FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Archive for Mart 2012

SANAT ESERİ

leave a comment »

2010 Aralık ayında başlayan operasyonda, yani en az 15. ayın sonunda, yani yaklaşık 450 gününü sonunda, 30 Mart 2012 tarihinde Aziz Yıldırım, Tamer Yelkovan ve İlhan Ekşioğlu hakkında “delillerin tam toplanmamış olması ve delilleri karartma ihtimalinin bulunması” nedeniyle tutuksuz yargılanma istemi reddedildi.

E hani “sanat eseri soruşturma” yapılmıştı?
450 günün ardından hala toplanamayan, karartılabilecek deliller varsa, kusura bakılmasın, hiç bir b.k yapılmamış demektir. İkinci ihtimal de -daha da korkuncu- “deliller, gerçekler, adalet hiç önemli değil, bu isimleri öyle de böyle de tutacağız” denilmektedir.

Tarih adaleti ayaklar altına alan faşist iktidarlarla doludur.
Unutulmamalıdır ki “kendi vatandaşlarına”, insanlığa olağanüstü acılar çektiren bu kişilerin (Franco hariç) hiç birisi yatağında huzurla ölmemiştir.
İlahi adalet, bugün başkalarının acısından beslenenleri er ya da geç bulur.
Kendinizi bugün dokunulmaz hissetseniz de!

Kavgadan yılan, vazgeçen, teslim olan sizi gibi olsun!

Written by kesinofsayt

31 Mart 2012 at 13:42

Genel kategorisinde yayınlandı

SEVDANA SAHİP ÇIKACAK MISIN?

leave a comment »

Written by kesinofsayt

29 Mart 2012 at 13:20

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with

ADALETİN BEKÇİLERİ VE MEDYA VİCDANI

leave a comment »

Türkiye Futbol Federasyonu Profesyonel Futbolcuların Statüsü ve Transferleri Talimatı‘nın IV. bölümü Profesyonel Futbolcu Sözleşmesi başlığını taşır. Bu bölümdeki Genel Esaslar başlıklı 19 / 6 maddesi şunu belirtir:

Mevcut kulübüyle sözleşmesi devam eden profesyonel bir futbolcuyla sözleşme imzalama niyetinde olan kulüp, futbolcuyla görüşmelere başlamadan önce futbolcunun sözleşmesel ilişkisi devam eden kulübünün iznini yazılı olarak almak zorundadır. Yazılı izin almaksızın görüşmelere başlayan kulüp, futbolcu, futbolcu temsilcisi ve diğer kişiler hakkında Futbol Disiplin Talimatı hükümleri uygulanır.

Futbol Disiplin Talimatı‘nda ise doğrudan bu maddeye uygulanacak bir hüküm bulamadım (eğer varsa hukukçu dostların aktaracağı bilgileri buraya ekleyebilirim).
Temel İlkeler başlıklı madde 4 / 1

Kulüpler ya da gerçek kişiler sportmenliğe, oyun kurallarına ve TFF kararları ile talimatlarına aykırı davranmaları halinde disiplin cezaları ile cezalandırılır.

demekte.
Talimatlara Aykırı Hareket başlıklı 48 / 1 madde ise:

Futbol ile ilgili mevzuat hükümlerini, TFF düzenlemelerini, futbol oyun kurallarını ihlal eden kişi veya kulüpler, bu hususta ayrı ceza hükmü bulunmadığı takdirde bu talimatta belirlenen disiplin cezaları ile cezalandırılır.

yazmakta.

 Etik Kurulu Talimatı‘nın 17. maddesi ise şöyle:

MADDE 17 – TRANSFERLERİ AHLAKA AYKIRI ŞEKİLDE ETKİLEMEK
Rakip takımlara zarar vermek veya herhangi bir futbolcunun değerini asıl değerinden az veya çok göstermek amacıyla gerçek dışı ve manipülatif beyanlarda bulunmak, söylentiler çıkarmak ve böylece transfer piyasalarını etkilemeye çalışmak; çeşitli baskı yöntemleri kullanmak suretiyle futbolcuların özgür iradeleriyle karar vermelerini engelleyecek davranışlarda bulunmak yasaktır.

Sonuç olarak sözleşmesi süren bir futbolcu ile kulübünün yazılı izni olmaksızın transfer görüşmesi yapmak suç olarak tanımlanmasına rağmen karşılığının ne olduğu çok net değil. Ancak ne olursa olsun bir yaptırımı olması gerektiği ise çok açık.

Ligin 9. haftası, 30 Ekim 2011: Kayserispor 0 – 2 Galatasaray

Maçtan önceki hafta Galatasaray’ın Kayserispor’un başarılı futbolcusu Amrabat’la transfer görüşmesi yaptığı haberleri çıktı. Amrabat da Galatasaray’da oynamak istediğini söyleyince kadro dışı kaldı. Kayserispor TFF’ye yazılı şikayette bulunmasına rağmen olayın arkası gelmedi.

Ligin 16. haftası, 16 Aralık 2011: Orduspor 0 – 2 Galatasaray

Maçtan önceki hafta Orduspor teknik direktörü Metin Diyadin istifa etti. Maçta da kaleyi Fornezzi yerine Fevzi Elmas korudu.

Ligin 17. haftası, 21 Aralık 2011: Galatasaray 1 – 0 Manisaspor

Galatasaray Başkan Yardımcısı Adnan Öztürk, maç öncesinde Manisaspor’un kamp yaptığı otelde Manisaspor Başkanı Kenan Yaralı’ya Yiğit Gökoğlan ve Yiğit İncedemir’i transfer etmek istediklerini söyledi.
Yiğit Gökoğlan 31 Ocak 2012’de transfer edildi.

Ligin 18. haftası, 3 Ocak 2012: Galatasaray 4 – 1 İstanbul BB

Galatasaray’ın İBB futbolcusu Webo’yu istediği o günlerde fısıltı olarak dolaşmıştı. Bunun doğruluğu 28 Mart 2012 tarihinde İBB Futbol Şube sorumlusu Mesut Dizar’ın açıklamalarıyla teyit edildi.

Ligin 24. haftası, 1 Şubat 2012: Antalyaspor 1 – 1 Galatasaray

Maçtan bir gün önce, transferin son gününde Antalyaspor futbolcusu Necati Ateş Galatasaray’a transfer edildi.
Antalyaspor Teknik Direktörü Mehmet Özdilek Necati’yi henüz transfer resmileşmeden maç kadrosundan çıkardı.

Ligin 33. haftası: Galatasaray – Orduspor

Sezon başında Galatasaray’dan Orduspor’a kiralanan Culio, ligin 32. haftasında 25 Mart 2012 tarihinde oynanan Orduspor – Gençlerbirliği maçının ardından Lig TV’ye “bana kalsa Galatasaray’a karşı oynamak istemezdim, ama Orduspor için forma giyiyorum, oynamak zorundayım” dedi.
Sezon boyunca Fatih Terim muhtelif tarihlerde üç kez bu oyuncuyu Galatasaray’da görmek istediğini söylemişti. Ayrıca Culio’nun İstanbul’da, Polat Otel’de Taffarel ve Muslera ile buluştuğu iddiaları da ortaya atıldı.
26  Mart tarihinde Orduspor Culio’nun sözleşmesini tek taraflı feshettiğini açıkladı.

Orduspor ile Galatasaray arasında 5 Ağustos 2011 tarihinde imzalanan sözleşmede 5 madde varSözleşmenin “Tarafların yükümlülükleri” başlıklı 3. Maddesinin 5. bendinde, G.Saray’ın ligde kalması halinde Orduspor’u Culio’yu transfer etme zorunluluğu ile karşı karşıya bırakması oldukça dikkat çekiyor. Mukavalede 3 nolu maddenin 5 bendinde ise aynen şöyle yazıyor: “Orduspor 2011-2012 futbol sezonu sonunda Süper Lig’de kalması halinde 30 Haziran 2012 tarihine kadar G.Saray A.Ş’ye 1 milyon 550 bin euro ödemek suretiyle futbolcuyu G.Saray’dan kesin transfer etme yükümlülüğü altındadır”.

Şimdi sorulan (savunulan) şu: Galatasaray rakiplerini bu olaylar olmadan da yenebilecek güçte midir? Sorunun yanıtı aslında çok da önem taşımıyor. Asıl sorulması gereken soru şu: Ligdeki diğer 17 takımın neden bu tip maç öncesi transfer girişimleri -ki çoğu gerçekleşmeden kalıyor- yok da, sadece Galatasaray’ın var? Hiç mi aklınızı kurcalamıyor?

Daha da önemli soru belki de şu: Sezer Öztürk ve Emenike’nin bundan daha dayanaksız durumlar yüzünden yaşadıkları ortadayken hiç mi vicdanınız sızlamıyor?

Written by kesinofsayt

29 Mart 2012 at 12:49

SÜPPPEEEERRRR FİNAL KULLANMA KILAVUZU

leave a comment »

3 Temmuz 2011’de başlayan şike soruşturması doğal olarak Türk Futbolu’ndaki taşları yerinden oynattı. Önce liglerin planlandığı tarihte başlayacağını açıklayan TFF, daha sonra önce ligleri erteledi, sonra da statüyü değiştirdi. 23 Ağustos 2011 tarihinde süper lig kulüpleriyle yapılan toplantının sonucunda ise play off sistemine geçileceği açıklandı.

Oldukça kafa karıştıran bir sürecin sonunda play off geldi çattı…

Şimdi bakalım bu sistem nasıl işleyecek?

Ligin normal 34 haftalık sezonunu ilk dört sırada bitirecek takımlar lig şampiyonluğu için çift devreli lig usulü karşılaşacaklar.

Ligi 5, 6, 7 ve 8. sırada bitiren takımlar ise Play Off Avrupa Ligi Grubu’nu oluşturarak aynı şekilde karşılaşacaklar.

PUANLAMA NASIL OLACAK?

Takımlar ligin 34 haftalık döneminde aldıkları puanların yarısı ile Play Off’a başlayacaklar. Bu sayının buçuklu olması halinde yarım puan eklenerek yukarı tamamlanacak.

24 haftalık dönemde atılan ve yenilen goller ise sıfırlanacak.

Maçların tamamlanmasının ardından puan eşitliği durumunda takımlardan birisinin buçuklu puanı yukarı tamamlanmışsa, o takım alt sırada yer alacak.

Böyle bir durum söz konusu değilse, iki takımın lig grubu ve play off’ta oynadığı dört maçtaki puan üstünlüğüne bakılacak. Bu puanlar da eşitse ikili averajları (dört maçlık) göz önüne alınacak. Yine eşitlik olması halinde, 34 haftalık sezonu üst sırada bitiren takım yine üstte yer alacak.

Üç takımın puan eşitliği halinde aynı uygulamalar üçü arasında yapılacak.

Play Off’u ilk sırada tamamlayan takım Şampiyonlar Ligi’ne direk katılacak, ikinci olan takım ise Şampiyonlar Ligi ön elemesi oynayacak. Play Off üçüncüsü ile Türkiye Kupası’nı kazanan takımlarımız Avrupa Ligi’ne katılacaklar.

Play Off grubunun dördüncüsü ile Avrupa Ligi Grubu’nun birincisi arasında tek maçlık elemeyi geçen takım ise Avrupa Ligi’ne katılacak üçüncü takım olacak.

Play Off karşılaşmaları şu tarihlerde oynanacak:

1. Hafta: 14/15 Nisan 2012

2. Hafta: 21/22 Nisan 2012

3. Hafta: 28/29 Nisan 2012

4. Hafta 2/3 Mayıs 2012

5. Hafta: 5/6 Mayıs 2012

6. Hafta: 12/13 Mayıs 2012

Written by kesinofsayt

28 Mart 2012 at 13:02

Genel kategorisinde yayınlandı

Tagged with

SÖZ, VALLA ZIPLAMIYCAZ!

leave a comment »

Fenerbahçe’nin stadını modernize etmesi, Galatasaray’a TOKİ tarafından modern, yeni bir stad yapılması elbette Beşiktaşlıların da modern bir stad istemelerine neden olacaktı. Oldu da…

Uzun zamandır İnönü Stadı’nın modernleştirilmesi için uğraşılıyordu.

Ancak stadın bulunduğu bölgenin SİT alanı olması Beşiktaş açısından talihsizlik haline geldi.

Zira stadın yenilenmesi için Kültür ve Tabiatı Koruma Yüksek Kurulu’nun onayı gerekiyordu ve bu öyle hızlı ve kolay bir işlem değildi. Buna rağmen uzun uğraşlar sonucunda gerekli izin alındı.

Ancak süreç boyunca Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay konuya muhalefet etti, ediyor…

Bakan Günay kurulun kararını durdurarak konuyu Yüksek Kurul’a taşıdı.

Sayın bakan Günay önce taraftar zıpladıkça stadın kaydığını iddia eden “bilimsel” bir gerekçe öne sürdü. Bu gerekçeyi kendisi de inandırıcı bulmamış olsa gerek şimdilerde başka bir tezin peşinde: “kendime Dolmabahçe Sarayı’nı denize iten bakan deditmem”…

Bakanın gerekçesi toprağın kayması olasılığı ve tarihi dokunun bozulması…

Swisshotel ve Gökkafes’in tarihi doku diye bir şey bırakmadığı gerçeğine ise “Swissotel ve Gökkafes’i belki buradan artık kaldıramayız ancak stadı büyütmeyin diyebiliriz” diyor Günay.

Ertuğrul Günay Ekim 2010 tarihinde de İstiklal Caddesi’ndeki Demirören AVM’nin izninden daha fazla genişlediğinden bahisle bakanlık müfettişlerini görevlendirdiğini, gereğinin yapılacağını açıklamıştı. Ancak sonradan bu konuya hiç değinmemeye özen gösterdi ve Demirören AVM yapıldığı haliyle kaldı.

Demirören AVM, Swisshotel, Gökkafes örneklerinin ardından anlaşılan sayın bakanın gücü sadece taraftara yetiyor…

Sadece Beşiktaşlılar’ın değil, orta yaşın üstünde hemen her İstanbullu taraftarın bir şekilde anıları olan İnönü Stadı’nın kaderinin “bakanlara bırakılamayacak” kadar önemli olduğunu farketmenin zamanı gelmedi mi?

Written by kesinofsayt

28 Mart 2012 at 10:46

Beşiktaş, Siyaset kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

GÖNÜLLERLE KİŞİLERİ AYIRABİLECEK MİSİNİZ?

leave a comment »

UEFA’nın 36. Olağan Kongresi İstanbul’da yapıldı. Türkiye’deki şike soruşturması nedeniyle özel bir anlam atfedilen toplantıya, bugüne kadar siyasetin futbola karışmasına “sıfır tolerans” gösterdiğini iddia eden UEFA’nın, bizzat başkanı aracılığıyla siyaseti bulaştırması damgasını vurdu. Siyasi müdahaleler nedeniyle bazı ülke federasyonlarına yaptırımlar uygulayan UEFA, bu kez kongre öncesinde Ankara’ya kadar giderek Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü. Birbuçuk saatlik toplantıda şike konusunun gündeme gelmediği açıklaması ise sadece gülümsetti.

Ardından, İstanbul’da yapılan UEFA Kongresi’nin açılışında Başbakan Erdoğan konuştu. Erdoğan konuşmasında şunları söyledi:

“Hukukta bildiğiniz gibi suçların şahsiliği ilkesi vardır. Bir de bizim siyasetçiler olarak gerçek kişi ve tüzel kişi noktasında zaman zaman muhatap olduğumuz sıkıntılar vardır. Gerçek kişi ve tüzel kişi noktasında değerlendirmeyi iyi yapmak lazım. Gerçek kişilerin işlediği suçlar sebebiyle eğer tüzel kişilik suç ve ceza almaya kalkarsa burada sadece bir tüzel kişi, kurum ceza almıyor. Yeri geliyor, milyonlarca o tüzel kişiliğin sempatizanı olan kişiler, belki bir şehir, birkaç şehir, burada cezalandırılmış oluyor. Burada suçların şahsiliği ilkesinden hareketle kim olursa olsun, bu şikeyi ve suçu kim işlemişse, cezaların caydırıcılığından hareketle en büyük cezayı alması en önemli adımdır ve bunun yapılması lazım. Oradan hareketle bunun sürdürülmesi inanıyorum ki, özellikle futbola olan, spora olan aşkı ve sempatiyi daha farklı bir şekilde geliştirecek ve onları sürekli olarak geri götürmeyecektir”

Kongre sonrasında ise Platini basın toplantısında şu ifadeleri kullandı:

“Ankara’da 2 gün önce kendisiyle görüştüm. Bana da aynı şeyi ifade ettiler. (Haklısınız) dedim, ancak sistem bu şekilde oluşturulmuş. Bu şekilde oluyor. On yıllardır böyle oluyor. Disiplin komitesi bağımsız bir komite. Ben de size katılıyorum. Bir kulüp başkanı usulsüzlük yaparsa, takımı cezalandırılmamalı. Sayın Başbakan haklı, ama uzun süredir sistem bu şekilde yürüyor, bedeli kulüp ödüyor.”

Hani o görüşmede şike konusu gündeme gelmemişti?

Hani o görüşme sadece nezaket ziyaretiydi?

Hani o görüşmede sadece başbakanı kongreye davet etmişti sayın Platini?

UEFA’nın yalanlar zincirine bir halka daha eklenmesi hiçbirimizi şaşırtmadı.

Devam edelim;

Platini -kendi ifadesiyle- Erdoğan’a 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası’nın Türkiye’ye verilmesi için (olimpiyatların alınmaması halinde) oy vereceğini de söylemiş. Yani UEFA’yı CAS’an davaya çözüm bulunması karşılığında rüşvet önermiş açıkça. Sayın başbakanın “yargı bağımsızdır, kararı bekleyelim” yerine aniden “kişilerle kurumları ayıralım” temasına geçişi de rüşvetin kabul edildiğinin göstergesi.

Aziz Yıldırım, sevseniz de sevmeseniz de bugün hala Fenerbahçe Spor Kulübü’nün başkanıdır. Bu satırların yazarı olan bendeniz de 3 Temmuz 2011 öncesinde Aziz Yıldırım’ın bazı icraatlarını eleştirenlerdendim.

Ancak gün itibarıyla Aziz Yıldırım “kişi” olmanın ötesinde, dokuz ayda müthiş bir direniş kültürü geliştiren Fenerbahçeliler’in gönlündedir, “kişi” değil, Fenerbahçe’nin ta kendisi olmuştur.

“Yeni” Türkiye’nin kudretli iktidarı şu anda herşeyi yapabilecek güce sahip. Sayın başbakan süren dava esnasında dahi “kişilerle kurumları” ayırtabilecek bir güce muktedir. Kendisini engelleyebilecek, “önce adalet” diyebilecek hiç bir merci yok ne yazık ki. Yani dediğini yapabilir. Bunu ilerleyen günlerde göreceğiz.

Sadece tek bir sorum var:

“Gönüllerle kişileri de ayırabilecek misiniz?”

Written by kesinofsayt

26 Mart 2012 at 09:15

AZİZ YILDIRIM’IN TELEFONU NEDEN DİNLENDİ? (ODA TV)

leave a comment »

Basındaki baskı ve sansüre karşı yayınlanan Marko Paşa, 12 Mart Pazartesi günü piyasaya çıktı. Yıllar sonra yeniden yayınlanan dergide Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu, Aziz Yıldırım’a 2 yıl önce yapılan bir soruşturmaya dair çok ilginç bilgiler verdi.

İşte o yazı:

AZİZ YILDIRIM’IN İKİ YILLIK SORUŞTURMASI

Fethullah Gülen’e dair çok anlatılan bir hikâyedir. Gülen, stadyumdan çıkan Fenerbahçe taraftarıyla karşılaşır. Taraftarın heyecanına, birarada attığı sloganlara öykünen Gülen, “birgün biz de bu taraftarlarla gibi aynı amaç etrafında birlik olabilirsek” diye başlayan bir konuşma yapar. Gülen Cemaati dayanışması ile Fenerbahçe taraftarının kenetlenmesini karşılaştırmak mümkün değil. Ancak Fenerbahçe taraftarının yıllar sonra mahkeme önünde cemaat karşıtı sloganlar atması Türkiye’de son dönemde yaşananların özeti gibi.

Havacıların ve Karacıların Soruşturması

Yaklaşık iki yıl önce Kara Kuvvetleri Askeri Savcılığı’na bir ihbar gelir. Savcılık ihbara dayanarak emekli bir binbaşının ev ve işyerinde arama yapar. Aramalar sonunda bazı belgeler bulunur. Bu belgeler arasında emekli binbaşı ile Aziz Yıldırım arasında imzalanan yasal bir danışmanlık sözleşmesi de vardır. Bu sözleşmeye dayanarak Aziz Yıldırım hakkında telefon dinleme kararı alınır. Yıldırım artık askeri bir soruşturmanın şüphelisidir.

Aynı aramada Hava Kuvvetleri’ne ait altı belge de bulunur. Bu belgelerden dolayı Hava Kuvvetleri Askeri Savcılığı da paralel bir soruşturma başlatır. Süreç derinleşir. Muvazzaf bir hava albayının evinde yapılan bir başka aramada binlerce sayfa askeri doküman ele geçirilir. Bir dizi tutuklama gerçekleşir.

Biri kara biri hava, iki savcılık arasında bir ayrışma başlar. Kara Kuvvetleri Savcılığı, Aziz Yıldırım’ın telefonlarını ihalelere fesat karıştırma suçlamasıyla dinler ve Yıldırım’ı soruştururken, Hava Kuvvetleri Savcılığı aynı fikirde değildir. Havacı Savcılara göre Aziz Yıldırım’ın danışmanlık sözleşmesinde bir suç yoktur. Yıldırım’ın yasal sözleşmesinin başka mecralara sürüklenerek askeri ihalelere müdahale edilmeye çalışıldığını düşünmektedirler.

Aziz Yıldırım’ın katıldığı ihaleler

Şöyle anlatalım…

Aziz Yıldırım’ın kulüp başkanlığından sonra en bilinen özelliği, askeri projelerdeki başarısı.TSK’nın TACAN, TAFİCS gibi çok önemli askeri projelerini gerçekleştiren Yıldırım, değeri milyar dolarla ölçülen pek çok NATO ihalesine de imza attı. Meselenin önemli bir ayrıntısı daha var ki, bu işleri almak yalnızca teklif vermekle ilgili değil. Uluslararası firmalar ile yapılan işbirliği, bu ihaleleri tamamlama tecrübesi, bilgi birikimi, süreklilik ve en önemlisi firmanın ihaleyi veren askeri kurumlarla güven ve uyumu kazananı belirleyen faktörler. Kısacası her işadamının bu projelerde görev alma imkânı bulunmuyor. Sermaye büyüklüğü çoğu zaman yeterli olmuyor. Ülkeler, askeri ve siyasi politikalarına göre kimi partner olarak seçeceklerini belirliyorlar. Bugüne kadar Aziz Yıldırım’ın en güçlü oyuncu olduğu muhakkak. Ancak Yıldırım’ın yerine “Yeni Türkiye” gerçeklerine uyumlu bir ismin sahneye çıkmasının, bu ihaleyi gözleyenler için beklentinin ötesinde bir arzuyu ifade ettiğini söyleyebiliriz.

İşte Kara Kuvvetleri Savcılığı’nın Yıldırım’ı şüpheli olarak izlemeye başlaması önemli bir dönüm noktasında geldi. Askeri tarihin en önemli ihalelerinden olan Sikorsky helikopter ihalesinde, Yıldırım’ın da içinde bulunduğu konsorsiyum, bu soruşturma ile safdışı kalabilirdi. Kara Kuvvetleri Savcılığı, Kamu İhale Kurumu’na Aziz Yıldırım’ı “yasadışı yollarla ihalelere müdahale etmek” suçlamasıyla şikâyet edecek, Yıldırım iki yıla varan bir süre ihalelerden yasaklı olacaktı. Bu, önemli bir oyuncunun safdışı kalması demekti.

Hava Kuvvetleri Savcılığı’nın paralel soruşturma yönetmesi bu gelişmelere engel oldu. Havacı Savcılar, dosya kapsamının aynı olması sebebiyle, iki dosyanın birleştirilmesini istediler. Kara Kuvvetleri Savcılığı’ndaki dosyanın kendilerinin yürüttükleri soruşturmaya eklenmesini talep ettiler. Öyle de oldu. Soruşturma Hava Kuvvetleri Savcılığı’nda birleşti. İki yıl önce Yıldırım’ın ekonomik tasfiye süreci böylece önlenmiş oldu.

İkisi de tutuklandı

Kısa süre sonra ilginç bir dizi gelişme oldu. Hava Kuvvetleri Askeri Savcılığı’nda müdahaleyi yapan Başsavcı Ahmet Zeki Üçok, bir çürük çetesinin başında olduğu gerekçesiyle İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından sorgulandı ve tutuklandı. Savcılığa göre Üçok; para karşılığı çürük raporu veren, arazi yağmalayan hatta fuhuş yapan bir çetenin lideriydi. Gülen cemaatine yakın yayınlarda aleyhinde ağır ithamlarda bulunuldu. Hakkında 413 yıl hapis cezası istendi. İlginç olan, Üçok iddianamede Aziz Yıldırım’a yağma yapmakla suçlanıyordu. Aziz Yıldırım ise ifadesinde iddiaları basından öğrendiğini söylüyor ve mağdur edildiği iddiasını kabul etmiyordu. Üçok, iki yıla yakın tutuklu kaldıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi. Ancak bu kez Balyoz Davası’nda sanık oldu ve tutuklandı.

Aziz Yıldırım ise şike yapan ve maddi menfaat sağlayan bir başka örgütün lideri olmak suçlamasıyla aynı savcılık tarafından soruşturuldu ve tutuklandı. Yıldırım’ın tutuklanmasını şike dışı bir sürece bağladığı gelişmelerin miladı böyle. Aziz Yıldırım’ın “benim telefonum neden dinlenmeye başlandı?” sorusunun karşılığı da burada gizli.

Şimdi mahkeme önünde cemaat karşıtı sloganlar atan Fenerbahçe taraftarı daha anlamlı hale gelmiyor mu? Birileri Şike operasyonu ile askeri ihalelerin aktörünü sahanın dışına itiyor olabilir mi?

Bekleyip göreceğiz.

Odatv.com, 21 Mart 2012

Written by kesinofsayt

22 Mart 2012 at 11:03

Aziz Yıldırım, Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

INFANTINO’NUN DERDİ, TÜRKİYE’Yİ GERDİ

leave a comment »

 

36. UEFA Kongresi İstanbul’da yapıldı. 53 üye ülke temsilcileri muhtelif konuları görüştüler, ama Türk medyasının aklı fikri elbette ki “UEFA’nın Fenerbahçe’ye yaptırım uygulayıp uygulamayacağı”ndaydı.

Kendisi ve ticari / şahsi ilişkileri tartışmalı olan UEFA Genel Sekreteri Gianni Infantino, basın toplantısında Türk gazetecilerin bu konudaki sorularına muhatap oldu ve manşetler hep “tükürdüğünü yalamamak” üzerine kurgulandı.

Öncelikle FIFA ve UEFA biz Türklerin sandığı gibi futbolun güzelliklerini kutsal kabul eden, sadece oyunun ruhu, iyiliği ve güzelliği için çalışan kurumlar mı?

FIFA ve UEFA’yı yönetenler ülkemiz medyasının neredeyse peygamberleştirdiği, dürüst, mükemmel, haksızlık ve adaletsizlikle mücadele eden, kanun ve kuralların koruyucusu insanlar mı?

Yanıt: kocaman bir ASLA!

Ülkemiz futbolunu yönetenler (federasyon, kurumları, kulüp yöneticiler vs) ne kadar kah öyle kah böyleyse FIFA ve UEFA’nın başındakiler de öyleler. FIFA ve UEFA’nın yöneticileri haklarındaki onlarca iddia ve davayla uğraşıyorlar. Özellikle FIFA Başkanı Sepp Blatter’in “denetimsiz” (öncelikle mali yönden) bir imparatorluk kurduğu, UEFA Başkanı Platini’nin hamisi olduğu ve onu veliahtı yerine koyduğu iddiaları var ve bu konuda yazılıp çizilenler çok inandırıcı. Hatta Türkiye’deki “şike davası”ndan daha inandırıcı tezler var.

Bu konuda Türkçe kaynak isteyenlere Andrew Jennings’in “Faul! FIFA’nın Karanlık Yüzü” kitabını önerebilirim. Yabancı kaynak ise yüzlerce…

Gelelim bu tartışmalı kurumların “Türk medyasına göre” tartışmasız Genel Sekreteri Infantino’ya…

Infantino, Ünal Aysal’ın Dilovası’ndaki enerji santralında ortağı olan Ansaldo Energia şirketine yakın bir isim olarak biliniyor. Inter Başkanı Moratti’nin bir akrabası olarak Inter’in lobicisi olarak anılıyor. İlginçtir, Cornu’yu 22 Ağustos’ta Türkiye’ye gönderen de, TFF’nin atıfta bulunduğu UEFA’nın üstü kapalı da olsa tehdit içeren mektubunu yazan da doğrudan Gianni Infantino idi.

Aynı Infantino, İstanbul’daki UEFA Kongresi sonrasındaki basın toplantısında ise, Türk medyasının aksini çok arzulamasına rağmen, temkinli yanıtlar verdi. Özellikle şu sözleri çok dikkat çekici:

“Türkiye’de geçmişte ve şu anda bazı şike iddialarıyla ilgili davalar, soruşturmalar var, futbol disiplin heyetlerinde de bunlar gündemde.”

Geçmişteden kastın ne olduğu muhtemelen asla sorgulanmayacak ülkemizde…

Şöyle devam ediyor Infantino:

“Türkiye Futbol Federasyonu doğru, gerekli kararları alacak, yerindelik durumu var. Yerinde alınacak kararlar var. Bunlar Türkiye’de, Türk makamları tarafından alacak. Bu kararlar alındıktan sonra biz durumu inceleyeceğiz. Herhangi bir karar da alacak değiliz. Onlar ne yapılacağını biliyor.”

Yani yetkinin (doğal olarak) yerel otoritelerde olduğunu açıkça ifade etti. Ancak basın toplantısının ardından ilk manşetler “Infantino: Sıfır tolerans dedi” şeklindeydi. Evet, dedi belki, ama alınacak karar için değil…

Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’nden men edilmesinin UEFA’nın değil, TFF’nin kararı olduğunu bir kez daha vurguladı Infantino. Elbette bu da manşetleri ilgilendirmiyordu.

Infantino’nun sürece ilişkin söylediği en gerçekçi sözlerin başında ise şu geliyordu. Bir yabancının bile “yeni” Türkiye’yi çok net tanımış, anlamış olduğunun kanıtıydı adeta:

“Türkiye’de pek çok olay gazetelerde başlıyor, bitiyor.”

Nihayetinde Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’ne alınmamış olmasını gerekçe göstererek “kupa talep edenlere” UEFA’nın “resmi yanıtı” geliyordu Infantino’nun ağzından:

”Türkiye’nin şampiyonu kimdir, bunu biz söyleyemeyiz”

Written by kesinofsayt

21 Mart 2012 at 22:09

Gianni Infantino, UEFA kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

TFF VE MHK İLE KAVGA YENİ DEĞİL

leave a comment »

Biz geçen yıla kadar teşkilat ve onun kolları ceza heyeti ve hakem komitesiyle anlaşamıyorduk. Bize bu tutumumuzun spor kademelerinin itibarını sarstığı söylendi. Bunun üzerine, ülkede disiplinin yaşaması için onlara yardımcı olduk. Hakemler futbolcularımıza bir ceza verince biz iki katını verdik. Ama sonunda biz zararlı çıktık. Bugün üzülerek söyleriz ki, başta hakemler olarak, spor teşkilatı Fenerbahçe Kulübü’nü yıldırmak için elele vermişlerdir. Biz korunmak değil, adalet istiyoruz. Fenerbahçe Kulübü’nün futbolcusu, ihtar bile almadığı bir maçta, bir favül yapınca tedbirli olarak ceza heyetine verilirken, bir başka kulübün oyuncusu işlediği çok daha ağır bir suçtan sonra, sahalara elini kolunu sallayarak çıkmaktadır. Divan Kurulu’muz yetki tanırsa, durumu halkoyuna açıklayacağız ve sonuna kadar mücadele edeceğiz.

Bu yukarıdaki satırlar günümüzden değil, Fenerbahçe’nin 1965 yılındaki bir bildirisinden alınmıştır (Fenerbahçe Spor Kulübü Tarihi, Dr. Rüştü Dağlaroğlu, s.61).

Benzeri bildiriler, “teşkilat” tarafından Fenerbahçe’ye verilen inanılmaz cezalar Türk Futbol Tarihi’nde sıkça yer alır. Yoksa siz olup bitenlerin yeni mi olduğunu düşünüyordunuz?

Written by kesinofsayt

20 Mart 2012 at 17:32

Fenerbahçe, MHK, TFF kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , ,

ADİL DEĞİL ACİL ÇAĞRISI NEDEN YAPILIR?

leave a comment »

Aylarca süren tek taraflı medya infazına, tek taraflı emniyet çalışmasına, Özel Yetkili Savcılık soruşturmasına, Özel Yetkili Mahkeme sürecine rağmen net bir şekilde suçlu bulun(a)mayan Fenerbahçe ve Fenerbahçeli yöneticiler, nedense, “nihai rapor olmadığını” başkanının açıkladığı “kısmi” bir etik kurul raporuna dayanarak suçlu ilan ediliyor.

Futbolun “paydaşları” içerisinde bir kısım (ki buna bazı medya grupları ve gazeteciler de dahil) nedense sonucun sağlıklı olmasından ziyade “acele” olması konusunda ısrarcılar.

Yani öncelik adil bir karardan ziyade acil bir karar çıkması. Peki bu acele niye? Sorunun yanıtı, Fenerbahçe’nin geri dönülemez bir yara almasından kimlerin yarar sağlayacağında yatıyor. Yani aslında çok açık!

***

Öncelikle TFF Etik Kurulu nedir? Ne yapar? Yetkileri nelerdir?

Etik Kurulu, Türkiye Futbol Federasyonu Statüsü‘ne göre  en az beş yıllık hukukçu olan, birisi başkan beş kişiden oluşuyor. Etik Kurulu, çalışma usul ve esasları TFF Yönetim Kurulu tarafından hazırlanan Etik Kurulu Talimatı’yla belirleniyor (Madde 60).

Etik Kurul Talimatı‘nda kurulun madde 4’teki görev tanımında “şike ve teşvik primi iddialarını incelemek” de yer alıyor. Talimatın 7. maddesinde ise ÇOK NET VE AÇIK BİÇİMDEEtik Kurulu’nun raporu TFF Yönetim Kurulu ve Disiplin Kurulu açısından mütalaa niteliğindedir. Bir müsabakada şike yapıldığı veya teşvik primi verildiği hususundaki nihai kararı delillere ve vicdani kanaatine göre Disiplin Kurulu verir” yazmakta. Ancak bu madde kamuoyundan ısrarla gizlenmekte nedense…

Etik Kurulu hukukçulardan oluşan bir kurul. Doğal olarak savunma hakkının kutsallığını hukuk eğitimlerinin daha ilk yılında öğrenmiş insanlardan oluşuyor. Dolayısı ile, özellikle soruşturmanın ilk zamanlarındaki gizlilik nedeniyle sağlıklı bir “mütalaa” hazırlayamayacaklarının bilincindeler. Buna rağmen neden medyaya da sızan raporu hazırladıklarını ancak tahmin edebiliriz. Bence yoğun kamuoyu baskısı, UEFA öcüsü gibi nedenlerle bir ön çalışma yapıldı. Bu çalışmanın medyaya sızdırılması ise bambaşka bir konu.

Sabah Gazetesi 20 Aralık 2011 tarihinde Etik Kurul raporunu açıklayarak, kesin bir kararmış gibi, kurulun Fenerbahçe’yi suçlu bulduğunu ilan etti. Bir kulüp başkanının eşkal fotoğrafının “habercilik ödülü” kazandığı medya alemimizde bu manşetin “ileri yargısız infaz” olup olmadığı tartışılmadı hiç.

Etik Kurulu Başkanı Prof. Dr. Oğuz Atalay 21 Aralık 2011’de yaptığı yazılı açıklamayla raporun nihai olmadığını, yeni delillere ve alacakları savunmalara göre kanaatin değişebileceğini ve sürecin bitmediğini söylediyse de bu sözler sızdırılan rapor kadar yankı bulmadı.

Atalay, yaptığı yazılı açıklamada, 20 Temmuz itibariyle ellerindeki delillere göre incelemede bulunduklarını ve 340 sayfalık geçici bir rapor hazırladıklarını anlattı.

“Kesinlikle ceza ve yaptırım önerisinde bulunmadık. Sadece o günkü delillerin ışığında Türkiye Futbol Federasyonu yönetimine kanaatimizi bildirdik. İnceleme devam ediyor. Kesin rapor henüz hazırlanmadı. 20 Temmuz’dan sonra yeni delillere ulaşıldı, soruşturmada gizlilik de kalktı.

Biz o raporu hazırlarken, savunma hakkını bile yerine getiremedik, çünkü gizlilik vardı, kimseyle görüşme şansımız yoktu. Şimdi savunmaları da alacağız ve yeni rapor yazacağız. Bu raporda kanaatimiz değişebilir. Yönetim de yeni raporu dikkate alıp, delillere ve vicdani kanaatine göre karar verecek.”

Atalay, bu konuya ilişkin olarak TV programlarında bilinçsizce yorumlar yapıldığını kaydederek, “Hukuki bilgisi olmayan kişiler, izleyicilerin karşısına çıkıp gereksiz, zamansız ve yersiz konuşuyor. Rapor sanki kesinmiş gibi bilinçsizce yargıda bulunuluyor. Soruşturmanın devam ettiğinden nedense bahsedilmiyor. Herkes şunu iyi bilmeli, bu rapor nihai değildir. Ceza ve yaptırım önerisi de yoktur. Yorum yapılırken bu hususa dikkat edilsin” ifadelerini kulandı.

Prof. Dr. Oğuz Atalay, “raporu basına kimin sızdırdığını bildiklerini” ama şu an bu konuda açıklamaya yapmayacağını ifade etti.

Atalay, “Rapor kesinlikle federasyondan sızdırılmadı. Bu konuda eminiz. 340 sayfalık rapor, kozmik odamızdaki kasada tutuluyor. Ne dışarı çıkarıldı ne de kopyalandı. Zaten raporun tamamı ele geçirilmedi, 38 sayfalık özet bölümü gazetelerde yer aldı. Nasıl ve kim tarafından sızdırıldığına ilişkin ciddi tespitlerimiz var” şeklinde bilgi verdi.

Prof. Dr. Atalay, 2 Mart 2012 tarihinde de dosyanın son durumuna göre daha kapsamlı yeni bir rapor hazırlanmaya başlandığını açıkladı.

17 Mart 2012 tarihinde ise defalarca tekrarladığı, ama hiç ciddiye alınmadığı için yinelemek zorunda kaldığı açıklamalarından birisini daha yaptı:

“Bizi mahkemeye çevirdiler, bir karar değil bu. Yönetim kurulu diyor ki ‘Bize şu şu konularda inceleme yapın, görüşünüzü bildirin’. Biz de çalışmamızı yapacağız ve mütalaa vereceğiz. Raporun federasyon kararlarını etkilemede hiçbir bağlayıcılığı yoktur. Bağlayıcılığı olmadığı yasal düzenlemede açıkça yer almaktadır. Bağlamayacağı, delillere ve vicdani kanaate göre karar vereceği açıktır. Onun dışında kanun koyucu değiliz. Raporumuz görüşten ibarettir. Çok ciddiye alıp abartmamak lazım.”

Raporun TFF kararlarında bağlayıcılığı olmadığının tekrarlanması ne kadar gerekliyse de sayın başkanın “çok ciddiye alıp abartmamak lazım” sözlerini garipsediğimi söylemeliyim. Milyonlarca insanın psikolojisini dokuz aydır etkileyen bir konunun “ciddiye alınması gereği” vardır elbette. Başkanın sözleri, Etik Kurulu raporunun, her ne kadar mütalaa niteliği taşısa da “ne kadar ciddi hazırlandığı”nı da tartışılır hale sokmakta. Ve “birileri” bu raporun ışığında acil karar beklentisinde…

Etik Kurulu’nun tartışmalı raporunun sonucunda TFF disiplin kurullarından çıkacak kararlar da tartışmalı olacaktır. Ne yazık ki anayasada yer alan ve TFF Hukuk Kurullarına yargı yetkisini sağlayan madde 59 net bir şekilde TFF Tahkim Kurulu kararlarının kesin olduğunu, buna karşı her hangi bir yargı merciine gidilemeyeceği düzenlenmektedir. Bir hukuki kurumun kararlarının sorgulanamaz olması hukukun “kimin için ve kimler aracılığıyla” üstün olduğu sorusunu da beraberinde getirmektedir.

Bu noktada Spor Hukuku Enstitüsü’nden Av. Hüseyin Alpay Köse’nin yazdıkları ilginçtir:

Bunun için spor hukukunun diğer mevzuatlarından kıyaslama yapılması zorunludur. Zira unutulamamalıdır ki TFF Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki kanun FİFA ve UEFA’nın mevzuatını da TFF’ye bir yol olarak göstermektedir.

Bunun anlamı ise uluslar arası spor hukukunun da dikkate alınmasıdır. Spor hukukunun dünyadaki en üst karar mercii İsviçre’de bulunan Uluslar arası Tahkim Mahkemesi CAS’tır. Bu mahkeme her ne kadar dünya sporunun son söz söyleyeni olsa dahi kararlarının bazı hallerde bozulması mümkün olmaktadır.

CAS’ın vermiş olduğu kararların bozulmasının tek yolu ise bazı tahdidi nedenlerle yerleşik olduğu İsviçre Federal Mahkemesine başvurulmasıdır. Bu başvuru nedenlerinden iki tanesi bizi ilgilendirmektedir. Bunlar; her hukuk düzeninde Anayasalarla koruma altına alınan “Kamu Düzeni” ve savunma hakkının kısıtlanmasıdır. Pekala uluslar arası spor hukukunda geçerli olan bu ilkelerin, yerel spor hukukunda da geçerli olduğunun söylenmesi pekala mümkündür. Tabii olarak yerel federasyonun yargılama mercilerine karşı İsviçre Federal Mahkemesine başvurunun mümkün olmadığını açıklamaya gerek bulunmamaktadır.

Ancak buradan bir kıyas yapılarak ülkemizin temyiz mercii olan Yargıtay’a anılan kamu düzeni ve savunma hakkının kısıtlanması sebepleri ile başvuruda  bulunulabileceğinin iddia edilmesi gayet akla yatkındır. Hele ki Anayasamızın bir çok hükmünde kamu düzeni mevzu bahis olduğunda temel hak ve özgürlüklerin bile istisnalara konu olabildiği düşünüldüğünde bunun akla uzak olmadığı daha iyi anlaşılacaktır. Buna ilaveten hukukun değişik alanlarında kanuna rağmen Yargıtay’ın kamu düzenini gerekçe göstererek müdahil olduğu ve kendi kararlarını uyguladığı örnekleri bulmak zor olmayacaktır. Daha önce kanunda TFF Tahkim Kurulu kararlarının kesin olduğu hükmü bulunmasına rağmen bir futbolcu hakkında verilen karara yapılan itirazın Yargıtay’ca kabul gördüğü de akıllardan çıkarılmamalıdır.

Sonuç olarak gerek TFF Kuruluş ve Görevleri Hakkında ki kanundan gerekse TFF Genel Kurulunca hazırlanan ve TFF Yönetim Kurulunu kesin olarak bağlayan TFF Statüsünden kesin olarak anlaşılmaktadır ki TFF Yönetim Kurulu hiçbir konuda, TFF Etik Kurulu ise şike ve teşvik primi iddiaları konusunda yargı mercii değildir. Dolayısı ile de buralarda verilecek kararların bir yargılama ile verildiğinden söz edilmesi hukuken mümkün değildir.

İlgili yazı: Ekim 2005 yılında yazmış olduğum Tahkim: Üç Kişilik Tahakküm başlıklı yazı

Written by kesinofsayt

19 Mart 2012 at 21:26

Etik Kurulu, Tahkim Kurulu, TFF kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,