FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

HALUK ULUSOY DOSYASI – 9

leave a comment »

14 Temmuz 2000’de ise Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, 1. Lig kulüplerinin 2000/2001 sezon kadrolarında en fazla 6 yabancı oyuncu bulundurabileceği kararını alır. Bu oyunculardan 5’i sahada yer alırken, 1’i tribünde oturacaktır.

Yaklaşık 8 saat süren toplantıdan sonra bir açıklama yapan Asbaşkan Ata Aksu, ‘‘1. Lig’de yer alan kulüplerimiz, 2000-2001 sezonunda en fazla 6 yabancı oyuncu ile sözleşme yapabilecek. Bunlardan 5’inin futbol müsabaka listesinde yer alabilmesine ve oynatılabilmesine karar verdik. Yani kulüpler, diğer oyuncuyu tribünde tutacak. Ayrıca 6. yabancı için, federasyona 50 bin dolar ödeme yapacak’’ diye konuşur.

Hemen ertesi gün TFF kararına tepkiler başlar.

Başta Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray olmak üzere, 18 kulübün oluşturduğu Birinci Lig Kulüpler Birliği, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nu verilen sözleri tutmamakla suçlayarak, ‘‘5 artı 2 için karar alınmıştı’’ yorumunu yaparlar ve kararı protesto ederler.

Fenerbahçe Asbaşkanı Murat Özaydınlı, kararın Türk futboluna bir faydası olmayacağını savunarak, “Bu kuralı hiç çıkarmasalardı daha iyi olurdu. Milyonlarca dolar ödenerek alınacak yabancı futbolcuyu tribünde oturtamayız” derken Mahmut Uslu da, “Ya 6 oyuncu oynamalıydı, ya da 5+2 çıkmalıydı” yorumunu yapar.

Karara en sert tepki gösterenlerden biri de Beşiktaş Kulübü Başkanı Serdar Bilgili olur. Bilgili, “Ben 5 artı 2’nin çıkmasını bekliyordum” derken, “Serbest piyasa ekonomisinin yararlarını düşünmeyen bazı geri kafalılar futbolu da eski zihniyetle yönetmeye kalkıyorlar” ifadesini kullanır.

G.Saray Asbaşkanı ve Basın Sözcüsü Ali Dürüst, federasyonun kulüplerin isteği doğrultusunda karar almadığını vurgulayarak, “Biz 5+2’yi isterken, beş yabancıyı ilk 11’de, geri kalan iki futbolcuyu da 18 kişilik kadroda olacak diye istedik. Transfer planlarımızı da buna göre yaptık. Ancak açıklanan bu karar sadece bizim değil hiçbir kulübün işine gelmez” der.

Türkiye Kulüpler Birliği ve G.Birliği Başkanı İlhan Cavcav, “Bu kararı protesto ediyorum” derken şu açıklamayı yapar: “Federasyon bize verdiği sözü tutmadı. Birlik olarak önümüzdeki günlerde toplanıp bu tutumun değerlendirmesini yapacağız. 5 artı 2’nin amacı sadece 7 oyuncunun oynaması değil, aynı zamanda kulüplerimizde kadroda tutulmayacak futbolcuların bedava gitmesini önlemekti” diye konuşur.

Birliğin Başkan Vekili ve Ankaragücü Başkanı Cemal Aydın da karara çok şaşırdıklarını belirterek, “Federasyon bu kararıyla kulüpleri hiçe saydı. Bunun adı dayatmadır. Biz bu federasyonu kulüplerin federasyonu sanıyorduk ama yanılmışız. Bizden 5 artı 2 için imza istediler, 17 imzayı ittifakla verdik. Madem 5 artı 1 gibi birşey yapacaklardı bizden niye öneri aldılar” diye konuşur.

Federasyon yabancı transferini 5+1 olarak açıklayınca Fenerbahçe Biscan, Galatasaray’da Boksiç’in transferlerini durdurur.

Profesyonel Futbolcular Derneği (PFD) Başkanı Turgay Şeren, Futbol Federasyonu’nun aldığı kararı, “Türk futboluna ihanet” olarak değerlendirir. Şeren, PFD adına şu açıklamayı yapar:

“Bu Futbol Federasyonu’ndan zaten başka bir karar beklemiyorduk. En önemlisi Şeref Has ve İsmail Dilber’in de bu kararın altına nasıl imza attıklarıdır. Gazozcu, otelci, işsiz, güçsüz bir takım insanlardan oluşan Federasyondan başka türlü bir karar beklenemez. Türk futboluna ihanet ettiler. İspanya, Almanya, İtalya, İngiltere, yabancı sayısını üçe düşürmeye çalışırken Futbol Federasyonu’nun bu sayıyı altıya çıkarmasına yazıklar olsun demekten başka yapacak bir şey yok.”

19 Temmuz 2000…

Futbol Federasyonu Başkanı, Mustafa Denizli’nin 500 bin dolarlık tazminatını ödemediği takdirde sahaya çıkamayacağını açıklar. Bu arada federasyon borçlarını ödemeyen kulüplerin sözleşmelerini tescil etmeyeceğini bildirir.

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü ile görüşen Haluk Ulusoy, milli takım teknik direktörlüğü sözleşmesi imzaladıktan bir süre sonra Fenerbahçe’ye transfer olan Mustafa Denizli’nin tazminatının ödenmediğini ifade ederken bu bedeli mutlaka alacaklarını söyler.

Ulusoy ayrıca, yabancılarda 5 artı 1 uygulamasının yeniden gözden geçirileceğini açıklar. Ulusoy, “Kulüplerimizle ilişkilerimizi daha da geliştireceğiz. Onların iyiliği için çalışıyoruz, çalışmaya devam edeceğiz. Yanlış olan birşeyi saptarsak düzeltiriz. Kimseye 5 artı 2 ya da başka bir konuda söz vermedim. Ne dediysem arkasında dururum. Kulüpler Birliği’nin bu konuda yeni bir isteği var. Ben, demokratik bir başkanım. Kulüplerin federasyonuyuz. Konuyu yenide ele alıp, bir kez daha değerlendiririz” diye konuşur. İnsanın içinden “yesinler demokratik başkanı”demek geçer…

Futbol Federasyonu Türkiye Birinci, İkinci ve Üçüncü Lig kulüplerine bir bildiri göndererek borçlarının ödenmesi konusunda uyarıda bulunur. Federasyonun bildirisi şöyledir:

Futbol talimatnamesi 8-B maddesi hükümlerine dayanılarak futbol federasyonu yönetim kurulunun aldığı son karar gereğince, kulüplerin futbol federasyonuna, diğer kulüplere, futbolcu ve antrenörlere olan kesinleşmiş borçları ile ayrıca, FİFA ve UEFA kararları doğrultusunda yabancı futbolculara borçlu federasyonlara bağlı kulüplere, FİFA ve UEFA futbolcu temsilcilerine FİFA ve UEFA maç organizatörlerine ve antrenörlere olan kesinlenmiş borçların tamamını ödemeleri zorunludur. Aksi halde, sözleşmeler tescil edilmeyecektir. Sadece, o kulüp futbolcuları kendi kulüpleri ile mukavelelerini tescil ettirebilirler.

TFF bunu yollar yollamasına da, borçlar ayyuka çıkmışken, futbolcular alacaklarını tahsil edemedikleri gerekçesi ile yurt dışına kaçarken ve UEFA nezdinde kabul görürken nasıl olur da bazı kulüpler hala liglerde yer alabilirler, anlaşılmaz!

24 Temmuz 2000’de Merkez Hakem Kurulu, 2000-2001 sezonunda Birinci Lig’de görev yapacak 37 hakemi açıklar. MHK Başkanı Bülent Yavuz, sezonun hakemler açısından iyi geçeceğine inandıklarını belirterek, “Yeni sloganımız, cesaretli hakemleri desteklemek ve önlerini açmak olacak” der.

Hakemler şunlardır:

Oğuz Sarvan, Metin Tokat, Erol Ersoy, Muhittin Boşat, Mustafa Çulcu, Orhan Erdemir, Bülent Uzun, Murat Ilgaz, Yılnur Önen, Zafer Önder İpek, Ali Uluyol, Ferhat Gündoğdu, İbrahim Çınar, Harun Yiğit, Kuddusi Müftüoğlu, Kazım Erçakır, Sebahattin Şahin, İsmet Arzuman, Sadık İlhan, Reha Biçici, M. Selçuk Dereli, Ali Şahan, Cem Tosyalı, Musa Eryılmaz, Kadir Tozlu, Mustafa Kalkandelen, Metin Seval, İsmet Cengiz, Şahin Taşkınsoy, Ünsal Çimen, Sebahattin Bitirim, Çetin Sarıgül, Bülent Akkaşlı, Mutlu Çelik, Ali Aydın, Sabit Hacıömeroğlu, Serdar Tatlı.

28 Temmuz 2000 tarihinde, kulüplerin isteği üzerine 5+1 kuralında değişiklik yapılır.

Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, altıncı yabancı futbolcunun da 18 kişilik kadroya alınabilmesine karar verir. Buna göre İlk 11’de yer alan yabancılardan birinin çıkması durumunda yedek bekleyen yabancı futbolcu oyuna girebilecektir.

16 Ağustos 2000Hürriyet’ten

Federasyonda usulsüzlük

Futbol Federasyonu’ndan bir keyfi uygulama daha.. Borcu olan kulüplere lisanslarını verip, sahaya çıkmalarını sağlayan Haluk Ulusoy yönetimi, FİFA ve UEFA talimatlarını hiçe sayıyor. Federasyonun bu sezon kendi yayınlayıp kulüplere gönderdiği, “Profesyonel Futbol Talimatı’nın 8.maddesinin b bendi’ne göre”, federasyona, futbolcuya, teknik adam ve menajerlere borcu olan kulüplere lisans vermemesi gerekiyor. Bu madde FİFA ve UEFA’nın da talimatlarıyla, uluslararası bir kural. Ancak federasyon bu sezon, G.Birliği Teknik Direktörü Samet Aybaba ile birçok hakem ve futbolcusuna borcu olan Vanspor’a iltimas geçti. Hukukçular, olayın UEFA veya FİFA’ya aksettirilmesi halinde, Futbol Federasyonu’nun ceza alabileceğini ifade ettiler.

Sadece Vanspor’u yazabilmiştir Hürriyet… Emin midirler acaba?

Tahkim Kurulu 8 Eylül 2000’de, Beşiktaşlı Karhan’ın cezasını bir maça indirir.

Slovak futbolcunun cezasında indirim yapılması siyah beyazlı camiada sevinçle karşılanırken, Fenerbahçe tepki gösterir.

Ahmet Hamoğlu;

“Fenerbahçe maçından çekiniyorduk ama şimdi gönlüm rahat”.

Atilla Kıyat;

“Sabrımızı zorlamayın”.

Karhan Rizespor maçında direkt kırmızı kart gördüğü için Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu tarafından daha önce 2 maç ceza almıştır, bire iner.

2 Kasım 2000’de, Atatürk Kupası’nın töreni esnasında kupa verme krizi yaşanır.

Sürekli sürtüşme halinde olan Fikret Ünlü ile Haluk Ulusoy kupayı verme konusunda da anlaşamazlar.

Seremonide Bakan Ünlü, kupayı Beşiktaşlılara Haluk Ulusoy’un elinden kaparak verir. Olayı izleyenler “Ulusoy, kupayı Beşiktaş kaptanı Rahim’e verecekti. Rahim’in Kupayı başkanımıza verin dediği sırada, bakan kupayı Ulusoy’un ellerinden alarak Bilgili’ye verdi” diye anlatırken, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy bu konuda şunları söyler:

“Atatürk Kupası’nda yaşanan tatsızlığı şanssız bir olay olarak yorumluyorum. Vicdanı olan her insanın gerçekleri gördüğü gibi kabul etmesi gerekir. Diyarbakır’da G.Saray ve Antalyaspor arasında oynanan Türkiye Kupası finalinde nasıl kupayı alıp elimle sayın Bakanımıza verdiysem, dün de aynı şeyi yapacaktım. Ancak olaylar farklı görüldüğü gibi gelişti. Federasyonumuzun düzenlediği bu organizasyona sayın bakan ve diğer yetkilileri ben davet ettim.

Dünyada bu tip organizasyonların nasıl olduğuna da bakılması gerekiyor. Böyle bir hadisenin yaşanması normal değil. Ancak ben devletime son derece saygılı bir insanım. Başında bulunduğum kurumu da en üst seviyeye taşımak isterim. Bunun için de çalışıyorum. İnsanların içinden ne geçirdiğini anlak mümkün değil. Yanlış birşey yaptığımı da sanmıyorum. Devletimizin bakanıdır. Bu konuda veya diğer konularda ne zaman beni görmek isterse ben hazırım”

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü de Kupanın federasyon kupası değil Atatürk kupası olduğunu belirterek yaptığı açıklamada “Maç sonrasında stad hoparlörlerinden kupayı federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’un vereceği açıklandı. Ancak Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü bir vücut çalımıyla kupayı alıp Beşiktaşılalara verdi şeklindeki haber kasıtlı ve yalan bir haberdir. Binlerce izleyicinin tanık olduğu gibi kupayı Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün vereceği anons edilmiş ve gereği de yapılmıştır” der.

23 Kasım 2000’de Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ve diğer yöneticiler hakkında kamu davası açtığını bildirir.

Devlet Bakanı Ünlü, yaptığı yazılı açıklamada, Futbol Federasyonu’nun 1997, 1998 ve 1999 yıllarına ait faaliyetlerini soruşturan Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun düzenlediği raporun, bakanlık tarafından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na intikal ettirildiğini belirtir. Ünlü, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın da rapor doğrultusunda bu kişiler hakkında “Hizmet sebebiyle emniyeti suiistimal, bu şuça iştirak ve resmi mercileri iğfal” suçlarından dava açtığını kaydeder.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ve diğer yöneticiler hakkında açtığı davada, Ulusoy ve Yönetim Kurulu üyeleri hakkında 1 yıl 9’ar aydan 11’er yıla kadar hapis cezası istenir.

Davada, Genel Sekreter Aydın Torunoğlu için de toplam 2 yıldan 12 yıla kadar hapis talep edilimektedir.

Davada, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, Başkan Vekilleri A. Ata Aksu, Mekki Başak, Yönetim Kurulu Üyeleri Nevzat Ergüney, Rahmi Magat, Nihat Saydam, Feti Heper, Ali İpek, Selami Özdemir, Mukan Perinçek, Ufuk Özerten, Orhan Saka, İsmail Dilber, Şeref Has ve Suat Mamat’ın cezalandırılmalarının istendiği Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 64. maddesi delaletiyle aynı kanunun 510, 522 ve 80. maddeleri, 1 yıl 9’ar aydan 11’er yıla kadar hapis cezasını öngörülmektedir.

Federasyon danışmanları Hüsnü Hayali, Burhan Satır, Mehmet Yılman, Selim Killi, Özkan Sümer, Muhsin Bayar ile idari ve teknik personelden Gürel Torağanlı, Oya Kali ve Esra Elibolu’un da aynı maddeler gereği aynı cezalara çarptırılmaları istenmektedir.

Denetim Kurulu Üyeleri Engin Berker, Refik Arkan, Sezai Onaral, Hüsnü Güreli, Asım Özgözükara, Vehbi Karabıyık ve Engin Tekarslan ile idari ve teknik personelden Gıyasettin Şenman, Haldun Kozakoğlu, Ümit Ülger ve Çiğdem Ertan’ın da aynı maddeler uyarınca cezalandırılmaları istenirken, TCK’nın 65/3 maddesinin uygulanması suretiyle bu cezaların 10 ay 15’er günden, 5 yıl 6’şar aya indirilmesi öngörülmektedir.

Genel Sekreter Aydın Torunoğlu’nun ise “resmi mercileri iğfal” suçundan TCK’nın 343/1 ve 71. maddelerine göre 3 aydan 1 yıla, TCK’nın 510, 522 ve 80. maddeleri uyarınca da 1 yıl 9 aydan 11 yıla, toplam olarak da 2 yıldan 12 yıla kadar hapsi istenmektedir.

35 arkadaşıyla birlikte hapis istemiyle dava açılan Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, “Bizim açımızdan herhangi bir hukuki sakınca yok. Doğru bulduğumuz yolda ilerleyeceğiz. Bugüne kadar Türk Futbolu’nun yararı dışında hiçbir icraat yapmadık” diye konuşur. Hakkında 12 yıla kadar hapis cezası istenen Federasyon Genel Sekreteri Aydın Torunoğlu ise tüm suçlamaları reddettiklerini belirterek, “Bunlar hayal mahsulü iddialar. Biz haziran ayında yapılan genel kurulda ibra edildik ve aklandık” der.

25 Kasım 2000’de Futbol Federasyonu’nun eski basın sözcüsü Ufuk Özerten, Haluk Ulusoy ve ekibini topa tutar:

“Yıllarca mücadele ettiğim, karşı olduğum bazı şeylerden dolayı suçlanmam zoruma gidiyor” diye söze giren Özerten, 8 yıl hizmet verdiği Futbol Federasyonu’ndan ayrıldıktan sonra uzun süre sessiz kaldığını, kendisine bir şeyler sorulmasını beklediğini ancak, müfettişler dahil kimsenin kendisine bir şey sormadığını belirtti. “Soruşturma yapan müfettişlere gittim. ‘Benim bildiklerim var. Bana bir şey sormayacak mısınız?’ dedim. ‘Soracağız’ dediler, ancak bugüne kadar ne gelen var ne giden.

Görev yaptığım süre içinde birçok konuda Haluk Ulusoy ve arkadaşlarını uyardım, ancak dinletemedim. O kadar çok yanlış var ki, bazı olaylar belki hukuki olarak kabul edilebilir, ancak ahlaki değil.

En büyük yanlış da Trabzon’daki Haluk Ulusoy Tesisleri’nin ihalesinde yapıldı. Bu ihale 3 kez sudan sebeblere iptal edilmiştir. Düşünün, ayın 24’ünde ayın 30’unda yapılmak üzere ihale kararı alıyorsunuz, sonra da Trabzon Belediyesi’nin 23’ünde gönderdiği bir yazıya dayanarak bunu iptal ediyorsunuz. Öyle ise bu kararı neden aldınız? Bu ihaleye girmesi için bir arkadaşıma söyledim. Ancak sonra, arkadaşımın ihaleden çekilmesi için bana ve kendisine baskı yapıldı. Daha sonra ihale oldu bittiye getirildi. Ve arzulanan kişiye verildi. Bu konuda kendilerine yanlış yapıldığına dair yazı yazdım. Federasyon başkanı, başkan vekilini bana soruşturma için gönderdi. Ben de muhalefet şerhimin arkasında durduğumu söyledim. Bazı şeyleri sigara dumanı gibi görüyorsunuz ama bir şey yapamıyorsunuz.

Yanlışlıklar sadece bunlarla sınırlı değil.

Türk Milli Takımı’nın katılmadığı Fransa’daki Dünya Şampiyonası’nı federasyondan kimler izlemiş, kimlerin parası ödenerek buraya götürülmüş, açın bakın neler göreceksiniz. İstanbul’da bir günde bir kişiye 20 maçta gözlemci parası ödenmiş. Yine İstanbul’da 6 ayda oynanan 4 binin üstünde maçın 2 bin küsürünün parasını 6 kişi almış. Bunları söyledim, kötü kişi oldum. Soruşturma için Engin Berker’i gönderdiler, kendisine, ‘Abi, noteri çağır öyle konuşayım’ dedim. Bana ‘gerek yok’ dedi. Her şeyi anlattım. Raporunun bir kopyasını bana da göndereceğini söyledi. Oradan da hala bir şey gelmedi.”

***

3 Ocak 2001 tarihinde Birinci Futbol Ligi maçlarının TV’den naklen yayın hakkını elinde bulunduran Teleon’un yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle, yayın sözleşmesinin feshedildiği açıklanır.

Futbol Federasyonu’nun İstanbul’daki merkez binasında gerçekleştirilen ve yaklaşık 5 saat süren toplantıdan sonra açıklama yapan Futbol Federasyonu Başkanvekili Ata Aksu, “Futbol Federasyonu, Teleon Reklamcılık ve Filmcilik A.Ş. ile imzalamış olduğu 28 Mayıs 1999 tarihli sözleşmeyi, Teleon’un sözleşme ile kararlaştırılan edimlerini süresinde ve tam olarak yerine getirmemesi ve şu an itibariyle 12.2 milyon doları aşan bir borcu tüm iyi niyetli girişimlere rağmen ödemeden imtina etmesi sebebiyle, bugün saat 18.00 itibariyle fesihetmiştir” der.

Yeni ihale sürecinin başladığını dile getiren Aksu, “En kısa sürede bu ihale yapılacak. Amacımız Futbol Federasyonu’nun şu anki yönetim kurulunun görev süresi kadar sözleşme yapmak” der.

TFF Yönetim Kurulu 06 Ocak 2001 tarihinde Kuşadası’nda Haluk Ulusoy başkanlığında,

(Ulusoy’a ait olan) Fantasia Oteli’nde 3 saatlik bir toplantı yapar. Toplantının ilk bölümünde, naklen yayın ihalesini görüşen yönetim kurulu, Teleon kuruluşunun gerekli vecibelerini yerine getirememesi nedeniyle sözleşmeyi tek taraflı feshetmesinden sonra, ihalenin 19 Ocak tarihinde yapılmasını kararlaştırır.

Daha önceki uygulamanın aksine dijital yayın yapan televizyon kanallarının da ihale kapsamına alınmasına karar verilir.

Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu ayrıca , birinci lig maçlarında hakem ve gözlemcilerin olay olsun olmasın, en geç iki saat içinde raporlarını federasyona bildirmelerini ister.

10 Ocak 2001’de naklen yayın hakkı ile ilgili ihalenin şartnamesi belirlenir. TFF üç buçuk yıllık yayın için ihale açılış bedelinin 465 milyon dolar olduğu bildirir.

İhale şartnamesinin kesin şeklini aldığını, 3.5 yıllık olacak ihalenin, geçmiş dönemlerdekinden önemli farklılıkları bulunduğunu ifade eden Ata Aksu, “Şartname, her hafta için 3 maçın canlı yayınını ve öteki maçların da yurtiçi-yurtdışı yayınını kapsıyor. İhalenin açılış bedeli 465 milyon dolar olarak belirlendi. İhale, şeffaf bir şekilde, zarf usulü ve açık artırma usulüyle gerçekleştirilecektir” der.

Aksu, dijital yayın platformlarının da bir kanal ile birlikte eşit sorumlulukta ve ortak imza ile ihaleye katılabileceklerini açıklar.

Ücret aboneliği dışında, yayıncı kuruluşun satacağı her türlü görüntü ücretinden yüzde 10’un, Futbol Federasyonu’na aktarılacağını ifade eden Aksu, şöyle konuşur:

“Görüntü bedeli 3 bin dolardan fazla olmayacak ve görüntü süresi en fazla 3 dakika olacaktır. Ayrıca tüm kuruluşlar eşit şekilde görüntü alacak. Yeni bir uygulama olarak, bundan sonraki görüntüler yayıncı kuruluşun logosuyla değil, Futbol Federasyonu logosu ile yayınlanacak. Ayrıca görüntüler süreli spor haber programları dışında kullanılamayacak.”

19 Ocak 2001’de ise Türkiye 1. Futbol Ligi maçlarının TV’den naklen yayınıyla ilgili ihale, katılımcı dört firmanın şartnameye uygun teklif vermemesi nedeniyle ertelenir.

İhale Komisyonu Başkanı ve Futbol Federasyonu Başkanvekili Ata Aksu, ihaleye katılmak için başvuran Boyut Prodüksiyon Yayıncılık T.A.Ş., Star TV Hizmetleri A.Ş., Atlas Yayıncılık ve Ticaret A.Ş.’nin tekliflerinin ihale şartnamesine uygun olmaması ve şartlı olması, Atlas Yayıncılık T.A.Ş ve Digitürk’ün ortak teklifinin de hem şartnameye uygun olmaması hem de ihtiyati tedbir kararı bulunması nedeniyle kabul edilmediğini açıklar. Ata Aksu, ihalenin ileri bir tarihe ertelendiğini vurgulayarak, “Hukuki ve teknik açıdan mümkün olan en kısa sürede ihaleyi gerçekleştireceğiz” der.

Futbol Federasyonu Başkanvekili, Yayın Kurulu ve İhali Komisyonu Başkanı Ata Aksu, ertelenen naklen yayın ihalesinden önce yaptığı açıklamada, Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün, yazılı basında çıkan sözlerine tepki gösterir. Ünlü’nün, açıklamasında “İhale muhammen bedeli olan 465 milyon doların düşük olduğunu belirterek soruşturma başlattığını, bunun üzerine federasyonun ihalede yer alan WAP ve WEB haklarını ihale dışına çıkarttığını” kaydeden Aksu, yaşanan ihale sürecindeki bu açıklamanın hukuki sonuçlarının olacağını, bunların da yargısal platforma taşınacağını söyler.

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, futbol maçlarının naklen yayını için açılan ihalenin iptal edilmesini “komik” bulduğunu belirterek, “Bir ihaleyi bile yapamıyorsunuz. Sonra da bakanı suçluyorsunuz. Böyle bir şey olamaz. Halkımız bu konuda mağdur edilmeyecek. Gereken tedbirleri alacağız” der.

Ünlü şöyle devam eder:

“500 milyon doların üzerinde bir ürün, bir hafta gibi kısa bir sürede ve ne kendisinin bağlı olduğu bakanlıktan, ne de kulüplerin görüşleri alınmadan, bir hazırlık yapılmadan ihaleye çıkarılıyor. Devlet, milyon doların üstündeki bir ihale için aylarca uzmanlarını çalıştırıp, fizibilite yaparken, bunlar bu kadar yüksek maliyetli bir ihaleyi hazırlanmadan yapmaya çalışıyorlar.”

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü yaptığı yazılı açıklamada ise şunları belirtir:

“17 Ocak’ta bakanlığa haricen intikal eden teknik şartname ve taslak sözleşmeyi, 3813 sayılı yasanın verdiği yetkiye istinaden incelettim ve bu inceleme sırasında, ihaleye girecek veya kazanacak yayıncı kuruluşlarla, Futbol Federasyonu ve kulüpler arasında doğabilecek fiili ve hukuki sakıncaları, 18 Ocak tarihinde Futbol Federasyonu’na bildirdim. Federasyonca hazırlanan teknik ve idari şartnamede tespit edilen, hukuki ihtilafa konu olabilecek hususlar, bakanlık tarafından gönderilen uyarı niteliğindeki yazıdan önce, bazı spor kulüpleri ve RTÜK tarafından da tespit edilerek federasyona bildirilmiştir. Bakanlığımın, bazı spor kulüplerinin, RTÜK’ün yazılı uyarılarına ve bağımsız yargının kararına rağmen, herhangi bir önlem almadığı anlaşılan Futbol Federasyonu, ’Ben yaptım oldu’ zihniyetiyle hareket ederek bu iheleyi yapmıştır.

3984 sayılı kanuna aykırı olarak, teknik şartnamede öngörülen bazı hususlar İstanbul 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2001/4 nolu kararıyla tedbiren durdurulmuştur.

Tüm bu hususlara rağmen gerek ihale aşamasında, gerekse ihaleden sonra Federasyon Başkan Vekili ve söz konusu ihalenin Komisyon Başkanı Ata Aksu tarafından yapılan açıklamada, bakanlığımın ihaleye müdahale ettiği yolunda, kamuoyunu yanlış ve yanlı bilgilendirdiği anlaşılmıştır.

Bu konudaki açıklamaları içeren bantlar ilgili televizyon kuruluşlarından istenmiş olup, içeriğinin çözümünü takiben bakanlığıma veya şahsıma yönelik beyanlarına göre, gerektiğinde adli merciler nezdinde yasal yollara başvurulacaktır.”

TFF Yönetim Kurulu 20 Ocak 2001’de Futbol Federasyonu’nun Levent’teki merkez binasında olağanüstü toplanır. Başkan Ulusoy, toplantı öncesinde yaptığı açıklamada 1 hafta veya 10 gün içerisinde yeni ihaleyi yapacaklarını, gerekirse maçların televizyondan yayınının yayıncı kuruluş belirleninceye kadar haftalık olarak pazarlanabileceğini söyler. Ulusoy erteleme nedeniyle kendilerinin beceriksizlikle suçlanmasına da tepki gösterir.

Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün ithamları karşısında üzüldüklerini de kaydeden Ulusoy, “Benim, devletin bakanıyla aramda bir sorun olamaz. Ama bir insan olarak bizlere ‘beceriksizler’ denmesine de razı olamam. Sayın bakan bizle konuşmaya gerek duymadığını söylemiş. Bizimle konuşmaya gerek duyulmuyorsa, biz de konuyla ilgili soru sorup, görüş alamayız. Futbol Federasyonu kesinlikle beceriksiz değildir ve başarılıdır. Bir ihale ertelendi diye üzerimize gelinmesini doğru değil. Biz işimizi iyi biliriz. Bu işin de altından kalkacağız. Bundan kimsenin şüphesi olmasın” der.

21 Ocak 2001’de ise Futbol Federasyonu, Kulüpler Birliği’nin isteği üzerine Birinci Futbol Ligi’nin ikinci yarısının başlangıcını henüz belirlenmeyen bir tarihe kaydırır.

Ata Aksu “liglerin ikinci yarısının, başlangıç tarihini naklen yayın çözümlenene kadar ileri bir tarihe kaydırılmasını kararlaştırdık” der.

Basın mensuplarının “Naklen yayın ihalesi ve ödemeler” konusundaki sorularını da yanıtlayan Aksu, şunları söyler:

“İhale tarihi bugün belli olmaz. İhale şartnamesi yeniden gözden geçirilebilir. Ödeme planında değişiklik olabilir. Her türlü alternatifi de değerlendireceğiz. Ana amacımız, havuzu uzun süreli pazarlamak. Bu konuda kulüplerden yazılı görüşler geldi. Ancak, kısa süreli olmasını talep eden kulüp olmadı. Bu arada sözleşmesi feshedilen Teleon televizyonuyla ilgili hukuki süreç de devam ediyor.”

Birinci Lig Kulüpler Birliği Başkanı İlhan Cavcav, toplantıda Futbol Federasyonu’ndan, lig maçlarının naklen yayın sorununun çözülene dek ertelenmesini istediklerini söyler.

24 Ocak 2001’de Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun, Kulüpler Birliği Komisyonu ile yaptığı yaklaşık 2.5 saat süren toplantı sonrası bir açıklama yapan Futbol Federasyonu Başkan Vekili ve İhale Komisyonu Başkanı Ata Aksu, ihalenin bir hafta içinde yapılacağını ve şartnamede iki temel değişiklik yapıldığını açıklar.

Ata Aksu, ihalenin yine kapalı zarf, açık artırma usulü ile yapılacağını, 465 milyon dolar açılış bedelinin geçerli olduğunu belirterek, “İki önemli değişiklik yapıldı: İlki ihale bütün tüzel kişiliklere açıldı. İç ve dış kuruluşlar da bu ihaleye girebilecek. İkincisi ise şifreli kanallarda yayınlanmak kaydıyla ihaleyi alan kuruluş hakkını bir başkasına devrebilir” der.

Bu arada milli takım oyuncularına prim olarak dağıtılan cipleri Galatasaray ikinci başkanı Mehmet Cansun’un verdiği iddia edilir. 26 Ocak 2001’de bir açıklama yapan Mehmet Cansun, 100’er bin dolarlık cip parasını Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’un ödemiş olabileceğini, ancak reklam yapmak istemediği için bu konuda açıklama yapmadığını ifade eder. Ankara’da yapılan Kulüpleri Birliği toplantısına katılan Cansun, yaptığı açıklamada, “Keşke cipleri ben hediye etmiş olsaydım. Bundan gurur duyardım. Ancak ben vermedim” der.

31 Ocak 2001’de naklen yayın ihalesini, şartnameye uygun teklif veren Atlas Yayıncılık T.A.Ş – Digitürk ortaklığı kazanır. 465 milyon Amerikan doları teklif eden Atlas Yayıncılık T.A.Ş – Digitürk ortaklığı, Türkiye Birinci Futbol Ligi maçlarının TV’den yurtiçi ve yurtdışı naklen yayın haklarının 3.5 yıllığına yeni sahibi olur. İhaleye katılan diğer 3 kuruluşun teklifleri şartnameye uygun olmaması nedeniyle kabul edilmez.

Futbol Federasyonu’nun 4. Levent’teki binasında gerçekleştirilen ihaleyi, Atlas Yayıncılık ve Dijital Platform’un (Digitürk) 465 milyon dolarlık teklifinin şartnameye uygun olduğunu ve ihaleyi kazandığını açıklayan Ata Aksu, teklif veren diğer 3 kuruluştan Star TV Hizmetleri A.Ş.’nin, teminat mektubu olmaması, Best Prodüksiyon, boş teklif vermesi, teminat mektubu olmaması ve şartnamenin imzalanmamış olması nedeniyle ve Boyut Prodüksiyon Yayıncılık T.A.Ş’ın da şartlı teklif vermesi nedeniyle tekliflerinin kabul edilmediğini belirtir.

Buna göre yayıncı kuruluş 3.5 yılı kapsayan bu ihale ile 02.002.2001-31.05.2004 döneminde oynanacak 1. Lig karşılaşmalarından her hafta 3 tanesinin canlı yayın hakkı ile gerek bu maçların gerekse yayınlanmayan diğer karşılaşmaların yurtiçi ve yurt dışında bant ve özet yayın hakkını elde etmiş olur.

Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy “Benim dönemimde tarihte görülmeyen başarılara imza atıldığını halk biliyor. Bazı kişiler, hakkımızda kötü yazılar yazıyor. Tarih onları da yargılayacak” der.

Türkiye Birinci Futbol Ligi yayın ihalesinin sonuçlanmasının ardından, Star Televizyonu yetkilisi Cem Şaşmaz’ın, ihaleyi alan kuruluş Digitürk’ün teklifini, ihale sonu olan saat 12.00’den sonra ilettiği biçimindeki iddiasının gerçeği yansıtmadığını söyleyen Futbol Federasyonu Hukuk Kurulu Üyesi Şekip Mosturoğlu, “Digitürk, konsorsiyumunun ihale teklifini, başvuru sonu olan saat 12.00’den sonra ilettiği doğru değil” der.

Bunun çok ciddi bir iddia olduğunu, kanıtlanmaması durumunda ise sahibinin sorumluluk altında kalacağını kaydeden Şekip Mosturoğlu, “Bizim resmi bir memur olarak noterimiz var. Bu iddianın ispatı mümkün değil. Resmi memur önünde verilen beyanlar resmiyet taşır. Bu da ancak diğer bir resmi beyanla ortadan kalkar. Cem Şaşmaz’ın içinde bulunduğu ruh ortamıyla böyle bir açıklama yaptığını düşünüyorum. Sanırım kendisi de bu beyanının sonuçlarını değerlendirecektir. İspatı olmayan bir konunun böyle alenen ihaleden sonra ve bir şirket yetkilisi tarafından söylenmesi hoş değil” diye konuşur.

2 Şubat 2001 tarihinde ise Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Nuri Kayış, naklen yayın ihalesi ile yeniden gündeme gelen digital yayın platformlarının yasal olmadığını açıklar. Kayış, “Digital sistemle yayın yapan kuruluşları biz korsan yayın yapıyorlar kabul ediyoruz. Bunlar hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduk. Futbol Federasyonu’nu digital kanallar konusunda uyardık. Ancak onlar bu uyarıyı dikkate almadığına göre, soruna hukuki platformda çözüm bulunacak” der.

5 Şubat 2001’de Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün Başbakanlık müfettişlerine yaptırdığı soruşturma sonrası açılan davada, Futbol Federasyonu sorumluları, 13’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargıç önüne çıkarlar. Sanıklar hakkında 2 yıldan 10 yıl 9’ar aya kadar hapis cezası istenmektedir.

Federasyon’un o dönemki yönetim kurulu üyeleri Orhan Saka, İsmail Dilber, Ufuk Özerten, Rahmi Magat, Mukan Perinçek, Ali İpek ile Federasyon çalışanlarından Aydın Torunoğlu, Gıyasettin Şenman, Gürel Toraganlı, Haldun Kozakoğlu, Ümit Ülger, Çiğdem Ertan, Burhan Satır’ın TCK’nın 510’uncu maddesine göre “hizmet nedeniyle emniyeti suiistimal ve bu suça iştirak ile resmi mercileri iğfal” suçundan yargılandığı celsede, sanıklar suçlamaları reddeder ve savcılıkta verdikleri ifadelerinin aynen geçerli olduğunu söylerler.

GSGM ve Spor Bakanlığı, davaya müdahil olma talebinde bulunur. Ancak sanık vekilleri Serdar Özersin ve Ayhan Çopuroğlu, şikayet konularının futbol genel kurullarında onandığını, bu sebeple müdahil olma talebinin geçerli olmamasını isterler. Konuyu incelemeye alacağını belirten mahkeme heyeti, davayı 12 Nisan tarihine erteler.

Mahkeme çıkışında konuşan Rahmi Magat, “Biz, hangi takımı nasıl kuracağımızı, hangi seyahate kimi götüreceğimizi, federasyonu nasıl yöneteceğimizi sayın bakana sormadığımız için buralardayız. Sayın Bakan, GSGM’deki memur-amir ilişkilerinden kurtulamamış” derken, Aydın Torunoğlu aklandıktan sonra bakanı mahkemeye vereceğini açıklar.

İDDİANAMEDE NE DENİLİYOR

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün şikayet dilekçesinde, “sanıkların, kuruma ait inşaat, avans işlemlerinde usulsüzlük yaptıkları, mesnetsiz harcamalar yoluyla kurumu zarara uğrattıkları, prim dağıtılması, naklen yayınlar, cep telefonu ödemeleri ile personel alımında keyfi davranarak kurumu kötü yönettiklerinin” öne sürüldüğü belirtiliyor.

İddianamede, otel harcamalarından, mini bar ve ekstra özellikli fatura bedellerinin konaklama giderlerinin birkaç katına ulaştığı ileri sürülerek, “Bu yolla, millete hizmet için tahsis edilen paralar, görevliler ile çevresindeki şahısların 5 yıldızlı otellerde yaşamalarına tahsis edilmiştir” deniliyor.

Milli takım futbolcuları ile antrenör, masör ve benzeri personelin prim ödemeleri ve miktarının saptanmasında, yönetim kurulunun devredençıkarıldığı savunulan iddianamede, eski Milli Takım Teknik Direktörü Mustafa Denizli ile yapılan sözleşmelerde de kurum aleyhine şartlar oluşturulduğu ve Denizli’ye fazla ücret ödenmesi yoluna gidildiği öne sürülüyor.

İddianamede, yönetim kurulu üyeleri ile bir kısım personele verilen cep telefonlarının faturalarının ödenmesinde kurumun zarara uğratıldığı ve personel alımlarında personel talimatı hükümlerine uyulmadığı belirtiliyor.

16 Şubat 2001’de birinci lig maçlarının naklen yayın ihalesini kazanan iki ortaktan Işık TV maç nakillerine şifreli kanaldan yayınlanmasına izin verilmesi için RTÜK’e başvurur.

RTÜK hafta başında Işık TV’nin izin istemini karara bağlar. RTÜK, birinci lig maçlarının Işık TV’den şifreli olarak yayınına izin verir. Ancak bu izni verirken, bu kanalın sahipleri için şok sayılacak iki şart koyar. Buna göre lig maçları ancak analog şifreleme yoluyla naklen yayınlanabilecek ve ancak analog dekoder kullanılabilecektir.

Oysa Işık TV maçları dijital şifreleme yoluyla ve dijital dekoderle yayınlamak istemektedir.

RTÜK bu kararının gerekçesini maç nakillerinin daha önce Cine 5 tarafından analog kanaldan verilmesine ve dijital yayınların kanunsuz olmasına dayandırmaktadır.

RTÜK’ün aldığı bu karar lig maçlarının Işık TV tarafından Digitürk’ün digital platformundan yayınlanmasını kanunen imkansız hale getirir. Işık TV maçları Digitürk’ten naklen yayınlamaya devam ederse, kanunu ihlal etmiş olacaktır.

Bu nedenle RTÜK Digitürk ve Işık TV hakkında suç duyurusunda bulunacaktır.

RTÜK daha önce de Digitürk hakkında suç duyurusunda bulunmuş ve dijital yayınların durdurulmasını istemiştir.

Bunun üzerine İstanbul Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, şirketin sahibi ve üst düzey yöneticileri hakkında 3984 sayılı Kanunun 34’e 1 maddesi gereğince altı aydan iki yıla kadar hapis cezası istenmiştir.

28 Mart 2001’de Galatasary Kulübü, Cumartesi günü oynayacağı Beşiktaş maçının ertelenmesi için Futbol Federasyonu’na resmen başvurur. Salı günü Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde İspanya’nın Real Madrid takımı ile karşılaşacak olan Galatasaray, milli takıma verdiği 10 futbolcunun dinlenme imkanı bulamayacağı gerekçesi ile Federasyon’dan derbi karşılaşmasını ertelenmesini resmen ister.

Beşiktaş Kulübü Menajeri Sinan Engin ise, kendilerinin böyle bir ertelemeyi istemediğini ve bu konuda Futbol Federasyonu’na bir yazı göndererek, ertelemeye karşı olduklarını resmen bildirdiklerini söyler.

Daha önce Galatasaray Kulübü Başkanı Faruk Süren, erteleme ile ilgili olarak siyah beyazlı kulübün Başkanı Serdar Bilgili ile görüşmüş ancak olumlu yanıt alamamıştır.

Aynı tarihte bir açıklama yapan Fenerbahçe Kulübü Başkanvekili Uğur Dündar, Galatasaray ile Beşiktaş arasında hafta sonunda yapılacak derbi karşılaşmasının ertelenmesiyle ilgili olarak yapılan spekülasyonlara değinerek “Federasyon lig fikstürünü sezon başında yapıyor. İkinci bir fikstürün yapılma şansı yok. Benim kanaatime göre, Türk futbolu haftada 2 maç kaldıracak kapasiteye gelmiştir” der.

29 Mart 2001’de Futbol Federasyonu, Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi çeyrek final maçı öncesindeki Beşiktaş maçının ertelenmesi talebini lig takviminin dolu olması reddeder.

Sezon boyu o kadar maç ertelenmiştir ki, ortada takvim falan kalmamıştır zaten.

5 Nisan 2001’de Ankara’da toplanan Kulüpler Birliği toplantısı sonrasında başkan İlhan Cavcav, yabancı futbolcu sayısının serbest bırakılmasını, 18 kişilik maç kadrosunda 5 yabancı oyuncunun yer almasını istediklerini açıklar. Birlik adına açıklama yapan Başkan Cavcav, ayrıca Türkiye Kupası’nın kaldırılmasını veya çeyrek finalden sonra çift maç oynanmasını ister.

7 Nisan 2001’de Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ile yönetimdeki 14 arkadaşı ve Federasyon Genel Sekreteri Aydın Torunoğlu hakkında naklen yayın ihalesinde “İhtiyadi tedbir kararına muhalefet ettikleri” gerekçesiyle 6’şar aya kadar hapis cezası istemiyle dava açılır.

Ankara Cumhuriyet Savcısı Abbas Özden, Cine 5 Filmcilik ve Yapımcılık A.Ş’nin, 1. lig maçlarının televizyondan yurtiçi ve yurtdışı naklen yayın haklarının devri için yapılan ihaleye, “sayısal uydu platformu işleticisi olan şirket ve iştiraklerinin katılamayacağına ilişkin tedbir kararı olmasına rağmen, Dijital Platform İletişim Hizmetleri A.Ş ile Atlas Yayıncılık ve Ticaret A.Ş’nin katılımını sağladıkları” iddiasıyla, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, Başkan vekilleri Ata Aksu ve Orhan Saka, Genel Sekreter Aydın Torunoğlu ile 12 yönetim kurulu üyesi hakkında yaptığı suç duyurusunu sonuçlandırarak, Asliye Ceza Mahkemesi’ne dava açar.

12 Nisan 2001’de Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ve 35 arkadaşı hakkında, 30 Mayıs 2001 tarihinde yapılacak duruşmaya mevcutlu olarak getirilmesi kararı verilir. Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün “görevi kötüye kullanmak ve hizmet sebebiyle emniyeti suistimal” suçlamasıyla Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açtığı davada mahkeme heyeti, davetlere yanıt vermeyip celselere katılmayan Ulusoy’un 30 Mayıs 2001 tarihinde yapılacak duruşmaya polis zoruyla getirilmesini ister.

20 Nisan 2001 tarihinde ise Futbol Federasyonu’nun 1999-2000 sezonunda yaptığı maç ertelemelerinden kaynaklanan maddi zararın karşılanması istemiyle Spor-Toto Teşkilatı’nın Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi’nda açılan davanın reddedilmesinin ardından, Yargıtay’a temyiz davası açan Spor-Toto Teşkilatı, 4. Hukuk Dairesi’nin lehte kararıyla ilk hukuk zaferini kazanır.

Daire, Spor Toto Teşkilatı’nın hazırladığı statü ve fikstüre göre önceden düzenlenen ve bayilere gönderilen oyun kuponlarındaki düzenlemeye karşın, Futbol Federasyonu’nun, karşılaşmaların gün ve saatini öne aldığını veya ertelediğini belirterek, bu durumun teşkilatın daha az kupon satmasına ve zarara uğramasına neden olduğuna karar verir.

Yargıtay, bu nedenleri göz önünde bulundurarak, Ankara 17. Asliye Hukuk Hakimliği’nden, 1999-2000 sezonu içinde saatleri değiştirilen ve ertelenen maçlardan dolayı teşkilatın uğradığı zararın ödetilmesine karar verilmesini ister.

Davanın reddi yönünde karar veren Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararını bozan Yargıtay, karşılaşmaların saatlerinde ve günlerinde yapılan değişikliğin gerekçesinin açıklanmasını ve bu gerekçelerin hukuka uygun olması gerektiğini belirterek, Futbol Federasyonu’nun bu değişiklikleri yapmakta haksız bulunması durumunda, Spor-Toto Teşkilatı’nın zararının tazmin edilmesini karara bağlar. Spor-Toto Teşkilatı’nın Yargıtay’a sunduğu raporda, uğradığı zararı 254 milyar Türk lirası olarak gösterilmektedir.

14 Mayıs 2001’de İkinci Futbol Ligi Yükselme Grubu’nda Süper Lig’e çıkma mücadelesi veren Altay’da yönetim, bir gün önce oynanan olaylı Diyarbakır karşılaşması sonrasında maçın tekrarı için harekete geçer. Altay Başkanı Nafiz Zorlu, hiç bir kamu görevlisi ve federasyonun, üzerine düşen görevi yapmadığını savunarak, “Planlı ve organize bir cinayete kurban gittik” der.

Maçtan önce her kurumu, çıkacak olaylarla ilgili olarak yazıyla uyardıklarını, valilik, emniyet ve federasyonun bu yönde hiç bir uyarıyı dikkate almadığını dile getiren Zorlu, “Böylesine bir maça hakem tayininde büyük yanlışlık yapıldı. Zaten orada biz maç falan oynamadık, bir kurbanlık koyun durumuna düşürüldük. Bölgenin Süper Lig’de olmasını isteyenler bile, şimdi ‘böyle futbola lanet olsun’ demeye başladılar. 87 yıllık bir kulübün geleceği ile böylesine oynanmasını, şiddet ve nefretle kınıyoruz. Tüm kamu görevlileri hakkında en üst mercilere şikayette bulunacağız. Can güvenliğimizi bile sağlayamayanların cezalandırılmasını istiyoruz. Bu maçın tekrarlanması için de girişimlerimizi başlattık” der.

TRT’nin 3 maçı dönüşümlü yayınlamak için başvuruda bulunduğunu, ancak federasyonun yetki belgesi vermediğini kaydeden Zorlu, “Zaten orada haber amaçlı görüntü almak isteyen kameramanları taciz eden, makinalarını alan ve bir odaya hapseden görevliler için ne diyebiliriz ki?” diye konuşur.

16 Mayıs 2001’de Futbol Federasyonu’nun Beylerbeyi’ndeki Atatürk Eğitim ve Araştırma Merkezi’nde toplanan Kulüpler Birliği, Spor Konseyi Yasa Tasarısı’nın gerçekleşmesi halinde lig maçlarına çıkmama kararı aldıklarını açıklar.

Yaklaşık 4 saat süren toplantı sonrasında Kulüpler Birliği adına konuşan Trabzonspor Kulübü Başkanı Özkan Sümer, Spor Konseyi Yasa Tasarısı’nın, Futbol Federasyonu ve futbol kulüplerinin gelirlerinden yüzde 15’lik bir kesinti yapılmasını öngördüğünü, meclis alt komisyonundan çıkan kararın, kabul edilemez olduğunu söyler.

Bu şekilde bir düşüncenin ve uygulamanın, kulüpleri maddi yönden çok güç durumda bırakacağını ve Futbol Fedarasyonu’nun özerk yapısına da aykırı olduğu görüşünde olduklarını söyleyen Özkan Sümer, “Eğer bu yasa gerçekleşirse, Kulüpler Birliği’nin şu andaki 18 takımın müşterek kararıyla, lig müsabakalarına katılmayacağı karar ve kararlılığını burada açıklamış ve ilgili mercilere görüşümüzü bildirmiş olduk” der.

Futbol Federasyonu ile yapılacak toplantı sonrası karara bağlanacak, Türkiye Birinci Futbol Ligi’ndeki 18 kulüpten 16’sının yöneticilerinin katıldığı Kulüpler Birliği toplantısında alınan tavsiye kararları şöyledir:

1- Kulüpler diledikleri sayıda yabancı futbolcu ile sözleşme imzalayabilsinler.
2- Önümüzdeki sezon, bu yabancı futbolcuların 5’i, daha sonraki sezon ise 4’ü oynayabilsin.
3- Genç takımdan yetişen 24 yaş altı futbolcuların, transferine kulüplerinin izin şartı getirilsin.
4- Satıştan kalan futbolculara oynadıkları maç başına ücret ödensin.
5- Liglere verilecek aralarda kulüplerden mutabakat alınsın
6- Yabancı futbolcuların, milli takımlarının hazırlık maçlarına gönderilmemesi için FİFA nezninde girişimde bulunulsun

16 Mayıs 2001’de Futbol Federasyonu’nun, Birinci Futbol Ligi’nin isminin değiştirilmesi istemiyle açtığı davada Danıştay, ismin değiştirilemeyeceğine karar verir.

Sezon başında Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü ile Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy arasında tartışma ve dava konusu olan, Birinci Futbol Ligi’nin isminin değiştirilmesiyle ilgili davada Danıştay, isim değiştirme yetkisinin Futbol Federasyonu’na ait olmadığı yönünde karar verir.

Danıştay 10. Dairesi üyeleri, davayı oy birliğiyle karara bağlar.

17 Mayıs 2001 tarihinde Futbol Federasyonu’nun Levent’teki binasında yapılan toplantıda, Kulüpler Birliği’nin talepleri değerlendirilir. Futbol Federasyonu Başkan Vekili Ata Aksu, yaklaşık 9 saat süren toplantıdan sonra düzenlediği basın toplantısında, yabancı futbolcu oynatma talimatnamesinde değişiklik yaptıklarını kaydederek, “Önümüzdeki sezon Süper Lig’de mücadele edecek takımlara, 8 yabancı futbolcu ile sözleşme imzalama, bunlardan 6’sını esame listesinde bulundurma ve 5’ini ise 11’de oynatma hakkı verildi” der.

Futbol Federasyonu, Kulüpler Birliği’nin, Süper Lig’in 20 takımla oynanması şeklindeki talebini ise reddeder.

Aksu, Üçüncü Futbol Ligi’ne terfi müsabakalarında, Hakkari Köy Hizmetlerispor – Bitlis Tatvanspor maçında şike yapıldığının da Futbol Federasyonu tarafından kabul edildiğini bildirir.

30 Mayıs 2001’de Türkiye Futbol Federasyonu, Profesyonel Futbol Talimatı’nda değişiklikler yapar. Yeni düzenlemelerle “kulüp-futbolcu ihtilafları”na neden olan boşluklar giderilir. Kulüpler artık noter rezervazyonuyla transfer yapamayacak, futbolculara “keyfi” cezalar veremeyecektir.

Bu çerçevede futbolcuya;

  • ceza da belirli ölçütler içinde verilebilecektir
  • keyfi para cezası verilemeyecektir
  • kadro dışı bırakılan futbolcular, başı boş bırakılamayacaktır
  • futbolcuya alacağı, “keyfi” olarak ödenemeyecektir
  • satıştan kalan futbolcuya, kadroya girmesi durumunda ödeme yapılacaktır
  • futbolcu, “hastayım-sakatım” gibi mazeretlerle yükümlülüklerini yerine getirmemezlik yapamazken, kadro dışı bırakılan futbolcuya antrenör ve saha tahsis edilecektir

Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren değişiklikler şöyledir:

  • 15-31 Ocak tarihleri arasında noterde imzalanan sözleşmelerin lisans için gerekli tüm belgelerle birlikte 31 Ocak gününe dek Futbol Federasyonu’na ibrazı zorunludur.
  • İstisnai haller dışında tüm profesyonellik sözleşmeleri 5 yıla kadar süreli olabilir; Sona eriş tarihi 31 Mayıs olarak tespit edilmesi zorunludur.
  • Kulüpler, hazırlayacakları iç yönetmelik ve ceza talimatlarını, 1 Ağustos-30 Ağustos tarihleri arasında federasyona göndermek zorundadır.
  • Kulüpler, kadro dışı bırakılan futbolcuların antrenman yapabilmeleri için en az bir antrenör yönetiminde, antrenman yapabileceği saha göstermek zorundadır.
  • Futbolcular tarafından hastalık ve sakatlık nedeniyle alınacak istirahat raporlarının 5 gün içinde kulübe ve Futbol Federasyonu’na bildirmesi zorunludur. Bildirmediği taktirde futbolcu bir hak talebinde bulunamaz.
  • Futbolcunun uzatmaya esas transfer ücreti bakiyesinin yüzde 50’si garanti ücret olarak, 2’şer ay ara ile 4 taksitte futbolcuya kulüp tarafından ödenir. Bakiye yüzde 50’lik bölüm ise maç başı ödeme olarak kulüp tarafından futbolcuya ödenir. Maç başı ödemeler, futbolcunun resmi müsabakalarda düzenlenen 18 kişilik müsabaka isim listesine girmesi halinde her ayın son iş gününde futbolcuya ödenir.

2 Haziran 2001 tarihinde oynanan Türkiye – Azerbaycan Dünya Kupası Grup Eleme Maçı’nda ciddi bir protokol krizi yaşanır. Hafta içinde Futbol Federasyonu ve GSİM arasında oluşan protokol tribünü krizinin sonuçlandırılmaması üzerine, federasyon, BJK İnönü Stadı’nın kapalı tribününde özel bir bölüm hazırlatır ve Başkan Haluk Ulusoy, FIFA, UEFA, Azeri yetkililer, karşılaşmanın gözlemcileri, Ümit Milli Takım oyuncuları ve Beşiktaş Kulübü Asbaşkanı Yıldırım Demirören ile menajeri Sinan Engin de protokol tribününe girmeyip, karşılaşmayı taraftarlarla birlikte kapalı tribünün alt bölümündeki özel yerden izlerler.

TBMM’nin çıkardığı bir yasa ile protokol tribünlerinin kullanılmasının devlete bırakıldığını ifade eden Fikret Ünlü, “Her ülkenin kendi kuralları vardır. Burada devlet ev sahibidir. Protokol tribününün kullanımı da dolayısıyla bize aittir. Geçmişte bu konularda çok şikayet aldık. Devletin valisi bile bu tribüne giremiyordu. Yapılan yanlış bir harekettir” diye konuşur.

Karşılaşmayı Fikret Ünlü ile protokol tribününden izleyen UEFA Asbaşkanı Şenes Erzik de Futbol Federasyonu’nun bu tür maçlarda sorumlu müessese olduğunu belirterek, “Ancak ortada yasalar varsa, yapılacak bir şey yoktur ve o yasalara uymak zorundayız. Bence bu yapılan doğru bir hareket değil. Uluslararası alanda da bizi zora sokar” der. Bu arada Ünlü ve Erzik, seremoninin kapalı tribün önünde yapılmasına da tepki gösterir.

Tribüne girerken medya mensuplarına açıklama yapan federasyon başkanı Ulusoy, “Bu, ilk defa olan bir şey değil. Bütün milli maçlarda bu tür olaylar oluyor. Artık biz de Futbol Federasyonu olarak bir tavır almaya karar verdik. Protokol tribününde hiçbir yetkisi olmayan kişiler oturuyor. Şeref tribününde kimlerin oturduğunu hepiniz biliyorsunuz, ödül bir yere kadar. Kendilerince burada bir kraliyet kurmuşlar. Beşiktaş’ın stadındaki VIP tribünlerini bile protokole dahil ediyorlar. Bizim davamız, protokol tribününde oturmak değil, prosedürün işlemesi” diye konuşur.

Ulusoy, bundan sonra İstanbul’daki bütün maçları halkla birlikte tribünlerde oturarak izleyeceklerini vurgulayarak, “Biz, zaten tribünlerin içinden geldik. Bu maçın gözlemcisi ve delegesi de karşılaşmayı burada izleyecek. Raporlarında neler yazacaklarını bilemiyorum. Ülkemiz adına bu çirkinliğin hesabını onlar verecek” der.

Hazırlanmakta olan Spor Konseyi Yasa Tasarısı’nı da gündeme getiren Ulusoy, “Türkiye’de futbolu biz idare edeceğiz, herkesin bunu içine sindirmesi gerekiyor. Siyaseti yeniden Türk futbolunun içine çekmeye çalışıyorlar. Futbol Federasyonu makamını kimseye peşkeş çektirmedik ve ayaklar altına aldırmadık” diye konuşur.

Uluslararası karşılaşmalarda sürekli protokol tribünü önünde yapılan seremoni, bu kez yaşanan kriz nedeniyle kapalı tribünün hemen önünde yapılır. İki takım futbolcuları milli marşlar için Federasyon, FIFA ve UEFA yetkililerinin oturduğu bölümün önünde dizilip, protokol tribününü arkalarına alırlar. Böylece ilk kez Türkiye’deki bir uluslararası karşılaşmada, seremoni farklı bir yerde gerçekleşmiş olur.

Federasyon, FIFA ve UEFA yetkililerinin kapalı tribünde yer almasıyla, protokol tribünü de boş kalır. GSİM’nin federasyon için ayırdığı 150 koltuğa kimse oturmaz ve ilk kez milli maçta, protokol tribünü bu kadar boş kalmış olur.

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, Türkiye-Azerbaycan Dünya Kupası Grup Eleme maçında yaşanan “protokol krizine” ilişkin olarak, “Devleti küçük düşürmeye kimsenin hakkı yoktur. Bana değil, devlete sırtlarını çevirdiler” der.

4 Haziran 2001’de Devlet Bakanı Fikret Ünlü, Türkiye – Azerbaycan 2002 Dünya Kupası Eleme Grubu maçında yaşanan protokol krizi nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığı’na olayın sorumluları hakında suç duyurusunda bulunacağını söyler.

BJK İnönü Stadı’nda protokol tribününde 150 koltuğun boş kaldığını hatırlatan Ünlü, “Makedonya maçında aynı krizin yaşanacağını sanmıyorum. Oradaki Gençlik ve Spor Bursa İl Müdürlüğü de yasayı uygulayacaktır. Bursa’da yine onlara yarı yarıya yer ayrılacak. Hatta isterlerse daha fazlasını da verebiliriz. Orada bir kriz yaşanmaz. Bursa’da gelip kuzu kuzu oturacaklar” der.

GSİM, yasanın protokol tribünlerinin takibi ve düzenlenmesi hükme bağladığını ve bu görevi gençlik ve spor il müdürlerine verdiği belirtilen açıklamasında, şu görüşlere yer verir:

“Türkiye – Azerbaycan milli maçından bir gün evvel Futbol Federasyonu 31.05.2001 tarih ve 01/35 sayılı yazıyla yasaya uymayan tüm protokol tribünlerinin kendilerince düzenlenmesini talep etmişlerdir.

İl müdürlüğümüz ise 01.06.2001 tarihinde ivedi ve günlü bir cevap vererek bunun yasaya uymadığını, ancak ülkemizin prestiji açısından yıllardır uygulanan uygulamayı devam ettirerek protokol tribünlerinin yarısı olan 150 kişilik yeri kendilerine tahsis ettiğimiz ve biletlerini ayırdığımız yazı ile bildirilmiştir.

Yani, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü kanunun gereğini yerine getirmiştir. Bu sırada Futbol Federasyonu’na yer ayrılmadığına dair gerçek dışı beyanların doğru olmadığı da gazete ve kameralara yansıyan tribünde ayrılan federasyona tahsis edilen boş koltuk görüntülerinden bellidir.

Bununla birlikte devlet protokolunda mevcut bulunan spordan sorumlu Devlet Bakanı, 1. Ordu Komutanı, Azerbeycan Büyükelçisi, UEFA Asbaşkanı, İstanbul Vali Yardımcıları ve diğer protokolun önünde müsabık takımların duruş düzeni değiştirilmiş, bir milli müsabakada devletimizin itibarı zedelenmiş, kurumların kendilerine verilen yetki kötüye kullanılmıştır.”

Yani, TFF bırakın ulufe dağıtmayı, diyet ödemeyi, tarafgirlik yapmayı, bir milli maçtaki oturma düzenini bile bir krize çevirmeyi başarmakla bir ilke daha imza atmıştır.

Bu kriz ve demeç savaşının ardından TFF İstanbul’da bir daha milli karşılaşma oynatmama gibi ilginç bir karar alır.

5 Haziran 2001’de bu karara ilk tepki DSP İstanbul Milletvekili Erol Al’dan gelir. Al “Futbol Federasyonu kendi işini yapsın. Bu tür tehditlerle ve oldu bittilerle hiçbir yere varamazlar. Futbol Federasyonu yönetimi haddini bilmelidir. İstanbul’u ve İstanbul seyircisini cezalandırmaya hiç kimsenin gücü yetmez. Federasyon yönetimi bunu yaşayarak öğrenecektir” der.

Erol Al, yaptığı yazılı açıklamasında, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Levent Kızıl’ın, “Bundan sonra İstanbul’da milli maç oynanmayacak” şeklindeki açıklamasının tüyler ürpertici olduğunu belirterek, “Türkiye krallıkla yönetilen bir ülke değildir. Haluk Ulusoy ve yönetim kurulu üyeleri de bu ülkenin kralları değildir” der.

Federasyon’un, Gençlik ve Spor İl Müdürü Vedat Bayram’a tepki nedeniyle bu tür bir karar aldığını belirten Erol Al, açıklamasında şu görüşlere yer verir:

“Bu karar futbol tarihimize kara bir leke olarak geçecektir. Futbol Federasyonu kendi işini yapsın, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nün yönetimini de il müdürüne bıraksın. Bu tür tehditlerle ve oldu bittilerle hiçbir yere varamazlar. Futbol Federasyonu yönetimi haddini bilmelidir. Türk sporunun merkezi olan İstanbul’u ve İstanbul seyircisini cezalandırmaya hiç kimsenin gücü yetmez. Federasyon yönetimi bunu yaşayarak öğrenecektir.

Zaten kendilerine bakanlar ile aynı sırada yer verilmektedir. Federasyon yönetiminin, protokol tribününü arpalık olarak görme hakkı ve yetkisi yoktur.

Bu kafayla giderse, esas olarak Futbol Federasyonu milli maç oynatacak stat bulamayacaktır. Federasyon yöneticilerine, ulusal gururumuz milli takımı kullanarak, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ve il müdürlüklerine şantaj yapma olanağını vermeyeceğiz.”

5 Haziran 2001’de Turgay Şeren “Federasyonun son rezaleti“ yazısında şöyle demektedir:

Türkiye – Azerbaycan maçında dünyada eşine rastlanmamış ve rastlanmayacak bir rezalet yaşadık. Özerk Futbol Federasyonu’nun ilk temel taşlarından birini koyanlardanım. Rahmetli Turgut Özal, beni, Coşkun Özarı’yı, Can Bartu’yu ve Sanlı Sarıalioğlu’nu topladığı zaman ondan tek bir şey istedik. Özerk Futbol Federasyonu…

Özal kafasını şöyle bir kaldırdı;

“Coşkun ben seni federasyon başkanı olarak atayacaktım” dedi.

Biz hep birlikte, “Sayın Başbakan biz sadece özerklik istiyoruz” diye yanıt verdik. Rahmetli Özal’da ikna oldu ve yasa çıktı.

Bu yasa Türk Futbolu’na hem maddi, hem de idari açıdan büyük ufuklar açtı. Futbol Federasyonu Başkanlığı, eski dönemde bakanın ve genel müdürün dudaklarının arasındaydı. O günler çok şükür geride kaldı.

Amaa… Bu yasa asla Futbol Federasyonu’na, devlete kafa tutma hakkı vermedi.

Ne yazık ki, bunu Azerbaycan maçında yaşadık. O maçta devlete resmen kafa tutuldu. Ve bu Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un direktifleri ile yapıldı.

Yani federasyon, devlete “Arkadaş ben senden büyüğüm” dedi.

DEVLET DEVLET İSE…

Haluk sen ve arkadaşların stadın her tribününde oturabilirsiniz. UEFA’nın ve FİFA’nın bütün yetkileri ile donatılmış da olabilirsiniz. Ama bu size bu ülkenin yasalarını çiğneme ve Şeref Tribünü’nde oturan devletin temsilcilerini hiçe sayma hakkı vermez.

İnönü Stadı açıldığı günden bu yana bir şeref tribününe sahip. Sen bunu değiştiremezsin. Sen yasaları çiğnemekle değil, yasaları uygulamakla yükümlüsün. Ama son maçta, sen yasaları çiğnedin. Şimdi eğer devlet, devletse sana bunun hesabını sormalı.

NOT: Davranışları ile kamuoyuna örnek olan Gaziantep Büyükşehir Bld. Başkanı Celal Doğan, İzmit Büyükşehir Bld. Başkanı Sefa Sirmen, Samsun Büyükşehir Bld. Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz ile 1.lig, 2.lig ve 3. ligde nice sorumluluklar yüklenmiş kulüp başkanlarının, Haluk’un bu davranışa ne gibi tepki göstereceklerini de merak ediyorum ve bekliyorum.

Yalancı kim?

Burhan Satır. Bu ismi ben de sizin gibi ilk kez duyuyorum. Kim mi Burhan Satır… Anlatayım.

Mercedes Benz- Türk Anonim Şirketi, imzalı yazıya göre, A Milli Futbol Takımı oyuncularına ödül olarak verilen 16 adet Mercedes Marka jeeplerin finansörü.

Yani 1 milyon 100 bin doları veren adam. Ben Burhan Bey’in kim olduğunu çok merak ediyorum. Bunca yıl futbolun içindeyim ismini hiç duymadım. Hatırlayın, Ata Aksu, televizyon ekranında gözümüzün içine baka baka, “Jeeplerin parasını Saffet Ulusoy verdi” demişti.

Ya Mercedes firması yalan söylüyor

Ya da Ata Aksu…

Bu yalan 9 Haziran’daki mali genel kurulda tartışılmalı.

6 Haziran 2001’de Futbol Federasyonu ile Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü arasındaki ‘protokol tribünü’ krizi büyümeye devam eder. Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy, Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün, “Federasyon yetkilileri hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunacağım. Bursa’daki Makedonya maçında kuzu kuzu protokol tribününde oturacaklar” şeklindeki açıklamasına aynı sertlikte yanıt verir. Ulusoy, “Bakan bizi mahkemeye verecekmiş. Biz kuralları uyguladık, ülkemizin itibarını koruduk. İsterse DGM’ye versin. Ben seçimle göreve geldim, sadece seçimle giderim. Vicdanım rahat. Yaptığım her işin hesabını veririm” der.

Ulusoy 7 Haziran 2001’de, naklen yayın ihalesini 465 milyon dolar muhammen bedelle kazanan yayıncı kuruluş Digi-Türk’le, “yıl sonuna kadar 750 bin liralık dolar kurunda” anlaştıklarını açıklar. Aynı tarihte Merkez Bankası dolar alış kuru ise 1.163.100.-TL’dır.

Ulusoy, “2002’de oluşacak dolar kurundan da yüzde 20 indirim yaparak anlaştık. Her yıl, bu değerlendirmeyi toplantılarda ele alacağız” der.

Kurlarla Merkez Bankası Başkanı gibi oynayan bir federasyon başkanına kimse çıkıp da, “kardeşim, o halde niye TL olarak ihaleye çıkmıyorsunuz da US$ olarak ihale açıyorsunuz?” diye sormaz, soramaz…

Sorsa da muhtemelen “ben tarafsız ve demokratik bir insanım. Türk Futbolu’nu ben kurtarıyorum. Ne yaparsam haktır, ne yapsam doğrudur” yanıtını alır, otururdu yerine.

Aynı tarihli bir haberde “Protokol Skandalı” nedeniyle büyük tepki alan ve prestij yitiren Ulusoy’dan, ANAP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz’ın da desteğini çektiği yer almaktadır.

Haber şöyledir:

Mesut Yılmaz, kendisini ziyaret edip, Mali Genel Kurul öncesi Ulusoy adına destek isteyen Diyarbakırspor yöneticilerine, “Haluk Ulusoy’a artık kimse destek veremez, yaptıklarına sahip çıkamaz. Buna ben de dahilim” yanıtını verdi.

Daha sonra Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü ile görüşen Yılmaz, sonuna kadar Bakan’ın yanında yer alacağını Ünlü’ye söyledi.

Ankara’da yapılacak mali genel kurulda, gündeme “seçim” maddesinin getirilmesi bekleniyor. Seçim önerisi için, genel kurul üye tam sayısının en az beşte birinin imzası gerekiyor. Teklifin kabul edilmesi halinde, seçime gidilecek.

23 Haziran 2001’de Turgay Şeren Protokol Krizi’ni bir kez daha köşesine taşıyordu:

Devlet devletse…

Türkiye – Azerbaycan maçı öncesi Futbol Federasyonumuz büyük bir rezalete alet oldu. Neydi bu rezalet? Şeref Tribünü’nde yıllardır olan bir kargaşa var. Milletvekili çocuğunu alır, zorla kapıdan girer. Devletin belirli yerlerini işgal etmiş olanlar eşlerini alır, arkadaşlarını alır, kapıdaki görevlilere hakaret edip, Şeref Tribünü’nün koltuklarında otururlar. Bunlar doğru. Ancak, tüm bu yanlışları, Haluk’un federasyonu da daha büyük bir yanlış ekleyerek, sözde protesto etmeye kalkıştı. Azerbaycan maçında normal prosedür uygulanır, sonra şeref tribünü yanlışını düzeltmek için her türlü çabayı gösterirsin, bizden de destek alırsın. Ama sen bunu yapmadın.

Sen, Futbol Federasyonu olarak İnönü Stadı’nın neresinde oturursan otur. O seni ilgilendirir. Ama sen, askeri bandoyu Türk Milli Takımı’nı ve Azerbaycan Milli Takımı’nı bulunduğun yeri, Şeref Tribünü ilan ederek, FIFA yetkililerini de ‘‘burası şeref tribünü’’ diye kandırıp oraya götürüp, İstiklal Marşımızı sırtları devlet erkanına dönük söyletemezsin.

Ben, o gün maça İstiklal Marşı başlarken girdim ve şaşırdım. Şeref Tribünü’nün yarısı boştu. 1. Ordu Komutanımız, İstanbul Valimiz, Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız, UEFA Asbaşkanımız, Şeref Tribünü’nün ön koltuklarında ayaktaydılar. İstiklal Marşı başlayınca hayretler içinde kaldım. Bu, değil Türkiye’de, dünyada rastlanamayacak bir olaydır. Haluk ve federasyonu, Guinnes’in rekorlar kitabına girmelidir ve 1 numarayı almalıdır.

HAKARET DEVLETE’DİR

Haluk, “Ben, Şeref Tribünü’ndeki uygulamayı protesto ettim. Onun için bunu yaptım” diyor. Ben ve benim gibi düşünenler de diyoruz ki, “Sen devleti protesto edemezsin. Sen, UEFA ve FIFA’dan ne kadar yetki alırsan al, devleti yönetenlere hakaret edemezsin. Hakaret edersen de, eğer devlet devletse -ki dünkü gazetelerde okuduğuma göre devlet devletliğini hatırlamış ve futbol yasasına bir madde ilave edecek- Haluk’un federasyonuna o rezaletin hesabını soracak.”

Bu yapılan hakaret, kişilere gibi gösteriliyor ama düpedüz devlete karşıdır. Şimdi gene gazetelerde okuyorum. Başbakan Yardımcımız Mesut Yılmaz, kulüp yöneticilerine, “Siz, federasyon başkanını yumuşatın. Ben de Spor Bakanı ile konuşacağım. Bu işi tatlıya bağlayalım” demiş. Eğer demişse çok da yanlış yapmış. Sayın Yılmaz, milli takım futbolcularımıza İstiklal Marşımızı o gün şeref tribününde olanlara sırtı dönük söyletmek, oradaki kişilere yapılmış bir suç değildir. Devlete, yani sizin de Başbakan Yardımcısı olduğunuz kuruma karşı işlenmiş bir suçtur ve hakarettir.

Eğer devletimiz devletse, bu suçu cezalandırmalıdır.

24 Haziran 2001’de Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün TBMM’ne yolladığı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifini başkan Haluk Ulusoy FIFA’ya gönderme kararı alır.

Fikret Ünlü’nün hazırlayıp TBMM’ne yolladığı, “Ulusoy’u görevden alma” kanunu olarak nitelendirilen, Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifini üç gün boyunca federasyon hukukçularıyla İstanbul’da inceleyen Ulusoy, kanun taslağını FIFA’ya gönderme kararı alır.

Ulusoy, taslak TBMM’den geçmeden uluslararası federasyonun ihtar yazısı göndermesini umuyordur.

Bir daha Şeren’e dönelim:

29 Haziran 2001 – Özerklik derebeylik değildir

Futbol Yasası’na eklenecek maddeye FIFA ve UEFA karışamaz

Fikret Ünlü’yü bakanlığından ve milletvekilliğinden önce tanıyorum. Sokaklarda özerklik için yapılan mitinglerin başında koşardı. Ama şimdi derebeylik yapmak isteyenler, özerkliğin anlamını bilmeyenler onu karalamaya çalışıyorlar.

Profesyonel Futbol Yasası’nın en büyük destekçilerinden biriyim. Hatta yıllar önce merhum Turgut Özal’a bu yasanın çıkması için rica eden, hatta yalvaranlardan bir tanesiydim. Birkaç kez anlattım. Ama kalın kafalılar pek anlamak istemiyor.

Turgut Özal, beni, Coşkun Özarı’yı, Can Bartu’yu, Sanlı Sarıalioğlu’nu ve Fethi Heper’i Ankara’ya, Başbakanlık Konutu’na çağırdı. Amacı, Coşkun Özarı’yı atayarak federasyon başkanı yapmaktı. Başta ben, hep beraber Özal’a, “Sayın Başbakanım, Futbol Federasyonu Başkanı seçimle gelsin. Öyle bir yasa çıkarılsın ki, özerk yapıya kavuşsun” dedik.

ÖZAL’IN DEDİĞİ OLURDU

Şöyle bir gözlüklerinin üstünden baktı, zamanın Milli Eğitim ve Spor Bakanı Hasan Celal Güzel’e döndü, “Çocuklar doğru söylüyor” dedi, “Bir ay içinde bana bir yasa taslağı hazırlayın, getirin.” Hasan Celal Bey, şöyle bir direnecek gibi oldu. “Bu taslak hazırlanacak beyefendi” dedi, onu iyice bir payladı.

ANAP iktidardaydı, Özal’ın mecliste büyük bir çoğunluğu vardı. İlk imzayı Özal atmışsa, arkasından tüm ANAP milletvekilleri de imzalamayı bir görev biliyorlardı. Ve yasa çıktı. Daha sonra pekçok olaylar yaşandı. Kongrede kavgalar oldu. Kongre başkanı Ata Aksu, o zaman milletvekiliydi. Gitti, federasyon başkanlığı koltuğuna oturdu. Zira bir kaos yaşanıyordu.

Özal, kendi koruma polisleriyle, onu o koltuktan kaldırttı, yasayı da buzdolabına koydu. Şenes Erzik’i de 4 yıl için Futbol Federasyonu Başkanı yaptı ve bunu da TBMM’ye onaylattı. Sonra, M. Ali Yılmaz bu yasayı geliştirdi ve “Profesyonel Futbol Yasası” çıktı. Yani, profesyonel futbol, özerk oldu.

İSTEDİĞİNİ YAPAMAZSIN

Tabii, özerkliğin bir manası var. Özerklik demek, “Ben seçimle geldim. Ben istediğim her şeyi yaparım” anlamına gelmez. Özerk kuruluşların da denetleyicileri vardır. Nitekim, futbol yasasının bir maddesinde, “Spordan Sorumlu Devlet Bakanı’nın Futbol Federasyonu’nu denetleme yetkisi vardır” der, “Gerekli gördüğü zaman da genel kurulu toplar.”

Haluk Ulusoy’un federasyon başkanlığında pekçok olaylar yaşadık. Kendisinin yönetim kurulu üyesi, Özkan Sümer’in asbaşkan olduğu bir Futbol Federasyonu seçiminde kongreye girmediler. Nedeni; 152 kişinin tamamlanmaması içindi. Nitekim, kongre yapılmadı. Düşünün bir kere, bir önceki Futbol Federasyonu’nun asbaşkanı ve iki yönetim kurulu üyesi, “Seçimler yapılmasın. Bir dahaki genel kurula kendi istediğimiz bir başkanın ve yönetim kurulunun seçilmesi için zaman kazanalım” düşüncesiyle 150 kişiyle alay edildi, devletin milyarları sokağa atıldı.

Bugün Haluk Ulusoy federasyon başkanı, İsmail Dilber yönetim kurulu üyesi, Özkan Sümer Trabzonspor Kulübü Başkanı olduğu güne kadar Haluk’un baş danışmanıydı. Yani istediklerine eriştiler.

Spordan Sorumlu Bakanımız Fikret Ünlü, 3813 numaralı yasayı değiştirmek için büyük bir atılıma girdi. Kulüp başkanlarını genel kurul üyesi yaptı.

Ve 250’ye yakın genel kurul üyesini yarı yarıya indirdi. Bu yasa çıkarken de Haluk Ulusoy, federasyon başkanı olarak büyük tepki gösterdi. Asbaşkanı Ata Aksu ile birlikte çalmadıkları kapı kalmadı. Hatta bir ara Mesut Yılmaz bile olaya müdahale etti.

Bakan’ın yasa taslağı önce Futbol Federasyonu’nun antetli kağıtları ve faks numaraları ile donatılmış binlerce faks, üst komisyon, alt komisyon üyelerine çekildi. Sonradan anlaşıldı ki, değişik isimlerle çekilen bu faksların hepsi Futbol Federasyonu’ndan gönderilmiş. Olay, Ünlü’nün hazırladığı daha çok özerkliğe sahip yasanın çıkarılmaması idi. Zira anlamamışlardı. Daha doğrusu anlayamamışlardı.

KOMİSYONLARDA ENGELLENDİ

Önce üst komisyonda yasa taslağı geçmedi, alt komisyonda ise didik didik oldu. Sonra da TBMM’de pekçok itirazlara rağmen Ünlü’nün yasası gerçekleşti. Oysa, Haluk Ulusoy ve arkadaşlarının anlamadığı bir şey vardı. Bu yasa, onlara daha çok özerklik ve hem de seçilebilme şansını çok daha veriyordu. Nitekim, ilk seçimde 80’e yakın oyu aldı ve başkan seçildi. Kulüp yöneticilerimiz, Haluk’un federasyonuna her istediklerini yaptırdılar. G.Saray, Fenerbahçe, Beşiktaş Kulüp Başkanları büyük bir maddi kriz içinde olduklarından Anadolu kulüplerinin havuzdan daha fazla para almak istemelerine göz yumdular. Ne oldu? Haluk, Anadolu kulüplerinin gözdesi haline geldi. Zira ondan büyük menfaatleri vardı.

Türkiye’de bir Başbakanlık Denetleme Kurulu vardır. Yanlış söylüyorsam beni ikaz edin. Bu kurul, ülkenin en büyük denetleme kurullarından biridir. Haluk’un federasyonunu didik didik inceledi. Pekçok hatalarını buldu. Pekçok yanlış harcama, savurganlık buldu. Buldu, buldu, buldu… Ve dosyayı bütün engellemelere rağmen bakanlığa verdi. Fikret Ünlü de savcılığa gönderdi. Savcılık ne yaptı? Haluk’un federasyonundaki tüm üyeleri, hatta görüp de genel kurullarda bizleri, yani genel kurul üyelerini uyarmadıkları için Futbol Federasyonu’nun Denetleme Kurulu’nu da mahkemeye verdi. Bu mahkeme devam ediyor. Sonucu ne olur bilemem. Söylendiğine göre hakim, bilirkişilere teslim etmiş dosyayı. Şimdi bilirkişilerin raporu bekleniyor.

DEVLET HİÇE SAYILDI

Türkiye – Azerbaycan maçında devlet hiçe sayıldı. 1. Ordu Kumandanı, İstanbul Valisi, devleti temsil eden bakan, UEFA Asbaşkanı, şeref tribününde, bizim Haluk ve arkadaşları kapalı tribünde. Onların önünde ordu bandosu, Azerbaycan ve Türk Milli Takımları, İstiklal Marşı söylenirken sırtları şeref tribününe dönük. Ne oldu, biliyor musunuz? Bu, bana göre devlete karşı yapılmış suça, savcı takipsizlik kararı verdi. Yargıya sonsuz itimadım var. Ama bu savcıyı tanımak isterim ve kendisini kutlamak isterim. Nedeni; devleti hiçe sayan insanların yanında olduğu için.

Şimdi Fikret Ünlü’nün futbol yasasına eklemek istediği bir madde var. Herkes ayağa kalktı. Diyorlar ki: “Bu madde eklenirse, FIFA bizi kovar. Milli maçlarımızı iptal eder. Şampiyonlar Ligi’ne iştirak edemeyiz.” Bilen de yazıyor, bilmeyen de konuşuyor, yazıyor.

FIFA, YASAMIZA KARIŞAMAZ

Ne FIFA, ne UEFA, Türkiye’de çıkacak yasalara burnunu sokamaz. Onlar ne zaman hareketlenir, biliyor musunuz? Bu çıkan yasaların sonucunda işin başındaki devlet bakanı, eğer federasyonu görevden alırsa. O zaman da FIFA ve UEFA, hem devlet bakanını ve yanındakileri çağırır, hem de Futbol Federasyonu’nun yetkililerini karşısına alır, her ikisini de dinler. Kim haklıysa ona göre karar verir. Bunun en yakın örneği Yunanistan’dır.

Şimdi yasaya eklenecek bu maddede hiçbir sorun yok. Mahkemedeyken geçen sürede “görevden alınır” lafı çıkarılmış. Mahkeme, federasyon başkanını ve yanındakileri suçlu bulursa, onları mahkum ederse, o zaman ne FIFA, ne UEFA, ne de bugün Haluk Ulusoy federasyonunu işlerine geliyor diye alkışlayanlar, arkasında devlet gücüyle duranlar hiçbir şey yapamaz.

Özerklik demek, derebeylik demek değildir. Biraz daha araştırarak, biraz da işin derinlerine inerek, tetkik edip, ona göre konuşmak, ona göre yorum yapmak gerekir.

Fikret Ünlü göreve geldiğinden beri Türk sporuna çok şeyler verdi. Bakanlığından ve milletvekilliğinden önce tanıyor ve hatırlıyorum. Sokaklarda özerklik için yapılan mitinglerin başında koşardı. Ama şimdi derebeylik yapmak isteyenlerin bu tabii işine gelmiyor.

29 Haziran 2001 tarihinden ilginç bir haber: Engelleme taktiği

TBMM Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Komisyonu’nun dün 3813 sayılı kanunun 37. maddesinde değişiklik gerçekleştirmek üzere yapması gereken toplantı, ‘‘toplantı yeter sayısı olan 9 kişinin gelmemesi üzerine’’ ertelenirken, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’la ilgili şok açıklamalarda bulundu. DSP’li üyelerle MHP’li komisyon başkanı Abdurrahman Küçük ve üye İbrahim Halil Oral’ın katıldığı toplantıya, ANAP, DYP ve MHP’li 4 üye katılmadı. Komisyon ön toplantısı sırasında Siirt Jetpa Başkanı Takiddin Yarayan ile Erzurumspor Başkanı Cemal Polat’ın ağabeyi Cezmi Polat ve ANAP Kocaeli Milletvekili Sefer Ekşi diğer üyelerin toplantıya girişini engelledi.

Ertelenen toplantı sonrası açıklama yapan komisyon başkanı Abdurrahman Küçük, ‘‘Toplantı yeter sayısına ulaşamadık’’ dedi. Bakan Ünlü ise milletvekillerinin özgür iradelerine saygı duyduğunu açıkladı.

Yasanın çıkmasına karşı olan gruptan Takiddin Yarayan ise, yasa değişikliğinin keyfiliği de beraberinde getireceğini vurgulayarak, ‘‘Fevkalade yanlış, mantığı olmayan bir yasa. Bu değişiklik çıksa bile, Anayasa Mahkemesi’nden döner’’ iddiasında bulundu.

TBMM’de dün bu gelişmeler yaşanırken, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ile ilgili şok açıklamalar yaptı. Ünlü, kulüp başkanlarının kendisine şikayette bulundukları Ulusoy’un yanında biraraya gelip, saf değiştirdiklerini iddia etti.

Ünlü, TBMM’de yaptığı açıklamada, “Bana gelip, Haluk Ulusoy’u ve federasyon yönetimini şikayet eden kulüp başkanları var. (Bizi bundan kurtar) diye şikayet edenler, (Altay Başkanı Nafiz Zorlu, federasyon ve Ulusoy aleyhine konuşmaya başladığında, takımı 7. sıradaydı. Sonra birden düşüşe geçip, aşağılara indi ve küme düştü. Zorlu’nun konuşmasının faturasını Altay ödedi) diye yakınanlar var. Federasyonun keyfiliğinden şikayet ediyorlar. Ancak, bu arkadaşlar biraraya gelince her şey değişiyor. O yakınan, yaka silken tepkili insanlar, birden Ulusoy taraftarı olup çıkıyor. Ancak her şey bitmedi; Federasyonun keyfi tutumunu, elindeki gücü kötü kullanmasına FİFA ve UEFA kurallarını da unutmayarak izin vermeyeceğiz” dedi.

Ünlü’nün “kulüp başkanlarının kendisine şikayette bulundukları Ulusoy’un yanında biraraya gelip, saf değiştirdiklerini iddia etmesi” sizlere günümüzle ilgili bir çağrışım yapmıyor mu? Tesadüf mü dersiniz?

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: