FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

ADİL DEĞİL ACİL ÇAĞRISI NEDEN YAPILIR?

leave a comment »

Aylarca süren tek taraflı medya infazına, tek taraflı emniyet çalışmasına, Özel Yetkili Savcılık soruşturmasına, Özel Yetkili Mahkeme sürecine rağmen net bir şekilde suçlu bulun(a)mayan Fenerbahçe ve Fenerbahçeli yöneticiler, nedense, “nihai rapor olmadığını” başkanının açıkladığı “kısmi” bir etik kurul raporuna dayanarak suçlu ilan ediliyor.

Futbolun “paydaşları” içerisinde bir kısım (ki buna bazı medya grupları ve gazeteciler de dahil) nedense sonucun sağlıklı olmasından ziyade “acele” olması konusunda ısrarcılar.

Yani öncelik adil bir karardan ziyade acil bir karar çıkması. Peki bu acele niye? Sorunun yanıtı, Fenerbahçe’nin geri dönülemez bir yara almasından kimlerin yarar sağlayacağında yatıyor. Yani aslında çok açık!

***

Öncelikle TFF Etik Kurulu nedir? Ne yapar? Yetkileri nelerdir?

Etik Kurulu, Türkiye Futbol Federasyonu Statüsü‘ne göre  en az beş yıllık hukukçu olan, birisi başkan beş kişiden oluşuyor. Etik Kurulu, çalışma usul ve esasları TFF Yönetim Kurulu tarafından hazırlanan Etik Kurulu Talimatı’yla belirleniyor (Madde 60).

Etik Kurul Talimatı‘nda kurulun madde 4’teki görev tanımında “şike ve teşvik primi iddialarını incelemek” de yer alıyor. Talimatın 7. maddesinde ise ÇOK NET VE AÇIK BİÇİMDEEtik Kurulu’nun raporu TFF Yönetim Kurulu ve Disiplin Kurulu açısından mütalaa niteliğindedir. Bir müsabakada şike yapıldığı veya teşvik primi verildiği hususundaki nihai kararı delillere ve vicdani kanaatine göre Disiplin Kurulu verir” yazmakta. Ancak bu madde kamuoyundan ısrarla gizlenmekte nedense…

Etik Kurulu hukukçulardan oluşan bir kurul. Doğal olarak savunma hakkının kutsallığını hukuk eğitimlerinin daha ilk yılında öğrenmiş insanlardan oluşuyor. Dolayısı ile, özellikle soruşturmanın ilk zamanlarındaki gizlilik nedeniyle sağlıklı bir “mütalaa” hazırlayamayacaklarının bilincindeler. Buna rağmen neden medyaya da sızan raporu hazırladıklarını ancak tahmin edebiliriz. Bence yoğun kamuoyu baskısı, UEFA öcüsü gibi nedenlerle bir ön çalışma yapıldı. Bu çalışmanın medyaya sızdırılması ise bambaşka bir konu.

Sabah Gazetesi 20 Aralık 2011 tarihinde Etik Kurul raporunu açıklayarak, kesin bir kararmış gibi, kurulun Fenerbahçe’yi suçlu bulduğunu ilan etti. Bir kulüp başkanının eşkal fotoğrafının “habercilik ödülü” kazandığı medya alemimizde bu manşetin “ileri yargısız infaz” olup olmadığı tartışılmadı hiç.

Etik Kurulu Başkanı Prof. Dr. Oğuz Atalay 21 Aralık 2011’de yaptığı yazılı açıklamayla raporun nihai olmadığını, yeni delillere ve alacakları savunmalara göre kanaatin değişebileceğini ve sürecin bitmediğini söylediyse de bu sözler sızdırılan rapor kadar yankı bulmadı.

Atalay, yaptığı yazılı açıklamada, 20 Temmuz itibariyle ellerindeki delillere göre incelemede bulunduklarını ve 340 sayfalık geçici bir rapor hazırladıklarını anlattı.

“Kesinlikle ceza ve yaptırım önerisinde bulunmadık. Sadece o günkü delillerin ışığında Türkiye Futbol Federasyonu yönetimine kanaatimizi bildirdik. İnceleme devam ediyor. Kesin rapor henüz hazırlanmadı. 20 Temmuz’dan sonra yeni delillere ulaşıldı, soruşturmada gizlilik de kalktı.

Biz o raporu hazırlarken, savunma hakkını bile yerine getiremedik, çünkü gizlilik vardı, kimseyle görüşme şansımız yoktu. Şimdi savunmaları da alacağız ve yeni rapor yazacağız. Bu raporda kanaatimiz değişebilir. Yönetim de yeni raporu dikkate alıp, delillere ve vicdani kanaatine göre karar verecek.”

Atalay, bu konuya ilişkin olarak TV programlarında bilinçsizce yorumlar yapıldığını kaydederek, “Hukuki bilgisi olmayan kişiler, izleyicilerin karşısına çıkıp gereksiz, zamansız ve yersiz konuşuyor. Rapor sanki kesinmiş gibi bilinçsizce yargıda bulunuluyor. Soruşturmanın devam ettiğinden nedense bahsedilmiyor. Herkes şunu iyi bilmeli, bu rapor nihai değildir. Ceza ve yaptırım önerisi de yoktur. Yorum yapılırken bu hususa dikkat edilsin” ifadelerini kulandı.

Prof. Dr. Oğuz Atalay, “raporu basına kimin sızdırdığını bildiklerini” ama şu an bu konuda açıklamaya yapmayacağını ifade etti.

Atalay, “Rapor kesinlikle federasyondan sızdırılmadı. Bu konuda eminiz. 340 sayfalık rapor, kozmik odamızdaki kasada tutuluyor. Ne dışarı çıkarıldı ne de kopyalandı. Zaten raporun tamamı ele geçirilmedi, 38 sayfalık özet bölümü gazetelerde yer aldı. Nasıl ve kim tarafından sızdırıldığına ilişkin ciddi tespitlerimiz var” şeklinde bilgi verdi.

Prof. Dr. Atalay, 2 Mart 2012 tarihinde de dosyanın son durumuna göre daha kapsamlı yeni bir rapor hazırlanmaya başlandığını açıkladı.

17 Mart 2012 tarihinde ise defalarca tekrarladığı, ama hiç ciddiye alınmadığı için yinelemek zorunda kaldığı açıklamalarından birisini daha yaptı:

“Bizi mahkemeye çevirdiler, bir karar değil bu. Yönetim kurulu diyor ki ‘Bize şu şu konularda inceleme yapın, görüşünüzü bildirin’. Biz de çalışmamızı yapacağız ve mütalaa vereceğiz. Raporun federasyon kararlarını etkilemede hiçbir bağlayıcılığı yoktur. Bağlayıcılığı olmadığı yasal düzenlemede açıkça yer almaktadır. Bağlamayacağı, delillere ve vicdani kanaate göre karar vereceği açıktır. Onun dışında kanun koyucu değiliz. Raporumuz görüşten ibarettir. Çok ciddiye alıp abartmamak lazım.”

Raporun TFF kararlarında bağlayıcılığı olmadığının tekrarlanması ne kadar gerekliyse de sayın başkanın “çok ciddiye alıp abartmamak lazım” sözlerini garipsediğimi söylemeliyim. Milyonlarca insanın psikolojisini dokuz aydır etkileyen bir konunun “ciddiye alınması gereği” vardır elbette. Başkanın sözleri, Etik Kurulu raporunun, her ne kadar mütalaa niteliği taşısa da “ne kadar ciddi hazırlandığı”nı da tartışılır hale sokmakta. Ve “birileri” bu raporun ışığında acil karar beklentisinde…

Etik Kurulu’nun tartışmalı raporunun sonucunda TFF disiplin kurullarından çıkacak kararlar da tartışmalı olacaktır. Ne yazık ki anayasada yer alan ve TFF Hukuk Kurullarına yargı yetkisini sağlayan madde 59 net bir şekilde TFF Tahkim Kurulu kararlarının kesin olduğunu, buna karşı her hangi bir yargı merciine gidilemeyeceği düzenlenmektedir. Bir hukuki kurumun kararlarının sorgulanamaz olması hukukun “kimin için ve kimler aracılığıyla” üstün olduğu sorusunu da beraberinde getirmektedir.

Bu noktada Spor Hukuku Enstitüsü’nden Av. Hüseyin Alpay Köse’nin yazdıkları ilginçtir:

Bunun için spor hukukunun diğer mevzuatlarından kıyaslama yapılması zorunludur. Zira unutulamamalıdır ki TFF Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki kanun FİFA ve UEFA’nın mevzuatını da TFF’ye bir yol olarak göstermektedir.

Bunun anlamı ise uluslar arası spor hukukunun da dikkate alınmasıdır. Spor hukukunun dünyadaki en üst karar mercii İsviçre’de bulunan Uluslar arası Tahkim Mahkemesi CAS’tır. Bu mahkeme her ne kadar dünya sporunun son söz söyleyeni olsa dahi kararlarının bazı hallerde bozulması mümkün olmaktadır.

CAS’ın vermiş olduğu kararların bozulmasının tek yolu ise bazı tahdidi nedenlerle yerleşik olduğu İsviçre Federal Mahkemesine başvurulmasıdır. Bu başvuru nedenlerinden iki tanesi bizi ilgilendirmektedir. Bunlar; her hukuk düzeninde Anayasalarla koruma altına alınan “Kamu Düzeni” ve savunma hakkının kısıtlanmasıdır. Pekala uluslar arası spor hukukunda geçerli olan bu ilkelerin, yerel spor hukukunda da geçerli olduğunun söylenmesi pekala mümkündür. Tabii olarak yerel federasyonun yargılama mercilerine karşı İsviçre Federal Mahkemesine başvurunun mümkün olmadığını açıklamaya gerek bulunmamaktadır.

Ancak buradan bir kıyas yapılarak ülkemizin temyiz mercii olan Yargıtay’a anılan kamu düzeni ve savunma hakkının kısıtlanması sebepleri ile başvuruda  bulunulabileceğinin iddia edilmesi gayet akla yatkındır. Hele ki Anayasamızın bir çok hükmünde kamu düzeni mevzu bahis olduğunda temel hak ve özgürlüklerin bile istisnalara konu olabildiği düşünüldüğünde bunun akla uzak olmadığı daha iyi anlaşılacaktır. Buna ilaveten hukukun değişik alanlarında kanuna rağmen Yargıtay’ın kamu düzenini gerekçe göstererek müdahil olduğu ve kendi kararlarını uyguladığı örnekleri bulmak zor olmayacaktır. Daha önce kanunda TFF Tahkim Kurulu kararlarının kesin olduğu hükmü bulunmasına rağmen bir futbolcu hakkında verilen karara yapılan itirazın Yargıtay’ca kabul gördüğü de akıllardan çıkarılmamalıdır.

Sonuç olarak gerek TFF Kuruluş ve Görevleri Hakkında ki kanundan gerekse TFF Genel Kurulunca hazırlanan ve TFF Yönetim Kurulunu kesin olarak bağlayan TFF Statüsünden kesin olarak anlaşılmaktadır ki TFF Yönetim Kurulu hiçbir konuda, TFF Etik Kurulu ise şike ve teşvik primi iddiaları konusunda yargı mercii değildir. Dolayısı ile de buralarda verilecek kararların bir yargılama ile verildiğinden söz edilmesi hukuken mümkün değildir.

İlgili yazı: Ekim 2005 yılında yazmış olduğum Tahkim: Üç Kişilik Tahakküm başlıklı yazı

Reklamlar

Written by kesinofsayt

19 Mart 2012 21:26

Etik Kurulu, Tahkim Kurulu, TFF kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: