FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Archive for Nisan 2012

FIRILDAK İŞ BAŞINDA

leave a comment »

Mehmet Ali Aydınlar beyefendi buyurmuşlar:

UEFA 58. madde değişikliğini kabul etmez. Biz 58. maddenin değişikliğini önermiştik ama UEFA kabul etmemişti. TFF’nin kararı tam bir komedi.

E, peki! 26 Ocak tarihinde federasyonunuzun 58. madde değişikliğini görüşmek ve oylatmak üzere yaptığı genel kurul ne idi? Neden yapılmıştı? Ve dahi “UEFA’ya rağmen” mi yapılmıştı?

Mesela 20 Ocak tarihindeki şu ifadeler UEFA’nın değişikliği kabul etmeyeceği gerçeğine rağmen miydi?

“Sayın Federasyon Başkanımız, UEFA yetkilileriyle yaptığı görüşmeler neticesinde, müsabakanın sonucunu etkilemeye yönelik yapılan fiillerle ilgili olarak minimum, fiilin ağırlığına göre, 12 puandan başlamak üzere, puan silinmesine, ayrıca bu eylemlere karışanların para cezası ile cezalandırılmasına, diğer taraftan suç unsurunu işlemiş olan kulüplerin UEFA müsabakalarına katılmamalarıyla ilgili 26 Ocak’ta yapılacak Genel Kurul’da bir önerge verileceğini belirtti. UEFA yetkililerinin, bu kararların alınarak içerisinde bulunulan durumdan çıkılması konusuna, olumlu baktığı izleniminin edinildiği söylendi. Dolayısıyla bu yönde uygulama yapılacak. Federasyon Başkanımız gerekli görürse, bu konuyla ilgili detaylı açıklamalar yapacaktır.”

Mesela Lütfi Arıboğan’ın 24 Ocak 2012 tarihindeki şu sözleri UEFA’ya rağmen miydi?

Lutfi Arıboğan, UEFA’dan onay geldi haberlerine yanıt verirken, “UEFA dün itibariyle böyle bir yazı gönderdi. Türk futbolunun geldiği noktada, TFF genel kurulunun bu yönde bir karar olursa, bu kararın UEFFA’nın talimat ve prensiplerine aykırı olmayacağını bildirdiler” dedi.
Küme düşme konusunda alınacak karara uyacağını UEFA yazılı olarak bize ifade etti diye konuşan Arıboğan şöyle devam etti, “UEFA yazılı olarak bunu bize ifade ettiler. Küme düşme cezası olmazsa buna uyacaklar. Ancak aynı yazı sadece cezasızlığı kasteden bir terminoloji değil. Bunun dışında etkin bir şekilde karar verilmesini bekliyorlar.”

Uzatmak, başka örnekler bulmak mümkün. Siz yapınca UEFA kabul ediyor, başkası yapınca komedi oluyor öyle mi? Yoksa her zamanki tavrınızla dünki kararınızla bugünkü kararınızın tutarsızlığı mı bu sözleri ettiren?

Written by kesinofsayt

30 Nisan 2012 at 11:33

Mehmet Ali Aydınlar, TFF, UEFA kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

3 TEMMUZ OPERASYONU KRONOLOJİSİ – 8 (ŞUBAT 2012)

leave a comment »

1 Şubat 2012 – Çarşamba

  • Fenerbahçe Spor Kulübü TFF Hukuk Kurulu Başkanı İlhan Helvacı’yı istifaya davet etti.
  • Türkiye Futbol Federasyonu Hukuk Kurulu Başkanı İlhan Helvacı, “Hukuka aykırı birşey yaptığımı düşünmediğimden istifa etmeyi de düşünmüyorum” dedi.
  • Kulüpler Birliği Başkanı Yıldırım Demirören, Süper Lig kulüp başkanlarını 7 Şubat Salı günü özel gündem maddesiyle toplantıya çağırdı.

2 Şubat 2012 – Perşembe

3 Şubat 2012 – Cuma

  • Samsun dönüşü Fenerbahçe kafilesini havaalanında karşılayanlar arasında Beşiktaşlı bir taraftar pankart açtı.

5 Şubat 2012 – Pazar

6 Şubat 2012 – Pazartesi

7 Şubat 2012 – Salı

  • Kulüpler Birliği TFF seçimi gündemiyle toplandı.
  • Ünal Aysal Cihan Kamer’in “transferde etik davranılmadığı” açıklamasına yanıt verdi.

8 Şubat 2012 – Çarşamba

  • Fenerbahçe Spor Kulübü Külüpler Birliği toplantısında Yıldırım Demirören’i TFF başkanlığına önerdiği yolundaki haberleri yalanladı.

9 Şubat 2012 – Perşembe

  • Mehmet Ali Aydınlar 32. Gün programına katıldı.
  • PFDK Beşiktaş maçındaki olaylar nedeniyle Fenerbahçe’ye 1 maç seyircisiz oynama cezası verdi.

10 Şubat 2012 – Cuma

  • Fenerbahçe Spor Külübü M. Ali Aydınlar’ın 32.Gün programındaki ifadelerini “acz içinde” diye yanıtladı.
  • Futbol Disiplin Kurulu Ocak ayı sonunda soruşturmada adı geçen isimlere 30 bin sayfalık iddianameleri gönderdi. 20 gün süre içinde savunmalarını talep etti.
  • CAS yargıcı Kısmet Erkiner Mehmet Ali Aydınlar’a cevap verdi.

11 Şubat 2012 – Cumartesi

  • Aralarında Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın da bulunduğu 23’ü tutuklu 93 sanık hakkında açılan dava, İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ndeki salonunda görülecek. Şike davasına bakacak 16. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Mehmet Ekinci, sevgililer gününe denk gelen ilk duruşma öncesinde basın mensuplarının sorularını yanıtladı: “Takımları yargılamıyoruz”.

12 Şubat 2012 – Pazar

13 Şubat 2012 – Pazartesi

14 Şubat 2012 – Salı

  • Aziz Yıldırım Mehmet Ali Aydınlar’a hitaben bir mektup gönderdi: “Sözümüz sanadır!”
  • Tarihi dava Silivri’de başladı. Çok sayıda Fenerbahçe taraftarı Silivri’deydi.
  • Fenerbahçe Spor Kulübü’nin 327 sicil numaralı Yüksek Divan Genel Kurul üyesi ve basketbol şubesinin kurucularından, spor tarihçisi Cem Atabeyoğlu vefat etti.
  • Aziz Yıldırım: “Ne şikesi? Memleket elden gidiyor.”

15 Şubat 2012 – Çarşamba

  • “Futbolda şike” iddiaları üzerine aralarında Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın da bulunduğu 23’ü tutuklu 93 sanık için açılan ve Silivri’de görülen davanın ikinci günü sona erdi. Aziz Yıldırım’ın dilekçe vermesine rağmen İsveç’te yaşayan yanlış Hasan Çetinkaya’nın tapeleri iddianameden çıkartılmaması nedeniyle Mahkemede buna tepki gösterildi.
  • Aziz Yıldırım’dan Silivri’deki taraftarlara: “Bu soğukta üşümesinler, evlerine gitsinler. Çağlayan’a bekliyorum.”

16 Şubat 2012 – Perşembe

17 Şubat 2012 – Cuma

18 Şubat 2012 – Cumartesi

20 Şubat 2012 – Pazartesi

  • Çağlayan’da birinci gün
  • TFF başkanlığı için 21 aday başvurdu.
  • Galatasaray Demirören’in adaylığına tepki gösterdi.
  • İbrahim Akın’dan açıklama: “Savcıya yalan söyledim.”

21 Şubat 2012 – Salı

23 Şubat 2012 – Perşembe

  • Tarihi savunmadan notlar: “Bunu yapanları tarih yargılayacaktır.”
  • Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Tahkim Kurulu, futbolcu Serdar Kulbilge ve antrenör Cengiz Demirel’in, şike ve teşvik primi eylemlerinde bulundukları şüphesiyle PFDK’nın verdiği idari tedbir kararının kaldırılması talebinin reddine dair kararına karşı yaptıkları itirazı reddetti.
  • Galatasaray Kulübü’nün, Türkiye Futbol Federasyonu’nun 27 Şubat Pazartesi günü yapılacak Seçimli Olağanüstü Genel Kurulu’nda başkan adaylarından Ata Aksu’yu destekleyeceği öğrenildi.
  • Fenerbahçe Spor Kulübü Habertürk’e bağlı kişilerin tesislerine girişini yasakladı.
  • Yasemin Merçil: “Şikenin tarafları sonucu etkileyebilecek kişiler olmalı, Transfer şikesi diye bir kavram yok ”
  • Vatan Gazetesi Aziz Yıldırım’ın eşkal fotoğrafı için özür diledi.

24 Şubat 2012 – Cuma

  • Şekip Mosturoğlu ve Cemil Turan tahliye edildi. Diğer yöneticilerin tutukluluk hali devam ediyor.
  • Kararın ardından Çağlayan’daki Fenerbahçe taraftarına polis tazyikli su ve biber gazı ile müdahale etti.

25 Şubat 2012 – Cumartesi

  • Eskişehirspor 2 – 1 Fenerbahçe
  • Trabzonspor, şike davası kapsamında tutuklu bulunan Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım ve dün gece tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilen Sivasspor Başkanı Mecnun Odyakmaz’ın iddialarına internet sitesinden yayınladığı açıklama ile çok sert cevap verdi.

27 Şubat 2012 – Pazartesi

  • Yıldırım Demirören TFF başkanlığına seçildi.
  • Lig TV Muhabiri Ömer Güvenç; TFF Başkanı Yıldırım Demirören, Fenerbahçe’ye “Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nde (CAS) UEFA’ya açtığınız davayı geri çekin, 45 milyon Euro’yu Türkiye Futbol Federasyonu olarak biz karşılayalım” dediğini iddia etti. Ömer Güvenç bu sözünün de arkasında olduğunu söyledi.

28 Şubat 2012 – Salı

  • Fenerbahçe Spor Kulübü Fatih Altaylı’yı yalanladı.
  • Fenerbahçe Asbaşkanı Ali Koç CNBC-E canlı yayınına katıldı.

3 Temmuz Operasyonu Kronolojisi 1 – (Temmuz 2011)

3 Temmuz Operasyonu Kronolojisi 2 – (Ağustos 2011)

3 Temmuz Operasyonu Kronolojisi 3 – (Eylül 2011)

3 Temmuz Operasyonu Kronolojisi 4 – (Ekim 2011)

3 Temmuz Operasyonu Kronolojisi 5 – (Kasım 2011)

3 Temmuz Operasyonu Kronolojisi 6 – (Aralık 2011)

3 Temmuz Operasyonu Kronolojisi 7 – (Ocak 2012)

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 6

leave a comment »

BAŞBAKANLIK KUPASI MAÇLARI

Başbakanlık Kupası Maçları» her yıl Türkiye birincisiyle Milli Küme şampiyonu arasında, Ankara’da ve mevsimin kapanış maçı olarak, 1944 yılında düzenlenmeye başlanmış olup, 5 kez oynandıktan sonra, Milli Küme maçlarıyla beraber, 1950 de son bulmuştur. Başbakanlık Kupası bu 5 yılda, bugünkü Cumhurbaşkanlığı Kupası gibi, en büyük kupa hüviyetini taşımış ve bu durumuna paralel olarak, en büyük ilgiyi toplamıştır.
Kupa, 16 yıl aradan sonra, Türkiye 1. Ligi ve Türkiye (Federasyon) Kupası şampiyonları arasında, Cumhurbaşkanlığı Kupasının ihdasından sonra 1966 da, bu kez 2. Türkiye Ligi ile Türkiye Amatör şampiyonları arasında düzenlenmeye başlandı ve 5 yıl sonra da, 1971 den itibaren, Türkiye 1. Lig ikincisiyle Türkiye (Federasyon) kupası finalisti arasında devam etti. Ancak, bu kupa maçları 1982-85 arası, 4 yıl yine oynanmadı ve 1986 da, muhtemelen, lig ikincisi Galatasaray’ın girişimiyle, kupa tekrar sahneye çıkarıldı.
Başbakanlık Kupası maçları, 1944-87 yılları arasında, 3 kez değiştirilip, 23 defa tertiplenmiş olup, aşağıda görüleceği gibi, Kupayı Fenerbahçe 5, Beşiktaş, 4 G.S. ve Eskişehir 3 er, Bolu ve Trabzon-spor 2 şer, Mersin idman Yurdu, izmir • Demirspor, Ankaragücü ve Bursaspor da birer kez kazandılar:

BAŞBAKANLIK KUPASI NASIL TERTİPLENDİ VE FENERBAHÇE’NİN 5 GALİBİYETİ

Başbakanlık Kupası maçları 1544 yılında bir tesadüf sonucu tertiplenmiştir. İstanbul Bölgesi 1943-44 mevsimi şampiyonu Fenerbahçe takımı 1944 yılı Türkiye futbol şampiyonluğu final maçları için Ankara’da bulunurken mevsimin Milli Küme şampiyonu Beşiktaş’da Ankara Karmasıyla özel bir maç için Başkentte bulunuyordu.
İki güçlü İstanbul takımının kentlerinde bulunmalarından yararlanmak isteyen Başkentin spor çevreleri, bir Fenerbahçe-Beşiktaş maçı üzerinde durdular.
Fenerbahçe takımı 27 Mayısta Fehmi Eriş hakemliğinde Ankara şampiyonu Harbokulu’nu 2-1, 28 Mayısta da Refik Güven idaresinde izmir şampiyonu Göztepe’yi 5-1 yenmiştir. 30 Mayısta Gruplar arası şampiyonu Mersin İdman Yurdu nu da yenerse Türkiye şampiyonu olacaktı. Dilek Başvekilce de olumlu karşılandı
Nihayet, 19 Mayıs stadında Fenerbahçe’nin 4-2 kazandığı Mersin maçı devre arasında, Başbakan,
İki Kulüp Yöneticileri Muvaffak Menemencioğ-lu ve Kemal Onan ile Sadri Usuğlu arasında anlaşmaya varıldı. Müsabakanın, (BAŞBAKANLIK KUPASI) adı altında oynanması ve her yıl Ankara’da Türkiye ve Milli Küme şampiyonları arasında mevsimin son maçı olarak tekrarlanması kararlaştırıldı. Teknik ve idari yönlerin Futbol Federasyonunca ve yürürlükteki resmi maçlar hükümleri çerçevesinde düzenleneceği, yalnız, 2 futbolcu değiştirilebileceği belirtilip, bir protokol imzalandı.
Büyük bir kalabalık önünde, 3 Haziranda Tarık Özerengin’in yönettiği maçın ilk devresi 1-1 bitmiştir. Beşiktaş, 2. devreye, o sıralarda askerlik görevlerini Süvarigücü ve Ankaragücü takımlarında yapan Hristo Kostando ile Şükrü Gülesin’i kadrosuna almış ve maçı 4-1 kazanmıştır.
Bu maç, Fenerbahçe Kulübü için, teknik ve idari yönden bir gaf örneği oldu. 4 günde 3 çetin Türkiye şampiyonluğu maçı yapan yorgun ve noksan takımı taze bir rakiple karşılaştırmak ve dışardan takviye almasını da müsamaha ile karşılamak, ilk Başbakanlık kupasının kaybına mâl olmuştur.

1945 BAŞBAKANLIK KUPASI GALİBİYETİ

Fenerbahçe, 1945 yılı Başbakanlık Kupasını Milli Küme şampiyonu olarak; 2 Haziranda Türkiye şampiyonu Harbokulu’na karşı yaptı ve 3-2 kazandı. Şazi Tezcan hakemliğindeki maçı: CİHAT ARMAN – NUMAN UZUN, HALİL KÖK-SALAN (ŞEVKET DEMİRTEPE) -SALAHATTİN TORKAL, HALİL ÖZYAZICI, ÖMER BONCUK – EROL KESKİN, ADNAN TUNÇAY (SAMİM VAR), MELİH KOTANCI, NACİ BASTONCU (K) ve HALİT DERİNGÖR tertibinde oynayan Fenerbahçe, 8 ve 86. dakikalar da kalesine yapılan gollere, 42-47 ve 82. dakikalarda Melih, Halit ve Samim’in sayılarıyla cevap verip, kupayı 3-2 kazandı. Maç sonrası sahaya inen Başbakan Şükrü Saraçoğlu Kupayı takım kaptanı Naci Bastoncu’ya vermiştir.

1946 BAŞBAKANLIK KUPASI GALİBİYETİ

Başbakanlık Kupası 1946 maçı, 1 Haziranda, Milli küme şampiyonu Fenerbahçe ile Türkiye şampiyonu Ankara Gençlerbirliği arasında oynandı.
Fenerbahçe takımı 31 Mayıs sabahı Ankara istasyonunda coşku ile karşılandı. Bu arada, Gençlerbirliğine 2-1 yenilerek hafta içinde Türkiye şampiyonluğunu kaybeden Beşiktaş Kulübü yöneticileri de karşılaşmada bulunmak centilmenliğini göstermişlerdir.
Harcanan gayretle, yandan çoğu öğrenci olan F.B. takımı, imtihan dönemine rastlayan bu Başbakanlık kupası maçlarına ilk kez tam kadro ile çıkıyordu:
CİHAT – MURAT ALYÜZ, AHMET EROL – Salahattin, Halil Özyazıcı, Ömer – FİKRET, (Halil KÖKSALAN), NACİ (K), MELİH, MÜZDAT YETKİNER ve HALİT.
Bu muhteşem kadro, muazzam kalabalığa verdiği kesin güvence nedeniyle, uzun uzun alkışlandı.
Milli Eğitim Bakanı Ali Yücel’in Milli Küme şampiyonluğu kupasını Kaptan Naci’ye vermesinden hemen sonra maç başlamış, 11, 56, 70 ve 83. dakikalarda, Naci, Müzdat, H.Köksalan ve yine Müzdat’ın golleriyle, maçı 4-0 Fenerbahçe kazanmıştır. Sahaya inen Saraçoğlu, futbolcuları ayrı ayrı kutladı ve Kupayı Kaptan Naci Bastoncu’ya verdi.
Zülbakar Sağnak’ın yönettiği maçta Fenerbahçe’nin çıkardığı çok mükemmel futbol ankara ve yakınlardan gelen taraftarları coşturmuş ve binlerce halk, Ankara Palas önünde toplanarak, coşkun gösterilerde bulunmuştur.
Bu maçta ilk kez karaborsa görüldü ve 1 liralık kapalı tribün bileti 4 liraya satıldı. Ayrıca, yıllarca aradan sonra, bir futbol maçı yeniden ve, Sait Çelebi ile Eşref Şefik’ten sonra, üçüncü olarak, radyodan, Muhteşem Öksözcü tarafından yayınlanmıştır.

Kırmızı-Beyaz Spor dergisinin 3 Haziran sayısında Kahraman Bapçum’un yorumu:
(… 2. DEVRE YİNE F.B. LEHİNE AYYUKA ÇIKAN TEŞCİ SESLERİ MUHTEŞEM’İN SESİNİ BİR HAYLİ BASTIRDI. SARl-LÂCİ-VERTLİLERİN BUKADAR POPÜLER OLMASI OYNADIĞI TEMİZ OYUN VE GÖSTERDİĞİ YÜKSEK TEKNİĞİN BİR MÜKÂFATI DEĞİLMİDİR?.)

1950 BAŞBAKANLIK KUPASI GALİBİYETİ

Son Milli Küme şampiyonluğunu, çok zor koşullar altında, 7 Mayıs 1950 günü İzmir’de 90. dakikanın son saniyelerinde ALTAY’a attığı 4. gol ve averajla Galatasaray’dan koparıp alan Fenerbahçe takımı, 17 Haziranda Türkiye şampiyonu GÖZTEPE ile yapacağı Başbakanlık Kupası maçına, 15 ve 16 Haziran da 2 gurup halinde, tren ve uçakla gitti.
Maç günü, öğleyedoğru Anıtkabir ziyaret edilip çelenk kondu. Yeni Cumhurbaşkanı Celâl Bayar Çankaya’da ziyaret edilip kutlandı. Kulübe kıymettar bir model uçak hediye eden Hava kuvvetlerimiz kurmay başkanı Fenerbahçe’li Korgeneral Fevzi Uçaner’e makamında teşekkür edildi ve saat 15 de de yeni Başbakan ADNAN MENDERES tarafından kabul olundu.
Fenerbahçe takımının bu arada Başkan Şükrü Saraçoğlu’na yapmak istedikleri ziyaret, muhterem Başkan’ın, evinden telefonla verdiği cevap: (— ARTIK, BEN SİZLERİ ZİYARET ETMELİYİM!..), olmuş ve BELVÜPALAS’a gelmiştir.
Bu çeşitli seremonilerden sonra, 17 de stada gelen takım, hazırlanıp Muzaffer Ertuğ idaresindeki maçı şu tertipte oynamıştır:
CİHAT (K) – SALAHATTİN, AHMET -M.ALİ HAS, KÂMİL EKİN, MÜZDAT – FİKRET, EROL, CEMAL UZKES, LEFTER ve HALİT.
Canlı ve sert Göztepe ile çetin geçen maçın 26. dakikasında Lefter’in attığı gole 72. dakikada karşılık görülmüş ve uzatılan maçın 113. dakikasında Erol’un kafa golüyle Fenerbahçe 3. kez Başbakanlık Kupasını kazanmıştır.
Müsabakadan sonra, bugüne kadarkilerden daha büyük olan 80 santim boydaki Başbakanlık ku-pasiyla, Gümüş Milli Küme şampiyonluk Kupası, sahaya inen yeni Başbakan ADNAN MENDERES tarafından, sürekli tezahürat arasında F.B takım kaptanı Cihat Arman’a verildi.

1973 BAŞBAKANLIK KUPASI GALİBİYETİ

Fenerbahçe, Başbakanlık Kupasındaki 4. şampiyonluğunu 1973 Türkiye Ligi 2. si olarak, Fed.Kupası finalisti Ankaragücü’yle yapıp 5-2 kazandı. Otobüsle 4 Haziranda K.Hamam’a giden takım, 6 Haziran’daki maçı şu tertiple oynadı:
DATCU – TİMUÇİN (ERCAN), YILMAZ, NİYAZİ, SERKAN – ZİYA, ERSOY, FUAT -NEDİM (K) (YAŞAR), CEMİL ve CEVHER.
FEHMİ PAZARCI’nm yönettiği maçın normal süresi, 2-1 galipken 88. dakikada yenen golle, 2-2 sonuçlanmış, uzatmada Cemil, Ersoy ve Yaşar’ın 3 golüyle F.B. Kupayı 5-2 alıp 9 Haziranda (2-1 kazanılan) Cumhurbaşkanlığı Kupası maçını G.S.’ile oynamak olanağını elde etmiştir.
Ankaragücü, maçın kesin favorisi idi. Teknik-direktör DİDİ bile: (— Yaşlı ve yorgun F.B. nin zinde ve güçlü rakibini yenmesi beklenemez!.) diyordu.
Bu, bir taktik değildi… Ancak; iyi çalışmamış, fizik ve moralman çökük futbolcular, Lig ve Kupanın kaçırılması sorumluluğunun kavramı içinde, kendilerini af ettirmeye ve onurlarını kurtamaya yemin etmişlerdir.
G.S. antrenörü Brian Birch, yine yüksekten konuşup (BENİM TAKIMIM EN BÜYÜKTÜR!..), derken, Ankaragüçlü’ler de, Fenerbahçe’yi küçümseyip, (CUMHURBAŞKANLIĞI KUPASINI, G.S. İLE, BİZ OYNAYACAĞIZ!.) deyip, duruyorlardı.
İşte; dış görünüş yüzdeyüz Fenerbahçe aleyhine ve ümitsiz olmsına karşı, takım içinde, herkesten, hatta Didi’den bile gizlenmiş, (KAZANMANIN NAMUS VE VİCDAN BORCU OLDUĞU!..) havası egemendi ve sahaya böyle bir azimle, çıkıldı ve amaca ulaşıldı.
Fenerbahçe’nin bu tarihsel şahlanışına “HÜRRİYET”, sayfa boyu, (FENERBAHÇE FENA ÖFKELENDİ: 5-2) başlığını atmıştır. Maçtan sonra, Başbakan Naim Talu Kupayı Kaptan Nedim Doğan’a verdi.

1980 BAŞBAKANLIK KUPASI GALİBİYETİ

Fenerbahçe, 5. Başbakanlık Kupasını, Türkiye Ligi 2. si olarak 1 Haziran 1980 de Fed.Kupası finalisti Galatasaray’ı 1-0 yenerek kazandı.
F.B. nin: ADEM – MÜZDAT, EROL, ALPASLAN, CEM – ÖNDER, İBRAHİM, CEMİL-MUSTAFA, RAŞİT (SELÇUK), TUNA (EMİN), tertibine karşı, Galatasaray:
ESER – ERDOĞAN, CÜNEYT, FATİH, HASAN – GÜRCAN, ORHAN (GÖKMEN), B.METİN – K.METİN, TURGAY, KEMAL (MUSTAFA) kadrosuyla oynadı.
FİFA kokartlı Talât Tokat’ın yönettiği ve 22.417 seyircinin 3 milyon 305 bin lira ödediği maçın normal süresi golsüz bitmiş, uzatmada, Selçuk’un 103. dakika goliyle kazanılan kupayı Gençlik ve Spor Bakanı Talât Asal, F.B. Takım Kaptanı Cemil Turan’a vermiştir.

CUMHURBAŞKANLIĞI KUPASI MAÇLARI

Cumhurbaşkanlığı Kupası maçları 1965-66 mevsimi başında Federasyonca alınan kararla düzenlendi. Bu karara göre, Türkiye futbol sezonu, her mevsim sonunda Türkiye ligi ile Türkiye (Federasyon) Kupası şampiyonları arasında Ankara’da yapılacak (Cumhurbaşkanlığı Kupası) maçıyle kapanacaktır. Her iki şampiyonluğun aynı kulüp tarafından kazanılması halinde ise, kupa otomatik olarak bu kulübe verilecektir.
Ancak, aşağıda görülecektir ki, uygulamada zaman zaman değişiklik yapılmış ve kupada, Türkiye Ligi ve Federasyon Kupası şampiyonları dışında, Başbakanlık Kupası galibi ve Türkiye Ligi 2. si takımlar da mücadele etmişlerdir.
Cumhurbaşkanlığı Kupası maçları kurulduğundanberi düzenli olarak sürüyor. 1966 dan 1987 ye kadar, aralıksız olarak, 22 kez yapılan maçlarda Trabzonspor 6, Fenerbahçe ile Galatasaray 5 er, Beşiktaş 3, Göztepe, Eskişehirspor ve Ankaragücü birer kez kazandılar.
Cumhurbaşkanlığı Kupasını oynamak hakkını kazanan 9 kulüpten, kazanan yukardaki 7 kulübün kupaya sahip oldukları yıllarla, rakipleri ve sağladıkları sonuçlar aşağıdadır:

Fenerbahçe, Cumhurbaşkanlığı Kupasını, 9 Kulüp arasında, ençok oynamak hakkını kazanan ve oynayan Kulüptür. 4 kez Türkiye ligi şampiyonu, 3 kez. aynı yıl, hem Türkiye Ligi, hem de Federasyon Kupaları şampiyonu, 2 kez Federasyon Kupası şampiyonu, birer kez de Başbakanlık Kupası galibi ve Türkiye Ligi ikincisi sıfatlarıyle, 11 kez oynadı ve 5 defa kazandı.
Trabzonspor, 6 kez Türkiye Ligi şampiyonu ve birer kez de Başbakanlık Kupası galibi ve Türkiye ikincisi olarak, 8 kez oynadı ve 6 defa kazandı.
Galatasaray, 5’i Türkiye Ligi ve 4’ü de Fed.Kupası şampiyonu olarak yaptığı 9 maçta kupaya 5 kez sahip oldu. Beşiktaş, 4’ü Türkiye Ligi, 2 si Fed.Kupası şampiyonlukları ve biri de Başbakanlık Kupası galibi olarak yer aldığı 7 maçın 3’ünü, Göztepe ile Ankaragücü 2 şer maçtan birerini, Eskişehirspor’da bir kez katıldığı maçı kazanmışlar, Altay, Bursaspor ve ANK.G.Birliği birer defa yeralıp yenilmişlerdir.
Başlangıç yılı olan 1966 dan 1987 yılı sonuna kadar, 22 kez yapılan Cumhurbaşkanlığı Kupası maçlarından, özellikle Fenerbahçe’yi ilgilendiren konu ve maçlardan özet bilgiler sunmak yararsız olmaz:
1966 Kupası : Federasyon Kupası şampiyonu G.S. Türkiye Ligi şampiyonu Beşiktaş’ı 2-0 yenince, kupayı Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay verdi.
1967 Kupası : Federasyon Kupası şampiyonu Altay’ı uzatmada 1-0 yenen Beşiktaş’a Kupa, Senato Başkanı İbrahim Şevki Atasagun tarafından verildi.
1968 Kupası: Mevsimin hem Türkiye Ligi, hem de Fed. Kupası şampiyonluklarını kazanan Fenerbahçe, Talimatname gereği, Kupayı otomatik olarak kazanmış ve Çankaya Köşkünde Cumhurbaşkanı C.Sunay’dan özel törenle almıştır.
Fenerbahçe takımı, 28 Haziran 1968 de Ankara’ya gitmiş, önce Muhafızgücü’nün, onuruna verdiği kokteylde bulunduktan sonra, Cumhurbaşkanı tarafından Çankaya köşkünde kabul olunmuştur. Futbol Federasyonu Başkanı Orhan Şeref Apak’ın:
(— SAYIN BAŞKANIMIZ, FENERBAHÇE TAKIMI BU MEVSİM LİG, KUPA VE BALKAN KUPASI ŞAMPİYONLUKLARINDAN SONRA- BUGÜN LÜTUF BUYURACAĞINIZ KUPA İLE BERABER, BU MEVSİM 5 RESMİ ŞAMPİYONLUK BİRDEN KAZANMAK BAŞARISINI GÖSTERDİ… BÖYLE BİR BAŞARI, YALNIZ ÜLKEMİZ İÇİN DEĞİL, DÜNYA FUTBOLU İÇİN DE BİR REKORDUR. BU BAKIMDAN FENERBAHÇELİLERİN BAŞARILARI ÇOK BÜYÜK VE EŞSİZ’DİR…), deyince, Cumhurbaşkanı birkaç adım atıp futbolculara yaklaşmış, ve:
(— İFTİHAR ETTİM.. AFERİN SİZLERE… BAŞARILARINIZIN DEVAMINI DİLERİM!) diyerek, büyük gümüş kupayı kaptan Nedim Do-ğan’a verdikten sonra, ayrıca da bir şilt hediye etmiştir.
Fenerbahçe takımı, büyük ve eşsiz kurtarıcı ATATÜRK’ün Çankaya’daki eski köşkünü de ziyaretten sonra, Mulıafızgücü bandosunun çaldığı selâm marşiyle uğurlandı.
Fenerbahçe’nin 1967-68 Kupalarındaki esas kadrosu, hepsi de milli, şöyledir:
YAVUZ ŞİMŞEK – ŞÜKRÜ BİRANT, YILMAZ ŞEN, ERCAN AKTUNA, LEVENT ENGİNERİ – SELİM SOYDAN, ZİYA ŞENGÜL, FUAT SANER – OGÜN ALTIPARMAK, NEDİM DOĞAN, ABDULLAH ÇEVRİM, CAN BARTU, YAŞAR MUMCU.
1969 Kupası : Federasyon Kupası şampiyonu Göztepe’yi 2-0 yenen Türkiye Ligi şampiyonu Galatasaray tarafından kazanıldı.
1970 Kupası: Türkiye Ligi şampiyonu Fenerbahçe’yi 28 Haziranda 3-1 yenen Federasyon Kupası şampiyonu Göztepe tarafından kazanıldı.
Önce lig ve kupa maçlarının uzaması, sonra da aşırı solcu (DİSK) in yarattığı kanlı olaylardan, 16 Haziranda sıkı yönetim ilânı nedeniyle 2 haftalık duraklama, yaş ortalaması 30. olan F.B. nin formunu bozdu.. Merkez Hakem Komitesi de, sanki F.B. ye azizlik!., olsun diye şu triyoyu seçmiştir : Cezmi Başar, Orhan Gönül ve Nejat Şener.
Bu maçı Fenerbahçe şu tertiple oynadı: DAT-ÇU – ŞÜKRÜ, NUMAN, ERCAN, LEVENT, CAN (K), ZİYA NEDİM – YAŞAR, ABDULLAH (ZEKİ), OGÜN.
1971 Kupası: Türkiye Ligi şampiyonu G.S. yi 3-2 yenen Federasyon Kupası şampiyonu Eskişehirspor tarafından kazanıldı.
1972 Kupası: Fed.Kupası şampiyonu Ankara-gücü’nü 3-0 yenen lig şampiyonu G.S. tarafından 2. kez kazanıldı.
1973 Kupası: Lig ve Kupa şampiyonluklarının ikisinin de G.S. tarafından kazanılmış olmasından, maç, yeni uygulama ile bu kulüple Başbakanlık kupası galibi arasında yapılacaktı.
Başbakanlık Kupasını, 6 Hazirandaki uzatmadaki maçta, Fed.Kupası finalisti Ankaragücü’nü 5-2 yenerek kazanan Türkiye Ligi 2. si Fenerbahçe 9 Haziranda lig şampiyonu G.S. yi 2-1 yenip Kupayı 2. kez aldı.
YASİN ÖZDENAK – EKREM GÜN ALP, MUZAFFER SİPAHİ (K), TUNCAY TEMELLER, AYDIN GÜLEŞ – BÜLENT ÜNDER, OLCAY BAŞARIR, KORHAN (TARİK KUTVER) – METİN KURT, MEHMET ÖZGÜL VE MEHMET OGUZ’dan kurulu rakibine karşı, Fenerbahçe:
İLİE DATCU – TİMUÇİN ÇUĞ, YILMAZ ŞEN, NİYAZİ GÜLSEVER, SERKAN ACAR – FUAT SANER, ZİYA ŞENGÜL, ERSOY SANDALCI – NEDİM DOĞAN (K) (YAŞAR MUMCU), CEMİL TURAN ve CEVHER ÖZER tertibiyle oynamıştır.
Ezeli rakipler tarihindeki bu ilk Cumhurbaşkanlığı Kupası maçını FİFA Kokartlı Doğan Babacan yönetmiş ve Metin’in attığı gole Fenerbahçe, Cemil ve penaltıdan Fuat’ın golleriyle karşılık vermiştir.
(AİLECE ÖTEDENBERİ FENERBAHÇE’Lİ (1) OLMAKLA ÖVÜNDÜĞÜNÜ) söyleyen Cumhurbaşkanı Emekli Oramiral FAHRİ KORUTÜRK, Kupayı galip Fenerbahçe takımı Kaptanı Nedim Doğan’a verirken, 19 Mayıs stadı coşku içinde çalkalanıyor ve ısrarlı istekler üzerine şerefturu atılıyordu. Stadın erken saatlerde dolması üzerine maç TV den de yayınlandı.
1974 Kupası: Lig ve Fed.Kupası şampiyonluklarının ikisinin de sahibi ve maçın favorisi Fenerbahçe ile, uzatmada Bursaspor’u 3-2 yenip Başbakanlık Kupasını kazanan Beşiktaş arasında, 8 Haziran’da FİFA Kokartlı Ertuğrul Dilek yönetimindeki maçı 3-0 kazanan Siyah-Beyazhlar Kupayı Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’den aldılar.

(1) – Fahri Korutürk, gelişme dönemindeki Fenerbahçe Kulübüne maddi ve manevi yardımla-rıyle tanınmış Osmanlı dönemi son İstanbul Milletvekillerinden Salah Cimcoz’un damadı ve yine F.B. li ünlü tenisçi ve yelkenci İbrahim Cimcoz’un eniştesi’dir.

Beşiktaş, 22 aydır ve 10 maçta yenemediği Fenerbahçe’yi 558 bin lira ödeyen 25 bin seyirci önünde, tam anlamıyle, gafil avladı ve çok hırslı oyun, Ahmet II, Lütfü ve Mesut’un golleriyle, haklı bir galibiyete ulaştı.
1975 Kupası : Bu 10. Cumhurbaşkanlığı Kupası Türkiye Ligi şampiyonu Fenerbahçe ile Federasyon Kupası şampiyonu Beşiktaş arasında oynandı.
Beşiktaş’ın, 8 yıl aradan sonra, kazandığı Federasyon Kupası şampiyonluğu ve geçen yılki Cumhurbaşkanlığı kupası galibiyetiyle, güveni, arttığından, bu maç, bugüne kadarkiler arasında en çok konuşulan ve iddialı Kupa maçı oldu. Ayrıca da, 2 takımın kaptanları Ziya ve Sanlı’-nın son maçları idi.
Karşılaşma öncesi soyunma odasına gelen Deniz Kuvvetleri Komutanı Fenerbahçeli Oramiral Hilmi Fırat, futbolculara başarılar diledikten sonra, iki takım sahada şu tertiplerle yer aldılar:
Beşiktaş : METE – AHMET, LÜTFÜ, VEDAT, ZEKERİYA (SUAT MAMAT) – AHMET, SANLI (K), KAHRAMAN – NİKOKOVİ (HALUK SERENLİ), SİNAN ve TUĞRUL.
Fenerbahçe : YAVUZ ŞİMŞEK – ENDER GONCA, EMİN İLHAN, ZİYA ŞENGÜL (K), ALPASLAN ERATLI (SERKAN ACAR) – ZAFER GÖNCÜLER, ERSOY SANDALCI, SALAHATTİN KARASU – AYDIN ÇELİK, OSMAN ARPACIOĞLU ve CEMİL TURAN.
Yine FİFA kokartlı Ertuğrul Dilek’in yönettiği maçta iki takım da canlı oynamış, ancak rakibine oranla daha soğukkanlı ve etkili Fenerbahçe, Osmanla Cemil’in golleri ve 2-0 sonuçla Kupayı 3. kez kazanmıştır.
Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk Kupayı Ziya Şengül’e verirken:
(— BEN DE ÇOK ESKİ FENERBAHÇELİYİM… CUMHURBAŞKANI OLARAK ,FENERBAHÇELİ OLARAK SENİ VE TAKIM ARKADAŞLARINI GÖNÜLDEN TEBRİK EDERİM!.,
FUTBOLA BAŞARILI ŞEKİLDE VEDA EDİYORSUN. BU BAŞARINI İNŞALLAH İŞ HAYATINDA DA SÜRDÜRÜRSÜN!..), sözleriyle iltifatta bulunmuş, foto muhabirlerine de, eşi ve Ziya ile, fotoğraflarının çekilmesine izin vermiştir.
1976 Kupası : Federasyon Kupası şampiyonu Galatasarayı, uzatmadan sonra, 1971 de uygulamaya konan, penaltı atışlarıyle 6-4 yenen Türkiye Ligi şampiyonu Trabzonspor kazandı ve ilk kez sahibi olduğu kupayı GENÇLİK ve SPOR BAKANI Ali Şevki Erek’ten aldı.

1977 Kupası : Başbakanlık Kupası galibi Beşiktaş’ı, uzatmalı maçtan sonra (1-1), penaltılarla 4-2 yenen Türkiye Ligi şampiyonu Trabzonspor tarafından 2. kez kazanıldı ve kupayı C.başkanlığı Genelsekreteri Fuat Bayramoğlu’ndan aldı.
1978 Kupası: Başbakanlık Kupası galibi Trabzonspor 13 Haziran günü Türkiye Ligi şampiyonu Fenerbahçe’yi 1-0 yendi ve Kupa, Cumhurbaşkanı F.Korutürk tarafından Kaptan Şenol’a verildi.
FİFA kokartlı hakem Doğan Babacan’ın yönettiği ve 13.550 kişinin izlediği bu en tenha Cumhurbaşkanlığı Kupası maçını Fenerbahçe, ruhsuz, amaçsız ve dağınık bir oyunla, noksan ve ümitsiz Trabzonspor’a adeta ikram etti. İlk devre ürkek ve geri oynayan Karadeniz takımı, rakibinin aczini görünce, ikinci devre atağa kalkmış ve 53. dakikada, kümelenmiş defansın savamadığı bir topu gerilerden koşup gelen Yaşar, Fenerbahçe kalesine atarak takımını 3. kez kupaya ulaştırmıştır.
Fenerbahçe’nin tam bir umursamazlık içinde, 1978 Cumhurbaşkanlığı Kupasını Trabzonspor’a bağışlayan kadrosu şudur:
İVANÇEVÎÇ (FUAT) – YENAL, ALPASLAN (TUNA), ONUR, CEM – COŞKUN, ANTİÇ, ÖNDER – ENGİN, CEMİL (K) ve ŞEVKİ.
1979 Kupası : Türkiye Ligi şampiyonu Trabzonspor, Federasyon Kupası şampiyonu Fenerbahçe’yi 17 Haziranda 23 bin seyirci önünde 2-1 yenerek 4. kez kazandığı kupayı Fahri Korutürk’ten aldı.
Bu 14. Kupa karşılaşması, Cumhurbaşkanlığı Kupalarına gölge düşüren bir maç oldu.. Fenerbahçe çok iyi hazırlanmıştı. Gayet iyi, canlı ve hırslı idi… O halde, engellenmesi gerekirdi ve bu yapıldı: 11. dakikada penaltı!., çılgına döndürüldü takım ve itirazlar.. Ivançeviç kurtarınca, çıkarılan 3 sarı kart yetmedi.. Yarım dakika içinde, bu kez de, ceza alanında bir teknik çift vuruş ve gol.. Bunlar ve sırıtan niyet yenilir, yutulur mu?.. Ama, 2 dakika içinde Fenerbahçe beraberliğe ulaşınca, bu kez Trabzonspor kırıcılığa yöneldi. Hakem hoş görüyor, sertlik sürüyordu.. Normal süre 1-1 bitince maç uzadı. 108. dakika., soldan Fenerbahçe kalesine paralel bir orta. Fenerbahçe defansına çarpan top, kaleciyi kontrpiyede bırakarak, köşeden ağlara yuvarlanıyor!..
‘TERCÜMAN” da “7 Sarı kart ve Orhan Cebe” başlık ve “Yusuf Yalkın” imzalı yazı şu görüşleri yansıtıyor:
(Bu önemli Kupa maçı, belki spor tarihimize “HAKEM FACİASI” diye geçecektir. Orhan Cebe’nin “HAKEMLİĞE VEDA KARŞILAŞMASI”nda ortaya koyduğu yönetim tarzına biz isim bulmakta güçlük çekiyoruz.
Cebe’ye, “Onore edilmek üzere”, bu maç verilmiş. Neden?!, madem ki sezonun “SÜPER KUPASI” bu. Yılın eniyi hakemi niye tayin edilmiyor?..
Fenerbahçe maçlarının “İSTENMİYEN ADAM”ı Cebe’yi karşılaşmaya vermekle, Merkez Hakem Komitesi, “BÜYÜK SUÇ” işlemiş, hem Orhan Cebe “OLUMSUZ SÖYLENTİLER”den kurtulamamış, hem de karşılaşmanın ciddiyetine “GÖLGE” düşmüştür.)
Oysa, Fenerbahçe başkanı sezon başında, (GEÇMİŞİ UNUTUP ORHAN CEBE’YE DOST ELİMİZİ UZATIYORUZ!..) demişti. İyi niyet de cezalandırılmış oldu!..
Çok yazık olan maç sonrası törende, tribüne 3 kişi ile giden takım kaptanı Önder’e, Cumhurbaşkanının:
(— TALİHSİZ, FAKAT CENTİLMENCE BİR MAÇ ÇIKARDINIZ!..SİZLERİ DE TEBRİK EDERİM!..) demesindeki, (TALİHSİZ) ve (CENTİLMENCE), sözleri, beylik lâflardan olmayıp, futbolumuzun bir yarasına, imâli olarak, değinmek olmuştur. Ama, anlayanlar için, tabii!..
Fenerbahçe, bu maçı şu tertipte oynadı:
İVANÇEVİÇ – ONUR, CEM, EROL, YENAL – ÖNDER (K), TUNA, RAŞİT (ZAFER) – ALİ KEMAL (BAHRİ), ENGİN, ŞEVKİ.
1980 Kupası : Fedarasyon kupası şampiyonu Altay’ı 3-0 yenen Lig birincisi Trabzon tarafından 5. kez kazanılmış ve Kupa Cumhurbaşkanı vekili İhsan Sabri Çağlayangil tarafından takım kaptanı Şenol Güneş’e verilmiştir.
1981 Kupası: Türkiye ligi şampiyonu Trabzonspor’u 1-0 yenen 2. lig üçüncüsü ve Federasyon Kupası şampiyonu Ankaragücü’ne kupa, Devletbaşkanı, Orgeneral Kenan Evren tarafından verilmiştir.
1982 Kupası: Türkiye ligi şampiyonu Beşiktaş’ı 2-0yenen Fed.Kupası şampiyonu G.S. tarafından 4. kez kazanıldı.
1983 Kupası: Fenerbahçe, 2 ay boyunca haftada 2 final oynar gibi, çetin mücadeleler sonunda, 15 Haziranda mersin’de Federasyon Kupası, 18 Haziranda da İstanbul’da Türkiye Ligi şampiyonluklarını kazandı.
Böylesine yorgun Fenerbahçe’ye karşı, rakibi Türkiye Ligi 2. si Trabzonspor bileylenmiş, ful ve zinde kadrosiyle, 22 Haziranda Ankara’daki maçı 7 ve 83. dakika golleriyle 2-0 kazanıp, Kupaya 6. kez sahip oldu.

Bu yılın kupasının Devlet Başkanından, alışılmışın aksine, Trabzonspor reisi M.Ali Yılmaz tarafından alınırken, Paşa’nın Trabzonlu Turgay’ı:
(— SERT OYNUYORSUN, DAHA YUMUŞAK OL!..) sözleriyle uyarması da törenin 2 özelliği oldular.
FİFA Kokartlı Erkan Göksel’in yönettiği bu maçtaki 2 olayı “TERCÜMAN” şöyle yorumladı:
(Kaptan Alpaslan’ın “İKRAM ETTİĞİ” golle “ŞOK” olan yorgun Fenerbahçe, golcüsü Selçuk’un 2 metreden şutunda top direkte patlayınca iyice su koyuverdi.)
1984 Kupası: Cumhurbaşkanlığı kupası, 1 Haziran 1984 de, türkiye Ligi ve Federasyon Kupası şampiyonu Trabzonspor’la Türkiye Ligi 2. si Fenerbahçe arasında 19. kez oynandı.
Aslında, bu mevsimin de Lig ve Kupa şampiyonlukları, geçen yıl olduğu gibi, Fenerbahçe’nin hakkı idi. Ne var ki, çok sık ve yorucu milli maçlar, rakiplerinin birer, bazen 2 oyuncu vermelerine karşı, her maça ortalama 5 eleman veren Fenerbahçe’yi sarsmış, Selçuk’la İlyas’ın sakatlanmaları da, oyun düzeni bu iki futbolcu üzerine kurulu, Sarı-Lâcivertli kulübü zor durumlara düşürüp şampiyonluklardan ederken, Trabzonspor’a da yeşil ışık olmuştur.
Fenerbahçe, mevsimin 1 Hazirandaki bu son maçında olağanüstü gayretli idi. Yenmek için oynadı ve yenip 4. kez Kupanın sahibi oldu.
YAŞAR DURAN – ERDOĞAN ARICA (SUAT KARALİÇ), CEM PAMİROĞLU (K), HASAN ÖZDEMİR, SEDAT KARAOĞLU – ARİF KOCABIYIK, İSMAİL KARTAL, ÖNDER ÇAKAR – İLYAS TÜFEKÇİ (ÖZCAN KIZILTAN), SREBRENK REPÇİÇ ve MUSTAFA ARABACIBAŞI tertibindeki Sarı-Lâcivertli takım, baskılı ve tekmelerden yılmayan cesur oyunu süresince, sayısız gol kaçırmış ve galibiyete 81. dakikada îlyas’m penaltı goliyle ulaşırken, çıkardığı güzel ve fedâkârane oyunla taraftarlarını tatmin etmiştir.
Trabzonspor, 1976 danberi bazı hakemlerin gözyumma ve yarattıkları penaltılara alışık olmanın zararını gördü bu maçta. Sinirlendi ve maçın sonu yaklaştıkça da futbolcular ne yaptıklarını bilmez oldular. Baş vurdukları sertlik ve açık penaltıya bile şiddetle itirazları bu kötü alışkanlığın sonucudur. Aşağıdaki yorumlar bu noktayı mükemmelen kanıtlıyorlar:
“HÜRRİYET” den:
(Kim ne derse desin, kupa bu oyuniyle Fenerbahçe’nin hakkı idi. Hakem Namoğlu’nun verdiği en doğru ve net karar Bahattin’in Önderi ceza sahasında düşürmesine verdiği penaltı idi… Sertlik vardı sahada. Sinirler gergindi.. Zaman zaman kemik sesi geldi, tribünlere kadar… Fırtına gibi idi Fenerbahçe… Oynadı ve bileğinin hakkıyla kazandı. En çok taktir ettiğimiz yönleri de, okadar gol kaçırmalarına karşı, moral olarak çökmeme-leri ve oyunu bırakmamaları idi..) “SANLI SARIALİOĞLU” dan: (Cumhurbaşkanlığı Kupası hak edenin oldu. Fenerbahçe’nin galibiyetine en ufak leke sürülemez. Penaltı yerinde bir karardı. Trabzonspor’un itiraz ve öfkesi yersizdi. Aslında, Trabzon’un öfkesi Fenerbahçe karşısında mahkum oluşu ve çaresizliğin doğal sonucu idi. Fenerbahçe’nin şanssızlığı ve kaleci Şenol’un becerisi olmasaydı Trabzonspor, daha maçın başında, sahaya havlu atardı.)
Ankara’da 20 Kasım 1983 günii, Türkiye Liginin 12. hafta maçında henüz namağlup Gençlerbirliği’ni çok güzel oyunla 3-0 yenen Fenerbahçe’nin başkanına, sonuçtan memnun bir tavırla:
(— BİZİM TAKIM ŞİMDİ KAÇINCI OLDU?..), demek suretiyle Fenerbahçeliliğini bir kez daha belirtmiş olan Cumhurbaşkanı KENAN EVREN, Kupayı kaptan Cem’e verirken:
(— GEÇEN YIL KAYBETMİŞTİNİZ. BU KEZ KAZANDINIZ. TEBRİK EDERİM!..) demiş, Cem’de:
(— BİZ ELİNİZİ GEÇEN YIL DA ÖPMEK İSTEMİŞTİK, AMA NASİP BU SENE İMİŞ!..) cevabını vermiştir.
1985 Kupası: Bu 20. Kupa, Cumhurbaşkanlığı Kupalarının en önemli ve ilginci dir, denebilir. Türkiye Ligi şampiyonu Fenerbahçe, şansının da yardımıyle, Federasyon Kupasını 8. kez kazanan, ünlü DERWALL’in çalıştırdığı Galatasaray’la karşılaşacak ve maç TV den naklen verilecekti. G.S. Kaptanı Fatih’in de son maçı idi. 12 Haziran 1985 Çarşamba günü, 19 Mayıs stadında, 9 milyon lira ödeyen 19 bin seyircinin izlediği maçı, ezeli rakipler, Sadık Deda hakemliğinde şu kadrolarla yaptılar:
G.S.: ZORAN SİMOVİÇ – CÜNEYT TAN-MAN, RAŞİT ÇETİNER, FATİH TERİM (K) – SEFER KARABEY (H.İBRAHİM AKÇAY), İSMAİL DERİNİZ, SEMİH ÇALIŞKAN (BURAK DİLMEN) – RUDİGER ABRAMCZİK, ADNAN ESEN ve BÜLENT ALKILIÇ
F.B.: YAŞAR DURAN – İSMAİL KARTAL, HASAN ÖZDEMİR (HÜSEYİN ÇAKIROĞLU), CEM PAMİROĞLU (K), ERDOĞAN ARICA – ÖNDER ÇAKAR, DUSAN PESİÇ, MÜJDAT YETKİNER – İLYAS TÜFEKÇİ, ŞENOL ÇORLU (SELÇUK YULA) ve SBEREN-KOREPÇİÇ.
Bülent’in 36. dakika golüne Hüseyin dakika 79 da sert şutla karşılık verdi ve bu sonuç 120. dakika nihayetinde de değişmediğinden, penaltılara başvuruldu. Bu başvuru, Fenerbahçe’nin penaltılarla sonuca varılan 12. maçı idi.
Kendine özgü metod ve çarelerle Federasyon Kupasındaki çok ustaca başarısından sonra Jupp DERWALL, kazanacağından yine emin olduğu bu en büyük kupa maçının 120 dakikasında emeline ulaşamayınca, yepyeni bir kozunu oynamaya girişti. Bu koz, ilk penaltıyı kaleci Simoviç’e attırmak, böylece de Kaleci Yaşar’ı daha ilk atışta demoralize edip kupayı almaktı. Ancak, Yaşar penaltıyı kurtarınca plân altüst oldu.
Yaşar, G.S. dan Simoviç ve son maçını yapan kaptan Fatih’in penaltılarını kurtarırken, sadece Abramczik ve Raşit sayı yapmışlar, buna karşı Simoviç, Fenerbahçe’den İsmail, İlyas, Hüseyin, Önder ve Selçuk’un vuruşlarından yalnız Önder’inkini kurtarabilmiş ve en büyük Kupa 5-3 lük sonuçla, 5. kez Fenerbahçe tarafından kazanılmıştır.
Maçtan sonra mevsimin Türkiye Ligi Kupasının Milli Eğitim ve Spor Bakanı Vehbi Dinçerler, Cumhurbaşkanlığı kupasını da, Kenan Evren Romanyada olduğundan, T.B.M.M. Başkanı Necmettin Karaduman Fenerbahçe takım Kaptanı Cem’e verdiler.
1986 Kupası : Federasyon Kupası şampiyonu Bursaspor’u 15 Haziran 1986 da, 2-1 yenen Türkiye Ligi şampiyonu Beşiktaş tarafından 3. kez kazanıldı ve kupayı Cumhurbaşkanı Kenan Evren Siyah-Beyazlı takımın kaptanı Samet Aybaba’ya verdi.
1987 Kupası : Federasyon Kupası Şampiyonu Gençlerbirliği’ni 14 Haziran 1987 Pazar günü 2-2 den sonra, uzatmada 3-2 yenen Lig şampiyonu Galatasaray tarafından 5. kez kazanılmıştır.
Hakem Özcan Oal’ın 40. dakikada Gençlerbirliği aleyhine verdiği penaltı kararına yapılan sert ve küfürlü protestolar üzerine Cumhurbaşkanı stadı terk ettiğinden, Kupa G.S. Kaptanı Cüneyt Tanman’a Başbakan Turgut Özal tarafından verildi.

TÜRKİYE SPOR YAZARLARI KUPASI MAÇLARI

Tek devreli lig usulüyle ve resmi maçlar statüsüne uygun olarak düzenlenen Türkiye spor yazarları derneği maçları 1963 denberi sürüyor. Yalnız 1968 de yapılmayan ve 1987 yılında 24. kez tertiplenen maçlara, ilk yıl, tarihler üzerindeki anlaşmazlık nedeniyle, Fenerbahçe girmemiş ve yerine Beykoz’la Beyoğluspor alınarak, o mevsim maçları 4 takım arasında oynanmıştır.
Ayrıca, Fenerbahçe’nin şampiyonluklarıyle sonuçlanan 1975 yılı maçlanna Trabzonspor ve 1976 şampiyonasına da, girmeyen Galatasaray’a karşın, yine Trabzonspor ve Adanaspor’la, yine 4 takım katıldılar.
Bu şekilde, 1963-87 yılları arasında 24 kez tertiplenen (Türkiye Spor Yazarları Derneği Kupası) şampiyonalarında Fenerbahçe 10, Beşiktaş ile Galatasaray da 7 şer kez kupayı kazandılar.
Aşağıda tablo bu 24 Organizasyonun şampiyonlarını gösteriyor:

Türkiye Spor Yazarları Derneği kupasında, 1975 denberi, ayrıca (Challenge Coupe) usulü uygulanıyor. Buna göre, her 5 yıl içinde 3 kez .şampiyon olan kulüp, ayrıca (Challenge Coupe) ı da kazanıyor. Bu kupayı 1987 ye kadar, yalnız Fenerbahçe ve 2 kez, 1978 ve 1982 yıllarında, kazanmak başarısını göstermiştir.
T.S.Y. Kupa şampiyonluklarının, yıl yıl, özetleri şöyledir.
1963 — G.S., B.J.K., Beykoz ve Beyoğluspor arasında averajla G.S.’ kazandı.
1964 — F.B.’yi 1-0 yenip G.S.’ ile 1-1 berabere kalan Beşiktaş, F.B.-G.S. ın 1-1 berabere kalmaları üzerine kupayı aldı.
1965 — F.B. G.S. yi 1-0 yendi, Beşiktaşla 2-2 berabere kaldı. G.S. ı 3-1 yenen Beşiktaş averajla Kupanın 2. kez sahibi oldu.
1966 — Fenerbahçe ve Beşiktaşı 1-0 sonuçlarla yenen G.S. Kupayı 2. kez kazandı.
1967 — Fenerbahçe’yi 2-1, Beşiktaş’ı da 1-0 yenen G.S. Kupaya 3. kez sahip oldu.
1968 — oynanmadı.
1969 — Numveiller’in goliyle Beşiktaşı 1-0 yenen, G.S. ile 0-0 berabere kalan Fenerbahçe, iki rakibinin 1-1 beraberliklerinden kupayı ilk kez ka-andı. 30.8.1969 da İnönü Stadındaki beşiktaş maçı şu kadro ile kazanıldı: DATÇU – NUMAN, LEVENT – NUNWEİLLER, ERCAN, YILMAZ -YAŞAR, FUAT, OGÜN, ZEKİ, CAN (K).

1970 — Fenerbahçe’yi 3-0 yenen ve Beşiktaş’la 1-1 berabere kalan G.S., Beşiktaş’ın F.B. ile de 0-0 berabere kalmasiyle Kupayı 4. kez kazandı.
1971 — F.B. ile 0-0 berabere kalan ve G.S. ı 1-0 yenen Beşiktaş Fenerbahçe’nin G.S. a 1-0 yenilmesi üzerine 3. kez kupayı aldı.
1972 Kupası — G.S. ile 0-0 berabere kalan ve F.B. yi 2-1 yenen Siyah-Beyazlılar, F.B.-G.S. maçının 0-0 sonuçlanmasıyle, Kupanın 4. kez sahibi oldular.
1973 Kupası — Beşiktaş’ı 3-1 yenip G.S. ile 2-2 berabere kalan Fenerbahçe, daha önce Beşiktaş G.S.ı 2-1 yenmiş olduğundan, Kupayı 2. kez kazandı. 11 Ağustos gecesi 23.356 kişinin izlediği, Ertuğrul Dilek yönetimindeki, G.S. maçı çok sert geçti. Cemil ve Alpaslan’ın sayılarıyla 2-0 yenik G.S., son 15 dakikada beraberliği kurtardı.
Ertesi gece, Hilmi Ok yönetiminde ve 42.425 seyirci önünde, Ersoy, İbrahim ve Serkan’ın golleriyle, Beşiktaş’ı 3-1 yenen Fenerbahçe kadrosu:
DATCU – TİMUÇİN (ŞÜKRÜ), ZİYA (K), YILMAZ, ALPASLAN (SERKAN) – ERSOY, MUSTAFA, CEMİL – İBRAHİM, OSMAN, CEVHER tertibinde oynadı.
1974 Kupası — G.S. yı 1-0, F.B. yi de 5-4 yenen Beşiktaş Kupayı 5. kez kazandı.
1975 Kupası — 4 kulüp arasında oynandı, iddialı Trabzonspor’da alınarak. Ancak, kupa, sırasıyla, Trabzonspor’u 1-0, G.S. yı 3-1 ve Beşiktaş’ı da 2-0 yenen Fenerbahçe tarafından 3. kez kazanıldı. Golleri, Trabzon’a Alpaslan, Galatasaray’a Ömer (2) ve Osman, Beşiktaş’a da Ömer’le Engin kaydettiler.
6 Ağustos gecesi 42 bin seyirci önünde Erkan Göksel yönetiminde Trabzonspor’u 1-0 yenen Fenerbahçe: YAVUZ (ADİL) – SABAHATTİN, ALPASLAN, YILMAZ, YENAL – RAŞİT, ENGİN, NEVRUZ (AYDIN) – CEMİL, ÖMER, OSMAN TERTİBİNDE OYNADI.
Bu maçta, Alpaslan’ın geri 4 lüden verkaç’larla yaptığı çok güzel golü, Basın, (Avrupa’da bile nadir görülen bir gol), olarak nitelemiştir.
1976 Kupası — F.B., Beşiktaş, Trabzonspor ve Adanaspor olarak, yine 4 takım arasında oynandı. Fenerbahçe Adanaspor’u 6-1, Beşiktaş’ı 1-0 yendi. Trabzon’a 1-0 yenildi. Trabzonspor, Beşiktaş ve Adanaspor’la 0-0 berabere kaldığından kupa averajla ve 4. kez F.B. nin oldu.
1977 Kupası — G.S. Beşiktaş’ı 4-0 yendi. 14 Ağusutos gecesi 41.243 seyirci önünde Fenerbahçe’ye 2-1 yenilen Galatasaray; Sarı-Lâcivertlilerin Beşiktaş’a 2-0 yenilmeleri üzerine Kupayı 5. kez kazandı.
1978 Kupası — Fenerbahçe 1-0 Galatasaray’ı yendi, Beşiktaşla 0-0 berabere kaldı. G.S. Beşiktaş’ı 1-0 yendiğinden, Kupayı 5. kez F.B. aldı.
9 Ağustos gecesi 34.370 seyirci önünde, Cemil’in golüyle G.S. i yenen F.B.; İVANÇEVİÇ -ONUR, EROL, COŞKUN, CEM – ENGİN, ÖNDER (BAHRİ), ŞEVKİ (TUNA) – A.KEMAL, RAŞİT VE CEMİL den kuruludur. G.S. bu maç için Partizan Kulübünden getirdiği PEJOVİÇ ve LERİNÇ’Ie süpriz yapmak istemiştir.
1979 Kupası — Fenerbahçe 17 Ağustos gecesi 40.439 seyirci önünde ve Raşit Çetiner’in 70. dakika golüyle G.S.’ı 1-0 yendi ve Beşiktaşla 0-0 berabere kaldı.
Galatasaray da Beşiktaş’ı 2-1 yendiğinden Kupa 6. kez F.B. nin oldu.
1980 Kupası — Fenerbahçe Galatasarayı 5-0, Beşiktaş’ı da 1-0 yenip Kupayı 7. kez kazandı. 16 Ağustosta 28.696 seyirci önündeki maçı, Fenerbahçe Sarı-Kırmızılı rakibine karşı:
ADEM (FİKRET) – ONUR, EROL, CEM, MÜJDAT – YAŞAR, TUNA, HASAN – A.KEMAL (MUSTAFA), RAŞİT (SELÇUK), İSA tertibinde oynadı ve sayıları Selçuk (2), Raşit, A.Kemal ve Mustafa yapmışlardır.
1981 Kupası — Beşiktaş’ı 2-0 yenip, F.B. ile 12 Ağustos gecesi 40.062 seyirci önünde 2-2 berabere kalan Galatasaray; F.B. 9 Ağustosta 33.222 biletli karşısında, Beşiktaş’a 1-0 yenildiğinden, Kupayı 6. Kez kazandı.
1982 Kupası — Arif’in goliyle Beşiktaş’ı 1-0, Begoviç ve Selçuk’un sayılarıyle de Galatasaray’ı 2-1 yenen Fenerbahçe Kupayı 8. Kez aldı.
21 Ağustos’da İnönü stadında 34.053 seyirci önünde Beşiktaş’ı yenen Fenerbahçe: YAŞAR -ERDOĞAN, ONUR, ALPASLAN (K), CEM -MEHMET (MÜJDAT), NURCAN, OSMAN -ARİF, BEGOVİÇ (ZAFER) ve SELÇUK’dan kuruludur.
24 saat sonra, çok güzel ve canlı bir oyun ve 36 bin seyirci önünde G.S. ı da yenen takım için Basındaki manşetler:
TERCÜMAN : BRAVO FENERBAHÇE
HÜRRİYET : ALKIŞLAYIN FENERBAHÇEYİ…
MİLLİYET : FENERBAHÇE G.S. YI KOLAY AVLADI…
GÜNEŞ : KUPA FENERBAHÇE’YE YAKIŞTI…
1983 Kupası — Fenerbahçe’yi 14 Ağustosda, 26.456 biletli önünde, 3-2, Galatasaray’ı da 3-1 yenen Beşiktaş Kupayı 6. kez sahip oldu. Ezeli rakiplerde 1-1 berabere kaldılar.
1984 Kupası — Beşiktaş-Galatasaray 1-1, F.B.Beşiktaş ve F.B.-G.S., 0-0 berabere kaldılar ve 3 Kulüp de 2 şer puan aldılar. Ancak, gol atarak berabere kalanlar arasında çekilen kur’a yı kazanan Beşiktaş 7. kez kupanın sahibi oldu.
1985 Kupası — Fenerbahçe Galatasaray’ı 2-0 yendi, Beşiktaş’la 0-0 berabere kaldı. Beşiktaş’la da G.S. 2-2 berabere kaldıklarından, Kupa bir puan farkla 9. kez Fenerbahçe’nin oldu.
Fenerbahçe stadında 17 Ağustos günü 26.726 seyirci önünde Şenol ve Önder’in sayılarıyle Galatasaray’ı 2-0 yenen Sarı-Lâcivertli takım: YAŞAR – İSMAİL, ONUR, ABDÜLKERİM, ERDOĞAN – ÖNDER, MÜJDAT, PESİÇ -TUĞRUL, ŞENOL ve ZAFER tertibindedir.
1986 Kupası — Galatasarayla 2-2 berabere kalıp, Beşiktaş’ı 3-0 yenen Fenerbahçe, 2 rakibi 2-2 berabere kaldıklarından, Kupayı puan farkiyle ve 10. kez müzesine götürdü.
Sarı-Lâcivertliler 13 ve 17 Ağustos’ta A.S.Yen’-le F.B. stadlanndaki bu 2 maçı:
LUKOVCAN – İSMAİL, ABDÜLKERİM, HASAN, SEDAT, CEM – PESİÇ, MÜJDAT (K), AYKUT, TALÂT – KAYHAN, ŞENOL, ZAFER, YÜKSEL, BİROL ve ERDOĞAN YALMAN kadrosiyle oynadılar. Sayıları, G.S. a Şenol, Beşiktaş’a Kayhan, Zafer ve Erdoğan kaydettiler.
1987 Kupası — 5.8.1987 de Beşiktaş G.S. yı 2-1, 8 Ağustosta kadıköyde G.S.-F.B. yi 3-2, 9 Ağustosta F.B. Beşiktaş’ı Ali S.Yen’de 1-0 yendi. 3 kulübün puan ve averajları eşit iken Kupa Milli Eğitim Bakanı Metin Emiroğlu tarafından averajı 4/4 olan G.S. ya verildi. Averajı 3/3 olan F.B. de 2. lik Kupasını aldı.
Beşiktaşı yenen F.B. yeni transferlerle şu tertipte oynadı:
LUKOVCAN – İSMAİL, NEZİHİ TOSUNCUK, ABDÜLKERİM – CİHAN IŞIK, ÖNDER, PESİÇ – DURMUŞ ALİ ÇOLAK (BİROL), NECDET, RIDVAN DİLMEN (BİLÂL), ERDİ NUSRET, golü Erdi attı. G.S. a da Kayhan ve Nezihi kaydettiler.
İbrahim Aksoy’un G.S. maçında 84. dakikada yarattığı penaltı ile F.B. yi yendirmesi tipik bir tarafgirlik örneği oldu.

SPOR-TOTO KUPASI

“SPOR-TOTO TEŞKİLÂT MÜDÜRLÜĞÜ”, Lig maçlarına hazırlık, Toto gelirlerini arttırmak ve kulüplere de gelir sağlamak amaçlarını öne sürüp, Futbol Federasyonu’nun da onayı ile, Haziran 1964 de Milli Ligi oluşturan 16 takım arasında 2 devreli ve deplasmanlı maçlar tertibine girişti.
Oysa, Türkiye Ligi, Federasyon Kupası ve Türkiye Spor Yazarları Kupası zaten kulüplere nefes aldırmazken, bu yeni girişim, bir koyundan 4 post çıkarmak hayali gibi, Türk futbolunu büsbütün kabuğuna itmekten başka bir anlam taşımıyor ve Federasyon’un bu girişimi nasıl onayladığına şaşılıyordu.
İstanbul Kulüplerinin sert tepkileri üzerine, organizasyon biraz yumuşatıldı ve yalnız final maçlarının deplasmanlı olması kararlaştırıldı. Ayrıca da, uygulamada karşılaşılan zorluktan, büyük kulüpler arasındaki maçların hem Spor Yazarları Kupası, hem de Spor-Toto Kupası olarak, çift maç sayılması gibi garip bir durum da kabul olunmuş ve bu 3 maçın hasılatından sadece % 25’inin S.Y.Derneğine verilmesi kararlaştırılmıştır.
1964 KUPASI : 15 Ağustos da başlayan maçlar, 1965 Ocak ayında Ankara P.T.T. nin şampiyonluğuyla sonuçlandı.
1965/66 KUPASI: 5 er puan alan F.B. ile Be-şiktaştan, Siyah-Beyazlı takım averajla gurup birincisi oldu ve diğer gurup birincileri İstanbulspor, Şekerspor ve Altay arasındaki finalde 2 galibiyet ve bir beraberlikle şampiyon oldu.
1966/67 KUPASI: İstanbul Kulüplerinin (F.B., G.S., Feriköy) ve (Beşiktaş, Vefa, İstanbulspor) olarak, 2 gurupla girdikleri maçlarda F.B., B.J.K., Hacettepe ve A.Ordu finale kaldılar. Finaller 11 Haziran 1967 ye kadar uzadı. F.B., Be-şiktaşa 1-0 yenilip Hacettepe ve Altınordu’yu 3-0 larla yendi. Beşiktaş ise bu takımlarla 0-0 berabere kaldığından averajla Fenerbahçe Şampiyon oldu.
1967/68 KUPASI : SPOR-TOTO maçlarının gereksiz, yararsız ve hatta yük olduğuna inanan Fenerbahçe Kulübü, bu 4. şampiyonaya girmedi. Beşiktaş 1. oldu.
1968/69 KUPASI: Bu mevsim Galatasaray da çekildi ve organizasyondan vaz geçildi.

DENİZ KUV. GÜÇ VAKFI (DONANMA KUPASI) MAÇLARI

Donanmamıza “GURBET” adlı bir hücum botu kazandırmak amacıyle (Deniz Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı Tarafından) 1982 Şubat ayında, Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray ve Trabzonspor kulüpleri arasında inönü stadında, eleme usulüyle, (DONANMA KUPASI) maçları yaplımış ve müsabakalar, resmi maçlar statüsü çerçevesinde, her yıl 4 İstanbul kulübü arasında tekrarlanmıştır. 3 (SİLAHLI KUV. GÜÇLENDİRME VAKFI) nın 1987 de birleştirilmeleri nedeniyle, 1986 da son ve 5. kez tertiplenen bu kupa organizasyonunun ilk 4 ünü Fenerbahçe, son 1986 kupasını da Beşiktaş kazandılar.. Maçların sonuçları kısaca şöyledir;
1982 KUPASI: Donanma kupasmın bu ilk yıl organizasyonu muhteşem oldu. Stat mükemmel şekilde dekore edilmiştir. 13.2.1982 de Trabzon-spor’u 1-0 yenen Galatasaray, aynı gün 25.300 seyirci Önünde ve Onur’un golüyle Beşiktaş’ı 1-0 yenen Fenerbahçe ile finale kaldı.
Ertesi gün 28.648 biletli seyirci karşısında yapılan final maçı, 120 dakika golsüz sonuçlanınca, penaltılara başvuruldu. Fenerbahçe’den Bahtiyar, Zafer, Kaleci Yaşar ve Hüseyin, atışları sayıya çevirirlerken Galatasaray’dan Raşit direğe, büyük Metin avuta atmışlar, yalnız Ayhan’ın vuruşu gol olduğundan, Fenerbahçe, maçı ve kupayı 4-1 kazandı.
Donanma Kupası, galip Fenerbahçe takımına, Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Doğan Toktamış tarafından verilmiştir. Hürriyet, bu kupa törenini şöyle yansıtır:
(Fenerbahçe Kupaya doğru yürürken askeri bando zafer marşı çalıyordu!..)
Fenerbahçe, ilk donanma kupasını şu kadro ile kazandı: YAŞAR DURAN – MÜJDAT YETKİNER, ERDOĞAN ARICA, GÜNGÖR TEKİN, HÜSEYİN ÇAKIROĞLU – MEHMET HACIOĞLU, ARİF KOCABIYIK, İSA ERTÜRK -MUSTAFA ARABACIBAŞI, BAHTİYAR YORULMAZ ve ZAFER DİNÇER.
1983 KUPASI: Fenerbahçe 2 Şubatta Sarıyer’i 3-1 yenmiş, 5 Şubatta Beşiktaş ve ertesi gün de Galatasaray’la 1-1 berabere kalarak kupayı 2. kez kazanmıştır.
Beşiktaş’la G.S. 2-2 berabere kaldılar. Beşiktaş’ın 1-0 yendiği Sarıyer’i 2-0 yenen G.S. averajla 2. oldu.
2. Donanma Kupasını, 1. Ordu ve Sıkıyönetim Komutanı Oramiral Haydar Saltık, İnönü stadında yapılan maçlar sonunda, Fenerbahçe Kaptanı Cem Pamiroğlu’na alkışlar arasında verdi.
1984 KUPASI : Fenerbahçe 14 Ocakt 1984 de Fenerbahçe stadında Karagümrük’ü 3-1 yenerken, Galatasaray da Beşiktaş’ı 3-1 mağlûp etti. Ertesi gün, yine Fenerbahçe stadında, Sarı-Lâcivertliler, Engin ve İlyas’ın golleriyle, Beşiktaşı 2-0 yendiler.
Fenerbahçe, 22 Ocaktaki son maçında, aynı statta 19.653 seyirci önünde Engin’in golüyle Galatasaray’ı yenmek üzere iken, Erdoğan’ın son saniyelerde kendi kalesine attığı golle 1-1 berabere kalmasına karşın Kupayı 3. kez kazandı. G.S. Beşiktaşı, Beşiktaş Karagümrük’ü, Karagümrükde G.S. ı, aynı sonuçlarla 2-1 yendiler.
3. Donanma Kupası Fenerbahçe’ye Kuzey Saha Komutanı Koramiral Karabulut tarafından sunuldu.
1985 KUPASI : Yine 4 İstanbul Kulübü arasında yapılan Donanma Kupası 4. yıl maçlarında, Fenerbahçe 9 Ocak’da İnönü stadında, Şenol Çorlu’nun golüyle Sarıyer’i 1-0 yendikten sonra Galatasaray’la Beşiktaş golsüz berabere kaldılar.
Fenerbahçe stadında 12 Ocak Cumartesi günü , kar altında, üstün oyundan sonra Fenerbahçe, Raşit Çetiner’in 63. dakika golüne karşı Tuğrul’un 15 ve İlyas’ın 51. dakika sayılarıyle Galatasaray’ı 2-1 yendi. Bu maçın devre arasında Fenerbahçe’nin eski kalecilerinden ünlü antrenör SABRİ KİRAZ, geçirdiği kriz sonucu vefat etmiştir.
Ertesi gün, İnönü stadında, 8 milyon lira ödeyen 13 bin seyirci önünde, Metin ve Pesiç’in karşılıklı golleriyle, Beşiktaş’la 1-1 berabere kalan Fenerbahçe, 5 puanla, Donanma Kupasına 4. kez sahip oldu. Sarıyer’le Beşiktaş 3 er puanla 2. ve 3. oldular.
Bu 4. kupayı 1. Ordu Komutanı Orgeneral Necip Tamurtay, Fenerbahçe kaptanı Cem’e verdi…
1986 KUPASI: İnönü stadmdaki 5. Donanma Kupası maçlarında 16 Ocak günü Sarıyer Fenerbahçe’yi 1-0 yendi. Kazanmak için hiçbir gayret göstermeyen futbolculara, taraftarların, tribünlerden:
(— Fenerbahçe forması size yakışmıyor… çıkarın o formayı da öyle oynayın!…), diye bağrışmalar ilginçtir.
18 Ocakta 1-1 lik Sarıyer-Beşiktaş maçından sonra, 8995 seyirci önünde ve 2. devresi kar altında oynanan Galatasaray maçı, Bülent ve Hakan’ın gollerine karşı, Tuğrul ve İlyas’ın sayılarıyla 2-2 sonuçlandı.

19 Ocakta Fenerbahçe stadındaki son gün maçlarında 0-0 lık G.S.-Sarıyer karşılaşmasından sonra, Beşiktaş, 6763 seyirci önünde, çok kötü oynayan Fenerbahçe’yi, Fikret’in 15. dakika golüyle 1-0 yenip Donanma Kupası’nı ilk kez kazanmıştır.

FENERBAHÇENİN KAZANDIĞI RESMİ FUTBOL ŞAMPİYONLUKLARI TABLOSU

Fenerbahçe’nin ilk şampiyonluk mevsimi olan 1911/12 den 1986/87 sonuna kadar kazandığı resmi futbol şampiyonluklarını ayrıntılı olarak gördük. İlerde (AVRUPA KUPALARI) bölümünde sözünü edeceğimiz (BALKAN KUPALARİ) şampiyonluğu ile beraber, bunların sayısı 71 dir. 14 Ad altında toplanan bu 71 resmi şampiyonluk, kazanıldıkları yıl veya futbol mevsimlerine göre sıra ve adlarıyle beraber, aşağıda tablo halinde sunulmuşlardır. Bu arada, Spor-Toto, T.S.Y.D. ve Silâhlı Kuvvetler Vakfı maçlarının resmiliklerinin zaman zaman tartışıldığını belirtmek gerekir:
Hatırlatmak gerekir ki, yukardaki 71 resmi şampiyonluk, sürekli olarak tertiplenen birinciliklerdir. Fenerbahçe’nin bunlar dışında periyodik veya bir defa için tertiplenen 19 Mayıs Stadı Açılış Turnuva Kupası, Çanakkele Şehitleri Abide Kupası, Cemal Gürsel Kupası, İzmir Fuar Kupası, Basın Kupası, Atatürk Kupası, A.Sami Yen Galip Kupası ilah… gibi kazandığı şampiyonluklar da vardır. Gene resmi maçlar koşulları altında düzenlenen bu kupa şampiyonluklarından ileride (Özel Kupa Şampiyonlukları) bölümünde söz edilecektir.

FENERBAHÇE DÜNYADA DÖRDÜNCÜ

FENERBAHÇE, Avrupada zaman zaman yayınlanan istatistiklerde Dünyanın en çok şampiyonluk kazanan kulüpleri arasında daima ilk sıralarda yer alır. İtalya’nın ünlü günlük La Gazetta Della Sport’dan naklen, 26.1.1963 tarihli (HÜRRİYET) de:
(DÜNYANIN EN FAZLA ŞAMPİYONLUK KAZANAN TAKIMLARI AÇIKLANDI: BU KLASMANA GÖRE: FENERBAHÇE DÖRDÜNCÜ) Başlığı altında 3 sütunda verilen bilgilere göre, Fenerbahçe Kulübü o tarihte 22 şampiyonlukla 4 üncü sırada Dünya 5 incisidir. Galatasaray da 14 şampiyonlukla 9 uncu sıradaki 6 Kulübün en başında sayılırsa, Dünya da 15. durumdadır.
Bu klasmanda hangi şampiyonlukların ele alındıkları belli değildir. Ancak, Fenerbahçe’nin o tarihten, yani 1962-63 lerden bu yana çok mesafe aldığı ve rakipleriyle arayı daha da açtığı bilinir.
İskoçya’nın Glasgow Rangers Kulübü 31 şampiyonlukla klasmanın ilk sırasında ve Dünya’nın, en çok şampiyon olan kulübüdür. K.İrlanda’dan Linfeld ile Uruguay’ın Penerol takımları 26 şar şampiyonlukla 2., gene Uruguay’ın Nacional’i 25 ile üçüncü, Türkiye’den Fenerbahçe de 22 şampiyonlukla, tek kulüp olarak 4 üncü sıradadır.
Avusturya’nın Rapid’i 21 le 5 inci, İskoçya’nın Celtic’i 20 ile altıncı, Macar M.T.K.’ile Frençvaroş Kulüpleri 18 erle yedinci, Brezilya’nın Fluminense ve Corinthians, Çek Sparta, İspanyol A.Bilbao ve Barcelona Kulüpleri 15 er şampiyonlukla sekizinci, Türkiye’den Galatasaray, Arjantin’den Racıng ile Boca Juniors, Brezilya’dan Palmerias, İsviçre’den Grasshoppers ve K.İrlanda’dan Belfast City de 14 er şampiyonlukla dokuzuncu sırada yer alıyorlar.
Fenerbahçe’nin yukardaki tabloda belirtilen 71 resmi şampiyonluğu, bidayetten 1986-87 futbol mevsimi sonuna kadar uzayan bir dönemin ilginç anılarıyle dolu bir hazinedir. Bunlar içinde öyle leri var ki, ülkenin karanlık dönemlerinde yurtta yaptığı etki ve taşıdıkları anlam bakımlarından değerleri ölçüsüzdür. Örneğin, yegane Müslüman Türk Kulübü olarak, İngiliz ve Rumlara karşı, yer aldığı ve yenilmeden kazandığı 1911-12 mevsimindeki ilk İstanbul şampiyonluğu, 1963 de başlayan Dünya Lig maçları tarihinde, 125 yıldır bir eşi olmayan ve yalnız yenilmemekle kalmayıp, gol yemeden 58-0 lık skorla kazandığı 1922-23 Ligi şampiyonluğu, gene yenilmeden ve silme galibiyetler ve kalesinde sadece bir tek gol görerek, 47-1 le ulaştığı 1936-37 Lig birinciliği, 8 Balkan takımı arasında ve ulaslararası resmi organizasyonlarda günümüze kadar yegane övüncümüz olan Balkan Kupası Şampiyonluğu, Dünya futbolunda gene eşi duyulmamış ve yaşanmamış olan 5 Ku-palı 1967-68 şampiyonluklar yılı ve daha niceleri Fenerbahçe’nin futboldaki şöhret ve (EN BÜYÜK) lüğünü ölümsüzleştiren mutlu olay ve anılar arasındadır.

“ÜÇ BÜYÜKLER” İN RESMİ ŞAMPİYONLUKLARI TABLOSU

İstanbul, hatta Türkiye’mizin 3 Büyük Kulübü olarak adlanan FENERBAHÇE, GALATASARAY ve BEŞİKTAŞ’ın, her üçünün de yer aldıkları resmi futbol organizasyonlarının sayısı ilk şampiyonluğun başlama yılı olan 1904 den 1986-87 futbol sezonu sonuna kadar 14 dür.
Bu 14 ad altında tertiplenmiş olan sürekli organizasyonlara her 3 kulüp te katıldıklarından, aldıkları dereceler, başarıları ve dolayısıyle de güçleri hakkında, bir mukayese yapmak için, hiç kuşkusuz en doğru ve mükemmel ölçüdür.
Adları geçen kulüpler, 1904 den 1986-87 futbol sezonu sonuna kadar, aşağıdaki tabloda görüldüğü üzere, toplam 167 şampiyonluk aldılar. Bu 167 şampiyonluğun 71 ini Fenerbahçe, 49 unu Galatasaray ve 47 sini de Beşiktaş sağladı. Bu sonuç Fenerbahçe Kulübünün Türk futbolundaki önderlik vasfını, hiç bir yoruma gerek bırakmadan, kanıtlıyor:

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 1

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 2

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 3

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 4

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 5

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 7

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 8

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 9

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 10

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 11

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 12

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 13

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 14

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 15

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 16

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 17

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 18

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 19

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 20

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 21

Written by kesinofsayt

19 Nisan 2012 at 11:15

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

1907-1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 5

leave a comment »

FENERBAHÇE FUTBOLUNDA SORUNLAR

Türkiye liginin 1986-87 mevsimi maçları, Fenerbahçe kulübünün (Hakem) ve (Teşkilatla ilişki) handikapları dışında, bazı ana problemleri üzerine bir kez daha ve ciddiyetle parmak basmayı gerektirir.
Bu problemlerden ilki, kulübün yaşamını sağlayan futbol şubesinin bir an önce ve ciddiyetle ıslâhı, dış müdaheleler ve sürüp gelen yanlış tutumlardan kurtarılıp, ehil ellere bırakılmasıdır, özellikle, son 3-4 yıldaki sevk ve idare büyük yanlışlar yaptı. Yeterince yararlanılmayan ve türlü şekillerde kulüpten uzaklaştırılan 4 milli futbolcu, Raşit Çetiner, Erhan Önal, Arif Kocabıyık ve İlyas Tüfekçi’nin bu mevsim Galatasaray’ı şampiyonluğa yükselten başlıca teknik ve hırslı futbolcular olmaları karşısında, idari ve teknik alanlardaki yanlışların ne dereceye vardığı kolay anlaşılır. Galatasaray kulübü, Fenerbahçe’nin ünlü ve sevilgen futboluna tevarüs etmeyi hedef almıştır. Fenerbahçe kulübü hâla bu sinsi planın farkına varamadı. Kapıya gelen tehlike artık görülüp toparlanılmalı ve karşı tedbirler alınmalıdır.
İkinci önemli problem transfer yöntem ve politikasıdır. Fenerbahçe kulübü ihtiyacı olan mevkilere futbolcu almak yerine, genellikle plân ve programsız, rastgele ve pahalı transfer yapmak gafletine saplanmıştır. Bu nedenledir ki, beklenen randıman alınamıyor. Ayrıca, alman futbolcu da Fenerbahçe’ye ısındınlamıyor.
Acar bir futbolcunun Fenerbahçe’ye gelince isteksiz, hatta küskün bir tutuma bürünmesinin nedenlerinden biri, hiç kuşkusuz, bu ısmdıramamak keyfiyetidir. Yukarda sözü edilen 4 futbolcunun G.S. ve hatta milli takıma yararlı olmalarının nedenleri araştırılsa, Fenerbahçe’nin bu önemli davasını çözmek çok kolaylaşır.
Yeni transferlerin çok kez, gelir gelmez askere gitmeleri veya hemen evlenip form tutamamaları da bir başka dava ve idari zaaf örneğidir. Bu sorumsuzluk ve zaaf artık giderilmelidir.
Alınan değersiz bir futbolcudan bazen yönetim kurulundan tek bir ferdin bile bilgi sahibi olmadığı iddiaları da yaşandı. Bu transferleri yapan yetkisiz kim veya kimlerdir?.. Bu soru da yıllardanberi cevapsızdır.
Türkiye’de futbol kabuk değiştirmekte ve (Yaşam kavgası) hüviyetine bürünmüş bulunmaktadır. Sahalarda artık Büyük-küçük ayırımı kalmamış, her kulüp kazanmak için ölesiye mücadeleyi göze almıştır. Şiddeti her yıl daha da artacağı kesin olan bu çetin savaşta Fenerbahçe bu yılki gibi yaya kalırsa yazık olur.
1986-87 maçları bir kez daha gösterdi ki, Fenerbahçe kulübü hâla haşin ve kinci bir kıskançlığın hedefi olmakta devam ediyor. İşin düşündürücü yanı, bu kulübü hedef alanların izledikleri Bizans oyunlarında en umulmadık kişi ve makamların da desteklerini sağlamakta gösterdikleri ustalıktır.
Fenerbahçe kulübü, genellikle, kendini savunmada etkisiz ve pasif kalmakta ve bu tutum aleyhine olmaktadır. Artık silkinip toparlanmak zorunda.. Beşiktaşın 15, Galatasaray’ın 14 yıl süren şampiyonluk özlemleri, maazallah Fenerbahçe’nin başına gelseydi; ne olurdu?!.. Düşünmesi bile ürpertici!… Bu nedenle, grupçuluk ve bölünmenin yıkıcı zararları gözönüne alınıp, her Fenerbahçeli için tek amaç, (Fenerbahçe’nin yararı) olmalı ve bütün toplum tek bir kitle halinde bu amaca yönelmelidir.
Ayrıca; Fenerbahçe kulübü, işlenen yanlışlar, uğradığı haksızlıklar ve hedef alındığı hasmane davranışlara karşı, aciz nedeni veya kurulu düzen bozulmasın kaygısıyle ve bilmeyerek felaketlere açık kapı bırakacak uysal ve pasif kişilere değil; uyanık, bilinçli ve biraz da gözü pek, genç yöneticilere ihtiyaç gösteriyor.

TÜRKİYE LİGİ ŞAMPİYONLARININ 29 YILDA ALDIKLARI SONUÇLAR

Türkiye 1. liginin oynandığı 29 mevsimde şampiyonluk kazanan 4 kulübün birincilikten on-birinciliğe kadar aldıkları dereceler toplu halde aşağıda sunulmuştur:

Görülüyor ki, Fenerbahçe 29 mevsimde kazandığı 20 birincilik ve ikincilikle, 1. Türkiye liginde başa oynayan tek kulüp olarak sivrilmiştir.

TÜRKİYE LİGİ ŞAMPİYONLARININ 29 YILLIK PUAN CETVELLERİ

4 şampiyonun 1986-87 sonuna kadar 29 yılda sağladıkları sonuçların toplamı şöyledir:

Görülüyorki, Fenerbahçe Türkiye liginin 29 yılında rakiplerine karşı her yönden üstünlük sağlamış durumdadır. Bütün birinciliklere katılan 3 ezeli rakip arasında en çok maç kazanan, en az yenilen, en çok gol atan, en az gol yiyen ve en fazla puan toplayan kulüp Fenerbahçe’dir.

1— Beşiktaş’ın 1959 şampiyonasında bir de grup 2 nciliği vardır.
2— Trabzonspor Türkiye 1. ligine 1974-75 mevsiminde geçti.
3— 2 maçlık fark 1959 şampiyonasının 2 grup halinde yapılması ve grup birincileri F.B. ile G.S. ın ayrıca 2 final maçı oynamalarından ileri gelmiştir.

TÜRKİYE LİGİ ŞAMPİYONASINDAN İLGİNÇ BİLGİLER

Türkiye 1. liginde 1959-87 arası 29 yılda, 23 ilden, 46 takım yer aldı. Bu takımlar, lige katılış yıllarıyla beraber, şunlardır;
Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş 29 ar, Altay 28, Ankaragücü 24, Göztepe 21, Eskişehirsporla Bursaspor 19 ar, Gençlerbirliği ile Boluspor 15 er, Adanaspor 14, Ank. D.Spor, Trabzonspor ve Zonguldakspor 13 er, lstanbulspor ve Samsunspor 12 şer, Ad.D.Spor, Mersin İd.Y. ve Ank.PTT 11 er, Vefa ve İzmirspor 10 ar, Karşıyaka, Altınordu ve Ordu 9 ar, Beykoz, Hacettepe, Şekerspor 8 er, Feriköy’le Kocaelispor 7 şer, Giresunspor 6, Kasımpaşa, Karagümrük, Şekerspor, Diyarbakırspor ve Sarıyer 5 er, G.Antepspor, Kayserispor, Rizespor, Denizlispor ve Malatyaspor 4 er, Antalyaspor 3, Adalet, Yeşil-direk, Beyoğluspor, Balıkesirspor ve Kırıkkalespor 1 er yıl.
Görüldüğü gibi, Türkiye ligine İstanbul’dan 13, AnkaraOdan 7, izmir’den 5, Adanadan 2 ve diğer 19 ilden de birer kulüp katılmışlardır.

TÜRKİYE LİGİNDE FENERBAHÇENİN YIL YIL ALDIĞI SONUÇLAR:

Fenerbahçe’nin, Türkiye liginin başladığı 1959 dan 1986-87 mevsimi sonuna kadar, 29 yılda klasmanda sağladığı dereceler, yaptığı maç sayıları, aldığı sonuçlar, attığı ve yediği goller ve topladığı puanlarla mevsimin 1 sayılı golcüsü, aşağıda tablo halinde sunulmuştur:

Fenerbahçe 29 yılda 11 şampiyonluk, 9 ikincilik, 4 üçüncülük, 2 şer 4. ve 5. lik ve bir de 10. luk almıştır.
Takımın gol krallıklarını da OGÜN 5, Lefter’le Cemil 4 er, Osman Arpacıoğlu 3, Raşit Çetiner, Selçuk ve llyas 2 şer, Aydın Yelken, Ziya ŞengÜl, Selim Görür, Erol Togay, Şenol Çorlu ve Kayhan Kaynak 1 er kez kazandılar. Gene Lefter’le Nedim Doğan ve Selim Soydan 1962-63 mevsimi krallığını aynı sayılarla kazandılar.

TÜRKİYE LİGİNİN YIL YIL ŞAMPİYONLARI

Türkiye ligi’nin, 1959-1986/87 arası, 29 yılında Fenerbahçe 11, Galatasaray 7, Trabzonspor 6, Beşiktaş ta 5 kez şampiyonluk kazandılar. Aşağıdaki tablo bu 4 kulübün şampiyonluk yıllarıyla, bu şampiyonluklarda aldıkları sonuçlan gösterir:

Tablonun incelenmesinde, Fenerbahçe futbolunun rakiplerine her yönden üstünlüğünü kanıtlayan bir çok hususlar görülür:
— Beşiktaş’ın sürekli 15 yıl, Galatasaray’ın da yine sürekli 14 yıl şampiyonluk hasreti çekmelerine karşın, Fenerbahçe en çok 4 mevsim şampiyonluktan uzak kaldı.
— Türkiye ligini 29 yılda en az puan kaybıyla veya diğer bir deyimle, en yüksek puan yüzdesiyle kazanan kulüp Fenerbahçe’dir ve 1959 şampiyonluğunu sadece 4 puan kaybıyla kazandı. Bunun yüzdesi 87,5 dur.
Bu sayı Beşiktaş için, enaz puan farklı mevsim olan 1959-60 da % 85,5, Galatasaray için, 1962-63 de % 79,5, Trabzonspor için de 1975-76 ve 1976-77 mevsimlerinde % 71.7 dir.
— Şampiyonluğu 2. den en çok puan farkıyla kazanan kulüp de Fenerbahçe’dir. 1967-68 de 2. Beşiktaş’tan 7, 1969-70 de de 2 nci Eskişehirspor’-dan yine 7 puan önde şampiyon oldu. (Galip 2, bera. 1, yenilgi 0 puan olarak.)
— Şampiyonluklarda gol atma rekoru da yine Fenerbahçededir. Trabzonspor’un 1983-84 deki 46, Galatasaray’ın 1986-87 deki 55, Beşiktaş’ın da 1959-60 daki 68 golüne karşı; Fenerbahçe 1960-61 de 81 gol atarak şampiyon oldu. Fenerbahçe futbolunun ananevi golcülük meziyetini kanıtlayan bu (81) gollü şampiyonluğun golcüleri şunlardır:
Lefter Küçük. 17, Yüksel Gündüz 15, Naci Erdem (kaptan) 9, Mustafa Güven 7, Şeref Has, Ergun Öztuna ve Kadri Aytaç 6 şar, Can Bartu ve Hilmi Kiremitçi 5 er, Selçuk Hergül 3, Hüseyin Yazıcı ve Bülent Tanyeri 1 er gol
Belirtmek yerinde olur ki, Fenerbahçe 1959-60 liginde 2. olurken 88 gol attı. Bu 88 gol Türkiye liginin 29 yıllık tarihinde şampiyonaya katılan 46 kulüp ve bütün dereceler için rekordur. Fenerbahçe’den başka hiç bir kulüp ligde ve bir mevsimde 88 sayı yapamadı.
— Bu 29 şampiyonlukta, lig süresince, bir mevsimde enaz gol yeme rekoru da yine Fenerbahçe’ye aittir. Fenerbahçe 1969-70 Türkiye ligini 30 maçta yanlız 6 gol yiyerek kazanırken, aynı zamanda Avrupa’nın bütün şampiyon kulüpleri arasında da, en az gol yiyen takım olarak, adından sürekli söz ettirdi. Hatırlatmak gerekir ki, kalesini kaptan Şenol Güneş’in koruduğu Trabzon’un Fenerbahçe’nin bu tarihsel rekorunu kırabilmek için 1976-79 daki 3 yıllık büyük çaba ve gayretleri boşa çıkmıştır.
— Yalnız 2 şampiyonluk gol averajıyla belirlendi. Birincisini 1984-85 de Fenerbahçe, Beşiktaş’a karşı + 10 gol farkıyla, ikincisini de 1985-86 da Beşiktaş, Galatasaray’a karşı + 7 gol averajıyla kazandılar.

FEDERASYON KUPASI ŞAMPİYONLUKLARI

Türkiye Futbol Federasyonu, 1955-56 mevsiminde başlayan (Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası Şampiyonası) na katılacak Türk takımını belirlemek üzere, 1956 Yılı Ekim ayında, eliminasyon usulüyle, “FEDERASYON KUPASI” maçlarını tertipledi. Dört yıl devam eden bu maçların ilk iki yılına, yani 1956-57 ve 1957-58 şampiyonalarına Ankara, İstanbul, İzmir ve Adana’nın mahalli profesyonel lig takımları alınmış, son ikisi ise, 1959 Şubat ayında başlayan “TÜRKİYE LİGİ” ne dahil olmayan takımlar arasında oynanmıştır. İlk 2 şampiyonluğu Beşiktaş, diğerlerini Kasımpaşa ve Göztepe kazandılar.
Futbol Federasyonu, 1962-63 mevsiminde, bu kez de U.E.F.A. nın 1960-61 danberi organize ettiği, (AVRUPA KUPA GALİPLERİ ŞAMPİYONASI) na katılacakTürk takımını seçmek üzere, 1962-63 mevsiminden itibaren her yıl, yine eleme usulüyle, (TÜRKİYE KUPASI) maçları tertipledi. İşte, bu Türkiye kupası maçlarının adı da, 1981-82 den itibaren, (FEDERASYON KUPASI) olarak değiştirilmiştir. Bu nedenle, 1956-57 de başlayan ilk Federasyon kupası maçlanyle 1962-63 de tertiplenen Türkiye Kupasını, benzer amaç ve mahiyette ve her ikisi de eleme usuliyle yapıldıkları için, aynı ad altında ve (Federasyon Kupası) olarak tanımlamak gerekir.
Kazanana Avrupa Kupa Galipleri Şampiyonasına katılma hakkı veren (FEDERASYON KUPASI), 1956-57 ve 1957-58 şampiyonluklarından sonra, 1962-63 denberi düzenli olarak sürmekte ve fikstüriyle uygulama usulleri her mevsim başında yayınlanmaktadır.
Fenerbahçenin, 1956-57 den beri mahalli Lig ve Türkiye Ligine daha büyük önem vermesinden ve bu şampiyonlukları en çok kazanan kulüp olmasından dolayı, gerektiği gibi sıkı sarılmadığı Federasyon Kupası maçları, son 1986-87 mevsimi nihayetine kadar, 27 kez tertiplendi ve 10 kulüp bu kupayı kazandı. Bunlar, Galatasaray (8), Fenerbahçe (4), Beşiktaş’la Trabzonspor (3 er), Altay, Ankaragücü ve Göztepe (2 şer), Eskişehir, Bursaspor ve Gençlerbirliği (1 er) dir. Bu 27 şampiyonada Fenerbahçe’nin yaptığı maçlarla kupayı kazananlar yıl yıl aşağıda gösterilmiştir.

1956-57 FEDERASYON KUPASI

İlk Federasyon Kupası maçını 21 Ekim 1956 da Kasımpaşa’ya karşı 6-0 kazanan Fenerbahçe, 1 Aralık’ta Galatasaray’a 3-2 yenildi ve final gurubuna giremedi. Beşiktaş, Galatasaray, Altay, Gençlerbirliği, izmir Kültürspor ve Adana Milli Mensucat’dan oluşan bu final gurubunda birinciliği kazanan Beşiktaş 1956-57 kupasının sahibi oldu.

1957-58 FEDERASYON KUPASI

Federasyon Kupasının ikinci yıl maçları 1957-58’de 3 bölge arasında yapıldı. Fenerbahçe 17 Kasım 1957 deki ilk turda Galatasaray’ı 3-0 yendi. 6 Nisandaki ikinci tur maçında, İzmir’de 4-0 yendiği Ülküspor’u İstanbul maçında da 7-2 mağlup ederek, G.S., Vefa, Güneşspor ve kendisinden oluşan Beyaz guruba yükseldi. Bu gurupta Güneşspor’la Ankara’da 1-1 berabere kalıp rövanşı 2-0 ve iki Vefa maçını da 1-0 sonuçlarla kazandıktan sonra, 7 Haziran 195§ de 3-2 yendiği G.S.’a 14 Haziranda 2-1 yenilince Beyaz gurup birinciliğini, gol averajıyle, ezeli rakibine kaptırdı.
Beykoz, İstanbulspor ve İzmir Demirspor’la kendisinden oluşan Kırmızı gurup bipncisi Beşiktaş, 2 final maçında G.S. ı 2-1 sonuçlarla yenerek Federasyon Kupasını ikinci kez kazandı.

1962-63 FEDERASYON KUPASI

Bütün liglerde yer alan 66 Takımın katıldığı 1962-63 Federasyon Kupasının ilk maçını, Fenerbahçe 30 Eylül 1962 de Adana’da Adanaspor’la yaptı ve 2-1 kazanıp üçüncü tura geçti.
F.B., 5 Aralıkta Altmordu’yu 2-0 la eledi. Çeyrek finalin ilk maçında Göztepe’yi 3-2 yendi, izmir rövanşında da 2-2 berabere kalıp yarıfınale çıktı. Rakibi Gençlerbirilği’ni 19 Mayıs Stadında 2-0, istanbul’da da 2-1 yenerek Galatasaray’la finale kaldı.
Bu final maçları, santrfor Nedim Doğan’ın 22 Mayısta 3-0 kazanılan Kasımpaşa lig maçında Laysmenle tartışıp 21 gün ceza almasından dolayı, elektrikli bir hava yaratmıştır. Bu 21 günün, biri Türkiye Ligi, diğer ikisi Federasyon Kupası finalleri olarak, 3 Galatasaray maçını içermesi, cezanın, ince hesaplara dayalı, bir (ayarlama) olduğu inancını yaratmıştır.
Zaten, Merkez Ceza Kurulu bir süredenberi tarafsız olmadığı havasım yaratmış bulunduğundan, bu son karar, bardağı taşıran son damla oldu ve basında da olumsuz yorum ve sert tepkilerle karşılandı. Ayrıca, Fenerbahçe Kulübü de, (rengini artık iyice belli eden), Merkez Ceza Kurulu’nun taraflı tutumunu, örneklerle ve bir deklarasyonla açıklamış ve (11 leri takviye eden bir zümre ile de mücadele etmek zorunda bırakıldığını) kamuoyuna ilân etmiştir.
Gerçekten, aylarca önce Ceza Kuruluna verilen rakip Kulüp futbolcularının dosyaları raflarda tozlanmış uyutulurken, Fenerbahçe’nin güçlü ve dinamik santrfor u Nedim’e yıldırım süratiyle verilen Cezada kasit aramamak ve bunu teşhir etmemek saflık olurdu. Ancak, Türk futbolunda bu ceza kurulunun keyfi ve taraflı davranış ve yanlış tutumunu cezalandıracak bir üst ceza makamı bulunmadığından, her yakınma ve sızlanma gibi, bu da etkisiz kalmış ve imam, bildiğini okumakta devam etmiştir.
En etkin ve golcü elemanı bu biçimde ekarte olunan Fenerbahçe 29 ve 30 Haziran günlerindeki, bu 2 finali 2-1 sonuçlarla kaybetti ve Kupayı G.S. Aldı.

1963-64 FEDERASYON KUPASI

İlk maçını 25 Mart 1964 gecesi Ankara 19 Mayıs Stadında Ankaragücü ile yapan Fenerbahçe, kötü oyun ve 2-0 sonuçla Kupadan elendi. Bu mevsimin Kupasını da, ilk maçta 0-0 berabere kaldığı, ikinci maçta ise, gün değiştirilmesine itiraz edip sahaya çıkmayan Altay’a hükmen galip sayılan G.S. aldı.

1964-65 FEDERASYON KUPASI

Bu mevsim şampiyonasına 2 yenilikle girildi:
1: Finalistler aynı bölgeden olursa yalnız bir final maçı oynanacak.
2: Maç gelirinin % 75 i deplasman yapan kulübün olacak.
Fenerbahçe ilk maçını 28 Mart 1965 de izmir de Karşıyaka ile yaptı ve uzatmaya rağmen 1-1 berabere kaldı. Tekrar maçını ise 4-0 kazanıp çeyrek finale yükseldi, Çeyrek finalde Gençlerbirliği’ni 5-1 ve 2-1; yarı finalde de İstanbulsporu 1-1 ve 1-0 sonuçlarla eleyen Fenerbahçe, G.S. ile finale kaldı.
5 Forveti, (Ogün, Birol, Nedim, Selim ve Şenol) asker ve Ordu takımıyle ispanyada olduklarından; Şükrü, Ali ihsan, Ziya ve Hüseyin gibi defans oyuncularından kurulu hücum hattıyla oynamak zorunda kalan Fenerbahçe, 27 Haziran 1965 gecesi ezeli rakibiyle uzatmaya rağmen 0-0 berabere kaldı ve yeni bir maç gerekti. Bu tekrar maçı müteakip mevsimde, 1 Eylül gecesi Nejat Şener hakemliğinde oynamış ve Kupa bir penaltı golüyle Galatasaray’ın olmuştur.

1965-66 FEDERASYON KUPASI

Kupaya çeyrek finalde Katılan ve tarihte ilk kez Denizli’ye giden Fenerbahçe, 4 Mayıs 1966 da, Muzaffer Sarvan yönetiminde, Nedim ve Ercan’ın golleriyle, Denizli Karagücü’nü 2-0 yendi. Fenerbahçe, büyük taraftar kitlesine sahip olduğu Denizli’de bayram havası yaratmış ve maçta 40.280 Lira ile hasılat rekoru kırılmıştır. Rövanşı da, 14 Mayısta Selim’in golleriyle 4-0 kazanan Sarı-Lâcivertli takım yan finale yükseldi.
Yarı final maçı 4 Haziran 1966 da canlı ve üstün F.B. ye rağmen, G.S. ile 0-0 sonuçlandığından, yeni bir maç gerekmişti. Bu tekrar maçı 12 Haziranda Fenerbahçe 1-0 önde olarak sürerken, D.80 de defansa çarpan topa kaleci Hazım Kont-rpiyede kalmış ve uzatma süresinde ilki penaltıdan 2 gol atan G.S. finale yükselmiştir. Finalde Beşiktaşı’da 1-0 yenen G.S. kupayı 4. kez kazandı.

1966-67 FEDERASYON KUPASI

Ali Sami Yen stadında 1 Mart 1967 de Feriköy’ü 3-0 yenip 3. tura geçen Fenerbahçe, aynı sahada 8 Martta Altınordu (İZMİR) ile 120 dakikalık maçta 0-0 berabere kaldı ve kur’a ile tur atladı.
Fenerbahçe’nin çeyrek final maçı 26 Nisan 1967 günü deplasmanda Samsunspor’la idi. Noksan Fenerbahçe, Ogün’ün bir golüne karşı 2-1 yenildi.
Samsun şehri F.B. nin bu ikinci ziyareti nedeniyle donanmış, ancak; güçsüz kadro beklenen oyunu çıkarıp taraftarlarını sevindirememiştir. Rövanş da A.S.Yen de 0-0 bitince F.B. elendi.
Final maçı, G.S. ile Beşiktaşı eleyen, Altay’la Göztepe arasında 2-2 berabere sonuçlanınca, Altay Kur’a ile şampiyon oldu.

1967-68 FEDERASYON KUPASI

Fenerbahçe, Kupanın ilk turunda, 13 Aralık 1967 günü, deplasmanda çok gayretli Zonguldakspor’u, yağmur altında, Ogün’ün golüyle 1-0, rövanşta da 27 Aralık’ta Fuat (2) ve Yaşar’m sayılarıyle 3-0 yenip eledi. 26 yıl sonra ikinci kez gittiği Mersin’de, 21 Ocak 1968 günü, Tevfik Sırrı Gür stadında 0-0 berabere kaldığı Mersin İdman Yurdu’nu, 28 Ocakta İnönü stadında, Nedim ve Fuat’ın golleriyle, 2-1 yenip çeyrek finale yükseldi.
Fenerbahçe, çeyrek finalin ilk maçını 27 Martta Ankara’da Çan’ın golüyle 1-0, rövanşı da, 17 Nisan’da Yaşar (2) ve Ogün’ün golleriyle 3-2 kazanmış ve kendisine karşı çetin mücadele vermeyi âdet edinen Ankara Demirsporu’nu eleyip yarıfinale yükselmiştir.
Mevsim’in Türkiye Ligi ve Balkan Kupası şampiyonluklarını kazamp şimdi de Federasyon Kupasını kazanma yolundaki Fenerbahçe’nin, 5 Haziran 1968 daki, bu yarifinal maçı deplasmanda Eskişehirspor’Ia idi. Saha içinde gözlere hemen çarpan, misafir Kulüp ve Ogün’ü yeren, dövizlerden anlaşılacağı üzere, karşılaşma sinirli bir hava içinde oldukça sert geçti. Ancak, Alman hakem BIWERSI’nin otoriter yönetimi ve nefesli Fenerbahçe’nin de azimli ve şuurlu oyunu, bütün bu ilkel tutum ve çabalan boşa çıkardı. San-Lâciverdiler, özel izin ve uçakla ve 9. kez yaptıkları bu Eskişehir deplasmanında, Erdinç ve Ogün’ün golleriyle, 2-0 galip geldiler. 9 Haziranda İnönü stadındaki rövanş 1-1 sonuçlanınca, Fenerbahçe aynı gün Galatasarayı İzmir’de 2-0 yenen Altay’la finale kaldı.
Final maçları 16 ve 23 Haziranda oynanmıştır. Altay Kulübü Kupayı alabilmek için, çok çaba harcadı. Ege’de “GÜÇ BİRLİĞİ” ilan olunmuş, cezalı kaleci Varol Ürkmez af olunmuş ve F.B. den gol yememesi hâlinde Galatasaray’a bedelsiz transferine söz verilmiştir.
Alman OTT’un yönettiği İstanbul maçını, Ogün ve Nedim’in golleriyle, 2-0 kazanan, İsviçre’n OTMAR HUBER’in idaresindeki Alsancak rövanşını ise 1-0 kaybeden Fenerbahçe, böylece, Federasyon Kupasını ilk kez aldı.
Fenerbahçe final maçlarını şu tertip ile oynayıp 1967-68 sezonunun 3. büyük ve resmi kupasını kazanmıştır:
YAVUZ-ŞÜKRÜ, ERCAN, YILMAZ, LEVENT-CAN(K) “FUAT”, ZİYA, SELİM-OGÜN, NEDİM, YAŞAR “ERDİNÇ”.

1968-69 FEDERASYON KUPASI

Fenerbahçe, 1968-69 Kupasında 7 Mayıs 1969 gecesi, çetin maçtan sonra, Abdullah Çevrim’in golleriyle İstanbulspor’u 2-1 yenip yarıfinale çıktı ve bu yarı final maçı 6 Haziran gecesi G.S. ın 2-1 galibiyetiyle sonuçlandı.
Alman KREİTLEIN’ın yönettiği bu maç için G.S. m alışılmamış biçimde emin konuşması hem garip karşılanmış, hem de F.B. li futbolcuları kamçılamıştır. O derecede ki, futbolcular İstanbulspor galibiyet maçı primlerini bile almamışlar ve:
— Bu prime ancak G.S. ı yendikten sonra hak kazanmış olacağız!., demişlerdir.
Ogün’ün 15. dakikada attığı gole Galatasaray, 6 dakika sonra, geri dörtlüden Ergun’un çok uzaktan vuruşuyle karşılık vermiş, ikinci devre iyice yorulan ve tüm defans yapan G.S., 78. dakikada Metinin 20 adımdan yumuşak vuruşunu rahatça bloke eden kaleci YAVUZ’un, nasıl olduysa, topu içeri atması sonucu, 2-1 öne geçmiştir. Kaleye genç takımdan Rasim’in geçmesinden ve son dakikalarda da kaleye giden bir şutu elle çelen Ergun’un açık penaltısına seyirci kalan hakeme yapılan toplu itirazlardan sonra, maç 2-1 kaybedildi.
Fenerbahçe, hakkı olan maçı böyle verince, ba sından ilginç bazı yorumlar aşağıdadır:
Hürriyet — F.B. baskılı oynamasına rağmen kalecsine Kurban gitti. Lig şampiyonu olanlar F.B. den hırslarıyla değil, şanslarıyla intikam aldılar.
Akşam — Bunaltıcı bir F.B. baskısında geçen maçta forvetin milyoner hovardalığına Yavuz’un da mirasyediliği eklenince, F.B. Kalbinden vuruluverdi.
Haber ajansı — Tek kale temposuna soktuğu maçta, F.B. 2 bedava golle kupa sahnesinden çekilip gitti.
Bu 6 Haziran 1969 yarıfinal maçı, ezeli rakipler tarihinde yaşanmış, ters sonuçlu maçlardan ilginç bir örnektir.
Kupayı finalde Galatasaray’ı 1-1 ve 1-0 sonuçlarla eleyen Göztepe kazandı..

1969-70 FEDERASYON KUPASI

Bu mevsimin Kupa yönetmeliğinde şu yenilikler olmuştur:
1— Rakip sahada atılan goller, eşitlik halinde, çift sayılmaya başlandı.
2— Ayrı bölgeler takımları arasındaki maçlarda tüm hasılat ev sahibi kulübe bırakıldı.
İlk maçını 8 Ekimde İstanbulspor’la yapacak iken, 9. Dünya Kupası elemelerinden, 15 Ekim 1969 Rusya maçı dolayısıyle, niüsabakanın 29 Ekime ertelenmesi, bu aradaki sakatlık ve cezalar nedeniyle, Fenerbahçe’nin aleyhine olmuş ve Ogün’ün golüne, İstanbulspor’lu Cemil Turan’ın karşılık vermesiyle, maç 1-1 sonuçlanmıştır. 25 Kasımdaki rövanşı ise 1-0 kaybeden F.B. ilk turda elendi.
Bu mevsimin Kupasını da finalde yine 1-1 ve 1-0 sonuçlarla G.S. \ eleyen Göztepe 2. kez kazandı.

1970-71 FEDERASYON KUPASI

Alsancak’da, 17 Ocak 1971 de, 0-0 berabere kaldığı Altay’ı 24 Ocaktaki rövanşta, Ogün (2) ve Yaşar’ın golleriyle 3-2 yenen, 31 Ocakta 0-0 berabere kaldığı Istanbulspor’u da 6 Şubatta Yaşar (2) ve Fuat’ın golleriyle 3-0 eleyen Fenerbahçe, Boluspor’la karşılaşmak üzere, çeyrek finale yükselmiştir.
Fenerbahçe, 3 Marttaki bu ilk Bolu maçını şu kadro ile 1-0 kazandı.
DATÇU-SERKAN, ERCAN, YILMAZ, LEVENT-SELÎM, ZİYA, FUAT-OGÜN, NEDİM(K) ve ZEKİ..
Bu maçın 17 Mart rövanşı, sorumsuzluk örneği olmak bakımından ilginçtir:
Bu önemli maçın A.S.Yen’de yapılacağı ilânı Fenerbahçe Kulübünde haklı bir tepki yarattı. F.B. Kupada kalan yegane İstanbul Kulübü idi. Hele Çarşamba günü yapılacak bir maçın, bakla tarlasını andıran, Mecidiyeköy stadına alınmasındaki iyiniyetsizlik açıktı. Kulüp, başvurduğu Federasyondan olumlu sonuç alamayınca, durumu Spor Bakanı İsmet Sezgin’e aksettirmek zorunda kaldı. Ancak, aldığı cevap ilginçti:
— Federasyon, maçı A.S.Yen’e Fenerbahçe’nin muvafakitiyle aldık diyor. Hem böyle nazik bir .dönemde bana tepeden inme emir verdirmeyin!..
Aldatılan Spor Bakanına yüklenmek yersiz olacaktı. Maç A.S.Yen’in balçık sahasında oynandı ve F.B. Ogün’ün 44. dakika golüyle bu çirkin Komployu savuşturup yarıfinale yükseldi.
Yarıfinal maçları, Beşiktaş’ı eleyen Bursaspor’-la Göztepe ve Galatasaray’ı eleyen Eskişehirspor’la F.B. arasındaydı.
Eskişehirspor çok yorgun ve eksik F.B. yı İstanbulda 3-0 yendi. 19 Mayıs günü kendi sahasındaki rövanşta ise, Nedim’den yediği golle 1-0 yenilmesine karşın, averajla finale yükseldi. Finalde Bursaspor’u 0-1 ve 2-0 eleyen Eskişehirspor Kupayı ilk kez kazanmıştır.

1971-72 FEDERASYON KUPASI

İlk maçında, 17 Ekim 1971 günü İnönü stadında Cezmi, Osman ve Ostojiç’in golleriyle Boluspor’u 3-0 yenen Fenerbahçe, 15 Kasım rövanşını da Bolu’da Ostojiç ve Osman’ın golleriyle 2-1 kazanıp tur atladı.
Balıkesir’deki 0-0 lık 29 Aralık maçının rövanşını, 23 Şubatta Nedim’in golüyle, 1-0 alan F.B., sürekli yağmur altında ve batak sahadaki bu maçta kazanmak için büyük gayret harcamıştır.
Eskişehirspor’la 30 Mart 1972 deki çeyrek finalin ilk maçını Canan ve Osman’ın sayılarıyle 2-1 kazanan Sarı-Lâcivertli takım, 19 Nisandaki deplasmanı da Osman ve Fuat’ın golleriyle alıp yarıfinale yükseldi.
Fenerbahçe, yarıfinalin ilk maçını 26 Nisanda Alsancak’ta 1-0 Altay’a kaptırdı. 10 Mayıs rövanş maçında ise çok gol kaçırdı ve Nedim’in golüne karşılık gördüğünden, finale kalamadı.
Federasyon Kupası 1971-72 şampiyonluğunu, finalde Altay’ı 0-0 ve 3-0 sonuçlarla eleyen, Ankaragücü kazanmıştır.

1972-73 FEDERASYON KUPASI

Bu mevsim Fenerbahçe’nin ilk rakibi Altay’dı. Yeni Atatürk stadımn yemyeşil sahasında 2 Kasım 1972 gecesi Osman’ın golüyle 1-0 kazanan Fenerbahçe, 15 Kasımdaki rövanşta 0-0 berabere kaldı ve tur atladı.
Beykoz’u 13 ve 26 Aralıkta 3-0 ve 5-1 sonuçlarla eleyip çeyrek finale yükselen Sarı-Lâcivertli takım, 28 Ocak 1973 deplasmanında Adanaspor’a Cemil’in golüne karşı, 2-1 yenilmiş, rövanşı ise 28 Şubatta Osman ve Cemil’in golleriyle 2-0 kazanıp yarıfinale yükselmiştir. Ankaragücüyle yapılan yarıfinal maçlarının ilkini, 15 Martta İstanbul’da Yılmaz’ın golüne karşı 2-1 kaybeden Fenerbahçe, 4 Nisanda Ankara’da Fuat’ın golüyle ancak 1-0 galip geldiğinden elendi ve Kupayı, finalde Ankaragücü’nü 3-1 ve 1-1 eleyen, G.S., 5. kez kazandı.
1972-73 Kupasının yarıfinal maçları artık usanç duyulan Fenerbahçe aleyhatarı davranışlar serisine yeni örnekler katmıştır.
İlk maçta tedbirli olarak ceza kuruluna verilen Ankaragüçlü Erman’la Metin ve F.B. den de Yıl-maz’dan, iki Ankaralının tedbirlerinin rövanş maçından önce kaldırılması, Yılmaz’ın kinin ise sürdürülmesi, Merkez Ceza Kurulu aleyhinde, çok sert tepkilere neden oldu.
HÜRRİYET Gazetesi 30 Martta Tahsin Öztin imzalı ve (FENERBAHÇE DÜŞMANLIĞI) başlığı altında çok ağır kınamada bulunurken, 31 mart günlü MİLLİ YET’de Eski milli solaçık Şükrü Gülesin imzalı ve:
(CEZA HEYETİ FENERBAHÇE’YE KARŞI ALERJİK SALDIRIYA GEÇTİ!..) başlıklı ithamlar, futbol işlerimizdeki pespayelikleri kanıtlayan acı anılardır.
4 Nisan rövanş maçındaki başka tür bir yarayı ise İslâm Çupi TERCÜMAN gazetesinde şöyle deşer:
(Orhan Cebe böyle bir maçın hakemi değildi. Ne Taraf, ne tarafsız, ne de hakemdi. Kupada, bir tarafın kulağından tutulup kapı dışarı edilmesi için hazırlanan senaryonun en cılız kahramanlığını Orhan Cebe yaptı. Veya yapmaya çalıştı da ağzına burnuna bulaştırdı.)
Aynı gazetede, (SERTLİK VE HAKEM) başlıklı yazıda, F.B. Başkanının tertipler hususundaki görüşü de yer alıyor:
(F.B. soyunma odasında büyük üzüntüyle Faruk Ilgaz: “— lütfen bakın şu çocukların hâline, tekme yemekten çetele haline geldiler” diyor ve dizlerinden aşağıları yara ve kan içindeki futbolcuları gösteriyordu. Devam etti!
“Ceza heyeti vazifesini gayet güzel becerdi. Kaybetmemiz için gereken mizanseni büyük başarıyla hazırladı ve bize sundu—” Futbolcular üzüntüden duvarları yumrukluyor, hakemden şikayet ediyorlardı..
Tertipleri CUMHURİYET’te A.Yücelman, (CEZA HEYETİ KUPADA FİNALİST!.) başlığı altında şöyle özetlemiş ve yorumlamıştır:
(…. Yerinde olmayan bu karar F.B. Camiasını galeyana getirdi. Ama, yapılacak birşey yoktu. Ancak Veryansın ettiler. Ceza heyeti kulaklarını tıkayanlarla dolu idi. Ankara’da OYNANAN BU KOMEDİ’YE Teşkilât ses dahi çıkaramadı. NE YAZIK Kİ, ÜLKEMİZDE CEZA HEYETİNİN DE VERİLECEĞİ BİR ÜST CEZA HEYETİ YOKTU!..)
DÜŞMANLIK, ALERJİK SALDIRI, Ne de hakemdi, Senaryo, cılız kahraman, Ağzına burnuna bulaştırdı, çetele, yara ve kan, mizansen, galeyan, veryansın, komedi ilâh… gibi sporla bağdaşmaz deyimlerin, hiç kuşkusuz, kahrolarak yer verildiği yukarıdaki yazıları acılar duyarak naklettik. İlgili Teşkilât ve yaratıcıları adına utanarak ve sadece ibret olur ümit ve dilekleriyle!..

1973-74 FEDERASYON KUPASI

Kupada ilk maçını 28 Kasım 1973 de Ankara-gücü’ne karış başkentte penaltı golüyle 1-0 kaybeden Fenerbahçe, rövanşı 12 Aralıkta Ender ve Cemil’in golleriyle 2-0 kazanıp tur atladı.
Fenerbahçe, 27 Aralıkta Kayserispor’la İstanbulda yapacağı ikinci turun ilk maçını, İsmet İnönü’nün Vefatı nedeniyle, 9 Ocak 1974 de yaptı ve Mustafa (2), Osman (2) ve Cemil’in golleriyle 5-0 kazandı. Rövanşı ise, 3 Şubatta rakip defans ve Cemil’in ilk 7 dakikadaki 2 golüne karşı 3 golle kaybetti ve çeyrek finale yükseldi. Bu, F.B. nin Kayseride ilk yenilgisidir.
Fenerbahçe’nin çeyrek final rakibi Trabzonspor’du. 13 Şubat 1974 de tarihte ilk kez Trabzon’da görünen Fenerbahçe’nin aşağıdaki kadro ile, 15 bini aşan rekor seyirci önünde ki maçı 0-0 sonuçlandı:
DATCU-TÎMUÇİN, NİYAZİ, ZİYA(K), SERKAN-ÖNDER (KÂMİL), ERSOY, ALPASLAN-MUSTAFA, OSMAN VE CEMİL.
Bu maçın 27 Şubattaki rövanşı İnönü stadında Cemil (2) ve Osman’ın golleriyle 3-2 kazanılıp finale kalındı. Fenerbahçe bu maçta kötü oynamış, son 15 dakikada gayret edip maçı alabilmiştir.
G.S. ile F.B. arasındaki yarıfinalin ilk maçı 20 Martta, 694 bin lira ödeyen 43.442 biletli önünde, çok isteksiz oynandı ve seyircinin şike!., feryatları arasında golsüz sonuçlandı. 17 Nisandaki rövanşı ise, Cemil (2) ve Alpaslan’ın golleriyle 3-0 F.B. kazanıp Beşiktaş’ı yenen Bursaspor’la finale kaldı.
Sedat Özselçuk’un yönettiği maçı G.S. ın: YASİN(K)-EKREM, ENVER, TUNCAY, AYDIN-TARIK, B.MEHMET, AHMET-METİN, K.MEHMET, ENGİN (ŞEVKİ) tertibine karşı, F.B. şu takımla oynamıştır: DATÇU-NİYAZİ, YILMAZ, ZİYA(K), ALP-SELAHATTİN (İSMET), KÂMİL, ÖNDER (SERKAN)-CEMİL, OSMAN, MUSTAFA.
Çok canlı ve akıllı Fenerbahçe’ye karşı, Galatasaray hırslı fakat sinirli idi. O kadar ki, aleyhlerine gösteri yapan seyirciye kızıp tribünlere atlamışlardır. Bu yüzden, antrenör Birch ile masör Kubilây, K. ve B.Mehmet’ler, Gökmen, Şevki ve Nihat ceza aldılar.
Bursa’da 1 Mayıs 1974 deki ilk final maçını, Mustafa’nın ilk dakikada kaptırdığı top ve karşı atakla, santrfor Özcan’dan yediği gol ve kötü futbolle 1-0 kaybeden Fenerbahçe, 22 Mayıstaki rövanşı diri ve güzel oyun, Cemil, Selahattin ve Osman’ın golleriyle 3-0 kazanmış ve ikinci kez Federasyon kupasını almıştır. Fenerbahçe’nin bu son finali kazanan kadrosu şöyledir:
DATCU-NİYAZİ GÜLSEVER, ZİYA ŞEN-GÜL, ALPASLAN ERATLI, SERKAN ACAR-ÖNDER MUSTAFAOĞLU, KÂMİL GÜVENAL, SALAHADDİN KARASU-MUSTAFA KAPLAKASLAN (ENDER GONCA), OSMAN ARPACIOĞLU, CEMİL TURAN.
(Milliyet) de Kahraman Bapçum, Fenerbahçe’nin, oyununu şöyle yorumluyor:
(Birkaç ası vardı ki Fenerbahçe’nin, böyle bir kupa finalinde onların elinden bir galibiyet almak kimse için kolay olamazdı. Bir tatlı hırsı vardı ki Fenerbahçe’nin, bir kupa finalinde onu çökertmek kimse için olanaklar sınırı içinde değildi. Sahaya bir güzel yayılışı, ikili ve üçlü eşlemelerle rakibi bir dağıtışı vardı ki Fenerbahçe’nin, kimse onları bu final maçmda rahatlıkla teslim alamazdı.
Fenerbahçe kupayı almak için sahaya çıkmıştı. Hak etti ve aldı. Avrupalı bir finalist gibi oynadı Fenerbahçe…)

1974-75 FEDERASYON KUPASI

Kupaya çeyrek finalde katılan Fenerbahçe, rakibi Trabzonspor’Ia 29 Ocak 1975 de İnönü stadında, sürekli yağmur altında, Alpaslan’ın penaltı sayısına karşın yediği golle berabere kaldı. Rövanşı ise, 12 Şubatta Trabzon’un balçık sahasında Cemil’in golüne karşı iki golle kaybedip elendi. Kupayı, finalde Trabzonspor’u 1-1 ve 0-1 eleyen Beşiktaş 3. kez kazanmıştır.

1975-76 FEDERASYON KUPASI

Kupanın 3. turunda 24.12.1975 günü 1-1 berabere kaldığı Balıkesirspor’u 7 Ocak 1976 da Ömer (2), Cemil ve Osman’ın sayılarıyle deplasmanda yenip tur atlayan Fenerbahçe, 18 Şubatta Cemil’in golüyle 1-1 kaldığı Göztepe maçı rövanşını, bir hafta sonra Atatürk stadında Hnder’in golüne karşı, 2. si penaltıdan, 2-1 kaybedince elendi.
Görülüyor ki, Fenerbahçe bazı yıllar Fed. Kupasından çok kolay eleniyor. Bu kolay denişlerin, bu yılki gibi, Türkiye Liginde liderken yaşanması dikkate değer.
Türkiye Ligi, 30-38 maçlık çok yorucu maratonları gerektirirken, Fenerbahçe’nin 6-10 maçlık kupa şampiyonluklarını ihmal etmesini yanlış bir tutum olarak karşılamak gerekir. Gerçi, Türkiye Ligi şampiyonluğu, değer bakımından, Federasyon kupası birinciliğinden daha üstün ve Avrupa kupalarında da daha ünlü rakiplerle karşılaşmak olanağını vermekte ise de, hem kazanma zorluğunu, hem de kupalarda tur atlama şans ve olanağının oldukça azaldığını gözönünde tutmayı gerektirmektedir.
Bu mevsimin Kupasını, finalde 1-0 ve penaltılarla 5-4 Trabzonsporu eleyen, G.S. 6. kez kazandı.

1976-77 FEDERASYON KUPASI

Cemil’in ilk dakika golüyle, kupaya 1 Aralık 1976 Altay beraberliğiyle başlayan Fenerbahçe, rövanşı 15 Aralıkta izmir de, Ender ve Ömer’in golleriyle 2-1 kazanıp 3. tura çıktı. 29 Ocak 1977 deki 0-0 lık deplasman beraberliğinden sonra da, 6 Şubatta Engin’in golleriyle Adanaspor’u istanbul’da 2-1 eleyip çeyrek finale yükseldi.
Fenerbahçe’nin çeyrek finaldeki rakibi Trabzonspordu. 9 Martta ilk maçı deplasmanda 73. ve 80. dakika golleriyle 2-0 kaybeden Sarı-Lâcivertli takım, 30 Mart 1977 deki rövanşı da 1-0 verince, elendi.
Bu mevsimin Federasyon Kupasını, finalde 1-0 ve 0-0 sonuçlarla Beşiktaş’ı eleyen Trabzonspor ilk kez olarak kazandı.

1977-78 FEDERASYON KUPASI

İlk maçı 7.12.1977 de Bolu da yapıp 0-0 berabere kalan Fenerbahçe bu 3. kademe karşılaşmasının rövanşını, 21.12.1977 de İnönü stadında, 3-0 kazanıp 2. etaba yükseldi.
Fenerbahçe, bu etapta, 12.2.1978 günü, Beşiktaş’ı 2-1 yenmiş ve çeyrek finale yükselmiştir. 42.052 seyircinin 1.874.800 lira gibi rekor hasılatla izlediği maç, Cemil’in 8. dakikadaki golüne D. 84’de Paunuviç karşılık verince uzatılmış, Engin’in 105, dakikadaki golü Fenerbahçe’ye tur atlatmıştır.
Fenerbahçe çeyrek finalin ilk maçında, 15.3.1978 günü, Bursaspor’a 2-1 yenildi. İhsan Türe yönetimindeki karşılaşmada Fenerbahçe takımı yenilgi golünü 89. dakikada penaltıdan yedi. Zaten, İhsan Türe’nin bir Bursaspor maçında, yendirmeden Fenerbahçe’nin yakasını bıraktığı pek görülmemiştir.
Bu maçın 29.3.1978’de, 22 bin seyirci ve 810 bin lira hasılatla, Bursa’da rekorlar kırılan rövanşı 1-1 sonuçlandı ve F.B. elendi.
FEDERASYON KUPASI’nı finalde Adana Demirspor’u 3-0 ve 0-0 eleyen Trabzonspor 2. kez kazandı.

1978-79 FEDERASYON KUPASI

Toplam 123 Kulüp arasında tertiplenen 1978-79 Federasyon Kupasına Fenerbahçe, diğer Türkiye Ligi Kulüpleri gibi, 5. turda ve 26 Ekim 1978’deki 5-1’lik İstanbulspor galibiyetiyle başlamış, 7 Kasımdaki rövanşı genç bir kadro ile 1-0 kaybedip, Eskişehirsporla karşılaşmak üzere tur atlamıştır.
Eskişehirspor maçlarının ilkini 13 Aralıkta 1-0 kazanan Fenerbahçe, 4 Şubat 1979’daki rövanşı deplasmanda 2-1 kaybetti. Eskişehirspor’un, çok yavaş davranışından doğan bir dakikalık uzatmada Coşkun’un attığı gol Fenerbahçe’yi çeyrek finale yükseltmiştir. Aynı gün Trabzonspor’un Diyarbakır da, G.S’ın da Kırıkkalede elenmeleri Fenerbahçe için ümit işaretleri oldular.
Çeyrek finalin ilk maçı 21 Şubatta Beşiktaşla 0-0 sonuçlandı. 7 Marttaki rövanşı ise, 4. dakikada Kemal Batmaz’ın kendi kalesine attığı golle 1-0 kazanan F.B., Kocaelisporla karşılaşmak üzere yarıfinale çıktı. Bu yarıfinalin ilkinde, 11 Nisan günü İzmitte golsüz berabere kalan Fenerbahçe, 25 Nisandaki İstanbul maçını 5-1 kazandı ve Altayla finale kaldı.
İlk final 9 Mayısta Alsancak stadında 2-1 kaybedildi. Ankara bölgesinden Talat Tokat ve Nihat Özbirgül mazeret öne sürdüklerinden, maçı İzmir bölgesinden İhsan Türe yönetmiş ve Altay galibiyet gölünü Fenerbahçe kalecisine yapılan açık bir faulle kazanmıştır.
Rövanş maçını 23 Mayısta İnönü stadında bu kez İstanbul bölgesinden Hilmi Ok yönetti.
IVANÇEVİÇ- Onur, Erol, Cem, Yenal-Önder, Şevki, A.Kemal – Raşit, Cemil (K) ve Engin tertibindeki Sarı-Lacivertli takım, gayretli ve üstün oyun ve Raşit’le önder’in golleriyle maçı 2-0 kazandı ve Şampiyonluk Kupasını Federasyon başkanı Cemal Saltık’tan alıp şeref turu attı.

1979-80 FEDERASYON KUPASI

Geçen mevsimin şampiyonu olduğundan, kupaya 6, turda katılan Fenerbahçe, 28 Ocak 1980 günü deplasmanda 5-2 yendiği Denizlispor’la rövanşta 1-1 berabere kaldı ve Lüleburgazspor’la karşılaşmak üzere çeyrek finale yükseldi.
Fenerbahçe’nin bu çeyrek final maçları ilginç olaylardır. Lüleburgaz’a ilk kez giden Fenerbahçe, 5 Mart 1980’de 0-0 berabere kaldığı maçın 20 Marttaki rövanşında da 1-1 kalınca tarihinde ilk kez bir ikinci lig takımı tarafından elenmiş oldu.
Lüleburgaz’ı küçümsemek ve hele, daha önce Beşiktaşı elemiş olmasını gözönüne almamak, Fenerbahçe’ye pahalıya malolmuş bir gaflet olarak nitelenmeye değer.
Federasyon Kupasını, yarıfinalde Lüleburgaz ve finalde de Galatasaray’ı 1-0 ve 1-1 sonuçlarla eleyen Altay 2. kez kazandı.

1980-81 FEDERASYON KUPASI

Şampiyonaya 5. turda başlayan Fenerbahçe’nin ilk rakibi Rizespor’du. Sonraları Yüce Divan’ca mahkum edilen, dönemin Rize’li Gümrük ve Tekel Bakanından, Çay ürünü yoluyla, büyük avantaj sağlamış bulunan Rizespor’un bu maçta futbolcularına 50’şer bin lira prim adaması futbolumuzda rekordu.
Fenerbahçe, 13 Kasımdaki ilk maçı İnönü de 2-0 kazanırken çok güzel oynamıştır. Hürriyet gazetesinde, “NEFESLERİ KESEN FUTBOL” başlıklı yorum ilginçtir:
(BU MAÇI SEYRETMİYENLERE DOĞRUSU YAZIK OLDU. FENERBAHÇE O KADAR GÜZEL FUTBOL OYNADI Kİ HANİ TV DE SEYRETTİĞİMİZ AVRUPA MAÇLARI HAL. TETMİŞTİR. ÖZELLİKLE 2. PARTİNİN BAŞINDA 20 DAKİKALIK NEFESLERİ KESEN FUTBOL GÖSTERİSİ SON SENELERDE SAHALARIMIZDA GÖREMEDİĞİMİZ CİNSTENDİ.)
Bu maç: ADEM – ONUR, EROL, ALP. (K), CEM – MÜJDAT, ÖNDER, SEDAT, ALİ KEMAL (İSA), SUAT, SELÇUK kadrosuyla oynanmış ve sayıları Erol ile Suat atmıştır.
Fenerbahçe, 17 Aralıkta rövanşı 1-0 kaybederek yükseldiği 5. turda Giresunspor’u 0-0 ve 3-0, çeyrek finalde de Mersin İd. Yurdu’nu 2-0 ve yine 2-0 eleyerek yarı finale çıktı. Ancak, Rize, Giresun ve Mersin deplasmanlarından hiç birinde beklenen, şanına lâyık maçlar çıkaramamıştır.
Fenerbahçe’nin 1980-81 mevsimi Kupa yarıfinal maçları bir çok yönden ilginçtir:
15 gün önce Beşiktaşı da 3-0 eleyerek moral kazanan 2. ligden Ankaragücü ile yapılıp, ilki açık ofsayt golle 1-0 kaybedilip, ikincisinde 1-1 berabere kalınarak elenilen bu maçlar da, Fenerbahçe, kendi gafletiyle beraber, teşkilatın da bir tertibine kurban gitmiştir. “HÜRRİYET”, 22 Nisanda İstanbul’daki 1-0’lık maçtan sonra, bu gerçeği şöyle yansıtmıştır:
(Ankaragücü maç boyunca 2 akın yaptı, birini gole çevirdi. Fenerbahçe ise, yakaladığı 10 gol pozisyonundan bir tekini değerlendiremedi. Böylesine beceriksiz bir takım elbette galibiyet yüzü göremez.
Sahada enaz Fenerbahçe kadar başarısız bir de hakem, “İHSAN TÜRE” vardı. F.B.NİN MUTLAK PENALTISINI vermemesi için, o hakemin ya “BİLGİSİZ”, ya da “KASITLI” olması gerekirdi. Gole ofsayt vermemesi af edilir cinsten değildi. Hakem Komitesi son yılların bu “GÖZDE” hakemine “TOZ KONDURMADIĞINA” göre, insanın aklına ister istemez kuşkulu kuşkulu ihtimaller geliyor.)
Başkent takımının Teşkilâtça korunmasına karşın, Fenerbahçe’nin, işi sıkı tuttuğu taktirde, bir hafta sonraki rövanşı yine de alması beklenirdi. Ayrıca, yenilgiden sonra, taraftarın gösterdiği büyük tepki, bu maça bir onur havası verdirecek kadar da ağır olmuştu.
Bir deplasman handikapı da söz konusu değildi. Çünkü Ankara, başkent olalı, İstanbul’dan fazla Fenerbahçeli idi. Hele ve hele, kaybedilen lig birinci ve ikincilikleriyle beraber, Avrupa Şampiyon Kulüpler ve U.E.F.A. Kupalarına katılma hakkı yokolmuş, tek imkân olarak Kupa Galipleri Şampiyonası kalmıştı. Bu da kaybedilirse, Fenerbahçe 12 yıldır ilk kez Avrupa Kupaları dışında kalacaktı.
Bütün bunlar Ankaragücünü başkentte yenmeye yeter nedenlerdi. Ancak ve ne acı ki, bu dönemdeki takımın, adeta, hiçbir yönden Fenerbahçe ile ilişkisi kalmamıştı. Nitekim, 7 milyon lira hasılatla rekor kırılan maç 1-1 bitti ve Fenerbahçe elendi.
Bir gerçek ki, hiç bir takım bu derece ağır yükümlülük ve bu kadar yüksek unvanları bu yılki Fenerbahçe takımı kadar sorumsuzca ve ucuzca feda etmezdi ve etmemiştir de!..
“Tercüman” da Yusuf Yalkın:
(Dün Raşit, Ali Kemal ve Erol’un kaçırdıkları golleri görünce kendilerine acıdık. Bu acıdıklarımız arasında Dünya karmasında oynayan İsa da vardı. Ama, sonra attığı golle kendini bağışlattı. Dün Fenerbahçe enaz 5 gollü ve hem de yüzde yüz durumdan yararlanamadı.)
“Hürriyet” de Alaettin Metin:
(… Fenerbahçe yıllardır ilk kez Edirne’den öteye çıkamayacak. Kulübün zararı enaz 20 milyon… Başkan Ali Şen, “Acımız çok büyük. Ayağımıza kadar gelen kısmeti kaçırdık. Kapasite meselesi. Bu takımı biz kurmadık. Bu hâle de biz getirmedik. Süper bir takım kuracağız. Ama, ne yazık ki gelecek sene Avrupa Kupalarında olmayacağız. Çok korkunç bir şey!.” dedi)
Fenerbahçe’nin Ankaragücü tarafından elenen kadrosu şudur:
ADEM – ONUR, CEM, EROL, ALPASLAN (K) – MÜJDAT, İSA, SEDAT – ALİ KEMAL, RAŞİT, SELÇUK.
Ankaragücü finalde Boluspor’u da 0-0 ve 2-1 eledi ve Kupayı 2. kez kazandığı gibi, 2. Ligden 1. Türkiye Ligine de yükseldi.

1981-82 FEDERASYON KUPASI

Fenerbahçe, ilk rakibi Denizlispor’u 25 Mart 1982 de 4-0 yendi, 3 Marttaki rövanşı ise, Denizli’de 2-0 kaybetmekle beraber turu atladı. Gaziantep’i de, 17 Martta deplasmandaki 1-0 yenilgiye karşın, bir hafta sonraki rövanşta 4-0 la eleyip Galatasarayla çeyrek finale yükseldi.
Galatasaray, önem verdiği ve çekindiği maçlar öncesinde, ananesi gereği, her zaman türlü taktikler kullanır. Bu kez de öyle oldu. 7 Nisan’da 2-0 yenilen Fenerbahçe, 14 Nisanda da 2-2 berabere kalınca elendi.
Fenerbahçe’nin bu sıralarda teknik ve idari bünyesindeki karışıklık bu maça eğilmesini büsbütün engellemiş, başkanın istifası ve teknik direktörün ayrılışı Kulübü bunalıma itmiştir.. Rövanş maçı sabahı basındaki, “FENERBAHÇE KARIŞTI!..” başlıklı yazılarla, G.S. Kulübü sözcüsünün, “YAVUZ HIRSIZ” misali, hakemi etkileme taktiği hep bir araya gelmişlerdir. Gerçi:
NURETTİN – HÜSEYİN, ONUR, ALPASLAN (K), CEM – MÜJDAT, ARİF, İSA – OSMAN, BAHTİYAR VE SELÇUK Kadrosuyle, Fenerbahçe, Rövanşı kazanacak hırslı, üstün ve hatta bunaltıcı bir oyun çıkardı. Ancak, zayıf hakem Cumhur Demir, Hürriyet’in yazdığı gibi, (TAKIMIN KOLUNU KANADINI KIRIP), beraberlikte etkili oldu.
Osman’ın golünü Fatih kale içinden çıkardı.
F.B. 2-1 galipken gol pozisyonundaki Bahtiyar’ın kaleci Eser tarafından yaka-paça yere indirilmesine seyirci kaldı. Oysa, 25 Aralık 1979 da, Adem degaj yaparken, (dirseğiyle Gökmen’i iteledi) görüşiyle, penaltı yaratan sanki o değildi!. Bu 3. golü engelledikten sonra, Galatasaray’ın beraberlik golünü hazırladı. Fenerbahçe’ye 5 sarı, kaptan Alpaslan’a da kırmızı kart gösterip rengini bir kez daha belli etti. Tarafsız bir yönetimle çok rahat kazanılacak maçtı.
Finalde Ankaragücü’nü 3-0 yenen G.S. Kupaya 7. kez sahip oldu.

1982-83 FEDERASYON KUPASI

Kupanın 1982-83 maçları, 91 ‘i amatör, 98’i de profesyonel, 189 Kulüb arasında yapıldı.
Fenerbahçe, 3 Mart 1983 de 2-0 kazandığı Kocaeli maçının Izmitteki rövanşında 0-0 berabere kalıp tur atlamış, Samsunspor’u da 23 Mart deplasman ve 6 Nisan İstanbul maçlarında 1-0 sonuçlarla yenerek çeyrek finale yükselmiştir.
Fenerbahçe, çeyrek finalin 4 Mayıstaki ilk maçında, Beşiktaş’la 1-1 berabere kaldı. Ancak, Beşiktaş’ın son Kupa maçlarında Boluspor’a karşı üstüste 2 kez sarı kart gören kaptan Mehmet Ekşi’yi dalgınlıkla oynatması, 3-0 yenik sayılmasına neden oldu ve 18 Mayısta A.S.Yendeki rövnaşı 2-1 kazanmasına karşın, averajla elendi.
Yarıfinal rakibi Ankaragücüyle 25 Mayıstaki ilk maçı bir sondakika penaltısıyle, 1-0 kaybeden Fenerbahçe, 1 Haziranda 30 bin seyirci önünde Kadıköyde’ki zor rövanşı, Osman ve Onur’un golleriyle, 2-0 alıp finale yükselmiştir. F.B. bu galibiyeti şu kadro ile kazandı:
YAŞAR – ERDOĞAN (SEDAT), ONUR, ALPASLAN (K), CEM – MEHMET, OSMAN, ARİF – MÜJDAT, MUSTAFA (ÖZCAN), SELÇUK.
Trabzonspor’u 1-1 ve 0-1 sonçlarla eleyen rakibi Mersin İdman Yurduyla yaptığı final maçları, Fenerbahçe için yorucu oldu, fakat güç olmadı. 8 Haziranda F.B. stadında 2-0, 15 Haziranda da Mersin’de 2-1 kazanan Sarı-Lâcivertli takım, 3 gün önce, 12 Haziran’da Bursa’da 10. kez kutladığı Türkiye Ligi şampiyonluğundan sonra, Mersin’de de 4. kez kazandığı Federasyon Kupası şampiyonluğuyla taraftarlarını mutlu kılıyordu.

1983-84 FEDERASYON KUPASI

Geçen mevsimin şampiyonu olması nedeniyle, kupaya 6. turda katılan Fenerbahçe, rakibi Karagümrük’ü 28 Martta 2-0,11 Nisanda da 1-0 yenerek çeyrek finale, çıktı. Çeyrek finalde, 18 Nisan günü, Bursasporu 2-0 yendi. Rövanş, Bursa da uzatmaya rağmen 2-0 yenik bitince, eşitliğin bozulması için penaltılara baş vuruldu. Sonuç 3-3 olunca Fenerbahçe, ilk maçtaki 2-0 lık galibiyeti nedeniyle, yarıfinale yükseldi. Bu penaltı atışları sırasında Yaşar 2 mükemmel kurtarış yapmış, Repçiç de 65. dakikada kırmızı kart görmüştür.
Fenerbahçe, yarıfinali, tek maç olarak, 16 Mayısta Beşiktaş’a 4-2 kaybetti. Zafer – Ulvi, Arnavutoviç, B.Hasan, Kadir – Rıza, Samet, Fikret (Ziya, Kenan) – Şeker Begoviç, Necdet ve Metin’den oluşan Beşiktaş’a karşı Fenerbahçe:
Yaşar – İsmail, Cem (k), Karaliç, Erdoğan, Müjdat, (B.Mehmet), Arif (Hasan), İlyas – Mustafa, Engin ve Repçiç tertibiyle oynadı. Lüxemburg Milli maçından bir gün önceki çalışmada, Selçuk’un ayağının kırılması nedeniyle, oyun düzeni bozulan Fenerbahçe’nin durumu bu tarihlerde kötü idi.
Sadık Deda da, son derecede bozuk idaresiyle, kötü oyuna tüy dikmiştir. Nitekim, Laysmenle tartışan Engin’i çıkarmış, bir favlu ceza alam dışından penaltıya çevirmiş, durum 2-2 iken, son dakikada Beşiktaş’ın nizami golünü geçersiz saydıktan sonra, uzatmada bu kez Fenerbahçe’nin 2 ofsayt gol yemesine ve 4-2 yenilmesine yardımcı olmuştur.
Final maçını, 30 Mayıs 1984 de îzmirde Beşiktaş’ı 2-0 yenen Trabzonspor kazandı ve 3. kez kupaya sahip oldu.

1984-85 FEDERASYON KUPASI

Fenerbahçe, 1984-85 mevsimi Federasyon kupasına, 5. turda 3. ligden KIRKLARELİSPOR maçıyle girdi. 21.8.1949 daki 8-0 lık BAŞAK-SPOR maçından 35 yıl sonra, 11 Kasım 1984 günü ikinci kez Kırklareli de görülen Fenerbahçe, yine coşku ile karşılanmış ve 7 bin biletli huzurunda müsabakayı 4-2 kazanmıştır. Sarı-Lâcivertliler, rövanşı da 5.12.1984 de Fenerbahçe stadında 4-0 aldılar.
Fenerbahçe, 6. turdaki rakibi 2. Ligden K.MARAŞSPOR’la, istanbul maçını, sahasının bir maç cezalı olmasından, 12 Aralıkta Ankara’da yapıt, 4-0 kazandı. Rövanşı, ilk kez gittiği Kahraman Maraş’da, Pesiç ve Şenol’un golleriyle, 2-0 alıp çeyrek finale yükseldi. Büyük sevgi gördüğü K.Maraş’taki bu ilk maçını Fenerbahçe, 26 Aralık 1984 de rekor olan 7500 seyirci önünde şu kadro ile oynamıştır: YAŞAR – İSMAİL, HASAN, ABDÜLKERİM, SEDAT – HÜSEYİN (ARİF), TUĞRUL, ÖNDER (BİROL) – CEM (K), ŞENOL, PESİÇ.
Fenerbahçe’nin çeyrek finaldeki rakibi Ligden bu yıl da ümidini kesmiş olan, Galatasaray’dı. 6 Şubat 1985 Çarşamba günü, 20 milyon 925 bin 400 Lira ödeyen, 29.569 biletli seyirci önünde Fenerbahçe stadında oynanan ilk maç, Fenerbahçe’nin ezici üstünlüğüne karşın, Galatasarayın 2-1 galibiyetiyle sonuçlandı.
Bu tarihlerde gerek Futbol Federasyonu ve gerekse Merkez Hakem Komitesi Beşiktaşlılarca işgal edilmiş durumdaydı. Bu nedenle, bu maça Yalçın Darıcı gibi zayıf bir hakemin atanmış olmasında iyi niyet yoksunluğu sezenler çoktu. Nitekim bu zat, kararlarında açıkça Galatasaray’ı tutmuş, bu arada, aynı pozisyonda ellerine top çarpan Cem ile Yusuf’dan birincisini, durum 1-1 iken, penaltı ile cezalandırmak suretiyle, Fenerbahçe’yi yakmıştır. Gösterilen genel tepki üzerine, zaten görevinin son demlerini yaşayan Darıca dinlendirilmeye çekildi.
Bu maçın 12 Şubattaki rövanşı ancak 28 Şubatta ve Yusuf Namoğlu hakemliğinde oynanabildi. Şiddetli kış ve sürekli kar, maçın 3 kez ertelenmesini gerektirmiş ve bu durum şansın Galatasaray’a güldüğüne âlamet sayılmıştır. Nitekim, 31.638 seyircinin 14 milyon 808 bin elli lira ödeyerek izlediği ve İnönü’nün balçık zemininde yapılan mücadelenin 30. dakikasında, favl yapan Raşit’e kafa atmak gafletinde bulunan Repçiç kırmızı kart görünce, fiziği üstün ve kararlı rakibi karşısında, 60 dakika 10 kişi kalan Fenerbahçe, 60. dakikada Adnan’dan yediği golle kupadan elenmiştir. Bu arada, sallanmakta olan Federasyon da, bütün Komiteleriyle istifa etti, veya etmek zorunda kaldı.
Her ne bahasına olursa olsun, Kupayı almayı amaçlamış bulunan Galatasaray, önce Beşiktaş’ı 0-0 ve 0-1, sonra da Trabzonspor’u 2-1 ve 0-0 eledi ve Kupayı 8. kez kazanarak bir iç bunalımdan da kurtuldu.

1985-86 FEDERASYON KUPASI

Bu mevsim kupa statüsünde bir değişiklik yapılmış ve Türkiye 1. Lig Kulüplerinin şampiyonaya katıldıkları 5. turdan itibaren tek maç usulü uygulanmaya konmuştur. Ancak, beraberlik halinde 2. maç yapılacaktır.
Fenerbahçe’nin 5. tur maçı Sakarya’da idi. 5 Şubat 1986 daki bu maç hakem, antrenör ve futbolcuların elbirliğiyle, 2-0 kaybedilmiş ve Fenerbahçe daha ilk maçta, lig klasmanında sonuncu durumdaki Sakaryaspor tarafından Kupadan elenmiştir.
Maçın hakemi İhsan Türe, bütün basının sözbirliği halinde vurguladıkları üzere, Fenerbahçe’yi bir kez daha yaktı. “HÜRRİYET’in şu tek cümlesi bu elenişin mahiyetini aydınlatıcıdır: (HAKEM İHSAN TÜRE 3 METRE OFSAYT OLAN POZİSYONDA GOLÜ VEREREK FENERBAHÇE’Yİ YAKTI. KOCA BİR KULÜBÜN GELECEĞİ İLE OYNADI..)
En hayati maçlarda Fenerbahçe’yi sürekli olarak vuran bu adama yönetim kurulunun bir tepki göstermemesi son derece de büyük gaflet ve sorumsuzluk örneğidir. Bu, İhsan Türe’nin Fenerbahçe’yi kaçıncı hançerleyişi idi?..
Bu mevsimin kupasını tek final maçında Altay’ı 2-0 eleyen Bursaspor kazandı ve Ligde Küme düşmekten kurtuldu.
Kupa şampiyonlarının, 1980-81 denberi, Ligde alt kümede ise 1. ye geçmesi, 1. Ligde ise, bu mevsim olduğu gibi, küme düşmekten kurtulması usulü, 1985-86 da uygulamaya konan tek maç sistemiyle, daha da sırıtınca, Futbol Federasyonu mevsim sonunda, yani 1986 Haziranında aldığı kararla, 5. turdan sonraki (tek maç) sisteminden vazgeçti. Yâni, bir sakat karar, büyük denen kulüpler aleyhine bir yıl geçerli kaldıktan sonra, kaldırıldı.

1986-87 FEDERASYON KUPASI

Fenerbahçe 5. turdan başladığı kupanın ilk maçını 29.1.1987 de Muğlaspor’la yaptı ve İsmail Kartal, Önder Çakar, ve Pesiç’in golleriyle sahasında 3-1 kazandığı maçın 4 Şubattaki rövanşını, 2. kez gittiği Muğla’da 0-0 berabere kalarak 6. tura geçti. Bu turda rakibi Denizlispor’idi.
Fenerbahçe, 18 Şubatta Denizli’deki ilk maçı, 30. dakikada yediği gole karşı, Abdülkerim ve Pesiç’in sayılarıyle 2-1 kazandı. Rövanşı da 25 Şubatta Osman Denizci ve Zafer Ünlü (2) nün golleriyle 3-2 alıp çeyrek finale geçti.
Çeyrek finalde rakip Lig liderliği heyecan ve yenme kararlığı içindeki Samsunspor’du. Samsundaki ilk maç, iyi oyuna karşın, 77. dakikada yenen golle 1-0 kaybedildi. 1 Nisanda Sadık Deda yönetiminde Fenerbahçe stadındaki rövanş ise, Sarı-Lâcivertlilerin çok baskılı oyunlarına karşın, Samsunspor’un türlü taktikleriyle, 0-0 sonuçlanınca Fenerbahçe elendi.
Maç sonrası bazı Fenerbahçeli futbolcuların, oyun süresince kendilerine (son derece ağır) küfürler ettiğini öne sürdükleri ve seyirciye el-kol işaretleri yaparak sahadan çıkan kaleci Fatih ile, sürekli tekme atan Rıfat’ı büyük bir gafletle dövmeleri Fenerbahçe’ye çok ağıra patladı.
Olayı ve gözlemci raporunu son derecede abartıp, birkaç tokat ve yumruğu, (Görülmemiş facia), kalıbına sokan G.S. ağırlıklı Federasyon’un gayretiyle, kaptan Müjdat, Abdülkerim ve Ha-san’a 4 er, İsmail, Sedat ve Zafer de 3 er ay ceza aldılar. Gene gözlemci raporunda, (2 seyirci sahaya atladı), kaydına dayanılarak, Fenerbahçe’nin 2 İstanbul maçı taşraya verildi.
Beşiktaş, Galatasaray ve Trabzonspor’un daha önce elenmiş olmaları avantajından Fenerbahçe yararlanmadığı gibi, üstelik Türkiye liginde de, cezalar nedeniyle, son 9 maçın sonuncusunda tek bir galibiyet alabilmiştir.
Federasyon Kupasının 1986-87 yarı finalinde Gençlerbirliği Malatyayı, Eskişehirspor’da Samsunspor’u elediler ve kupa 5-0 ve 1-2 Eskişehiri yenen Gençlerbirliği’nin oldu.

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 1

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 2

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 3

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 4

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 6

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 7

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 8

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 9

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 10

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 11,

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 12

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 13

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 14

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 15

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 16

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 17

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 18

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 19

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 20

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 21

Written by kesinofsayt

18 Nisan 2012 at 11:16

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

SANDIKTA GÖRÜŞÜR(MÜY)ÜZ!

leave a comment »

Bu yazıyı yazmadan oldukça düşündüm, zira çok ince bir zemin. Ancak yazılmalıydı ve yazıldı…

Fenerbahçe Spor Kulübü’ne yapılan 3 Temmuz darbesinden sonra Fenerbahçe taraftarı (bazı küçük aykırılıklar dışında) müthiş bir birliktelik gösterdi, gösteriyor. Operasyonu yapanlara karşı tepkisini demokratik yollarla her ortamda, bıkmadan, usanmadan sürekli gösteriyor. Kafasında şüphesi olanlar bile iddialar yığını ve savunmalardan sonra şüphesinden arındı ve yöneticilerine bağlılığı, inancı tazelendi. 3 Temmuz öncesinde, art niyetli olmadan Aziz Yıldırım’a muhalif olanlar bile tümüyle başkanın yanındalar şu anda.

İlk toz dumandan sonra operasyonun cemaatin devlette konumlandırılan birimleri tarafından ve hükümetin onayıyla yapıldığı kanısı iyice yerleşti birçok Fenerbahçelinin kafasında. Gösterilerde, yürüyüşlerde her siyasi kesimden, her dini inançtan, her toplumsal katmandan insan sevdasının yanında saf tutuyor. Ve hemen her gösteride cemaat ve hükümet aleyhinde sloganlar atılıyor, “sandıkta görüşürüz” tezahüratı dinmiyor. Gerçekten de böyle bir gücü var mı Fenerbahçe’nin, Fenerbahçelinin? “Var” diyenler bir daha düşünsünler. Mesela Trabzon kentindeki oy potansiyeli nedeniyle, onları küstürmemek adına Trabzonspor’un her türlü şımarıklığına göz yuman siyasiler Fenerbahçe’ye neden aynı yakınlığı, anlayışı göstermiyorlar sizce? Evet, Fenerbahçeliler çok daha büyük bir oy potansiyeline sahip. Hem de tek bir kentte değil, tüm ülkede. Ama sandığa gidildiğinde işler hiç de öyle olmadı, olmuyor… Oysa Fenerbahçelilerin siyasi parti / Fenerbahçe tercihi farklı yapılsa, yapılabilse belki de herşey bir anda değişecek.

Bu yazı aslen AKP’ye oy veren Fenerbahçeliler için yazıldı. Sadece nacizane bir ricadır, daha ötesi değil. Olamaz da… Zira bizim “başkaları” gibi insanların siyasi iradesine ipotek koymak gibi bir misyonumuz yok.

Lütfen önceliklerinizi düşününün; sevdanız mı, siyasi görüşünüz mü? Sevdanıza el uzatanlara sessiz kalmak mıdır doğrusu, yoksa sevdanıza sahip çıkmak mı? Mutlaka karşı bir görüşe meyletmek mecbur değil. Sandığa gitmemek, hatta daha da güzeli, sarı laci çubukluyla gidip “boş oy” vermek de bir tercihi, bir tepkiyi belirtir. “Sizler, hepiniz bana sahip çıkmadınız, ben de sizi istemiyorum” demektir bu…

Lütfen, ilk seçimlere kadar düşününün. Ama iyi düşünün…

Sevdanız mı, onu parçalamaya, elinizden almaya çalışanlar mı?

NOT: Bu satırların yazarı AKP’ye oy vermemiştir. Diğer kitle partilerine de güvenmemektedir ve onlara da oy vermeyecektir. Sözün özü; bu yazı “başka” bir siyasi partinin “çaktırmadan” propagandası değildir. 

Written by kesinofsayt

17 Nisan 2012 at 11:12

AKP, Fenerbahçe, Siyaset, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

IRKÇILIK… VE SOS OLARAK İKİYÜZLÜLÜK!

leave a comment »

15 Nisan 2012 Pazar günü Fenerbahçeliler için son derece güzel ve keyifli bir gündü. Önce güzel bir havada haksızlığa ve adaletsizliğe karşı anlamlı bir yürüyüş yapıldı. Yürüyüşün sonunda da aylardır anlamsız talepleriyle Fenerbahçe’yi tahrik etmeye çabalayanlara karşı hiç bir taşkınlık, hiç bir küfür, hakaret içermeyen bir maçta ezici bir oyunla futbol dersi verildi. Staddaki herkes mutlu bir günün keyfiyle evlerine döndüğünde yeni bir gündemle karşılaştılar. Trabzonsporlu futbolcu Zokora maç esnasında Emre’nin kendisine ırkçı söylemde bulunduğundan bahsediyordu ve “mümtaz ve duyarlı” Türk medyasının birinci gündem maddesi bu olmuştu. Aylardır “masumiyet karinesi” diye birşey olduğunu, bir kimsenin suçu ispatlanmadıkça masum olduğunu anlatamadığımız değerli medya mensuplarımız darağaçlarını kurmuş, pek de alışkın olmadığımız şekilde ilgili talimat maddelerini ortaya dökmüş, Emre’nin acil infazını istiyorlardı. Hoş, “istiyorlardı” lafı biraz hafif kaçıyor aslında. İstiyorlardı değil de infazı gerçekleştiriyorlardı demek daha doğru olacak sanırım.

Gelelim işin teorisine… Irkçılık TDK tarafından “insanların toplumsal özelliklerini biyolojik, ırksal özelliklerine indirgeyerek bir ırkın başka ırklara üstün olduğunu öne süren öğreti, rasizm” olarak tanımlanıyor. Yani aslen hayata ve insanlara ideolojik bir bakış ve yaşam tarzı ırkçılık. Neredeyse tüm futbol hayatında farklı din ve ırktan futbolcu ile bir arada oynamış bir oyuncunun ilginç bir zamanlama ile bu suçlamayla karşılaşması oldukça kafa karıştırıcı. Emre’nin yayıncı kuruluşa bağlanarak lafı evelemesi de kendisi adına olumsuz bir durum elbette. Ola ki bu sözleri sarf ettiyse dahi bunu ırkçı olduğundan değil de haddini fazlasıyla aşan bir hakaret amacıyla yaptığını düşünüyorum. Elbette bu düşünce varsayılan söylem gerçekleştiyse onu hafifletmez. Irkçı söylem, gerekçesi ne olursa olsun kabul edilemez bir durumdur. Forma rengine göre de hafifletilemez.

Ancak bugün çığlıklar atarak cadı avına çıkanların samimiyetsizliği de bu söylemin kendisi kadar değilse bile sadece bir kademe altındadır. Bugün Emre’nin varsayılan lafına karşı “insanlık adına” savaş açanların şu aşağıdakiler için neler düşündüklerini çok merak ediyorum:

  • 1996-97 sezonu. İstanbulspor ile oynanan maç sonrasında Galatasaray teknik direktörü Fatih Terim rakip takımın teknik direktörü Saffe Susic için ‘‘Benim ülkemde hele bir Sırp bana hiç böyle laf edemez’’ dedi.
  • 1998-99’da Trabzonspor başkanı Mehmet Ali Yılmaz takımın İngiliz oyuncusu Kevin Campbell için ‘‘Golcü diye aldık yamyam çıktı’’ yorumunu yaptı.
  • 2000-01’de Fenerbahçe iki Yugoslav oyuncu Lazetic ve Mirkovic’i kadrosuna dahil edince başta Kazım Kanat olmak üzere bazı spor yazarlarından ‘‘bu Sırpların burada işi ne?’’ sesleri yükseldi.
  • 2002’nin mayıs ayında İsrail-Filistin sorunu alevlendiğinde İstanbul’da ve Konya’daki protesto gösterilerinde Revivo’ya yönelik ‘‘Hitler şimdi seni daha iyi anlıyorum’’ sloganı atıldı.
  • 17 Aralık 2008: Trabzonsporlu taraftarlar TFF’ye yürüyorlar. Atılan slogan “Ermeni Oğuz’a (kasdedilen MHK başkanı Oğuz Sarvan) soykırım”!
  • 27 Ocak 2011 tarihinde oynanan Galatasaray – Sivasspor Türkiye Kupası maçında Galatasaray tribünlerinden Pini Balili’ye ırkçı tezahüratlar yapıldı.
  • 10 Haziran 2011 tarihinde NTV’de başbakan R.T.Erdoğan: “Ne Ermeniliğimiz kaldı, ne Rumluğumuz“.
  • 20 Kasım 2011: İnönü Stadı’nda oynanan Beşiktaş – Galatasaray maçında trübünler Eboue’ye maymun dedi.
  • 21 Kasım 2011 tarihinde BJK TV yorumcusu Burhan Akdağ Eboue için “bu görüntüler National Geographic TV’de her gün veriliyor” dedi.
  • 1 Nisan 2012 tarihinde Trabzon’da oynanan Trabzonspor – Fenerbahçe maçında tribünlerde açılan pankart:

Bu yukarıdakiler kısa bir araştırma ile bulunan bazı örnekler. Ermeni / Rum tohumu lafının ne kadar sık kullanıldığını hepimiz biliyoruz. Irkçılığın (ayrımcılığın) bir başka türü de kadına yönelik ayrımcılık. Yine başbakana ait olan “kadın mı kız mı bilmiyorum” en önde gelen örneklerden.

Bir kez daha soruyorum şimdi: Emre’yi infaz edenler bu yukarıdakilere karşı en ufak bir itirazda bulundular mı? Unutmayalım, haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır. Ama haksızlığı işine geldiği gibi bazen görmezden gelen, bazen ucuz kahramanlık yapan daha da beterdir.

Tamam, bu sözleri söylediyse Emre’yi asalım. Ama darağacına yalnız mı gidecek?

Written by kesinofsayt

16 Nisan 2012 at 08:45

BAĞDAT CADDESİ SENİ BEKLİYOR!

leave a comment »

Written by kesinofsayt

13 Nisan 2012 at 13:25

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with

1907-1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 4

leave a comment »

1980-81 TÜRKİYE LİGİ

Lig 13 bölgeden 16 kulüp arasında 23.8.1980 de başladı.
Futbol kalitesinin sürekli düşüşü karşısında yabancı antrenör kullanma izni çıkmış, gençler şampiyonası bölgesel şekle dönüştürülmüş, maç fiyatları 100, 200 ve 300 liraya çıkarılmıştır. Fenerbah çe kulübü de galibiyet primlerini İstanbul 10, taşra 15 bin, beraberlikleri de 5 bin ve 7.500 e yükseltti.
Temmuzun ilk 15 gününe indirilen transfer süresinde, basına göre, 195 milyon lira harcayan kulüplerden Fenerbahçe 25 milyonla baş sırayı tutmuştur. Ancak, Fenerbahçe’nin rasyonel davranmadığı öne sürülmüş, kadronun da daraldığı görülmüştür. Nitekim, Sakaryaspor’a İbrahim Ejder’den sonra, verilen Fuat, Coşkun, Yenal, tuna, Zafer, Emin, Bahri ve Sanyere verilen Hayri’ye karşı, Fikret Kadıoğlu, Mehmet Hacıoğlu, Osman Günay, Esat Öksüzcük ve Suat Günal adlı amatörlerle Aydın’dan Sedat Karaoğlu, alındılar. Zonguldakla Beşiktaş arasındaki anlaşma nedeniyle, 10 milyona mal olan İsa Ertürk’ü, basın, (YILIN ASTRONOMİK TRANSFERİ), olarak adlandırdı.
Fenerbahçe mevsimi, (ünlü) olarak tanıtılan Alman FRİEDEL RAUSCH ve yardımcısı Arda Vural nezaretinde dereağzı sahasında 12 Temmuzda açtı. Takım aynı gün K.Hamam’a, 19 Temmuzda da 20 günlük hazırlık kampı için Almanya’ya uçmuştur.
Frankfurt’ta talebe ve işçilerin, çiçek yağmu-ruyla karşılanan ve DUİSBURG’da WEDAU spor okuluna yerleşen takım 9 hazırlık maçı yaptı. Bu arada HERTHA BERLİN, TENNIS BORUSSİA ve Yunan A.E.K. takımları arasında (ULUSLARARASI BERLİN FUTBOL TURNUVASI), nı kazandığı gibi, 3 Ağustosta OFFENBACH da, Bakırköy Akıl Hastanesi yararına tertiplenen yurt dışındaki ilk maçlarında Galatasaray’ı 3-2 yenip (VATAN KUPASI) nı aldı.
Fenerbahçe, Almanya dönüşü 16 Ağustos ta T.S.Y. kupasında olağanüstü güzel oyunla G.S. ı 5-0 yendi ve bir hafta sonra da Türkiye ligine 1-0 lık Ordu deplasman galibiyetiyle ve şampiyonluk ümitleri vererek girdi. Aşağıdaki tablo Fenerbahçe’nin 1980-81 Türkiye ligindeki rakiplerini ve aldığı sonuçlan gösterir:

Fenerbahçe 8. hafta lider Adanaspor’u İstanbul’da 1-0 yenip lider oldu. Ancak, 1 hafta sonra, 1-1 lik Mersin deplasmanı, bu ünvanı gol averajıyla Trabzonspor’a bırakmasına neden olurken, kasitli Rize deplasman yenilgisinden sonra, 5-0 lık Bolu galibiyetini takip eden 3-1 lik G.Antep yenilgisiyle görülmemiş boyutlara varan maddi ve manevi çöküş de başladı… Gerçekten, hızı kesilen ve bir kolej takımı görünümündeki Fenerbahçe kadrosunun, Türkiye koşullarındaki bir ligde, başa oynamasının olanak dışı olduğu, haftalar ilerledikçe, kendini göstermeye başlamıştır.
Düşülen bu kötü durum teknik kadro ile yönetimde huzursuzluk yaratmış ve ilk devreyi liderden 7 puan farkla 4. kapayan Fenerbahçe, ikinci devre, bu duruma rahmet okutarak, tarihinde ilk kez 10’uncu olmuştur.
Fenerbahçe 9 galibiyet, 11 beraberlik, 10 yenilgi almış ve 27 ye karşı 31 gol atmıştır. 16 galibiyet, 7 şer yenilgi ve beraberlik alan ve 21 e karşıda 41 gol atan Trabzonspor 39 puanla 5 inci kez şampiyon olurken, Adanaspor’la Galatasaray 34. er, G.Antep 33 ve Beşiktaş ta 31 puan aldı.
Küme düşmekten 29 puan ve gol averajıyla kurtulan Fenerbahçe, bu durumuyla 1971 den beri ilk kez olarak Avrupa kupaları dışında kalmıştır. Oysa 1981 yılı uluslararası istatistiklerde yine de çok şerefli bir yer tutmakta ve 17 kez katıldığı Avrupa kupalarının 411 kulübü arasında baştan 10 uncu sırada yer almaktadır.
Bir gerçektir ki, 1980-81 mevsimi Fenerbahçe futbolu, eşini yaşamadığı acı durum ve tutarsızlıklar arz eder. Bunda, kadronun yetersizliğiyle, işlenen idari ve teknik büyük hata ve gafların rolleri başta gelir. Gayret ve enerjileri daha lig öncesi tükenen futbolcular yenilgileri normal karşılar bir havaya girerlerken, zaten, çok dar olan kadro, zamansız ve hesapsız satışlarla iyice zayıf düşürülmüştür. Orta sahanın kilit adamı Önder’in, 15. haftadan sonra kadrodışı bırakılması ve 2 inci ligden Sakaryaspor’la Fenerbahçe arasında süren satış muamelelerinden çok kez Rausch ve yöneticilerden çoğunun haberdar dahi olmadıkları iddiaları, Fenerbahçe kulubünün bu mevsim de sürüp gelen talihsizlik ve gariplikleri arasındadır. Bu hal, olumsuz ve tutarsız davranışları birbirini kovalayan Alman teknik direktör için de bir savunma silâhı olmuş, her yenilgiden sonra, basında:
— Bu dar ve tecrübesiz kadro ile daha iyi bir sonuç beklenemez!… şeklinde demeçleri yayınlanmıştır.
Lige havlu atmak anlamındaki bu tutum ve demeçlerin ne büyük gaflet olduğu şu örneklerle görülecektir ki, 25. haftanın Adanaspor maçında, Raşit Çetiner’in 87. dakikada attığı golle beraberlik kurtarılmasaydı Fenerbahçe küme düşmüştü.
23 Mayıstaki son G.Antep maçı 1-0 yenilgi yerine, kazanılsaydı, Fenerbahçe 4 üncü olacaktı,
Ligin 4.4.1981 deki 24. haftasının 1-0 lık Eskişehirspor maçında Raşit’in 53. dakikada attığı gol, 18. haftanın Adana D.Spor maçında Mustafa’nın 82. inci dakikadaki golünden beri, Fenerbahçe’nin ligde 511 dakika süren ve tarihi boyunca eşi yaşanmamış gol kısırlığının basında vurgulanmasına neden olmuştur.
Birçok yanlış tutumlarla kendi içinden vurulan Fenerbahçe, bu mevsim, her zamanki gibi, dışardan da hançerlendi. Bu konuda Merkez Hakem komitesinin rol ve suçu büyüktür. Bu kurul Fenerbahçe maçlarında, adeta kasıtlı havasını yaratırcasına, isabetsiz tayinler yapmakta bu mevsim de ısrar etti. Özellikle Nihat Özbirgül’ün bu mevsim de süren (kin)i, nihayet, Fenerbahçe ile beraber, kendisi için de acı bir sonuçla noktalandı. Rize deplasmanında bu zatın Fenerbahçe’ye savurduğu en son silâh bu kez geri tepmiş ve hakemlik hayatının sonu olmuştur. Basındaki, 8 Aralık 1980 günlü, başlıklar, bazı idraksiz kişilerin hakemlik müessesesinin güvenirlik ve saygınlığını nasıl baltaladıklarına yeni örneklerdir:
HÜRRİYET: FENERBAHÇE’Yİ HAKEM YAKTI.. HAKEM FENERBAHÇENİN CİĞERİNİ SÖKTÜ.
MİLLİYET: REZALET…. FENERBAHÇEYİ RİZE’DE HAKEM ÖZBİRGÜL YIKTI.
Fenerbahçe kafile başkanı TALHA ALTINBAŞAK basında:
(— BU HAKEM FENERBAHÇE ALEYHİNE AYARLANAN BİR KOMPLONUN KAHRAMANLARINDANDIR!..) derken, Rausch’da: — HAKEM ÖZBİRGÜL CİNAYET İŞLEMİŞTİR. BEN BÖYLE ŞEY GÖRMEDİM. İKİ GÜZEL GOL ATIYORUZ İKİSİNİ DE VERMİYOR..) demiştir.
Nihat Özbirgül’ün, büyük cür’etle, (FENERBAHÇE’Yİ YAKACAĞIM!..), sözü üzerine, basın ateş püskürürken, Fenerbahçe kulübü, bu tehdidi de ele alıp görüş ve şikâyetlerini bir bildiri ile Teşkilât ve kamuoyuna açıklamıştır. Bu bildiri etkili oldu ve artık görev verilmeyen Özbirgül, bir kaç yakınmadan sonra, hakemliği bıraktığını ilân etmek zorunda kaldı.
Bu mevsim 1-0 la sonuçlanan 2 G.S. ve bir Beşiktaş yenilgisi ilginç anılar oldular. 28 Aralıkta G.S. ın kazandığı maçtan sonra:
HÜRRİYET: YILLARIN ÖZLEMİ. G.S. NİHAYET OH!… DEDİ.
MİLLİYET: SARI-KIRMIZILILAR ŞEYTANIN AYAĞINI KIRDILAR.
TERCÜMAN: 5 YIL SONRA GELEN MUTLULUK.
gibi anlamlı başlıklar atarken, diğer birer galibiyet için G.S. Çakıl gazinosunda “ÇILGINCA” eğlenmiş, Beşiktaş da rekor olan 40 ar bin lira prim dağıtmıştır.
Galatasaray ile Beşiktaş’ın bir Fenerbahçe galibiyetine, hem de Sarı-Lâcivertlilerin en kötü ve güçsüz dönemlerinde, ne kadar susamış ve ne derecede değer verir olduklarının bu işaretleri, 1980-81 mevsiminin ilginç anıları arasında yer almaya değer…

1981-82 TÜRKİYE LİGİ

İkinci lig grup şampiyonlarından başka, yeni uygulama ile, Federasyon kupası şampiyonu ANKARAGÜCÜ nün de alınmasıyle, 1981-82 Türkiye ligi, yine 13 bölgeden, fakat 17 takım arasında, 5 Eylül 1981 de başladı.
Genç takım deplasmanları, yabancı futbolcu ve hakem yasağı sürdürülmüş, stad giriş ücretleri de 150, 300 ve 500 liraya yükseltilmiştir. Transfer harcamaları kabarmış, Ankaragücü Boluspor’dan 28 milyon liraya aldığı Halil İbrahim ile transfer de ücret rekoru kırmıştır.
Fenerbahçe, G.Antep’ten kaleci Yaşar Duran, Adana D.Spor’dan Hüseyin Keskin, Rizespor’dan Osman Denizci, Arif Kocabıyık ve Zafer Dinçer, Bursaspor’dan Bahtiyar Yorulmaz, Mersin’den Özcan Kızıltan ve Edirnespor’dan kaleci Nurettin Yıldız’ı almış, 2 milli G.S. lı Güngör Tekin ve Erdoğan Arıca’yı, Raşit Çetiner’le takas yoluyla renklerine katmıştır. 2 devre arasında Standart Liege’li milli Erhan Önal ile de, mevsim sonuna kadar, 6 aylık anlaşma yapıldı.
Bunlara karşı, Galatasaray’a verilen Raşit’den başka, Ali Kemal Denizci ile kaleci Adem İbrahimoğlu Beşiktaş’a, Önder Mustafaoğlu ile Erol Togay Adana Demirspor’a, Yaşar Yiğit Zonguldak’a, İsmail Göksu Anadolu’ya, Suat Günal ve Esat Öksüzcük Mersin’e verilmişler, Şevki Şenlen de serbest bırakılmıştır. Ayrıca, Sedat Karaoğlu ve Hasan Yıldızeli de Göztepe’ye kiralandılar.
Görüldüğü gibi, takım köklü bir değişikliğe uğramıştır. Ancak, burada, Raşit, Önder ve Adem’in Fenerbahçe’den kopmamak için gösterdikleri çaba ve direnişi takdirle işaretlemek gerekir.
Fenerbahçe kulübünün mevsimbaşı durumunu aydınlatması bakımından ikibuçuk aylık yönetim kurulunun başkanı Ali Şen’in 4.7.1981 de basında yer alan sözlerini şuraya almakta yarar vardır:
(— 12 Nisan 1981 olağanüstü kongresinde sayın üyeler görevi bize verdiler. Arkadaşlarım çok yoğun işlerine rağmen, gece gündüz “GÜÇLÜ FENERBAHÇE” için çalışmaktalar. KISA SÜREDE, 2 YILDIR HEP SATILAN, AMA TAKVİYE EDİLMEYEN FUTBOL TAKIMINI YENİLEDİK. ANTRENMAN SAHASININ ÇİMLENDİRİLMESİNE ve soyunma odalarının çağdaş düzeye getirilmesine başladık. FENERBAHÇE SPOR VAKFINI KURUYORUZ.
GÖREVİ ALIRKEN BORÇ PARA VERMEYECEĞİMİZİ, FENERBAHÇE’NİN BÜYÜKLÜĞÜNÜ KAYNAK OLARAK KULLANIP, bu büyüklüğe paralel büyük paralar sağlayacağımızı söylemiştik. 2,5 ayda toplanan 100 milyonun hepsi gelir olarak elde edilmiştir, bu gerçek, Fenerbahçe iyi yönetildiği takdirde neler yapılabileceğinin en güzel kanıtıdır.
FENERBAHÇE FUTBOL TAKIMI, NE YAZIK Kİ, SON YILLARDA BÜYÜKLÜĞÜNÜ kaybetmiş, büyüklük sadece TRİBÜNLERDEKt MUHTEŞEM TARAFTARLARIMIZDA KALMIŞTI. O büyük taraftarlarımıza kendilerine yaraşır bir takım vaadetmiştik. Zaten, Fenerbahçe’nin 2 yılda 60 gol yiyip AVERAJLA KÜMEDE KALABİLEN FUTBOLCULARINI YENİLEMEKTEN BAŞKA ÇAREMİZ YOKTU. 2 YILDA 20 YE YAKIN FUTBOLCU SATILIRKEN TAKIMIN İSKELETİ DE KAYBEDİLMİŞTİ. Biz, büyük bir yükün altına girerken, en az 4 yıl mükemmel hizmet verebilecek güçlü bir kadro oluşturduk. Futbol okulu çalışıyor. YILLARDIR, ADETA BİTKİSEL HAYATA GİREN AMATÖR BRANŞLARIMIZA DA, GÖRÜLMEMİŞ BİR HAREKET İÇİNDE YENİDEN HAYAT VERİYORUZ.
FENERBAHÇE’Yİ PRENSİPLERİN HÂKİM OLDUĞU BİR KULÜP YAPMAK EMELİMİZDİR. AVUÇLARINA MİLYONLAR SAYDIĞIMIZ, HERKESE KISMET OLMAYAN FENERBAHÇE FORMASINI TESLİM ETTİĞİMİZ FUTBOLCULARIMIZDAN O FORMAYA SAYGILI OLMALARINI İSTEMEK KAÇINILMAZ GÖREVİMİZDİR. HİÇ BİR SPORCU FENERBAHÇE FORMASINDAN DAHA BÜYÜK OLAMAZ.
BİZ NE GRUPÇULUĞU NE DE KONGREYİ DÜŞÜNÜYORUZ. SADECE BÜYÜK FENERBAHÇE’Yİ DÜŞÜNÜYOR VE ÇALIŞIYORUZ…)
Fenerbahçe, 1981-82 mevsimine 5 Temmuz günü A.S.Yen stadında 10 bin taraftarın sevinç ve (EN BÜYÜK FENERBAHÇE!..) tezahüratı arasında girdi. Fenerbahçe marşından sonra futbol okulu öğrencileri sahada F.B. yazmışlar ve kurban kesilmiştir, Ali Şen konuşmasında:
— GEÇEN YIL BAŞLARIMIZ EĞİKTİ. BU MEVSİM BAŞIMIZ DİK OLACAK!., demiş ve bu sözler genel görüşün de ifadesi olmuştur,
Fenerbahçe takımı 7 Temmuzda yönetim kurulundan Vedat Çolpan başkanlığında ve 31 kişi olarak, 2. kez Wedau spor okulundaki 3 haftalık kampa gitti. Yaptığı 9 hazırlık maçında ünlü Fransız takımı F.C. NANTES ile 2-2 berabere kalıp çok çetin geçen rövanşı 1-0 kazandı. 19 Temmuz 1981 de HERNE de Beşiktaş’la yurtdışında 8 bin seyirci önünde yaptığı ilk maçı 1-0 kazanıp WESTFALİA kupasını aldı. 26 Temmuzda ise OFFENBACH da, 3 bin kişi önünde 3-0 yenildi.
Hazırlığını İstanbulda 2 Ağustosta 1-1 lik ünlü Ajax maçıyla sürdüren Fenerbahçe, 5 Ağustosta geçen yıldan ertelenen, T.S.Y. kupası Beşiktaş maçını 1-0 kazanıp üstüste 3 üncü yıl şampiyon olunca, “Challenge Coupe” u da müzesine götürdü.
48 günlük hazırlık döneminde 17 maç yapıp 11 galibiyet, 4 beraberlik, 2 yenilgi alan ve 17 ye karşı 46 sayı yapan Fenerbahçe’nin, 5 Eylülde başlayan 32 maçlık uzun Türkiye ligi maratonuna, ne yazık ki, oldukça yorgun gireceği açıktır. Sarı-Lacivertli takımın 1981-82 Türkiye liginde 16 rakibine karşı aldığı sonuçlar aşağıdadır:

Fenerbahçe, henüz zinde iken, 7. hafta lider oldu. Ancak, 10. haftanın Beşiktaş yenilgisiyle beraber, kaderi ile dışardan da oynanma faslı başlıyordu. Bu maçta hakem Özer Kızıltan’la laynsmen Haşim Gökalp’in, Fenerbahçe’nin 84. dakikadaki beraberlik golünü FAVL-OFSAYT çelişkili görüşleriyle geçersiz saymaları, hem bu bayatlamış numaralardan artık herkesin tiksindiğini, hem de Fenerbahçe’nin, başta Futbol Federasyonu olarak, Beden Terbiyesi Teşkilâtı iç ve dışındaki bilinen mekanizma karşısında, bu mevsim de çok dikkatli olması gerektiğini gösteriyordu.
Nitekim kulüpçü bir foto muhabirinin, bir ara, kale arkasında tedavi gören Bahtiyar’a hakaretler savurması, maç sonrası da, koridorda saldırıya uğradığını iddia ile mahkemeye başvururken işe Rauch ile Güngör’ü de katınca, Federasyon Başkanının Güngör hakkındaki yersiz ve tehditkâr sözleri çok garip karşılanmıştır. Nitekim, mahkemenin ilk duruşmada Fenerbahçelilerin suçsuz oldukları kararma karşı, Yılmaz Tokatlı’nın Güngör’ü, tedbirli olarak ceza kuruluna göndermesi kendisi için olumsuz bir not olmuştur.
Başkan Ali Şen’in:
(— Güngör’ün Ankara deplasmanı arefesinde tedbirli olarak ceza kuruluna verilmesinin nedenini anlayamadık, sorduk. Cevap alamadık. Maçta sarı kart bile görmemiş, sahadan atılmamış bir futbolcu için alman bu karar görülmüş şey değildir. Bu, Fenerbahçe’ye karşı bir komplodur.
Fenerbahçe’yi darbelemek, hukukuna tecavüz etmek Türk futboluna hizmet değildir. FENERBAHÇE’NİN GÜZEL FUTBOL VE BAŞARISINDAN RAHATSIZ OLANLAR VAR Kİ BÖYLE TUTARSIZ KARAR ALINIYOR. FENERBAHÇE’NİN HAKKINI KİMSEYE YEDİRMEYİZ!..), sözleri, Fenerbahçe’nin tertipler karşısında uyanık; ancak, Türk sporu’nun yapısı ve de kaderi gereği, bu uyanıklığın, etkisiz ve yararsız kaldığını kanıtlaması bakımından ilginçtir.
Nitekim; hemen aynı hafta sonunda, 29 Kasımdaki Ankara deplasmanı, komplo’nun su yüzüne çıkmasını geciktirmedi. Tedbir kararı Fenerbahçe kulübüne, maçtan yarım saat önce, alelacele, 19 Mayıs stadının şeref tribünü merdiveninde iletildi. Kararın, Fed.Genel Sekreterince, o saatlerde, yani tatil günü ve usulsüz olarak hazırlanıp, tebliğ edildiği anlaşılmış, ancak, Fenerbahçe’nin canlı ve kararlı oyunla Ankaragücü’nü 3-1 yenmesi bu maksatlı ve usulsüz davranışın boyutlarının sınırlı kalmasını sağlamıştır.
Hatırlamak gerekirki, bu tarihte yurtta ne 27 Mayıs 1960 ihtilâli sonrası, ne de anarşik dönem yaşanıyordu. Aksine, 12 Eylül 1980 harekâtı memlekette yok olan huzur ve sadece kağıt üzerinde kalan hukuk düzenini de egemen kılmıştı. Bu nedenle, Fenerbahçe kulübü başkanının yukardaki haklı sızlanışının ilgili makamca hemen gözönüne alınması ve araştırılması gerekirdi. Ne çare ki, sporumuzdaki ezeli başıbozukluk, Fenerbahçe konusunda bu hukuk düzeni içinde de sürmüş ve sürdürülmüştür.
Fenerbahçe, Zonguldak’ta galibiyet golünün iptaline karşın, 13. hafta tekrar lider oldu. 3 Ocaktaki Trabzon deplasmanında ise, bir galibiyeti daha, 88. dakikada açık ofsayt golle çalınıp beraberliğe düşürülürken, Karadenizli rakibinin sürüp gelen şansı ve korumacılık bir kez daha yaşandı. Bu tarihsel gerçeği basındaki manşetler pek güzel kanıtladılar:

TERCÜMAN-(FENERBAHÇE TRABZONSPORA GALİP, HAKEME MAĞLUP: DÜN İŞLENEN HAKEM SUÇUYLA BİRLİKTE SARI-LÂCİVERTLİ TAKIMIN BU SEZON BEŞİKTAŞ, ZONGULDAKSPOR MAÇLARINDAN SONRA 3. PUANI DA DÜDÜK-BAYRAK MEGALOMANİSİNDE UÇUP GİTTİ.)
GÜNAYDIN-(FENERBAHÇE’Yİ HAKEM YAKTI. FUTBOL ADINA UTANÇ DUYULACAK BİR HAKEM ÜÇLÜSÜ İZLEDİK. TARTIŞMASIZ OFSAYT OLAN GOLE GÖZ YUMUP BİR TAKIMIN PUANINA KAN DOĞRAYAN BÖYLE BİR ÜÇLÜYE SÖYLENECEK, “ZAVALLILAR!..” DAN BAŞKA BİR SÖZCÜK OLAMAZ.)
HÜRRİYET-(HAYDİ BAKALIM. FENERBAHÇE, “DAVACI”, AMA DERDİNİ KİME ANLATACAK ŞİMDİ.
MAÇIN TV DEN NAKLİ İSTENDİ. BASKI, BASKI…. “TAMAM”, DENİLDİ. BİR YAĞMUR, BİR SOĞUK-EN AZ 3 MİLYON ZARAR ETTİ, FENERBAHÇE.. DİYELİM Kİ BU FENERBAHÇE’NİN İDARİ HATASI!.. YA HAKEMİN HATASI?… 1-0 GALİPTİ FENERBAHÇE ve MAÇIN BİTMESİNE 2 DAKİKA KALMIŞTI. TRABZONSPORLU MUSTAFA DEPAR YAPARKEN YAN HAKEM OFSAYT İŞARETİ VERİYORDU. YILMAZ ÖNEN ONA BAKMADI BİLE. BİR ORTA. FENERBAHÇE BİR PUAN VERMİŞTİ. EN AZINDAN 3 MİLYON ZARARA UĞRAMIŞTI. EVET, FENERBAHÇE “DAVACI” İDİ. ama, DAVASINI KİME ANLATACAKTI!…)

Bu kitapta basından bu çeşit nakillere sık sık rastlanıyor. İlginç nokta, bu gibi yayın ve eleştirilerde hakkı yenenin genellikle Fenerbahçe kulübü oluşudur.. Fenerbahçe ve Fenerbahçeli kimseyi kıskanmaz ama, onu kıskananlar çok… Spor ve spor ahlâkına uymayan bu durum ve tutum artık bir son bulsa, denir. Ama, işte 1982 de halâ sürüyor.
Fenerbahçe 1981-82 Türkiye liginin ilk devresini 4 üncü Galatasaraydan 3, beşinci ve 6 ncı Beşiktaşla Trabzonspor’dan 4 er puan ilerde ve averajı da çok üstün olarak, 23 puanla lider bitirdi.
Fenerbahçe’nin iki devre arasındaki bir buçuk ayda dinlenmesi sakatlarını tedavi ettirip 2. devreye zinde girmesi gerekirken, tamamen aksi bir tutum izlenmiş ve bu yanlışlık yıkım olmuştur:
Dördüncü kez, (BERLİN ULUSLARARASI SALON FUTBOL TURNUVASI) na gidilip 10 maç oynandı. Ardından, Kuzeyden Güney’e, Kıbrıs’a inilip 4 müsabaka yapıldı. 2-8 Şubat arası (Hürriyet) gazetesince yurdumuzda ilk kez ve F.B., G.S., Beşiktaş, Vefa, Anadolu ve Sarıyer olarak, 6 kulüp arasında tertiplenen (SALON FUTBOL TURNUVASI) nı 5 maçta yenilmeden kazandı. Bir hücumbotu inşası için 4 kulüp arasında tertiplenen turnuvada, 13 Şubatta Beşiktaş’ı 1-0, ertesi gün de Trabzonspor galibi G.S. ı 4-1 yenerek (DONANMA KUPASI) nı aldı.
Fenerbahçe’nin bu son G.S. maçına 8 sakatından ikisini oynatıp takım kurabilmiş olması, 2 inci devre için çok kötü işaretti. Nitekim, bu devre, 21 Şubatta 1-0 lık Bolu deplasman yenilgisiyle başladı ve bunu, penaltı golüyle kaybedilen, Sakaryaspor yenilgisi izledi. Ardından, çıkılan 4 bin km. lik deplasmanın ilk maçı olan G.Antep Federasyon kupası karşılaşmasını kaybeden Fenerbahçe, 20 Martta lig için gittiği Trabzonda da 1-0 yenilirken liderliği de, 1 puan farkla, İstanbul’da Zonguldakspor’la berabere kalan Beşiktaş’a bıraktı..
Liderlikten düşen Fenerbahçe, Trabzon dönüşü Necdet Niş’e yol vermiş, 7 Nisandaki 2-0 lık G.S. yenilgisi ise bardağı taşıran son damla olmuştur. Maçtan bir saat sonra, yönetim kurulu toplanmak üzere iken, eşofmanla odaya giren F.Rausch, hemen kabul olunan istifasını sundu.
Fenerbahçe 11 Nisanda Eskişehir’de berabere kalırken, Trabzonspor G.S. ı yenip liderliğe yükseliyor, 2 nci Fenerbahçe de, 100 er bin lira prim vaadine rağmen, 2 Mayısta G.Antep’de 2-0 yenilince şampiyonluğa kesin olarak veda ediyordu. Bu maçta, bütün topları rakiplerine kaptıran Erhan Önal’a ertesi gün yol verildi.
Lider Trabzonspor’dan 5 puan aşağı düşen Fenerbahçe’nin, 9 Mayısta 1-1 lik Beşiktaş maçıyla beraber toparlandığı görüldü. NECDET NİŞ, RAUSCH ve ERHAN gitmiş, Fenerbahçe de düzelmiştir. Ancak, artık çok geçti. Beşiktaş ile Trabzonspor, oltalarına takılan kocaman şampiyonluk balığını kaçırmamak için dikkatlerini arttırmışlardı. Şampiyonluk ve 2 cilik düğümü, 39 puanlı Fenerbahçe’ye karşı, 41 ve 42 şer puanlı Trabzonspor’la Beşiktaş arasındaki 6 Haziran maçıyla çözülecekti. Bu nedenle, futbolumuzda ilginç bir hafta yaşandı:
Beşiktaş’ın galibiyeti, 1967 denberi, 15 yıllık bir şampiyonluk özlemini giderecek, Trabzonspor’un kazanması ise, onu üst üste 4 şampiyonlukla rekor sahibi edecekti.
İki kulübün teknik adamları Dorde Miliç ve Ahmet Suat Özyazıcı’nın bu maç arefesinde basında birleştikleri şu sözleri Fenerbahçe’nin heba edilen şampiyonluğunun kanıtıdır:
(FENERBAHÇE İLK DEVREYİ 4 PUAN İLERİMİZDE VE AYRICA DA YÜKSEK AVERAJ FARKIYLE BİTİRDİĞİ ZAMAN BİZİM ŞAMPİYONLUKTA HİÇBİR İDDİAMIZ KALMAMIŞTI… BİZE BU GÜNÜ, BÜYÜK GAFLET VE İNANILMAZ YANLIŞLARIYLE, FENERBAHÇE İKRAM ETTİ…)
6 Haziran maçı golsüz bitince Beşiktaş 1 puan farkı korumuş oldu. Son haftanın olaylı Eskişehir maçını ise hükmen kazanarak, 4. kez şampiyon oldu. 14 galibiyet, 6 beraberlik, 2 yenilgi almış, 17 ye karşı 38 gol atıp 44 puan toplamıştır. Trabzon 43 puanla 2., aynı hafta Kocaelispor’u 5-1 yenen Fenerbahçe 41 puanla üçüncü olmuş, 4. Zonguldakspor da 37 puan almıştır.
Fenerbahçe, 15 galibiyet, 11 beraberlik, 6 yenilgi ve 26 ya karşı 48 golle ligin en çok kazanan ve en fazla gol atan takımıdır.. Onur 31, Selçuk 30 maça katılmış, yine Selçuk 16 golle mevsimin gol kralı olunca, bu yıl ilk kez konan 100 bin lira mükafatı almıştır.

1982-83 TÜRKİYE LİGİ ve F.B. NİN 10. TÜRKİYE LİGİ ŞAMPİYONLUĞU

‘Türkiye ligi 1982-83 şampiyonluğu, 25 yıllık tarihinde en yaygın olarak, 14 bölgeden 18 kulüp arasında 28 Ağustos 1982 de başladı.
Yabancı futbolcu ve hakem yasağına bu mevsim kamp ve hazırlık maçlarını yurt dışında yapma yasağı eklenmiş, maç giriş fiyatları da belediye ce 150, 400 ve 750 liraya yükseltilmiştir.
Temeli 17 Ocak 1965 de atılıp yapımı, 4 yerine 18 yıl süren Fenerbahçe stadı, artık Fenerbahçe kulübünün malı olarak değil, sadece 70 yıllık intifa hakkı ve bazı küçük avantajlarla, henüz tamamlanmamış olarak, 19 Eylül 1982 Altay maçıyla açıldı ve İstanbul ile Türk futbolu, en eski ve tarihi stadına yeniden kavuştu.
Fenerbahçe mevsimi 10 Temmuzda dereağzında, eski yönetici Ömer Çavuşoğlu’nun 25 milyon liraya yaptırdığı çim sahada ümitsiz 5 bin taraftar önünde kurban keserek açtı. Törenden sonra takım, angaje olanan 62 yaşındaki yeni Yugoslav teknik direktör BRANKO STANKOVİÇ ve yardımcısı Enver Kâtipoğlu ile beraber, 10 gün için Dragos’a kampa gitti.
Geçen mevsim sonu Fenerbahçe’nin 3 maçını izleyen Stankoviç yeni transferlere lüzum göstermemiş, sadece, önerdiği SEYDİÇ’i Galatasaray almıştır. İsa Ertürk’le Hüseyin Keskin’in 17 milyon liraya Mersin’e satılmalarına karşın, ağır İbrahim Begoviç dışında, sadece Adanaspor’un beğenmediği Zeyneloviç’i kiralamak ve hazırlık maçlarında da pek başarılı olamamak, neş’esizIiğe tüy dikmiştir. Ancak, 21 ve 22 Ağustosta Beşiktaş’ı 1-0, Galatasaray’ı da 2-1 yenerek 19. T.S.Y. kupasını 8 inci kez kazanmak süpriz oldu ve lige 29 Ağustosta ümitli bir hava içinde girildi.
Gerçi, Antalyaspor beraberliğiyle, Alpaslan’ın penaltı kaçırdığı Adanaspor yenilgisi, ilk 2 hafta da, ümitleri yeniden kırdı ise de, 19 Eylül’de 3. haftanın Altay maçıyla 18 yıl sonra açılan Fenerbahçe stadı takıma adeta uğur getirdi ve 2-0 kazandığı bu maç olağanüstü bir galibiyet serisine başlangıç oldu. Fenerbahçe bu üstüste galibiyetlerle G.S. in averajla elinde tuttuğu liderliğe son vermiş ve bu yere, 9. haftadan itibaren puan farkıyla yerleşmiştir. Gerçekten, üstüste 9 maç kazanmak, 25 yıllık Türkiye liginde, 1959 dan sonra 2. kez ve yine Fenerbahçe’nin ulaşabildiği bir başarı olarak futbol tarihimize geçmiştir.
Fenerbahçe, liderliği 2 kez G.S. ya kaptırdı ise de, birer hafta sonra tekrar yakalamış ve lig sonuna kadar koruyarak, 49 puanla ve 10. kez şampiyon olmuştur. İkinciliği 47 puanla Trabzonspor aldı. G.S. 44, Bolu 41 Beşiktaş da 39 puan topladılar..
Fenerbahçe 18 galibiyet, 13 beraberlik ve hepsi de birer gol farklı 3 yenilgi almış ve 20 ye karşı 43 gol atmıştır. Trabzonspor ise, 17 galibiyet, 13 beraberlik, 4 yenilgi almış ve 19 a karşı 40 sayı yapmıştır. Fenerbahçe den Cem 34 maçın hepsine katılmış, Selçuk da 19 sayı ile ligin gol krallığını kazanmıştır.
Aşağıdaki tablo, Fenerbahçe’nin 1982-83 mevsiminde 10. kez kazandığı Türkiye ligi şampiyonluğunun 34 maçında 17 rakibine karşı aldığı sonuçlan gösterir:

Fenerbahçe 5 Aralık Sakarya deplasmanını 1-1 sonuçlandırırken son 10 maçta 19 puan toplamıştı. Aynı başarıyı Avrupa’nın 32 ülkesinin 492 kulübü içinde yalnız ünlü BENFİCA göstermiş ve o da üstüste 9 galibiyetten sonra, 5 Aralık günü 10. maçta ALCOBACA ile 1-1 berabere kalmıştır. BENFİCA ile FENERBAHÇE’nin bu benzer başarılarını Avrupa basını (SON 5 YILDA AVRUPADA İLK KEZ YAŞANDI) diye vurgulamıştır.
Fenerbahçe’nin ilk kritik maçı 26 Aralıktaki Galatasaray karşılaşmasıdır. Sahalara çok kez yanlış sayılan tertiplerle ve formda futbolcular kadrodışı veya yedekte bırakılarak, tecrübesiz, hatta kalitesiz elemanlarla çıktığı ve çok maçı kötü oynadığı iddialarına karşı, Fenerbahçe yenilmiyor, liderliği bir puanla da olsa koruyordu. (DARPHANE) adı takılan stadı da, ortalama 15 milyon lira ile, İnönü ve A.S.Yen stadlarından % 30-35 fazla gelir sağlıyordu. Bu noktalar basında her gün ele alınıp türlü şekllerde yorumlanıyor, STANKOVİÇ ÇOK ŞANSLI!… diyenler yanında, eleştirenler ve tılsımın bozulmasına dua edenler de az yekun tutmuyordu.
İşte, 15. haftanın 26 Aralıktaki ezeli rakipler maçı bu nedenlerle olağanüstü bir önem kazandı. Fenerbahçe’nin çok sakatına karşı Galatasaray tam kadro ve formda ve maçı alacağına da inançlı idi. Ancak, sakat olarak oynatılan SELÇUK’un 6. dakika golüyle dava haloldu.
Mevsimin en güzel ve heyecanlı maçları 4-2 Trabzonspor karşılaşmasıyla, 4-1 yenilgiden 4-4 beraberliğe çıkılan, 5 Haziran 1983 G.S. müsabakası dır. 27 Kasımdaki ilk Trabzonspor maçında:
YAŞAR-ERDOĞAN, ONUR, ALPASLAN(K), CEM (SEDAT)-MEHMET (ÖZCAN), OSMAN, MÜJDAT-ARİF, SELÇUK VE ÖNDER’den kurulu Fenerbahçe rakibini sahadan silerken, Selçuk (3) ve özcan’ın bir birinden güzel golleri 15 milyon lira ödeyen 32 bin seyirciyi heyecanlara boğdu. 10 maçta 3 gol yiyen Trabzonspor’un bu 4-2 lik maçta yediği 4 gol, kalesi için bütün lig boyunca rekordur. Basın bu tarihsel maçı, “ŞAHANE FUTBOL” ve “MUHTEŞEM GOLLER” sözleriyle niteledi. İşte, bazı manşetler:
HÜRRİYET: BİR VURDULAR FENA VURDULAR. 31 BİN SEYİRCİ HOP OTORUP HOP KALKTI. BU NE MUHTEŞEM FENERBAHÇE…
TERCÜMAN: KORKUNÇ İNTİKAM.. F.B. RAKİBİNİ AKIL DOLU BİR FUTBOL VE ŞAHANE GOLLERLE BOZGUNA UĞRATTI….
MİLLİYET: FENERBAHÇE TRABZONU AĞIR YENİLGİYE UĞRATTI. HAFTALARDIR GALİP GELDİĞİ HALDE, İYİ BİR FUTBOL GÖSTERMİYEN FENERBAHÇE DÜN MÜKEMMEL FUTBOLLA KENDİNÎ AFFETTİRDİ….
GÜNEŞ: FENERBAHÇE’NİN ÖFKESİ: 4-2
İkinci devrenin 7 Mayıstaki Trabzon deplasman galibiyeti Fenerbahçe’ye şampiyonluk yolunda yeşil ışık oldu. (Karnaval yeri) olarak nitelendirilen, baştan sona Bordo-Mavi afiş ve pankartlarla süslü Trabzon şehrindeki heyecan fırtınasına Reis Ali Şen başkanlığında ve yer bulamayıp küçük bir otele sığınabilen Fenerbahçe takımı, 25.853 seyirci ile rekor kırılan maçı Selçuk’un 58. dakika golüyle kazandı.
Bu tarihe kadar Galatasaray ile Beşiktaş Trabzonda henüz lig maçı kazanamadıklarından, Fenerbahçe’nin bu şehirde 2 Şubat 1975 den sonraki bu 2. lig maçı galibiyeti, diğer etkenler dışında, bu yönden de değerlidir.

EN ÇOK GOLLÜ EZELİ RAKİPLER MAÇI
Galatasarayla Ali Sami Yen stadında yapılan 5.6.1983 maçı, ligin bitimine 2 hafta kala, Fenerbahçe’nin 1982-83 şampiyonluğuna bir çelme olacaktı. Bu maç, Fenerbahçe için “İPTEN DÖNÜŞ” mücadelesi oldu.
YAŞAR-ERDOĞAN (SEDAT), ONUR, ALPASLAN(K), CEM-MEHMET, OSMAN, MÜJDAT (MUSTAFA)-ARİF, SELÇUK, ÖZCAN tertibindeki takımın, 48. dakikada:
HAYDAR-RAŞİT, ALİ ÇOBAN, MUSTAFA, AHMET (AHMET KELOĞLU)-BÜLENT, CÜNEYT, CENGİZ (BAHATTİN)-SEYDİÇ, HOCİÇ VE SİNAN’dan kurulu G.S. a karşı 4-1 yenik durumdan, 22 dakika içinde, önce 30 metreden Onur, sonra Özcan ve nihayet Mehmet’in sayılarıyla, 4-4 beraberliği sağlaması ve bu 3 golü atarken çıkardığı son derecede güzel oyun ve yarattığı heyecan, ezeli rakipler tarihinde eşsiz bir maç olarak yer aldı. Gerçekten, 10-70. dakikalar arası, sırasıyla:
SEYDİÇ (10), ÖZCAN (13), BÜLENT (16), SİNAN (29), HOCİÇ (48), ONUR (59), yine ÖZCAN (66) ve MEHMET (70) tarafından çekilen 60 dakika ve 8 gollük ziyafete 75 yıllık rekabetin en güzel, en heyecanlı ve penaltısız en bol gollü maçı damgası vurulmuştur.

1982-83 ÜN ÇİFTE ŞAMPİYONLUĞUNDA ÖZELLİKLER

Fenerbahçe, mevsim sonu 3 ayda Türkiye ligi ile Federasyon kupası maçlarının iç içe girmesinden, Pazar-Çarşamba maçlarıyla zorluklar çekmiş ve bu iki şampiyonluğu kondisyon üstünlüğüyle kazanmıştır.
Fenerbahçe, mevsimin en kritik gününü 9 Haziranda yaşadı. 4-10 Haziran olarak ilân olunan iç transfer süresi, mevsim sonunda, uzayan müsabakaların içinde kaldı. Bu durum, ligde Trabzondan 2 puan önde lider, kupada da finalist ve 13 futbolcusuyla anlaşma yapmak zorundaki Fenerbahçe’yi 9 Haziranda, Bursa deplasmanı arefesinde tehlikeli bir durumla karşı karşıya bıraktı.
Osman Denizci Fenerbahçe ile sözleşmesini yenilemeye yanaşmıyor ve haftalardır, (SELÇUKLA OSMANA AÇIK BONO VERİYORUM, BUNLARI ALACAĞIM….) diye bağıran Trabzonspor’a, Türkiye için rekor olan, 50 milyon liraya gidiyordu. Osman’ı bir kaç futbolcusu izlese ve satışlarını isteseydiler, Fenerbahçe’nin lig ve kupa şampiyonlukları suya düşeceklerdi. Zamanında yapılan uyarılara Federasyonca kayıtsız kalınmasını, basın, “rezalet” olarak nitelerken, Osman, “BEN ŞEREFİMİ SATMAM. LİG SONUNA KADAR FENERBAHÇELİYİM!.” demiş ve diğer 12 futbolcu da, hiç itirazsız sözleşme imzalayıp Fenerbahçe’ye bağlılıklarını kanıtlamışlardır.
Fenerbahçe kulübü bu tutumu, basın yoluyla:
(Futbolcularımız bu kritik durumu avantaj olarak kullanmadılar, kendilerine teşekkür ederiz!..), sözleriyle övmüş, sansasyon yaratan Bursaspor maçı da 1-1 sürerken Osman’ın 86. dakika golüyle 2-1 kazanılmıştır. Böylece Fenerbahçe’nin 10 uncu şampiyonluğu, bir çok tehlikelerden sonra, 33. hafta Bursa’da tezahüratla çalkalanan Atatürk stadında kutlanmıştır.
Federasyon kupası şampiyonluğunu da 2 şer maçta Kocaeli, Samsun ve Beşiktaş’ı eledikten sonra, 15 Haziranda Mersin deplasman galibiyetiyle ilân eden Fenerbahçe’nin bu çifte başarısı 18 Haziranda 1-1 sonuçlanan Bolu maçı ve sonrasında bütün yurtta coşku ile kutlanmıştır.
Şampiyonluk kupasını Kaptan Alpaslan Federasyon başkanı Yılmaz Tokatlı’dan alırken, yer yerinden oynuyor, bu sırada yurdumuzda ilk kez olarak, bir TÜRKKUŞU uçağı sahanın ortasına bir Sarı-Lâcivert bayrak bırakıyordul
Cadde ve sokakları günlerdir Sarı-Lâcivert renklere bürünen İstanbul, 18 Haziran 1983 gecesi sabahlara kadar sevinçle çalkalanmış ve Fenerbahçe, adeta, koca İstanbul’a sığamamıştır.
Şampiyonluğun çok önemli özelliklerinden biri de etki ve tepkisinin benzerlerinden çok daha kapsamlı olmasıdır. O kadar ki, bütün yurt ve İstanbul’da günlerdenberi süren eşi yaşanmamış coşkun tezahürat yanında, başta Cumhurbaşkanı, Başbakan ve 12 Eylül 1980 den sonra kurulan siyasi partiler liderleri olarak, pek çok ünlü kişilere, (ÇOCUKLUKLARINDAN BERİ FENERBAHÇELİ OLDUKLARINI) gururla açıklamak fırsatı da vermiştir.
Stankoviç’in oldukça başarılı olması, otorite ve sağladığı kondisyon yanında yöneticilerin de kendisine her alanda destek olmaları ve uzun yıllardır ilk kez ve gurup halinde deplasmanlara katılmaları şampiyonluğun kazanılmasında büyük rol oynadı.
Bu mevsim seyirci ve hasılat rekorlarını yine elinde tutan Fenerbahçe, deplasmanlarda da, kırdığı seyirci ve hasılat rekorlarıyla rakiplerine de büyük yararlar sağladı. Ancak, yine de en haşin ve tekmeli oyunların Fenerbahçe’ye reva görülmekte oluşu garip bir çelişki olmuyor mu?!…

1983-84 TÜRKİYE LİGİ

Lig, 12 bölgeden yine 18 kulüp arasında 20 Ağustos’ta Fenerbahçe-Boluspor maçıyla başladı. Genç1er ligi, yabancı futbolcu ve hakem yasağı sürüyor. Stat giriş ücretleri, geçen mevsim gibi, 150, 400 ve 750 lira.
Fenerbahçe, futbolu bırakan kaptan Alpaslan, Trabzon’a transfer olan Osman Denizci, Denizli’ye kiralanan Zafer Dinçer ile Bahtiyar Yorulmaz’a karşı; Lille’den dönen Engin Verel, F.C.SHALKE 04 den milli İlyas Tüfekçi, Kızılyıldız’dan SREBRENKO REPÇİÇ, G.Antep’den milli İsmail Kartal ve Bursaspor’dan, Suat Karaliç’i transfer ederek, sezonu 14 Temmuzda Başkan Ali Şen’in:
(— GEÇEN SEZONDAN DAHA ZOR BİR MEVSİME GİRİYORUZ. KAZANDIĞINIZ İKİ KUPAYI KORUMANIZ GEREKİYOR…), sözleriyle açmıştır. Aynı gün takım kaptanlığına Onur Kayador getirilmiş, binlerce taraftarın yeri-göğü inleten şampiyon!.. Şampiyon!., tezahüratında en büyük ilgi ve sevgi İlyas’a gösterilmiştir.
Fenerbahçe 7 hazırlık maçından sonra, Boluspor’a karşı 2-0 galibiyetiyle başladığı ligde, 17 takıma karşı 2 devrede şu sonuçlan aldı:

Lig 27 Mayısta sonuçlanırken, F.B. 17 galibiyet, 11 beraberlik, 6 yenilgi ve 24 e karşı 46 gol ve 45 puanla 2. olmuş ve lâyık olduğu şampiyonluktan mahrum kalırken, bu ikincilikle 25 yılda 19. kez Avrupa kupalarına katılmayı sağlamıştır.. Şampiyonluğu, 18 galibiyet, 14 beraberlik, 2 yenilgi ve 14 e karşı 43 gol ve 50 puanla, 6. kez Trabzonspor kazandı. Galatasarayla Beşiktaş 44 er puanla 3. ve 4. oldular. Gol krallığını Selçuk ve İlyas’ın 23 ve 25. haftalardaki sakatlıklarından yararlanan G.S. lı Hoçiç 16 sayı ile kazandı.
Fenerbahçe’nin 11. Türkiye ligi şampiyonluğuna doğru tam bir güvenle yürürken, iç ve dış etkenlerle bundan nasıl uzaklaştığı, sezonun başlıca olaylarıyla beraber, aşağıda sunulmuştur:
Fenerbahçe 3. hafta liderliğe yükselmiş, ancak 2 Kasımda 10. haftanın 2-1 lik Galatasaray yenilgisiyle yerini, geçici olarak, ezeli rakibine bırakırken bu mağlubiyet beklenmedik çok önemli olaylara da neden olmuştur.
Ezeli rakibe 2-1 lik yenilgi, daha çok, koyu Galatasaraylı bilinen Yüksel Okçuoğlu adlı laynsmenle maçın hakeminin Galatasaray’a müşterek hediyeleri idi. Laysmen, Selçuk’un gollük hücumlarını ofsaytlarla keserek, birinci ligde 2 yıldır görülen Yusuf Namoğlu’na yardımcı olmuştur.
Böyle iken, yenilginin etkisi yine de büyük oldu. Eski bir başkanın maç sonrası, basındaki: (— BIRAKTIĞIMIZ MİRASI YİYİP BİTİRDİLER!..), sözü, bulanık suda balık avlamak itiyadında olanlara da yem olmuş ve bu durum yönetim kurulunun istifasına ve 10 Aralık olağanüstü kongresiyle görevden ayrılmalarına kadar varmıştır. Oysa, Fenerbahçe takımı, bu arada, haftalar ilerledikçe daha da düzeliyor, hatta 20 Kasım 1983 de Ankara’da ligin 12 haftadır yenilmemiş zinde Gençlerbirliği’ni güzel oyunla 3-0 ye-nerken, karşılaşmayı ilgi ile izleyen Cumhurbaşkanını da:
(— BU MAÇI KAZANDIĞINA GÖRE, BİZİM TAKIM ŞİMDİ KAÇINCI OLDU?!..) dedirtecek kadar da hoşnut ediyordu.
Ayrıca, 30 bin seyircinin dinmeyen coşkun tezahüratını gösterip; Fenerbahçe Başkanına:
(_ MADEM BU KADAR ÇOK SEVİLİYORSUNUZ, NEDEN BAŞKANLIĞI BIRAKIYORSUNUZ!..), sorusu da çok ilginç ve anlamlıdır.
Ligin hararetli bir dönemindeki bu hatalı (İSTİFA), bu mevsim Fenerbahçenin kaderine ilk darbe oldu. Nitekim, 12 inci haftadan itibaren yeni lider Beşiktaş’la klasmanda atbaşı giden Fenerbahçe, olağanüstü kongreden bir gün sonraki Ankaragücü deplasman maçını 1-0 kaybederken hem taraftarlarının her zamanki desteğinden yoksundu, hem de takım ve yeni yöneticiler seyircinin sürekli protestolarına uğradılar.
Fenerbahçe kulübündeki mevsimsiz ve içtenliksiz bir idâri değişikliğin taraftar üzerindeki bu olumsuz etkisi dikkate değer. 19 Mayıs stadı tribünlerinden Fenerbahçeli yeni yöneticilere karşı ilk kez gösterilen bu tarzda olumsuz tutum, bu yüce kulübün, hemen hemen bir asır boyu, nice gayretlerle sağlanan prestijinin bir kaç kişinin kaprislerine kurban olabileceğine acı bir uyarı idi.
Gol averajıyla G.S. in altında ve 3. Fenerbahçe’nin, lider Beşiktaşla 17 Aralıkta yaptığı çok önemli ve kritik maçın arefesinde eski ve yeni başkanların, akılcı bir davranışla, son antrenmanı beraber izlemeleri ve Fenerbahçeli futbolculara Beşiktaşlı taraftarlarca yapıldığı öne sürülen küçültücü telefonlar, takıma doping oldu ve Özcan Kızıltan’ın golü 36 bin seyircinin izlediği bu önemli ve çetin maçı Fenerbahçe’ye kazandırdı.
İlk devreyi 25 puanlı Galatasaray’dan sonra, Beşiktaş’ı averajla geçip, 24 puanla ikinci bitiren Fenerbahçe, iki devre arasındaki 5 haftalık tatilde sadece 3 maç yapıp, 3. Donanma Kupasını da öncekiler gibi kazandı ve zinde girdiği ikinci devrenin ilk 4 maçındaki galibiyetleriyle tekrar liderliğe yükseldi.

SELÇUK’UN AYAĞI KIRILINCA!…

Lider Fenerbahçe, bu ünvanını Trabzonspordan 2, G.S. dan da 3 puan ileride olarak, kuvvetle sürdürürken, 11 Mart 1984 de Luxemburg’daki, özel milli maçtan bir gün önceki çift kale antrenmanında, İsmail Demiriz’in arkadan salladığı sert bir tekme Selçuk’un sağ ayağını kırınca, Fenerbahçe, bu mevsim 2 inci büyük darbeyi yemiş oldu. Basında:
(— LİDER FENERBAHÇE, LİGİN HARARETLİ DÖNEMİNDE VE KUPA MAÇLARININ DA AREFESİNDE, TELÂFİSİNE İMKÂN OLMAYAN BİR KAYBA UĞRADI…), sözleriyle yayınladığı bu acı durum, (MİLLİ TAKIM UĞRUNDA SARI-LÂCİVERTLİ KULÜBÜN KAYBETTİĞİ ŞAMPİYONLUKLAR SERİSİNİN SON ÖRNEĞİ) olarak, herhangi bir yoruma gerek bırakmamaktadır.
Kocaeli maçında İlyas’ın lifi kopup takımın 10 kişi kalması ve son dakikalarda yediği golle ve 1 puan farkla liderliği Trabzonspor’a bırakıp 3 cülüğe düşmesi, kötü şanslar serisinin son halkası olmuştur.
Trabzonspor 1 Nisanda F.B. yi, görkemli şansının yardımıyla, yalnız SELÇUK ve İLYAS’sız değil, moralsiz de yakaladı ve son saniyelerde, Stankoviç’in, “babam bile yemezdi!..”, dediği golle maçı kazanıp bir puan öne geçti.
Selçuk ve İlyas ikilisi üzerine kurulu oyun düzeni artık yok olan Fenerbahçe, Galatasarayla giriştiği 2. lik mücadelesini nasılsa kazandı da, Trabzonspor’la Cumhurbaşkanlığı kupasını oynamak ve UEFA kupasına katılmak hakkını sağladı.
Şurasını işaretlemekte yarar vardır ki, Trabzonspor’un, Fenerbahçenin, milli takım uğruna, kolu kanadı kırık ve oyun düzeni yok olmuş durumundan, maddi ve manevi ne tür kazançlar mümkünse hepsinden yararlanmaya, hatta (eski hesaplar!..) dan söz etmeye koşmasını, yanlı bir tutumla ve hiç de hicap duymadan, TRT de desteklemiştir. Kolları sıvamış, normal bir lig maçı için, Türkiye’de ilk kez olarak, 3 gün önceden Trabzon’a kadar yolladığı ekiple, bütün futbolcuların yaşantılarını, evlerinden İstanbuldaki Fenerbahçe maçına uğurlanmalarına kadar, bütün yönleriyle ekrana aksettirip maç arefesi Cumartesi akşamı, uzun uzun yayınlamıştır.

Sormak yerinde olacak:
— BU MAÇ, 1 NİSAN YERİNE, SAKATLIKLARDAN ÖNCE, ÖRNEĞİN 1 MARTTA OYNANSAYDI, TRT BÜTÜN BUNLARI YAPMAYA CÜR’ET VE CESARET EDEBİLECEK Mİ İDİ?… Cumhuriyet gazetesi, TRT nin hayretle izlenen, kendine has bu acaip reklâm ve tutumunu; “Haçlı seferine hazırlanan ordulara benzetmek ve yanlı yayın yapmak”la suçlamıştır.

FENERBAHÇE’Yİ TANIMAYANLAR!…

Fenerbahçe’nin 1983-84 mevsimi Türkiye ligi şampiyonluğunu kaybetmesinde en büyük etken olan, “MİLLİ TAKIM” ve “MİLLİ TAKIMA EN ÇOK ELEMAN VERME DEZAVANTAJI”, üzerinde biraz durmak gerekecektir…
Yıllar süren başarısızlıktan sonra, 12 Ekim 1982 Kuzey İrlanda galibiyetiyle milli takım konusunda bir ümit ve başarı dönemi başladı. Bunda bu mevsim, gökten sanki Hızır gibi inen SELÇUK-İLYAS ikilisinin son derece etkili oyun ve uyumlarının rolü büyüktür. Hele, 16 Kasımda Avusturya karşısındaki 3-1 lik galibiyet, milli takımın 35 yıldır sürekli boyun eğdiği, hatta 6 maçta tek bir gol bile atamadığı bir rakibe çok sert bir cevap olarak, milleti yürekten mutlu kılmıştı. Yapılan 3 mükemmel golün de, maçta 5 futbolcusu oynayan Fenerbahçe’den, Selçuk (2) ve İlyas tarafından atılmış olmaları ayrı bir kıvanç ve heyecan kaynağı olmuştur.
İşte, bu galibiyetler F. Federasyonunu yeni yeni organizasyonlar peşinde koşmaya itti ve 12 Ekim 1983 – 11 Mart 1984 arası 5 ayda, 4 ü deplasmanda olarak, tam 7 milli maç yapılırken, takıma en çok eleman veren Fenerbahçe, büyük tehlikelerle karşı karşıya bırakılarak, nihayet korkulan durum yaratıldı.
Bu 7 maçta Fenerbahçe’den 27, G.S. dan 17., Beşiktaş’tan 10, Trabzonspordan da 9 oyuncu yer almış; atılan 10 golün de 4 ü İlyas 3 ü Selçuk biri Onur olarak, 8 ini Fenerbahçeliler, ikisini de Bursa’dan Sedat üç, Trabzon’dan Hasan kaydetmiştir.
Böylece, milli takımın hemen bütün yükünün Fenerbahçe’nin sırtına yüklenmiş olduğu açıkça görülüyor. Ayrıca, haftada 2, hatta 3 çalışmada, her an bir kaza ve sakatlıktan korkulurken, kulübün bu durumdan, nihayet ve çok da geç olarak yakınması ve alınan futbolcu sayısında Fenerbahçe’ye yüklenme yerine, kulüpler arasında, imkân ölçüsünde, eşitlik gözetilmesi gerektiğini öne sürmesi, Genel Müdürlükçe çok sert tepki ile karşılanmıştır. Fenerbahçe’nin bu tutumunun milli davaya ilgisizlik, hatta ihanet olarak yorumlanma tehdidiyle kulübün susturulması, çok garip, hatta büyük talihsizlik sayılmıştır.
Oysa; gerçek, gözler önündeydi. Sızlanan ve korktuğuna uğrayan Fenerbahçe’nin haklılığı kanıtlanmış, milli maçtan bir gün önceki, büyük hata olan, topla çalışmada, Selçuk’un ayağı kırılınca bütün ümitler bir anda yıkıldığı gibi, sonuçta, şampiyonluk da el değiştirmiştir… Mükafatı bu mu olacaktı?!.. Genel Müdürlüğe Fenerbahçe kulübünün sorması gerekirdi!..
Hem görülüyordu ki, Genel Müdürlüğün Fenerbahçe kulübü konusunda bilgisi yeterli değildi. Suskunluk yerine, Fenerbahçe’nin kim ve ne olduğunu ona ve daha da varsa, bilmeyenlere anlatmak gerekirdi. Bu nedenle, Fenerbahçe kulübü’nün, YAŞAMI BOYUNCA, MİLLİ DAVALARDA HİÇ BİR KURULUŞLA KIYASLANAMAYACAK DERECEDE DUYARLI DAVRANMAKLA TANINMIŞ, BU NEDENLE DÜŞMAN BAŞKOMUTANLIĞINCA KAPATILIP KAPISINDA 70 GÜN SİLÂH ÇATILMIŞ, BAŞKANI TUTUKLANIP MALTA ADASINA SÜRÜLMÜŞ, BÜTÜN BUNLARA RAĞMEN, YİNE DE MİLLİ GÖREV VE FEDAKÂRLIKLARDAN ALIKONULAMAMIŞ BİR MİLLİ KURULUŞ OLDUĞU, BU NEDENLE DE BÜYÜK ATA’SININ DERİN SEVGİSİNİ KAZANIP, BU KONUDA BİRÇOK KANITLAR YANINDA, 10 AĞUSTOS 1928 DE DOLMABAHÇE SARAYINDAKİ BİR SOHBETTE KENDİSİNE, (BEN DE FENERBAHÇELİYİM!..) DEDİRTECEK KADAR YÜ-YÜCELMİŞ BULUNDUĞU VE DOLAYISIYLA HİÇ KİMSEDEN YURTSEVERLİK DERSİ ALMAYA İHTİYACI BULUNMADIĞI BİR BİLDİRİ İLE VE BASIN YOLUYLA KAMUOYUNA DUYURULMALI İDİ… Bu yolda pek mükemmel ve her zaman ele geçmez bir fırsat doğmuştu. Ancak, Fenerbahçe kulübü, her halde ihtiyacı olmadığından, bu gibi konularda propagandaya kamı tok bir tutum izliyor. Ama, dünyanın sürekli hareket halinde ve kuşakların da ard arda birbirlerini kovalamakta oldukları göz önüne alındığında, pasif tutumun yanlışlığı kabul olunmalıdır.

1984-85 TÜRKİYE LİGİ ve F.B. NİN. ON BİRİNCİ TÜRKİYE LİGİ ŞAMPİYONLUĞU

Şampiyona, 14 bölgeden yine 18 takım arasında, 25 Ağustosta başladı. Yabancı futbolcularda Türk asıllı olmak koşulu kaldırıldı. Maç fiyatları 300,750 ve 1500 liraya çıkarıldı. Spor-Toto isim hakkıyla hakem tazminatları bir kaç kat artırıldı.
Bu mevsim, 3 ü yurtdışından ve hemen hepsi milli, 8 futbolcu transfer eden ve F.Almanya milli takım teknik direktörü ünlü JUPP DERWALL’i angaje eden Galatasaray, yarattığı sansasyon yanında, 12 yıldır uzak kaldığı şampiyonluğa bu yıl artık kesin olarak ulaşmaya kararlı olduğu havasını yaymıştır.
Ezeli rakibinin bir milyar liraya varan rekor atılımına karşı, Fenerbahçe, G.Antepten HÜSEYİN ÇAKIROĞLU, TUĞRUL DURU, Karagümrükten ABDÜLKERİM DURMAZ, SAKARYASPOR’dan ŞENOL ÇORLU ile Hajduk’dan DUSAN PESlÇ’i transfer etti.
Maaşından büyük indirim yapıp, 250 bin liraya göreve devama razı olmasına rağmen, anlaşması yenilenmeyince Beşiktaş’la anlaşan STANKOVİÇ’in yerine, 18.3.1984 kongresinde yönetim kuruluna seçilen HÜSNÜ ÇİL’in büyük çabaları sonucu, Yugoslav milli takım antrenörü TODOR VESELİNOVlÇ antrenör olarak angaje olundu.
Fenerbahçe daha önce kiraladığı Bahtiyar ve Zafer’le Mehmet Hacıoğlu’nu Denizlispor’a, Mustafa Arabacıbaşı ile Özcan Kızıltan’ı da, Şenol’a karşı, Sakaryaspor’a vermiştir. Suat Karaliç de Edimespor’a satıldı.
Geçen mevsim sonunda F.Federasyonu değişmiş, emekli general Yılmaz Tokatlı’nın yerine Beşiktaşlı Kemal Ulusu getirilmiştir. O da yardımcılığına yine Beşiktaşlı eski futbolcu Nazmi Bilge’yi aldı. Merkez hakem ve ceza kurulları da yine tek bir Fenerbahçelisiz kuruldular.
Futbol federasyonu 6 Eylül Rusya maçları hazırlığına başlarken, Bursa kampına 8, maçlara da 9 Fenerbahçeli çağırdı. 26 Eylül Polonya maçına da 6 Sarı-Lâcivertli götürdü. Böylece, bu yılki milli takım faaliyetleri de Fenerbahçe için yeni problemlere gebe idi. Trabzonspor, Galatasaray, Beşiktaş gibi rakiplerden birer, nihayet ikişer futbolcu alınırken, Fenerbahçe’nin kontenjanının bu mevsim 9 a çıkarılması yönetim kurulunu nihayet çileden çıkarmış, ancak, çaresizlik içinde, Federasyonla pazarlığa oturup sayıyı azaltmıştır.
Fenerbahçe, mevsim başındaki T.S.Y.K. sm-da Beşiktaş ve G.S. ile golsüz berabere kaldı. Ancak, bu 2 rakip de 1-1 kalınca, gol atanlar arasındaki kurayı kazanan Beşiktaş bu kupaya 7. kez sahip oldu.
Fenerbahçe lige golsüz Malatya deplasmanıyla girerken hiç ümit vermiyor, SELÇUK-İLYAS ikilisinin etkili oyunu tatlı bir hayal olarak gerilerde kalmış bulunuyordu. Buna karşın, lig, 9 ay bir hafta sonra, 2 Haziran 1985 Pazar günü 3-1 lik Antalyaspor galibiyetiyle sona ererken, Fenerbahçe 2 devrede yaptığı aşağıdaki 34 maç sonunda, 11 inci kez Türkiye şampiyonluğuna ulaşıyordu:

Fenerbahçe 18 galibiyet, 14 beraberlik ve Sakarya ile Bursa deplasmanlarında 2 yenilgi almış, ligde 24 yıldır en büyük sayı olan 65 gole karşı 25 gol yiyerek 50 puan toplamıştır. Müjdat’la Pesiç 22 kişilik kadroda 33 er maçla en çok yer alanlar, 28 maça giren İlyas da 14 sayı ile en çok gol atandır. 18 maça katılan Selçuk’ta 10 gol attı. Fenerbahçe ligin en az yenilen ve en çok gol atan takımıdır. 19 galibiyet, 12 beraberlik ve 3 yenilgi alan Beşiktaş da 50 puan topladı. Ancak, 19 a karşı 49 gol attığından, Fenerbahçe’nin +40 averajına karşı, + 30 averajla 2. oldu. Trabzonspor 42, Ankaragücü 38, Galatasaray’la Sakaryaspor da 36 şar puan aldılar.
Antalya ve Burdur’daki Rusya A ve ümit maçlarına giden futbolculardan bir kısmı ancak 2 saat önce İstanbuldaki Kocaeli maçına yetişebildiler. Fenerbahçe’nin bunu gözönüne alıp, daha önceden maçın ertelenme isteğini Federasyonunun: — NEREDE GÖRÜLMÜŞTÜR!…, cevabı ile reddetmesi ilk sürtüşme oldu., oysa, böyle bir soruyu ancak Fenerbahçe kulübü sorabilirdi:
— MİLLt TAKIMA BİR KULÜPTEN 9 OYUNCU BİRDEN ALMAK NEREDE, HANGİ ÇAĞDAŞ ÜLKEDE GÖRÜLMÜŞTÜR!..), diye….
Bu Kocaeli maçı da, milli takım uğruna, berabere bitince, Altay galibiyeti Fenerbahçe’yi 8. hafta, ligin tek namağlup takımı olarak, liderliğe yükseltmiş, bu liderlik 12. haftadaki Sakarya deplasman yenilgisiyle beraber yine Beşiktaş’a geçmiştir. Beşiktaş, liderliği 31. hafta 1-1 berabere kaldığı Gençlerbirliği maçına kadar sürdürdü ve ünvanını o hafta Bolu’yu 3-0 yenen Fenerbahçe’ye bırakmak zorunda kaldı.
Beşiktaş’ın, liderlik süresince Fenerbahçe’yi ensesinde hissetmesi 1984-85 liginin başlıca özelliklerinden biridir. Lig genelde bir Beşiktaş-Fenerbahçe mücadelesi olarak sürmüş ve sona 3 hafta kala yakaladığı liderliği koruyan Fenerbahçe, şampiyonluğa 10 gollük averaj farkıyla ulaşmıştır.
Mevsimin ilginç olaylarından bir kaçını işaret etmekte yarar vardır:
Fenerbahçe Beşiktaşı çok yakından izlerken, bazı çelmelemelere uğradı. Özellikle, 25 Kasımdaki 12. haftanın Sakarya deplasmanında hakem Necmi Temizel’in attığı, çelme dikkate değer:
Açık ofsayttan 63. dakikada yediği golden başka, sürekli tahrikler sonucu topu 86. dakikada rakibin yüzüne atan kaleci Yaşar’ın bu gafleti, ağır ve usulsüz cezalara yol açtı… Penaltı cezasından başka, tek sağlam kalecisi de atılan Fenerbahçe ile FIFA kokartlı hakemler bu atılma kararını eleştirirlerken, Necmi Temizel’in:
— Yaşarı rakibine top attığı için değil, bana küfrettiği için attım, şeklindeki geç ve değişik ifadelerinin gerçeği yansıtmadığı ve Yaşar’ın küfretmediği Merkez Ceza kurulunca kanıtlanmıştır.
Aynı maçta stada dışardan atıldığı öne sürülen taşların:
— Atanlar Fenerbahçe taraftarları olmalı!…. varsayımıyle, Fenerbahçe’nin İstanbuldaki Kocaeli maçının Bursa’ya aktarılması da, 24. madde karşısında, garip sayılmış ve Türk futbolunun kötü yönetimine örnek gösterilmiştir.
İki devre arasında yalnız 4. DONANMA KUPASI maçları yapılmış ve G.S. 12-1 yenip Beşiktaş’la 1-1 berabere kalarak kupayı alan Fenerbahçe, başka maç yapmadığından, 2. devreye zinde girmiştir.
3 Marttaki G.S. maçı ligin dönüm noktası oldu. 17. dakikada 2-0 yenik durumdaki Fenerbahçe’nin, Hasan’la Selçuk’un golleriyle, maçı 2-2 kurtarması şampiyonluk ümidini yaşattı.
Mevsimin en kritik maçı, 20 Mayıs 1985 Pazartesi günkü, Fenerbahçe-Beşiktaş maçıdır. Bu maç, (YILIN MAÇI), olarak nitelendi ve şampiyonluk da bu tarihsel maçla sahibini buldu.
Beşiktaş Dragos’da, Fenerbahçe de Ambarlı Baler Motel’de birer haftalık kamp yaptılar ve basına sürekli konu oldular.
Fenerbahçe’nin Beşiktaşı yakalamış ve averajla da geçmiş olması Siyah-Beyazlıların morallerini zedelemişti. Bu nedenle, Beşiktaş kulübü seferberdi… Bir kısım yöneticiler de kampa taşınmış ve takımın moralini yükseltmek için her fedakârlık ve zahmeti göze almışlardı. Bu çabalar yararlı da olmuyor değildi. Hemen herkes Fenerbahçe’nin mutlak bir yenilgisine inanır hale getirilmişti.
Maçtan bir gün önce, üzerinde FENERBAHÇE, yazılı büyük ve nefis bir pasta Beşiktaşlı futbolcularca bir hamlede yenip yutulmuş; çok eskilerde Rahmetli Başkanları Abdülkadir Karamürsel’in evinde, Fenerbahçe maçlarından önceki muz, hurma, badem ve fındık-üzümle, beslenme ve moral toplantıları hatırlatılmış ve yaşatılmıştır.
Antrenman sahasına 2 elinde birer topla gelen Şeref Başkanı Baba Hakkı:
— Çocuklar, bu topların her biri birer gol anlamını taşır. 2-0 kazanacağımıza alâmettir… derken, yeni ve genç yönetici ve basın sözcüsü Cenk Koray sözü kesip:
— 2 golle değil, bence 3-0 kazanacağız!… demiş, Baba Hakkı da:
— İnşallah!.. İnşallah!., dilekleriyle, genç yöneticinin görüş ve moralini desteklemiştir.
Beşiktaş semti ise, bir gün önceden Siyah-Beyaza bürünmüştü. Fenerbahçe’yi temsil eden Sarı-Lâcivert tabutlar hazırlandığından ve bunlarla maçtan sonra gösterilerde bulunulacağından söz ediliyordu.
İnönü stadını geceden kuşatan amigolar ve yandaşları, kalabalık gruplar halinde, daha az sayıdaki ve uzaklardan gelmiş Fenerbahçe taraftarlarını iyice benzetip, biçareleri sıra dışı bırakmışlar ve böylece stadda çoğunluğu sağlamaya çalışmışlardır…
Beşiktaş’ın, maçın önemine paralel, bütün bu hareketli hazırlık, tutum ve davranışlarına karşı, Fenerbahçe tarafında tam bir sessizlik hüküm sürüyordu.
ADEM-HÜSAMETTİN (ALİ), ULVİ, SAMET, KADİR-RIZA, ZİYA(HALÛK), METİN-NECDET, KOVAÇEVİÇ, ŞEKERBEGOVİÇ’den kurulu Beşiktaş’ın çok hırslı başladığı oyuna karşı:
YAŞAR-İSMAİL, HASAN, ABDÜLKERİM(CEM), ERDOĞAN-ÖNDER, MÜJDAT, PESİÇ-İLYAS, SELÇUK(ŞENOL) ve REPÇİÇ’den kurulu Fenerbahçe, uzun süre durgundu. Hele Siyah-Beyazlı 2 Yugoslav’ın 3 er yıldızlık oyunlarına karşı Fenerbahçedekiler ancak birer yıldızlıktılar… Hakem, Galatasaray sempatizanı Yusuf Namoğlu ise Fenerbahçelilere karşı dikkatli ve otoriter, Beşiktaşlılara ise müsamahâkardı. Laysmen Ergüder Yılmaz’ın uyarısına rağmen, Necdet’in açık ofsayttan golünü geçerli saydı. 2 inci gol normal bir sayı değildi. Yaşar, rahatça tuttuğu topu, şakadan; AL AT!.. der gibi, Kovaçeviç’in kafasına pas vermiş, o da bu anormal ikramı tepmemiştir.
Maçta 2 teknik direktör de hatalar yaptılar. VESELİNOVİÇ, Fenerbahçe’nin en bozukları 2 Yugoslav ile Selçuk’u değiştirmezken, STANKOVİÇ, Beşiktaş üstün ve 2-1 önde iken, en iyiler Hüsamettin ve Ziya’yı çıkararak oyun düzenlerinin bozulmasına ve Fenerbahçe’nin üstünlük kurup beraberliği sağlamasına yol açtı. Son haftaların en başarılısı İLYAS’ın zor pozisyonda attığı ve şampiyonluğun kaderini değiştiren bu beraberlik golü unutulmayacak kadar güzeldi.
2-2 beraberlik Beşiktaşı üzdü, Fenerbahçe’yi ise şampiyonluğa bir adım daha yaklaştırdı. Nitekim, Fenerbahçe deplasmanda Orduspor’u 2-0, Beşiktaş da Istanbulda Bursaspor’u 3-2 yenince ümit son hafta maçlarına kaldı. Fenerbahçe İstanbulda ANTALYASPOR’la berabere kalırsa Ankarada kazanacak Beşiktaş şampiyondu… Kazanırsa, bu takdirde Beşiktaş’ın Ankaragücü’ne 10 dan fazla gollü galibiyet sağlaması gerekiyordu. Bu nedenle, Türkiye ligi 27 yıllık tarihinin en kritik ve sinirbozucu haftasını yaşıyordu.
29 Mayıs akşamı Brükseldeki LİVERPOOL-JUVENTUS Avrupa Şampiyon Kulüpler final maçında İngiliz ve İtalyan seyirciler arasındaki çatışma 39 ölü ve 450 yaralıya mal olunca, Fenerbahçe kulübü sıkıyönetim komutanlığına başvurmuş ve F.B.-Antalya maçının kalabalık olacağını hatırlatıp, önlem konusunda uyarmıştır. Fenerbahçe kulübünün bu yerinde ve normal davranışına Beşiktaşlı yöneticilerin basına akseden aşağıdaki tepkileri, havanın ne ölçüde elektrikli ve sinirlerin ne kadar bozuk olduğuna ölçüdür: — (FENERBAHÇELİLER KENDİ TARAFTARLARININ ÇIKARACAKLARI OLAYLARA VE ALACAKLARI BAŞARISIZ SONUCA KILIF HAZIRLIYORLAR!..)
2 Haziran 1985 Pazar günü rekorlar kırılan Fenerbahçe stadı gelin gibi süslenmişti. Bir komando taburuyla her şey son derece de düzenli geçti. Maç Bulgaristan Türklerine yapılan insanlık dışı davranışları protestodan sonra başladı. İlyas’la Şenol’un 7 ve 16. dakika gollerinden sonra Ankara maçı bütün değerini kaybetmiş, 22. dakikadaki Antalya golüyle beliren Ümit, 41. dakikada yine Şenol’dan gelen 3. golle hayal olmuştur.
19 Mayıs stadındaki Beşiktaş maçını izlemeye gelen Başbakan:
(— KİMSE HEVESLENMESİN…. ŞAMPİYON FENERBAHÇE OLACAK!…), dedikten sonra, elindeki küçük radyodan duyduğu İlyas’ın golü üzerine de yine gazetecilere:
(— FENERBAHÇE’NİN ŞAMPİYON OLACAĞINI ZATEN BİLİYORDUM!…) demiştir.
İstanbul yeni bir Fenerbahçe şampiyonluğuyla sabaha kadar bayram yaptı. Her yer 2 yıl önceki gibi Sarı-Lâciverte büründü ve bu güzel dekor yaz boyu devam etti.
Fenerbahçe’nin Türkiye ligindeki bu 11. şampiyonluğu da, diğerleri gibi, normalin üstünde bir değer taşır. Zira, Fenerbahçe, bu şampiyonlukları yalnız saha içi değil, saha dışındaki rakiplere karşı da türlü mücadeleler vererek kazanıyor….
Bir gerçek ki, şampiyona boyu, yalnız Federasyon ve komiteleri değil, bazı hakemler, bazı kulüp ve futbolcuları da Beşiktaş’ı değişik şekillerde desteklediler. Beşiktaş kulübü ve yöneticileri de, insan üstü çabalar harcadılar. Ancak, Siyah-Beyazlı futbolcular bu avantajdan yararlanamadılar.
TRT nin Fenerbahçe’ye karşı tutumu malûm. Ancak işe ufak boy sayılar karıştımı, bu tutumun aynı pervasızlıkla yürütülemeyeceği açıktır. Nitekim bu 11. Türkiye ligi şampiyonluğunu da, sürekli olarak, 10. şampiyonluk diye ilân ederken kamuoyundan yağan iltifatları görüp duymalı idi!..
Fenerbahçe defansının genelde güçlü olması bu mevsim takımın ananesine uygun olarak, hücuma dönük futbol uygulamasına yardımcı oldu. Bu suretle, lıenı başarıya ulaşılmış, hem de atılan gol sayısı 65 gibi, Türkiye liglerinde 1961 denberi, 24 yıldır görülmemiş bir miktara çıkmıştır. Bu hücuma dönük oyunun, teknik direktör VESELİNOVİÇ’in kişisel tercihi olduğunu işaretlemek gerekir.
Futbolcuların büyük bölümünün gayretleri yanında, yönetim kurulunun da takımla yakından ilgilenmesi ve deplasmanlara da grup halinde gitmesi şampiyonluğun kazanılmasında etkili olmuştur.
Mevsimin gol krallığını 20 sayı ile Sakaryasporlu Aykut Yiğit kazanmış, yılın golü olarak da Ankaradaki 1-1 lik G.Birliği-F.B. maçında İsmail Kartal’ın 35 metreden yaptığı sayı seçilmiştir.
Bu 1984-85 liginin hemen başlarında yaşanan, şampiyonlukla ilgili bir anı, ilginçtir:
Türkiye’yi ziyaret eden Yugoslav Cumhurbaşkanı VESELİN DRANOVİÇ 28.10.1984 günü yurdumuzdan ayrılmak üzeredir… Misafir Cumhurbaşkanı kendisini uğurlamakta olan Cumhurbaşkanı KENAN EVREN’e:
(— EKSELANS!.. SİZİN FENERBAHÇE SEMPATİZANI OLDUĞUNUZU BİLİYORUM. SİZE, FUTBOLU SEVEN BİR KİŞİ OLARAK, DİYEBİLİRİMKİ, TÜRKİYEDE ŞAMPİYON OLACAK TAKIM FENERBAHÇE’DİR.)
DRANOVİÇ, BU KADARLA DA YETİNMİYOR. EVREN’İN ELİNİ SIKIP AYRILIRKEN DE SON SÖZ OLARAK;
HİÇ ŞÜPHENİZ OLMASIN, BU YIL TÜRKİYE DE FENERBAHÇE ŞAMPİYON OLACAKTIR!..” diyordu. (HÜRRİYETGAZETESİ, 29 EKİM 1984).

1985-86 TÜRKİYE LİGİ

Türkiye ligi 1985-86 mevsimi maçları, 15 bölgeden 19 takım arasında, 31 Ağustos 1985 de başladı ve 1 Haziran 1986 da sona erdi.
Geçen sezon sonunda ayrılan Federasyon Başkanı Kemal Ulusu yerine önce Erdoğan Ünver, daha sonra da eski atletlerden Erdenay Oflas getirilmiş, süren enflasyon nedeniyle, maç fiyatları 500, 1000 ve 1500 liraya çıkarıldığı gibi, hakemlere hakaretten olanlar dışındaki, Kırmızı kart cezalarının 500 bin lira nakte çevrilmesi usulü uygulanmaya konmuştur.
Futbolcular arasında klas farkı kalmaması hararetli bir transfer hareketini önlemiş, ancak, Fenerbahçe, 60 milyon lira gibi yüksek bir bedelle, Eskişehirspor’dan Zafer Ünlü ile, 7 milyon’a Almanya’dan Talat Üzüm’ü alırken, teknik ve milli Arif Kocabıyık’ı Galatasaray’a kaptırmıştır. Fenerbahçe’nin (disiplinsiz) damgasını vurduğu Arif, “G.Antep’e gidiyorum’…” diye Fenerbahçe’den 10 milyon lira gibi düşük bir bedelle serbest kalınca, soluğu, daha önce anlaştığı Galatasaray kulübünde aldı. Bu olay ve yukardaki 2 yeni elemandan birinin sakat, diğerinin de umulanı vermekten çok uzak kalışı, Fenerbahçe kulübünde futbol konusunda sürüp gelen sorumsuzluk ve düzensizliğe yeni örnekler oldular.
Fenerbahçe, ayrıca Repçiç’i 25 bin dolara Standard Liege’e vermiş, Sedat Karaoğlu’nu da Malatyaspor’a kiralamıştır. Futbolcu maaşları 40 binden 75 bin liraya yükseltilirken, primler de deplasman galibiyetleri 150, beraberlikler 75, istanbul maçlarında ise, yalnız galibiyetler, 100 bin liraya çıkarılmıştır.
Mevsim 15 Temmuzda Todor Veselinoviç nezaretinde açıldıktan sonra 18 Temmuzda Münih’e kampa gidildi ve 20-30 Temmuz arası 6 hazırlık maçı yapıldı.
Anlaşması bir yıl uzatılan başarılı VESELİNOVİÇ’in hatalı “hazırlık”ı kısa kesip İstanbul’a dönüşte ücretini arttırma isteği kabul olunmayınca, sözleşme bozulmuş ve yerine, 6 ay önce milli takım için getirilen Macar KALMAN MESZÖLY, ayrıca F.Federasyonuna 10 milyon lira tazminat ödenerek, 12 Ağustos’ta bir yıl süre ile angaje olunmuştur.
Fenerbahçe, 17 ve 21 Ağustosta G.S. yı 2-0 yenip Beşiktaşla golsüz berabere kalarak T.S.Y kupasını 9. kez kazandı ve liğe 1 Eylülde stadındaki 3-2 lik Kayserispor galibiyetiyle girdi. 31 Mayıs 1986 da yine Fenerbahçe stadındaki 36. ve son, 5-2 lik Denizlispor maç ve galibiyetiyle ligi 5. olarak bitirdi.
Aşağıdaki tablo Fenerbahçe’nin 1985-86 ligindeki 18 rakibini ve bu takımlarla 2 devrede yaptığı 36 maçın saha, gün ve sonuçlarını gösterir:

Fenerbahçe 36 maçta, 13 galibiyet, 16 beraberlik, 7 yenilgi ve 32 ye karşı 40 gol atarak, 42 puanla 5. olurken; Beşiktaş 22 galibiyet, 12 beraberlik, 2 mağlubiyet ve 21 e karşı 65 gol ve 56 puanla ve gol averajıyla 5. kez şampiyonluğu kazandı. 20 galibiyet, 16 beraberlik ve 20 ye karşı 57 gol atan Galatasaray, yenilmeden ve yine 56 puan ve averajla 2 nci, Samsun 48 puanla 3 üncü, Sarıyer’de 43 puanla 4. oldular.
Fenerbahçe, geçen yıl şampiyon olan kadrosunu aşağı yukarı korumuşken, bu mevsim ilk kez 5 nciliğe düşmekle futbol çevrelerini şaşırttı ve taraftarlarını da şoke etti ve çok üzdü. Oysa, mevsim başında Türkiye Spor Yazarları Kupasını kazandıktan sonra, olağanüstü başarı olan ünlü F.C.Bordeaux yu eleyerek futbol dünyasında sansasyon yaratmış ve Türkiye liginde de başı çeken tek takım olarak görünmüştü. Bu beklenmedik düşüş, Sarı-Lâcivertli takımı henüz ilk devre sonunda rakiplerinden, 4 puan ve kötü averaj ve formla, geri bıraktı ve dolayısıyla da, şampiyonluktan epeyce uzaklaştırdı.
Bu durumda Başkan Fikret Arıcan’ın, “KESİNLİKLE İNANIYORUM Kİ FARKI KAPATACAĞIZ!…”, güvenceleri, Fenerbahçe’nin 2 devre arasında hiç olmazsa sakatlarını tedavi ve göze batan noksanlarını telâfi gibi toparlanma gayretleri göstermesini gerektirirken, aksi bir tutum izlenmiştir. Mevsimbaşı anlaşması gereği, başarısız geçen, “Berlin kapalı salon futbol turnuvası” na gidilmiş, dönüşte de, üstüste 4 yıl kazanılan “Donanma Kupası”, bu 5. yılda sonun-culukla kaybedildiği gibi, takım bu 2. devre boyunca bir türlü düzelememiştir. Hatta, 6 Şubatta hiç değilse 3. lüğün korunması için, son bir ümitle Ziya Şengül’ün menajer olarak ve tam yetki ile görevlendirilmiş olmasına karşın…
Bu beklenmedik kötü durumun başlıca nedenleri şöyle özetlenebilir:
1— Avrupa kupası şampiyonu Fransa’nın lig şampiyonunu, kendi saha ve seyircisi önünde yenerek elemenin futbol dünyasında yarattığı son derecede büyük sansasyonun genç futbolcular üzerindeki olumsuz etkisi,
2— İsveçte, gümrük ve maçta yaşanan ve ileride,, (Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası) bahsında görülecek çok üzücü olay ve çirkin tertiplerden başka, başta Göteburg’u seyre gidip, (kolay eleriz!..), görüşüne varan Meszöly olmak üzere, rakibi küçümseme sonucu uğranılan ağır yenilginin doğurduğu etkin moral bozuklukları,
3— Erken ve üstüste maçların neden olduğu sakatlıklarla, bir türlü forma giremiyen Selçuk, İlyas ve amansız hastalıktan Amerika’ya tedaviye yollanan Hüseyin’den sonra, çoğu Dünya Kupası elemesi 6 maçta, Şenol’unda Londra’da sakatlanıp tek golcü elemandan bir süre yoksun kal.ş ve bu maçlarda 5 i Beşiktaş, 7 si Trabzonspor ve 18 i G.S. lı olarak, 3 başlıca rakibin toplam 30 elemanına karşı, Fenerbahçe’den tam 34 eleman oynatılarak, bazı çevrelerce sürdürülen (KIYIM) harekatına hâla, (YETER ARTIK) denememesi,
4— Kaleciler Yaşar’Ia Nurettin’in Türkiye liginin en az güvenilir kalecileri olmaları görünümünden kurtulamamaları,
5— Bütün bu olumsuzlukları aşan ve bunlara tüy diken ezeli dert: Fenerbahçe’nin bazı hakemlerce pervasızca boy hedefi seçilmesi…
Fenerbahçe’nin 23 puanına karşı, ikinci devreye 27 şer puanla başlayan G.S. ile Beşiktaş arasındaki mücadele averaj çekişmesi halinde sürerken, hakem konusu ve şike iddiaları ön plâna çıkmış ve hakemlik müessesesinin saygınlığına karşı içten ve dıştan indirilen darbeler, bu mevsim doruk noktasına varmıştır.
Birinci devre sonlarında hakemlerin mal beyanına çağrılmalarıyla gelişen konu, 2. devre ortalarında Milli Eğitim ve Spor Bakanını adeta isyan ettirdi. 4 Nisan 1986 günü basında sütunlar kapsayan aşağıdaki başlık ve yazılar durumu aydınlatıcıdır:
“— YETER ARTIK. YABANCI HAKEM GETİRİN”
(MİLLİ EĞİTİM GENÇLİK VE SPOR BAKANI METİN EMİROĞLU, SEZON BAŞINDAN BU YANA ARKASI KESİLMEYEN ŞİKAYETLER ÜZERİNE İSYAN ETTİ VE, “YETER ARTIK, NEDİR BU HAKEMLERDEN ÇEKTİĞİMİZ?!.. YABANCI HAKEM GETİRİN”, DEDİ.
BAKAN’IN, “BUGÜN, YARIN DÜZELİRLER DİYE BEKLİYORUZ. AMA, HAKEMLER DÜZELECEKLERİ YERDE GİDEREK KÖTÜLEŞİYORLAR. TAKIMLARIN KADERLERİYLE AÇIK SEÇİK OYNUYORLAR. BİTSİN BU SORUN.” DERKEN, BAKANLIK YETKİLİLERİ:
“GELEN ŞİKAYET MEKTUPLARINDA İLGİNÇ İDDİALAR VAR. ANLAŞILDIĞI KADARIYLA, BURASI BÎR NEVİ KOLAY PARA KAZANMA YERİ HALİNE GELMİŞ…..BİR ÇOK KULÜBÜN HAKKI ADETA GASPOLU-NUYOR. OLAYLAR, YABANCI HAKEM GETİRİLMESİNİ ADETA KÖRÜKLÜYOR”), GÖRÜŞÜNÜ BELİRTMİŞLERDİR.
Bu üzücü durumun ilginç yönü, Beşiktaş’la G.S. kulüplerinin, hatta teknik direktörleri BRANCO STANKOVİÇ ve JUPP DERWALL’-in, bu dedikodulu dönemde, birbirleriyle yarışırcasına hakemlerden memnun olduklarını tekrarlayıp durmalarıdır. Gerçekten, bir kısım hakemlerin bu 2 kulübe karşı ötedenberi fazla müsamahakâr tutumları bazen gözlere batar derecelere varmıştır. Ancak, bu taktik, bu mevsim 2 kez bozuldu:
Beşiktaş genelkaptanı Zekeriya Alp, 1 Marttaki G.S.-F.B. maçında, yanlı idaresiyle, üzerine şimşekler çeken Yusuf Namoğlu’nun bu tutumunu ele alıp; basın kanalıyla:
(HAKEM TEŞKİLÂTI G.S. ı ŞAMPİYON YAPMAK İÇİN KARAR ALMIŞ…), görüş ve inancını öne sürerken, Galatasaray kulübü de, 19 Nisanda hasan Ceylan’ın yönettiği, 2 penaltılı, 2-1 lik G.Birliği-Beşiktaş maçını kastedip, 22 Nisanda: (ÇARPİK DÜŞÜNCELİLERE SESLENİYORUZ. G.S. CAMİASI SİZLERİ DOLAŞTIĞINIZ EN KARANLIK KÖŞELERDEN BULUP ÇIKARABİLECEK DERECEDE GÜÇLÜDÜR.), deklarasyonuyla, karşılıklı ağır suçlamalardan da geri kalmamışlardır.
Nihayet su yüzüne çıkan bu, “HAKEM” sorunu için, yıllardır canı yanan Fenerbahçe’nin AHI MI TUTTU!..”, denebilir. Ancak, Sarı-Lâcivertli kulüp bu konuda, bu mevsim de nasibini almaktan yoksun bırakılmadı.
Fenerbahçe kulübünün, yıllardır büyük ihmalkârlıkla hakkını aramaması bazı hakemleri cesaretlendirmiş ve onları kendisine karşı açıkça yanlı ve yıkıcı bir tutum izlemeye itmiştir. Nihayet Bakanı da çileden çıkaran bu pervasızlık, bu mevsim daha da yaygınlaştı ve Sarı-Lâcivertli kulüp için felaket halini aldı.
Bu şahıslar, yarattıkları veya görmezlikten geldikleri penaltılar, göz yumdukları ofsayt goller, geçersiz saydıkları nizami goller ve değerini çok ucuzlattıkları kırmızı kartlarla yönetmelikleri, özellikle Fenerbahçe aleyhine pervasızca çiğnediler. İlk devrede 19 kulüp içinde en çok kırmızı kart görenin (5) ile Fenerbahçe, enaz penaltı çekenin de (1) ile yine Fenerbahçe olduğunu hatırlamak bir fikir verir.
Bu mevsim Fenerbahçe’ye karşı haksız tutumları basın tarafından ağır surette kınanan hakemlerin başlıcaları Coşkun Kutay, İhsan Türe, Yusuf Namoğlu ve özcan Oal’dır. Bu zevatın, Fenerbahçe’nin türlü nedenlerle zor olan durumuna, haksız kararlarla, nasıl tüy diktiklerini ve 7 puandan başka Federasyon kupasından da, ilk maçta, nasıl ekarte edildiğini basından kısaca alıyoruz: Denizli’de 5.1.1986 da 2-1 kaybedilen maçtan sonra “HÜRRİYET den:
(— F.BAHÇEYİ HAKEM YENDİ. COŞKUN KUTAY, “FENERBAHÇE YENİLECEK”, DEDİ VE SAHADA MAĞLUP ETTİ. HAKEM MÜESSESESİNE SON DERECE SAYGIMIZ VAR. HELE MAL VARLIKLARININ GÜNCEME GELDİĞİ BU GÜNLERDE. AMA DÜN COŞKUN KUTAY BU KUTSAL MÜESSESEYE LEKE DÜŞÜRDÜ…….NE DEMELİ. KUTAY TO-TO SUNDA BU MAÇA HERHALDE “BİR” VERMİŞTİ. VE DÜN F.BAHÇE’Yİ DENİZLİ DEĞİL, HAKEM YENDİ.)
Fenerbahçe kulübü’nün bu Denizli maçı için yayınladığı bildiriden:
(—…..HAKEM COŞKUN KUTAY GEREKSİZ PENALTILARLA FENERBAHÇE’NİN PUANLARINI GASBEDEN ADAM OLMUŞTUR.
TRT KAMERALARI KULÜBÜMÜZ ALEYHİNE OLAN HAREKETLERİ TEKRAR TEKRAR GÖSTERİRKEN, LEHİNE OLANLARI EKRANA DAHİ GETİRMEMEKTEDİR. TÜM BASIN ORGANLARINA DENİZLİSPOR MAÇI YAYINLARI NEDENİYLE TEŞEKKÜR EDERKEN, TRT NİN YAYIN ELEMANLARINI KINIYORUZ.)
İHSAN TÜRE’NİN 5.2.1986 da Adapazarın-da Fenerbahçe’yi Federasyon Kupasından eleyişini “HÜRRİYET” şöyle nakleder ve yorumlar: (HAKEM İHSAN TÜRE 3 METRE OFSAYT OLAN POZİSYONDA GOL VEREREK FENERBAHÇE’Yİ YAKTI. KOCA BİR KULÜBÜN GELECEĞİ İLE OYNADI),..
Böyle iken, 30 Mart TRABZON deplasmanına yine bu hakemin tayin edilmesine Fenerbahçe’nin ses çıkarmaması ve boyun eğmesi hayret edilecek bir sorumsuzluktu. Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor, nadir olarak uğradıkları, hatta hiç uğramadıkları “haksızlık” iddiasıyle, maçlardan önce kıyametler kopararak hakemleri etkiler ve baskı altına alırlarken, Fenerbahçe’nin şampiyonluklara mal olan gaddarlıklar karşısında susması bu şahıslara cesaret vermekte, bu da kulüp için yıkım olmaktadır. Nitekim, Trabzondaki akibet de, maç başındaki bir penaltı kararıyla, çıra gibi yanmak oldu….
Merkez hakem komitesinin buradaki suçunu kim yüzüne vurup cezalandıracak?… Futbolcuların, kendilerini yakan bir adamı kısa süre sonra yine tepelerinde görünce, morallerinin ne olacağını kavramak için psikolog olmak gerekmez. Eğer tayinlerde kasıt yoksa, M.H.K. nin bu kadar açık gerçekleri idrakten aciz kişilerden kurulmuş olması, Türk futbolunun zavallılığının kanıtlarındandır.
Haksızlık ve taraf tutmalar önceleri kültürü zayıf hakemlerin marifetleri idi. Hastalık zamanla kültürlü hakemlere de bulaştı. 1 Marttaki,ezeli rakipler maçı, özenilmiş gibi, 3 ü de G.S. sempatizanı bir triyoya yönettirilmiştir. 90 dakikanın izlenimi, G.S. kulübüne yaranabilmekte tam uyum içinde oluşlarıdır,
İslâm Çupi’nin, 4 Mart 1986 günlü “Milliyet” de, (LİGİN ÜSTÜNDEKİ TEK HAKLI…… HAKEMLER) başlıklı ilginç yazısından bazı pasajlar aşağıdadır:
(FENERBAHÇE’NİN LİGDEKİ RAKİPLERİNİN KİMLER OLDUĞU, DİPTEN DENİZİN YÜZÜNE AĞIR AĞIR ÇIKMAYA YÖNELMİŞ, TAM SAVAŞ DONATIMLI BİR DENİZALTI GİBİ BELLİ OLMADA.
FENERBAHÇE, ÖZRÜ BOL, EKSİK GEDİK BİR FUTBOLLA LİGDEKİ 18 RAKİBİYLE MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDERKEN, “HER MAÇ BOYNU KAÇINCI DAKİKADA KOPACAK” ŞEKLİNDE BİR ÜRKÜNTÜ DEPREMİNİN İÇİNDE, BU MAĞLUP EDİLMEZ GÜCE BEYAZ BAYRAK SALLAMAKTADIR. BU MAĞLUP EDİLMEZ GÜCE FUTBOL SAHALARINDA “HAKEM VEYA HAKEMLER”, DENİLİYOR.
KİŞİLİĞİNE, BEYEFENDİLİĞİNE SON DERECE SAYGI VE SEVGİ BESLEDİĞİM YUSUF NAMOĞLU’NUN, TÜM BASINLA BİRLİKTE, TV GÖRÜNTÜLERİNİN SARMAŞ DOLAŞ OLDUĞU, FENERBAHÇE’NİN VERİLMEYEN PENALTISININ ATLANARAK BAŞLAYAN NİZAMİ GOLÜ İLE, MÜJDAT’IN HİÇBİR HAKLI NEDENE DAYANMAYAN KIRMIZI KARTI, ŞAYET BU SEZON SARI-LÂCİVERTLİ TAKIMIN BAŞINDA PATLAYAN, “İLK KABAK”, OLSAYDI, BUNU HOŞGÖRÜ TULUMUNA SARMAK VE İLK HAKYENİŞ OLARAK, PEKALA SİNENİN DERİNLİKLERİNE GÖMMEK MÜMKÜN OLABİLİRDİ. FAKAT, FENERBAHÇE VE HAKEMLERİ KOLKOLA SOKUP, GERİ TARİHLERE DOĞRU GİDERSENİZ FENERBAHÇE’YE İTİDAL, HAKEMLERE TAM GÜVEN SUNMAK OLASI DEĞİL….
FENERBAHÇE, SAKARYADA, YİNE BASIN ORGANLARIYLA GÖRÜNTÜ ORGANLARININ İTTİFAK ETTİKLERİ BİR BARİZ İLK OFSAYT GOLLE FEDERASYON KUPASINA VEDA ETTİ… AYNI FENERBAHÇE DENİZLİDE UYDURMA BİR PENALTI İLE LİGDE YAPTIĞI ŞAMPİYONLUK KOVALA-MACASINDA, İKİ AYAĞI BİRDEN KESİLDİ. BAK O MAÇIN PAZARTESİ SABAHI ÇIKAN KRİTİKLERİNE, BAK TV NİN ARŞİVİNDEKİ AĞIR ÇEKİM BANDLARINA…..
LİGİN 24. HAFTASINA VARMIŞIZ, F.B. TAKIMI “2” RAKKAMIYLA LİGİN EN AZ PENALTI ATAN EKİPLERİNDEN BİRİ OLMUŞ….
HAKEMLER LİG BOYU SADECE FENERBAHÇE’NİN BOYNUNDA ZİNCİRLİ BİR AĞIR KALASLA, ORTAÇAĞ İŞKENCECİLERİ PORTRESİ ÇİZMEKTELER……..)
İşaretlemek yerinde olur ki, bu ezeli rakipler maçı gözlemcisi, eski değerli hakemlerden emekli Dz. Albayı SEDAT ÖZÇELÇUK, raporunda F.B. li İsmail’e yapılan ve verilmeyen penaltıdan sonra, Selçuk’un nizami golünü iptal etmesi ve Erhan’ın dirsek darbesiyle yere yıkılan suçsuz Müjdat’a kırmızı kart göstermesi, nedenleriyle, Yusuf Namoğhı’na 100 üzerinden 63 not vermiştir.
Namoğlu, o günkü çok” gayretli ve etkili oyunuyla:
NURETTİN-İSMAİL, ABDÜLKERİM, ONUR, ERDOĞAN-HÜSEYİN, ENGİN, PESİÇ (İLYAS)-MÜJDAT, ŞENOL VE SELÇUK’tan kurulu Fenerbahçe’nin kesin galibiyetini önlemiş ve:
SİMOVİÇ-İSMAİL, RAŞİT, ERHAN, AHMET-YUSUF, PREKAZİ, ARİF (HASAN)-BÜLENT (H.İBRAHİM), CÜNEYT ve ERDAL’dan oluşan Galatasaray’ı da mutlak bir yenilgiden kurtarmıştır. Bu gerçeği saptırma veya başka bir kalıba sokmanın olanağı yoktur.
13 Nisandaki F.B.-Beşiktaş maçının hakemi Ergül Yücedağ iken Fed.Başkanı Oflas neden Özcan Oal ile değiştirdi?., maçın son derece başarısız yönetimi bu soruyu haklı kılar. İşte (GÜNEŞ) teki yazı:
(BEŞİKTAŞ F.B. yi 3-1 YENERKEN GEREK HAKEMLİK, GEREKSE TEKNİK YÖNETİM OLARAK BÜYÜK HATALAR SEYRETTİK. 2. golde YAN HAKEM SABRİ ÇELİK AÇIK OFSAYDI GÖRMEYEREK ÖZCAN OAL’I YANILTTI. Skor 2-0 olunca F.B. moralman çöktü. 3. golde de Feyyaz ofsayttı ve Yaşar’dan gelen topu ağlara attı ve bu da gol sayıldı. Nihayet, Kadir’in ceza sahasında İlyas’a yaptığı açık penaltıyı vermeyen Özcan Oal hatalarına bir tane daha ekledi.)
Görülüyor ki, 1985-86 mevsiminin açığa vurduğu gerçekler arasında hakem sorunu Fenerbahçe için yine en büyük handikap oldu. Hatta Fenerbahçe nin bu mevsim çöküşünü ve 5. oluşunu doğrudan doğruya Galatasaray maçında uğradığı büyük haksızlıklara bağlayanlar vardır. 4.6.1986 günlü (Milliyet) in spor ilâvesinde, (LİGDE BORDEAUX MAHKUMU BİR BÜYÜK: FENERBAHÇE), başlıklı yazı buna örnek gösterilebilir:
(ASLINDA FENERBAHÇE’NİN ÇÖKÜŞÜ SELÇUK’UN GOLÜNÜN HAKEMCE SAY1LMAYIŞIYLE, GOLSÜZ BİTEN G.S. MAÇINDA BAŞLAMIŞ, EZELİ RAKİBİNİ YENEMEYEN F.B., artık TÜM HIRS, İDDİA VE TAKIM ARMONİSİNİ KAYBEDEREK, LİGDE BAŞARISIZ GEÇEN BİR DÖNEMİN ÇUKURUNA DÜŞMESİ DRAMINA DOLU DİZGİN KOŞMUŞTUR.) Görülüyor ki, Yusuf Namoğlu’nun Fenerbahçe kulübüne neden olduğu zarar hadsiz ve hesapsızdır.

1986-87 TÜRKİYE LİGİ

Türkiye liginin 1986-87 şampiyonası 15 bölgeden 19 kulüp arasında 24 Ağustosta başladı ve 7 Haziran 1987 de son buldu.
Fenerbahçe’de, mevsim öncelerinde bazı gariplikler yaşanmıştır:
İki yıl önce sözleşmesinin yenilenmemesini büyük çoğunluğun olumlu karşıladığı STANKOVİÇ, büyük transfer ücreti ve maaşla, yeniden angaje olunmuş, ancak ligin bitimine 5 hafta kala kendisine yeniden yol verilmiştir.
Sakaryaspor’dan transfer olunan Aykut Yiğit’le Düzce’den alınan Cihan Işık Fenerbahçe’de oynamak yerine, hemen aynı mevsim Bakırköy ve Sakarya’ya kiralandılar. 3 yıl önce Trabzonspor’a giden Osman Denizci yeniden alındı. Kaleci JIVAN LUKOVCAN da, başkan Tahsin Kaya’nm 2 ayağı bir pabuca sokulup, tatil günü banka açtırılarak ve çok da pahalı olarak transfer olundu.
Denilebilir ki, bu yıl sadece Adanasporlu Kayhan Kaynak isabetli transfer olmuştur.
Buna karşı, amansız hastalığı süren milli Hüseyin Çakır’dan ümit kesilmiş, Selçuk Yula Blau-Weiss’e transfer olmuş, kulüple takışmalara yeltenen İlyas Tüfekçi’ye G.S. ya gitme izni verilmiştir. Kaleci Yaşar Malatya, Erdoğan Arıca Diyarbakır, Cem Pamiroğlu da Sarıyer’e kiralandılar. Kaleci Nurettin’e talip çıkmamıştır.
Görülüyorki Fenerbahçe’nin kadrosu çok daralmış ve muhtemel hastalık, sakatlık ve cezalar için ümit takımına bel bağlanmıştır.
Fenerbahçe lige, 2-2 berabere kaldığı G.S. maçından sonra, Beşiktaşı 3-0 yenip T.S.Y. kupasını 10. kez kazanarak girdi.
Türk futbolunun, her halde kaderi olacak, geçen mevsimin bunca olayları sanki yaşanmamış gibi, bu mevsim de, daha ilk adımda, hakem densizlikleriyle karşılaşılmıştır. Bu yeni kahraman Kemal Yeşeren adlı, tanınmamış biri idi ve Spor Yazarları Kupasında F.B. nin G.S. karşısındaki galibiyetini, 13 Ağustos 1986 günü Ali Sami Yen stadında, kılı kıpırdamadan çalıp, beraberliğe çevirdi. İşte Milliyet de Ergun Emek’in görüşü:
(Fenerbahçe’nin, ilk devresini bariz üstünlükle 2-0 kapadığı maçın kaderinde en büyük rolü oynayan kişi, 64. dakikada çok ucuz bir penaltı veren, hakem Kemal Yeşeren oldu. Karyerini yapamamış olan Yeşeren, maçın büyüklüğü altında ezilip kaldı. Yusuf, kendi kendine yere düştüğü halde, penaltı icatçısı olan hakem Yeşeren ağır bir cezanın yaratıcısı oldu.

Fenerbahçe penaltı golü ile adeta afallarken Galatasaray’da bir ümit belirdi. Nitekim, Uğur kafa ile beraberliği sağladı. Müjdat’ın çıkarılması F.B. için ikinci süpriz olmuştur.)
Başkan Tahsin Kaya’nın 15 Ağustosta basındaki ilginç sözleri:
(GALATASARAY’I ŞİMDİDEN HAKEMLER KORUYOR. SPOR AHLÂKI OLMAYAN FUTBOLCU VE FUTBOL KATİLİ HAKEMLER YÜZÜNDEN TARAFTAR KİTLELER DÜŞMAN KAMPLARA BÖLÜNDÜLER. BAZI KİRLİ ELLERİN SPORDAN ARINDIRILMASI GEREKİYOR. YEŞEREN 30 BİN KİŞİ ÖNÜNDE GALİBİYETİMİZİ ÇALDI.
HAKEMLERİN FENERBAHÇE KULÜBÜNDEN NE İSTEDİKLERİNİ ANLAYAMIYORUM. TARAFTARLARIMIZ RESMEN TAHRİK OLUNUYORLAR. SOKAĞA DÖKÜLÜRLERSE SORUMLUSU KİM OLACAK?. F.B. GÜCÜNÜ GÖSTERDİ. G.S. İLE 10 MAÇ YAPSAK HEPSİNİ KAZANIRIZ.)
Fenerbahçe kulübünün bildirisi:
(Lig maçlarının başlayacağı bu günlerde T.S.Y. Kupası maçındaki hakem olayına değinmek zorunda kaldığımız için üzgünüz. Penaltı olayı ve 2. golden önceki bariz faulü görmemek, takdir hakkını böyle kullanmak, izahı mümkün değildir.
ULUDAĞ’DA YAPILAN HAKEMLER SEMİNERİNDEKİ OYLAMADA BU MEVSİM ŞAMPİYONUN G.S. OLACAĞININ İLÂN EDİLMESİ BİZLERİ DÜŞÜNCEYE SEVKEDİYOR. DEMEK Kİ GEÇEN SENEKİ G.S. MAÇINI HATIRLAMAMIZ BU MÜESSESEYİ GÖTÜRÜR, BİLEMEYİZ. ANCAK, NEREDE BAŞLANIRSA ORAYA KADAR GİDERİZ. FENERBAHÇE, ŞAMPİYONLUKLARA TESİR EDECEK BU OLAYI EN CİDDİ ŞEKİLDE TAKİP EDECEKTİR. Temennimiz, gündemde olan yabancı hakem konusunun ele alınmamasıdır.)
Ligin başlamasından bir hafta önceki bu olay, Fenerbahçe için bulunmaz bir uyarı idi. Galatasaray ağırlıklı yeni Federasyon, Fenerbahçe’nin bu yıl da çok çekeceğini gösteriyordu. Tek teselli, bu durumun kulüpçe kavranmış olmasıdır.
Lige 2-0 lık Antalyaspor galibiyetiyle başlayan F.B., 5. hafta Galatasaray’a 2-1 yenildi. 18. dakikada Şenol’un golü ile galibiyete geçince, Stan-koviç’in belirgin taktiği olan defansa çekilmek, 64 ve 87. dakika golleriyle ödendi. Transferde girdiği bir milyar lira borç nedeniyle karma karışık durumdaki Galatasaray kulübü, yaşanmış bir çok örneği gibi, bu Fenerbahçe galibiyeti ile durulmuş ve toparlanmıştır.
Mevsimin şampiyonluğunu 36 maçta 23 galibiyet, 8 beraberlik, 5 yenilgi, 24 e karşı 55 gol ve 54 puanla 7. kez G.S. kazandı. Son iki haftaya kadar lider olan Beşiktaş 53 puanla.ikinci, Samsunspor’la Trabzonspor’un 49 ar puanlarından sonra, 39 puanla Fenerbahçe, geçen yılki gibi, 5. oldu. Bu mevsim de saldırılara hedef olan ve 6 milli futbolcusu 3 er, 4 er ay gibi ağır cezalara çarptırılan Fenerbahçe, 13 er galibiyet ve beraberlik ve 10 yenilgi almış ve attığı 46 sayıya karşı da kalesinde 39 gol görmüştür. Fenerbahçe’yi bu anormal sonuca götüren 36 maçın dökümü ile, yaşanan başlıca olaylar aşağıdadır:

Fenerbahçe’nin bahtsız cocuğu Milli Hüseyin Çakıroğlu’nun Amerika’ya gönderilmesi fayda etmeyip 26.10.1986 da kaybedilmesinden sonra, ligin ilginç olaylarından biri 2 Kasımda Samsun’da yaşandı. Stankoviç, sabah 10.30 da (midem kaldırmıyor, yiyemem!..) diyen Abdülkerim’i, bonfile yemediği için, kadrodışı bıraktı ve maç 4-0 kaybedildi.
Fenerbahçe’yi klasmarda 8. liğe düşüren bu yenilgiden sonra, belini büken 2. olay, 7 Aralıkta 15. haftanın 1-0 lık Beşiktaş yenilgisidir. Bu maç beklenmedik şekilde, yeniden sahneye çıkan Yusuf Namoğlu’nun 24. dakikada F.B. aleyhine verdiği sudan bir penaltı ile kaybedildi.
Bütün uyarılara karşın, Namoğlu’nun bu maçı yönetmesini Başkan Tahsin Kaya, kısa süre sonraki Divan toplantısında şöyle açıkladı:
— Maçtan önce çok telefon aldım. Bu zat Fenerbahçe düşmanıdır. Bizi yakar!., denildi. Ankara’da işim vardı. Gitmedim. Hakemlerin gecesine gittim. Ona dedim ki:
— Fenerbahçe’ye çok kötülükler etmişsin. Sana Fenerbahçe hainidir, diyorlar. Fenerbahçe’den istediğin nedir?!… bana, şerefi üzerine yeminler edince inandım!… Hata benim!…
Bir Beşiktaş-Galatasaray çekişmesi halinde; ancak Beşiktaş’ın averaj üstünlüğünde geçen mücadelenin 35. hafta maçında Beşiktaş’ın Denizlispor’dan 85. dakikada yediği, beraberlik golü, bir hafta sonra G.S. ı bir puan farkla 7. kez Türkiye ligi şampiyonu yaptı. Adeta, gökten inen bu şampiyonluk Sarı-Kırmızılı toplumu görülmemiş derecede mutlu kılmış ve sayılarının da, 14 yıllık uzun bir özlem dönemine karşın, azalma-yıp, çoğaldığını göstermiştir. Nitekim bu mevsim, maç hasılatında Fenerbahçe’nin 3. sıraya düşmesine karşı baş sırayı tutmaları bunu kanıtlar. 23.5.1987 de 2-0 yenilgiden 2-2 beraberliği kurtardığı Altay maçını Fenerbahçe’nin kendi sahasında 3492 seyirci gibi, çok uzun yallardanberi görülmemiş tenha tribünler önünde oynadığı gözardı edilmeyecek bir olaydır.
Bu mevsim, yaygın bir hal alan (teşvik primi), özellikle haftalar süren puan eşitlikleri sırasında, G.S., ile Beşiktaş arasında çok sert suçlamalara konu olurken, (şike) ihbar ve iddiaları da bütün yurtta aldı yürüdü. Teşvik primlerinin futbolcu başına 5 milyon liraya ulaştığı basında yer almış ve ilgililerin:
— Muhakkak ki şike yapılıyor. Ancak, isbatı mümkün değil. İhbar sahiplerinden isbatta bulunamayacakları mahkemeye vereceğiz!., şeklinde, basındaki demeçleri, düşülen aczin itirafı olarak, üzüntüler yaratmıştır.

“EZELİ RAKÎP” TEN BİR DOSTLUK!

Fenerbahçe, 26. hafta liderden 5 puan geride ve 5. iken, sahasında 0-0 sonuçla elendiği Sam-sunspor Fed.Kupası çeyrek final rövanş maçından sonra çıkan dövüşme sonucu Federasyonca, ligin bitimine 9 hafta kala şampiyonluktan uzaklaştırıldı. Ligi, lider ümit takımı elemanlarıyla tamamlarken, son 9 maçın sadece sonuncusunu 6.6.1987 de Kocaelispor’a karşı 2-1 kazanabilip, hem ümit takımının şampiyonluğu heba oldu, hem de artık toparlanamayıp, G.S., B. J.K., Samsun ve Trabzondan sonra, ancak 5. liği kurtarabildi.
Kupa maçı sonunda F.B. li futbolcuların bulunduğu yönde ve tribünlere doğru hareketlerle koşan Samsun kalecisi Fatih’le tekmeci Rıfat, maç boyunca tahrik ettikleri bazı rakipleri tarafından dövülmekle karşılık gördüler. Bu yakışıksız ve akılsızca davranış, F.B. li futbolcularla kulüplerine çok pahalıya mâl oldu.
Galatasaray ağırlıklı Futbol Federasyonu, bu fırsattan azami ölçüde yararlanmaya koşmuş ve seferber ettiği bütün teşkilâtını alarma geçirip, Fenerbahçeli 6 milli futbolcu, birkaç tokat ve tekmenin bedeli olarak, (Cinayet ve Facia) ithamları da dahil, son derece ağır suçlamalara hedef olmuşlardır. Sonuçta, ismail, Sedat ve Zafer (3) er, kaptan Müjdat ve Hasan ile, tam anlamıyla suçsuz Abdülkerim (4) er ay cezalandırılmışlar, statda 2 maç kapatılmış ve F.B. bu mevsim 3 İstanbul maçını dışarlarda oynamak zorunda bırakılmıştır.
Sahalarda çok görülen, ancak, bu derece abartılıp şişirildiği hiç görülmemiş ve hakem raporuna da geçmemiş saha dışı bir olayda Federasyonun takındığı tutum ve gösterdiği olağanüstü hassasiyet bir çok makûl düşünenleri çok üzmüş ve ezeli rekabetin kolay giderilemiyecek bir yara aldığı görüşü egemen olmuştur.
Muhakkak olan şudur ki, G.S. ağırlıklı Federasyonun isteyerek aldığı ve aldırdığı bu nisbetsiz ve karakuşi kararlar 80 yıllık Fenerbahçe’yi yıkabilirdi. Eğer bu olay birkaç hafta önce yaşansaydı, Fenerbahçe küme bile düşer ve bu durum bazı kimseleri, belki de, memnun ederdi. Bu gerçek, ne çare ki, başka bir kalıba sokulamaz!.. Bu takdirde, bu işlerde yeterince bilgiye sahip olmayan ve kamuoyunca tefe konan bir haksız davranışı görülmemiş bir duyarlık ve telâşla, gözü kapalı destekler beyanatta bulunmak talihsizliğini gösteren Başbakan ile M.E.G. ve Spor Bakanının, bu kez, nasıl bir tavır takınacakları merak edilirdi. Bu hata ve gafletin doğuracağı vahim akibetin hesabı hiç mi sorulmazdı?!..
Bu olaydan ezeli rekabet konusunda yine de ders almak gerekiyor. Şampiyonlukta iddiasız bir Fenerbahçe’yi bile, “Zayıf bir anında”, “ölüme itebilecek kadar fanatik” kimseler de bulunabileceği akıl ve gözönünden uzak tutulmamalıdır.

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 1

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 2

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 3

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 5

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 6

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 7

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 8

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 9

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 10

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 11

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 12

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 13

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 14

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 15

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 16

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 17

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 18

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 19

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 20

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 21

Written by kesinofsayt

13 Nisan 2012 at 12:18

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

1907-1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 3

leave a comment »

1964-65 TÜRKİYE LİGİ ve F.B. NİN 4. TÜRKİYE LİGİ ŞAMPİYONLUĞU

Türkiye ligi 1964-65 mevsimi şampiyonluğu, 5.9.1964 de, 16 kulüp arasında başladı. Ancak, geçen yılın Türkiye şampiyonu olması dolayısıyla Amsterdam’da yaptığı Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası D.W.S. (A.F.C.DOOR WİLS-KRACHT STERK) maçı dolayısıyla; Fenerbahçe, 3 Ekimde 4-1 lik Beykoz galibiyetiyle başladığı ligi, 13 Haziran 1965 de Beşiktaş’ı 1-0 yenerek ve şampiyonluğu 4. kez kazanarak tamamladı.(1) Fenerbahçe, 30 maçın 18 ini kazanıp 11 inde berabere kalmış ve yalnız Faruk Talu’nun yönettiği 20. karşılaşmada İstanbulspor’a 1-0 yenilip, 13 e karşı 52 gol ve 47 puanla şampiyon olmuştur. Ayrıca, ligin en çok maç kazanıp enaz yenilen ve en fazla gol atıp en az gol yiyen takımıdır. 22 futbolcu arasında kaptan Şeref Has 28 maçla takımda en çok yer alan, Ziya Şengül’de 12 golle en fazla sayı yapandır.
Beşiktaş 16 galibiyet, 9 beraberlik, 5 yenilgi ve 17 ye karşı 46 gol ve 41 puanla ikinci, Galatasaray da 14 galibiyet, 11 beraberlik, 5 yenilgi ve 31 e karşı 51 gol ve 39 puanla üçüncü oldular. Fenerbahçe’nin bu 4. şampiyonluğu kazanırken yaptığı 30 maçın rakip ve sonuçlan aşağıdadır.

(1)— Hemen her mevsim, liglerin 2. devre maçlarında birinci devre sırası takip edilmemektedir. Bunun nedeni ertelemelerdir. Örneğin, bu mevsim maçlarında da son karşılaşma, tabloda görülenin aksine, G.S. ile değil Beşiktaşla oynandı.

İzmirspor’a giden Tuncay Becedek ve Vefa’ya giden Güray Erdener’e karşı Fenerbahçe, Ankara PTT den Ziya Şengül ile Şükrü Birant ve İstanbulspor’dan da Yıldırım İper’i alarak, Ağustosta gelen İngiliz Oscar Hold antrenörlüğünde ilk devreyi en yakın rakibi Beşikta’tan 2 puan önde bitirdi Ancak, 2. devre ortalarında 6 maçta 7 puan kaybetmesi ve forvetin son derecede gol kısırlığı göstermesiyle liderliği Beşiktaş’a kaptırdı.
Düşülen bu kötü durum yönetim kurulunu 30 Martta önlemler almaya zorladı. Bunlar; takımla daha yakından ilgilenilmesi, şikayet konusu  olan ağır çalışmaların hafifletilmesi, takımın maçlardan önce Moda Palas’ta kampa alınması ve maça çıkacak tertibin Hold tarafından yönetim kuruluna getirilmesidir.
Tedbirler kısa sürede olumlu sonuç verdi. Takım yeniden liderliğe yükseldiği gibi, şampiyonluğu da 6 puan önde kazandı.
Fenerbahçe, 30 Mayıs 1965 de başkentteki 29. hafta maçında Hacettepe’yi 2-0 yenip, en yakın rakibi Beşiktaş ‘ı 4 puan geçince, birinciliği garantilemiş olduğundan, 23 bin seyircinin isteğine uydu ve şampiyonluk turunu Ankarada attı. 30. ve son maçını 13 Haziran gecesi İnönü stadında 34.494 seyirci önünde Beşiktaşla yaparken de çok diri ve çabuktu. Bu nedenle, Aydın’ın 87. dakikadaki sağ çaprazdan golü, ligin son maç ve şampiyonluğu süsleyen güzel bir anı olarak coşkun gösterilere neden oldu.
Bu galibiyeti kazanan kadro şudur:

HAZIM-ŞÜKRÜ, İSMAİL KURT-ŞEREF(K), ÖZER, OSMAN-OGÜN, HÜSEYİN, ZİYA, ALİ İHSAN VE AYDIN.

Kupayı, Muhterem Özyurttan sonra, bu mevsim yeniden F.F. başkanlığına atanan Apak’dan alan Fenerbahçe takımı, 2 yılda İzmir ve Ankara’dan sonra İstanbullu taraftarlarını da tur mutluluğundan yoksun bırakmamıştır. Böylece, Türkiye liginin oynandığı 3 şehirde 378 günde, ayrı ayrı 3 şampiyonluk turu atmayı başaran Fenerbahçe, ligin yayılmasının mutlak ve mukadder oluşu karşısında, bir daha yaşanması kesinlikle olanaksız mutlu bir olay ve anının yaratıcısı olmuştur.
Fenerbahçe’nin en yakın rakibinden 6 puan önde kazandığı bu 4. Türkiye ligi şampiyonluğunun son hafta bir Beşiktaş galibiyetiyle süslenmesi ve gösterilen güzel ve dinamik oyun kamuoyunu fazlasıyla etkilemiştir. Milliyet gazetesinde Kahraman Bapçum imzalı yazı buna örnektir:
(… ve BİTTİ…. GÖZYAŞI VE TER… SEVİNÇ VE HEYECAN… HERŞEY BARDAKTAN BOŞANIRCASINA YAĞDI VE GEÇTİ…. SAHAYA “ŞAMPİYON” SIFATINI TAŞIYARAK ÇIKMIŞ BİR TAKIM, SANKİ HERŞEY BU MAÇA BAĞLI İMİŞ GİBİ MÜCADELE ETMİŞTİ. VE BİZ, İLK KEZ, KARŞIMIZDA ZAFERLE DEVLEŞMİŞ İNSANLAR DEĞİL DE, İNSANCA ÇARPIŞMAYI HEDEF SAYMIŞ DEVLER SEYREDİYOR GİBİ İDİK.. ÖYLESİNE MÜTEVAZİ, ÖYLESİNE TRİBÜNDEKİ İNSANLARDAN BİRİ İMİŞÇE-SİNE, ÖYLESİNE İÇTEN VE ŞIMARIKLIK TAN UZAKTI Kİ FENERBAHÇE ONBİRİ… GALİBA, ASIL ŞAMPİYONLUK DA BU İDİ…)

1965-66 TÜRKİYE LİGİ

Türkiye liginin 1965-66 şampiyonasına katılacak kulüp sayısı tartışmalara neden oldu. 2. ligden Bursaspor’un şampiyonluğu averajla Vefa’ya kaptırması politik istismara yol açtı. 250 senatör ve milletvekili imzalı bir önerge Devlet Bakanı Şekip Ünal’a sunulmuş ve Türk futbolunu sadece 3 şehrin temsil edemeyeceği ve kulüp sayısının, BURSASPOR, ADANA DEMİRSPOR, KARŞIYAKA VE ALTINORDU’nun da katılmalarıyla 20 YE ÇIKARILMASI İSTENMİŞTİR.
Güçlükle kurulabilmiş bir düzene karşı yapılan bu müdahale, federasyonun 11 Haziran 1965 toplantısında oybirliğiyle red edildi. Ancak, 1 ve 2. liglerde yer değiştirecek kulüp sayısı 1 den 2 ye çıkarıldı. Bu arada 2 kaleci oynatmak da karara bağlandı.
Fenerbahçe bu mevsim Ankara PTT den milli Yaşar Mumcu, İzmirspordan Bülent Buda, İstanbıılspordan da kaleci Yılmaz Urul’u transfer etti. Burhan İpek de Yugoslavyadan göçmen geldi. Bunlara karşı Ergun Öztuna Avusturyanın Klagenfurt takımına, İsmail Alemdar Beykoz, ve Atillâ Altaş Bursaspor’a gittiler. Yüksel Gündüz ve Yıldırım İper de, Ercan Aktuna’ya karşı Istanbulspor’a verildiler.
Mevsimi 29 Temmuzda Hold’un antrenörlüğünde açan son 2 sezonun şampiyonu Fenerbahçe, bir haftalık Uludağ kampı ve başarılı hazırlık maçlarından sonra, lige 4 Eylül’de 2-1 lik Beykoz galibiyetiyle başladıysa da başarısını sürdüremedi ve 8 Mayıs 1966 da, defansının son dakikalarda kendi kalesine attığı golle düştüğü 1-1 lik PTT beraberliğinden sonra, 32 puanla 4. oldu. 20 galibiyet, 8 beraberlik, 2 yenilgi ve 16 ya karşı 52 gol ve 48 puanla Beşiktaş 2. kez şampiyon, G.S. 42 puanla ikinci, Gençlerbirliği de 38 puanla üçüncü oldular.
Fenerbahçenin 1965-66 ligindeki 30 maçı rakip ve sonuçlarıyla aşağıdadır:

F.B., 10 galibiyet, 12 beraberlik, 8 yenilgi ve 25 e karşı 32 gol gibi kötü sonuçlar aldığı lige aslında iyi hazırlanarak ve taraftarlarına ümit vererek girmişti. 9 Ağustos gecesi 26 bin seyirci önünde yapılan 1-1 lik Bulgar SLAVİA maçından sonra, Beşiktaşlı milli futbolcu Şükrü Gülesin’in, (FENERBAHÇE SEVGİSİ) başlıklı yazısı bu konuda aydınlatıcıdır:
(— BİZİM ZAMANIMIZDA FENERBAHÇE’NİN TARAFTARLARI HEM GALATASARAY, HEM DE BEŞİKTAŞ’TAN FAZLA İDİ… UZUN YILLAR KALDIĞIM İTALYA’DAN DÖNÜŞÜMDE SAR1-LÂCİVERT RENKLERE GÖNÜL VERENLERİN, ESKİSİYLE ÖLÇÜLEMEYECEK KADAR, ÇOĞALDIĞINI GÖRDÜM. BU ACAİP SEVGİ, “PARTİ KURSALAR FENERBAHÇE İKTİDARA GELİR!..” ÇİN MİLLETİ GİBİ SENEDEN SENEYE ÇOĞALIYOR, ÜRÜYORLAR.
O NE UĞULTU İDİ DÜN AKŞAM!.. NETİCEDE SLAVİA İLE BİR HUSUSİ KARŞILAŞMA YAPILACAKTI. AMA, DEDİK YA, SEVİYORDU TARAFTAR FENERBAHÇEYİ…. HER MAÇINA ZENGİNİ, FAKİRİ, MALİ KUDRETİNE GÖRE KOŞUP GELİYOR…)
Bu büyük ilgi, hiç kuşkusuz, beslenen bir ümitten kaynaklanıyordu: Güzel futbol seyredileceği ve şampiyon olunacağı umudundan… Nitekim, 12 ve 19 Eylül İstanbulspor ve Vefa maçlarına koşan 43 ve 42 şer bin taraftar hep bu güzel ümitleri taşımışlardı. Ancak, Fenerbahçeli futbolcular bu candan ilgiyi, 2 beklenmez yenilgi ile, hayal kırıklığına çevirdiler. Sonra da bir türlü toparlanamadılar. Ligi genellikle dağınık, sinirli ve korkak sürdürdüler.. Taraftarın da tepkisi üzerine, gösterilen iyi niyet ve çabaların sonuçsuz kalması, özellikle hücum elemanlarında güvensizlik yaratmış, sayısız gol pozisyonları inanılmaz beceriksizliklerle heba olmuştur…
Cezalarda da Ali İhsan’a 6 ay, Ogün’e 67 gün verilmesi gibi, suçlu Fenerbahçeli olunca, (VUR ABALIYA!..) metodunun bu yıl da sürdüğünü belirtmek gerekir. Başkan Dr. İsmet Uluğ’un 19 Ekim 1965 günü basında, (FENERBAHÇE TEŞKİLATA ATEŞ PÜSKÜRÜYOR), başlığı altında yayınlanan şikayeti ilginçtir:
(BİZ GEÇEN YILA KADAR TEŞKİLAT VE ONUN KOLLARI CEZA HEYETİ VE HAKEM KOMİTESİYLE ANLAŞAMIYORDUK… BİZE, BU TUTUMUMUZUN SPOR KADEMELERİNİN İTİBARINI SARSTIĞI SÖYLENDİ.
BUNUN ÜZERİNE, ÜLKEDE DİSİPLİNİN YAŞAMASI İÇİN ONLARA YARDIMCI OLDUK. HAKEMLER FUTBOLCULARIMIZA BİR CEZA VERİNCE, BİZ 2 KATINI VERDİK. AMA, SONUNDA BİZ ZARARLI ÇIKTIK. BUGÜN ÜZÜLEREK SÖYLERİZ Kİ, BAŞTA HAKEMLER OLARAK, SPOR TEŞKİLÂTI FENERBAHÇE KULÜBÜNÜ YILDIRMAK İÇİN ELELE VERMİŞLERDİR.
BİZ KORUNMAK DEĞİL, ADALET İSTİYORUZ. FENERBAHÇE KULÜBÜNÜN FUTBOLCUSU, İHTAR BİLE ALMADIĞI BİR MAÇTA, BİR FAVÜL YAPINCA TEDBİRLİ OLARAK CEZA HEYETİNE VERİLİRKEN, BİR BAŞKA KULÜBÜN OYUNCUSU İŞLEDİĞİ ÇOK DAHA AĞIR BİR SUÇTAN SONRA, SAHALARA ELİNİ KOLUNU SALLAYARAK ÇIKMAKTADIR. DİVAN KURULUMUZ YETKİ TANIRSA, DURUMU HALKOYUNA AÇIKLAYACAĞIZ VE SONUNA KADAR MÜCADELE EDECEĞİZ!..)
Fenerbahçe başkanının bu ilginç yakınmaları ilgililer üzerinde etkisiz kalınca, kulüp 20 Aralık 1965 de bir bildiri yayınladı. Bu bildiride:
(ÖZELLİKLE DÜNYA KUPASI ELEME MAÇLARINDA HER KULÜPTEN BİR, EN FAZLA 2 FUTBOLCU ALINIRKEN, FENERBAHÇE’DEN 4-5 FUTBOLCU OYNATILMASI, BU DURUMUN ORDU TAKIMI İÇİN DE AYNI OLMASI FENERBAHÇELİ FUTBOLCULARI YORUP YIPRATMIŞ VE MORALLERİNİ BOZMUŞ OLDUĞU, TÜRKİYE LİGİNDEKİ YENİLGİLERDE İSE, YARATILAN PENALTI VE NİZAMİ GOLLERİN PERVASIZCA İPTAL EDİLMELERİNİN BÜYÜK ROL OYNADIĞI VE BU ARADA TÜRKİYE KUPASINDAN YERSİZ BİR PENALTI CEZASIYLA ELENİLMİŞ BULUNDUĞU Kamuoyuna duyuruldu. Ayrıca, bütün bu haksızlıkların B.T.G.M. lüğü teşkilâtının kilit noktalarının Fenerbahçe antipatizanları veya başka kulüpler sempatizanlarınca tutulmuş olmasından doğduğu ve bu kişilerin görevlerini dürüstlükle yapmadıkları öne sürülmüştür.
7 Ekim 1965 de Hold’e yolveren yönetim kurulu, yerine Salahaddin Torkal’ı getirdi. Takımın kötü durumu, uygulanmaya yeni konan ve sadece futbol işleriyle görevli, (TEKNİK DİREKTÖRLÜK) ün, kısa sürede 3 el değiştirmesine ve 6 Aralıkta başkan İsmet Uluğ’a verilmesine neden olmuş; Uluğ, aynı gün Necdet Erdem’i menajer atamış ise de, bunaıimı gidermek başarılamamıştır.
Ali Sami Yen stadında 19 Şubat 1966 daki 0-1 lik Beykoz maçı Fenerbahçe’nin bu sahada ilk yenilgisidir.

1966-67 TÜRKİYE LÎGİ

Küme düşen Beykoz’la Şekerspor yerlerine 2. lig grup birincileri Eskişehirsporla Altınordu ve 2 yıl önce Kasımpaşa ile şike yaptığı iddiasıyla küme düşen Karşıyaka’nın Danıştaydaki davayı kazanmasıyla 17 kulübe çıkan lig, 1966-67 de ilk kez 4 bölge’ye yayılmış oldu.
Mevsimi, asbaşkan Kadir Has’ın Belgrad’a gidip angaje olduğu Partizan antrenörlerinden Abdullah Gegiç nezaretinde, 17 Temmuz 1966 da A.S. Yen stadında ümitle açan Fenerbahçe, 4 şehirde yaptığı 10 hazırlık maçından sonra, 11 Eylülde 2-1 lik Altınordu galibiyetiyle başladığı ve ilk devresini, 2. Beşiktaştan bir puan önde kapadığı ligi, 25 Haziran 1967 de 0-0 lık Beşiktaş beraberliği ve ikincilikle bitirmiştir.
Şampiyonluğu 16 galibiyet, 13 beraberlik, 3 yenilgi ve 15 e karşı 44 gol ve 45 puanla 3. kez Beşiktaş kazandı. Fenerbahçe ise, 17 galibiyet, 9 beraberlik, 6 yenilgi ve 20 ye karşı 37 gol atıp 43 puan aldı. G.S.da 41 puanla 3. oldu. F.B.’nin 1966-67 liginin 2 devresinde yaptığı 32 maçın rakip ve sonuçlan aşağıdadır:

Bu mevsimin şampiyonluğu, tümüyle bir F.B-Beşiktaş çekişmesi halinde geçti. Ancak Fenerbahçe, gaflet ve hatta bazı futbolcular için, ihanet denebilecek sorumsuzluklar sonucu, bedavadan puanlar dağıtmış ve şampiyonluk adeta ve ısrarla rakibe ikram olunmuştur.
Bu büyük kayıpta yeni antrenör Gegiç’in çok yetersiz kalış ve ne yapmak istediğini çok kez kendisinin de bilmemesi yanında, angaje ettiği 2 Yugoslav futbolcuya da fazla güvenmiş olmasının etkisi küçümsenemez.
Lig sonuna kadar iskeletini bile kuramadığı takım üzerinde işlediği gaf ve yanlışlara eklenen 31. haftanın Vefa yenilgisi mevsimin en acı anısı oldu. Bazı futbolcular bu maçta pasif davranmışlar, 33. dakikada top ıskalayan oyuncu çıkıp takımı 10 kişi bırakmış, Radoviç de, antrenörün, (KALECİMİZ GOL YERKEN UYUYORDU!..) sözüyle yorumladığı; gerçekte ise zihinlerde soru yaratacak biçimde, 25 metreden içeri aldığı golden sonra dışarı alınmıştır. Bu Vefa maçını 2-0 kaybeden takım şudur:
RADOVİÇ (HAZIM) – ŞÜKRÜ, NUMAN-CENGİZ, ERCAN, YILMAZ-ABDULLAH, ZİYA, OGÜN, ŞEREF, CANAN.
Fenerbahçe takımında yeni olarak, İstanbulspor’dan Yılmaz Şen, Gençlerbirliğinden Abdullah Çevrim, Altay’dan Numan Okumuş ile Zelizniçer kulübünden kaleci Vasilice Radoviç ve forvet Lazar Lemiç yer aldılar. Bunlara karşı; İsmail Kurt Vefa’ya, Şenol Karşıyaka’ya, Aydın Altay’a, Hüseyin Göztepe’ye, Burhan İpek de Eskişehirspor’a geçtiler.
Stadını B.T.G.M.lüğüne devreden Fenerbahçe kulübü, bu yıl ilk kez sezonu kendi sahası dışında ve A.S.Yen de açtı. Çalışmalarını da taksilerle gidip gelinen Anadoluhisarında yapmak zorunda kaldı. İnönü stadının drenaj yapımı ise bütün maçların A.S.Yen stadında oynanmasını gerektirmiştir.

HASILAT BÖLÜMÜ HAKSIZLIĞI

Türkiye’nin en çok taraftara sahip ve en fazla hasılat sağlayan kulübü olan Fenerbahçe, birçok kulüplerin yıllardır süre gelen, (SIRTINDAN GEÇİNME) adaletsizliğini sona erdirmek için, vakit vakit yaptığı yakınmaları bu mevsim de ısrarla yineledi. Gerçekten, çift maçlı günlerde bile hasılatın % 80 ini kendi sağladığı halde, bir yenilgi bu kulübü çok zarara sokuyor ve 4 kulüp içinde en az payı % 20 ile Fenerbahçe alıyordu.
Bunun nedeni, çift maçlı günlerde gelirin 2 ye bölünüp galibe °7o 60, mağluba 40, beraberliğe 50 verilmesidir. 15 Ocak 1967 de İstanbul’da yapılan 1-1 lik Feriköy-K.Yaka ve 0-1 lik F.B.Göztepe maçları buna örnektir…
34.418 biletlinin 242.092 lira ödediği bugün, Göztepe 40.636, Feriköyle Karşıyaka 33.636 şar, Fenerbahçe ise 29.909 lira pay aldılar. Oysa, seyircinin en az %70 80 inin stada Fenerbahçe için geldiği kuşkusuzdur.
Fenerbahçe kulübü, bu adaletsiz uygulamayı, 15 Ocak 1967 gününü örnek göstererek, F. Federasyonu nezdinde bir kez daha ve şiddetle protesto etmiş ve artık çağdaş ülkeler gibi, tek maç ve gelirin tümünün ev sahibi kulübe bırakılması tezini yazılı olarak birkez daha öne sürmüş ve istemiştir.
İlerde görüleceği gibi, taşra kulüplerine hoş görünmek veya onları koruma arzusundaki futbol federasyonu, bu açık haksızlığı ancak ve kısmen 1969-70 mevsiminde gidermeye başlamış, F.B. nin isteği olan çağdaş usulü ise 1971-72 den itibaren uygulamıştır.

1967-68 TÜRKİYE LİGİ VE F.B. NİN 5. TÜRKİYE LİGİ ŞAMPİYONLUĞU

Türkiye 1967-68 ligi yine 17 kulüp arasında düzenlendi. Küme düşen İstanbulspor, Karşıyaka ve İzmirspor yerlerine ikinci ligden Bursaspor, Mersin İd.Yurdu ve Şekerspor geçtiler. Böylece, birinci Türkiye ligi ilk kez 6 bölgeye yayılıyor ve 5 kulüplü İstanbul, 6 kulüple katılan Ankara’dan sonra ikinci sıraya düşüyordu… Bu mevsimden itibaren kaleciler topla 4 adımdan fazla yürüyemiyecekleı ilaçlarda da 2 oyuncu dcğiştirilebilinecek.
Fenerbahçe mevsimi 22 Temmuzda teknik direktör İgnas Molnar ve yardımcısı Basri Dirimlili ile açtı ve Yalova Termal otelde bir hatta kamp yaptı. Sözleşmesi yenilenmeyen Gegiç’in yerine alınan Vefa antrenörü Molnar, 1947 ve 1957 den sonra şimdi, 1967 de de 3. kez, Fenerbahçe futbolunun başına geçmiştir.
Ligin başlamasına kadar, iç ve dışta 11 maç yapan Fenerbahçe, Arad, Tiran ve İstanbul maçlarında (BALKAN KUPASI GRUP ŞAMPİYONU) olup finale kalmıştır.
Lig, 10 Eylül 1967 de, 3-0 Iık Feriköy galibiyetiyle başladı ve 25 Mayıs 1968 de 1-1 lik şekerspor beraberliği ve Fenerbahçe’nin en yakın izleyicisi Beşiktaş’ı 7 puan geçip Türkiye ligini 5. kez kazanmasıyla sonuçlandı. 32 maçtan 19 uııu kazanıp 11 inde berabere kalan Fenerbahçe, yalnız Eskişehir ve Göztepe deplasman maçlarını kaybedip, 12 ye karşı 38 gol atmış ve 49 puan toplamıştır. 42 puanla Beşiktaş 2., 36 puanla da Galatasaray 3. oldular. Fenerbahçe’nin 32 maçının rakip, gün ve sonuçlan aşağıdadır:

Fenerbahçe’nin 1967-68 şampiyonluğu 5 Mayıs 1968 de 29. haftanın 3-0 lık Hacettepe galibiyetiyle Ankarada kesinleşti. Bu nedenle, şampiyonluk turunu, 31 bin seyircinin sürekli istek ve coşkun gösterileri arasında, ligin sona ermesinden 3 hafta önce, 19 Mayıs stadında yapmıştır.
Fenerbahçe şampiyon olurken çok yönlü bir mevsim geçirdi. Anlaşmaları bozulan RADOVİÇ ve LEMİÇ, Göztepe’ye geçen Ali İhsan ve Eskişehirspora giden Canan Açıkgöz yerlerine; PTT den kaleci Yavuz Şimşek, Levent Enginer’i ve Feriköyden Fuat Saner’i almış, Can Bartu LAZİO dan dönmüştür. 24 futbolcudan oluşan kadroda Ercan Aktuna 31 maçla en çok yer alan, Ogün de 8 golle en fazla sayı yapandır. Sıkışık maçlar normalin üstünde sakatlıklara neden olmuş, Ocak ayında Can, Şubatta da Şerefle Özer İtalya’da menüsküs ameliyatı geçirmişlerdir.
Fenerbahçenin 3 as futbolcusunun ameliyatlı olmalarından, Galatasar’ın kesin favori sayıldığı ve 42 bin seyircinin izlediği, Avusturyalı WÖHRER yönetimindeki 3 Mart 1968 maçı, rakibin sürekli baskısında geçti. Ancak, Fenerbahçe’nin hiç alışılmamış bir taktiği olarak, 3 kontraatakla sağladığı 3-0 lık galibiyet, yalnız bu mevsimin değil, bütün ezeli rekabet tarihinin unutulmayacak bir anısıdır. Galatasaray’ın:
YASİN (RADONOVİÇ)-DOGAN, TALAT, TURAN, BEKİR-MUSTAFA, AYHAN, MEHMET-UĞUR, METİN, YILMAZ tertibine karşı; Fenerbahçe bu tarihsel galibiyeti:
YAVUZ-ŞÜKRÜ, ERCAN, LEVENT, Y1LMAZ-SELİM, NEDİM, FUAT (ZİYA)-OGÜN, ABDULLAH, YAŞAR (ERDİNÇ) tertibiyle oynayıp, Ogün, Yaşar ve Abdullah’ın 9, 35 ve 56.dakika golleriyle kazandı. Maçın 70 inci dakikasında Yılmaz’a kasti tekme atan Metin Oktay’ın saha dışı edilmesi, karşılaşmanın ilginç anılarındandır.
Fenerbahçe, liderliğini sürekli olarak sürdürürken, 21 Nisan Göztepe maçına kadar üstüste 13 maçta hiç gol yemedi. Bu başarı silsilesi içinde şampiyonluğa giderken, 1967-68 sezonu, (AVRUPA ŞAMPİYONLARI ARASINDA ENAZ GOL YİYEN TAKIM) ünvanını kazanmak gibi, uluslararası, bir üne de ulaşmıştır.
Şampiyonluğu en yakın rakibinden 7 puan önde kazanırken, Fenerbahçe 1964-65 den sonra 2. kez 3 ayrı şehirde birden tur atmak olanağını da buldu. Bu turların gün ve yerleri şöyledir:
5 Mayısta ANKARA, 12 Mayısta MERSİN, 19 Mayısta İSTANBUL da.
İstanbul turu, basının da katkısıyla, pek görkemli oldu. Sahaya 30 metre boyda ve sarı kumaş üzerine lâcivert yazılı:
VEFAKÂR VE FEDAKÂR TARAFTARLARIMIZA MİNNETTARIZ… dövizi ile gelip seyirciyi selâmlayan takıma kupalar ve armağanlar sunulmuş ve çiçekten kolyelere bürünmüş olarak, yönetim kurulu ile beraber, coşkun gösteriler arasında şeref turu atmıştır.
Fenerbahçe 1967 Haziranında 4 kulüp arasındaki final maçlarıyla SPOR-TOTO kupasını kazandı.
5 Mayıs 1968 de 5. kez lig şampiyonu oldu.
30 Mayıs 1968 de, son Finalde, yunan A.E.K.İ. 3-1 yenerek BALKAN KUPASI’nı kazandı.
16-23 Haziranda finalde 2-0 ve 0-1 sonuçla (FEDERASYON KUPASI ŞAMPİYONU) oldu.
Nihayet, 28 Haziranda da, otomatik olarak kazandığı (CUMHURBAŞKANLIĞI KUPASI) nı Çankaya’da Cevdet Sunay’dan aldı. Böylece, bir mevsimde 5 kupa kazanarak, dünya futbolunda eşi duyulmayan bir başarının yaratıcısı oldu.

1968-69 TÜRKİYE LİGİ

Türkiye liginin 1968-69 şampiyonası yine 6 bölgeden 16 takım arasında yapıldı.
Fenerbahçe, bir mevsim önce Türkiye ligi, Balkan, Federasyon, Cumhurbaşkanlığı ve Spor-Toto olarak, 5 kupa ve şampiyonluk kazanmıştı. Bir sezonda 5 şampiyonluk birden kazanmak Türkiye’de ilk kez yaşanmış ve de duyulmuş bir başarıdır. Dünya futbolunda da benzeri işitilmemiştir.
Fenerbahçe bu görkemli başarıyı, taraftarlarının gönüllerinde dahada yücelerek, tarihine mal ederken, yeni mevsimi Gençlerbirliğinden Salim Görür, İzmir Altınordu’dan Cenap Genç ve Bükreş Dinamosundan Jan Nunweiller alınmış olarak, yine Molnar’la 26 Temmuz 1968 günü açtı. 10 bin taraftarın izlediği, Kalamış koyunda, Fenerbahçe kulüb ünün tanzim ettiği yeni antrenman sahasındaki törendfe B.T.G.M. ü Ulvi Yenal Sarı-Lâcivertli futbolculara şöyle konuştu:
(Futbol artık ilim olmuştur. Sizlerin, modern çalışma metodlarıyla AV.Ş.Kulüpler turnuvasında başarılı olacağınıza ve son yıllarda zedelenen TÜRK FUTBOLUNUN PRESTİJİNİ KURTARACAĞINIZA İNANIYORUM.
GEÇEN YIL MİLLETLERARASI BİR KUPAYI İLK KEZ SİZ YURDUMUZA KAZANDIRDINIZ. BU BALKAN KUPASI ŞAMPİYONLUĞUNUZ İÇİN SİZİ BİR KEZ DAHA KUTLARIM. Ben bütün kulüplere her zaman “FENERBAHÇEYİ ÖRNEK ALIN!..” derim. FUTBOLUMUZUN ÖNCÜLÜĞÜNÜ SİZ YAPACAKSINIZ. Gönülden başarılar dilerim.)
Molnar’da:
(— GEÇEN YIL, “BU TAKIM ŞAMPİYON OLAMAZ!..” diyenlere 5 şampiyonluk kazanarak ders verdik. Aynı gayret, disiplin ve kardeşliği bu yıl da bekliyorum!..) demiştir.
Eylül’ün 14 ünde başlayan ligde Fenerbahçenin ilk maçı Eskişehirde idi. Ancak, avrupa şampiyon kulüpler kupası maçı nedeniyle, Fenerbahçe aynı gün dünya birincisi İngilterenin şampiyonu ile karşılaşmak üzere gittiği M ANCHESTER de 0-0 berabere kalmak başarısını göstermiştir. Hatta, 2 Ekimde rövanşı 2-1 kazanıp İngiltere şampiyonunu elemiş; ancak, giderek formdan düşüp, ilk devresini 6. bitirdiği Türkiye liginde 4. olmuştur. 6 yıl aradan sonra, Galatasaray 19 galibiyet, 8 beraberlik, 3 yenilgi ve 14 e karşı 49 gol ve 46 puanla 3. kez şampiyon, Eskişehirspor 43 puanla ikinci, Beşiktaş ta 38 puanla 3. oldular.
Fenerbahçe’nin 1968-69 ligindeki 30 maçı aşağıdadır:

Fenerbahçe’nin 13 galibiyekt, 9 beraberlik ve 8 yenilgi alıp 25 e karşı 34 gol atabildiği ve 35 puanla 4. olduğu 1968-69 ligindeki kötü durumunun nedenlerini şöyle sıralamak mümkündür:
5 kupalı eşsiz başarının bazı çevrelerdeki olumsuz etkisi çok erken su yüzüne çıktı. Balkan kupasındaki SPARTAK maçının Federasyonca Ankara’ya alınıp ancak 3 Temmuzda oynatılması, 62 maç yapan yaşlı takıma 2 mevsim arasında sadece 22 gün dinlenme olanağı vermiş, (SPORTOTO MAÇLARINA GİRMİYOR!..), diye, ceza olarak, saha verilmemesi de Fenerbahçe’yi yaz ortasında, hazırlık maçları yapabilmek için Bursa, Antalya ve Konya’lara gitmek zorunda bırakmıştır.

FENERBAHÇE NEDEN YABANCI HAKEM İSTER

Balkan kupasıyla yurdumuza ilk kez uluslararası şampiyonluk kazandıran Fenerbahçe’nin, dünya şampiyonu İngiltere’nin şampiyonunu da avrupa kupasından yenerek elemesi olayı övünçle karşılanıp, bu Türk takımının desteklenmesi veya hiç olmazsa, bu nazik dönemde olsun, kösteklenmemesi gerekirken, durum hiç de böyle olmamıştır. Bu konuda bazı belirli hakemlerle Teşkilatın ve basından, küçük de olsa, bir zümrenin Fenerbahçe’ye reva gördükleri insafsız ve yakışıksız tutumları kınamamak olanaksızdır.
İngiltereden döner dönmez, ayağının tozuyla girdiği ligin henüz ilk maçında yaşanan ve 23 Eylül günü (SON HAVADİS) DE 8 sütunda yayınlanan şu örnek kimi üzmez:
(BRİTANYA ADALARININ ÜZERİNE, ÇARŞAMBA GECESİ TÜRK FUTBOLUNUN “ALTIN ONBİRİ” OLARAK-İSMİNİ YAZDIRAN VE MAİN ROAD STADINDA FUTBOLUMUZUN MÜKEMMEL TEMSİLCİSİ VASFINI BİR KERE DAHA İSPAT EDEN GEÇEN YILIN 5 KUPALI ŞAMPİYONU FENERBAHÇE DE LİGE ADIMINI GENÇLERBİRLİĞİ MAÇIYLA ATTI.
SEYREDİLEN, SADE VE SADECE HORTLAYAN HAKEM FACİASI İDİ. FENERBAHÇE’NİN ATTIĞI BUZ GİBİ GOLDEN SONRA KOMEDİ BAŞLAMIŞ VE SONUNDA BİR PUANI BİR HAMLEDE BİÇİLMİŞTİR. MOLNAR “BÜYÜK SKANDAL” DEDİ, HAKEMLERİ STATTAN POLİSLER KAÇIRDI!…)

İlk haftanın bu Gençlerbirliği maçıyla, 3 gün sonraki Eskişehir deplasmanının hakemleri Orhan Gönül ve Cezmi Başar Fenerbahçe’ye bir kalemde 3 puan kaybettirdiler.
Fenerbahçe’nin nizami gollerini iptal eden Orhan Gönül’ün kamuoyundan gördüğü sert tepki üzerine, hakemliği bıraktığını ilân etmesi ve Federasyonca bir yıl (dinlendirilmesin Cezmi Başar için basında: (ESKİŞEHİRSPOR YARATILAN PENALTIDAN MAÇI ALDI… FENERBAHÇENİN RAKİBİ HAKEM!..), iri puntolu başlıklar birer rastlantıya bağlanabilir mi?.. Fenerbahçe’nin yıllardır sürüp gelen, (YABANCI HAKEM İSTERİM!..) feryadındaki haklılık bu en nazik dönemde de kanıtlanmıştır. Fenerbahçeli futbolcular ancak o zaman gaddarca tekmelenemiyor, nizami golleri birer bahane ile iptal olunmuyor, penaltı suikastlerine uğramıyor ve normal futbolla hakkı ne ise onu alıyor.
Avrupa şampiyon kulüpler kupasında Fenerbahçe’ye destek olması gereken Futbol Federasyonunun, 18 Eylül-6 Ekim arası, 18 günde 3 ü deplasman olarak, 6 maç yaptırması köstekleme değil midir?!..
Milli maçlar da Fenerbahçe için yine zararlı oldu. Ekim sonunda Kuzey İrlanda’ya giden 16 kişilik milli kadroya 8 futbolcu veren Fenerbahçe böylece bölünmüş ve dönüşteki İstanbulspor maçı 3-0 kaybedilmiştir.
Bu yenilgiden sonra, (FENERBAHÇE YÖNETİM KURULU ACELE TOPLANIP CEZA KARARLARI ALDI!.), (MOLNAR İSTENMEYEN ADAM İLÂN EDİLDİ!..), (FENERBAHÇE DE İSYAN!..) gibi, büyük puntolu başlıklarla yapılan bölücü, kışkırtıcı ve gerçek dışı yayınların, Fenerbahçenin 8 eleman verdiği milli takımın Belfast dönüşü ve Amsterdam’da AJAX gibi ünlü bir takımla yapacağı avrupa şampiyonluğu 2. tur maçı arefesinde reva görüldüğünü düşünmek ürpertici oluyor.
(Sporda milliyet söz konusu olmaz!.), boş iddiasının bir mazeret çerçevesine sokulmasını da olanaksız kılan bu tutumlar karşısında, Fenerbahçe’nin tarihsel başarılarının anlam ve değeri hiç kuşkusuz daha da büyüyor ve büyüyecek.
Fenerbahçe’nin bu dönemde 2-1 kazandığı Beşiktaş maçından sonra, Orhan Aldinç imzalı haksever bir yazının ilk cümlesi, Fenerbahçe aleyhine uygulanan bütün bu tahrik ve tertip seferberliğini kanıtlayan bir açıklama olmak yönünden çok ilginçtir:
(BÜTÜN ÇEVRELERİN FENERBAHÇE İLE UĞRAŞTIĞI GÜNLER İÇİNDE KAPILDIĞI REHAVET BEŞİKTAŞI 2 PUAN KAYBINA UĞRATTI..)
Güçlü Sarı-Lâcivertli takımın şampiyonluğu kaçırmasında sezon içinde teknik direktör değiştirme gafı da sayılmalıdır. Toparlanmış ve 9. haftadan itibaren 12 maçta yenilmemiş bir takımın teknik direktörünü, içtenlikten uzak dış baskılara uyulup, komite halinde çalışmaya zorlamak samimi değildi. Nitekim, Molnar, onurlu bir kişi olarak, bu teklifi kabul etmemiş ve 19 Mart 1969 daki bu ayrılışı Fenerbahçe için kayıp olmuştur.
Fenerbahçe kulübü, kendisine 3 İstanbul, 2 Türkiye ligi ve birer de SPOR-TOTO, Balkan, Federasyon ve Cumhurbaşkanlığı kupaları olarak, 9 şampiyonluk kazandıran İgnas Molnar onuruna, 29 Nisan 1969 da Moda Deniz Kulübünde yemekli bir veda töreni tertiplemek kadirbilirliğinde bulundu ve kendisine üzerinde, (GEÇEN YILIN 5 ŞAMPİYONLUĞU) yazılı bir gümüş yemişlik armağan etti. Molnar, bu davranışa karşı:
(— KENDİ ZAMANINDA KAZANILAN VE DÜNYA FUTBOLUNDA REKOR OLAN BAŞARILAR) IN TEKRAR YAŞANMASI DİLEĞİNDE BULUNMUŞTUR.
Fenerbahçe, mevsimin şampiyonu Galatasaray’la 17.11.1968 de 36 bin seyirci önünde yaptığı ve Çek Davidek’in yönettiği ilk devre maçında 1-1 berabere kaldı.. İtalyan Vacchini’nin 6.4.1969 da 41 bin seyirci önünde yönettiği 2. devre maçını ise:
YAVUZ-ŞÜKRÜ, NUNWEİLLER, ERCAN, NUMAN-ZİYA, NEDİM(K), FUAT-SELİM, SALİM (ABDULLAH), YAŞAR kadrosuyla ve Salim’in 16. dakika golüyle 1-0 kazandı.

1969-70 TÜRKİYE LİGİ vc F.B. NİN 6. TÜRKİYE LİGİ ŞAMPİYONLUĞU

Türkiye liginin 1969-70 şampiyonası 7 bölgeden 16 takım arasında 20 Eylülde başladı. Yeni uygulama ile hasılatın % 70 ini ev sahibi, °7o 30 unu da deplasman yapan takım almaya başladı.
Fenerbahçe, yeni transferleri Bükreş Dinamo’-sundan kaleci İlie Datçu ve Vefa’dan Zeki Temi-zer’le beraber 23 Temmuzda yeni teknik direktör Rumen TRATAN İONHŞCU ve yardımcısı Şeref Benibol nezaretinde gittiği 3 haftalık Bolu kampından sonra girdi. 10 hazırlık maçı yaptı ve Türkiye Spor Yazarları Kupasını kazandı. 20 Eylülde 1-0 lık Vefa galibiyetiyle girdiği ligi de, 6 Haziran 1970 gecesi, 0-0 lık Ankara Demirspor beraberliği ve en yakın rakibi Eskişehirspor’un 7 puan ilerisinde, 44 puanla 6. kez şampiyon olarak bitirdi. Eskişehirspor 37 puanla ikinci, Altay 36 ile üçüncü, G.S. ile Beşiktaş da 30 ar puanla 8 ve 9. oldular.
Fenerbahçe 30 maçta 17 galibiyet, 10 beraberlik ve 3 yenilgi aldı. 31 gol atıp 6 gol yedi. Ligin en çok kazanan, enaz yenilen ve gol yiyen takımıdır. DATCU, Ercan ve Levent 30 ar maçın 29 una katıldılar. 7 gol atan Ogün ile, 6 sayı yapan Zeki takımın golcüleri oldular.
Fenerbahçe’nin 30 maçının saha, rakip ve sonuçları aşağıdadır:

Bu mevsimin başlıca özelliklerini şöyle sıralamak mümkündür: Takım mevsime değişik bir ruh haleti ile ve mutlaka şampiyon olmak azmiyle girdi. (5 KUPALI ŞAMPİYONLUK) dan sonra, geçen yıl türlü tertip ve yanlışlarla düşülen 4. lük Fenerbahçe toplumunda üzüntü yaratmış ve bu acının silinmesi amaç olmuştu. Bu kararlılıkla, ilk devrenin 10. haftasına kadar yenilmeyen takım, 7 Aralık 1969 da 25 bin seyirci önünde ve Ömer Karadağ hakemliğinde, çok beceriksiz oyunla, G.S. dan yediği gole karşılık veremeyince liderliği Altay’a kaptırmıştır. Ancak, Rumen TEODORESCU nun çalıştırdığı ve Beşiktaş’la G.S. yı da yenerek liderliğini sürdüren dinamik Altay, bu ünvanı 15. hafta Beşiktaş’ı 1-0 yenen Fenerbahçe’ye geri vermek zorunda kaldı.
Fenerbahçe, 42.500 seyircinin izlediği ve Wengen Mayer’in yönettiği, Nedim’in 60. dakika golüyle kazanılan Beşiktaş galibiyetinden sonra liderliği lig sonuna kadar korumayı başarmıştır, O kadar ki, 26 Nisan 1970 de Avusturyalı Keesler’in yönettiği 24. haftanın Galatasary maçını, yine Nedim’in ve yine 60. dakika golüyle 1-0 kazandıktan sonra, basın sözbirliği etmişçesine, Fenerbahçe’nin şampiyonluğunu ilân eden 8 sütunluk manşetler atmıştır.
Fenerbahçe bu mevsim genellikle defansif bir taktik izledi. İonescu’nun gerçekte Fenerbahçe futboluna ters düşen bu uygulamasıyla 30 maçta yalnız 6 gol yemek Sarı-Lâcivertli takıma, (1969-70) MEVSİMİ AVRUPA KUPALARINDA EN AZ GOL YİYEN TAKIM) ünvan ve özelliğini kazandırmıştır. Aynı ünvanı Fenerbahçe 1967-68 liginde de 38-12 ile kazanmıştı. Bu seferki 31-6 lık averaj Türkiye ligi tarihinde de rekordur.
Fenerbahçe ligin 30 maçından 24 ünde gol yemedi. Hiç bir maçta da kalesine 1 den fazla sayı yaptırmadı. Hele 2. devrenin 15 maçında sadece 2 gol yemiş olması dikkate değer. Türkiye deplasmanlı ligi tarihi boyunca birer rekor olan bu başarıda kaleci Datcu nun etkisi büyüktür.
Geçen ve bu mevsim pek az paralarla transfer edilen NUNWEİLLER ve DATCU; verim, disiplin ve sportmenlik yönlerinden Fenerbahçe’ye çok yararlı ve örnek futbolcular olarak sivrildiler. Her ikisi de (BÜKREŞ YÜKSEK SPOR AKADEMİSİ) nden diplomalı bu 2 genç, sportif yetenekleri yanında, son derecede terbiyeleriyle de büyük sevgi topladılar.
Fenerbahçe 1967-68 liginde şampiyonluğu 7 puan önde kapamıştı. Bu, rekordu. Bu rekor egale edildi.
6 Haziran 1970 geçeri yapılan kupa töreni görkemli olmuştur. Önce Fenerbahçe genç takımına (İSTANBUL GENÇ TAKIMLAR ŞAMPİYONLUĞU KUPASI) sunulmuş, bunu mevsim başında kazanılan, (TÜRKİYE SPOR YAZARLARI KUPASI) izlemiştir. Türkiye ligi kupasını ise, yeni Federasyon Başkanı Hasan Polat tarafından kaptan Nedim Doğan’a sürekli alkışlar arasında verildi ve şeref turu atıldı.
Türkiye ligi 1969-70 sezonu şampiyonası 7 bölge takımları arasında yapılırken en yaygın yılını yaşıyordu. Böyle bir mevsimde ezeli rakipleri G.S. ile Beşiktaş’ın klasmanda 8 ve 9. sıralarda yer almalarına karşın Fenerbahçe, kazandığı rekorlarla süslü bu şampiyonlukla, tarihine mutlu bir sayfa daha eklerken, İstanbul futbolunun da prestijini korumuştur.

1970-71 TÜRKİYE LİGİ

Türkiye 1970-71 ligi 8 bölgeden 16 kulüp arasında oynandı. Bu mevsimden itibaren averaj uygulama şekli değişmiş, atılan golün yenen gole bölünmesi yerine, yenilen golün atılandan düşülmesi şekli kabul edilmiştir. Hasan Polat federasyonunca, çok büyük yanlış olan, artık yabancı hakem getirilmemesi de kararlaştırıldı.
Fenerbahçe, geçen sezon ayrılan Rumen İonescu’nun yerine vatandaşı Constantin Teaşka’nın antrenörlüğünde Bursa ve Yalova kamplarıyla mevsime girerken, Bükreş’e dönen Nunweiller, futbolu bırakan Can Bartu ve Ankaragücü’ne geçen Abdullah Çevrim’e karşı sadece Rumen Farul solacağı MİRCEA SASU yu, mevsim açıldıktan sonra, 3 bin dolara (27 bin lira) transfer etti.
Hazırlık maçlarına pek olanak bulamayan Fenerbahçe, Spor yazarları kupasını kaybeder ve şampiyon kulüplerde C.Z.JENA tarafından elenirken hiç ümit vermemiş, 20 Eylülde ZİYA nın golüyle kazanılan Istanbulspor galibiyetiyle girdiği ligi, 6 Haziran 1971 de, OGÜN’Ü mevsimin gol kralı yapan 1-0 Iık Beşiktaş galibiyeti ve 41 puanla 2. bitirmiştir.
17 galibiyet, 8 beraberlik, 5 yenilgi ve 18 e karşı 51 gol ve 42 puanla G.S. 4. kez şampiyon oldu. Göztepe ve Eskişehirspor 37 şer puanla 3. ve 4., Bursaspor 5., Beşiktaş da 6. sırada yer aldılar. Ligi 14 galibiyet, 13 beraberlik, 3 yenilgi ve 23 e karşı 43 golle bitiren Fenerbahçe mevsimin en az yenilen takımı oldu.
Fuat 30 maçın hepsine katılmış, 33 yaşındaki fakat halâ dinç ve verimli Ogün de 15 sayı ile ligin gol kralı olmuştur.
Fenerbahçe nin 1970-71 ligindeki 30 maçı aşağıdadır:

Fenerbahçe’nin şampiyonluğu koruyamamasının nedenleriyle, ligin ilginç olayları şöyle sıralanabilir:
İlk neden kadro darlığı ve yaşlılıktır. Bu 2 büyük handikapa, lige ümitsiz başlama gafleti, maksatlı ve olumsuz yayınlar karşısında işlenen idari gaflar ve kaçırılan penaltı atışları eklenebilir.
Yönetim kurulu, borçlanmadan çekindiği gibi, İstanbul ve Türkiye şampiyonluklarını kazanan (genç takım) a da güvenip transfer yapmama kararı almış ve bunuDivan kurulundan da geçirmiş bulunuyordu. Hatta, kulüp sözcülerinin sürekli:
— Bu mevsim tranfer yapmayacağız. Böylece, Galatasaray da yapacağı transferlerde serbest kalıp rahat davranır., sözleri Fenerbahçeyi yerinde saydırırken, ezeli rakibe güçlü ve geniş bir kadroyu ucuza kurma olanağı verdi.
Hiç bir şampiyonaya kaderini bu yılki kadar tesadüfe bırakmış ve ümitsiz girmemiş bulunan Fenerbahçe’nin bu tutumunu bir kısım basın da eleştirmiştir. İSLÂM ÇUPİ’nin 27 Ağustos 1970 de (FENERBAHÇE DE BİR GENÇLİK, GENÇLEŞTİRME YUTTURMACASI VAR. İDARECİ İSENİZ BUNLARA YAPIŞMAYIN, YANARSINIZ. MAARİFÇİ İSENİZ BU ÇOCUKLARDAN BÜYÜK FENERBAHÇE YERİNE, “ANA OKULU” KURMAYA TEŞEBBÜS EDİNİZ!..), görüş ve uyarısı buna örnektir.
Gençlerden umduğunu bir hamlede bulamayan ümitsiz Fenerbahçe’ye sezon ortasında yalnız Sasu ümit ışığı oldu. Ligde ilk kez yer aldığı 29 Kasım 1970 deki 1-1 lik G.S. maçında hem gol atmış, hem de çok etkili oyunuyla dikkatleri üzerine çekip, daha sonraki karşılaşmalarda stadı doldurmuştur, fakat 7 maçtan sonraki kaçış ve kaçırılışıyle bu tek ümit de çabuk sönmüştür.
Fenerbahçe, SASU’nun gidişinden sonra, DATCU, ŞÜKRÜ ve NUMAN’ın da Bükreş’e tedaviye gönderilmeleri üzerine, 13 e inen kadrosuyla, çok zor haftalar yaşadı. Sahaya, kaleci Yavuz ve Yaşar’dan başka yedek çıkaramadı. Ancak, ümitsiz dönemlerde umulmadık başarılar sağlaması Fenerbahçe’nin ananesidir. Bu gerçek 2 Mayıs 1971 deki 26. haftanın G.S. maçında bir kez daha yaşandı. 11 sağlam adam bulamaz iken, kesin favori sayılan güçlü rakibini 2-1 yendi ve puan farkını 2 ye indirdi.
Bu tarihsel maç için, ünlü spor yazarı NECMİ TANYOLAÇ’ın, (FENERBAHÇE’YE SAYGI!..) başlıklı yazısı ilginçtir:
(FENERBAHÇE 0-1 DEN BAŞLADIĞI İŞİNE DEVAM EDİP GİDERKEN, GALATASARAY’A CEVABI KISA:
— FUTBOL SENİN DEĞİL, BENİM OYNADIĞIM!..
11 KİŞİYİ SAHAYA GÜÇLÜKLE ÇIKARABİLEN FENERBAHÇE İLE, BİR GÜNDE İKİ TAKIMI RAHATÇA SÜRECEK GALATASARAY’IN KAVGASI BU… KIRIK DÖKÜK BİR TEZGÂHTAN GÖRENLERİN GÖRMEYENLERE KIRK YIL ANLATACAĞI, BİR BÜYÜK GALİBİYET ÇIKIYOR. GEL DE ŞAŞMA… GEL DE EZELİ REKABETİN TARİHİNDE İNANILMAZ BİR S ATIRBAŞI ÇEKEN FENERBAHÇE’YE ŞAPKA ÇIKARMA BAKALIM…)
İki takım 28. hafta sonunda 38 er puanla eşit oldular. Ancak, G.S., Bolu ve küme düşmesi kesinleşen PTT yi direnişsiz yenerken, Fenerbahçe’nin Ankara’daki 1-1 lik zorlu Demirspor beraberliği, son haftadaki 1-0 lık Beşiktaş galibiyetine rağmen, şampiyonluğun bir puanla kaybına neden olmuştur.
Görülüyorki, Fenerbahçe, çok güç durumunun aksine, şampiyonluğu kılpayı kaçırdı. G.S. her hafta sallanmış, basın, zaman zaman, iki rakibin şampiyonluğu birbirlerine ikram etme yarışına girdiklerinden söz etmiştir. İlk devrenin 1-1 lik G.S. maçıyla, 13 Şubattaki 1-0 lık İstanbulspor yenilgisinde Ercan ve Ziya’nın direklerden dönen puanlık penaltıları, bir puanla kaybedilen şampiyonluğun üzücü anıları arasında yer aldılar. Bu nedenle, sözleşmesinin uzatılmayacağı daha sezon ortalarında açıklanıp, otoritesi iyice sarsılan, şanssız antrenör TEAŞKA’yı SASU olayı dışında, eleştirmeye yer yoktur.
Sasu olayı Türk futbol tarihine geçecek kadar ilginç bir konudur. Bu Rumen genç, yabancılar içinde en çok sözü edilen futbolcu oldu. Kendine özgü falsolu vuruşlarıyla yaptığı ve yaptırdığı goller hayretle izlenen bu futbolcu, sahalara açıktan binlerce seyirci çekti… Yer aldığı 7 maçta hiç yenilmeyen Fenerbahçe’nin attığı 10 golden 4 ünü Sasu yaptı, 6 sını da yaptırdı.
Sasu Fenerbahçe’nin rakiplerine o derece korkular aşıladı ki, bazı kendini bilmezlerin:
(— BİR RUMEN TOPYEKÜN FUTBOLUMUZLA ALAY EDİYOR. BU NE CÜR’ET!..) gibi, saçma ve tahrikçi yayınlarına konu oldu.
İki falsolu frikiki sonucu 2-0 kazanılan 10 Ocak Beşiktaş maçından sonra gittiği Bükreş’te gecikmesi bir olay olmuş, basın mensupları o günlerde Türkiye’den geçen Rumen dışişleri bakanı’nı soru yağmuruna tutmuşlar, TRT de 3 Şubat 1971 akşamı Bükreş’den konuşmasını nakletmiştir.
Sasu, Fenerbahçe’den memnun olduğunu söyleyerek 9 Şubatta döndü. Ancak, 13 Şubatta 1-0 kaybedilen İstanbulspor maçından önce, Teaşka’nın kendisini antrenmana almaması, maç günü de, sonucu tehlikede gören, bazı futbolcuların ricalarına rağmen, geldiği soyunma odasından çıkarması, hemen ve habersiz ve de Yunan hududundan, Bükreş’e kesin dönüşüne neden oldu.
Şampiyonluk için tek ümit olduğundan, Fenerbahçe kulübü Sasu’nun çekilmez kaprislerine büyük tahammül gösterdi, onü gücendirmemeye çalıştı. Ancak, antrenörün katı tutumu bu tek ümidi de erken söndürmüştü.

1971-72 TÜRKİYE LİGİ

Lig, 10 bölgeden yine 16 külüp arasında, 21 Ağustos 1971 de başladı. Yabancı hakem yasağı bu yıl da sürdürülürken, hasılat konusu nihayet hakça ve uygarca bir sonuca bağlanmış ve bölünme yerine, tamamı ev sahibi kulübe bırakılmıştır.
Fenerbahçe sezonu, Teaşka’nın anlaşması uzatılmadığından, Sabri Kiraz ve yardımcısı Salahaddin Torkal ile, 13 Temmuzda açtı ve 2 haftalık Bolu kampından sonraki 4 hazırlık maçında göz doldurmadığından, Kızılyıldız’lı STEVANU OSTOJIÇ’i 450 bin liraya transfer etti.
Lige 22 Ağustostaki 1-0 lık bursa deplasman yenilgisiyle başlayan Fenerbahçe, 30. haftayı 28 Mayıstaki 1-1 lik Samsun deplasmanıyla ve 2 inciliği Eskişehir’e averajla kaptırıp, 39 puanla 3. bitirdi. Fenerbahçe 14 galibiyet, 11 beraberlik, 5 yenilgi almış ve 21 e karşı 37 gol atmıştır. Galatasaray 17 galibiyet, 8 beraberlik, 5 yenilgi ve 14 e karşı 34 gol ve 42 puanla 5. kez şampiyon, Beşiktaş da 34 puanla 4. oldular.
Bu mevsim 30 maçın tümüne katılan Osman Arpacıoğlu, 21 e karşı yapılan 37 golden 16 sını atıp takımının golcüsü olarak da sivrildi.
Fenerbahçe’nin 1971-72 ligindeki 30 maçının rakip ve sonuçlan aşağıdadır:

Fenerbahçe yönünden, şampiyonanın ilginç olayları şöyle sıralanabilir:
Geçen mevsim şampiyonluk yaşlı ve dar kadro ile ve direklerden dönen puanlık penaltılara rağmen, sadece bir puanla kaybedilirken, bu durumu hiç transfer yapmama hatasına bağlayanlar çok olmuştu. Bu nedenle ve yanlışı düzeltme telâşıyle, bu mevsim transfere çok erken ve gürültülü girildi ve büyük paralar harcanırken, büyük yanlışlar da yapıldı.
Daha sezon ortasında 3,5 milyon harcanağı ve Cemil Turan’la Ender Gonca’nın mutlaka alınacaklarının ilân edilmesi, futbolcularla görüşürken resimler alınıp yayınlanması Fenerbahçe kulübünde alışılmamış davranışlardı.. Üstelik, İstanbulspor Cemil’i vermemiş, Eskişehirspor da Ender’i Almanya’ya satmıştır. Sönen ümitlerin telâşı içinde, Kayseriden Niyazi Gülseven ve PTT li Cevher Örer’den sonraki yeni girişimlerde Mersinden 915 bine alınan Osman Arpacıoğlu ile beraber 630 bine transfer edilen Muharrem Algıç’ın 4,5 ay cezalı ve Balıkesir’den 350 bine alınan Kâmil Güvenal’ın da menisküs olduğu sonradan anlaşıldı.
OSTOJİÇ’in ilk maçta başarılı görünmesinden telâşlanan Galatasarayla Bursaspor, (bu futbolcunun son bir yıl içinde A takımında milli maç yapmadığını) öne sürüp, transferine itiraz ettiler. Federasyonun da (Yabancı futbolcular yönetmeliği) nde ilk kez titiz davranması, OSTOJİÇ’in 2. başkan Emin Cankurtaran tarafından Belgrad’a götürülüp 22.9.1971 de Meksika’ya karşı oynamasından sonra transferine olanak verdi… Bursaspor bir yana, G.S. nin bu tutumu, F.B. nin geçen yılki davranışıyla karşılaştırıldığında, uyarıcı kabul edilmek gerekir.
Ligin ilk 6 maçında Datcu oynatılmadı. Bu 6 maçtan 4 ünün kaybedildiği, Datcu’nun yer aldığı sonraki 24 maçta ise yalnız bir yenilgi alındığı düşünüldüğünde, mevsim başında işlenen hatanın büyüklüğü anlaşılır.
Fenerbahçe takımı bir çok maçta ruhsuz ve dağınıktı. Bu nedenle de protestolara uğradı. Geri 4 lü çok yumuşak, orta saha ve ileri üçlü de tembel ve pasiftiler. Birkaç maç dışında amaç birliğinden uzak göründüler. ilk devredeki 3-2 lik Bolu yenilgisi bu konuda örnek gösterilebilir. Fenerbahçe 6. kez karşılaştığı bu takımı o güne kadar 5 maçta gol bile yemeden yenmişti. Boluspor’un sürekli tekme sallamasına hakem Ziya Türkdoğan seyirci kalmış, Ostojiç’de: — 16 YILDA YEMEDİĞİM TEKMEYİ BU BİR MAÇTA BOLU’DA YEDİM!., diye basına yakınarak, futbolumuzun bir yarasına parmak basmıştır.
Gerçek şudur:
Yumuşak ve dağınık Fenerbahçe’ye her rakibin arslan kesilmesi bu sezon da etkisini gösterdi. Ancak, ruhlu ve azimli Fenerbahçe her zaman üstün çıkmıştır.. Örneğin, 6 Kasım 1971 de 3-1 lik İstanbulspor, 5 Mart 1972 deki 2-0 Iık Eskişehirspor ve 12 Marttaki 2-1 lik Galatasaray galibiyetleri, güçlü ve sert rakiplere karşı, taraftarları coşturan ruhlu mücadelelerle kazanıldılar., bunlardan özellikle Galatasaray galibiyeti türlü yönden unutulmaz anılarla süslüdür:
Fenerbahçe’nin Bükreş’de ameliyatta olan ERCAN, sakat LEVENT ve cezalı YILMAZ gibi, geri 4 lüsünün 3 uzun boylu elemanından yoksun ve takım kuramaz oluşuna karşı ful ve (KONDİSYONU EN MÜKEMMEL TAKIM) olarak ün yapan GALATASARAY, maçın mutlak favorisi idi. Bu büyük avantaj Galatasaray antrenörü BRİAN BİRCH’e yükseklerden konuşma cesareti vermiş:
(— FENERBAHÇE’DEN ÇEKİNİP KORKMAMA NEDEN YOK. ÇÜNKÜ, TAKIMIMLA ARASINDA BÜYÜK FARK VAR… BEN EZELİ REKABET VE ŞANS DİYE DE BİR ŞEY TANIMAM. NASIL OLSA YENECEĞİZ!…), sözlerini, basın iri puntolarla yayınlamıştır.
İngiliz’in bu tarz ve tonda konuşmaları, olumsuz ve sinirli bir hava yarattı. Bu nedenle, Fenerbahçe’nin takım kuramaz durumu büyük şanssızlık sayılıyordu. Hava da Galatasaray’a gülmüş, 20 saat önce başlayan yağmur, sabah kartipisine çevirmişti. Oldukça iri cüsseli ve (KONDİSYONU EN MÜKEMMEL TAKIM) olan Galatasaray, ufak yapılı, yaşlı ve yorgun Fenerbahçe’yi doğanın da yardımıyle, daha kolay ezecekti.
Doğan Babacan’ın yönettiği ve 39 bin seyircinin merakla izlediği maç Galatasaray saldırısıyla başladı. 3 uzun adamından yoksun oluşundan faydalanılıp, sürekli kanatlardan ve havadan indirilen toplar, kısa boylu ve tecrübesiz Fenerbahçe defansını sarsıyordu. Böyle güç bir anda, 39. dakikadaki kontratakta, Osman, çıkış yapan Yasin üzerinden Fenerbahçe’nin ilk, Ayhan’ın 4 dakika sonraki beraberlik sayısından 16 dakika sonra da, ceza çizgisinden 2. ve galibiyet golünü attı.
Bu tarihsel 12 Mart 1972 galibiyetini Fenerbahçe, rakibinin:

YASİN-EKREM, MUZAFFER, TUNCAY, AYDIN-OLCAY, AYHAN, AHMET-METİN, MEHMET ve UĞUR’dan oluşan kadrosuna karşı:

DATCU-Ş.ÜKRÜ, CEVHER, NEDİM(K), SERKAN-FUAT, OSTOJİÇ, ZİYA-CANAN, OSMAN ve MUHARREM onbiri ile kazandı.

Fenerbahçe’nin örnek bir dinamizm ve taktikle sağladığı bu umulmadık galibiyeti kamuoyu ve basın büyük coşku ile kutlamıştır. İşte, birkaç ilginç örnek:
TERCÜMAN’DA NECMİ TANYOLAÇ: (— … BU UZUN SAVAŞDA “VAR” LARIYLA ÖVÜNEN TARAF, “YOK” LARINA DÖVÜNEN TARAFTAN SİLLEYİ YEDİ, ÇARESİZ… MİSTER BİRCH BİR İNGİLİZ ASİLZADESİ GİBİ, YUKARIDAN BAKTIĞI EZELÎ REKABETLE TANIŞTIĞINA DÜN MEMNUN OLMUŞTUR, HER HALDE. EN BÜYÜK HATASI MAÇIN KAYBEDİLECEĞİNE ASLA İNANMAMIŞ OLMASIDIR.
GALATASARAY, BU GÜVEN DUYGUSUNU, VİTRİNDE IŞILDAYAN ŞAL GİBİ, OMUZLARINDA GEZDİRİRKEN, FENERBAHÇE’NİN HAYSİYETİNE ÇARPMIŞTIR. YILIN EN OTURAKLI TAKIMINI DARMADAĞIN EDEN DE BUDUR. KISACASI, HARP TARİHİNİN ÖNSÖZÜ FENERBAHÇE’NİN BİRCH’E BAĞIRDIĞI SON SÖZ OLMUŞTUR: — SAVAŞLARI “MALZEME” DEĞİL, “İNSAN” KAZANIR..)

HÜRRİYET’DE TALAY ERKER: (— MECBURİYET YÜZÜNDEN “TERSYÜZ OLMUŞ BİR ELBİSE” GİBİ TERTİBİNİ DEĞİŞTİREN FENERBAHÇE, BİR “NAPALM BOMBASI” DEHŞETİYLE PATLADI VE GALATASARAY’I SAHADA İMHA ETTİ.)

İSLÂM ÇUPİ’DEN:
(—… DÜN OSMAN BİRCH’E ŞÖVALYELİK DERSİ VEREN AYAK OLDU. İKİ MANTAR TABANCASI SIKANA BİR MADALYA VERİLEN İMPARATORLUK FERDİNİN GÖĞSÜNDE ŞİMDİ BİR TÜRK NİŞANI VARDIR… NİŞANIN KORDELASINDA ŞÖYLE YAZIYOR:
“FENERBAHÇE’Yİ TANI, FAKAT KIZDIRMA…”)

Maç sonunda uzatılan TRT mikrofonunu eliyle itişinin ekranda gösterilmesi, Birch için, daha kötü not oldu.
Fenerbahçe futbolunun ünlü isimlerinden 40 kez milli Ogün ALTIPARMAK; 7.7.1971 de 4-2 kazanılan şöhretler; 22 kez milli Selim SOYDAN’da 25 Ağustos’ta 3-1 kazanılan Beşiktaş jübile maçıyla futbola veda ettiler.

1972-73 TÜRKİYE LİGİ

Türkiye ligi 1972-73 şampiyonası, yine 10 bölgeden 16 külüp arasında, 9.9.1972 de başladı.
Geçen mevsim Samsun deplasmanından önce ayrılan teknik direktör Sabri Kiraz yerine, Fenerbahçe kulübü, 2 yıl için WALDYR PEREİRA DİDİ yi angaje etmiştir. Brezilya’nın bu eski ünlü futbolcusu RİVER PLATA’dan yeni ayrılmıştı.
Didi, 22 Temmuzda kesilen 3 kurbandan sonra, yardımcısı İlhan Uralgil ile, büyük ümitler vererek göreve başladı.
Yalova, Termal’daki kampa yeni transferler Ankara Demirspor’dan Timuçin Çuğ ile Bursaspor’dan Necati Göçmen de katılmışlar, pazarlık konusu olan Cemil Turan’ı ise İstanbulspor G.S. ya satmıştır. Ancak, Cemil’in, (FENERBAHÇE’DEN BAŞKA TAKIMDA OYNAMAM!..), diye direnmesi ve Genel Sekreter EMÎN CANKURTARAN’ın da büyük gayretleri sonucu, bu milli futbolcu 3.12.1972 den itibaren resmen Fenerbahçeli olmuştur.
Türkiye ligine 10 Eylülde 4-0 lık Adanaspor galibiyetiyle başlayan Fenerbahçe, 30. haftayı, 26.5.1973 de 1-0 lık Samsunspor galibiyetiyle tamamlarken 42 puanla 2. oldu.
Fenerbahçe, 16 galibiyet, 10 beraberlik, 4 yenilgi almış ve 17 ye karşı 42 gol atmıştır. 19 galibiyet, 9 beraberlik, 2 yenilgi alan ve 12 ye karşı da 47 gol atan Galatasaray, 47 puanla 6. kez Türkiye ligi şampiyonu oldu. Eskişehir 36 puanla 3, Beşiktaş da 6. sırada yer aldılar.
Fenerbahçe’nin 25 futbolcu oynattığı ligde
DATCU ile CANAN 27 şer maçla en çok yer alanlardır. Osman da, 20 maç oynamasına karşı 42 golden 16 sını yapmış ve mevsimin gol krallığını kazanmıştır.
Fenerbahçe’nin 30 maçının yer, gün, rakip ve sonuçlan aşağıdadır.

1972-73 sezonu Fenerbahçe için, tatsız ve düş kırıklıkları içinde geçti. Bunun başlıca nedenleri, bazı futbolcularda direniş niteliğindeki aşırı sorumsuzluk, Didi’ye bağlanan büyük güvence ve yönetim kurulunun, en kritik durumlarda bile müdahaleden kaçınmasıdır.
Beykozla 3 Ağustostaki ilk hazırlık maçında takımda adını göremeyen Ziya’nın soyunma odasından; ikinci devre oynayacak Fuat’ın da haftaymda gitmeleri ilk tatsızlık olmuş ve bu 2 tecrübeli milli futbolcu ligin ilk 3 haftasıyla, UEFA kupası maçlarında oynatılmamışlardır.
Ankara’da 4 Nisan 1973 gecesi, 1-0 galibiyete rağmen elenilen Ankaragücü kupa rövanş maçından sonra ve aynı takımla yapılacak lig karşılaşmasından 4 gün önce, Osman, .Levent ve Muharrem’in gece otelden izinsiz çıkmaları olayı, biraz da abartılarak, acı sonuçlar vermiştir. 20 şer bin lira para cezasından ayrı olarak, Levent ile Muharrem’e Fenerbahçe forması bir daha giydirilmemiş, Osman da, Ancak müteakip mevsim tekrar kadroya alınmıştır. Oysa gerek takımı için didinen Levent ve gerekse 16 sayı ile gol krallığında rakipsiz durumdaki Osman, bugüne kadar taraftarların sevgileriyle kucaklanmakta idiler.
İşte, bu 2 üzücü olay, şampiyonlukla beraber, Fenerbahçe toplumunun futbolcularına besledikleri sevgi ve güveni ağır biçimde darbelemiştir. Nitekim, 14 Nisan Göztepe beraberliğinden sonra, takım, saha iç ve dışında, çok ağır protestolara uğradı… Genellikle sporcuları tutup, yöneticileri suçlama eğilimindeki basının, bu çok sert tepkiyi destekler yazılar sıralamaları, havanın ağırlığına ölçüdür. “MİLLİYET” te KAHRAMAN BAPÇUM imzalı ve sayfa boyu (FENERBAHÇE LİGE DE VEDA ETTİ!.) başlıklı yazı, tarafların tepki derecesiyle, takımın durumunu şöyle yansıtıyor:
(…… ve FENERBAHÇE SAHAYI TERK EDİYORDU… KAZANMAMIŞLIĞIN, YA DA KAYBETMİSLİĞİN BOYNU BÜKÜKLÜĞÜ DEĞİLDİ FUTBOLCULARIN OMUZLARINDAKİ.. DAHA FAZLA BİR ŞEYİN, BİR GÖNÜL EZİKLİĞİNİN, BİR TERK EDİLİŞİN ACISI VARDI BU BAŞ EĞİŞTE…. ÇÜNKÜ, 30 BİN SEYİRCİ FENERBAHÇE’NİN FUTBOLCULARINI ÇOK AĞIR SÖZLERLE UĞURLU-YORLARDI.. AĞIRDI, FAZLAYDI, HESAPSIZ VE SINIRSIZDI İTHAMLAR:
— SATILMIŞLAR!.. DİYORLARDI. KANSIZLAR!. DİYORLARDI. PAVYONA!.. DİYORLAR, TEMPO TUTUYORLARDI… VE, FENERBAHÇE FORMASINI TAŞIYANLAR, TARİH BOYUNCA İLK KEZ, FENERBAHÇELİLER TARAFİNDAN BU KADAR AĞİR ŞEKİLDE PROTESTO EDİLİYORLARDI… RASTGELE BİR YUH.. DEĞİLDİ BU… BİLİNÇLİ, NE DEDİĞİNİ BİLEREK VE AÇIK AÇIK YAPILIYORDU BU HAKARETLER.
BU TAKIM, SON 6-7 HAFTADIR, DÜN OYNADIĞINDAN BAŞKA BİR FUTBOL OYNAMAMIŞTI. HAFTALARDANBERİ FUTBOLUN EN KÖTÜSÜNÜ OYNUYORDU, FENERBAHÇE… DÜN DE YARI UYKULU BİR TAKIM KARŞISINDA, MERMİSİZ BİR TABANCA GİBİ, TIK!… TIK!… DEDİLER.)
Görülüyor ki, 1972-73 ün Fenerbahçe takımı her türlü eleştirileri hak etmiştir. Çok güvenilen teknik direktör’ün sadece cezalarda kararlı, sahada etkisiz oluşu, bazı tecrübeli futbolcuların aşırı sorumsuzluklarıyla birleşmiş ve basının diline düşmekten çekinin yönetim kurulunun gerekli müdahelelerden uzak tutumu da, kötü gidişe yeşil ışık olup mutlak bir şampiyonluk kaçırılmıştır. Oysa, başta kaptan NEDİM DOĞAN olarak, ZİYA, FUAT, ERCAN, ŞÜKRÜ, SERKAN gibi tecrübeli futbolcular, biraz feragat, el ve gönül birliğiyle bu kaybı çok kolayca önleyebilirlerdi… Bu, esirgendi!., açıkçası; hoşgörülü ağa’nın alınteriyle edindiği bol un, yağ ve şeker, bilgisi kıt ahçı ve sorumsuz yamaklar elinde harcanıp ziyan edildi ve helva yapılamadı!…
Fenerbahçe’nin 1972-73 ligindeki durumu ve şampiyonluğun kaçırılışı kongre raporunda kısaca şöyle dile getirilmiştir:
(İLK HAZIRLIK MAÇINDAKİ FUAT-ZİYA OLAYINDA TEKNİK DİREKTÖRÜMÜZ DİDİ’NİN ÇOK KATI TUTUMU, SEZON SONUNA DOĞRU ANKARA’DA MEYDANA GELEN OSMAN, LEVENT VE MUHARREM OLAYI GİBİ BİR TAKIM DİSİPLİN BOZUCU, ÜZÜCÜ HAREKETLER GEÇEN YIL ŞAMPİYONLUĞU KAYBETMEMİZİN ÖNEMLİ FAKTÖRLERİ OLMUŞTUR.
LİGİN SON MAÇLARINDA EZELİ RAKİBİMİZİ YAKALAMAK FIRSATLARINI ELE GEÇİRMEMİZE RAĞMEN, TAKIMIMIZIN MORAL VE FİZİK GÜÇLERİNİN YETERSİZLİĞİ BİZİ KAZANABİLECEĞİMİZ BİR ŞAMPİYONLUKTAN ETMİŞTİR.)

1973-74 TÜRKİYE LİGİ VE F.B. NİN 7. TÜRKİYE ŞAMPİYONLUĞU

Türkiye ligi 1973-74 şampiyonluğu yine 16 kulüp arasında 8 Eylül’de başlarken, 11 bölge ile en yaygın şeklini almıştır.
Transfer de hararetli geçti. İstanbulspor’dan ALPASLAN ER ATLI, Eintracht Frankfurt’tan Ender Gonca, Uşakspor’dan kaleci Adil Eriş, Altay’dan Mustafa Kaplakaslan ve Belçika’dan Salahaddin Karasu’yu transfer edip, mevsimi kurban keserek açan Fenerbahçe, Kızılcahamamda 10 gün kamp yaptı ve 13 hazırlık maçında başarılı göründü.
Bu maçlardan 8 Ağustosta 3-0 kazanılan Beşiktaş jübile karşılaşmasıyla Nedim Doğan 4 yıldır sürdürdüğü takım kaptanlığını Ziya Şengül’e devrederek futbolu bırakmış, 11 ve 12 Ağustostaki 2-2 lik G.S. ve 3-1 lik Beşiktaş maçlarıyla T.S.Y. kupası 2. kez kazanılmış, Bulgar Slavia’sı 2-0, Yunan şampiyonu PANATHİNAİKOS 4-1 ve 26 Ağustosta da, 18 günde 3. kez olarak, Beşiktaş tekrar 3-0 mağlup edilmiştir.
Görülüyorki, Fenerbahçe takımı geçen mevsim yarattığı kötü ve ağır havayı unutturmak yolundadır. Ancak, 8 Eylülde Samsundaki ilk maçta uğranılan 1-0 lık yenilgi:
(BİR FUTBOLCUNUN BİRKAÇ GÜNDE BU KADAR DEĞİŞECEĞİNE İNANAMIYORUM!.) diye yakınan DİDİ ile bir bölüm futbolcunun yurdumuz lig havasını henüz kavramadıklarına işarettir.. Nitekim, haftalar ilerlerken, Fenerbahçe halâ umulan modern futboldan habersiz, sıkışık oyunlar çıkarıyor, DİDİ ağır eleştirilere uğruyordu.
Takım , 0-0 lık 3 Kasım Vefa maçı öncesi Eyüp Sultana götürülmüş, 8 Kasımda toplanıp Didi’nin yetersizliğinde birleşen yönetim kurulu da, ancak Fikret Arıcan’ı (teknik yardımcı) atamak gibi, sembolik bir karar almıştır. Liderlik G.S., Göztepe ve Beşiktaş arasında el değiştiriyordu.
İlk devrenin 6 Ocak 1974 deki Eskişehirspor maçından önce 1 puan ilerdeki G.S. ve gol averajıyla da Beşiktaş’tan sonra 3. durumdaki Fenerbahçe, Kurban Bayramının 3. gününe rastlayan bu Eskişehirspor maçını, yıllar sonra, tekrar uçurulan Sarı-Lâcivert kurdeleli güvercinler ve 40 bini aşkın seyirci önünde 3-1 kazanınca, 80. dakikadaki 3. gol ile, 15 hafta ve 1350 dakikalık mücadelenin 1340 ıncı dakikasında, G.S. ile Beşiktaş’ı averajla geçip lider oldu. Fenerbahçelilere bayram içinde bayram yaşatan bu tarihsel galibiyeti basın, geniş anlamlar haykıran şu cümle ile belirtmiştir:
(Cemil, Osman, hırs ve arzu Fenerbahçeli lider yaptı…)

İki devre arasında, (ULUSLARARASI BERLİN SALON FUTBOL TURNUVASI) na katılıp finalde penaltılarla 6-5 kaybeden ve Avrupa’nın 6 ünlü takımı arasında 2. olan Fenerbahçe, zor yakaladığı Türkiye ligi liderliğini korumayı başardı ve 43 puanla 7. kez şampiyon oldu.
Fenerbahçe, 15 galibiyet, 13 beraberlik, Samsun ve Eskişehir’de iki yenilgi aldı ve 15 e karşı 39 gol attı. Ayrıca, ligde ençok galip gelip, en az yenilen ve en fazla gol atıp enaz yiyen takımdır.. Cemil ve Osman 30 maçın hepsinde oynamışlar, Cemil 15 golle gol kralı olmuş, Osman da 13 sayı yapmıştır. 13 galibiyet, 14 beraberlik, 3 yenilgi alıp 19 a karşı 34 gol atan Beşiktaş 40 puanla ikinci oldu. Boluspor 39, Eskişehir 36, G.S. da 35 puan aldılar.
Fenerbahçe’nin 30 maçı rakip, gün ve sonuçlarıyla beraber şöyledir:

Fenerbahçe’nin Türkiye liginde rekor olan bu 7. şampiyonluğu kazanmasında Cemil ve Alpaslan gib 2 klas futbolcunun transfer edilişleriyle, Ziya’nın kaptan olduktan sonra tümüyle değişen futbolculuk hüviyetinin etkisi büyüktür. Ziya, bu görevde selefi Nedim Doğandan daha başarılı olmuş ve sorumluluk kavramı içinde iyi yönettiği takımı gerektiğinde de canla başla sürüklemiştir.
Bu 2 faktör Fenerbahçe’yi geçen mevsimin uyuşukluğundan kurtarıp ona ruh ve yenmek azmi aşılarken, kısa paslı, demode sistemin doğurduğu handikap da, en verimli dönemlerindeki Cemil ve Osman’ın golcülük meziyetleriyle büyük ölçüde giderilmiştir. Taraftar kitle, özlemini çektiği böyle dinamik bir Fenerbahçe’yi zevk ve gururla seyretmek için, her maçta statları doldurmuş, gereken sevgi ve desteği çoşku ile göstermişlerdir.
Mevsim başında Beşiktaş’a karşı 18 günde kazanılan 3 er gollü 3 galibiyet, süre bakımından olduğu kadar, etki yönünden de işaretlenmeye değer, 29 Ağustosta Erdoğan Şenay’ın (HAREKÂT DEVAM EDİYOR) başlıklı yazısı, 39.300 seyircinin izlediği 3-0 lık üçüncü Beşiktaş galibiyetinin yarattığı havaya ölçüdür:
(FENERBAHÇE’NİN İNÖNÜ STADINDA KURDUĞU MAÇ KAZANMA HEGEMONYASI BÜTÜN İHTİŞAMIYLE SÜRÜYOR. AKILLI ve ÇABUK ADAMLARIYLA İSTEDlĞİ AN GOLE GİDEBİLME RAHATLIĞINA ERİŞEN EKİBE DUR DİYEBİLMEK GERÇEKTEN ZOR GÖRÜNÜYOR.
Mevsimin en ilginç karşılaşmalarından biri, 3 Mart 1974 deki G.S. maçı oldu. Antrenör Birch ile 3 futbolcusu, Bolu yenilgisinde doğan kavga nedeniyle, tedbirli olarak ceza kurulunda iken, G.S. camiasının seferber olmasıyla, F.B. maçından önce tedbirler kaldırılmış ve Sarı-Kırmızılı takım sahaya, basının deyimiyle, (ELEMAN, FİZİK ve MORAL BAKIMLARINDAN ÜSTÜNLÜĞÜ TARTIŞILMAZ) olarak çıkmıştır. Maçı TV de canlı olarak vereceğinden, Ankarada stüdyo, İstanbulda da İnönü stadında br saat önceden harekete geçen ekipler, Galatasaray’ın bu kesin favorilik havasını, tam bir güven içinde ve yine hatalı sayı ve bilgilerle süsleyerek, seyirciye yansıtıp durdular. Ancak, evdeki pazar bir kez daha çarşıya uymadı. Üstün ve şuurlu Fenerbahçe, kesin favori sayılan ezeli rakibini, Ersoy’Ia Osman’ın golleriyle 2-1 yendi.
Fenerbahçe’nin bu galibiyetini Gündüz Kılıç:
(— İNÖNÜ STADINA FIRLAMIŞ AVRUPA ÇAPINDA BİR TAKIMDI DÜNKÜ MUHTEŞEM FENERBAHÇE… O ŞAHLANAN RUH VE SEYRİNE DOYULMAZ FUTBOLUYLA!..) diye överken, N. TANYOLAÇ da:
(“TARİH” İN F.B.-G.S. REKABETİNDE, ÜZERİNE “İSYAN” PAFTASI ASACAĞI BU MAÇTA FENERBAHÇE’NİN BİR TEK EKSİĞİ “PELE” İDİ.) yorumu ile, Sarı-Lâcivertli takımın yüksek değer ve oyunundaki nefaseti vurguluyor.
Bu sezonun en kalabalık maçı 12 Mayıstaki Göztepe deplasman karşılaşması oldu. 48.838 biletli ile Türkiye seyirci rekoru kırılan bu maçı Cemil ve Osman’ın golleriyle 2-0 kazanıp şampiyonluğu garantileyen Fenerbahçe, “KURULMUŞ BİR MAKİNE GİBİ”, güzel oyunuyla Egelileri ayağa kaldırmış, önce Şampiyon!… Şampiyon!…Daha sonra da Tur!… Tur !… tempolarına yanıt veremeden uçağa yetişmiştir.
Fenerbahçe, şampiyonluk turunu 19 Mayıs 1974 günü İnönü stadındaki Ankaragücü galibiyetinden sonra, 43.902 seyircinin sürekli istek ve staddan ayrılmamaları üzerine, 15 dakika önce güçlükle girebildikleri soyunma odasından geri dönerek attı.
İnönü stadı görmediği görkemli bir gün yaşadı. her taraf Sarı-Lâcivertti. Çıkış tüneli önünde (ŞAMPİYON FENERBAHÇEYE SEVGİLERLE) yazılı… bol bol övücü dövizler, yüzlerce bayrak, flama, öbek öbek balonlar. Tribünlerden yağan yüzlerce buket, yığınlarla çiçek, konfeti ve serpanten. Sürekli gösteriler arasında eksilmeyen Şampiyon!.. Şampiyon!., tempoları. Değil yalnız Türkiye’de, belki Avrupada görülmemiş bir şampiyonluk tur ve kutlaması yaşandı..

Didi, (EN MUTLU, EN BÜYÜK GÜNÜM!.) diyordu. (FUTBOLCULUĞUMDA ÇOK ŞAMPİYONLUK GÖRDÜM AMA, ANTRENÖR OLARAK BU İLK ŞAMPİYONLUĞUM… BÖYLE GÖRKEMLİ BİR ŞAMPİYONLUK GÜNÜ BREZİLYADA BİLE GÖRÜLMEZ… BİZ DÜNYA ŞAMPİYONLUKLARINI KAZANDIĞIMIZDA BİLE BÖYLE KUTLANMAMIŞTIK. FENERBAHÇELİ SEYİRCİNİN DÜNYADA EŞİ YOKTUR!..) diyordu.

3 değerli spor yazarı; günü, gazetelerinde şöyle yorumladılar:

NAMIK SEVİK: (FENERBAHÇE LİG ŞAMPİYONLUĞUNU TARAFTARLARININ KORKUNÇ TEZAHÜRATI VE ÇİÇEK YAĞMURU ALTINDA KUTLADI. HER ZAMAN SÖYLÜYORUZ: DÜNYADA FENERBAHÇE KADAR SEVİLEN TAKIM AZDIR, DİYE. EVET, GERÇEK BU..)

NECMİ TANYOLAÇ: (BİR TAKIM KAÇ YILDA ŞAMPİYON OLUR. BUNU BİLMEK ZOR DEĞİLDİR.. AMA, BİR TAKIMA DÜNKÜ GİBİ İNANILMAZ, DÜNKÜ GİBİ ANLATILMAZ BİR ŞAMPİYONLUK GÜNÜ KAÇ YILDA BİR YAPILIR?.. BUNU DA TANRI BİLİR…)

İSLÂM ÇUPİ: (3 YILIN ŞAMPİYONLUĞU SANKİ 3 BİN YILLIK MUTLULUK ŞEKLİNDE KUTLANDI… DÜN, ANALAR GÜNÜ DEĞİL, FENERBAHÇE GÜNÜ YAŞANDI… BU, BİR GERÇEĞİ DAHA ANLATIYORDU:
ŞAMPİYON OLMAK MÜMKÜN… FAKAT, FENERBAHÇE OLMAK İMKÂNSIZ!…)

1974-75 TÜRKİYE LİGİ VE F.B. NİN 8. TÜRKİYE LİGİ ŞAMPİYONLUĞU

Türkiye liginin 1974-75 birinciliği, geçen mevsim sonunda küme düşen Vefa ile Mersin İdman Yurdu yerlerine, 2. lig grup şampiyonları Trabzonspor ve Zonguldakspor’un katılmalarıyla, 16 kulüp arasında 7 Eylülde başlarken, 12 bölge ile de en yaygın mevsimini yaşıyordu.
Futbolu bırakan Şükrü Birant, Fuat Saner, Datcu ve İngiltere’ye menejerlik kursunu yollanan Ercan Aktuna’ya karşı, Fenerbahçe, Bolu’dan Aydın Çelik, Ankaragücünden Zafer Göncüler, Giresundan Rüçhan Dağdeviren, Sarıyer’den de Emin İlhan’la Eyüp Odabaşı’yı transfer etti ve mevsimi 10 Temmuzda yeni antrenörler Basri Dirimlili ve Necdet Niş’le açtı.
800 Dolar (11.200 lira) aylık, döşeli daire, prim ve 150 bin lira şampiyonluk ödülüyle sözleşmesi bir yıl uzatılan Didi, gittiği İtalya’dan, (Kıbrıs Barış Harekatı) nedeniyle uçak bulamayıp, ancak 26 Temmuzda dönebildiğinden, açılışla birer haftalık K.Hamam ve Bolu kamplarında yoktu.
Yapılan 15 hazırlık maçında, finalde Galatasaray’ı 1-0 yenip, (SİLAHLI KUVVETLER KUPASI) nı, İzmir de Altay ve Beşiktaş’ı yenerek (ZAFER KUPASI) nı kazanan Fenerbahçe, ilk kez SİVAS ve DİYARBAKIRa gitmiş, 2. kez gittiği Tahran’da İRAN milli takımına 3-0, İstanbul’da Romanya milli takımına 1-0 yenilip, Rumen kupa şampiyonu VİLCEA ile Bükreş DİNAMO’sunu 2-0 ve 1-0 mağlup etmiştir.
Bu hazırlık maçlarında göz dolduran Fenerbahçe, lige, 8 Eylülde Ender Gonca’nın golüyle kazandığı Trabzon deplasmanıyla başladı ve ilk devreyi Galatasaray’ın 4 puan gerisinde 21 puanla 2. kapadıktan sonra, 30. haftayı, 1 Haziran 1975 de, onun 5 puan önünde, 43 puanla ve 8. kez şampiyon olarak tamamladı. Eskişehirspor 35 puanla 3 üncü, Adanaspor’la Beşiktaş’da 33 er le 4. ve 5. oldular.
Fenerbahçe, 30 maçta 15 galibiyet, 13 beraberlik ve 2 yenilgi almış ve 18 e karşı 43 gol atmıştır. Ligin en az yenilen ve ençok gol atan takımıdır.
16 galibiyet, 6 beraberlik, 8 yenilgi alan Galatasaray 38 puanla ikinci olurken 24 e karşı 36 gol attı.
Fenerbahçe’nin 18 kişilik kadrosundan Zafer 30 maçın tamamında yer almış, Osman 11, Cemil de 10 gol atmıştır.
Fenerbahçe’nin 8. şampiyonluğu olan 1974-75 Türkiye ligindeki 30 maçının rakip, gün ve sonuçları aşağıdadır:

İlk 4 maçta puan kaybetmemekle lige başarılı başlayan Fenerbahçe takımı, Luxemburg şampiyonunu eleyerek yükseldiği Avrupa Şampiyon Kulüpler 2. turundaki Polonya maçları sırasında formdan düşmüş ve liderliği 9. hafta G.S. ya kaptırmıştır.
Bu ünvanı, 18. haftadaki Altay galibiyetiyle tekrar elde eden Fenerbahçe, özellikle deplasmanlardaki gayret ve başarısıyle yerini korumuş, ayrıca:
(AVRUPA LİGLERİNİN DEPLASMANDA YENİLMEYEN YEGANE KULÜBÜ), olarak uluslararası ün sağlamayı ve sık sık adından söz ettirmeyi de başarmıştır. 13 deplasmanda 7 galibiyet, 6 beraberlik ve 4 e karşı 15 gollük bir bilanço ile, Fenerbahçe Türkiye liginde bir rekorun sahibi oldu.
Adanasporla 6 Ekim 1974 deki 1-1 lik maçta burun kemiği ezilen Yılmaz Şen’in, 86. dakikada beraberlik golünü atması, unutulmaz bir kulüpseverlik örneğidir.
Ezeli rakiplerin 23 Mart 1975 deki karşılaşmaları, (Yılın maçı) olarak nitelendi. TV den canlı yayınlanan ve yılın şampiyonluk düğümünü çözen bu maçı, 87. dakikada Aydın Çelik’in sağ çaprazdan Yasin’e attığı güzel golle, Fenerbahçe kazandı.
Basın ve ajanslar sezon içinde yabancı Kaynakların 2 ilginç bilgisini yayınladılar:
Ağustosta yayınlanan birincisinde, Fenerbahçe’nin Türkiye’nin en popüler ve 20 milyon lira (yaklaşık 1,5 milyon Amerikan Doları) değerle dünyanın en pahalı 20 futbol takımı arasında yer almıştır.
Ocak 1975 deki ikincisinde ise, yine Fenerbahçe, dünyanın en çok hasılat sağlayan takımları arasında, 520 bin lira ile 13. durumdaki BENFİCA’dan sonra, her maçta ortalama yarım milyon lira (yaklaşık 36 bin dolar) ile 14. dür. Bu iki istatistikde Türk kulübü olarak yalnız Fenerbahçe’nin adı vardır.
Fenerbahçe, şampiyonluğu, geçen yıl gibi, İzmirde 28. haftanın 1-1 lik Göztepe maçında ve 5 puanla garantiledi. Ancak, yine uçağa yetişebilmek için, TUR!.. TUR!., dileklerini cevapsız bırakmak zorunda kaldı.
Bu tur, bir hafta sonra sahaya, Yeşil-Beyaz, (ŞAMPİYONU KUTLARIZ.) döviziyle çıkan GİRESUNSPOR galibiyetinden sonra da atılamadı.
İnönü stadı Fenerbahçe renklerine bürünmüştü. Kapalı tribün çatısından Sarı-Lâcivert renkli kocaman ŞAMPİYON F .B. dövizi sarkıyor, bütün tribünler halka halka uzayıp stadı çevreliyen çiçek kümeleriyle süslenmiş bulunuyordu. Fenerbahçe’yi öven dövizlerin haddi hesabı yoktu.
Takım, geçen yıl gibi, üzerine çiçeklerden: ŞAMPİYON FENERBAHÇEYE SEVGİLER yazılı, yine çiçeklerden yapılmış bir takın altından, ellerinde buketler, boyunlarında çiçeklerden kolyelerle sahaya çıkarken yer yerinden oynamış, tribünlerden yığınlarla çiçek yağmıştır…. Bu kadar çok çiçek nereden ve nasıl getirilmişti!…

Bütün sezon başarılı olan Alpaslanın golüyle kazanılan bu Giresunspor maçından sonra Talât Tokat’ın bitiş düdüğüyle saha bir anda doldu. Havalara kaldırılan futbolcuların tur atmaları imkânsızlaştı. Sezon başında konan TERCÜMAN ve MİLLİYET kupaları soyunma odasında verildi.
Bu mevsim de en çok seyirci ve hasılatı, G.S. dan % 36, Beşiktaşdan da % 55 fazla olarak Fenerbahçe topladı. Her maçına 27.765 biletli 560 bin lira (40 bin dolar) ödedi.
Senenin en büyük hasılatı 19 Ekimde 2-0 galibiyetten 2-2 beraberliğe düşülen Boluspor maçında 42.254 seyircinin ödediği 931 bin lira (67 bin dolar) dır.

1975-76 TÜRKİYE LİGİ

Türkiye ligi 1975-76 şampiyonası yine 12 bölgeden 16 kulüp arasında 6 Eylül 1975 de başladı. Basma göre, 16 kulübün 40 milyon lirayı aşan transfer harcamalarında Fenerbahçe 8 milyonla bu yıl baş sırayı tuttu.
Ayrılan Mustafa Kaplakaslan, Rüçhan ve Adanaspor’a kiralanan Onur’a karşı; G.S. amatör Engin Verel, Adana’dan eski F.B. li Raşit Karasu, Şekerspor’dan Sabahaddin ERBOĞA, Mersin’den Nevruz Şerif, Eskişehirspor’dan Ömer Kaner ve Yenal Kaçıra alındılar.
Fenerbahçe, 19 u bulan kadrosuyla mevsimi 14 Temmuzda açtı. Sözleşmesi bir yıl daha uzatılan Didi Brezilya da tatilde olduğundan, antrenör Necdet Niş nezaretinde 12 günlük Bolu kampından dönünce, 13 hazırlık maçı yaptı. Bunlardan 3 ü, 3 büyük kulüp kaptanlarının jübile maçlarıdır.
Beşiktaş kaptanı SANLI SARIALİOĞLU nun jübile maçında Beşiktaş’ı 2-1 yendi.
Kaptan Ziya Şengül’ün jübile maçında Trabzonspor’a 2-0 yenildikten sonra; yine Trabzonspor’u 1-0, G.S. yı 3-1, Beşiktaş’ı da 2-0 yenerek Türkiye Spor Yazarları Kupasını 3. kez kazandı.
Galatasaray kaptanı MUZAFFER SİPAHİOĞLU’nun jübile maçında G.S. ı tekrar 4-3 yenen, İzmir’de 31 Ağustos’da Beşiktaş’ı bir kez daha ve 4-0 yenerek bu yılın da (ZAFER KUPASI) nı kazanan Fenerbahçe’nin, bu sürekli başarılarla, üstüste 3. kez şampiyonluğu kazanacağı görüşü egemendi. Bu kesin inanca basından da örnekler vermek kolaydır;
9 Ağustostaki 3-1 lik G.S. maçından sonra, “HÜRRİYET” de ERDOĞAN ŞENAY’DAN:
(SARI-LÂCİVERTLİ TAKIM ENGİN VE CEMİL GİBİ 2 SÜPER KANADI TAKMIŞ UÇUYORDU. UÇTUKÇA SEYİRCİSİNİ DE HAVALANDIRIYOR. GÖZ VE GÖNÜLLERİ FUTBOLUN GERÇEKLERİYLE DOYURUYORDU, EN BÜYÜK YANI HER HATTIYLA YAŞADIĞI CİDDİYETİ İDİ.)
16 Ağustos’da 2-0 lık Beşiktaş galibiyetinden sonra, SAMIM VAR’ın HÜRRİYET’de “LÂF YOK..” başlıklı yazısından:
(HİÇ MÜNAKAŞAYA LÜZUM YOK, FENERBAHÇE BU SENE RAHAT ŞAMPİYON OLUR…. FENERBAHÇE BU ELEMANLARIYLA MEMLEKETİMİZİN SON SENELERDEKİ EN İYİ KADROSUNA SAHİP OLMUŞTUR.)
Bu hava ile lige giren Fenerbahçe, ilk devreyi Trabzonsporun bir puan önünde 21 sayı ile lider, 2. devre ise, ümitler hayal olarak, 40 puanla ikinci bitirdi.
Trabzonspor 17 galibiyet, 9 beraberlik, 4 yenilgi ve 14 e karşı 36 gol ve 43 puanla ilk kez şampiyon, G.S. 37 ile 3., Beşiktaş da 27 puanla 11 inci oldular.
Fenerbahçe30maçın 14ünü kazanmış, isinde berabere kalmış, 2 kez Galatasaray’a, birer kez de Adana Demirspor ve Trabzonspor’a yenilip, 18 e karşı 40 gol atmıştır. Yalnız yeni kaptan Cemil Turan 30 maçın hepsine katıldı. Attığı 18 golle de yılın gol kralı oldu.
Fenerbahçe’nin 30 maçının rakip, gün ve sonuçları aşağıdadır:

Fenerbahçe’nin 1975-76 şampiyonluğunu kaybedişi, kendisine çok pahalıya mal olan acı bir gaflet anısıdır. Avucunun içindeki üstüste 3. şampiyonluğu kaçırmakla kalmamış, ortaya, NORMAL MÜCADELE OLANAĞINDAN OLDUKÇA UZAK YENİ RAKİPLER ÇIKARMA ÇIĞIRI AÇMIŞTIR. Bu büyük gafletin öyküsü şöyle özetlenebilir:
Fenerbahçe futboluna 39 ayda umulanı veremiyen Didi, 17 Eylül 1975 Lizbon yenilgisinden sonra istifa ettirilmiş ve yerine Gegiç getirilmiştir.. Açılması söz konusu olan, (FENERBAHÇE FUTBOL OKULU) nun direktörü Gegiç’ten, olumsuz 1966-67 deneyinden sonra, büyük başarı beklenmiyordu. Ancak, (BU GÜÇLÜ KADROYU KİM OLSA ŞAMPİYONLUĞA GÖTÜRÜR) görüşü egemendi.
TRABZONSPOR’LA EL DEĞİŞTİREN LİDERLİK, 7. haftadan itibaren Fenerbahçe’de kaldı. Hatta, 12. haftanın 14 Aralıktaki 3-1 lik G.S. yenilgisine kadar… Bu yenilgi ilk büyük gaf, hatta rakibe bir ikram oldu. G.S. lı B.Mehmet ve Fatih’le beraber, maçtan 4 gece önce gece kulübünde görülen kaleci Adil ile Alpaslan’a, Gegiç’in raporu üzerine verilen 10 ar bin lira ile birer maçtan men cezasından ikincisi doğrudan doğruya Fenerbahçe’ye idi. Nitekim, doldurulamayan bu iki gedikten 3 gol yendi. Hem de biri, (CEZA BÖYLE OLMAZ!..) der gibi, Fatih’ten!..
Fenerbahçe takımı, biraz dikkatle, 4-5 puan fark yapılması mümkün ve gereken ilk devreyi sadece 1 puan önde bitirirken, çalan tehlike çanlarına kayıtsız gibi idi. Bununla beraber, Eskişehir’in Trabzonsporu yenmesiyle, Adana Demirspor deplasmanına 3 puanlık avantajla gitmiştir…
İşte, 28 Mart 1976 da, ligin 22 inci haftasında kaybedilen, daha doğrusu, kazanılmışken rakibe ikram olunan bu maçla şampiyonluk da elden gitti. İlk devresi 2-0 önde kapanan maçın 2. devre başlarında Alpaslanla Adil’in, aralarındaki ağız dalaşması önce 2-2 lik beraberliği, sonra da penaltıyı avuta gönderen libero Alpaslan’ın, sorumsuzca ileri çıkışıyla yenen 3. gol de, yenilgiyi doğurmuştur. Bu anormal yenilgi, 26 Mayıs 1974 danberi, 672 gün ve 23 deplaslman maçında ilktir ve Fenerbahçe’nin, 2 yıl süren (AVRUPA LİGLERİNİN DEPLASMANDA YENİLMEYEN YEGANE TAKIMI) ünvanını alıp götürürken, bir hafta sonraki Trabzon deplasmanı için de rakibe umut vermiş ve şampiyonluğu tehlikeye itmiştir.
Fenerbahçe, 4 Nisan 1976 da Trabzonda, (UZUN VADELİ TERTİP) deyimini kullandıracak tarzda, bir takım olaylar sonucu yenildi… Önce, otel çevresinde sabahlara kadar patlayan silahlar, yapılan taşkın gürültülerle Fenerbahçelilere bir (İŞKENCE GECESİ) geçirtildi.. Sonra, 60. dakikada yenen gole, Cemil’in 73. dakikada iki rakibi geçip attığı mükemmel beraberlik golü sayılmadı. TV de milyonların hayranlıkla izlediği bu golü beğenmeyen tek kişi, nedense, Orhan Cebe olmuş ve golü iptal etmesi hayret ve dehşetle izlenmiştir. Bu, gerçekten de öyle bir iptaldi ki, basın (GADDARCA) sözüyle niteledi….
Bu durumu biraz deşmek gerekecek:
Gerçi, spor ve dürüstlükle asla bağdaşmaz bu iki olay, bir şampiyonluğun el değiştirmesine neden olmuş ve Türk futbolunun da yönetim ilkelliğini kanıtlayan utandırıcı bir anı olarak futbol tarihimize geçmiştir. Ancak, bu çirkinliklerin daha acı tarafı, bir özlemin nihayet giderilmesi sonucunu doğurmuş ve genişçe bir spor çevresini sevindirmiş olmasıdır.
Bu özlem, futbolda, (İSTANBUL HEGEMONYASININ YIKILMASI!) idi. Ve bazı Federasyon Başkanlarından kaynaklanmış bulunuyordu. Sonraları politik nedenler ve yanlış görüşlerle Gençlik ve Spor Bakanlığı’na kadar uzanan ve gönüllerden taşıp, sakız gibi ağızlarda dolaşmaya başlayan bu özlem, nihayet Adana’da olgunlaştı, Trabzonda da gerçekleşti…
Fenerbahçe’yi yenebilmek bütün kulüpler için her zaman en büyük başarı ve şeref sayılmıştır. En yüklü primler bu maçlarda vaadedilir, rakipler Fenerbahçe’ye bilenmiş çıkıp bütün güçlerini harcarlar. Bunlar malûm!.. Ancak, hakemlerin çevreden etkilenmeleri, İstanbul kulüpleri ve özellikle Fenerbahçe için büyük handikap olarak yaşanıyor. Bu talihsiz durum ne zaman son bulacak?!….
İstanbul takımlarının birbirlerini çelmelemelerinin olumsuz etkisi de küçümsenemez. Bu mevsim Fenerbahçe’den 4 puan alan Galatasaray’ın Trabzonspor’a, 2 kez yenilip, 4 puan vermesi, 3 puanla kaybedilen şampiyonluğun kaderini değiştirmeye yetmiş olması bakımından kayda değer.
Kesin şampiyonluk ümitleriyle girilen, ancak idari gaflet ve yanlışlar ve dış etkenlerle kaybedilerek, (büyük reform) vaadleriyle 22 Şubat 1976 da yönetime geçen pasif yönetim kurulunu 3 ayda istifaya zorlayan, 1975-76 liginde, en büyük suçun yine de futbolcularda olduğu bir gerçektir.
Takım birçok maçta başsız, ruhsuz ve inançsızdı. Yaş ortalamasının bu mevsim 28 den 23 e indirilmiş olmasına karşın, gereken ve beklenen azimle mücadeleden uzak kaldı. Adeta, çeşitli rakip çevrelere amaçlarında yardımcı oldu.
Sporda yenilmek de vardır ve normaldir. Ancak, önce kazanmak için gereken çabayı harcamak şarttır. Bu yapılmadı mı yenilgi suç olur. Bu nedenle, her yönden tatmin olmuş sporcuların, haftada 90 dakikayı aşmayan bir görevde, gösterdikleri sorumsuzluk ve duyarsızlık, yakışıksız pozların, suçlamalarla, basında yer alması, taraftarı kahredip, ağır protesto ve tartaklamaların nedenleri olmuş, son maçlardaki tenha tribünler ise hasılatta Fenerbahçe’yi bu mevsim Galatasarayın altına düşürmüştür. Bu nedenle, kulüplerinin şanlı ve onurlu geçmiş ve kişiliğine ters düşen, hatta kendi prestijlerini bile düşünmekten uzak tutumdaki 1975-76 kadrosunu, bir iki istisnasıyla, Fenerbahçe futbolunda suçlu bir kadro olarak anılmaya müstahak saymak zorunludur.

1976-77 TÜRKİYE LİGİ

Lig, yine 12 bölgeden 16 kulüp arasında 5.9.1976 da başladı. Kulüplerin isteklerine uyan Belediye, maç fiyatlarını 5 er lira yükselterek 20, 35 ve 45 liraya çıkarmıştır.
Fenerbahçe ve Galatasaray’ın önemli hiç bir transfer yapmamalarına karşın, Beşiktaş bu yıl da birkaç milli futbolcu aldı.
Fenerbahçe kulübünün 12 Milyon lira borçlu olması, 4 Temmuzda olağanüstü kongre ile seçilen yönetim kuruluna transfer yapma cesareti vermemiştir. Sadece genç takımdan yetişen Önder Mustafaoğlu Adanaspor’dan, Onur da kiralandığı Adana Demirspor’dan geri alınmıştır. Buna karşı, Raşit Karasu tekrar Adana Demirspor’a dönerken, Salahaddin Karasu da aynı kulübe gitti.
Gegiç’in sözleşmesi yenilenmediğinden, mevsim kaleci Datçu’nun nezaretinde 14 Temmuzda açılmış ve lig öncesi 11 hazırlık maçı yapılmıştır. Beşiktaş, Trabzonspor ve Adanaspor’un katıldığı T.S.Y. Kupasını kazanan Fenerbahçe, 16 Ağustosla özel ve 27 Ağustosta da kaleci Yasin’in jübile maçında Galatasaray’ı 2-1 sonuçlarla ve 31 Ağustostaki Yılmaz Şen’in jübile maçında da Bursaspor’u 4-2 yendi.
Ancak, sezon başlarında başarılı maçlar çıkaran Fenerbahçe’nin, çok kez, ligle beraber kösteklemeye başladığı görülür. Üstüste maçlar takımı yormakta, lig havasının değişikliği de etkili olmaktadır. Bu mevsim de öyle oldu. Lige 5 Eylülde 3-0 lık Giresunspor galibiyetiyle başlayan Fenerbahçe Macar VİDEOTON maçlarıyla UEFA kupasından averajla elendikten sonra, ümit vermeyen futboluyla, ilk devresini 18 puanla 4. bitirdiği ligi, 2. kez ve 43 puanla şampiyon olan Trabzonspor’un ardından, 39 puanla 2. bitirdi. Altay 35 puanla 3 üncü, Beşiktaşla Galatasaray 33 er puanla 4. ve 5. oldular.
Fenerbahçe, 1976-77 liginde en az yenilen ve en çok berabere kalan takımdır. Trabzon’un 5 yenilgi ve 7 beraberliğine karşı 3 yenilgi ve 15 beraberlik almıştır. Averajı da 41/12 ye karşı 31/17 dir. 24 kişilik kadrodan Alpaslan 30 maçın hepsinde yer almış, 31 golden 14 ünü kaptan Cemil kaydetmiştir.
Fenerbahçe’nin 1976-77 mevsimi Türkiye ligindeki 15 rakibi ve bunlar karşısında aldığı sonuçlar aşağıdadır:

İlk haftanın Giresunspor maçına 38 bin seyirci gelmişken, 4. hafta Göztepe maçını 15 bin kişinin izlemesi taraftarın çok erken ümitsizliğe düşüşüne kanıttır.
17 Ekimdeki F.B.-G.S. ve Mersin-Trabzonspor maçları, G.S. ile Trabzon’un 20 Ekimde kendi sahalarında yapacakları Avrupa maçlarından ötürü, ertelendiler, oysa, 25 Eylülde Fenerbahçe kulübünün Zonguldak deplasmanının ertelenmesi isteği red edilmiş ve San-Lâcivertli takım Macaristan deplasmanını, 5 futbolcusu Sofya milli maçından otobüsle döner dönmez, yine otobüsle yaptığı yorucu Zonguldak deplasmanından sadece 3 gün sonra oynamaya mecbur bırakılmıştır. Tutumu böyle sorumsuz olan Hasan Polat Federasyonunun Kasım ayında istifa ettirilmesi, çok gerileyen Türk futbolunun, hiç olmazsa, keyfi davranışlardan kurtulacağı umuduyla, olumlu bir hareketti.
Ekim ayında Belgrad’a giden 2. başkan Yüksel Günay, daha önce de Türkiye’de çalışan Partizanlı TOMÎS KALOPEROVİÇ’i 2 yıl için, Fenerbahçe’ye teknik direktör olarak angaje etti.
Ligin 10. haftasında 5. durumda iken, Ankara karması’nı 1-0, G.S. ıda 6-1 yenip, (VAN DEPREM KUPASI) nı kazanan Fenerbahçe moral de kazandı.. Kupayı yeni Federasyon Başkanı Füruzan Tekil’den alan takım, Ankara’dan İzmir’e gidip, İstanbulda kupada berabere kaldığı Altay’ı elemiş, ligde Orduspor’u yenmiş, Trabzon’un da Eskişehir ve Giresun’a yenilmesiyle 7 puan fark 3 e inmiştir. Bu durum, Trabzon deplasmanı arefesinde Fenerbahçe için yine de bir ümit ışığı idi. Ancak kötü rastlantılar ona en çetin rakiptir. Yine öyle oldu:
24 Aralık Cuma günü Esenboğa’da bir İzmir uçağı için, (PİLOTLARI İÇKİLİDİR!..) ihbarı üzerine, bütün THY pilotları ilk kez direnişe geçmişlerdir.
Fenerbahçe takımı Ankara’da bir gün bekledi. Trabzonspor’un maçın bir gün ertelenmesini red etmesi üzerine, büyük bir hata ve basının deyimiyle:
(HAYATİ BİR MAÇ İÇİN OTOBÜSLE 14 SAATLİK ÇİLELİ BİR YOLCULUĞA) çıktı ve maç günü 4 de Trabzon’a vardı. Kötü rastlantı ile hata ve gafletin işbirliği etmeleri 3-0 lık yenilgi doğurmuştur.
Ligin en dikkate değer olayı, Fenerbahçe takımında bu yıl da süren sorumsuzluk ve ruhsuzluktur. Sadece 31 gol atması da gol kısırlığının kanıtı oldu. İlk haftaların tereddüt havası geçip bu takımın şampiyon olamayacağı anlaşılınca, taraftar kadere boyun eğmiş ve hiç bir tepki göstermemiştir. Zaten eski kulüplerinde, savaşır gibi, mücadele edenlerin Fenerbahçe’ye girdikten sonra koşmamaları, ve mücadeleden kaçınmaları, son yıllarda, idari ve teknik alan/ardaki zaaf sonucu, moda olan garipliklerdendir.
Ligin 17. haftası olan 20 Şubat 1977 de, son bir ümitle 1.010.395 lira ödeyen 37.154 biletlinin doldurduğu İnönü stadındaki Eskişehir rövanşında tek bir şut atılmadan golsüz berabere kalınması üzerine, “HÜRRİYET” gazetesinde, (HAYAL-İ FENER) Başlıklı, yazı, Fenerbahçe’nin bu mevsim kadrosunun bir çok maçı için aydınlatıcı sayılabilir:
(…..FENERBAHÇE LİGDE ENAZ OYUNCU İLE, HER MAÇTA 2-3 FUTBOLCU İLE OYNAYAN TAKIM OLDU, ARTIK. SIRTINA O ŞEREFLİ FORMAYI GEÇİRİP SAHADA HAYAL-İ FENER GİBİ DOLAŞANLARA AYIP… TRİBÜNLERDE ÜZÜNTÜDEN KAHROLAN FENERBAHÇELİLERE İSE YAZIK!…)
Fenerbahçeli futbolcuların 28 mart 1976 da Adanadaki Demirspor yenilgisiyle su yüzüne çıkan ve gözlere batarak sürüp gelen sorumsuzluk ve duyarsızlıkları yalnız 2 şampiyonluğa mal olmakla kalmadı, külübü tehlikeli bir duruma itti. 12 milyon lira borçlu kulüp seyircisinden de olmuş, mali zorluk son hadde varmıştır.
Bu durumda Fenerbahçe’nin kaderini yenilmeye alışmış ve hakaretlere şerbetli olanlara bırakmakta devam etmenin ihanet olacağı görüşü egemen olmuştur. Mevsim sonunda bazı futbolcuların: (EVET SUÇLUYUZ. GÖREVİMİZİ YAPMADIK. AMA, KALIRSAK BUNU TELÂFİ EDERİZ!..) şeklinde konuşmaları, utandırıcı bir itiraf olarak basında yer aldı ve bir temizliğin ne kadar zorunlu olduğunu kanıtladı. Bir gerçektir ki, son birkaç yılın kadrosunda bir Şeref, bir Ogün ve kaptanlık dönemindeki Ziya gibi şahlandırıcı ve sürükleyici elemanın olmayışı F.B. ye bir kaç şampiyonluğa mal olmuştur.

1977-78 TÜRKİYE LİGİ ve F.B. NİN 9. TÜRKİYE LİGİ ŞAMPİYONLUĞU

Birinci Türkiye ligi 1977-78 mevsiminde 20. yılını yaşadı. Ve 27 Ağustosta 16 kulüp arasında başlarken, 13 bölge ile en yaygın şeklini de aldı.
Türkiye ligi 20 yıl aksaksız olarak şampiyonlarını çıkarmakla futbol tarihimizin en düzenli organizasyonu oldu. Bununla beraber yayıldığı ölçüde futbol klasının düştüğü de bir gerçektir. Bu nedenle, ay-yıldızlı takımın son yıllarda aldığı kötü sonuçlarFutbol Federasyonunu bunalıma itmiş ve Hasan Polat Federasyonunu, son bir mevsim içinde, Füruzan Tekil, Sabahaddin Erman, Dr. İbrahim İskeçe, Sahir Gürkan ve nihayet Güngör Sayarı Federasyonları izlemiştir. Ancak, çözüm yolunun şahıslarla değil, temel sorunlarda aranması gerektiği bir gerçektir.
Resmi kayıtlara göre, 16 kulüp bu mevsim transfere 14 milyon 290 bin lira harcarken tutumlu bir yola girdiklerini gösterdiler. F.B. 2.828.000, G.S. 2:625.000, Beşiktaş 1.900.000, Trabzonspor da birbuçuk milyon lira harcadılar.
Geçen yıl transfer yapmayan Fenerbahçe, mevsim sonunda Adil, Sabahattin, Nevruz, Ersoy, Ender, Ömer ve Osman’ı satmış, bunlara karşı Belgrad’ın Partizan kulübünden kaleci İVANÇEVİÇ ile ANTİÇ’i, Eskişehir’den kaleci Fuat Güngör ile eski futbolcusu Çoşkun Demirbakan’ı, Orduspor’dan Tuna Güneysu ve Galatasaray’dan Şevki Şenlen ile, Başta Bahri Kaya olarak, birkaç amatör transfer etmiştir. Böylece, takım temelden yenilenmiştir.
Yeni kadro hazırlığını Kaleperoviç nezaretinde, 13-31 Temmuz arası, Yugoslavyada PİROT kasabasında yaptı ve bu arada birer Yugoslav, Bulgar ve İspanyol takımlarıyla katıldığ 4 lü, (Mareşal TİTO Kupası) nda ikinci oldu. İstanbulda da Rumen milli takım adayları ve Galatasaray’ı 2-1 sonuçlarla yendi.
Fiyatların yeniden arttırılıp 30, 50 ve 75 liraya çıkarıldığı lige 27 Ağustos da 1 milyon 40 bin lira ödeyen 39 bin seyirci önünde, Samsunspor’u 2-1 yenerek başlayan Fenerbahçe, ilk devreyi 2. Trabzonspor’un 2 puan önünde olarak, 33 le lider bitirmiş, 2. devre aynı rakibini 1 puan geçip 42 puanla ve 9. kez şampiyon olmuştur. G.S. 38 puanla üçüncü, Adanaspor 4 üncü, Beşiktaş da 5. oldular.
Fenerbahçe, 17 galibiyet, 8 beraberlik ve 5 yenilgi alıp, Galatasaray’la beraber enaz yenildiği ligde 24 e karşı 48 gol atarken, ligin en golcü takımı olmuş ve 22 futbolcu içinde 30 maçın hepsine katılan kaptan Cemil, ayrıca, 17 sayı ile mevsimin gol krallığını kazanmıştır.
Aşağıdaki tablo, Fenerbahçe’nin 9. kez kazandığı Türkiye ligi şampiyonluğunda, 15 rakibiyle 30 maçta aldığı sonuçları gösterir:

Ligin önemli olaylarını şöyle sıralamak mümkündür:
Son 2 yılda bedavadan kaybedilen şampiyonluk ve düşülen ikincilikler Fenerbahçe taraftarlarını küstürmüş ve şampiyonluk artık zorunlu olmuştu. O kadar ki, Fenerbahçe kulübü, 2 Ekim Galatasaray maçını kazanmak için, 28 Eylüldeki UEFA kupası maçını feda etmiştir. Hatta, hasılattan kaybı da göze almış ve ASTON-VİLLA maçına yedeklerle çıkacağını önceden ilân etmek dürüstlüğünü göstermiştir. Nitekim, Galatasarayı 2-0 yendi ve lider oldu.. Ancak, 8 Ekimdeki 1-1 lik Altay maçı kararlı Fenerbahçe’ye, tam anlamıyla, bir çelme niteliği taşır:
Cemil’in 2 nizami golünü, gözü sakat bir laysmenin yersiz müdahalelerine uyarak, iptal eden Yılgör Ökten’in neden olduğu sinirli hava, maç sonunda, anarşistlere, saha dışında bazı olaylar yaratmalarına fırsat verdi. Bu nedenle de, Fenerbahçe’nin Istanbuldaki Bursaspor ve Eskişehirspor maçları, ceza olarak, Ankara’ya alındı.
Üstüste tam 9 maçı deplasmanda yapmak zorunda bırakılan Fenerbahçe 6 Kasımda 1-0 kazandığı Beşiktaş maçından sonra, 5 Mart 1978 e kadar tam 119 günlük bir sürgün döneminde Diyarbakır, Ankara, Adana, Zonguldak, tekrar Ankara, Bolu, Trabzon, Samsun ve Mersin’de çıkardığı canlı ve güzel oyunlarla genel sempati yaratmış ve yalnız bir hafta için ve gol averajıyla Trabzonspor’a kaptırdığı liderliği sonuna kadar başarı ile sürdürüp, çok değerli bir şampiyonluğa daha ulaşmıştır. Bunlardan 8 Ocak 1978 Trabzon deplasmanı birçok yönden tarihsel bir anıdır.
Bir hafta önce Orhan Cebe’nin, basının deyimiyle, (ÖC ALIR GİBİ), Antiç’i oyundan atması hem Boludaki maçın kaybına, hem de Trabzonda oynayamamasına neden olmuş ve 4 puanlık avantaj da 2 ye inmiştir.
Orhan Cebe’nin bu tutumu Trabzonspor’a doping olmuştur. Ancak, amacı takdir eden Fenerbahçeli futbolcular, bu kez oyunu bozmakta kararlı idiler. Nitekim, Trabzonda rekorlar kırılan maç, Fenerbahçe’nin hırslı ve baskılı oyunu sonucu golsüz bitmiş ve 2 puan fark korunmuştur.
Günlerdir tahrik edilen ve galibiyeti çantada keklik sayan seyirci, yenilmeyen Fenerbahçelilerle otobüslerini azgınca taşladı. Saha komiseri ve gözlemci raporlarının:
(MAÇTAN SONRA SAHA VE FENERBAHÇELİ FUTBOLCULAR PATLAYICI MADDE, TAŞ VE PORTAKAL YAĞMURUNA TUTULDULAR…), şeklindeki açıklığına rağmen, Federasyonca sadece bir maçın (SAMSUN) a alınması ve tekme atıp oyun dışı edilen kaptanlarına ise hiç ceza verilmemesine karşın, bu derece korunan Trabzonspor’un, hâla da:
— ŞAMPİYONLUĞUMUZU KİMSE ENGELLEYEMEYECEKTİR!.. yolundaki bildirisi Fenerbahçe kulübünün, anarşi’nin kolgezdiği bir dönemde, nasıl bir Teşkilat ve ne tür bir rakiple mücadele zorunda kalmış olduğunu açıklar.
Trabzonda, 8 Ocak 1978 günü, her türlü dezavantaja ve azgınca saldırılara, kulüplerinin kişiliğine yaraşır bir cesaret ve şuurla, karşı koyan Fenerbahçe 11 i şunlardır:
İVANÇEVİÇ-ONUR, CEM, COŞKUN, YENAL-ENGİN, EMİN, ÖNDER-TUNA, CEMİL(K), ŞEVKİ..
Bu mevsim Fenerbahçe’nin puanlarına saldırılar, 20 Kasım ve 12 Martta D.Bakır ve Ordu’da olduğu gibi, hiç olmazsa özür dilemek nezaketini gösteren Ziya Türkdoğan dışında, Orhan Cebe-Nihat Özbirgül vurucu gücüyle sürdürüldü.
Trabzonsporla puan farkını 3 den bire indiren 2 Nisan 1978 Adanaspor yenilgisi, bir hakemin bir takımı nasıl vurabileceğine tipik bir örnektir. Fahri Somer’in:
(— HAKEMLER FENERBAHÇEYİ FUTBOLDEN EDİYOR.) başlıklı yazısı ilginçtir:
(- BİR HAKEM, “İHSAN TÜRE”, FENERBAHÇE’NİN KUPADAN ELENMESİNE YARDIMCI OLMUŞTU. ORHAN CEBE DE DÜN SARI-LÂCİVERTLİ TAKIMIN YENİLMESİNE, “ÇANAK TUTTU”).

NECMİ TANYOLAÇ,”TERCÜMAN” DA İSYAN EDİYOR:
(İNSAFLI OLALIM. FENERBAHÇE VURUŞA VURUŞA ÖLDÜ DÜNKÜ MAÇTA. O HIRSLI, O GAYRETLİ FUTBOLUYLA DÜN ÇOK TAKIMI YIKARDI. YİNE İNSAFLI OLALIM, FENERBAHÇE’NİN SADECE GOLÜNÜ VE PENALTISINI DEĞİL, BELKİ ŞAMPİYONLUĞUNU DA CEBE İNDİREN HAKEM CEBE YE DE ARTI GİT. SAHALARDA KAN DÖKÜLMEDEN GİT!.. DİYELİM…)

ALDIĞIMIZ BU ELEŞTİRİLER, yazılanların pek azını yansıtıyor. Bunları da futbolumuz ve Türk futbol hakemliği adına üzülerek sayfalarımıza alıyoruz.. Sadece uyarmış olmak amacıyla. Son olması dilekleriyle… Nitekim, kaleci İvançeviç’in 22 Şubat 1978 günlü basındaki yakınmaları ilginçtir:
(— ANTİÇ TEKME ATTI DİYE 3 MAÇ CEZA ALDI.. OYSA, BENİM AYAĞIMI KIRIYORLARDI. YERDE KANLAR İÇİNDE YATARKEN NİHAT ÖZBİRGÜL, DURUMU 3 METREDEN GÖRDÜĞÜ HALDE, BİR SARI KART BİLE ÇIKARMADI… TEKME ATAN FENERBAHÇELİ İSE CEZALANIYOR, F.B. Lİ DEĞİLSE CEZALANMIYOR. YAĞDIRILAN CEZALAR SADECE FENERBAHÇEYE!..) Türk futbolunun geri kalış nedenlerinden birine parmak basan bu sözlerin de uyarı olması dilenir.
Fenerbahçe kulübü, 24.haftamn D.Bakırspor maçından önce, artık çaresiz kalarak, bir deklarasyon yayınladı. Bu bildiride, futbolcularına ve özellikle milli takım kaptanı Cemil Turan’a kıyasıya sallanan tekmeleri kınamış, B.T.G.M. lüğü teşkilâtını ve bu tekmelere göz yuman hakemleri, kamuoyu önünde resmen uyarmıştır.
Fenerbahçe 19 Şubatta Samsun yenilgisiyle Trabzonspor’a kaptırdığı liderliği, bir hafta sonra, Mersinde tekrar yakaladı. Böylece, Karadeniz sahillerinde kaçırılan liderlik, 7 gün sonra, Akdeniz kıyılarında geri alınmak gibi ilginç bir olay yaşanmıştır.
Fenerbahçe takımı bu mevsim birçok maçta canlı ve duyarlı idi. Haksızlıklara, tertiplere uğrarken, mücadeleden yılmadı. Bu nedenle, kazandığı bu şampiyonluk da normalin üstünde bir değer taşır. 2 Nisan 1978 deki Adanaspor maçından sonra, antrenör KALOPEROVİÇ’in Tercüman gazetesinde yayınlanan ve acı gerçekleri dile getiren sözleri bu şampiyonluğun değerini kat kat arttırmıyormu;
(13 KİŞİYE KARŞI OYNAYAN ÇOCUKLAR DAHA NE YAPSIN!.. YENİLGİDE HİÇBİR KUSURLARI YOK.
BU GÜNE KADAR HAKEMLER İÇİN HİÇ KONUŞMADIM. AMA, ARTIK DAYANILACAK GİBİ DEĞİL… ORHAN CEBE’NİN YAPTIĞI BİR PROVOKASYON’DUR. RAKİBİMİZİN AŞIRI SERTLİĞİNE GÖZ YUMARAK ÖNCE FUTBOLCULARIMIZIN SİNİRLERİNİ BOZDU. SONRA DA ŞEVKİ’NİN MÜKEMMEL GOLÜYLE 2 PENALTIMIZI VERMEDİ. HAKEMLERİN BU TUTUMLARINA KARŞI İDARECİLERİMİZİN TEDBİR ALMALARI LÂZIM… FENERBAHÇE’NİN ŞAMPİYONLUĞUNU DEĞİŞİK YOLLARLA ENGELLEMEK İSTİYORLAR!…)

1978-79 TÜRKİYE LİGİ

Bu mevsim maçları 12 bölgeden yine 16 takım arasında 27 Ağustosta başladı. Bu sezondan itibaren küme düşücek kulüp sayısı 3 e çıkarılmış, A takımlarından önce, aynı sahada oynanmak üzere, deplasmanlı genç takımlar ligi kurulmuştur. Sahasızlık ve mevcutların da kötülüğü karşısında, bu kararın ne amaçla alındığına akıl erdirmek güçtür.
Basına göre, kulüpler transferde rekor harcamalarda bulunmuşlar, Galatasaray 13 milyon lira ile baş sırayı tutarken, Fenerbahçe 11, Beşiktaş 9 milyon lira sarfetmişlerdir. Giriş ücretleri 60, 100 ve 125 lira oldu. Lig öncesi bir ankette, 20 teknik adamdan 16 sı şampiyon adayı olarak Fenerbahçe’yi gösterdiler.
Fenerbahçe kulübü, 51 bin dolar ve bir maç karşılığı İspanyol Zaragoza kulübüne sattığı Antiç ve Boluspor’a dönen Aydın Çelik’e karşı, Trabzondan A.Kemal Denizci, Altay’dan Erol Togay ve Kocaelispor’dan da, 2. lig gol kralı, Raşit Çetiner’i almış ve mevsimi 8 Temmuz da teknik direktör Necdet Niş nezaretinde 15 bin taraftar önünde açıp hazırlığını 12-23 Temmuzda Yugoslavyada Arandalaviç kasabasında yapmıştır.
Takım, Türkiye ve Avrupada sansasyon yaratan maçlardan sonra, şampiyonluk ümitleriyle girdiği ligde 4-0 lık Kırıkkale deplasmanıyla başladığı galibiyet serisini sürdürürken, önce Trabzonda bir son dakika penaltısıyla çelmelendi, sonra da milli takım sorumlularınca harcanıp, ilk devreyi 22 puanlı Trabzonspordan sonra 21 le ikinci bitirdi.
İki devre arasında Berlin kapalı salon futbol turnuvasında 4. olan ve dönüşte Antalya’da 20 gün kamp yapan Fenerbahçe, yönetimindeki uyumsuzluk ve sorumsuzluklar arasında: ikinciliği, hatta liderle 2 kez puan eşitliği de sağlayarak, 29. haftaya kadar sürdürdü. Ancak, Federasyon kupasını kazanınca, lige gereksiz küskü, Fenerbahçe’yi 38 puanla 3. lükte bırakmıştır. Trabzonspor 13 galibiyet, 16 beraberlik, 1 yenilgi ve 7 ye karşı 34 gol ve 42 puanla 3. kez şampiyon, Galatasaray da 41 puanla 2. oldular.
Fenerbahçe, 15 galibiyet, 8 beraberlik, 7 de yenilgi alıp, 23 e karşı 41 gol atarken Erol, Cem ve Raşit 30 maçın hepsine katılmışlar, Ali Kemal’in 7 golünü 8 ile geçen geri 4 lüden Erol Togay takımın golcüsü olmuştur. Takıma hemen uyan ve ısınan Erol, mevsimin en yararlı transfer, hatta elemanı olarak da sivrilip sevildi.
FENERBAHÇE’nin 3. olduğu 1978-79 ligindeki 15 rakibi ile, bu takımlarla yaptığı 30 maç ve aldığı sonuçlar aşağıdadır:

Sezona 7 Ağustos’ta Avrupa Kupa Galipleri şampiyonu ve daha sonra “Süper Kupa” yı kazanan ünlü “ANDERLECHT” i 3-0 yenerek giren Fenerbahçe, 1-0 lık Galatasaray galibiyeti ve Beşiktaş’la 0-0 berabere kalarak T.S.Y. kupasını 5. kez kazanmış ve 13 Eylülde UEFA Kupası şampiyonu, “EİNDHOVEN” i de, Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasında, 2-1 yenip tekrar sansasyon yarattıktan 4 gün sonra, 17 Eylül 1978 de Trabzonda “İNSANCIL!..” bir penaltı ile düpedüz çelmelenmiştir.
Tam deyimiyle, (yaratılan bu penaltı), hem Fenerbahçe’den çalman puanın rakibe aktarılması, hem de ona moral ve güç kazandırılması bakımlarından, 1978-79 liginin kaderini etkileyen çok önemli bir olaydır ve kısaca şöyle olmuştur:
Fenerbahçe’nin canlı ve baskılı oyununun beklenen golünü, Erol 80. dakikada atıp Trabzonspor 1-0 yenik duruma düşünce, San-Lâcivertli futbolcular üzerine taş ve sopa yağmuru başladı. Hatta, sahaya fırlayan silahlı bir saldırganı yakalayan güvenlik güçleri mutlak bir faciayı önlemiş oldular. Taşkınlıklarından çok ürken hakem Yavuz Tunç, kurtuluşu 88. dakikada Trabzonspor lehine bir penaltı yaratmakta bulmuştur. Bu dakikadaki Trabzon atağında İVANÇEVİÇ mükemmel bir yatışla topu Tuncay’ın ayaklarından almış, ancak hakem, hemen penaltı noktasını göstermiştir.
(YAVUZ TUNÇ TRABZONSPOR’A ARMAĞAN ETTİĞİ PENALTI İLE KONUK TAKIMIN GALİBİYETİNİ ÇALDI..), başlıklı “HÜRRİYET” gazetesinde, korkunç olayların bir bölümü ertesi gün de:
(TRABZONLULAR DA FENERBAHÇE’YE HAK VERDİ..), başlığı altında şöyle yansıtılmıştır:
(YAĞMUR GİBİ YAĞAN TAŞ VE SOPALARDAN FUTBOLCU VE HAKEMLER UZUN SÜRE SAHADAN ÇIKAMADILAR. TRABZON, SİLAH SESLERİNDEN TEXAS’A DÖNDÜ. FENERBAHÇELİLER YAVUZ TUNÇ’A ATEŞ PÜSKÜRÜYORLAR. TRABZONLULAR İSE VERİLEN PENALTIYA GÜLÜYORLAR. ANTRENÖR ÖZKAN SÜMER:
— OLAYLAR BAŞLAYINCA HAKEMİN PENALTI VERECEĞİNİ SÖYLEDİM. MAÇIN KONTROLÜNÜ KAYBETMİŞTİ. TOP TOPLAYAN ÇOCUKLAR BİLE DÜŞSE DÜDÜĞÜ ÇALACAKTI. İVANÇEVİÇ TUNCAY’A DOKUNMADI BİLE… FENERBAHÇE’Yİ BU KADAR İYİ GÖRMEMİŞTİM. BİZDEN ÇOK ÜSTÜNDÜ. PENALTI KARARI ÇOK KOMİK. HAKEM BU PENALTI KARARIYLA HAYATINI KURTARDI…)
Hakem Yavuz Tunç:
“— … HATALARIM OLMADI, DEMİYORUM. FAKAT, ÖLÜM KOKAN BİR ATMOSFER İÇİNDE, BERABERLİĞE DAHÎ TAHAMMÜLÜ OLMAYAN BİR KÜTLE ÖNÜNDE YAPACAK BAŞKA BİR ŞEY BULAMADIM. HATALI DA OLSA, VERDİĞİM PENALTI KARARIYLE BİR ÇOK CİNAYETİ ÖNLEDİM. BİR HAKEM DEĞİL, İNSANLARI SEVEN BİR VATANDAŞ OLARAK, VERDİĞİM KARARDAN DOLAYI ÜZGÜN DEĞİLİM!…”, derken, gözlemci raporunda:
“MAÇIN SEYİRCİNİN ETKİSİ ALTINDA” YÖNETİLDİĞİ, PENALTININ HİÇ BİR KURALA UYMADIĞI, SONUCU ETKİLEYEN YANLIŞ KARARLAR VERİLDİĞİ” vurgulanmıştır.
Maçın dosyası Federasyon Hukuk Kurulu’na verilmişse de, Genel Müdür Sabahaddin Erman ile Federasyon başkanı Sahir Gürkan o hafta istifa edip yerlerine Fikret Ünlü ve Güngör Sayarı gelmiş, olay da, belki, Trabzon M.Vekillerinin arzularıyla, Trabzonspor’a yollanan bir (UYARI MEKTUBU) ile Teşkilatça, hasıraltı edilmiştir.
Serapa ağır suçlarla dolu bu korkunç dosya UEFA nın eline geçse nasıl bir tepki yaratırdı ve ne yaparlardı?!. Bir zamanlar, FİFA Türkiye’yi, Avrupa’dan çıkarıp, Asya grubuna atınca, uzun mücadeleler sonunda yerimizi koruyabilmiştik!…
17 Eylül 1978 Trabzonspor-Fenerbahçe maçı ve sonrası, “Türk futbol tarihi” nin ağlatıcı bir sayfasıdır. Fenerbahçe’nin bir şampiyonluğu daha çalınıp başkalarına mal edildi…. Ne çıkar!… zaten; türlü nedenlerle, arz mı edilmişti, şu güne kadar!..
Bu Trabzon olayından hemen 6 gün sonra, 23 Eylülde Floransadaki İtalya, 5 Ekimde Ankaradaki Rusya özel maçları da Fenerbahçe için birer baltalama oldular. 5 er, 6 şar oyuncusunun oynadığı bu maçlar, Fenerbahçe takımının form ve uyumunu bozmakla kalmadı, kaptan Cemil’in Rusya maçında, korkulan akibetlerden, menisküs olması; Cemil, Alpaslan ve Onur’un Bükreş’te başlayıp Almanya’da süren plân ve programsız tedavileri; muhteşem Fenerbahçe takımını 3 hafta içinde, basının deyimiyle, (TÜYLERİ YOLUNMUŞ TAVUK) a çevirdi.
Fenerbahçe’nin tarihi boyunca, ilk kez uygulanan ve gaflıklarla dolu 13 kişilik yönetim kurulunun, kendi içindeki çekişme ve anlaşmazlıklardan, vakit bulup veya bir araya gelip, kulübün haklarını koruyamaması ve çiğnenmesine seyirci kalması futbolcuları da iyice etkilemiş ve ligin en dağınık ve sorumsuz takımı düzeyine düşürüp üzüntüler yaratmıştır.
Hele, 28 inci hafta 39 puanlı Trabzonspor’u bu hali ile, 38 puanla izlerken, Çarşamba günü Federasyon kupasına averajla sahip olduktan sonra, Perşembe günü futbol şubesi sorumlusu genel sekreterin yönetim kurulundan, 4. kişi olarak, istifası ve Pazar günkü Adana Demirspor ve müteakip haftanın Eskişehir deplasmanlarına, yasaksavar gibi, maç günleri ve noksan kadrolarla gidip puansız dönmek ve 3. lüğe düşmek akla sığar davranışlar olamaz. Fenerbahçe 3. olurken ne birinciliği desteklenen Trabzonspor’a ve ne de ikinci G.Saraya yenildi.
Trabzonspor, sahasındaki taşkınlıklar nedeniyle, UEFA ca kupa galipleri maçlarına alınmaz, G.S. UEFA kupasında VBA ya 3-1, Adanaspor’da HONVED’e 6-0 yenilirken, Fenerbahçe Avrupa kupalarının yegane galip Türk kulübü olarak parlamış ve ulusunun itibarını korumuştur. Yılın Avrupa kupaları şampiyonları ünlü ANDERLECHT ve P.S.V.EİNDHOVEN’i birer ay ara ile, adeta sahadan silerek, yenip sansasyonlar yaratmak da futbol tarihinde Fenerbahçe’den başka hiç bir kulübün ulaşamadığı başarılar olarak ülkemize onur vermiştir.
Mevsim başındaki bu görkemli durumun 3. lükle hiç bağdaşmadığı ortada!… Bu nedenle, 17 Eylülde başlayan çelmelemelere karşı, yönetim kurulunun kaprisleri bir yana itip, duyarlı tutum, kararlılık ve biraz da beceri ile, kupadan sonra ligi de kazanması mümkün olacaktı. Bu, lig süresince açıkça görüldü. Böylece, bir taşla da 2 kuş vurulmuş ve bir sürü Fenerbahçe antipatizanı ile, spor düşmanı da cezalarını bulmuş olacaklardı. Ne yazıkki bu fırsat kaçırıldı.
Mevsimin 15 Nisan 1979 daki 2. G.S. maçı ilginçtir. TV nin canlı yayınına rağmen, 36.388 biletlinin izlediği bu 245. ezeli rakipler maçına formunun zirvesindeki G.S., büyük ümitler ve ayrıca da ant içerek çıkmıştı, Fenerbahçe’yi mutlaka yenecekti. Bu nedenle de, taraftar, yıllardır görülmemiş coşku içinde stadı inletiyor, basının, (GALATASARAY FENERBAHÇE’Yİ BİR TÜRLÜ YENEMİYOR!..) başlıklarının artık tarihe karıştığı inancını yaşıyordu.
Durumu ”Tercüman” şöyle özetliyor:
(“ARTIK ELİMİZDEN KURTULAMAYACAK!..”, “İNÖNÜ FENERE MEZAR OLACAK!..”, YEMİN, KASEM, ANT, İDDİA, ŞAMATA, GÜRÜLTÜ, TRİBÜNDE SEVİNÇ,.. AMA, DAHA ÖTEYE GEÇEMEDİ GALATASARAY… VE FENERBAHÇE BİLMEM KAÇINCI KERE VE YİNE KAZANDI…)
Hilmi Ok’un yönettiği, Erol ve Şevki’nin golleriyle 2-0 kazanılan bu 245 inci ezeli rakipler maçını, Fenerbahçe:
İVANÇEVİÇ-ONUR, COŞKUN, EROL, CEM-TUNA (RAŞİT), ÖNDER, ŞEVKİ-ALİ KEMAL (YENAL), CEMİL(K) ve ENGİN kadrosuyla yapmış ve rakibinin 79 galibiyetine karşı 94. kez kazanırken, 307 sayısına da 329 ve 330. gollerle karşılık vermiştir.
Herta Berlin ve St.Mirren kulüplerinin istedikleri ENGİN ile ŞEVKİ Nisan sonunda Berlin ve İskoçya’da denendiler. Engin için Fenerbahçe 175 BİN D.M, aldı. Antiç için alman 51 bin dolar ve Berlin turnuvasından sağlanan 30 bin D.M. ile; bir sezonda toplam 7 milyon 265 bin lira elde eden Fenerbahçe kulübü, en muhtaç olduğu bir dönemde yurda kazandırdığı ve sporda rekor olan bu 160 bin dolar dövizden övündüğünü kamuoyuna duyurmuştur.

1979-80 TÜRKİYE LİGİ

Lig 12 bölgeden 16 kulüp arasında 25 Ağustos 1979 da başladı. Danışma kurulu kararınca, yabancı antrenör yasağına, futbolcu yasağı da eklenmiş ve Türkiye liglerinde artık yabancı antrenör ve futbolcu kalmamıştır. Deplasmanlı gençler ligi sürdürülmüş, ilk devre 60, 100 ve 150 lira olan maç ücretleri de ikinci devre 75, 150 ve 250 liraya çıkarılmıştır. Türk futbol klâsının sürekli düşüşüne karşın, transfer ayı hararetli geçmiş ve bir türlü şampiyon olamayan Beşiktaş, 40 milyon lira harcayarak Trabzonspor ve Altay’dan birkaç milli futbolcu almıştır.
Harcamalarda, basına göre, Galatasaray 30 milyonla ikinciliği tutarken, Fenerbahçe 7 buçuk milyonla 10 uncu sırada yer almış, yurduna dönen İVANÇEVİÇ’ten boşalan kaleyi, Eskişehir’den eski genç takım kalecisi Adem İbrahimoğlu ile doldururken, Şekerspor’dan Selçuk Yula ve Yaşar Yiğit’i transfer etmiştir. Jübile maçı dolayısıyle kulübü ile anlaşamayan G.S. kaptanı B.Mehmet Oğuz da son gün Fenerbahçe’ye girdi.
Fenerbahçe mevsimi, yeni teknik direktör, eski kalecisi Şükrü Ersoy ve yardımcısı Şahap Bay-lav nezaretinde, 10 Temmuzda 2 bin kadar küskün taraftar önünde açtı ve 12 gün için K.Hamam’a kampa gitti.
Hazırlık maçları, G.S. yı 1-0 yenip Beşiktaşla berabere kalarak T.S.Y. kupasını 6. kez kazanmakla beraber, ümit vermemiş ve ligin ilk devresinde kötü durumlar yaşanmıştır. Nitekim, 9 maçta alınan 5 yenilgi ve düşülen 12. lik üzerine, istifa eden Ersoy’un yerine Ziya Şengül getirildi. Bu sırada G.S. 14., Beşiktaş’da, Trabzonspor’dan sonra 2. durumda idiler.
İlk devreyi Trabzonspor 20 puanla lider, Beşiktaş 16 puanla 5., Fenerbahçe 15 puanla 10 uncu, Galatasaray da 12 puanla 14. bitirdiler. 30. maç sonunda ise 39 puanla 4. kez şampiyon olan Trabzonspor’a karşı Fenerbahçe 35 puanla 2 inci, Galatasaray 29 puanla9 uncu ve Beşiktaş da yine 29 puan ve averajla 11 inci oldular.
Trabzonspor’un 15 beraberlik ve 3 yenilgisine karşı, Fenerbahçe 11 beraberlik ve 7 yenilgi almış ve yine Trabzon’in 25/ 11 lik averajına karşı 31/27 lik kötü averaj sağlamıştır. 28 gol atan G.S. 26 ve25gol atan Beşiktaş da 27 gol yemiştir. F.B. nin 30 maçının rakip ve sonuçları şöyledir:

Fenerbahçe kötü fikstür yanında, bazı bilinen zevatın gayretleriyle, yine birkaç puan kaybederken, bir kısım yaşlı futbolcunun mevsimbaşı olumsuz tutumlarının da zararlarını gördü. Bu yüzden, Müjdat Yetkiner, Mustafa Arabacıbaşı ve Hasan Yıldızeli genç takımdan bir hamlede A kadrosuna alındılar.
Fenerbahçe Diyarbakır, Adana ve G.Antep deplasmanlarını 2, 15 ve 30 Eylülde 40 derece ve daha boğucu sıcakta oynadı. Rakiplerinden hiç biri bu deplasmanlardan bir tekini bile Eylül ayında yapmadıklarına göre, Fenerbahçe’ye 4 puana mal olan bu fikstür cilvesini garip karşılamamak olanaksız!…
Bu deplasmanlardan 2 Eylül 1979 daki 2-1 lik D.Bakır yenilgisi acı bir anıdır.
Milliyet 8 sütunda: “FENERBAHÇE DİYAR-BAKIRDA HAKEM OKTAY TAMER’İN KURBANI OLDU….”
HÜRRİYET: ”FENERBAHÇE KURBAN EDİLDİ..” VE “ÇOK RAHAT 2 PUAN ALACAĞI D.BAKIR’DAN HAKEMİN KORKAKLIĞI YÜZÜNDEN YEDİĞİ 2 OFSAYT GOLLE ELİ BOŞ DÖNDÜ.. NE OLDU İSE DEVRE ARASINDA OLDU VE İLK YARI MERTÇE MÜCADELE EDEN HAKEM, İKİNCİ DEVRE BİRDENBİRE PISIRIKLAŞTI.”
Fenerbahçe 1-0 galipken, devre arasında 4 şahıs hakem odasına girmiş, durumu izlemek isteyen F.B. li yönetici ise odaya sokulmamıştır. Bu zorbalıkta, o bölgede estirilmek istenen bölücü havanın etkisi inkâr olanamaz.
13 Ekim Beşiktaş maçından önce basının:
(BEŞİKTAŞ 10 MAÇTIR FENERBAHÇE’Yİ YENEMEDİ!….), 25 Kasımdaki Galatasaray maçından önce de:
(GALATASARAY ÜSTÜSTE 14 MAÇTIR FENERBAHÇEYİ YENEMİYOR!..) başlıklı yazılar, puan çalmalarda duygusal yönden her halde etkili oldular. Yaratılan penaltı ve açık ofsayt golle Beşiktaş’ın 2-1 kazandığı maç için basındaki manşet ve yorumları, üzülmeden, şuraya almak mümkün değildir:
HÜRRİYET-sayfa boyu: (HAKEMİN YARATTIĞI PENALTI…)
TERCÜMAN: (İNÖNÜ’NDE CİNAYET… AVRUPADA BU KARARI VEREN HAKEMİN LİSANSINI HEMEN ELİNDEN ALIRLAR…. K.KILIÇ EN AZ 2 METRE OFSAYTTAN 2. GOLÜ ATTI… ŞİMDİ; FENERBAHÇE’Yİ E.GÖKSEL’Mİ, BEŞİKTAŞ MI YENDİ?!..)
MİLLİYET: (HAKEM FENERBAHÇE ALEYHİNE ÖYLESİNE BİR PENALTI VERDİ Kî HERKES ŞAŞIRDI… BÖYLESİNE BİR HATAYA SKANDAL DEYİMİ BİLE HAFİF KALIR.)
Cumhur Demir’in Galatasaray’la 1-1 lik maçtaki penaltı kararı ve 0-0 lık karşılaşmada kaleden el ile çıkarılan topa seyirci kalışı birer tesadüf olabilirler mi?.. Bursaspor’un basınca, (tabak gibi ofsayt) golünü nizami sayan İhsan Türe, Trab-zonda Tuna’ya yapılan açık penaltıya gözlerini yuman Nihat Özbirgül, 8 Aralık 1979 günü basında:
(— HAKEM CAMİASINI YÖNETEN BAZI KİŞİLER AMAÇLARINI MENFAATLERİ UĞRUNDA KULLANMAKTA… BU TİP KİŞİLERLE ÇALIŞMAK PRENSİBİME AYKIRI DÜŞTÜĞÜNDEN ARTIK HAKEMLİKTEN AYRILMAYI UYGUN BULDUM!..), diyen ünlü FİFA kokartlı hakem Ertuğrul Dileğe hak vermezler mi?..
Ligde 3 İstanbul kulübü bu yıl çok garip ve özellikle G.S. ile Beşiktaş aynı ölçüde tehlikeli durumlar yaşadılar. Şöyle ki; 9. hafta G.S. 14, F.B. 12. iken Beşiktaş 2. sırada bulunuyordu.
2. devre boyunca G.S. yerine mıhlanmış, F.B. ise yavaş yavaş yükselerek Be-şıktaşla yer değiştirmiştir. Nitekim, 29. hafta Trabzonun 37 puanına karşı F.B. 34 ile ikinciliğe yerleşmişken, G.S. ile Beşiktaş 27 şer puanla 12 ve 13 üncü sıralarda küme düşme tehlikesiyle karşı karşıya idiler. Bu nedenle, ligin son haftası görülmemiş bir heyecan haftası oldu.
Cumartesi günü Zonguldakspor’u 85. dakika golüyle yenen Beşiktaş 29 puana ulaşıp 11 inci olarak kefeni yırtıyor, Rizespor galibiyeti de 25 Mayıs 1980 Pazar günü G.S. ı, yine 29 puan ve averajla 9 uncu sıraya yükseltiyordu.
Fenerbahçe’nin 2 ciliği yukardaki şartlar altında başarı sayılmak gerekir. İlk haftalar işi sıkı tutsa, fikstür ve hakem handikaplarına düşmeseydi kesinlikle şampiyon da olurdu.
Ziya Şengül 9 uncu hafta ve takım 12. iken ilk kez üstlendiği teknik direktörlükte başarılı oldu. B.Mehmet Oğuz’da, çoğu kaptan olarak yer aldığı 28 maçta takımı sürüklemiş ve attığı gollerle de Eskişehir ve G.Antep maçlarını Fenerbahçe’ye kazandırmıştır.
Büyük Mehmet, Fenerbahçe’ye hizmetinin karşılığını ertesi mevsim başındaki parlak jübile töreniyle gördü ve bu durum bu centilmen ve değerli genç için, spor çevrelerinde, memnunluk yarattı.

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 1

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 2

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 4

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 5

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 6

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 7

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 8

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 9

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 10

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 11

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 12

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 13

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 14

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 15

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 16

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 17

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 18

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 19

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 20

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 21

Written by kesinofsayt

12 Nisan 2012 at 10:50

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

BU PFDK İLE Mİ?

leave a comment »

TFF PFDK Kurulu:

Halit Fahri Gültekin (başkan), Av.Sinan Gürsoy (başkan vekili), Av.Serdar Ölmez (raportör), Av. Memduh Oğuz (üye), Av. Yusuf Reha Alp (üye), Av. Tolga Erol (üye), Av. Kadir Er (üye)

Yukarıda ismi geçenlerden Av. Yusuf Reha Alp çok öncelerden, delilleri, iddianameyi, savunmaları görmeden kesin kararını vermiş ve bunu da kamuoyu ile paylaşmış bir isim. Ve bu kişinin içinde bulunduğu kurum Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe hakkında karar verecek!

Sayın Alp şu anki başkanı Yıldırım Demirören’e de demediğini bırakmamış. Aşağıda bulacaksınız. Ama şimdi “midesi sağlam” birisi olarak Demirören TFF’sinde görevli. Ne diyelim, Allah ıslah etsin.

4 Ekim 2011, www.trabzonhaber.com (Yayından kaldırıldı)

Hürriyet gazetesi, geçen sezondan bu yana Trabzonspor ile ilgili oldukça ilginç yayınların altına imza atmakta.
Trabzonspor ile rakibi arasında açılan puan farkını sahada kapatmanın zorluğunu anlayan gazetenin Fenerbahçeli yönetim kadrosu, devre arasında yayınladığı ve kamuoyunu manipüle etmeye yönelik olduğu aşikar “Penaltılar irdelenmeli” haberiyle istediği etkiyi yaratmasını bilmişti.
Trabzonspor’un bu süreci, her zamanki gibi, yanlış yönetmesiyle hakemler ve futbol federasyonu baskı altına alınmış, bunun üzerine bir de (şampiyonluğu garanti altına alabilmek için, bizim ancak sezon sonunda öğrenme şansı bulduğumuz), anlaşmalı maçlar oynanmış ve netice itibarıyla Trabzonspor’un şampiyonluğu göz göre göre elinden (ç)alınmıştı.
Geçtiğimiz sezon bitiminde yapılan bir röportajda, “Önümüzdeki sezon Eskişehirspor, Sivasspor ve Ankaragücü takımlarını iyi takip edin, çünkü Trabzonspor’un ahını alanların beli hiçbir zaman doğrulmamıştır” demiştim. Cumhuriyet (Fenerbahçe değil ama ha, Türkiye Cumhuriyeti’nden bahsediyoruz burada!) Savcılığı, sezon bitimini bile beklemeden bu takımlardan, en azından şimdilik, ikisinin belini kırıvermiş, işi kaderin elinden çekip almıştı. Benim “ah alanlar” kategorisine sokmadığım Fenerbahçe de, bu işin bonusu olarak önümüze konmuştu.
Emniyet Müdürlüğü ve yargının bu cesurca operasyonuna, Türkiye Futbol Federasyonu’nun (tıpkı onlardan beklendiği gibi) aynı cesaretle katılamaması sonucu bu sezon maalesef bu üç takımın katılımı ile başladı. Bize çocukluğumuzdan beri hep aynı örnekle bir şey anlatmaya çalışan büyüklerimiz (“Elmalarla armutlar toplanmaz!”), şu sorunun cevabını veremediler elbette : Suçlular ile suçsuzların aynı kefeye konduğu başka bir medeni ülke var mıdır acaba?
Ülkemizin garip bir adeti olarak tarihe not düşelim de, bizden sonraki kuşaklar okuduğunda (söz uçar yazı kalır ne de olsa!) vücutlarının pislikleri akıtmaya yarayan bölgeleri ile gülsünler : Suç var, suçlu var, gel gör ki ceza yok!
Şimdi elbette bazı aklıevveller, henüz yargılama sürecinin tamamlanmadığı ve aksi ispat edilinceye kadar herkesin masum olduğu ilkesini hatırlatacaklar. Onlara uzun uzun ceza muhakemesi açısından geçerli ve aynı zamanda da gerekli olan bu ilkenin spor hukuku söz konusu olduğunda hangi noktada devreye gireceğini anlatamayacağım. Düşünme kabiliyeti olan varsa aralarında, sahada kırmızı kart gören bir futbolcunun, neden, “Bir dakika, benim bu hareketim böyle bir ağır cezayı gerektirmiyordu. Görüntüleri yeniden seyredelim, gerekirse şahit göstereyim, yargılamam yapılsın, kart ondan sonra verilsin” diyemeyeceğini düşünsünler, kâfi.
Sadece, ortalığa dökülen telefon kayıtları, maç incelemeleri, soruşturmada adı geçen kişilerin birbirleriyle ispatlanan ilişkileri ve savcının görüşü bile şikenin varlığını alenen tescil etmeye yeterliyken, üstüne bir de UEFA’nın Fenerbahçe’yi ihraç ve Trabzonspor’u davet kararı gelmesine rağmen, Türkiye (!) Futbol Federasyonu, yine cesur olamadı ve kendisinden beklenen kararı veremedi. Bu noktada, Trabzonspor olarak belki de bu kirli oyunun bir parçası olmayacağımız ve acil olarak bir karar verilene kadar böylesi pis bir ligde yer almayacağımızı deklare etmemiz gerekiyordu. Tuttuk tam tersini yaptık, federasyona süre verdik, lige başladık, Fenerbahçe’nin durumunu anladığımızı belirten demeçler verdik ve yasanın değiştirilerek şike yapanlara hapis cezası verilmemesini kabul eden kulüplerden biri olduk. Oysa, haklılığımızın verdiği güçle oluşturabileceğimiz kamuoyu desteği, bin tane Fenerbahçe’yi yıkmaya yeterdi, olmadı ıskaladık.
Tüm bu süreçte Hürriyet gazetesi, Trabzonspor ile ilgili provokatif yayınlarına devam etti. Özellikle Feridun Niğdelioğlu, Ercan Saatçi ve Funda Ayaz gibi isimler, bir şeyleri sürekli olarak kaşımanın ve karşı tarafı tahrik etmenin son derece vahim sonuçlar doğuracağını düşünmeden yazdılar, çizdiler. Bu kadroya arada bir de olsa Ertuğrul Özkök de katıldı ve mezkur korodan çıkan kakafoni, Türk futbolunun zaten kirli olan ortamını daha da fazla kirletmekten başka bir amaca hizmet etmedi.
Gazeteler, elbette, resmi yayın organları değildir. Yorum ve buna dayalı olarak eleştiri, elbette herkesin olduğu gibi gazetecilerin de en doğal hakkı ve aynı zamanda görevidir de. Ancak bu görevi yerine getirirken, kendinize amaç olarak, “Halkın doğru haberi alma hürriyetini” değil de, “Bağlı bulunduğunuz camiaya hizmet etme” şiarını benimserseniz, bunun adına gazetecilik denmez. Tıpkı yazdığınız sayfalara gazete denemeyeceği gibi.
Hürriyet, benim, “Acaba bugün ne yazmışlar?” diye merakla okuduğum, Ahmet Hakan, Yılmaz Özdil, Özdemir İnce, Hadi Uluengin, İsmet Berkan gibi pek çok değerli yazarla dolu. Ancak tüm bunların yanında, gözünü hırs bürümüş ve kulak kesildikleri camialardan başka herkesin sesine sağır olan insanların bu gazetedeki varlığı, ülkenin geleceği açısından beni dehşete düşürüyor. “Ülkenin geleceği açısından” diyorum, çünkü, bu ülkenin, öyle veya böyle, en etkili gazetelerinden birinin, yaptığı haberleri sadece ve sadece bir çevrenin çıkarına dayalı olarak yapmak gibi bir haber namussuzluğu içine girmesini çocuklarımıza nasıl açıklayacağız? Bu hal, kısaca, “Evladım bu ülkede düzen böyle işliyor” diye geçiştirilemeyecek kadar önemlidir. Biz, çocuklarımıza, “Bu ülkede namusluların sesi, namussuzlardan daha çok ve daha gür çıkar evladım” demek istiyoruz.
Evet, biliyoruz, Hürriyet gazetesi çok satıyor. Ama doğru bir azınlığın, yanlış bir çoğunluktan daha kalabalık olduğunu da biliyoruz. Aynı siyasi fikri paylaşmasak dahi, dürüstlüğüne hiç tanımadan kefil olabileceğimiz Yılmaz Özdil gibi bir gazetecinin yazı yazdığı bir gazetede, koskoca bir camiayı “Onursuzluk”la itham eden bir cümlenin haber değeri taşıdığını düşünen sözde gazetecilerin de oluşuna şaşırıyor, bunu haber yapmakta hiç sakınca görmeyen editörlerin varlığına inanamıyoruz. Tüm bunlara rağmen, yine de efendiliğimizi koruyup, sakin bir şekilde tepki vermek gerektiğine dair insanlara uyarı mesajları atıyoruz. Çünkü biliyoruz ki :
KÖPEKLERİN AĞZI DEĞDİ DİYE DENİZ KİRLENMEZ!

14 Kasım 2011, www.trabzonhaber.com

Yakın tarihte açıklanacak olan Şike iddianamesinden ne bekliyorsunuz ?
Bugüne kadar dedikodu ya da tevatür olarak ortada dolanan şeylerin bir temele oturtulmasını bekliyorum her şeyden önce. Koparılan bunca gürültünün boşa olmadığının çok sağlam delillerle ortaya konulmasını bekliyorum. Ligin, özellikle ikinci yarısında, hep sezdiğimiz ancak bir türlü “Kesin vardır” diyemediğimiz kirli ilişkilerin net bir şekilde ortaya konulup, kafamızdaki tüm şüphelerin giderildiği bir iddianame bekliyorum. En azından artık bilgi kirliliği ortadan kalkacak, bu da çok önemli bir gelişmedir.
Bu iddianame sonunda nasıl kararlar çıkabilir? Örneğin Fenerbahçe küme düşer, Trabzon’a bir şey olmaz diyebiliyor musunuz ?
– İddianame yazılmadan bunları söyleyebilmek için, Tanrı’nın sizi kahinlikten daha ileri bir derece ile ödüllendirmesi gerekiyor. Ama bu kadar gürültü koparıldığına ve insanlar bu kadar zamandır içeride tutulduğuna göre, çok somut belgeler göreceğimiz garanti. Trabzonspor ile ilgili en ufak bir iddia beklemiyorum açıkçası. Bundan en ufak bir şüphem yok. Karışmış olsak, niye hiçbir sorumluya bugüne kadar en ufak bir yaptırım uygulanmadı? Aziz Yıldırım bunca zamandır içeride de bizimkilere neden hiç dokunulmadı? Korkudan değil ya! Trabzonspor aleyhine, dosyada somut hiçbir şey olmadığı için.

30 Kasım 2011, www.trabzonhaber.com

Sayın Alp, sporda şiddet yasasını değiştirmek üzere meclis toplanarak yeni bir yasa çıkardı. Şimdi top Cumhurbaşkanı’nda. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? 
– Hiçbir konuda uzlaşamayan, anlaşamayan, birbirlerine demedik laf bırakmayan milletvekilleri, biliyorsunuz, bugüne kadar iki konuda anlaşabildi sadece. Biri, Ankara’da kurulan yeni TOKİ evleri ile ilgili, diğeri de şike yasası. Birbirlerini meclis kürsülerinde itekleyen vekiller, birbirlerine, meclis tutanaklarına göre edilmedik hakaret bırakmayan adamlar, şimdi kendileri için özel yapılan uygun fiyatlı TOKİ evlerinde komşu olacaklar. Akşamları da, soydukları meyveler eşliğinde, beraber Meclis TV’yi seyredip, “Ulan amma güzel tiyatroymuş” diyecekler herhalde.
İkinci uzlaşı da şike yasası. Bu yasa meclisten çıktığı andan itibaren Türkiye’de futbol koca bir bok çukuruna dönmüştür artık. Bok da biliyorsunuz yediğimiz güzel şeylerin sonuçta vardığı iğrenç noktadır. Futbol da, içinde pek çok güzellik barındıran ve muhteşem olması beklenen bir oyunken, ortaya çıkan sonuç itibarıyla “bok” ile tanımlanabilecek kadar kirlenmiş bir şeydir artık Türkiye’de. Kişiye özel yasa çıkarttı bu meclis, çok enteresan. Ama bilmedikleri bir şey var. Bu çıkardıkları yasa da, kurtarmak istedikleri adamı kurtarmayacak. Çünkü büyük ihtimalle o malum şahıs hakkında  “çete” suçlaması ile iddianame hazırlandı ve yargılaması da ona göre yapılacak. O halde bu oynanan oyun nedir? Berbat bir tiyatro bile değildir. Fenerbahçeli taraftarlara hoş görünmek için “Bak kardeşim biz elimizden gelen her şeyi yaptık ama n’apalım savcıya sözümüz geçmiyor” demenin bir başka yolu. Çukurovalıların bu durumu anlatan muhteşem bir sözü vardır : İtle dalaşma, çalıyı dolaş, derler. Yapılan da aynı bu. Biz, bizleri temsil etsinler, insan gibi yaşayabileceğimiz, uygarlık seviyesinde hayatımızı idame ettirebileceğimiz yasaları çıkarsınlar diye meclise adam yolluyoruz, onlar, memleketin başka hiçbir sorunu yokmuş gibi, 6 ay önce yaptıkları yasayı değiştirme gayreti içine giriyorlar. Sonra da bunlara sokakta adam yerine koyup, selam veriyoruz, hürmet ediyoruz falan.
Şikenin cezası ağırmış. Sana ne! Yahu sen yapmadıktan sonra cezası idam olsa ne yazar? Yanlışlıkla da işlenebilecek bir suç değil ki bu, hani “ulan büyük bir hataya kurban gidiyorum” diyesin. Tam tersine, planlı, programlı, taammüden, organize olarak, büyük paralarla işleyebileceğin bir suç. Yani sen şike yapmazsan kimse sana kumpas kurup, “bak sen de işin içindesin” diyemez. Her şeyiyle sürecin içinde olman gerekiyor ceza alman için. E yoksa karın ağrın, yoksa bir sıkıntın, cezası işkenceyle öldürülmek bile olsa ne gocunuyorsun sen?
Çok net söylüyorum : Bu bir utanç yasasıdır! Değişikliği isteyen her kulüp de, yasanın altında imzası olan her vekil de ömrü boyunca bu utancı boynunda taşımaya mahkûm olmuştur. Şimdi tek beklentim UEFA’nın devreye girerek, şikecileri aklama çabası içindeki Türkiye’yi tüm uluslar arası organizasyonlardan men etmesidir. UEFA bunu yaptığında bu imza atanlar nasıl büyük bir ayıbın altına imza attıklarının ve bir kişiyi kurtarıp bundan kendilerine oy devşirme anlayışının bu ülkeye ne kadar pahalıya patladığının farkına varacaklardır diye umut ediyorum. Elbette ki, sayın Cumhurbaşkanı’nın, vicdanının sesini dinleyerek bu ayıbı temizleme ihtimalini de göz ardı etmek istemiyorum. Umarım, toplumun tamamında derin yaralar açacak olan bu değişikliği onaylamayarak bu halkın Cumhurbaşkanı olduğunu gösterir.
8 Nisan 2012, www.trabzonhaber.com
–Federasyon seçimleri için bolca aday var . Kimler ciddi bir yarış içinde olur? Sizce siyaseti temsil eden var mı ?
– Belli ki yarış Demirören ile Ata Aksu arasında geçecek. Demirören süper lig kulüplerinin desteğine, Aksu da, Galatasaray ve taban birliklerinin gücüne güveniyor. Siyaset var mı yok mu bilemem. Ama Türkiye’de “kolbastı derneği”nin seçimleri de olsa oraya bile siyaset bulaştığı söylenirken, en önemli sosyal aktivitesini yönetecek adamlar seçilirken siyaset karışmıyor demek abesle iştigal olur sanırım. Aslında tuhaf olan bizim hala futbolu konuşabiliyor olmamız. Demek ki bizde de esaslı mide varmış kardeşim.. Bu kadar yolsuzluğun, hırsızlığın, arsızlığın, namussuzluğun, şerefsizliğin kol gezdiği bir alanda, biz, hala, “aman lig şöyle olur, aman federasyon seçimleri böyle olur” diye çok bilmiş yorumlar yapabiliyorsak, bizde de bir sorun var demektir. Doğru olan, Türkiye’de futbolla, bu rezil arena tamamen temizlenene kadar ilgilenmemektir aslında. Temizlenir mi derseniz, asla, hiçbir zaman temizlenmez derim. O halde? O haldesi şu, demek ki bu çapulcu, menfaatçi ve şikeci tayfafa, “alın lan sizin olsun futbolunuz.. biz bu rezilliğinize ortak olmuyoruz” diyerek, izzeti ikbal ile babı hükümetten çekilmektir. Bunun haricindeki tüm yorumlar, “osur osur ipe diz”den öteye gitmez.
—— Aydınların istifası sonrası şimdi nasıl bir süreç bizleri bekliyor ? Küme düşme yaşanacak mı ? Kupa Trabzona gelecek mi ?
– Hiç kimse fuzuli yere hayal kurmasın. Fenerbahçe küme düşmez, kupa da Trabzonspor’a gelmez. Kim başkan seçilirse seçilsin, yargı kararı beklenir. Yargı da kararını beş seneye ancak verir, kesinleşmesi boku püsürü, o süreç uzar da uzar. Kesinleştiğinde de bu kupayı Trabzonspor’a vermeye kalktıklarında, “alın o kupayı da münasip bir tarafınıza sokun” diyebilecek bir başkan ve yönetim kurulu görevde olur inşallah da, en azından biraz şişimiz iner. Türkiye’de tüm oyun, zaten, Fenerbahçe’yi nasıl düşürmeyiz, Fenerbahçelileri nasıl üzmeden bu süreci atlatırız üzerine kurulu. Şimdi Demirören başkanlığa aday. Bak, bütün Beşiktaşlılar zil takıp oynuyor. Niye? Biz bu adamı Türk futbolunu kurtarsın diye başkan yapacağız. İlk işim UEFA ile konuşup ikna etmek olacak diyor adam. Demirören’in bırakın UEFA’yı falan, konuşarak sokaktaki dilenciyi ikna etme şansı var mı Allasen? Neyiyle ikna edecek? Bilgisiyle mi? Birikimi ile mi? Üstün belagatiyle mi? Konulara olan hakimiyeti ile mi? Sevimliliği ile mi? Güvenilirliği ile mi? Becerisi ile mi? Akıllar üstü hukuk bilgisiyle kanunlarda bulabileceği boşluklar ile mi? Neyle? Biri çıkıp da bunu sorsun ona, o da ikna etsin bizi… Bak görüyor musun Türk futbolu ne halde.. Sonra da marka değeri.. Avrupalılar bize kıçıyla gülüyor biz marka değeri dedikçe biliyorsun değil mi? Milli takım hocan belediyeden, federasyon başkanın şike davasında sanık kulübün başkanı, yorumcun hükümetten, bir hakemin Avrupa’da yok, takımların tel tel dökülüyor, ulusal takımın zaten yerlerde, şike ve şaibe dolu bir milli ligin var, sonra da marka değeri marka değeri!.. Komik bir ülke burası. Demirören o kadar rahat ki, UEFA ile anlaşamazsam ceza verirler, Türk takımalrı da Avrupa’ya gitmez diyebiliyor. E seneye zaten Beşiktaş’ın büyük ihtimalle Avrupa’ya gidememe durumu var, çünkü bütçe felaket, UEFA zaten izin vermeyecek. Demirören efendi de çok zeki ya, bakın diyecek benim bir suçum yok UEFA tüm Türk takımlarına ambargo uyguluyor..
–Şike davasında savunma dönemi başladı. Bu süreçte Trabzonspor’un başını ağırtabilecek bir durum görüyor musunuz? Ya da   acaba dediğinizi bir şey var mı ?
– Trabzonspor anasının ak sütü kadar ak, tertemiz bir kulüp. Ne acabalık, ne de başka herhangi bir süphelik tek durumu yok Trabzonspor’un. Herhangi bir yöneticisi şu soruşturmada ceza alsın, ya da kulüp bir şekilde bu işin içine dahil edilsin ben hukuku konuşmayı bırakırım, bu kadar net. Ama durum böyle de ne oluyor? Hala kupamızı verin diye yalvaran biziz. Diğer şaibe dolu, beni düşüremezsin, puanımı da silemezsin diye posta koyuyor, hükümet dahil, herkes ve her kurum da paşa paşa “aman diyim, bir formül bulalım da seni de rahatlatalım”ın peşine düşüyor. Sen bu ortamda temiz olsan ne? Rahmetli Cemil Meriç, “bir ülkede insanlar sağcı solcu, Müslüman ateist, Kürt Türk diye değil, namuslu namussuz diye ikiye ayrılır” derdi. Biz namuslu tarafız, ama ne yazık ki korkak ve zayıfız. O yüzden bizden, hiç kimse kusura bakmasın ama, bir cacık olmaz.
 10 Nisan 2012, Telegol programı, video…

Written by kesinofsayt

11 Nisan 2012 at 10:36