FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Archive for Haziran 2012

AZİZ YILDIRIM’IN 27 HAZİRAN 2012’DEKİ SAVUNMASI

leave a comment »

Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım davanın 21. gününde şu savunmayı yaptı:

Sayın Başkan, Değerli Heyet;
Bir 3 Temmuz sabahı evlerimizden alındık. Sorgusuz sualsiz ne yaptığımızı bilmeden, kime ne zarar verdiğimizi düşünürken birkaç polis memuru kulağımıza fısıldadı “Siz silahlı suç örgütü kurmuşsunuz” diye; ve bir yıllık öykü böyle başladı.

Silahlı suç örgütü iddiasını ortaya atanlar bu iddiayla bizleri dinlemeye almıştı. Sizin deyiminizle teknik takibe. Tüm deliller bu suçtan dolayı toplandı. Aziz Yıldırım ve arkadaşları Fenerbahçe’yi şampiyon yapmak için Silahlı Suç Örgütü kurmuştu. Evlerimizi aramadılar, bahçelerimizi de kazmadılar. Bu örgütün silahlarını kimse aramadı sormadı… Sonradan anladık ki amaç “bir yerlerden bir örgüt bulmak ve bizleri oraya katmaktı ve öyle de oldu..

Tam silahlı suç örgütü suçlamasına alışmıştık ki sorgular başladı. Gördük ki 6222 sayılı yasa uyarınca “şike” yapmışız. Herhalde “şike” yapmak için “silahlı suç örgütü” kurduk diye düşündük. Tutuklama müzekkerelerinde gördük ki sadece “şike” den tutuklanmışız. Ve yine anladık ki “hakkımızda hüküm verenler” şike suçunun cezasının daha ağır olduğunu anlayınca sağ olsunlar bizleri silahlı suç örgütünden çıkartıp, şike maddesine sokmuşlar. Ve tabi ki tutuklandık.

Bugün anlamaktayım ki Aziz Yıldırım’ın aslında en özgür olduğu günlerinin başlangıç tarihiymiş 3 Temmuz.

Sonra kademeli ve planlı bir zulüm başladı. İtibarsızlaştırma ve toplum önünde küçük düşürme planları hayata geçirilmeye başlandı. 19 maçta şike olduğu, durumun çok vahim olduğu, hatta bizlerin başka suç örgütleriyle irtibatlı olduğuna dair kampanyalar başlatıldı. Televizyonlarda, gazetelerde kendinden menkul adamlar türedi bizlere her gün küfreden, özel resim ve haberlerimizi yayınlayan, bizleri hedef alan iki lafı bir araya getiremeyen bu şahısların birçok ortak noktaları vardı. Savcı ve polis onlarındı. Bizlerse karşıt güçler. Hep aynı ağızdan konuşuyorlardı, aynı yere bağlı olduklarını söylüyorlardı. Sözde bu haberciler. Savcıdan ve polisten, gizlilik kararı olan dosyadan bilgiler alıp basına sızdırma yarışına girmişlerdi. Aslında buna en güzel cevabı Savcı Mehmet Berk vermişti. Medyada ve basında konuşulanların %90’nın yalan olduğunu açıkça ifade eden Savcımız, bu yalanlarla bir yıl boyunca kişiliklerimize tecavüz edilmesine de izin vermiştir. Gerçi aynı Mehmet Berk “Sivas maçının sonucu böyle olmasaydı bu davayı açmayacaktım” demek suretiyle davadaki ciddiyetini ve bakış açısını ortaya koymuştu; ancak Biz anlamamıştık.

Bizler hep sustuk. Aslında ne olup bittiğini anlamaya çalışıyorduk. Tam bu esnada sıra Fenerbahçe’ye gelmişti. Türlü oyunlarla Fenerbahçe’nin de önü kesilmeye hakları zorla elinden alınmaya başlanınca artık bizim için olay açığa çıkmıştı.

İddianameyi beklemeye koyulduk bir dönem. Hakkımızda uygulanan türlü hukuksuzluklara rağmen. Sonra yasanın değişmesi gündeme geldi. Taraf olmadık. Hatta değişmesin diye tavır aldık. Çünkü artık anlamıştık, yapılmak isteneni. Hakkımızda birileri çoktan karar vermiş meydanlara darağacını kurmuşlardı.. Yasa değişikliği sırasında yaşananlarsa tüm kaygımızı haklı kılmış, tek bir Fenerbahçeli dahi bu yasadan yararlanamamıştı. Oysa bu yasanın adı “Aziz Yıldırım” yasasıydı. Ülkenin Cumhurbaşkanı bile böyle söylemişti. Ama bir tek Fenerbahçeli yararlanamamıştı yasadan. Çünkü bizlerin suçu sabitti: FENERBAHÇELİ OLMAK.

Sonra iddianame açıklanınca rahatladık, iddialar yetersizdi. Hukuka açıkça aykırı şekilde toplanan deliller bizleri suçlamaya yetmezdi. İddialar gerekçesizdi, komikti. Tıpkı savcının huzurda verdiği iddianamenin diğer sureti olan mütalaa gibi… Ama iddianamede bir şey değişmiş değiştirilmişti. Bizler bu seferde “Haksız ve Ekonomik Çıkar Amaçlı Suç Örgütü” olmuştuk. Kısacası “silahlı suç örgütünden soruşturulup, şikeden tutuklanıp, haksız ve ekonomik çıkar amaçlı suç örgütünden” yargılanacaktık. Bu kadar telaşa, böylesine önemli  makamları sırf bizleri buralarda yargılamak için bu durumlara düşürmeye ne gerek vardı. İstenilse bizler burada Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinde yargılanmak için dilekçe dahi verebilirdik. En azından devletin ciddiyetine gölge düşürülmemiş olurdu diye düşündük…

Sonra yargılama başladı. İlk defa konuşabiliyor, savunma yapabiliyorduk. Müteşekkirdik… En azından hak ettiğimiz saygıyı görüyorduk. Yargılanma tarafınızdan hızlı bir şekilde yapılıyordu. Yine tutukluyduk ancak daha da özgürdük. Tam bir şeylerin değişmeye, bazı oyunların bozulmaya başladığını düşünmeye başladık. Bu seferde “hızlı bir şekilde ceza vermek için yargılanma yapıldığı” dedikoduları çıktı karşımıza. Şu anda bu dedikodular ve sizlerle baş başayım.

Sizler benim örgüt kurmadığımı, bu insanların örgüt üyesi olmadıklarını çok iyi biliyorsunuz.

Kenan Yaralı’ya şike parası yollamadığımı
İbrahim Akın’a hiç bir Fenerbahçe’li yöneticiden para gitmediğini, bu paraların tespit dahi edilmeden suçlandığımızı,
Kulübüyle sözleşmesi devam eden bir oyuncuya “transfer şikesi” teklif edilemeyeceğini,
Sivas’taki çantanın içinde şike parası değil, biletler olduğunu
Ümit Karan’a, Bülent Uygun’a, Sezer Öztürk’e, Emenike’ye şike veya teşvik teklifinde bulunmadığımızı konuşmalardan açıkça anlıyor, biliyorsunuz.

Üç tarlanın şike söylemi olduğuna kendisi bile inanmayan savcı gibi sizlerde eminsiniz. Bu tür söylemlerle bizlere ceza verilmemesi gerektiğini…

Biz de herkes kadar temiziz derken, diğer takım ve yöneticilerin tapelerini çok iyi biliyorsunuz ve 1300 tapeden tarafıma ait 103 tapeden bir tanesinin bile bu nitelikte olmadığını biliyorsunuz.

Türkiye Cumhuriyeti ve Fenerbahçe’den başka aşkımız ve zayıf noktamız olmadığını, Fenerbahçe’ye ve bizlere yaşatılanları hak etmediğimizi biliyorsunuz.
Bu ülkeyi, bu vatanı bölmeye çalışanlara övgü ve ayrımcılık yarışında olanların konu biz olunca nasıl acımasız olduklarını görüyorsunuz.

Türkiye sevdalısı olarak Türk Sporuna, Türk sporcusuna bu kadar katkı yapan, devletten bir kuruş almadan, stadını yapan, amatör branşlarda kimsenin hayal edemeyeceği şampiyonlukları kazandıran, sporcuları ve Türk sporu için her şeyini vermeye hazır olan Aziz Yıldırım’ın haksız ve çıkar amaçlı suç örgütü kurmadığını çok çok iyi biliyorsunuz.

Bizim tutuklu olmamızın, mahkum olmamızın bizler için önemli olmadığını, yeter ki Fenerbahçe’ye bir zarar gelmemesinin tek düşüncemiz olduğunu biliyorsunuz.

Ben de sizlerin bunları bildiğinizi çok iyi biliyorum. Ve sizlerden bildiğinizi okumaktan vazgeçmemenizi talep ediyorum. Çünkü Aziz Yıldırım’ın bundan önce olduğu gibi bundan sonrada bildiğini ve inandığı yolda yürüyeceğini tüm kamuoyuna ilan ederim.

Vereceğiniz karar sadece Aziz Yıldırım’ın bağımsızlık kararı olmayacaktır. Bu karar aynı zamanda Türk Yargısının bağımsızlığına dair olacaktır. Bilinmelidir ki adaletsizliği engelleyecek gücümüzün olmadığı zamanlar olabilir ancak mücadele etmediğimiz hiçbir zaman olmamıştır ve olmayacaktır.

Bizler hakkımız olmayandan, yasalarda yazılmayanlardan fazlasını hiç istemedik sizlerden. Anayasanın 37.maddesi “Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir mercii önüne çıkarılamaz” dese de bizler neden özel yetkili mahkemelerde yargılandığımızı anlayamadık. Ya da 6222 sayılı yasadan yargılanmamız yapılıp, ceza almamız istenirken neden aynı yasada yer alan ve görevli ve yetkili mahkemeleri açıkça belirten maddelerin tarafımıza uygulanmadığını anlamadık anlatamadık.

Ya da benzer durumlarda bir gün bile tutuklu kalmayan onca insan varken bu bir yıllık esaretimizi açıklayamadık. Yargıtay 4.Hukuk Dairesi 2010/11 sayı 08/06/2010 tarihli kararında “İddianamede yer alan iletişimin tespiti kayıtlarından davacının, şüpheli sıfatı ile tüm yaşam ve faaliyetlerinin çok yakından izlendiği anlaşılmaktadır. Bu denli Teknik imkanlara rağmen kaçma veya delillerin karartılması ihtimalinden söz edilmesi inandırıcı bulunmamaktadır” şeklindeki  tespit ve sonuçların neden ve niçin tarafımızdan esirgendiği  tüm kamuoyu nezdinde izaha muhtaçtır.

Spor Hukukuna ait bir ihtilafın neden spor hukuku düzenlemeleri tahtında çözümlenmediğini defalarca sorduk söyledik. Bu sırada bunu birileri daha söyledi. UEFA…Evet …Fenerbahçe üzerinden oynanan oyunların bittiği bu günlerde UEFA ders niteliğinde bir karar verdi bizlere hepimize…Aslında bu kararda önemli olan kararın kendisi yada sonuçları değildi… Karar sadece spor hukuku yargı organlarının yaptığı yargılamayı esas alıyor, Özel yetkili organize ve Özel Yetkili Savcılık’ın hiçbir işlemi ve tasarrufunun adı dahi anılmıyordu  kararda.

Sayın Başkan,
Bizlerin haklıyken peşinen haksızlığı seçeceğimiz yegane durum; Türkiye Cumhuriyeti menfaatleridir.

Bu kararınız Fenerbahçe’den öte Türk Futbolunun geleceği ile itibarı ile ilgilidir. UEFA kararı göstermiştir ki yapmış olduğunuz bu yargılama, spor hukuku hükümleri itibarı ile tanınmamakta; hatta UEFA da aleyhe durum ve delil olarak dahi değerlendirmeye tabi tutulmamaktadır. Uluslar arası kurum ve kurallarının Türk ve dünya futbolu üzerindeki hakimiyeti kamuoyunun malumudur. Bu nedenle sizlerin sırf soruşturmayı yapan Polis ve Savcıları incitmemek, kamuoyunun bazı kesimlerini tatmin etmek ya da belki de Aziz Yıldırım’ın tasfiyesini sağlamak için sadece vicdanen vereceğiniz karar, inanın Türk futbolunun sonu olacak ve futbolda Türkiye’nin her platformda lekelenmiş damgalanmış 3.dünya ülkesi muamelesi görmemiz sonucunu doğuracaktır.

Unutulmamalı ve şu sıralar sıklıkça hissedilmektedir ki Türkiye her geçen gün “Damarlarındaki asil kanın farkına biraz daha varmak zorundadır”

Bu kararda,
Sorumluluğunuz,
Sorumluluğumuzdan daha az değildir.

Yine de;

Sayın makamınız tahtında tüm Türk yargısına olan inancımı yineler, son sözümüzün “bu sevda bitmez” ve “her koşulda FENERBAHÇE” olduğunu dosta, düşmana ilan ederim.
Bununla birlikte mütalaada yer alan itham ve iddiaların asılsızlığı yapılan savunmalarımızla açıkça ortaya konulmuştur. Hiçbir maçta şike ve teşvik yoktur. Şike teşebbüsünde bulunulmamıştır; teşvik primi verilmemiştir. Tüm Kamuoyunun malumu olduğu üzere, tüm hesaplarımız re’sen atanan Bilirkişi ve Dernekler Masası tarafından incelenmiş ve hiçbir hukuka aykırı tasarrufun ya da usulsüzlüğe tesadüf edilmemiştir. Bu gerçeğin Sayın Mahkemece tespit edileceğine dair olan inancım tamdır.

İşbu açıklamalar ve tespitler tahtında tahliye ve beraat yönünde karar vermenizi, talep ederim.

Aziz Yıldırım
Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı

Written by kesinofsayt

27 Haziran 2012 at 15:04

Aziz Yıldırım, Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

KIZLARIMIZA BIÇAK ÇEKİLDİ YALANI VE HANİ 6222?

leave a comment »

24 Haziran 2012 Pazar günü Ankara’da Fenerbahçe’nin bir mitingi vardı. İstanbul’dan da 5 otobüs mitinge katılmak amacıyla yola çıkmıştı. Yolda otobüslerden birisinin arızalandığı haberi üzerine bir tesiste durduk. Arkadan gelen otobüslerden birisi arızalanan araçtakileri almıştı ve bir kısmını bizim otobüse aktaracaktı.

Birşeyler almak için içeri girdiğimizde koskoca İstanbul – Ankara yolunda, nasıl bir tesadüf ise Galatasaray Genç Bayan Voleybol takımının konakladığı tesiste durduğumuzu farkettik. İlk başta karşılıklı bir şaşkınlık ve gerginlik oldu (gerginlik derken atışmayı kasdetmiyorum, “bu da nesi” tarzı bir iç gerginlikti bu).

İlk şaşkınlıktan sonra herkes kendi işine bakmaya başladı. Çoğumuz dışarıya çıktık. Sigara, çay, kahve içip sohbete başladık. Mekanda (sanırım) iki de polis vardı. Ben birisini gördüm. Bir süre sonra aramızdan bazıları Galatasaray’ın koçu ya da takım yöneticisi olan daha yaşlı bir adamla sohbet dahi ettiler. Yirmi yirmibeş dakika hiç bir sorun olmadan geçti. Diğer otobüs geldiğinde, oradan inen önce beş altı kişi içeri girdiler. Tezahürat yaptıklarını duyduk. Arkadan da daha gençlerden oluşan bir grup girdi ve bir gerginlik olduğunu farkettik.  Bizim otobüste olan birisi tarafından bana sonradan anlatıldığına göre içeri tezahüratla girenlerin arkasında masadaki birileri (ya da birisi) parmak hareketi yapıp küfür etmiş. Arkadan giren gençler de bunu görünce olay büyümüş. Ancak bu videoda da izleyeceğiniz üzere birkaç kişi hariç herkes olayı sakinleştirmek, olayı büyütenleri ayırıp dışarı çıkarmaya çalışıyor.  Evet, küfürleşmeler oldu, hatta birbirinin üzerine yürüyenler de oldu. Ama mümtaz medyamızın salladığı gibi ne bir bıçak çekme olayı, ne de Galatasaraylı oyuncuların korkudan masaların altına kaçması gibi birşey yok. Zaten görüntüler çok net…

Olay durulup herkes dışarı çıktığında ise jandarma geldi. Üç ya da dört kişiydiler ve tahminimce işletme sahipleri çağırmışlardı. Jandarma içer bile girmedi, zira insanlar otobüslerine biniyordu zaten. Bir bıçak olayı ya da darp olsa, herhalde otobüsleri bırakmaz, sorumluları hakkında işlem yapılırdı.

Şimdi soruyorum; medyanın işin aslını astarını bilmeden (ki ben çoğunun bildiğini, ama buna rağmen bu haberleri yaptığını düşünüyorum) “Fenerbahçeli fanatikler Galatasaraylı oyunculara bıçak çekti, darp etti, oyuncular korkudan masaların altına kaçtı” haberini yapması 6222 nolu kanuna göre kin ve nefreti körüklemek değil midir? Evet, gerçekleri yazsalar bunun bir haber değeri vardır, ama olmayan bir şiddeti yazmak nedir?

6222 nolu Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun‘un “Şiddete Neden Olabilecek Açıklamalar” başlıklı 22. maddesinin 4. fıkrası şöyle:

(4) Birinci fıkra kapsamına giren fiillerin, haber verme ve eleştiri hakkının sınırları aşılarak yayımlanması halinde, ilgili basın ve yayın organının işleticisi olan gerçek veya tüzel kişiye, yüzbin Türk Lirasından beşyüzbin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir. Birinci fıkra kapsamına giren fiillerin tekrar tekrar yayımlanması halinde, haber verme hakkının sınırları aşılmış kabul edilir.

Şimdi merak ediyorum; acaba sayın savcılarımız olmayan şiddet hareketlerinin (bıçak, darp vb) yayınını “haber verme hakkının sınırlarının aşılması” olarak görmek için neyi bekliyorlar?

Mesela Hürriyet: Galatasaraylı voleybolculara çirkin saldırı

Mesela Habertürk: Genç Voleybolculara Saldırı

Ve en önemlisi ve asıl sorumlusu olan http://www.volaybolmagazin.com sitesi… Neredeyse tüm gazete ve internet sitelerinin kaynak göstererek yayınladıkları haberi yapan site… Bakın şimdi ne diyorlar:

Bolu’da Üzücü Gerginlik
Değerli voleybol severler, detaylar elimize ulaşınca yanlış anlaşılmaları engellemek amacıyla haber revize edilmiştir.

25-30 Haziran tarihleri arasında Ankara’da düzenlenecek olan Genç Bayanlar Türkiye Şampiyonası için İstanbul’dan yola çıkan ve Bolu’da mola veren Galatasaray ve Yeşilyurt Genç Bayan Voleybol Takımlarının, yemek esnasında Fenerbahçeli taraftarlar ile gerginlik yaşadıkları öğrenildi.

Bolu Cafer’in Yeri’nde genç voleybolcuların yemek yediği esnada restauranta giren yaklaşık 70 kişilik grubun, Galatasaray ve Yeşilyurt Genç Bayan Voleybol Takımı teknik ekibi ve oyuncularıyla gerginlik yaşadığı öğrenildi.

Ne olup bittiğini anlamayan ve yaşları 16-17 civarında olan genç voleybolcuların oluşan gerginlik karşısında korktukları, taraftarlar ve takımların ayrı ayrı kapılardan çıkartılarak gerginliğin yatıştırıldığı öğrenildi.

Fenerbahçeli taraftarların, Aziz Yıldırım için düzenlenecek olan bir gösteri için Ankara’ya gittikleri öğrenildi.

Spora yakışmayan bu davranışlar karşısında yorumu siz değerli voleybol severlere bırakıyoruz.

Önce ortalığı yangın yerine çevirenler şimdi “yanlış anlamaları engellemek amacıyla revize etmiş”ler…

İnandınız mı? Sansasyon yaratarak hit alanlar, iki camia arasındaki gerilimi nefrete taşıyanlar şimdi “efendi” olmuşlar, yanlış anlamaları engelliyorlarmış… Biz de yedik..

Elbette bu olaylar olmamalıydı, elbette ki kavgaları tasvip etmek imkansız. Ama aslında haber dahi olmayacak bir olayı BAŞTA farklı yansıtıp iki kulübü ve taraftarını karşı karşıya getirip, sonra da “detaylar elimize yeni ulaştı” demek sorumluluğu azaltmaz.

Savcıları göreve davet ediyoruz…

6222’yi uygulayın artık…

Written by kesinofsayt

26 Haziran 2012 at 20:08

Fenerbahçe, Galatasaray kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , ,

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 8

leave a comment »

HOLLANDA ŞAMPİYONU P.S.V. EİNDHOVEN MAÇLARI

Fenerbahçe, Avrupa Şampiyon Kulüpler kupasında 1977-78 Türkiye ligi şampiyonu olarak 9. kez yer alırken rakibi Hollanda şampiyonu ünlü EİNDHOVEN’di. Eindhoven, aynı zamanda, mevsimin UEFA kupası şampiyonu bulunuyordu.
İlk maç, 13.9.1978 de, İstanbul’da 39.712 seyirci önünde oynandı. Bağışlar dışında, 3.570.600 lira sağlanan ve Yugoslav Tome Andjewski’nin yönettiği maçı Fenerbahçe olağanüstü güzel oyunla 2-1 kazandı.
ÎVANÇEVİÇ – ALPASLAN ER ATLI, COŞKUN DEMİRBAKAN, EROL TOGAY, CEM PAMİROĞLU – EMİN İLHAN, ÖNDER MUS-TAFAOĞLU, ŞEVKİ ŞENLEN – ALİ KEMAL DENİZCİ, CEMİL TURAN (K) ve RAŞİT ÇETİNER tertibiyle oynayan Fenerbahçe, Raşit’in çok sert kafa şutuyla, 17. dakika golüne 30. dakikada karşılık görmüş, kaçırılan bir kaç çok müsait pozisyondan sonra, 43. dakikada Emin galibiyet golünü atmıştır.
Fenerbahçe 2. devrede de bir kaç fırsattan yararlanamadı ve farkı açamadı.
Rövanş maçı 27.9.1978 de Eindlıoven’de yapıldı Faruk Ilgaz başkanlığında KLM uçağıyla yola çıkan takım, Amsterdam’da işçilerimiz tarafından coşku ile karşılandıktan sonra, Eindhoven’e gitti.
Eylül’ün 26. akşamı teknik direktör Necdet Niş, takımı açıklarken, aynen, İstanbul’daki Didi’vari sözleri yineleyip:
(- RAKİBİMİZ YENİLMEYECEK BİR TAKIM DEĞİLDİR. 2-1 LİK AVANTAJIMIZI KORUMAK İÇİN AÇIK VE HÜCUM OYUNU UYGULAYACAĞIZ. BUNU KESİNLİKLE TEKRARLARIM…) demiştir. Böylece maç iddialı bir havaya girmiştir.
Şampiyon kulüpler ve kupa galiplerinde 20 şer, UEFA kupasında da 18 olarak, sahasında yaptığı 58 Avrupa kupaları maçında tek bir yenilgiye uğramayan ünlü Eindhoven karşısında, yorgun ve noksan Fenerbahçe, yağmur altında, teknik direktörünün planına uygun açık bir oyun çıkardı. Önder’in 25 metreden şutuna ayak koyan Raşit’in 85. dakikadaki golüne karşın, Eindhoven, 12 ile 74. dakikalar arasında, 6 gol atmış ve Fenerbahçe’yi 6-1 sonuçla elemiştir. Defansın, (buyur at!..) dediği 5. golü TV ekranında izlerken, 10 yıl önce Amsterdam’da Ajax karşısında arslanlar gibi mücadele eden Sarı-Lâcivertli takımı aramamak olanaksızdı!…
DE VOLKSKRANT gazetesi, (PSV FENERBAHÇE DUVARINI AŞTI!.) başlığı altında:
(FENERBAHÇE İLK 15 DAKİKADA ÇOK TEHLİKELİ, EİNDHOVEN İSE KORKAK VE HEYECANLI İDÎ. F.B. BU AVANTAJDAN YARARLANAMADI.) diye yazdıktan sonra:
(— BU ÇOCUKLARA MODERN FUTBOL ÖĞRETECEK BİRİ ÇIKARSA, F.B. AVRUPANIN HER TAKIMI İLE BAŞABAŞ MÜCADELE EDER. PSV ÜSTÜNDÜ, ANCAK F.B. BU FARKI HAK ETMEDİ.) görüşünü belirtmiştir. 4 gol atan kaptan Kuylen de şöyle konuşmuştur:
(F.BAHÇELİLER BENİ HİÇ MARKE ETMEDİLER. BU, HATA İDİ. HAYATIMDA BU KADAR RAHAT FUTBOL OYNAMADIM. BÜTÜN TAKIMLAR F.B. GİBİ OYNASALAR, DÜNYANIN EN GOLCÜ FUTBOLCUSU OLURUM.)
Bu sözler, F.B. nin taktik hataların faturalarını ne kadar ağır ödediğini kanıtlıyor.
Maç şu takımla oynandı: İVANÇEVİÇ – EMİN (İSMAİL KURŞUN), COŞKUN, EROL, CEM -TUNA GÜNEYSU, ÖNDER, ŞEVKİ – ALİ KEMAL (BAHRİ KAYA), RAŞİT, CEMİL (K).

ÇEKOSLOVAKYA ŞAMPİYONU BOHEMİANS PRAG MAÇLARI

Fenerbahçe, Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasına, 10. kez Türkiye 1982-83 ligi şampiyonu olarak katıldı ve ilk maçını 14 Eylül 1983 de Çekoslavakya lig şampiyonu Bohemians Prag’la, Yugoslav hakem M.Pamir idaresinde, İstanbul’da yaptı.
İnönü stadına 15 milyon 685 bin lira ödeyen 25 bin seyirci önündeki maçı: YAŞAR DURAN -ERDOĞAN ARICA (İSMAİL KARTAL), SUAT KARALİÇ, CEM PAMİROĞLU (K), SEDAT KARAOĞLU – MÜJDAT YETKİNER, İLYAS TÜFEKÇİ, ÖNDER ÇAKAR – ENGİN VEREL (ARİF KOCABIYIK), SELÇUK YULA ve SREBRENKO REPÇİÇ tertibinde oynayan Fenerbahçe, rakibini bunaltırcasına üstünlük kurmuş, ancak Selçuk, İlyas, Repçiç ve Enginin kaçırdıkları sayısız gol fırsatlarından sonra, 76. dakikada yenen golle 1-0 yenilmiştir.
Basın, sayfa boyu: (AH FENERBAHÇE!…. AH!….) manşetleriyle, hakkında methiyeler yazılan ve çek milli takımına 8 futbolcu veren Bo-hemians’ı elinden kaçıran Fenerbahçe’nin mutlak bir 2. tur şansından da olduğunu belirttiler. Teknik direktör Stankoviç:
(— ÇEK MİLLİ TAKIMIYLA OYNADIK. ÇOK İYİ ve ÜSTÜN OYNADIK AMA ŞANSSIZDIK!..) derken, çek teknik direktörü Rubas da:
(— BERABERLİK İÇİN GELDİK AMA FAZLASINI BULDUK. DÜNYANIN HİÇBİR YERİNDE BÖYLE MUHTEŞEM BİR TARAFTAR KİTLESİYLE KARŞILAŞACAĞIMIZI TAHMİN ETMEM!..) demiştir.

BOHEMİANS PRAG RÖVANŞ MAÇI:

Fenerbahçe, Bohemians’la rövanş maçını başkan Ali Şen riyasetinde gittiği Prag’da, 28 Eylül 1983 de İrlandalı hakem Forrel idaresinde yaptı ve 4-0 yenilip elendi.
YAŞAR – İSMAİL, CEM (K), KARALİÇ, ERDOĞAN – MÜJDAT, ENGİN (ARİF), ÖZCAN KIZILTAN – İLYAS, SELÇUK, REPÇİÇ kadrosuyla ve iyi oynayan Fenerbahçe, 3 fırsat kaçırdıktan sonra, 18. dakikada yediği gole karşın, üstüste gol pozisyonlarına girerken, hakemin 55. dakikadaki 2. sarı kartıyla Erdoğan saha dışı olunca, defans çözülmüş, 56, 71 ve 86. dakikalarda 3 gol daha yenmiştir.
“HÜRRİYET” : YAZIK… HEM DE ÇOK YAZIK…. FENERBAHÇE TIPKI İSTANBUL’DAKİ GİBİ, DURMADAN GOL KAÇIRDI. İLYAS BİR METREDEN, REPÇİÇ BİRBUÇUK METREDEN ATAMADI.”
RUDE PRAVE Gazetesi:
(OYUNUN BAŞINDA İLYAS, MAÇIN KADERİNİ DEĞİŞTİREBİLECEK GOLÜ ATAMADI. ERDOĞAN’IN ÇIKMASIYLA DA RAHAT NEFES ALDIK.) diye yazmıştır.

FRANSA ŞAMPİYONU BORDEAUX MAÇLARI

Türkiye ligini 1984-85 de 11. kez kazanan Fenerbahçe’nin, yine 11. kez katıldığı Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası 1985-86 şampiyonasında ilk tur rakibi Fransa şampiyonu BORDEAUX oldu. İlk maç 18 Eylül 1985 de Fransada oynanacaktı.
Fenerbahçe kulübü, herşeyden önce, Dışişleri bakanlığına başvurarak, faaliyet halindeki azgın ASALA, (ARMEE SECRETE ARMENİENNE POUR LA LİBERASİON DE L’ARMENİE = GİZLİ ERMENİSTAN KURTULUŞ ORDUSU) tedhiş örgütüne karşı futbolcularının güvenliklerinin sağlanmasını istemiştir. Olumlu cevap üzerine, 15 i futbolcu 20 kişilik Fenerbahçe kafilesi, Genel Sekreter Altan Ayanoğlu başkanlığında, 16 Eylül 1985 de Air France uçağıyla gece yarısı Bordeaux’da Aquitania oteline varmıştır. Grup, bir örnek kıyafetle mükemmeldi.
Ertesi gün Sud-Ouest gazetesi Fenerbahçe’nin gelişini birinci sayfadan (çiçeklerle karşılama!…), başlığı altında vermiş ve Bordeaux takımını da (dikkat…. tehlike!…) yazılarıyla uyarmıştır.
Fenerbahçe takımı, 18 Eylül akşamı stad Münicipale’e çıkarken, Teknik Direktör Meszöly, gazetecileri de çağırıp, futbolculara:
(Türk tarihini okudum. Çok cesur bir milletsiniz. Övünülecek bir Çanakkale zaferiniz var. O zaman en modern silahlara sahip düşmanlarınıza cesaretle karşı koymuşsunuz. Sizden istediğim, bu cesaretinizle Bordeaux’yu da yenmenizdir. Atalarınızdan farkınız yok. Göreyim sizi.) demiştir.
YAŞAR – İSMAİL, ABDÜLKERİM DURMAZ, CEM (K), ERDOĞAN – İLYAS, ÖNDER, DUSAN PESİÇ (HÜSEYİN ÇAKIR), MÜJDAT – ŞENOL ÇORLU ve SELÇUK tertibindeki Fenerbahçe, AVRUPA ŞAMPİYONU FRANSA’nın şampiyonunu, kendi sahasında ve seyircisi önünde, 3-2 yenerek çok muhteşem bir galibiyet kazandı ve bütün yurtta, en sade vatandaştan Cumhurbaşkanına kadar kutlanan, milli bayram havası yaşattı.
Bu tarihsel maçı, 2 bini Türk, 50.000 seyirci görerek, 50 milyon Fransız da TV den izlerken, 10 milyonlarca Türk de radyodan naklen adım adım ve büyük heyecanlar içinde takip etmiştir.
Maçın radyodan nakli bitince halk sevinç içinde sokaklara fırlamış ve bütün İstanbul, sabaha kadar bu çok büyük zaferi coşku ile kutlamıştır. Fransız basın mensuplarıyla yöneticiler, başta, gelmiş geçmiş en büyük teknik direktör sayılan Ge-orge Boulogne olarak, F.B. soyunma odasında futbolcuları teker teker kutlayıp:
(— SON 10 YILDA FRANSA’DA HİÇ BİR YABANCI TAKIMIN BÖYLESİNE MÜKEMMEL BİR OYUN ÇIKARDIĞINI GÖRMEDİK!..) demişlerdir.
Fenerbahçeli futbolcular stad kapısında kendilerini Türk işçilerinin çemberi içinde buldular. (EN BÜYÜK FENER…. BAŞKA BÜYÜK YOK!…) sesleri etrafı çınlatıyor, Atlas okyanusu sahilleri, 18 Kasım 1973 de Fenerbahçe kız voleybol takımının Porto’da Portekiz Kupa şampiyonu LEİXÖES takımını yenip avrupa kupasından elediği geceden 12 yıl sonra, 2. kez yeni bir Fenerbahçe zaferiyle çalkalanıyordu.
Fenerbahçe takımı otelden 02 treniyle Paris’e gitti. Fransız hava yollarının ogün başlayacak grevinden önce, 19 Eylülde yurda döndü. 20 Eylül günlü “GÜNEŞ”teki: (“AVRUPA ŞAMPİYONU” APOLETİ TAŞIYAN FRANSA’NIN ÜNLÜ BORDEAUX’sunu YENEREK, SOLAN “TÜRK SPORU” BAHÇEMİZE HAYAT PARILTILARIYLA, SPORSEVERLERİMİZE “GURUR” VEREN FENERBAHÇE DÜN DÖNDÜ. SARI-LÂCİVERTLİLER, ATATÜRK HAVA ALANINDA ONBİNLERCE TARAFTAR TARAFINDAN “AVRUPA ŞAMPİYONU” GİBİ KARŞILANDI.)
Türk Futbol Tarihinin bu çok mutlu zaferini yaratan Fenerbahçe’ye basının sayfa boyu selam ve kutlama mesajları;
CUMHURİYET : FENERBAHÇE’NİN AVRUPA MUCİZESİ
MİLLİYET: FENERBAHÇE BORDEAUX’YU PERİŞAN ETTİ.
TERCÜMAN : FENERBAHÇE HARİKASI
HÜRRİYET : BRAVO FENERBAHÇE.. FENERBAHÇE’NİN FRANSA ZAFERİ.
GÜNEŞ : MUHTEŞEM FENER.
GÜNAYDIN : BRAVO FENERBAHÇE
HERGÜN : İŞTE FENERBAHÇE
TAN : ARSLAN FENERBAHÇE.
Fenerbahçe’nin zaferi bütün Avrupada hemen sansasyon yarattı. Bazı radyolar haberde yanlışlık olması ihtimalinden söz etmişler, sonra doğrulayıp şaşkınlıklarını açıklamışlardır.
Fransa’dan başka İtalya, Almanya, Belçika, Hollanda, İngiltere ve İspanya basın ve radyoları Fenerbahçe’nin başarısının son derecede büyük oluşunda birleşerek, kupa’ya renk kattığını belirtmişlerdir.
Fenerbahçe’nin Fransa şampiyonunu yenişi politik alanda da çok önemli idi. Türk dostu DE GAULLE’ün ölümünden sonra iktidara gelen Fransız Hükümetleri, özellikle de Cumhurbaşkanları GİSCARD D’ESTAİNG ve MİTTERANT da dahil, politikalarını, Türk düşmanlığını temel alarak yürütmüşlerdir. Özellikle, Yunanistanı, her alanda bize karşı tutup silahlandırmış, Türkiye’nin uyarılarına değer vermeyip, Marsilya’da Ermeni anıtı diktirmiş, ASALA tedhiş örgütünün işlediği sayısız cinayetlere, gizli bir anlaşma gereği göz yummuş, futbolda bile Türkiye ile milli maç yapmayı, küçüklük sayıp her defasında reddetmişlerdir. Bu nedenledir ki, Fenerbahçe’nin attığı sert şamar, sportif olmaktan daha çok, bir ceza, bir öc alma ve milli bir zafer nitelikleri taşır.

“TERCÜMAN” da Kemal Belgin’in, (BU MAÇI ANLATMAYA GÜÇ YETMEZ!..) başlıklı yazısından:
(Abdülkerimin gözlerinden boşalan yaşlar uzun yıllardır yüreğimize sıkışmış futbol kahırlarının boşalışı idi. Edirne’nin dışında onur kırıcı tokatlar yemiş Türk çocuğu, bir gün mutlaka, ama mutlaka futbol topuna ve de Haçlılara bir çimen şaheseriyle isyan edecekti. Ama ne zaman?!.. İşte dün gece Bordeaux’da patlayıveriyordu bomba…
…..Hani maç?… demeyin. Dün geceki şaheseri anlatacak spor yazarın henüz dünya’ya teşrif etmediğini sanıyoruz. Bir yıl önce Avrupa Şampiyonu olmuş bir ülkenin, o takımdan 7 oyuncu ile donatılmış lig şampiyonunu, bir Türk takımı, hem de 3 gol atarak sahasında yenebilmişse, bu, Türk futbol tarihi’nin bu güne kadar yaşanmamış bir zaferidir. Eh, bunu yazmak da o kadar kolay olmasa gerek!..)

BORDEAUX RÖVANŞ MAÇI

Fransa şampiyonu 2 Ekim 1985 rövanş maçı için 30 Eylülde 28 gazeteci ile beraber Atatürk hava alanına gelince, ünlü teknik direktör G.Boulogne basına şöyle konuştu:
(Fransa’da son yıllarda Fenerbahçe kadar iyi oynayan bir ekip seyretmedik. Fenerbahçe gerçekten ikinci turun sahibi olmalıdır. Bordeaux İstanbul’da prestijini kurtarırsa ne mutlu. Ben teknik direktörlük hayatımda hiç bir takımın soyunma odasına kadar giderek hayranlığımı ifade etmedim. Ama, Fenerbahçe bunu fazlasıyla hak etmişti. Bir Fransız olarak, gönlüm Bordeaux’nun yanında ama, sahayı modern biçimde kaplayan, olağanüstü fizik-kondisyon gösterisinde bulunan ve de gerçek bir taktik abidesi olan Fenerbahçe’yi, turu kaybetse de, alkışlamayı bir görev sayıyorum.)
Tribünlerdeki 28.801 biletlinin 31 milyon 612 bin lira gibi rekor bir para ödeyerek izlediği ve TV nin de yayınladığı bu rövanş maçını, Fenerbahçe: YAŞAR – İSMAİL, ABDÜLKERİM, CEM (K), ERDOĞAN – MÜJDAT, HÜSEYİN, PESİÇ, ÖNDER – ŞENOL (İLYAS) ve SELÇUK (ONUR) tertibiyle oynadı.
İnönü stadına çıkmadan önce, kaptan Cem, takıma:
(— ARKADAŞLAR; SAHAYA AVANTAJLI ÇIKIYORUZ. AMA BUNA GÜVENMİYELİM. ŞU ANDA BÜTÜN ULUSUMUZ BİZDEN BAŞARI BEKLİYOR. BU MUTLULUĞU MİLLETİMİZE TATTIRALIM.)
Demiş ve Sarı-Lâcivertii takım, tribünlerden yağan göz gözü görmez konfeti ve serpanten yağmuru ve alkış tufanı altında alana gelmiştir.
Yugoslav Edvard Sostriç’in Fransız yanlısı idaresinde, ilk 10 dakikası çok sert geçen maç, Şenol’un sayılmayan golü, Selçuk’un direkten dönen şutu ve 3 dakika fazla oynatılmasına karşın, golsüz bitti ve Fenerbahçe 2. tura yükseldi.
Avrupa kupalarında, 10 yıl aradan sonra, ikinci tura yükselen yegane Türk kulübü olarak, Fenerbahçe takımı ve tur atlayış İnönü stadını yerinden oynatmış ve İstanbul, bir milli bayram havası içinde, sabaha kadar coşku içinde inlemiştir.
Fenerbahçe’2 Ekim 1968 de yine bu statta DÜNYA ŞAMPİYONU İngiltere’nin şampiyonu MANCHESTER-CİTY’yi 2-1 yenip elemişti. 17 yıl sonra, yine 2 Ekim 1985 de, bu kez AVRUPA ŞAMPİYONU Fransa’nın şampiyonunu yenmiş eliyordu. Ancak, bu 2. si, daha önce sözünü ettiğimiz, nedenlerden dolayı, çok daha etkili olmuştur.
Fenerbahçe soyunma odasına koşanlardan Milli Eğitim ve Spor Bakanı Metin Emiroğlu:
— FRANSA ŞAMPİYONUNU ELEMENİZ TÜRK FUTBOL TARİHİNE GEÇECEKTİR. MİLLİ MAÇ HEYECANI YAŞIYORUZ. BU BÜYÜK BAŞARIDA EMEĞİ GEÇEN HERKESİ KUTLARIM….) demiştir.
Fransız şampiyonunun teknik direktörü Aime Jaquet, maç sonrası ülkesinin 28 basın mensubu ile Türk gazetecilerine şu açıklamayı yapıt:
(— Plânımız, önce rakibimizi sinirlendirmek, sonra da bundan yararlanıp goller atmaktı. Bunu başaramadık. Zira, F.B. çok iyi savunma yaptı… Tur şansımızı zaten Fransada kaybetmiştik. F.B. akıllı futbol oynuyor, iyi yönetiliyor. İlk maçtaki gibi, bu rövanşta da disiplinli idiler. Bu grafiği sürdürürse iyi işler yapar.)
Fenerbahçe’nin Fransa şampiyonunu Avrupa Kupasından eleyişini basın türlü yönden çok mutlu bir olay olarak kutladı.

“Cumhuriyet” den:
Fenerbahçe yıllar sonra Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasında turu geçen takımımız oldu. Aslında, turu geçmenin de üstünde, son yıllarda gerginleşen Türkiye-Fransa ilişkileri, dikilen Ermeni anıtı, dışişlerimiz mensuplarına yapılan saldırılar gibi futbol dışı etkenler bir futbol sahasını sinir savaşı haline getirmişlerdir.
Fenerbahçe’nin başarısı bir özlemi giderdi. Ancak, bu bir futbol olayı değil; susamışlığı, Avrupa’da sınır kapılarından dönüşün burukluğu, Kapıkule’den çıkan futbolumuzun perişanlığını dile getiren bir öykü idi. Meğer kazanmanın ne kadar güzel olduğunu unutmuşuz!..)
“TERCÜMAN” dan:
(Avrupa şampiyonu Fransa’nın şampiyonu Bordeaux’ya Fenerbahçe dersini verdi. Bir milli maç havasında oynanan müsabakada bütün varlığıyla mücadele ederek, Türk sporundaki yerini altın harflerle bir kere daha perçinledi.
Taraftarların geceden konvoylar halinde şehirde tur atıp zafer şarkılarıyla coştuğu ve sabah stadı doldurduğu muhteşem günde İnönü stadında unutulmaz bir 90 dakika yaşandı. Türk ve Fenerbahçe bayraklarıyla dolu statta ilgi çekici başlıklar vardı:
“COMMENT VAS-TU BORDEAUX!..”, “I LOVE YOU FENERBAHÇE!.” “BON VOYAGE BORDEAUX!..”, “1907 DENBERİ SENİ SEVİYORUZ, DAİMA SEVİYORUZ!..”
Ayrıca, bir çok il ve ilçemizden Fenerbahçe’ye başarı dileyen, sevgiler sunan pankartlar stadı süslüyordu.
“Milliyet” de Kahraman Bapçum’un (FENERBAHÇE DESTANI) başlıklı yazısından:
(Fenerbahçe büyük günlerin takımıdır. Bu cesur ve kendilerine güvenmiş çocukların babaları bile doğmamıştı belki, Sarı-Lâcivertli takımın SLAVİA adındaki bir devi devirdiği gün… sonra, neler geçti Fenerbahçe’nin zaferlerine konu olacak……
Birçok başarılı günleriniz oldu, kabul…. Ama, TARİHTEKİ YERİNİZİ DÜN ALDINIZ ÇOCUKLAR….)
“Tercüman” da Kemal Belgin’in, (UNUTULMAYACAK SEVGİLİLER) başlıklı yazısı:
(Bugüne kadar hiç bir Türk takımı, futbol tarihimizde, dünkü F.B. nin sorumluluğunu taşımadı. 50 milyonun kafasına, hem de BORDEAUX gibi ünlüler topluluğunu rakip sahada devirerek tur ümidi sokanlar, İnönü’den de başları dik çıkmak zorunda idiler. Çünkü, onların başarısı Türk milletine büyük moral olacak yabancı ajanslar günün haber listesine böyle bir zaferi manşet yapacaklardı.. Evet, olay sadece F.B. nin değil Türkiye’nindi.
Fransa’nın mağrur, bütün dünyayı küçük gören yıldızları, isimlerini bile duymadıkları futbolcular karşısında nasıl olsa ilk maçın ayıbını kapatacaklar ve bir kere daha futbolumuzla birlikte, ülkemizin adı Avrupa’da alay konusu olacaktı.
Ama hayır… Fenerbahçeli futbolcular omuzlarındaki ağır yükü, değil bir maç, bir bütün sezon taşıyacak kadar şuurlu idiler. Kapasitelerinin üstünde mücadele vererek, 50 MİLYONUN GÖNLÜNDE TAHT KURDULAR. Sadece EDİRNE’den KARS’a kadar değil… Almanya’da horlanan, Fransa’da itilen Yozgatlı’sına, Vanlısına, Kayseri’lisine kadar dünyada Türk pasaportu taşıyan her vatandaşımızın UNUTAMAYACAKLARI SEVGİLİLER olarak İnönü’den omuzlar üzerinde çıktılar.
Bordeaux’da başlayıp dün İstanbulda biten büyük futbol filminin bütün aktörlerini yürekten kutluyoruz.)
“Hürriyet” de Eşfak Aykaç’ın (İNÖNÜ’DE 13 KAHRAMAN) başlıklı yazısı:
(Fenerbahçe teknik yönetimini, dünkü, “TUR ATLAMA” maçının özelliğine kesin manada uygun, savunma ağırlıklı ve hücum yönü ihmal edilmemiş, olarak hazırladığı oyun plânından; Bütün F.B. li futbolcuları da, 90 dakika boyunca bu plânın görevşuuruiçinde kalarak, amacı gerçekleştirdiklerinden dolayı gönülden kutluyorum.)
Yabancı basından:
Türk gazeteleri, Fransa’daki hezeyanları ve diğer bazı ülkeler yayınlarını şöyle özetlediler:
(Bordeaux’un elenişi Fransa’da büyük “ŞOK” etkisi yaptı. Maç arefesinde KAN KUSAN L’Equipe gazetesi, bu günkü sayısında KİN KUSTU.
Ciddi tanınan bu gazete, maç daha oynanmadan, peşin yargılarla, Türk oyuncular ve halkın fanatize edildiklerini iddia ve kamuoyunu bu şekilde şartlandırdıktan sonra, Bordeaux’un “Cehennem ateşi içinde” oynatıldığını yazdı.
Jean-Paul Oudat, Avrupa kupalarına çok katılmış Fransa şampiyonunun, “şimdiye kadar böylesine bir tuzakla karşılaşmadığını” yazarken, bunun “tüm düzeylerde” kaydedildiğini ifade etti. Bu muhabirin kendi gözlükleri ardından yaptığı gözlem şöyle:
Tamamen fanatize edilmiş 50 bin taraftar, az sayıda Fransız taraftarla bizleri sinirlendirmek amacıyla, daha ne ölçüde uygunsuz hareketler yapacaklarını bilemez, haldeydiler… Ama, işin öbür yanına bakarsak, Fenerbahçe, ilk maçtaki kadar iyi oynamasa bile, Bordeaux’yu “pes ettirmeyi” başardı. Türk takımı SELÇUK gibi bir şeytana sahip olmanın huzuru içindi idi.
Le Matin gazetesi, Bordeaux’ya “her bakımdan sıfır not” verdikten sonra, “Kudurmuş bir öfkeyle”, başları eğik, soyunma odasına doğru giden Fransız oyuncuların, “kendilerini yenmiş rakiplerini tebrik bile etmediklerini”, vurguladıktan sonra, maçın ilk yarısının “bir sokak savaşı” temposunda oynandığını öne sürdü.
Maç sonucunu, “Bordeaux’ya tokat”, biçiminde niteliyen Le PARISIEN LİBRE gazetesine karşılık, FRANCE SOİR, Fenerbahçeli oyuncuların, sevinç içinde, bir “YURTSEVERLİK ANDI OYUNU” oynadıklarını yazdı.
İnönü stadını, “CEHENNEM” diye niteleyen gazeteler, Bordeaux’un “FENERBAHÇE’YE ESİR DÜŞTÜĞÜNÜ”, Fransa düşmanı 50 bin seyircinin, kin dolu bakış ve hareketleri karşısında oyuncuların morallerinin bozulduğunu, “TÜRKLERİN BU DAVRANIŞLARINI KOLAY UNUTAMAYACAKLARINI” ifade ettiler.
Seyircinin kışkırtıcı hareketlerini de “SKANDAL” olarak niteleyerek, stat zemininin “PATATES TARLASI” nı andırdığını belirten Fransız basını, böyle bir sahada oynanan oyuna futbol adı verilemeyeceğini öne sürdüler.
LE FİGARO gazetesi, “YÜKSEKTEN DÜŞTÜK”, başlığını koyarken, “FENERBAHÇE TUR İÇİN ELİNDEN GELENİ YAPTI. AYAĞINA GELEN FIRSATI KULLANACAKTI VE KULLANDI. BORDEAUX SADECE 3 FIRSAT KAÇIRIRKEN, F.B. ÇOK DAHA NET 5 GOL KAÇIRDI. SAYILMAYAN GOL İSE HAKEMİN ÇOK CESUR BİR KARARI ÎDİ.” diye yazdı. Fransız TV si de Fenerbahçe’nin Bordeaux’yu elemesini “KÂBUS” olarak nitelemiştir.
Alman BİLD gazetesi, Fenerbahçe’nin başarısını, “BİRİNCİ TURUN EN BÜYÜK ZAFERİ” olarak sayarken, İtalyan basını da Fenerbahçe’yi övmüştür. 600 bin tirajlı LA GAZETTA DELLA SPORT, “TÜRKİYE AVRUPA’YI ŞAŞIRTTI!…” başlığını atarken, CORİERA DELLA SPORT gazetesi, F.B.-BORDEAUX maçını yıldızlı tablolu vermiş ve, “GRESSE’İN DEDİĞİ GİBİ PATATES TARLASINDA DEĞİL, FENERBAHÇE’NİN MUHTEŞEM OYUNUNA ELENDİLER!..” diye yazmıştır. TOTO-SPORT gazetesi ise, “BRAVO TÜRKİYE!.” başlığı altında, Türk’lerin devleri devirerek, “AVRUPA KUPALARINA RENK GETİRDİKLERİNİ” vurguladı.
Beşiktaş’ın 3 Ekimdeki A.BİLBAO kupa galipleri maçını İspanya’ya naklen yayınlayan radyo spikeri Rafael Recio, nakil sırasında, Beşiktaş takımından söz ederken:
(…… dün seyrettiğim Fenerbahçe ise, TARAFTARLARIYLA BİRLİKTE, BAMBAŞKA BİR HÜVİYETTE…. ÇOK ZOR BİR TAKİM. Bir kıyaslama yaparsak, FENERBAHÇE GÜNEŞ KADAR YAKICI; BEŞİKTAŞ İSE, bulutların arasında gülümseyen CANSIZ AY GİBİ… bu kadar büyük fark var.) demiştir.

2. TUR. GÖTEBORG MAÇLARI:

Üç hafta önce Fransa şampiyonunu eleyerek 2. tura yükselen Fenerbahçe’nin bu turdaki rakibi İsveç şampiyonu İFK GÖTEBORG’du ve ilk maç 23 Ekim 1985 de Göteborg’da yapılacaktı.
Gerek teknik direktör Meszöly ve gerekse futbolcular bu durumdan memnundular. Göteborg’un Bordeaux’ya oranla daha hafif bir rakip olduğu görüşü egemendi.
Normalde bu görüş doğru sayılırdı. Ancak, gerçek böyle değildi ve Fenerbahçe tatsız bir tesadüfle karşı karşıya gelmişti… Önce, rakibi küçümsemenin büyük yanlışlığı yanında, İsveç, 80 denizcimizin şehadetine mal olan Naboland şilebi-Dumlupınar denizaltısı olayındanberi, bağdaşmaz bir ülke kesilmişti. Son 5-6 yıldır da, suçlu vatan hainlerine sinesini açmış, (İNSAN HAKLARI) kisvesi altında, onların rahatça örgütlenmelerine izin verdiği gibi, 3 komşusu ve Fransa ile beraber Türkiye’yi (AVRUPA İNSAN HAKLARI KONSEYİ) ne de şikayet etmiştir.
Bunların futbolla ne ilgisi var?., denirse, büyük ilgisi aşağıda görülecektir:
Son 1984 dünya kupası seçmelerinde prestiji sarsılan İsveç, ümidini şampiyon kulüpler kupasında, UEFA 1982 şampiyonu Göteborg’a bağlamıştı. Basın bu yolda yayın yaparken, UEFA nın başında da İsveç Futbol Federasyonu Başkanı bulunuyordu. Bu nedenle, Göteborg’un Fransa şampiyonunu elemiş çok güçlü ve tehlikeli Türk rakibi, herhangi bir Avrupa ülkesi şampiyonuna reva görülmiyecek her çeşit plânlara kolayca hedef alınabilirdi.
Fenerbahçe ise, bu haftalarda çok sayıdaki hasta ve sakatlarıyla, dağınık ve zor bir dönem yaşıyordu. O kadar ki, Eskişehirspor lig maçının erteleme hakkını bile, parasızlık nedeniyle, kullanmamış, yolculuktan 36 saat önceki çok muhtemel yenilgi ve tekmelenmeleri de göze almıştı.
Çok kritik deplasmana 21 Ekim 1985 akşamı Başkan Fikret Arıcan riyasetinde, hastalar dahil, 14 futbolcu ile gidildi. Gece varılan Göteborg gümrüğü, İsveçlerin plân ve tedbirlerinin ne boyutlara kadar uzatılmış olduğunu daha ilk adımda gösterdi: Kafilenin didik didik aranması yanında, Yaşar, İsmail, Abdülkerim ve İlyas’m, ayrı bir odada, esrar araması için anadan doğma soyundurulmaları nefretle karşılanıp çok sert tepkilere yol açtı. İsveçlerin Fenerbahçe’ye karşı hakem, gözlemci ve UEFA lı yetkilileri ayarlamış olmaları, çaresiz olarak, beklenebilirdi. Ama, bu çeşit bir skandal kimsenin aklına gelmez ve gelmemişti. Daha ilk adımdaki bu iğrenç davranışın ardında, “İnsan hakları” ve “medeni” lik iddiasındaki büyük düzenbazların daha kimbilir ne tuzakları vardı!…. Türk kamuoyu ve basını insanlık dışı bu tutumu nefretle kınarken, Gençlik ve Spor Bakanı Metin Emiroğlu TV ekranından:
(— BU YAKIŞIKSIZ VE UMULMAZ DAVRANIŞIN FENERBAHÇE TAKIMINI DEMORALİZE ETMEK AMACINI GÜTTÜĞÜ AÇIKTIR!..), demesinden sonra, İsveç makamlarının olayı hemen tevil ve Özür dileyici sözleri inandırıcı olmaktan çok uzak kalmıştır. Aksine, kamuoyu 20 gün sonraki rövanşta Göteborg’un AİDS testine tabi tutulmalarını istiyor ve bu genel dilek basında da yer alıyordu..
Gazeteler, 23 Ekim maç sabahı Stokholm Büyükelçisi Haluk Özgül’ün İsveç hükümetini protesto etmesine socialiste hükümetçe verilen cevapta:
(— Gümrükte, uyuşturucu madde arama gününün, kötü bir rastlantı ile Fenerbahçe’nin geliş gününe tesadüf etmesinin bu üzücü olaya neden olduğu özür dilenerek bildirilmiştir. Kulüp reisi Günnur Larsson’da Milliyet muhabirine aynı şekilde konuşmuş ve özürler dilemiştir. Bu arada dışişleri sözcüsü Yalım Eralp:
(— İNSAN VE İNSAN HAKLARINA ÖNEM VERDİĞİNİ BEYAN EDEN İSVEÇ’E BU HAREKET YAKIŞTIRILAMAZ. UNUTMAMAK GEREKİR Kİ, BU, 2 AYAKLI BİR FUTBOL TEMASIDIR…) demiştir. DIŞİŞLERİ BAKANI VAHİT HALEFOĞLU’da basına:
(— AYRINTILI BİLGİ GELİNCE, HÜKÜMET OLARAK GEREĞİNİ YAPACAĞIZ. BİZİM HİÇ KİMSEDEN ALACAĞIMIZ KALMAZ. MERAK ETMEYİN!.) cevabını vermiştir. Bütün spor kurullarının olayı kınamaları arasında, kafile başkanı Fikret Arıcan’da:
(— Çok üzgün ve kırgınım. Doğu bloku ülkeleri de dahil, böyle bir şeyi ilk defa görüyorum. Biz onları İstanbul’da yine de çiçeklerle karşılarız!.) demiştir. Maç öncesi. Büyükelçi soyunma odasına gelmiş ve futbolculara olaydan duyduğu büyük üzüntüyü belirtip başarılar dilemiştir.
Bin kadarı Türk, 21 bin seyircinin izlediği maçı Fenerbahçe:
YAŞAR – ERDOĞAN, ABDÜLKERİM, CEM, İSMAİL – MÜJDAT, PESİÇ, ÖNDER, ONUR (K) – SELÇUK (ZAFER ÜNLÜ) VE İLYAS tertibinde oynadı.
TV den canlı yayınlanan maça İsveç şampiyonu sıkı presle başlamış, 7 ve 10. dakikalarda Nilsson 2 gol atmıştır. Demokratik Alman hakem Kirschen’in çok sert faullere göz yumması F.B. lileri sinirlendiriyordu. 65. dakikada 5-6 maskelinin, (HAPİSHANELER BOŞALSIN….) pankartlarıyla ana giriş kapısından sahaya dalmaları hayretle görüldü ve maç bir süre durdu. Böyle kolayca nasıl girebilirlerdi?!..
Maç tekrar başladıktan 2 dakika sonra, çok tehlikeli ve kurnaz oyuncu, gol kralı Nilsson’un hafif bir şarjda kendini yere atmasıyle, Onur ilk devrede de sarı kart gördüğünden, kırmızı kartla oyundışı kaldı. Formsuz Onur bu çabuk adamı tutamıyordu. Hüseyin hasta ise, ikinci devre Müjdat’la yer değiştirmesi beklenirken bu yapılmamıştı. Kikardo 68. dakikada 3. golü yaptıktan bir dakika sonra, rakibini düşüren Abdülkerim de çok ucuzca kırmızı kart görünce, 9 kişi kalan Fenerbahçe yine Nilsson’dan 77. dakikada 4. golü yedi.. Bundan sonra, İsmail ve İlyas’ın sürekli faullerine, artık maçı bir an önce bitirmek telâşı içindeki hakem, gözlerini tümüyle yummuştur. Takımlar sahadan ayrılırken, yedek kaleci Nurettin’in, uzattığı buketi, almayan hakemin yüzüne atması yakışıksız bir davranış oldu.
Bu maç Fenerbahçe’liler için her halde bir ders niteliği taşır. Evet, rakip bütün tertibatı almıştı. Hatta, anarşistlerin olay çıkartacakları ihbarı üzerine, Büyükelçiliğin İsveç makamlarını uyarmasına karşı da hiç bir önlem alınmamıştı. Her şey onların çirkin plânlarına göre yürütülmekte idi. Kabul.. Ancak, gümrük olayından sonra, Fenerbahçelilerin de çok uyanık olmaları, sahaya çıkarken, akla gelmeyecek durumlarla karşılaşacaklarını, bütün bunlara karşın tek silahlarının, kesin olarak, soğukkanlılık ve gayret olduğunu iyice kavramış bulunmaları gerekirdi.
Anarşistlerin pankartlarla sahaya dalışlarını, önce Türk seyircilerinin bir nümayişi sanıp, sinirlenen D.Alman hakem, çok sonra gerçeği öğrenince, (bu hareketin Türkiye aleyhtarlarınca yapılmış olduğunu sonradan öğrendim…) diye, son anda raporuna şerh vermiştir.
“MİLLİYET” de Togay Bayatlı’nın, (PES DOĞRUSU!.) başlıklı yazısı:
(İsveç basını büyük manşetlerle, “DÜNYA KUPASINDA KAYBOLAN PRESTİJİMİZİ GÖTEBORG KURTARABİLİR!..” şeklinde yazılar yazarken, İsveçliler de hakemi ve UEFA müşahidini gayet iyi ağırlıyorlar. Bununla da kalmıyorlar. SEN, TARİHİ ŞAN VE ŞEREF SAYFALARIYLA DOLU FENERBAHÇELİ FUTBOLCULARI ESRAR KAÇAKÇISI DİYE HAVA ALANINDA ÖZEL ARAMAYA TABİ TUTACAKSIN.. FENERBAHÇELİ FUTBOLCULAR KAYSINLAR DİYE, MAÇ ÖNCESİ SAHAYI ISLATACAKSIN, NİLSSON GİBİ, HER AYAĞINA TOP GELİŞTE KENDİNİ YERDEN YERE ATAN BİR FUTBOLCUYU SAHAYA SÜRÜP FENERBAHÇELİLERİNE KIRMIZI KART GÖRMELERİNE SEBEP OLACAKS IN, BU ARADA, SAHADA, PLAJDA GEZER GİBİ, BİR SÜRÜ TÜRKİYE ALEYHTARI BAYRAKLI, FLAMALI ADAMIN SERBESTÇE DOLAŞMASINA NEDEN OLACAKSIN, TÜRK FUTBOLCULARININ SİNİRLERİNİ BOZACAKSIN VE BUNA FUTBOL DİYECEKSİN… OLMAZ BÖYLE ŞEY…
Maç için ise, YAZACAK BİR ŞEY YOK… BUNU GİZLİ ELLER ÖNCEDEN YAZMIŞLAR BİLE!.. Sadece yazık oldu!., diyelim ve neden İsveç’e denizdaşı bir ülkeden hakem gönderirken, bize İngiltere’den hakem yolladıkalarını soralım… ULUSLARARASI ALANDA YUMRUĞUMUZU VURMADIKÇA, SAHADA HİÇ BİR ZAMAN KAZANAMAYIZ!…)

GÖTEBORG RÖVANŞI:

İsveçliler 4 Kasım 1985 akşamı Atatürk hava alanında Gümrük Müdürünün çiçek buketiyle karşılanınca, önce bu iltifatı yadırgadılar: Ancak, ihbar nedeniyle, bir odaya götürülüp, yarım saatlik titiz arama ve yazılı beyan, akıllarını başlarına getirip keyiflerini kaçırdı. Bununla beraber, (BU NORMAL!..) dediler. Fakat, karşılamaya Fenerbahçe kulübünden kimsenin gelmeyişine üzüldüklerini belirttikten sonra, konsolosluk görevlisiyle otellerine gittiler.
Rövanş maçı, 6 Kasım Çarşamba saat 14.00 de, İnönü stadında 9,5 milyon lira ödeyen 7900 seyirci önünde İngiliz hakem George yönetiminde yapıldı. Onur’la Abdülkerim ilk maçtan cezalı, Cem’Ie Şenol sakat, Hüseyin’le Önder de rahatsız olduklarından, Fenerbahçe zor takım kurabildi:
YAŞAR – HASAN, ERDOĞAN (K), BİROL, İSMAİL – MÜJDAT, İLYAS, PESİÇ – ZAFER, SELÇUK, YÜKSEL (K.ERDOĞAN YALMAN).
Bununla beraber, çok güzel, temiz ve akıllı bir maç çıkaran zayıf takım, 62. dakikada yediği gole, pek çok fırsat kaçırdıktan sonra, İlyas’ın 65. Zafer’in de 76. dakika golleriyle karşılık vererek, 2-1 kazanmış ve böylece 1985-86 da 11.nci kez katıldığı Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nın 2. nci turunda gol averajıyle elenmiştir.
Stada Lâcivert üzerine Sarı harflerle:
WELCOME TURKEY CİVİLİSED SWEDEN!… (Türkiye’ye Hoş Geldin Medeni İsveç!.) ve:
SAİM CAN… FEDAKÂR TARAFTAR, RUHUN ŞAD, MAKAMIN CENNET OLSUN!… afişleri asılı idi.
Göteborg sahaya çıkarken seyirciler sırtlarını alana çevirip protesto gösterisinde bulundular, ısınma hareketleri yaparken de İngilizce: AİDS’Lİ GÖTEBORG!… KİMSE ONLARA YAKLAŞMASIN… YAKLAŞANLARA DA GEÇER!… diye bağırıyorlardı…
Göteborg’daki maçtan yenen 29 bin İsviçre Frangı (yaklaşık 10 milyon TL.) cezadan sonra, bu maçta da yeni bir cezaya bahane yaratmamak için, yapılan anonslarla, sahaya çöp bile atılmamış, protestolar da çok nezih şekilde olmuştur.
“HÜRRİYET” de Eyüp Karadayı’nm (BURUK SEVİNÇ!..), sayfa boyu, başlıklı yazısı:
(— Daha Göteborg gümrüğünde başlayan “ENTRİKALAR” ve Doğu Alman hakemin KOLUNU KANADINI KIRDIĞI FENERBAHÇE’ nin mağrur İsveçliler karşısında aldığı galibiyet, kuşkusuz sadece Sarı-Lâcivertliler adına değil, tüm “TÜRK ULUSU” için bir “TESELLİ” idi. SAĞ OLSUNLAR.
Fenerbahçe’nin “Gençlerle takviyeli” tertibi biraz şanslı olsaydı, maçı daha farklı kazanabilirdi. Gerçekten “MÜKEMMEL” bir hakem üçlüsünün yönetiminde başarılı futbol ortaya koydular. Yöneticilerinin, “AMAN HIRÇINLIK YAPMAYIN, ZATEN HASILAT ALAMAYACAĞIZ, ÜSTELİK UEFA’YA CEZA ÖDEMEYELİM.” ikazlarını futbolcular bir an olsun unutmadılar.
Tercüman muhabirinin, (FENERBAHÇE’Yİ NASIL BULDUNUZ?.), sorusuna İngiliz hakem:
(— TEK KELİME İLE HARİKA… HEPSİ MÜKEMMEL GENÇLER. SANIRIM ÇOK ANLAMLI BİR GALİBİYET ALDILAR.. BU GÜNÜ NE BEN UNUTABİLİRİM, NE DE ONLAR. TÜRKİYE’DEN ÇOK MUTLU OLARAK AYRILDIĞIMI HATIRLATMAK İSTERİM!) demiştir.
Bu fazla iltifatlı sözlerde, içtenlik yerine, “bade harâb-el-Basra”, UEFA nın bir taktik ve teselli parmağı yokmudur acaba!..
İtalya’nın ünlü (CORRİERA DELLA SPORT) gazetesi, ilk maçtan sonra, 26 Ekim 1985 sayısında Fenerbahçe’nin İsveç’te maruz kaldığı durumu çok sert bir dille eleştirmiştir. Gazete, UEFA nın bu olaya acele olarak el koymasına ve Hükümetleri uyarmasını istemiştir. Gazete şöyle devam etmiştir:
(FUTBOLCULAR İYİ NİYET ELÇİSİDİR-LER. DİPLOMATİK ÖNEM TAŞIRLAR. BU KİŞİLERİN ÇIRILÇIPLAK SOYUNDURUL-MASI KADAR ÇİRKİN BİR ŞEY OLAMAZ. NİTEKİM, GÖTEBORG’DA BU TİP DAVRANIŞLA KARŞILANAN BORDEAUX GALİBİ FENERBAHÇE, AĞIR YENİLGİYE BU YÜZDEN UĞRADI!..)
Bu gibi eleştiriler UEFA nın İsveçli başkanını etkilemişmidir?… Ancak, olan olmuş, Türkiye şampiyonu âdice kupadan uzaklaştırılmıştır. Gerçek budur!..
Göteborg maçı göstermiştir ki, 1985-86 larda, düşman bir dünyaya karşı, sporda Türkiye’nin tek başına mücadelesi çok güçleşmiştir, artık… İlk maçta Fransızlar Fenerbahçe’nin gücünü bilselerdi, İsveç’te yaşananlar Bordeaux’da uygulanır ve Türkiye şampiyonu’nun tur atlayıp Göteborg’a gitmesine bile imkân verilmezdi!….

FENERBAHÇE AVRUPA KUPA GALİPLERİ KUPASINDA

“Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası”, maçlarının büyük ilgi görmesi U.E.F.A. yı, 1960-61 de, Avrupa ülkelerinin kupa şampiyonları arasında da her yıl, (AVRUPA KUPA GALİPLERİ KUPASI) nı tertiplemeye yöneltmiştir.
Türkiye’de kupa şampiyonasının 1962-63 den itibaren tertiplenmesi, bu maçlara ancak 1963-64 sezonundan itibaren katılmamıza olanak verdi ve ilk katılan Türk kulübü de Fenerbahçe oldu.
Hatırlamak gerekir ki, bir kulüp aynı mevsim hem lig, hem de kupa şampiyonu olunca tercih hakkı yoktur ve şampiyon kulüpler kupasına girmeye mecburdur. Kupa şampiyonasına ise, mevsimin kupa finalisti girer.
Bir kulübün yalnız, bir şampiyonaya katılabilmesi ve F.B. nin de Türkiye ligine daha büyük önem verip, 1985-86 mevsimine kadar, 11 kez Türkiye ligi şampiyonu olarak, 11 kez (şampiyon kulüpler kupası) na katılması, Sarı-Lâcivertlilere, (kupa galipleri kupası) na yalnız 2 kez katılma olanağı verdi. Oysa, Fenerbahçe Türkiye kupasını 4 kez kazanmıştır. Hatırlamak gerekir ki, (Türkiye kupası) nın adı 1981-82 mevsiminden itibaren (Federasyon kupası) na çevrilmiştir.
Fenerbahçe, katıldığı 2 kupa galipleri kupası şampiyonasından ilki olan 1963-64 de Romanya kupa şampiyonu PETROLUL ve Kuzey irlanda şampiyonu LİNFİELD’i elemiş, Macar şampiyonu M.T.K. ya ise 3 maç sonunda elenmiştir.
İkinci katılış olan 1979-80 de ise İngiltere kupa şampiyonu ARSENAL tarafından birer yenilgi ve beraberlikten sonra elendi. Bu maçlar aşağıdadır:

RUMEN PETROLUL MAÇLARI

Avrupa kupa galipleri kupası 1963-64 mevsimi maçlarında Fenerbahçe’nin ilk tur rakibi Romanya kupa şampiyonu PETROLUL’dü.
İlk maçı, 12 Eylül 1963 gecesi, İnönü stadını dolduran büyük kalabalık önünde 4-1 kazanan Fenerbahçe, 16 Ekimde Ploeşti’deki rövanşı 1-0 kaybetmiş ve 2.tura yükselmiştir.
Yunan Cuvaras’ın yönettiği ilk maçta Rumen şampiyonu sert ve hırçındı. İlk devre gol yemedi. İkinci devre ise, Fenerbahçe’nin daha hırslı ve tekmelerden yılmayan cesur oyunu karşısında, 73. dakikada ki golüne karşı 54-70. dakikalar arası Birol, Selim, Şenol ve Nedim’in bir birinden güzel golleriyle, 4-1 yenilmekten kurtulamadı. Fenerbahçe, heyecan ve coşku ile çalkalanan İnönü stadında, AVRUPA KUPA GALİPLERİ ŞA-MPİYONASI’nı, aşağıdaki kadrosu ve mutlu bir zaferle açmış oldu:
HAZIM CANTEZ – TUNCAY BECEDEK, ÖZCAN KÖKSOY – ŞEREF HAS, ÖZER KAN-RA, A.İHSAN OKÇUOĞLU – LEFTER KÜÇÜK. (K), NEDİM DOĞAN, ŞENOL BİROL, BİROL PEKER ve SELİM SOYDAN.
Rövanş maçı için 12 Ekimde Asbaşkan Müslim Bağcılar riyasetinde, Varan otobüsüyle giden Fenerbahçe takımı, 6 Ekimde PLOEŞTİ sahasında Yunan Mihailidis’in yönettiği karşılaşmayı, 15. dakikadaki Penaltı golüyle 1-0 kaybetmiş ve averajla 2. tura yükselmiştir. Maç öncesi sahadaki skor tabelası şöyle idi: PETROLUL 5. F.B. 1 bu maçı 25 bin Rumen izlemiştir.

K.İRLANDA LİNFİELD MAÇLARI

Fenerbahçe’nin 1963-64 mevsimi kupa galipleri kupasındaki 2. tur rakibi, kuruluş yılı 1873 olan, Kuzey İrlanda şampiyonu (LİNFİELD F.AND ATH. CLUB) dü.
13 Kasım 1963 gecesi İnönü stadını 375 bin lira ödeyerek dolduran 29.650 seyircinin, kapalı tribündeki (FENERBAHÇE, BUGÜNÜN İŞİNİ YARINA BIRAKMA!.) dövizine uygun, heyecan içinde izlediği maçı, Sarı-Lâcivertli takım dinamik bir oyunla, yine son dakikalarda yediği bir gole karşı, 4 sayı ile kazandı. Ogün’ün 4. dakikada sert şutla attığı golü, Şenol 36, 53, 76. dakikalarda 4 e yükseltti.
NECMİ TANYOLAÇ, (Niçin sevinmiyoruz?.) başlıklı yazısında şöyle yakınıyor;
(Fenerbahçe, dün Britanya adaları futbolundan bir şeyler yüklü “LİNFİELD” i 4-1 yenerken de İnönü stadını dolduran mahşeri kalabalıktan gerine gerine sevinç duyan pekazdı. Hele, “PARTİ KURSALAR SEÇİM KAZANIRLAR!..” denilen Fenerbahçe seyircisinin, 4-0 galip durumda oynayan takımlarına, gol yedikleri andan itibaren küsüşü maçın başka bir hadisesiydi.)
Fenerbahçe, Linfield’le rövnaş maçını 11 Aralık 1963 .de gittiği Belfast’in Windsor Park stadında, 18 bin seyirci önünde, şişe, taş ve tekme yağmuru altında:
HAZIM – ATİLLA, İSMAİL – A.İHSAN, ÖZER, ŞEREF – OGÜN, NEDİM, ŞENOL, BİROL, AYDIN kadrosuyla yapıp 2-0 kaybetti ve averajla 3. tura geçti.
İstanbul maçında, İnönü stadına, Kuzey İrlanda yerine, yanlışlıkla, Serbest İrlanda bayrağının asılmış olmasına, gelen gazetecilerin de tahrikleriyle, çileden çıkan halk ve futbolcular, rövanş maçında Fenerbahçe’yi mutlaka yenmek havası oluşturmuşlardır.
Fenerbahçelilerin, öfkeyi gidermek için, sahaya K.İrlanda bayrağıyla çıkmak tekliflerini red edip, maç öncesi seremoni ile, sahanın tam ortasına kocaman bir bayrak dikmişlerdir. Sahaya çıkılırken yer yerinden oynamış, Fenerbahçeli futbolculara yağmur gibi, taş ve şişe fırlatılmıştır. Yaralanan Özer’le Ali İhsan sahada tedavi edildiler.
Gazeteciler, maç sonrası Fenerbahçe takımını kutlamışlar, bu şartlar altında bu kadar oynanabilir, demişlerdir. Federasyon ve kulüp deklarasyonlar yayınlamış, Fenerbahçe’den özür dilemişlerdir. Kuzey İrlanda basını da, (bu derece vahşileşmek ancak ilkel uluslara yaraşır!..) ifadesini kullanmışlardır.
Büyük bir tehlike savuşturmuş olan Sarı-Lâcivertli futbolcular, Belfast’dan ayrılınca, “çok şükür uçak yüksekten uçuyor. Buraya kadar taş ve şişe fırlatamazlar!..” diyorlardı.

MACAR KUPA ŞAMPİYONU M.T.K. MAÇLARI

Fenerbahçe’nin 1963-64 Avrupa kupa galipleri kupası 3. tur rakibi Macaristan kupa şampiyonu M.T.K. idi ve ilk maç 27 Şubat 1964 de Budapeşte de yapılacaktı.
T.H.Y. nın 40 kişilik F.27 uçağıyla, 25 Şubatta kulüp reisi Dr. İsmet Uluğ başkanlığında yola çıkan Fenerbahçe takımı, 4 saatte, kar altındaki Peşte’ye varmış ve Beke oteline yerleşmiştir.
Avusturya’lı Edward Babauçek’in yönettiği bu 27 Şubat 1964 M.T.K. maçı tatsız bir anıdır. Maç öncesi 3 Avusturyalı hakemin M.T.K. genel sekreteri Bakoş ve getirdiği artistlerle beraber Hungaria Muzikol’un bir locasında sabah 03 e kadar eğlenmeleri F.B. li yöneticiler ve Türk basın mensuplarınca yadırganmıştır.
HAZIM – ÖZCAN, İSMAİL – ŞEREF (K), ÖZER, ALİ İHSAN – OGÜN, MUSTAFA, ŞENOL, HÜSEYİN ve AYDİN tertibiyle oynanan maç hafif bir Macar üstünlüğünde geçerken, 32. dakikada Mikro Mustafa menisküs olmuş ve Fenerbahçe 10 kişi kalmıştır.
Fenerbahçe’nin defansa önem vererek oynadığı karşılaşmanın 75. dakikasında rakip bir forvetin makaslanması penaltı ile cezalandırıldı. Penaltıyı Hazım yumruklamış, ancak, Avusturyalı hakem, kalecinin yerinden oynadığını iddia edip, tekrarını işaretlemiştir. Kaptan Şerefin bu karara itiraz ederken, heyecandan hakemin ceketinin ucundan çekmesi, oyun dışı edilmesini doğurdu ve Fenerbahçe takımı 9 kişi kaldı. Tekrarlanan penaltı atışı gol olmuş ve bunu 82. dakikadaki 2. gol takip etmiştir. Fenerbahçe 9 kişi ve 2-0 yenik olarak sahadan ayrılırken 18 bin Macar tarafından uzun uzun alkışlanmıştır.
Fenerbahçe’nin bu Peşte maçı övünülecek bir mücadele örneğidir. Yer yer batak saha ve yağan kar altında takım büyük gayret harcamış ve ünlü rakibine kendi sahasında 75 dakika boyun eğmemiştir. Menisküs ile, ağır penaltı ve ihraç kararları yenilginin nedenleri oldular.
Bu maç Budapeşte radyosundan Halit Kıvanç tarafından, ilk kez olarak, naklen verilmiş ve bütün Türkiyede heyecanla izlenmiştir. Macar basını ve spor otoriteleri:
(Fenerbahçe, bir kelime ile, futbol takımı. Futbol oynayan son yıllarda bu derece teknik, dürüst ve sportmen bir başka yabancı takım görmedik..) demiş ve yazmışlar ve Mustafa’nın da masrafı kendilerine ait olarak, Buda-Peşte’de tedavisi için ısrar etmişlerdir.
Halit Kıvanç, M.T.K. maçı için şöyle yazdı:
(— EVET, FENERBAHÇE HİÇ DE MÜSTAHAK OLMADIĞI HALDE, ÇOK İYİ OYNADIĞI VE 9 KİŞİ İLE BİTİRMEK ZORUNDA KALDIĞI BU MAÇI 2-0 KAYBETMİŞTİR. AVUSTURYALI HAKEMİ ŞÜPHELİ BAKIŞLARLA, SAHADAN KAYBOLUNCA YA KADAR TAKİP EDEN MACAR SEYİRCİSİNİN MAĞLUP FENERBAHÇE’Yİ ALKIŞ SAĞANAĞINA TUTMUŞ OLMASI, M.T.K. STADINDA OYNANAN BU KUPA MAÇININ NETİCESİNİ İZAHA YETMİŞTİR. FENERBAHÇE MAÇI KAYBETTİ SADECE…)
Fenerbahçe takımı 28 Şubatta, aynı Türk uçağıyla Peşte’den Viyana’ya geçmiş, Nedimle Mustafa 29 Şubatta Wien Privat Kliniğ’de menisküs ameliyatı olmuşlardır.. Kafile aynı gün, Nedimle Mustafa da 7 Martta İstanbul’a döndüler.

3. TUR M.T.K. RÖVANŞ MAÇI

Türk futbolunun, Fenerbahçe takımıyla, Avrupa kupalarında Romanya ve Kuzey İrlanda kupa şampiyonlarını yenerek eleyip, ilk kez ulaştıkları 3. turdaki Macar şampiyonu M.T.K. maçları, yurtta bu tarihe kadar eşi görülmemiş çok büyük ilgi ve heyecan yaratmıştır. Karşılaşmalar, yine ilk kez İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya, G.Antep, Erzurum ve Kars olarak, 8 istasyondan birden yayınlanıyor ve 30 milyon Türk tarafından aynı anda ve gayet net dinlenebiliyordu.
Macaristan şampiyonuyla 6 Martta yapılacak rövanş maçı son derece de kritikti. Basın, noksan Fenerbahçe takımının maçı kazanıp kazanamayacağı ve tur şansı olup olmadığı üzerinde türlü yorumlarda bulunuyordu. Gerçekten, 3 farklı bir galibiyet bütün ülkenin özlemi idi. Çünkü, bu taktirde Fenerbahçe tur atlayacak ve bir Türk takımı, yine, tarihte ilk kez olarak, Avrupa’nın en güçlü 4 takımı arasında yer alacaktı.
2 Mart 1964 günlü “CUMHURİYET” şöyle yazmıştır:
(Fenerbahçe takımı yurda yorgun ve üzüntülü dönmüştür. İdareciler Viyana’da hastanede bıraktıkları NEDİM ve MUSTAFA ile cezalı ŞEREFin 6 Mart maçında oynayamayacağını, bu yüzden 3 farklı bir galibiyetin zor olacağını söylemişlerdir.
Dün konuştuğumuz Genel sekreter Rüştü Dağlaroğlu, rövanş maçı için, “KADER NE İSE O OLUR!..” demiş ve “M.T.K. NIN FERENÇVA-ROŞ’DAN ÇOK DAHA İYİ VE GÜÇLÜ OLDUĞUNU VE MACAR FUTBOLUNU TAM OLARAK TEMSİL ETTİĞİNİ” belirterek, “BU MAÇTA SEYİRCİMİZ, RUMEN VE LİNFİELD KARŞILAŞMALARINDA OLDUĞU GİBİ, FENERBAHÇE’Yİ ŞAHLANDIRIRSA, BELKİ NOKSAN KADROMUZ 3 FARK YAPABİLİR, AMA YİNE DE ZOR!..” şeklinde konuşmuştur.)
Macar takımı 4 Martta gelmiş ve bu yıllarda gelen her yabancı takım gibi, Perapalas’a yerleştirilmiştir. Kuru soğuk 6 Martta Yugoslav Konstantin Zeceviç’in yönettiği maçı, gece maçlarında rekor olan 34.395 biletli seyirci 441.700 lira ödeyerek izledi.
Ogün’ün henüz 6. dakikada, Aydın’ın sağdan ortasına sert plase ile, deniz tarafındaki Macar kalesine attığı gol, 2-3 farklı bir galibiyet için ümit ışığı oldu. Ancak, 15. dakikada Vasas’ın çok sert bir tabanla takımın yıldızlarından Ali İhsanı sakatlaması doğan bu ümidi çabuk söndürmüştür.
Fenerbahçe takımı 1-01 büyük çabalarla korurken, Selim’in 67. dakikadaki 2. golüyle bu çaba hırçın bir mücadeleye dönüşmüş, Macarların saldırılarını sertleştirip arttırmalarına karşın, taraftarlarının da sürekli desteğiyle coşan Fenerbahçeliler, şimdi de 3. maç kapısını açan bu 2-0 lık durumun korunması kaygı ve heyecanına kapılmışlardır Ancak hiç beklenmedik bir an ve pozisyonda 3. gol de geldi ve şöyle oldu:
Köşe gönderine kadar sokulan Aydın, sağbek Keszei ile uzunca bir cebelleşmeden sonra, çok çabuk bir dönüşle, topu kale ağzına ortaladı…..koşup bir metre havaya fırlayan Ogün, alnı ile topu Macar ağlarına taktı ve koca bir ulusu büyük özlemine kavuşturdu.
İnönü stadı bu 3. golle yerinden oynamıştır. Sanki, tribünler yıkılıyordu. Maç böyle biterse bir Türk takımı tarihte ilk kez Avrupa kupalarında yarı finali oynayacaktı. Bu, koca bir ulusun özlemi idi. Ancak, ulaşılmasına hangi kulübümüzün gücü yetebilirdi ki!… Fakat işte, hayal artık gerçek olmuştu…. Meşaleler yanıyor, maytaplar atılıyor, minderler piste fırlatılıyor, bir kısım seyirci de futbolcuları kutlamak için sahaya dalıyordu. Bazı futbolcular da, seyirciler gibi kendilerinden geçmiş, yerlere yatmıştılar. İnönü stadında kıyametler kopuyordu.
Bütün bu davranışların Fenerbahçe için zamansız ve korkunç bir hata olduğu açıktır. Ancak, tecrübesiz ve bilinçsiz seyirci ve hatta futbolcuların bu tutumlarını engellemek olanaksızdı. İlk kez yaşanan mutlu durumla ok yaydan çıkmış, herkes kendinden geçmişti, bir kez. Yugoslav hakem de şaşırmış, sahayı normale çevirmek için, sağa sola koşuyor, bir sonuç alamayınca sinirleniyordu. Hatta, haklı olarak, maçı Fenerbahçe aleyhine tatil edeceği tehdidini de savuruyordu. Kim anlar ve dinlerdi, bu kıyemet gününde!…
Nihayet hava bin zorlukla sakinleşti. Ancak Fenerbahçe için çok pahalıya mal olduktan sonra. Nitekim, M.T.K. antrenörü bu gaflet kasırgasından yararlanıp, saha kenarına çağırdığı Keszei’-ye, rahat rahat gereken talimatı vermiş ve maç, geri kalan, 14 dakika için, yeniden başlayınca, gözlerini daha da açan Macarların, canlarını dişlerine taktıkları ve sertleştikleri hemen gözlere çarpmıştır. Buna karşı Fenerbahçeli futbolcuların şuursuz hareketleri birbirini kovalıyordu…
Maç boyunca Macarları tutan iriyarı Yugoslav hakemin, 79. dakikada Şenol’un kale sahasında çelmelenip düşürülmesine göz yummasından 10 saniye sonra, sağdan Török’ün, Fenerbahçe defansının sola kaydığını görüp, kalenin sağında de-mark Bödör’e yolladığı top, bu oyuncunun kafasından rahatça ağları bulunca durum 3-1 oldu ve yarı finalistlik şansı, sıra ile Birol, İsmail, Atilla ve Hazım’ın, zincirleme yanlışları sonunda, tarafsız sahada yapılacak bir 3. maça kaldı.
Fenerbahçe’nin:
HAZIM – ATİLLA, İSMAİL – HÜSEYİN, ÖZER, ALİ İHSAN – OGÜN, BİROL, ŞENOL, SELİM ve AYDIN tertibiyle yaptığı bu tarihsel maçı bütün Türkiye, radyolardan, eşi yaşanmamış bir ilgi ve heyecanla izlemiştir. 3. gol olunca, Menemen’de AHMET ÖZYILMAZ adlı bir yüksek tahsil genci, heyecandan, hayatını kaybetmiştir.
Fenerbahçe takımı olağanüstü bir oyun ve gayretle, Türk futbol tarihinin en büyük başarısı olan, (AVRUPA KUPA GALİPLERİ KUPASI YARI FİNALİSTİ) olmak şansını, seyircisiyle beraber müşterek gafletle, elinden kaçırmıştı. Bu büyük gafletin gerçek nedeni, uluslararası organizasyonlarda böyle büyük başarılara henüz alışık olmamaktı. Aslında, Fenerbahçe kulübü, 1963 den itibaren, futbolde büyük bir aşama dönemine girmişti. Ancak, bu başarı henüz hiçbir çevrece değerlendirilmemiş bulunuyor, ilgili makamlardan da hiç bir destek görülmüyordu. Aksine, herzamanki gibi, kıskananlar vardı. Kulüp başkanının basındaki yakınmaları, bu gerçeği kanıtlıyor:
Fenerbahçe soyunma odası sevinç yerine üzüntü içinde ve bazı futbolcular ağlarken, Başkan Dr. İsmet Uluğ basma şöyle konuşuyor ve sözlerinin mutlaka yayınlanmasını rica ediyordu:
(MİLYONLARCA TÜRK’ÜN ve 10 MİLYONLARCA YABANCININ HEYECANLA İZLEDİĞİ BU ŞAMPİYONADA FENERBAHÇE’NİN AVRUPA’NIN GÖBEĞİNDE BAŞARILI OLMASI İSTENİYORSA, ONU FUTBOLCULARIYLA 12 GÜN BAŞBAŞA BIRAKSINLAR. BÜTÜN İLGİLİLERDEN BUNU TEMENNİ VE NİYAZ EDİYORUZ…. BİZ, KENDİ KENDİMİZİ YENİYORUZ!..)
Ancak, Fenerbahçe başkanı’nın bu çok anlamlı, hatta acı uyarıları da beyhude olmuştur. Başta B.T.G.M. ü olarak, ilgili ve yetkililer bu uyarılara kulaklarını tıkamış, yumuk gözlerini açmamışlardır. Aksine, aşağıda görüleceği gibi, Fenerbahçe takımı 3. maçta da inanılmaz biçimde kösteklenmiş ve dolayısıyla da Macaristan şampiyonunun işi kolaylaştırılmştır.
Tarafsız bir ülkede yapılması gereken 3. maçın 18 Mart 1964 gecesi Frankfurt’ta oynanması, 7 Martta iki kulüp yöneticileriyle UEFA müşahidi arasında kararlaştırılmışken, Alman Futbol Federasyonu buna imkân olmadığını 10 Martta bildirdi. Nedeni, Macarlara vize vermemeleriydi. Bu durumda, UEFA mn 12 Martta re’sen aldığı, (MAÇIN VİYANA’DA YAPILMASI) kararı ertesi sabah Fenerbahçe kulübüne gelince, Genel Sekreterin, iş yerinden derhal UEFA merkezine telefon ederek: (VİYANA’NIN TÜRKİYE VE MACARİSTAN İÇİN TARAFSIZ SAHA SAYILAMAYACAĞI, LÜTFEN HARİTAYA BİR GÖZ ATILMASI VE ONDAN SONRA KARAR VERİLMESİ…..), ikazını UEFA haklı bulup, 2 saat sonra, maçın Roma’da yapılacağını bildirmiştir… Akşama doğru saat 16 da da, müsabakanın, 18 Mart saat 15 de, Roma’nın Flaminio stadında oynanacağı acele telgrafla Fenerbahçe kulübüne teyit olundu.
Fenerbahçe kulübünün, 14 ve 15 Martta İzmirdeki Altınordu ve Altay Türkiye ligi maçlarının ertelenmesi isteği, Beden Terbiyesince, deplasmana beraber çıkacağı Feriköy kulübünün itirazı ve SPOR-TOTO kuponlarının basılmış olmaları nedenleriyle, ret edilmiş, sadece 2. maç ertelenmiştir. Oysa, kısa süre önce Galatasaray kulübünün Ferençvaroş maçı için aynı şekilde isteğini B.T.G.M. lüğü kabul etmiş ve 2 İZMİR maçını birden ertelemişti.
Bu red kararma Fenerbahçe kulübünün itirazı da sonuçsuz kalınca, 13 Martta çok zor koşullar altında İzmir’e giden ve 14 Martta Cezmi Başar’m yönettiği Altınordu maçını, penaltı ve ofsayt golleriyle, 2-1 kaybedip, 15 Martta İstanbula dönen takım, 16 Martta Air France uçağıyla bin zorlukla Roma’ya hareket edebilmiştir. Bu günlerde Türk halkına yapılan zulüm, Kıbrıs hükümetine bir ültimatom yollanmasını gerektirmiş, öğrenci gösterileri de başlamıştı. Fenerbahçeli 4 asker futbolcuya, son anda, Devlet Bakanı Malik Yo-laç’ın şahsi kefaletiyle, 3 gün izin alınabilmiş ve hiç bir yönden iyi durumda olmayan kafile, İsmet Uluğ başkanlığında vardığı Roma’da stad yakınındaki Ritz oteline yerleşmiştir.
İtalyan Janni’nin yönettiği 18 Mart 1964 Roma maçı, iki takımın son derece temkinli davranışları ve ağır bir tempoda sürerken, Aydın’ın 21. dakikada bir şutu direkten döndü ve ilk devre golsüz bitti. Macarlar ikinci devre sert oyuna yönelmişler ve 86. dakikada Bödör’ün 20 adımdan şutunu yatarak önleyen Hazım’ın elinden kayan topu Kuti’nin kaleye atmasıyla maçı 1-0 kazanıp yarıfinale yükselmişlerdir. Bin kadar seyircinin tümünün Fenerbahçe’yi tutmakta olmasından, bu gol sessizlikle karşılanmış ve çok yorgun takım, sahayı bitkin halde ve kısmen de ağlayarak terk etmiştir.
Maçı bütün radyo istasyonları naklen vermiş ve heyecanla izlenmiştir. Zaten, bu tarihe kadar, hiçbir spor teması Türkiye sınırları içinde 27 Şubat 1964 de Budapeşte, 6 Martta Istanbu ve 18 Martta da Roma’daki bu 3 Fenerbahçe-M.T.K. çeyrek final kupa maçları kadar ilgi toplama-mıştır.
Fenerbahçe bu 3. maçı, Hüseyin’in yerine, cezası biten kaptan Şeref Has olarak, 6 Mart İstanbul maçı kadrosuyla oynadı.
Türkiye ligininin 34 maçlık 1963-64 mevsiminin çok dinamik ve fırtına takımı Fenerbahçe’nin, çeyrek finalin 3. maçına kulüp başkanının uyarı ve ricalarına rağmen, yorgun ve moralsiz çıkarılması, Türk futbolunu, eşiğine kadar gelinen ve bir daha pek kolay ele geçirilemeyecek eşsiz bir başarıdan etmiştir.
B.T.G.M. lüğünce kösteklenen yorgun Fenerbahçe’nin elinden çeyrek finalde tesadüfen kurtulabilen M.T.K. nın, yarı finalde Iskoçya’nın Çeltic takımını 4-0 la elemesi ve finali, Portekiz’in Sporting takımına karşı, 3-3 beraberlikten sonra, ancak 1-0 la kaybetmesi Avrupa Kupa Galipleri şampiyonasında heba edilen şansımızın doğurduğu üzüntüyü daha da derinleştirmiştir.
M.T.K. maçları bir kez daha kanıtlamıştır ki, Fenerbahçe kulübü sporun ehliyetsiz ellerde kaldığı dönemlerde, en kritik durumlarda bile, Teş-kilîtan gerekli yardım ve desteği görmekten hep uzakta kalmış, aksine çok kez kösteklenmek bahtsızlıklarına uğramıştır. Bu tarihsel acı gerçek üzerine, her fırsatta parmak basmak zorunludur.
Fenerbahçe, 7 maç yaptığı 1963-64 Avrupa Kupa Galipleri Kupasında Romanya, Kuzey İrlanda ve Macaristan şampiyonlarına karşı 4-1, 4-1 ve 3-1 gibi 3 galibiyet ve 1-0, 2-0, 2-0 ve 1-0 gibi sonuçlarla da 4 yenilgi almış ve 9 a karşı 11 gol atmıştır.
“Milliyet” gazetesi Macar maçlarının mali por-tesiyle Fenerbahçe’nin para durumu hakkında şu bilgiyi vermiştir:
(M.T.K. maçları 329 bin lira gelir sağladı. Budapeşte seyahati 50, Roma 60 bine mal oldu. Böylece kazanç 219 bin liradır. Bu suretle Fenerbahçe’nin borcu da780 bin liraya düştü. Bunun da büyük kısmı üyeleredir.)

İNGİLTERE KUPA ŞAMPİYONU ARSENAL MAÇLARI

Fenerbahçe kulübü, 1963-64 mevsiminden ayrı olarak, 1967-68, 1973-74, 1978-79 ve 1982-83 mevsimlerinde de Türkiye (Federasyon) kupası-şampiyonu olarak, müteakip mevsimlerin Avrupa Kupa Galipleri şampiyonasına katılmak hakkını kazanmıştır. Ancak, bunlardan ilk ikisi ile son mevsimde, aynı zamanda lig şampiyonluklarını da kazandığı ve şampiyon kulüpler kupasına katıldığı için, kupa galipleri şampiyonasında 2. kez 1979-80 mevsiminde yer aldı.

Fenerbahçe’nin bu şampiyonadaki rakibi İngiltere kupa şampiyonu ARSENAL’di ve ilk maç 19 Eylül 1979 da Londra’da Highbury stadında 2-0 kaybedildi.
Kulüp reisi Faruk Ilgaz başkanlığında gidilen ve 60 bin seyircinin izlediği bu maçta Fenerbahçe, form üzerindeki şöhretli rakibine iyi dayanmış ve 29 ile 87. dakika golleriyle yenilirken, kaleci Adem bir de penaltı kurtarmıştır. DoğuAlman hakem Kirschen’in 44. dakikada verdiği bu cezayı, (PENALTI KRALI) Unvanına sahip ve 3 milyon dolarla dünyanın en pahalı futbolcusu olan ünlü BRADY kullanmış, ancak ADEM, mükemmel bir refleksle, topu çelip uzun süre alkışlanmıştır.
Fenerbahçe’nin 19 Eylül 1979 da HİGHBURY stadında ARSENAL’e karşı oynayan kadrosu şudur:
ADEM İBRAHİMOĞLU – EMİN İLHAN, CEM PAMİROĞLU, EROL TOGAY, YENAL KAÇIRA – YAŞAR YİĞİT (TUNA GÜNEYSU), ŞEVKİ ŞENLEN, ÖNDER MUSTAFAOĞLU (K) – ZAFER GÖNCÜLER, RAŞİT ÇETİNER ve A.KEMAL DENİZCİ.
Arsenal, bu maçın 3 Ekimdeki rövanşı için, 2 Ekimde 44 kişilik kafile ve 75 gazeteci ile İstanbul’a geldi ve Tarabya oteline indi.
Maç, güzel giden havanın birkaç saat önce sürekli yağmura dönüşmesinden, İnönü stadında 2 milyon 480 bin lira ödeyen 20.571 seyirci önünde oynanmış ve 0-0 sonuçlanınca Fenerbahçe 1979-80 kupasından elenmiştir. Bu maçta Arsenal pek başarılı olamazken, Fenerbahçe de şuurlu oyun ve dirilikten çok uzaktı.
Karşılaşmayı Sarı-Lâcivertli kulübün davetlisi olarak gelip, izleyen FİFA eski başkanı STANLEY ROUS Milliyet gazetesi muhabirine:
(İngiltere’de izlediğim Fenerbahçe, iyi bir defans uygulaması içinde kontrataklarla başabaş bir oyun çıkarmıştı. Bu nedenle, İstanbul maçının Arsenal için tehlikeli ve 2-0 ı da az görmüştüm. Ne yazık ki Fenerbahçe’yi İstanbulda tanıyamadım. Hücumlar plânsız olduğundan gol yapamadı. Akıllı bir forvet, büyük gedikler veren Arsenal’ı güç durumlara sokar ve goller atardı. Her iki takıma da ileride düzelmeleri dileklerimi iletirim.) demiştir.

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 1

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 2

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 3

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 4

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 5

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 6

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 7

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 9

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 10

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 11

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 12

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 13

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 14

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 15

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 16

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 17

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 18

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 19

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 20

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 21

Written by kesinofsayt

20 Haziran 2012 at 14:19

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,