONDA ALINDIĞIM ZAMAN BANKALARA 76.000.000 $ FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ’NÜN KULLANDIĞI KREDİLER İÇİN KEFALETİM BULUNUYORDU. ŞU ANDA KEFALETİM DEVAM ETMEKTEDİR. (EK-13: Kefalet bilgileri)

Fenerbahçe’yle yattım, Fenerbahçe’yle kalktım. Türk sporunu ileriye götürmek için çalıştım. Benden önce amatör sporları kaç kişi takip ederdi? Avrupa’da ismimiz duyulur muydu? Bugün Dünya, amatör branşlarda bizi takip ediyor. NBA de 3 tane Fenerbahçe patentli basketbolcumuz var. Fenerbahçe’yi bugün bu şekilde değerlendirmek gerekmektedir. Fenerbahçe Spor Kulübü yöneticilerinin sosyal ve ticari hayat içerisinde etkin bir konum kazandıkları büyük bir yalandır. BEŞİKTAŞ’TAKİ SAVCILAR VE HAKİMLERLE DE BAZI ZAMANLARDA BERABER OLDUK. ACABA ONLAR MI SOSYAL YÖNDEN FENERBAHÇE’DEN FAYDALANDILAR; YOKSA METRİS DE YATANLAR MI? BUNUN DEĞERLENDİRMESİNİ KAMUOYUNA BIRAKIYORUM. FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ’NÜN BÜYÜK EKONOMİK DEĞERE SAHİP OLDUĞUNU İDDİA MAKAMI SÖYLÜYOR. EKONOMİK BÜYÜKLÜĞÜ YARATANLAR AZİZ YILDIRIM, YÖNETİM KURULU VE BU CAMİANIN BİREYLERİDİR. SANKİ UZAYDAN GELENLERİN YORUM YAPMASI GİBİ YORUM YAPILMAKTADIR. TÜRKİYE VE FENERBAHÇE GERÇEKLERİNİ GÖRMESİ GEREKENLER GÖZLERİNİ KAPATARAK BU BÜYÜKLÜĞÜN NASIL ZOR ŞARTLAR İÇİNDE BUGÜNE GELDİĞİNİ GÖRMEZLİKTEN GELMEYE ÇALIŞMAKTADIRLAR. HERŞEY BİLİNİR AMA KENDİNE GÖRE DEĞİL, BİLENİN KAPASİTESİNE GÖRE DİYOR BOETHİNS, NE KADAR DOĞRU BİR SÖZ DEĞİL Mİ?

•       16.03.2011 Tarihinde T.F.F. dan gelen 2.500.000TL’nin evrakları ve yapılan ödemelerin dökümü
•       30.03.2011 Tarihinde T.F.F. dan gelen 2.000.000TL nin evrakları ve yapılan ödemelerin  dökümleri
•       21.04.2011 Tarihinde T.F.F. dan gelen 1.000.000TL nin evrakları ve yapılan ödemelerin dökümleri
•       17.05.2011 Tarihinde T.F.F. dan gelen 1.000.000TL nin evrakları ve yapılan ödemelerin dökümleri  (Ek’te tüm ödeme listeleri verilmiştir.);
Yukarıdaki liste T.F.F. dan alınan avanslar ve bunların harcandığı yerleri gösteren belgelerdir. 15 Haziran 2011 tarihi olarak T.F.F.’na Fenerbahçe Spor Kulübü’nün hiçbir borcu yoktur.
Dernekler Dairesi Başkanlığı’nın 23.09.2011 tarihindeki araştırma raporundaki
Yevmiye No                  Tarih          Tediye Fişi No               Miktar(TL)
6407                    11.05.2011              6421                    65.700.-
6408                    11.05.2011              6422                    35.950.-
6415                    11.05.2011              6429                     106.500.-
6419                    11.05.2011              6433                    14.500.-

222.650 TL İlhan Ekşioğlu hesabına girmemesi gereken bir meblağdır. Çünkü kombine biletler ile ilgili sahiplerinden alınan kart paralarıdır. Tamamen kulüple ilgilidir. Kombine biletlerin kredi kartından çekilen Kulübün POS cihazıyla tahsil edilen bedellerdir. Kısaca yanlış tespit edilmiştir. Fenerbahçe Spor Kulübü hesaplarında olan bir paradır.

08.06.2011 tarihindeki 7761 yevmiye no’lu 636.400TL lik (400.000$) Fenerbahçe burnundaki havuzlarla ilgili çatıların yapılması için alınan avans ödemesidir. Anlaşılan firma Sönmez İnşaat anlaşmadaki şartları yerine getirmediği için 400.000$, 22.06.2011 tarihinde 8372 yevmiye no’lu 8389 no’lu fişle 225.000$ olarak CH karşılığı olarak,

23.06.2011 tarihinde 8459 yevmiye no 8476 fiş no ile 175.000$ Fenerbahçe muavin defterindeki hesabında açıkça görüldüğü gibi geri alınmıştır. (EK-14: İnşaat sözleşmesi)
Sonuç : 400.000$ inşaat avansı İlhan Ekşioğlu tarafından alınmış, inşaat şartları oluşmadığı içinde 400.000$ Kulübe iade edilmiştir.

Savcılık ve Emniyet sorgularında 07.06.2011 tarihinde fiziki takip yapıldığı ve bu takip sırasında İlhan Ekşioğlu’nun Abdullah Başak ile Yusuf Turanlı’ya para verdiği söylenmektedir. Bu paranın Kulüp tarafından İlhan Ekşioğlu’na 400.000$ olarak verildiği belirtilmiştir.  Savcılık içişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığı’na yazdığı yazıda Fenerbahçe Spor Kulübü adına İlhan Yüksel Ekşioğlu’na 06.06.2011 – 07.06.2011 tarihleri arasında para verilip verilmediğini, verilmiş ise miktarı ve nerede kullanıldığının araştırılması şeklinde soru sormuştur.

Dernekler Dairesi Başkanlığı araştırma raporunda 23.12.2010 tarihli 86363 tasdik numaralı yevmiye defterinde 08.06.2011 tarih 7761 yevmiye 7777 tediye fişi ile 636.400TL ödendi denmektedir. Yani 07.06.2011’de İlhan Ekşioğlu’na bir ödeme yapılmamıştır. Bu da organize şubenin fiziki ve telefon dinlemelerini nasıl yanlış yaptığını göstermektedir. Bu nasıl varsayımlarla çalıştıklarının bir göstergesidir. Paranın var olduğunu söyledikleri gün böyle ödeme Fenerbahçe Spor Kulübünden yapılmamıştır. (Ek-15: Dernekler Dairesi Başkanlığı Raporu)

İLHAN EKŞİOĞLU’NUN KULÜPTEN İNŞAAT VE ONARIMLA İLGİLİ ALDIĞI PARALARIN HARCANDIĞI YERLERE BAKTIĞIMIZDA;

1.      Stil Yapı İnş. San. Ve Tic. A.Ş. ile yapılan sözleşme 404.500TL tutarındadır. Yapılacak işler: Boks, yelken, atletizm, basketbol, voleybol, masa tenisi, kürek şubelerinin tadilat işlerini kapsamaktadır.
Ödeme 28.02.2011 ve 15.03.2011 tarihlerinde yapılmıştır.

2.      Stil Yapı ile yapılan kapalı havuz tadilat işleri ile ilgili sözleşme: 159.160TL. bedellidir.
Ödemeler: 18.03.2011de 100.000TL, 29.03.2011de 59.160TL olarak  yapılmıştır.  (EK-16: Sözleşme)

3.      Amatör Branşlarda yapılan ödemeler
Boks şubesi :   70.000$
Atletizm şubesi :       80.000$
Kürek şubesi :  50.000$
200.000$
Sporculara ve diğer masraflar için şube kaptanlarına verilmiş. Şube kaptanları  vasıtasıyla kapatılmıştır.

4.      Stil Yapı ile yapılan sözleşme gereği Samandıra Tesislerinde yapılan çeşitli inşaat ve inşaat onarım işleri 250.000$ karşılığı yaptırılmıştır. (EK-17: Sözleşme)

Ödemeler:
23.05.2011 Tarihinde 201.750TL olarak ve 03.06.2011 Tarihinde 200.000TL         olarak ödenmiştir. (EK-18 : Ödeme dökümleri)

BURADA İKİ KONUYA DİKKAT ÇEKMEMİZ GEREKMEKTEDİR;
Birincisi; 07.06.2011 tarihinde Kulüpten hiçbir ödemenin İlhan Ekşioğlu’na yapılmaması, ikincisi ise 08.06.2011 tarihinde Kulüpten 400.000$ inşaat avansı alan İlhan Ekşioğlu’nun bu parayı inşaat firmasının anlaşma şartlarına uymamasından dolayı Kulübe 22-23/06/2011 tarihinde iade etmesidir. EĞER BU PARA ŞİKE İLE İLGİLİ OLSAYDI KULÜBE İADE EDİLMEZDİ. AYNI ZAMANDA RESMİ İŞLEM YAPILMAZDI. BU DA BİZE GÖSTERİYOR Kİ SAVCILIK VE İSTANBUL EMNİYETİNİN SUÇLAMALARI MESNETSİZDİR.636.400TL bu harcama ile 222.650TL lik kombine parasını (yanlışlıkla buraya konan) ve İNŞAATLARA HARCANAN PARALARI İLHAN EKŞİOĞLU’NUN HESABINDAN ÇIKARDIĞIMIZDA KULÜP KASASINDAN İLHAN EKŞİOĞLU’NA YAPILAN ÖDEMELERDEN SONRA 98.628,50TL İLHAN EKŞİOĞLU ALACAKLI OLMAKTADIR. Bu harcamaların da nerelere yapıldığı hesaplarda görülmektedir. Ayrıca 5.000.000$ Fenerbahçe’yi yenmesi için Trabzon’lu Zeki Mazlum’un Sivasspor’a teşvik primi teklif etmesinin yanında bu meblağın hiçbir şey olmadığını görmekteyiz ve ayrıca bu parayla 13 maçta şike yapamazsınız. (EK-16:17 de sunulan anlaşmalar)

İDDİA MAKAMI’NIN BURADA DA ÇIKAN PARANIN BU KAYITLARA TAM ALINDIĞI GÜN DEĞİL, İLERİ BİR TARİHTE KAYIT EDİLMİŞ OLABİLECEĞİ DEĞERLENDİRİLMİŞTİR DEMESİ VAHİMDİR. YÜZ YILLIK ÇINAR OLAN FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ’NÜN KADERİYLE OYNAYACAKSINIZ AMA İŞİNİZE GELMEDİĞİNDE HAYALİ SUÇLAR YARATMAYA ÇALIŞACAKSINIZ. TARİH BUNLARI YAPANLARI AFFETMEYECEKTİR. SOKRATES “SORGULANMAMIŞ BİR HAYAT YAŞAMAYA DEĞMEZ” DEMİŞTİR, TEMENNİM BİZİ SORGULAYANLARINDA HAYATLARI SORGULANIR. O ZAMAN BU SÖZÜN NE ANLAMA GELDİĞİNİ ANLARLAR.

Tamer Yelkovan’la konuşmamızda ’FİBA ile konuştun mu’ diye soruyorum. Emniyet FİBA’yı Basketbol Federasyonu’nun bağlı olduğu Uluslararası Federasyon olarak algılıyor. Buradan 15 Trilyonluk alınacak krediyi başka manada anlaması, Şenez Erzik’le beraber yemek yediğimde Topuk Yaylası ile ilgili FİFA dan ve UEFA dan 500.000 Euro para almakla ilgili yaptığım konuşmayı anlamayarak sanki şike parasıymış gibi sorgulama yapmaları, iyi çalışma yapılsa FİBA’nın Factoring Şirketi olduğunu anlayarak soruşturmaya bile konmasının gereksizliğini anlayacaklardı. Hiçbir araştırma yapmadan suçlama yapmaları her şeyin kasıtlı olduğunu göstermektedir.

Tutuklandığımızda gazete manşetlerinde bizim Bilyoner üzerinden iddia oynadığımız ve Bilyoneri kapattığımız yazıldı. Hâlbuki “Bilyoner” bir gece kulübüydü. Şampiyon olursak kutlamaları orada yapmak istiyorduk. Şampiyon olduk ve kutlamaları orada yaptık. İstanbul Emniyeti haberleri basına verdi ve kamuoyu oluşturmaya çalıştı. Emniyet hayali suç yaratmaya, yanlış bilgilerle Basını da kendisine alet etmeye çalıştı.

Sivasspor Başkanı Mecnun Odyakmaz Kulüpler Birliğindeki 3 yardımcımdan biridir. Sivasspor’u II. Ligden almış I.Lige çıkmasını sağlamıştır. Sivasspor Sivas için önemlidir. Kulüp Başkanı olmasından dolayı Kulüpler Birliğinde duruşu ve sözüyle saygı görür. Bizler Türk sporunu daha ileri götürmek için çalışırız. T.F.F.’nun 300’e yakın delegesi vardır. Fenerbahçe olarak 7 delegeyle Kulübümüzü temsil ederiz. Kulüpler kendi menfaatleri doğrultusunda karar verirler. Hakim ve Savcı seçiminde Sizler de oylarınızı Size yakın arkadaşlarınıza vermediniz mi? Bizim ilişkilerimizde kanunsuz bir iş var mıdır? Varsa ortaya konması gerekir. Sivasspor Ligden düşme hattında bulunduğu sırada Benden destek aldığı söyleniyor.

Fenerbahçe Spor Kulübü olarak rakiplerimizi yenmeden nasıl şampiyon olabiliriz? Bizim yenmemize gerek kalmadan Sivasspor Ligde kalmayı zaten başarmıştı. Mecnun Odyakmaz Fenerbahçe futbol takımının şampiyon olması için şike yaparak destek verdiği ve Benim talimatımla hareket ettiği söyleniyor. Hangi maçta şikeye yardım etmiş ve Benim hangi talimatımla hareket etmiştir? Bunlarla ilgili bilgi, belge varsa ortaya konmalıdır. Aksi halde bu iftira atmaktan başka bir şey değildir.

Sayın Başkan;
Eskişehirspor Teknik Direktörü Bülent Uygun’la ilgili daha önce açıklamalar yapmıştım. Maalesef bu iddianame hep varsayımlar üzerine kurgulanmış iddialar manzumesidir. Diğer takımların oynadığı müsabakalarda da örgüt lehine olacak şekilde şike faaliyetleri içersinde bulunduğu söylenmektedir. Bu takımlar hangileridir ve hangi şekilde şike yaparak Fenerbahçe Spor Kulübü lehine faaliyetler içerisinde bulunmuştur? Bunun açıklığa kavuşturulmasını İddia Makamından istiyorum. Hayali olan şeyler değil, gerçek olan konular veya kişiler belirlenirse, ancak o takdirde gerçek konularla ilgili açıklamalarımızı yapabiliriz.

Benimle ilgili örgüt suçu yükleme gerekçelerinden biri de;
“Örgütün şike ve teşvik faaliyetlerinde genellikle para ödemesi yaptığı, nadiren ise Fenerbahçe takımına transfer edilme vaadinde bulunulduğu, transfer şikesi yolunun örgüt tarafından profesyonelce kullanıldığı, ekseriyetle bu futbolculara; oynadıkları takımların Fenerbahçe futbol takımıyla yapacağı maçtan önce müsabaka haftasında transfer vaadinde bulunulduğu, bu vaadden sonra anlaşma sağlanamazsa dahi futbolculara; büyük takımda oynama, elde ettiği gelirin çok daha fazlasını kazanma, tanınma, şöhret ve çevre edinme imkânı sunarak kafalarının karıştırıldığı, bu yolla şike yapılan müsabakada futbolcunun kötü oynamasının, teşvik primi verilen maçta ise iyi oynamasının hedeflendiği” şeklindedir.

Fenerbahçe Spor Kulübüne transfer edilme vaadinde bulunulduğu konusunda yapılan suçlama gibi;

Son iki yıl içinde Galatasaray Spor Kulübü’nün Gökhan Ünal, Mehmet Topuz, Ali Turan Ufuk, Sezer Öztürk’ü; bu yıl da Kayserispor’dan Ambarad’ı sözleşmeleri devam ederken; takımıyla arasını bozarak transfer yapma girişimleri, o hafta oynayacakları her rakibin en iyi oyuncularına talip olma geleneği niye suç kapsamına alınmamaktadır? Manisaspor’lu Yiğit ile Antalyaspor’lu Necati’yi de Galatasaray’la oynayacakları maçtan önce oynatmayarak maçtan sonra transfer etmektedirler.

Bizde olunca suç, diğer takımlara sıra gelince hiç konu bile edilmemektedir. Trabzonspor için de bu konu geçerlidir. “12 Kasım 2011 tarihinde Eskişehirspor’lu Veysel Sarı ile Ankaragücü’nden Uğur Uçar’ın da işini bitirmek üzere olduğu öğrenildi” denmektedir. (EK-19: Fanatik Gazetesi Uğur Uçar haberi, Kayseri-GS Amrabat Haberi, GS’ın Manisaspor’dan Yiğit isimli futbolcusuna dair haber)

Transfer şikesi;
İddianamenin ne kadar yanlı ve “kişiye özel suç yaratma” kastıyla düzenlendiğinin bir diğer göstergesi de, iddianamede tarafımıza yüklenenTRANSFER ŞİKESİ suçlamasıdır. “Kanunda tanımlanmayan suç” vasfında olan bu kavram ne iç hukukumuzda ne de UEFA, FIFA ve CAS karar ve düzenlemelerinde mevcut değildir. Kendinden menkul birkaç spor hukukçusunun makalelerinde geçen bu kavram ve suç tipine dayanılarak, iddianame tanzimi hukuksuzluğun en açık kanıtıdır.

Öncelikle belirtmek isterim ki “Transfer Şikesi” kavramı kullanıldığı sektör açısından da yanlış kullanılmıştır. Burada kullanılması gereken “Transfer Vaadiyle Şike” kavramı olabilir. Keza şike yapmak için amaçlanan sonuç ve sağlanan menfaatin transfer vaadi olduğu söylenebilirse de “transferin yapılması halinde şike suçunun aradığı menfaatten” bahsedilemez. Zira sözleşmesi devam eden futbolcuların hangi koşullarda transfer yapılacağı Profesyonel Futbolcu Transfer Talimatının 19/6 md.de açıkça yazılmıştır. Burada oyuncunun mevcut kulübünün rızası olması şarttır. Kulübün rızası olmadan yapılan transfer görüşmelerinin dahi mümkün olmayacağını sporun içinde olan herkes bilir. Kulübün onayı alınmadan bırakın transferi, transfer görüşmesi yapılması halinde dahi hem oyuncu hem de kulüp çok ağır cezalara maruz kalmakta ve oyuncu için bir yıla kadar oynayamama cezası, Kulüp ise iki transfer dönemini kapsayan transfer yapamama cezası ile cezalandırılabilmektedir. (madde 30/2-5) Bu nedenlerle sözleşmesi devam eden bir oyuncuya “Transfer” teklifi “Şike” suçunun aradığı menfaat unsuru olamaz. Kısacası “Transfer Şikesi” işlenemez suç vasfındadır. Kaldı ki diğer taraftan kulübünde bir müsabakanın sonucunu bir futbolcuyla etkilemek için yaklaşık 10 milyon dolar tutarındaki transfer vaadini kullanmaya kalkması akla, mantığa ve hayatın olağan akışına uygun değildir. Kaldı ki, talimatlar uyarınca bir akit için olması gereken (2 taraflı) şike vaadi ile transfer yapma eylemi nedeniyle suçun diğer tarafı olan Kulüp ve yöneticilerinin sorumlu tutulmama nedeni de iddianameyi tanzim edenlerin bilgi ve yorum eksikliğinin bir diğer göstergesidir.

BU NEDENLERLE SAVCILIĞA YA DA EMNİYETE DİKTE ETTİRİLEN BU KAVRAM TAHTINDA bırakın yargılanmayı, suçlanmamız bile hukuken mümkün değildir. Hatta; bu durum ve hukuki gerçeklik Savcılık Makamı tarafından tutuklanmamız üzerinden 4 ay geçtikten sonra ancak anlaşılmıştır. Bununla ilgili olarak Savcılık ara kararı düzenlemiş ve bu ara kararına gerekçe olarak da Profesyonel Futbolcu Transfer Talimatının 19/6.maddesini hukuki dayanak olarak göstermiştir. Sanırım bu özel yetkili bir savcı tarafından ceza yasaları yerine spor hukuku talimatlarına dayanılarak alınan ilk ara karardır. Burada önemli olan aslında yargılama konusunun spor hukukuna ilişkin olduğuna dair tüm beyanlarımızın bu karar tahtında savcılık tarafından teyit edildiği gerçeğidir.Gerçi bu ara karar da yer alan hususlara ilişkin sanıklar lehine verilen yanıtlar iddianameye konu yapılmamıştır ama bu zaten alışageldiğimiz normal bir tutum olarak iddianamenin genelinde sık sık karşılaştığımız bir durum olması sebebiyle artık serzenişe dahi konu olamayacak değerdedir.

İLHAN EKŞİOĞLU VE ŞEKİP MOSTUROĞLU’NUN DİĞER ÖRGÜT ÜYELERİYLE SÜREKLİ İRTİBATTA OLARAK BU ŞAHISLARDAN ALDIKLARI BİLGİLERİ ÖRGÜT LİDERİ AZİZ YILDIRIM’A GENELLİKLE YÜZYÜZE, BAZEN DE ŞİFRELİ ŞEKİLDE YAPTIKLARI TELEFON GÖRÜŞMELERİ İLE BİLDİRDİKLERİ, YAPILAN GÖRÜŞMELERDE ARACILARIN VE ŞİKE AMAÇLI ANLAŞMA SAĞLANAN ŞAHISLARIN İSİMLERİNİN ZİKREDİLMEMESİNE ÖZELLİKLE DİKKAT EDİLDİĞİ, BU TELEFON GÖRÜŞMELERİNİN ÇOĞU ZAMAN DAHA ÖNCE AYRINTILARI YÜZYÜZE ANLATILMIŞ OLAN HAREKET PLANININ İŞLEYİŞİNDE BİR PROBLEM OLUP OLMADIĞI İLE İLGİLİ AZİZ YILDIRIM’IN “DURUMLAR NASIL” VB. SORULARINA İLHAN YÜKSEL EKŞİOĞLU’NUN “GAYET GÜZEL, İYİ, PROBLEM YOK” VB. CEVAPLARI VERMESİ ŞEKLİNDE OLDUĞU,” iddiası vardır.

Aziz Yıldırım’ı örgüt lideri yapacaksınız ve aynı zamanda örgüt liderinin hiçbir konuşması suç öngörüyor diyemeyeceksiniz. Ancak Aziz Yıldırım’ın genellikle yüz yüze konuştuğunu belirteceksiniz. İstanbul Emniyet Organize Şubesi her türlü fiziki takip, ses, görüntü ve ortam dinlemesi kararlarını Beşiktaş Özel Yetkili Mahkemelerinden alacak ama buna göre hala suç unsuru bulamayacak. Buna rağmen yine Organize Şube Beni suç örgütü lideri olarak lanse edecek. Ortam dinlemesi yapan İstanbul Emniyeti’nin yüz yüze yapmış olduğum konuşmalarda suç unsuru varsa, bunları ortaya koyması gerekir.

Yönetici arkadaşlarımla hiçbir zaman şifreli konuşma yapmadık. Çünkü suç olabilecek davranışların içinde bulunmadık. İşin enteresan tarafı dinlendiğimizi bilmediğimiz halde suç isnat edilecek hiçbir konuşma yapmadığım açıkça görülmektedir. Çünkü suç sayılacak hiçbir eylemin içinde bulunmadım. Daha önce yüz yüze anlatılmış olan hareket planı çerçevesinde hareket ettiğimiz söyleniyor. Suç işlenecek her hangi bir bilgi ve belgeyi bulamayınca bu şekilde suçlamak ne kadar kolay oluyor. İddia Makamı’nın bu varsayımlar üzerine iddianameye konuları bu şekilde yazması hukuk yönünden hepimiz için üzücüdür.

Savcı Mehmet Berk, Emniyet’e sağlam deliller bularak kendisine getirmesini istemesi varken kendisi de hukukun dışına çıkarak ucuz kahramanlığa soyunmuştur.

Aziz Yıldırım’ın “durumlar nasıl vb.” sorularına İlhan Ekşioğlu’nun “gayet güzel, iyi, problem yok” gibi cevaplar vermesi şeklinde yapılan ilgili durumu anlattığı söylenmektedir.

Ey İstanbul Emniyeti, Ey Organize Şube! insanların hastalıklarıyla ilgili dahi konuşmalarını siz şifreli deyip suçlarsanız büyük hata edersiniz. Aşağıdaki tapeyi iyi okuyalım.

06.04.2011 tarihli, saat 17.02’de, Aziz Yıldırım’ın İlhan Yüksel Ekşioğlu’nu aradığı görüşme (Tape 2020)- EK-20

Burada da açıkça görülmektedir ki Hastanede emar cihazına giriyorum. Anestezi ile yapılan işlemlerden sonra eve giderken İlhan Ekşioğlu ile konuşuyorum. Sersem tavuk gibi olduğumu, eve gidip dinleneceğimi belirtiyorum. Telefondaki konuşmada iyi olduğumu, vaziyetlerin iyi olduğu şeklinde görüşmeleri suç unsuru olarak kamuoyuna sunuyorlar. Allah bizi iftiralardan korusun.

“ŞİKE VE TEŞVİK KONUSUNDA GENELLİKLE KALECİ VE FORVET POZİSYONUNDA OYNAYAN FUTBOLCULARIN SEÇİLDİĞİ, KİMİ ZAMAN İSE TEKNİK DİREKTÖR VE KULÜP YÖNETİCİLERİ İLE BAĞLANTININ SAĞLANDIĞI, RAKİP TAKIM FUTBOLCULARINDAN SERCAN YILDIRIM, GÖKÇEK VEDERSON,  İBRAHİM AKIN, ÜMİT KARAN, SEZER ÖZTÜRK, KORCAN ÇELİKAY, MEHMET YILDIZ, SERDAR KULBİLGE, İSKENDER ALIN, MAHMUT BOZ, MURAT ŞAHİN VE EMMANUEL EMENİKE GİBİ FUTBOLCULARIN ÖRGÜTLE ANLAŞARAK ŞİKE/TEŞVİK PRİMİ FAALİYETLERİNE GİRDİKLERİ,” iddiası vardır.

19 maçta şike yapıldığı söyleviyle yola çıkıldı. Sonuçta iddianame bunu 13 maça indirdi. Toplam olarak 12 futbolcuyla şike yapılması için örgütle anlaşarak şike – teşvik primi faaliyetlerine girdikleri belirtilen bu oyuncular 7 ayrı takımda oynamaktadırlar.

Bursaspor’un 2 oyuncusu, Gençlerbirliği’nin 2 oyuncusu, Kasımpaşaspor’un 1 oyuncusu, İ.B.B.Spor’un 2 oyuncusu, Karabükspor’un 1 oyuncusu, Sivasspor’un 2 oyuncusu, Eskişehirspor’un 2 oyuncusu şike – teşvikle suçlanmaktadır. 13 Maçı toplam 12 kişi ile ve 100 milyarlık bir parayla hayata geçirdiğimiz söylenmektedir. Buna kargalar dahi güler. Eğer teşvik ve şike yapılmışsa takımlardaki çok oyuncunun da bu sistemin içinde olması gerekmektedir. Benim devamlı oyuncu olmadan şikenin olmadığını söylemem, Kamuoyunda da bunun yankı bulmasından dolayı suçlanan oyuncularla ilgi beraat kararı alınmamıştır. Aslında isimleri yazılı olan bu oyuncuların hiçbiri şike – teşvik organizasyonunun içinde olmamışlardır. Bizim de olmadığımız gibi.

Teknik direktör ve yöneticilerin şike yapması ancak oyuncular üzerinden olur ama görüyoruz ki böyle bir olay yaşanmamıştır. Çünkü suçlanan yönetici ve teknik direktörlerin konuştuğu hiçbir oyuncu iddianamede yer almamaktadır. Murat Şahin, Emniyet fezlekesinde Ankaragücü’yle ilgili soruşturulurken birdenbire iddianamede Kasımpaşaspor ile ilgili suçlanmaktadır. Emniyet ve İddia Makamı her geçen zamanda içinde “şapkadan tavşan çıkarmaya” devam etmektedir. Bütün bu suçlamaların belgelerinin ortaya konması gerekir. İddia Makamı’nın böyle bir derdinin olmadığını açıkça görüyoruz.

“ŞİKE FAALİYETLERİ YÜRÜTÜRKEN, RAKİP TRABZONSPOR TARAFINDAN, KENDİ RAKİPLERİNE TEŞVİK ÖDEMESİ YAPILIP YAPILMADIĞININ DA ARAŞTIRILDIĞI, BU YOLLA MUHTEMEL TEŞVİK PRİMİ DAĞITILMASI GİRİŞİMLERİNE KARŞI ÖNCEDEN ÖNLEM ALINMAYA ÇALIŞILDIĞI;” iddiası:
İddianameyi hazırlayan İstanbul Emniyeti birimleriyle Savcılığın tespit ettiği tek doğruyu burada görmekteyiz. Bu iddianamenin ana fikri 2 yıl son maçta şampiyonluğu kaçıran Fenerbahçe Spor Kulübü yönetici veya Kongre üyelerinin duyum veya ihbarlara göre rakip takımların yapmaya çalıştığı teşebbüsleri önlemeye yönelik yapılan araştırma çalışmalarıdır. Bu da bizim haklılığımızı göstermektedir.

13.03.2011 tarihinde, saat 21.42’de (2376 no’lu tape) bunu açıkça ortaya koymaktadır. EK-21

Serkan Acar’dan Konyaspor Teknik Direktörü Yılmaz Vural’a Trabzonspor’dan teşvik primi gelip gelmediğini sormasını istiyorum.

1425 no’lu tapedeki konuşma da çok enteresandır. Batur Altıparmak’la görüşme yapıyorum. Selçuk İnan’ın Sezer Öztürk’ü aradığını duyuyor ve yapılan araştırmaların sonunda Trabzonspor Teknik Direktörü yardımcısı Ünal Kahraman’ın da Sezer Öztürk’ü aradığını öğreniyoruz. Bu konu ile ilgili çalışmalar yapmaya çalışıyoruz.

3009 no’lu tapede Sivasspor maçıyla ilgili Trabzonspor’un menajer Mithat Halis’le beraber Sivasspor üzerinde yapılan çalışmaları ayrıca Zeki Mazlum üzerinden yapılan 5.000.000$ teşvik çalışmalarını takip ediyor ve bunu önlemeye çalışıyoruz. Sivasspor’lu oyuncular Grosicki, Rada ve Navroti’nin menejerliğini yapan Mithat Halis’in  Sivas maçından sonra Nevzat Şakar ile yaptığı görüşme de çok önemlidir.  Bu konuşma da kendilerinin hiçbir olayın içinde olmadıklarını söyleyerek konuyu saptırmaya çalışırken yaptıkları şike çalışmalarını ikrar eder şekilde konuşma durumuna düşmüşlerdir. Bu tapenin iyice incelenmesi bu davanın doğru olarak şekillenmesini sağlayacaktır.
(2376, 1425, 1426, 3009, 3462, 2593 no’lu tapeler) EK-22

Eskişehirspor – Fenerbahçe maçından önce Tahir Kıran, Bülent Uygun’u arayarak Fenerbahçe’yi yenmek için oynarsa maç kaybedeceğini onun için berabere kalacak şekilde oynayarak maçı kaybetmemesi gerektiğini söylüyor. Tahir Kıran bir taraftan Fenerbahçeli olduğunu söylüyor, diğer taraftan Fenerbahçe’nin maçtan puan kaybetmesi için çalışma yapmaktadır. Kime hizmet etmektedir? İddia makamı bunu öğrenebildi mi? (EK-22: 2376, 1425, 1426, 3009, 3462, 2593 no’lu tapeler)

“ÖRGÜT ÜYELERİNİN OLASI BİR POLİS ÇALIŞMASINA KARŞI SON DERECE DUYARLI HAREKET ETTİKLERİ, KENDİ ARALARINDA ŞİFRELİ KONUŞMALAR YAPTIKLARI, AZİZ YILDIRIM’I; BİR NUMARA, ŞİRKET CEOSU, FUTBOLCUYU; İNŞAAT İŞÇİSİ, MAĞDUR, MÜVEKKİL, ALİ KIRATLI’YI; RÜZGÂR, ŞEKERLİ, HAKEMİ; HAKİM, PARAYI; GRAM, ŞİKE PARASI ALMAYI; KAHVE İÇME, FUTBOL MAÇINI; TARLA, TAŞ OCAĞI, İNŞAAT, MAHKEME, PROJE, DAVA GİBİ KELİMELERLE ŞİFRELEDİKLERİ, CEP TELEFONLARIYLA GÖRÜŞMEK YERİNE BULUNDUKLARI YERDE SABİT TELEFON ARAŞTIRARAK O HAT ÜZERİNDEN GÖRÜŞTÜKLERİ, TEKNİK TAKİP İMKÂNI BULUNMADIĞI DÜŞÜNCESİYLE, DAHA ÇOK BLACKBERRY TELEFONLARLA MESAJLAŞMA CİHETİNE GİTTİKLERİ, ÖRGÜT LİDERİ AZİZ YILDIRIM’IN GÖRÜŞMELERİNİ DAHA ÇOK YÜZYÜZE YAPTIĞI, ŞİKE TEKLİFİ YAPILIRKEN FUTBOLCUYA ULAŞMADAN ÖNCE SİLSİLE HALİNDE ARACI KULLANDIKLARI, BU ŞEKİLDE ŞİKE ZİNCİRİNİN ÇÖZÜLMESİNİN ÖNÜNE GEÇMEYİ HEDEFLEDİKLERİ, ÖRGÜT FAALİYETLERİNİ BÜYÜK BİR GİZLİLİK İÇERİSİNDE YÜRÜTMEYE ÖZEN GÖSTERDİKLERİ,” ileri sürülmektedir.

Örgüt üyelerinin olası bir Polis çalışmasına son derece duyarlı hareket ettikleri, kendilerinin şifreli konuştukları söylenmektedir.

Şunu açıkça belirtmek gerekir ki Polis çalışmasına karşı hiçbir şekilde duyarlı hareket etmedim. Buna da ihtiyaç duymadım. Eğer Ben konuşmaları yüzyüze yapıyorsam, İstanbul Organize Şubesi ile İddia Makamı yaptığım konuşmaları delil bulmadan kafasına göre nasıl yorumlamaktadır? Bu şekilde bir suçlama yapılabilir mi? Aşağıdaki tapeyi hep beraber değerlendirirsek ne demek istediğim daha iyi şekilde anlaşılacaktır.

02.07.2011 Tarihli, saat 14.26’daki 3694 EK-23, no’lu tapede Aziz Yıldırım, Yusuf isimli bir şahısla konuşmaktadır. Aslında Yusuf ile ilgili şubat ayından itibaren yapmış olduğum konuşma tapelerini ortaya çıkarmak lazım. Yusuf, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Şube ile irtibatta Fenerbahçe’ye yardımcı olurdu. Bu tapenin son kısmını iyice incelemek gerekmektedir.

Yusuf, İstanbul’da Organizeden sorumlu Emniyet Müdür Muavini Mutlu Ekizoğlu ve Organize Şube Müdür’ü Nazmi Ardıç’tan bahsederek bir olumsuzluğun olmadığını söylüyor. Bu durumda Polisin Bizi dinlemesini düşünmediğimiz bir ortamda şifreli konuşmamız için duyarlı hareket etmemize gerek var mıdır?

Şifre kelimelere baktığımızda kişiler kendi meslek veya alışkanlıklarına göre kelimeler kullanabilirler. Bunda art niyet ancak art niyet çıkarmak isteyenler tarafından yaratılabilir.

Örnek: Aziz Yıldırım’a bir numara, CEO demek kadar normal bir şey var mıdır? Bu kelimeler şifreli kelime olabilir mi? Bu sözler benim gibi görev yapanlar için ancak söylenebilir. Eğer benim için inşaat işçisi gibi bir ifade kullanılsaydı o zaman bunu şifreli kelime kullanma anlamında anlayabilirdik.

Şekip Mosturoğlu avukattır. Tabii ki hukuki konulardan bahsederken mağdur, müvekkil, hakim, dava, mahkeme gibi hukuki terimler konuşması gerekir. Hakemi hakim diye telaffuz ettiğimizi iddia makamı söylüyor. Hangi hakemi ayarlamışız ki hakem yerine hakim kelimesi kullanalım. Bu şekilde bizleri suçlayanların biraz insaflı olmaları gerektiğini burada hatırlatmak isterim.

Ali Kıratlı’ya rüzgâr, şekerli dendiği ve bunun şifreli ismi olduğu düşünülüyor. Ali Kıratlı’yı çevresi bu iki kelimeyle tanır. Bu kendisine verilen lakaptır.

İlhan Ekşioğlu inşaat işleri yapan müteahhitlik firması olan bir kişidir. Aynı zamanda Fenerbahçe Spor Kulübünde de inşaat yapımı ve onarımı işlerini de yapmaktadır. İnşaat, taşocağı, inşaat işçisi, proje gibi kelimelerin kullanılması da gayet normaldir. Bunların dışında kullanılacak kelimeler şifreli konuşma anlamına gelir. Buradaki kelimeler her noktada kullanılmış mı? Hayır. Hukuki süreç olduğunda hukuki kelimeler, inşaatla ilgili konuşmalarda ise inşaat kelimeleri kullanılmıştır. Bundan bir şey çıkmaz. Çünkü fezlekeyi ve iddianameyi hazırlayanların yine göle maya çalmalarını burada görüyoruz. Abdullah Başak Blackberry kullanıyor. Bizler böyle bir şey kullanmıyoruz. Hep beraber Blackberry alalım ve bununla haberleşelim dediğimiz bir tape mevcut mudur? Herkes istediği gibi telefon markası olan telefonu alarak konuşabilir. Örgüt lideri olarak lanse ettiğiniz Aziz Yıldırım böyle bir organizasyon yapmış mıdır? Hayır. O zaman muhakkak bir şeyler yaratalım çalışmasının amacı nedir? Anlamakta zorlanıyorum. Bir daha telefon kullanmaya karar verirsem markasını emniyete soracağım. Şike zincirinin çözülmesinin önüne geçmeye çalıştığımızı ve örgüt faaliyetlerini büyük gizlilik içerisinde yürütmeye özen gösterdiler denmektedir. Keşke Sizler de yapmadığımız halde suçlandığımız şike ve teşvik çalışmalarını bizim gibi gizli yapsaydınız.

Tüm dünyaya Türkiye’yi rezil ettiler. Eğer bu dava şike davası ise 14 Nisan 2011 den önce Türkiye’de şike suç olarak gözükmüyor. Teşvik ve şikeyi dolandırıcılığa sokarak yargılamaya çalışıyorsunuz. Eğer şike varsa gizillik kararı olmasına rağmen operasyon başlamadan Emniyet tarafından hazırlanan kirli bilgiler basına verilerek kamuoyu oluşturmaya çalışılmazdı. Operasyonları yapanlar tarih önünde birilerine hizmet için bu olayları yaptıklarından dolayı yargılanacaklardır.

www.fenerbahce.org

14 Nisan 2011 den sonra yapılan maçlarla ilgili Savcı Mehmet Berk skorları dahi bildiklerini ifade etmişti. O zaman suçüstü yapılarak olaylar gerçek hale getirilirdi ve kısa zamanda gizlilik içinde mahkemelerde süratli bir şekilde çalışarak davayı sonuçlandırırdı. Bunu yapmak için gerekli bilgi ve belgelerin elinizde olması gerekir. Kesin şike dediğiniz Bucaspor maçı gibi bilginizin olması sorunları  daha büyütür. Savcı şike diye ısrar ettiği maçı iddianameye bile koymadı.

“Şüpheli Aziz Yıldırım tarafından oluşturulan suç örgütünün,  süper ligde oynanan maçların sonuçlarını -Fenerbahçe futbol takımının lehine olacak şekilde- şike yapmak/teşvik primi vermek suretiyle etkilemek amacıyla kurulduğu ve faaliyet yürüttüğü, şüpheliler arasında mevcut hiyerarşik bağ çerçevesinde iş bölümü yapıldığı, şüphelilerin birbirleriyle ve üçüncü şahıslarla  sürekli irtibat halinde ve yoğun şekilde, düzenli olarak şike eylemlerinde bulundukları, yukarıda isimleri zikredilen örgüt üyelerinin, Aziz Yıldırım’ın emir, direktif ve talimatlarıyla hareket ettikleri, Aziz Yıldırım’ın bizzat  şüphelilerden çok azıyla görüştüğü, genellikle İlhan Yüksel Ekşioğlu aracılığıyla emir ve talimatlarını ilettiği ve eylemleri koordine ettiği, örgüt üyesi şüphelilerin birbirleriyle ve menajer-aracılarla irtibatlarının ekseriyetle büyük bir gizlilik içerisinde ya belirli aralıklarla ya bir önceki görüşmede sonraki görüşmenin yeri ve zamanı belirlenmek suretiyle sağlandığı, ÖRGÜT ÜYESİ ŞÜPHELİLERDEN BAZILARININ şike/teşvik girişimlerini MESLEK HALİNE GETİRDİKLERİ, hatta geçimlerini bu yolla temin ettikleri, şüphelilerin birbirleriyle yaptıkları  görüşmelerde gizliliğe azami riayet gösterip şifreli kelimeler kullandıkları, bu  suç örgütünün  yapısı incelendiğinde, diğer suç örgütlerinde olduğu gibi  dikey bir yapılanma oluşturduğu ve şüpheliler arasındaki HİYERARŞİK İLİŞKİNİN DİĞER ÖRGÜT YAPILANMALARINA KIYASLA DAHA SIKI OLDUĞU, şüphelilerin sayısının örgüt kurmaya yeterli olduğu ve  suçu yönünden elverişli üye, araç ve gerece sahip olunduğu, toplanan kanıtlar, ÖZELLİKLE TEKNİK TAKİP SONUCU ELDE EDİLEN BİLGİ VE BELGELER, şüpheliler arasında hiyerarşik bir bağ olduğu, suç işleme iradelerinde devamlılık  bulunduğu, yasal anlamda disipline edilmiş örgüt ve örgüt bireylerinin ayrımsal fonksiyonel sorumluluk ve aktiviteleri ile somut özel görev ve işlevlerinin olduğunu  kabule elverişli olduğu, BU BAĞLAMDA ŞÜPHELİLERİN TEKNİK TAKİBE KONU KULLANDIKLARI TELEFON HATLARIYLA BİRBİRLERİYLE  YOĞUN ŞEKİLDE YAPTIKLARI GÖRÜŞMELER ÖRGÜT ÜYELERİ TARAFINDAN ŞİKE/TEŞVİK PRİMİ EYLEMLERİNİN BİRBİRLERİYLE İRTİBATLI VE KOORDİNELİ ŞEKİLDE, ÖRGÜT FAALİYETİ ÇERÇEVESİNDE işlendiğini ve şüphelilerin yoğun şekilde bu eylemlerde bulunup  bu faaliyetleri rahat bir şekilde yürütmek amacıyla örgüt teşkil ettiklerini gösterdiği, TCK’nın 220. maddesine  uygun şekilde teşkil edilen örgütün esas itibariyle şike/teşvik eylemlerinde bulunmak amacıyla kurulduğu, bu yolla haksız ekonomik çıkar sağlamayı amaçlayan suç örgütünün cebir/tehdit uygulayan silahlı bir örgüt olmadığı, ancak suç örgütü içerisinde yer alan bazı şüphelilerin suç geçmişleri, Peker Grubuyla uzun geçmişe dayanan ve süregelen irtibatları,  örgüt lideri Aziz Yıldırım’ın; bu bağlantılar sayesinde SEDAT PEKER İSMİNİN FUTBOL CAMİASI İÇERİSİNDEKİ KORKUTUCU GÜCÜNÜ ŞİKE FAALİYETİ YÜRÜTÜLEN ŞAHISLAR ÜZERİNDE BİR BASKI ARACI OLARAK KULLANMASI, BÜLENT İBRAHİM İŞÇEN, ABDULLAH BAŞAK GİBİ İSİMLERİN PEKER Grubuyla ilişkisinin diğer şahıslarca ve futbol kamuoyunca bilinmesi nedeniyle Aziz Yıldırım’ın bu şahısları bilerek kulüp içerisinde çevresinde tutup  kendisine muhalif isimler üzerinde bir baskı oluşturma amacı ile yönlendirmesi (08.05.2011 günü yapılan Fenerbahçe Mali Genel Kurulunda yaşananlar buna örnek teşkil eder ve bu nedenle anılan eylem aşağıda ayrı bir başlık altında ayrıntılı olarak irdelenmiştir) ve  ÖRGÜTÜN BUNA UYGUN ÜYE YAPISI DİKKATE ALINDIĞINDA HER AN CEBİR/TEHDİT/BASKI İÇEREN EYLEMLERDE BULUNABİLECEK BİR ÖRGÜT YAPISINA DÖNÜŞEBİLECEĞİ TÜM DOSYA KAPSAMINDAN ANLAŞILMIŞTIR.”

Suç örgütü Fenerbahçe futbol takımının lehine olacak şekilde şike yapmak – teşvik primi vermek suretiyle etkilemek amacıyla kurulduğu ve faaliyet yürüttüğü, iş bölümü yapıldığı, Aziz Yıldırım emir, direktif ve talimatlarıyla hareket edildiği söylenmektedir.

Aziz Yıldırım Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanıdır. Örgüt lideri değildir. Fenerbahçe Spor Kulübü 1907 yılında kurulmuş ve Dernekler Masası Başkanlığınca onaylanmış Tüzüğüne göre idare edilir.

Kulübün Amacı ve Faaliyetleri :

“Madde 3: Kulübün amacı; Atatürk’ün gösterdiği hedef ve ilkeler doğrultusunda; çağdaş yaşama uygun olarak, üyelerin ve sporcuların beden ve ruh sağlığını geliştirecek olanaklar hazırlamak ve onların fizik ve moral eğitimleri ile ilgilenmek, onları Kulübün tesis ve faaliyetlerinden yararlandırmaktır.

Sporun hedefinin bireyler arasında dostluk, barış, sevgi ve kardeşliği geliştirmek olduğu bilinciyle; sporun ulusal düzeyde gelişmesine ve yaygınlaşmasına katkıda bulunmak, sporcu sağlığı ve eğitimi için altyapı tesislerini yaparak Kulübün sporcularını eğitmek ve onlara karşı çağdaş koşullar ve olanaklar sağlamak için altyapı, tesis ve sosyal tesisler oluşturmak, onlardaki sportmenlik anlayışının devamını sağlamak, yurtiçinde ve yurtdışında profesyonel ve amatör spor branşlarında müsabakalara katılmaktır”

Kulübün amacına baktığımızda sporun ulusal düzeyde gelişmesine ve yaygınlaşmasına katkıda bulunmak diyor. Bizlerde 14 yıllık yönetim dönemimizde amatör şubelerde yapmış olduğumuz yatırımlarla ulusal düzeyde başarılar elde ettik. Bu arada profesyonel futbol takımımızda yurt içi ve yurtdışında başarılı sezonlar geçirdi.
Kulübün organları
Kulübün organlarının görev ve yetkileri ile seçim işlerinin hangi şekilde yapıldığına bakalım.
Fenerbahçe Spor Kulübünün organları şunlardır;
a)      Genel Kurul
b)      Yönetim Kurulu
c)      Denetim Kurulu
d)      Yüksek Divan Kurulu
e)      Disiplin Kurulu
f)      Sicil Kurulu
g)      Balotaj Kurulu
h)      Tarih, müze ve arşiv Kurulu

Genel Kurul

Madde 18: Genel Kurul, Kulübün en yetkili organı olup, Kulüp üyelerinden oluşur. Şu anda 15.000 kulüp üyesi bulunmaktadır.

Görev ve Yetkileri

Madde 19 : Genel Kurul, Kulübün en yüksek karar organı sıfatıyla aşağıda yazılı hususları görüşür ve karara bağlar
a)      Kulüp Başkanı ile Kulübün diğer organlarını seçmek,
b)      Yönetim Kurulu, Denetim Kurulu ve Yüksek Divan Genel Kurulu’nun raporlarını görüşmek,
c)      Yönetim Kurulu’nun o döneme ait faaliyet ve hesapları ile Profesyonel Futbol Şubesi’nin hesaplarını ayrı ayrı ibra etmek,
d)      Yönetim Kurulu tarafından hazırlanan bütçeyi veya ek bütçeyi aynen veya değiştirerek kabul etmek,

Olağan Genel Kurul toplantılarında, Kulüp Başkanı ile Kulüp organlarının seçimi üç yılda bir; mali, idari ve sportif konuların müzakeresi ve ibrası ile ilgili genel kurul toplantıları ise her yıl yapılır.

Yönetim Kurulu, Kulüp üyeleri arasından, üç yıl için, genel kurul tarafından gizli oyla seçilen bir başkan ile 14 asil ve yedek üyeden meydana gelir.

Yönetim Kurulu üyeleri yapacakları ilk toplantıda bir başkan vekili, genel sekreter, muhasip üye, sosyal ilişkilerden sorumlu üye ve amatör şubelerden sorumlu üye ile gerekli görülen faaliyetleri yürütecek üyeleri ve kulüp sözcüsünü seçer.

Yönetim Kurulu gerekli gördüğü hallerde ve sayıda, as başkanlık ihdas edebilir ve bu sıfatı üyelerden birine ve birkaçına kullandırabilir.

Ben, As Başkan Şekip Mosturoğlu ve Amatör Şubelerden sorumlu İlhan Yüksel Ekşioğlu Tüzükteki kurulun oluşumla ilgili maddesine göre önce Genel Kurulda 24 Mayıs 2009 tarihinde seçildik. Daha sonra yönetim içerisinde görev bölümünde de, bu arkadaşlar şu anki görevlerini üstlenmişler ve bu görevlerini bugüne kadar başarı ile yaparak Fenerbahçe Spor Kulübü’ne katkıda bulunmuşlardır.

Yönetim Kurulu Başkanı’nın görev ve yetkileri Tüzüğümüze göre şöyledir;

Madde 38’de,
a)      Başkan, Kulübün manevi ve tüzel kişiliğini temsil eder
b)      Devlet teşkilatı, kurum ve kuruluşlar, spor kulüpleri ve basınla ilişkileri sağlar ve düzenler
c)      Kulübün kurulları ve kurullara üyeler arasındaki ilişkileri düzenler, gerekli hallerde kurulları toplantıya çağırır ve başkanlık eder. Anlaşmazlıkları çözümler, birlik ve dayanışmanın güçlenmesini sağlar.
d)      Kulübün faaliyet ve çalışmalarını denetler, düzenler ve yönlendirir.
e)      Yönetim Kurulu kararları doğrultusunda kulübü temsil ve ilzam eder
f)      Mevzuatın ve Kulüp tüzüğünün kendisine verdiği diğer işleri yapar ve yetkilerini kullanır.

Başkanla yöneticiler arasında tüzük gereği hiyerarşik yapı vardır. Bu yapı en üste genel kurul, Başkan ve yönetim kurulu olarak kurulmuş yapının diğer bir ayağı da yüksek divan kuruludur. Örgüt lideri ve örgüt olarak suçlanan bizler zaten Fenerbahçe Spor Kulübü tüzüğüne göre Fenerbahçe Spor emrinde olan bir örgütüz.

Bu örgütün tabanı Genel Kuruldur. Fenerbahçe Spor Kulübü’ne üye olanlar Genel Kurula aidatlarını yatırdıklarında katılırlar. Tüzüğün kendilerine verdiği görev ve haklarını kullanırlar.

Bizler örgüt kurmadık. Zaten Fenerbahçe Spor Kulübü’ne hizmet etmek için gönüllü olarak bir araya gelmiş bireyleriz. Fenerbahçe’ye hiyerarşik bağ çerçevesinde iş bölümü tüzük gereği yapma mecburiyetimiz vardır. Yönetim Kurulu üyeleri, kulüpte çalışan personel ve Fenerbahçe Spor Kulübü üyeleriyle görevlerimiz gereği ve aynı camia içinde olduğumuz için birbirimizle irtibat halinde olmamız gayet normaldir.

Hukuki konulardan sorumlu As Başkan Şekip Mosturoğlu ile her zaman bir araya gelmişizdir, konuşmuşuzdur. Seçimlerden, tüzük çalışmalarından, sporcuların mukavelelerinin yapılmasına veya Federasyonla, UEFA’yla ilgili hukuki konuları ve süreci, Amatör Şubeler Sorumlusu İlhan Ekşioğlu’yla da Onunla ilgili konularda görüşmüşüzdür. Eğer bu sistemi örgüt olarak kabul edersek o zaman genel kurul üyelerini de bu örgütün bir parçası olarak görmeliyiz.

Fenerbahçe Spor Kulübü genel kurulu da Fenerbahçe örgütünün bir parçasıdır.  O zaman Savcı Mehmet Berk, Savcı Fikret Seçen, Emniyet Müdür Yardımcısı Mutlu Ekizoğlu da Genel Kurul üyeleri olmalarından dolayı Aziz Yıldırım Başkanlığındaki bu örgütün üyeleri olmaktadırlar.

Hiyerarşik ilişkimiz tamamen tüzük gereğidir. Bizler camia olarak bazı hainler hariç aile gibiyizdir. Büyüklerimize her zaman saygılı olmuşuzdur. Kulüp büyüklerinin ve hizmet etmiş kişilerin isimlerini tesislere vermemiz, Allah tan rahmet dilediğim Lefter Küçükandonyadis’in stattaki cenaze tören de  bunun örneğidir.

Sedat Peker’in futbol camiası içerisindeki korkutucu gücünü şike faaliyeti yürütülen şahıslar üzerinde bir baskı aracı olarak kullanması ;

Sayın Başkan;

Şike yaptığı söylenen hangi sporcuya Sedat Peker’in korkutucu gücünü kullanmışız? Bir örnek, bir isim verilmesini istiyorum. Zaten 150’den fazla Sedat Peker ismi iddianamede geçmektedir. Kendisi ile ilgimiz olmamasına rağmen neden Beni kendisiyle irtibatlı hale getirilmeye çalışılmaktadır?

Amaç nedir? İnsanlar bu kadar karalanamaz.

İddia Makamı zaten benim korkutucu gücüm olduğunu söylüyordu. Bu gücümü Federasyon, hakemler üzerinde kullanıyordum. Sayfalar ilerledikçe bu güç yön ve kişilik mi değiştiriyor? Biraz insafsızlık olmuyor mu? Fezlekeyi hazırlayanlar beni tanımıyorlar mı?

Bülent İşçen Kelebek Davasından beraat etmiştir. Sedat Peker’in davasında bir şekilde adı geçenleri bu davaya yamamaya çalışırsak bu dava şike davası olamaz. Bu davanın yönü ve yörüngesi değişir. Bülent İşçen benden önceki dönemde de Kulübe yakındı. Bundan sonra da olacaktır. Karıncayı bile incitemeyecek insanları karanlık güç olarak göstermeye kimsenin hakkı yoktur. Allah’a şükür dürüstlüğümüz, sözümüzün eri olmamız, onurlu olmamız, Fenerbahçe sevdamız Bizim en büyük gücümüz ve silahımızdır.

08.05.2011 Fenerbahçe Spor Kulübü Mali Genel Kurulunda yaşananlar“örnek” teşkil ediyormuş. Savcı Mehmet Berk herhalde Amerika’da yaşıyor. Türkiye’yi izlemeden yorum yapıyor.

Fenerbahçe Mali Kongresinde hiçbir olay olmamıştır. Camiamıza yakışır şekilde 1095 kişinin katılımıyla sevgi ve saygı içerisinde yapılmıştır.

T.B.M.M.’sini, Galatasaray Spor Kulübü Mali Kongresi’ni, Ankaragücü Spor Kulübü Kongresini basından okuyarak bilgi sahibi olmasını diliyorum. Anlattığım son bölümdeki Ankaragücü kongresinde silahlar patlamıştır.

Savcının çok ileri görüşlü olduğunu bu iddianameyle bir daha anladım. Savcı Mehmet Berk şöyle diyor;

“Örgütün buna uygun üye yapısı dikkate alındığında her an cebir / tehdit / baskı içeren eylemlerde bulunabilecek bir örgüt yapısına dönüşebileceği tüm dosya kapsamında anlaşılmıştır”. Açıklaması ise kanaatimce hukuki bir talihsizliktir. Keza “Kanunun suç saydığı” fiillerin cezalandırıldığı çok açık bir gerçekken, “Kanunun Suç Sayacağı Fiillerin Cezalandırılmasını” öngören bu tespit ile ilgili değerlendirmeyi siz hukukçulara bırakıyorum. Zincirlikuyu’daki mezarlığın üzerinde “Her canlı bir gün ölümü tadacaktır” yazmaktadır.

Ekonomi konularıyla ilgili şunları da açıklamakta büyük fayda görüyorum;

Deloitte tarafından 1996/1997 yılından bu yana düzenli olarak hazırlanan futbol para liginde 2007/2008 futbol sezonunda mücadele eden kulüplerin gelirlerini mercek altına alan raporda 19 ncu sırada Fenerbahçe Avrupa’nın beş büyük liginin dışında yer alan bir ligden futbol para ligi sıralamasına giren ilk kulüp olarak da etkileyici bir başarı göstermiştir.

Fransa’da aylık olarak yayınlanan ekonomi dergisi L’Expansion Avrupa’nın dev kulüplerinin Fenerbahçe’nin ekonomik büyümesinden korkması gerektiğini savunuyor.

11 Mayıs 2011 de Fransız Ekonomi Dergisi ANNECİĞİM FENER GELİYOR manşetiyle,

Fenerbahçe, Avrupa’ya örnek bir Kulüp. Aynı mali yapıda gelişme sürerse, çok uzun yıllar değil belki 10 yıl içinde Şampiyonlar Ligi’nin sürekli şampiyonu olacak” diye yazdı.

Fransız ekonomi dergisi L’expansion Fenerbahçe’nin mali gelişiminin Avrupa’nın devlerini tehdit edecek düzeye gelmek üzere olduğunu yazdı. Camile Belsoeur imzalı makalede Avrupa’nın pek çok büyük takımını mali açıdan önümüzdeki yıllarda büyük bir yıkımın beklediği anlatıldı. “Fenerbahçe’nin incelenmesi gereken mali yapıları ile Avrupa’nın zengin takımlarına örnek oluşturuyor” diye konuştu.

Belsoeur Fenerbahçe için şu yorumu yaptı “İstanbul’un büyük kulübü istihdamı çeşitlendirme stratejisi ile ivme yakaladı. Başarılı olması hisse fiyatlarını yükseltti. Her yıl daha da güçlenen mali yapısıyla Fenerbahçe, dünya çapında 64 mağazası ile yıllık ortalama 25 ila 30 milyon Euro kar ediyor. Bu Fenerium’un incelenmesi gereken bir başarısı daha ilginci ise Fenerbahçe’nin ezeli iki rakibi Beşiktaş ve Galatasaray da aynı şehrin, İstanbul’un iki  takımı.

ÖRGÜT ÜYESİ DOĞAN ERCAN’IN ŞİKE FAALİYETLERİNDE BAŞARISIZ OLMASI NEDENİYLE KENDİSİNE YENİ GÖREV VERİLMEMESİ İDDİASI

Doğan Ercan’a talimat vermemle ilgili bir tape bile yoktur. Eğer var ise iddia makamı bunu ispat etmelidir. Doğan Ercan Gençlerbirliği – Fenerbahçe maçını anlattığımız ileriki bölümlerde de göreceğimiz gibi Trabzon’dan gelecek teşvik primini önleme çalışması yapacakken bunu da yapmadığını tapelerden anlamaktayız. Hiçbir futbolcuya ulaşmamıştır.

“Sonraki maçlarda da şike faaliyetlerinde görevlendirilmediği, para dağıtımından pay alamayan şüphelinin görev istediği Alâeddin Yıldırım ve İlhan Yüksel Ekşioğlu’nun bu tapeleri reddettikleri açıkça anlaşılmıştır” denmektedir.

18.03.2011 tarihindeki Doğan Ercan’ın Alâeddin Yıldırım’a gönderdiği mesajdaki ifadesine baktığımızda sanki Benim bir şeyler söylediğimi ifade etmektedir. Benim görüşmüşlüğüm veya bir konuşma tapem mevcut mudur? Cevabının hayır olduğunu bildiğimize göre kendi kafasında kendine göre bir şeyler planlamaktadır. Teşvik görüşmeleri yönünde kendisine hiçbir şekilde görev verilmemiştir. Çünkü böyle bir çalışmamız yoktur. Anladığım kadarıyla Savcıya göre görev vermemek de suç oluyor. Yaptın suç, yapmadın suç. Anlayan varsa bize de anlatsın.

Doğan : Cuma günü maça gideyim mi ben
Alâeddin : Konuşuruz ya dur şimdi telefonda nasıl konuş.. ne yapıyorsun

Acaba hangi maçla ilgili konuşuyorlar? Tam papatya falı açılacak bir olay. 22.04.2011 tarihinde oynanmış olan bu maçla ilgili teşvik konusunun konuşulduğunu söyleyecekler ama bunu da söyleyemiyorlar. En büyük yanlışlık ise oynanan maçla ilgili görev verilmesinin konuşulması biraz tuhaf değil mi?

04.05.2011 günü Alâeddin Yıldırım, Doğan Ercan’a “Beni karıştırmayın”demekle zaten her hangi bir olayın yapılmadığını açıkça belirtmektedir. SPOR KAMUOYUNDA HER YERDE HİÇBİR ŞEY YAPMADAN ÇOK ŞEY YAPTIM DİYEN İNSANLAR OLABİLİR. BU OLAY DA ÖYLE BİR ŞEYDİR. SONUÇTA HİÇBİR ŞEY YAPILMAMIŞTIR.

Sayın Savcı’nın anlamadığı bir şey de Fenerbahçe Spor Kulübü futbol takımı bir üretim yapmamaktadır. Ancak bir malınız var ise bunun pazarlamasını prim vererek satışını sağlarsınız. Yoksa futbol takımının maçı için belirlenmiş, dağıtılacak para yoktur. Burası bir banka değildir. Bunun iyice anlaşılması gerekir. Kısaca para dağıtımı olmadığı için kimse pay alamaz. Çünkü para dağıtımı yapılacak bir neden yoktur.

ŞİKE FAALİYETLERİNDE BAŞARILI OLAN ABDULLAH BAŞAK’A İLHAN EKŞİOĞLU TARAFINDAN 02.06.2011 GÜNÜ ARAÇ SATIN ALINDIĞI İDDİASI

Bizlerin, Emniyet ve Savcılık sorgularının yapıldığı günlerde medyada bu aracın Sivasspor kalecisi Korcan Çelikay’ın kız kardeşine alındığı da manşetten yer almıştır. Haberlerin Emniyet tarafından nasıl kirli şekilde kamuoyuna deformasyon edildiğini görüyoruz. Korcan Çelikay’ın kız kardeşi bulunmamaktaydı. Emniyet, Türkiye Cumhuriyeti nüfusunu hayali olarak 1 kişi daha artırmıştı. Bundan şikâyetçiyim, çünkü Gayrisafi Milli Hasıla gelirimiz düşmektedir.

Hangisi tutarsa formülüyle suçlanarak 8 aydır tutukluluğumuz devam ediyor. İlhan Ekşioğlu bu konuyla ilgili daha geniş bilgi verecektir. Son olarak bu aracın Abdullah Başak’a alınmasında İlhan Ekşioğlu’nun yardımcı olduğunu biliyorum.

Bülent İşçen ve Abdullah Başak ta bu konuda Sayın Başkanlığınıza herhalde bilgi vereceklerdir.

Ruken Başak adına alınan araç üzerindeki el koyma kararı mahkemece kaldırılmıştır.

31.10.2011 tarihinde satılamaz/ devredilemez şerhi konulmuştur. Bu olayın en komik tarafı da 04.06.2011 günü yapılan fiziki takipte arabanın içinde Abdullah Başak’ın resminin çekilmesidir.

ALİ KIRATLI’NIN KIBRIS’A TATİLE GÖNDERİLDİĞİ İDDİASI

Diğer bir konu da Ali Kıratlı’nın Kıbrıs’a tatile gönderildiğinin söylenmesidir. Ali Kıratlı Kıbrıs’ta özel işleri olan bir kişidir. Kıbrıs’a çeşitli zamanlarda gidip gelmiştir.

Bu da gösteriyor ki Ali Kıratlı kendi işleri ile ilgili sürekli Kıbrıs’a gidip gelmektedir. Bizlerle ilgili tatile gitmemiştir.

BASININ YÖNLENDİRİLDİĞİ İDDİASI

ÖRGÜTÜN ŞİKE FAALİYETLERİNİ GİZLEYEBİLME ADINA BASINI YÖNLENDİRDİĞİ VE ÖRGÜT LEHİNE OLACAK ŞEKİLDE HABERLER YAPTIRDIĞI,
AZİZ YILDIRIM’IN ÖZELLİKLE FENERBAHÇE ALEYHİNE YORUM YAPAN VEYA ÖRGÜTÜ DEŞİFRE EDER NİTELİKTE HABER YAPAN GAZETECİLERİ UYARMA GEREĞİ HİSSETTİĞİ, HATTA İŞLERİNE SON VERİLMESİ İÇİN KURUMLARINA BASKI YAPTIĞI ANLAŞILMIŞTIR.”
Denilmektedir.

Sayın Başkan,

Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı olmamdan dolayı tüm basın mensupları Benimle görüşmek, röportaj yapmak, kulüple ilgili istedikleri haberleri birinci elden almak isterler. 1998 yılından önce Fenerbahçe Spor Kulübü’nü Başkan’la basın beraber idare ederler düşüncesi toplumda yaygındı. Başkan olmamla beraber kurumsal yapı içerisinde iletişim grubunu Kulüp bünyesinde kurdum. Türkiye’de ilk Kulüp televizyonunu 2004 yılında hayata geçirdim. Fenerbahçe internet sitesi, Fenerbahçe dergisi ve Fenerbahçe radyosunun kurulmasıyla Fenerbahçe’miz kendi basın iletişim araçlarını kurmuş olduk. Bunun gereği olarak Kulüple ilgili her türlü bilgi bu kanallardan Fenerbahçelilere ve kamuoyuna açıklandı. Daha önce yöneticiler ile sporcularla direk irtibat kuran basın mensuplarının istedikleri gibi çalışmaları engellenmiş oldu. Haberler daha sağlıklı ve doğru olarak bu mecralardan yayınlanmaya başlandı. Diğer kulüplerde bu yoldan gelerek Fenerbahçe Spor Kulübünü takip etmeye çalıştılar.

Erman Toroğlu’nun Lig TV’den ayrılmasıyla ilgili düşüncelerimi Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı ve Kulüpler Birliği Başkanı olarak her platformda dile getirdim.

Sayın Başkan,

EMNİYETİN VE SAVCILIĞIN KİŞİLERİN ÇALIŞTIKLARI YERLERDEN AYRILMALARIYLA İLGİLENDİĞİNE İLK DEFA BU OLAYDA RASTLADIM. ÖZEL MAHKEMELERİNİN KONULARINDAN BİRİNİN DE BU OLDUĞUNU ÖĞRENMİŞ OLDUK. TÜRKİYE’DE BİNLERCE KİŞİ HAKLI VEYA HAKSIZ İŞYERLERİNDEN AYRILIRLAR. BEŞİKTAŞ’TAKİ ÖZEL MAHKEME ACABA BURADAKİ GİBİ BİR SORUŞTURMA DAHA YAPMIŞ VE YAPMAKTA MIDIR? DAHA DA İLGİNÇ OLAN İSE SORUŞTURMA AŞAMASINDA SEZER ÖZTÜRK İSİMLİ FUTBOLCUYA İFADESİ ALINIRKEN ERMAN TOROĞLU’NUN DİGİTURK’TEN AYRILMASININ SEBEBİ SORULMUŞTUR. SEZER İFADESİNİN ALINDIĞI TARİHTE HALEN BAŞKA BİR FUTBOL KULÜBÜNÜN LİSANSLI SPORCUSU İKEN KENDİSİNE SAVCILIK TARAFINDAN BÖYLE BİR SORU SORULMASI DOĞRUYU SÖYLEMEK GEREKİRSE EN HAFİF TABİRLE ABESLE İŞTİGALDİR.

Bu nasıl adalettir? Neden karşı olduğumu basın mensuplarının aşağıdaki yazılarıyla daha iyi anlayalım.

Mustafa Çevik: Bak şimdi bir arkadaşım aradı beni GAZETECİ Emenike’nin Fenerbahçe Oteline girerken cumartesi akşamı görüntüleri var bunu ne yapalım
Nevzat Şakar: Vallahi bilemiyorum onu siz yayıncısınız
M.Ç. : Bunu size yollasak servise yaptırabilir misiniz?
N.Ş.  : Yolla istersen bizim Altuğ Bey’e yolla

Mustafa Çevik kimdir? “İstanbul ilinde kalmaktayım, annemin rahatsızlığından dolayı son zamanlarda Karabük’te kalmaktayım. 1999 – 2007 yılları arasında Karabük’de üç yerel televizyonda televizyon Müdürü ve Spor muhabiri olarak görev yaptım. 2008-2010 YILLARI ARASINDA KANALTÜRK TELEGOL PROGRAMINDA ÇALIŞTIM. Karabüknet Haber isimli internet sitesinde spor editörlüğü yapıyorum” diyor. Sonrası da çok çok önemli çünkü Mustafa Çevik 04.07.2011 tarihinde ’futbolda şike soruşturması ile ilgili birçok şahsın gözaltına alındığını öğrenmem üzerine bu olaylarla ilgili benimde bazı bildiğim konuların olduğunu söyleyerek ifade vermek ve tüm bildiklerimi anlatmak için Karabük KOM Şube Müdürlüğü’ne geldim’ diyor ve anlatıyor;

“Ben spor gazetecisi olduğum için Karabük’te futbolla ilgili  bütün gelişmeleri yakinen takip ederim. Karabükspor Kulübünde görev almış birçok insanla irtibatım vardır. 3 Mayıs 2011 Salı günü Karabükspor’la çok yakın olan bir haber kaynağı birlikte çalıştığımız Ergün Başkaya ile bana Karabükspor 2.Kalecisi Bülent Ataman’ın Kulüp binasında lobi içerisinde aleni olarak bu Emenike Şerefsizi adam değil Fenerbahçe maçında bakın oynamayacak, BU GELEN TEŞVİKTEN BİR KURUŞ PARAYI ONA VERDİRMEYECEĞİM” ŞEKLİNDE ALENİ OLARAK ETRAFA BAĞIRDIĞINI BİZE SÖYLEDİ VE BU KONUYU DEĞİŞİK KAYNAKLARDAN ARAŞTIRDIK DİYEREK DEVAM ETMEKTEDİR.

BÜLENT ATAMAN TRABZON DOĞUMLU BİR KALECİDİR. Karabük maçı sırasında ayakkabısını sahaya fırlatan şahıstır. Mustafa Çevik ve Bülent Ataman’ın Savcılığa çağırılıp ifadesi alınmış mıdır? Neden alınmamaktadır? Emenike’nin yalan haberi karşılığı Mustafa Çevik, Nevzat Şakar’dan internet sitesine reklam istiyor. Fenerbahçe Spor Kulübünde böyle bir ilişkiye rastladınız mı? Kendi isteği ile Savcılığa müracaat ederek ifade vermek istemesinin amacı nedir? Bir şeylerden mi çekinmektedir?

Herhalde basınla ilgili bu kadar tape yeterlidir. Trabzonspor Başkanı’nı ve Yöneticilerine Mustafa Çevik’in ifadelerinden herhangi bir soru soruldu mu? Soracak mısınız? Herkes her şeyi yapacak ama her şeyden bizler sorumlu olacağız. Adalet demek böyle oluyor.

Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı ve Yöneticileri olarak Kulübümüzün haklarını koruma harici hiçbir işin içinde olmadık ve bu konuda hiçbir suç işlemedik. Ismarlama suçlama olmamalıdır.

Basını yönlendirici hiçbir eylemin içinde olmadık. Basınla her zaman bilgi alışverişinde bulunulabilinir.

PEKER GRUBU İLE BAĞLANTI VE İRTİBATI GÖSTERDİĞİ İLERİ SÜRÜLEN İFADELERE DAİR BEYANLARIM

Bu konu hakkında değinmek istediğim önemli bir husus Gökdeniz Karadeniz isimli futbolcunun transferi sebebiyle Olgun Peker’in ortağı olduğu Reflex Menejerlik firmasına Fenerbahçe Spor kulübü kasasından yüksek miktarlarda ödemeler yaptığım iddiasıdır. Bu iddia tamamen gerçek dışı ve mesnetsizdir. Keza sözü edilen transfer gerçekleşmemiş olup bu konuda kulüp kasasından kimseye bir lira dahi ödeme yapılmamıştır. İddianamenin 114. Sayfasında Reflex Menejerlik isimli şirkete 295.000 TL ödeme yaptığımız, bunun karşılığında da kulübümüze makbuz kesildiği iddia edilmektedir ki; bu durum da gerçekleri yansıtmamaktadır. Reflex Menejerlik’ten kulübümüze kesilen ilk fatura 26.06.2006 tarihli ve Olcan Adın’ın menajerlik bedeline  dairdir. Tutarı da,  94.400 TL dır. Bundan sonraki fatura da, K.D.V dahil olmak üzere 295.000 Euro bedelli olup, Bilica isimli futbolcunun transferine ilişkindir.

Bülent İbrahim İşçen’in Aziz Yıldırım’ın her daim yanında ve ona en yakın isimlerden birisi olduğunu, Sedat Peker’in adamları olarak piyasada gezen şahıslarla samimi olduğunu bildiğini, 2004 yılı içerisinde futbolcu transferlerinde kendisinin görevli olduğunu, Olgun Peker’in kendisini aradığını ve Aziz Yıldırım’ın referansıyla transferlerde yardımcı olmak istediğini söylediğini, kendisinin de menajer aracılığı ile transfer yapmak istemediğini söylediğini, görüşmeden bir saat sonra Bülent İbrahim İşçen’in aradığını ve “Olgun seni aramış, adam yardımcı olmak istiyor, bu adamlarla çalış, adama ters yapmışsın adam bozulmuş, bu adam (Sedat Peker’i kastederek) REİS’in adamı, bunlara yardımcı ol, futbolcularla ikna meselesinde sorun olursa yardımcı olur” dediğini, kendisinin menajere ihtiyacı olmadığını söylediğini, bunun üzerine Bülent’in “yanlış yapıyorsun, bu adamlara ters yapma, sıkıntı olur” gibisinden konuştuğunu, ertesi gün Aziz Yıldırım’ın aradığını ve Olgun Peker’i kastederek “bu adamların sana faydası olacaksa ters yapma, bunlardan faydalanmaya çalış, Fenerbahçe’nin haklarına halel gelmeden bunlardan istifade etmeye çalış” dediğini beyan etmiştir. “

Cumhuriyet Başsavcılığımızın 2008/1756  sayılı soruşturma dosyası (Ergenekon soruşturması) kapsamında “…Sergen Yalçın Beşiktaş’a geçti. O yıllarda, Beşiktaş’la Fenerbahçe’nin çok iddialı bir maçı vardı. Fenerbahçe veya Beşiktaş’tan hangisi yenerse o şampiyon olacaktı. Bu maçtan önce Sedat Peker, Sergen Yalçın aracılığıyla Beşiktaşlı futbolcuları yanına çağırdı. Hatırladığım kadarıyla 3 yada 4 futbolcu geldi. Benim bildiğim kadarıyla bu futbolcular Tümer ve Sergen Yalçın idi. Diğerlerinin isimlerini hatırlamıyorum. Sedat Peker bunlara hitaben “maçı kaybedin, nasıl kaybediyorsanız kaybedin, o sizin sorununuz” dedi ve gönderdi. Ben bu olaya bizzat şahit olduğum için çok merak ettim, normalde maç izlemediğim halde, Beşiktaş – Fenerbahçe maçını özellikle seyrettim. Gerçekten de Beşiktaş – Fenerbahçe maçında Beşiktaş kaybetti. Maçı izlediğim kadarıyla Tümer maça çıkmamak için her türlü çirkefliği yaptı, maç başladığı sırada yedek kulübesinde oturuyordu. Yedek kulübesinden hakeme müdahale etmeye çalışıyordu. Hakem onu uyarmaya geldiğinde yüzüne tükürdü ve bunun üzerine Tümer yedek kulübesindeyken kırmızı kart gördü ve bu maçı Beşiktaş kaybetti. (25 Nisan 2004 günü İnönü Stadında oynanan Beşiktaş – Fenerbahçe derbisinde Tümer Metin hakeme tükürerek kırmızı kartla oyundan atılmış, maçta Fenerbahçe Beşiktaş’ı 3-1’lik skorla mağlup etmiştir.) Bu olaydan dolayı Sedat Peker, Aziz Yıldırım’dan yüksek miktarda para istedi. Zaten daha önceden Aziz Yıldırım ile bu konuda anlaşmışlardı. Sedat Peker vaat edilen parayı aldıktan sonra, ilerleyen dönemde yine Aziz Yıldırım’dan para istedi. Bunun üzerine Aziz Yıldırım çok bunaldı ve istifa etmek istediğini söyledi. Hatta bu istifa konuları o dönemde medyada da yer aldı” şeklinde beyanda bulunmuştur.

“Olgun Peker’in 2004-2005 yıllarında menajeri olduğunu, Olgun Peker’in ofisinde yapılan aramada elde edilen, Olgun Peker, Aziz Yıldırım ve kendisi tarafından imzalanan sözleşmenin gerçek bir sözleşme olduğunu, sözleşmeyi Aziz Yıldırım’ın işyerinde imzaladıklarını, imzanın ardından ailesinden ve Trabzonspor’dan gitmemesi yönünde baskı gelmeye başladığını, bunun üzerine transferden vazgeçtiğini, sözleşmede transferden vazgeçmesi durumunda Fenerbahçe SK’ne 1.000.000 dolar ödemesi şeklinde madde olduğunu, bu durumu adını şu an hatırlamadığı Trabzonspor’lu yöneticilerle ilettiğini, onların da Aziz Yıldırım ile bu konuyu görüştüklerini” beyan etmiştir. (Kl:66, Dizi:352)

Fenerbahçe Spor Kulübündeki kurumsal yapıyı uyarlama çalışmaları yaparken Hakan Bilal Kutlualp’in yönetim kurulundan istifasını ben istedim. Yönetim kurulundan istifa ettikten sonra şahsıma yönelik yaptığı ahlaksızca tenkitlerden sonra Disiplin Kuruluna verdim. Kulüpten hatırladığım kadarıyla uzaklaştırma aldı. Kendisiyle şu anda mahkemelik durumdayız. Delil olarak hep Kulüpten uzaklaştırdıklarımı şahit veya mağdur olarak gösterip dava yürütmeye çalışılmaktadır. Böyle bir kişinin doğru söyleme ihtimalinin az olacağını herhalde sizler de tahmin edersiniz. Ben kimseye yetkilerimin içindeki bir konu için referans vermem. Gereken bir şey varsa ben yaparım. Kısaca ben yetkili değilim deyip benim yönetimimdeki bir kişiye bu şekilde sorumluluk verdirmem. Benim için her zaman sevdam olan Fenerbahçe önde gelir. Yetki kullanılacaksa korkmadan kullanırım.

Kendi ifadesinde Benim, “bu adamların sana faydası olacaksa ters yapma, bunlardan faydalanmaya çalış. Fenerbahçe’nin haklarına helal gelmeden bunlardan istifade etmeye çalış” dediğimi beyan etmiş. Herhalde bu konuşmayı herkese de herkes için binlerce kere konuşmuşumdur. Transfer çalışmasının hangi oyuncunun olduğunu bilseydim daha rahat yorum yapabilirdim. Burada da önce Fenerbahçe’nin menfaati dediğime göre sorun yok demektir. Böyle bir konuşmanın aramızda geçtiğini de açıkça hatırlamıyorum.

Gizli tanık Poyraz’ın ifadesi ise tam bir saçmalıktır. Anlattıklarının hepsi yalan ve yanlıştır. Gizli tanık kendisine öğretilenleri anladığım kadarıyla iyice öğrenmeden ifadeyi yanlış vermiştir. Aslında bu konuyla ilgili basında Poyraz’ın anlattıklarının doğru olmadığını gösteren haberler yer almıştır. İddia Makamı ile Emniyetin gözbebeği Organize Şube Müdürlüğü gizli tanığın söylediklerinin doğru olup olmadığını araştırıp doğruluk durumuna göre iddianameye koymaları gerekirken, bunu da araştırmadan iddianameye koymuşlardır. Bu da gösteriyor ki bu iddianamenin amacı başkadır. Türk sporunu ele geçirmek isteyenler Fenerbahçe Spor Kulübü üzerinden operasyon yapmaktadırlar.

Sedat Peker’le hiçbir dönemde hiçbir ilişkim olmamıştır. Organize suçlarla mücadele şube müdürlüğü konu ile ilgili yapılan açık kaynak çalışmaları neticesinde : “25 Nisan 2004 tarihinde Beşiktaş İnönü Stadında oynanan Beşiktaş Fenerbahçe derbisinde Tümer Metin’in hakeme tükürerek kırmızı kartla oyundan atıldığı, bu maçta Fenerbahçe’nin Beşiktaş’ı 3-1 lik skor ile mağlup ettiği bilgisine ulaşılmıştır” demektedir. Bunu diyen 02.11.2011 tarihinde tutanak tutan 280228 nolu polis memuru. O bile yalanı örtmemiş ve yalanın devam etmesi için elinden geleni yaparak hayal dünyalarındaki düşüncelerini kâğıda dökmüştür.

Tümer Metin bahsedilen maçta 90 dakika oynamış ve kırmızı kart görmemiştir. Bununla ilgili bilgiler ektedir. Gerçekle çelişen ifadeleriyle ünlenen Poyraz, Şener Şen’in ’Neşeli Günler’ filminde canlandırdığı çakıyla aslan öldürdüğünü söyleyince ve Münir Özkul’un Atma Ziyaaa” diyerek kızdığı Ziya karakterini akıllara getirmektedir.

POYRAZ yeni ifadesinde ise 2008’de verdiği ifadeyle çelişti ve “Sergen, Tümer ve İbrahim (O dönem Beşiktaş’ın kadrosunda İbrahim isminde 3 futbolcu vardı. Poyraz hangisi olduğunu belirtmedi) Beykoz’a geldi. Beykoz’da bunlara maçı kaybedin talimatı veriliyor. Ama bu F.Bahçe – Beşiktaş maçı değil. F.Bahçe başkasıyla oynuyor, Beşiktaş da sanırım Samsun’la oynuyordu. Maçı Samsunspor’un kazanacağını söyleyerek girdiğim iddiada 2 takım elbise kazandım. AZİZ Yıldırım bu maç öncesi Sedat Peker’i arıyor. Peker de Beşiktaşlı futbolcular Tümer, Sergen ve İbrahim’i arayarak, “Çocuklar maçta dikkatli olun ayağınız kırılabilir” uyarısında bulundu. Maç sırasında Tümer yedek kulübesinden bağırarak hakemin yüzüne tükürdü. Hiç oynamadan kırmızı gördü. Sezon sonunda da F.Bahçe’ye transfer oldu. Bu şekilde Beşiktaş’ın elinden şampiyonluğu aldılar” dedi.

FAKAT Tümer’in 2006-07 sezonunda F.Bahçe’ye transfer olduğu için Poyraz, 2005-06 sezonundaki Beşiktaş ile Samsun arasında oynanan bir maçı kastediyor. Ama o sezon Beşiktaş ile Samsun arasında oynanan maçların ikisini de Beşiktaş’ın kazandığı ve Tümer’in bu maçlarda atılmadığı açıkça görülüyor. POYRAZ’ın  “Beşiktaş’ın elinden şampiyonluğu aldılar” dediği 2005-06’da G.Saray’ın 83 puanla şampiyon olduğu ve siyah-beyazlıların ise 54 puanla ligi 3.bitirdiği görülüyor. Ve akıllara “Bu nasıl şampiyonluğu almak?”sorusu geliyor. Her ifadesi gerçekle çelişiyor.

2004-2005 yılında Gökdeniz Karadeniz’i bir yıl sonra Fenerbahçe Spor Kulübü’ne transfer etmek istiyordum. O zaman menajerlik sistemi tam gelişmediği için ağabey sistemiyle futbolcuların transfer işlemleri yapılıyordu. Gökdeniz Karadeniz de Olgun Peker’in kendisiyle ilgili her türlü tasarrufta bulunabileceğini söylediği için bu konuda Olgun Peker’le çalışma yapmıştır. Yapılan bu anlaşmada 1.000.000$ tazminat maddesi konmuş, Trabzonsporlu Süleyman Atal’ın benden ricasıyla anlaşma iptal edilmiştir. Olgun Peker’e hiçbir şekilde ödeme yapılmamıştır. 7 yıl önceki bir transfer olayını gündeme getirip, buradan bağlantı yapılmaya çalışılması da ahlaksızlığın bir örneğidir. Zorluklar aşılmak üzere vardır. Biz de bu zorlukları alnımızın akıyla aşacağız. ” Gökdeniz Karadeniz’in ifadesi ile ifadede Bu sözleşme kapsamında Gökdeniz Karadeniz’e bir para ödenmemiştir.

08.05.2011 GÜNÜ YAPILAN FENERBAHÇE MALİ GENEL KURULUNDA MUHALİFLERİN SİNDİRİLMESİ AMACIYLA BASKI YAPILDIĞI İDDİASINA DAİR BEYANLARIM

OLAYIN GELİŞİMİ :

Fenerbahçe Mali Genel Kuruluyla ilgili Organize Şubesi tarafsız bir araştırma yapsa idi bugün karşımızda olan işgüzarlığı yapmamış olurdu. Emniyet ve Savcının adına üzülüyorum. Özel yetkili mahkemelerin artık Türkiye’nin gerçekleriyle değil fuhuş gibi, mali genel kurullarda hırsızlık gibi adi suç olabilecek konuları kendisini görevli görerek maalesef soruşturmaya çalışmaktadır. Kendi alanında olmayan konularla ilgili çalışma yapmaları bu mahkemelere olan güveni de ortadan kaldırmaktadır.

Tüm dernek, parti, belediye meclisi, kulüplerin olağan kongre ve mali kongrelerinde her zaman gerilimli seçim veya oturumlar olabilir. Bu da doğaldır. T.B.M.M.’de kürsüde bardak kırılması, milletvekillerinin birbirini tahrik etmesi, birbirlerine küfür etmeleri, birbirlerine yumruk atmaları doğal karşılanmaktadır. Özel mahkemelerin de T.B.M.M.’deki bu olaylara da el koyması gerekmektedir. Parti başkanlarını örgüt lideri olarak düşünürsek milletvekilleri de örgüt üyesi olmaktadırlar. Özel mahkemeleri görevlerini yapmaya davet ediyorum.

08.05.2011 tarihinde yapılan Fenerbahçe 2010 yılı Mali Genel Kurulundaki konuşmalar sırasında 20 kişiden fazla kongre üyemiz görüşlerini açıklamışlardır. KONGREDEKİ YAPTIĞIM KONUŞMADA YAPTIKLARIMIZIN ORTADA NET GÖZÜKTÜĞÜNÜ BELİRTEREK KONUŞAN FENERBAHÇE PLATFORMU ADI ALTINDA GAZETELERE PARALI İLAN VEREN ÜYELERİ ELEŞTİRDİM. “Gazeteye para verip koydurduğunuz yazılar yerine keşke kulübe gelip ’Biz bunları anlamadık!’ deseydiniz, oradaki profesyonel arkadaşlar bunları size anlatırlardı. Biz bunlardan çekinmeyiz, korkmayız” dedim. Muhalefet daima iyidir.

GELELİM MUHALİF DİYEREK İFADELERİNİ ALDIĞINIZ KONGRE ÜYELERİMİZE; HİÇBİR TANESİ CEBİR VEYA TEHDİT EDİLMEDİĞİNİ İFADELERİNDE SÖYLÜYORLAR.

Fenerbahçe Spor Kulübü’nde yönetimlerde asil veya yedek üye olarak listemde yer verdiğim Hulusi Belgü, M.Işık Eyigüngör, Rahmi Eyüboğlu, H.Bilal Kutlualp daha sonra yönetimlere almadığım için kendilerince muhalefetlik yapmaya çalışmaktadırlar.

2006 yılında Aziz Yıldırım’ın istifa edip tekrar Kulübün başına gelmesini istemediğinden 2006 Haziran ayında istifa ettiğini söylemektedir. Bu ifadesi yalandır. Çünkü onu yönetim kurulu listesine yazmadığım için yönetim kurulunda yer alamamıştır. Kendi ifadesiyle fiziki ve sözlü müdahale olmadığını, kendilerine mesaj iletilmek mi istenildiğini bilmediğini” belirtmiştir.

Aziz Yılmaz “Fenerbahçe düşse de Aziz Yıldırım’ın kredisi bitmez”demiştir. Birleşik Fenerbahçeliler Vakfı Başkanı Aziz Yılmaz Fenerbahçe’nin artık bir Avrupa kulübü olduğunu belirterek, Aziz Yıldırım’a övgüler yağdırdı. Sarı lacivertli camiada yıllardan beri başkanlık seçimlerinde büyük rol oynayan Yılmaz, Aziz Yıldırım gibi bir Başkan’a sahip oldukları için çok şanslı olduklarını söyledi. Aziz Yıldırım ve ekibinin sarı – lacivertli Kulübe büyük eserler kazandıracağını belirten Yılmaz “Bazıları, futbol takımı kötü sonuçlar alırsa Aziz Yıldırım biter” diyorlar. “BENCE FENERBAHÇE KÜME DÜŞSE BİLE YILDIRIM’IN KULÜPTEKİ KREDİSİ BİTMEZ” DEDİ. Suskunluğunu zaman içinde bozan Yılmaz, Fenerbahçe ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Bu şekilde Zaman gazetesine beyanat veren Aziz Yılmaz ileriki yıllarda Birleşik Fenerbahçeliler Derneğinde rulet makinesi koyarak kumar oynatmıştır. Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı olarak olaya sahip çıkmadığım için Bana kızmış ve bugün muhalefetlik yapmaya çalışmaktadır. Kongrede kendisine fiili bir saldırının olmadığını belirtmiştir.

Daha geçen gün yapılan Ankaragücü Olağanüstü seçim kongresinde silahlar patlamıştır. İddia Makamı bu kongreyi de soruşturma kapsamına alacak mıdır? Yoksa hizmet ettiği kimselerce bu uygun görülmemekte midir?

Fenerbahçe Spor Kulübündeki muhalefet diyerek ifade vermeye çağırdığınız kişilerden hiç kimse benden veya arkadaşlarımdan şikâyetçi midir? Okuduğum ifadelerinde hiçbir şikayete rastlamadığım halde niçin bu konu iddianameye konulmuştur?

Topuk yaylasıyla ilgili yapılan çalışmalar sonucunda 13 trilyon Spor Toto dan Fenerbahçe Spor Kulübü’ne tesis yapma amaçlı verilmiştir. Bu parada Topuk Yaylası’nın yapımına harcanmıştır. Topuk Yaylası için 2010-2011 yıllarında bütçeye harcanmak üzere bedel konmuştur. 3 Temmuzdan önce 7.000.000Trilyon Spor Toto’dan alınmıştır. Bununla ilgili harcama yerleri ekte sunulmuştur. Bugün Kulüp Sporcularına ve kulüp üyelerine yapılan bu tesislerden her kesimden övgü gelmektedir Bu konuda sayın mahkemenizin dikkatini çekmek istediğim bir husus da savcılık ifadeleri alınırken Topuk Yaylası için alınan ödenekler hakkında Tamer Yelkovan’a soru sorulmasıdır. Belirtmek isterim ki bu ödeneklerin alınmasında şahsım bizzat konunun takipçisi olmuş ve hatta süreci hızlandırmak adına Sn. Başbakanımız ile irtibak sağlamışımdır. Kulübün yalnızca mali kayıtarını tutmakla mükellef bulunan Tamer Yelkovan’a bu soruların yöneltilmesi açıkça saçmalıktır.

Sayın Başkan,

Bence çok önemli bir konu da “HARDDISK TEN HAKEMLER ÇIKTI” manşetiyle yer aldı :

Bilişim Şube, Aziz Yıldırım’ın bilgisayarını inceledi, hakemlerin taraftarı oldukları takımlara göre fişlendiği bir mektup tespit edildi. “O liste çarpıcı istatistikleri içeriyor” diyordu.

Bu haber külliyen yalandı. Emniyet bunu kasıtlı olarak açıklıyordu. Bende hiçbir zaman bilgisayar kullanmadığımı, internete ömrümde bir defa dahi girmediğimi kamuoyuna açıkladım. Haberdeki doküman, Bana kulüp üyemiz A.Kaya Enişte tarafından yazılan bir mektuptur. Benim bilgisayarım mevcut değildir. Polisler eğer bunu bilgisayarımdan tespit ettiklerini ifade ediyorlarsa bu polisler hakkında suç duyurusu yapılması gerekir; çünkü benim yukarıda söylediğim gibi bir bilgisayarım yoktur. Ve hayatım boyunca bilgisayar kullanmadım. Bu doküman bir mektuptur.

6222 Sayılı yasanın değiştirilmesi ile ilgili kanun çalışmaları şahsa özel çıkartılacağı düşüncesiyle kamuoyunda günlerce tartışılmış, sonunda T.B.M.M.’den üç partinin desteğiyle gelen kanun tasarısı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından aynı gerekçeyle veto edilmiştir. Cumhurbaşkanı’nın görev süresi boyunca ilk kez bir yasayı veto etmesini bu olayın sadece bir şike meselesi olmadığını bize gösteren nişaneler olarak sayabiliriz. T.B.M.M.’deki 3 parti yeniden tasarıyı Meclisten Cumhurbaşkanlığı’na göndermiştir. Cumhurbaşkanı’da bu sefer kanunu imzalayarak Resmi Gazetede yayınlanmasını sağlamıştır. Benim için çıkartıldığı iddia edilen bu kanundan ben ve Fenerbahçeliler yararlanamadık. Başından beri söylediğim gibi bu şike ve teşvik operasyonu değildir. Bu Türk Sporunu ele geçirme operasyonudur.

Bu kanunun çıkmasında Türk sporunun gerçeklerini görerek çıkması için her türlü desteği veren Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Ak Parti’nin değerli milletvekillerine, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’nin değerli milletvekillerine, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve MHP’nin değerli milletvekillerine teşekkür ederiz.

Kanun çıkartılmadan önce Savcı Mehmet Berk, avukatlarımıza kanunun çıkması halinde bizler için tutukluluk halini kaldıracağını söylemiştir.

Kanunun çıkarılacağı anlaşılınca iddianame 6222 sayılı Kanuna göre hemen işleme konulmuştur. Bu da Bizleri Metris’te tutmaya çalışanların niyetlerini açıkça ortaya koymaktadır. Bakalım daha neler göreceğiz.

6222 Sayılı yasanın 11.2 nci maddesi de enteresandır. Bu maddeye göre şike ve teşviki bilenlerin bildirmedikleri takdirde 11.1 maddedeki uygulamanın aynısıyla karşı karşıya gelecekleri yazılmaktadır.

Kısaca Savcı Mehmet Berk ve Emniyet Organize Şubedeki dinlemeyi yapanlar bu operasyonu düzenleyenler, 6222 sayılı yasaya göre suç işlemişlerdir. Belki de tanıdıkları vasıtasıyla iddia oyunu oynayıp kazanç sağlamışlardır. Savcı Mehmet Berk 5 maçın neticesini bildiklerini Türkiye Futbol Federasyonu eski başkanı Mehmet Ali Aydınlar’a söylemiştir. Aynı konuyu bana avukatlarımın yanında tekrar etmiştir. T.F.F. Başkanı M.Ali Aydınlar hastanede beni ziyaretinde de bu konuyu bana anlatmıştır. Neticesi bilinen 5 maçtan biri olan Bucaspor – Fenerbahçe maçı 5-3 Fenerbahçe’nin galibiyeti ile bitmiştir. Ancak bu maç iddianamede yer almamıştır. Yine Savcı son maçımız olan Sivasspor maçını kaybetmemiz veya berabere kalmamız ve şampiyon olamamamız halinde bu soruşturmayı açmayı düşünmediğini belirtmiştir.

Savcı Bey, eğer bu kadar kesin bilgilere sahip idiyse bir hukuk adamı olarak yapması gereken Cumhuriyet Savcılığında bir heyet teşkiliyle maç neticelerini skorlarıyla tespit ettirmekti. Eğer bunu yapmış olsa idi şu an ki kaos ta ortadan kalkmış olurdu. Bunu yapmamış ve yapmaya gerek dahi görmemiş olduğuna göre Savcının elinde çok başka sağlam ve geçerli deliller olması gerekir. O zaman Savcının yapması gereken, 6222 sayılı kanuna göre, spor karşılaşmalarıyla görevli 3 ncüAsliye veya Sulh Ceza Mahkemelerinin olduğu yerlerdeki Cumhuriyet Savcılıklarına soruşturma dosyalarını göndererek, davanın bir an önce açılmasını sağlamaktı.

Ancak hukuk kuralları bu kadar açık ve yapılması gerekenler bu kadar ortada iken Savcı Bey, 2010 da başlayan silahlı örgüt içinde bizleri dinlemeye almış ve sonradan bir örgüt yaratmak için de ekonomik haksız kazanç formülünü bularak emellerine ulaşmak istemiştir. Halbuki bizler 3 Temmuzda evlerimizden alındığımızda şike ve teşvik için çıkan 6222 sayılı kanuna göre suç işlediğimiz belirtiliyordu. Zaman içerisinde bunun böyle olmadığı açıkça görülmüştür.

Sayın Savcı da bilmelidir ki, olmayan suçları işkenceyle, dayakla, hakaretlerle çeşitli baskılar ve kamuoyunda kafa karışıklığı yaratarak meydana getiremezsiniz. Adalet sonunda tecelli edecektir. Ancak bu süre zarfında başta kulübümüz olmak üzere bizler ve Türk sporu çok büyük kayıplar yaşadık. Bunların hesabını kim verecektir? Türk futbolunun her gün kaybetmeye başladığı imajı kulüplerin soruşturma süreci nedeniyle içerisine düştükleri mali sıkıntılar ve gençlerin ve toplumun adeta spordan korkar hale gelmelerinin faturalarını yakın gelecekte tüm Türk halkı olarak ödeyeceğimiz kesindir.

Yapılması gereken ivedilikle hukukun en temel kurallarının bu soruşturma için de işler duruma getirilmesi ve soruşturmadaki çarpıklıkların giderilerek Bizlere ve kısaca Türk sporuna adil yargılamanın yapılmasıdır. Bugün tüm bu çarpıklıkların neticesinde Metris Cezaevi’nde tutulan ben ve yönetici arkadaşlarım adına tüm çarpıklıkları gözler önüne serebilmeyi umuyorum.

Bir Savcı düşünün soruşturma yaptığı konudan dolayı 3 defa HSYK tarafından soruşturmaya tabi tutulmaktadır. Savcı Mehmet Berk, İBRAHİM AKIN’A “EVDE KÜÇÜK ÇOCUĞU OLDUĞUNU HATIRLATARAK ONU GÖRMEK İSTEYİP İSTEMEDİĞİ ŞEKLİNDE BİR SORUYLA KENDİSİNİN İSTEDİĞİ ŞEKİLDE İFADE VERMESİNİ, ANCAK BU ŞEKİLDE İFADE VERMESİ DURUMUNDA EVE GİDEBİLECEĞİNİ” SÖYLÜYOR. İBRAHİM AKIN DA AVUKATIYLA KONUŞARAK SAVCI MEHMET BERK’İN İSTEDİĞİ GİBİ İFADE VERİYOR. ANCAK İBRAHİM AKIN TUTUKLANMA İSTEMİYLE MAHKEMEYE SEVK EDİLİNCE BAŞINA GELENLERİ ANLIYOR. MAHKEMEDE, SAVCILIKTA SÖYLEDİKLERİNİ KABUL ETMİYOR. HSYKsoruşturması sırasında İbrahim Akın’ın avukatı Ankara’dan gelen müfettişe bunları ifadesinde söylüyor. HSYK daki soruşturma dosyasında bu ifade görülebilir.

Bu konuda İbrahim akın avukatı aracılığıyla yapmış olduğu basın açıklamasında:
Savcılık sorgum esnasında soruşturma Savcısı Mehmet Berk’in şike olayını itiraf etmem halinde tutuklanmayacağım yönündeki beyanları ve uygulamış olduğu psikolojik baskı nedeniyle gerçek olmamasına rağmen suçu kabul etmiş bulunmaktayım. Emniyette vermiş olduğum ifadede açıkça reddettiğim hususların savcılıkta kabul edilmiş olmasının temel sebebi bahsetmiş olduğum psikolojik baskıdır. Konuyla ilgili itirazlarımı ve savunmamı yargılama aşamasında yapacağımı ve gerçek dışı iddiaların tamamını reddettiğimi saygılarımla kamuoyunun bilgilerine sunarım.” sözleriyle savcının yasak yöntemlerle delil elde etmeye çalıştığını da tüm Türkiye’ye açıklamıştır.

Bu ifadeler nedeniyle yargılanması gereken kişi ben değilim. Yargılanması gereken kişiler, kendini kanunların üstünde görerek yasak yöntemlerle ifade alanlardır.

Savcı Mehmet Berk aynı işlemleri diğer bazı arkadaşlardan da istemiştir. Hedef ’Aziz Yıldırım’la ilgili bir şeyler söyleyin Sizleri evlerinize yollayalım’ dır.DİĞER BİR KONU DA TAMER YELKOVAN’A EMNİYETTE DARP YAPILARAK HER ŞEYİ BİLDİĞİNİ SÖYLEYEREK İSTEDİKLERİ ŞEKİLDE İFADE VERMESİNİ İSTEMELERİDİR. ANCAK BU İSTEDİKLERİNİ TAMER YELKOVAN BASKI ALTINDA OLDUĞU HALDE YAPMAMIŞTIR. DOĞRULARI SÖYLEMİŞTİR. KAMUOYU BUNLARI BİLEREK BU SORUŞTURMAYI İYİ DEĞERLENDİRMELİDİR.

3 Temmuzdan sonra Kıbrıs’a kaçacağımız söylendi. Benim mezar yerim bile bellidir. Başucunda da ’Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı’ yazacaktır. Bundan daha büyük onur var mıdır? O yazanlar bunu bilemezler. Her gün basında bu soruşturma ile ilgili Emniyet ve Savcılık bilerek bilgi kirliliği yarattı.

19 Maçta şike ve teşvik olduğu Emniyet Müdürü tarafından açıklandı. Daha sonra iddianamenin açıklanmasıyla maç adedi 13’e düştü. Avrupa Birliği Ülkeleri, A.B.D.’de savunma yapmadan bu şekilde bir iddianame ortaya çıksaydı bu açıklamayı yapanlar istifa ederlerdi. Bunun gereğini de bu sorumlular yerine getirmelidir. Devlet adamlığı bunu gerektirir. Bu soruşturmayı başlatan Savcı, iddianameyi hazırlayan Savcı, İstanbul Emniyet Müdürü, bu soruşturmadan sorumlu Emniyetçilerin acilen istifa etmeleri gerekir. Bunun için de her türlü hukuki platformlarda şikayetlerimi yapacağım.

Bundan sonra yapacağım her maç savunmasından sonra da suçsuzluğum anlaşıldığında sorumlulardan bu hassasiyeti göstermelerini bekliyorum.

Bu soruşturmanın enteresan bir tarafı da baştan beri bunun şike davası olmadığını Türk sporunu ele geçirmeyi planlayanların organize ettiği bir soruşturmayla karşı karşıya olduğumuzu ifade ediyorum. Haseki Hastanesine sevk ediliyorsunuz ikametgahınızda Metris T1, T2 cezaevi yazılmaktadır. Daha ifade dahi vermemiştim. Maksat belli değil mi?

Fenerbahçe’nin büyük taraftarına çok teşekkür ederim. Bizleri hiçbir dönemde yalnız bırakmadılar. Metris de ziyaretler, bana yazılan duygusal mektuplar. Bizler için yapılan eylemler bizleri hep dik olarak ayakta tuttu. Bu sevdanın hiçbir zaman bitmeyeceğini hepimiz biliyoruz. Camianın her kesimine teşekkür ediyorum. Yüksek Divan Kurulu’na, Kongre Üyelerine, Taraftarlara, Çalışanlara, dimdik ayakta duran tüm sporculara kendim ve Metris’teki arkadaşlarım adına çok teşekkür ederim.

Şike ve teşvik soruşturma kapsamında Savcılık tarafından gizlilik kararı varken daha önce de söylediğim gibi her bilgi ve belge doğru – yanlış olarak kamuoyuna servis edildi. Emniyet ve Savcılığın silahşoru bazı gazeteciler sorumsuzca yayın yaptılar. Bunlar hakkında hiçbir şekilde Savcılık tarafından soruşturma açılmadı. Bizim açtığımız davalar da yıllarca sürecektir. Komployu hazırlayanlar operasyon öncesi basınla beraber hazırlık yapmışlardır.

Bizler Emniyette ve Savcılıkta ifade verirken İstanbul Emniyeti ve Beşiktaş Savcılığı devamlı olarak bilgi ve belgeleri gerçeklerinden saptırarak medyaya sunuyordu.

1-FENERBAHÇE’NİN POLİSTE KÖSTEBEĞİ VARMIŞ haberinin altında Şekip Mosturoğlu’nun polisteki kaynaklarını aradığı ve “operasyon var mı”diye sorduğu yazdırılmıştır. Külliyen yalandır. Evlerimizden çıktıktan sonra Polis, Bizleri takip ettiğini söylemektedir. O zaman Kulüpte buluşmadığımızı bilmeleri, Beni takip ettiklerine göre saat 13.00’de kiminle nerede buluştuğumu bilmeleri gerekirdi.

Ayrıca Emniyetle bağlantılı kişileri Ben aradım ve Paper Moon’da Şekip Mosturoğlu’ ile beraber buluştuk. Bu şahıslar köstebek değillerdi.

Bu haberler tamamen yalandı. Maksat Bizleri karalamaktı.

2-POLİS ADIM ADIM İZLEMİŞ HABERİ

“İzmir’de oynanan ve Fenerbahçe’nin 5-3 kazandığı Bucaspor maçında da şike izi süren İstanbul Polisinin Aziz Yıldırım, Ali Kıratlı ve 4 ismi adım adım takip ettiği ortaya çıktı. Telefon dinlemelerinden şikeyi belgeleyen polis, görüşmeleri de gizli kameraya kaydetmiş.”

Gazetenin haberinde restoranda buluşma polis otele kadar takip etmiş, gruplar halinde yürüyorlar, otel lobisinde şike sohbeti, VIP önünde son değerlendirme adı altında Kordon’da yemek yeme ve otele dönmedeki yürüyüşleri kayda almış, bunu şikenin belgesi olarak basına vermiş ve kamuoyuna yayın yapmıştır.

Bunu yapan İstanbul Emniyeti ve bunu yazan basının birazcık vicdanları varsa Bizlerden özür dilemeliler. Çünkü Buca maçı İddianamede yer almamaktadır. İstanbul Emniyetini de, bu başarılı çalışmalarından dolayı tebrik ediyorum.

Eski TFF Başkanına Savcının oynanmadan sonucu biliyorduk dediği maçlardan biriydi. Vicdanlı ve ahlaklı bir savcı ise, Savcı Mehmet Berk görevinden istifa etmelidir.

3-FENERBAHÇE’DE 800 BİN TL’LİK AÇIK

“İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığı, şike soruşturması kapsamında Fenerbahçe Kulübü’nün mali hesaplarında yaptığı incelemeyi tamamladı” haberinin devamında “inceleme sonucunda hazırlanan raporda, Fenerbahçe’nin oynadığı 3 maçtan önce rakip takımlara 800 Bin TL gönderdiği öne sürüldü. Kulüp kasasından Ekşioğlu’na verilen 2 Milyon TL’nin Menajer Kıratlı aracılığıyla rakiplere gönderildiği iddia edildi” denilmektedir.

Bu haberde de İstanbul Emniyeti ve Savcılık bilgi kirliğine devam ediyorlar. Dernekler Dairesi Başkanlığından gelen raporda böyle bir tespit yok. Ama onlar uyduruyorlar. Çünkü onlara hesap soran mercii yok.

4-ŞİKE İDDİANAMESİ BUGÜN AÇIKLANACAK, YER YERİNDEN OYNAYACAK

İddianame açıklandı, kağıt yığınından başka bir şey olmadığını tüm kamuoyu gördü.

5-ZAMAN GAZETESİ BAŞLIK ATIYOR

Savcılık tutuklama istedi Aziz Yıldırım fenalaştı“.

Hiçbir zaman tutuklandığım için fenalaşmadım. “Fenerbahçe sevdası için canım kurban” diyen birisi ölümden de korkmaz. Zaman Gazetesi sorumlularına bunu hatırlatmak isterim.

6-SENİN ÖMRÜN BAŞKANLIĞA YETMEZ

İddiaya göre, Aziz Yıldırım, bir adamını göndererek TFF eski Başkanı Mahmut Özgener’i “Ömrün yetmez, aday olma” diyerek tehdit etti.

Mahmut Özgener’i hiçbir şekilde tehdit etmedim. Madem ki tehdit ettim, cebir şiddet konusunda zorlanan Savcı Mehmet Berk neden bu konuyu iddianameye koymadı. Bunu yazan da, yazdıran da ahlaksızdır.

7-ŞOK İDDİA! FENERBAHÇE TESİS YAPIMI İÇİN PARA İSTEYİP ŞİKEDE KULLANDI.

Tesis yapımı Spor Toto’dan alınmış ve Topuk Yaylası’nda kullanılmıştır. 7 Trilyon olarak alınan bu paranın da dökümü savunmamızın içinde bulunmaktadır.

Bu haber de yalan üzerine kurulmuştur. Fotomaç bu haberden dolayı Bizlerden özür dilemelidir.

8-Poliste hiçbir zaman ifade vermedim. Bu konuda yazılan her şey yalandır. Polisin kamuoyu oluşturmak için uyguladığı bir propagandadır.

9-Bir iddia daha(!): “Yıldırım Kıbrıs’a kaçacaktı!”

AZİZ YILDIRIM’IN TAKİBE ALINMA SEBEBİ DE, T.F.F. Başkanı Mahmut Özgener’den FİFA Hakemi istemesi olarak gösteriliyor. Oysa görüldüğü gibi bu diyalog tamamen sıradan, her Kulüp yöneticisinin yaptığı konuşmalardandır. Üstelik kayırma değil iyi yönetecek tarafsız hakem istiyorum. Bunun suç sebebi olarak görülmesi bile Savcının Fenerbahçe’ye karşı ne kadar ön yargılı yaklaştığını ve teknik takip izni veren mahkemelerin taraflılığını gösterir. Mahmut Özgener’in Benden talimat aldığı söyleniyor. Kendisine takipsizlik veriliyor. Yani şahsım kanunsuz iş yapmışım. Özgener masum, İddia edilen suçların bir tarafı tutuklu diğer tarafı ise serbest.

İddianamede aynı fiile iştirak ettiği iddia edilen bazı kişiler hakkında ’kovuşturmaya yer olmadığına dair karar’ verilmesine rağmen nedense, sanki özellikle seçilerek, benim hakkımda son derece vahim suçlamalarda bulunabilmiştir. Nitekim iddianamede, Benim ile ilgili dinlemelerin, dönemin Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener ile yaptığı ve sakıncalı olduğu iddia edilen bu görüşmelerin neticesinde başladığı belirtilmektedir.

Benim iddia edilen eylemleri Futbol Federasyonu’ndan usulsüz verilen paralarla finanse ettiğim ve hakem ayarlamaya çalıştığım, Mahmut Özgener’in ise her talebe olumlu cevap verdiği iddia edilmesine karşın, Mahmut Özgener hakkında isabetli bir biçimde ’kovuşturmaya yer olmadığına dair karar’ verilmiştir. Buna karşılık her nedense benim hakkında dava açılmasına karar verilmiş, daha da kötüsü hakkımda en ağır koruma tedbiri olan tutuklama yoluna dahi gidilmiştir. Bu husus en başta anayasada yer bulan “eşitlik”ilkesine aykırıdır.

SORUŞTURMA SIRASINDAKİ HUKUKA AYKIRILIKLAR

’İletişimin denetlenmesi’ ile ilgili savcılık işlemleri ve mahkeme kararları hukuka aykırıdır.

İddianamenin 21. sayfası iletişimin tespitinin hukuka aykırı olduğunu açıkça göstermektedir:

“Olgun Peker’in de bu süreç içerisinde Sivasspor Başkanı Mecnun Odyakmaz ve Ahmet Çelebi ile yakın ilişki içerisinde bulunduğu, Sivasspor’un ligde kalma mücadelesinde bir takım illegal girişimlerde bulunabilecekleri değerlendirildiğinden 08.03.2011 günü şahıslar hakkında iletişim tespit çalışmalarına başlanmıştır. “

Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 135. Maddesi uyarınca iletişimin tespiti için öncelikle kuvvetli suç şüphesi gerekmektedir. Oysa iddianame ve ekleri incelendiğinde soruşturma kapsamında kuvvetli suç şüphesini ortaya koyan hiçbir olgunun bulunmadığı açıkça görülmektedir. Şöyle ki; burada aynen aktarılan iddianamenin 25. Sayfasında 08.03.2011 tarihinden itibaren iletişimin dinlenmeye başlandığı ifade edilmekte ve bu husus, Sivasspor’un ligde kalma mücadelesine bağlanmaktadır. Belirtilen tarihte ligin bitmesine haftalar vardır. Soruşturma Makamının, futbol gibi son derece değişken ve sürpriz neticeler alınabilen bir oyunda, ligin sonuna haftalar kala bir takımın küme düşebileceği varsayımından hareket ederek ve başka surette delil elde etme imkânlarına başvurmaksızın doğrudan iletişimin denetlenmesi yoluna gitmesi hukuka aykırıdır.

CMK’nın 135. maddesi uyarınca iletişimin denetlenebilmesi yoluna gidilebilmesi için, ’kuvvetli suç şüphesi ve başka şekilde delil elde etme imkanının bulunmaması’ şartlarına ek olarak, her suç için değil; sadece bazı suçlar için iletişimin tespiti yoluna gidilebilecektir. ’Örgüt üyesi olma suçu’ bu suçlar kapsamında değildir. Ancak birçok şüpheli, sanki örgüt üyesilermiş gibi dinlenmiştir. Ayrıca, 6222 Sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ile iletişimin denetlenmesine olanak sağlanmıştır. 14 Nisan 2011 tarihinden önce örgüt üyeliği ile suçlanmayan kişilerle ilgili yapılan dinlemeler hukuka aykırıdır ve dava dosyasından çıkarılmalıdır.

Bununla birlikte; soruşturma makamı, iddianamede yer verdiği bu telefon görüşmelerinde yapılan konuşmaların dış dünyaya yansıyıp yansımadığı başka bir deyişle maddi olarak gerçekleşip gerçekleşmediğini araştırma yoluna dahi gitmemiştir.

İddianame tamamıyla varsayımlara dayanmaktadır.

Bu duruma bir örnek vermek gerekirse; iddia makamı, şike veya teşvik primi suçlarının işlenmesi esnasında bir takım ödemelerin yapıldığını, bu ödemelerin Fenerbahçe Spor Kulübü muhasebesinden Tamer Yelkovan tarafından, İlhan Ekşioğlu’nun alacaklarına mahsuben yapıldığını iddia etmektedir. Ancak İddia Makamının bu iddiası ödemelerin tarihleri incelendiğinde kuvvetli bir suç şüphesi oluşturmaktan çok, sanıkların lehinde bir delil olarak değerlendirilmelidir. Oysa İddia Makamı, tarihlerdeki uyumsuzluğa rağmen yine de bu durumu sanıkların aleyhine olarak değerlendirmiştir. Bu husus iddianamenin 151. sayfasında şu şekilde yer almaktadır:

“…şike eylemindeki diğer deliller ile örtüştüğü görünen para ödemelerine ait bilgiler ilgili eylemler altında ele alınmış, şike eylemlerinde şahısların parayı aldıkları tarih ile kasadan para çıkışının gözüktüğü tarihin aynı olmama ihtimalinin bulunduğu, çıkan paranın bu kayıtlara tam alındığı gün değil, ileri bir tarihte kayıt edilmiş olabileceği değerlendirilmiştir.”

Görüldüğü gibi; iddianamede yer bulan “kayıt edilmiş olabileceği” şeklindeki bu ifade iddianamedeki suç nitelemelerinin ihtimallere dayandığını, soyut birer ithamdan öteye gidemediğini açıkça ortaya koymaktadır.

İddianamede Benimle hiç ilgisi olmayan bir kısım kişiler, sırf silahlı örgüt ile bağlantı kurabilmek amacıyla irtibatlandırılmaya çalışılmıştır.

İddia Makamı’nın iddianameye yansıyan bu nitelemeleri, tamamen haksız bir suçlama ve itham yaratma çabasına dayanmaktadır. Bu husus özellikle Peker Gurubu olarak nitelendirilen grup ile beni ilişkilendirme çabasıdır. İddianamede yer bulan iletişimin tespiti tutanakları incelendiğinde, bir ilginin değil, aksine hiçbir bağlantının bulunmadığı açıkça anlaşılmaktadır. Sanıklardan Mecnun Odyakmaz’ın, ısrarla Sedat Peker’e yakınlığının vurgulanmasına, hatta Kelebek operasyonu kapsamında Sedat Peker’in örgütüne üye olmaktan yargılandığının belirtilmesine karşın Mecnun Odyakmaz, Sedat Peker’in manevi oğlu olan Olgun Peker’in değil, Benim var olduğu iddia edilen sözde örgütüme üye diye nitelendirilmiştir. Böylelikle Benim ile Olgun Peker arasında irtibat sağlanmaya çalışılmıştır. Bu yaklaşım son derece dikkat çekici olup, en hafif tabiri ile de iyi niyetten uzaktır. Mecnun Odyakmaz’ın benim ile hiçbir ilgisinin olmadığı, iddianamede “Suç örgütünün Peker grubuyla bağlantı ve irtibatını gösterir iletişim tespit tutanağı” başlığı altında yer alan aşağıdaki telefon görüşmelerinden dahi kolaylıkla anlaşılmaktadır.

Erkan: “Reis selam söylemiş,…Takımın galibiyeti için tebrik ettiğimi söyle demiş,…onu ileteyim dedim ağabeyciğim,…bir şey diyor musun abi”, Mecnun: “Yok ne diyeyim” Erkan’ın “Nasılsınız abi,..ofiste misiniz abi” dediği, Mecnun’ un 1 saate kadar ofise geçeceğini” söylediği.

Erkan’ın “Sayın Sedat Peker ın 11 nisan pazartesi çıkacak olan haftalık aksiyon isimli haber dergisinde detaylı bir röportajı yayınlanacaktır”  yazdığı,

İddia Makamı ilgili şahsı, Benim lideri olduğum örgütün üyesi olarak değerlendirmiş, böylelikle benimle Peker grubu arasında soyut bir iddiadan öteye gidemeyen bir irtibat kurmayı amaçlamıştır.

Ben ve Fenerbahçe yöneticileri ile ilgisi olmamakla beraber iddianamede, diğer şüpheliler ya da örgüt iddiaları ile ilgili olarak ta kabul edilemeyecek şekilde hatalı nitelemeler bulunmaktadır. Zira, iddianamenin 16–17. sayfalarında aynen şu ifadelere yer verilmektedir:

“…Olgun Peker’in; kendisine veya örgütüne bağlı birçok spor adamı adına açılmış 26 ayrı futbolcu menajerliği şirketi bulunduğu, doğrudan veya dolaylı bağlantılarının olduğu, çeşitli liglerde futbol kulüplerinin olduğu, belirtilen menajerlik şirketlerine bağlı yüzlerce futbolcunun farklı liglerde oynadıkları, bu futbolculardan birçoğunun örgüt liderleri adına futbol oynadıkları, lig müsabakalarında şike olaylarını gerçekleştirdikleri, örgüt liderleri adına suç unsuru işleri yaparken de kendi aralarında yasa dışı bahis oynadıklarının hem basın yayın hem de çevreden alınan bilgilerden anlaşıldığı, birçok vasat futbolcunun büyük kulüplerde kendilerine bağlı teknik direktör ve menajerler vasıtasıyla kulüp başkanları kandırılarak veya ortak hareketle fahiş fiyatlara satıldıkları” istihbaratına ulaşılmıştır.

İddianamede açıkça, Olgun Peker’in örgütüne bağlı yüzlerce futbolcu olduğu belirtilmesine karşın, iddianamenin hiçbir yerinde hiçbir futbolcuya ’örgüte üye olma suçu’, hatta ’örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçu’ dahi itham edilmemiştir.

ÖRGÜT SUÇLAMASI

İçinde bulunduğum hiçbir örgüt yoktur. İddianamede iddia edilen örgütte cebir şiddetin olmadığı gene iddianamede açıkça söylenerek örgütün var olmadığı bir itiraf şeklinde belirtilmektedir.

Sayın Başkan, değerli üyeler,

İddia edilen örgüt aslında FB Kulübünün ta kendisidir. Kaldı ki “Baskı, Cebir, Tehdit” gibi iddia edilen unsurlar da hiçbir eylem tahtında ispatlanamamış, zorlama yorum ve değerlendirilmelerle suç yaratılmaya kalkışılmıstır. Haksız ve çıkar amacına yönelik ithamlar ise trajikomiktir. En başta söylediğim gibi FB Spor Klübünün Başkan ve yöneticilerinin konumlarından dolayı hak ettikleri saygınlık ve ciddiyetle de bağdaşmamaktadır. Bu iddialar yargılamanın özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde yapılarak, Bizlerin kamuoyu önünde itibarsızlaştırılmasını sağlamaktan öte bir amaç taşımamaktadır. “Suçsuzluğuna inananlar için her yer adalet sarayıdır” düşüncesinden hareket eden Bizler için nerede yargılandığımız değil, nasıl yargılandığımız önemlidir. Bununla birlikte, özel yetkili mahkemede yargılanabilmemiz için yaratılan ve şanlı Fenerbahçe’mizin adına ve büyüklüğüne hakaret niteliğinde olan örgüt yakıştırmasının bir an önce ele alınmasını talep ediyoruz. Bunun sonucunda haklılığımızın tespit edileceğine inancımız tamdır. Bu konudaki hassasiyetimiz ve kararlılığımız o denli boyutlardadır ki, örgüt suçlamasının kalkması bahasına tutukluluğun devamına yönelik vereceğiniz her türlü kararı peşinen kabul edeceğimi tüm kamuoyu huzurunda beyan ederim.

SUÇLAMALARIN YASAL DÜZENLEMELER TAHTINDA DEĞERLENDİRMESİ

İlk bakıldığında bu konunun tamamen hukuki bir mesele olduğu ve Benim tarafımdan değerlendirilmesinin yerinde olmadığı düşünülebilir. Ancak bu soruşturmanın başından beri belirttiğimiz üzere, iş bu soruşturma konusu kül halinde spor hukukuna ait bir meseledir. Özellikle 6222 sayılı yasa ve değişiklikleri tamamen spor prensipleri ve spor hukukuna ilişkindir. Kaldı ki yasanın adı dahi “Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair 6222 sayılı Yasa” şeklinde düzenlenmiştir. Bu nedenlerle hayatımı adadığım böyle bir konu hakkında yapacağım değerlendirmelerin dikkate alınması gerekliliği tartışmasızdır.

Öncelikle açıkça belirtmeliyim ki söz konusu yasa, ya kasıtlı olarak ya da iddiacıların konuya olan yabancılıklarından dolayı tamamen hukuka ve yasa koyucunun amaçladığı hukuki tasniflere aykırı olarak değerlendirilmekte ve olaya adeta adapte edilmeye çalışılmaktadır. Bu sayede, eylem ve isnat olunan suçlamalar hukuki gerçekliğin dışında nitelik ve nicelik bakımından katlanarak, bu kadar insan suçsuz yere yatmakta ve büyük camialar töhmet altında bırakılmaktadır.

Suçun tarafları ve sanık sıfatları açısından 6222 sayılı yasada yapılan ilk değerlendirme sonucunda dahi, iddianamedeki iddiaların tamamına yakın bir kısmının açıkça hukuka aykırı bir şekilde isnat olunan suçlar açısından kapsam dışı olması gerektiği aşikardır. 6222 sayılı yasanın 11/1.maddesi bu suçların yalnızca kimlerin bir arada var olmaları şartı ile işlenebileceğini, diğer bir deyişle kimlerin sanık olabileceğini açıkça belirtmiştir. 11/2.maddesi ise “Kişiler de” demek sureti ile 3.kişilerin de ancak ve her halükarda 1.maddedeki kişilerin varlığı şartıyla bu esas eylemlere katkı yapmaları suretiyle iş bu suçu işleyeceğini hüküm altına almıştır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, kanun koyucunun 11/2.maddesinde yer alan “Kişiler de ” ibaresiyle 1.maddede yer alan ve eylemde mutlaka birlikte bulunması zorunlu olan asli maddi failleri sarih bir şekilde belirlemiş olduğudur. Özellikle aynı maddenin b fıkrasında sayma yoluyla suçun ağırlaştırıcı halini kimlerin işleyebileceği hususu da dikkate alınırsa, 11/1.maddede yer alabilmesi murat edilen kişilerin kimler olduğu daha da net anlaşılacaktır. Buna göre yasa uyarınca “Bu suç her halükarda müsabakanın sonucunu bir menfaat karşılığında değiştirebilecek konumda olan ve kişilerin ikisinin mutlak varlığı halinde husule gelebilecektir. Bu kişiler bu eylemi iki taraflı bir anlaşma tahtında yapabilecekler ve sonuç sahaya yansımasa dahi anlaşmanın yapılması suçun oluşması için yeterli sayılacaktır.” Yukarıda belirttiğimiz madde açıklamaları tahtında suçta mutlaka bulunması gereken kişiler Kulüp başkan ve yöneticileri, teknik direktörleri ve oyuncularıdır. Demek ki suç, bu belirtilen tarafların varlığı ve anlaşma ya da anlaşma  girişimi halinde işlenebilecektir. 2.maddede belirtilen kişiler de ancak ve her koşulda bu kişilere katkıda bulunarak bu suçu işleyebilirler. Yasanın açıkça öngördüğü husus sadece 1.maddede yer alan kişilerin varlığı şartının kati olduğudur. Kısacası 1.maddede yer alan kişilerden bir tarafların her iki tarafının olmaması; ya da sadece bir tarafının 2.maddede yer alan kişilerle görüşme ya da anlaşma yapmasının yeterli olmadığıdır. Oysa iddianameye konu atılı suçların bu madde tahtında yapılan incelemesinde, 2.maddede yer alan kişilerin kendi aralarında ya da 1.maddede yer alan ikili zorunluluğa haiz taraflardan yalnızca birinin 2.madde ile b bendinde yer alan kişilerle yaptığı telefon görüşmelerine dayanılarak suç isnadında bulunulduğu açıkça görülecektir.

Dolayısıyla unsurları açısından yasanın aradığı koşulları taşımayan onca eylem suça konu yapılarak düzenlenen iddianame açıkça hukuka aykırıdır. Kaldı ki; dosyadaki iddianın tarafı olarak sunulan Kulüp başkanı yöneticisi, teknik direktörü ve futbolcuların isim ve sayıları ile bu kişilere yapılan suç isnatlarında iddia olunan anlaşmanın karşı taraflarının da kimler olduğu açıkça bellidir. Bu yasal düzenleme çerçevesinde yasal unsurları açısından yargılama konusu yapılabilecek suç dahi bulunmazken onlarca maçın karşımıza suç olarak sunulması bir hukuk ayıbıdır.

14.04.2011’den önceki eylemler ve 158.md. tahtında ileri sürülen iddialar:

İddianamede hakkımızda yer alan diğer iddialar ise, 6222 sayılı yasanın yürürlüğe girmesinden önce husule geldiği öne sürülen şike ve teşvik eylemlerinin “Nitelikli Dolandırıcılık” olarak değerlendirilmesine ilişkindir.

Sayın Başkan, bu da yine spor hukukuna göre çözümlenmesi ve yorumlanması gereken çok teknik bir konudur. Öncelikle unutulmaması gereken 14.04.2011 tarihinden önce “Şike ve Teşvik” eylemlerinin cezalandırılmasına yönelik Ceza kanun ve uygulamalarımızda herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu Benim şahsi görüşüm ve düşüncem değildir. 6222 Sayılı Yasanın Resmi Gerekçesidir. Bu konu avukatlarım tarafından ayrıntılı olarak dile getirilecektir. Ancak Benim Sayın Heyetınizle tartışmak istediğim husus, bu uygulamanın Spor Hukukundan kaynaklanan gerekçeleridir.

Zira Dolandırıcılık suçunun TCK’nun 158.maddesinde yer alan unsurları Şike ve Teşvik suçunun unsurları ile mukayese dahi edilemeyecek derecede farklılıklar göstermektedir. Her şeyden önce TCK’nda suçun unsurları olarak aranan “Hile ve desise” unsuru 6222 sayılı yasada karsımıza “Anlaşma ya da Anlaşma Girişimi” olarak ortaya çıkmaktadır. Kısacası Spor Hukuku düzenlemeleri eylemin oluşabilmesi için açıkça “İRADE” aramaktayken, Ceza Hukuku “Bu iradenin hile ve desiselerle sakatlanmış bir irade” olmasını şart koşmuştur. Peki İddia Makamı dolandırıcılık suçlamasını hangi spor hukuku argümanlarına dayanarak yapabilmiştir?

Bu husus İddia Makamının bir diğer önemli yanılgısıdır. Şike ve Teşvik eylemlerinin Dolandırıcılık kapsamında kalması düşüncesi Avrupa Spor Hukuku uygulamaları örnek alınarak ulaşılmış bir sonuçtur. Ancak eksik ve yanlış bilgiden kaynaklanmaktadır. Keza Avrupa Spor Hukuku uygulamalarında Şike ve Teşvik adı altında iki ülke dışında bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle bu ülkelerde şike ve teşvik eylemleri Dolandırıcılık suçu kapsamında ele alınmakta ve cezalandırılmaktadır. Bu doğrudur. Yanlış olan bu ülkelerde Dolandırıcılık kapsamında kalan şike “Bahis Şikesi”dir ve yine bu ülke hukuklarındaki Dolandırıcılık düzenlemelerinde de aynı 6222 sayılı yasada aranan “İrade açıklaması” nın esas olduğunun göz ardı edildiğidir.

Bu nedenlerle 14.04.2011 tarihinden önceki “Şike Ve Teşvik eylemlerine kıyasen” TCK 158.madde uyarınca Dolandırıcılık hükümlerinin uygulanması açıkça hukuka aykırıdır.

TUTUKLAMA KARARLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

Gerek yargılamanın ilk sorgu aşaması ve gerekse müteakip her aşamasında tutuklu yargılanmamıza dair yaptığımız tüm itirazlar aynı gerekçelerle reddedilmiştir. Fenerbahçe Başkan ve yöneticilerinin tutuklu yargılanmaları için sıralanan bu gerekçeleri özellikle kamuoyunun bilgi ve değerlendirmelerine sunmak istiyorum.

1-Suçun vasıf ve mahiyeti ile ceza miktarları:

Muhterem Mahkemelerin özgür kalmamamızın gerekçelerinden biri olarak ileri sürdüğü ilk gerekçe budur. Şimdi soruyorum? Neredeyse trafik suçlarına, basit yaralama eylemlerine ya da erteleme sınırlarında olan tüm suçlarla aynı miktarlarda öngörülen ceza sınırları ile yargılanmaktayken, neden ve niçin FB Başkan ve Yöneticilerine tutuksuz yargılanma hakkı ısrarla tanınmak istenmemektedir? Gerek usul ve gerekse esas açısından atılı suçlardan beraat etme keyfiyetimiz bu denli yüksekken iddialar hakkında bu denli kuvvetli şüpheler mevcut iken bu şüpheden Bizlerin yararlandırılmamasının gerekçesi nedir?

2-Delillerin karartılması ve kaçma şüphesi:

Konuşma tapelerinden başka dosyada herhangi bir delil bulunmazken, üstelik bu deliller elde edilişleri itibarı ile açıkça hukuka aykırı iken, nasıl olur da bu delillerin tutuklanmamıza gerekçe yapılabildiği tarafımdan anlaşılamamaktadır. Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanını kaçma şüphesinin varlığı nedeniyle tutuklu kılmaya kalkmak nasıl bir akıl tutulmasıdır ve neye hizmet etmektedir? Üstelik dosyada mevcut bir başka iddiaya göre hakkımızda yapılan operasyonun tarafımızdan önceden öğrenildiği ve buna rağmen delilleri karartma ve kaçma konusundaki tavrımız bu kadar açıkça ortada iken, bu gerekçelerle özgürlüğümüze kast edilmesi hukuka ve akla ne kadar uygundur.?

3-Tutuklama dışındaki Adli Kontrol tedbirlerinin yetersiz kalması:

Dosyada diğer adli kontrol tedbirleri Bizlerden başka herkese tanınmışken ve tüm tutukluların Fenerbahçeli oldukları düşünülürse, artık tutuklamanın ön koşulunun Fenerbahçeli olmaktan geçtiğini söylemek ve bu operasyonun Fenerbahçeye karşı yürütülen bir operasyon olduğunu düşünmek Sizce hakkımız ve haklılığımız değil midir?

Sayın Başkan ve değerli üyeler bu anlattıklarım talebe matuf değildir. Aksine yargılamanın bu aşamasına kadar karşılaştığımız adil olmayan uygulamalar hakkındaki endişe ve eleştirilerimizdir. Her beyan ve açıklamamda ısrarla belirttiğim üzere yegâne talebimiz Büyük Fenerbahçe’nin Başkan ve Yöneticilerinin hak ettiği şekilde ve hak ettiği gerekçelerle yargılanması ve hatta cezalandırılmasıdır.

Bu genel açıklamalarımız dışında savunmamızın bu bölümünde iddianamede yer alan her suçlamayı tek tek cevaplandıracağız.

21.02.2011 GÜNÜ MANİSA’DA OYNANAN MANİSASPOR – TRABZONSPOR MÜSABAKASINDA TEŞVİK PRİMİ VERİLMESİ İDDİASINA KARŞI SAVUNMAMIZ

GENEL OLARAK
Süper Lig 2010-2011 sezonunun 22.haftasındaki Manisaspor-Trabzonspor maçında teşvik primi verdiğimiz iddia edilmektedir.

Ligin 2 nci devresi başladığında Trabzonspor 17 maçta 42 puanla lig lideridir. Bursaspor 37 puanla lig 2ncisi, Fenerbahçe de 33 puanla lig 3.südür.

Trabzonspor, Manisaspor maçına kadar sahasında Ankaragücü ile berabere kaldı. 19.haftada Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu stadında Fenerbahçe Trabzonspor’u net skorla 2-0 yendi.

Trabzonspor 3 üncü haftada Antalya M.Parkla  Trabzon’da 0-0 berabere kaldı. Fenerbahçe deplasmanda Manisaspor’u 3-1 yenerek puan farkını 2 ye indirdi. 4.hafta da Trabzonspor, Sivas’ta çok kötü oynamasına rağmen Sivasspor’u 3-2 yendi. Fenerbahçe de sahasında Kayserispor’u 2-0 net skorla yendi.

Bunları neden hatırlatma ihtiyacı duydum? İzah edeyim: 1. devreyi 42 puanla bitiren Trabzonspor çok maçında hakem hatalarıyla (bilerek veya bilmeyerek) maç kazandı. Bu hiçbir şekilde irdelenmedi.

2. devrenin başlamasıyla Trabzonspor kendi sahasında maçlar kaybetti. Biz de kazanınca şampiyonluk mücadelesi çetin geçmeye başladı.

Bizler hiçbir şekilde Manisaspor – Trabzonspor maçının sonucunu etkilemeye yönelik girişimde bulunmadık. Tam tersi maçın sonucunu etkilemeye yönelik yapılan çalışmaları önlemeye çalıştık. Fakat anladığımız kadarıyla engelleyemedik.

İlhan Ekşioğlu ile 21.02.2011 saat 21.54’de (maç sonrası) yaptığımız görüşmede (Tape 1444) açıkça bu konuyu dile getiriyoruz. Çünkü Serkan Acar’la Cemil Turhan, Manisaspor teknik sorumlusu Hikmet Karaman’a duyumlarımızı aktarmışlardı. Hiçbir şekilde parasal vaadimizi gösteren bir bilgi veya belge yoktur; olamaz da.

Aziz Yıldırım’ın, yani şahsımın, Kenan Yaralı’yla teşvik primi amaçlı irtibat kurduğum söylenmektedir. Ben ilerideki tape kayıtların dair beyanlarımda da açıkladığım üzere 10.02.2011 tarihinde Kenan Yaralı’ya gönderdiğim 500.000$ nakit parayı, şirketinin hesabına geçtim. Maç ise 22.02.2011 tarihinde oynanmıştır. Siz daha oynanmayan bir maç varken; diğer bir maç için hem de resmi kanaldan para gönderir misiniz? Diyelim ki Manisaspor o gün galip gelseydi Kenan Yaralı kendi şirketindeki bu parayı nasıl Manisaspor Kulübüne verecekti?

Teşvik primi söz konusu olsa, maç gününün ertesi günlerinde ödenmez mi? Siz sözde böyle bir parayı 4 adet çekle Mayıs – Haziran – Temmuz ayları tarihli olarak mı geri alırsınız? Yoksa hemen ödenmesini mi istersiniz?

İddianamede olmayan bir hususu, Kenan Yaralı ile dostluğumuzu göstermek babında izah etmek isterim. Kenan Yaralı’ya bunun haricinde, 15 Mart 2011 tarihinde 2.000.000 YTL lik kredimi de kullandırdım. Bunu hangi maç için acaba kullandırdım? Tam bir saçmalık. Kenan Yaralı ile aramızda mevcut dostluk ilişkisi kapsamındaki maddi ilişkilerimiz, somut delillere dayandırılmadan, suç olarak nitelendirilmiştir.   10.02.2011 tarihinde yani Kenan Yaralı’ya parayı gönderdiğimiz tarihte Mahmut Özgener ile yaptığımız telefon görüşmesine ait tapeyi (EK-10: 2161 No.lı Tape Kaydı) okursak her şeyi daha iyi anlarız.

Bu konudaki şahidim de eski T.F.F. Başkanı Mahmut Özgener’dir. İddianamede, eylemin değerlendirilmesi kısmında Kenan Yaralı’ya verdiğim paranın 1 ay sonra ödendiği söylenmektedir. Hâlbuki 1 ay sonra, 4 ay sonraya kadar çek alınıyor. Ödemeler bu vadelerde yapılıyor. Ancak Savcılık bu tapeyi belli ki işine gelmediği için iddianameye koymuyor.

Hiçbir şekilde teşvikle ilgili girişim yapılmamıştır. Tapelerde bu açıkça görülmektedir. Ancak dostlar için yapmış olduğumuz maddi destek karşımıza teşvik parası olarak çıkartılıyor. Onlara ’vicdanlı olun’ dan başka bir söz söylemek gerekmiyor.

21.02.2011 GÜNÜ MANİSA’DA OYNANAN MANİSASPOR – TRABZONSPOR MAÇINDAKİ TEŞVİK İDDİASINA KARŞI AYRINTILI SAVUNMAMIZ

Serkan Acar ve Cemil Turhan’ın Manisaspor Teknik Direktörü Hikmet Karaman’la görüştüğü ve bu şekilde Manisaspor’a teşvik primi verdiğimiz söylenmektedir. Halbuki Serkan Acar ve Cemil Turhan’ın, Hikmet Karaman’la görüşmelerinin sebebi aldığımız şike duyumlarıdır. Bu duyum, Manisaspor’da oynayan Trabzon doğumlu oyuncular ile Trabzonspor’da oynamış oyuncuların maçta iyi oynamayacağına dair olup, bu konular Hikmet Karaman’a söylemek için kendisiyle görüşülmüştür.

500.000$ vermiş olduğum para ilk bölümde izah ettiğim üzere özel işimizden dolayıdır. İddianameye göre Teşvik primi resmi kanaldan verilmiş! Bu para Kenan Yaralı’nın şirketine banka kanalıyla gönderilmiştir. Daha önce de söylediğim gibi eğer Manisaspor galip gelseydi resmi kanaldan gelen bu parayı Kenan Yaralı nasıl Manisaspor’a verecekti? Ben; Aziz Yıldırım olarak bu parayı nasıl kapatacaktım?

Kenan Yaralı bu hesabı nasıl kapatacaktı? İmkan var mı?
Bunlar mali yönden yapılamayacağı için teşvik parası değildi. Savunmamın başında kısaca arz ettiğim gibi, ileride de ne olduğunu belgelerle açıklayacağım.İddianamede Manisaspor’un Trabzonspor’u yenmesi yönünde teşvik primi verdiğimiz iddia edilmektedir. 2375 nolu tapeyi okuduğumuzda bunun böyle olmadığını görürüz. (EK:1 2375 no.lu Tape)
2375 no’lu  İletişim Tutanağı :

Serkan Acar ve Cemil Turan, fısıltı gazetesinin yorumları, derneklerimizden (Manisa–İzmir) gelen ve Trabzonspor’un bu maçla ilgili sporcular bazında Manisaspor futbolcuları üzerinde etkili olacağı duyumları üzerine Manisa’ya gittiler ve endişe duyduğumuz bu konuyu Hikmet Karaman’a anlattılar. Hikmet Karaman da Serkan Acar’ın Bana söylediğine göre böyle bir olayın olamayacağını sitem ederek söylemiş, kendisinin ve Başkan Kenan Yaralı’nın olduğu yerde böyle bir şeyin olamayacağını, bu konuda endişe duymamamızı dile getirmiştir.

Diğer konumuz ise; sol tarafta oynayan Simpson ve Yiğit isimli oyuncuların Kulübümüze transferleriyle ilgili görüşme konusudur. Bu sporcuların yıl sonunda transferlerinin olabileceğini, ancak kulübün bir bedel belirlediğini, bu bedel karşılığında transferlerin gerçekleşebileceğini belirtmiştir. Oyuncuların bedelinin ise şu anda takımda aldıkları ücretten daha fazla olması durumunda onların transferi için yardımcı olabileceğini belirtmiştir.

Sohbet sırasında önümüzdeki hafta oynayacağımız Beşiktaş maçıyla ilgili de konuşmalar yapılmış, Hikmet Karaman bu maçta nasıl oynamamız gerektiği yönünde Aykut Kocaman’ın Beşiktaş – Manisaspor karşılaşmasını seyretmesini tavsiye etmiştir. Çünkü Manisaspor Beşiktaş’ı deplasmanda yenmişti. Fenerbahçe de Beşiktaş deplasmanına gitmekteydi. Bu tavsiyeyi Serkan Acar bana telefonda etmektedir. Bu transfer çalışmaları için de Kenan Yaralı Bey ile görüşme yapmamı söylemektedir. Müteakiben Serkan Acar ve Cemil Turan Trabzonspor’u yenmesi dileklerini Hikmet Karaman’a iletip oradan ayrılıyorlar.
1370 no’lu tape :

Hikmet Karaman, Serkan Acar ve Cemil Turan’ın ziyareti sonrasında duyduğu rahatsızlıktan dolayı “Bana abiler geldi ve görüştüm…” diyerek konu üzerindeki hassasiyetini belirtmektedir.

Fenerbahçe futbol takımı Manisaspor’la bu tarihlerden önce maç yapmıştı. Fenerbahçe yöneticileri olarak da Başkan Kenan Yaralı’nın daveti üzerine Manisaspor tesislerini gezmiştik. Hikmet Karaman’ı da tesisleri ziyaret sırasında gördüm. Kanserli bir çocuğun olduğunu, bu çocuğa yardım edersem sevineceğini söylemişti. Bu hastayı Manisa ve İstanbul’daki Acıbadem Hastanelerinden birine yatırtabileceğimi, bu konuyla ilgili Sn. M.Ali Aydınlar ile konuşacağımı belirttim. Ancak konuyu unuttuğum için ilgilenememiştim. Hikmet Karaman bu telefon görüşmemizde “o hastaneden bir şey arkadaşımıza olursa bir yardımcı olursanız sevinirim Başkanım” demektedir. Ben de “konuşacağım ben yarın gereken neyse, tamam ben hallederim” diyerek olumlu cevap vermekteyim. Araştırma yaparken hastanın vefat ettiğini duydum ve bir işlem yapamadım. (EK-2: 1370 no.lu Tape)

21.02.2011 günü, saat :21:54;  1444 no’lu tape :
Serkan Acar’ın Trabzonspor’un oyuncuları bazında çalışma yapacağı duyumlarını almamız üzerine Hikmet Karaman ile görüşmüştü. Bu tape de endişelerimizin ne kadar haklı olduğunu bize göstermektedir. Sayın İlhan Ekşioğlu Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu Üyesidir. Diğer yönetim kurulu üyelerimiz gibi Fenerbahçe’mizin tüm branşlarındaki maçlarını ve rakip takımları takip eder. Burada da Sayın Hikmet Karaman’a anlattığımız duyumları oyuncularına aksettirmediğini öğrenmiş ve bunu bizlere anlatmıştır. (EK-3: 1444 no.lu Tape) Burada açıkça ifadelerde görüldüğü gibi teşvik primi vermedik. Tapedeki şu satırları alt alta yazalım:

Bu konuşmayı iyice okursak Bizim teşvik primi vermediğimizi kolayca anlarız. Teşvik primi verilse idi oyuncuların muhakkak haberleri olurdu. Demek ki Bizim dışımızda da teşvik priminin verilmediğini üçüncü kişilerin konuşmasıyla anlıyoruz.
Manisaspor – Trabzonspor maçını Bizler de televizyondan seyrettik. Maç sırasında oyuncuların son bölümde kötü oynadığını görmekteyiz. Durum berabereyken Hikmet Karaman forvete oyuncu alarak yenmek için oynadı. Halbuki Bize yani Fenerbahçe’ye, maçın berabere bitmesi de yararlıydı. Eğer bir teşvik primi verilse idi, Hikmet Karaman’ın oyun planı böyle olmaz idi. Futbolu iyi bilenlerin yorumu da bu yöndedir. İlhan Ekşioğlu’nun “ne zaman dikim yapsak olmuyor” ifadesi de yaptığımız uyarıların hiçbir zaman istediğimiz şekilde etkili olmadığına dairdir. Kısaca Manisaspor’lu futbolcular kötü oynamışlardır. Bu tapedeki konuşmalar da açıkça bunu ortaya koymaktadır. Zaten bu maç ilk suçlandığımız maçtır, öncesinde Fenerbahçe’ye bir suçlama yoktur; “ne zaman dikim yapsak” ilk yarıda örneklerini sıkça gördüğümüz Trabzonspor’un faaliyetini engellemekten başka bir şeyi ifade etmemektedir.
İlhan Ekşioğlu’nun “Ben de anlamadım bir şey var Başkanım bunda normal değil” “Hepsi hepsi sanki atılmak için oynadılar birde” konuşmaları var. Yani konuşmayı iyi incelemek lazım. Teşvik mi var? Şike mi var? Bugüne kadar konuşamadığımız için soramıyorduk. Şimdi soruyorum, Sizin mantığınızla hangisi var?

Bu maç ve genel anlamda İlhan Bey ile “15-20 dakika konuşalım”dan başka manalar çıkartılmaya çalışılmaktadır. Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim kurulundaki bir üye ile Başkan görüşemez mi? Bunu sormak istiyorum. Siz Sayın Başkan ve üyeler böyle bir telefon görüşmesi aranızda yapmaz mısınız? Bu suç mu?

04.03.2011 Aziz Yıldırım – Tamer Yelkovan görüşmesi; Tape 1467
Muhasebe Müdürümüz Tamer Yelkovan ile yapmış olduğumuz saat 9:57 deki görüşmede (EK-4 1467 no.lu Tape) “her şeyin vatan için sonra ise Fenerbahçe için, sonra yine Fenerbahçe için, sonra yine Fenerbahçe için olduğunu” söyleyerek Fenerbahçe Spor Kulübünün Bizim için ne mana ifade ettiğini açıkça belirtiyorum. Yani Fenerbahçe, Bizim için her şeydir. Ona hiçbir zarar gelmesini istemeyiz.
Şimdi şu meşhur 500.000 $ hikayesini, detayıyla izah etmek isterim. Sayın Kenan Yaralı, plastik işleri yapan fabrika sahibi bir iş adamıdır ve dostluğumuz bulunmaktadır. Fabrikalarının ayakta durması için nakit krediye ihtiyacı vardı. Almış olduğu kredilerle ilgili 2010 yılının Eylül – Aralık ayları arasında Akbank, Garanti Bankası Genel Müdürlükleriyle beraber çalışmalar yaptık ve kredilerin uzatılması görüşmeleri yaptık. Bu konuda başarılı olamadık. Bunun üzerine plastik hammaddesini gümrükten çekebilmek için 500.000$ ihtiyacı olduğunu ve bunu bulmamız gerektiğini Bana iletti. Ben de kendisine yardımcı olacağımı söyledim. Bu konuyu T.F.F. Başkanı Mahmut Özgener de bilmekteydi. 10.02.2011 tarihinde kulübe geçici verdiğim paradan 500.000$ aldım ve kulüp personeli Kenan Şehirli vasıtasıyla Teknik Plast Tek Kalıp
Firmasına gönderdim. (EK-5 )

Yukarıda bahsedilen tapeler ise 18.02.2011 den sonradır. Yani bu para teşvik parası olarak verilmiş olsa idi, sonradan gidip maçtan önce uyarılar yapılmazdı. Çünkü uyarılar para ödendiğinde zaten yapılmış olurdu.

Dikkat edilirse, verilen 500.000$ banka yoluyla Teknika Plast Tek Kalıp Şirketine gönderilmiştir. Teşvik amaçlı gönderilseydi, herhalde resmi kanallardan gönderilmezdi. Ayrıca 1382 nolu tapede geçen (EK-6) Semih Özsoy’un istediği 35.000 TL basketbol şubesi içindir. Basketbol Şubesi sorumlumuz 35.000 TL’yi basketbol şubesi için harcamıştır. Harcama listesi de Ekte (EK-7) sunulmuştur. Bu tapede, İlhan Ekşioğlu’nun yapmış olduğu harcamaları nerelere yaptığını ve hesabı kapatmasını söylüyorum. Bu da gayet doğaldır. Nitekim Ek-7’de Basketbol Şubemiz tarafından yapılmış tüm harcamaları detaylı şekilde görebilirsiniz.

Tamer Bey’e Kenan Yaralı’yı aramasını ve ödediğimiz 500.000$’ı geri ödemesi ile ilgili görüşme yapmasını istiyorum. Bu çekleri aldığımızda Topuk Yaylasındaki taşeron KARGİR İnşaata ödememizi istiyorum. Tolgahan da Kargir İnşaatın ortaklarından biri ve aynı zamanda şantiye sorumlusudur. Aynı zamanda Tamer Bey futbolcuların aylık ödemeleri ile basketbolculara ödeme yaptığımızı söylemektedir.

Düzce sınırları içinde 90 yataklı Fenerbahçe Spor Kulübü Tesisleri yapılmıştır. Burası profesyonel takımlarla beraber amatör sporcuların kullanacağı tesisler olarak yapılmıştır. Buranın yapımı için Gençlik ve Spor Müdürlüğü’ne bağlı Spor Toto’dan 7.000.000.-TL inşaatların yapımı için mali kaynak alınmıştır (EK-8). Bunun ödenmesi yönünde problem bulunmaktaydı. Bunun çözümlerinden biri olan; sözkonusu meblağın T.F.F. ’na aktarılması ve oradan da Fenerbahçe Spor Kulübüne aktarılmasının uygun olup olmayacağı yönünde görüşmeler yapmak için T.F.F.’na gittim. Burada hukukçular ile yapılan görüşmeler sonunda onay verdiler. Bizler de aktarmayı sağladık ve bu parayı da Topuk Yaylasının yapımına kullandık.

“İlhan Bey’in işlerini hallediyoruz’ sözüyle amatör şubelerle ilgili İlhan Ekşioğlu’nun istediği ödemeleri yapacağını Tamer kastetmiş; Ben de bunların yapılması için onay vermişimdir. Bu ödemeler tüm sezon boyu yapılmaktadır. Bu ödemeler inşaat, sporcu ödemeleri, sporcu seyahatleri, futbolcu primleri olarak gerçekleşmektedir.
04.03.2011 Günkü 1467 no’lu tapede; Tamer Yelkovan alım – satım müdürümüz Özcan Özsu’nun Fenerbahçe’nin tüm tesislerindeki ödeme listelerini ödenmek üzere muhasebeye getirdiğini söylemektedir. Ben de TEKNİKA PLAST Tek Kalıp Firmasına  vermiş olduğumuz 500.000$ alınması için Sayın Kenan Yaralı’yla görüşmesini istiyorum ve kendisinden aldığı tarihten itibaren 3 ay içinde şahsıma ödeme yapmasını istemesini söylüyorum. Kenan Yaralı ile ödeme konusunu böyle konuşmuştuk. Pazartesi günü Topuk Yaylasıyla ilgili görüşmeler yapmak için Ankara’ya gidecektim. Onun için Tamer Yelkovan’ın görüşme yapmasını istiyorum. Tamer Yelkovan Teknika Plast Tek Kalıp’tan aldığı 4 adet çeki Benim adıma alıp kulüp hesaplarında Bana alacak yazmıştır. (EK-9)

Bu çeklerin tarihleri ve ödendikleri yerler :
• 29.04.2011 Denizbank – Manisa  125.000$ (197.375,00TL) Kargir İnşaat’a (Topuk Yaylası ) ödenmiştir.
• 27.05.2011 Denizbank  – Manisa 125.000$ (193.750,00TL) Kargir Ahşap (Topuk Yaylası) ödenmiştir.
• 14.06.2011 Denizbank – Manisa 125.000$ (197.375,00TL) Kargir İnşaat’a (Topuk Yaylası ) ödenmiştir.
• 29.07.2011 Denizbank  – Manisa 125.000$ (197.375,00TL) Denizbank Manisa İnta Yapıya ödenmiştir. (Topuk Yaylası)

İddianamede ileri sürüldüğü gibi para 1 ay sonra iade edilmemektedir. Tam tersi ortalama 4 ay sonra ödenmesi için çekler verilmiştir. Çekler, Kenan Yaralı tarafından sorgulamada Emniyete sunulmuştur. İddianamede ödeme tarihlerine göre yorum yapılmamakta ve ödeme planı kasten saptırılmaktadır.

EYLEME İLİŞKİN TELEFON İNCELEME VE ANALİZ TUTANAĞI

• Hikmet Karaman’ın kullandığı telefonla Aziz Yıldırım’ın kullandığı telefon arasında 8.02.2011 günü, saat 22.02 de konuşulmuştur. Bu da 1370 no.lu tapedir.
• Serkan Acar ile hergün en az 3-4 sefer telefon görüşmesi yaparım. Çünkü Serkan Acar, Kulüp Müdürüdür. Ben de Fenerbahçe Kulüp Başkanı olduğuma göre telefon görüşmelerimiz gayet doğaldır.
• Hikmet Karaman’ında Kulüp Başkanı Sayın Kenan Yaralıyla konuşması da gayet doğaldır.

Savcılık ifadesinde ben yukarıda anlattıklarımın aynısını anlattım. Yalnızca verdiğim parayı 400.000$ olarak hatırladığım için soruşturmada 400.000$ olarak ifade ettim. Ancak resmi kayıtlarda bunun 500.000$ olduğu açıkça görülmektedir. Serkan Acar, Hikmet Karaman ve Kenan Yaralı, Emniyet ve Savcılıkta verdiğim bu açıklamalara paralel ifadeler vererek bu söylediklerimi teyit etmişlerdir.

EYLEMİN DEĞERLENDİRİLMESİ

• Teşvik olarak verildiği söylenen 500.000$ bankadan resmi olarak gönderilmiştir.
• Teşvik olarak verildiği söylenen 500.000$, 4 banka çeki karşılığı resmi olarak alınmıştır.
• Teşvik olarak verildiği söylenen 500.000$ ortalama olarak hesaplandığında 4 ay sonra Kenan Yaralı tarafından geri ödenmiştir.
• En önemli olan konuda teşvik parası olarak böyle bir eylem yapmış olsaydım bu konuyu T.F.F. Başkanı Mahmut Özgener’e 10.02.2011 günü 14.34 deki konuşmada (EK-10) söyler miydim? İlaveten ileride de anlatacağım gibi; maçtan yaklaşık 1 ay sonra (15.03.2011) tekrar Sayın Kenan Yaralı’nın 2.000.000 TL kredi kullanımını sağlarmıydım?
Sayın Kenan Yaralı’ya Albaraka’daki kredilerimden 2.000.000TL kullandırdım. Bu paranın alış tarihi ve ödeme planı ekte sunulmuştur. (EK-11)
Kredi kullanış tarihi : 15 Mart 2011
Bankanın Ödeme planı :
10.06.2011 495.500TL
08.09.2011 495.500TL
07.12.2011 495.500TL
06.03.2012 495.505,79TL

SONUÇ

Bir dosta yapmış olduğum maddi destek için yanlış anlam çıkartılarak teşvik  verildiği söylenmektedir. Bu tamamen yalan, yanlış ve iftiradır. (EK-12: Köşe Yazarlarının Maça İlişkin Yorumları)

Bu maçta hiçbir şekilde teşvik verilmemiştir. Ancak T.F.F. bu maçı kasetten tekrar tekrar izlemelidir. (EK-13: Müsabakaya İlişkin Maç Kadroları)

EKLER
1. 2375 No.lu Tape.
2. 1370 No.lu Tape.
3. 1444 No.lu Tape.
4. 1467 No.lu Tape.
5. 500.000$ gönderilmesine ilişkin belge.
6. 1382 No.lu Tape.
7. Basketbol Şubesi İçin Yapılan Harcama Listesi.
8. Spor Toto’dan Alınan Mali Kaynağa İlişkin Belgeler.
9. 500.000$ iadesi için verilen çekler.
10. 2161 No.lu Tape.
11. 2.000.000YTL geri ödeme planı.
12. Maçla ilgili basında çıkan haberler.
13. Müsabakaya İlişkin Maç Kadroları.
14. Oyuncu puan listeleri.

TRABZONSPOR –BURSASPOR MAÇINDA TEŞVİK PRİMİ VERİLDİĞİ İDDİALARINA KARŞI SAVUNMALARIMIZ

GENEL SUNUM:

İddianamenin 232. sayfasında 17.04.2011 günü Trabzon da oynanan Trabzonspor-Bursa Spor müsabakasında Şike eylemleri içinde olduğumuz iddia edilmiştir. İddianameyi tanzim edenler bu iddialarını; Aziz YILDIRIM talimatıyla,
– Alaeddin YILDIRIM  ve İlhan EKŞİOĞLU’nun girişimleriyle bazı Bursasporlu
oyuncular üzerinden,
– İlhan EKŞİOĞLU’ nun, menajer Metin KORKMAZ aracılığı ile oyuncu Sercan
YILDIRIM üzerinden,
– Alaaddin YILDIRIM’ın da Gökçek VEDERSON  ve Sercan YILDIRIM
üzerinden gerçekleştirdikleri iddia olunmuştur.
Bu iddialar kabul edilebilir nitelikte değildir. İddiaların dayandıkları konuşma tapeleri iddialara hiçbir şekilde örtüşmemektedir. Bunları tek tek açıklamadan önce, bu tapeleri delil kabul eden yargılama makamlarının nasıl büyük bir hata ve hukuki yanlış içerisinde olduğunu Sayın Mahkemeniz tahtında tüm kamuoyuna açıklamak istiyorum.
Delillerin tamamen hukuka aykırı usul ve esaslarda temin edildiğine dair ben ve müdafilerim çeşitli savunmalarda bulunmuştuk. Ancak değerlendirmelerinize sunacağım bu belge, takip edilen usulün hukuka aykırı olmaktan öte olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu belge Teknik Takip ve İzleme Büro Amirince 21.04.2011 tarihli resmi belgedir. Belge içeriğinin 3. paragrafında “iletişimi dinleme ve kayıt altında bulunan Alaeddin YILDIRIM isimli şahıs “… dediği tespit olunmuştur. Bu nedenle de “Alaeddin YILDIRIM’ın … nolu tel. in dinlenerek kayda alınmasının uygun olacağı …” denilmektedir.

YANİ EMNİYET, 21.04.2011 DE TALEP ETTİĞİ DİNLEME VE KAYDA ALMA YAZISINA GEREKÇE OLARAK 24.04.2011 TARİHLİ 3 GÜN SONRAKİ HENÜZ GERÇEKLEŞMEMİŞ BİR KONUŞMAYI GEREKÇE GÖSTERMEKTEDİR. BU ŞU SONUCU DOĞURUR; YA ALAEDDİN YILDIRIM’IN DİNLEME VE KAYDA ALMA TARİHİ RESMİ EVRAKTA SAHTEKARLIK SUÇU İŞLENEREK “ESKİ TARİH” Lİ BELGE GİBİ DÜZENLENMİŞ YA DA ALİ YILDIRIM HİÇBİR YARGI KARARI OLMADAN DİNLENMİŞ VE BU DİNLEMELERDEN SONRA KARAR ALINMIŞTIR. BİZCE HER İKİSİ DE KULÜBÜMÜZE VE ŞAHSIMIZA KARŞI YÜRÜTÜLEN OPERASYONUN NE KADAR GAYRİ HUKUKİ OLDUĞUNU AÇIKÇA GÖSTERMEKTEDİR. KALDI Kİ TÜM “DİNLEME VE KAYIT ALTINA ALMA TALEP” YAZILARININ TARİH BÖLÜMLERİNİN ELLE YAZILMIŞ OLMASININ DA TESADÜF OLMADIĞI DA AÇIKÇA ORTAYA ÇIKMIŞTIR. (EK-1 NOLU BELGE)

İddianamenin 21 nci sayfası üçüncü paragrafında, Alaeddin Yıldırım’ın telefonunun 18.03.2011 tarihinde başladığı belirtilmiştir. Halbuki, 22.03.2011 tarihinde teknik takip ve kayıt kararı alınmıştır. Bu da İstanbul Emniyetinin yasal dinleme kararı olmadan telefonları dinlediğinin “kendi ağızlarından itirafıdır”.

Bu hukuka aykırılıklar gördükten ve toplanan delillerin hukuka aykırı delil niteliğinden dolayı sadece bu yöndeki bir savunmanın bile yeterliliği hukuken kabul görülmesi gereken bir gerçekliktir. Ancak bizlerin esas sorumlu olduğuYER FENERBAHÇELİ’LERİN VE KAMUOYUNUN VİCDANLARIDIR. BU NEDENLE BU HUKUKA AYKIRI DELİLLERE DAYANAN TÜM İDDİALARA CEVAP VERMEKTEN KAÇINMAYACAĞIMI SİZ SAYIN MAHKEMENİN NEZDİNDE TÜM KAMUOYUNA BİLDİRİRİM.

İlhan Yüksel EKŞİOĞLU – Ali YILDIRIM’ın Bursasporlu oyunculara Teşvik Primi verdiği iddialarına ilişkin açıklamalarımız;
İddianamedeki ilk tutarsız iddia budur. Bu iddia o kadar muğlak ve soyuttur ki hangi oyunculara teşvik primi verildiği dahi yazılamamıştır. Ancak anlaşılan Sercan YILDIRIM  ve Gökçek VEDERSON kastedilmektedir.

Öncelikle Sercan YILDIRIM ile yapılan ya da yapılması düşünülen transfer girişimi ve bu girişimler neden ve niçin hukuka yada ahlaka aykırıdır, anlamakta güçlük çekmekteyim. Sercan YILDIRIM bu maçta oynamamıştır ve ilk 11 de dahi değildir. İddia makamına göre Bizler oynamayan bir Bursalı futbolcu üzerinden TEŞVİK PRİMİNİ DAĞITMAKTAYIZ? Ya da kendisi oynamasa da Sercan YILDIRIM hangi Bursalı oyuncularla görüşmüştür ki teşvik eylemi gerçekleşmiş olsun? Bu kadar aşikar olan bir futbol gerçeğini şike eylemi olarak tanımlamak Sizce de özel bir çabanın ürünü değil midir? Kaldı ki İlhan Yüksel EKŞİOĞLU ve Alaeddin YILDIRIM 16.04.2011 saat 22:20 deki Samet GÜZEL’le yaptığı konuşmadan da anlaşılabilen 9 numara arayışımız neden ve nasıl göz ardı edilmektedir? İlhan Yüksel Ekşioğlu’nun oynamayan bir oyuncunun, transfer konusundaki düşüncesini öğrenmesini istemesi (sezon sonundaki) suç mudur? Bu yönde herhangi bir tape kaydı, fiziki takip tutanağı, görüntü veya herhangi bir delil iddia makamının elinde mevcut mudur? Bu kadar aşikar olan futbol gerçeğini şike eylemi olarak tanımlamak sizce de özel bir çabanın ürünü değil midir?

Alaeddin Yıldırım’ın Gökçek Vederson ve Sercan Yıldırım üzerinden teşvik primi verme iddialarına karşı açıklamalarımız;
İddianamedeki bir diğer iddia olan Alaeddin YILDIRIM Teşvik primi ve şike iddiaları ise trajikomiktir. Öncelikle Sayın makamınızın bilmesi gereken husus Ali YILDIRIM’ın Kulüpteki görevinin futbol takımı ve futbolcularla birebir ilgilenmek ve yönetimle futbolcular arasında köprü oluşturmaktır. Dolayısıyla Bence kulüp içindeki en hassas görev Ali YILDIRIM’ındır. Zira futbolcuların en büyük sorunu alacaklarıdır ki bu konudaki her türlü çözüm Alaeddin YILDIRIM üzerindedir ve bu tapelerdeki görüşmeler Gökçek VEDERSON ile doğrudan yada dolaylı olarak halletmeye çalıştığı, kendisinin 2009-2010 sezonda alamadığı primlerinden dolayı yapacağı şikayetini engellemektir. Hatta hatırladığım kadarıyla bu konuda Serkan AÇAR’ la bire bir görüşen Bursaspor Kulüp Müdürünün dahi bilgisi mevcuttur. Buradaki en çarpıcı hukuki tespit ve aynı zamanda ifadeleri alınan bu kişilerin ve özelikle Gökçek VEDERSON’un emniyette aynı konulara, aynı açıklamalar getirdiğinin göz önüne alınması gerekliliğidir.

16.04.2011 Tarihinde, saat 22.20 de Alaeddin Yıldırım – Samet Güzel arasındaki görüşme (Tape :1694)

İddia Makamı’nın Emniyetçe yanıltıldığını düşündüğümüz bir başka husus da Alaeddin YILDIRIM’ın Gökçek VEDERSON üzerinden Sercan YILDIRIM’a ve 3 arkadaşına teşvik primi eyleminde bulunulması iddiasıdır. Yine iddia makamı bu iddiasını 16.04.2011 saat 22:20 tarihli tapesine dayandırmaktadır. İddiaya göre konuşmada “3 kişilermiş, 9 numarada bu 3 kişinin için de mi? İçlerinden çıkmıyoruz yani” demek suretiyle Ali YILDIRIM’ın Gökçek VEDERSON ve 3 Bursasporlu futbolcuyu teşvik eylemleri için organize ettiği ve bunların içinde 9 numara dan Sercan YILDIRIM’ da olduğudur. Bu iddia da yine amaca yönelik ve iyi niyetten uzaktır. Burada iddia edilen kişilerin Sercan YILDIRIM ya da 3 Bursasporlu oyuncu olmaları mümkün değildir. Zira tape dikkatlice okunduğunda Alaaddin YILDIRIM’ın “Pazar Sabahı İstanbul’da bekliyorum” dediği görülecektir. 17.04.2011 tarihi Pazar günü. Yani Trabzon-Bursaspor maçının oynandığı, Bursasporlu oyuncuların muhtemelen kafileyle Trabzon’da bulundukları gün. Ali Yıldırım ile İstanbul’da buluşmaları mümkün değildir. Bu, Bize karşı yapılan şikenin açık bir göstergesidir. Ayrıca unutulmamalıdır ki, Teşvik Primi vermek için ulaşmaya çalıştığımız iddia olunan Sercan YILDIRIM 17.04.2011 tarihindeki maçından önce sadece 03.04.2011 tarihli maçında takımında yer almıştır. Allahın ne büyük hikmetidir ki o maç Kadıköy de oynanan ve 0-0 biten çok önemli puanlar kaybettiğimiz Fenerbahçe-Bursaspor müsabakasıdır. Kısacası iddia bizlerin Fenerbahçe’den puan alarak mücadelesini esirgemeyen bu oyunculara kendi maçımızda teşvik ve şike eyleme teklif etmeyerek aynı oyunculara puanlar kaybettiğimiz Trabzonspor’la oynadıkları müsabakada teşvik pirimi teklif etmek için peşlerinden koştuğumuzdur. Kaldı ki unutulmaması gereken 03.04.2011 de oynanan FB müsabakasında Gökçek VEDERSON’un da yine adı geçen Volkan ŞEN’in de oynadığıdır. İşte tüm bu açıklamaların ortaya koyduğu gerçek şikenin varlığıdır. Ve bu şike Fenerbahçe ye ve Aziz YILDIRIM’a karşı yapılan şikedir.

Ayrıca unutulmaması gereken iddia makamının sonuçtan hareket ederek, çok büyük bir hukuki cinayet işlediğinin bu maçta açık bir şekilde görüldüğüdür. Zira 03.04.2011 tarihinde hem de Kadıköy de oynanan FB- Bursa maçının sonucu 0-0 olmasaydı muhtemelen tüm bu tapelerin o maçın şike delili addedileceği artık çok açıktır. Bununla birlikte bu tarihlerde kalp operasyonu geçiren Aziz YILDIRIM’ın “1 tek tapeyle”, bu maçın şike teşvik operasyonlarını nasıl yaptığını da Sayın Mahkemenizin takdirlerine sunuyor ve Şimdi Sizde organize ettiğim sözde teşvik eylemlerinin muhteşem delili yegane tapemi bilgilerinize sunuyorum.

06.04.2011 tarihli saat 17:33 de ki Alaeddin YILDIRIM – Aziz YILDIRIM arasındaki konuşma (tape 2442)

Hiçbir yorumda bulunmadan bu ayıbı sahipleriyle baş başa bırakıyorum. Öte yandan Alaeddin Yıldırım, Gökçek Vederson ve bu iki isim arasında şike anlaşmasını sağlamada aracılık ettiği iddia edilen tercüman Samet Güzel’in soruşturma safhasında verdikleri ifadeler, Şahsım ve Kulübümü türlü iftiralarla zan altında bırakan bu iddia yığınının ne denli mesnetsiz ve hayal ürünü olduğunu tek başına ispat etmeye yeterli olacaktır. (EK-2 : Gökçek Vederson, EK-3: Alaeddin Yıldırım, EK-4:Samet Güzel İfadeleri)

Ayrıca bu ifadeler incelendiğinde görüleceği üzere her üç kişinin de birbirinden habersizce ifadelerine başvurulmuş; ancak ne büyük bir tesadüftür ki (!) sorulan her soruya aynı yönde cevap vermişlerdir. (Ek-2 , Ek-3, Ek-4) Nitekim bu iddiaya konu tape kayıtları ve bu konuda verilen ifadeler incelendiğinde yapılan görüşmelerin Gökçek Vederson isimli eski futbolcumuzun Kulübümüzden alacaklı olduğunu iddia ettiği meblağ konusunda gerçekleştirildiği hususu izahtan varestedir.

Menajer Metin Korkmaz Aracılığıyla Oyuncu Sercan Yıldırım ile Anlaştığımız İddialarına Karşı Açıklamalarımız:
24.04.2011 tarihli, 11.13’de yapılan Aziz Yıldırım – Mehmet Şekip Mosturoğlu görüşmesi (Tape 2143)

Bu tapede görüldüğü gibi Metin KORKMAZ ismine tepki koymaktayım. Çünkü Mehmet TOPUZ’un Kayserispor’dan transferi çalışmaları sırasında ahlaki olmayan konular yaşadığımızdan Metin KORKMAZ’la hiçbir şekilde Kulüp olarak çalışma yapmıyorduk. Ali KIRATLI bu konuyu iyi bilir. Metin KORKMAZ üzerinden hiçbir çalışmanın yapılamayacağını bu tape göstermektedir. Sezer ÖZTÜRK transferinde hiçbir şekilde menfaat temin etmemiştir. Metin KORKMAZ, iki yıldan beri Sercan YILDIRIM’ı bütün kulüplere biz de dahil olmak üzere transferini yapmak için çalışmalar yapmıştır. İşte tüm bu gerçeklerin ortaya koyduğu gerçek şikedir ve bu şike Fenerbahçe ve Aziz YILDIRIM’a karşı yapılan şikedir.

SAVUNMAMIZ EKLERİ:
EK-1: Alaeddin Yıldırım’ın Telefonlarının Dinlenmesine İlişkin Talep
EK-2: Gökçek Vederson’un Olaya İlişkin Savcılıkta Verdiği İfadesi
EK-3: Alaeddin Yıldırım’ın Olaya İlişkin Savcılıkta Verdiği İfadesi
EK-4: Samet Güzel’in Olaya İlişkin Savcılıkta Verdiği İfadesi
EK-5: Müsabakaya İlişkin Basında Çıkan Köşe Yazıları
EK-6: Müsabakaya İlişkin Hakem Raporu, Temsilci Raporu, Medya Temsilci Raporu
EK-7: Müsabakaya İlişkin Maç Kadroları
EK-8: Müsabakaya İlişkin Oyuncu Puan Listeleri
SAVUNMAMIZDA YER ALAN TAPE KAYITLARI:
16.04.2011 Tarihli Alaaddin YILDIRIM – Samet GÜZEL Görüşmesi (Tape 1694)
06.04.2011 Tarihli Alaeddin YILDIRIM – Aziz YILDIRIM Görüşmesi (Tape 2442)
24.04.2011 Tarihli Aziz YILDIRIM – Mehmet Şekip MOSTUROĞLU Görüşmesi
(Tape 2143)

26.02.2011 FENERBAHÇE  – KASIMPAŞA FUTBOL MÜSABAKASINDA
ŞİKE YAPILMASI İDDİASINA KARŞI SAVUNMALARIMIZ

SAVCILIK VE MAHKEME SORGULAMASINDA :  ’26.02.2011 tarihinde oynanan FENERBAHÇE – KASIMPAŞA 23. hafta müsabakasında Kasımpaşa Spor Kulübünün, futbolcu ya da yöneticileri ile karşılaşmada yenilmeleri karşılığında şike yapılması olayı hakkında bildiklerinizi açıklayın’ denmekteydi.

Sorudan anlaşılacağı gibi yönetici ve futbolcular ile şike yapıldığı kabul edilerek soru sorulmaktadır. Fiziki takip ile iletişim tespiti yapıldığına göre hem ilişkimiz olan futbolcuların hem de yöneticilerin kimler olduğunun Emniyetin ve Savcılığın ortaya koyması gerekir. Oysa Emniyet yapılan bir konuşma ile şike yapıldığına karar verebiliyor ve spor adamları maalesef karalanabiliyor.

İLETİŞİM TESPİT TUTANAKLARI
 *25.02.2011 günü saat:20.29’da Aziz YILDIRIM’ın (530 5527290), İlhan Yüksel EKŞİOĞLU’nu (532 3343303) aradığı; (Tape No: 1453) (EK-1)

(Kasımpaşa Futbol Takımı kadrosu incelendiğinde takım kalecilerinin; TOLGA ÖZGEN, MURAT ŞAHİN, ERTAÇ ÖZBİR ve S.Fırat KOCAOĞLU isimli şahıslar oldukları, 26.02.2011 tarihinde gerçekleşen müsabakada Kasımpaşa takımının kaleciliğinin S.Fırat KOCAOĞLU isimli şahıs tarafından yerine getirildiği anlaşılmıştır.)

Soruldu: Söz konusu karşılaşmadan önce rakip takım kadrosuyla ilgilenmenizin sebebi nedir? Diğer oyuncular hakkında bilgi vermeyerek sadece kaleci hakkında bilgi vermenizin sebebini açıklayın? Kaleci değişikliğini İlhan Yüksel’e bildirmenizin sebebi nedir?

CEVAP:
Rakip takımların kadrolarını her zaman tüm takımların sorumluları takip ederler. Bunlarla ilgili yorumlar Basında ve taraftarlar arasında yazılır ve konuşulur.
Buna örnek; Aykut Kocaman’ın bu sezon Beşiktaş maçı ile ilgili (Beşiktaş futbol takımı kadrosuyla) vermiş olduğu beyanattır. Aykut Kocaman basına yaptığı konuşmada aynen şunları söylemektedir :

“Fenerbahçe Teknik Direktörü Aykut Kocaman, Beşiktaş’ın derbide karşılarına nasıl bir takım çıkacağını tahmin edemediğini söyledi : D.Kiev ve Mersin maçlarında oyuncu profilini değiştirmeye çalışan bir takım gibi göründüler. Hangi takımla karşımıza  çıkacağını merak ediyorum. Koşan mücadele eden yıldız oyuncu sayısı azalmış olarak mı çıkacaklar, yoksa geçen sezon başından beri kurguladıkları oyuncu profilleri mi olacak, onu ben de bilemiyorum. İki kadroya göre değişken bir oyun bekliyorum. Onların seçeceği oyuncu profilinin maçın dengelerinde önemli rol oynayacağını düşünüyorum.”

Takımların kadrolarına göre teknik heyetler kadrolarını taktik ve teknik olarak hazırlarlar. Demek ki, Biz bir oyuncunun oynayıp oynamadığını öğrenmekten dolayı suçlanamayız. (EK-2 : Gazete Küpürü)

İlhan Yüksel Ekşioğlu ile 25.02.2011 saat 20.29’da yaptığımız (Tape 1453; EK-1) bu konuşmamızda Kasımpaşa kalecisi Tolga’nın oynamadığını söylüyorum. Bunun Basında yazılan haberden öğreniyorum ve bu konuyu paylaşıyorum. Saadettin Fırat Kocaoğlu isimli kaleci ile şike yapıldığı söylenmektedir. S.Fırat Kocaoğlu ile Fenerbahçeden hiçbir kimse konuşmuş mudur? Kendisiyle herhangi bir ilişkimiz olmuş mudur? Kendisini hiçbirimiz tanımıyoruz.

Fenerbahçe – Kasımpaşa maçına baktığımızda Kasımpaşa adına sahadaki en iyi oyunculardan biri kaleci S.Fırat Kocaoğlu’dur. Ayrıca Benim bu olaya ilişkin tape kaydına baktığımızda hiçbir şekilde İlhan Ekşioğlu’na talimat vermediğim görülmektedir. Bunun neye dayanarak söylendiğini anlamıyorum ve burada bir kastın olduğunu düşünüyorum.

Fenerbahçe – Kasımpaşa maçından önceki puan durumuna baktığımızda Fenerbahçe 48 puanla lig lideri, Kasımpaşa 14 puanla ligin sonundaki takım durumundadır. Aynı zamanda bu maç Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadında oynanmaktadır. İlk devre yapılan maçta da, Fenerbahçe Kasımpaşa’yı deplasmanda 6-2 yenmiştir. Bunların sporla ilgilenenlere bir şey anlatması gerekir.

İddia makamınca 02.12.2011 tarihinde tanzim edilen ek takipsizlik kararında Fırat Kocaoğlu ile ilgili olarak, “S.Fırat Kocaoğlu’nun şike yapılması eylemine iştirak ettiğine, şüpheli Aziz Yıldırım liderliğinde şike ve teşvik faaliyetleri yürüten suç örgütü ile şike yapmak için anlaştığına dair somut delil elde edilemediğinden Kamu Adına Kovuşturmaya Yer Olmadığına…” denmektedir.Buradan anlarız ki, bu maçta hiçbir şekilde şike yapılmamıştır. Şike yapıldığını söyleyenler bunu ispatlamalıdırlar.
Savcılıktaki Polis Fezlekesine bağlı suçlamada oyuncu S.Fırat Kocaoğluyla ilgili şike yaptığımız söylenirken iddianamede Murat Şahin ile anlaşma yaptığımız şeklinde suçlanmaktayız. Murat Şahin’e sorgulamada bu maçla ilgili hiçbir şey sorulmamıştır. Ancak Savcılık, sorgulamadaki düşüncelerinden vazgeçerek yeni bir şike ithamını ortaya atmaktadır. Bu da Bize, Emniyetin yaptığı iletişim tespit tutanaklarına dair  yorumlarının ne kadar yanlış olduğunu göstermektedir.

İletişim tutanaklarına baktığımızda maçtan önceki gece Biz şike yapmaya başlıyoruz. Bu mümkün olabilir mi? Bu da araştırmaların eksik ve yanlış olduğunu gösteriyor. Bu çerçevede suçlamalar yapılmaktadır. Bu da, tabiî ki hepimiz için üzücü olmaktadır. İddianamade Murat Şahin ile şike yapıldığı söylenmektedir. Maçta oynamamış bir kimse ile nasıl şike yapılmıştır? Bizlerin bankası yoktur ve burada para da basmıyoruz. Burada şike var demek isteyenleri vicdanlı olmaya davet ediyorum. Ayrıca burada sözü geçen paralar hangi kaynaktan kime ödenmiştir? İletişim tutanaklarındaki ödemeler amatör şubeler ve inşaatlar ile ilgili ödemelerdir. (EK-3: 1923 Numaralı Tape) ;( EK-4:1971 Numaralı Tape)

Mademki 75.000$ ödediğimiz söyleniyor. Söyleyenlere soruyorum:
– Bu para hangi kaynaktan ödenmiştir?
– Bu para hangi tarihte ödenmiştir ?
– Bu para nerede, nasıl ödenmiştir?
– Bu para maçtan önce mi sonra mı ödenmiştir?
Hayaller kurarak şuna para verdi, şike yaptı suçlaması yapılamaz. Bu vicdanlara sığmaz. Ancak vicdansız ve hukuku tanımayanlar bunu yaparlar. Bu “çamur at izi kalsın” politikasıdır.

Mahkeme devam ederken temennimiz, hayalde kurgulanan 75.000$’ın başka bir oyuncuya vermiş olduğumuzun söylenmemesidir. Murat Şahin ile 100.000$a anlaşıldığı söylenmektedir. (Savcılıkta ise S.Fırat Kocaoğlu ile) Müsabakanın Fenerbahçe’nin galibiyeti ile sonuçlandığı müsabaka sonrasında şahısların kendi aralarında tekrar görüşerek şike para miktarını 75.000$ e düşürdükleri ileri sürülmektedir.
PEKİ, BÖYLE YAPILMIŞ İSE, ŞAHISLAR NEREDE GÖRÜŞMÜŞLERDİR VE NEDEN ANLAŞMA 75.000$’A DÜŞÜRÜLMÜŞTÜR? İlhan Ekşioğlu’nun Tamer Yelkovandan parayı aldığı ve Mehmet Yenice üzerinden Murat Şahin’e verildiği söylenmektedir. İLETİŞİM VE TELEFON TESPİT TUTANAKLARINDAN ANLAŞILDIĞI SÖYLENMEKTEDİR. BU KADAR DA HAYAL GÜCÜ VE YALAN OLAMAZ ÇÜNKÜ BU ŞEKİLDE BİR TESPİT TUTANAĞI YOKTUR. Emniyet burada dinlemediği şahısların telefon görüşmelerini TİB’den çıkartarak kendilerine göre mantık çerçevesinde hareket ettiklerini zannederek “Bu kişiler konuşmuşsa kesin şike yapmak için konuşmuşlardır.” gibi varsayımlarla hareket etmekte ve yorum yapmaktadır. Eğer konuşma tapeleri varsa ortaya konmalıdır. Aksi halde bu ahlaksızlıktır. Fenerbahçe Spor Kulübü’nü karalamaktır. Tarih bunu yapanlardan bir gün muhakkak hesap soracaktır. Haricen öğrendiğime göre Murat Şahin ile eşi arasında olan konu ise menajerliktir. Şikeyle ilgili bir konu değildir. Bu konu T.F.F.’den öğrenilebilinir.

Ankaragücü maçında kendisi ile ilgili olmayan konuşmaları Savcılık ve İstanbul Emniyeti, Kasımpaşa maçı açıkta kaldığı için buraya monte etmeye çalışmaktadır. Mehmet Yenice, Murat Şahin ile her zaman görüşen bir kişidir. Olayı bu şekilde bakarak anlamak gerekir. Murat Şahin ifadesinde bu maçla ilgili suçlanmadığı için kendisine soru sorulmamıştır.

Soruşturma evrakının incelendiği bölümde iddia makamı, “26.02.2011 günü İstanbul’da oynanan Fenerbahçe-Kasımpaşa futbol müsabakasında Kasımpaşa Spor Kulübü kalecesi S. Fırat Kocaoğlu’nun şike yapması eylemine iştirak ettiğine, şüpheli Aziz Yıldırım liderliğinde şike ve teşvik faaliyetleri yürüten suç örgütü ile şike yapmak için anlaştığına dair somut delil elde edilemediğinden kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına…” demektedir. Zaten Fırat Kocaoğlu’nun ifadesini bile iddianameye koymamıştır. Bu hukuken işlenmiş bir suçtur. Savcı kendi istediği gibi kişiye özel suçlama yapmaya çalışmakta ve kişiye özel (Aziz Yıldırım’a) suç bulmaya çalışmaktadır. Savcının görevlerinden biri de suçlanan kişinin lehinde bilgi ve belgeleri dosyaya koymak iken hukuku hiçe sayarak yalnızca kendi isteğine göre suç ve suçlular yaratmaya çalışmaktadır. Hukukta böyle bir şey yoktur. Kendisine şunu hatırlatmak isterim. Hukuk ve adalet bir gün kendisi için de gerekebilir.

Sayın Başkan;
S.Fırat Kocaoğlu’nun Emniyet ifadesinin son sayfası incelendiğinde,   “Fenerbahçe Kasımpaşa maçında yapılacak şike için Fenerbahçe’nin Size Yılmaz Vural vasıtasıyla ulaştığı, Aziz Yıldırım’ın talimatlarının Cemil Turhan tarafından Yılmaz Vural’a ve akabinde Fırat Kocaoğlu’na iletildiği” iddia edilmiştir.

Oysa bu konuda Yılmaz Vural’a herhangi bir soru sorulmammış ve Yılmaz Vural hakkında da takipsizlik kararı verilmiştir.

Görüldüğü üzere kime hangi vasıtayla talimat verildiği konusunda soruşturma görevlileri bir türlü karar verememektedirler. Her ifade de farklı iddialar ortaya atılmaktadır. Kasımpaşa Spor Kulübü Başkanı Hilmi Öksüz, maçta görev alan Fırat Kocaoğlu ve Murat Şahin’in ifadeleri dikkate alındığında, Fenerbahçe-Kasımpaşa maçında hiçbir şekilde şike yapılmadığı açıkça ortadadır.

Keza iddianameyi tanzim edenler söz konusu müsabaka başlığı altında toplamda 4 adet tape kaydını iddianameye almıştır. Bunların yalnızca ikisi şahsıma ait olup; savunmamızda açıkladığımız ve tüm kamuoyuna sunduğumuz üzere hiç birinin de şike faaliyetleri ile uzaktan, yakından bir ilgisi yoktur.

Bu maçla ilgili hiçbir şike yapılmamıştır. Böyle bir maçta şike yapmak Fenerbahçeli futbolculara inanmamak olur ki; bu da affedilmeyecek bir hata olur. Diğer tüm maçlarda olduğu gibi oyuncularımızın alın teri ile hak ettiği bir maçı şike diye söylemek haksızlıktır.  (EK-5: Müsabakaya İlişkin T.F.F Hakem Raporu, Gözlemci Raporu, Medya Temsilci Raporu) ; (EK-6: Müsabakaya İlişkin Maç Kadroları)

Bu maçta bizim tarafımızdan şike yapılmamıştır. Diğer maçlarda olduğu gibi Emniyet ve Savcı Mehmet Berk tarafından bu maçta şike yapılmıştır. Kamuoyu da bunu böyle bilmelidir.

SAVUNMAMIZ EKLERİ:

EK-1: 25.02.2011 Tarihli Aziz YILDIRIM – İlhan Y.EKŞİOĞLU Görüşmesi   (Tape No: 1453)
EK-2: Aykut Kocaman’ın Basın Açıklamasına İlişkin Gazete Küpürü
EK-3: 25.02.2011 Tarihli İlhan Y. EKŞİOĞLU – Cemil Turan Görüşmesi    (Tape No: 1923)
EK-4: 08.03.2011 Tarihli İlhan Y. EKŞİOĞLU – Tamer Yelkovan Görüşmesi   (Tape No: 1971)
EK-5:  Müsabakaya İlişkin T.F.F Hakem Raporu, Gözlemci Raporu, Medya   Temsilci Raporu
EK-6: Müsabakaya İlişkin Takım Kadroları

www.fenerbahce.org

Savunmanın 21 Şubat 2012 Salı günkü kısmı yukarıdadır. 23 Şubat Perşembe günü devam edecektir.

23 Şubat Perşembe – devam:

“06.03.2011 GÜNÜ BURSA’DA OYNANAN BURSASPOR – İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE SPOR MÜSABAKASINDA TEŞVİK PRİMİ VERİLMESİ İDDİASINA KARŞI SAVUNMALARIMIZ

İddianamede, “Eylemin gelişimi ile ilgili iddianamedeki suçlamaya göre; “Süper Lig 2010-2011 sezonunun 24. haftasına gelindiğinde, Fenerbahçe’nin 51 puan ve averaj üstünlüğü ile Lig birincisi olduğu, Trabzonspor’un 51 puanla Lig ikincisi olduğu, Bursaspor’un 48 puanla Lig üçüncüsü olduğu ve Kayserispor’un 43 puanla Lig dördüncüsü olduğu, her takımında ligi şampiyonlukla bitirme ihtimali olduğu, Fenerbahçe’nin liderliği koruyarak ligin zirvesinde yalnız kalabilmesi için rakibi durumundaki 3 takımın da ligin 24. haftasında yapacakları maçlarda puan kaybetmelerinin gerektiği, bu nedenle Aziz Yıldırım liderliğindeki suç örgütünün 24.haftada bu takımların yapacağı maçların sonucunu etkilemeye yönelik girişimlerde bulunduğu şeklinde ligin durumuyla ilgili tespit yapılmıştır” ibaresi mevcuttur.

Organize Şube ve Savcılık benim suç örgütü lideri olduğumu söylemekteler. Önce bunu söylememiz gerekir; Ben bir suç örgütü kurmadım ve suç örgütünün de lideri değilim; böyle bir Örgüt de yoktur. Bunu daha önce de açıklamıştık.
02.03.2011 günü saat 15.55 de Aziz Yıldırım – İlhan Ekşioğlu arasındaki 1459 no.lu Tape Kaydı:

Bu tapede görüldüğü gibi Bana gelecek bir kişiden bahsediyorum. Bu kişi Dereağzı’nda boksörlere ait binanın ahşapları da dahil olmak üzere, Stadımızın, Topuk Yaylasının ahşap işlerini yapan/yapacak olan Hasan Pınar’dır. Yapılacak olan işleri kendisine vermek istediğimden İlhan Ekşioğlu ile maliyet üzerine konuşmak istiyorum. Tape dikkatlice okunduğunda bu iyice anlaşılmaktadır.

İlhan Ekşioğlu ile konuşmamızda vaziyetlerin nasıl olduğunu sorduğumda, O’nun da “vaziyetin gayet iyi” olduğunu söylemesi, arkasından da “3 tarlayı da sürdük” sözü ve “yağmurda yağar ekinler çıkar” söylemi bir temennidir.“Tarla” maçları “sürmek” ise, dileklerimizi ifade etmektedir. Fenerbahçe’nin rakipleriyle ilgili beklentidir. Bu sözlerden başka amaç çıkartıp şifreli konuşuyorlar demek abesle iştigaldir. İlhan Ekşioğlu ise Eyüp Sultan’da yaptırdığımız dualar ve kurban kesilmesiyle bu hususu temenni etmektedir. İddianamede, Ligin 24. haftasında 04.03.2011 günü oynanan Kayseri – Manisaspor, 06.03.2011 günü oynanan Bursaspor – İ.B.B., 06.03.2011 günü oynanan Beşiktaş – Trabzon maçlarında şike yapıldığı anlamına geldiği söylenmekte, sonra da bu maçlarla ilgili bir eylem iddiasında bulunulmamaktadır.

Benim, İlhan Ekşioğlu’na Bursa – İBB maçına müdahale etmek için talimat verdiğim söylenmektedir. Talimat vermemle ilgili bir tape veya bir bilgi var mıdır?

Mademki üç maçla ilgili şike yaptık veya teşvik verdik; neden bu maçlar da iddianameye dâhil edilmemişlerdir? Bu üç maçtan yalnız Bursa – İBB maçı teşvik verildi diye sorgulanmaktadır. Ben diğer iki maçla da ilgili düşüncelerimi ve gerçekleri söylemek istiyorum. Emniyetin Organize Şubesi ile Savcılık ortalığı toz duman haline getirdikten sonra bu maçlarda bir şey olmadığını iddianamede yazması, kendileri için aşağılayıcı bir şey olmalıdır. Mademki diğer iki maçta şike yok o zaman 3 tarlayı sürdük sözünü bu üç maçta da teşvik veya şike var diye nasıl sorgulamada kullanır ve kamuoyuna bu şekilde açıklarsınız? Buna vicdanları nasıl müsaade ediyor? Futbolu yargılamak için sporu iyi bilmek gerekir.

İlhan Ekşioğlu sorgulamada 60.000TL’yi Kıbrıs ta beraber yapmayı planladıkları işle ilgili avans olarak Ali Kıratlı’ya verdiğini söylemiştir. Kendisi bunu izah edecektir. Ancak savunmamızın bütünlüğünü göz önüne alarak, gene de anılan belgeleri Ek’te sunuyorum. (EK-1). Ali Kıratlı da bunu ifadesinde doğrulamıştır. Böyle bir para Fenerbahçe Spor Kulübü hesaplarından verilmemiştir. Dernekler Masasının verdiği raporda da bu durum açıkça görülmektedir.

Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı ve Yöneticisi olarak Bursaspor – İ.B.B.Spor maçıyla ilgili hiç bir girişimimiz olmamıştır. Bursaspor  – İ.B.B.Spor maçının sonucunun istedikleri gibi olması durumunda Yusuf Turanlı İskender Alın’a Gaziantepten baklava getirme sözü vermiştir. Okuduğumuz tapelerden bunu anlıyoruz.

Arkadaşlar arasında, futbol camiası içindeki dostluk babında bazı konuşmalar yapılmışsa, bu da Bizlerin dışında yapılmıştır. Zaten İ.B.B.’li sporcular da Can Arat, Metin Depe ve Zeki Korkmaz kendilerine teklif gelmediğini beyan etmişlerdir. Ayrıca zaten Metin Depe kırmızı kart cezalısı olduğu için oynamamıştır. İskender Alın da kolluk ifadesinde “…Yusuf Turanlı’nın kendisine baklava getirdiğini ve teşvik primi ile ilgili teklif gelmediğini…” beyan etmiştir.

Necati Ateş’in de bu maçla ilgili konunun içine çekilmesini de anlamakta zorluk çekiyorum. Arkadaşlarıyla buluşan her şahsı bir eylem içine koymamız mı gerekir?
Soruyorum: Necati Ateş bu olayların neresinde? Her telefonda ismi geçen kişiyi suçlayacak mıyız?

Şimdi işin en komik kısmına geliyoruz. İddianamede eylemin değerlendirilmesi bölümünde şunlar yazılı:

Her ne kadar yapılan iletişim tespitlerinde ve telefon döküm analizi çalışmalarında İbrahim Akın, İskender Alın, Zeki Korkmaz, Metin Depe (kırmızı kart cezalısı olduğu için oynamamıştır. Cezalıyken nasıl teşvik alıp oynamıştır? O da başka muammadır.) ve Can Arat isimli İ.B.B. Sporlu futbolcular ve İ.B.B.Spor’un eski futbolcusu Necati Ateş’le (Necati Ateş’in İ.B.B.Spor da daha önce oynaması suç mu, bu şekilde düşünülürse Necati Ateş Galatasaray Kulübünde de futbol oynamıştır. Bu nasıl bir suçlamadır. Mantık almıyor) teşvik primi verilmesi amaçlı irtibat kurulup görüşüldüğüne dair bazı deliller elde edilmiş ise de, bu futbolcularla anlaşıldığına, FUTBOLCULARIN ANILAN MAÇTAN DOLAYI TEŞVİK PRİMİ ALARAK MENFAAT TEMİN ETTİKLERİNE DAİR SOMUT DELİL ELDE EDİLEMEDİĞİNDEN HAKLARINDA SEVK MADDESİ TANZİM EDİLMEMİŞTİR” denilmektedir.

Necati Ateş adı üzerinde illaki bir suçlama yapılacaksa, Galatasaray SK tarafından kendisinin transferi araştırılsın.

Bu sözlerin sonucu şudur ki: Hiçbir şekilde teşvik primi verilmemiştir. Oyuncuların teşvik primi alarak menfaat temin ettiklerine dair somut bir delil elde edilemediğine göre buna Türkçe’de “teşvik verilmemiştir” denir.

Tüm bunlara rağmen, Aziz Yıldırım liderliğindeki suç örgütünün teşvik primi vererek Bursaspor – İ.B.B.Spor müsabakasında hedefledikleri sonuca ulaştıklarını söylemek vicdan, hukuk ve adalete sığmamaktadır.

Ortada teşvik verilmiş oyuncu yok ama, Sen teşvik verdin diyorsun; böyle bir hayali teşvik soruşturması olmaz ve olamaz.

BU MAÇA DAİR SON SÖZ : Vicdanların kabul edemeyeceği bir suçlama ile karşı karşıyayız. Bizler Bursaspor – İ.B.B.Spor maçında diğer maçlarda olduğu gibi teşvik primi vermedik.

Keza iddianameyi tanzim edenler söz konusu müsabaka başlığı altında toplamda 18 adet tape kaydını iddianameye almışlardır. Bunların yalnızca 3 tanesi şahsıma ait olup; savunmamızda açıkladığımız ve tüm kamuoyuna sunduğumuz üzere bu tapelerin hiç birinin de şike faaliyetleri ile uzaktan, yakından bir ilgisi yoktur.
(EK-2: Müsabakaya ilişkin basında çıkan haberler) , (EK-3: Müsabakaya ilişkin maç kadroları) Bu maçla bağlantılı olarak Beşiktaş – Trabzonspor ve Kayserispor – Manisaspor arasında oynanan müsabakalarla ilgili iddianamede tarafımıza bir suçlama yöneltilmemiştir.

Ancak Emniyetin Fezlekesinde ve 18.07.2011 tarihindeki açıklama ile TFF PFDK tarafından istenen savunmamızda iddianameye konu olmayan bu iki maçla ilgili de suçlamalara maruz kaldığımızdan bu maçlarla ilgili de beyanlarımızı aşağıda Sayın Mahkemenize sunuyoruz.

06.03.2011 TARİHİNDE OYNANAN BEŞİKTAŞ – TRABZONSPOR MÜSABAKASINDA TEŞVİK PRİMİ VERİLMESİ İDDİALARINA KARŞI BEYANLARIMIZ

Söz konusu maçla ilgili Serkan Balcı’yla şike anlaşması yaptığımız söylenmektedir. Serkan Balcı Türk Futbolunun karakterli ve ahlaklı oyuncularından biridir. Onu Fenerbahçe’ye ben transfer ettim. Menajeri de Batur Altıparmaktır. O da şahsiyetli ve kişiliği olan bir insandır. Eğer biz Trabzonun içinden böyle bir organizasyon yapsa idik o zaman Batur Altıparmak’la yapardık. Çünkü Selçuk İnan ve Umut Bulut’un da menajerleri kendisi idi.

Futbolu bilenler için şunu söylüyorum; bu söyleyeceklerimi Savcılık ve Mahkemedeki ifademde söyledim:

Maç İstanbul’da oynanıyor, Beşiktaş gibi güçlü bir kulübü desteklemek mi kolay yoksa Trabzondan bir oyuncuyla şike yapmak mı doğrudur ? Bizim için Beşiktaşlı oyunculara teşvik vererek sorunu kökten çözmek daha iyi bir alternatif olamaz mıydı ?

Bu maçtan önce BJK taraftarları Twitter üzerinden BJK’nin Trabzonspor’a yenilmesini ve Fenerbahçe’nin şampiyon olmamasını istediklerini yazdılar. BJK taraftarları bu anlamda binlerce mesaj yayınladılar. Basın bunları yazdı. O zaman tüm bu yazanları da sorgulamak gerekir. Çünkü Ali Kıratlı ile Yusuf Turanlı’nın aşağıdaki iletişim tespitinden dolayı şike yapmakla suçlanıyoruz.

*06.03.2011 günü, saat 19.43’te Ali KIRATLI’nın ( 532 3569535), Yusuf TURANLI’yı (533 4510996) aradığı; (Kayıt Sıra No: 2241)

Yusuf’un “Ya sana diyorum ki aç viskini kahve mi istersin … BENİM ADAM NASIL OYNUYOR AMA … Maçın yıldızı o ha” dediği, Ali’nin “Bitsin kırmızı kart gördü şimdi… Onu diyorum işte haydi” dediği tespit edilmiştir.

(Bahse konu müsabakanın 38.dakikasında Trabzonspor takımı oyuncusu Serkan BALCI’nın kırmızı kart gördüğü anlaşılmıştır.)

Soruldu : Yusuf TURANLI’nın benim adam dediği Serkan BALCI ile Ali KIRATLI’nın ilgisi nedir? Bu şahsın gördüğü kırmızı kart ya da oynadığı oyun ile Ali KIRATLI’nın ilgilenme sebebi nedir?

Yusuf Turanlı, Savcılık ve Mahkemede vermiş olduğum ifadelerde olduğu gibi hiç tanımadığım biriydi. Kendisiyle Metris’te tanıştım. Yusuf Turanlı konuşmasında maçta Beşiktaşlı iyi oynayan bir oyuncudan bahsetmektedir. Halbuki bu tapede Serkan Balcı’dan bahsediyor denerek kafa karıştırılmaya çalışılmaktadır. Buna “akıl tutulması” denir. Ali Kıratlı ise Trabzonspor’un kaybetmesinden mutlu olacağı için bu konuşma yapılırken, Serkan Balcı’nın kırmızı kart görmesine sevindiğini belirtmektedir. Trabzonspor’un kaybetmesi bundan dolayı kendisini ilgilendirmektedir.

Zaten Yusuf Turanlı da, Emniyetteki ifadesinde “Serkan Balcı isimli şahsı tanımıyorum, adı geçen şahıs ile de hiçbir görüşmem olmamıştır” demektedir.

Trabzonda oynayan Serkan Balcı da kendisine hiçbir şekilde şike ile ilgili bir teklif yapılmadığını söylemektedir. Ayrıca şike yapmış bir futbolcu bugün Trabzonspor’da oynayabilir mi?

04.03.2011 TARİHİNDE OYNANAN KAYSERİSPOR – MANİSASPOR  MÜSABAKASINDA TEÇVİK PRİMİ VERİLDİĞİ İDDİASINA KARŞI BEYANLARIMIZ

Kayserispor  – Manisasopr maçı oynanmadan Spor Toto Lig 2010- 2011 sezonunun 24.haftasının puan durumuna bakalım:

Fenerbahçe’nin 51 puanla averaj üstünlüğü ile lig birincisi olduğu, Trabzonspor’un averajla lig ikincisi olduğu, Bursaspor’un 48 puanla lig üçüncüsü olduğu, Kayserispor’un ise 43 puanla lig dördüncüsü olduğu görülmektedir.

Fenerbahçe; bir Spor Kulübüdür; banka değildir. Her yere dağıtacak parası da yoktur. Bizde oynamış olan eski bir oyuncunun kendi düğününü yapması ile ilgili konuşmasının bu noktalara çekilmesi utanç vericidir.

Önder Turacı, Fenerbahçe de 6 sene futbol oynamış ve Kayserispor’a transfer olmuştur. Anılan telefon görüşmeleri menajerinin İlhan Ekşioğlu’ndan düğüne çıkacak bir sanatçının organize edilmesine yardımcı olması yönündeki isteğine dairdir. Bizler sporcularımızın düğünlerine katılırız ve onlara hediye alırız. Burada menajeri, İbrahim Tatlıses’i Önder Turacı’nın düğününe getirmek istiyor. Bunun için de İlhan Ekşioğlu’ndan “indirim yapabilir mi” diye yardım istiyor. İlhan Ekşioğlu da düğün hediyesi olarak “10.000$ Ben veririm” diye jest yapıyor.

Bunun şikeyle ne ilgisi var? İnsanlar 10.000$ ile şike yapıp isminin karalanmasını ister mi?

Tamamen insani boyuttaki bir hadiseyi şikeye bağlamak utanç vericidir. Fenerbahçe’den 8 puan geride olan bir takımla ilgilenmek hangi mantığa sığar? Ayrıca eğer Kayserispor ile ilgilenmiş olsaydık onların yenmelerini isterdik. Çünkü onların iddialı durumda olması ileriki maçlarda şampiyonluğa oynayan rakipleriyle oynayacak olmasından dolayı Bizim işimize gelebilirdi. Kayseri’nin yarışın içinde olması bizler için daha olumlu olurdu. Futbolu bilenlerin bunu daha iyi yorumlayacağına eminim.

Eğer Önder Turacı ile şike yapıldığı söyleniyorsa; bunu ileri sürenlerin futbolu hiç bilmediğini ve illa ki Bizleri mahkemelere çıkarıp, karalamak istediklerini belirtebiliriz. Burada şike yapmak için hiçbir kimseye para verilmiş mi? Kim vermiş ? Nasıl vermiş ? Sorumlulara soruyorum. Cevap versinler.

08.05.2011 GÜNÜ KARABÜKTE OYNANAN KARDEMİR D.Ç.KARABÜK – FENERBAHÇE MÜSABAKASINDA ŞİKE YAPILDIĞI İDDİASINA KARŞI SAVUNMALARIMIZ

GENEL SUNUM  :

İddianamede yer alan tarafımıza yönelik bir diğer suçlama Karabükspor – Fenerbahçe maçında şike eylemlerinde bulunduğumuz yönündedir. İddianameyi tanzim edenler, Fenerbahçe başkanı ve yöneticilerinin; Karabükspor üzerinde etkili ve yetkili olan Seyit İbrahim Kalender eliyle şike eylemlerini yürüttüğünü ve Emenike’nin transferi ile de “transfer şikesi”yaptığımızı iddia buyurmaktadırlar. Kanaatimce bu iddialar spor hukukunu bilmemekten öte özensiz, eksik araştırma sonucu suç yaratmak çabasından öte iddialar değildir. Zira öncelikle Seyit İbrahim Kalender, Karabükspor genel menajeri Seyit İçgül ile karıştırılıp, Karabükspor üzerinde etkili ve yetkili olduğu öne sürülmüştür ki bu husus maddi hatanın ötesinde, iddianameyi tanzim edenlerin niyetini ve saikini açıkça ortaya koymaktadır. Zira Seyit İbrahim Kalender TFF’de Ersun Yenal’ın yardımcısı olarak görev yapmaktadır ve hayatında Karabük’te bulunmamıştır. Bu nedenle bu yöndeki tüm ithamlar yanlış kurguya dayalı, yanlış yorum ve hukuki birer zırvadan ibarettir. Hatta tüm Karabük halkına Seyit İbrahim Kalender’i tanıyıp tanımadıklarını sorabilirsiniz.

İddianamede yer alan ve spor hukuku ile hiçbir şekilde bağdaşmayan bir diğer iddia da Fenerbahçe’nin Emenike transferi ile “transfer şikesi” yaptığı iddiasıdır ki sanırız SAYIN SAVCI FUTBOLUN GERÇEKLERİNİN HALI SAHADA TOP OYNAMAKTAN İBARET OLDUĞUNU SANMAKTADIR. “TRANSFER ŞİKESİ” HANGİ KANUNDA, HANGİ TALİMATTA YER ALMAKTADIR? Sayın Savcılık bize bunu izah etmek zorundadır. OYSA TFF TALİMATLARINDA, OYUNCUNUN BAĞLI OLDUĞU KULÜBÜN ONAYI ALINARAK YAPILAN TRANSFERLERİN YASAL ŞARTLARA HAİZ BİR TRANSFER OLDUĞU AÇIKÇA YAZILMAKTADIR. Kaldı ki dosyada Karabükspor başkanı ifadesinde bu hususu teyit etmektedir. Zaten cevaplanması gereken husus, transfer şikesi eğer suç olsaydı Karabükspor’lu yöneticilerinin ve bu oyuncunun da suç işlemiş olmalarının gerektiği değil midir? İşte spor hukukundan bu kadar uzak kişi ve kurumlar eliyle düzenlenen iddiaların geldiği nokta budur. KALDI Kİ ETİK KURUL RAPORUNDA DA KARABÜKSPOR MÜSABAKASINDA FENERBAHÇELİ YÖNETİCİLERE SUÇ ATFEDİLMEMESİ TESADÜF DEĞİLDİR. Şimdi bu iddialara konu edilen birkaç tapeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Tape: 1832, 2139, 1834, 1835, 1836, 1865, 1866, 1867, 1868

AÇIKLAMA  :

Yukarıda yer alan tüm tapeler Şekip Mosturoğlu ve Sami Dinç’in Seyit Kalender’e ve bir avukata hukuki mütalaa karşılığı olarak verilmek üzere kulüpten almaya çalıştıkları 3.000TL para ile benden TFF ye gönderilmek üzere istedikleri UEFA Kupası finali vip biletleri ile ilgilidir. Seyit Kalender ise, yukarıda da izah ettiğim üzere, bildiğim kadarıyla Ersun Yenal’ın yardımcısıdır. Zira bu kişi 24.04.2011 tarihinde TFF seminerlerine gidiyordu ve bu biletler hatırladığım kadarıyla TFF Başkan Danışmanı Mümtaz Karakaya isimli şahsa iletilecekti. Diğer husus ise kulüpte kaydı da olan 3.000YTL tutarındaki bir paradır. İddianame bu olayda büyük bir hata içine girip Seyit Kalender ile Karabük Genel Menajeri Seyit Üçgül’ü karıştırmıştır. Ve akabinde Karabük maçı için bu şahısla şike faaliyetlerinde bulunduğumuz şeklinde iddiaları hiç araştırmadan iddianameye koymuştur. Oysaki Seyit Kalender’in Karabükle hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Ve daha da ilginci duyduğum kadarıyla Seyit Kalender hayatında Karabük’e gitmemiştir. Ve bu husus iddianamenin ciddiyetini de açıkça ortaya koymaktadır.

Fiziki takipte Sami Seyit Kalender’e Alex imzalı bir adet forma vermiştir. Seyit Kalender bürodan çıkarken formayı küçük bir kozmetik poşetine koymuştur. Seyit Kalender poşeti arabada bırakarak TFF nin Beylerbeyindeki Gençlik Geliştirme Merkezindeki iş yerine girmiştir. Polis burayı tespit tutanağında Gençlik Geliştirme Derneği olarak yanlış tespit etmiştir.

EMENİKE TRANSFERİ

Karabük–Fenerbahçe maçı ligin 32. haftasında Karabük’te oynanmıştır. Emenike’nin transferi konusu için Şubat 2011 tarihinden itibaren Karabüksporla görüşmeye başlanılmıştır. Karabükspor Kulübü Başkanı Sayın Feridun Tankut 10milyon Euro karşılığında transferin olabileceğini belirtmiştir. Kulüple olan bu transfer çalışmalarını Yönetim Kurulu üyemiz Sayın Aleaddin Yıldırım yapmıştır. Futbolcuyla yapılan görüşmeleri ise Sayın Şekip Mosturoğlu oyuncunun menajeri  üzerinden yapmıştır. Her iki çalışma da Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu bilgisi doğrultusunda olmuştur. Bu görüşmeler sezon sonuna kadar devam etmiş ve sonunda iki kulüp ve oyuncu anlaşarak transfer gerçekleştirilmiştir. Teknik Direktör Aykut Kocaman bu transferin olmasını ısrarla istiyordu. Bu oyuncunun menajeri Erdem Konyar’dı. Ve yine hatırladığım kadarıyla bu oyuncu ile Kulübü Karabükspor’un da bilgisi ve onayıyla 25.05.2011 tarihinde, ortalama yıllık 2 milyon euro üzerinden 4 yıllık sözleşme yaptık. Kulüple de 9 milyon euroya anlaştık. Tüm bu konuşmalar bu transfere ilişkindi. Ama iddianamede bu husus transfer şikesi olarak iddia edilmiştir ki bu anlaşılmazdır. Kulübün onayı alınan bir olayda transfer şikesi nasıl olur anlayabilmiş değilim. Zaten bu transfer şikesi olsaydı herhalde şikeyi yapan diğer taraf da Karabük Spor Kulübü olurdu. Karabüklü yöneticilerin sanık bile olmadığı olayda Fenerbahçe’nin kendi kendine nasıl olup da transfer şikesi yaptığı anlaşılamamaktadır. Kaldı ki gerek talimatlar ve gerekse ligdeki tüm uygulamalar dikkate alındığında bu konuyu ’transfer şikesi’ olarak yorumlamanın yeteri kadar futbol bilgisine sahip olmamaktan kaynaklandığını düşünmekteyim.

Emenike 02.05.2011 tarihinde  oynadıkları Ankaragücü maçında sakatlanmıştır. Bu oyuncunun sakatlanması ile ilgili, bir hafta boyunca, basındaki bazı Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe Spor Kulübü düşmanları Emenikenin sarı kart görerek, sonraki hafta Fenerbahçe Spor Kulübüyle oynayacakları maçta oynamayacağı yönünde tartışma ve spekülasyonlar yapmaktaydılar. Biz yöneticiler her türlü spor müsabakalarını takip eder ve seyrederiz. Bir hafta sonra Karabükle maçımız olduğu için Ankaragücü  – Karabük arasında oynanan maçı seyrediyordum; maç sırasında Emenike sakatlanınca 02.05.2011 günü saat 20.40ta Şekip Mosturoğlu’nu aradım. İletişim tespit tutanağındaki aramızdaki konuşmamız şöyledir;

İLETİŞİM TESPİT TUTANAKLARI
*02.05.2011 günü saat 20.40’da Mehmet Şekip Mosturoğlu’nu (532 2139491)
Aziz Yıldırım’ın (530 5527290) aradığı; (Kayıt sıra no:00000)
Aziz’in “Emenike kırk yedinci dakikada sakatlandı çıktı salak” dediği, Şekip’in
Tamam başkanım” dediği tespit edilmiştir.
Görüşmeyi yaptığınız gün Ankaragücü – Karabükspor maçının 47.
Dakikasında Karabükspor futbolcusu Emmanuel EMENİKE’nin sakatlık sebebi
ile oyundan çıktığı anlaşılmıştır.

 BURADA KULLANDIĞIM SALAK KELİMESİ ZATEN TÜM OLAYI ANLATMAKTADIR. Kısaca bütün gelişmelerde bir dahilimizin olmadığı gözükmektedir. Bundan sonraki tapelerde bu daha net olarak gözükmektedir.

04.05.2011 günü saat 22.42’de Mehmet Şekip Mosturoğlu’nu Aziz YILDIRIM’ın  aradığı görüşme ; ( Tape 2673)

Bu tapede Emenikenin bizim maçta oynayıp oynayamayacağı konusunu konuşuyoruz. Burada Şekip Mosturoğlu’nun Emenike’nin durumunu neden takip ettiğini soruyorlar.

Bu bir cinayet davası değildir. Bizler burada sporla uğraşıyoruz. Dünyanın her yerinde karşı takımda kim oynar kim oynamaz diye merak edilir ve öğrenilmeye çalışılır, teknik direktörlere de bu bilgi aktarılır. Oda bu bilgilerden faydalanarak gerekli taktikler geliştirir. Milli takım, kulüp takımları için de bu geçerlidir. Bu tapede görüldüğü gibi bizim insiyatifimiz dışında gelişmeler olmaktadır. Biz ancak dışarıdan takip etmekteyiz. GÖRÜLECEĞİ ÜZERE ŞİKE YAPTIĞI İDDİA EDİLEN AZİZ YILDIRIM VE ŞEKİP MOSTUROĞLU ŞİKE YAPTIKLARI OYUNCUNUN OYNAYIP OYNAMAYACAĞINI BİLE BİLEMEMEKTEDİRLER VE %51 OYNAMAMA İHTİMALİNE DUA ETMEKTEDİRLER. BU NASIL ŞİKEDİR? BIRAKIN ŞİKEYİ TRANSFER ETME AŞAMASINDA OLDUĞUMUZ BİR OYUNCUNUN SAKATLIĞI VE OYNAYIP OYNAMAMASI KONUSUNDA BU İLGİSİZLİĞİMİZ VE HATTA HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA AYKIRI BİR ŞEKİLDE MEVCUT BİLGİSİZLİĞİMİZDEN DOLAYI BİZLERE TEŞEKKÜR EDİLİP, BU FAİR DAVRANIŞ ALKIŞLANACAĞINA ŞİKE İLE SUÇLANMAKTAYIZ.

08.05.2011 günü saat 17.10’da Aziz Yıldırım’ın Mehmet Şekip Mosturoğlu’nu aradığı görüşme ; ( Tape 2397)

08.05.2011 günü Fenerbahçe Spor Kulübü’nün mali kongresini yaptıktan sonra helikopterle Sn. Ali Koç, Sn. Nihat Özdemir, Sn. Nihat Özbağı ile beraber Karabüke gittik. Maçtan üç saat önce oynanacak olan maçın kadrolarını hem televizyondan hem de staddan gelen bilgi ile öğrendik. Şekip Mosturoğlu ile yaptığımız görüşme de bunu açıkça göstermektedir. Bizler Emenike’nin oynayamayacağını maçtan 3 saat önce öğrendik. Zaten sakat olduğunu raporlar da tesvik etmektedir. Bizimle oynamamasının hiçbir ilgisi yoktur. Emenike’nin oynayamaması ile transfer görüşmeleri arasında hiçbir ilişki yoktur. Emenike söz konusu müsabakada sakatlanmış olduğu için forma giyememiştir. Öte yandan bu maçı takip eden 33 ve 34 ncü haftalarda Karabükspor’un oynadığı maçlarda da Emenike forma giyememiştir. 34 ncü haftanın Trabzonspor-Karabükspor arasında oynanmış düşünecek olursak, transfer şikesi söylemlerinin ne kadar gerçeğe aykırı olduğunu da görmüş oluruz.

Nitekim Karabükspor Teknik DirektörüYücel İldiz de, bu açıklamalarımızı 18.01.2012 günü katıldığı CNN Türk isimli TV kanalında sarf ettiği şu sözlerle teyit etmektedir:

” … O hafta içerisindeEmenike’nin Ankaragücü maçından somra hafif bir sakatlığı vardı. Şahsen ben de açıkçası düzelebileceğini düşünüyordum. Kendisi de o şekilde düşünüyordu. Ama hafta içerisinde çok idmanlara çıkamadı daha doğrusu sadece tek idmana çıktı onu da yarım bıraktı çıktı zaten maçtan bir gün önce. Ama hafta içinde çektirdiğimiz MR’ında bizim kulüp doktoru ’Hocam öyle değil. Bir şeyleri var.’ dedi. … baktık, kaburgasının üzerinde hafif bir zedelenme MR’da da görülüyordu zaten net bir şekilde. Gene bütün bunlara rağmen kendisiyle yaptığımız konuşöalarda falan oynamaya çalışacağını söylemişti ağrısı olmazsa. Son antremanı gene yarım bıraktı. … Maçtan önce … son durumunu sordum. ’Hocam iyi değilim’ dedi, ’oynayamayacağım’ dedi.  .. ’Çıkarım iyi oynarım, kötü oynarım, bu sefer de bana başka şey söylerler falan’ dedi.”

Soruşturma aşamasında öğrendiğimiz üzere, maçımızın olduğu zaman Karabükspor Başkanı Sayın Feridun Tankut, Emenike’nin oynayıp oynayamayacağını kulüp doktorundan sordurmuş, doktor da sakat olduğunu ancak müdahaleyle oynama imkanı olabileceğini söyleyince durumu Emenike’ye söylemişler. Emenike geçici tedavinin ileride büyük sorunlar yaratabileceğini raporunda sakatlığının sabit olduğunu söyleyerek oynamamıştır. Emenikenin oynayıp oynamaması ile ilgili bir alakamız olmadığı açıkça görülmektedir. OYUNCUNUN OYNAMAYACAĞI KONUSU O KADAR AÇIKTIR Kİ, 08.05.2011 TARİHLİ 1227 SAYILI TAPEDE SÖZ KONUSU İDDİANAMEDE ŞİKENİN BAŞ AKTÖRÜ OLDUĞU İLERİ SÜRÜLEN SAMİ DİNÇ SÖZDE ŞİKE YAPTIĞI EMENİKE’NİN OYNAMADIĞINI MAÇ OYNANIRKEN ÖĞRENMEKTEDİR. BU NASIL ŞİKEDİR VE BU İDDİAYI ORTAYA ATANLAR NEDEN BU TAPELERİ YORUMLAMAKTAN KAÇINMAKTADIRLAR? Şekip Mosturoğlu ile yapılan görüşme tapesinde görüldüğü gibi ;

23.04.2011 Tarihli, saat 20.30’da yapılan Aziz Yıldırım ile Şekip Mosturoğlu arasındaki görüşme; (Tape 2140) İDDİA : Seyit İbrahim Kalender’in Antalya’daki bazı seminerlerde eğitmen olarak bulunduğu  tespitinden yola çıkılarak, A.Yıldırım’ın “Güneyli Arkadaş” olarak bu şahsı ve Karabük maçındaki şikeyi sorduğu iddia edilmiştir.

AÇIKLAMA : Bu konuşmada geçen güneydeki arkadaş Gökhan İnler’in tanıdığı olan Kazım Avcı’dır. Gökhan İnler, İtalya da UDINESSE Takımında oynamaktaydı. Kazım Avcı’ya kendisi ve menajerleriyle Fenerbahçe’ye transfer olabilmesi amacıyla görüşmeler yapması yönünde yetki verilmişti. Kazım Avcı kendisiyle görüşmüştür. Gökhan ailece Fenerbahçeli olduğunu ve Türkiye’de Fenerbahçe’ye çok sıcak baktığını söylemiştir. Juventus ve Napoli takımları da Gökhan İnler ile ilgilenmekteydiler. Udinesse o tarihlerde Napoli ile transfer görüşmesini durdurmuştu. İnternette de bu haber yayınlanmıştır (EK-1).  Twitterdan Gökhan İnler Fenerbahçeli taraftara mesaj göndermiştir. Tape incelendiğinde Şekip Mosturoğlu eşiyle yemekteyken ben kendisini şike soruları sormaktayım ki bunun ne kadar akla ve hayata uygun olduğunu heyetinizin takdirine bırakıyorum. Bu tapenin Seyit Kalender’le hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Kaldı ki, bulunsa bile bu şahsın Karabük’le hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Kaldı ki “geldi mi” diye kastettiğim şahıs hiçbir zaman Seyit Kalender olamaz. Keza tapelerden anlaşıldığı üzere bu şahıs 24.04.2011de yani daha konuşmanın ertesi günü TFF seminerine İzmir’e gidecekmiş. Zaten Şekip Mosturoğlu’nun sorduğumda ilk olarak yanlış algıladığı kişi Kazım Avcı’dır.
Tape 1678 – 1871

Bu tapelerdeki görüşmeler S.Dinç – Ş.Mosturoğlu ve S.Dinç – İ.Kalender arasında gelişen ve Fenerbahçe Kulübüyle ilgisi olmayan görüşmelerdir. Öğrendiğim kadarıyla S.Dinç, Seyit Kalender’in avukatlığını yapıyormuş ya da beraber spor hukuku davalarını takip ediyorlarmış. Sanırım bunlara ilişkindir. Ancak yalan yanlış araştırmalardan her konuşmayı Karabükspor – Fenerbahçe şike eylemine bağlamaya kurgulanmış önyargılı bu bakış açısı tarafından yine yanlış yorumlanarak iddianamenin ciddiyetine gölge düşürülmüştür.
25.05.2011 Tarihli, saat 17.38’de yapılan Aziz Yıldırım ile Şekip Mosturoğlu arasındaki görüşme; (Tape 1218)

Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu yaptığı bir transferi ancak sonuçlandırdığı zaman kamuoyuna açıklar. Bunu tüm kamuoyu bilir. Bir transferin sonuçlanması için bazı şartların yerine getirilmesi gerekir. Bunlar,
•       Maddi anlamda her iki kulübün anlaşması,
•       Maddi anlamda transfer eden kulüp ile sporcunun anlaşması,
•       Transfer eden ile menajerin anlaşması,
•       Fesihnamenin iki kulüp ve oyuncu tarafından imzalanması,
•       Oyuncunun sağlık kontrollerinin yapılması.
Emenike sakat olduğu için kulübünden izin alarak yurt dışına gitmişti. Her iki kulüp anlaşınca kendisi Türkiye’ye Şekip Mosturoğlu tarafından gelmesi için davet edildi. Kendisiyle tüm dokümanları Kulübümüz adına imzaladık. Karabük yöneticilerinin Kulübümüze gelmelerini istedik. Onlar da geceleyin avukatlarıyla beraber geldiler. Fenerbahçe Spor Kulübünde; Karabükspor yöneticileri, avukatları, Ben, Şekip Mosturoğlu, kulüp avukatlarımız ve Emenike tüm transfer işlemlerini yaptık. Emenike ile Karabükspor aralarında fesihnameyi imzaladılar. Kulübümüzde Emenikeyle 9 milyon Euro karşılığında Karabük’ten transferlerini sağladık. Bizler transferi sonuçlandırınca Fenerbahçe TV den kamuoyuna Emenike’yi tv ye çıkartarak duyurduk.

Transferi gizlememizin sebebi kamuoyuna ilk önce Kulübümüzün televizyonundan duyurmaktı. Bu da ancak transfer bitince yapılabilmektedir. Tamamen yasal ve Karabükspor yönetimi ile irtibatlı olarak Emenike transferi yapılmıştır. Değeri ise 10 milyon eruoya satılarak gerçekten oynaması için yapıldığını göstermektedir.
SAMİ DİNÇ 25.05.2011 TARİHİNDE SAAT 17.41’DE YAPILAN GÖRÜŞME TAPESİNDE (tape 2663) , ERDEM KONYAR’I ARADIĞINDA ARALARINDA GEÇEN KONUŞMADA ERDEM’İN “SEYİT ABİYE HİÇ DÖNMİYEYİM Mİ ŞİMDİ” SÖZÜNÜN İÇİNDEKİ SEYİT, KARABÜKSPOR KULÜBÜ MENAJERİ SEYİT İÇGÜL’DÜR. TRANSFERİN DURUMUNU SORMAK İÇİN DEVAMLI ERDEM KONYAR’I ARAYIP BİLGİ ALMAYA ÇALIŞMAKTADIR. EMNİYET BU ŞAHSI SEYİT İBRAHİM KALENDER ZANNETMEKTEDİR. SEYİT İÇGÜL, KARABÜKSPOR’UN GENEL MENAJERİDİR. KARABÜKSPOR’DA UZUN YILLARDIR GÖREV YAPMAKTADIR. KARABÜK CAMİASINDA ETKİNDİR. ANCAK BİZİMLE İLİŞKİSİ YOKTUR.

EYLEMİN DEĞERLENDİRİLMESİ :

Soruşturma kapsamında yapılan çalışmalar iki konudan ibarettir.
Birincisi Seyit Kalender vasıtasıyla şike yapılmasıdır. Tapelerle beraber anlattığımız gibi Seyit İbrahim Kalender Karabükspor menajeri Seyit İçgül maksadıyla yanlışlıkla dinlemeye alınmıştır. Seyit Kalender Karabük’e hayatının hiçbir döneminde gitmediğini söylemektedir. Karabük camiasını tanımadığı için  hiçbir etkinliği de yoktur. Ayrıca bazı futbolculara ulaşılarak onlarla şike amaçlı görüştüğü, ayrıca şahsın irtibat kurduğu bu futbolcular belirlenememiştir denmektedir. Böyle saçma ve  belirsiz ifade, suçlama olur mu? Bu suçlama Türk Sporuna ihanet etmektir. Çünkü suçu yok. Suçlu yaratmak için iftira atmaya çalışılmaktadır. Güneş balçıkla sıvanmaz. Gerçek, Seyit İçgül’le Kulübümüz’ün hiçbir ilgisinin olmadığıdır. Karabükte de hiçbir şike eylemine karışmadık.

Emenike ile olan konu Bizim dışımızda gelişmiştir. Anlattığımız tapelerde de bunu açıkça görüyoruz. Bu konuyla ilgili Emenike’nin sakatlık raporları, ilgili arkadaşların savunmaları Ekinde sunulacaktır. Yapılan transfer çalışması Karabükspor Başkanı Feridun Tankut’un bilgisi dahilinde yürütülmüştür. Karabük Spor Kulübü eski başkanı Feridun Tankut’un Emniyet ifadesi de ektedir. (EK-2)

İddianameyi tanzim edenler söz konusu müsabaka başlığı altında toplamda 61 adet tape kaydını iddianameye almış ve bunların yalnızca 6 tanesi şahsıma aittir. Tüm kamuoyunun gördüğü üzere bu tape kayıtlarından hiçbirinde şike amaçlı en ufak bir ifade dahi yer almamakta olup, hepsine dair iddialar tarafımızca tek tek çürütülmüştür.
Sonuç olarak Karabük’te hiçbir şekilde şike yapılmamıştır.

BU DURUM SON DAKİKADAKİ KORNER VURUŞUNDA GOL ATMA UMUDUYLA KALESİNİ TERK EDEREK CEZA SAHAMIZA GELEN KARABÜKSPOR KALECİSİNİN GÖRÜNTÜLERİNDEN DE RAHATLIKLA ANLAŞILABİLECEKTİR. NİTEKİM BU MAÇTA ALINAN 3 PUANDA FUTBOLCUSUNDAN MALZEMECİSİNE, TARAFTARINA KADAR BÜTÜN CAMİAMIZIN EMEĞİ VE ALINTERİ VARDIR. Emeğe saygı gösterilmelidir.ŞİKE DEĞİL TEŞVİK OLUP OLMADIĞI ARAŞTIRILMALIDIR.

T.F.F.  RAPORLARI (EK-3)
Maçın sonunda  TFF’na gönderilen hakem raporu, temsilci raporu,  medya temsilci raporu, gözlemci raporu ekte sunulmuştur.

TFF Gözlemci raporunda Sn. İlhami Kaplan, maçla ilgili hiçbir olumsuzluk yazmamıştır. Maçın tanımı olarak Sayın İlhami Kaplan; müsabaka uygun hava koşulları ve zeminde oynandı, ev sahibi takımın 2200, misafir takımın 200 civarında seyircisi vardı, seyirciler müsabakada hakemleri baskı altına alacak davranışlar sergilemediler. LİG ŞAMPİYONUNU BELİRLEYECEK ÖNEMLİ MÜSABAKALARDAN BİRİ OLMASI NEDENİ İLE MÜSABAKA GERGİN VE HIZLI BAŞLADI. Müsabaka boyunca tempo yüksekti. Hakemler önemli kritik kararlar verme durumunda kaldılar. Bu nedenlerden dolayı müsabaka hakem ve yardımcı hakemler için zorlukla geçmiştir. 4.Hakem bu atmosferde oynanan müsabakada önleyici davranışlar ile tansiyonu düşürmeye çalışmıştır. Bu sebeple müsabaka 4.hakem içinde zor geçmiştir.

Görüldüğü gibi maçla ilgili hiçbir olumsuzluk yoktur. TFF de maçın temiz olmasından dolayı maçın neticesini 0-1 Fenerbahçe Spor Kulübü adına tescil etmiştir. Diğer raporlar da incelendiğinde hiçbir olumsuzluk yoktur.

MAÇTAN  SONRA  BASINDAKİ  YORUMLAR

Tamer Bağlan (Fanatik) ; “GÖKHAN VE ALEX”  başlığıyla yazdığı yazıda; Sarı kanaryalar, ağır, topa hep sahip olmak isteyerek ve psikolojik baskı altında, yüzde yüz gol pozisyonu yaratarak gol atmak isterken; Karabükspor ise , hızlı hücumu tercih edindi. Onlarda, bu ani ataklarla iyi çıktılar ancak son vuruşlarda başarısızdılar. (EK-4) Şansal Büyüka (Akşam Gazetesi), “EN ZOR MAÇTA EN DEĞERLİ GOL” başlığıyla yazdığı yazıda ; Karabük deplasmanı en zor maçıydı Fenerbahçenin, İlk yarıda öyle çok sıkıntı çektilerki…. Sol kanat resmen çöktü ve hücumda alex’in şutu dışında pozisyonları yok. (EK-5) Ahmet Çakar (Sabah Gazetesi); Dün gece Fenerbahçe belkide şampiyon oldu. Eğer dün Fenerbahçe maçı kazandıysa önce Karabük defansındaki Muhammet Özdin’e sonrada hakem Bülent Yıldırım’a teşekkür etsin. Niye Muhammet diyoruz, sebebi çok açık; o dakikaya kadar çok iyi oynayan Muhammet ve Karabük defansı vardı. 66 dakikada öyle bir hata yaptı ki Lugano da topu bomboş gol yapıverdi. TABİİ Kİ FUTBOL HATALAR OYUNU(EK-6) Erman Toroğlu (Hürriyet); İki takım çekişiyor, zararı ufaklar görüyor. Burada şampiyonluğa oynayan takımlarla mücadele edeceklerin yapacağı tek şey var iyi oynamak bir yana, özellikle iyi savaşmaları lazım ki dedikodunun içine girmesinler. DÜN BUCASPOR ,KARABÜKSPOR DA BENCE İYİ MÜCADELE ETTİLER.

Beğendim; Karabük’ün oyunu bırakmamasını. (EK-7) SAVUNMAMIZ EKLERİ:
EK-1:  Gökhan İnler’in Napoli Takımına Transferine İlişkin Takvim Gazetesi’nde     Yer  Alan Haber
EK-2:      Karabük Spor  Kulübü eski başkanı Feridun Tankut’un emniyet ifadesi
EK-3:      T.F.F Hakem Raporu, Gözlemci Raporu, Medya Temsilci Raporu
EK-4:      Tamer Bağlan’ın Fanatik Gazetesi’nde Yayınlanan “Gökhan ve Alex” Başlıklı       Yazısı
EK-5:    Şansal Büyüka’nın Akşam Gazetesi’nde yayınlanan “EN ZOR MAÇTA EN           DEĞERLİ GOL” Başlıklı Yazısı
EK-6:     Ahmet Çakar’ın Sabah Gazetesi’nde Yayınlanan Köşe Yazısı
EK-7:     Erman Toroğlu’nun Hürriyet Gazetesi’nde Yayınlanan Köşe Yazısı
EK-8:       Basında Yer Alan Müsabakaya İlişkin Diğer Köşe Yazıları
EK-9:       Müsabakaya İlişkin Maç Kadroları
EK-10:   Müsabakaya İlişkin Oyuncu Puan Listeleri

22.05.2011 TARİHİNDE OYNANAN SİVASSPOR – FENERBAHÇE MÜSABAKASINDA ŞİKE YAPILDIĞI İDDİALARINA KARŞI SAVUNMALARIMIZ

Sayın Savcı Sivasspor müsabakasında şike yaptığımız iddialarını iddianamede yer alan165 adet tapeye dayandırmaktadır. Bu tapelerin ise 29 tanesi Aziz Yıldırım’a ait olup, hiçbirisinde şike yapılmasına ilişkin en ufak bir ibare yer almamaktadır. Bu gerçeği aşağıda detaylı olarak yapacağımız savunmalarla ispat edecek ve üzerimize atılı bu kara lekeyi sahiplerine aynen iade edeceğiz.

I.      AZİZ YILDIRIM – MECNUN ODYAKMAZ – AHMET ÇELEBİ ÜZERİNDEN YÜRÜTÜLDÜĞÜ İLERİ SÜRÜLEN ŞİKE İDDİASINA KARŞI AÇIKLAMAMIZ;

Sivasspor- FB maçı 22.05.2011 tarihinde Sivas 4 Eylül Stadında oynanmıştır. 22.05.2011 tarihinde yapılacak SİVASSPOR – FENERBAHÇE Spor Kulüpleri arasındaki futbol maçından dolayı taraftarımız bu maça gitmek ve bilet temin etmek için kulübümüze müracaat etmişlerdi. Bizler de Sivasspor Kulübü Başkanı Sayın Mecnun Odyakmaz’la bu konuyu 11.05.2011 tarihinde Fenerbahçe Spor Kulübünde görüştük ve kendisine bu talebimizi ilettik. Federasyon Talimatında deplasman takımına stat kapasitesinin en az %5’i kadar bilet uygulaması yapılmaktadır. Biz bunun artmasını talep ettik. Sivasspor Kulübü Başkanı Sayın Mecnun Odyakmaz aynı zamanda Fenerbahçe kongre üyesidir. Lig başlamadan önce fikstür çekildiğinde son maçımızı Sivasspor’la oynayacağımız belli olduğunda kendisi bana “İnşallah şampiyonluk son maça kalmaz” diye beyanda bulunmuştu. Bunun sebebi bugünkü gelişmeleri ve bugün yapılan suçlamaların yapılacağını o günden gördüğünden dolayıdır. Bunu devamlı söylerdi ve bizlerde aynı düşüncedeydik. Olmamasını arzu ettiğimiz halde gerçekten de şampiyonluk son maça kaldı.

Maçtan önce Sayın Mecnun Odyakmaz ile temas kurarak kendisinden bilet talebinde bulunduk. Kendisi de bu konuyu federasyon yetkilileri ve Sivas’taki devlet sorumlularıyla konuşacağını bu konunun Sivas için çok önemli olduğunu söylemiştir. Çünkü Sivasspor’un gelirlerinden biri de stat gelirleridir.  Ancak maçlardaki gelirleri en yüksek 200 milyar civarındadır. Hâlbuki bu maçta yapılacak iyi bir organizasyonla (biletlerin yüksek fiyatla satılmasıyla) kendi bütçelerine beklenenden yüksek katkı sağlayacaklardır. SİVASSPOR’UN MADDİ KAZANÇ SAĞLAMAK İÇİN BİR DAHA BÖYLE BİR ŞANS YAKALAMASININ ÇOK ZOR OLDUĞUNU, HEM ŞEHRİN HEM DE TAKIMIN EKONOMİK OLARAK KAZANÇ SAĞLAMASINI İSTEDİĞİNİ SÖYLEDİ. Bundan sonra, yukarıda da izah ettiğim üzere federasyonla görüşüp bize döndü. Statta bize tahsis edebileceği yerleri kroki üzerinde göstererek bana verdi.

Fenerbahçe Spor Kulübü taraftarları için; Pazar günü kapalı olan dükkânlar Sayın Sivas Valisinin talimatıyla açılmıştır ve bundan esnaf satış yaparak karlı çıkmıştır. 2001 yılında fikstür gereği son maçımızı Samsunspor’la Samsun’da oynamıştık. Aynı uygulama orada da yapılmıştır.

Sayın Mecnun Odyakmaz’ın yaptığı görüşmeler sonucunda 2 Kale arkası ile kapalı tribünde 823 adet VIP bilet kulübümüze tahsis edilmiştir.

Bilet fiyatları yüksek tutulmak istenmiş; ancak bu durumda taraftarın gelemeyeceği yönündeki konuşmaların sonucunda (BÜLENT İBRAHİM İŞÇEN VE AHMET ÇELEBİ BU GÖRÜŞMELERİ MECNUN BAŞKANLA YAPMIŞTIR) fiyatlar makul bir hale getirilmiştir. FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ OLARAK BİLETLERİN SATIŞINI GARANTİ EDEREK BİLETLERİN BİR KISMINI İSTANBUL’A GETİRTTİK ve derneklerimiz vasıtasıyla taraftarlarımıza satılmasını sağladık. Diğer kalanlarını ise Sivas’ta yine taraftarımıza satışını yaptırdık.

Bilet bedellerini kale arkası 50 TL, VIP 400 TL olarak Fenerbahçe Spor Kulübü olarak ödedik ve aldık. Normalde kale arkaları, maçına göre 5-10 TL, VIP’te 20-30 TL arasında satılmaktaydı. Biletlerin organizasyonu sürecinde Sivas’taki Devlet erkânı, federasyon yetkilileri ve kulüpler de beraber hareket ettiler.
*16.05.2011 günü saat:21.59’da Aziz YILDIRIM’ın (530 5527290) İlhan Yüksel EKŞİOĞLU’nu (532 3343303) aradığı görüşmede özetle; (Tape No:2417)

Soruldu : Söz konusu biletler hangi karşılaşmaya aittir?
Bu tapede görüldüğü gibi 16.05.2011 tarihinde Sivas maçı ile ilgili biletler Bülent İbrahim İşçen tarafından Fenerbahçe Spor Kulübüne getirilmiştir. Daha sonra 17.05.2011 tarihinde Vip biletleri Sivasspor Kulübü Başkanı tarafından şirketimde bana teslim edilmiştir. MECNUN ODYAKMAZ, ŞIRKETE GELDIĞINDE İ.B.B. SPOR KULÜBÜ BAŞKANı GÖKSEL GÜMÜŞDAĞ’DA YANIMIZDAYDI. Federasyon seçimleri ve bu maçla ilgili olarak sohbet ettik. Yarım saat sohbetten sonra Sayın Mecnun Odyakmaz şirketten ayrıldı. Takip edildiğini anlayınca akabinde beni arayarak Vip biletlerle ilgili geldiğini teyit etti. Çünkü kamuoyunun yanlış anlamasından çekiniyordu. Anadolu’daki ve Sivas’taki Fenerbahçeli taraftarlara, kale arkası için ayırdığımız biletleri de Sivas’ta sattırdık. Fenerbahçe futbol takımı ve Fenerbahçeli misafirlerimizle beraber 21 Mayıs 2011 de akşamüstü Sivas’a gittik. Sayın Mecnun Odyakmaz ve Sivasspor kulübü yöneticileri otele gelerek bizimle beraber oturup yemek yediler ve sohbet ettik. Bizim misafirlerimiz arasında BIZLE AYNı ORTAMDA SAYıN ERTUĞRUL ÖZKÖK’LE ANAYASA MAHKEMESI 2’INCI BAŞKANıMıZ SAYıN SERRUH KALELI DE VARDI.

Sivas ta oynanan Sivasspor –Fenerbahçe futbol müsabakası öncesi İlhan Ekşioğlu’na bazı futbolcularla şike yapılması için talimat verdiğim, şahsımında Sivasspor Kulübü Başkanı ve yöneticileri ile şike amaçlı görüşmeler yaptığım ve anlaştığım söylenmektedir.

Sayın Hakim Bey, 2427 no’lu tapeyi okuduğumuzda; “Sen Sapancalıyla mı Şekerliyle mi yapıyorsun” sözümün üzerine İlhan Ekşioğlu “üç, üçüyle yaptım başkanım” demektir.

Buradaki konuşma Alper Potuk’un Serdar Kesimal’ın ve Çanakkaleli Sakıp Aytaç isimli futbolcu ile ilgilidir. Çünkü biz 3,4 ekiple transfer çalışmalarını yapmaktayız. Alper Potuk transferini Ali Kıratlı ile Fatih Akbaba’nın yürüttüğünü bildiğimden bu konuyu İlhan Ekşioğlu’na soruyorum. O ise 3 koldan konuyla ilgilendiğini söylemektedir. 3. isim Yusuf Turanlı dır.

Bucaspor’un düşmesi ile ilgili bir takım faaliyetlerde bulunduğum söylenmektedir. Bucaspor’un aleyhine herhangi bir olayın içinde bulunmuş muyum? Bununla ilgili bir belge, bilgi veya delil var mıdır? Tamamen hayal ürünü olan bir düşüncedir. NEDEN BUCA İLE İLGİLİ HİÇBİR KONU İDDİANAMEDE YER ALMAMAKTADIR.
İnsanların dostlukları veya beraber görev yaptığı kişilere yakın düşünceleri olur. Mecnun Odyakmaz, unutulmamalıdır ki, Başkanlığını yaptığım Kulüpler Birliğinde yardımcılarımdan biridir. Onun başarılı olmasını istemem gibi normal bir şey olabilir mi? Ayrıca şampiyon olmak için bütün takımları yenmemiz gerekmektedir. Bundan dolayı MECNUN ODYAKMAZ’a rakiplerini yeneceğimizi söylüyorum.
11.05.2011 GÜNÜ, MECNUN ODYAKMAZLA GİZLİ  BULUŞMADIK. İLK BULUŞMAMIZI FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜNDE YAPTIK. HERKESİN İÇİNDE. EĞER GİZLİ BİR GÖRÜŞME YAPMAK İSTESEYDİM KULÜPTE YAPAR MIYDIK !

Ahmet Çelebi’nin Sivasspor yöneticisi olduğunu unutmayalım. Kendisinden istediğimiz Trabzon tarafından yapılacak teşvik çalışmalarını önlemesidir. Bununla ilgili 13.05.2011 tarihinde 21.54’te Bülent İşçen ile yapmış olduğumuz ( Tape 2409) telefon görüşmesinde;

Bu konuşmada da açıkça görüldüğü gibi Ahmet Çelebi’nin Trabzon tarafından verilecek olan teşvik ile ilgili girişimleri önlemesine çalışıyoruz.

17.05.2011 Tarihindeki Mecnun Odyakmazla Fenerbahçe görüşme yaptığım söylenmektedir. Halbuki bu görüşme benim Altunizadedeki şirketimde yapılmıştır. Bu görüşmede Göksel Gümüşdağ da bulunmuştur. Federasyon seçimleri ve Bana getirilen VIP biletleriyle ilgili görüşme yapılmıştır. Mecnun Odyakmaz’ın telefon görüşmemizde “bir şey olursa biletlerle ilgili konuştuk” ifadesi tarafımdan ilk başta anlaşılamamıştır. Görüşmemizin gerçekten de konusu biletlerin organizesi olduğundan, böylesine normal bir görüşmenin sonunda böyle konuşmasını yadırgadım. Nasıl bir hukuk ülkesinde yaşadığımızı şimdi daha iyi anlıyorum.

*21.05.2011 günü saat :18.56’da Abdullah BAŞAK’ın (532 7181895) Nüvit’i (533 2402702) aradığı görüşmede özetle; (Tape No: 3174)

İletişim tutanaklarında Abdullah Başak’ın Sivas’ta Ahmet Çelebi’nin şoförü olan Nadir Nüvit’e, “O çantayı unutursan beni ömür boyu unut, o hem senin geleceğin hem benim hem İlhan Ekşioğlu’nun” diye yaptığı görüşmenin sonunda Sivas’a para götürdüğümüz ve Mecnun Odyakmaz’ın aracından alınan Siyah çanta ile Faruk Taşseten’in otele girdiği ve sonra bu çantayı tekrar araca koyduğu söylenmektedir. Çantada ne olduğu sorulmaktadır. Yani kısaca bu siyah çantaya getirdiğimiz parayı koyduğumuz ima edilmektedir.

İstanbul’dan Sivas’a giderken Abdullah Başak’ın elinde elbise taşıma çantası bulunmaktadır (EK-1/A: Abdullah Başak’ın Sivas Havaalanında çekilmiş fotoğrafları). Bu çantanın içinde İlhan Ekşioğlu’na ait elbiseler bulunmaktadır. Hepimizin bir uğuru vardır. Galip geldikten sonra o hafta giydiğimiz tüm giysileri diğer haftada giymeye çalışırız. Elbise çantasındaki elbiseler de İlhan Ekşioğlu’nun uğurlu saydığı elbiselerdir. Bunun kaybolmasının uğura inanılmasından dolayı sıkıntı yaratacağı için Abdullah Başak tarafından şoföre kaybedilmesinin rahatsızlık yaratacağı şeklindeki endişesidir. Elbise çantasının içinde para götürülse idi, her iki havaalanında yapılan (Sabiha Gökçen ve Sivas Havaalanları) polis aramalarında ve X-RAY geçişlerinde bu görülürdü. BIZLERLE BERABER HAVAALANıNDA BULUNAN BASıN MENSUPLARı DA BUNU DUYARLARDI. Ayrıca X-RAY cihazına bakan polisler de kendilerine yakın kişilerle paylaşırlardı. Kısaca Sivas’a hiçbir şekilde para götürülmemiştir. Mademki fiziki takip yapılıyor Emniyetin bunu tespit etmesi gerekirdi. Ama Emniyet ucu açık suçlamalarla olaya gizlilik katmaya çalışmaktadır. BİZİM SİVAS’A PARA GÖTÜRMEDİĞİMİZİN ŞAHİDİ SABİHA GÖKÇEN HAVAALANINDAKİ EMNİYET, ÖZEL GÜVENLİK VE SABİHA GÖKÇEN HAVALİMANI PERSONELİDİR. BUNLARIN HEPSİ ŞAHİT OLARAK DİNLENEBİLİR. SİVAS’A PARA GÖTÜRÜLMEDİĞİNE GÖRE SİYAH ÇANTANIN İÇİNE PARA KONULMASI DA SÖZ KONUSU OLAMAZ.
Sayın Faruk Taşseten yanında siyah bir çanta ile kaldığımız otele geldi. Çantanın içinde Vip ile maraton tribünün biletleri bulunmaktaydı. Ayrıca yanında bir defter mevcut idi. Bilet isteyenlere deftere yazarak biletleri dağıtıyordu. Yemekten sonra Sayın Vali, Sayın Emniyet müdürü ve Sayın Tugay Komutanı otelde bizi ziyaret ettiler ve gece 00:30 civarında otelden ayrıldılar. Sayın Faruk Taşseten yukarıda anlattığım gibi bu biletleri onlara da verdi (ihtiyaçları kadar) ve yukarıda anlattığım olayları Onların yanında icra etti.SAYIN VALİ VE YANINDAKİLER 00:30 CİVARINDA OTELDEN AYRILIRKEN; BEN, SAYIN MECNUN ODYAKMAZ VE İKİ KULÜBÜN YÖNETİCİLERİ SAYIN VALİ İLE DİĞER MİSAFİRLERİ YOLCU ETTİK. TEKRAR OTELE DÖNEREK 30 DAKİKA DAHA OTURDUK VE SİVAS HEYETİ DE OTELDEN AYRILDI. FİZİKİ TAKİPTE SAYIN VALİ VE YANINDAKİ DEVLET GÖREVLİLERİNİ YOLCU ETTİĞİMİZ YAZILMAMAKTA, OLAYLARA ESRARENGİZ BİR HAVA VERİLMEYE ÇALIŞILMAKTADIR. HATTA SAYıN VALI VE DIĞER DEVLET ERKÂNı KIŞILERIN YANıNDA MARATON TRIBÜNÜ BILETLERINI PAHALı OLDUĞU IÇIN SATAMADıKLARıNı SIVASSPOR YÖNETICILERI BIZLERE SÖYLEDILER; BIZLER DE ERTESI GÜNÜ 1.000 ADET DAHA SATIN ALDIK VE TARAFTARIMIZA SATTIK. Bilet paralarını bankadan resmi olarak Sivasspor kulübüne gönderdik hatta 550 TL eksik ödeme yaptığımızı söylediler; biz bunu da banka yoluyla gönderdik.

TOPLAM GÖNDERİLEN BİLET PARASI ŞU ŞEKİLDEDİR:

18.05.2011 Tarihinde      350.450 TL    (Garanti Bankası Kadıköy Şubesinden)
20.05.2011 Tarihinde              550 TL        (Garanti Bankası Kadıköy Şubesinden)
31.05.2011 Tarihinde               669.900 TL (Garanti Bankası Kadıköy Şubesinden)
TOPLAM  :                       1.020.900 TL
BANKA DEKONTLARI (3 ADET) (EK-1’DE MEVCUTTUR.)

Otelde siyah çanta defalarca açılıp kapatıldı. Para dolu çanta bu şekilde taşınabilir mi? Bu çantada bilet dışında hiçbir şey yoktu. BU HUSUSU SAYıN VALI, SAYıN EMNIYET MÜDÜRÜ VE SAYıN TUGAY KOMUTANı DA IFADELERINDE TEYIT ETMEKTEDIRLER. İDARI AMIRLERIN IFADELERI EKTEDIR.
Ayrıca Sayın Ertuğrul Özkök 09 Temmuz 2011 tarihinde Hürriyet gazetesinde yazdığı yazı ile benim söylediklerimi teyit etmektedir. Bununla ilgili Sayın Ertuğrul Özkök’ün yazdığı yazı ektedir(EK-.2). Sivasspor yöneticisi Faruk Taşseten’in ifadesinde de bu konu açıkça izah edilmiştir.
Sivasspor Yöneticisi Faruk Taşseten İfadesi (EK-3)

Bu konuda açıklama yapmak istiyorum. Biz Sivasspor kulübü olarak ilimize gelen her rakip futbol kulübünü akşam otellerinde ziyaret ederiz. Onlara herhangi bir sorun olup olmadığını ya da saha lazım olup olmadığını sorarız. Kaç kişi olduklarını sorarak onlara davetiye hazırlarız. Eğer önceden bildirilmemişse orada sorarız.

Fenerbahçe gibi büyük takımlar Sivas’a geldiğinde Vali Bey, Emniyet müdürü, Jandarma Albay Komutanı ve Tugay Komutanı bizi yalnız bırakmazlar ve misafirlere hoş geldin derler. Yine büyük takımlara maç günü kahvaltı veya öğle yemeğini Vali Bey kendisi bizzat verir.

O gün başkan Mecnun Odyakmaz, Erdal SARILAR ile beraber otele gittik. Oraya gittiğimizde Fenerbahçe yönetimi ile beraber oturduk. Otururken Vali Bey ile Emniyet Müdürümüz ve sonrasında Tugay komutanı geldi. Ayrıca o gün gazeteciler de orada bulunuyordu. Bu maça ilginin büyük olması nedeniyle İstanbul’un ve yurdun çeşitli yerlerinden davetiye talebi çok fazlaydı. Sivas ilinden de çok fazla talep vardı. O odada o çantanın içinde bulunan davetiyeleri dağıtırken pek çok kez çantayı açıp kapadım. Zaten Ertuğrul Özkök de o gün oradaymış. O da bu olaya şahit olmuştur. Yine o sırada benim yanımda olan ve ayrılmayan Sayın Emniyet Müdürümüz Ahmet Kemal Seyhan benim o çanta ile davetiye taşıyarak çeşitli misafirlere davetiye verdiğimi görmüştü. Bu çantayı o odadan hiç çıkarmadım. Aynı zamanda o odada bulunan bürokratlar da buna şahit oldular. Zaten herkes çıkarken ben de çanta ile çıktım. O odadan başka ayrı bir çıkışım olmadı. Vali Bey, Emniyet müdürümüz ve Tugay Komutanını uğurladıktan sonra ben de çantayı arabamın arka koltuğuna attım. Sonrasında Mecnun Odyakmaz’ın evi yakın olması sebebi ile ben, Mehmet Oflaz, Mehmet Ali Topal, ile birlikte yürüyerek Mecnun Odyakmaz’ı Burger King isimli işyerinin üzerinde bulunan dairesine bıraktık. Sonrasında 3 kişi beraber Büyük Otel’in önüne gelerek araçlarımıza bindik ve eve gittik. Sabahleyin aynı çantayı arabamla otele getirdim. Sabah stada yapılan eşgüdüm toplantılarında kulübü ben temsil ettiğim için misafir gelen kulüplerin yöneticilerini genelde sabahleyin otelden alıp stada toplantı için götürdüm. O gün de öyle olmuştu.”

Sivas’taki fiziki takipte çantanın yolda park etmiş olan arabanın içine konduğu söylenmektedir. Sabahleyin Sayın Faruk Taşseten’in gelip çantayı tekrar aldığı yazılmaktadır. İÇI PARA DOLU ÇANTA GECE YOLA PARK ETMIŞ BIR ARABANıN IÇINE KONULUR MU? BÖYLE BIR ŞEYI SIZLER YAPAR MISINIZ? İçinde yüksek meblağ para olan bir çanta sokakta bırakılarak böyle bir risk alınabilir mi? Demek ki çantanın içinde para bulunmamaktadır. Yüklü bir paranın çanta içinde bulunması durumunda bunu sokağa bırakanlar yanlarında götürmek varken neden sokağa bırakırlar. Bu mantıklı mı? Böyle bir durumda insan rahat uyuyabilir mi? Mademki bu çantanın içinde para vardı emniyet güçleri neden para olduğunu tespit etmemiş ve tutanak altına almamıştır?

Mecnun Odyakmaz ile birkaç kez görüşmeler yaptık. Bu görüşmelerde biletlerle ilgilidir. Savcı sorgulamasında “Neden aracı kullandığımı” sormaktadır. Benim telefonum aradığında gizli numara olarak görünmektedir.

MECNUN ODYAKMAZ GIZLI NUMARALARA CEVAP VERMEMEKTEDIR.  Bunun için onunla konuşan BÜLENT İŞÇEN vasıtasıyla beni araması yönünde kendisine mesajlar bırakmışımdır. ŞIKE YAPMAK, KLÜP BAŞKANLARıNIN YALNıZ BAŞıNA YAPABILECEĞI BIR OLAY DEĞILDIR. SAYIN ODYAKMAZ’ıN KENDI TAKIMINA, ANTRENÖRÜNE BUNU SÖYLEMESI GEREKIRDI. BUNU HANGI BAŞKAN YAPABILIR?Başkan böyle bir girişimi yapmış olsaydı bütün kamuoyu bunu hemen duyardı. İki kişinin bildiği hiçbir şey sır değildir. Ayrıca Sayın Odyakmaz, maçtan önce kendi takımını Fenerbahçe’yi yenmeleri yönünde motive etmiştir. SAYIN SAVCI SON 5 MAÇıN NETICESINI BILDIKLERINI SÖYLEMIŞTIR. BU MAÇTA SKORU BILINENLERDENDIR. MAÇıN 4-3 FENERBAHÇE LEHINE BITMESINI SAĞLAMAK IÇIN ASGARI 2 TAKıMıN BÜTÜN OYNAYAN OYUNCULARıNıN, YEDEK OYUNCULARıNıN, TEKNIK KADRONUN VE YÖNETIM KURULLARıNDAKI BAZı YÖNETICILERIN BILMESI GEREKIR KI BUDA 50 KIŞININ BILMESI DEMEKTIR KI, 2 KIŞININ BILDIĞININ SıR OLMADıĞı BIR ORTAMDA BÖYLE BIR ŞEY OLABILIR MI? BU TABIATıN KANUNUNA AYKıRı BIR DURUMDUR. BEN VE MECNUN ODYAKMAZ BİLET İŞİNDEN BAŞKA BİR KONUDA GÖRÜŞME YAPMADIK. BUNUN AKSINI SÖYLEYENLERIN BUNU ISPAT ETMELERI GEREKIR. AKSI TAKDIRDE MÜFTERI DURUMUNA DÜŞERLER.

Sivas’a gidişimizden ayrılacağımız saate kadar geçen olayları incelediğimizde Sayın Vali, Sayın Belediye Başkanı ve Sayın Garnizon Komutanı’nın ifadelerine bakmamız gerekir.

Garnizon Komutanı Tanık Muammer Bayram (EK-4) :
Sivas küçük bir şehirdir. Birinci Ligde futbol takımının bulunması büyük nimettir. Maç öncesi Fenerbahçe Başkanı ve beraberindeki kafile Sivas’a geldiğinde başkanı ve yöneticileri Sivasta nezaketen ağırladık. Kaldıkları yerde ziyaret ettik. Akşam Büyük Otelde birlikte yemek yedik. O SIRADA BİZDE BERABERDİK. BİRLİKTE OLDUĞUMUZ SÜREÇTE BEN AZİZ YILDIRIM İLE MECNUN BAŞKAN ARASINDA RAHATSIZ EDİCİ HİÇBİR İRTİBAT SEZİNLEMEDİM. Normal medeni her iki insan arasında olabilecek türden mevzular konuşuldu. HERHANGİ BİR PARA ALIŞVERİŞİ OLMADI. Faruk Taşseten de bizimle beraberdi. BEN FARUK BEY’İN ÇANTAYI AÇTIĞINI VE ÇANTADAN BİLET ÇIKARDIĞINI GÖRDÜM. BEN HERHANGİ BİR PARA GÖRMEDİM. BİLETLERİN MAÇLA İLGİLİ OLDUĞUNU BİLİYORUM.

SİVASTA ERMAN BİR GOL ATINCA AZİZ BAŞKAN SİNİRLİ, ÜZGÜN VE TİTREYEN BİR ŞEKİLDE DIŞARIYA ÇIKTI.”

Doğan Ürgüp, Sivas Belediye Başkanı (Tanık) (EK-5):
“Anılan maç öncesi şehirde, otellerde kalacak yer kalmamıştı. Lokantalar doluydu. İl’e üst düzeyde katkısı vardı. Hareketlilik gelmişti. Maçtan bir gün önce verilen yemeğe katıldım. Maç sırasında anormal bir şeye şahit olmadım. MAÇ ÖNCESI VE MAÇ SıRASıNDA HERHANGI BIR ŞIKE FAALIYETI SEZINLEMEDIM.”

Tanık Ali Kolat , Sivas Valisi (EK-6):
“Fenerbahçe maçı öncesinde İl Güvenlik Kurulu toplantısında Mecnun Başkan bana, Fenerbahçe Kulübünden fazla miktarda bilet talebi olduğunu söyleyip fikrimi sordu. Ben aynı zamanda futbola da meraklıyım, takip ederim. Düzenlemenin nasıl olduğunu sordum. Bana alt limitin %5 olduğunu, daha fazla yer ayrılmasının ise kulübün takdirinde olduğunu söyledi ve bunun kulübün menfaatine olacağını da söyledi. Bende Kulübün menfaatleri doğrultusunda hareket edebileceğini söyledim.
Maçtan bir gün önce Aziz Yıldırım ve Kulüp Yöneticileri geldiler. Büyük Otelde VIP Salonunda buluşuldu ve o gün oynanan bir maç televizyonda seyredildi. Çay içtik. Faruk Taşseten de bir çanta vardı. HATTA ORADA ÇANTADAN FARUK BİR İKİ BİLET ÇIKARIP BİRİLERİNE VERDİ, BEN ÇANTADAN BİLET ÇIKARDIĞINI BİZZAT GÖRDÜM. AKŞAMÜSTÜ MAÇA GİDİLDİ. MAÇ SIRASINDA AZİZ YILDIRIM GERGİNDİ, BİR ARA KALKIP GİTTİ SONRA GERİ GELDİ.

Tüm bu etkinlikler sırasında da benim dışımda Emniyet Müdürümüz, Garnizon Komutanımız, Belediye Başkanımız ve şehrin ileri gelenleri, kurum amirleri genelde bir arada bulunuyorlardı. Ne Mecnun Başkanın ne de diğer isimleri geçen Sivasspor ile bağlantılı şahısların o süreçte illegal bir para alışverişine girebileceklerini düşünemiyorum. MECNUN ODYAKMAZ’IN ANILAN MAÇLA İLGİLİ HERHANGİ BİR ŞİKE EYLEMİ İÇERİSİNDE BULUNDUĞUNA İHTİMAL VERMİYORUM.”

Sayın Vali de böyle söylüyor. Bu ifadelere ilave herhalde bir şey söylenemez. KıSACA MECNUN ODYAKMAZLA ANLAŞTıĞıMıZı İSTANBUL ORGANIZE ILE BEŞIKTAŞ SAVCıLıĞıNDAN BAŞKA KIMSE ANLAYAMAMıŞ NE YAZıK KI!

TAPE AÇIKLAMALARI :
Öncelikle belirtmek gerekir ki, savcılık iddianamesinde 22.05.2011 tarihli müsabakaya ilişkin telefon tape tutanaklarının, 09.03.2011 tarihindeki 26.04.2011 tarihli görüşmelerle başlaması ve 09.05.2011 tarihinden itibaren bu maçla ilgili yoğun şike konuşmalarının bulunduğu yolunda iddialarda ve ithamlarda bulunmak hayatın olağan akışına aykırıdır. 08.05.2011 TARİHİNDE KARDEMİR KARABÜK – FENERBAHÇE VE 15.05.2011 TARİHLİ FENERBAHÇE – ANKARAGÜCÜ MÜSABAKALARI HENÜZ OYNANMAMIŞKEN 3 HAFTA ÖNCESİNDEN VE BU MAÇLARIN SONUÇLARININ NE OLACAĞI BİLİNMEDEN ŞİKE FAALİYETLERİNDE BULUNULDUĞU İDDİASI HEM HAYATIN HEM DE SPORUN GERÇEKLERİYLE ÖRTÜŞEMEZ. ANCAK BU SORUŞTURMAYI YÜRÜTENLERİN NE DENLİ TEK YANLI VE ŞARTLANMIŞ OLDUĞUNUN TESPİTİ AÇISINDAN BU TAPELERE TEK TEK CEVAP VERMEK ZARURETİ HÂSIL OLMUŞTUR.

Sayın Mahkemenizden öncelikli talebimiz genel oluşa ilişkin tüm savunma ve anlatımlarımızın göz önünde tutularak bu iletişim tespit tutanaklarının ve savunmalarımızın değerlendirilmesinin yapılmasına ilişkindir.

09.03.2011 tarihli 13.03, Aziz YILDIRIM – Mecnun ODYAKMAZ görüşmesi, (Tape 1511)
26.04.2011 tarihli 21.31, Aziz YILDIRIM – Mecnun ODYAKMAZ görüşmesi, (Tape 1650)

İDDİA   : İddianamenin 327. sahifesinde örgütün şike eylemleri içinde Benim Sivas’ın rakiplerini yenerek son maça rahat çıkmasını sağlayacağımı ve bu şekilde Sivas’ın düşme hattından kurtarılacağı iddia edilmiştir.

SAVUNMA : Eyleme ilişkin iletişim tespit tutanaklarından 1511 ve 1650 nolu tapeleri incelediğimizde benim Kulüpler Birliği toplantısını ertelediğimiz ile ilgili Mecnun Odyakmaz’a bilgi vermemden sonra Sivasspor’la ilgili sohbet ediyoruz. Çünkü Sivasspor kümede kalma mücadelesi yapmaktadır. Sivasspor’un ileriye dönük şike amaçlı olarak ligde düşmeyi atlatması gerektiği şeklinde düşünce içinde olduğumuz iddia edilmektedir. Bunun sebebinin de Fenerbahçe’nin son maçta rahat oynamasını sağlamak olduğu söylenmektedir. BAKIŞ AÇIMIZI DEĞİŞTİREREK BAKTIĞIMIZDASivasspor’un bizim maçtan önce düştüğü şeklinde bir durum olsaydı bizde bu maçı organize etmek isteseydik daha kolay olmaz mıydı? Yani buradaki konular geleceğe dönük değil, o günkü duruma göre yapılmaktadır.

Mehmet Yıldız ile ilgili yaptığımız konuşmada enteresandır. Mehmet Yıldız iyi futbolcu olmasına rağmen geçmiş yıllardaki gibi faydalı futbol oynamadığından bahsediyoruz.
09.03.2011 DEN İTİBAREN 22.05.2011 TARİHTEKİ BİR MAÇI ORGANİZE ETTİĞİMİZİ SÖYLEMEK VİCDANSIZLIKTIR. TAPELERİN İÇİNDEN BAZI CÜMLELERİ ALARAK SUÇLAMA YAPMAK AHLAKSIZLIKTIR. YAPILAN İDDİALAR YERSİZDİR. Tapeler iyice okunursa Sivas’ın o hafta oynayacağı rakiplerini bile bilmemekteyim. Sohbet sırasında kim olduğunu öğreniyorum. Kaldı ki Başkanlığını yaptığım Kulüpler Birliğinde 3 yardımcımdan biri deMECNUN ODYAKMAZ’DIR. O’nun başarılı olmasecekını istemem suç olmamalıdır ve bundan doğal bir şey olabilir mi? Buradaki taktiksel anlamda telkinde bulunmamın şike olarak algılanması sağlıklı bir düşünce değildir.

10.05.2011 TARİHLİ, 21.27’DE YAPILAN BÜLENT İŞCEN – MECNUN ODYAKMAZ GÖRÜŞMESİ, (TAPE 3615)

11.05.2011 Tarihli, 17.24’te yapılan  Aziz Yıldırım  – Tamer Yelkovan görüşmesi, (Tape 2405)
11.05.2011 Tarihli, 17.32’de yapılan  Bülent İbrahim İşcen – Mecnun Odyakmaz görüşmesi, (Tape 3618)
İddianamenin 327 sayfası itibariyle :
İDDİA   : Tüm bu görüşmeler Aziz Yıldırım’ın Mecnun ODYAKMAZ’la görüşmelerine ve Aziz YILDIRIM’ın Tamer YELKOVAN ve Abdullah KİĞILIdan (Feneriumdan) para bulmak ve bu parayı Sivas maçındaki şike eylemlerinde kullanılmak istendiği iddia olunmuştur.

SAVUNMA : Bu iddia her şeyden önce gerçeklerle bağdaşmamakta ve sağlıklı bir düşüncenin ürünü olarak da kabul edilemez mahiyettedir. Konuşma tapelerinin tarihlerine bakıldığında 11.05.2011 tarihli olup, daha oynanmamış Fenerbahçe – Ankaragücü müsabakası vardır ve bu müsabaka sonuçlanmadan bizim Sivasspor maçına ilişkin şike faaliyetlerimizin başlatılması ve bunun için para bulmaya çalışmamız iddiası trajikomiktir. Kaldı ki, alınan 400.000 TL Feneriumdan Fenerbahçe Spor Kulübüne gönderilmiş olup dekontu Ektedir. (EK-7) Abdullah KİĞILI’dan da para alınmamıştır. Harcamanın nerelere yapıldığı Ekteki listede mevcuttur.

13.05.2011 tarihli 21.54, Aziz YILDIRIM – Bülent İbrahim İŞCEN görüşmesi, (Tape 2409)

İDDİA   : İddianamede bu konuşmaların şike faaliyetlerine yönelik olduğu iddia edilmiştir. Oysaki tapede bahsedilen kişi Mecnun ODYAKMAZ’dır. Mal ve fiyatlandırma konuşmaları ise biletlerle ilgilidir. Kaldı ki, bu konuşmayı müteakiben Trabzonspor’un baskı kurduğu haberi iletilmektedir ve bu konu ileride ispat edileceği Trabzonspor’un Sivasspor – Fenerbahçe müsabakasında Sivasspor’lu oyunculara yönelik teşvik faaliyetlerine yöneliktir ve doğrudur.

Bu tape incelendiğinde bütün konuyu iyice anlayabiliriz. Açıkça görülmektedir ki yapmış olduğumuz Trabzonspor’un vereceğini öğrendiğimiz teşvik primini önleme girişimleridir. Ahmet Çelebi’nin Sivas’a erken gitmesini istememiz ve burada kendisinden SİVAS ÜZERİNDE OYNANACAK OYUNLARI ENGELLEYECEKSİN HER ŞEYİ SÖZÜYLE NE YAPMASI GEREKTİĞİYLE İLE İSTEĞİMİZİN ANLATIMIDIR. BURADAKİ MALLAR BİLET FİYATLARIDIR. AHMET ÇELEBİ TRABZON KANADINDAN TEŞVİKLE İLGİLİ GİRİŞİM YAPTIKLARINI ÖĞRENİYOR VE BUNU BÜLENT İŞCEN’E SÖYLÜYOR. O DA BANA BU KONUYU İLETMEKTEDİR. YANİ KISACA SİVAS TA YAPILACAK OLAN TEŞVİK GİRİŞİMLERİNİ ÖNLEME ÇALIŞMASI YAPIYORUZ.

II. AHMET ÇELEBİ – MEHMET YILDIZ ARACILIĞIYLA YÜRÜTÜLEN ŞİKE İDDİASI  : İddianamede yer alan ikinci iddia da Ahmet ÇELEBİ’nin Mehmet YILDIZ üzerinden şike yaptığı iddiasıdır.

Burada unutulmaması gereken Ahmet ÇELEBİ’nin aynı zamanda Sivasspor yöneticisi olduğu ve bu futbolcularla aynı kişisel ve takımsal ilişkilerinin bulunduğu hususudur. Tapelere bakıldığında;

15.05.2011 Tarihli, Ahmet Çelebi – Mehmet Yıldız görüşmesi, (Tape 2889)
 “Ben gelemeyeceğim hanım hastanede” dediği ve gelemediği görülecektir. Burada Mehmet YILDIZ’ın bilgisi olduğu konu Trabzon’un resmen teşvik primi göndermesinin öğrenilmesinden ibarettir ki, bu konu yargılamada açıkça ortaya konacaktır. Yine ileri ki tapelerde görüleceği üzere Mehmet Yıldız bu maçta ancak 82.dakikasında oyuna dahil olmuş olup; yine görüleceği ve ispatlanacağı üzere bu görüşme konuları şahısların aralarındaki ortak benzin istasyonu açılması ve Trabzonspor’un Mehmet Yıldız üzerinden yapmaya çalıştığı teşvik faaliyetlerinin doğruluğunun araştırılmasına yöneliktir.

02.05.2011 Tarihli, 13.57’de yapılan Özkan Doğan – Mehmet Yıldız görüşmesi, (Tape 4034)

Trabzonspor’un Mehmet Yıldız’la, Özkan Doğan vasıtasıyla transfer görüşmelerini başlattığını görmekteyiz. Trabzonspor Teknik Direktör Yardımcısı Ünal Hoca ile Özkan Doğan konuştuğunu söylüyor. Turgut Hocanın, Deniz isimli menajerle konuştuğu belirtilmekte, ’Mehmet Yıldız’ı her türlü transfer ederiz’ denmektedirler. Bu tarih 2 Mayıs 2011, saat 13.57dir. Fenerbahçe’yi Emenike ve Sezer Öztürk transferlerinde suçlayanlar burada neden suçlama yapmamaktadırlar?

Bu görüşmeden 20 gün sonra Sivasspor – Fenerbahçe maçı oynanacaktır. Buna göre değerlendirme yapılmalıdır. Çünkü Trabzonspor Mehmet Yıldız vasıtasıyla Sivasspor’a teşvik primi vermeye teşebbüs etmişlerdir.

İddianamenin 328.Sahifesinde; Ahmet ÇELEBİ’nin Sivasa giderek şike faaliyetlerini yürüttüğü, Mecnun ODYAKMAZ ile birlikte Sivasspor tesislerine gittikleri, Ahmet ÇELEBİ’nin aynı gün Büyük Otelde Mehmet YILDIZ ile buluştuğu, Mehmet YILDIZ’ın “Ne yapalım FB şampiyon yaptık gidiyoruz” “Ne golü atacağım ben buraya gol atmaya mı geldim” dediği ve Mecnun ODYAKMAZ’ın bilgisi dahilinde Ahmet ÇELEBİ aracılığı ile şike yapıldığı iddia edilmiştir. Oysa ki,

21.05.2011 saat 11:51; Ahmet ÇELEBİ – Abdullah BAŞAK, (Tape 2900)
“İyi ne güzel işte Mehmet YILDIZ yok” şeklindeki konuşmanın neden dikkate alınmadığı manidardır. Şike yapan tarafların şike yapılan futbolcunun oynamasını isteyeceği hususu aşikârdır. Peki bu nasıl şikedir. Bu tapeleri dikkate almayan savcılık Mehmet YILDIZ’ın, X şahısla yaptığı görüşmedeki “Ne yapayım FB şampiyon yaptık gidiyorum” şeklindeki sonuçtan duyduğu memnuniyetsizlik ile, ilk onbirde yer almayıp, 82. dakikada oyuna girmesinden dolayı duyduğu üzüntü ve sitemdir. “Ne golü ben oraya gol atmaya değil bulunmaya gittim” sözleri oyuncunun ilk on bire alınmamasına yöneliktir. Bununla birlikte Mehmet YILDIZ’ın da bu söz ve beyanlarıyla şike yaptığı sabit ise, neden tutuklanmadığı hususu, iddia makamının kendi iddialarından ne denli şüphe duyduğunun en açık göstergesidir.

Sivasspor maçımızla ilgili kulübümüze Trabzonspor’un teşvik primi girişiminde bulunabileceği yönünde birçok duyumlar geliyordu. Bunları engelletebilmek için Sayın Ahmet Çelebi’nin Sivas’a gitmesini istedik. Çünkü Ahmet Çelebi, Sivasspor’un yöneticisiydi. Gidip takımına sahip çıkması yönünde kendisine Sayın Bülent İşçen vasıtasıyla ricada bulunduk. AHMET ÇELEBİ KULÜBÜN HER NOKTASINA GİDEBİLECEKKEN MEHMET YILDIZ’LA ŞİKE İLE İLGİLİ KONUŞACAKSA NEDEN OTELİN LOBİSİNDE KISA BİR GÖRÜŞME YAPSIN? AYRICA BU GÖRÜŞMENİN ARALARINDAKİ ÖZEL BİR KONU OLDUĞUNU AHMET ÇELEBİ BEYAN ETMİŞTİR.  TAM TERSİ TRABZONSPOR KULÜBÜ MEHMET YILDIZ VASITASIYLA SİVASSPOR’A TEŞVİK PRİMİ VERMEYE ÇALIŞMIŞTIR. Mehmet Yıldız teşvikle ilgili konuyu Sayın Başkanı Mecnun Odyakmaz’a iletmiştir.  Sayın Mecnun Odyakmaz da bu konuyu Trabzon da daha önce idarecilik yapmış Zeki Mazlum’la da konuşmuştur. Burada maksat üzüm yemekse konuya düzgün bakılması gerekir. Zeki Mazlum’un ifadesini iyi okumanız gerekir.

Mecnun Odyakmaz ile Zeki Mazlum’un 19.05.2011 günü saat 20.58’de yapmış oldukları telefon görüşmesi; (Tape 1192)

Şeklinde geçen diyaloglar, SİVASSPOR’A GERÇEKTEN TEŞVİK PRİMİ VERMEYE ÇALIŞANLARIN KİM OLDUĞUNU AÇIKÇA GÖSTERMEKTEDİR.

Benzer şekilde TAPE 3320 de de, Trabzon’lu Recep Denizer ile Trabzon adresinde mukim X Şahıs arasında, Sivasspor- FB maçının oynandığı gün geçen görüşme şu şekildedir:

 Savcılık bu tapede isimleri geçen kişileri izlemediği gibi, iddianameye de bu tapeyi koymamıştır. Bize, nasılsın, iyi mi diye konuştuğumuz için çeşitli suçlamalar yöneltenler, Sivas’ta maçımızın oynandığı gün “balık avlamaya” çıkanlara neden bir suçlama atfetmemiştir? Bu tapede ismi geçenleri neden araştırmamıştır?

Ayrıca Mehmet Yıldız maçta sadece son 8 dakika oynamıştır. Oynadığı süre içerisinde 3’üncü golün pasını vermiştir. Şike yapan bir oyuncu gol pası verir mi? Suçlamalardan biri de bir pozisyonda topa kafa ile vurmamasıdır. Mehmet Yıldız’ın son iki yıldaki gol atma istatistiklerine baktığımızda 2010-2011 sezonunda 2 gol attığını ve bu golleri de kafayla atmadığını, bu şekilde Mehmet Yıldız’ı gol atmadığı şeklinde suçlayamayacağımız aşikârdır. Futbolun doğasında, olmayacak pozisyonda gol atmak veya atmamak vardır. Bununla ilgili istatistikler ekte sunulmuştur.
(EK-8;TFF RESMİ SİTESİNDEN ALINAN İSTATİSTİKLER) MEHMET YILDIZ MADEM ŞİKE YAPMIŞTI, NEDEN TUTUKLAMADINIZ? BU DA GÖSTERMEKTEDİR Kİ MEHMET YILDIZ’LA HİÇBİR ŞEKİLDE ŞİKE YAPILMAMIŞTIR.

Biz camiamızın haklarını koruma adına duyumlarımıza karşılık gerekli tedbirleri almak durumundaydık. Yaptığımız çalışmalar budur.

ŞİMDİ TÜM SPOR KAMUOYUNA SORUYORUM:

Yukarıdaki tapede Zeki Mazlum, Mecnun Odyakmaz’a açıkça 5.000.000$ verebileceklerini söylemektedir. 5.000.000$ alıp Fenerbahçe’yi yenmek Sivasspor için daha az riskli değil midir? 5.000.000$ teşvik primi veriliyorsa siz olsanız maçı kaça satarsınız? Parayı götürdüğümüz çanta kaç milyon $ alır? Ayrıca parayı götüreceğimize İstanbul’da vermemiz daha risksiz ve kolay olmaz mıydı? ŞU DA GÖSTERİYOR Kİ MECNUN ODYAKMAZ BİZLERE (FENERBAHÇE VE TRABZON) KONUŞTUĞU GİBİ HAREKET ETMİŞ VE TAKIMINI HER ŞEYDEN UZAK TUTMUŞTUR. BİZİM İÇİN KİMSE SİVASSPOR’LU ŞU OYUNCUYLA DEVREYE GİRDİNİZ DİYEBİLİYOR MU? HÂLBUKİ TRABZONSPOR İÇİN DİYEBİLİYORUZ. ŞİMDİ MEHMET YILDIZ’A SESLENİYORUM. KORKMA VE BİLDİKLERİNİ ERKEK GİBİ ANLAT. DİĞER SPORCULAR KİMDİ? KAMUOYU BUNLARIN BİLSİN BİZLER DE SEN DE VİCDANEN RAHATLAYALIM.
17.05.2011 Tarihli, Mecnun Odyakmaz – Bülent İbrahim İşcen görüşmesi, (Tape 1178)

17.05.2011Tarihli,  Aziz Yıldırım – İlhan Ekşioğlu görüşmesi (Tape 2419)
İddianamenin 342.sayfasında Abdullah BAŞAK, Yusuf TURANLI aracılığıyla Sivasspor kalecisi Korcan ÇELİKAY isimli futbolcusuyla şike anlaşması yapıldığı ve bu anlaşmayı yönetici İlhan EKŞİOĞLU’nun talimatıyla yapılarak şike suçunun gerçekleştiği iddia olunmaktadır. Öncelikle şu hususu belirtmek gerekir İddianamede şike eylemlerinde konu olduğu iddia olunan fiziki takip tutanaklarının en yakın tarihlisi müsabakadan 10 gün sonra, en uzak tarihlisi ise müsabakadan yaklaşık 25 gün sonrasıdır. Kısacası müsabakadan ortalama 15 gün sonra yapılan farklı takip tutanakları nasıl olur da 15 gün önceki şike faaliyetine konu olur anlaşılamamaktadır. Kaldı ki, lehe olan tapeler bir kenara bırakılarak, şüphe uyandırmak maksadıyla seçilen tapeler ve müsabakadan 15 gün sonraki fiziki takip tutanaklarıyla şike sonucuna ulaşmak düşündürücü olduğu kadar trajiktir.

Bilinmesi gereken, yöneticilerimiz ve kongre üyeleri eliyle ve birkaç koldan yürütülen transfer faaliyetlerinin, şike faaliyetleri imiş gibi değerlendirilip, Futbol gerçekliğinden yoksun bir bakış açısıyla yorum yapılmasının sonucunda bu değerlendirmelerin yapıldığıdır.

Burada İlhan Yüksel EKŞİOĞLU kanalıyla, en ekonomik ve kesin sonuç alınması için birkaç koldan yürütülen transfer faaliyetleri nedense şike faaliyetleri olarak tanımlanmış, bu transferleri 2 hatta 3 koldan ayrı ayrı ve gizlilik içinde yürüten yöneticilerimiz şike ile suçlanmışlardır. Kaldı ki, iddiaya göre Fenerbahçe Kulübü Başkanı, Yöneticisi, 3 kongre üyesi ve birkaç menajer, sadece Korcan ÇELİKAY için şike seferberliğine girişmiş ve sürekli konuşmuşlardır. Bu zaten mümkün değildir ve tapelerin çelişki ve yanlışları kendi içerisinden açıkça ortaya konmaktadır.
Tüm görüşmelerin açıkça ortaya koyduğu husus, savunmamızda genel olarak açıkladığımız ve Savcılık makamı tarafından şike faaliyetleri olarak algılanan bilet organizasyonudur. Bu konuşmalar bu tarihe kadar yapılan tüm konuşmaların bilet organizasyonuna yönelik olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

İddianamenin 328.sahifesinde, 17.05.2011 tarihinde Aziz YILDIRIM ile Mecnun ODYAKMAZ’ın yaptığı görüşmede, Tape (1179), bu görüşmelerin takip edilmelerinden şüphelenildiği ve Aziz YILDIRIM’ın “Tabi bir şey olursa biletlerle ilgili görüştük” demek suretiyle şike eylemlerini gizlemeye çalıştığı iddia olunmuştur.

SAVUNMA : Tüm iletişim tutanaklarında olduğu üzere, burada da lehe olan tüm konuşmalar göz ardı edilerek, konuşmanın içerisinde sadece bir bölüm alınarak şüphe yaratılma çabası açıkça ortadadır.

17.05.2011 saat 14.53 teki bu iletişim tespit tutanağında :
M.O. : “Millette bir şey sanmasın, telefonda melefonda, bizim abi kardeşliğimizi bilmeyip de, başka başka yorumlara şey yapmasın bu telefonda da şey yapıyoruz”
A.Y. : “Hayır hayır şu biletlerle ilgili konuşacaktım seninle
Demek suretiyle maç önü konuşmalarda gerekli hassasiyetin gösterildiği ve konunun gerçekten bilet olduğu açıktır. Keza, Mecnun ODYAKMAZ’ın tedirginliği, haklı çıkmış ve görüşme sonrası bir izlenme tesadüf olunmuştur. Dikkat edilmesi gereken husus bu teknik takip olmadan önce Mecnun ODYAKMAZ ile Aziz YILDIRIM arasındaki konuşmanın neden iddianameye konu olmadığıdır. İddianamenin esas aldığı 17.05.2011 tarih, saat 22.09’da yapılan konuşmadır, Tape2432 ki, burada Aziz YILDIRIM’ın, “Tabi tabi bir şey olursa biletlerle ilgili konuştuk” beyanının anlamı çok açıktır. Ve bu beyan biletlerle ilgili konuşmanın hiçbir olumsuzluk içermediği ve saklanmaması ve tedirgin olunmaması gerektiğine yönelik olup, tüm tapeler dikkate alınmadan yapılan bu yorum hukuki değil amaçsaldır.

17.05.2011 tarih, saat 22.09’da Aziz Yıldırım – Mecnun Odyakmaz arasında yapılan konuşmadır, (Tape2432)
İddianame sahife 328, 3.Paragraf ;

21.05.2011 sabah saatlerinde Mecnun ODYAKMAZ, Ahmet ÇELEBİ, Faruk TAŞTELEN’in buluştukları, birlikte Büyük Otele gidildiği, Abdullah Başak’ın Nüvit’e “O çantayı unutursan beni ömür boyu unut, o hem senin geleceğin, hem benim, İlhan EKŞİOĞLU’nun” dediği, çanta içinde şike amaçlı para olduğu, Mecnun ODYAKMAZ’ın Faruk’a çantasının olmasını söylediği, siyah spor renkli bir çantanın daha sonra bu çantayı araca koyduğu, böylece Aziz YILDIRIM ve Fenerbahçeli yöneticiler tarafından Sivassporlu yöneticilere şike parasının verildiği”iddia olunmuştur.

Öncelikle burada İddia Makamının net olarak ortaya koyması gerekli öncelikli hususlar şunlardır:
Çantada olanlar para mıdır? Eğer şike parasıyla hangi delile dayanarak bu ifade edilmektedir. Ve bu para ne kadardır. Ve neden tespit edildiğinde bu paraya el konulmamıştır. Ve tapelerden anlaşılacağı üzere bu şike parası herkesin gözü önünde Büyük otelde mi teslim edilir. Kaldı ki, Şike parasının olduğu söylenen çantanın içinde bilet olduğu Ertuğrul ÖZKÖK’ün (EK-2) de ki yazısında üstelik şahadetle açıkça anlatılmıştır. Kaldı ki, Vali, Emniyet Müdürü ve Tugay Komutanının önünde defalarca açılıp kapatılan bu çantanın içinde nasıl olur da şike parası olabilir? Bu konudaki ayrıntılı açıklamayı Genel Oluş bölümünde ayrıntısı ile anlattık. Elbise çantasıyla havaalanı kontrolünde belli dahi olmayan bu paranın varlığı olsa olsa iddia makamının ispatsız hayal gücünden öte değildir.

III. ABDULLAH BAŞAK VE YUSUF TURANLI ARACILIĞIYLA YÜRÜTÜLEN  ŞİKE FAALİYETLERİ İDDİASI:

İlhan Ekşioğlu transfer çalışmaları yapan yönetim kurulu üyelerimizden biridir. Transfer yapacağımız oyuncular ve kulüpleriyle yönetici arkadaşlarımız diyalog kurmaktaydılar. Yöneticiler genelde kulüplerle, menajerler ise oyuncularla diyalog kurarlar.

16.05.2011 de yapılan İlhan Ekşioğlu, Abdullah Başak görüşmeleri bu kapsamda yapılan görüşmelerdir.

İlhan Ekşioğlu transferi Yusuf Turanlı üzerinden yapmak istemektedir.
16.05.2011 günü saat:14.30’da Abdullah BAŞAK’ın (532 7181895) İlhan Yüksel EKŞİOĞLU’nu (532 3343303) aradığı görüşmede özetle; (Kayıt Sıra No:3166)
Abdullah’ın “Abi o bizim kardeşinki öğleden sonrada şey nedir adı öbürüne gitmek lazım abi yüz yüze” dediği, “İlhan’ın “Şeye senin dediğine” dediği, Abdullah’ın “Ya oraya kadar gitmek lazım, …, E sırf (Yusuf TURANLI’yı kastederek) bizim o kardeşinki ile olmuyor mu abi”dediği, İlhan’ın “istersen bi daha senle yarın konuşalım SENİN DE GİTMEN  DOĞRU OLUR MU ORALARDA GÖZÜKMEN” dediği, Abdullah’ın “Oraya gitmeyecem zaten abi, …, Kayseri’ye abi, ….,  Oraya gidermiyim abi ben” dediği, İlhan’ın “İyi sen gel ikisi için mi yoksa o biri için mi” dediği, Abdullah’ın “İkisi için abi, …., Senin dediğin gibi söyledim abi” dediği, İlhan’ın  “öbürünü de yapsın ha bi tane daha var dün söylediği” dediği tespit edilmiştir.

16.05.2011  tarihinde yapılan Abdullah Başak, Yusuf Turanlı konuşmasındaki görüşmeler transferi kapsamaktadır. O tarihte Kayserispordan Serdar Kesimal, Hasan Ali Kaldırım transferlerini yapmak istiyorduk. İlhan Ekşioğlu’nun yürüttüğü bu transfer çalışmaları için 550.000$ bütçe ayrılmıştı. Zaten 16.05.2011 saat 14:30daki Abdullah Başak, İlhan Ekşioğlu konuşmasında bu açıkça görülmektedir.

Bu konuşmada İlhan Ekşioğlu ’istersen bir daha seninle yarın konuşalım senin de gitmeden doğru olur mu oralarda gözükmen’ dediği, Abdullah’ın’oraya gitmeyecem zaten abi, Kayseriye Abi, oraya gidermiyim abi ben’ , İlhan’ın ’iyi sen gel ikisi için mi yoksa o biri için mi’ dediği, Abdullah’ın’ikisi için abi, senin dediğin gibi söyledim’ sözleriyle Kayseriden yapılması istenilen transferler için konuştukları açıkça görülmektedir.

Halbuki emniyet bu görüşmeleri şike yapıldı anlamında algılamaktadır. Burada Emniyet Korcan’la ilgili bir çalışma yapıldığını söylemektedir halbuki konuşmalarda iki kişiyle transfer çalışmaları üzerine konuşmalar yapılmaktadır. Bu durumda emniyetin ikinci kişiyi ortaya koyması gerekir. Bunu koyamazlar çünkü böyle bir şey yoktur.
Hukuka aykırı maddi menfaat karşılığında faaliyette bulunulduğu değerlendirilmiştir denmektedir. Değerlendirme neye göre yapılmıştır? Ve faaliyetlerin menfaat karşılığı yapıldığı söylenmektedir. Bu da ne menfaatidir? Böyle bir şey yoktur.

Yusuf Turanlı, Korcan Çelikay’ın menajeridir. Onunla görüşmesi gayet doğaldır. Zaten Yusuf Turanlı ile Korcan Çelikay arasında yapılan şu tapelere baktığımızda olayı daha net göreceğiz.
17.05.2011 tarihi , saat 10.57 de Yusuf Turanlı – Korcan Çelikay konuşması :

Soruldu     :  17.05.2011 günü Saat:10.57’de Yusuf TURANLI ile yaptığınız telefon
görüşmesinde özetle; Sizin “Dün görmemişim abi ya gece yazmışsın da“dediğiniz,
Yusuf’un  “Hoca dedim ne düşünüyorsun şu Hakan ın işi netleşsin dedi ona göre dedi getireceğiz yani…. Dediğim gibi ha (Gülüyor) rahat ol ameliyatı düşün… Hayırlısıyla ameliyatı da bitirelim ondan sonra tatil yaparsın” dediği, Sizin “ÖYLE KOLAY DEĞİL ABİ ZAM GELSİN ZAM”dediğiniz, Yusuf’un “ZAM MI HARİKA ORASI SEN RAHAT OL.. GERİSİNE KARIŞMA.. PARA.. Ben kiminle görüşeyim burada (İlhan ÇELİKAY’ı kastederek) KARDEŞİNLE Mİ” dediği, Sizin “Abi sen.. kimseyle görüşmene gerek yok ki niye görüşeceksin yani.. Dönüşte görüşürüz abi” dediğiniz, Yusuf’un “ÇÜNKÜ HEDİYEYİ PAZAR ÖĞLENE ALACAĞIM BEN YANİ tamam ” dediği, Sizin “FARK ETMEZ ABİ SENDE YA DA BENDE DURMASI ÇOK ÖNEMLİ DEĞİL YANİ” dediği tespit edilmiştir.

-Görüşmede geçen Hakan …  ? İsimli şahıs kimdir?
-Görüşmede Yusuf TURANLI “… Dediğim gibi ha (gülüyor) rahat ol ameliyatı düşün.. Hayırlısıyla  ameliyatı da bitirelim ondan sonra tatil yaparsın” diyerek neyi kastetmektedir?

Cevap   :  Görüşmede geçen şahıs Beşiktaş kalecisi Hakan ARIKAN’dır. Ben Sivassporda kiralık olduğumdan dolayı Beşiktaş’a geri dönme durumum vardı. Hakan ARIKAN’ın takımdan gitmesi durumunda şans bulabilecektim.

Benim Beşiktaşspor’a gitmem gündeme gelmişti. Bende bu durumu Yusuf’a soruyordum. Yusuf’ta yukarıda belirttiğim gibi sen bunları düşünme fıtık rahatsızlığımdan dolayı olacağım ameliyatı düşün diyordu.

Ben Sivasspor da kiralık olduğum için o zaman bana performansımın iyi olursa aldığım para da iyileştirme yapacaklarını söylediler. Bende Beşiktaş’a gitme durumum olmazsa Sivassporda kalabileceğim ancak aldığım ücrette zam gelmesini istedim. Aynı zamanda Beşiktaş kulübüne gidersem daha iyi bir sözleşmem olmasını istedim.

Korcan Çelikay yukarıdaki ifadeyi vermektedir. Yusuf Turanlı da bunun mukaveleden dolayı alacağı ücret olduğunu ifadesinde söylüyor.

Burada görüldüğü gibi kendi ifadesiyle transferiyle ilgili konuşma yapmaktadır çünkü “hediyeyi Pazar günü öğlene kadar alacağım ben yani” demesinin bizimle ilgisi olamaz. Çünkü Fenerbahçe Spor Kulübünün tüm yetkilileri 21-22 Mayısta Sivas’ta maçta bulunmaktadırlar. Emniyet her şeyi takip ettiğine göre burada da fiziki takip ve telefon konuşmalarıyla gelişmeleri ortaya koymak mecburiyetindedir. Eğer 21 Mayısta hediyeyi biz vermişsek 7-15 Haziranda Yusuf Turanlı’nın aldığı iddia edilen paraların Korcan Çelikay’a verildiğine dair hiçbir belge yokken varsayımlarla böyle olduğu düşünülmektedir.

18.05.2011 tarihinde saat : 19.03de Yusuf Turanlı – Korcan Çelikay konuşmasında da Korcan Çelikay Fenerbahçe Spor Kulübü Futbol Takımını yeneceklerini ve ellerinden geleni yapacaklarını söylemektedir.

Yusuf Turanlı da iyi oynayanın kazanmasını söylüyor.
Soruldu       :   18.05.2011 günü saat:19.03’de Yusuf TURANLI ile yaptığınız telefon görüşmesinde özetle; Sizin “Aldın mı abi mesajımı” dediğiniz, Yusuf’un “Aldım da niye değiştirdin ya numarayı da” dediği, Sizin “NİYE DEĞİŞTİRMEYİ ABİ…. İyi abi yeneceğiz İnşallah Fener i… Öyle abi biz elimizden geleni yapacağız bilgin olsun” dediği, Yusuf’un “Sonuçta siz topunuzu oynayacaksınız iyi oynayan kazansın” dediği, Sizin “Hiç gerek yok başka şeylere” dediğiniz, Yusuf’un “Senin BBM açık ama” dediği, Sizin “BBM ide kapatacağım abi” dediğiniz, Yusuf’un “Tamam var mı bana söyleyeceğin bir şey … SEN Mİ OYNUYORSUN şey gene sen oynuyorsun demi” dediği, Sizin “İnşallah evet” dediği tespit edilmiştir.

İletişim dinlenmesi ve kayıt altına alınması çalışmalarına karşı önlem olarak telefon görüşmelerinde konuşmalarınıza dikkat ettiğiniz, telefon hattını değiştirdiğiniz ve farklı yollardan iletişim kurduğunuz anlaşılmaktadır.

– Bu konuda tedirgin olmanızı gerektirecek herhangi bir illegal faaliyet içinde misiniz? Konuyla ilgili olarak ifadenizi veriniz.

Bu tapelerin sonunda Emniyet sorgulamasında iletişim dinlenmesi ve kayıt altına alınmasına karşı konuşmalara dikkat ettiklerini söylemektedir. Böyle bir çelişki olabilir mi? Aleyhimize olan tapeleri kullanırken konuşmalarımız için herhangi bir tedbir alınmadığını kabul edenler lehimize olan tapeler için neden konuşmalara dikkat edildiğini söylemektedirler. Doğru konuşmalar neden rahatsız etmektedir? Açıkça sahaya çıkıp ellerinden geleni yapacaklarını Korcan Çelikay söylemektedir.
Soruldu       :   21.05.2011 günü saat:11.56’da Abdullah BAŞAK ile Yusuf TURANLI arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Abdullah’ın “Tüm kadroyu öğrendim de kadro açıklanmış” dediği, Yusuf’un “… BENİMKİ OYNUYORDUR DA” dediği, Abdullah’ın “Evet, …,  Mehmet YILDIZ’ı kesmiş, ……,  Pedriel ile Eneramo’yu koymuş” dediği, Yusuf’un “Daha iyi olmuş, …, Sert olanları oynatıyor ya” dediği tespit edilmiştir.

Yukarıdaki görüşmelerde Abdullah BAŞAK ve Yusuf TURANLI  Fenerbahçe müsabakasında sizin oynayacağınız hakkında konuştukları anlaşılmaktadır.

– Abdullah BAŞAK ve Yusuf TURANLI’nın Fenerbahçe – Sivasspor müsabakalarında sizin oynayacak olmanızı takip etmelerinin sebebi nedir?

Daha önce de belirttiğim gibi her zaman oynayacağımız takım veya diğer takımlar ile ilgili bilgileri basından, kulüplere yakın kişilerden, öğrenir ve sorumlu arkadaşlara iletiriz. Buradaki işlem de budur. Eğer herhangi bir anlaşma olsa idi Yusuf Turanlı, Pedriel ve Eneramo ile ilgili sert olanları oynatıyor der miydi? Bizim ile ilişki içinde olsaydı bu durumda en az bu kadroya sitem ederlerdi. Biz Fenerbahçeliler takımımıza, taraftarımıza güvendiğimiz için böyle bir girişimin içinde olmadık.

Soruldu       :   21.05.2011 günü saat:12.01’de İlhan Yüksel EKŞİOĞLU ile Abdullah BAŞAK arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Abdullah’ın “Şimdi kadroyu açıkladılar abi, ….,  Kalede Ramoviç, …, Yok şey pardon yanlış dedim KALEDE KORCAN” dediği, İlhan’ın “HI” dediği, Abdullah’ın (GÜLÜYOR) Şey yalnız ilerde abi şeyi oynatıyor Eneramo, Pedriel 2 forvet oynatıyor, …,  Gene defansta Hayrettin var Kadir var, …, Sedat var, …, Öbürlerini de söyledi ama şimdi dayım aradım da Sivas ı, …,  Alacağız yeneteceğiz, ….,  Çok rahatım, hatta yani ne biliyim yani çok çok rahatım BEN ŞEYİ DÜŞÜNÜYORUM ACABA MİNİ COOPER MI ALSAM PEUGEOT 508 Mİ ALSAM ( Gülüyor)” dediği, İlhan’ın “Ya sen şu maçı alalım varya” dediği, Abdullah’ın “Vallahi yemin ediyorum İlhan abi bunu kalben söylüyorum yani şu çektiğimiz streslere yani bi kaç kişi o klupte zaten stresi yaşayan başkanla beraber cidden yani, …, Alnımızın akıyla abi” dediği tespit edilmiştir.

Ben, Emniyette ve hastanedeyken yine Sivasspor – Fenerbahçe arasındaki maçtan dolayı Korcan Çelikay’a Minicooper araba alındığı tüm basınımızda yer aldı. Arabanın da Korcan’ın kız kardeşi adına alındığı yazıldı. Hâlbuki Korcan’ın kız kardeşi bulunmamaktaydı. Bu araba telefon tapesinde de görüldüğü gibi İlhan Ekşioğlu’nun şampiyon olursak dile benden ne dilersin sözü üzerine, “totemi olan” Abdullah Başak’a alınan bir hediyedir. Önce bir saat alınması konusunda espriler yapılmış, ancak zaman geçtikçe İlhan Ekşioğlu kendi isteği ile Kosifler otodan Minicooper arabayı hediye olarak almıştır. Arabanın fiyatı 39.000 Eurodur. 9.000Euro peşin ödenmiştir. Geriye kalanda 3 x 10.000Euro şeklinde ödenecekken tutuklamalar sonucunda ödenmemiştir. Araba Savcılık tarafından zapt edilmiştir. Kosifler oto parası ödenmediğinden gerekli kanuni işlemleri başlatmıştır. 06.10.2011 tarihinde 15.Ağır Ceza Mahkemesi kararıyla CMK.nun 131. maddesi gereğince el koyma kararı kaldırılmıştır.

Emniyetin istihbaratlarının ne kadar doğru olduğunu bu olayda görmekteyiz. El koyma kararı kaldırıldıktan sonra Minicooper sahibi tarafından kullanılmaya başlanmıştır.
EK-9: Teslim tutanağı

Soruldu       :   22.05.2011 günü saat 18.55’de Alaeddin YILDIRIM ile İlhan Yüksel EKŞİOĞLU arasındaki telefon görüşmesinde özetle; İlhan’ın “…. Aşağıdasın de mi” dediği, Alaeddin’in “Ne oldu” dediği, İlhan’ın “Şeyi düzeni bozmayın ama şey BOL ŞUT HA” dediği, Alaeddin’in “Tamam konuşuruz tamam” dediği tespit edilmiştir.
Tüm maçlardan önce yöneticiler heyecanları gereği futbolcularına bu tapedeki gibi veya soyunma odasında, orta sahada basın, şöyle yapın, bol şut atın, koşun gibi futbolun içinde olması gereken hatırlatmaları yaparlar. Burada da İlhan Bey, futbolcuları hava yağışlı olduğu için bol şut atmalarını istiyor. Bu konuda teknik direktör ve diğer teknik adamlar her maçtan önce söylerler. Ben ve idarecilerimiz her maçtan önce futbolda kazanmak için futbolcularımıza gerekli uyarıları yapmışızdır. Onun için bu sözleri başka takım yetkilileri söylerler. Bundan bir şeyler çıkarmaya çalışmak yanlıştır.

Soruldu: 22.05.2011 günü saat 20.53’de Yusuf TURANLI ile Abdullah BAŞAK arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Yusuf’un “NASIL GOL YEDİ YA ÇOCUĞA BAK” dediği, Abdullah’ın “Sonu iyi bitsin de” dediği, Yusuf’un “Daha ne olacak daha ne bitsin abi FENER KAZANIR YA DAHA ŞEYİ Mİ VAR ABİ KALEYE GİTMİYOR FENER YA… Ama yani sonuçta…. ÇOK KÖTÜ YEDİ O ÇOCUĞA ÜZÜLDÜM” dediği tespit edilmiştir.

Bu tapede de Yusuf’un “nasıl gol yedi ya çocuğa bak” demesiyle Korcan Çelikay’ın kötü gol yediğini söylemektedir. Ancak bunun yanında oyun içinde gerekli kurtarışları da yapmıştır. Örnek olarak Stoch’un yüzde yüz gollük şutunu kurtarmıştı. Bu pozisyon gol olsa idi Fenerbahçe’miz 2 farkla öne geçecekti ve maç bizim açımızdan daha kolay bir hale gelecekti. Maçlarda her zaman kolay goller yenilebilinir veya kaçırılabilinir. Bu pozisyonda şanssız bir durumdur. Geçen haftalarda Mersin maçında Mersin İdmanyurdu’nun 2 kalecisi de çok kötü goller yediler. Bunlar futbolda olağan şeylerdir. Sivasspor maçında kalecimiz Volkan Demirel de kötü 2 gol yedi. Bundan 2 yıl önce Ali Sami Yende Volkan Demirel ile Edu hava topunda anlaşamadılar ve hata yaptılar. Bunun sonucunda gol yedik ve şampiyon olamadık.

MADEMKİ FİZİKİ TAKİP VE İLETİŞİM TAKİBİ YAPILMAKTAYDI İLHAN EKŞİOĞLUNDAN ALINDIĞI SÖYLENEN PARANIN KORCAN ÇELİKAY’A VERİLMESİ GEREKİRDİ. AMA HİÇBİR ŞEKİLDE KORCAN ÇELİKAYA PARA VERİLDİĞİNİN TESPİTİ YOKTUR. TAMAMEN HAYALİ OLARAK KURGU YAPILMAKTADIR. ÇÜNKÜ BÖYLE BİR ANLAŞMA VE OLAY YOKTUR. BUNUNLA İLGİLİ HİÇBİR DELİL VEYA BELGE YOKTUR. KENDİSİDE İFADESİNDE PARA ALMADIĞINI SÖYLEMEKTEDİR.

Diğer bir konu da Fenerbahçe kuruluşlarından Kulübe aktarılan 400.000TL nereye kullanıldığı sorusudur. Fenerbahçe Spor Kulübünün giderlerini karşılamak amacıyla kulübün şirketlerinden de kulübe ihtiyaç duyulması durumunda maddi aktarmalar yapılır.

11.05.2011 günü saat 15.57’de Aziz YILDIRIM’ın (530 5527290) Abdullah KİĞILI’yı (532 3212222) aradığı görüşmede özetle; (Kayıt Sıra No:2404)

Aziz’in “Fenerium nasıl gidiyor satışlar var mı bu ara” dediği, Abdullah’ın “Para mı istiyorsun başkan” dediği, Aziz’in “Para istemiyorum para var mı PARA VARSA VER AMA…  Varsa Tamer ile konuşsunlar tamam” dediği, Abdullah’ın “Bakayım bakayım.. Derhal derhal” dediği tespit edilmiştir.
Soruldu : Abdullah KİĞILI  isimli şahıstan para isteminizin sebebini ve bu parayı hangi amaçla istediğinizi açıklayın. Şahsın para verip vermediğini, vermiş ise kaç lira verdiğini belirtin.
CEVAP :
*11.05.2011 günü saat 17.22’de Aziz YILDIRIM’ı (531 7608902), Abdullah KİĞILI’nın (532 3212222) aradığı; (Kayıt Sıra No: …….)
Abdullah’ın “400 TL Tamer’e gönderiyoruz şimdi” dediği, Aziz’in “Tamam peki” dediği tespit edilmiştir.
*11.05.2011 günü saat :17.24’de Aziz YILDIRIM’ın (530 5527290) Tamer YELKOVAN’ı (552 6121253) aradığı görüşmede özetle; (Kayıt Sıra No:2405)
Aziz’in “Abdullah KİĞILI 400.000 Feneriumdan aktarma yapıyor şu an” dediği, Tamer’in “Şimdi telefon geldi ben de şaşırdım” dediği, Aziz’in “Ben telefon ettim… Tamer beye varsa gönder şimdi 400 gönderiyoruz dediler… Görüyorsun her yerden çalışıyorum” dediği, Tamer’in “Bir de şu futbolcular şu işi ateşlerse iş biter vallahi” dediği tespit edilmiştir.
Soruldu : Abdullah KİĞILI’dan almış olduğunuz 400.000 miktarında parayı nerede hangi amaçla kullandınız.

Yukarıda yapılan telefon görüşmelerinde Feneriumdan sorumlu yönetim kurulu üyemiz Sn. Abdullah Kiğılı dan kulübe para vermesini istiyorum. Kendisi de 400.000TL kulübe göndereceğini söylemektedir. Ben de bu gelişmeyi muhasebe sorumlusu Tamer Yelkovan’a aktarmaktayım. Abdullah Kiğılıdan para alınmamıştır. Bu para Fenerium’dan aktarılmıştır. Harcamanın nerelere yapıldığı ekte verilen listededir. (EK-10)
Garanti Bankası Kalamış Şubesinden Fenerbahçe Spor Kulübü’ne Fenerbahçe Spor Ürünleri San. Tic. A.Ş. 400.000 TL 12.05.2011 tarihinde aktarılmıştır.

HARCAMA YERLERİ
13.05.2011 Tarih        Garanti Bankası Kulüp Kredi Kart Ödemesi                74.038 TL
13.05.2011 Tarih        Pittoresco İç Mimarlık Cari Hesap Ödemesi               20.000 TL
16.05.2011 Tarih        Denizbank Hesabımıza EFT                                 100.000 TL
16.05.2011 Tarih        Tekstilbank Hesabımıza EFT                              58.000 TL
16.05.2011 Tarih        Turklandbank Hesabımıza EFT                            +152.000 TL
404.038 TL

IV. ALİ KIRATLI – FATİH AKBABA GÖRÜŞMESİ İDDİASI

Ali Kıratlı aracılığı ile yapıldığı ileri sürülen şike iddiasının hiçbirini kabul etmiyoruz. Fatih Akbaba sorgusunda Sivas’a 2 yıldır gitmediğini söylemiştir. Sivas’la ilgisi olmayan bir kişi ile nasıl şike yapılabilir?

Papermoon’da yaptığımız toplantıda Eskişehir Spor Kulübü Başkanı Halil Ünal, Şekip Mosturoğlu, İlhan Ekşioğlu, Eskişehirspor Yöneticisi bir kişi ile birlikte Sezer Öztürk ve Alper Potuk transferlerini konuştuk. Halil Ünal, Alper’in en az bir yıl daha Eskişehir’de oynamasının iyi olacağını söyledi. Biz ısrar edince düşünmek için zaman istedi. Bunun üzerine Sezer Öztürk’le ilgili bonservis bedelini konuştuk. Halil Ünal Başkan rakamı bizim söylememizi istedi. Bizde kendisinden bonservis için rakam istedik. İki tarafta rakam söylemediği için benimle Sayın İlhan Ekşioğlu yemek yedikten sonra ayrıldık. Yanımızda İlhan Ekşioğlu’nun getirdiği herhangi bir para yoktu. Bizde kimseye para vermedik. 20.05.2011deki fiziki takip tutanağındaki gibi 250.000$ kimseye verilmemiştir. (EK-11) Halil Ünal’ın ifadesi.

Transfer çalışmaları yapılırken yöneticiler teknik heyetin verdiği listeye göre transfer çalışmaları yaparlar. İlhan Ekşioğlu’da Alper Topuk’un transfer çalışmalarını yürütmekteydi. Transfer çalışmaları sırasında yöneticilerimiz gerekirse kendi kaynaklarından harcama yaparlar. İşlemin oluşmasından sonra Yönetim Kurulu Kararıyla yaptıkları harcamalar kendilerine ödenir.

27.05.2011 tarihinde İlhan Ekşioğlu kendi kaynaklarından 300.000$ parayı Ali Kıratlı’ya vermiştir. Ali Kıratlı’da bu parayı Fatih Akbaba’ya Alper Potuk transferinde kullanılmak üzere verdiğini söylemektedir. Her ikisinin de ifadesinde vardır. Fatih Akbaba’nın Sivas’la oynayacağımız maçla ilgisi bulunmamaktadır. Onun ilgisi Alper Potuk’un transferi iledir. Sayın Bülent Uygun ile olan yakınlığını Sivasspor – Fenerbahçe maçına nasıl bağlayabiliriz? Ayrıca uzun zamandır görüşmediğini de ifadesinde söylemektedir. 22.05.2011 tarihinde oynanacak Sivasspor  – Fenerbahçe maçıyla ilgili Ali Kıratlı’nın Fatih Akbabayla görüştüğü söylenmektedir. Zaten ayın 21inde Sivas takımı da kampa girmiştir. Fatih Akbaba nasıl bir çalışma yapabilecektir ki?

Ayrıca 29.05.2011 tarihindeki fiziki tutanakta Sivasspor – Fenerbahçe maçı öncesinde Ali Kıratlı’nın Fatih Akbaba ile Fenerbahçe Spor Kulübü lehine olacak şekilde maddi menfaat karşılığında hukuka aykırı faaliyetlerde bulunduğu söylenmektedir.
Emniyet burada varsayım fantezileri üzerine bazı şeyler oturtmaya çalışmaktadır. Hayallerinin gerçek olması için kendilerince bir yol çizmeye çalışmaktadırlar. Hukuka aykırı yapılan eylem nedir? Hukuka aykırı faaliyetler nedir? Bunların ortaya konması gerekir. Bu sorulara maalesef nedenleri konmadığı için cevap veremiyorum. Yapılan daha önceki anlaşmalar nedir? Bunların belgeleriyle ortaya konması gerekir. Hayali suçlarla suçlanmamız yakışmamaktadır.

07.06.2011 Tarihinde 400.000$ emanetin Tamer Yelkovan tarafından hazırlanıp İlhan Ekşioğlu’na verildiği söylenmektedir. FİZİKİ TAKİP VE İLETİŞİM TAKİBİ YANLIŞ YAPILMIŞTIR. Benimle Tamer Yelkovan arasında da böyle bir konuşma yoktur. AYRICA İLHAN EKŞİOĞLU’NA BU TARİHTE BİR ÖDEME YAPILMAMIŞTIR. Emniyet yanlış izleme yapmıştır. Kulüpten paranın çıkış yapılmadığı 07.06.2011 tarihinde sanki Kulüpten para çıkmış gibi göstererek resimli roman yazmışlardır. Halbuki para 08.06.2011 tarihinde İlhan Ekşioğlu’na verilmiştir.
07.06.2011 tarihindeki fiziki takip tutanağında Abdullah Başak’ın sağ kolu ile  göğsü arasında tuttuğu ve üzerinde Güllüoğlu yazılı, içerisinde destelenmiş şekilde  para olduğu değerlendirilen beyaz renkli naylon poşetin bulunduğu ve Yusuf Turanlı’nın ise sol kolu ile göğsü arasında bükülmüş vaziyette içi boş beyaz ve yeşil renkli karton çantanın olduğunun görüldüğü söylenmektedir. Yine her şey görüldüğü gibi varsayım üzerine oturtulmaktadır. Beyaz renkli naylon poşetin içinde destelenmiş şekilde para olduğunu söylemek için poşeti ele alıp içini gördükten ve saydıktan sonra ancak bu ifade kullanılabilinir, aksi halde kendinizi ve kamuoyunu kandırmaya ve iftira atmaya yönelik bir söylem olur.

Emniyet teşkilatı kendisi de inanmadığı için Abdullah Başak ile Yusuf Turanlı’yı durdurup tutanakla durum tespiti yapmamıştır. Yusuf Turanlı’da olduğu söylenilen poşetteki para kime verilmiştir? Bunun takip edenlerce bilinmesi gerekirken her şey ortada bırakılarak suçlama yapılmaktadır.

08.06.2011 TARİHİNDE İLHAN EKŞİOĞLU KULÜPTEN YAPILACAKLARLA İLGİLİ 400.000$ AVANS ALMIŞTIR. İnşaatları yapacak olan şirketle yapılan anlaşma gereği şirket işe başlayıp 3 ayda bitireceğini taahhüt etmiştir. İşe başlama tarihinde de kendisine 400.000$ avans verilecek idi. Şirket işe başlamadığı için avans verilmemiş ve 400.000$ da İlhan Ekşioğlu tarafından 22.06.2011de 225.000$ (İkiyüzyirmibeşbin Dolar), 23.06.2011 de ise 175.000$ (Yüzyetmişbeşbin Dolar) olmak üzere kulübe nakit olarak iade edilmiştir. EK-12: 400.000$ alındığı ve iadesi ile ilgili belgeler. Siz, şike için aldığınız parayı (400.000 $) 22-23.06.2011 tarihinde tekrar kulübünüze öder misiniz? Şike için alınan para verildiği yerde kalır. Hal bu ki; burada kulübe geri ödenmiştir. Yani şike parası orada yoktur. İNŞAATLA İLGİLİ 400.000$ ortada vardır.

Paranın Korcan Çelikay’a verildiğiyle ilgili yaratılan kaos boşunadır. Çünkü Korcan Çelikay’la hiçbir şekilde anlaşma yapılmamış ve hiçbir şekilde para verilmemiştir. Bununla ilgili hiçbir delil veya belge yoktur. KENDİSİ DE İFADESİNDE PARA ALMADIĞINI SÖYLEMEKTEDİR. BU SUÇLAMA DA, MİNİCOOPER ARABA GİBİ HAYAL ÜRÜNÜDÜR.

Maçtan sonra basında yer alan haberlere de şöyle göz atarsak;  ERMAN TOROĞLU SAVCILIK VE EMNİYETTE VERDİĞİ İFADELERİNDE, “BANA, ÇALIŞTIĞIM YERE SON BİR YILLIK SÜREÇTE BİR MAÇTA ŞİKE VEYA TEŞVİK GİRİŞİMİNDE BULUNULDUĞUNA DAİR HERHANGİ BİR İHBAR VEYA BİLGİ GELMEMİŞTİR. GEÇMİŞTE BU TÜR OLAYLARA SIKLIKLA RASTLADIM” DEMEKTEDİR. (EK-13)

Yine Erman Toroğlu 22.05.2011 tarihinde Sivasspor – Fenerbahçe maçından sonra  23.05.2011 tarihinde Hürriyet gazetesinde “BÜYÜK BAŞARI” başlığı altında şöyle yazmıştır ;  “BEĞENDİĞİM, KARŞILAŞMADA 7 GOL ATILDI. HEPSİDE 4 EYLÜL STADI GİBİ GÜZELDİ” DİYOR. YORUMA GEREK VAR MI? (EK-14

Basında çıkan diğer yazılar ise;

ALTAN TANRIKULU: BEĞENDİM, SİVASSPOR’UN ALNININ AKIYLA 90 DAKİKA MÜCADELE ETMESİNİ. (HÜRRİYET GAZETESİ) (EK-15)
ŞANSAL BÜYÜKA :  ŞAMPİYONA SAYGI (AKŞAM GAZETESİ) (EK-16)
RIDVAN DİLMEN: SON 10 YILA DAMGA VURDU (SABAH GAZETESİ) (EK-17)
DİĞER KÖŞE YAZARLARININ YAZILARI (EK-18)
Maçların oynanmasından sonra Federasyon gözlemcileri, temsilcileri ve hakemler tarafından gerekli raporlar Türkiye Futbol Federasyonuna verilir. Bu maçla ilgili verilen hiçbir olumsuz görüş yoktur. TÜRKİYE FUTBOL FEDERASYONU BU RAPORLARA GÖRE MAÇIN TEMİZ OLDUĞUNU ONAYLAMIŞ VE FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜNÜ 2010 – 2011 YILININ ŞAMPİYONU İLAN ETMİŞTİR. MADEMKİ ŞİKE VE TEŞVİK VARDI NEDEN FENERBAHÇE’NİN ŞAMPİYON OLMASININ ONAYLANMASINA MÜSAADE EDİLDİ.
Bakın Osman Erdal Fırat maçın tanımı ile ilgili raporunda ne yazıyor:

Kapalı, yağışlı bir hava ve iyi bir zemin üzerinde oynanan müsabakayı toplam 13.247 seyircinin, tahmini 2500 kişisi misafir takım seyircisi olarak izledi. Müsabaka EV SAHİBİ TAKIM İÇİN PRESTİJ, MİSAFİR TAKIM İÇİN İSE ŞAMPİYONLUK MÜCADELESİYDİ. Her iki takım seyircileri takımlarını destekleyici tezahüratta bulundular. İKİ TAKIM SPORCULARI MÜSABAKA SÜRESİNCE MÜCADELEYİ BIRAKMADILAR. Sporcular, birbirlerine karşı centilmence davranıp, oyunu çirkinleştirecek bir pozisyon yaratmadılar. HAVANIN YAĞIŞLI OLMASI ZEMİNİN KAYGANLAŞMASINA NEDEN OLDU. Bu nedenle ikili mücadelelerin çokluğu, fiziki temasların fazlalığı, TOP KONTROLÜNÜN ZOR OLMASI ve her iki takım sporcularının kazanma azmi ile oynamaları hakemin pozisyonlara yakın olarak dikkatli karar vermeye yönlendirdi. HAVANIN YAĞIŞLI OLMASI, yardımcı hakemlerin önlerinde akınların fazlalığı ve kritik ofsayt pozisyonlarının çokluğu yardımcı hakemleri zorlayıcı nedenlerdir. Teknik alanlardaki şahısların sorumlu davranışları, 4.hakem için maçın normal seyrinde gitmesine neden oldu.”

EK-19: Türkiye Futbol Federasyonu Hakem Raporu, Temsilci Raporu, Medya Temsilci Raporu, Gözlemci Raporu.
EK-20: Müsabakaya ilişkin maç kadroları.
EK-21: Müsabakaya ilişkin oyuncu puan listeleri.

  SAYIN SAVCI MEHMET BERK, BANA VE AVUKATLARIMA, SİVASTA FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ ŞAMPİYON OLMASAYDI BU DAVAYI AÇMAYACAKLARINI SÖYLEYEREK BİZLERE NE ANLATMAK İSTİYOR OLABİLİR? BUNU BUGÜN BİLE ANLAMIŞ DEĞİLİM.

SONUÇ: ÖYLE BİR MAÇ Kİ SON 15 DAKİKASINI 3-2 ÖNDE OLMAMIZA RAĞMEN PROTOKOL TRİBÜNÜNDE DEĞİL İÇERİDEKİ KÜÇÜK SALONDA TV’DEN SEYRETTİM. NEREDEYSE HEYECANDAN KALBİMİN DURACAĞINI HİSSETTİM. ŞİKE YAPILAN BİR MAÇTA BUNLAR YAŞANILABİLİNİR Mİ? SİVASSPOR DA SEZONUN EN İYİ FUTBOLUNU SAHAYA YANSITTI. SİVASSPORU DA TEMİZ FUTBOLUNDAN DOLAYI TEBRİK EDİYORUM.

FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ OLARAK YUKARIDA ANLATTIĞIMIZ ŞEKİLDE SİVASTA HİÇBİR ŞEKİLDE ŞİKE İLE ŞAMPİYONLUĞUMUZU İLAN ETMEDİK, CAMİAMIZIN BÜTÜN KATKILARI, YÖNETİM KURULU, TEKNİK HEYET, FUTBOLCULARIN EMEĞİ VE ALIN TERİ İLE KAZANILMIŞ BİR MAÇ VE ŞAMPİYONLUK ÖYKÜSÜDÜR.

www.fenerbahce.org

Written by kesinofsayt

23 Şubat 2012 at 11:00

Aziz Yıldırım, Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

KAYGILIYIZ

leave a comment »

Çağlayan’da iki gündür yukarıdaki pankart duruyor.

Aylarca medya üzerinden yargısız infazlar yapıldı. İşbirlikçi embeddedler kendilerine servis edilen tapelerden sadece işlerine gelen kısımları yayınladılar.

6222’deki düzeltme çabaları “Kişiye özel yasa” yalanlarıyla meclisi birbirine kattı. Yasa geçti, Cumhurbaşkanı “vicdanen rahatsızlandı” geri yolladı. Meclisten bir daha geçti, imzalandı, yürürlüğe girdi. Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe yöneticileri dışındakiler tahliye oldu, “kendisi için yasa çıkarılmış olan”lar içerde kaldı.

Bütün bu curcunadan çıka çıka copy/paste bir iddianame çıktı. Pardon, düzeltiyorum, İKİ iddianame çıktı. Günlerce bütün ülke bunları hatmetti. Savunma avukatlarının itirazlarına rağmen mahkeme heyeti dörtyüz küsür sayfayı satır satır okuttu.

Ama sekiz ay sonra savunma başlayınca birden iş aceleye bindi. Sayın mahkeme başkanı savunmalar kısa tutulsun diye uğraşıp duruyor.

Neden?

Bu gelişmeleri gördükçe yukarıdaki pankart geliyor gözümüzün önüne sürekli…

Gerçekten “kaygılıyız”!

Written by kesinofsayt

21 Şubat 2012 at 20:37

Aziz Yıldırım, Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,