FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

HALUK ULUSOY DOSYASI – 15

leave a comment »

04 Ocak 2007 tarihinde yazılı bir açıklama yapan Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, görevlerini sürdürdüklerini belirterek, Haziran ayında yapılacak Mali Genel Kurul’da istenildiği takdirde seçim konusunu görüşmeye hazır olduğunu duyurur.

Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun yaptığı toplantının ardından açıklanan metin şöyledir:

“Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, 25 Aralık 2006 tarihinde yaptığı açıklamanın son bölümünde, “Futbol ve futbol ailesinin siyasi baskı altında tutulmasına en fazla karşı çıkanlardanım. Kulüplerimiz ve delegelerimize daha fazla baskı yapılmamasını, Sayın Bakan’ın olası bir çağrısının tek muhatabı olarak Türkiye Futbol Federasyonu’nun görülmesini, bu gerçekleşirse çağrı hakkında mevzuat çerçevesinde gereğini yapacağımızı, kamuoyunun bilgisine sunuyorum” demişti.

Bu ifadeleri içeren bir açıklama yapmasının gerisinde, hiç kuşkusuz bugün yaşanan dramatik tabloyu günler öncesinden görerek futboldaki kaos ortamının daha da tırmandırılmaması için bir uyarıda bulunmak istemi vardı.

Sonraki günlerde, değerli kamuoyunun da yakından bildiği gibi, Olağanüstü Genel Kurul çağrısı yapmak için başlatılan hareket, hedeflediği rakama ulaşamadı ve önceden açıklanan takvimi 8 Ocak tarihine erteledi.

Bu süre içerisinde, üzülerek belirtmeliyiz ki Genel Kurul’da oy kullanma hakkında sahip kulüplerimiz ile delegelerimiz üzerinde, önceden başlatılan baskı ve tehditler giderek artan bir şiddet ve özerklik tarihinin hiçbir döneminde yaşanmayan bir boyuta ulaştı.

Başta siyasiler olmak üzere, sporla ilgili bazı kurumların üst düzey yöneticileri, bazı belediye başkanları, bazı mülki amirlerin de içinde bulundukları bu hareket, özellikle de son günlerde sadece kaygı değil, futbol adına utanç verici bir hal aldı.

Öyle ki bu baskılar, bu kurumlardan birine bağlı olarak çalışan bazı genel kurul delegelerinin, görevlerinden uzaklaştırılabilecekleri tehdidiyle karşılaşmalarına kadar bile vardı.

Çok sayıda genel kurul delegesinden gelen bu ve benzer yakınmalar, aklıselimi tamamen dışlamış bazı çevrelerce, futbolun bu ülkede hangi noktalara taşındığının ibretle izlenmesi gereken belgeseli haline dönüştürüldü.

Futbolu kamplara bölmek için her yolu mübah sayan bir zihniyetin, futbol ailesi bünyesinde yarattığı tahribatın bugün ulaştırıldığı boyut, son derece endişe vericidir.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Sayın Haluk Ulusoy, değişik defalarda Haziran ayında yapılacak Olağan Mali Kurul sırasında, istenildiği takdirde futbolun seçimi de dahil her türlü sorununu görüşmeye ve tartışmaya hazır olduğunu açıkladı. Yönetim Kurulu olarak dün olduğu gibi bugün de Sayın Başkanımızla aynı noktadayız.

Futbolun siyasi müdahalelerle, baskı ve tehditlerle değil, Genel Kurul delegelerinin özgür iradeleriyle kendi kaderini kendisinin belirlemesinden yanayız.

Bu tür müdahalelerde bulunanları da siyaset güdümlü bu girişime öncülük yaparak alet olanları da şiddetle kınıyoruz.

Sayın Ulusoy Futbol Federasyonu Başkanlığı koltuğuna yapışıp yaşamayı hiçbir zaman düşünmedi. Gerek kendisi, gerekse en yakın çalışma arkadaşları olarak bizler, her dönemde futbol için daha fazla ne yapılabileceğinin, futbol ailesine daha fazla neyi katabileceğimizin, bu ülke futbolunu uluslararası platformda daha büyük başarılara nasıl taşıyacağımızın hesabı içerisinde olduk. Futbolun daha huzurlu, daha mutlu, daha hoşgörülü, daha saygın ve daha başarılı bir ortama taşınmasından öte bir hesabımız yok.

Bir kez daha altını çizmekte yarar görüyoruz; Amaca ulaşmak için futbolun değerlerini altüst eden her türlü yöntemi deneyen bu zihniyeti şiddetle kınıyor ve karşısında duruyoruz.

Futbolun huzura, barışa, dostluğa, zorlamayla yok edilen değerlerini yeniden oluşturmaya gereksinimi var. Dün olduğu gibi, bugün de sergilediğimiz bu duruşun temel sebebi, bazı çevrelerin sandığı gibi koltuk aşkı değil, futbolun özerkliğini sonuna kadar savunma sorumluluğumuzdur. Bir yandan liglerin, diğer yandan Milli Takımımızın Avrupa Şampiyonası Grup Eleme maçlarının oynanacağı bir takvimde, futbolun gündemini seçimle işgal etmeyi, futbola verilecek en büyük zarar olarak görüyoruz.

Hizmete devam ediyor ve Genel Kurul iradesi dışındaki hiçbir zorlamadan yılmayıp görevimizi sürdürüyoruz. Haziran ayında, futbolun bugünkü sorunları ile futbola bugün sorun olanları, futbolun en üst düzey organı olan Genel Kurul’un gündemine TFF Yönetim Kurulu olarak bizzat taşıyacağımızı değerli kamuoyunun bilgisine, saygıyla sunarız.”

5 Ocak 2007’de Ulusoy başkanlığında toplanan Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, haziran ayında yapılacak mali genel kurulda seçim kararı alınmasını ve temmuzda da sandık başına gidilmesini kararlaştırır.

Levent Kızıl başkanlığında oy toplama işini hızlandıran muhalefet ise, bu karara tepki gösterdi ve seçimin, yasal prosedür içinde en geç nisan ayı içinde yapılması gerektiğini ifade eder.

8 Ocak 2007’de Bursaspor Kulübü Başkanı Levent Kızıl, Futbol Federasyonu’nu olağanüstü genel kurul toplantısına çağırmak için noterden tasdikli 106 imzayı, federasyona gönderdiklerini açıklar.

Kızıl, “Seçim için delegelerin yüzde 40’nın imzası gerekiyordu ama biz yüzde 60’nın imzasını aldık” der.

Seçimli yönetimlerde ortaya çıkan güvensizlik durumunda işleri tekrar normalleştirecek enstrümanlardan birinin seçim olduğunu kaydeden Kızıl, “Futbol ailesinin en büyük organı olan genel kurulun delegeleri olarak bu kaosa seyirci kalamazdık. Yasanın bize tanıdığı imkanlar çerçevesinde başvuruyu yaparak gerekli yasal süreci bugün itibariyle başlatmış bulunuyoruz. Başvurumuzla yapmak istediğimiz, yapılacak bir seçimle kaybolan güven ve adalet duygularını geri getirmek, futbol ekonomisini sağlıklı ve yasal olarak büyütecek altyapının kurulmasını sağlamak, icra organı olarak Futbol Federasyonu’nun kurumsallaşması ve sürekli başarı için gerekli iklimi yaratmaktır” diye konuşur.

Futbol Federasyonu yönetimini eleştiren Levent Kızıl, “Yönetimi elinde bulunduranların, yapmadıkları icraatlar ve yarattığı kaoslar yadsınamaz bir gerçek. Konuyu kişiselleştirmeleri ve başka platforma çekme çabaları, en hafifinden hedef saptırmaktır” der.

Seçim sürecinin yanlışlığı ve futboldaki kaosu artıracağı iddialarının külliyen yalan olduğunu ifade eden Kızıl, “İddia sahipleri, var olduğunu kabul ettikleri kaosun sona erdirilmesi konusunda samimilerse, mevcut yasa ve statümüz 21 günde seçimi mümkün kılmaktadır. Dolayısıyla 2. devrenin başına yetişecek bir yasal takvim imkanı bulunmaktadır. Tepkiler ve talepler karşısında seçime gitmeyen bir yönetimin, Türk futbolunun geleceği gibi bir kaygısı olduğunu söylemek mümkün değil. Olsa olsa, söylenebilecek şey, koltuk hırsı ve ‘benden sonrası tufan’ anlayışıdır” şeklinde konuşur.

Mevzuatın öngördüğü şekilde yapılmış bir başvurudan sonra seçimin kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Kızıl, “Mevzuattaki maksimum süreleri kullanmaya çalışmak, hukuku zorlayacak yorumlar yapmak, ‘koltuğa yapışmayız’ iddialarıyla da çelişir. Buradan futbol kamuoyu ve değerli spor medyası da başta olmak üzere futbol ile ilgili her kesime sesleniyoruz; bugünden itibaren kaosu ortadan kaldıracak seçimin en kısa sürede yapılması için çaba sarf etmek, imza sahipleri kadar sizlerin de sorumluluğunuzdadır” der.

Geçen yılki seçimlerde Haluk Ulusoy’u desteklediğinin hatırlatılması üzerine Kızıl, “Bir sene evvelki seçimde, 4 sene başkanlığımı yapmış başkanın arkasında olduğumu söylemiştim. İnsanlar nikah yapıyor, ayrılıyor. Ulusoy ile kişisel sevgim ve saygımda azalma, eksilme olmaz, ama burada görev yapıyoruz. Bir yıldır Türk futbolunda icraat yapılmamaktadır. Telefonlarımıza bile çıkılmıyor. Bugünün geleceğini Fenerbahçe-Bursaspor maçından evvel söylemiştim. Türk futbolunun kaosta olduğunda herkes hemfikir” şeklinde konuşur.

Bu girişiminden sonra Burasspor’a farklı davranılıp davranılmayacağı sorusuna Kızıl, “İyi takım sahada kazanır. Galatasaray maçında verilmeyen penaltılar ve birçok haksızlık olmasına rağmen girdiğimiz pozisyonları değerlendirsek kazanırdık. Öyle bir şey olacağını tahmin etmiyorum” yanıtını verir.

Kızıl, “Federasyonun hiçbir şey yapmadığını söylüyorsunuz. (A) Milli Takım’ın başarısı ve İsviçre maçından sonraki cezaların düşmesi konusunda ne düşünüyorsunuz” sorusunu, “Cezalar kimin tarafından düşürülmüştür bilemem. Şenes Bey’e sorabilirsiniz. Milli takım federasyonun değil, Türk halkınındır. Sahaya çıkıp yönetim kurulu oynamıyor. Altyapıda adaletsiz dağıtım yapıldı. FIFA listesine müdahale edildi. Bir sürü bekleyen konularımız var. Vergi stopajları geldi dayandı, bir çalışma yok. Cezanın düşmesinde payları olduysa hepsine teşekkür ederiz. Bildiğim kadarıyla en büyük pay Şenes Erzik’indir” şeklinde yanıtlar.

Bu arada TFF imzaların fotokopilerini kabul etmez. 106 delegenin imzasından oluşan fotokopiden ibaret örneğin, orjinal nüshalarının gelmesi halinde bu girişimi ciddiye alacaklarını belirten Federasyon yetkilileri, bunun hukuken de uygunsuz olduğunu bildirirler.

Bakan Şahin 9 Ocak 2007’de Futbol Federasyon Başkanlığı için kimseyi aday olarak önermediğini, önermesinin de doğru olmayacağını ifade ederek, “Böyle bir yetkim ve görevim de yok” der.

Aynı gün Futbol Federasyonu eski başkanı Av.Dr. Levent Bıçakcı, UEFA’da görev yapan bir futbol adamı olarak Futbol Federasyonu konusunda bu aşamaya gelinmesinin kendisini hiç memnun etmediğini belirterek, “Türk futbolunun daha fazla yara almaması adına seçimlerin yasadaki sürelere bağlı kalmaksızın derhal yapılması doğru olacaktır” der.

Bıçakcı, Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) ana statüsünün olağanüstü genel kurula ilişkin maddesinin farklı yorumlara sebep olacak nitelikte yoruma açık bir şekilde düzenlendiğini vurgulayarak, “Bu madde uyarınca yasal işlemlerin en kısa süre içinde tamamlanarak olağanüstü seçim genel kurul tarihi belirlenmelidir. Kaldı ki, 106 delegenin yazılı müracaatının yapıldığı göz önünde bulundurulursa TFF Yönetim Kurulu’nun ivedilikle olağanüstü genel kurulu toplaması, genel kurulun iradesine uygun olarak hukukun gereği olmaktadır” der.

TFF’nin genel kurulu Haziran ayına almaya çalışmasına bir açıklama da eski hakem Metin Tokat’tan gelir. 9 Ocak tarihli yazısında:

Neden Haziran?

Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, Genel Kurul’un Haziran ayında toplanması gerektiği konusunda bir açıklama yaptı. Bu açıklama içinde öne sürülen gerekçeler ve ortaya atılan iddialar ilk bakışta kamuoyu tarafından masumane ve geçerli nedenlere dayalı gibi görülebilir.

Özellikle “Genel Kurul delegelerinin özgür iradeleriyle kendi kaderini kendisinin belirlemesinden yana olunması gerektiği ve Genel Kurul’da oy kullanma hakkına sahip kulüpler ve delegeler üzerinde, başlatılan baskı ve tehditlerin giderek arttığı” yolundaki açıklamalar demokrasiyi savunan her birey tarafından doğru değerlendirilebilir. Ancak bu açıklamayı yapan zihniyetin de, bu ilkelere bağlı olması ve asla taviz vermemesi durumunda düşünceler geçerlilik kazanabilir.

Anılar canlandı

Ne var ki yapılan bu açıklama ben ve benimle birlikte 26 Nisan 2004 tarihindeki Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği Genel Başkanlığı Genel Kurulu’nu yaşayan tüm hakem ve gözlemci camiasının zihninde antidemokratik tavırların nasıl sergilendiği konusundaki bazı anıları bir anda canlandırıverdi.

Bu satırların yazarı genel başkanlık için adaydır. Genel Kurul’un toplanmasına yedi gün kalmıştır ve başka aday yoktur. Dönemin MHK Başkanı Bülent Yavuz, on gün önce yapılan süper lig hakem seminerinde, “Metin Tokat kardeşim bu işi çok iyi yürütmektedir. Adayımız yine kendisidir” diyerek bir açıklama yapmıştır. Ancak bu açıklamaya rağmen bugün, “Genel Kurul delegelerinin özgür iradeleriyle kendi kaderini kendisinin belirlemesinden yanayız” diyen zihniyet düğmeye basmış ve bir hafta içinde Haluk Ulusoy tarafından Mustafa Çulcu, Genel Başkan adayı olarak ortaya çıkarılmıştır.

Talimat verildi

MHK başkanı başta olmak üzere tüm MHK üyelerine Federasyon Başkanı ve Yönetim Kurulu üyelerince “Koşullar ne olursa olsun Metin Tokat, Genel Başkan olmayacak, bir yanlışlık olursa…” talimatı verilmiştir. İşte o andan itibaren inanılmaz bir çalışma ve inanılmaz bir baskı başlamıştır. Hatta bu baskılar tehdit aşamasına geçmiş ve “Metin Tokat’ın listesinde yer alan hakem ya da gözlemciler bu işi bırakmayı göze alsınlar” biçimine dönüşmüştür. 25 Nisan 2006 Pazar gecesi genel kurul öncesi verilen yemekte bütün MHK üyeleri masaları tek tek gezerek hakem ve gözlemcilere bu talimatı bizzat iletmişlerdir. MHK Bölge Sorumlularının toplantıları gece yarılarına kadar sürmüş; hatta baskı o denli büyümüştür ki, bazı MHK üyeleri Kuran’a el bastırmak gibi bir yol bile seçmişlerdir. Ve gece yarısından sonra gelen telefonlardaki bütün söylemler birbirinin benzeridir: “Hocam lütfen beni affet, seni çok sevdiğimi, hep yanında olduğumu biliyorsun ama…”

Burada Cem Papila’nın hakkını teslim etmek lazım. Sözünde durarak iki listeye de girmemiştir. Sonuçta bugün yaşadığı sıkıntının temelinde o günkü dik duruşu yatmaktadır.

İşte özgür irade

İşte bugün demokrasiyi ve özgür iradeyi savunanların öteki yüzünü ortaya koyabilecek kısa bir özet.

Geçtiğimiz federasyon seçiminde Haluk Ulusoy lehine oy kullanarak seçilmesine katkısı olan delegelerden kaçının federasyonda maaşlı olarak çalıştığı, kaçının alt kurullarda görev yaptığını kamuoyu çok iyi biliyor. İşte size demokrasi ve özgür irade…

Neden Haziran? Ki o tarihte de yapılıp yapılmayacağı da belli değil ya.

Ligin ikinci devresinin başlamasıyla birlikte verilecek tavizler çoğalacak. Seçim için imza veren kulüplerle diğerleri arasında oynanacak tüm maçlarda olabilecek masum hakem hatalarının nelere mal olabileceğini düşünmek bile çok zor.

Federasyonun kulüplere tesis yardımı adı altında dağıtacağı paraların hangi kulüplere verilebileceğini tahmin etmek zor olmasa gerek.

Profesyonel Disiplin Kurulu’nun vereceği cezalarda takım farkı gözetip gözetmeyeceği veya Tahkim Kurulu’nun bu cezalardaki indirim oranını neye göre yapacağı hepimizin malumu.

Futbolun daha huzurlu, daha mutlu, daha hoşgörülü, daha saygın ve daha başarılı bir ortama taşınmasından öte bir hesabı olmayanların, yapılabilecek en kısa sürede Genel Kurulu toplayarak ya kendilerine GÜVEN tazelemeleri ya da yeni bir oluşum için ortamı hazırlamaları gerekmektedir.

Doğru olan da en çok ihtiyaç duyulan da budur.

10 Ocak 2007’de Sabah Gazetesi yazarı Serdar Ali Çelikel de konuya değinmektedir:

Federasyon ve seçim

Ulusoy Federasyonu, 106 delegenin imzasıyla seçime çağrıldı. Dün rakam 111’e çıktı. Gençlerbirliği 4 imza daha gönderdi. Ankara Bugsaş Kulübü de 1… Altay bugün 2 imza daha verecek ve toplam sayı 113’e ulaşacak. Yani bugün genel kurul delege sayısının yüzde 51’i seçim istediğini beyan etmiş olacak. Konu çetrefilli. Madde madde gidelim:

20 promosyon oy ne oldu?

İlk kez bu satırların sahibi yazmıştı. Ulusoy “70 imza bile toplayamazlar. 70’i toplasınlar 20 imza da benden” demişti. Bugün 113 imza konuşuluyor. Şimdi Haluk Başkan 20 imzayı toplayacak mı; merak ediyorum.

Ulusoy, “Erken seçim isteyen kendine baksın” dedi mi?

Sabah okurları iyi bilir. Ali Erdoğan imzasıyla bir manşet atmıştık. Haberimiz şuydu:

“Ulusoy, seçimin yapılmasını isteyen hükümetle ilgili yakın çevresine, ‘Meclis’teki bazı gruplar ve bazı kuruluşlar da ülkede erken genel seçim istiyor. Seçim isteyen kendine baksın’ diyor.” Bakan Şahin bu haberimiz üzerine sert bir açıklama yapmıştı. Haberle ilgili 2 gün boyunca hiç tepki vermeyen Haluk Başkan, Bakan’ın açıklamaları karşısında haberimizi yalanladı. Daha 3 gün önce Fanatik Gazetesi’nde sevgili Gökmen Özdenak’a konuşan Ulusoy, aynen şu cümleyi kurdu:

“Erken seçim isteyen kendine baksın.”

Ulusoy koltuğa yapışır mı?

“Yapışmam” diyor ama seçimi geciktirmek için her şeyi yapacağını düşünüyorum. Çünkü bence Ulusoy’un yaşam biçimi, federasyon başkanlığı. Haluk Ulusoy, federasyon başkanlığı yapamazsa; motivasyonunu, moralini büyük ölçüde yitirir. Zaten babası sayın Saffet Ulusoy, 16 Ocak’taki seçimden önce kendisine “Oğlun aday olmasın” diyenlere şu cevabı vermişti:

“Oğlum 1.5 senedir ruh gibiydi. Gözümün önünde eridi.” O yüzden Haluk Bey koltukta bir gün daha fazla kalmak isteyecektir.

Seçim ne zaman olur?

Bence yarın olmalı. Kesinlikle lig başlamadan yapılmalı. Ulusoy, “Futbolun iyiliği için seçim olmamalı, Milli Takım etkilenir” diyor.

1-Milli Takım, Ulusoy’la başarılı olacak, başkasıyla olamayacaksa hemen lağvedilsin. Ya da Ulusoy kalırsa teknik adama da gerek olmadığından Fatih Terim gönderilsin.

2-Madem Ulusoy yönetimi, futbolun geleceğini ve Milli Takım’ı düşünüyor. O zaman lig başlamadan seçimi yapsın. Şimdi biraz geleceğe 2. yarının ilk hafta maçlarına gidelim. İlk maç A.GücüBursa. Maçı bir hakem hatasıyla A.Gücü kazanırsa ne olur? Bursaspor, ” Biz Ulusoy’a muhaliftik, Ankaragücü ise Ulusoy yandaşıydı. Ulusoy’un hakemleri bizim gibileri doğruyor. Ama 113 delegenin hepsi mi doğranacak?” derse, Ulusoy ne cevap verir çok merak ediyorum. Aynı maç ikinci senaryo: Maçı bir hakem hatasıyla Bursaspor kazandı. Bu kez Ankaragücü, “Biz Ulusoy yandaşı, Bursa karşıtıydı. Hakemler bu durumdan etkilendi. ‘Bursa’yı bilerek yakıyorlar’ demesinler diye hakemler bizi bitirdi. Ulusoy aleyhine imza vermeyen 112 delegenin hepsi mi doğranacak?” derse, Ulusoy’un ne cevap vereceğini daha çok merak ediyorum. Federasyon yönetimi samimi olmalı, seçimi bir an önce yapmalı.

Ulusoy aday olur mu?

Bence olmalı. Seçimi bir an önce yapıp tekrar sandık iradesinin karşısına çıkmalı. Bir daha kazanırsa Bakan Şahin’i, Levent Kızıl’ı, Özhan Canaydın’ı, Aziz Yıldırım’ı istifaya çağırmalı. Kalan dönemini tamamladığı gibi kanunu değiştirip, bir 3 dönem daha seçilmeli. Ama ne olursa olsun sandıktan kaçmamalı ve seçimi geciktirmemeli. Boğulmakta olan futbola suni teneffüsü yapmalı.

Siyasi baskı var mıydı?

Hem evet, hem hayır. Evet Bakan Şahin ve hükümetin bir kısmı, Ulusoy’u istemiyordu. Bunun için çeşitli girişimler yaptılar. Ama ya çok beceriksizlerdi ya da anlatılan kadar yoğun bir baskı yoktu. Bir örnek vereyim: Beşiktaş Asbaşkanı Murat Aksu, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun oğlu. Başbakan Aksu’yu çağırıp, “Biz bu Ulusoy’u istemiyoruz. Beşiktaş da onu destekliyor. Oğluna söyle o yönetimden istifa etsin. Bize zarar veriyor” dese ne olurdu?

Beşiktaş kongresinin bile rengi değişirdi. Benim baskıdan anladığım bu. Bu kadar baskı oldu mu? Hayır. Ama bir etki var mıydı? Evet. Bir de şunu sormak gerek: Ulusoy, Bermek’e karşı kazanırken 102 karşıt oy yok muydu? Yani bu imza veren delegelerin hepsi mi devlete göbekten bağlı? Ulusoy’u gerçekten istemeyen bir kişi bile yok mu?

Levent Kızıl aday olur mu?

Gerçekten son basın toplantısında söylediği gibi bu kadar imza bir daha toplanmaz. Bu işi Kızıl’dan başkası da yapamazdı. Kızıl, bu organizasyon yeteneğiyle çok istediği federasyon başkanlığı için artı puanlar kazandı. Şimdi üstüne yapışan görevi yaptı. Ancak bana kalırsa Kızıl bu dönem aday olmayı düşünmüyor.

Seçim neyi değiştirir?

En önemlisi futbol camiasına nefes aldırır. Sonra yeni yönetimin (Haluk Ulusoy da olsa) projelerini, vizyonlarını, yapacaklarını sorgulama zamanı gelir nasıl olsa.

Futbol Federasyonu muhaliflerinin arasında Hasan Doğan adının geçmesi, Ankaraspor Onursal Başkanı’nı kızdırır. Melih Gökçek 11 Ocak’ta, “Bırakın yönetimde yer almasını, kulis yaptığını anlarsam beni seven insanların tek biri orada olmaz. Bu doğru ise buyursun kendi yapsın der ve çeker gideriz. İlk söylediğim sözün arkasındayım. Bizim tek başkan adayımız var, o da Hamdi Akın. Boşuna bir başka aday konuşulmasın, adı gündeme getirilmesin” der.

Aynı gün Tahkim Kurulu Başkanı Türker Aslan ilginç açıklamalar yapar. Bir soruyu yanıtlayan Tahkim Kurul Başkanı Arslan, verecekleri kararlarla ilgili olarak kendilerine gelen talep ve baskılarla ilgilenmediklerini, hukukun gereğini yerine getirdiklerini ifade ederek, ”Gece yarıları bana kimlerin telefon ettiğini söylesem şaşarsınız” der. Verdikleri kararların her zaman arkasında olduklarını ifade eden Türker Arslan, şunları söyler:

”Verdiğimiz kararlarda tarafların memnun olması ya da memnun olmaması çok normal. Kararlarımızı verdiğimizde onun arkasındayız. Bu kararları verene kadar bize talepler baskılar geliyor mu? Bunlar bizi hiç ilgilendirmiyor. Ben 13 yıldır bu görevin içindeyim. Bana hiç telefon gelmedi mi? Rica gelmedi mi? Gelmez olur mu… Gece yarıları bana kimlerin telefon ettiğini söylesem şaşarsınız, ama bu konuları dikkate almadan hukukun gereğini yaptığımızdan emin olabilirsiniz.’

Kulüp yöneticilerine verilen hak mahrumiyeti cezalarının kapsamı konusunda çok açık bir hüküm bulunmuyor. Hak mahrumiyeti cezasının amacına ulaştığı inancında değilim. Pratikte bir sonucu olduğu fazla görünmüyor.

Bugüne kadar 4 federasyon başkanıyla çalıştım ve şimdiye kadar hiç birisinden (Şu karar şöyle olabilir mi) şeklinde bir telkinle karşılaşmadım.

“Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), çok dar bir zaman içerisinde çalıştığı için geniş bir araştırma yapma şansına sahip değil. Maçla ilgili gelen raporları değerlendirerek bir an evvel olayı sonuçlandırmak zorunda.

Örneğin; Mersin İdmanyurdu’nun bir maçıyla ilgili iki oyuncu Selim ve Birkant’la ilgili temsilcilerin raporlarında maç sonunda hakemlere ağır küfürler ettikleri hatta fiziki müdahaleye yeltendikleri, ancak olayların önlendiği bilgileri vardı. Bu oyunculara 4’er maç ceza verilmişti. Olayla ilgili görüntüler ibraz edildi, izledik. Halbuki Selim’in küfür etmeyi bırakın olayları yatıştırmak için çok büyük çaba sarf ettiğini görüntülerden tespit ettik. Temsilci de bu olaylarla ilgili açık bir şey yazmamış. Gözlemci ve temsilciyi kurula çağırdık. Sonuçta olayların 3-5 numaralı oyuncular (Selim ve Birkant) değil, 7-10 numaralı oyuncular olduğunu tespit ettik. Böylece biz bir hukuki hatanın oluşmasını engelleme imkanı bulduk.”

Geçen sezonlarda Beşiktaş forması giyerken Fenerbahçe ile yaptıkları maçta Nobre’ye yaptığı bir hareketten dolayı Emre’nin ve Fenerbahçe’nin Trabzonspor ile yaptığı maçta Semih’e verilen cezaların kaldırılmasıyla ilgili fikri sorulan Arslan, iki olayda da kendisinin görevde olmadığını hatırlatarak, ”Ne Emre’nin ne Semih’in cezaları kaldırılmazdı. Her iki kararı da doğru bulmuyorum” der.

12 Ocak tarihinde Ergun Babahan imza olayının perde arkasına kendi yorumunu getirir:

Futbol Federasyonu

Fenerbahçe Kulübü ve taraftarının Haluk Ulusoy yönetimine sıcak bakmadığı bir gerçek. Aynı iddia Ulusoy yönetimi için de söylenebilir. Hıncal Uluç’un deyimiyle; G.Saraylı olan Ulusoy sarılacivertlilere sıcak bakmıyor.

Şimdi Ulusoy yönetimi için bir güvensizlik beyanı sözkonusu.

Ancak bundan çok önce Fenerbahçe yönetimi ve taraftarı Ulusoy yönetimine güvensizlik oyunu vermişti.

Bu beyanda Fenerbahçe’nin rolü belirleyici değil. Daha belirleyici olan, iktidardan stat yapımı, inşaat izni gibi konularda beklentisi olanlarda. Bu beklenti içinde olanlar, iktidara yakın veya iktidar yanlısı yönetimlerle işbirliği yapıp olağanüstü kongre çağrısı yaptılar. Zaten Spordan Sorumlu Devlet Bakanı da uzun süreden beri bu çağrının yapılmasını istiyordu.

Buradan çıkacak ilk sonuç şudur: İktidar futbola müdahale etmiştir ve bunun için kendisinden beklentisi olan yöneticileri kullanmıştır.

İkinci sonuç ise Türkiye’de özerkliğin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsız bir devlet olması kadar olduğudur.

Yani, KKTC Cumhurbaşkanı nasıl sıradan bir üstgeçiti yıkmak için Ankara’dan izin ve onay olmak zorundaysa, federasyonlar da iktidarın adamı ve ekibi olmak durumundadır. Bu çıplak bir gerçektir.

İktidara kim gelirse gelsin, bağımsız kurul, özerk federasyon gibi tanımlar hiçbir inandırıcılığı olmayan boş kavramlardır. Peki ne yapmalı?

İktidarın futboldan elini çekmeyeceği kesin. O yüzden federasyon başkanlığına başbakanın bile saygı duyacağı bir isim ve ekip bulmak şart.

Türkiye gibi ülkelerde kurumlardan çok kişiler önem kazanıyor. Bu öyle bir isim olmalı ki, en karşısındaki kulüpler bile “Bu adam bu işi yapar” duygusuna sahip olsun. Yoksa, Türkiye’de futbol içine girdiği kaosta yuvarlanmaya devam eder. Federasyon, onun yetkili kurulları tarafından atanan hakemler tartışıldığı sürece, kulüplerin başına futboldaki başarı dışında amaçları kovalayan insanlar geldiği sürece spordaki kirlilik devam eder.

Hiç olmazsa saygın bir isimde birleşin. Yoksa bindiğiniz dalı keseceksiniz.

Futbol Federasyonu Başkanvekili Affan Keçeci ligtv.com.tr adresli internet sitesinde 13 Ocak’ta yer alan röportajında, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un önceki başkanlığı dönemiyle ilgili yargıya intikal eden konular olduğunu, ancak bunların karara bağlanmadığını belirterek, “19 Ocak 2006 tarihinde seçim kongresi oldu ve sayın Haluk Ulusoy başkanlığında yönetime seçildik. O günden beri durdurak bilmez bir çalışma içindeyiz. Tüm görevlerimiz ve de federasyonun kuruluşu, yasada net olarak belirtilmiş olduğundan o doğrultuda hareket etmekteyiz. Tabi ki o doğrultuda hareket ederken bir takım statü ve talimatlar da var, onlar da harfiyen yerine getirilmekte” diye konuşur.

Keçeci, seçime gidilmesi yönünde bazı kulüplerin imza toplamasıyla ilgili soruyu, “Burada yapılan yanlışlık var. Şu anda sayın Haluk Ulusoy’un başkanlığındaki yönetim kurulunda yer alan 2 başkanvekili ve 12 üye arkadaşlarımızın hepsi ilk defa görev alan insanlar. Sayın Ulusoy ile ilgili olarak daha önceki dönemde teftiş kurulunun vermiş olduğu bir rapordan ötürü yargıya intikal eden bir konu var. Yargıdaki konunun, neticesinin de alınması gerekir. Yapmış olduğumuz görevde bir seneyi doldurmak üzereyiz. Bu 1 sene içinde toplanan imzalarla ‘Bu yönetim kurulu gitsin’ dendiği vakit bunun gerekçesinin ortaya konması lazım. Toplanan imzalarla ilgilenmiyorum” yanıtını verir.

Keçeci, federasyon yönetim kurulunun seçim konusunu haziran ayındaki mali genel kurulda gündeme getirme yönünde olduğunu ifade ederek, “Bugüne kadar federasyona birçok başkan ve yönetici geldi. İmza toplama konusundan dolayı doğacak olan olağanüstü kongreler olursa ondan sonra ne olur? Her seçim sonrası imza toplanmaya başlar” der.

Daha önce açıklama yaptıklarını ve “Haziran ayında bunu konuşalım” dediklerini hatırlatan Keçeci, “Haziran ayına ne kalmış zaten. İmza toplamayla ilgili zaten aşağı yukarı o günlere denk geliyor. İnsanların almış aldığı tüm kararlara saygım vardır. Aldıkları kararı tasvip ederim etmem ayrı konu. Ancak bildiğim bir şey vardır, şu anda son derece önemli bir süreç var. Önümüzde önemli 2 maçımız var.”

16 Ocak tarihinde ilginç bir iddia ortaya atılır. Ulusoy’un kemik destekçilerinden, akraba Demirören’in, Haluk Ulusoy’un ayrılması durumunda, geçen seçimdeki rakibi Fikret Orman’ı Futbol Federasyonu başkanlığına önermeyi planladığı sızdırılır. Konu hakkında yalanlama veya doğrulama yapılmaz.

Seçimin geciktirilmesindeki sakıncalara dikkat çeken isimlere 17 Ocak’ta Ahmet Çakar da katılır:

Kapıdaki tehlike

İmzalar toplandı. Artık seçim kaçınılmaz. Kulüplerin bir kısmı seçim için ya da diğer bir deyimle Haluk Ulusoy’un gitmesi için imza verdiler. Bir kısım kulüpler de istikrar kisvesine sığınarak Haluk Ulusoy savunuculuğuna soyundular. Otomatik olarak Türk futbolu kulüpler bazında iki kampa bölündü. Bir tarafta Beşiktaş ve Trabzon’un başını çektiği Ulusoycular, diğer tarafta da Fenerbahçe ve Galatasaray’ın başını çektiği Ulusoy karşıtları..

Bu tablo, en çok hakemlerin işini güçleştirecek . Zaten tecrübe ve yetenek sıkıntısı yaşayan hakemler böylesine bir tabloda daha zorlanacaklar. Üstelik başlarında kulağına küpe takacağını ilan edebilecek kadar gayri ciddi bir MHK Başkanı varken, ikinci devre işleri hiç de kolay olmayacak.

Ulusoycular, imzacılara kızabilirler.. “İmzaları niye toplayıp da kaos yarattınız” diyebilirler.Halbuki onların isteği istikrar değil. Ulusoy federasyonu ve beraberinde getirdiği şartlar, Ulusoy’u savunan kulüplere imtiyaz sağlıyor. Şimdi bu imtiyazın iltimasa dönüşmesi için yoğun bir çaba sarf edecekler ve Haluk Ulusoy’u savunan kulüpler açık açık söylemeseler de federasyondan, kurumlardan, hakemlerden hep destek arzulayacaklar. Daha da kötüsü; imza vermiş kulüpler de ” Acaba bizim kafamız kopartılacak mı? ” endişesiyle seçim gününü bekleyecekler.

Bu tabloyu çözmek beklenti ve korkuları azaltmak Ulusoy federasyonunun elinde. Eğer onlar Türk futbol liglerinin ikinci yarıda huzurlu geçmesini istiyorlarsa ve söyledikleri gibi iyi niyetli iseler, derhal seçim yapmalılar. Bu tarih, kanun gereği imzaların toplanmasından 21 gün sonrasına tekabül ediyor. Yani yaklaşık ocak ayının son günleri.. Yaparsın seçimi, aday olursun veya olmazsın, kazanırsın ya da kazanamazsın ama bu davranışınla futbolumuzun kapısında bekleyen müthiş tehlikeyi bertaraf edersin. Ulusoy ve arkadaşları bu tavrı gösterirler mi bilemiyoruz. Göstermeyip, “Federasyon olarak demokratik ve kanuni haklarımızı kullanıyoruz” diyerek seçimi geciktirebilirler. Ya da imza verenlere “Sizler imzaları verirken Türk futbolunu ne kadar düşünüyorsanız, şimdi biz de seçimi geciktirerek aynı şekilde düşünüyoruz” diyebilirler. Karar Ulusoy federasyonunun.. Kısasa kısas derlerse, Allah futbolumuzun yardımcısı olsun.

Aynı tarihte Turgay Demir şunları yazar:

Türk futbolu, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in bir türlü yapmadığı çağrı ve genel kurul isteyen delegelerin noter tasdikli imzaları ile Futbol Federasyonu’nun zaman kazanmaya yönelik oyalama taktiği arasında sıkışıp kaldı. Şahin’in, yasaya rağmen genel kurul çağrısı yapmamasının ardından toplanan imzalar, suyun kendi yatağında akacağı şeklinde yorumlanmıştı. Ancak öyle olmadı. Muhalefet, imzaları birer birer toplarken “70 imza bulsunlar 20 de benden” diyen Haluk Ulusoy, imzalar 113’e ulaşınca tavır değiştirdi. Önce Haziran’daki mali genel kurulda seçim konusunun tartışılabileceği gündeme getirilerek imza kampanyası zayıflatılmaya çalışıldı. Bu taktik başarısız oldu ve Levent Kızıl başkanlığındaki muhalif cephe önce 96, sonra 113 imzayı buldu. Ne var ki genel kurul çağrılarına kayıtsız kalmaya kararlı görünen Ulusoy Federasyonu bu defa imzaların tek tek verilmesi gerekçesiyle toplu imzaları geçersiz saydığını ortaya koyan bir tavır sergilemeye başladı. Federasyona göre, her delege tek tek notere gidip genel kurul istediğine dair dilekçe göndermeliydi. Muhalif cephe bu tavrı, “Federasyon, kulağının üzerine yatıyor” diye yorumlarken, genel kurul için önlerinde iki seçenek kaldığını da seslendirmeye başladı. Birincisi; ilk hareketi kulüplerden bekleyen Bakan Şahin’in toplanan imzalar sonrası genel kurul çağrısı yapması. İkincisiyse, bir ya da birkaç genel kurul üyesinin mahkeme kararıyla genel kurulun yapılmasını sağlaması olacak. Gelinen noktada Bakan Mehmet Ali Şahin yetkisini kullanmadığı taktirde yüce divanlık bile olabileceğinin bilincinde. Şimdi soru şu: Bakan Bey mi yüce divanlık olacak, yoksa Türk futbolu mu mahkemelik?

M. Ali Şahin ise federasyon delegelerine seslenir: Korkmayın!

Mehmet Ali Şahin, spordan sorumlu bir bakan olarak kimseyle alıp vereceği bulunmadığını belirterek, “Sayın Ulusoy ile de yok, ama hukuki bir süreç var, hukuki sürecin getirmiş olduğu bir nokta var. Herkes bunu görmeli ve buna göre hareket etmeli.

Yapılan, yalnızca yasaların buyurduğu biçimde hareket etmek ve bunun sonucunun ortaya çıkmasından ibaret. 2003-2004 yıllarında sayın Ulusoy görevdeyken, basın-yayın organlarında mevcut federasyon yönetimiyle ilgili birçok iddia yer aldı. Ben de yasanın bana verdiği gözetim ve denetim görevinin bir gereği olarak, bütün bunları incelemeleri ve soruşturmaları için Başbakanlık Teftiş Kurulu’nu göndermiştim. Kurul raporunu 1 yıl sonra verdi. Sayın Ulusoy o sırada görevde değildi, ancak Başbakanlık Teftiş Kurulu, hukuki ve cezai işlemlerin yapılması gibi bir sorumluluk yüklüyordu bana ve nitekim dönemin Futbol Federasyonu, çoğu İstanbul’da, o raporda öngörülen haksız uygulamalardan kaynaklanan 30 civarında geri alım davaları açtı.

Bu davalar şu anda İstanbul’da mahkemelerde devam ediyor. Deniliyor ki ’17 bin YTL için yargılanıyorum’. Ben yarın bakanlıktan, İstanbul’da açılmış olan bu hukuk davalarıyla ilgili dosya numaralarını, hangi mahkemelerde açıldığını ve devam etmekte olduğunu, duruşma günlerini sizlere bildireceğim. Lütfen, sizlerin yargı muhabirleri vardır, takip etsinler. Kim hakkında ne kadar geri alım davaları açılmış, bunların hangisi kurul raporuna bağlı olarak, onun isteği doğrultusunda sonuçlanmış? Yani dava, açılanlar aleyhine sonuçlanmış, bunları orada gözlemleyeceksiniz ve ne kadarlık bir meblağ olduğunu da orada görmek imkanına sahip olacaksınız.

Beni asıl rahatsız eden şey, davacı Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un, davalı Haluk Ulusoy’a dava açmış olması. Sayın Ulusoy, sayın Ulusoy’a karşı davalı. Böyle bir garabet rahatsız etmiyor mu kimseyi? Davacı avukatını da sayın Ulusoy görevlendiriyor, davalı durumundaki kendisinin avukatını da sayın Ulusoy görevlendiriyor. Böyle birşey olabilir mi? Yani bu anlayışla ‘Bir görev sorunsuz şekilde devam ediyor’ denebilir mi? Nitekim bütün bunlar karşısında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 11 yıla kadar ağır hapis istemiyle bir dava açtı. Bunun üzerine de Başbakanlık Teftiş Kurulu, spordan sorumlu bakan olarak bana, görevden kalmasında sakınca gördüğü için Futbol Federasyonu’nu olağanüstü toplantıya davet etme görevini verdi. Futbol kamuoyunun, Futbol Federasyonu Genel Kurulu delegelerinin, kendi sorunlarını kendilerinin çözmesinin daha doğru olacağını düşündüm. Nitekim duyarlı genel kurul delegeleri 113 imza toplayarak Futbol Federasyonu Başkanlığı’na başvurdu. Şimdi yapılması gereken, genel kurulun bir an önce toplanması ve orada tüm bu anlattıklarımın değerlendirilmesidir.

Genel kurulun seçtiği kişilerin genel kurulun karşısına çıkmaktan korkmalarını anlamıyorum. Gelin sizi seçenlerin karşısına çıkın, sizi seçenleri ikiyüzlülükle itham etmeyin. ‘Efendim bunlar imza verdiler ama isteyerek vermediler’ demek, bu genel kurulun saygıdeğer 113 delegesini çok ağır şekilde itham etmektir. Bir federasyonun başkanı, kendisini seçen delegelere bu kadar ağır ithamlarda bulunamaz.”

Hemen ertesi gün Şahin’e yanıt gelir:

“Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin’in dün “Futbol Federasyonu Başkanı Ulusoy’a cevap verme anlamında değil ama bir bilgi kirlenmesi olduğunu sezdiğim bazı konuları kamuoyuna hatırlatmak istiyorum” diyerek yaptığı açıklamasında, bazı hususların gerçeği yansıtmadığını üzülerek görmüş bulunmaktayız.

Cevap verme anlamında değil ama bilgi kirlenmesine yol açan bu açıklamanın sonrasında, Sayın Bakan’ın kişisel yorumuyla izah etmeye çalıştığı konuların gerçek boyutunu değerli kamuoyuna açıklamanın zorunluluk haline geldiğini belirtmekte yarar görmekteyiz.

Sayın Bakan “2003-2004 yıllarında Sayın Ulusoy görevdeyken, basın yayın organlarında mevcut federasyon yönetimiyle ilgili bir çok iddia yer aldı. Ben de yasanın bana verdiği gözetim ve denetim görevinin bir gereği olarak, bütün bunları incelemeleri ve soruşturmaları için Başbakanlık Teftiş Kurulu’nu görevlendirmiştim. Kurul raporunu 1 yıl sonra verdi. Sayın Ulusoy o sırada görevde değildi. Ancak Başbakanlık Teftiş Kurulu, hukuki ve cezai işlemlerin yapılması için bana sorumluluk yüklüyordu” diyor.

Oysa Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından hazırlanan rapor, Sayın Bakan’ın sözlerinin tam tersini söylüyor. Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından hazırlanan raporun 320. sayfasında, bu konuyla ilgili şu görüşlere yer veriliyor:

“Türkiye Futbol Federasyonu’ndaki suiistimaller hakkında işlem tesis edilebilmesi için yapılacak şikâyet ve bildirimlerde, müştekinin suçtan zarar gören olması gerektiği, zarar görenin federasyon tüzel kişiliği olacağı tespitine yer verildiği görülmektedir. Bu durumda, heyetimizce tespit edilen ve suç teşkil eden hususlar hakkında Devlet Bakanlığınca suç duyurusunda bulunulmasına imkân olmadığı, bu konuda Futbol Federasyonu tüzel kişiliğince bir işlem yapılabileceği anlaşılmaktadır…”

Raporda yazılı yargı kararına dayalı görüşten de anlaşılabileceği gibi, Sayın Bakan aylardır, Teftiş Kurulu’nun kendisine “hukuki ve cezai işlemlerin yapılması gibi bir sorumluluk yüklediğini” belirterek kamuoyunu yanlış yönlendiriyor. Mevzuat çerçevesinde Sayın Bakanın yüklenebileceği tek sorumluluk, yargıyı harekete geçirmek değil Genel Kurulu toplantıya çağırmaktır.

Sayın Bakan, Sayın Levent Bıçakcı yönetimini kastederek, “Dönemin Futbol Federasyonu, çoğu İstanbul’da, o raporda öngörülen haksız uygulamalardan kaynaklanan 30 civarında geri alım davası açtı. Bu davalar şu anda İstanbul Mahkemelerinde devam ediyor. – Sayın Ulusoy kastedilerek – Deniliyor ki 17 bin YTL için yargılanıyorum. Kim hakkında ne kadar geri alım davası açılmış, bunların hangisi kurul raporuna bağlı olarak, dava açılanlar aleyhine sonuçlanmış, göreceğiz” diyor. Yapılacak açıklama Sayın Ulusoy’un beyanını teyit edecektir.

Sayın Bıçakçı Federasyonu tarafından, kastedilen dönemde 32 dava açılmıştı. Sayın Ulusoy hakkında açılan dava sayısı üç. Bunlarda da dava konusu edilen meblağ tutarı 19.923 YTL. Diğer davalıların ise zaten şu an Türkiye Futbol Federasyonu ile hukuki bir bağı bulunmuyor.

Sayın Bakan, “Sayın Ulusoy, Sayın Ulusoy’a karşı davalı. Şimdi böyle bir garabet rahatsız etmiyor mu kimseyi? Kim görevlendiriyor avukatları? Davacı avukatını da Sayın Ulusoy görevlendiriyor, davalı durumundaki kendisinin avukatını da Sayın Ulusoy görevlendiriyor. Böyle bir şey olabilir mi?” diyor.

Siyasete girmeden önceki mesleği avukatlık olan Sayın Bakan, bu sözleri sarfederken her şeyden önce kendi meslektaşlarına hakaret ediyor. Avukatların talimatla iş yaptıklarını vurgulamak istiyor. Konuşmasının bir yerinde, Sayın Ulusoy’a “Seni seven delegeleri itham ediyorsun” diye suçlayan Sayın Bakan, galiba farkına varmadan ve nezaket sınırlarını aşarak bir dönem kendisinin de yaptığı avukatlık mesleğini rencide ediyor. Söz konusu dava, Sayın Bakan’ın da ifade ettiği gibi, Sayın Bıçakcı Federasyonu döneminde açılmıştı. O davadaki avukat, Yönetim Kurulumuz göreve başladıktan sonra da değiştirilmedi. Kendisine bu davalar konusunda hiçbir talimat verilmedi. Sayın Bakan ya da kamuoyu tarafından istenildiği takdirde İstanbul ya da Ankara Barosu’ndan oluşturulacak bir heyet, bu konuda dilediği araştırmayı yapabilir ve o avukatın görevini mesleki anlamda ne denli özgür ve titiz biçimde yaptığını ortaya çıkarabilir. Asıl garabet, Sayın Bakan’ın dediği gibi değil, bu konunun, durup durup bir yıl sonra gündeme taşınması. Son 1 yıl içerisinde futbol ve Futbol Federasyonu ile ilgili 60’a yakın açıklama yapan ve bu noktaya hiç değinmeyen Sayın Bakan, ne oldu da garabet diye nitelendirdiği bu olayı aylar sonra hatırladı?

Sayın Bakan, “Bu anlayışla ‘bir görev sorunsuz şekilde devam ediyor’ denilebilir mi? Nitekim bunlar karşısında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 11 yıla kadar ağır hapis istemiyle bir dava açtı” diyor.

Ceza davaları hapis süresi talebiyle açılmaz. Başsavcılığın açtığı dava sonrası medyada yer alan ceza süresine bağlı bir yoruma paralel görüş bildirmek, hukukçu kimliğini taşıyan Sayın Bakan’ın, engin hukuk deneyimiyle ne ölçüde örtüşüyor? Kaldı ki Sayın Bakan açıklamalarında hukuk sürecinin başladığından da söz ediyor. Oysa başlayan hukuk değil, yine bir hukukçunun çok iyi bilmesi gerektiği gibi yargı süreci. Ve bu süreçte, hukuka göre suskun kalmak zorunluluğunu sanırız herkesten fazla Sayın Bakan’ın bilmesi gerekiyor.

Sayın Bakan, “Genel Kurul’un seçtiği kişiler, neden Genel Kurul karşısına çıkmaktan bu kadar korkuyor? Gelin sizi seçenlerin karşısına çıkın, sizi seçenleri ikiyüzlülükle itham etmeyin. ‘Efendim bunlar imza verdiler ama isteyerek vermediler’ demek, bu Genel Kurul’un saygıdeğer 113 delegesini çok ağır şekilde itham etmektir, rencide etmektir” diyor.

Sayın Ulusoy’un yaptığı açıklamalar iyi incelenirse, itham etmenin, rencide etmenin ötesinde çok farklı bir gerçeği anlatıyor. Delegenin baskı altında tutulduğunu başta ve en iyi biçimde Sayın Bakan olmak üzere, artık herkes biliyor. Türkiye Futbol Federasyonu’na günlerdir bu konuda, Genel Kurul’un toplanması için imza veren delege şikâyetleri geliyor.

Her şey bir tarafa, Sayın Bakan’ın iki ay içinde 11 kez tekrarladığı, “Delegeler harekete geçsin, yoksa ben yetkimi kullanacağım” beyanı kendi başına siyasi etki, baskı değil midir?

Yönetimimiz delegeyi itham etmemekte, maruz kaldıkları baskı yüzünden onlar açısından üzüntü duymaktadır.

Türkiye Futbol Federasyonu yönetimi olarak Genel Kurul karşısına çıkmaktan değil, futbolun özerkliğinin siyasi müdahale ve baskılarla zedelenmesinden endişe ediyoruz. Nitekim bugüne dek olduğu gibi, bugünden sonra da özerkliğin zedelenmemesi için kararlı duruşumuzu sürdürme ilkesini benimsiyoruz. Futbolun tüm sorunlarına hukuk çerçevesinde ve Genel Kurul iradesiyle çözüm bulunmasını istiyoruz.

Aksi davranışlara gücümüzün yettiği sürece izin vermeyeceğimizi bir kez daha vurguluyor ve dün yapılan açıklamanın bilgi kirlenmesine yol açmaması için bu görüşleri değerli kamuoyuyla paylaşmayı ödev biliyoruz.”

Hakkını vermek lazım, Ulusoy tüm bu kavga dövüş arasında kendisine destek veren kulüplere kıyak yapmaktan bir an geri kalmaz. Ulusoy’un en büyük destekçilerinden Trabzonspor’un yabancı kontenjanı sıkıntısını jet bir kararla ortadan kaldırır.

Futbol Federasyonu, ihtilaflı bulunan yabancıların kontenjan dışında tutulmasına karar verir ve Trabzonspor, herhangi bir engele takılmadan Risp’e hemen imza attırır.

Muhtemelen “hazır bunu yapmışken tam yapayım” diye düşünen Ulusoy, 17 Şubat‘ta İstanbul’da düzenlenecek Trabzon Futbol Gecesi’ne de toplam 300 bin YTL değerinde 150 bilet alır.

Bakan Şahin’in Ulusoy’un yanıtına tepkisi gecikmez.

Şahin19 Ocak 2007’de, Ulusoy’a ait Kuşadası’ndaki otele yapılan 1.5 trilyonluk ödeme ile işadamı Saadettin Güler’e yapılan 1.5 milyar liralık ödemelerle ilgili Federasyon’un inceleme başlatarak, en kısa sürede dava açmasını ister.

Mehmet Ali Şahin imzası ile Futbol Federasyonu Başkanlığı’na gönderilen yazıda, Haluk Ulusoy hakkında Teftiş Kurulu’nun 29 Temmuz 2005 tarihli Raporu’ndaki bilgilere yer verilir. Adı geçen raporda, “Haluk Ulusoy’a ait Kuşadası Fantasia Otel’e… gerçekleştirilen alımlar nedeniyle 2001-2004 döneminde 1.457.748.592.947 TL ödeme yapıldığı tespit edilmiştir. Aynı şekilde Haluk Ulusoy Seyahat ve Nakliyat ve Ticaret AŞ’ye 1.1.2002-31.12.2003 tarihleri arasındaki alımlar nedeniyle 295.629.000.000 TL ödendiği belirlenmiştir” denilir.

Bakan Şahin, yapılan işlemlerin Federasyon’un satın alma talimatında yer alan “Teklif Alınamayacak veya Alım Yapılamayacak Kişi ve Kurumlar” düzenlemesine aykırı olduğunu bildirir. Mehmet Ali Şahin, Raporda Fantasia Oteli’ne yapılan ödemelerle ilgili olarak herhangi bir ihale ve inceleme yapılmadığının vurgulandığı, doğrudan hizmet alımına gidildiğini kaydeder.

Şahin Federasyon’a gönderdiği yazıda ayrıca, işadamı Saadettin Güler ait masraf listesinde hediyelik eşya alımı, deri ceket alımı şeklinde toplam 1.377.000.000 TL belgesiz masraf bulunduğuna da işaret ederek, şunları söyler:

“Tarafınzadan henüz bir dava konusu yapılmadığı ilgi (b) yazınızla anlaşılmış olan bu iş ve işlemlerle ilgili olarak da Hukuk Kurulunuzca inceleme yapılarak, en kısa sürede ilgili kişiler hakkında söz konusu parasal miktarların tahsili için dava açılmasını ve tüm gelişmelerle ilgili olarak, Bakanlığıma en kısa sürede bilgi verilmesini rica ederim.”

22 Ocak’ta Gürcan Bilgiç de kayıtsız kalamaz konuya:

Ulusoy’cular

Başta Hıncal Uluç ağabeyimiz olmak üzere son günlerde Haluk Ulusoy Federasyonu’na karşı olan hamleleri eleştirenler var. Spora siyasetin karışmasına karşılar. Temel de haklılar da…

Ama yıllardır Ulusoy’u eleştirirken, O’nu durdurmak adına devletin kurumlarını harekete geçmesi için uyaran, yazılar yazan, bilgiler veren de onlar. Şimdi bu işe karıştıkları için iktidarı eleştiriyorlar.

İddaa ödeneklerinin durdurulmasını, iktidarın kulüplere gösterdiği sopa ucu olduğunu söylüyorlar. Daha önce de Ulusoy’a yandaş olan kulüplere yapılan ödemeleri, hakem atamalarını, ceza kurulu kararlarını söylüyorlardı.

Ulusoy’un Eyüp Sultan’da kestirdiği koyunlar ile mafya bağlantısı kurmuşlardı. Şimdi bu konuda eleştirdikleri Ulusoy’a karşı yapılan hareketi kınıyorlar. Ahmet Çakar daha ilk günden beri yazıyor. Ulusoy’a oy veren hakemlerin hepsi bugün Merkez Hakem Kurulu’nda.

Ulusoy’a seçimi kazandıranların neredeyse tamamı Federasyon’dan öyle

ya da böyle maaşa bağlandı. Kimi, neye karşı savunuyorlar. 113 delege seçim için imza vermiş…

İmza verenler arasında İç İşleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun oğlu olan, Beşiktaş delegesi Murat Aksu var mı? Yok… O zaman bu nasıl politika hamlesi? Futbolu eleştirenler ve yönetmeye çalışanlar, geçmiş tecrübeleri ışığında daha adaletli bir lig oluşturmak istiyor. İktidar sadece bu safta yer aldığı için, idealler uğruna eleştirilmemeli. Aksine takdir edilmeliydi.

24 Ocak tarihinde Atilla Gökçe’nin yazısı ciddi suçlamalar içermektedir. Ama isim vermez ne yazık ki:

Erzik’i Platini’ye şikayet ettiler

Futbolda yaşadığımız ve tanık olduğumuz kaosu nihayet UEFA’ya da taşımayı başardık!

Bunun için kendimizi ne kadar kutlasak azdır.

Bizans’tan devraldığımız komplo kültürünü UEFA gündemine sokmak her kula nasip olmaz yani.

Uzatmadan açalım…

Biliyorsunuz, Haluk Ulusoy Federasyonu’nun devrilmesi için açılan siyaset katkılı kampanya, bizzat olağanüstü kongre imzacılarının da iddia ettiği gibi futboldaki kaosu henüz sonlandıramadı. Aksine, ligin ikinci yarısı başlarken huzursuzluk daha da arttı.

Bir yandan TFF, noter kanalı ile kendisine ulaşan imza sayısının henüz 60’ı geçmediğini açıklıyor, öte yandan imzacılar ısrarla 106 imzayı topladıklarını, belgeyi federasyona gönderdiklerini ileri sürerek Ulusoy yönetiminin acilen kongre tarihini belirlemesini istiyor.

Zor adam!

Bu süreç yaşana dursun, Haluk Ulusoy’u göndermenin planlarını yapanlar, henüz bir aday ve program etrafında birleşip organize olmuş değiller.

Hamdi Akın’ın adı, ilk günlerin heyecanını ve sıcaklığını kaybetti.

Futbol insanları, “Bari hepimizin saygı duyacağı bir adam bulalım” derken, Şenes Erzik’i yeniden keşfetti.

Erzik, medyanın da, kulüplerin de, siyasetin de saygı duyduğu karizmatik kişiliğiyle elbette gayet doğal biçimde öne çıktı.

Ne var ki, siyasetçiler saygı duyuyordu ama, istedikleri gibi yönlendiremeyecekleri için ona soğuk ve mesafeli duruyorlardı. Erzik, işbaşına gelirse kimseyi dinlemez, telkinlere kulak asmaz, hiç kimsenin nabzına göre şerbet vermez, iktidarını da kimseyle paylaşmazdı.

Bir çok spor adamı için de Erzik, “zor adam”dı… Kurulların, gündeme ve kulübe göre karar almasını, ceza standartlarının vaziyete göre değişmesini asla kabul etmez, bu tür beklentileri seçildiği an sıfırlardı.

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in sürekli ve ısrarlı rövanş kampanyasına, yıpratma demeçlerine karşı direnç gösteren ve hiç hesaplamadığı biçimde siyasal bir çatışmanın içine giren işbaşındaki Haluk Ulusoy Federasyonu da, Erzik’e saygı duyuyor, ama aynı zamanda kendi direnişinin de bu arada güme gideceğini hesaplıyordu.

Eski çatışmalardan Erzik defterini henüz kapatmamış olanlar da vardı.

İki mektup gitti

…Ve UEFA’nın Düsseldorf’daki kongresinde Lennart Johansson’a karşı başkan adayı olarak ortaya çıkan Michel Platini’ye iki mektup gitti…

Mektuplardan biri, kurumsal kimlikle yazılıydı…

Öteki, Platini’nin iyi tanıdığı bir Türk’ün imzaladığı “arkadaş mektubu” ydu.

İçerik mi ?

Gözümle görmedim… Güvendiğim kaynaklar, özet içeriği açıkladılar :

“Erzik’i asbaşkan olarak seçme!”

Bu mesajın altını da kendilerine göre doldurmuşlardı. Elbette UEFA kongresinin son yıllarda görülmemiş hararetli çekişme ortamında bu mektubun yaratacağı tahribatı hepimiz biliyoruz.

O mektupları kimler gönderdi ? Günü gelince hep beraber öğreniriz.

Gözlerini kırpmadılar

Şenes Erzik, içerideki tartışmalardan hep uzak durdu… UEFA ve FİFA’daki kariyerinin gölgelenmemesi için elinden geleni yaptı.

Ama kısır ve kirli ortamdan yine de kendini soyutlayamadı.

Onun çözüm olmaması için, uluslararası kimliğine saldıranlar, gözlerini bile kırpmadılar.

Erzik bir yandan 12 yıldır birlikte çalıştığı Johansson’un, bir yandan da UEFA’nın çehresini değiştirmeye çalışan 30 yıllık dostu Platini’nin arasında sıkışmış durumda.

UEFA kongresi, yarın başkanı seçecek….

Asbaşkanların ve İcra Kurulu’nun seçimi Cuma günü yapılacak. 6 koltuk için Erzik’in de aralarında olduğu 13 aday mücadele edecek.

Platini’nin o iki mektubu aldıktan sonra, seçimi kazandığı takdirde Erzik’e pek de destek vermeyeceği biliniyor.

Bir kısır çekişme uğruna görüyorsunuz, ne değerler harcanıyor!

24 Ocak 2007’de Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı Haluk Ulusoy, eski başkan vekilleri Ata Aksu ve Orhan Saka ile eski Mali İşler Koordinatörü Haldun Kozakoğlu’nun yanı sıra Trabzon’da yapılan inşaata ilişkin kontrolörlük görevini gerçekleştiren Cahit Erdem ile Sayim Adanur’un, “hizmet nedeniyle emniyeti suistimal ettikleri” ve bu suça “asli-maddi fail” sıfatıyla iştirak ettikleri iddiasıyla 1 yıl 9’ar aydan 11 yıl 3’er aya kadar hapis istemiyle yargılanmalarına başlanır.

Ankara 17. Asliye Ceza Mahkemesindeki davanın ilk duruşmasına, sanıklardan Sayim Adanur ve avukatı Fethullah Uysal ile diğer sanıkların avukatları katılır.

Başbakanlık ve Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı adına Hazine avukatları da, davaya katılma talebinde bulunarak, duruşmada hazır bulunurlar.

Cumhuriyet Savcısı Zeynep Doğar, Hazine avukatlarının davaya katılma talebiyle ilgili, deliller toplandıktan ve kamu zararının mevcut olup olmadığı hususu ve zarar varsa bunun niteliği tespit edildikten sonra karar verilmesi yönünde görüş bildirir.

Sanık Sayim Adanur da hakkındaki suçlamaları kabul etmeyerek, mimar olarak çalıştığını ve Trabzon’da yapılan Haluk Ulusoy Spor ve Kamp Tesisleri inşaatının projesinin kendisine ait olduğunu söyler. Proje kendisine ait olduğu için inşaatın kontrolörlüğünün de kendisine verildiğini anlatan Sayim Adanur, mevzuata ve sözleşmelere uygun olarak işini yaptığını savunur.

Sanık Haluk Ulusoy’un avukatı Metin Aslan, müvekkilleri hakkında, usül açısından takip şartı olan şikayet olmadığını savunarak, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 223/8. maddesi uyarınca davanın düşürülmesine karar verilmesini ister.

Şikayetçi Devlet Bakanlığının “uğradığı herhangi bir zararın söz konusu olmadığını” savunan Aslan, “TFF kamu kuruluşu değildir, özel bir tüzel kişiliktir. Kullandığı tek bir kuruş, kamu kaynağı yoktur. Bu yüzden bakanlığın zararı da mümkün değildir. Hazine’nin müdahillik talebinin reddine karar verilsin” der.

Ulusoy’un avukatlarından Serdar Mermut da “Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun düzenlediği raporda, Devlet Bakanlığınca suç duyurusunda bulunulması imkanının olmadığına, bu konuda sadece TFF tüzel kişiliğince bir işlem yapılabileceğine” işaret edildiğini belirterek, Hazine avukatlarının davaya katılma talebinin reddedilmesi gerektiğini söyler.

Avukat Ersan Şen ise 3813 sayılı TFF Kanunu’nun 5-6. maddelerine göre, iddianameye konu fiillerin tartışıldığını ve raporlanarak TFF Genel Kurul üyelerine gönderildiğini anlatır. TFF Genel Kurulu’nda, Ulusoy ve yönetim kurulu üyelerinin “tek tek aklandığını” savunan avukat Şen, iddianamedeki eylemlerle Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın doğrudan ya da dolaylı bir ilişkisi bulunmadığını, sanıklar hakkındaki denetimi yasalara göre TFF Genel Kurulu’nun yapması gerektiğini ve Devlet Bakanlığı’nın sorunu ancak TFF Genel Kurulu’na taşıyabileceğini öne sürer.

Sanıkların daha önce de aynı iddialarla Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandıklarını, beraat ettiklerini ve beraat kararının Yargıtay tarafından onandığını ifade eden Şen, Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nden bu dava dosyasının istenilerek, incelenmesini talep eder.

Şen, “TFF bu ülkeye dünya üçüncülüğü kazandırmıştır. Para bu memleketin futbolu, futbolcuları ve başarısı için harcanmıştır. Hazine’nin kamu zararı olduğu iddiasıyla davaya katılma talebinin reddini istiyoruz” diye konuşur. Diğer sanıkların avukatları da Hazine’nin davaya katılma talebinin reddedilmesini isterler. Avukatlar, ayrıca müvekkillerinin ifadeleri alındıktan sonra savunmalarını yapacaklarını belirtirler.

Yargıç Ali Muzaffer Mutlu, sanık avukatlarının talebi doğrultusunda Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nden söz konusu dava dosyasının istenilerek incelenmesine, savunmalar tamamlandıktan ve deliller toplandıktan sonra iddianamedeki suçlamalara ilişkin bilirkişi incelenmesi yaptırılması konusunda karar verilmesini kararlaştırır.

Mutlu, Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığını adına Hazine avukatlarının davaya katılma talebine ilişkin gelecek duruşma karar verilmesine de karar vererek, duruşmayı erteler.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçlarını Soruşturma Bürosu savcılarından Abdullah Ayhan Şan tarafından hazırlanan İddianamede, TFF Başkanı Ulusoy, eski başkan vekilleri Ata Aksu ve Orhan Saka ile eski Mali İşler Koordinatörü Haldun Kozakoğlu’nun, “kendilerine teslim edilen kurum parasını, 3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile usulünce yürürlüğü talimatlara, yönetim kurulu kararlarına ve iç genelgelere aykırı biçimde, kendileri veya başkalarının çıkarı için sarf ettikleri” iddiasıyla, 765 sayılı eski Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 510, 522 ve 80. maddeleri uyarınca 1 yıl 9’ar aydan 11 yıl 3’er aya kadar hapisle cezalandırılmaları istenir.

İddianamede, ayrıca Trabzon’da yapılan inşaatın kontrolörlük görevini gerçekleştiren Cahit Erdem ile Sayım Adanur’un hakkında da “asli-maddi fail” sıfatıyla suçlara iştirak ettikleri gerekçesiyle eski TCK’nın 510. ve 522. maddeleri uyarınca 1 yıl 6 aydan 7 yıl 6 aya kadar hapis cezası istenir.

İmza karmaşası ise sürüyordu. Bursaspor Kulübü Başkanı Levent Kızıl, olağanüstü genel kurul için 113 imza gönderildiğini söylerken, Futbol Federasyonu Asbaşkanı Kemal Kapulluoğlu, kendilerine 60 imzanın ulaştığını açıklar.

Kızıl, 9 Ocak tarihi itibarıyle Futbol Federasyonu’na 113 imza iletildiğini öne sürerek, “Kimlerin imza verdiğini tek tek açıkladım. Bu imzalar, noterde verildi. Yine noter kanalıyla federasyona gönderildi. Aradan 15 gün geçti. Bu süre içerisinde, bu imzaların federasyona ulaşmaması mümkün mü? Topladığımız imzalara ne oldu? Futbol Federasyonu, ince hesaplar peşinde. Toplanan imzalar, noter kanalı ile gönderildiği için, yasal sürecin de başlaması gerekir.

Ortada büyük bir sorumsuzluk ve ciddiyetsizlik var. Federasyon yetkililerini, göreve davet ediyorum. İmzalar, en kısa zamanda ortaya çıkartılsın ve gereken yapılsın” der.

Futbol Federasyonu Asbaşkanı Kemal Kapulluoğlu ise, “Bize şu ana kadar 60 civarında imza geldi. Yani yeterli sayıya henüz ulaşılamadı. Bu gecikmenin nedenini bilemiyorum. Ama bazı imzaların Levent Kızıl aracılığıyla gönderildiği söyleniyor. Bu yüzden, bir gecikme yaşanmış olabilir” şeklinde konuşur.

26 Ocak 2007’de Başbakanlık Teftiş Kurulu’ndan iki müfettiş, Türkiye Futbol Federasyonu’nun Ankara’daki genel merkezine giderek, kongrenin toplanması için verilen imzaların tesbitini yapar.

Teftiş kurulunun iki müfettişi önce İstabul’da bulunan Futbol Federasyonu’na gider. Yetkililer, genel merkezin Ankara’da olduğu belirtilince başkente gitmek zorunda kalırlar.

Ankara’daki genel merkeze gelen iki müfettiş, burada kulüp yetkilileri tarafından verilen imzaları inceleyerek, doğruluklarını tesbit ederler. Müfettişler, yazdıkları raporu Başbakanlığa bildirirler.

Sonuç bu yazının yazıldığı 31 Ocak tatihinde henüz açıklanmamıştır.

31. UEFA Kongresi için Almanya’nın Düsseldorf kentinde bulunan Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy değişik bir manevraya girişerek yumuşama sinyali verir. Ulusoy Türkiye’de federasyonla ilgili yaşanan olayları “talihsizlik” olarak nitelendirir.

Ulusoy, Türk ve yabancı gazetecilere yaptığı açıklamada, Türk futbolunun geleceği için karşılıklı savaşın bitmesinin gerektiğini bildirir.

Bu olaylarda kaybedenin Türk futbolu olacağını savunan Ulusoy “Yaşadığımız olayları talihsizlik olarak nitelendiriyorum. Geçen yıl seçime girdik ve kazandık. Bana güvendiler ve beni seçtiler. Bugün de burada Türkiye Futbol Federasyonu’nu temsil ediyorum. Ancak maalesef seçildiğimiz günden bu yana durmak bilmeyen aleyhime gereksiz bir kampanya başlatıldı. Lüzumsuz ve gereksiz bir kampanyaydı bu. Ama biz görevimizin başındayız. Yurtiçinde ve yurtdışında Türk futbolunu en iyi şekilde temsil ettiğimize inanıyoruz. Bu mücadelenin sonundan alnımızın akıyla çıkacağımızı düşünüyoruz” diye konuşur.

Başkan Haluk Ulusoy, ” Türkiye’de mücadele hiç bitmiyor. Ama Türk futbolunun geleceği için karşılıklı savaşın bitmesi gerekir. Bu durum UEFA’daki konumumuzu da etkiliyor. Burada herkes ne olup bittiğini biliyor. Bugün Polonya Federasyonu Başkanı bana ‘Ülkenizde olanların aynısı bizde de oldu’ dedi. Makedonya Federasyonu Başkanı da aynı durumdan muzdarip. UEFA ve FIFA, ülkemizde olanları yakından izliyor ve spora siyasetin karışmasına kesinlikle karşı geliyorlar. Michel Platini, Lennart Johansson ve Sepp Blatter, Türkiye’de nelerin olduğunu çok iyi biliyorlar. Biraz daha dikkatli olmamız gerekir. Yoksa kaybeden Türk futbolu olacak. Daha sağduyulu olmamız lazım. Türk futbolu yurtdışında çok seviliyor ve hiç kimse bu olayları tasvip etmiyor” ifadelerini de kullanır.

26 Ocak tarihinde Platini UEFA’nın yeni başkanı seçilir.

Ulusoy seçimlerde TFF olarak oylarını Platini’ye verdiklerini söyler. Verdiği desteğin önemine değinen Ulusoy kendilerinin vereceği kararı bekleyen bazı federasyonlar olduğunu ve onların kendilerine uyarak hareket ettiklerini iddia eder.

Platini ile ağabey – kardeş ilişkileri olduğunu da söyler.

Türk halkı ile alay mı ettiği anlaşılamayan Ulusoy’un maskesi birkaç gün içinde düşecektir. Alman Bild Gazetesi, Fransız L’Equipe Gazetesi ve Alman Sat1 Televizyonu Platini’ye oy veren ülke federasyonlarını açıklarlar. Platini’ye oy veren 27 ülke federasyonu arasında Türkiye yoktur.

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Reklamlar

Written by kesinofsayt

25 Şubat 2012 13:19

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: