FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Archive for Mayıs 2012

EFSANE BÜYÜYOR

leave a comment »

Çizenin ellerine sağlık diyoruz!

Reklamlar

Written by kesinofsayt

28 Mayıs 2012 at 11:49

Genel kategorisinde yayınlandı

VİCDANSIZ GÜÇ KULLANIMI

leave a comment »

Dün oynanan Fenerbahçe – Galatasaray maçından sonra çok ciddi olaylar yaşandı. Polisin Fenerbahçe taraftarına davranış biçimi 3 Temmuz Operasyonu’ndan beri giderek sertleşen, daha doğrusu “düşmanlaşan” bir yapıya bürünüyor. Polis aslında birçok toplumsal olayda, ama özellikle karşısında Fenerbahçelileri görünce emniyeti ve düzeni sağlamaktan çok olayın bir “tarafı” şeklinde refleks gösteriyor ve bunu da üzerindeki üniforma, elindeki silahı ve kanuni bazı yetkileri kullanarak aşırı şiddete başvuruyor. Polis, karşısında şiddete yönelen eylemci bir grup olsa ve elindeki kimyasal ve  ateşli gücü bu insanlara karşı kullansa “orantısız güç kullanımı”ndan bahsedebiliriz. Ancak dün yaşanan olaylar orantısız güç kullanımının çok çok ötesinde, “vicdansız güç kullanımı” boyutunda idi. Hiç bir olaya karışmayan, tek “suçları” takımlarını desteklemek için stada gelmek olan küçücük çocukların, kadınların olduğu bir alanı Mehmet Ali Birand’ın gözyaşı gazı diye “sevimlileştirerek” söylediği, ama aslen son derece zararlı biber gazına boğmak hangi akla, hangi vicdana sığıyor? Yerde baygın yatan birisine, yanından geçerken (hem de kafasına) tekme atmak spor büro memurunu “delikanlı” mı yapıyor? Bu kadar mı körleştiriyor üniforma vicdanları?

Medyanın büyük çoğunluğu olayı çarpıtarak yayınlayarak hükümete şirin gözükmeyi tercih etti. Şaşırmadık. Ancak dün olayları başlatanlar Fenerbahçe taraftarı değil, bizzat polisin kendisi idi. Ayrıca olayla büyüdüğünde taraftarın sahaya girmesi Galatasarayılara saldırmak için değil, kendisine saldıran polise karşı meşru müdafa amaçlıydı. Belki de yıllardır olmadığı kadar Galatasaray’ı, Galatasaraylıları hiçe sayan, yok farzeden bir taraftar grubu vardı dün stadda. Tek derdi kendisini gururlandıran takımına sahip çıkmak, alkışlamaktı insanların. Dolayısı ile, polisin gereksiz kışkırtması, tahriki ve “fiili saldırısı” olmasa hiç bir olay yaşanmayabilirdi. Ama yazının başında da yazdık, 3 Temmuz’dan beridir tavır bu ve giderek sertleşiyor. İktidar ve onun “güç kullanım aracı” polis teşkilatı hiçbir muhalif harekete, söyleme izin vermemek konusunda kararlı. Üzülerek söylüyorum ama şu anda ülkenin “yegane muhalefeti” de Fenerbahçeliler… Böylece polis şiddeti doğrudan Fenerbahçelileri hedef alıyor. Bu söylediğime itiraz edecek olanlar, sadece biraz zahmet ederek, bu süreçte Fenerbahçeliler’in polis değil de jandarmanın olduğu bölgelerdeki eylemlerini araştırabilirler. Tek bir gerilim, tek bir vukuat yaşanmış mı? Zor değil bulmak…

Elbette görmek istediklerinizi değil de gerçekleri görmek istiyorsanız…

Maalesef Türkiye’de holiganizm vardır. Ama Türkiye’deki holiganlar ne yazık ki formalı değil üniformalıdır…

Written by kesinofsayt

13 Mayıs 2012 at 18:51

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 7

leave a comment »

“3 BÜYÜKLER” İN EN FARKLI YENİLGİLERİ

Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’ın geçmişlerinde rakiplerine karşı farklı galibiyetleri var ve çoktur. Ama, aynanın diğer yüzü, yani farklı yenilgileri ne âlemde ?.. İlginç, ancak üzerine hiç eğilinmemiş bir konu, bu..
Aşağıda, Fenerbahçe’ninkilerin tamam ve noksansız oldukları garantisine karşı, rakiplerininkilerin tamam olup olmadıkları hükmü serbest olarak, konuyu şöyle aydınlığa kavuşturmak mümkün!
FENERBAHÇE, 80 yıllık futbol faliyetinde en farklı yenilgiye 17 Temmuz 1923 salı günü Taksim stadında Orta Avrupa Kupası şampiyonu ünlü Slavia Prag’a, ilk İstanbul ziyaretinde, 10-1 lik sonuçla uğradı.
7 si Slavia, 4 ü Sparta’lıdan Kurulu Çek milli takımı Bühreş’te Romanya’yı 6-0 yenince, yakında ilk milli maçını Romanya ile yapacak olan Türk Futbol Federasyonu, bir mukayese yapabilmek amaciyle, İstanbulda yerleşmiş bulunan eski Avusturya milli takımı Kaptanı Çek Kratky aracılığıyle, Slavia’yı İstanbul’a getirmek girişiminde bulundu. Slavia 4 maça 4 bin lira istedi. Kulüplerimiz 1500 liradan fazla veremeyince, Kratky 2500 lira farkı Çekoslavak Propaganda Bakanlığına ödetti ve Slavia geldi.
İlk 2 maçta Galatasaray ve Altınordu’yu 7-01arla yenen Slavia’dan kaleci meşhur Hana, İstanbul’dan hiç gol yemeden gideceği iddiasını ileri sürüp duruyordu. Fenerbahçe’nin maçtan bir gün önce, 16.7.1923 pazartesi günü, Bel-Vu bahçesinde verdiği çayda da portföyünü çıkarmış ve Basın mensuplarına:
(— İddiamda ısrar ediyorum.. Yarın ünlü şampiyonunuz golcü Fenerbahçe de bana gol atamıyacak. İşte portföyüm, içindeki bütün paralarla beraber, bunu bana gol atabilecek Türk futbolcusuna armağan edeceğini..) demiş ve Basında da yer alan bu iddia, kamuoyunu epeyce üzmüştür.
17 Temmuz 1923 Salı gününün maç saatlerimi Spor Alemi dergisi şöyle yazmıştır:
(Saat beşbuçuğa doğru Stadyum önümdeki izdiham tasviri imkânsız bir hal almıştı. Jandarmanın müdahalesine rağmen ahâli bilet alabilmek için birbirini çiğniyordu. Memleketimizde muhakkak ki bu günkü kadar mühim bir müsabaka görülmemiştir….)
Çeklerin istekleri üzerine, kafile reisi ve Çekoslovak Futbol Federasyonu Başkanı Fatta’nın hakemliğindeki maçın ilk dakikalarında kasığına yediği bir tabanla oyun dışı kalan santrhaf İsmet’in yeri doldurulamamış ve 75. dakikada durum Fenerbahçe için de 7-0 olmuştu. Hana’ nın dediği oluyor veSlavia’ya gol atılamıyordu. 3 Kulüp de sıfıra karşı 7 şer golle hizaya gelmişlerdi… Ama, 76 ıncı dakikada durum değişiverdi. Ömer Tanyeri yüz binlerce Türkün özlemini çektiği golü attı. Çek hakem santrayı gösterirken yer yerinden oynıyordu.. Ümitsiz bir anda yapılan bu golü Spor âlemi dergisi şöyle yazmıştır:
(…. Alaaddin Bey sağdan topu sürerek karşısındakileri geçti ve topu yakından kaleye havale etti. Kaleci bunu iade etmek üzere iken, top kale önünde husule gelen ufak bir kargaşalığı müteakip Zeki ve Ömer beylerin de inzimami muavenetleriyle içeri atıldı. 3 Günün 3 müsabakası esnasında boğazlarda düğümlenip kalan Gol kelimesi binlerce sinenin var kuvvetleriyle stadyomu inletti. Pek bahalıya mal olmakla beraber, şeref kurtarılmıştı.)
Sinirlenen Slavia son 14 dakikada 3 gol daha atmış, sonucu 10-1 yapmıştır. Ama, kimse gam yememiştir. Slavia’ya gol attı ya!.. Amaç bu idi ve takım sahadan coşku içinde, alkış ve yaşşa’larla uğurlanıyordu… Evet; çok ilginçtir; Fenerbahçe, tarihinin en ağır yenilgisine uğramış, ama taraftar ve kamuoyu, üzülmek yerine, sevinmiş ve tuttuğu takımı dakikalarca alkışlamıştır… İşte Fenerbahçe’nin özellik ve yüceliği!…
Fenerbahçe o golü atmasaydı, görüş o idi ki, Slavia 7-0 la yetinecek ve Sarı-Lâcivertli kulübün 80 yıllık tarihinin en farklı yenilgisi de, günümüze kadar, 7-0 larla sürüp gelecekti. Attığı o (Büyük gol) Slavia’yı kızdırmış ve skor 10-1 olmuştur.
Bir gol için değermi idi bu?.. Denebilir. Ancak, o günkü havada o gol değil 3, hatta daha fazlasına de değerdi. Bunun içindir ki, yenen son 3 gole kimse önem vermemiş, taraftardaki coşku ve mutluluk, (Şeref) in kurtarılmış olması nedeniyle, maçtan sonra da sürmüştür.
Fenerbahçe’nin bu 10-1 den sonraki en farklı yenilgileri 7-0 lık 3 maçtır. Bunlar 1911 de Galatasaray’a, 1949 da Austria ve 1975 de de Benfica’ya dır. Sonra, 7-1 lik Beşiktaş, 6-0 lık G.S., 6-1 lik Corinthians, Santos ve Eindhoven yenilgileri gelir. İşte, bu 9 maç Fenerbahçe’nin 80 yıllık tarihinin en açık farklı yenilgileridir.

Galatasaray’a gelince, 1921 de takviyeli olarak yaptığı Avrupa turnesinde Sparta Prag’a 12-0, İstanbul liginin ilk yıllarında İngiliz ve Rumlardan kurulu Kadıköy’e 11-0 ve 8-0, İsviçrede Servette’e 10-0, Dresden, Slavia Prag, Güneş ve Macar Voroşleboga’ya 7-0, F.T.C. ye 7-1, Hamburg, Nurnberg, El-Ittihad, Güneş ve Bayern Münich’e 6-0, Winer Sport ve 2 kez de Fenerbahçe’ye 6-1 yenilmiştir.

Beşiktaş’a gelince, Futbol piyasasına geç çıktığı için ağır yenilgi dönemlerinde masun kaldı. G.S. ya 9-2, F.B. ye 7-0,E.Frankfurt ile Ameri-kadaki 6-1 lik yenilgileri başlıcalarıdır.

FENERBAHÇE AVRUPA ŞAMPİYON KULÜPLER KUPASI’NDA

Türkiye liginin ancak 1959 yılı Şubat ayında başlaması nedeniyle, yurdumuz, Avrupa Şampiyon Kulüpler Turnuvasında bu tarihe kadar sadece 1955-56 da istanbul profesyonel lig şampiyonu G.S. ile, 1958-59 da Federasyon Kupası birincisi Beşiktaş tarafından temsil edildi ve bu kulüplerimiz Bükreş Dinamosuyla Real-Madrit tarafından ilk turda elendiler.
Türkiye liginin kurulmasıyla beraber, yurdumuz Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasında 1959 dan itibaren, artık Türkiye ligi şampiyonu tarafından ve her yıl düzenli olarak temsil edilmiştir.
İlk Türkiye ligi birincisi ve bu titr altında kupaya katılan ilk Türk kulübü olan Fenerbahçe, birinci tur rakibi Macaristan şampiyonu CSEPEL ile 13 Eylül 1959 Pazar günü 368.495 lira ödeyen 26.432 seyirci önünde tnönü stadında 1-1 berabere kaldı.
Macar kafile başkanı Lazar, maç öncesi basına ihtiyatlı konuşmuş:
(FENERBAHÇE GÜÇLÜ BİR TAKIMDIR. ÜNÜ MACARİSTANDA DA ÇOK YAYGINDIR. MAÇIN ÇEKİŞMELİ GEÇECEĞİNİ TAHMİN EDİYORUM.) demiştir. YUGOSLAV LED LEMESİÇ yönetiminde çok sıkı başlayan MACARLARIN 30. saniyede 1-0 öne geçmeleri maçın heyecanını arttırmış ve Fenerbahçe, son derecede güzel ve dinamik bir oyun çıkarmasına karşın, Can’ın 74. dakikada attığı beraberlik golünden daha ileri gidememiştir.
Tarihte Fenerbahçe kalesine yapılan ilk resmi yabancı golü şöyle oldu:
Santradan sağaçığa yollanan topu, Satori, defansı geçerek ortalamış sağiç KİSUTZKİ de, bu . topu sağ ayağının içiyle, hareketsiz özcan’m başı üstünden Gazhane tarafındaki Fenerbahçe kalesine atmıştır.
Kazanamamasına rağmen, Fenerbahçe’nin güzel oyunu antrenör MOLNAR’a ümit vermiş:
(— Bu oyunu tekrarlarsak Peştede kazanır ve tur atlarız!..) derken, CSEPEL Genel Sekreteri HONTY de:
(— İki teknik takımın maçı çetin oldu. F.B. bizden iyi idi. Rövanş için şartlar eşittir.) demiştir.

FENERBAHÇE PEŞTE DE TUR ATLIYOR
Rövanş maçı 23 Eylül 1959 da oynandı. Fenerbahçe takımı 21 Eylül’de SES uçağıyla 11. kez yurtdışına çıkarken, kafile başkanı ve Genel Kaptan Dr. İsmet Uluğ Yeşilköyde:
(— Çocuklarımızın Buda-Peşte de de güzel ve canlı oynayıp, ilk maçtaki şanssızlıklarını yeneceklerini umuyorum…) derken, takım kaptanı Naci Erdem de:
(— Kazanmak için elimizden geleni yapacak ve inşallah yurda iyi bir sonuçla döneceğiz!..) görüş ve dileğinde bulunmuştur.
Takım, Tuna üzerinde Margritte adasındaki Grand Hotel’e yerleşti. Nep stadında Yugoslav Baziç’in yönettiği maçta, Fenerbahçe, Ugi ve Satori’nin 9 ve 33. dakika gollerine, 21. 47 ve 52 dakikalarda Lefter, Şeref ve Avni’nin sayılarıyla cevap verip tur atlamıştır.
Fenerbahçe’nin Macaristan şampiyonuna karşı bu başarısı bir Türk kulübünün Avrupa kupalarında rakip sahada kazandığı ilk galibiyet ve ilk tur atlayışı olarak, tarihsel bir değer taşır. Sarı-Lâcivertliler güzel oynamış ve Nep stadından Macar seyircinin alkışları arasında ayrılmışlardır. Dönüşüne engel olunması ihtimalinden, antrenör Molnar’ın gitmediği Peşte’de galip gelip tur atlayan 11 i de milli Fenerbahçe takımı şudur:
ÖZCAN ARKOÇ – NACİ ERDEM (K), BAS-Rİ DİRİMLİLİ – AKGÜN KAÇMAZ, OSMAN GÖKTAN, AVNİ KALKAVAN – LEFTER KÜÇÜK., CAN BARTU, ŞEREF HAS, ERGUN ÖZTUNA ve YÜKSEL GÜNDÜZ.
Oldukça sert geçen maçın 75. dadikasında Akgün sakatlanıp Fenerbahçe 10 kişi kalmış, tribünlerde takımı coşku ile destekleyen 20-30 kadar Türk, bitiş düdüğüyle beraber, alana girip, Macar halkının alkışlan arasında, galip Sarı-Lâcivertlileri eller üstünde taşımışlardır.
Fenerbahçe’nin hem kazanması, hem de tur atlaması milyonlarca radyo dinleyicisini coşturmuş, basın da bu mutlu sonucu birinci sayfalarda yayınlayıp kutlamıştır.

2. TUR, FRANSA ŞAMPİYONU NİCE İLE…*
Fenerbahçe’nin 1959-60 Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası 2. tur rakibi Fransa şampiyonu “OLYMPİQUE GYMNASE CLUB DE NİCE” di. Fenerbahçe ilk maçı 19 Kasım 1959 da İnönü stadında, her ikisi de rekor olan, 474.700 lira ödeyen 29.656 biletli önünde:
ÖZCAN -OSMAN, BASRİ – GÜRCAN, NACİ (K), AVNÎ – MUSTAFA, ŞEREF, YÜKSEL, LEFTER, CAN tertibinde oynadı. Can’ın 37. dakika golüne MİLAZZO 3 dakika sonra karşılık vermiş, 79. dakikada Şerefin attığı galibiyet golüyle yer yerinden oynamıştır. Fenerbahçe, Fransa şampiyonunu da yenip, şerefli tarihine mutlu bir sayfa daha ekliyordu. Ünlü Fransız gazetesi PARİS-SOİR’in Fenerbahçe’nin bu büyük galibiyetini 19 Kasım 1959 akşamı Paris’te yeni bir baskı ile 1. sayfada ilân etmesi, çok ilginç tarihsel bir anı ve olaydır.

NİCE RÖVANŞI
Uluslararası resmi bir organizasyonda Macaristan temsilcisini kendi ülkesinde ve seyircisi önünde yenip eleyen ve 2. turun ilk maçında da Fransa şampiyonu’nu mağlup eden Fenerbahçe, Türk kamuoyunda çok büyük coşku ve sonsuz heyecanlar yaratmıştı. Yurt iç ve dışında Türk ve yabancı yüzlerce milyon insanı ilgilendiren bu mutlu durum, denebilir ki, milli maçlar da dahil, hiç bir dönemde ne yaşanmış ve ne de umulmuştu. Bu nedenle, 3 Aralık 1959 da Nice’de yapılacak rövanş maçı olağanüstü bir önem kazandı. Bütün gazeteler, ilk kez, ekipler halinde muhabirler göndermiş, yüzlerce taraftar da 6 bin km. lik yolculuğu göze alıp, otobüs ve uçaklarla Nice’e doğru yola çıkmışlardır.
Gazetelerin anketleri de bu fevkaladeliklere nazire yaratmaktaydılar. Başta Brigitte Bardot, Marlen Ditrich, Jean Gabin olmak üzere, dünyaca ünlü artistlerden itibaren, her sınıf ve mslekten halkın, FENERBAHÇE-NİCE maçı konusunda görüşleri yayınlanıyordu.

Fenerbahçe, (Nice) e Genel Sekreter Faruk Ilgaz başkanlığında 14 futbolcu ve yine set uçağıyla gitti. Güney Fransa’da barajlar yıkıp yüzlerce cana mal olan şiddetli yağışlar nedeniyle, Fenerbahçe takımı 1 Aralıkta Nice hava alanından şehre kadar, 5 km. yolu 3 saatte alabilmiş ve angaje olduğu oteli su bastığından, Hotel Royal’a yerleşmiştir.
Göl halindeki Leo Lagrange stadı, bütün gece çalışılarak biraz düzeltilmiş ve maç Çek Maçka’nın yönetiminde, 3.12.1959 da Türk ve Fransız milli marşlarından sonra oynanmıştır.
Taşkın Fransız seyircisinin gürültülü gösterileri arasında ilk devre golsüz kapandıysa da, ikincide,Çek hakemlerin göz yumdukları çok sert şarjlarla Can ve Lefter’i sakatlayan Nice, maçı 2-1 almış ve böylece bir üçüncü maç zorunlu olmuştur. Türkiye Spor gazetesi bu çetin maçın 2. devresini şöyle nakleder:
(… Can ve Lefter gibi 2 büyük kozundan mahrum Fenerbahçe’nin 14 kişilik Nice takımına ve bu takımı korkunç bir tempo ile teşci eden Fransız seyircisine meydan okuması gerçekten takdire lâyık bir başarı idi. Müdafaa spor tarihine altın harflerle geçecek bir mücadele örneği göstererek, taraflı ve tarafsız seyircilerin taktirlerini kazanıyordu.)

3. MAÇ İSVİÇRE’DE!..

Fransa şampiyonuyla yapılan 2 maçtan doğan eşitliğin zorunlu kıldığı, (tarafsız ülkedeki 3. maç) nerede oynanacaktı?.. 10 Aralıkta Paris’te toplanan UEFA, gününü, 23 Aralık olarak, belirlediği bu maçın, Nice’in İspanya; Fenerbahçe’nin İtalya, İsviçre veya Avusturya’da yapılması önerilerini incelemiş ve İsviçre’de karar kılmıştır. İsviçre Federasyonu da organizatör olarak, F.C.Servette’i görevlendirmiş ve maçın Cenevre’de Pare des Sports des Charmilles’de gece yapılması kararını da iki taraf kabul etmiştir.
Fenerbahçe’nin, Fransa şampiyonuyla yapacağı maç için, İsviçre’yi tarafsız ülke olarak öne sürmesini, tüyler ürperten bir gaf olarak karşılamak gerekir.
Geneve, Fransa sınırı üzerinde dil, din ve yaşamca tamamen Fransız etkisinde bir şehir olarak, Türkiye ile Fransa için kesinlikle tarafsız sayılamazdı.
Fenerbahçe takımı, Başkan Agah Erozan’la 19.12.1959 da uçakla gittiği Cenevre’de, şehir içinde Hotel des Familles’e yerleşmiş, maçtan bir gün önce gelen Fransa şampiyonu ise, şehir dışında gizli bir yerde konaklamıştır. Bu 3. maç daha büyük ilgi uyandırdığından, İstanbul’dan giden taraftar sayısı 1500 ü aşmıştır. Caddelerde:
TÜRKİYE ŞAMPİYONU FENERBAHÇE FRANSA ŞAMPİYONU KARŞISINDA!… yazılı büyük afişler gözlere çarpıyor, çeşitli illerden yola çıkmış Türk otobüs konvoyları, 22 ve 23 Aralıkta bayraklarla süslü olarak ve gösterilerde bulunarak Cenevre şehrine varıyorlardı.
Fenerbahçeli futbolcular maç arefesini otel ve şehirde gezmekle geçirirlerken, bir manastır hayatı süren Fransız kafılesiyle konuşmanın, gazeteciler için bile, mümkün olmadığı basında vurgulanmıştır. Takım, ayrıca, 21 Aralık akşamı Cenevre Başkonsolosluğu, 22 akşamı da Birleşmiş Milletler Türk delegasyonunun kokteyllerinde bulunmuştur. Oysa, kamuoyu galibiyet bekliyor, basın, (TÜRK SİLİNDİRİ AVRUPA’DA..) başlıkları atıyordu.
Yağmur Charmilles stadını göle çevirmişti. Sahayı inceleyen ilgililerden İsviçreli hakem Paul Wisling ve Fransızlar maçın ertelenmesini, UEFA gözlemcisi ile Fenerbahçeliler ise oynanmasını istemişlerdir. Hatta böyle bir sahayı avantaj sayan Fenerbahçeliler, topun zıplaması için, hakemi az sulu yerde deney yaptırmaya çalışmışlardır.
Türkiye saatiyle 21.20 de, yağmur altında başlayan ve büyük çoğunluğu Fransız olan seyircinin taşkın gösterileri arasında, 5-1 gibi hiç beklenmedik yenilgi ile biten maçı, Sulhi Garan’ın radyo-telefonundan bütün Türkiye heyecan ve üzüntü içinde dinledi.
LA SU İSSE gazetesinden: (Anormal hava koşulları altında oynanan maçta Fransızlar, Fenerbahçe’yi fizik üstünlükleri sayesinde kupadan elediler. Çok fena sahada Nice defansı iyi kapanıyor ve kontrataklarda ise, yelpaze gibi açılarak, F.B. müdafaasını dağıtıyordu. Türkiye şampiyonunun açık farklı yenilgisinde kalecisinin kötü oyunu da etkili olmuştur.)
Journal de Geneve’den: (Olağanüstü kötü ve anormal sahada Fenerbahçe’nin kısa paslı oyunda direnmesi, yenilgisinin başlıca nedenidir.)
Fransız L’Equipe’den: (Fenerbahçe şanssızdı. Bu yenilgiyi hak ettiğini söyleyemeyiz. Avrupanın en iyi kalecilerinden biri olan Özcan, talihsiz bir gününde idi. Yenilgi bu yüzden farklı oldu. Görülmemiş anormal koşullar altındaki bu sahada futbol oynanmazdı. İki eşit gücün güzel oyunlarını seyretmek zevkinden ne yazıkki mahrum kaldık.)
İlk kez katıldığı Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasında Fenerbahçe, büyük başarılarla yürürken, 2. turun 3. maçında işlenen idari ve teknik hatalara, doğanın da kötü şekilde yardımcı olması sonucu, anormal bir maç ve skorla elendi.
Çok ilginç bir röportaj:
Fenerbahçe takımı, 14 yıl sonra, 1973-74 mevsimi UEFA kupası 2. tur ilk maçı için 2. kez Nice’de iken, 22 Ekim 1973 günü Nice-Matin gazetesinin 12. sayfasında, Nice’in 36 yaşındaki milli futbolcusu Andre Chorda ile yapılmış ve, (İstanbul artık Bizans değil!..) başlıklı dört sütunluk röportaj çok ilginçtir.
Andre Chorda, Nice takımıyla bir gün sonra, yani 23 Ekim 1973 deki UEFA kupası maçı için:
(Fenerbahçe korkunç bir rakiptir. Fizikman tehlikeli futbolculardır. Bu nedenle, 19 Kasım 1959 da Boğaziçi kıyılarında yaşanan tatsız hatırayı yarın akşam Ray stadında tekrar yaşamamak için, çok uyanık olmak gerekiyor.) uyarısında bulunduktan sonra, sözü, 14 yıl önceki 5-1 lik anormal Cenevre maçına getirip şu açıklamayı yapmıştır:
(Biz, 1959 da Fenerbahçe’yi Şampiyon Kulüpler Kupasından ancak 3. maçta ve Geneve’de eleyebilmiştik. bunu da Servette Kulübü antrenörü Jean Snella’nin büyük yardımına borçluyuz. Ona şükran borcumuzu hiç unutamayız. Sicim gibi bir yağmur Charmilles sahasını kaygan bir çamur gölüne çevirmişti. Jean Snella’nin uyarısı üzerine, maçtan hemen önce kunduralarımızın kösele kromponları metal ızgaralarla değiştirildi. İşte, bu sayededir ki, Türkler sahade kösele kramponlu kunduralarla şaşkın şaşkın kayıp düşerlerken, biz, eğlenceli bir bayram yaratmayı başarmıştık.)
Bu kitabın yazarı tarafından 22 Ekim 1973 günü Nice’de tesadüfen okunan bu ilginç açıklama, Fenerbahçe kulübünün 14 yıl önce Fransa şampiyonuyla yapacağı çok önemli bir maçta, onun kapı komşusu İsviçre’yi ve hem de Geneve şehrini (tarafsız ülke) saymasındaki büyük hatayı ve bu yanlışın ne boyutlara kadar uzandığını kanıtlar.

NURNBERG MAÇLARI

Fenerbahçe Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasına 2. kez, 1960-61 mevsimi Türkiye Ligi şampiyonu olarak, 1961-62 de ve 2. turda katıldı. Bu kez rakibi Federal Almanya şampiyonu F.C.NURNBERG idi.
Nurnberg, 18 Ekim 1961 de İstanbuldaki ilk maç için, 16 Ekim Pazartesi saat 21.00’de Yeşilköy’de karşılanırken, Fenerbahçe takımı aynı saatlerde Ankara 19 Mayıs stadında, Gençlerbirliğiyle 1-1 sonuçlanan, çetin bir Türkiye ligi maçı yapmaktaydı.
Kamuoyu, Salı günü Ankara’dan yorgun ve morali de bozuk dönen Fenerbahçe’den, bir gün sonraki maçta iyi bir sonuç beklemiyor, basın kesinlikle Nurnberg’i favori gösteriyordu. Bu arada Teşkilâta yapılan hücumlar da sertti. Milli maç kadar önemli bir dava da Fenerbahçe kulübüne göz göre göre kastedilmiş olduğundan yakınılıyor, esefler yağdırılıyordu.
Fenerbahçe kulübü, Ankara da 14 Ekim Demirspor maçından 24 saat sonra, 15 Ekim Pazar günü oynanması gereken Gençlerbirliği maçının, seçimler nedeniyle, 16 Ekim Pazartesi gecesine ertelenmesine itiraz etmiş ve 18 Ekimde Almanya şampiyonuyla yapacağı 2. tur maçı dolayısıyla, 48 saat önceki bu karşılaşmanın ya Pazar gecesi yaptırılmasını veya ertelenmesini rica etmişti. Ancak, Türkiye şampiyonunun bu çok haklı isteğini Türkiye Futbol Federasyonu, (Spor-Toto kağıtlarının basılmış olduğunu) öne sürüp, redetmek densizliğini göstermiştir. İşte, Teşkilâtın bu yanlış tutumu genel bir üzüntü yaratmış bulunuyordu.
F.C.Nurnberg, tam 40 yıl aradan sonra, 2. kez bir Türk takımıyla karşılaşmakta idi. 2 Ekim 1921 de, yine Almanya şampiyonu iken, takviyeli Galatasaray’ı 6-0 yenmişti. Bu maç, bir bakıma, 2 ülkenin şampiyonları arasında adeta rövanş olacaktı. Ancak, B.T.Teşkilâtında bunu bilen tek bir kişi varmıydı acaba!…
Macar Pesa Janos’ün yönettiği maçı 2-1 Nurnberg kazandı ve Türkiye F.Federasyonunun bu ikramına sevinerek ülkesine döndü. Çok yorgun Fenerbahçe her şeye rağmen, canla başla mücadele etmiş, ancak 2. devrede Can’ın bir golüne karşı, 2 dakikada 2 gol yemiştir. Maçı 170.800 lira ödeyen 15.827 kişi izledi.
Bu 18.10.1961 Nurnberg maçı, çok yazık olmuş, bir acı hatıradır. Eşit şartlar altında, o günkü güçlü ve görkemli Fenerbahçe’nin kazanacağı maçtı. Ancak, baltalandı. Futbol Federasyonu Başkanlığına vekalet eden B.T.G.Müdürü Bekir Silahçılar’ın, Fenerbahçe’nin haklı ve normal bir erteleme isteğini, Spor-Toto kağıtlarının basılmış olduğunu ve 60 bin lira zarara girileceğini öne sürerek, red etmesi gerçekte bir bahane idi. Çünkü bu tarihe kadar nice haftalar, iptaller yüzünden, Spor-Toto 12 hatta 11 maç üzerinden oynanmıştır. Aynı surette, bu hafta da Gençlerbirliği-Fenerbahçe maçı çıkarılır ve değerlendirme 12 maç üzerinden yapılırdı.. Hem, bu bile imkânsız olsa, yüzlerce milyon insanı ilgilendiren böyle temsili maç 60 bin liraya feda edilmelimi idi?. Spor-Toto bu amaçla mı kurulmuştu?!.. Nurnberg başkanı Ludwig Franz, basın mensuplarından öğrendiği bu olayı, (BÜYÜK BİR GAF!..) olarak yorumlamıştır.

ALMANYA ŞAMPİYONU İLE RÖVANŞ MAÇI

Fenerbahçe, 3 Aralık 1961 rövanş maçı için Nurnberg’e yönetim kurulundan Orhan Ergüder başkanlığında 1 Aralıkta gidip Carlton oteline yerleşti.
Alman gazeteleri, Fenerbahçe’nin bir hafta önce İtalyan Lazio kulübüne transfer olan Can, gelemiyen Lefter ve Ordu maçında ayak lifi kopan İsmail Kurt’tan yoksun oluşunu, büyük avantaj saymakta ve sahasında 9 aydır bir kez yenilen Nurnberg’i favori göstermekteydiler.
Macar Doregi’nin yönettiği ve 3 bin kadarı Türk, 46 bin kişinin izlediği maçta noksan Fenerbahçe iyi ve canlı oynamış ve ilk devreyi üstün bitirmiştir. Nurnberg ikinci devreye daha hırslı girdi ve 72. dakikada attığı bir ofsayt golle maçı 1-0 aldı. F.B. takımı bu maçı şu tertiple oynadı:
ŞÜKRÜ ERSOY – ATİLLÂ ALTAŞ, ÖZCAN KÖKSOY – NACİ ERDEM (K), OSMAN GÖKTAN, BASRİ DİRİMLİLİ – MUSTAFA GÜVEN, ŞEREF HAS, YÜKSEL GÜNDÜZ, KADRİ AYTAÇ, HİLMİ KİREMİTÇİ.
“MİLLİYET” MUHABİRİ HALİT KIVANÇ NURNBERG’DEN şöyle yazmıştır:
(Fenerbahçe gayet iyi oynamasına karşın ofsayttan yediği bir golle elendi: Maçtan sonra stadın çıkış kapısına yürüyen Alman Fut.F.Başkanı Dr. Bauvvens:
“— TÜRK TAKIMI ALMAN ŞAMPİYONUNDAN DAHA HIZLI VE DAHA İYİ OYNADI” diye konuşuyor, Nurnberg soyunma odasında da antrenör Widmayer Alman radyosu mikrofonuna:
FENERBAHÇE İSTANBUL’DAKİ MAÇLA KIYASLANMAYACAK KADAR İYİ İDİ. MÜKEMMEL BİR TAKIM OYUNU GÖSTERDİ. KENDİ SAHAMIZDA DAHA GÜÇ KAZANDIK” diyordu. Ve gol öylesine ofsayttı ki, Laysmen bayrağını sallıyor, Doregi aldırmıyordu. Santrhaf Weberg: “BANA OFSAYT GİBİ GELDİ AMA BELKİ HAKEM BENDEN DAHA İYİ GÖRMÜŞTÜR” demekten kendini alamıyordu. İdareciler de, galibiyete memnun oldukları kadar, münakaşa götürür bir golle kazanmaktan adeta mahçuptular. Alman milli takım antrenörü Herberger’de haftayımda, “TÜRKLER DAHA İYİ OYNUYORLAR” demiştir.”)
ALMAN basınının yazdıkları: (Milliyet, 5.12.1961)
Batı Almanya’nın dünkü bütün gazeteleri Fenerbahçe’nin Nurnberg’den daha iyi futbol oynadığını belirtmiş ve stayişkar bir dil kullanmışlardır. İsminden en çok söz edilen, kaleci Şükrü oldu. Bütün gazeteler Fenerbahçe kalecisinin harika bir maç çıkardığını yazmışlar, kendisinden “GUMMİMANN = Lastik kaleci” diye söz etmişlerdir.
BİLD gazetesinden: “NURNBERG, MAÇI ÇOK GÜÇ ALDI. CAN, LEFTER ve İSMAİL’DEN YOKSUN TÜRK TAKIMI İSTANBUL MAÇINDAN DAHA GÖZ DOLDURDU. OYUNCULARDAKİ ÇABUKLUK, TEKNİK VE HATTA TAKTİK HAYRET UYANDIRACAK DERECEDE İYİ İDİ.” ABEND ZEİTUNG’DAN; “ÇOKLARININ BEKLEMEDİĞİ OLDU. NURNBERG TUR ATLADI. GOL OFSAYTTI.”
SPORT MAGAZİN’DEN: “İSTANBUL MAÇINDAN SONRA FENERBAHÇE’NİN SERT BİR TAKIM OLDUĞU KULAĞIMIZA GELMİŞTİ. GÖRDÜK Kİ BU BÎR DEDİKODU İMİŞ. TEKNİK VE ZARİF FENERBAHÇE, AYRICA’DA ÇOK SPORTMEN BİR TAKIM.”

HOLLANDA ŞAMPİYONU D.W.S. MAÇLARI

Fenerbahçe Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasına 3. kez 1963-64 Türkiye Ligi Şampiyonu olarak katıldı, karşısına bu kez de Hollanda şampiyonu ünlü D.W.S. (DON WİLSKRACHT STERK) çıkmıştı ve ilk maç 16 Eylül 1964 de Amsterdam’da yapılacaktı.
Fenerbahçe takımı, 14 Eylülde 2. Reis Müslim Bağcılar başkanlığında 20 kişilik kafile halinde K.L.M. uçağıyla gitti ve Museum Palace oteline yerleşti.
D.W.S. nin tam form üzerinde bulunmasına karşın, Fenerbahçe henüz bir tek lig maçı yapmamıştı. Bizde Eylül ortalarında başlayan liglerin Avrupa’da Ağustos başlarında başlaması rakiplerimize sürekli avantaj sağlamaktadır.
Amsterdam’ın Olympiyat stadını dolduran 60 bin seyirci önünde ve Danimarka’lı Sözensen’in yönettiği maçı, Fenerbahçe:
ALİ – ÖZCAN, İSMAİL – ŞEREF, OSMAN, ALİ İHSAN – OGÜN, HÜSEYİN, NEDİM, BİROL ve AYDIN tertibiyle oynamış ve 3-1 kaybetmiştir.
Nedim’le Ogün’ün son dakikada santrhafı düşürmeleri bir facia ile karşılık görecekti. Bu iki Fenerbahçeli, 2 Hollandalı futbolcudan birer yumruk yediler. Seyirci de sahaya hücum edip 11 Fenerbahçeli’ye saldırınca kavgalar başlamış, ancak bin kadar Türk işçi ve öğrencisinin de alana girip Fenerbahçelileri korumaları mutlak bir faciayı önlemiştir.
Yarım saat süren bu kıyasıya dövüşmeden sonra, bir kaç yüz Hollandalı bu kez de Fenerbahçelilerin soyunma odalarına saldırdı. Gösterilen soğukkanlılık burada da bir felaketi önledi. Fenerbahçelilerin soyunma odasına gelen D.W.S. başkanı SOLLEVELD özür dilemiş, taşkın taraftarlarından kendilerinin de şikayetçi olduklarını söylemiştir.
Bir gerçekki, Türk işçi ve öğrencileri olmasa ve korumasalardı, 11 Fenerbahçelinin Amsterdam Olympiyat stadından sağ olarak çıkmaları mümkün olmazdı. Korkunç saldırı bu derece acımasızca ve hatta vahşice olmuştur.
Bir Avrupa ülkesi için inanılması çok güç bu olayları, “TÜYLER ÜPERTİCİ” olarak niteleyen tanık Türk gazetecileri, gözü dönmüşçe saldırılar konusunda D.W.S. takımı, Hollanda seyircisi ve güvenlik güçleri için, çok haklı olarak, suçlayıcı ağır yazılar yazdılar. Halit Kıvanç, 17 Eylül 1964 günkü Milliyet’te, linç olmaktan kurtulan masum Fenerbahçeli futbolcular için, (ALLAH ONLARI KORUDU!..) başlıklı yazısında, bu maçın tarafsız bir sahada tekrarlanması gerektiğini, ancak, Fenerbahçe’nin bir Türk takımı olması nedeniyle, bizi halâ barbar sayan AVRUPALI (!) kafası ve U.E.F.A. “bunaklarının buna yanaşmayacaklarını öne sürmüş ve maksatlı bu ilkel tutum ve zihniyeti ağır biçimde kınamıştır.

D.W.S. RÖVANŞ MAÇI

Hollanda şampiyonu 7 Ekim rövanş maçı için İstanbula 50 gazeteci ve 300 taraftarla gelip Hilton ve Park Otel’e yerleşti. Bir futbol takımının böyle büyük bir kafile halinde Türkiye’ye gelişi ilkti.
Amsterdam’da yaşanan 16 Eylül 1964 saldırılarından Türk kamuoyu çok kırgındı. Bunu gözönüne alan U.E.F.A. nın, Türk Futbol Federasyonu’nu, Federasyonun da Fenerbahçe kulübünü uyarmaları yanında, basın da bu yolda kampanyaya giriştiler. Ayrıca, Fenerbahçe kulübü de yayınladığı deklarasyonda, halkı Türklük ve Fenerbahçeliliğe yaraşan centilmence davranışa davet etti.
İnönü stadı 40.400 ü biletli 50 bin insanla tarihinin en kalabalık gününü yaşıyor, Yugoslav Konstantin Zeceviç’in yönettiği maçtan önce, ilk kez, bandosuz olarak, İstiklâl marşı söyleniyordu. Heyecan ve tezahürat son derece büyüktü.
HAZIM – ŞÜKRÜ, İSMAİL (K) – YILDIRIM, ÖZER, ALİ İHSAN – OGÜN, BİROL, ŞENOL ZİYA ve AYDIN’dan kurulu Fenerbahçe takımı, ilk saniyeden itibaren hücum etmiş, bitmez tükenmez bir gayretle Hollanda şampiyonunu ezmiş, ancak çok sinirli futbolcular gol atamaz, hatta 75. dakikada penaltı kaçırırken 85. dakikada yediği golle 1-0 yenilmiş ve elenmiştir. Bu nedenle D.W.S. rövanş maçı Fenerbahçe futbolunda çok şanssız bir anıdır.
Bu maçın 4 özelliği işaret edilmeye değer:
1- Seyircinin fazla heyecanı maça olağanüstü hava aşılamış ve sahalarımızda ilk kez olarak 50 bine yakın insan, bandosuz İstiklâl marşı söylemiştir. Kahraman Bapçum bu olayı “Milliyet” de şöyle yorumlar:
(— HEY GİDİ KOCA FENERBAHÇE…. BİR FUTBOL MAÇINA BAŞLARKEN TARAFTARLARINA İSTAKLÂL MARŞI SÖYLETECEK KADAR GÖNÜLLER DOLDURMUŞ FENERBAHÇE…. 40 BİN KİŞİ İLE GECENİN KARANLIĞI İÇİNDE SEMALARI İNLETEN FENERBAHÇE…. FENERBAHÇE DÜN GECE RUH OLARAK, MANEVİ BİR BÜTÜN OLARAK, NASIL BÜYÜK OLDUĞUNU BİR KERE DAHA İSPAT ETTİ….)
2- Kapalı tribüne asılı büyük boyda; (CENTİLMENLİK VE EFENDİLİK SEMBOLÜ FENERBAHÇE’DİR), dövizinin bütün Fenerbahçelilerin tutum ve hislerini, dolayısıyla gerçeği yansıtır olmasıdır. Nitekim, Amsterdam’da onbinlerce Hollandalının, hiç bir neden yokken, kudurmuşça saldırılarına uğrayıp linç olmaktan zor kurtulan futbolcularla taraftarları, maç süresince, hatta rakibi alkışlayarak, gösterdikleri sportmenliklerle hangi tarafın gerçek medeni olduğunu kanıtlamışlardır.
3- Güvenlik güçlerince Dolmabahçe stadı çevresinde adeta kuç uçmayacak tedbirler alınmıştır.
4- Fenerbahçe/nin kurduğu son derecede ezici baskının sonuçsuz kalmasıdır. Bunun da nedeni, futbolcuların halâ Amsterdam olayının etkisinden kurtulamamış olmaları ve bir hafta önceki Polonya milli maçında sakatlanan kaptan Şerefin yokluğudur. Sinir ve dağınıklıktan, Ogün’le Ziya bir çok goller kaçırmış, Şenol da penaltıyı atamamıştır.
D.W.S. başkanı SOLLEWELD’in Hollanda radyosuna verdiği ve basında yayınlanan beyanat, Hollanda şampiyonunun Fenerbahçe’nin elinden nasıl kurtulabildiğini ve mutlak tur şansının nasıl kaçtığını açıklaması bakımından çok ilginçtir:
(— FENERBAHÇE BİZİ EZDİ. YENİLMEYİŞİMİZ MUCİZEDİR. Bu mucizeyi şöyle tarif edebilirim:
ONUNCU KATTAN DÜŞEN BİR İNSAN DÜŞÜNÜN. ÖLMESİ MUHAKKAK İKEN TAM O SIRADA YOLDAN GEÇEN PAMUK YÜKLÜ BİR KAMYONA DÜŞMÜŞ VE KURTULMUŞTUR. İŞTE BİZ DE MAĞLUBİYETTEN BÖYLE KURTULDUK.)

BELÇİKA ŞAMPİYONU ANDERLECHT MAÇLARI

Fenerbahçe Avrupa Şampiyon Kulüpler kupasına 4. kez, 1964-65 mevsimi Türkiye ligi şampiyonu olarak katıldı. Karşısına bu kez de Belçikanın ünlü ROYAL SPORTİNG CLUB D’ANDERLECHT çıkmıştır.
Görülüyorki, Fenerbahçe’nin Avrupa kupasında kura şansı kötüdür. Karşısına hep en ünlü ve güçlü takımlar çıkıyor. Oysa, bu maçlarda, genellikle, ilk turda hafifçe bir takımla eşleşip ikinci turu garantilemek istenir.
Brüksel’de 8 Eylülde oynanması gereken ilk maçın, hasılatı olsun korumak amacıyla, İstanbul’da yapılması yolundaki Fenerbahçe teklifini Anderlecht memnunlukla kabul etmiş ve Rumen Michalescu’nun yönettiği bu maç, yarım milyon liradan fazla para ödeyen 34.803 biletli tarafından izlenmiştir.
Anderlecht’in oyun özelliklerini öğrenmek için antrenör Oscar Hold Belçika’ya gönderilmiş ve çektiği film Fenerbahçeli futbolculara bir kaç kez gösterilmiştir.
Anderlecht takımı 7 Eylül’de Yeşilköyde, “Fenerbahçe’ye Istanbuldaki minareler kadar gol atacağız!..” diye yarı şaka beyanat verirlerken, biraz ürkektiler. Ancak, Fenerbahçe takımı da, gerek fizik ve gerekse moral yönünden ümit vermekten uzaktı. Gerçi, bir yıl önceki D.W.S. maçında olduğu gibi, halkın bandosuz olarak İstiklâl marşı söylemesinden sonra:
HAZIM – ŞÜKRÜ, İSMAİL (K) – ZİYA, ERCAN, ALİ İHSAN – OGÜN, ŞENOL, NEDİM, BİROL ve AYDIN tertibindeki Fenerbahçe, maçı yine de üstün götürmüş; ancak, Anderlecht, akıllı bir defans taktiğiyle, rakibine gol atmak fırsatı vermemiştir. Maçtan sonra Belçika şampiyonu başkanı Albert Rovvens’in şu sözleri ilginçtir:
(- İSTANBUL’A KORKU VE TEREDDÜT İÇİNDE GELDİK. ÇOK FENA SAHA VE HAŞİN BİR RAKİPTEN SÖZ EDİLMİŞTİ. SAHA İÇİN AKSİNİ İDDİA ETMEM. AMA, FENERBAHÇEYE SÖYLENENLERDEN ŞİMDİ UTANÇ DUYUYORUM. EVET, RAKİBİMİZİN CENTİLMENLİĞİNİ GÖRDÜKTEN SONRA, BUNU HEM UTANARAK HEM DE SEVİNEREK İTİRAF EDİYORUM. HALKINIZIN SPOR TERBİYE VE ANLAŞINA DA HAYRANIM. ÇOK KORKARIM Kİ FENERBAHÇE’YE BELÇİKA’DA AYNI SURETTE MUKABELE EDEBİLMEKTE ZORLUK ÇEKMİYELİM.)
Anderlecht başkanı’nın bu sözleri, yurdumuzun her alanda uğradığı kötü ve haince propogandanın şu 1965 yılında bile, halâ ne kadar yaygın ve etkili olduğunu göstermesi bakımından ilginçtir.

ANDERLECHT RÖVANŞ MAÇI:

Fenerbahçe rövanş maçı için, 13 Eylül 1965 de, Reis Dr. İsmet Uluğ başkanlığında Air France uçağıyla yola çıkmış, ancak arızalanan uçak Paris yerine Geneve’e zorunlu iniş yapmıştır. Bu yüzden, Paris’e varışın 2 saat gecikmesi Brüksel uçağının kaçırılmasına neden olmuş ve Fenerbahçe takımı Brüksel’e 14 Eylül’de 3 ayrı uçakla varıp şehir dışında Le Grand Veneur pansiyonuyla İn Dem Benten oteline konaklamıştır. Geç vakit, ertesi günkü maç için, acele bir çalışma yapıldı..
Bruxelles’in Pare Astrid stadında 15 Eylül gecesi İngiliz Grawford’un yönettiği maçı Fenerbahçe şu tertiple oynadı.
HAZIM – OSMAN, İSMAİL – ZİYA, ERCAN, ALİ İHSAN – OGÜN, NEDİM (K), YAŞAR, ŞENOL, AYDIN.
Belçika şampiyonu, stadı dolduran taraftarlarının borazan, kaynana zırıltısı ve fişeklerle çok patırtılı, adeta korkunç gösteriler arasında çok çabuk bir maç çıkarmış ve ilk devresini 2-0 önde bitirdiği maçı 5-1 kazanmıştır. Fenerbahçe, durum 4-0 iken, Ogün’ün 83. dakikada attığı gole 3 dakika sonra karşılık gördü ve elendi. Bir gerçek ki, ünlü Anderlecht karşısında tur atlayabilmek çok zordu.

İNGİLTERE ŞAMPİYONU MANCHESTER-CITY MAÇLARI

Fenerbahçe, Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasına 5. kez 1967-68 Türkiye şampiyonu olarak katıldı. Kupanın bu 14. şampiyonasının 12 Temmuz 1968 günü Cenevre’de çekilen kurasında, Fenerbahçe bu kez de, İngiltere şampiyonu ünlü Manchester-City ile eşleşmiştir.
Fenerbahçe, gerçi Türkiye ligi, Federasyon Kupası, Cumhurbaşkanlığı Kupası, Balkan Kupası ve SPOR-TOTO Kupası olarak resmi 5 kupa kazandığı çok başarılı ve mutlu bir mevsimin güçlü takımı idi. Ancak, rakibi de 8. Dünya Kupası şampiyonluğunu kazanan ülkenin lig şampiyonluğu titrini taşıyordu, bu bakımdan, şansın Fenerbahçe’ye küskünlüğünün 9 yıldır halâ sürmekte olduğu haklı görüşü egemendi…
Gerçekten, Fenerbahçe kupaya Macaristan şampiyonuyla başlayıp, onu elediktan sonra Fransa, şampiyonuyla çekişmiş, onu Federal Almanya şampiyonuyla mücadelesi izlemiş, bundan sonra da Hollanda ve Belçika şampiyonlarıyla karşılaşmıştı. Şimdi de Dünya Kupası şampiyonu ünvanını taşıyan İngiltere’nin lig şampiyonuyla boy ölçüşecekti. Böyle, sanki özenle sıralanmış en güçlü şampiyonlar serisiyle mücadele etmek zorun-luğu, yanlız Fenerbahçe’den başka hiç bir Türk kulübünün değil, diğer ülkeler şampiyonlarının da hedef olmadıkları bir şanssızlıktı.
İngiltere’de lig maçları ilerlemişken, çok yüklü Fenerbahçe bu mevsimin Spor-Toto maçlarına katılmama kararı aldığından, Teşkilâtın, ceza olarak saha vermemesi nedeniyle, gerektiği gibi de hazırlanamamış, yaz sıcağında Antalya, Bursa ve Konya’lara gitmek zorunda kalmıştır.
İşte, böyle bir durumda, 14 Eylül 1968 günü 2. reis Faruk Ilgaz başkanlığında Manchester’e giden Fenerbahçe takımı, şehre 26 km. uzakta Lymin kasabasının aynı adı taşıyan otelinde konakladı ve kasaba sahasında 2 çalışma yaptı.
Hollandalı Von Rawens’in yönettiği 18 Eylüldeki maçı 38.840 seyirci önünde:

Yavuz – Şükrü, Levent, Ercan, Yılmaz – Selim, Nunvveiller, Ziya – Can (K), (Fuat), Nedim ve Abdullah tertibiyle oynayan Fenerbahçe’nin amacı beraberlikti. Bu nedenle, hırslı ve çabuk oyunla maça asılan rakibinin her şeyden önce hızını kesmeye çalışmıştır. Yavuz’un güzel kurtarışlarından ayrı olarak ilerde özellikle Abdullah’ın sürekli atakları takıma nefes aldırmış, 80. dakikadan itibaren de İngiliz kalesi önünde baskı kurmuştur. İşte, Fenerbahçe’nin rakip yarı alana yayıldığı, zarif paslaşma ve verkaçlarla da tekniğini gösterdiği son 10 dakikada tribünlerdeki bir kaç yüz Türk’ün başlayan tezahüratına İngiliz seyircisi alkışlarla katılmıştır. Karşılaşma 0-0 bitince, 11 Fenerbahçeli sahaya dolan yurttaşlarının elleri üstünde taşınırken 40 bin İngiliz bu sahneyi ayakta izliyor ve Sarı-Lâcivertli Türk takımını Main Road stadından sürekli alkışlarla uğurluyordu.
Fenerbahçe’nin bu büyük başarısı bazı özellikler de taşır:
1- Türk-İngiliz futbolunda A kadrolarının ilk resmi temasıdır.
2- İki ülkenin şampiyonları arasında da yine ilk karşılaşmadır.
3- İngiltere’nin Dünya Kupası Şampiyonu ünvanım taşırken oynanmıştır.
Bu başarının yurt iç ve dışındaki etkisi çok büyük oldu: DAİLY EXPRESS Gazetesinden: (MANCHESTER-CİTY’nin 90 dakikalık İŞTAHI GENÇ KALECİ YAVUZ’UN OMUZLARDA TAŞINMASIYLA SONUÇLANDI. MAÇTAN ÖNCE, “AVRUPA’YI YILDIRACAĞIZ!.” DİYE BEYANAT VEREN ANTRENÖR ALLİSON ŞÖYLE DİYORDU:
“TÜRKLER UMDUĞUMDAN ÇOK DAHA İYİ ÇIKTI, FAKAT, RÖVANŞ İÇİN ÜMİDİMİ YİTİRMEDİM. FENERBAHÇE, BU MEVSİM SEYRETTİĞİM TAKIMLARIN EN MÜKEMMELİ…”) 3 milyon tirajlı DAİLY MAİL’den: (ŞAMPİYONLAR, TÜRKLER KARŞISINDA SAHAYI ŞAŞKIN TERK ETTİLER. 38.840 SEYİRCİ İNGİLTERE ŞAMPİYONUNUN HALİNİ GÖREREK STADI 10 DAKİKA ÖNCE TERKEDİYORDU.)
DAİLY TELEGRAPH’dan: (TRAUTMANN KALECİLİĞİ BIRAKTIĞINDANBERİ MAİN ROAD STADI EN BÜYÜK KALECİYİ SEYRETTİ. KALECİYİ SELAMLAMAK İÇİN SEYİRCİLER ŞAPKALARINI ÇIKARTTILAR. FENERBAHÇE’NİN KENDİ LİGİNDE 38 MAÇTA 12 GOL YEMESİNİN SEBEBİ ANLAŞILDI. FENERBAHÇE İKİNCİ TURU OYNAMAYA ADAYDIR.)
MİLLİYET’de bütün sayfayı kaplayan 2 kelime: BRAVO FENERBAHÇE (FENERBAHÇE DEFANSI DAR BOĞAZI TIKAMIŞ BİR GRANİT PARÇASI GİBİ İDİ, SİSLİ BİR BRİTANYA AKŞAMINDA…. BAĞIRAN, ŞARKI SÖYLEYEN 40 BİN KİŞİ ÖNÜNDE FENERBAHÇELİLER TÜRK FUTBOL TARİHİNE BİR KERE DAHA ADLARINI YAZDILAR. FENERBAHÇE BİR KERE DAHA UNUTULMAZ OLDU..) HÜRRİYET’de yine sayfa boyu başlıklar: (FUTBOL ÜLKESİNDEN GURURLA DÖNÜYORLAR.
FENERBAHÇE’DEN SELAM…. TÜRKİYE ŞAMPİYONUNUN İNCE TEKNİĞİNİ İNGİLİZ SEYİRCİSİ DE ALKIŞLADI) 19 Eylül sabahı yola çıkan Fenerbahçe’liler Yeşilköy’de coşku ile karşılandılar.

F.B. İNGİLTERE ŞAMPİYONUNU YENİP ELİYOR!..

Fenerbahçe-Manchester-City rövanş maçı 2 Ekim 1968 gecesi İnönü stadında yapıldı. 50 bine varan bir kalabalıkla, stat tarihinin en yüklü gününü yaşıyordu. Avusturyalı Ferdinand Marsel’in yönettiği maça Fenerbahçe çok diri ve cesur başlamış, ancak, 11. dakikadaki hatalı bir geri pası İngiltere şampiyonunu kolayca bir gole kavuşturmuştur. İlk devre gösterilen çabaya karşın bedavadan yenen golün yarattığı moral bozukluğu ve telâş içinde, 1-0 aleyhte kapandı.
Devre arası, çok kısa süren tartışmalardan sonra, futbolcular uyartlıp teskin olunmuş ve 45 dakikanın, akıllı bir gayretle, her şeyi değiştirmeye yeteceği ve 35 milyon Türkün şu anda kendilerinden galibiyet beklediği hatırlatılmış ve işlenmiştir. nitekim, takım ikinci devreye çıkarken, 10 dakika önce soyunma odasına girişlerinin tümüyle aksi bir hava içinde mutlaka yenmek azminde idiler ve bu azimle hemen İngiliz kalesine yüklendiler. Fenerbahçe’nin işgal yılları İngiliz maçlarını hatırlatan bu saldırı hemen semeresini verdi ve 46. dakikada Abdullah’ın ayağından beraberliğe ve 78. dakikada da Ogün’ün ayağından galibiyete ulaşıldı.
Tarihinin en kalabalık gününü yaşayan İnönü stadı, yine tarihinin en coşkun heyecanlarını yaşayıp yerinden oynuyor, yanan binlerce meş’ale ve dinmeyen gösteri ve uğultular içinde çalkalanıyordu. 4 yıl önce kupa galipleri 3. turundaki M.T.K. maçı gafleti unutulmamıştı. Bu nedenle, halkın görülmemiş coşkunluğuna karşın, takım tam bir şuur ve son derece gayretle mücadelesine devam etti ve Dünya Kupası şampiyonu İngiltere’nin şampiyonunu yenip eleyerek tur atladı.
Milli maç galibiyetinden çok daha değerli ve şerefli olan bu başarı ile Türk Futbol Tarihi’ne altın bir sayfa ekleyen Fenerbahçe takımı şudur:
YAVUZ ŞİMŞEK – ŞÜKRÜ BİRAND, LEVENT ENGİNERİ, ERCAN AKTUNA, YILMAZ ŞEN – ZİYA ŞENGÜL, NUNWEİLLER, FUAT SANER (ABDULLAH ÇEVRİM) -OGÜN ALTIPARMAK, NEDİM DOĞAN, CAN BARTU (K).
Maçtan 5-6 dakika sonra, Fenerbahçe soyunma odasına bir centilmen ziyaretçi geldi. Bu, Manchester City’nin ünlü menejeri Joe Mercer idi. Molnar’ı kutladıktan sonra, Fenerbahçeli futbolcuları süzmeye başladı. Gözünü onlardan ayırmıyordu. belki içinden; hem kutlarım, hem de dünya şampiyonlarının lig ve Federasyon kupaları şampiyonu bizleri yenip eleyenleri yakından göreyim. Kim bilir ne coşkun ve taşkın bir sevinç sarhoşluğu içindelerdir, görülmeye değer… demişti. Oysa, gecenin ve Türk futbol tarihinin büyük kahramanları normal bir görünüm içindeydiler: Sanki bir lig maçını başarı ile savmışlar, duşlarını alıyor, birbirleriyle şakalaşıyorlardı. Joe, bu sadeliği iyice içine sindirdikten sonra, ani olarak ellerini havaya kaldırdı:
— Genç efendiler!… diye, adeta bağırıp ilâve etti:
— Başarınız kutlu olsun. Oyununuzla kazanmayı hak ettiniz. 2. turda da başarılar dilerim…. dedi ve peşinde gazeteciler olarak odadan çıktı.
Fenerbahçe’nin büyük başarısı yurdu coşku içinde çalkalandırdı… Basın sayfa boyu manşetler attı: Milliyet:
FENERBAHÇE ÇOK YAŞA
DÜNYA ŞAMPİYONLARININ ŞAMPİYONUNU YENDİK derken, HÜRRİYET de yine sayfa boyu:
TÜRK LOKUMU ACI GELDİ: 2-1 manşetini atmıştır.
Milliyet’de Kahraman Bapçum’dan:
(EĞER İNSAN GÜCÜNÜN BİR SINIRI, İNSAN VÜCUDUNUN BİR DAYANIKLIK ÇİZGİSİ VARSA Kİ VARDIR, FENERBAHÇE DÜN GECE O SINIRI PARÇALADI.
EĞER YUVARLAKSA DÜNYA, MAVİ İSE DENİZ, DEMİR SERT VE PAMUK YUMUŞAKSA-Kİ ÖYLEDİR-DÜN GECE BUNLARIN HİÇBİRİ ÖYLE DEĞİLDİ. DÜN HERŞEY FENERBAHÇE NE DİYORSA ÖYLEYDİ.
ÇORAK BİR ÇÖL ORTASINDA VAHA, SIRADAN İNSANLAR ARASINDA BİR DEHA, DENİZİN DİBİNDEN FIŞKIRAN BİR VOLKANDI FENERBAHÇE… BİR ŞEYDİ FENERBAHÇE DÜN GECE.. BİR ŞEYDİ Kİ TANINMAMIŞ, BİR ŞEYDİ KÎ ALIŞILMAMIŞ, BİR ŞEYDİ Kİ- ADI YOK.
FENERBAHÇE’NİN BİR RAKİBİ VARDI Kİ, KISA SÜRE ÖNCE MANCHESTER DE SEYRETMİŞTİM. YORULMAYAN, YUMUŞAMAYAN, YAVAŞLAMAYAN, YIKILMAYAN, HAREKETTEN KURULU BİR KİTLE GİBİ İDİ. HİÇ BİR HESAP, HİÇ BİR ÖLÇÜ O RAKİBİN FUTBOL SAHASINDA BÖYLESİNE MAHKUM OLABİLECEĞİNE İHTİMÂL VEREMEZDİ. BUNU BAŞARDI, YORDU, YUMUŞATTI, HAMUR GİBİ YOĞURDU RAKİBİNİ FENERBAHÇE.
GENE DE ZAMAN ZAMAN KİŞİSEL VE GELENEKSEL FUTBOLCULARINI SEYRETTİK İNGİLİZLERİN. YİNE DE ZAMAN ZAMAN HAREKETLİLİKTEN DOĞAN BÎR KALABALIĞI VARDI MANCHESTER CİTY’NİN. YİNE DE DEFANSTAN, HEM DE EN GÜÇ POZİSYONDA SIYRILIP ŞÎMŞEK HIZIYLA F.B. KALESİNE İNİYORLARDI ZAMAN ZAMAN. FENERBAHÇE BU RAKİBİ DAĞITA DAĞITA, BOZA BOZA YENDİ DÜN GECE… SÖZÜN KISASI: DÜNYA ŞAMPİYONU İNGİLTERE’NİN LİG ŞAMPİYONU DİZE GELDİ FENERBAHÇE’NİN ÖNÜNDE…
Halit Kıvanç’ın “Esen fırtına bizdik” başlıklı yazısı:
(Kim demişti maç saat 20 de diye?. Akşamın 8 ini beklemek için sabahın 8 inde koşmuştu herkes Dolmabahçe’ye. Sahaya sadece Fenerbahçe değil, Türk futbolunun şerefi, itibarı çıkacaktı. İşte, Eskişehirsporlular zarif jestle (KIRMIZI ŞİMŞEKLER MİLLÎ DAVADA KANARYALARLA OMUZ OMUZA!.) dövizini yaymışlardı tribüne…
Seyirci saha kenarına kadar taşmıştı. Gollerde de sahaya girecek kadar coşmuştu. Fakat görevli 800 polis değil, görevli 80 foto muhabirine iş vardı sadece… Türkler futbolu yenmek için oynadıkları gibi, nasıl seyredileceğini bilmenin dersini de veriyorlardı. Öyleya, İngilizler hocaydı, Türkler öğrenci., ve öğrenci hocayı mat edivermişti. Bir “ŞAH” demişti ki Fenerbahçe, Manchester-City Vezirini de, Şah’ını da beraber verdiğini anlayamamıştı bile!..
Maç bitmiş, Manchester yuvarlanıp gitmişti. Omuzlarda yükselen Fenerbalıçeydi, şimdi. Fakat stat boşalmıyor, kimse yerinden kalkmıyordu. Oysa soyunma odasına ilk tebrik telgrafı gelmişti bile. Vefakâr Hacettepe’ydi bu ilk telgrafı gönderen:
“MİLLETİMİZE GURUR VEREN BÜYÜK BAŞARINIZI BÜTÜN KALBİMİZLE TEBRİK EDERİZ.” diyordu. Kapılarda ise büyük maçın büyük adamlarını bekleyen büyük kalabalık azalacağına artıyordu. İngiliz futbolu elbette büyüktü, hem de çok büyük. Onları yenip safdışı edenler, o ölçüde büyük olmalı idi!. Onlardan da büyük…
Sevinçten ağlayan Galatasaraylı gördük, bağırmaktan sesi kısılmış Beşiktaşlıya rastladık. Böyle de olması gerekti. Çünkü, dün gece Dolmabahçe’de “zafer”i yudum yudum değil, bardakla, sürahi ile içen, Türk futbolu idi tepeden tırnağa…)
İngiliz Basınından:
Manchester Evening Nevs’den: (Manchester tur atlama şansını daha kendi sahasında kaybetmişti. Yenilgiye bahane alınacak hiçbir şey yok ortada. FENERBAHÇE BÜYÜK TAKIM. Söylenecek tek şey BRAVO ve tekrar BRAVO!.)
Daily Mail’den: (Doğrusu bu netice bütün İngiltere için süpriz oldu. Evet, İngiliz liginin en kondisyonlu takımı- Manchester-City, Fenerbahçe karşısında tuşa geldi. Oysa, biz bunun aksini ümit etmiştik. Çünkü, ilk yarıda bütün silahlarını kullanması gereken Fenerbahçe sahadan yenik ayrılmıştı. Bu handikapın altından kalkmak kolay olmasa gerek derken bir Abdullah girdi ve Aladdin’in sihirli lambası gibi, Fenerbahçe takımının bütün oyununu değiştirdi ve Fenerbahçe bileğinin hakkı ile attığı 2 golle maçı ve turu aldı. Türk takımı Manchester’de şahane oynamıştı. Burada ise, tek kelime ile muhteşemdi!..)

2. TUR: AJAX MAÇLARI

Avrupa Şampiyon Kulüpler 1968-69 kupası 2. turunda Fenerbahçe Hollanda’nın AJAX kulübüyle eşleşti. İlk maç 13 Kasımda Amsterdam’da yapılacaktı.
Manchester-City galibi Fenerbahçe takımı, 10 Kasım 1968 de Boğaziçi uçağıyla gittiği Amsterdam’da (HOŞ GELDİN FENERBAHÇE…) pankart ve Sarı-Lâcivert bayraklı ve sazlı sözlü bir Türk grubunca karşılanıp 29 km. uzakta Eemmes-Loren de De Vitte Bergen moteline yerleşti.
Takım 11 Kasım gecesi maçın yapılacağı Oly-mpich Stadion’a antrenmana gittiyse de, bir şirkete ait olduğu öne sürülen stada giremedi ve hemen yakındaki sulu çayırda biraz çalıştı. Kupa statüsüne aykırı bu tutuma şahit olan 20 kadar Türk gazetecisi:
— Siz de onlara İnönü stadını vermeyin… Beykoz çayırına sürün!.. öğüdünde bulunmuşlardır. Ertesi sabah motele gelen Ajax başkanı Van Fraag’in, gazetelerden öğrendiğini söylediği durum için dilediği özür, hiç kuşkusuz, içtenlikten uzaktı.
Ogün, motele 1 km. uzakta bir köyün Türkiye’de benzeri olmayan yemyeşil, halı gibi sahasında çalışıldı. Demet demet çiçeklerle gelen Türk işçileri kendilerine bilet satılmadığından yakınıyorlardı. Fenerbahçe’nin önceden, elçilik kanalıyla istettiği 1500 biletin emirlerine ayrıldığı O.Ş.Apak imzalı mektup ise, Ajax başkanının cebinde idi.
Ajax, bütün tutumlarıyla, küstah ve arsız Avrupalı rolünü oynuyor, Fenerbahçe’nin İngiltere şampiyonunu yenip elemiş olmasının korku ve telaşı içinde olduğunu kanıtlayıp duruyordu. Bununla beraber, esen hava ve yapılan yayınlar, güçlü ve korkunç saydıkları Fenerbahçe’yi yine de farklı yenecekleri noktasında birleşiyordu.
Büyük ilgi, dondurucu soğukta, 65 bin kişilik stada, dizleri yün battaniyeli 64.558 biletli topladı. Tribünlerdeki yüzlerce Ajax bayrağı ve çılgın tezahürat arasında sadece 2 Türk ve bir F.B. bayrağı görülüyor.
Kulak zarlarını patlatan çılgınca HUP!.. HUP!… AJAX. Feryadları bir anda dindi. Islık ve YUUUUH!… uğultuları gökleri inletti. Bu, 65 bin Hollandalı’nın beyaz formalı Fenerbahçe takımını karşılayışı idi!.. Batı uygarlığı gerçek yüzünü gösteriyor ve 4 yıl önce yine bu stattaki D.W.S. maçını ve kudurdukları o günün havasını yaşıyorlardı.
Fenerbahçe, 17. ve penaltıdan da 76. dakika golleriyle, 2-0 kaybetti. Ama; çok sert, hırçın ve İngiliz hakem Tennigs tarafından açıkça korunan Ajax’a adeta kan kusturarak…. Gerçekten, Fenerbahçe takımının, bir an kesilmeyen, çılgınca tezahüratla da desteklenen ünlü rakibi karşısında çıkardığı cesur ve zaman zaman da üstün oyun gözyaşartıcı idi..

AJAX RÖVANŞ MAÇI:

Hollanda şampiyonu, 27 Kasım rövanş maçı için, 25 Kasım 1968 günü özel uçaklar ve 1500 taraftarla istanbul’a geldi. 6.25 Dolardan satılan biletlerle sağlanan yüz küsür bin liralık döviz, futbol maçlarında Türkiye için rekordu.
Erken başlayan sert kışla, yağan sulu sepken, İnönü stadını berbat etmişti. Bir akşam önce Ajax’ın çalıştığı sahayı maç günü gezen Rumen hakem Joseph Pitter, erteleme kararı aldı ve maç 28 Kasım gecesi daha fena koşullar altında ve balçık sahada oynandı. Fizik kondisyonu üstün olan Ajax, uzun paslı oyun, 55 ve 88. dakika golleriyle Fenerbahçe’yi 2-0 eledi ve 3. tura geçti.
Anormal hava ve yağmur seyirci ve hasılatı etkilemiş, Fenerbahçe takımı da kazanmaktan uzak görünmüştür. 10 bin civarında taraftarın tezahüratı ise, Amsterdamdaki taşkın hava bir yana, numaralı tribündeki 1500 Hollandalının, takımlarını teşvik gösterileri karşısında bile, çok silik kalmıştır.
F.B., bu Hollanda maçlarını: YAVUZ – ERCAN, ŞÜKRÜ (NUMAN), NUNVVEİLLER, YILMAZ (SALİM GÖRÜR) – SELİM, ZİYA, CAN (K) – OGÜN, NEDİM, ABDULLAH tertibiyle oynamıştır.
Federasyon kupası 1985-86 şampiyonu Bursa-spor’a kurada Ajax düşünce, “Milliyet” muhabiri, Ajax’ın antrenörü eski ünlü santrfor (Sarı fare) Johan Cruyff ile Amsterdam’da ilginç bir röportaj yaptı. 20 Temmuz 1986 günlü “Milliyet” de yayınlanan bu röportajda Cruyff şöyle konuşmuştur:
(TÜRKİYE DENİNCE FENERBAHÇE’Yİ HATIRLARIM. TÜRK FUTBOLU İLE 18 YILDAN BERİ BİR İLİŞKİM OLMADI. ANCAK O YIL BİZ, GROOT, KEİZER, SUURBİER VE ZWART’LI KADROMUZLA AVRUPA KUPALARINA İDDİALI GİRMİŞTİK. İKİNCİ TURDA KARŞIMIZA, DAHA ÖNCE İNGİLTERE ŞAMPİYONU MANCHESTER-CİTY’Yİ ELEYEN FENERBAHÇE ÇIKTI. KENDİ SAHAMIZDA, BİRAZ DA HAKEMİN YARDIMIY LA, FENERBAHÇE’Yİ ÇOK ZOR GEÇTİK. İSTANBUL’DAKİ RÖVANŞ ÇOK GÜÇ OLDU. YAĞMURU VE STADIN ÇAMUR ZEMİNİNİ HATIRLIYORUM. HATIRLADIKLARIM ARASINDA, BİRER BÜYÜK FUTBOLCU OLAN FENERBAHÇE’NİN ASLARI ZİYA, CAN VE BENİ MARKE EDEN ZAYIF FUTBOLCUYU “YILMAZ” UNUTAMAM..
TÜRK FUTBOLU SON YILLARDA PEK SANSASYON YARATACAK GÜCÜ GÖSTEREMEDİ. FAKAT, GEÇEN SEZON, BİZE KÖK SÖKTÜREN FENERBAHÇE’NİN FRANSA’DA BORDEAUX GİBİ BİR TAKIMI YENMESİ VE ELEMESİNİ PARMAK ISIRARAK TELEVİZYONDAN İZLEDİM.
BURSASPOR’U BİLMİYORUM. FAKAT KÜÇÜMSEMİYORUM. GİDİP İZLEYECEĞİM.)

DEMOKRATİK ALMANYA ŞAMPİYONU C.Z.JENA MAÇLARI

Fenerbahçe, Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasına, 1969-70 TÜRKİYE ŞAMPİYONU OLARAK, 6. KEZ KATILDI. Rakibi Demokratik Almanya şampiyonu CARL-ZEİSS JENA idi ve ilk maç. 16.9.1970 de İstanbul’da yapılacaktı.
Jena milli takımımızın 8-0 galibi Polonya’yı 8 Eylül’de 5-0 yenen Demokratik Alman milli takımına 8 futbolcu veren güçlü bir takımken, Fenerbahçe hem hazırlıksız, hem de Teşkilât ve bir bölüm basının adeta rakibe çalışır olmalarından moralsizdi. Antrenör TEAŞKA’nin bazı spor yazarlarca hafife, hatta alaya alınması otoritesini zedelemekte, futbolcuları da olumsuz yönde etkilemekteydi. Rumen milli takımını da çalıştırmış bu gayretli, fakat şanssız antrenör:
— Rakip çok güçlü, kondisyonu mükemmel…. Ayrıca da sert… böyle iken, Teşkilâtın, İnönü stadında Fenerbahçe’nin yalnız bir tek çalışmasına izin vermesi hayret edilecek bir durum!… diye yakınırken, onu destekleme bir yana, yüksek tirajlı bir gazetenin maç arefesinde:
TEAŞKA REST ÇEKTİ FENERBAHÇE’NİN BAŞI DERDE GİRDİ ANTRENÖR, “AYAĞINDA TOP TUTMA”, DEYİNCE
JENA MAÇINDAN ÖNCE DİNAMİT İNFİLÂK ETTİ “YA ERCAN, YA BEN”, YILMAZ’IN DA TEPESİ ATTI…. gibi sayfa boyu başlıklı yazılar basın ciddiyet ve sorumluluğu yönünden de inanılır bir tutum değildi.
Hollanda SPOR-TOTO’sunda 5. sırada yer alan Fenerbahçe-C.Z. Jena maçına beraberlik şansı verilmesine karşın, Türk kamuoyu, yukardaki nedenlerle rakibi kesin favori görüyordu.
Çek hakem SARKA’nın yönettiği ve 40.930 biletlinin 1.076.660 lira ödediği maçı Jena çok sıkı ve sert oyun ve 45, 68, 85, 86. dakikalarda attığı gollerle, 4-0 kazandı. ‘ “Hürriyet” de ilginç bir yorum:
(…..Hafta ortasında birbirlerini yiyen ve bu asabi hava içinde kupa maçına çıkan Fenerbahçe’nin liglerde ne yapacağı düşündürücüdür. Kendini doğrultamazsa Dümbüllü’nün Avrupa Temsilcisi Teaşka Bükreş’e, Fenerbahçe’de kongreye gider.)
Rövanş maçı 30 Eylülde Weimar’da yapıldı. 28 Eylül 1970 de Türk uçağıyla Frankfurt, oradan da otobüsle Weimar’a giden Fenerbahçe, Elephan Hotel’e yerleşti. Ertesi gün Ernest Abbe stadında çalışırken, yurtta bir kısım basın, sanki anlaşmışlar gibi, aynı telden çalıyordu.
“HÜRRİYET” de 3 sütunda 3 satırlık başlık:
“F.BAHÇELİ 23 TURİST D.ALMANYA’DA!…”
“TERCÜMAN” da 4 sütunda 5 satır başlık:
“KUPA FENERBAHÇE’YE REÇETE VERDİ: PEHRÎZE LÜZUM YOK…. NE YERSEN YE!…”
“GÜNAYDIN” da 5 sütunda 2 satır başlık:
“F.BAHÇE JENA’YA HESAP VERECEK.”
Bu sorumsuz tutumun ciddi gazetelere mi, yoksa mizah dergilerinemi yaraştığını sormak gerekir. Kaldı ki; bu yola sapanlar, yurdun sportif onurunu temsil ve korumaya giden gençlerin, futbola arsa ve çöplüklerde başlayıp, çamur ve bataklıklarda sürdürerek yetiştiklerini, buna karşın verebileceklerinin de bazan çok üstüne çıktıklarını pekiyi bilirler. Bu nedenle, bu insafsızca yayın sahiplerinin, sonradan vicdan azabı çekip çekmedikleri bir yana, sadece uyarı amacıyla alınan, yukardaki örneklerinin Fenerbahçe’li sporculara her zaman için ikaz olması gerekir. Sarı-Lâcivertli sporcu, suçsuz da olsa, en küçük fırsatta acımasızca tokatlanabileceğini bilmeli ve mücadelesini bu gerçeği bir an bile unutmadan, sürdürmelidir.
Fenerbahçe takımı D.Almanya şampiyonuna kendi saha ve seyircisi önünde yapabileceğini yaptı. Son derece gayretli ve güzel oynadı. Ancak, 1-0 yenilmekten kurtulamadı.
“Milliyet” den: (JENA FENERBAHÇE’Yİ PERİŞAN EDER… DENDİ, AMA HİÇ KİMSENİN DÜŞÜNDÜĞÜ GİBİ OLMADI. BİR GOL YEDİ O DA BEDAVADAN…..DEFANS HARİKA BİR OYUN ÇIKARIYOR, FORVET SIK SIK RAKİP KALEYİ YOKLUYORDU. DEVAMLI YAĞMUR ALTINDA İYİ BİR MAÇ SEYREDİYORDUK. YERDEN KISA PASLARLA JENA’DAN DAHA GÖZ OKŞAYICI HAREKETLER YAPAN F.B. Yİ GOL ATACAK DİYE BEKLERKEN, BİR SÜPRİZ GOL HERŞEYİ BERBAT ETTİ. KISACASI, YAZIK OLDU FENERBAHÇELİLERE!..)
“Hürriyet” den: (F.B. BU DEFA JENA’YA DEĞİL ŞANSSIZLIĞA YENİLDİ. FENERBAHÇE MÜKEMMEL OYNADI. 3 YIL ÖNCE MANCHESTER’DEKİ GİBİ İYİ OYNAYAN SARI-LÂCİVERTLİ TAKIM ZAMAN ZAMAN ALKIŞ BİLE TOPLADI..)
“TERCÜMAN” da GEL DE YANMA!..” başlıklı yazıdan:
(ERNEST ABBE STADINI DOLDURAN 20 BİNDEN FAZLA SEYİRCİ JENA’YI YUHALARKEN, FENERBAHÇE FUTBOL OYNUYORDU. F.B. NİN HELE 2. DEVREDE BİRKAÇ GOL ATABİLECEĞİ FUTBOLU, DERLİ TOPLU, BELİRLİ BİR TAKTİĞE SAHİP VE ÇOK ŞUURLU İDİ.) Fenerbahçe, WEİMAR’da şu kadro ile oynadı: İLİE DATÇU – ŞÜKRÜ BİRANT, ERCAN AKTUNA, YILMAZ ŞEN, NUMAN OKUMUŞ – NEDİM DOĞAN (K), ZİYA ŞENGÜL, SELİM SOYDAN – BÜLENT ŞEREF (ZEKİ TEMİZEL), OGÜN ALTIPARMAK VE YAŞAR MUMCU.

LUXEMBURG ŞAMPİYONU J.D’ESCH MAÇLARI

Fenerbahçe, 1973-74 Türkiye ligi şampiyonu olarak 7. kez katıldığı Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasında Luxemburg şampiyonu Jeunesse D’Esch kulübüyle eşleşmiştir.
İlk maçı 18 Eylül 1974 de D’Esch’de yapan Fenerbahçe, Belçikalı VAN MELKA’nin yönettiği karşılaşmayı:
YAVUZ ŞİMŞEK – NİYAZİ GÜLSEVEN, YILMAZ ŞEN (K), ALPASLAN ERATLI, SERKAN ACAR – ZAFER GÖNCÜLER, ERSOY SANDALCI, SALAHATTİN KARASU, ENDER GONCA, OSMAN ARPACIOĞLU ve CEMİL TURAN tertibiyle oynadı ve 69 ile 76. dakikalarda kalesine yapılan 2 sayıya karşın, 21, 48 ve 71. dakikalarda Osman, Cemil ve Ender’in golleriyle 3-2 kazandı. Fenerbahçe canlı ve güzel oynamış, çevre ülkelerden gelen yüzlerce işçimiz Türk ve F.B. bayrakları ve yaptıkları tezahüratla Grenze stadında İnönü stadı havası yaşatmışlardır.
“Tercüman” gazetesi bu deplasmanı:
FENERBAHÇE LÜKSEMBURG’DAN GURUR GETİRİYOR. ORADA SANKİ HERŞEY FENERBAHÇE İDİ!..), başlığı altında şöyle nakletmiştir.
(Grenze stadı tıklım tıklım dolmuştu. Bu, Esch şehri için görülmemiş bir kalabalıktı. Tribünlerin her yerinde Sarı-Lâcivert bayrakları dalgalanıyordu. Vefakâr Türk işçileri yıllardanberi ilk defa bu stadı başları dik terkediyorlardı, ve Fenerbahçe, Avrupa sahalarındaki bu göz yaşartıcı tabloyu nefis bir galibiyetle süsledi.)
Bu maçın rövanşı 2 Ekim 1974 gecesi inönü stadında, 2 penaltıdan Cemil ve kaptan Yılmaz’ın golleriyle, 2-0 kazanıldı ve Fenerbahçe 2. tura yükseldi.
ADİL – NİYAZİ, YILMAZ (K), ALPASLAN (EMİN), SERKAN – ZAFER, ERSOY, SALAHATTİN (AYDIN) – CEMİL, OSMAN, ENDER’den kurulu F.B. takımı, iki saat önce TV den izlenen Beşiktaş’ın BRAŞOW da, son 4 dakikada 3 gol yiyerek, UEFA kupasından elenişinden etkilenmiş ve telâştan, kendi sahasında, beklendiği kadar güzel bir maç çıkaramamıştır.

POLONYA ŞAMPİYONU RUCH CHORZOW MAÇLARI

Fenerbahçe, 1974-75 Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası 2. turunda Polonya şampiyonu Ruch Chorzow’la karşılaştı. Takım, 20 Ekim 1974 de Asbaşkan Orhan Ergüder başkanlığında Varşova’ya varıp geceyi Hotel Luna Park’ta geçirdi ve ertesi gün, yine uçakla Catoviçe’ye gidip Catoviçe Palace’a yerleşti. O akşam ve ertesi akşam çalışan takını, 23 Ekimde otobüsle Chorzow şehrine hareketle doğru stada gelmiştir.
Hollandalı Vicean’in yönettiği maçı, Adil – Niyazi, Yılmaz, Ziya (K), Serkan – Ersoy, Salahattin (Eyüp), Zafer – Mustafa (Ender), Osman ve Cemil tertibiyle oynayan Fenerbahçe, Niyazi’nin 38. dakikada sert şutla attığı gole 2. devre 2 golle karşılık görerek, 2-1 yenilmiştir. Dünya 3. sü Polonya milli takımına 6 eleman veren lig ve kupa şampiyonu, çok hırslı Chorzow zaten maçın favorisi idi. Ancak, Fenerbahçe’de güzel ve gayretli oynamış ve başabaş mücadele etmiştir.
Maçı izleyen Necati Bilgiç Chorzow’dan şöyle yazmıştır:
(…. 8 gol yemiş bir milli takımımız vardı. ŞİMDİ. DÜNYA 3. SÜNÜN ÜLKESİNDE TEK FARKLA MAÇ VERMİŞ, 3 TANE YÜZDE YÜZ GOL POZİSYONU YAKALAMIŞ, FUTBOL OYNAMIŞ, DAN DUN…..ÇİRKİNLİĞİNE BÜRÜNMEMİŞ, PIRIL PIRIL BİR FENERBAHÇEMİZ…… BU FUTBOLA VE TAKIMA 3. TUR “HELÂL” DİR.)
Rövanş maçı 6 Kasım 1974 akşamı İnönü stadında oynandı. İsviçre’li Bucheli Anton yönetiminde ve 300 bin liraya TV den naklen verilmesi nedeniyle, 22.508 biletlinin 810.480 lira ödeyerek izlediği maçı, ilk devredeki 2 golle kaybeden Fenerbahçe, böylece kupadan 2. turda elendi.
Kahraman Bapçum bu maç için “Milliyet” de şöyle yazmıştır:
(…. KAYBETTİ FENERBAHÇE; AMA DÜNYA KUPASININ FIRTINA TAKIMININ TEMSİLCİLERİNİ ELESEYDİ GÜCÜNDEN FAZLASINI YAPMIŞ OLMAYACAKMIYDI?…)
Bununla beraber basın, Fenerbahçe’nin bu yıl da Avrupa’nın güçlü 8 takımı arasında yer alamamış olmasının nedenini Didi de aramıştır. Örneğin Erdoğan Şenay “TERCÜMAN” da şu görüşü öne sürmüştür:
(HER AŞTIĞI TURUN ÖTESİNDEKİ RAKİBİNİ DAHA UCUZ HESAPLARLA DEĞERLENDİREN BAY DİDİ’NİN TAKTİK VE KURGU PRATİĞİNDEN HABERSİZ BİR “YÖNETİM MACERACISI” OLDUĞUNA ARTIK İNANINIZ LÜTFEN….
POLONYA’DAKİ 2-1 LİK YENİLGİNİN AVANTAJINI, “AÇIK OYUN, KESİN SONUÇ” HAYALİYLE DÜN GECE İNÖNÜ STADINA GÖMEN DİDİ, GEÇEN YILIN 3. TUR “UEFA KUPASI” ŞANSINI DA AYNI CÖMERTLİKLE NİCE’DE TAKVİM YAPRAKLARININ DÜŞÜŞÜNDE ERİTMİŞTİ.
FENERBAHÇE GEÇEN YIL ŞAMPİYON OLDU. BU YIL DA LİGDE AYNI YERİ KAPABİLİR. AMA, SAYIN DİDİ’NİN MAZİSİNDEN OLUMLAYIP GETİRDİĞİ BİLGİ TORTUSU (!) İLE DEĞİL, HERHALDE… SARI-LACİVERTLİ FİRMANIN TÜRKİYE’YE DAĞILMIŞ “GÖNÜL ŞUBELERİDİR” BU ŞAMPİYONLUK ŞARKILARININ GERÇEK BESTEKÂRLARI,…)

PORTEKİZ ŞAMPİYONU BENFİCA MAÇLARI

Fenerbahçe Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasına 1975-76 mevsiminde 8. kez girerken, rakip Portekiz şampiyonu ünlü SPORT LİZBOA E BENFİCA idi ve ilk maç 17 Eylül 1975 de Lizbon’da yapılacaktı.
İlk turda çok güçlü takımlarla eşleşmek Türk kulüplerince istenmezken, Fenerbahçe bu konuda çok şanssızdı… Sanki, görünmeyen bir güç, ayarlar gibi ve sürekli olarak karşısına Avrupa’nın en güçlü ve çetin rakiplerini çıkarıyordu. Bu kez de Benfica ile eşleşmek, şanssızlığın halâ sürmekte olduğuna örnekti. Ancak, teknik direktör Didi bu konuda hep olumlu konuşuyor, bu kez de, aynen, (NON PROBLEME BENFİCA!..), sözleriyle rakibi de küçümsüyordu.
Oysa, Fenerbahçe takımı ümit vermekten uzaktı. Gerektiği gibi yönetilmiyor, bir türlü rayına oturamıyordu.
Yönetim kurulundan Engin Berker, başkanlığında 15 Eylülde Lizbon’a giden 25 kişilik kafile, Benfica başkanı Borges tarafından karşılanmış ve Hotel Altis’e yerleşmiştir. Fenerbahçe kulübü, hükümet darbesi nedeniyle, bir aydır bunalım içindeki Portekiz’de, Federasyon ve Dışişleri Bakanlığı kanalıyla, gereken güvenlik önlemlerini aldırmış, ayrıca da, açılacak (Fenerbahçe Futbol Okulu) direktörlüğü için angaje olanan Abdullah Gegiç’i 5 Eylül’de Lizbona gönderip, Benfica’nın bir maçını izletmişti.
Portekiz basını ve Benfica’lıların çok ihtiyatlı konuşmalarına karşın Didi, Lizbonda yine yüksekten konuşmuş:
(— Türkiye’ye geldiğimde çok geri bir futbol buldum. Şimdi ise Brezilya sistemini uyguluyorum.. Amacım beraberlik veya gol atarak bir farklı yenilgidir. Buna çalışacağız..) demiştir.
Yağmur altında 30 bin kişinin toplandığı La Luz stadında Fransız Helias’ın yönettiği ve Fenerbahçe’nin:
YAVUZ ŞİMŞEK – SABAHATTİN ERBOĞA, NEVRUZ ŞERİF, EYÜP ODABAŞI, ALPASLAN ERATLI – ENGİN VEREL, ZAFER GÖNCÜLER, AYDIN ÇELİK (RAŞİT KARASU) -SALAHATTİN KARASU (OSMAN ARPACIOĞLU), CEMİL TURAN ve ÖMER KANER tertibinde oynadığı maç, saat 23.35-01.20 arası Lizbon’dan üzüntü içinde dinlendi. İlk dakikadan itibaren rakibinin baskısına giren takım, calama içme gömülmüş ve 22. dakikada açılan gol kapısı, ilk devre 3-0 olarak, 7-0 gibi tarihinin en farklı yurtdışı yenilgisiyle kapanmıştır.
Naklen yayının sonunda, Ankara merkez stüdyosunda Kemal Deniz, konuşmasını:
(Muhterem dinleyiciler, Türk sporu için çok talihsiz bir gün geçirdik. Minsk’deki Dünya Serbest Güreş Şampiyonasında ilk kez hiç bir güreşçimiz finallere giremiyor, Avrupa futbol kupalarında da bu akşam Beşiktaş ve Galatasaray’dan sonra, son ümidimiz Fenerbahçe de ağır bir yenilgiye uğramış bulunuyor!..) sözleriyle noktalamıştır.
Bu sonuç için Didi: (Kalecimiz kötü, yedeği ise ondan da kötü, tutunamadık!..) demekle yetinirken, ünlü futbolcu EUSEBİO ise; (— FENERBAHÇE’NİN ŞAŞILACAK YUMUŞAKLIKTA OLDUĞUNU VE İNANILMAZ HATALAR YAPTIĞINI) söylemiştir.
Yönetim kurulu, 19 Eylül akşamı, nihayet Didi’ye, prestijini düşünüp hazırlanan istifasını imzalatmıştır. Yerine, 9 yıl önceki tecrübesi olumsuzken, futbol okulu için angaje olunan Gegiç getirildi.
Benfica rövanş maçı, 1 Ekim 1975 gecesi İzmir Atatürk stadına 669.085 lira ödeyen 20.027 seyirci önünde yapıldı. Geçen yıl Ruch Ckorzovv maçında sahaya öteberi atılmasından, Fenerbahçe’ye 15 bin İsviçre frangı (90 bin lira) ve ilk İstanbu maçını en az 200 km. uzakta oynama cezası verilmişti.
Macar Petri Sandor’un yönettiği maçı, Fenerbahçe:
ADİL – YENAL, YILMAZ (K), ALPASLAN, EMİN – ZAFER (SALAHATTİN), RAŞİT (AYDIN), NEVRUZ – ENGİN, CEMİL, ENDER kadrosuyla oynadı ve Engin’in 89. dakikada attığı golle 1-0 kazanıp elendi.
Benfica antrenörü Vilson, basına: (F.B. Yİ LİZBON’DA MEĞER ÇOK KÖTÜ GÜNÜNDE YAKALAMIŞIZ. YİNE FARK YAPACAĞIMIZI SANMIŞTIM. YANILMIŞIM.) demiştir.

HOLLANDA ŞAMPİYONU P.S.V. EİNDHOVEN MAÇLARI

Fenerbahçe, Avrupa Şampiyon Kulüpler kupasında 1977-78 Türkiye ligi şampiyonu olarak 9. kez yer alırken rakibi Hollanda şampiyonu ünlü EİNDHOVEN’di. Eindhoven, aynı zamanda, mevsimin UEFA kupası şampiyonu bulunuyordu.
İlk maç, 13.9.1978 de, İstanbul’da 39.712 seyirci önünde oynandı. Bağışlar dışında, 3.570.600 lira sağlanan ve Yugoslav Tome Andjewski’nin yönettiği maçı Fenerbahçe olağanüstü güzel oyunla 2-1 kazandı.
ÎVANÇEVİÇ – ALPASLAN ERATLI, COŞKUN DEMİRBAKAN, EROL TOGAY, CEM PAMİROĞLU – EMİN İLHAN, ÖNDER MUSTAFAOĞLU, ŞEVKİ ŞENLEN – ALİ KEMAL DENİZCİ, CEMİL TURAN (K) ve RAŞİT ÇETİNER tertibiyle oynayan Fenerbahçe, Raşit’in çok sert kafa şutuyla, 17. dakika golüne 30. dakikada karşılık görmüş, kaçırılan bir kaç çok müsait pozisyondan sonra, 43. dakikada Emin galibiyet golünü atmıştır.
Fenerbahçe 2. devrede de bir kaç fırsattan yararlanamadı ve farkı açamadı.
Rövanş maçı 27.9.1978 de Eindlıoven’de yapıldı Faruk Ilgaz başkanlığında KLM uçağıyla yola çıkan takım, Amsterdam’da işçilerimiz tarafından coşku ile karşılandıktan sonra, Eindhoven’e gitti.
Eylül’ün 26. akşamı teknik direktör Necdet Niş, takımı açıklarken, aynen, İstanbul’daki Didi’vari sözleri yineleyip:
(- RAKİBİMİZ YENİLMEYECEK BİR TAKIM DEĞİLDİR. 2-1 LİK AVANTAJIMIZI KORUMAK İÇİN AÇIK VE HÜCUM OYUNU UYGULAYACAĞIZ. BUNU KESİNLİKLE TEKRARLARIM…) demiştir. Böylece maç iddialı bir havaya girmiştir.
Şampiyon kulüpler ve kupa galiplerinde 20 şer, UEFA kupasında da 18 olarak, sahasında yaptığı 58 Avrupa kupaları maçında tek bir yenilgiye uğramayan ünlü Eindhoven karşısında, yorgun ve noksan Fenerbahçe, yağmur altında, teknik direktörünün planına uygun açık bir oyun çıkardı. Önderin 25 metreden şutuna ayak koyan Raşit’in 85. dakikadaki golüne karşın, Eindhoven, 12 ile 74. dakikalar arasında, 6 gol atmış ve Fenerbahçe’yi 6-1 sonuçla elemiştir. Defansın, (buyur at!..) dediği 5. golü TV ekranında izlerken, 10 yıl önce Amsterdam’da Ajax karşısında arslanlar gibi mücadele eden Sarı-Lâcivertli takımı aramamak olanaksızdı!…
DE VOLKSKRANT gazetesi, (PSV FENERBAHÇE DUVARINI AŞTI!.) başlığı altında:
(FENERBAHÇE İLK 15 DAKİKADA ÇOK TEHLİKELİ, EİNDHOVEN İSE KORKAK VE HEYECANLI İDÎ. F.B. BU AVANTAJDAN YARARLANAMADI.) diye yazdıktan sonra:
(— BU ÇOCUKLARA MODERN FUTBOL ÖĞRETECEK BİRİ ÇIKARSA, F.B. AVRUPANIN HER TAKIMI İLE BAŞABAŞ MÜCADELE EDER. PSV ÜSTÜNDÜ, ANCAK F.B. BU FARKI HAK ETMEDİ.) görüşünü belirtmiştir. 4 gol atan kaptan Kuylen de şöyle konuşmuştur:
(F.BAHÇELİLER BENİ HİÇ MARKE ETMEDİLER. BU, HATA İDİ. HAYATIMDA BU KADAR RAHAT FUTBOL OYNAMADIM. BÜTÜN TAKIMLAR F.B. GİBİ OYNASALAR, DÜNYANIN EN GOLCÜ FUTBOLCUSU OLURUM.)
Bu sözler, F.B. nin taktik hataların faturalarını ne kadar ağır ödediğini kanıtlıyor.
Maç şu takımla oynandı: İ VANÇEVİÇ – EMİN (İSMAİL KURŞUN), COŞKUN, EROL, CEM -TUNA GÜNEYSU, ÖNDER, ŞEVKİ – ALİ KEMAL (BAHRİ KAYA), RAŞİT, CEMİL (K).

ÇEKOSLOVAKYA ŞAMPİYONU BOHEMİANS PRAG MAÇLARI

Fenerbahçe, Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasına, 10. kez Türkiye 1982-83 ligi şampiyonu olarak katıldı ve ilk maçını 14 Eylül 1983 de Çekoslavakya lig şampiyonu Bohemians Prag’la, Yugoslav hakem M.Pamir idaresinde, İstanbul’da yaptı.
İnönü stadına 15 milyon 685 bin lira ödeyen 25 bin seyirci önündeki maçı: YAŞAR DURAN -ERDOĞAN ARICA (İSMAİL KARTAL), SUAT KARALİÇ, CEM PAMİROĞLU (K), SEDAT KARAOĞLU – MÜJDAT YETKİNER, İLYAS TÜFEKÇİ, ÖNDER ÇAKAR – ENGİN VEREL (ARİF KOCABIYIK), SELÇUK YULA ve SREBRENKO REPÇİÇ tertibinde oynayan Fenerbahçe, rakibini bunaltırcasına üstünlük kurmuş, ancak Selçuk, İlyas, Repçiç ve Enginin kaçırdıkları sayısız gol fırsatlarından sonra, 76. dakikada yenen golle 1-0 yenilmiştir.
Basın, sayfa boyu: (AH FENERBAHÇE!…. AH!….) manşetleriyle, hakkında methiyeler yazılan ve çek milli takımına 8 futbolcu veren Bo-hemians’ı elinden kaçıran Fenerbahçe’nin mutlak bir 2. tur şansından da olduğunu belirttiler. Teknik direktör Stankoviç:
(— ÇEK MİLLİ TAKIMIYLA OYNADIK. ÇOK İYİ ve ÜSTÜN OYNADIK AMA ŞANSSIZDIK!..) derken, çek teknik direktörü Rubas da:
(— BERABERLİK İÇİN GELDİK AMA FAZLASINI BULDUK. DÜNYANIN HİÇBİR YERİNDE BÖYLE MUHTEŞEM BİR TARAFTAR KİTLESİYLE KARŞILAŞACAĞIMIZI TAHMİN ETMEM!..) demiştir.

BOHEMİANS PRAG RÖVANŞ MAÇI:

Fenerbahçe, Bohemians’la rövanş maçını başkan Ali Şen riyasetinde gittiği Prag’da, 28 Eylül 1983 de İrlandalı hakem Forrel idaresinde yaptı ve 4-0 yenilip elendi.
YAŞAR – İSMAİL, CEM (K), KARALİÇ, ERDOĞAN – MÜJDAT, ENGİN (ARİF), ÖZCAN KIZILTAN – İLYAS, SELÇUK, REPÇİÇ kadrosuyla ve iyi oynayan Fenerbahçe, 3 fırsat kaçırdıktan sonra, 18. dakikada yediği gole karşın, üstüste gol pozisyonlarına girerken, hakemin 55. dakikadaki 2. sarı kartıyla Erdoğan saha dışı olunca, defans çözülmüş, 56, 71 ve 86. dakikalarda 3 gol daha yenmiştir.
“HÜRRİYET” : YAZIK… HEM DE ÇOK YAZIK…. FENERBAHÇE TIPKI İSTANBUL’DAKİ GİBİ, DURMADAN GOL KAÇIRDI. İLYAS BİR METREDEN, REPÇİÇ BİRBUÇUK METREDEN ATAMADI.”
RUDE PRAVE Gazetesi:
(OYUNUN BAŞINDA İLYAS, MAÇIN KADERİNİ DEĞİŞTİREBİLECEK GOLÜ ATAMADI. ERDOĞAN’IN ÇIKMASIYLA DA RAHAT NEFES ALDIK.) diye yazmıştır.

FRANSA ŞAMPİYONU BORDEAUX MAÇLARI

Türkiye ligini 1984-85 de 11. kez kazanan Fenerbahçe’nin, yine 11. kez katıldığı Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası 1985-86 şampiyonasında ilk tur rakibi Fransa şampiyonu BORDEAUX oldu. İlk maç 18 Eylül 1985 de Fransada oynanacaktı.
Fenerbahçe kulübü, herşeyden önce, Dışişleri bakanlığına başvurarak, faaliyet halindeki azgın ASALA, (ARMEE SECRETE ARMENİENNE POUR LA LİBERASİON DE L’ARMENİE = GİZLİ ERMENİSTAN KURTULUŞ ORDUSU) tedhiş örgütüne karşı futbolcularının güvenliklerinin sağlanmasını istemiştir. Olumlu cevap üzerine, 15 i futbolcu 20 kişilik Fenerbahçe kafilesi, Genel Sekreter Altan Ayanoğlu başkanlığında, 16 Eylül 1985 de Air France uçağıyla gece yarısı Bordeaux’da Aquitania oteline varmıştır. Grup, bir örnek kıyafetle mükemmeldi.
Ertesi gün Sud-Ouest gazetesi Fenerbahçe’nin gelişini birinci sayfadan (çiçeklerle karşılama!…), başlığı altında vermiş ve Bordeaux takımını da (dikkat…. tehlike!…) yazılarıyla uyarmıştır.
Fenerbahçe takımı, 18 Eylül akşamı stad Münicipale’e çıkarken, Teknik Direktör Meszöly, gazetecileri de çağırıp, futbolculara:
(Türk tarihini okudum. Çok cesur bir milletsiniz. Övünülecek bir Çanakkale zaferiniz var. O zaman en modern silahlara sahip düşmanlarınıza cesaretle karşı koymuşsunuz. Sizden istediğim, bu cesaretinizle Bordeaux’yu da yenmenizdir. Atalarınızdan farkınız yok. Göreyim sizi.) demiştir.
YAŞAR – İSMAİL, ABDÜLKERİM DURMAZ, CEM (K), ERDOĞAN – İLYAS, ÖNDER, DUSAN PESİÇ (HÜSEYİN ÇAKIR), MÜJDAT – ŞENOL ÇORLU ve SELÇUK tertibindeki Fenerbahçe, AVRUPA ŞAMPİYONU FRANSA’nın şampiyonunu, kendi sahasında ve seyircisi önünde, 3-2 yenerek çok muhteşem bir galibiyet kazandı ve bütün yurtta, en sade vatandaştan Cumhurbaşkanına kadar kutlanan, milli bayram havası yaşattı.
Bu tarihsel maçı, 2 bini Türk, 50.000 seyirci görerek, 50 milyon Fransız da TV den izlerken, 10 milyonlarca Türk de radyodan naklen adım adım ve büyük heyecanlar içinde takip etmiştir.
Maçın radyodan nakli bitince halk sevinç içinde sokaklara fırlamış ve bütün İstanbul, sabaha kadar bu çok büyük zaferi coşku ile kutlamıştır. Fransız basın mensuplarıyla yöneticiler, başta, gelmiş geçmiş en büyük teknik direktör sayılan George Boulogne olarak, F.B. soyunma odasında futbolcuları teker teker kutlayıp:
(— SON 10 YILDA FRANSA’DA HİÇ BİR YABANCI TAKIMIN BÖYLESİNE MÜKEMMEL BİR OYUN ÇIKARDIĞINI GÖRMEDİK!..) demişlerdir.
Fenerbahçeli futbolcular stad kapısında kendilerini Türk işçilerinin çemberi içinde buldular. (EN BÜYÜK FENER…. BAŞKA BÜYÜK YOK!…) sesleri etrafı çınlatıyor, Atlas okyanusu sahilleri, 18 Kasım 1973 de Fenerbahçe kız voleybol takımının Porto’da Portekiz Kupa şampiyonu LEİXÖES takımını yenip avrupa kupasından elediği geceden 12 yıl sonra, 2. kez yeni bir Fenerbahçe zaferiyle çalkalanıyordu.
Fenerbahçe takımı otelden 02 treniyle Paris’e gitti. Fransız hava yollarının o gün başlayacak grevinden önce, 19 Eylülde yurda döndü. 20 Eylül günlü “GÜNEŞ” teki: (“AVRUPA ŞAMPİYONU” APOLETİ TAŞIYAN FRANSA’NIN ÜNLÜ BORDEAUX’sunu YENEREK, SOLAN “TÜRK SPORU” BAHÇEMİZE HAYAT PARILTILARIYLA, SPORSEVERLERİMİZE “GURUR” VEREN FENERBAHÇE DÜN DÖNDÜ. SARI-LÂCİ VERTLİLER, ATATÜRK HAVA ALANINDA ONBİNLERCE TARAFTAR TARAFINDAN “AVRUPA ŞAMPİYONU” GİBİ KARŞILANDI.)
Türk Futbol Tarihinin bu çok mutlu zaferini yaratan Fenerbahçe’ye basının sayfa boyu selam ve kutlama mesajları;
CUMHURİYET : FENERBAHÇE’NİN AVRUPA MUCİZESİ
MİLLİYET: FENERBAHÇE BORDEAUX’YU PERİŞAN ETTİ.
TERCÜMAN : FENERBAHÇE HARİKASI HÜRRİYET : BRAVO FENERBAHÇE.. FENERBAHÇE’NİN FRANSA ZAFERİ. GÜNEŞ : MUHTEŞEM FENER. GÜNAYDIN : BRAVO FENERBAHÇE HERGÜN : İŞTE FENERBAHÇE TAN : ARSLAN FENERBAHÇE. Fenerbahçe’nin zaferi bütün Avrupada hemen sansasyon yarattı. Bazı radyolar haberde yanlışlık olması ihtimalinden söz etmişler, sonra doğrulayıp şaşkınlıklarını açıklamışlardır.
Fransa’dan başka İtalya, Almanya, Belçika, Hollanda, İngiltere ve İspanya basın ve radyoları Fenerbahçe’nin başarısının son derecede büyük oluşunda birleşerek, kupa’ya renk kattığını belirtmişlerdir.
Fenerbahçe’nin Fransa şampiyonunu yenişi politik alanda da çok önemli idi. Türk dostu DE GAULLE’ün ölümünden sonra iktidara gelen Fransız Hükümetleri, özellikle de Cumhurbaşkanları GİSCARD D’ESTAİNG ve MİTTERANT da dahil, politikalarını, Türk düşmanlığını temel alarak yürütmüşlerdir. Özellikle, Yunanistanı, her alanda bize karşı tutup silahlandırmış, Türkiye’nin uyarılarına değer vermeyip, Marsilya’da Ermeni anıtı diktirmiş, ASALA tedhiş örgütünün işlediği sayısız cinayetlere, gizli bir anlaşma gereği göz yummuş, futbolda bile Türkiye ile milli maç yapmayı, küçüklük sayıp her defasında reddetmişlerdir. Bu nedenledir ki, Fenerbahçe’nin attığı sert şamar, sportif olmaktan daha çok, bir ceza, bir öc alma ve milli bir zafer nitelikleri taşır.
“TERCÜMAN” da Kemal Belgin’in, (BU MAÇI ANLATMAYA GÜÇ YETMEZ!..) başlıklı yazısından:
(Abdülkerimin gözlerinden boşalan yaşlar uzun yıllardır yüreğimize sıkışmış futbol kahırlarının boşalışı idi. Edirne’nin dışında onur kırıcı tokatlar yemiş Türk çocuğu, bir gün mutlaka, ama mutlaka futbol topuna ve de Haçlılara bir çimen şaheseriyle isyan edecekti. Ama ne zaman?!.. İşte dün gece Bordeaux’da patlayıveriyordu bomba…
…..Hani maç?… demeyin. Dün geceki şaheseri anlatacak spor yazarın henüz dünya’ya teşrif etmediğini sanıyoruz. Bir yıl önce Avrupa Şampiyonu olmuş bir ülkenin, o takımdan 7 oyuncu ile donatılmış lig şampiyonunu, bir Türk takımı, hem de 3 gol atarak sahasında yenebilmişse, bu, Türk futbol tarihi’nin bu güne kadar yaşanmamış bir zaferidir. Eh, bunu yazmak da o kadar kolay olmasa gerek!..)

BORDEAUX RÖVANŞ MAÇI

Fransa şampiyonu 2 Ekim 1985 rövanş maçı için 30 Eylülde 28 gazeteci ile beraber Atatürk hava alanına gelince, ünlü teknik direktör G.Boulogne basına şöyle konuştu:
(Fransa’da son yıllarda Fenerbahçe kadar iyi oynayan bir ekip seyretmedik. Fenerbahçe gerçekten ikinci turun sahibi olmalıdır. Bordeaux İstanbul’da prestijini kurtarırsa ne mutlu. Ben teknik direktörlük hayatımda hiç bir takımın soyunma odasına kadar giderek hayranlığımı ifade etmedim. Ama, Fenerbahçe bunu fazlasıyla hak etmişti. Bir Fransız olarak, gönlüm Bordeaux’nun yanında ama, sahayı modern biçimde kaplayan, olağanüstü fizik-kondisyon gösterisinde bulunan ve de gerçek bir taktik abidesi olan Fenerbahçe’yi, turu kaybetse de, alkışlamayı bir görev sayıyorum.)
Tribünlerdeki 28.801 biletlinin 31 milyon 612 bin lira gibi rekor bir para ödeyerek izlediği ve TV nin de yayınladığı bu rövanş maçını, Fenerbahçe: YAŞAR – İSMAİL, ABDÜLKERİM, CEM (K), ERDOĞAN – MÜJDAT, HÜSEYİN, PESİÇ, ÖNDER – ŞENOL (İLYAS) ve SELÇUK (ONUR) tertibiyle oynadı.
İnönü stadına çıkmadan önce, kaptan Cem, takıma:
(— ARKADAŞLAR; SAHAYA AVANTAJLI ÇIKIYORUZ. AMA BUNA GÜVENMİYELİM. ŞU ANDA BÜTÜN ULUSUMUZ BİZDEN BAŞARI BEKLİYOR. BU MUTLULUĞU MİLLETİMİZE TATTIRALIM.)
Demiş ve Sarı-Lâcivertii takım, tribünlerden yağan göz gözü görmez konfeti ve serpanteıı yağmuru ve alkış tufanı altında alana gelmiştir.
Yugoslav Edvard Sostriç’in Fransız yanlısı idaresinde, ilk 10 dakikası çok sert geçen maç, Şenol’un sayılmayan golü, Selçuk’un direkten dönen şutu ve 3 dakika fazla oynatılmasına karşın, golsüz bitti ve Fenerbahçe 2. tura yükseldi.
Avrupa kupalarında, 10 yıl aradan sonra, ikinci tura yükselen yegane Türk kulübü olarak, Fenerbahçe takımı ve tur atlayış İnönü stadını yerinden oynatmış ve İstanbul, bir milli bayram havası içinde, sabaha kadar coşku içinde inlemiştir.
Fenerbahçe 2 Ekim 1968 de yine bu statta DÜNYA ŞAMPİYONU İngiltere’nin şampiyonu MANCHESTER-CİTY’yi 2-1 yenip elemişti. 17 yıl sonra, yine 2 Ekim 1985 de, bu kez AVRUPA ŞAMPİYONU Fransa’nın şampiyonunu yenmiş eliyordu. Ancak, bu 2. si, daha önce sözünü ettiğimiz, nedenlerden dolayı, çok daha etkili olmuştur.
Fenerbahçe soyunma odasına koşanlardan Milli Eğitim ve Spor Bakanı Metin Emiroğlu:
— FRANSA ŞAMPİYONUNU ELEMENİZ TÜRK FUTBOL TARİHİNE GEÇECEKTİR. MİLLİ MAÇ HEYECANI YAŞIYORUZ. BU BÜYÜK BAŞARIDA EMEĞİ GEÇEN HERKESİ KUTLARIM….) demiştir.
Fransız şampiyonunun teknik direktörü Aime Jaquet, maç sonrası ülkesinin 28 basın mensubu ile Türk gazetecilerine şu açıklamayı yapıt:
(— Plânımız, önce rakibimizi sinirlendirmek, sonra da bundan yararlanıp goller atmaktı. Bunu başaramadık. Zira, F.B. çok iyi savunma yaptı… Tur şansımızı zaten Fransada kaybetmiştik. F.B. akıllı futbol oynuyor, iyi yönetiliyor. İlk maçtaki gibi, bu rövanşta da disiplinli idiler. Bu grafiği sürdürürse iyi işler yapar.)
Fenerbahçe’nin Fransa şampiyonunu Avrupa Kupasından eleyişini basın türlü yönden çok mutlu bir olay olarak kutladı.
“Cumhuriyet”den:
Fenerbahçe yıllar sonra Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasında turu geçen takımımız oldu. Aslında, turu geçmenin de üstünde, son yıllarda gerginleşen Türkiye-Fransa ilişkileri, dikilen Ermeni anıtı, dışişlerimiz mensuplarına yapılan saldırılar gibi futbol dışı etkenler bir futbol sahasını sinir savaşı haline getirmişlerdir.
Fenerbahçe’nin başarısı bir özlemi giderdi. Ancak, bu bir futbol olayı değil; susamışlığı, Avrupa’da sınır kapılarından dönüşün burukluğu, Kapıkule’den çıkan futbolumuzun perişanlığını dile getiren bir öykü idi. Meğer kazanmanın ne kadar güzel olduğunu unutmuşuz!..)
“TERCÜMAN” dan:
(Avrupa şampiyonu Fransa’nın şampiyonu Bordeaux’ya Fenerbahçe dersini verdi. Bir milli maç havasında oynanan müsabakada bütün varlığıyla mücadele ederek, Türk sporundaki yerini altın harflerle bir kere daha perçinledi.
Taraftarların geceden konvoylar halinde şehirde tur atıp zafer şarkılarıyla coştuğu ve sabah stadı doldurduğu muhteşem günde İnönü stadında unutulmaz bir 90 dakika yaşandı. Türk ve Fenerbahçe bayraklarıyla dolu statta ilgi çekici başlıklar vardı:
“COMMENT VAS TU BORDEAUX!..”, “I LOVE YOU FENERBAHÇE!.” “BON VOYAGE BORDEAUX!..”, “1907 DENBERİ SENİ SEVİYORUZ, DAİMA SEVİYORUZ!..”
Ayrıca, bir çok il ve ilçemizden Fenerbahçe’ye başarı dileyen, sevgiler sunan pankartlar stadı süslüyordu.
“Milliyet” de Kahraman Bapçum’un (FENERBAHÇE DESTANI) başlıklı yazısından:
(Fenerbahçe büyük günlerin takımıdır. Bu cesur ve kendilerine güvenmiş çocukların babaları bile doğmamıştı belki, Sarı-Lâcivertli takımın SLAVİA adındaki bir devi devirdiği gün… sonra, neler geçti Fenerbahçe’nin zaferlerine konu olacak……
Birçok başarılı günleriniz oldu, kabul…. Ama, TARİHTEKİ YERİNİZİ DÜN ALDINIZ ÇOCUKLAR….)
“Tercüman” da Kemal Belgin’in, (UNUTULMAYACAK SEVGİLİLER) başlıklı yazısı:
(Bugüne kadar hiç bir Türk takımı, futbol tarihimizde, dünkü F.B. nin sorumluluğunu taşımadı. 50 milyonun kafasına, hem de BORDEAUX gibi ünlüler topluluğunu rakip sahada devirerek tur ümidi sokanlar, İnönü’den de başları dik çıkmak zorunda idiler. Çünkü, onların başarısı Türk milletine büyük moral olacak, yabancı ajanslar günün haber listesine böyle bir zaferi manşet yapacaklardı.. Evet, olay sadece F.B. nin değil Türkiye’nindi.
Fransa’nın mağrur, bütün dünyayı küçük gören yıldızları, isimlerini bile duymadıkları futbolcular karşısında nasıl olsa ilk maçın ayıbını kapatacaklar ve bir kere daha futbolumuzla birlikte, ülkemizin adı Avrupa’da alay konusu olacaktı.
Ama hayır… Fenerbahçeli futbolcular omuzlarındaki ağır yükü, değil bir maç, bir bütün sezon taşıyacak kadar şuurlu idiler. Kapasitelerinin üstünde mücadele vererek, 50 MİLYONUN GÖNLÜNDE TAHT KURDULAR. Sadece EDİRNE’den KARS’a kadar değil… Almanya’da horlanan, Fransa’da itilen Yozgatlı’sına, Vanlısına, Kayseri’lisine kadar dünyada Türk pasaportu taşıyan her vatandaşımızın UNUTAMAYACAKLARI SEVGİLİLER olarak İnönü’den omuzlar üzerinde çıktılar.
Bordeaux’da başlayıp dün İstanbulda biten büyük futbol filminin bütün aktörlerini yürekten kutluyoruz.)
“Hürriyet” de Eşfak Aykaç’ın (İNÖNÜ’DE 13 KAHRAMAN) başlıklı yazısı:
(Fenerbahçe teknik yönetimini, dünkü, “TUR ATLAMA” maçının özelliğine kesin manada uygun, savunma ağırlıklı ve hücum yönü ihmal edilmemiş, olarak hazırladığı oyun plânından; Bütün F.B. li futbolcuları da, 90 dakika boyunca bu plânın görevşuuruiçinde kalarak, amacı gerçekleştirdiklerinden dolayı gönülden kutluyorum.)
Yabancı basından:
Türk gazeteleri, Fransa’daki hezeyanları ve diğer bazı ülkeler yayınlarını şöyle özetlediler:
(Bordeaux’un elenişi Fransa’da büyük “ŞOK” etkisi yaptı. Maç arefesinde KAN KUSAN L’Equipe gazetesi, bu günkü sayısında KİN KUSTU.
Ciddi tanınan bu gazete, maç daha oynanmadan, peşin yargılarla, Türk oyuncular ve halkın fanatize edildiklerini iddia ve kamuoyunu bu şekilde şartlandırdıktan sonra, Bordeaux’un “Cehennem ateşi içinde” oynatıldığını yazdı.
Jean-Paul Oudat, Avrupa kupalarına çok katılmış Fransa şampiyonunun, “şimdiye kadar böylesine bir tuzakla karşılaşmadığını” yazarken, bunun “tüm düzeylerde” kaydedildiğini ifade etti. Bu muhabirin kendi gözlükleri ardından yaptığı gözlem şöyle:
Tamamen fanatize edilmiş 50 bin taraftar, az sayıda Fransız taraftarla bizleri sinirlendirmek amacıyla, daha ne ölçüde uygunsuz hareketler yapacaklarını bilemez, haldeydiler… Ama, işin öbür yanına bakarsak, Fenerbahçe, ilk maçtaki kadar iyi oynamasa bile, Bordeaux’yu “pes ettirmeyi” başardı. Türk takımı SELÇUK gibi bir şeytana sahip olmanın huzuru içinde idi.
Le Matin gazetesi, Bordeaux’ya “her bakımdan sıfır not” verdikten sonra, “Kudurmuş bir öfkeyle”, başları eğik, soyunma odasına doğru giden Fransız oyuncuların, “kendilerini yenmiş rakiplerini tebrik bile etmediklerini”, vurguladıktan sonra, maçın ilk yarısının “bir sokak savaşı” temposunda oynandığını öne sürdü.
Maç sonucunu, “Bordeaux’ya tokat”, biçiminde niteliyen Le PARISIEN LIBRE gazetesine karşılık, FRANCE SOİR, Fenerbahçeli oyuncuların, sevinç içinde, bir “YURTSEVERLİK ANDI OYUNU” oynadıklarını yazdı.
İnönü stadını, “CEHENNEM” diye niteleyen gazeteler, Bordeaux’un “FENERBAHÇE’YE ESİR DÜŞTÜĞÜNÜ”, Fransa düşmanı 50 bin seyircinin, kin dolu bakış ve hareketleri karşısında oyuncuların morallerinin bozulduğunu, “TÜRKLERİN BU DAVRANIŞLARINI KOLAY UNUTAMAYACAKLARINI” ifade ettiler.
Seyircinin kışkırtıcı hareketlerini de “SKANDAL” olarak niteleyerek, stat zemininin “PATATES TARLASI” nı andırdığını belirten Fransız basını, böyle bir sahada oynanan oyuna futbol adı verilemeyeceğini öne sürdüler.
LE FİGARO gazetesi, “YÜKSEKTEN DÜŞTÜK”, başlığını koyarken, “FENERBAHÇE TUR İÇİN ELİNDEN GELENİ YAPTI. AYAĞINA GELEN FIRSATI KULLANACAKTI VE KULLANDI. BORDEAUX SADECE 3 FIRSAT KAÇIRIRKEN, F.B. ÇOK DAHA NET 5 GOL KAÇIRDI. SAYILMAYAN GOL İSE HAKEMİN ÇOK CESUR BİR KARARI ÎDİ.” diye yazdı. Fransız TV si de Fenerbahçe’nin Bordeaux’yu elemesini “KÂBUS” olarak nitelemiştir.
Alman BİLD gazetesi, Fenerbahçe’nin başarısını, “BİRİNCİ TURUN EN BÜYÜK ZAFERİ” olarak sayarken, İtalyan basını da Fenerbahçe’yi övmüştür. 600 bin tirajlı LA GAZETTA DELLA SPORT, “TÜRKİYE AVRUPA’YI ŞAŞIRTTI!…” başlığını atarken, CORİERA DELLA SPORT gazetesi, F.B.-BORDEAUX maçını yıldızlı tablolu vermiş ve, “GRESSE’İN DEDİĞİ GİBİ PATATES TARLASINDA DEĞİL, FENERBAHÇE’NİN MUHTEŞEM OYUNUNA ELENDİLER!..” diye yazmıştır. TOTO-SPORT gazetesi ise, “BRAVO TÜRKİYE!.” başlığı alında, Türk’lerin devleri devirerek, “AVRUPA KUPALARINA RENK GETİRDİKLERİNİ” vurguladı.
Beşiktaş’ın 3 Ekimdeki A.BİLBAO kupa galipleri maçını İspanya’ya naklen yayınlayan radyo spikeri Rafael Recio, nakil sırasında, Beşiktaş takımından söz ederken:
(…… dün seyrettiğim Fenerbahçe ise, TARAFTARLARIYLA BİRLİKTE, BAMBAŞKA BİR HÜVİYETTE…. ÇOK ZOR BİR TAKİM. Bir kıyaslama yaparsak, FENERBAHÇE GÜNEŞ KADAR YAKICI; BEŞİKTAŞ İSE, bulutların arasında gülümseyen CANSIZ AY GİBİ… bu kadar büyük fark var.) demiştir.

2. TUR. GÖTEBORG MAÇLARI:

Üç hafta önce Fransa şampiyonunu eleyerek 2. tura yükselen Fenerbahçe’nin bu turdaki rakibi İsveç şampiyonu İFK GÖTEBORG’du ve ilk maç 23 Ekim 1985 de Göteborg’da yapılacaktı.
Gerek teknik direktör Meszöly ve gerekse futbolcular bu durumdan memnundular. Göteborg’un Bordeaux’ya oranla daha hafif bir rakip olduğu görüşü egemendi.
Normalde bu görüş doğru sayılırdı. Ancak, gerçek böyle değildi ve Fenerbahçe tatsız bir tesadüfle karşı karşıya gelmişti… Önce, rakibi küçümsemenin büyük yanlışlığı yanında, İsveç, 80 denizcimizin şehadetine mal olan Naboland şilebi-Dumlupınar denizaltısı olayındanberi, bağdaşmaz bir ülke kesilmişti. Son 5-6 yıldır da, suçlu vatan hainlerine sinesini açmış, (İNSAN HAKLARI) kisvesi altında, onların rahatça örgütlenmelerine izin verdiği gibi, 3 komşusu ve Fransa ile beraber Türkiye’yi (AVRUPA İNSAN HAKLARI KONSEYİ) ne de şikayet etmiştir.
Bunların futbolla ne ilgisi var?., denirse, büyük ilgisi aşağıda görülecektir:
Son 1984 dünya kupası seçmelerinde prestiji sarsılan İsveç, ümidini şampiyon kulüpler kupasında, UEFA 1982 şampiyonu Göteborg’a bağlamıştı. Basın bu yolda yayın yaparken, UEFA nın başında da İsveç Futbol Federasyonu Başkanı bulunuyordu. Bu nedenle, Göteborg’un Fransa şampiyonunu elemiş çok güçlü ve tehlikeli Türk rakibi, herhangi bir Avrupa ülkesi şampiyonuna reva görülmiyecek her çeşit plânlara kolayca hedef alınabilirdi.
Fenerbahçe ise, bu haftalarda çok sayıdaki hasta ve sakatlarıyla, dağınık ve zor bir dönem yaşıyordu. O kadar ki, Eskişehirspor lig maçının erteleme hakkını bile, parasızlık nedeniyle, kullanmamış, yolculuktan 36 saat önceki çok muhtemel yenilgi ve tekmelenmeleri de göze almıştı.
Çok kritik deplasmana 21 Ekim 1985 akşamı Başkan Fikret Arıcan riyasetinde, hastalar dahil, 14 futbolcu ile gidildi. Gece varılan Göteborg gümrüğü, İsveçlerin plân ve tedbirlerinin ne boyutlara kadar uzatılmış olduğunu daha ilk adımda gösterdi: Kafilenin didik didik aranması yanında, Yaşar, İsmail, Abdülkerim ve İlyas’m, ayrı bir odada, esrar araması için anadan doğma soyundurulmaları nefretle karşılanıp çok sert tepkilere yol açtı. İsveçlerin Fenerbahçe’ye karşı hakem, gözlemci ve UEFA lı yetkilileri ayarlamış olmaları, çaresiz olarak, beklenebilirdi. Ama, bu çeşit bir skandal kimsenin aklına gelmez ve gelmemişti. Daha ilk adımdaki bu iğrenç davranışın ardında, “İnsan hakları” ve “medeni” lik iddiasındaki büyük düzenbazların daha kimbilir ne tuzakları vardı!…. Türk kamuoyu ve basını insanlık dışı bu tutumu nefretle kınarken, Gençlik ve Spor Bakanı Metin Emiroğlu TV ekranından:
(— BU YAKIŞIKSIZ VE UMULMAZ DAVRANIŞIN FENERBAHÇE TAKIMINI DEMORALİZE ETMEK AMACINI GÜTTÜĞÜ AÇIKTIR!..), demesinden sonra, İsveç makamlarının olayı hemen tevil ve özür dileyici sözleri inandırıcı olmaktan çok uzak kalmıştır. Aksine, kamuoyu 20 gün sonraki rövanşta Göteborg’un AİDS testine tabi tutulmalarını istiyor ve bu genel dilek basında da yer alıyordu..
Gazeteler, 23 Ekim maç sabahı Stokholm Büyükelçisi Haluk Özgül’ün İsveç hükümetini protesto etmesine socialiste hükümetçe verilen cevapta:
(— Gümrükte, uyuşturucu madde arama gününün, kötü bir rastlantı ile Fenerbahçe’nin geliş gününe tesadüf etmesinin bu üzücü olaya neden olduğu özür dilenerek bildirilmiştir. Kulüp reisi Günnur Larsson’da Milliyet muhabirine aynı şekilde konuşmuş ve özürler dilemiştir. Bu arada dışişleri sözcüsü Yalım Eralp:
(— İNSAN VE İNSAN HAKLARINA ÖNEM VERDİĞİNİ BEYAN EDEN İSVEÇ’E BU HAREKET YAKIŞTIRILAMAZ. UNUTMAMAK GEREKİR Kİ, BU, 2 AYAKLI BİR FUTBOL TEMASIDIR…) demiştir. DIŞİŞLERİ BAKANI VAHİT HALEFOĞLU’da basına:
(— AYRINTILI BİLGİ GELİNCE, HÜKÜMET OLARAK GEREĞİNİ YAPACAĞIZ. BİZİM HİÇ KİMSEDEN ALACAĞIMIZ KALMAZ. MERAK ETMEYİN!.) cevabını vermiştir. Bütün spor kurullarının olayı kınamaları arasında, kafile başkanı Fikret Arıcan’da:
(— Çok üzgün ve kırgınım. Doğu bloku ülkeleri de dahil, böyle bir şeyi ilk defa görüyorum. Biz onları İstanbul’da yine de çiçeklerle karşılarız!.) demiştir. Maç öncesi. Büyükelçi soyunma odasına gelmiş ve futbolculara olaydan duyduğu büyük üzüntüyü belirtip başarılar dilemiştir.
Bin kadarı Türk, 21 bin seyircinin izlediği maçı Fenerbahçe:
YAŞAR – ERDOĞAN, ABDÜLKERİM, CEM, İSMAİL – MÜJDAT, PESİÇ, ÖNDER, ONUR (K) – SELÇUK (ZAFER ÜNLÜ) VE İLYAS tertibinde oynadı.
TV den canlı yayınlanan maça İsveç şampiyonu sıkı presle başlamış, 7 ve 10. dakikalarda Nilsson 2 gol atmıştır. Demokratik Alman hakem Kirschen’in çok sert faullere göz yumması F.B. lileri sinirlendiriyordu. 65. dakikada 5-6 maskelinin, (HAPİSHANELER BOŞALSIN….) pankartlarıyla ana giriş kapısından sahaya dalmaları hayretle görüldü ve maç bir süre durdu. Böyle kolayca nasıl girebilirlerdi?!..
Maç tekrar başladıktan 2 dakika sonra, çok tehlikeli ve kurnaz oyuncu, gol kralı Nilsson’un hafif bir şarjda kendini yere atmasıyle, Onur ilk devrede de sarı kart gördüğünden, kırmızı kartla oyundışı kaldı. Formsuz Onur bu çabuk adamı tutamıyordu. Hüseyin hasta ise, ikinci devre Müjdat’la yer değiştirmesi beklenirken bu yapılmamıştı. Kikardo 68. dakikada 3. golü yaptıktan bir dakika sonra, rakibini düşüren Abdülkerim de çok ucuzca kırmızı kart görünce, 9 kişi kalan Fenerbahçe yine Nilsson’dan 77. dakikada 4. golü yedi.. Bundan sonra, İsmail ve İlyas’ın sürekli faullerine, artık maçı bir an önce bitirmek telâşı içindeki hakem, gözlerini tümüyle yummuştur. Takımlar sahadan ayrılırken, yedek kaleci Nurettin’in, uzattığı buketi, almayan hakemin yüzüne atması yakışıksız bir davranış oldu.
Bu maç Fenerbahçe’liler için her halde bir ders niteliği taşır. Evet, rakip bütün tertibatı almıştı. Hatta, anarşistlerin olay çıkartacakları ihbarı üzerine, Büyükelçiliğin İsveç makamlarını uyarmasına karşı da hiç bir önlem alınmamıştı. Her şey onların çirkin plânlarına göre yürütülmekte idi. Kabul.. Ancak, gümrük olayından sonra, Fenerbahçelilerin de çok uyanık olmaları, sahaya çıkarken, akla gelmeyecek durumlarla karşılaşacaklarını, bütün bunlara karşın tek silahlarının, kesin olarak, soğukkanlılık ve gayret olduğunu iyice kavramış bulunmaları gerekirdi.
Anarşistlerin pankartlarla sahaya dalışlarını, önce Türk seyircilerinin bir nümayişi sanıp, sinirlenen D.Alman hakem, çok sonra gerçeği öğrenince, (bu hareketin Türkiye aleyhtarlarınca yapılmış olduğunu sonradan öğrendim…) diye, son anda raporuna şerh vermiştir.
“MİLLİYET” de Togay Bayatlı’nın, (PES DOĞRUSU!.) başlıklı yazısı:
(İsveç basını büyük manşetlerle, “DÜNYA KUPASINDA KAYBOLAN PRESTİJİMİZİ GÖTEBORG KURTARABİLİR!..” şeklinde yazılar yazarken, İsveçliler de hakemi ve UEFA müşahidini gayet iyi ağırlıyorlar. Bununla da kalmıyorlar. SEN, TARİHİ ŞAN VE ŞEREF SAYFALARIYLA DOLU FENERBAHÇELİ FUTBOLCULARI ESRAR KAÇAKÇISI DİYE HAVA ALANINDA ÖZEL ARAMAYA TABİ TUTACAKSIN.. FENERBAHÇELİ FUTBOLCULAR KAYSINLAR DİYE, MAÇ ÖNCESİ SAHAYI ISLATACAKSIN, NİLSSON GİBİ, HER AYAĞINA TOP GELİŞTE KENDİNİ YERDEN YERE ATAN BİR FUTBOLCUYU SAHAYA SÜRÜP FENERBAHÇELİLERİNE KIRMIZI KART GÖRMELERİNE SEBEP OLACAKS IN, BU ARADA, SAHADA, PLAJDA GEZER GİBİ, BİR SÜRÜ TÜRKİYE ALEYHTARI BAYRAKLI, FLAMALI ADAMIN SERBESTÇE DOLAŞMASINA NEDEN OLACAKSIN, TÜRK FUTBOLCULARININ SİNİRLERİNİ BOZACAKSIN VE BUNA FUTBOL DİYECEKSİN… OLMAZ BÖYLE ŞEY…
Maç için ise, YAZACAK BİR ŞEY YOK… BUNU GİZLİ ELLER ÖNCEDEN YAZMIŞLAR BİLE!.. Sadece yazık oldu!., diyelim ve neden İsveç’e denizdaşı bir ülkeden hakem gönderirken, bize İngiltere’den hakem yolladıkalarını soralım… ULUSLARARASI ALANDA YUMRUĞUMUZU VURMADIKÇA, SAHADA HİÇ BİR ZAMAN KAZANAMAYIZ!…)

GÖTEBORG RÖVANŞI:

İsveçliler 4 Kasım 1985 akşamı Atatürk hava alanında Gümrük Müdürünün çiçek buketiyle karşılanınca, önce bu iltifatı yadırgadılar: Ancak, ihbar nedeniyle, bir odaya götürülüp, yarım saatlik titiz arama ve yazılı beyan, akıllarını başlarına getirip keyiflerini kaçırdı. Bununla beraber, (BU NORMAL!..) dediler. Fakat, karşılamaya Fenerbahçe kulübünden kimsenin gelmeyişine üzüldüklerini belirttikten sonra, konsolosluk görevlisiyle otellerine gittiler.
Rövanş maçı, 6 Kasım Çarşamba saat 14.00 de, İnönü stadında 9,5 milyon lira ödeyen 7900 seyirci önünde İngiliz hakem George yönetiminde yapıldı. Onur’la Abdülkerim ilk maçtan cezalı, Cem’Ie Şenol sakat, Hüseyin’le Önder de rahatsız olduklarından, Fenerbahçe zor takım kurabildi:
YAŞAR – HASAN, ERDOĞAN (K), BİROL, İSMAİL – MÜJDAT, İLYAS, PESİÇ – ZAFER, SELÇUK, YÜKSEL (K.ERDOĞAN YALMAN).
Bununla beraber, çok güzel, temiz ve akıllı bir maç çıkaran zayıf takım, 62. dakikada yediği gole, pek çok fırsat kaçırdıktan sonra, İlyas’ın 65. Zafer’in de 76. dakika golleriyle karşılık vererek, 2-1 kazanmış ve böylece 1985-86 da 11nci kez katıldığı Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nın 2. nci turunda gol averajıyle elenmiştir.
Stada Lâcivert üzerine Sarı harflerle:
WELCOME TURKEY CİVİLİSED SWEDEN!… (Türkiye’ye Hoş Geldin Medeni İsveç!.) ve:
SAİM CAN… FEDAKÂR TARAFTAR, RUHUN ŞAD, MAKAMIN CENNET OLSUN!… afişleri asılı idi.
Göteborg sahaya çıkarken seyirciler sırtlarını alana çevirip protesto gösterisinde bulundular, ısınma hareketleri yaparken de İngilizce: AİDS’Lİ GÖTEBORG!… KİMSE ONLARA YAKLAŞMASIN… YAKLAŞANLARA DA GEÇER!… diye bağırıyorlardı…
Göteborg’daki maçtan yenen 29 bin İsviçre Frangı (yaklaşık 10 milyon TL.) cezadan sonra, bu maçta da yeni bir cezaya bahane yaratmamak için, yapılan anonslarla, sahaya çöp bile atılmamış, protestolar da çok nezih şekilde olmuştur.
“HÜRRİYET” de Eyüp Karadayı’nın (BURUK SEVİNÇ!..), sayfa boyu, başlıklı yazısı:
(— Daha Göteborg gümrüğünde başlayan “ENTRİKALAR” ve Doğu Alman hakemin KOLUNU KANADINI KIRDIĞI FENERBAHÇE’ nin mağrur İsveçliler karşısında aldığı galibiyet, kuşkusuz sadece Sarı-Lâcivertliler adına değil, tüm “TÜRK ULUSU” için bir “TESELLİ” idi. SAĞ OLSUNLAR.
Fenerbahçe’nin “Gençlerle takviyeli” tertibi biraz şanslı olsaydı, maçı daha farklı kazanabilirdi. Gerçekten “MÜKEMMEL” bir hakem üçlüsünün yönetiminde başarılı futbol ortaya koydular. Yöneticilerinin, “AMAN HIRÇINLIK YAPMAYIN, ZATEN HASILAT ALAMAYACAĞIZ, ÜSTELİK UEFA’YA CEZA ÖDEMEYELİM.” ikazlarını futbolcular bir an olsun unutmadılar.
Tercüman muhabirinin, (FENERBAHÇE’Yİ NASIL BULDUNUZ?.), sorusuna İngiliz hakem:
(— TEK KELİME İLE HARİKA… HEPSİ MÜKEMMEL GENÇLER. SANIRIM ÇOK ANLAMLI BİR GALİBİYET ALDILAR.. BU GÜNÜ NE BEN UNUTABİLİRİM, NE DE ONLAR. TÜRKİYE’DEN ÇOK MUTLU OLARAK AYRILDIĞIMI HATIRLATMAK İSTERİM!) demiştir.
Bu fazla iltifatlı sözlerde, içtenlik yerine, “bade harâb-el-Basra”, UEFA nın bir taktik ve teselli parmağı yokmudur acaba!..
İtalya’nın ünlü (CORRİERA DELLA SPORT) gazetesi, ilk maçtan sonra, 26 Ekim 1985 sayısında Fenerbahçe’nin İsveç’te maruz kaldığı durumu çok sert bir dille eleştirmiştir. Gazete, UEFA nın bu olaya acele olarak el koymasına ve Hükümetleri uyarmasını istemiştir. Gazete şöyle devam etmiştir:
(FUTBOLCULAR İYİ NİYET ELÇİSİDİRLER. DİPLOMATİK ÖNEM TAŞIRLAR. BU KİŞİLERİN ÇIRILÇIPLAK SOYUNDURUL-MASI KADAR ÇİRKİN BİR ŞEY OLAMAZ. NİTEKİM, GÖTEBORG’DA BU TİP DAVRANIŞLA KARŞILANAN BORDEAUX GALİBİ FENERBAHÇE, AĞIR YENİLGİYE BU YÜZDEN UĞRADI!..)
Bu gibi eleştiriler UEFA nın İsveçli başkanını etkilemişmidir?… Ancak, olan olmuş, Türkiye şampiyonu âdice kupadan uzaklaştırılmıştır. Gerçek budur!..
Göteborg maçı göstermiştir ki, 1985-86 larda, düşman bir dünyaya karşı, sporda Türkiye’nin tek başına mücadelesi çok güçleşmiştir, artık… İlk maçta Fransızlar Fenerbahçe’nin gücünü bilselerdi, İsveç’te yaşananlar Bordeaux’da uygulanır ve Türkiye şampiyonu’nun tur atlayıp Göteborg’a gitmesine bile imkân verilmezdi!….

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 1

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 2

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 3

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 4

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 5

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 6

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 8

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 9

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 10

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 11

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 12

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 13

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 14

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 15

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 16

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 17

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 18

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 19

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 20

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 21

Written by kesinofsayt

03 Mayıs 2012 at 11:18

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

AZİZ YILDIRIM’I BÜYÜK VE İTAATSİZ YAPAN FENERBAHÇE’DİR!

leave a comment »

Written by kesinofsayt

02 Mayıs 2012 at 09:21

Aziz Yıldırım, Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

KOD ADI N.Ö.

leave a comment »

Bir yönetici kulübünün dinamiklerine bu kadar mı yabancı olur? Bir yönetici taraftarını bu kadar mı az tanır? Bir yönetici taraftarını bu kadar mı karşısına alır? Maalesef evet…

Zaman Gazetesi’nin 2 Mayıs 2012 tarihli nüshasında NÖ’nün şu sözleri yer alıyor:

Taksim’deki 1 Mayıs kutlamalarına, çeşitli takımların formalarını giyerek katılan bazı şahısların, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Fethullah Gülen Hocaefendi’yi hedef alan pankartlar açması, taraftarların tepkisini çekti. Marjinal grupların taşıdığı hakaret içerikli bu pankartlardan birinin Fenerbahçe’nin resmî internet sitesinde yayınlanması üzerine ise kulüp yönetimi harekete geçti. Talihsiz pankartın sitede sehven yer aldığını belirten Başkan Vekili Nihat Özdemir, “Durumun farkına varır varmaz gerekli işlemleri yaptırdık. Biz Fenerbahçe olarak herkesi kucaklayan, çok büyük bir camiayız. Her kesimden taraftarımız ve sevenimiz var. F.Bahçe, marjinal grupların provokasyon yapacağı yer değildir.” dedi.

Haydi Zaman’ın ne olduğu, kimi temsil ettiği belli. Peki ya N.Ö.? Artık bir karar vermeli: ya Fenerbahçe’den yana olacaksınız ya da paracıklarınızdan… Lütfen bir an önce gözyaşlarınızı da alıp düşün Fenerbahçenin sırtından…

İlgili yazı: Nihat Özdemir Özür Dilemelidir

Written by kesinofsayt

02 Mayıs 2012 at 08:31

Fenerbahçe, Nihat Özdemir kategorisinde yayınlandı

Tagged with