FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Archive for Eylül 2012

FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 14

leave a comment »

FENERBAHÇE VE MİLLİ TAKIM

FİFA’ya kabul edilmemiz ve milli takım kurma yıllarının Fenerbahçe futbolunun güçlü ve üstün bir dönemine rastlaması Sarı-Lacivertli Kulüp ve Türk sporu için mutluluk olmuştur.

Osmanlı İmparatorluğu yeni çökmüş ve bunu Mütareke ve İşgal felaketleri izlemiştir. Sınırları “MİLLİ MİSAK” ile çizilen son yurt parçasını kurtarmak için, Büyük Ata’nın öncülüğünde “MİLLİ KAHRAMAN”larca girişilen “MİLLİ KURTULUŞ” savaşı, galeyan içindeki Türk ulusunun “MİLLİ DUYGU’Marını körükler ve Fenerbahçe futbolü de işgalci mağrur düşman takımlarını ard arda hezimetlere uğratırken, böyle bir dönemde ilk kez duyulan “MİLLİ TAKİM” sözü, kutsal anlamlar saçarak gönüllere yerleşiyordu…

Önce deney amacıyla Kulüplerce, sonra da T.İ.C.İ. tarafından resmen kurulan AY-YILDIZLI bakımların büyük çoğunlukla Fenerbahçeli gençlerden oluşması, halk arasında hoşnutluk yarattı. Futbol kısa sürede sevildi ve “MİLLİ TAKIM” denince, artık bu gönül okşayıcı sözürı yanı sıra, akla hemen Fenerbahçe gelmeye başladı. Bu nedenle MİLLİ TAKIM ve FENERBAHÇE kaderin 65 yıldır kaynaştırdığı öyle iki manevi kudrettir ki, bunları birbirinden ayırmak olanaksızdır.

Deney için, ilk milli takım aday kadroları 1922 yılı Nisan sonunda, Kulüpler tarafından seçilen Fenerbahçe ve Galatasaray genel kaptanları Hasan Kâmil (Sporel), Yusuf Ziya (Öniş) ve Anadolu Kulübü Reisi Burhanettin (Felek) beylerden kurulu bir komitece tesbit olunmuştur. Takımın antrenörü Ali Sami (Yen) beydir.

Bu heyetin kurduğu ilk aday kadro ilk maçını, 15 Haziran 1922 de Taksim stadında İşgal Ordusundan bir İngiliz takımı ile yapıp 3-1 kazandı. Bu ilk kadro:

Nedim KALECİ (Altınordu) – Hasan Kâmil Sporel (F.B.), Siret EKMEKÇİOĞLU (G.S.) -EDİP OSSA (G.S.) – İsmet Uluğ (F.B.) – Refik Osman Top (F.B.) – Sabih ARCA (F.B.), Nihat BEK-DİK (G.S.), Zeki SPOREL (F.B.), Arif (SLY), Sadi KARSAN (G.S.)dan oluşmuştur. İngiliz santrafo-run D.25 deki golüne Nihat’ın 10, Zeki’nin de 17 ve 68. dakika golleriyle cevap verildi.

Milli takım adayları, daha sonra 19 Haziraıı’-da yine İngilizleri 9/1, 22 Haziranda Ermeni karmasını 5/0, 2 Temmuzda yine İngilizleri 4-0 yenmişlerdir. Takımın forması, beyaz şort ile göğsü kırmızı bandlı beyaz faniladır.

Yukardaki maçlardan 9/1 ilk karşılaşmayı, ertesi 20.6.1922 günlü, yanı İstanbul’un düşman işgali altında olduğu ve Yunan ordusunun da Afyon ve Eskişehir yörelerinde bulunduğu bir dönemde, günlük ve politik AKŞAM Gazetisi: (STADYUMDA TÜRK’LERİN ŞEREFLİ BİR GALEBESİ), (MİLLİ TAKIM DÜN AKŞAM ECNEBİLERİ 9 GOLLE YENDİ), başlıkları altında şöyle yazmıştır:

(BU BİR MAÇ DEĞİL, TAHTA PARMAKLIKLARIN ARKASINDA DİZİLEREK SİNSİ SİNSİ GOL BEKLEYEN VE GOL OLMADIKÇA HEYECANDAN TIRNAKLARINI YİYEN “PERA VE TATAVLA” ŞAMPİYONLARI İÇİN ACI BİR DERS VE İBRETTİ.

DÜNKÜ MAÇTA, BİLHASSA ZEKİ VE ALAEDDİN BEYLER, AHENK VE TESANÜT-LERİYLE, DAİMA İSABETLİ PASLARI VE AKINLARIYLA, CESARET, AZİM VE BE-HEMHAL GALEBE ÇALMAK İÇİN GÖSTERDİKLERİ GAYRET, FEDAKÂRLIK VE İYİNİ-YETLERİYLE BİHAKKIN TEMAYÜZ ETTİLER. MİLLÎ SPORA ŞEREF VEREN BU TAKIMLA TÜRKLER İFTİHAR EDEBİLİR.

…..2.HAFTAYIMDA MİLLİ TAKIMIN HÜCUM HATTI BİR FUTBOL ŞAHESERİ YARATTI, DENİLECEK DERECEDE MÜKEMMELDİ. DİYEBİLİRİZ Kİ, TAKIMIMIZ BÜTÜN OYUN KABİLİYETİNİ, BÜTÜN MAHARETİNİ, TÜRK’LÜKTE FUTBOLUN NE OLr DUĞUNU VE OLABİLECEĞİNİ GÖSTERDİ. SANKİ O PARMAKLIKLAR ARASINA DİZİLİ RUMLARA, TÜRK FUTBOLCULUĞU HAKKINDA BİR FİKİR, HAYIR BİR FİKİR DEĞİL, BİR DERS VERME MAKSADIYLA ORAYA GELMİŞLER GİBİ, DİKKATLE, İTİNA İLE, KÂH ŞİDDET, KÂH HİLM İLE, BA-ZAN SERT, BAZAN MÜSTEHZİ HASIM GRUBA GÖZ AÇTIRMADI, NEFES ALDIRMADI. HEPSİNİ ADİ BİR KUKLA GİBİ OYNATTI, YORDU, BEZDİRDİ VE BİRBİRİ ARDI SIRA, KİMİSİNİ şiddetle* KİMİSİNİ KALENİN AĞLARINA KADAR İÇERİ GİREREK, KİMİSİNİ KAFA VURUŞLARIYLA bir birinden güzel 9 ŞAHANE GOL ATARAK, HASIM TAKIMIN O KENDİNE ÇOK GÜVENEN KALECİSİNİ İNİM İNİM İNLETTİ…)

Bu maçta İngiliz takımında PERA ve Ermeni karma takımının kaptanları da yer almışlardı. Milli takım aday kadrosu 6 sı Fenerbahçe ve 5 i de 5 değişik kulüpten olarak şöyle kurulmuştur:

Nedim (A.O.) – Orhan Öktem (Siy.), Sadi Çoban (HİLAL) – Ekrem BAŞARAN (ANADOLU), İsmet (F.B.), Refik Osman Top (F.B.) – Sabih (F.B.), Alaaddin (F.B.), Zeki (F.B.), Ömer Tanyeri (F.B.) ve Sadi (G.S.).

İngiliz golü ilk dakikalarda atılmış, 9 Türk golünden (5) ini Zeki kaydetmiştir.

Resmen milli takım kurmak için ise, T.İ.C.İ. tarihte ilk kez 18 Ocak 1923 de yurdun en seçkin 17 futbolcusunu basın aracılığıyla davet etmiştir. Bu 17 futbolcudan Nihat BEKDİK, Edip OSSA, Rüştü ERKUŞ (Galatasaray), Nedim KALECİ, Refik Osman Top, Badi Şükrü (Altınordu), Sadi ÇOBAN (Hilâl) ve Hüsnü ERCİYES (Süleyma-niye) olarak, 8 i dört kulübe mensupturlar. Geri kalan 9 futbolcunun tamamı ise Fenerbahçe’lidir. Bunlar da; Şekip KULAKSIZOĞLU, H.KÂMİL SPOREL, Cafer ÇAĞATAY, İsmet ULUĞ, Kadri GÖKTULGA, Bedri GÜRSOY, Zeki SPOREL, Alaaddin BAYDAR ve Sabih ARCA’dır. İşaretlemek gerekir ki, bu tarihsel çağrının, 9 Fenerbahçeli dışındaki, 8 elemandan Refik Osman ile Hüsnü de, bu çağrı tarihinden henüz birkaç ay önceye kadar, onlar da Fenerbahçe formasını taşıyorlardı.

T.İ.C.İ. tarafından resmen ilk kez kurulan milli takım aday kadrosu ilk hazırlık maçını 18 Mart 1923 Pazar günü Taksim stadında İşgal ordusundan İngiliz topçu birlikleri takımıyla yaptı. Çekoslovak Kratky’nin yönettiği maçı aday kadro beyaz pantalon ve yeşil forma ile, şu teritpte oynadı:

Nedim-Cafer, Refık-İbrahim Kelle, Dr. İsmet, Edip-Sabih, Alaaddin, Zeki (K), Necip Şahin, Bedri.

15. dakikada Aladdin’in, sevinçten yüzlerce fesi havalarda uçurtan ilk şahane golünden sonra, maç oldukça sertleşmiş ve milli takım Alaaddin (4), Zeki (2) ve Necip’in sayılarıyla sahadan 7-0 galip ayrılmıştır. Bu takında 6 futbolcu F.B.li, 3 Altınordu’lu, Edip ile Necip de G.S.lıdır.

Romanya ile karşılaşan ilk milli takımın 7, ilk olimpiyatlar 11 inin 6 futbolcusunun Fenerbahçeli olmaları, ilk milli galibiyetlerimiz olan Haziran 1924 deki Kuzey turnesinde 1987 de hala rekor olan tüm gollerin, başta Zeki Sporel olarak, Sarı-Lacivertlilerce atılmaları da Fenerbahçe’ye milli takım konusunda, daha kuruluş döneminde mutlu bir önderlik kazandırmıştır.

Fenerbahçe’nin ay-yıldızlı takımdaki bu öncülük ve üstünlüğü aralıksız sürüyor. Verdiği futbolcu ve takım kaptanı sayısı, atılan göllerdeki üstünlük ve hala kınlamayan sayı rekorları ve galibi-yetlerdeki oramlu etkileriyle, Fenerbahçe, milli takım konusundaki tarihsel üstünlüğünü 60 ı aşkın yıldır koruyor. Başlıca rakipleriyle mukayeseli olarak aşağıda sunulan rakamlar bu gerçeğin kanıtlarıdır:

Milli takım, ilk maçı olan 26.10.1923 deki 2-2 lik Romanya karşılaşmasından 12 Kasım 1986 daki 0-0 lık K.İrlanda beraberliğine kadar, 63 yılda 48 ülkeye karşı 235 maç yaptı. A kadrolarıyla yapılan ve 70 i galibiyet, 49 u beraberlik ve 116 sı da yenilgi ile sonuçlanan bu 235 maçta 429 a karşı da 276 gol kaydedildi.

Yapılan 235 maçta 54 kulübe mensup 394 futbolcu toplam 2913 kez yer aldılar. Bu 394 futbolcudan 103 ü Fenerbahçelidir ve toplam 818 kez Ay-Yıldızlı takımda yer almışlardır. Bu sayı Fenerbahçe’nin tek başına A milli takımına eleman verme payının % 36 olduğunu gösterir. 80 Galatasaraylı 752 kez, 68 Beşiktaşlı 356 kez ve 23 Trabzon-sporlu da 193 kez milli takımda yer aldılar. Şurasını kaydetmek gerekir ki, Fenerbahçe, 1924-80 yılları arasında, ya teşkilatla anlaşmazlıklara düştüğü veya o tarihlerde Avrupa kupalarında maçları bulunduğu için, 9 milli maça eleman vermemiştir. G.S.da 6 maça eleman vermedi. Görülüyor ki, A milli takımına en çok eleman veren Kulüp Fenerbahçe’dir. 103 F.B.li milli formayı, Fenerbahçe mensubu olarak, ilk giyiş yıllarıyla ve sıra ile şunlardır:

Hasan Kâmil Sporel, Zeki Sporel, Cafer Çağatay, Dr. İsmet Uluğ, Alaaddin Baydar, Sabih Arca ve Dr. Bedri Gürsoy (1923), Kadri Göktulga (1924), Hamit Akbay (1925), Bekir Rafet Teker, Cevat Sayit ve Sadi Çoban (1927), Fikret Arıcan, Muzaffer Çizer ve Niyazi Sel (1931), M.Reşat Nayır ve Hüsamettin Böke (1932), Yaşar Alpaslan (1936), Cihat Arman, Murat Alyüz, Fikret Kırcan, Salahaddin Torkal, Erol Keskin, Lefter Küçük, Halit Deringör ve Ahmet Erol (1948), Erdal Kocaçimen (1949), M.Ali Has ve Kâmil Ekin (1950), Müzdat Yetkiner (1951), Feridun Buğeker, Burhan Sargın, Akgün Kaçmaz (1953), Basri Dirimlili, Şükrü Ersoy, Naci Erdem ve Nedim Günar (1954), Necdet Çoruh, Can Bartu, Şeref Has, Ergün Öztuna (1956), Özcan Arkoç (1958), Mikro Mustafa Güven (1959), İsmail Kurt, Hilmi Kiremitçi ve Kadri Aytaç (1960), Osman Göktan (1961), Yüksel Gündüz, Selim Soydan ve Tuncay Becedek (1962), Özer Kanra, Nedim Doğan, Şenol Birol, Birol Pek el ve Aydın Yelken (1963), Şükrü Birand, Ziya Şengül, Ali İhsan Okçuoğlu, Ogün Altıparmak (1964), Özcan Köksoy, Ali Filibeli ve Yaşar Mumcu (1965), Ercan Aktuna ve Yılmaz Şen (1966), Abdullah Çevrim (1967), Yavuz Şimşek ve Osman Arpacıoğlu (1971), Fuat Saner (1972), Cemil Turan, Cevher Özer, Alpaslan Eratlı, Salahaddin Karasu ve Timuçin Çuğ (1973), Zafer Göncüler, Sabahaddin Erboğa ve Engin Verel (1975), Nevruz Şerif (1976), Aydın Çelik, Cem Pamiroğlu ve Önder Mustafa-oğlu (1977), Coşkun Demirbakan, Şevki Şenlen, Ali Kemal Denizci ve Raşit Çetiner (1978), Tuna Güneysu ve Erol Togay (1979), Onur Kayador, Sedat Karaoğlu ve Bahtiyar Yorulmaz (1980), Mustafa Arabacıbaşı, Yaşar Duran, Selçuk Yula ve İsa Ertürk (1981), Arif Kocabıyık, Osman Denizci ve Erdoğan Arıca (1982), îlyas Tüfekçi (1983), K.MÜZDAT YETKİNER, HÜSEYİN ÇAKIROGLU, İsmail Kartal ve Abdülkerim Durmaz (1984), Şenol Çorlu ve Hasan Özdemir (1985).

MADALYA KAZANAN FENERBAHÇELİLER

Futbol Federasyonu, 1960 yılında, 50 kez milli olan futbolcuyu (Altın), 25 kez milli olanı da (Gümüş) madalya ile ödüllendirme kararı aldı. Türk futbolunda 50 kez milli olup altın madalya kazanan ilk futbolcu Fenerbahçeli Lefter’dir ve bu büyük şerefe 1963 yılında ulaşmıştır. Lefter, aynı zamanda milli formayı en uzun süre giyen Türk fut-bolcusudur. Bu süre, onun ilk milli maçı olan ve ilk de gol attığı 23 Nisan 1948 de Atina’da 3-1 kazanılan Yunan maçından, Ankara da 9 Ekim 1963 de 0-0 beraberlikle sonuçlanan Romanya karşılaşmasına kadar 16 yıldır.

Lefter’den sonra altın madalya kazanan 2. Fenerbahçeli Cemil Turan’dır. Cemil ilk milli maçı olan 6.11.1967 deki Bulgar gençler maçından, 5.10.1978 de Ankaradaki Rusya maçına kadar 11 yılda 54 kez milli oldu. Cemil bu 54 maçtan 18 ini İstanbulsporda iken değişik kategorilerde oynamış, Fenerbahçe mensubu olarak da 36 A kategorisi maçında yer almıştır.

Fenerbahçe’nin acar futbolcusu Şeref Has, ne yazık ki 28.11.1967 de Kaptan olarak yer aldığı Dacca’da 7/4 kazanılan Pakistan maçında menis-küs olmuş ve uzun tedavi ve ameliyatta rağmen iyileşemeyip milli takıma 44 maçtan sonra veda-ya mecbur kalmıştır. Şeref bu maçlardan ilk 2 sini Beyoğluspor’da iken genç milli takımda, 42 maçı da, Fenerbahçeli olarak, 3 ü B, 39 u da A milli takımda yapmıştır. Bu nedenle, layık olduğu altın madalyaya kavuşamayan milli takım ve Fenerbahçe’nin kıymettar kaptanı Şeref Has gümüş madalya kazananların en başında yer alır.

Diğer gümüş madalya kazananlar, yine Fenerbahçe Kulübü mensubu iken katıldıkları milli maç sayılarıyla beraber şunlardır:

Naci Erdem 30, Ercan 27, Basri 25, Ogün 24, Can ve Cem 23 er, Alpaslan 22, Ziya ile Selçuk 21 er, Büyük Müzdat, Engin, Yılmaz ve Erdoğan 17 şer….. Bu sayılanlar arasında maç sayıları 25 den az olanların, diğer kulüpler veya kategorilerdeki maçlarıyla 25 limitini aşmış oldukları hatırlanmalıdır. Örneğin Cem, diğer kategoriler maçlarıyla beraber, Fenerbahçe de 45 kez milli olmuştur. Selçuk’un, diğer kategorilerle beraber millilik sayısı 42, Ogün’ün de 40 dır. 25 den fazla maç yapanlar listesinde de Ercan 32, Basri 30, Can 28 kez milli oldu. Bu nedenle, tekrarlamak gerekir ki, temel aldığımız sayılar, futbolcuların Fenerbahçe Kulübü mensubu iken ve sadece A milli takımında yaptıkları maçları göstermektedir.

Yukardakiler dışındaki futbolcuların, Fenerbahçeli olarak, katıldıkları A takımları milli maç sayıları şöyledir:

Zeki ve Alaaddin 16 şar, Mehmet Ali, Şükrü Bi-rant, 15 er, îlyas 14, Dr. Bedri 12, Dr. İsmet, Osman Arpacıoğlu ve Abdülkerim 11 er, Kadri Gök-tulga, Erol Keskin ve Kaleci Yaşar 10 ar, Sabih, Kaleci Cihat, İsmail Kurt ve Nedim Doğan 9 ar, Fikret Arıcan, Fikret Kırcan, Salahaddin Torkal, Burha, önder Mustafaoğlu ve Küçük Müzdat Yet-kiner 8 er, Cafer Çağatay 7, Aydın Yelkenci, Onur, Hüseyin Çakıroğlu, Arif ve Şenol Çorlu 6 şar, Ce-vat, Niyazi Sel, Ahmet, Halit, Feridun ve Sabahattin 5 şer, M.Reşat Nayır, Murat, Kaleci Özcan Arkoç, Hilmi Kiremitçi, Birol Pekel, Osman Gök-tan, Abdullah Çevrim ve İsmail Kartal 4 er, Kaleci Şükrü, Selim, Ali İhsan, Zafer Göncüler, Şenol Birol, Yaşar Mumcu, Tuna, Erol Togay, Fuat ve Hasan Özdemir 3 er, Bekir, Yaşar Alpaslan, Muzaffer, Kâmil, Nedin Günar, Kadri Aytaç, Necdet, Şevki, Ali Kemal, Coşkun ve Bahtiyar 2 şer, Hasan Kâmil, Hamit, Sadi, Hüsamettin, Erdal, Akgün, Mustafa Güven, Özcan Köksoy, Özer Kanra, Ali Filibeli, İsa, Ergun, Yüksel Gündüz, Tuncay, Timuçin, Kaleci Yavuz, Nevruz, Aydın Çelik, Cevher, Mustafa Arabacıbaşı, Raşit Çetiner, Salahattin Karasu, Osman Denizci ve Sedat Karaoğlu birer maç.

A MİLLİ TAKIM GOLCÜLERİ

milli takımının 26 Ekim 1923 den 1986 yılı sonuna kadar yaptığı 235 maçta attığı 275 golden 4 ünü serbest irlanda, Rusya, Bulgar ve Suudi Arabistan defansları kendi kalelerine, geri kalan 271 ini de 28 kulüpten 109 futbolcu kaydetti.

Bu 271 golden 108 i 27 Fenerbahçeli, 64 ü 26 Galatasaraylı 29 u 15 Beşiktaşlı, 7 si de 4 Trab-zonsporlu futbolcu tarafından atılmış, geri kalan 63 golü de 24 Kulüpten 27 futbolcu kaydetmiştir. Böylece, A milli takımının tüm gollerinden % 40 ı Fenerbahçeliler tarafından atılmış bulunuyor. Gol atmada G.S.ın payı % 23, Beşiktaş’ın % 11, Trab-zonspor’un % 3, 24 değişik kulübün de °/o 23 dür. Fenerbahçe’nin gol konusunda da baş sırayı tutması futboldaki golcülük vasfının açık kanıtıdır. A milli takımının 108 sayısını yapan 27 F.B.li, yaptıkları gollerle beraber şunlardır:

Lefter 21, Cemil 16, Zeki 15, Burhan ve Ogün 7 şer, Can ve İlyas 5 er, Selçuk 4, Sabih ve Osman Arpacıoğlu 3 er, Fikret Arıcan, Fikret Kırcan, Ha-lit, Aydın Yelken ve Ziya 2 şer, Bekir, Alaaddin, Bedri, Niyazi, Erol Keskin, Ergün, Şeref, Nedim Doğan, Alpaslan, Önder, Arif ve Onur birer gol…

Hatırlamak gerekir ki, bu 108 gol futbolcuların Fenerbahçe Kulübüne mensup iken ve yalnız A milli takımında attıkları gollerdir. Örneğin, Lefter 21 golü de Fenerbahçe mensubu olarak atarken, Cemil Turan, İstanbulsporda iken de A takımında 3 gol atmıştı ve yaptığı goller, 16 sı F.B. ve 3 ü de îstanbulspor da olarak, gerçekte 19 dur. Aynı surette, Fenerbahçe forması altında 5 gol atan Can, îtalyada oynarken de bir gol atmıştı. Bir gol atan Bekir’in de Almanya’nın Phönix takımında oynarken, Paris olimpiyatlarında çeklere attığı 2 golle milli takımda kaydettiği gol sayısı gerçekte 3 dür.

A milli takımında 21 golle rekortmen Lefter, 28.10.1950 de, İsrail’den ayrı olarak, aynı gün Ankara’da Mısır’a karşı çıkan bir diğer milli kadroda da bir gol atmıştır. Böylece, Lefter’in milli forma altında yaptığı gol sayısı 22 dir.

Lefter ve Cemil’den sonra milli takımda en çok gol atan 3. futbolcu G.S.lı Metin Oktay’dır. Metin, G.S. mensubu olarak 33 maça girip 17 gol atmıştır. Palermo takımında oynarken yaptığı 2 maç ve 2 golle, 35 kez yer almış ve 19 gol atmıştır…..

MİLLİ TAKIM KAPTANLARI

A milli takımında 1923 den 13 Kasım 1986 ya kadar, 63 yılda 45 kaptan görev aldı. Bunlardan Naci Erdem hem F.B., hemde G.S.da, Erdoğan Arıca da, yine Fenerbahçe’den sonra 1 kez de Di-yarbakırspor’da iken milli takımda kaptanlık ettiler.

Bu 45 kaptandan 18 i F.B., 16 sı G.S., 5 i B.J.K. ve 6 sı da 5 değişik kulüptendir. Fenerbahçeli Kaptanları

Hasan Kâmil, Zeki, Cihat, Fikret Kırcan, Müz-dat, Lefter, Naci Erdem, Şeref, Ogün, Ercan, Can, Ziya, Cemil, Onur, Cem, İlyâs, Selçuk ve Erdoğan Arıca dır.

Galatasaraylılar ise: Nihat Bekdik, Kemal Rıfat Kalpakçıoğlu, Gündüz Kılıç, Muzaffer Tokaç, Naci Özkaya, Hırgay Şeren, Ahmet Berman, Metin Oktay, Tklat Özkarslı, Ayhan Elmastaşoğlu, Muzaffer Sipahi, yasin Özdenak, Fatih Terim, Ra-şit Çetiner ve Yusuf Altıntaş’tır. 5 Beşiktaşlı, Hüsnü Savman, Dr. Vedii Tosuncuk, Özcan Arkoç, Sabri Dino ve Sanlı Sarıalioğlu, diğer 6 kaptan da PHÖNİX’li Bekir Teker, Göztepeli Ali Artuner, Eskişehirsporlu İsmail Arıca, Trabzonspor’lu Şenol Güneş ile Tuncay Soyak ve Bursasporlu Sedat Özden’dir.

F.B. NİN MİLLİ TAKIMDAKİ REKORLARI

Fenerbahçe futbolu, milli takım konusunda ulaşılması ve kırılması çok zor, hatta bir kısmı olanaksız rekor ve özelliklere sahiptir. Bunlardan hemen hatıra gelenleri şöyle sıralamak mümkündür.

1- Fenerbahçe Spor Kulübü Ay-Yıldızlı takıma 26 Ekim 1923 deki ilk maçta 7 futbolcu vererek futbol tarihimizde ölümsüz bir şerefin sahibi oldu. Bu futbolcular H. Kamil Sporel (K), Cafet Çağatay, Dr. İsmet Uluğ, Sabilı Arca, Alaaddin Bay-dar, Zeki Sporel ve Dr. Bedri Gürsoy’dur.

2- Katıldığımız ilk olimpiyatlarda, 25 Mayıs 1924 günü Paris’te milli maç yapan takımın 6 elemanı Fenerbahçelidir. Bunlar da Cafer, Kadri Göktulga, İsmet, Alaaddin, Zeki ve Bedri’dir.

3- Milli takımın 26.10.1923 deki yukarıdaki ilk maçın kaptanı Fenerbahçeli Hasan Kâmil Sporel’dir. Ayrıca, 1986 yılı sonuna kadar milli takıma en çok kaptan veren kulüp 18 ile yine Fenerbahçe’dir.

4- Milli takımın ilk golcüsü, ilk maçta Romanya’ya attığı 2 gol ile Fenerbahçeli Zeki Sporel’dir.

5- 63 yıldır, bir milli maçta en çok gol atan Türk futbolcusu 4 sayı ile Fenerbahçeli Zeki Sporel’dir. Zeki Sporel bu 4 golü 17 Haziran 1924 de Helsinki’de 4-2 kazanılan maçta Finlandiya milli takımına attı. Bu rekor 63 yıldır ne kırılmış ve ne de egale edilebilmiştir.

6- Katıldığı 16 milli maçta attığı 15 golle, Zeki Sporel her maçta ortalama 0.94 golle kırılması çok güç diğer bir rekorun da, yarım yüz yılı aşkın bir süredir, sahibi bulunuyor…. Bu nisbet 50 maçta 22 gol atan Lefter için 0.44, 45 A takımı maçında 19 sayı yapan Cemil Turan için 0.42 ve 37 maçta 19 gol kaydeden Metin Oktay için 0.51 dir.

7- Türk futbolunda 50 milli maç yaparak altın madalya kazanan ilk futbolcu Fenerbahçeli Lefter’dir.

8- Ay-Yıldızlı takımda en çok gol atan futbolcu 22 golle yine Lefter’dir.

9- Ay-Yıldızlı formayı en uzun süre taşıyan futbolcu 23.4.1948 den 9.10.1963 e kadar 16 yıl ile yine Lefter’dir.

10- Milli takıma 103 olarak en çok futbolcu veren ve 108 sayı ile de, elemanları en çok gol atan Kulüp Fenerbahçe’dir. Katılma payı, oyuncu sayısı bakımından % 36, gol atma bakımından da % 40 dır.

Fenerbahçe’nin milli takım konusunda yukarıda örnek olarak sunulan bazı rekor ve özelliklerin, futbolcuların sadece Fenerbahçe forması taşırken ve milli takımın A kadrosunda sağlandığını bir kez daha hatırlatmak yerinde olacak. Oysa, daha bir çok Fenerbahçeli futbolcu genç, (Jünyor), B, Amatör ve Ümit milli takımlarımızda sayısız kereler başarı ile yer almış, kaptanlık etmiş ve goller atmışlardır.

Şu önemli gerçek de vurgulanmadan geçilemez;

Fenerbahçe, spor teşkilatından her dönemde haksızlık görmüş bir kulüpken,en geçerli ölçü olan (Milli Takım) konusundaki açık üstünlük ve öncülüğünü 64 yıldır, her şeye rağmen korumakta ve yaşatmakta oluşu, bu yüce Kulübün başarılarının değerini kat kat yükselten nedenlerden sayılmak gerekir.

Konuya son vermeden önce, milli futbolcular bakımından göz önünde tutulması gereken bir noktayı hatırlatmak yerinde olacak. Şöyle ki;

F.I.F.A.ya 1923 yılında kabul olunmamız, ancak o tarihten sonra milli maç yapmamıza olana” verdi… Oysa, daha önce bu şerefe ulaşmak yeteneğine sahip pek çok değerli futbolcu yetişmiştir. Bunlar arasında, Fenerbahçeli olarak, Galip Ku-laksızoğlu, Arif Emiroğlu (Şehit), S.Salahaddin Cihanoğlu, Nuri (otomobil), Hikmet Topuz, Nüz-het Baba, Çerkez Sabri ve Kaleci Garbis Arslanyan başta gelirler.

İkinci Dünya Savaşından önce pek az uluslararası maç yapılırdı. Bu günkü gibi, ne Avrupa ve ne de Dünya şampiyonaları vardı. Ayrıca da bir tek milli takım bulunurdu. Junyor (Genç), amatör, B., Ümit gibi kadrolar 2. Dünya Savaşından sonra kurulmuş ve böylece futbolculara çok genç yaşta ve sık sık milli olmak imkanları doğmuştur. Hele 2. Dünya Savaşı dönemini de içeren 1937/48 arası tam 11 yılda Türkiye, bir tek olsun, maç yapmamıştır. Oysa, bu 11 yıllık uzun dönemde pek çok yetenekli futbolcu gelip geçmiş, ancak maç yapılmadığı için, milli olmak hak, şeref ve imkanından mahrum kalmışlardır. Bunlar arasında, Fenerbahçe’n olarak, özellikle Esat Kaner, Melih Kotanca, Naci Bastoncu, İbrahim lskeçe, Ömer Boncuk, Halil özyazıcı, Niyazi öztunç gibi zamanlarının yıldızlan çok değerli futbolcular başta gelir. Bu bakımdan, futbolcuları, sadece yaptıkları milli maç sayılarıyla değerlendirmemek, dönemlerini de gözönüne almak gerekir.

FENERBAHÇE -GALATASARAY REKABETİ

Türk sporunda en eski, kapsamlı ve verimli rekabet hiç kuşkusuz Fenerbahçe-Galatasaray rekabetidir.

Futbol ile başlayan bu rekabet zamanla yayılmış ve Hokey, Su sporları, Boks, Atletizm, Basketbol, Voleybol ve Masa Tenisi dallarını da kapsamı içine alıp Türk sporunun gelişmesine büyük ölçüde katkıda bulunmuştur. O kadar ki, bazı dallarda, yurdumuzun, zaman zaman bu 2 kulüp elemanlarıyla temsil olunduğu görüldü.

İlginç nokta, Fenerbahçe-Galatasaray rekabetinin son derecede içtenlikle başlamış ve milli duygularla da yoğrulmuş olmasıdır.

Yurdun 2 Türk Kulübü olarak, yabancılara karşı birbirlerini koruma ve destekleme amacıyla, 27 Haziran 1908 de Ali Sami ve Galip imzalı, 17 maddeden oluşan anlaşma bu konuda ilk kanıttır. Hatta, 2 kulüp, beyaz zemin ve kalp üzerinde Kırmızı yıldızlı forma ile, Türkiye’yi temsil görevini de yüklenmek gereğini duymuşlardır:

İstanbul futbol ligini oluşturan kulüplerin çoğunlukla ve organizatörlerin ise, tümüyle yabancı oluşları, Türk kulüpleri için bir handikaptı. Nitekim, (sert oynuyor!..) suçlamasıyla, bek Adnan’ı kadro dışı etmesi isteğini taşıyan J. Lafontaine imzalı bir mektuba uymamak, G.S.ı 1911/12 liği dışında bırakıverdi.

Lig dışında kalmak G.S.yı tedirgin ederken, Fenerbahçe’yi de üzmüştü. Bu nedenle, Galatasaray Kulübünden gelen:

(Gerektiğinde yabancılara karşı birleşme) teklifine, seve seve (EVET..), dedi ve gerekli tüzük kısa sürede hazırlandı. Fenerbahçe ile Galatasaray artık Türk’ün ses ve gücünü daha etkin olarak duyurabileceklerdi. 26.8.1912 günlü, 2 Kulübün mühür ve başkanları Ali Sami ve Galip imzalı şu yazı ile iş resmiyete döküldü:

BEYNELMİLEL OLİMPİYAT CEMİYETİ MEMALİK-İ OSMANİYE ŞUBESİ RİYASET-İ ALİYESİNE

(ECNEBİYE KARŞI SPOR ALEMİNDE MİLLİ VARLIĞIMIZDAN BİR ESER GÖSTERMEK AMACI İLE, ŞEHRİMİZDE 1328 (1912) SENESİ FUTBOL MEVSİMİ BAŞINDAN İTİBAREN, ‘TÜRK FUTBOL KULÜBÜ” ADI ALTINDA VE OSMANLI EFRADINDAN OLUŞAN BİR KULÜP KURDUK.

GAYEYE VUSUL İÇİN, SAYIN HEYETİNİZİN BİZE EN GÜÇLÜ DAYANAK OLACAĞI VE ESASEN, YALNIZ AMATÖRLERE AİT OLAN KULÜBÜMÜZ ÜYELİKLERİYLE ÇALIŞMALARIMIZIN DA OLİMPİYAT CEMİYETİ GÖRÜŞLERİNE HİZMET DOĞRULTUSUNDA BULUNACAĞI NEDENİYLE, İLİŞİKTE SUNDUĞUMUZ TÜZÜĞÜMÜZÜN ONAYLANDIKTAN SONRA İADESİNİ İSTİRHAM VE BU GİRİŞİMDE BAŞARIYA ULAŞMAMIZ İÇİN YÜKSEK YARDIMLARINIZIN ESİRGENMEYECEĞİ ÜMİDİ İLE SAYGILARIMIZI SUNARIZ EFENDİM HAZRETLERİ….)

Bu başvuru lig heyetince öğrenildiğinde» telaş başlamış ve Galatasaray İstanbul ligine yeniden alınmıştır. Bu nedenle, yukarıdaki; ruh ve anlamına dokunulmadan sadeleştirilen vesika, ezeli rekabetin doğuş dönemindeki içtenliğin tarihsel ve paha biçilmez bir kanıtıdır.

Bu içtenliğin yarım yüzyıldır giderek gerilediği ve hatta artık soğuduğu bir gerçek. Bunu, yaşama ve gelişme güçlükleriyle, profesyonelliğin bir sonucu ve normal saymak gerek… Ancak, rekabetin saha içinden dışa taşarken hasmane ve yıkıcı bir düzeye çıkarılması çok acıdır.

Bilindiği gibi, saha içindeki 7 sinirli maç ve 1924 lig şampiyonası dışında, 2 kulüp tarihinde 4 önemli olay yaşandı. Başları fanatik kulüpçülerce çekilen, bu 4 hadise, ağırlıkları giderek artan birer yaradır ve artık bir beşincisinden, mutlak olarak, kaçınmak gerektiğinden, burada üzerlerine parmak basmak gerekecektir:

1933/34 lerde, tenkit yazılarından dolayı, Galatasaray’dan kaydı silinen Eşref Şefik ve onu destekleyenlerin kurdukları (Güneş) kulübü ile bazı Fenerbahçelilerin dostlukları iktidardaki bazı Galatasaraylıları kırmıştır.

Fenerbahçe’nin etkisi dışında, bir iç mesele olmasına ve 1938 sonunda Güneş’in kapanması ve ayrılanların eski kulüplerine dönmelerine rağmen, G.S. kulübü 1951 de F.B.den 7 futbolcu transfer eden Fabrika kulübü (Adalet) i bu cür’etkârane tutumunda (gizlice) destekleyen yegane kulüp olmuş ve deyim caiz ise, 15 yıl öncelerin acısı F.B.den fazlasıyla çıkarılmıştır. Bol keseden, bir deyimle, (ödeşme) sayılabilinecek bu hadise üzerinde hatta hiç durulmamış ve sözü bile edilmemiştir.

Ancak, bazı G.S.lılar, 1951 den bu yana, öyle 2 saldırı ile F.B.nin üzerine gittiler ki, bunların, değil dostluk hatt4 spor, sportmenlik ve mertlikle bağdaşabileceğini öne sürmek, en hafif deyimle, saflık olur.

Bunların ilki milli takım dünya kupası maçı için İsviçre’ye giderken 1953 de yaşandı. G.S. kulübü yönetim kurulunda başkaptan olan bir gümrük müfettişi, valizinde 5 Fenerbahçeli’ye ait, 100 dolar bulduğu Milli Takım Kaptanı F.B.li Fikret Kır-can’ı Yeşilköy gümrüğünde tutuklamaya kalktı. Milli Takım, 2 saat gecikme ve pasaportun Kır-can adına olması ve meydan Md.nün de kefaletiyle ancak gidebilmiştir.

Asliye Ceza Mahkemesinde görülen ve kısa süre önce Atina’dan galibiyet primi olarak alındığı ve deklare edilmesinin unutulduğu ispatlanıp karşılığı suçsuz Kırcan’a 283 lira Türk parası olarak iade edilen bu 100 dolar olayının en üzücü yönü, hadisenin, G.S.lı yöneticinin resmen izinli olduğu bir günde yaşandığı iddiasıdır ki; bu, 2 kulüp arasında derin yara açılmasına neden oldu.

Fenerbahçe Kulübünün bu konudaki dikkatine karşı, bazı yeni rakip yöneticinin San-Lacivertli Kulübe bayrak açmaları garip karşılanırken, bu tutum çok acı yeni bir olayla noktalandı:

1 Nisan 1987 Samsunspor Kupa maçı sonrası, çok tahrikçi 2 rakip futbolcunun, 3 gün sonraki maçlarını engellemeyecek şekilde, dövülmelerinin, G.S. ağırlıklı Federasyonun G.S.lı Başkanınca, (İnsanlık dışı ve görülmemiş bir facia…) kalıbına sokulması ve (en ağır şekilde cezalandırılacağını) ilan etmesi, hayret uyandırmıştır. Nitekim, verilen son derece ağır cezalar, genç takımla sahaya çıkan ve seyircisi 3 bine inen Fenerbahçe’nin son 9 maçının üstüste 8 inde galibiyet yüzü görmesine imkan vermemiştir. Eğer bu durum 5 hafta önce ya-şansaydı, Fenerbahçe küme de düşer ve 2 Kulüp arasında bir kan davası kaçınılmaz olurdu.

Görülüyor ki, G.S. toplumu içinde, fırsat bulunca, 80 yıllık ezeli rekabetin idam fermanına, göz kırpmadan, imza atabilecek fanatik kulüpçü-ler var. Aynı tutum, aklı başında hiç bir Fenerbahçeli’den beklenemez….

Bu son olayla, Fenerbahçe Kulübünün artık (ezeli dostluk) rüyasından uyanıp, gözünü dört açması ve ayağını da denk alması gerekiyor!..

FUTBOLDAKİ REKABET

2 Kulüp arasında en Önemli rekabet futbol dalınçladır ve heyecanını hiç bir dönemde kaybetmeden sürüyor.

G.S. bir büyük okul içinde ve çatı altında kolay kurulmuş iken, F.B., halk içinde, badireler atlatıp 1899 ile 1901 de 2 kez dağıtılarak, yersiz yurtsuz ve ayaküstü kuruldu. Bu durum, ilk yıllarda rekabet dengesinin G.S. tarafında olmasında tek etkendir. G.S. okul içinde birkaç takım kurabilme olanağına sahipken, Fenerbahçe, bazen 11 kişiyi biraraya getirmek imkanı bulamıyordu. Ancak 4 Ocak 1914 maçı iki takım arasında eşitlik doğduğunu göstermiş ve rekabet bu tarihle beraber önem ve değer kazanmıştır.

Bu rekabetin 1986/87 futbol mevsimi sonuna kadar bilançosu nedir?

Usul, A takımları maçlarının temel alınmasıdır. Bu da, amatörlük döneminde birinci, profesyonelliğin uygulanmaya konduğu 1 Ocak 1952 den sonra profesyonel kadro maçlarıdır.

Böyle iken, yayınlarda bazan 5 maç fark var. Bunların birincisi, 20.11.1910 daki 5-0 lık maçtır. Bu maçın, o yılın tek devreli liginde G.S.ın ikinci bir kadrosu tarafından kazanıldığı öne sürülmüştür. Oysa, araştırmalar şu sonucu verdi:

1910 yılında Aydınoğlu Raşit, çoğunluğunu kendisi gibi G.S. sultanisinden öğrencilerin oluşturduğu Progres-International Kulübünü kurup 1910/11 ligine girme talebinde bulunmuştur. Başkan HORBAS ARMİTAGE, 2. Başkan Ali Sami (Yen) ve sekreter JEANS MİSTİDES’den oluşan lig heyeti, başvuruyu kabul etti ve 12.11.1910 da imzalanan 37 maddelik 1910/11 sezonu lig statüsünde, katılan Kulüpler, aynen: Kadıköy, Fenerbahçe, Galatasaray, Progres ve Strugglers A.F.C. olarak gösterildi.

Bu açıklık karşısında, bir devreli 1910/11 liginde Fenerbahçe’nin 20.11.1910 maçındaki rakibinin (2.Galatasaray) değil, o sezon başında kurulan ve ismi 4 yıl sonra (ALTINORDU) ya çevrilen, (Progres) olduğu anlaşılır (1). Zaten bir Kulübün aynı mevsim, aynı ligde 2 takımla temsil edilmesi söz konusu olamaz.

Diğer 4 yanlışlık profesyonellik dönemi içinde 1953/54 de 3 ünü G.S. ve 1 ini de F.B.nin kazandığı 4 amatör küme maçının, sadece Kulüpçülük gayretiyle, A kategorisi sayılmasından doğuyor. Bu maçlar 29.4.1953 de G.S.ın 4-3, 6.5.1953 de F.B.nin 2-1,7.5.1953 de G.S.ın 3-1 ve 1.5.1954 de yine G.S.ın 2-1 kazandığı Amatör Lig karşılaşmalarıdır. Profesyonel Ligin uygulandığı bir dönemde bu amatör Küme maçlarını A takımı saymanın tutar tarafı olamaz, bu maçların sonuçları ait oldukları Amatör Küme Klasmanına yazılmıştır. Ayrıca, ilginç bir durum:

Yukarıdaki 4 maçtan, 1.5.1954 karşılaşmasında, G.S. Amatör Takımı F.Ö. stadında 200 kadar seyirci önünde F.B. amatör takımını 2-1 yenerken, Sarı-Lacivertil profesyonel takım da, aynı saatlerde İnönü stadında 20.000 meraklı önünde, 0-0 sonuçlanan Türkiye Profesyonel Ligi Adalet maçını yapıyor, Amatör, maçını bir, nihayet 2 sütunda veren basın, bu Adalet maçını 4 sütunda yayınlıyordu. Fenerbahçe’nin, aynı gün ve saatlerde, değişik sahalarda maç yapan bu iki kadrosundan hangisinin A takımı sayılması gerektiği mantıken de açıktır. Amatör maçların da Türkiye şampiyonasına kadar uzandığı söz konusu olursa, bunun da cevabı, şampiyonanın sınırları içinde ve kendi adı altında geçerli kalacağını hatırlatmak olur.

F.B. — G.S. MAÇLARINDA TAM VE DOĞRU SAYILAR……..

Fenerbahçe ile Galatasaray, 17.1.1909 daki ilk karşılaşmalarından, 8.8.1987 de Fenerbahçe sta-dındaki T.S.Y. Kupası maçına kadar, 78 yılda A takımlarında 285 maç yaptılar. Bu 285 maçın 106 sını Fenerbahçe, 89 unu Galatasaray kazanmış, 90 maç da berabere bitmiştir. Bu maçlarda G.S.ın 360 sayısına F.B. 391 golle cevap verdi.

İki rakip, 285 maçı, karşılaşma sayılarıyla beraber, 4 kentin şu 9 stadında oynadılar:

İnönü’de 124, Fenerbahçe’de 74, Taksim’de 37, Şerefte 19, A.S.Yen de 19, Ankara 19 Mayısta 9, Ankaragücü, İzmir Atatürk ve Almanya da Of-fenbach’ta birer maç. En açık farklı galibiyetler: G.S.ın 12.2.1911 de Fenerbahçe stadındaki 7-0 lık galibiyeti, 2 Kulüp A takımları arasında en farklı sonuçtur. Buna karşı Fenerbahçe’nin en farklı olarak 6-1 sonuçlu 2 galibiyeti vardır. Bunlar, 23.2.1936 lig ve 12.12.1976 da Ankara 19 Mayıs stadında ki Van Deprem Kupası maçlarıdır.

İki rakibin birbirlerini yenemedikleri en uzun süreler:

Fenerbahçe, 12.6.1925 de 1-0 kazandığı (Tayyare Cemeyeti Kupası) maçından sonra, 29.11.1929 a kadar, 53 aylık süre ve üstüste 8 maçta Galata-sarayı yenemedi. Buna karşı, Galatasaray’da, yine en uzun süre olarak, 17.5.1942 den 1.12.19461957 de yayınlanan (Fenerbahçe tarihi)nin 168. sayfasında kaleci Ali Sait’in D.25 de sakatlanıp çıktığı maç 12.2.1911 deki G.S. maçı değil, 20.11.1910 daki bu Progres maçıdır. Ali Sait 12.2.1911 G.S. maçında oynamadı.

ya kadar 55 ay ve üstüste 16 maçta Fenerbahçe’yi mağlup edememiştir. Aynı surette, Galatasaray 9.5.1976-19.1.1980 arası ve üstüste 14 maçta da Fenerbahçe’yi yenemedi.

GOLCÜLER:

İki rakipten birbirlerine en çok gol atan futbolcular Fenerbahçe’den ZEKİ SPOREL ile Galatasaray’dan METİN OKTAY’dır.

Zeki Sporcl, 1916-34 arası 18 yılda katıldığı 42 Galatasaray maçında rakip kaleye 27 gol attı.

Metin Oktay da 1955-69 arası 14 yılda yer aldığı 46 Fenerbahçe maçında rakip ağlara 18 sayı kaydetti.

Yine Fenerbahçelilerden Alaaddin Baydar 24, Lefter Küçük 18, Naci Bastoncu 15, Cemil Turan 14, Osman Arpacı 13, Selçuk Yula 9, Esat Kaner, Ogün Altıparmak ve Ömer Kanra Galatasaray’a 8 er gol atmış bulunuyorlar. G.S.dan da Emin Bülent Serdaroğlu ile Cemil Gürgen 12 şer, Celal İbrahim ve Gökmen Özdenak 10 ar, Gündüz Kılıç ve Muhtar Tuncaltan da F.B.ye 8 er sayı yaptılar.

Bir maçta rakip kaleye en fazla gol yapanlar da:

G.S.dan haf Celal İbrahim 12.2.1911 deki 7-0 lık, Metin Oktay da 18.12.1960 daki 5-0 lık maçlarda F.B.ye; Zeki Sporel de 19.9.1918 deki 4-0 lık maçta G.S.a 4 er sayı yaptılar.

Ezeli rakipler futbolcuları arasında 25 kadarı, karşılıklı olarak, Kulüp değiştirmişlerdir. Bunlar arasında F.B.den G.S.ya geçenler:

Armitage (1909), Necip Şahin (1915), Ekrem Mahmut (1932), Süleyman Tekil (1935), Orhan Ca-npolat (1940), Necdet Erdem (1945)-Niyazi Tama-kan (1960), Selçuk Hergül (1961), Naci Erdem (1963), Raşit Çetiner (1981), Arif Kocabıyık (1985) ve İlyas Tüfekçi (1986) dir.

Galatasaray’dan Fenerbahçe’ye geçenler de: Hasan Kâmil Sporel (1911), Dr. İsmet Uluğ (1919), Suat Subay (1922), Rebii Erkal ve Rasih Minkari (1939), Bülent Varol (1948), Ali Soydan (1959) Kadri Aytaç ve İsmail Kurt (1960), Engin Verel (1975), Şevki Şenlen (1977), Mehmet Oğuz (1979), Güngör Tekin ve Erdoğan Arıca (1981) dir.

G.S.ın en farklı galibiyeti olan 12.1.1911 deki 7-0 lık maçın zamanla abartılıp, (Ful F.B.yi 7 kişi ile yenme) kalıbına sokulması ve zaman zaman reklam konusu edilmesi karşısında, F.B. kurucularından ve ilk kalecilerden Sayın Hulki Kutluğ’un Mayıs 1973 tarih ve 77 sayılı Fenerbahçe Dergisinin 14. sayfasındaki sözleriyle bu olayı aydınlığa kavuşturmak mümkündür:

(- Ben St. Benoit lisesinde yatılı öğrenci idim. Karyolalarımız eskrimci Feyzi ile yanyana idi. Bir gece, yakınlardaki meşhur Galata meyhanelerinde laternalar çalarken, “İMDAT!…” diye bir feryat duyunca, Feyzi ile yataklarımızdan fırlayıp pencereye koştuk. Müdür Frere Prudance, bizim telaşla pencereden uzandığımızı, bir aşağı hatdan, görünce:

— Yarın izinsizsiniz!….. diye bağırdı!..

Ertesi gün pazardı. G.S. ile maç vardı. Ne yapacaktık!.. Enspektör General Mr. Dcscou fi’ye gidip, uzun uzun ricalar ettim, yalvardım, ancak, öğle yemeğinden sonra izin verdi… Kadıköy’e sahaya geldiğimde bizim takımın kalesinde haf Hüseyin İzzi’yi görünce hayret ettim. Bana;

— Çabuk soyun kaleye geç!… dediler. Meğer, asıl kalecimiz Ali Sait gelmemiş. Topçu Harbiye-sinde Mühendis Talebe idi. O zamanlar hafta tatili Cuma olduğundan, Pazar günü yapılan blı maça okul müdürü izin vermemiş ve gelememiş. Ben de gelemediğimden, haf İzzi’yi kaleye geçirerek 8 kişi ile maça başlamışlar. 2. devre 10 kişi olmuşlar… Hava soğuk… Yağışlı. Saha kaygan, etrafta da 40/50 seyirci vardı. Bana, -Çabuk kaleye geç…. dediler ama, vakit yoktu. 5-10 dakika kalmıştı.

Biz bu maçı anarken, hep, “Kalecisiz maç!…” sözünü kullanmışızdır. Takımı da, “Kalecisiz Takım!..” diye anarız.

Bir noktayı daha işaret edeyim, bu mühimdir:

Galatasaray’ın 7 kişi olduğu doğru değildir. Onların elemanı çoktu. Gerçi maça 7 kişi başlamışlar, sonra 10 kişi olmuşlardır. Bizimkiler 8 kişi başlayıp 10 olmuşlar… 2 takım sahadan 10 ar kişi olarak ayrıldılar.

O mevsim bizim takımın sahaya tam olarak çıktığı nadirdir. Oyuncumuz yoktu. Kulüp dağılmak üzere idi.. Çok defa takımı başka Kulüplerden, ödünç oyuncularla tamamlardık…)

Fenerbahçe ile Galatasaray arasında son yalların başlıca rekabet dalları FUTBOL, ATLETİZM, BAKSETBOL ve KÜREK’tir. Futbolde, (FAVO-RİLİK), ezeli rekabetin çok yanıltıcı özelliği olmakta devam ediyor.

Aşağıdaki liste, 78 yılda yapılan 285 F.B.-G.S. maçının yer, gün, tür ve sonuçlarıyla, bu maçlardan her birinin, rakiplerin kaçıncı galibiyet, beraberlik veya yenilgileri olduğunu da gösterir:

Galatasaray Kulübü; Beşiktaş’ın 2-2, Fenerbahçe’nin de 3-3 lük averajlarına karşı, 4-4 lük averajla sahip olduğu 1987 yılı Spor Yazarları Kupası dahil, yine Beşiktaş’ın 47, Fenerbahçe’nin de 71 resmi şampiyonluklarına mukabil futbolda 49 kez şampiyonluk kazandı. 10 isim altında toplanan bu birincilikler sıra ile şunlardır:

İstanbul Ligi 14, istanbul Şild’i 1, İstanbul Kupası 2, Milli Küme 1, Türkiye Amatör 1, Türkiye Ligi 7, Fed. Kupası 8, Cumhurbaşk.K.sı 5, Başbakanlık 3 ve Spor Y. Kupası 7 kez.

Sarı-Kırmızıh Kulüp, 1986/87 mevsimi sonuna kadar, AVRUPA Kupalarında Türkiye’yi 20 kez temsil eden Fenerbahçe’den sonra, 17 ile ikincidir.

G.S.Kulübü, Parmakkapı Lokali, Kuruçeşme Adası, Kalamış tesisleri ve Yüzme havuzu, Florya saha ve tesisleri ve Ağva’daki arazisi ile, Fenerbahçe’nin 1960 larda stadını Beden Terbiyesine kaptırmasından sonra, Türkiye’nin en varlıklı Kulübü durumuna yükseldi.

FENERBAHÇE —BEŞİKTAŞ REKABETİ

Fenerbahçe’nin Türkiye’de (3 büyükler) den biri olan Beşiktaş’la ilk sportif teması 1914 de atletizm alanında başladı. Bunu, 1915 de Çayır Hokeyi, 1924 de Futbol, 1927 de Voleybol ve 1956 da da Basketbol ve Boks dalları izlediler. Ancak, ilk çetin çekişme voleybol branşında oldu ve bu mücadele bir kaç yıl sürdükten sonra, sürekli gelişen futbol rekabeti, 60 yılı aşkın bir süreden beri aralıksız devam ediyor.

Fenerbahçe ile Galatasaray’ın birer futbol kulüpleri olarak kurulmalarına karşı, Beşiktaş’ın, “OSMANLI JİMNASTİK KULÜBÜ” adından da anlaşılacağı üzere, Jimnastik Kulübü olarak doğuşu futbol alanına diğer iki arkadaşından daha sonra gelmesi, geç tanınmasına neden olmuş ve futboldaki rekabet 1924 yılında başlamıştır. Gerçi 3 yıl daha önce, (Galatasaray Turnuvası) maçları için talih Fenerbahçe ile Beşiktaşı 22.4.1921 Cuma günü için karşı karşıya getirmişti. Ancak, bu mümkün olmadı.

Garip bir gerçektir ki, F.B.nin G.S. ile futboldaki ilk temasları normal geçmiş ve F.B. rakibinin bu ilk dönemdeki üstünlüğünü mertçe kabul etmişken, B.J.K. ile futbol tanışması böyle olmamıştır. Beşiktaş; rakibinin normal üstünlüğünü: kabul etmeyerek iddialı yola saptı ve dolayısıyla da ilk dönemde 2 rakip arasında kurulması gereken samimiyet de gecikti. Ancak, bu durumun pek yararlı olmadığını kavrayan ve F.B. dostluğuna önem veren Kurucu ve Başkan Şeref beyin uzak görüşlüğü sayesinde, bu gecikme kısa sürmüş ve 2 Kulüp arasında 1930 lu yılların başında başlayan yakınlık artık aralıksız sürmüştür.

Fenerbahçe’nin Beşiktaş’la futbol temasına 1921 de başlayamamasının nedenini, tarihsel değeri nedeniyle, 24.4.1921 günlü İKDAM gazetesinden alıyoruz:

(Çekilen kura gereği ilk oyun Beşiktaş’la Fenerbahçe arasında idi. Müsabakaların intizam içinde geçmesi için Galatasaray Kulübü hafta içinde turnuvaya katılan kulüplere birer tezkere yazarak, her takımın sahaya sadece kendi futbolcularıyla çıkabileceğini bildirmişti. Fakat, Beşiktaşlılar Ün-yon Kulüpten Bekir ve Refik beyleri takımlarına dahil ettiklerinden, Galatasaray Kulübü tabiatıyla buna itiraz etmiş ve neticede Beşiktaşlılar sahadan çekilerek, Fenerbahçe galip sayılmıştır.)

Siyah-Beyazlı takım, ilk istanbul şampiyonluğunu, Fenerbahçe’nin en güçlü dönemlerinden birine rastlayan 1924 yılında kazandı. İlk kitabımızın 205/211 inci sayfalarında ayrıntılı olarak sunulduğu gibi, 1924 yılı İstanbul ve o mevsim lik kez Ankara’da tertiplenen Türkiye futbol şampiyonlukları, sahadan masa başına aktarılmış ve Fenerbahçe türlü entrikalarla tasfiye ye uğratılmıştır.

Eliminasyon usulüyle 18 takım arasında 31 Temmuzda başlayan maçlar sonunda, 15 Ağustos Cuma günü yarı finalde Beşiktaş Süleymaniye’yi 3-1 yenerken, ezeli rakipler maçı, bitime 30 saniye kala, durum 2-2 iken, kavga nedeniyle yarım kaldı.

DÖNEN DOLAPLAR!..

Bir gerçektir ki, 1924 yılı İstanbul şampiyonluğu futbol tarihimizin, idari yönden, çok üzücü bir sayfasıdır. Fenerbahçe’nin bir mevsim önce gol bile yemeden 58/0 lık skorla kazandığı İstanbul şampiyonluğu ve bunu izleyen ilk Ay-Yıldızlı takıma 7 futbolcu vermesi ve ilk Olimpiyat 11 ine 6 elemanla katılışı, İşgal Yıllarında düşman takımları karşısındaki tarihsel galibiyetlerini taçlandıran başarılar olarak gönüllerdeki sevgi ve şöhretini arttırmıştı.

Fenerbahçe’nin bu durumdan tedirgin olanlar, yarı finalin son dakikasındaki olaydan yararlanmak için, akla gelen ve gelmeyen bütün nizamsızlıklara başvurdular. Bu acı gerçeği, futbolumuzun bazı anılarını da hatırlatmaya olanak verdiğinden, kısaca açıklamakta yarar vardır.

Fenerbahçe’yi normal koşullarda yenemeyeceklerinin bilinci içindeki G.S. teknik adamları, bir mevsim boyu hiç gol yemeyen F.B.nin kalecisi Şekip’i sinirlendirmek yoluyla maçı kazanmayı denediler.

Türk futboluna sertlik ve küfrü aşılayan Milli Tikim Antrenörü Hunter, 6 aylık anlaşması bitmek üzere olduğundan, o hafta içinde 200 lira aylığı Mısırlı Prens Ali Haydar tarafından ödenmek üzere, gizlice Galatasaray’a aktarılmıştı. Bu yarı final maçında laysman duran Hunter’in ilk devrede kaşla göz arasında yanma çağırıp birkaç saniye konuştuğu solaçık Muslih’in, bundan sonraki ilk G.S. akınında Şekip’e tekme sallaması, Şekip’in de karşılık vermesiyle F.B. penaltıdan ilk golü yedi. Zaten katı ve sinirli maç bundan sonra iyice sertleşmiş ve durum 89. dakikada 2-2 iken, topun G.S. kalesi yakınında olduğu sırada, Şekip’le sürekli cebelleşen Muslih’in, sağiç EDİP’le beraber Şekip’e son bir tekme savurması sert bir tokatla karşılık görünce, 3 futbolcu arasında kavga başlamıştır. Hakem Haçopulos olay yerine koşmuş, diğer laysmen Vefa’lı Necmi Çakar’dan durumu öğrenip Şekip’i oyundışı etmiştir. Seyirci sahaya girmiş, düzen sağlanamayınca, hakem de sahadan çekilmiştir. “İMPARATOR” ve “ESRARENGİZ ADAM” lakaplarıyla anılan F.F.Başkanı Yusuf Ziya’nın, sahadan çıkmakta olan Rum hakemin önünü kesip,

(— PENALTI VERMEN LAZIMDI!..), diye onu etkilemeye çalıştığı ve Haçopulos’tan (— NİÇİN!..) cevabını aldığı duyulmuştur.

Haçopulos maçtan sonra verdiği raporda, özetle:

(UZAKTA OLDUĞUNDAN GÖREMEDİĞİ OLAYI, LAYSMENDEN ÖĞRENİNCE, ŞEKİP’İ ÇIKARDIĞINI, ANCAK SEYİRCİNİN SAHAYA GİRMESİYLE OYUNU HAKEM ATIŞIYLA TEKRAR BAŞLATAMAYIP, 30 SANİYE KALA TATİLE MECBUR KALDIĞINI) yazmıştır.

Galatasaray Kulübünün, “HAKEMİN FENERBAHÇE ALEYHİNE PENALTI DA VERMESİ LAZIMDI….” yolundaki itirazını, Şeref beyin başkanlığındaki Futbol Heyeti kabul etmiş ve hakem raporunu red ederek, resen penaltı kararı almış ve kalecisi ihraç olunmuş Fenerbahçe kalesine penaltı atışı ile başlayacak yarım dakika için, takımları 19 Ağustos Salı akşamı, aynı kadrolarıyla, Taksim stadına davet etmiştir.

Fenerbahçe Kulübü, (NİZAMNAMEYİ ÇİĞNEYEN BU TEK TARAFLI VE KEYFİ DAVRANIŞ)! şiddetle protesto ve Bölge’ye itiraz etti. İtirazında: (HAKKINA VE GÜCÜNE GÜVENENLER ER MEYDANINDAN KAÇMAMALIDIRLAR. YARIM KALAN MAÇIN, HAKEM RAPORU GEREĞİ, NE ZAMAN YAPILACAĞININ TEBLİĞİNİ BEKLİYORUZ.

ŞUNUN BUNUN İHTİRASI İÇİN HAKSIZLIK VE KEYFİ DAVRANIŞLARDA ISRAR EDİLDİĞİ TAKDİRDE, TÜRKİYE’NİN EN GÜÇLÜ FUTBOL TAKIMINA SAHİP OLAN VE MİLLİ TAKIMIN TEMELİNİ TEŞKİL EDEREK MEMLEKET ŞEREFİNİ AVRUPA-NIN BİRÇOK BÖLGELERİNDE YÜKSELTMİŞ BULUNAN FENERBAHÇE KULÜBÜ, YUKARIDAKİ DAVETİ KEMALDİ NEFRET VE İSTİKRAH’LA REDDEDECEK ve TÜRK SPORUNU BU TARZDA YÖNETEN BİR TEŞKİLAT İÇİNDE KALMAKTAN UTANÇ DUYACAĞINI BİR BEYANNAME İLE KAMUOYU, HÜKÜMET, HALK ve BASIN NEZDİNDE PROTESTO EDECEKTİR.) demiştir.

Bölge heyeti Fenerbahçe’yi haklı buldu ve hakem kararının aynen uygulanmasını 18.8.1924 akşamı Futbol Heyetine bildirdi. Bu karara uymak zorundaki Futbol heyeti, kurnazca, daha çarpık bir yola sapmış ve bir taraftan 19.8.1924 Salı saat 18 için takımlar bir hakem atışı ile 30 saniyeyi tamamlamaya yeniden çağırılırken, öteden Rum hakem Haçopulos’u tehdit yoluyla razı edip, maç öncesi stadın müdüriyet odasında Fenerbahçe kap-tanıyla karşı karşıya getirmiştir. Çok ustaca hazırlanmış bu planı kapsayan ve 19 Ağustos sabahı basında yayınlanan Futbol heyetinin bu bildirisi, Fenerbahçe’nin, Teşkilatın daha kuruluş yılında ne tür cambazlıklarına hedef oluşunun tarihsel bir vesikası olarak aşağıdadır:

(-15 Ağustosta neticelenemiyen G.S. – F.B. yarı final maçının, hakemin tesbit ve kararı gereğince, F.B. kalecisi Şekip Bey ihraç edilmiş olarak, bugün saat 18 de Taksim stadında bir hakem atışı veya suver-i muhtelife ile, aynı eşhas ve aynı hakem tarafından yarım dakika müddetle icra edilmesi ve bir sonuç alınmazsa, yeniden para atılmak üzere, 15 er dakikadan 2 kısımlık bir müsabakanın yapılması kararlaştırılmıştır. Bu husus hakkında 2 taraf kaptanlarının hakemle temas için , bugün saat 17 de stadyumda bulunmaları bildirilir.)

Stadın müdüriyet odasında Fenerbahçe kaptanına sokulan yüzü sapsarı; heyecan içindeki Haçopulos, titrek bir sesle:

” Zeki Beyciğim, kusura bakma, ben Cuma akşamı Şeref Beye raporumu verirken noksan yazmışım. Sonradan ecnebi nizamnamelerini, Fran-sızcalarını okuyunca hata ettiğimi anladım. Şimdi sahaya çıkınca sizin kaleye penaltı attıracağım. Buna mecburum!..” demiştir….

Bütün olay, tertip ve tehditlerden haberdar olan Fenerbahçe Kaptanı, ona:

— Sus be adam, bari yalan söyleme…. Sen 1,5, 2 saat önce Futbol heyeti reisinden aldığın emirleri tatbik ediyorsun. Biz, bütün bunları biliyoruz… diyor ve:

— Nasıl öğrenmişler?., telaşı içine gömülen Haçopulos’u büsbütün şaşkına çeviriyordu….

Fenerbahçe kaptanının istediği, ”RAPORUMDAN NÜKÛL EDİYORUM!..” diye yazdığı bir vesikayı imzalayıp vermekten de hiç çekinmedi. Çünkü, o günlere kadar başarı ile sürdürdüğü, “DÜRÜST ve CENTİLMEN ADAM!…” rolüne son vermesinin hiç bir sakıncası kalmamıştı artık. O 3. penaltıyı vermeye boyun eğdiği andanberi!.. Nitekim, kararını da vermişti: Atinaya kaçacaktı!……

Telaşlı telaşlı sahaya yürüdü… Topu Fenerbahçe kalesi önüne, penaltı noktasına koydu ve Mithat Ertuğ’un boş kaleye attığı bu 3. penaltı ile Galatasaray 3/2 galip sayıldı.

DRAMDAN SONRA KOMEDİ…

Türk futbolu için tek perdelik dram sona ermişti. Şimdi de 1924 yılı Ağustos ayında yaşanan bu olayın Komedi Kısmı Galatasarayla Beşiktaş arasındaki final maçıyla beraber başlayacak ve çok kısa sürecekti.

Beşiktaş durumdan memnundu. Çünkü, çekindiği yegane takım olan teknik Fenerbahçe, ezeli rakibi tarafından elenmiş ve önünde, bütün değeri vücut gücü ve sertliğe dayanan Galatasaray kalmıştı. Siyah-Beyazh gürbüz gençler için onları sahadan silmek hiç de güç olmayacak ve ilk İstanbul şampiyonluğu ile gittikleri Ankara’dan, Türkiye şampiyonu olarak döneceklerdi. Görüşleri bu idi.

Galatasaray daha çok memnundu. Çünkü, ezeli ve korkunç rakibi Fenerbahçe’yi elemiş ve hayal gerçek olmuştu. Artık önünde tecrübesiz ve yenilip yutulması kolay bir lokma kalmıştı. Bu, Beşiktaş idi. Yorulmadan hakkından gelecek ve açılan Ankara yollarını pür neş’e aşıp, genç Cumhuriyetin başkentinde zayıf Anadolu takımlarını da sıraya dizip, Türkiye’nin ilk şampiyonu olarak, tarihini süsleyecekti.

Böylece, 2 tarafın da hesapları tamamdı. Ama, ne çare ki çarşıya uymadı. Gerçi, Beşiktaş, hiç beklemediği 2 şamarla Galatasaray’a dersini verip; basma iri puntolarla:

“Beşiktaş sırtlarından esen hafif bir akşam rüzgarı İspanya şatosunu yıktı!…”, manşetleri attırdı. Ancak, o da, genç Harbiyelilerden yediği 2 golle hayal kırıklığına uğradı…. Olan, Fenerbahçe ve dolayısıyla İstanbul’a olmuş ve ilk Türkiye Şampiyonluğu İstanbul’dan kaçırılmıştı.

İLK FB – BJK MAÇI

Beşiktaş’ın 1924 de eleme usulüyle yapılıp Or-taköy, Beykoz, Süleymaniye ve Galatasaray’ı yenerek ilk İstanbul şampiyonluğunu kazanan kadrosu çoğunlukla dinamik gençlerdi. Fenerbahçe’nin bu takımla yapacağı bir maçın çok ilginç olacağında görüş birliği vardı. Ancak, bu maç hemen ve pek kolay olmadı.

Fenerbahçe Kulübü, dürüst ellerde olmadığını öne sürdüğü spor teşkilatı ile ilişkisini kesmişti. Teşkilatta görevli F.B.liler istifa etmişler, Türkiye birinciliklerinde türlü dallarda başarılı olup ödüllendirilenler bu mükafatları geri vermişler, futbol takımı da 1924-25 ligine katılmamıştır. Ayrıca, davranışlarında özgürlük ilan etmesi ve gerek İstanbul ve gerekse İzmirde maçlar yapmaya başlaması Futbol Federasyonunu ceza kararları almaya yöneltiyor, ancak bu çeşitli cezalar Fenarbah-çe kulübünce tanınmıyordu. Bir defasında İfestos adlı bir Rum kulübünü 8-2 yendikten sonra F.Federasyonunun aldığı 5 lira ceza kararını basın garip karşılarken, Fenerbahçe Kulübü onu da ödemeyeceğini deklare etmiştir.

Fenerbahçe, Kulübü, yenen hakkının büyüklüğünü sporla ilgilenmeye vakitleri olmayan Devlet ileri gelenlerine de kanıtlamak istiyordu. Bu maksatla, Türkiye birinci ve ikincileriyle İstanbul şampiyonu ve ikincisini basın yoluyla maçlara çağırıyordu. Türkiye 1. ve 2.1eri Harbiye ile Bahriye bu davetleri mertçe kabul ve Fenerbahçe’nin üs.-tünlüğüne sahada sportmence boyun eğdiler.. Ancak, İstanbul birinci ve ikincileri bu davetlere sürekli mazeretler öne sürdüler. O kadar ki, Maarif Vekaletinin F.B. ile G.S.ı barıştırmak için koyduğu Kupa, Fenerbahçe’nin bir yılı aşan başvurularına rağmen, bazen söz verilip günü de belirlendiği halde, bir türlü oynanamazken, Beşiktaş Kulübü altta kalmadı ve bir süre çalışıp, forma girdiğine ve tecrübe kazandığına kanaat getirdikten sonra, genç yöneticisi Nazmi Öktem’in verdiği söz üzerine, 28 Kasım 1924 Cuma günü Taksim de Fenerbahçe’nin karşısına çıktı. İşte, bu maç tarihin ilk F.B. – B.J.K. maçıdır ve Siyah-Beyazlı takımın İstanbul şampiyonu, Sarı-Lacivertlilerin ise Spor Teşkilatına küskün ve ilişkilerini kopardığı bir dönemde oynanmıştır.

İngiliz Allen’i yönettiği ve Beşiktaş’ın: SADRİ-REFİK OSMAN, TEVFİK-ŞAHAP, CA-VİT, BAHAEDDİN-NÂFİ, FERCANİ, EDİP, HASAN, VE SAADET’ten kurulu takımına karşı: SEKİP-CAFER, KADRİ-FAHİR, İSMET, RAGIP-SEYFİ, ÖMER, ZEKİ, ALAEDDİN ve SABİH’den oluşan Fenerbahçe’nin 4-0 kazandığı karşılaşma oldukça sinirli geçmiş ve takımlar sahadan 9 ar kişi olarak ayrılmışlardır. Bu ilk maçın gollerini Cafer (5), Zeki (20 ve 77) ve Alaed-din (26.d.) attılar.

İki Kulübün A takımları, bu 28 Kasım 1924 maçından 9.8.1987’deki 1-0 lık Türkiye S.Y. Kupası karşılaşmasına kadar 63 yılda 245 maç yaptılar. Bunların 96 sını Fenerbahçe, 82 sini Beşiktaş kazanmış, 67 müsabaka beraberlikle sonuçlanmıştır. Beşiktaş’ın 286 sayısına Fenerbahçe 333 golle karşılık verdi.

Bu 245 maç, 4 ü Türkiye, 2 si Almanya’da olarak, 6 şehrin, sıra ile, şu 12 sahasında oynandılar:

Taksim stadında 19, Fenerbahçe’de _42, Şerefte 29, Ankara 19 Mayısta 7, inönü de 128, Adana da 1, İzmir Alsancak ta 1, A.Sami Yen’de 12, İzmir Atatürk’te 3, Ankara Cebeci» Almanya’da Herne ve Offenbach’da birer maç.

Beşiktaş Fenerbahçe’yi en farklı olarak 23.3.1941 de Şeref stadındaki özel maçta 6 gol farkıyla 7-1 yendi. Fenerbahçe’de Beşiktaş’ı, yine en farklı olarak 6.12.1958 de İnönü stadındaki yine özel maçta 7 gol farkıyla, 7-0 mağlup etmiştir. Bunlardan sonra, en farklı olarak Beşiktaş Fenerbahçe’yi 3 kez 4-0, Fenerbahçe ise Siyah-Beyazlı rakibini birer kez 5-0, 5-1, 6-2 ve 3 kez de 4-0 yendi.

Fenerbahçe, en uzun süre olarak, 15.1.1984 den 17.8.1986 ya kadar tam 31 ay ve üstüste 11 maçta Beşiktaş’ı yenemedi. Buna karşı, Beşiktaş ta, 29.11.1953 den 3.1.1960 a kadar, tam 74 ay ve üstüste 17 maçta Fenerbahçe’yi mağlup edememiştir.

İki rakibin 1 sayılı golcüleri takım kaptanları Zeki Sporel (ÜSTAT) ile Hakkı Yeten (BABA) dır.

Hakkı Yeten, 23.12.1932 -18.5.1947 arası, 15 yılda Fenerbahçe’ye karşı yer aldığı 56 maçta, 5 i penaltıdan, 32 gol attı. Böylece Baba Hakkı her Fenerbahçe maçında, ortalama 0.57 gol kaydetmiştir. Üstat Zeki ise, 28.11.1924-12.1.1934 arası 9 yılda oynadığı 13 Beşiktaş maçında, penaltısız, 15 gol kaydetti. Maç başına, yine ortalama 1.16 sayı eder. Bunların dışında, Beşiktaş’tan Şeref Görkey 56 maçta 14, Ahmet Özacar 48 maçta 11, Şükrü Gülesin 10, Sabri Gençsoy ve Şevket Yorulmaz 9 ar gol attılar. Fenerbahçe’den de 7 yıl ve 31 maçta Cemil ibran 18, 50 maçta Naci Bastoncu 15, 24 maçta Melih Kotanca 13, Osman Arpacı yine 13, Fikret Arıcan ile Lefter 10 ar, Niyazi Sel, Müzdat Yetkiner ve Burhan Sargın 9 ar sayı yaptılar.

Bir maçta en çok gol atanlara gelince; Beşiktaş’tan Hakkı, Sabri, Ahmet ve Sinan’ın 3 er sayılarına karşı Fenerbahçe’den Zeki Sporel’in 18.6.1926 daki 4-1 lik maçta tek başına attığı 4 gol iki kulüp futbolcuları arasında rekordur. Bundan sonra, Fenerbahçe’den yine Zeki (2 kez), Naci Bastoncu, Suphi Ural, Burhan Sargın ve Cemil Turan birer maçta 3 er gol attılar… Görülüyor ki, Zeki Sporel’in rekorları 63 yıldır kınlamıyor.

İki ezeli rakibin birbirlerinden yaptıkları futbolcu transferlerine gelince: Fenerbahçeli 4 futbolcu 62 yılda Beşiktaş’a geçti. Bunlar, ilk 2 si kaleci olan Özcan Arkoç (1962) ve Adem İbrahimoğlu (1981) ile Mikro Mustafa Güven (1964) ve A. Kemal Denizci (1981) dir. Bunlara karşı da şu 7 Beşiktaşlı Fenerbahçe’ye geçtiler:

Saadet Tokcan (1925), Taci Ece (1940), Halil Köksalan (1942), Gürcan Berk (1959), Selim Soydan (1961) ve Şenol ile Birol (1963) dür.

BEŞİKTAŞ’IN ŞAMPİYONLUKLARI

Beşiktaş Jimnastik Kulübü bir çok spor dalında başarılar gösterip sivrilmiş ve Ay-Yıldızlı formalara değerli gençler vererek Türk sporunun kalkınmasında yararlı olmuştur.

Beşiktaş semtinde 1903 yılında kurulduğunun anlaşılması üzerine, Kuruluş Tarihi bu yolda düzeltilen Siyah-Beyazlı Kulübün en büyük başarısı futbol dalında yaşanmış ve bunda da 1934 yılında açılan Şeref Stadı’nm etkisi büyük olmuştur.

Çırağan Sarayı ve arsasının turistik otel inşasına ayrılması nedeniyle, 1986 da Şeref stadını terk eden Beşiktaş Kulübü, Beden Terbiyesinin yaptırdığı ve Beşiktaş Belediyesinin de ek sahalar vererek takviye ettiği Fulya Tarlası Tesisleri ve Aka-retlerdeki kendi malı yeni ve mükemmel bina ve 7 bin m2 lik arsa ile, geleceğini güvence altına almayı başarmış bulunmaktadır.

Beşiktaş’ın 1986/87 mevsimi sonuna kadar kazandığı resmi futbol şampiyonluklarının sayısı 47 olup, şunlardır:

İstanbul Lig şampiyonluğu 13, İstanbul Şilt şampiyonluğu 1, İstanbul Kupası ve Türkiye Amaör Şampiyonluğu 2 şer, Milli Küme 3, Başbakanlık Kupası 4, Federasyon Kupası 3, Türkiye Ligi 5, Cumhurbaşkanlığı Kupası ile Spor-Toto Kupası 3 er, Türkiye S.Y.Kupası 7 ve Deniz Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı Kupası 1 kez.

İki Kulüp arasında 28.11.1924 den 9.8.1987 ye kadar 63 yılda yapılan 245 maçın yer, gün, tür ve sonuçları aşağıda tam ve doğru olarak sunulmuşlardır.

Hatırlatmak gerekir ki, bu 245 maç, usûl ve uluslararası teamüle uygun olarak, yalnız A takımları arasında yapılan karşılaşmalardır. Bu nedenle, daha önce, F.B. – G.S. rekabeti bahsinde söz edildiği üzere, 7.11.1953 ve 22.5.1954 de yapılan ve ilki 0-0, ikincisi 3-1 Fenerbahçe’nin galibiyetiyle sonuçlanan profesyonellik dönemindeki 2 Amatör lig maçı tabloya alınmamışlardır.

Ayrıca; bu tablo, yine uluslararası usule uygun olarak, sahaya çıkılıp fiilen oynanan maçları gösterir. Hayali veya sahaya çıkılmadan, hatta gün, hakem ve sahası belirlenmemiş maçlar için masa başlarında alınmış yenilgi veya galibiyetleri kapsamaz.. Sağdaki 3 sütun, 2 rakibin kaçıncı galibi yet, beraberlik ve mağlubiyeti olduğunu gösterir.

Futboldaki Fenerbahçe-Beşiktaş rekabetinin en ilginç ve övünce layık olan tarafı, 63 yılda yapılan 245 maçın hiç birinde iizücü bir olay yaşanmamış ve futbolcuların en çetin maçlarda bile terbiye ve sportmenlikten ayrılmamış olmalarıdır. 245 karşılaşmadan yalnız 4.3.1930 daki özel maç; Fenerbahçe takım kaptanı Alaaddiıı Baydar’la kısa bir tartışmadan sonra, hakem Beşiktaş Kulübü Başkanı Şeref bey tarafından 80. dakikada ve Siyah-Beyazlı takım 2-1 galip iken, tatil edildi, o kadar. Bu durumun, bütün takımlarımız için, örnek olması dilenir.

Yukarıdaki tablo, 1987/88 Türkiye Ligine girerken, Fenerbahçe’nin Beşiktaşa karşı 14 galibiyet ve 47 gol üstünlüğü olduğunu gösteriyor. Fenerbahçe’nin bu üstünlüğü Galatasaraya karşı maç sayısında 17, atılan gollerde de 31 dir.

Beşiktaş kulübünün yükselmesinde emeği geçen Başkan ve yöneticiler arasında Ahmet Fetge-ri Aseni, Ahmet Şerafeddin, Abdülkadir Karamürsel, Şevket Belgin, Aptullah Pozan, Hayri İrdelp, Nazmi Öktem, Şekip Okçuoğlu, Dr. Salahaddin Akel adları özellikle anılmaya lâyık değerli şahsiyetlerdir.

3 KULÜP TARAFTARLARININ SEVGİ ANKETİ

Fenerbahçe çok sevilen bir kulüptür. Çok sevildiği için de çok kıskanılır. Bu tabiat kanunudur.

Bir Fenerbahçeli, bıı G.S. veya Beşiktaş başarısı karşısında çok fazla üzülmezken, bu rakiplerin Fenerbahçe’nin başarılarına karşı alerjik tutumları her zaman ve her alanda gözlere çarpmıştır.

Bu ilginç konu ve şaşmayan gerçek, 1983 yılı Ağustos ayında, Cumhuriyet gazetesinin 300 vatandaş arasında yaptığı araştırma ile kanıtlanmış ve aydınlığa kavuşturulmuştur. Şöyleki:

Taraftarların, kendi kulüplerinden sonra, 2. olarak sevdikleri kulüpler:

BEŞİKTAŞLILARIN % 47 si G.S.i, % 39 u TRBZ.u, % 5 i F.B.’yi, G.S.lıların % 54 ü B.J.K.ı, % 19 u TRZ.u, % 3 ü F.B.yi, F.B.lilerin % 34 ü G.S.ı, % 23 ü B.J.K.ı, % 6 sı TRZ.u 2. kulüp olarak tutmaktalar.

Taraftarların en az sevdikleri kulübe gelince:

Beşiktaşlıların % 81 i F.B.yi, % 13 ü Trz.u, % 2 si G.S.ı en az seviyorlar.

G.S.lıların % 80 i, F.B., % 3 ü B.J.K.yi % 2 si Trabzonspor’u, F.B.lilerin ise sadece % 34 ü Beşiktaş’ı, % 30 u G.S.ı, % 24 ü Trabzonsporu en az seviyorlar. Yâni:

Beşiktaşlıların % 81 i, G.S.lıların % 80 i en az Fenerbahçe’yi severlerken Fenerbahçelilerin % 34 ü Beşiktaş’ı, % 30 u G.S.ı en az sevilen kulüp olarak görüyorlar.

Bu çok ilginç ve yararlı anket, Fenerbahçe kulübü için her zaman ve her alanda UYARI olmalıdır. Muhtemel zararlarını önleme çaresinin de, GÜÇLÜ FENERBAHÇE OLDUĞU UNUTULMAMALIDIR.

AMATÖR DALLAR

Fenerbahçe’nin Futbol Kulübü olarak kurulduğu malum. 1899 yılında bu işe girişenler; (Ah!.. Biz de İngiliz ve Rumlar gibi bir kulüp kurup top oynayabilsek…) özleminde idiler. Ancak, takibata uğrayıp dağıldıktan 2 yıl sonra, bu kez de, Kadıköy Futbol Kulübü adı altındaki, aynı özlemin hüsrana uğramasını takiben, 1907’deki girişim bu kez sürekli oldu ve kulüp gelişme yoluna girdi.

Yıllar ilerleyip Fenerbahçe’ye kaydolanlar arasında değişik spor dallarında başarı gösterenler olduğu görülünce, “Fenerbahçe Futbol Kulübü” adı, “Fenerbahçe Spor Kulübü”ne çevrilmiş ve çalışma dallarının sayısı da özellikle 1913 den sonra, süratle artmaya başlamıştır.

Şube sayısı, ilgisizlik veya rakipsizlik nedenleriyle, kısa sürede kapananlarla beraber, 1987 ye kadar 35’i buldu – Fenerbahçe Kulübünün, futbol dışında ki 34 amatör spor dalında göstermiş olduğu çalışmalar, ana spor Atletizm’den başlamak üzere, aşağıda sunulmuşlardır.

ATLETİZM

Ana spor Atletizm, Fenerbahçe Spor Kulübünün tarihinde, kazandığı sayısız şampiyonluk derece ve başarıları yanında, Türk Atletizmini temsil gücü itibarıyla da önemli bir branş olarak sivrilir.

Fenerbahçe Kulübü pistlere sürdüğü 200 ü aşkın milli ve 50 ye yakın Balkan ve Akdeniz şampiyonu atletleriyle, bu ana sporda en başarılı dönemini 1939-65 yıllarında yaşadı ve bu çeyrek yüz yıllık sürede Türk Atletizmine tam anlamıyla öncülük etti. Yurdumuz atletizminin övünmeye değer başarıları da zâten bu dönemde yaşanmıştır.

Olimpiyatlar tarihinde 1984 yılına kadar, güreş dışı yegane derecemiz olan, 1948 Londra Olimpi-yatlarındaki 3 adım atlama 3. lüğüyle, 1950 Avrupa üçüncülüğü ve Avrupa karmasına seçilen ilk ve yegane Türk atleti olmak şerefi Fenerbahçeli Ruhi Sarıalp tarafından kazanıldığı gibi, yine Ruhi, Mustafa Batman, Ekrem Koçak ve Osman Coşgül’ün Ordulararası Dünya Şampiyonluklarıyla, muhtelif Balkan ve Akdeniz Olimpiyat şampiyonluk ve dercelerimiz ve başarılı birçok International karşılaşmalar da hep bu dönemde ve Fenerbahçeli atletlerce veya onların büyük katkılarıyla sağlanmıştır. Aşağıda sunulan bilgiler, Fenerbahçe’nin Türk Atletizmindeki tarihsel öncülüğünü kanıtlayan daha pek çok mutlu olayları göz önüne serecektir.

FENERBAHÇE ATLETİZMİ

Yurdumuz ve Fenerbahçe Kulübünde 1913’den itibaren kişisel çalışmalar halinde doğan atletizm, toplu ve planlı spor hüviyetini, Sarı-Lacivertli Kulüpte, 1928 den itibaren kazandı ve kulübün gösterdiği ilgiye paralel başarı dönemleri yaşadı. Bu bakımdan, Fenerbahçe atletizmini:

DOĞUŞ : 1913-28

TOPARLANMA : 1929-38

YÜKSELİŞ : 1939-65

DÜŞÜŞ : 1966-83

YENİDEN KALKINMA : 1984-87

olarak, 5 döneme bölerek incelemek gerekecektir.

50 yıllık ilk kitapta ayrıntılı olarak sunulan 1913-57 arası özet olarak sunulacaktır.

1913 – 28 DÖNEMİ

Fenerbahçe Atletizmi 1913-28 döneminin büyük kısmında, yurt faaliyetlerine paralel olarak, ferdi bir görünüm içindedir. Nitekim Maarif Nazırı Şükrü beyin himayesinde Fenerbahçe Kulübünün 21.10.1913 de Kadıköyde tertiplediği spor bayramına, atletizm olarak, sadece 100 ve 800 metre koşular yer almıştır. Bu yarışları Fenerbahçe Kulübünden Bedri Yıldırım ile futbol takımından Robert College’li TRİPO kazandılar.

Bu müsabakaları, Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar, birkaç organizasyon izlemiş ve çalışmalar 1918’den itibaren biraz daha genişlemiştir. Bu dönemdeki Fenerbahçeli atletler:

Gülleci Mahmut, 3 adımcı Anoraki, Turhan Nazıkioğlu, 800 ve 1500 cü Cevdet, Dr. Orhan Toros, Hayri, Yüksek ve Ciritçi Nubar, 400 cü Hançeris, Osman Nuri, sonraları Hv. Korgenerali Asım Uçar ve uzun mesafeci Salahaddin Türsen ile Dr. Nureddin Otmar Savcı’dır. Bu gençlere Fenerbahçe ve hatta Türk Atletizminin öncüleri demek yerinde olur.

Bu dönemin en önemli olayı, 21 Ekim 1923 günü Fenerbahçe Kulübünün kendi atletleri arasında ilk kez derece tesbiti amacıyla yaptığı yarışlardır. Başlıcaları, futbol takımından Zeki, Alaaddin, Bedri, Ragıp, Suat, Haydar, Hakkı ile İlhami, Sadık, Hayrettin, Muzaffer, İsmail, Nejat, Tarık, Sait, Hüseyin Sermet, Salahattin, Nureddin olarak, 30’u aşkın atletle tesbit olunan dereceler, o günler ve koşullar altında, başarılı sayılmıştır. Ancak, resmi veya uluslararası müsabaka henüz söz konusu olmadığına göre, Fenerbahçe Kulübünün Cumhuriyet’in ilanından 8 gün önceki bu hararetli girişimi gerçekte her hangi doğru bir ölçüye vurulamaz. Ancak, hemen ardından, 1924 Paris Olimpiyatlarına Mister TOBİ nezaretindeki bir aylık Kadıköy kampından sonra,Türkiye’yi temsilen gönderilen (TARIK, SAİT ODYAK, ŞEKİP ENGİNERÎ ve RAUF HASAĞASI)ndan kurulu 4 x 100 bayrak takımımızın ilk 2 elemanı Fenerbahçeli, diğer 2 si de Galatasaraylıdır.

Türk Atletizm tarihinde ilk doğru ve geçerli rekorlar bıı olimpiyat seçmeleriyle, Paris dönüşü yapılan 1924 yılı İstanbul birinciliklerinde tesbit edilmiştir. Bu ilk resmi yarışlarda 3 Fenerbahçeli atlet İstanbul birincilikleri kazandılar. Bunlar 5 bin metreyi 19.45 dakikada koşan futbolcu Hakkı Gürtay, 1.60 yüksek atlayan Hüseyin Sermet ve sırıkla 2.84 atlayan Sadık Ceylan’dır.

Bu resmi 1.liği izleyen müsabakalarda futbolcu Haydar Aşan, yüksek ve sırıkla atlamada; Faysal Targan, uzun ve 3 adım atlama da; Hüseyin Sermet 100, Sami 400 metrelerde, sonraları Londra B.B.C. radyosunda 25 yıl spikerlik yapan Mübeccel Argun da, ilk Türk bayan atleti olarak tek başına girdiği 50 metrede Fenerbahçe’ye birincilikler kazandırdılar. Ancak, Haydar’ın futbol oynamayacağı sözüyle Galatasaray’a verilmesi, Hüseyin Sermet’in de 6.09 uzun atladıktan sonra, 100 metreyi 11.3/5 ve göğüs farkıyla Semih Türkdo-ğan’a kaptırdığı yarıştan sonra, tahsil için Amerika’ya gitmesi Fenerbahçe atletizmini 1927 yılında atalete sürüklemiştir.

1929-38 DÖNEMİ

Atletizm Federasyonundan Sv. Uteg. Edip BERKMAN’ın 1928 Eylül ayında Fenerbahçe Kulübünde 20 kadar gençle giriştiği ve o tarihe kadar en ciddi olarak yorumlanması gereken çalışmalar, bir yılda olumlu sonuç verdi. Nitekim, 7 Haziran 1929 da yapılan Fenerbahçe Atletizm bayramında göğüsleri F.B. yazılı 45 atlet bu verimli girişimin kanıtı ve Sarı-Lacivertli Kulüp atletizminin artık sürekli ve başarılı varlığının müjdecileri olarak alkışlandılar. Bu gençler arasında şu isimler sayılabilir;

Sprinterler: Saki ve Baki Zorlu, Karaali, Suat, Sait, Sıtkı Salur, sonraları Donanma Komutanı ve Tümamiral Haydar Olcay Noyan, orta mesafe koşucuları: Muhtar Bedi, Bedi Nazlı ve sonraları HV. Tümgeneral Şerafeddin Urul ve uzun mesafeci Ahmet Tulga, Nuri Erer ve Reşat Erte. Atlamalarda; Necdet Erdem, Sadri, Nuri Hiçler, Tahsin Arduman, İhsan ve Celal Balkır Kardeşler, disk ve güllede Burhan, İhsan, Ciritte de, aynı zamanda süratçi olan İsmail Kuşu.

Bu atletlerle o yıl 20 Haziranda Vali, “ÜSTÜNDAĞ KUPASI” kazanılmış, 11 Ekimde İLK KEZ PUANLI YAPILAN ŞAMPİYONADA, 1. Beşiktaştan sonra, İstanbul Bölge 2.si olunmuş, 100 ve 200 de SAKİ, 400 de SAİT, tek ve 3 adımda TAHSİN, sırıkta NECDET, 4 x 400 de SAİT, SAKİ, SUAT ve MUHTAR BEDİ Fenerbahçe’ye 7 İstanbul birinciliği kazandırmışlardır.

Artık her dalıyla gelişen Fenerbahçe atletizmi, ilk kulüp temasını 25 Ekim 1929 da Taksim Yeni Yıldız (eski adı NEOS ASTR) Rum Kulübü ile yapıp 60/66 puanla kazandı. Bunu, 8.8.1930 da yine Rum Kurtuluş (eski adı TATAVLA-HERAK-LİS) ve diğer gaUbiyetler izledi ve 10.7.1931 de Bursa’da yaptığı takım halindeki ilk yurtiçi müsabakada 11 yarışın hepsini l.ci bitirdi.

Şurasını hatırlamak gerekir ki, bütün İstanbul müsabakalarının yapıldığı Fenerbahçe stadında-ki düzensiz toprak pist, 1931 Haziranında onarılmış ve yurdumuz ilk kez 7.20 x 100 metrelik düzenli bir piste kavuşup, bu tarihten sonra rekorlarda birbirlerini kovalamaya başlamıştır. Tevfik Böke’nin 29.7.1932 de uzun atlamada 6.61 iik rekoru, ertesi gün İsmail Kuşu, Fikret Sever, Saki Zorlu ve Furuzan Tekil 4 x 200 bayrak takımının 1.36 lık yeni Türkiye rekoru izlemiştir. Nihayet, 28.7.1933 de de galibine bir şilt konan iddialı karşılaşmada Fenerbahçeli atletler, Beyoğluspor (eski adı PERA S.C.) gibi en güçlü Rum Kulübünü de 40/70 puanla yendiler. Bu karşılaşmada 110 en-gelli’yi 16.1, ile koşan, tek adımda 6.79, üç adımda da 13.19 atlayan Fenerbahçe’n Tevfik Böke bir günde 3 Türkiye rekoru birden kırmıştır. Bu rekorları, kısa aralıklarla süratçı Hilmi Alemdar, Müfahham, Yazıcı, Raif Emergen, 800 cü Ziya, Abdullah Karaca, Manol, Ekrem, Niyazi, Yüksekçi Cihat Renda, 3 adımcı Pulios Pulat, Gülleci Eseyan’ın rekorları izledi.

Bu dönemde genellikle ferdi yapılan İstanbul ve Türkiye birinciliklerinde en önemli ve ilgi çeken olay, Fenerbahçe’nin genç ve yetenekli 800 cüsü Ziya ATLET’in G.S.lı ünlü ömer Besim Koşalay’ı hem İstanbul ve hem de Türkiye şampiyonasında mağlup etmesidir.

Yine bu dönemin üzücü bir olayı da, aynı Ziya Atlet’in, (Niçin alındı?!.. Yenileceğiz!…), diye itirazla karşıladığı, ancak Fenerbahçe’nin kazandığı yukardaki Beyoluspor yarışlarına gelmemesi sonucu, Kulüple ilgisinin kesilişidir. Fenerbahçe Kulübü bu konuda yayınladığı bildiride: (FENERBAHÇE’YE ZAYIF RAKİP ARAYAN DEĞİL. GÜÇLÜ VE ÇETİN RAKİPLERDEN ÇEKİNMEYEN YARIŞÇILAR YARAŞIR) denmiştir.

Türk atletizminde 2 çok ilginç gün bu dönemde yaşandılar. Bunlardan ilki 14.7.1933’dür. Tarihte, F.B. ile G.S. ilk kez takım halinde bugün karşılaştılar. Bu yarışı 52-56 Galatasaray kazandı.

İkinci ilginç gün, 13.6.1936 dır. Yukardaki tarihsel karşılaşmanın rövanşını Fenerbahçeli atletler 50-54 aldılar.

Fenerbahçe’nin atletizm şubesine bu yıllarda, daha sonraları Kocaeli Milletvekili olan, Sezai Mümtaz Kavalcıoğlu kaptanlık etmiştir.

1939 – 65 DÖNEMİ

Fenerbahçe Kulübü, atletizmde resmi şampiyonluklarını 1939 yılından itibaren kazanmaya başlamıştır. O sene hem (İSTANBUL BÖLGE ŞAMPİYONLUĞU), hem de aynı mahiyette resmi ve sürekli organizasyon olan (GÜL KUPASI ŞAMPİYONLUĞU) Fenerbahçe tarafından kazanıldı.

İstanbul birinciliğinde 21 yarıştan 10’unu Fenerbahçe, 7’sini G.S., 3’ünü Beşiktaş ve birini de Şişli Kulübü birincilikle bitirmiş, 81 puan alan Fenerbahçe’yi 55 puanla Galatasaray ve 25 puanla da Beşiktaş izlemiştir.

Fenerbahçe’ye 10 birincilikten 5’ini 400 sürat, 200 ve 400 engelli, uzun atlama ve cirit atma olarak ve 52.6 – 27.2 – 60.8 saniye ve 6.32 – 54 m. derecelerle Meliiı Kotanca; 4 birinciliği 800, 1500, 5 ve 10 bin metrelerde 2.02 – 4.26.4 – 16.10.4 ve 36.38 ilk derecelerle Rıza Maksut İşman ve 3 adımda 13.96 metre ile Abdurrahman kazandırdılar. Füruzan ve Neriman Tekil kardeşlerle Müfahham Yazıcı sürat yarışlarında; Sudi Saka cirite, Pilitas Üçtek de 3 adım atlamada ikincilikler sağladılar. Yılın dekatlon şampiyonluğunu Melih, Füruzan ve Sudi kazandılar.

1907-57 dönemi çalışmalarını kapsayan ilk kitapta, yurdumuzda organize edilen ve İstanbul, Gül Kupası ve Türkiye şampiyonlukları olarak adlanan 3 tür puanlı yarışlarda kulüplerimizin 1957 ye kadar aldıkları birincilikler, aşağıdaki gibi, tablo halinde sunulmuşlardır:

Bu ilginç tablo, Fenerbahe’nin 1957 yılına kadar Türk atletizmindeki görkemli gücünü kanıtlayan paha biçilmez bir başarı simgesidir.

Fenerbahçe atletizmi, 1939’dan itibaren kazanmaya başladığı şampiyonlukları 1965’e kadar hemen hemen aralıksız sürdürdü. İstanbul birinciliklerinde 1939’daki ilk şampiyonluğu, 1964’e kadar, 18 kez yinelemiştir. 1964’den sonra ise, 1984’e kadar şampiyon olmadığına göre, 1939-65 arası çeyrek yüz yıllık dönemin Fenerbahçe atletizm tarihindeki büyük önemi kendini açıkça gösterir. Bu süre içinde, Fenerbahçe ayrıca 17 kez de Gül Kupası, her yıl puanlı yapılmamakla beraber, 8 kez de puanlı Türkiye şampiyonu olmuştur.

İstanbul, Gül Kupası ve Türkiye birinciliklerinde, çeyrek yüz yılda A takımlarındaki bu 43 resmi şampiyonluk dışında; GENÇ ve YILDIZ kategoriler birincilikleriyle diğer resmi ve özel karşılaşmaların büyük çoğunluğunda ve ayrıca ferdi ve takım halinde kros birincilikleriyle büyük ATATÜRK koşularında, Pentatlon ve dekatlon yarışlarıyla tekmil bayanlar müsabakalarında kazandığı sayısız birincilikler ve bütün bunların simgeleri olarak müzeyi süsleyen ve zengilleştiren yüzlerce mükafat Fenerbahçe’nin Türk atletizmindeki tarihsel güç ve öncülüğünün kanıtlarıdır.

Fenerbahçe’nin 1939/65 dönemi atletizmindeki görkemli durumunu simgelemeye yetecek bir çok olaylar arasında bir anı’yı burada anmak yersiz olmayacak:

1947 yılı İstanbul Bölge Şampiyonası 9/10 Ağus-tos’ta 3 Kategori üzerinde ve ilk kez DOLMABAHÇE stadında yapılıyordu. Yeni ve modern stat, futbol maçlarına açılmadan 3 ay önce İstanbul Atletizm Şampiyonasına açılmıştı.

Fenerbahçeli atletler stadın mükemmel pistinde rakipleriyle 2 gün yarışmışlar ve 3 kategoride de büyük puan farklarıyla bir kez daha istanbul şampjyr~u olmuşlardı. Başarılarını yeni Ttrkiye rekorlarıyla da süsleyen şampiyon atletler, yarışmalar sonuda, kazandıkları 29 birinciliğin uyandırdığı takdir duyguları arasında tribünlerdeki taraftarlarda coşku ile kutlanıyorlardı.

Bu unutulmaz 10 Ağustos 1947 akşamının gölgeler! Yemyeşil stada inerken, Atletizm Federasyonu Başkanı Naili Moran, henüz futbol ayakkabısı değmemiş zümrüt gibi çayırın hemen kenarındaki pistte mükafat dağıtmaktadır. Çeşit çeşit ödüllerle dolu masa etrafındaki ilgililer arasından, birden ileri fırlayan 100 metre rekortmeni, eski ajan ve Galatasaraylı atletlerin hocası Semih Türkdoğan, Federasyon Başkanından mükafat alan her 6 atletten 5’inin Fenerbahçeli olması ve adı okunan her Sarı-Lacivertlinin tribünlerden kopan alkış ve tezahüratla kutlanması karşısında, dayanamamış ve takdirlerle karışık gıpta ve hayranlıklarını şu sözlerle haykırarak açıklamıştır:

(— Bu, İSTANBUL ATLETİZM ŞAMPİYONASI DEĞİL, ADETA BİR FENERBAHÇE ATLETİZM BAYRAMI!…)

Sarı-Lacivertli Kulüp için bu dönemin en büyük övünç nedeni, hiç kuşkusuz, uluslararası başarılarıdır. O kadar ki, Fenerbahçe atletizmi 1939-65 arası, tam çeyrek yüzyıl, Türk atletizmini geniş ölçüde temsil etmek görevini tam olarak ve dörtbaşı mamur şekilde başarmıştır. Milli temaslar, Balkan ve Doğu Akdeniz şampiyonlukları ve sayısız uluslararası diğer organizasyonlar, hatta Avrupa ve Olimpiyat derecelerimiz Fenerbahçe atletizminin yüceliğini simgeleyen anılardır. Bunları birer birer saymaya sayfalar yetmez. Ancak, 25-30 kadarını daha ileride kaydetmekle yetineceğiz.

Bu dönemin Fenerbahçeli atletlerimin başlıca-Iarını, büyük çoğunluğu International ve (M) harfiyle işaretlenmiş olarak, şöyle sıralamak mümkündür:

Sprinterler:

ALEMDAR HİLMİ (M), AKSUR KEMAL (M), AYDIN ORHAN (M), AYTAN SEZAİ (M), ACARBAY DOĞAN (M), AKDALAY ŞEVKET, AKSOY SEHA (M), AYYILD1Z TURAN, BARIŞ FERHAT, BALOĞLU MUZAFFER (M), ÇAKARCAN SABAHADDİN (M), COŞAR SONAY (M), CENGİZ BURHAN (M), ERBAŞ MUSTAFA, EKREM, KARABELEN ERDOĞAN (M), EMRE ENGİN, EKİCİ VASFİ (M), GÜNEŞ ALAADDİN (M), GÜÇ FİKRET (M), HAMDİ GÜRBÜZTÜRK (M), GÖZEN AYHAN, GÜVENÇ LÜTFÜ (Sonraları Tümgeneral), GÖRE ÇETİN (M), GÜRSOY YILMAZ, İÇTEN ENİS, KOTANCA MELİH (M), KAYMAK OSMAN (M), KANDEĞDİ HİKMET (M), Dr. LAKAY KEMAL (M), LAKAY ATİLLA, NAZLI BÜMİN, ONUR AYDIN (M), OVALİ ENDER, ÖLÇEN ADNAN (M), ÖZGÜVENÇ KENAN (M), PALİS İHSAN, REMAN HALUK (M), SELVİ MUZAFFER (M), SAMİ, TÜKEL TURHAN (M), TEZGÖREN ÖZDEN (M), TUNALI AYDIN (M), TEKİL KÂMRAN, TAMOKAN GÜNAY (M), TEKİL FÜRUZAN (M), TEKİL NERİMAN (M), PLİTAS ÜÇTEK (M), ÜNER UĞUR (M), ÜNSAL YALÇIN (M), URAL SUPHİ (M), UYGUR FERRUH (M), YAZICI MUFAHHAM (M), YÜCESOY REBİİ, YORDANİDİS TODORİ (M), YÜZER HAMDİ, ZEREN ORHAN, ZEVYER CEVDET (M), BATMAN MUSTAFA (M),

Uzun Mesafe Koşucuları :

ALTINIŞIK NAZIM (M), AKINCI BÜLENT (M), ALBAYRAK HÜSEYİN (M), AYDIN EŞREF (M), AVAKYAN VARTAN, COŞGÜL OSMAN (M), DİNÇTÜRK ŞEYDİ (M), DALKILIÇ MUHARREM (M), DEVELİ RAİF, GÜRSU YILMAZ, HALİL, İŞMAN RIZA MAKSUT (M), KOŞAR RECEP (M), KOÇAK EKREM (M), GÖKER TURHAN (M), P.LAMBRİDİS, ÖZARALLI İRFAN, ÖZCAN MUSTAFA (M), POLAT ALİ (M), PAKEL FEVZİ (M), ŞEN HİKMET (M), SABAN ŞÜKRÜ (M), SOKULLU YAVUZ, TARIM ESAT (M), TUNCAY CİHAT (M), YILMAZ AHMET, YALIRGAV EDİP (M), ŞAHİN TURHAN (M), HAYRETTİN CAN, YÜCEL SADIK, DİRİMEN SELÇUK (M), DİNÇER ÇAKIRLI (M), GÖKTÜRK MACİT (M), UYGUÇ ÜNAL (M), ŞENSOY OKTAY (M).

Mızrakçılar:

ZIRAMAN HALİL (M), ÇETİN YILMAZ NUREDDİN (M), KIRLI AHMET (M), KÖKSAL KEMAL (M),

DİSK ve Gülleciler:

BERKOK JEBAĞ (M), BEYAZIT MEHMET, BORA METİN, EMRE VEYSİ (M), KÖSEOĞ-LU SABRİ (M), GÜLERİ SEMİH, GÜRAN NECATİ, HÜSEYİNOĞLU MEHMET (M), İLMEN TALAT, ÖNUÇAR İBRAHİM (M), OKTAY YIL. MAZ (M), ÖRKİ ERCAN, ÖZKENT AKBİLEK, OKTAY MEHMET, MAVİENGİN MUSTAFA (M), REYMOND RE AD (M), TÜLAY EROL.

Çekiççiler:

MÜHÜRDAROĞLU İZZET (M), ALPDOĞAN NUREDDİN, AYHAN, ALAADDİN, ÜNYAY ÖZTEKİN (M).

Tek ve 3 Adım Atlayıcılar:

AKGÜN AVNİ (M), APA ÖMER (M), AKDOĞAN ALAADDİN, ATAÇ ATEŞ, DEVEKUŞU-OĞLU FERHAN (M), EGE VAHİT (M), GÖKTÜRK MACİT, KÖKSAL ATİLLA (M), KURD TURGAY (M), KURDBAY AHSEN (M), MERİÇ TURGUT, SARIALP RUHİ (M), ÜNSAL YALÇIN (M), BÖKE TEVFİK (M).

Yüksek Atlayıcılar:

AKKAN ERDAL (M), AKIN MUHİDDİN (M), ARAR SÜREYYA (M), ARAS MAHİR (M), ARSEVER HAMİT (M), ARYAK YÜKSEL (M), ATAKAN OSMAN, BÜYÜKDOĞAN TAHSİN (M), ÇAĞDAŞ ARMAĞAN (M), GERÇİN MERDOL (M), HANSOY BEYDUN, SAKA SUDİ (M), ÜNÜVAR ZİYA (M), YALIN SELİM (M) ve ZAİM CELADET (M).

1966-83 DÖNEMİ…

Fenerbahçe atletizmi 1963 de bir sarsıntı geçirirken, 1964 İstanbul şampiyonluğunu 8/9 Ağustos günleri İnönü stadında büyük gayretle kazandı. Aynı yılın Türkiye şampiyonasında ise 2. oldu. 1965 de Bölge 2.si iken, yeni ve son bir gayretle Türkiye şampiyonluğunu İzmir Karantina Kulübünün 23.604 puanına karşı. 23.953 puanla kurtardıysa da düştüğü krizi artık atlatamadı ve bunalım sürdü. Yönetim Kurulu, yalnız Fenerbahçe için değil, Türk atletizmi için de bir çöküntü olan bu olayı, 29.3.1964 Kongre raporunda özetle şöyle açıklamıştır:

(FENERBAHÇE KULÜBÜNÜN 1938 DEN BERİ, ÇEYREK YÜZ YILDIR TÜRK ATLETİZMİNİ ÖZENLE YAŞATTIĞI ve bu SPORUN TÜRKİYE’DE 1 SAYILI KORUYUCUSU OLDUĞU MUHTEREM HEY’ETİNİZCE VE HERKESÇE BİLİNİR. BÜTÜN ULUSLARARASİ ORGANİZASYONLARDA KADRONUN % 80 İNİ FENERBAHÇELİ ATLETLERİN OLUŞTURMASI KULÜBÜMÜZÜN BU SPORU BEDEN TERBİYESİNİN İLGİLİ ORGANLARINDAN DAHA CİDDİ ŞEKİLDE KORUDUĞUNU GÖSTERİR.

FENERBAHÇE’NİN FUTBOLDA HENÜZ AMATÖR VE GELİRİ DE ÇOK SINIRLI İKEN, ATLETİZM SPORUNA GÖSTERDİĞİ BU YÜKSEK İLGİ VE KORUMACILIK, GEREK ATLETİZM VE GEREKSE KULÜBÜMÜZ TARİHİNDE İNKÂR VE UNUTULMASI OLANAKSIZ FEDAKÂRLIK HATIRALARI TEŞKİL EDER.

KULÜBÜMÜZ, BU AĞIR YÜKE İLÂNİHAYE KATLANAMAYACAĞINI VE İLGİLİLERİN BU FEDAKÂRLIĞI DESTEKLENMELERİ GEREKTİĞİNİ HAYKIRMIŞ, FAKAT KİMSE BU UYARILARA KULAK VERMEMİŞTİR… MUKADDER AKIBET İŞTE NİHAYAT YAŞANMIŞ BULUNUYOR. FENERP\HÇE KULÜBÜ GEÇEN YIL, MALİ ZORLUK NEDENİYLE, ŞUBEYE İLGİYİ AZALTINCA 8 BİRİNCİ SINIF ATLETİNİ KAYBETTİ. ŞUBENİN PİST ELEMANLARI DAĞILIRKEN, TÜRK ATLETİZMİ DE, BUNA PARALEL OLARAK, ULUSLARARASI DERECE ve GÜCÜNÜ KAYBETMİŞ BULUNMAKTADIR!..)

Fenerbahçe’nin yerinin doldurulamaması, Atletizm Federasyonu’nu telaşlandırdı. Antrenör Şevki Koruyu Kulüp emrine verdiği gibi, 5 bin lira da yardım yaptı. Ancak, bu destek çok yetersizdi.

A kategorisinde 1984 e kadar 20 yıl İstanbul, 19 yıl da Türkiye birinciliklerinden uzak kalan Fenerbahçe’nin bıraktığı boşluk bir türlü dolduru-lamadığından, Türk atletizminin çöküş hali sürmüş ve artık ne international bir birincilik, ne Balkan ve ne de Akdeniz Olimpiyat şampiyonlukları söz konusu olmuştur.

Bu durumda Fenerbahçe’nin tek tesellisi, kros ve uzun mesafe yarışlarındaki başarısını sürdürmesi oldu. Sıra ile, MÜSLİM ŞENTÜRK, HİKMET ŞEN, TURHAN ŞAHİN, MUHARREM DALKILIÇ, HASAN ERTEK, BÜLENT AKINCI, ŞÜKRÜ SABAN, MEHMET TÜMKAN, SERMET TİMURLENK ve ZEKİ ATLI bu alanda FENERBAHÇE adını zirvede tutmakta devam ettiler.

Fenerbahçe stadının, yeni inşaat için, 1965 de yıkılması üzerine pist de kullanılamaz olmuştu. 1967 de Dereağzındaki pist onarılmış ve Vali Vefa Poyraz tarafından Türk-Bulgar yarışlarıyla açılmıştır. Bu açılışla atletizm biraz canlılık kazandı ve bu yıllarda Sarı-Lacivertli atletler yine de Türkiye’nin en iyi derecelerini yapmaktan uzak kalmadılar.

17 yaşındaki Fenerbahçe’n Orhan Aydın’ın, 15 yıllık 200 metre rekorunu, 21.8 ile yinelemesi, 800 de Ali Erte (M), 1500 de Mehmet Tümkan (M), Gülle de Ahmet ölçen (M), 3 bin engellide Turhan Şahin, Krosta Muharrem Dalkılıç, Yüksekte Merdol Gerçin, 400 Engellide Cengiz Akıncı (M), Sırıkta Tamer Aydemir (M), Atilla Darılmaz, Murat Ayata (M), İlhan Ökten Türkiye Şeref Listesi’nin başında yer aldılar. Ancak, Dünya Atletizmindeki hızlı kalkınma karşısında aradaki mesafe, Türk atletizmi aleyhine sürekli büyümüştür.

Fenerbahçe Kulübünde hiç bir spor dalında, hatta hiç bir konuda plan ve programla çalışıldığı iddia olunamaz. Herhangi bir dalda başarı, yönetim kurulunun tutumu ile, şube kaptanının ilgi ve becerisine bağlıdır. Nitekim, 1971 de, bu branşta yetişmiş şube kaptanının değişmesi, 22 istifa ile sonuçlandı ve Fenerbahçe Türkiye birinciliklerinde ilk kez 4lüge düştü.

1968 Meksika’dan sonra, 1972 Münich Olimpiyatları döneminde Türk atletizminde yaşanan hareketsizlik, artık ilk kez, eleştirilere neden olmakta ve basın: (TÜRK ATLETİZMİNİ BU DURUMA DÜŞÜRENLER UTANSIN!..) başlıkları atmaktadır.

Yönetim Kurulunun, Mart 1973 Kongresine sunduğu çalışma raporunda atletizmin genel durumu kısaca şöyle belirtilmiştir.

ATLETİZMDE BÜYÜK paralarla DEĞİL, KULÜP SEVGİSİ PEKLEŞTİRİLMİŞ GENÇLERDEN TAKIM KURMA ÇABALARIMIZ SÜRÜYOR. GEÇEN MEVSİM İSTANBUL 2.Sİ OLDUK….)

Bir kaç yıl süren bu çabalan 22.2.1976 Kongre raporundan izleyelim:

(ATLETİZM ÇALIŞMALARIMIZIN KAPSAMINI BELİRLEMEK İÇİN BU SPORUN TÜRKİYE’DEKİ DURUMUNU GÖZÖNÜNDE TUTMAK ZORUNLUDUR. ESEFLE BELİRTMEK GEREKİR Kİ, ATLATİZM YURDUMUZDA GELİŞECEĞİNE GERİLEMEKTEDİR.

1974 AKDENİZ OLİMPİYATLARINDA TÜM ATLETLERİMİZ KULVARLARDA YOKOLUP GİDERLERKEN, SADECE DEKATLONCU NURULLAH CANDAN TÜRKİYE REKORU KIRARAK BRONZ MADALYA ALIYORDU.

GÜNÜN ŞARTLARI İÇİNDE, FENERBAHÇEMİZ, BU SPORU AYAKTA TUTABİLMEK VE TAMAMEN SİLİNMESİNİ ÖNLEMEK BAKIMINDAN KALİTELİ ORGANİZASYONLARA DEVAM ETMİŞ ve 1975’İN EN ÇEKİCİ YARIŞLARINI (FENERBAHÇE ATLETİZM BAYRAMI) OLARAK SPORSEVERLERE SUNMUŞTUR.

BU ÇABALAR SONUCU 1974 ve 1975’de TÜRKİYE’DE KIRILAN REKORLARIN ÇOĞUNU FENERBAHÇELİ ATLETLER GERÇEKLEŞTİRDİLER.

Nitekim, emektar diskçimiz Mehmet Hüseyinoğlu 48.48 lik, 16 yıllık rekoru kırmış, Ekrem Öz-damar (M), Yüksekte, Timurlenk gençlerde F.B. formasıyla yeni rekorlara ulaşmışlardır. Mehmet Tümkan 3 bin metrede, Servet Kural Gençler disk atmada rekortmen olmuşlar, Yüksekte 2 metreyi aşan Erol Şişko (M), Ciritte Mehmet Temel (M), ve Niyazi Erdoğan (M), uzun mesafelerde Ömer Akkaya ve Fikret Çetinkaya, süratte Fazıl Üstünel (M) ve Mahir Başoğlu (M), 400 Engellide Faruk Girgin (M) ve Salih Natur, 3 adımda Ramazan Özdemir sırıkla atlamada İlhan öktem (M) ve Hüseyin Demir Türkiye Şeref listelerinin baş sıralarında yer almak başarısını göstermişlerdir.

PUANLI MÜSABAKALARDA 1974 TÜRKİYE 3.SÜ OLAN TAKIMIMIZ, 1975 DE TÜRKİYE 2.Sİ OLDU. DAHA DA GÜÇLENMEK İÇİN ÇALIŞMALARIMIZ SÜRÜYOR. FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ, TÜRKİYE’DE SÖNMEYE BAŞLAYAN ATLETİZM MEŞALESİNİ ATEŞLİ TUTMAKTA KARARLIDIR.)

Gerçekten, bu kararlılık lafta kalmadı. Yönetim Kurulu 25.2.1979 Kongre raporunda:

(PİSTLERDE YENİDEN İDDİALI BİR FENERBAHÇE GÖRECEĞİMİZ İÇİN SEVİNÇLİYİZ…) müjdesini vermiştir. Nitekim, 1979 çalışmalarını yansıtan 10.2.1980 Kongre raporu şöyledir:

İstanbul ve Türkiye Kros şampiyonluklarını Fenerbahçe kazandı.

Ömer Besim yarışını Zeki Atlı kazanmış, takım l.liği ve kupayı da F.B kazanmıştır.

Ezeli rakipler maçı devre arasındaki 4 x 400 F.B. G.S. bayrak yarışı mevsimin en heyacanlı müsabakası oldu ve takımımız kazandı.

Türkiye şampiyonasında G.S.ın az gerisinde 2.olduk. Ancak, rakibimiz, 500 bin lira harcayarak, bu müsabaka için Amerika’dan bir atlet getirdi.

Atletlerimizden Zeki Atlı ve Mehmet Salman Avrupa şampiyonasında yurdumuzu temsil etmişler, ayrıca Bülent Ataseven, Osman Nuri Karabıyık, İsmail Türkan, Erol Kaplan, Ömer Şakar ve Ömer Remzi Tülek de milli takım seviyesine yükselmişlerdir.)

Ancak, 12.4.1981 çalışma raporunda bazı önemli dertlerden yakınılıyor:

(- 1979 da İstanbul ve Türkiye 2.si olan atletlerimiz, çoğu İstanbul dışında olduklarından, düzenli çalışamamalardır. Her branşta ayrı antrenöre ihtiyaç gösteren bu spor dalı için yurdumuz henüz bu düzeye ulaşmamıştır. KIŞ ÇALIŞMALARI İÇİN DE HALA BİR KAPALI SALON YOKTUR.

Okullarla ortak çalışmalara başladık. 1981-82 yıllarında (Fenerbahçe Lisesi) ile kurulan yakın ilişki sonucu, 40-50 talebeden oluşan yıldız ve genç takımlar bütün İstanbul Kros yarışlarını kazandılar. Atatürk Koşusunda da İBRAHİM DAĞDELEN birinci oldu.)

1981 de bütçesi 600 bin liraya ç;karılan Fenerbahçe Atletizm Şubesi Ankara’da 1982 Atatürk Kupasında da MEHMET TERZİ (M) – SER-MENT TİMURLENK (M) VE İBRAHİM DAĞDELEN (M) ekibi ile hem ferden, hem takım halinde birinci gelip kupayı 9 puanla kazandı.

Yönetim Kurulunun 5.3.1983 raporu Fenerbahçe’nin Kros yarışlarındaki iç ve dış başarılarının tarihsel değerini vurguluyor:

(ANKARADAKİ ANANEVİ BÜYÜK ATATÜRK KUPASINDA KARSLI VE GALATASARAYLI ATLETLER KARŞISINDA BAŞARILI OLDUK. KROS TAKIMIMIZIN SÜREKLİ BAŞARILARI BATI DÜNYASININ DA İLGİSİNİ ÇEKMİŞ VE TAKIMIMIZ 29.1.1983 DE YAPILAN AVRUPA KROS ŞAMPİYONASINA DAVET EDİLMİŞTİR. ANCAK, YARIŞLARIN YAPILACAĞI FRANSA’NIN TAKIMIMIZ İÇİN YETERLİ KORUNMA GÜVENCESİ VERMEMESİ KATILMAMIZI ENGELLEDİ..

BAZI ATLETLERİMİZ YURT İÇ VE DIŞINDA BAŞARILI OLDULAR. SERMETTİMUR-LENK’İN 800 ve 1500 METRELER ULUSLARARASI YARIŞLARDA KAZANDIĞI 4 ALTIN, 3 GÜMÜŞ VE BİR BRONZ MADALYA ULUSÇA ÖVÜNÇ KAYNAĞI OLDUĞU GİBİ, KULÜBÜMÜZ İÇİN DE BİR SEVİNÇ VESİLESİDİR. AYRICA, FAS’TA YAPILAN AKDENİZ OYUNLARINDA ÜLKEMİZİN KAZANDIĞI TEK ALTIN MADALYAYI MARATONDA MEHMET TERZİ’NİN KAZANMIŞ OLMASI KULÜBÜMÜZ ADINA AYRICA BİR KIVANÇ KAYNAĞI OLMUŞTUR.

1982 SENESİ SONLARINDA BAŞLAYAN BÜYÜK ATLETİZM HAMLEMİZ 1983 DE DAHA BÜYÜK HIZLA DEVAM EDECEKTİR. KROSTA GERİDE BIRAKTIĞIMIZ G.S.YI TÜRKİYE ŞAMPİYONASINDA DA YENMEK HEDEFİMİZDİR. BU NEDENLE, PİST TAKIMIMIZI DA KROS TAKIMIMIZ DÜZEYİNE GETİRMEK VE UZUN SÜREDİR CAMİAMIZDA ÖZLEMİ DUYULAN KULÜPLER ARASI PUANLI TÜRKİYE ŞAMPİYONLUĞUNU KAZANMAK AMACIMIZDIR.)

21 Şubat 1982 Kongresinde yönetim görevini yüklenirken, amatör branşları da kalkındıracağı vaadine programlarında yer veren Ali Şen başkanlığındaki yönetim kurulu, gerçekten büyük gayretlerle sözünü tutma yolunda idi. Atletizm bütçesi ilk kez tatminkâr bir düzeye çıkarılıp 5 milyon liraya yükseltilmiş ve kadro, 61 i lisansiye ve 110 u da lisansiye adayı olarak, 171 kişilik bir mevcutla görkemli bir hüviyet kazanmıştır. Şubenin başındaki eski milli atletler Turhan Şahin ve Ali Ergenç’in fedakârane ve metodlu gayretleriyle Fenerbahçe atletizmine, sürekli olarak, adı duyulmamış gençler kazandırılıyor ve bir bölümü aşağıda sunulan bu elemanlar kısa sürede branşlarında sivriliyorlardı.

Sprinterler: AKSU ALİ (M), AKSEK TANJU, AKSU HİMMET (M), ALAÇAM EROL (M), ATALAY NADİR (M), BOYNUİNCE SEVEN, EĞİLMEZBAŞ BİROL, ERGENÇ ALİ (M), ERKMEN CEM, KARA ALİ (M), KAPLAN EROL (M), OĞULBULAN ERTUĞRUL (M), SOLMAZ MEHMET (M), ÖZÜNAL KENAN, TULUMTAŞ FİKRET (M), YAYLALI SERDAR.

Uzun mesafeciler: AKYÜREK İHSAN, APAYDIN MÜÇTEBA (M), ATLI ZEKİ (M), BAĞCI NİHAT (M), BİLGİÇ MUHLİS, CANDAN SÜLEYMAN, DİRİMEN SÜLEYMAN, ERYURT MUZAFFER, HET SAFA (M), KARAÇUHALI METİN, TERZİ MEHMET (M), TİMURLENK SERMET (M), YURDADÖN MEHMET (M).

Disk ve Gülleciler: ALBAYRAK TAHSİN (M), AY EKREM (M), ERYURT MUZAFFER, TOLUN MUZAFFER (M),

Çekiççiler: ATİLLA DARILMAZ (M), TAPAN BATTİN, TERZİ YÜKSEL (M), UYBAT ALTAN (M).

Ciritçiler: BAYRAM KAYA (M), YAMAÇ ATİLLA (M).

Yüksekçiler: SEHA BAŞER (M), ERTEK CAN (M), GERÇİN MERDOL (M), PEHLİVAN OSMAN (M), ŞENTÜRK KAYA.

Uzun atlayıcılar: BAYTÜRK METİN, BİROL ERTUĞRUL, KAHRAMAN MUSTAFA, GELDİŞEN UFUK (M), SİVRİ ATİLLA (M), YUMURTACI FARUK.

Sırıkla atlayıcılar: İLHAN DEMİR, GÜRBÜZ YAVAN (M), VACİP YAVAN (M).

İHTİŞAMLI GÜNLERE DÖNÜŞ…

Yeniden açılan Fenerbahçe stadında, 7-8 Mayıs 1983 de yapılan, (FB Atletizm bayramı), taraftarların yıllar sonra yüzlerini yeniden güldüren ve eski günleri hatırlatan bir ihtişam ve intizam içinde geçti. Fenerbahçe kulübü güçlü bir kadro yetiştirmiş, hele kros takımı, tarihinin en görkemli hüviyetiyle kulübün uluslararası eski şöhretini canlandırmıştır.

Bir gerçektir ki, Mehmet Terzi, Mehmet Yur-dadön, Sermet Timurlenk, Zeki Atlı, Safa Het ve Müçteba Apaydın gibi milli elemanlardan oluşan 1980 li yılların Fenerbahçe Kros takımı, başarının doruğuna yükselirken, Türk atletizminde uzun yıllar hafızalardan silinmeyecek çok mutlu anıların yaratıcısı olmuştur.Yönetim Kurulunun 10.12.1983 günlü raporu, gayretinin özetini , gönül rahatlığıyla şöyle açıklıyor:

(ASIL HEDEF OLAN ALTYAPI ÇALIŞMALARI BİTMEMEKLE BERABER, TARAFTARLARIMIZI SEVİNDİRECEK SONUÇLAR ALMAYA BAŞLAYAN GÜÇLÜ BİR KADRO KURULMUŞTUR. ÖZELLİKLE KROS TAKIMIMIZ 2 YILDIR BÜYÜK ATATÜRK YARIŞLARINDA, TEKRARI KOLAY OLMAYAN DERECE İLE, HEM FERDEN, HEM TAKIM HALİNDE ŞAMPİYONDUR.

M.YURDADÖN VE S.TİMURLENK’İN ULUSLARARASI BAŞARILARI HEPİMİZİN MALUMUDUR. FAS’DAKİ AKDENİZ OYUNLARINDA ÜLKEMİZİN KAZANDIĞI TEK ALTIN MADALYAYI 18.9.1983 GÜNÜ MARATONDA MEHMET TERZİ’NİN KAZANMIŞ OLMASI, KULÜBÜMÜZ İÇİN KIVANÇ KAYNAĞI OLDU.

KULÜBÜMÜZ, BU BRANŞA GÖNÜL VEREN 2 ATLETİMİZİN BİRARAYA GELEREK HİZMET YARIŞINA GİRMELERİ, ŞUBENİN SÜRATLE KALKINMASI YOLUNDA SEVİNDİRİCİ BİR GÜVENCE OLMAKTADIR. İSTANBUL’UN BU BRANŞ İÇİN YETERLİ ÇALIŞMA OLANAKLARINA SAHİP OLAMAMASINDAN, GENÇ VE YENİ SPORCULARI BU BRANŞA ÇEKMEK KOLAY OLMAMAKTADIR. KROS’TA GERİ BIRAKTIĞIMIZ EZELİ RAKİMİBİZ GALATASARAY’I TÜRKİYE ŞAMPİYONASINDA DA GERİDE BIRAKMAK MÜMKÜN OLACAKTIR.)

Ankara’da 27.12.1983 Büyük Atatürk Kupası Yarışını ferden ve takım halinde kazanan M.YURDADÖN, M. TERZİ, S. TİMURLENK ve ZEKİ ATLI’yı Yönetim Kurulu 16 Ocak 1984 toplantısına davet ederek kutlamış ve 15 er bin lira mükafatla ödüllendirmiştir.

M. Yurdadön 1983 Büyük Atatürk Yarışını 8. kez ferden kazanırken, aynı yarışta 1960/70 arası yine 8 kez birincilik kazanan diğer Fenerbahçeli Şükrü Saban’ın rekorunu da egale etmiş oluyordu.

Kazablanka’daki Akdeniz Oyunlarında 18.9.1983 günü Altın madalya kazanan, Los Angeles Olimpiyatlarında 12.8.1984 günü Dünya’nın en güçlü 102 atleti arasında (2.14.19) ile, 16. gelmeyi başaran ve bir ay sonra Atinadaki Balkan Yarışlarında Türkiye adına yegane altın madalya kazanan M. Terzi’nin Maraton birinciliği, Fenerbahçe atletizmine, ölümsüzlük aşılayan olay ve anılardandır. 9 Eylül 1984 kapanış gününün bu en son yarışında, ünlü Averof Stadına ilk giren göğsü Ay-Yıldızlı atlet Fenerbahçeli Mehmet Terzi, staddaki 60 bin seyirci tarafından ayakta alkışlanırken, TV ekranlarındaki milyonlarca Türk’e de son anda teselli oldu….

1984 – 1987 DÖNEMİ ve YENİ ŞAMPİYONLUKLAR…..

Fenerbahçe Kulübü, 1982 de hedef aldığı puanlı, resmi atletizm birinciliklerine 1984 de hem İstanbul ve hem de Türkiye şampiyonluklarıyla erişmiştir.

İnönü stadında 4/5 Ağustos 1984 günleri ezeli rakibi Galatasaray’ı 29.896 ya karşı 29.921 puanla yenerek İstanbul şampiyonluğunu 20 yıl aradan sonra tekrar kazanmayı başaran Fenerbahçe’nin birinci gelen elemanları şunlardır:

Engelli 110 da Ali Aksu, 400 serbestte Fikret Tu-lumtaş, 800 ve 1500 de Muçteba Apaydın, 5 ve 10 bin metrelerdeki Zeki Atlı, sırıkla atlama’da Gürbüz Yavan, Güllede Ekrem Ay, Yüksekte Osman Pehlivan, Disk atmada Muzaffer Tolun ve 3.26.1 le koşan Nadir Atalay, Muçteba Apaydın, Fikret Tulumtaş ve Himmet Aksu’dan oluşan 4 x 400 bayrak takımı.

Yine İnönü stadında 22/23.9.1984 günleri, yine ezeli rakibi Galatasaray’ı, 2 kademeli yarışmalar sonunda, 63.095 e karşı, rekor olan 63.211 puanla yenip 1965 den ve 19 yıl aradan sonra, tekrar Türkiye Atletizm Şampiyonu olan Sarı-Lacivertli takımın birincilik kazanan elemanları da şunlardır:

Engelli 110 da yine Ali Aksu, 800 ve 1500 de Muçteba Apaydın, 3 bin engellide Safa Het, 5 ve 10 binde Mehmet Yurdadön, yüksekte Süha Ba-şer, Cirtte İbrahim Kabal ile M. Yurdadön’ün birinciliklerinde onu izleyen M. Terzi ve Z. Atlı….

Yönetim Kurul 24 Şubat 1985 Kongresinde, 1984 de yeniden ulaşılan İstanbul ve Türkiye şampiyonluklarını şöyle özetlemiştir:

(ATLETİZM DALINDA KULÜBÜMÜZ, CAMİAMIZIN UZUN YILLARDIR ARZULADIĞI BÜYÜK ATILIMLA BERABER, 1984 DE BÜYÜK BAŞARILARIN DA SAHİBİ OLDU. KROS DALINDAKİ SÜPER BAŞARILARINA İLAVETEN, PİSTLERDE DE TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜĞÜ OLDUĞUNU EZELİ RAKİBİMİZ G.S.YI HEM İSTANBUL, HEM DE TÜRKİYE ŞAMPİYONASINDA ARDARDA GEÇEREK KANITLADI.

……BU BAŞARI İLE TAKIMIMIZ LONDRA-

DA YAPILACAK 1985 AVRUPA ŞAM.K.LER MÜSABAKALARINDA ÜLKEMİZİ TEMSİL EDECEKTİR.

HÂLEN BÜYÜK ERKEKLERDE 48, GENÇ ERKEKLERDE 65, YILDIZ ERKEKLERDE 58 OLARAK, 171 LİSANSİYE ve 200 KİŞİLİK Lİ-SANSİYE ADAYI İLE BİRLİKTE 371 KİŞİLİK ATLETİZM GURUBUMUZ FENERBAHÇE VE İNÖNÜ STADLARINDA ÇALIŞMALARINI SÜRDÜRÜYOR.

BÜTÜN BU BAŞARILARA İLAVETEN, BASIN, VE TRT TARAFINDAN 1984 DE “YILIN SPORCUSU” OLAN ATLETİMİZ MEHMET TERZİ’NİN SEÇİLMİŞ OLMASI CAMİA VE KULÜBÜMÜZ İÇİN BÜYÜK KIVANÇ KAYNAĞI OLMUŞTUR. ATLETİZM YÖNETİM KOMİTESİNE BAŞARILI ÇALIŞMALARINDAN DOLAYI TEŞEKKÜR EDERİZ.)

ATATÜRK YARIŞLARININ EN MUHTEŞEMİ…

Büyük Atatürk yarışlarından 27.12.1983 deki 49. müsabaka, bir çok özellikler taşıması bakımından, çok ilginçtir. Bu yarıştâ stard, tarihte ilk kez, Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı Vehbi Dinçerler tarafından verildi. Galibine Başbakan, Gençlik ve Spor Bakanı, Ankara Belediyesi ve Atleziın Federasyonu tarafından 4 kıymettar gümüş Kupa konan bu yarışı Mehmet Terzi, Zeki Atlı ve Safa Het’den kurulu Fenerbahçe kros takımı 1,3 ve 4.1iiklerle, 8 puan ve 31.21.4 dakikada kazandı.

Fenerbahçe’nin bir kısım krosçuları, Fenerbahçe forması altında yurt içindeki son koşularını 17 Şubat 1985 de Konya’daki 12 bin metrelik Türkiye Kros Şampiyonasında yaptılar. Mehmet Yurdadön 38.53.03 dakikada birinci, M. Terzi de 3. oldular.

Portekizdeki Avrupa Kros Şampiyonasından döner dönmez yapılan bu yarışta takım 1. ligini de M. Yurdadön, M. Terzi ve Zeki Atlı’dan kurulu Fenerbahçe takımı kazanmıştır.

ŞİŞE-CAM DARBESİ….

Fenerbahçe atletizmi Temmuz 1985 transferinde bir darbe yedi. Paşabahçe Şişe-Cam fabrikasının spor kulübü, Atletizm Fed. Başkanının yardımıyla, Fenerbahçe’nin Yurdadön, Terzi ve Timurlenk gibi 3 büyük şöhretine el attı. Böylece hem oturmuş Kros Takımı parçalanmış, hem de gelecek şampiyonluklar baltalanmış oldu.

Fenerbahçe’nin bu gençlerle Yurtiç ve dışında sağladığı başarıların, bundan böyle, milletin bu milyarlık ve atletizme Temmuz 1985 transferi veya bütçesi olarak, 60 milyon lira ayıran kuruluşça, daha verimli olarak sürdürülmesi beklenmiş ve temenni olunmuştur. Nitekim, 15.12.1985 Atatürk Koşusu bu kuruluşun henüz Temmuz 1985’e kadar Fenerbahçeli olan yeni takımı tarafından kazanılırken, M. Apaydın, M. Sirel ve N. Bağcı’dan kurulu F.B. 2., G.S.’da 3. oldular.

Ancak, bir gerçek var ortada.. Amatör branşlarda önüne gelen Fenerbahçe’yi rahatça tırpanlıyor. Bunun nedenini Yönetimin pasif tutumunda aramak gerek. Fenerbahçe, şu veya bu kuruluşun dilediği gibi davranışlarına hedef olacak bir kulüp haline düşürülmelimi?. Yukardaki 3 gencin geleceklerinin garanti edildiği ve Fenerbahçe’nin de bu nedenle zorluk çıkarmadığı gerçeği bir tesellidir..

ŞAMPİYONLUK 1985 DE DE SÜRDÜ, 1986 DA DURDU!…

Fenerbahçe 17/18.8.1985 de İnönü stadında yapılan puanlı İstanbul Atletizm Şampiyonasını, 9 kulüp arasında ve 29.200 puanla, 20. kez kazandı. Şampiyonaya katılan diğer 8 kulüp şunlardır:

Galatasaray, İst. Tek. Üniversite, Yeşildirek, Karagücü, İst. Üniversitesi, Paşabahçe Şişe-Cam, Yeşilyurt ve Boğaziçi Üniversitesi.

İnönü stadında 7/8.9.1985 de, İzmir’de de 28/29 Eylül de 2 kademede yapılan puanlı birincilikte de, yeni rekor olan 63.330 puanla yine Fenerbahçe ve 10. kez puanlı Türkiye Şampiyonu oldu. İzmir Yu-Pi Atletizm Kulübü 62.292 puanla 2., Galatasaray da 62.221 puanla 3.1üğü kazandılar. Galatasaray’ın, 1985 şampiyonluğunu kazanmak için, Amerika’dan sporcu getirmiş ve Dünya listelerinde yer alan bir atleti transfer etmiş olduğunu ilginç bir anı olarak burada işaret etmek yersiz olmasa gerektir.

İstanbul 1985 yılı şampiyonluğunu 11, Türkiye şampiyonluğunu da 8 birincilik ve 10 ikincilikle kazanan Fenerbahçe’nin bu yarışmalarda birincilik ve ikincilik alan atletleri şunlardır:

ALİ AKSU 110 engellide 14.8 le, MÜÇTEBA APAYDİN 800 de 1.53.5 ve 1500 de 3.54.6 ile, 4 x 100 Bayrak 42.9 la, EKREM AY gülle de 15.45 metre ile hem İstanbul, hem de Türkiye şampiyonu oldular.

ALPASLAN ÇETİN 100 metrede 10.9 la İstanbul birincisi ve Türkiye ikincisi, HİKMET AKSU 400 de 51.4 le İstanbul şampiyonu ve 200 de 22.6 ile Türkiye ikincisi, GÜRBÜZ YAVAN sırıkla atlamada 4.80 metre ile İstanbul l.si ve Türkiye 2.si, TANJU YURTSEVER 3 adımda 14.13 ile, MEHMET SİREL 3 bin engellide 9.15 dakika ile İstanbul şampiyonu oldular.

MUZAFFER TOLUN diskte 44.42 ile İst. l.si ve Türkiye 2.si, ALPASLAN ÇETİN 200 m.de 22.5 ile Türkiye şampiyonu, Nihat Bağcı 3 bin engellide 8.58.8 dakika ile Türkiye l.si ve 5000 m.de de 14.48.4 dakika ile Türkiye 2.si, Önder SERDAR 3 adımda 15.01 metre İV Türkiye şampiyonu oldular. HİMMET TULUMTAŞ 400 de 49.4, M.Sİ-REL 1500 de 3.55.4, TURGAY KANAT 10 binde 31.04 dakika, ÇETİN ALTINTAŞ Ciritte 60,54 metre ve 4 x 400 bayrak takımı da 3.20.1 dakika ile Türkiye ikinciliklerini aldılar.

1985 yılı (ATATÜRK) ve (BÜYÜK ATATÜRK) Kros Koşuları 15 ve 27 Aralıkta, beklendiği gibi, artık Şişe-Cam fabrikası tarafından kazanılırken, Fenerbahçe takımı MUÇTEBA APAYDIN, MEHMET SİREL ve NİHAT BAĞCI kadrosuyla ikinci, G.S.da 3.oldular.

1986 da: Uzun mesafe koşucularının Şişe-Cam müessesesi’ne transfer olmaları nedeniyle, Fenerbahçe 1986 da İstanbul ve Türkiye Atletizm şampiyonluklarını ezeli rakibi G.S.a bırakmaya mecbur kalıp 2. oldu.

24 ve 25 Mayıs 1986 da yapılan İst. birinciliği 30.053 e karşı 28.099 puanla, 2-3 Ağustosta İzmir-de yapılan Türkiye Şampiyonluğu da 64.140 puana karşı 63.506 puanla kaydedildi. Dağılan İzmir YUPİ nin 4 milli elemanının G.S. tarafından transfer edilmeleri de sonucu etkilemiştir.

1987 DE YİNE FENERBAHÇE ŞAMPİYON

Fenerbahçe, son dönemin 2 yıl süren İstanbul ve Türkiye şampiyonluklarından sonra, 1986 da bu 2 ünvanı Galatasaray’a bırakmak zorunda kaldı ise de, 1987 de, fevkaladeden olarak, 3 şampiyonluk birden kazandı ve bir mevsim önceki kaybı unutturdu. Bunlar, İstanbul ve Türkiye şampiyonluklarda, 1987 İlkbahar ve yaz aylarında yapılıp 5 Eylülde Ankarada sonuçlanan ilk (DEPLASMANLI TÜRKİYE ATLETİZM BİRİNCİLİĞİ) dir.

1987 İSTANBUL ŞAMPİYONLUĞU:

F.B., B.J.K., Tekel, Yeşilyurt, Enka, Boğaziçi, Sarıyer, T. Üniver., Deniz, Kara ve Hava güçleri arasında 27/28 Haziranda yapılan müsabakalarda F.B. (29.251) puanla İstanbul Şampiyonu, Yeşilyurt da (19.453) puanla ikinci oldular.

1987 TÜRKİYE ŞAMPİYONLUĞU:

Fenerbahçe 1987 yılı Kulüpler arası puanlı Türkiye Atletizm şampiyonluğunu, 21-22 Ağustos 1987 günleri Ankara da 3. Çimentaş’ın 30.499 ve ikinci Galatasaray’ın 31.518 puanlarına karşı, 32.283 puanla ve 11 inci kez olarak kazandı. Bu suretle, LİZBON’da yapılacak 1987/88 mevsimi Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasında Türkiye’yi temsil etmek hakkını da Fenerbahçe elde etti.

Deplasmanlı Türkiye Şampiyonluğuna gelince;

1988 den itibaren Kulüpler arası puanlı Türkiye birinciliği yerine yapılması düşünülen bu şampiyonanın deneme mahiyetindeki bu ilk organizasyonunda, 4 ü İstanbul, 3 ü Bursa ve 8.si 5 Eylül 1987 de Ankara’ya yapılan deplasmanlar sonunda, Fenerbahçe 10.072 puanla şampiyonluğu kazanmaya muvaffak oldu. G.S. 9600 puanla ikinci, 2 yıl önce kapanan YU-Pİ ile birleşerek çok büyük para ve güçlü elemanlarla atletizme atılan Çimentaş 9397 puanla üçüncü oldular.

F.B., G.S., Çimentaş, Silahlı Kuvvetler Gücü, Eskişehir Havagücü, B.J.K., ENKA, SARIYER, İ.T.Ü., Boğaziçi Üniversitesi, Şekerbank ve Yeşilyurt olarak, 12 Kulübün iştirakıyla yapılan 1987 nin 3 şampiyonluğunda derece alan Fenerbahçeli atletler şunlardır:

100 m.; Suha Başer (M), Alpaslan Çetin (M), Kürşat Doğru (M).

200 M – Alpaslan Çetin, M.Emin Kurt (M). ORHAN ASLAN

400 M – Fikret Tulumtaş (M), Mehmet Dulkan (M).

400 Engelli – Fikret Tulumtaş, Kürşat Doğru.

800 M – Müçteba APAYDIN (M), TURAN POLAT (M). ÇENK GÜR

1.500 M – Müçteba ALPAYDIN, Turan POLAT.

3.000 M – Turgay KANAT (M). 5.000 M – Turgay KANAT, Süleyman SILACI (M), Safa HET (M).

10.000 M – Süleyman SILACI, Safa HET. UZUN – Erim MAY (M), M. Emin KURT. 3 ADIM – Alper AŞÇI (M), Tanju YURTSEVER (M), METİN BAYTÜRK YÜKSEK – Bülent ADAY (M), Suha BAŞER GÜLLE – Ekrem AY (M), Mehmet YARDIMCI (M). CİRİT – Metin ALTINTAŞ (M), İbrahim KOBAL (M). BAYRAM PEHLİVAN ÇEKİÇ – Murat ELÇİN (M), Artun TALAY (M).

SIRIKLA AT. – Gürbüz YAVAN (M), Taner AÇIKADA (M).

DİSK – Muzaffer TOLUMTAŞ (M), Göksel DOLGUN (M). 4 x 100 ve 4 x 400 Bayrak.

Fenerbahçe Kulübü 1987 atletizm sezonunu Türk atletizmine 3 büyük armağan vererek kapadı. Bunlar uzun yıllardan beri kınlamayan Çekiç, Çirit ve gülle atma rekorlarıdır. Murat Elçin çe-kiçi 61.22 m.fırlatıp yeni rekor tesis ederken, Metin Altıntaş ciriti 67.88 Ekrem Ay da gülleyi 16.10 metreye atmış ve türk atletizmine rekorlar armağan etmeyi başaran en son Fenerbahçeliler olmuşlardır. Bu arada Murat’la Metin Haziran 1987 de Atina’da yapılan Avrupa Milletler Kupası müsabakalarında Çekiç ve Cirit atma üçüncülüklerini kazanmayı başardılar.

FENERBAHÇE ATLETİZMİNDE TURNELER

Fenerbahçe atletizm takımı 1987 yılı sonuna kadar, takım halinde 7 iç ve 6 dış seyahat yaptı. Ana sporun yurdumuzda layık olduğu ilgiyi görmemesi, şehir ve bölgeler arası rekabetin doğmasına olanak vermemiştir. Ayrıca, yeterince pist olmayışı da bu spor dalının gelişmesini engelleyen nedenler arasındadır. Dikkate değer olan nokta, iç ve dışta yapılan bu 13 deplasmanın, krostaki 1985 Portekiz ve Viyanadışı, tamamının, 1931-56 yılları arasında gerçekleşmiş ve 30 yıl hareketsiz kalınmış olmasıdır.

ATLETİZMDE İÇ SEYAHATLER

Fenerbahçe atletleri ilk yurtiçi seyahatlerini 10.7.1931 de Şube Kaptanı Mümtaz Kavalcıoğlu başkanlığında Bursa’ya yaptılar. (SANATKÂ-RANGÜCÜ) nün davetiyle yapılan bu seyahate katılan SAKİ ZORLU, FİKRET SESVER, FÜRU-ZAN TEKİL, MUFAHHAM YAZICI, TEVFİK BÖKE, NİHAT, NECDET ve ŞEKİP’den kurulu takım, girdikleri 11 yarışın tamamını birincilikle bitirdiler.

MERSİN SEYAHATİ – 2. seyahat MERSİN İDMAN YURDU’nun daveti üzerine, 1942’de Umumi Kaptan Füruzan Tekil başkanlığında, futbol takımıyla beraber Mersin’e yapıldı. 10 Fenerbahçeli atlet 12-14 Ekim 1942 günlerinde girdikleri 12 yarıştan 8 ini birinci bitirdiler.

ZONGULDAK SEYAHATİ – 3. seyahat 23 Haziran 1946’da Zonguldak’a yapıldı. Kömür İşletmeleri Spor Kolu’nun 6. Kuruluş Yıldönümü Töreni nedeniyle, Salahaddin Manço başkanlığındaki futbolcu ve atletlerden kurulu kafile, girdikleri bütün yarışları birinci bitirdiler.

ANKARA SEYAHATİ – 4. seyahat Şube Kaptanı Kâmuran Tekil başkanlığında (Federasyon Şildi) için, İ.E.T.T. ile karşılaşmak üzere, Temmuz 1947 de Ankara’ya yapıldı. Fenerbahçe Atletleri rakipleri Elektrik’i 50 ye karşı 69,5 puanla yenip şildi kazandılar.BURSA SEYAHATİ – Fenerbahçe’n atletler 5. Yurtiçi seyahatlerini (AKINSPOR) Kulübünün davetiyle 4.6.1950’de 2. kez Bursa’ya yaptılar ve girdikleri tüm yarışlarda birinci geldiler.

İZMİT DEPLASMANI – Fenerbahçe’li atletler Yurtiçinde takım halinde 6. müsabakalarını, Kağıtspor’ım davetlisi olarak, 3.7.1950’de İzmit’te yapılar ve bütün yarışlarda birinci oldular.

2. ZONGULDAK SEYAHATİ – Fenerbahçe, 1987 yılı sonuna kadar Atletizmde 7. ve sonuncu Yurtiçi seyahatini, KÖMÜRSPOR’un 10. kuruluş yıldönümü bayramı nedeniyle, 1950 Haziranında 2. kez Zonguldak’a yapmış ve tekmil müsabakaları birincilikle sonuçlandırmıştır.

ATLETİZMDE DIŞ SEYAHATLER

Atletizmde takım halinde yurtdışına ilk çıkan ve müsabaka yapan Kulüp Fenerbahçe’dir. Fenerbahçe, atletizmde, biri kros takımıyla olmak üzere, 6 dış seyahat yaptı. Bunlar, 1951’de Atina, 1952 de Tel-Aviv, 1956’da Sofya, yine 1956’da Bükreş ve 1985’de de Portekiz ve Viyana seyahatleridir.

ATİNA SEYAHATİ – Yunan Atletizm şampiyonu PANATHİNAİKOS ve ikincisi PANİONİOS Kulüpleri, milli bayramlarında yapacakları müsabakalar için, 1951 Nisanında, dönemin en güçlü Türk Kulübü Fenerbahçe’yi de Atina’daki bu karşılaşmalara davet ettiler.

Yurdumuz için henüz mevsimbaşı ve atletlerin formdan uzak olmaları dezavantajına rağmen, davetin kabul edilmesiyle, 19 kişilik Fenerbahçe kafilesi, 20 Nisan 1951 günü bir İsviçre uçağıyla Atina’ya uçarken, atletizm tarihinde, Kulüp olarak, yurtdışında müsabaka yapmaya giden ilk Türk atletizm takımı olmak özelliğini kazanıyordu:

Kafile Başkanı, Genel Sekreter RÜŞTÜ DAĞ-LAROĞLU, idareci Yönetim Kurulundan KÂM-RAN TEKİL, ilk atletlerden Dr. NURETTİN OTMAR SAVCI, Süratçiler; TURHAN TÜKER, HALUK REMAN, DOĞAN ACARBAY ve ADNAN ÖLÇEN, Mukavemetçiler; OSMAN COŞ-GÜL, EKREM KOÇAK, TURHAN GÖKER ve CİHAT TUNCAY, Engelciler; MUSTAFA BATMAN, BURHAN CENGİZ ve ÇETİN GÖRE. Tek adımcı SUPHİ URAL, 3 adımcılar; RUHİ SARIALP ve FERHAN DEVEKUŞUOĞLU, Yüksekçi MAHİR ARAS ve Mızrakçı HALİL ZRAMAN.

Atina’nın mermer Averof stadında 22 Nisan 1951 günü 40 bin seyirci önünde, Türk-Yunan milli marşlarından ve geçit töreninden sonra, 14 Yunan Kulübüne mensup 200’ün üstünde atletle, Fenerbahçeli 16 atlet arasında başlayan ve 2 gün süren müsabakalar Fenerbahçe için övünç dolu başarı ve anılarla sonuçlanmıştır.

Fenerbahçeli atletler 13 yarışta 7 birincilik, 6 ikincilik ve 4 üçüncülük almışlar ve 67 puanla birinci olmuşlardır. Yunanistan şampiyonu PANATHİNAİKOS 39 puanla ikinci, PANİONİOS’da 32 puanla üçüncü oldular.

Fenerbahçelilerin kazandıkları müsabakalar 400 manialıda Doğan, 1500 de Ekrem, 3 ve 5 binde Osman, mızrakta Halil, 4 x 100 Bayrakta Halil, Doğan, Turhan Tüker, Mustafa; 4 x 400 de de Doğan, Turhan Göker, Burhan ve Ekrem’dir……Mustafa 110 Engelli, Doğan 400, Ekrem 800, Turhan Göker 1500, Cihat Tuncay 3000 Engelli ve Ruhi Sa-rıalp’de 3 adımda 2’cilik; Haluk 100, Burhan 400 Engelli, Turhan Göker 800 ve Cihat Hıncay da 5000 metrede 3.1ük aldılar.

Müsabakalardan sonra Yunanlı Bakanlarla Büyükelçimiz Ruşen Eşref Ünaydın’ın da’bulunduk-ları mükafat masasında Fenerbahçe’lilerin Atina ve Adalar Garnizon Komutanı General VASİLAS’in elinden 7 birincilik Kupalarını alışları Fenerbahçe Atletizm Tarihi için övünç sahneleri yaşatmıştır.

Yunan Kulüplerinin 24 Nisanda Pantheon gazinosunda Fenerbahçeli atletler şerefine verdikleri ziyafet, Fenerbahçe Kulübünün yüceliğini kanıtlayan ayrı bir anı ile süslüdür:

İki bayrak yarışı birincilik diplomalarıyla, genel birincilik ödülü olarak Yunan Atletizm mabudunun büsbütünü Fenerbahçelilere sunan Pa-nathinaikos Kulübü Reisi ve Yunan Atletizm Federasyonu Başkanı A.NİKOLAİDİS’in yaptığı konuşmada:

(— SEVGİLİ FENERBAHÇELİLER; SİZLERİ YALNIZ PANATHİNAİKOS KULÜBÜ BAŞKANI VE ATLETİZM FEDERASYONU REİSİ OLARAK KUTLAMIYORUM. AYNI ZAMANDA, İSTANBUL ROBERT COLLEGE’İNDE 1915-17 YILLARINDA TALEBE İKEN, SARI-LACİVERT FORMAYI 3 YIL TAŞIMIŞ BİR FENERBAHÇELİ FUTBOLCU AĞABEYİMİZ OLARAK DA KALBİME BASIYORUM…) demesi mutlu bir sürpriz olmuştur.

Büyükelçimiz, 11 sayılı ünlü Galatasaraylı, RUŞEN EŞREF ÜNAYDIN’da, olağanüstü mennu-niyet ve övünçten dolayı, 25 Nisanda Büyükelçilikte, Fenerbahçe kafilesine verdiği kokteylde:

(ATİNA’DA BAYRAĞIMIZIN ZAFER KUDRETİNİN TAM VE ŞEREFLİ BİR TİMSALİ OLDUNUZ…. BU BÜYÜK BAŞARINIZLA, BİLİNİZ Kİ, BÜYÜK ATAMIZIN DA RUHU ŞADOLMUŞTUR!..), dedikten sonra; atletlere, ebedi Önderin 10.8.1928 Cuma akşamı, Dolmabahçe Sarayında, 5 misafiri ile sohbet ederken, “BEN DE FENERBAHÇELİYİM!…”, dediği anıyı anlatmıştır:

Ulu Önder, Ogün yapılan ezeli rakipler maçının 3-3 berabere sonuçlandığını G.S. Kulübü Başkanı Necmettin Sadak’a sorup öğrendikten sonra, 2 Fenerbahçeli, Sabri Toprak’la Vasıf Çınar’a yaklaşmış ve salondaki 3 G.S.li, Necmeddin Sadak, Ruşen Eşref ve Maarif Vekili Mustafa Necati’ye hitaben:

(_ YA, ÖYLEMİ!… ZATEN BURADA DA (3) E (3) LE BERABEREYİZ.. BEN DE FENERBAHÇELİ’YİM!….), demiştir.

Fenerbahçe’nin atletizmdeki bu ilk yurtdışı seyahatinde takımı oluşturan 16 atletin tamamının da International oluşları, bu tarihsel karşılaşmanın Fenerbahçe Kulübü yönünden değerini arttıran bir diğer husustur.

Fenerbahçeli atletler, 26 Nisan gecesi, Yeşilköyde coşku ile karşılanmışlar ve Atina yarışlarının yurtta uyandırdığı takdir ve sevince ölçü ve örnek olmak üzere, Atletizm Federasyonu’nun 2.5.1951 gün ve 27/2421 sayılı şu yazısını almışlardır:

SAYIN RÜŞTÜ DAĞLAROĞLU;

21-22 Nisan 1951 tarihlerinde Atinada yapılan atletizm yarışmalarına idareniz altında katılan FENERBAHÇE ATLETİZM TAKIMIMIZIN ELDE ETMİŞ OLDUĞU NETİCE HER TÜRLÜ TAKDİRİN FEVKİNDEDİR. ATLETİZM TARİHİMİZE İLAVE ETMİŞ OLDUĞUNUZ BU YENİ ZAFERDEN DOLAYI SİZİ VE ŞAHSINIZDA İDARECİ ARKADAŞLARLA ATLETLERİMİZİ TEBRİK EDER, YENİ BAŞARILARINIZI DİLERİM. Saygılarımla…….

ATLETİZM FEDERASYONU BAŞKANI NAİLİ MORAN TEL-AVİV SEYAHATİ – Fenerbahçeli atletlerin 2. yurtdışı seyahatleri 9 Nisan 1952’de, “TELr AVİV” International yarışları için, lsraile yapıldı. Hapoel Kulübü 25. kuruluş yıldönüm bayramı için atlet, basketbol ve futbolcu olarak 50 kişilik bir Fenerbahçe gurubunu, 12/19 Nisan 1952 günleri için, Tel-Aviv’e davet etti. Bu davete, ancak 9 atletle gidildi.

Yönetim Kurulundan Kâmran Tekil başkanlığında giden atletler 30 bin seyirci önünde girdikleri 11 İnternational yarışta 8 birincilik kazandılar. Bu 9 atlet şunlardır:

Muzaffer SELVİ, Uğur ÜNEL, Doğan ACAR-BAY, TUrhan GÖKER, Osman COŞGÜL, Halil ZRAMAN, Avni AKGÜN, Ferhan DEVEKUŞUOĞLU ve Erdal AKKAN.

SOFYA SEYAHATİ – Fenerbahçeli atletlerin 3. yurtdışı seyahati 1956 Haziranında yine Kâmran Tekil başkanlığında Sofya’ya yapıldı.

Fenerbahçe Kulübünün organize ettiği 3. international atletizm bayramına davet edilen Bulgarların bu ziyaretlerini iade için gidilen Sofya’daki international karşılaşmalarda Doğu Almanya, Poonya, Çekoslovakya, Macaristan, Yugoslavia, Rumen ve Bulgar atletleriyle başarılı yarışlar yapıldı. 2 ikincilik ve 2 de üçüncülük alındı.

BÜKREŞ SEYAHATİ – Fenerbahçe, atletizmdeki 4. yurtdışı seyahatini 1956 Eylülünde Bükreş’e yaptı ve 20 ye yakın ülkenin ünlü atletleriyle başarılı yarışlar çıkardı.

PORTEKİZ SEYAHATİ – 5. yurtdışı atletizm seyahati, (AVRUPA ŞAMYİYON KULÜPLER 1985 KROS ŞAMPİYONASI) na katılmak üzere Portekiz’e yapıldı.

Şube kaptanı Ali Ergenç ile M. Terzi, M. Yur-dadön, Z. Atlı, S. Het ve M. Apaydın’dan oluşan Türkiye Şampiyonu Fenerbahçe Kros Takımı, yönetim Kurulundan Turhan Şahin Başkanlığında ve yönetici Turgut Meriç ile, uçakla Portekiz’e gitmiş ve 3.2.1985 de ALGERVA şehrinde yapılan yarışa katılmıştır.

Avrupanın 19 ülkesinin şampiyon takımlarına mensup 215 atletin katıldığı müsabakada Türkiye 8. olmak başarısını gösterdi. Yarışı Türkiye’nin önünde bitiren 7 ülke şunlardır:

Portekiz, İtalya, İspanya, İngiltere, Fransa, Gal-ler ve İrlanda. Yarışın ferdi birinciliğini ise ünlü İspanyol Carlos Lopez kazandı.

VİYANA SEYAHATİ – Fenerbahçe atletizm takımı 6. yurtdışı seyahatini, yine 1985 yılında ve özel olarak Viyana’ya yaptı. Türkiye şampiyonluğunu kazanan takım, Londrada yapılacak 1986 yılı Avrupa Şampiyon Kulüpler Atletizm müsabakalarına giriş hakkını, geç müracaatta bulunmak nedeniyle, kaybedince, Viyana 7. Uluslararası Spor Festivali programına dahil 10 atletizm yarışına katılmak üzere, 8 Temmuzda Viyana’ya gitmiştir.

Eski milli atlet Fikret Çetinkaya Başkanlığında, yönetici Neriman Tekil ve 15 atlet olarak, 17 kişilik kafiledeki, ilk 10’u milli, 15 atlet şunlardır: Nâdir ATALAY, Seha BAŞER, İbrahim KO-BAN, Muçteba APAYDIN, Zeki ATLI, Nihat BAĞCI, Ali AKSU, Gürbüz YAVAN, Turgay KANAT ve Mehmet SİREL ile Önder SERDAR, Ahmet EMEK, Levent ERBERKSOY, Metin BAYTÜRK ve Birol EĞRİLMEZBAŞ.

Otobüsle 10 Temmuzda Viyana’ya varan takım, ertesi gün yarışmış ve M. Apaydın ile M. Sirel birinci, S. önder ikincilik almışlar ve bunların dışında 4 er 3. ve 4.1ük elde edilmiştir.

Otobüsle yapılan yolculuğun doğurduğu yorgunluk Viyana’da derecelerin düşük olmasına neden oldu. Zâten, müessese teşekkülleri dışındaki Türk spor kulüpleri için Amatör dallarda bu gibi dış temaslar artık imkânsızlaşıyor. Türk parasının sürekli olarak değer kaybetmesinden doğan bu engelleyici durumun özellikle, Amatör spor dallarımız için talihsizlik olduğu aşikârdır.

ATLETİZMDE ULUSLARARASI BAŞARILAR

Fenerbahçe’nin atletizmdeki önem ve şöhreti, sadece kazandığı ve rekorlar teşkil eden resmi şampiyonlukların ve milli takıma verdiği atlet sayısının çokluğundan kaynaklanmamaktadır. Fenerbahçe’nin ana spor dalındaki şöhretinin nedeni uluslararası alanda sağladığı sayısız başarılarıdır.

Fenerbahçe Kulübü, milli takıma verdiği 200 ü aşkın atletten sonra, Melih Kotanca, Rıza İşman ve Muzaffer Baloğlu ile 1940 dan itibaren, Türk atletizmine 50 ye yakın Balkan ve Akdeniz şampi-yonlarıyla Olimpiyat ve Avrupa 3.1eri ve Ordula-rarası Dünya Şampiyon ve rekortmenleri de kazandırmış ve atletizm tarihine armağan etmiştir.

Spor tarihimiz boyunca, olimpiyatlarda 1987 yılına kadar, bayrağınızı şeref direğinde dalgalandıran ilk ve yegâne atlet Fenerbahçeli 3 adımcı RUHİ SARIALP’tir. Aynı atletimiz, 1949 Martında, Birleşik Amerika’ya karşı, Avrupa karmasına seçilmiş ve Brüksel’deki 1950 Avrupa şampiyonasında da 3. olmuş ve bayrağımızı yine şeref direğinde alkışlatmıştır. Yine bu atletimiz, 1951 de Roma, 1952 de de Kopenhag’da Ordulararası Dünya 3 adım atlama birinciliklerini kazandı. Kopenhag’da şampiyon olurken, 14.88 gibi bir derece ile, Ordulararası Dünya rekortmenliğini de kazanmıştır. Aynı surette, 800 ve 1500 de Ekrem Koçak, 5 ve 10 bin metrelerde de Osman Coşgül ve 110 engellide Mustafa Batman müteaddit Ordulararası Dünya şampiyonlukları kazandılar.

Bir özet tablo çizilirse; Türkiye, 1940 da ilk kez Balkan Şampiyonu olurken, aldığı 6 birincilikten 4 ünü Melih Kotanca ile Rıza İşman kazandılar. Savaş sonrası 1947 de Atina’daki 1. Akdeniz Şampiyonasında 17 atletten kurulu milli takımın 12 elemanı Fenerbahçelidir. Yunanistan’ın 193 puanını aşıp bu şampiyonayı 197 sayı ile kazanan Türkiye’nin bu başarısında Kemal Aksur, Suphi Ural, Melih Kotanca, Doğan Acarbay, Adnan ölçen, Şeydi Dinçtürk, Hapıdi Gürbüztürk, Mustafa Batman, Mustafa Özcan, Ahmet Kırlı, Sabri Kö-seoğlu ve Ruhi Sarıalp’ten oluşan bu 12 Fenerbahçeli atletin payı büyüktür.

1948 Haziranındaki 2. Doğu Akdeniz Oyunlarında 184 puanlı Yunanistan’ı tekrar 200 sayı ile geçen yukardaki Kemal, Doğan, Şeydi, Sabri ve Ruhi’den başka Haluk Reman, Burhan Cengiz, Halil Zıraman, Mahir Aras, Muhiddin Akın ve Avni Akgün olarak, 11 Fenerbahçeli atletin bu galibiyette de etkileri büyük oldu.

7/8 Temmuz 1951 de Yunanistanla yapılan milli temasta kazanılan 8 birincilikten 6’smı Fenerbahçeli, 2’sini de G.S. ve Karagüçlü atletler kazandılar. 26/27 Temmuzda Atinadaki rövanşta alınan 7 birinciliğin hepsini Fenerbahçeliler elde ettiler. Özellikle 5 ve 10 bin metrelerle, rekor kırarak da, 3 bin metre engellide, 3 birincilikle 3 Kupa kazanan Osman Coşgül’u, stadı dolduran Yunanlı seyirci ayakta alkışladı.

Barselona’da 1955 Temmuzundaki 2. Akdeniz Olimpiyatlarından sonra L’Equipe gazetesinin ilk sayfasında, 800 ve 1500 metreler şampiyonu Ekrem Koçak’ın resmi altındaki:

(TÜRK KOÇAK. İKİNCİ AKDENİZ OLİMPİYATLARININ EN MÜKEMMEL ATLETİ!…) yazısı, Fenerbahçe Atletizminin tarihsel kudretinin görkemli bir kanıtıdır. Bu büyük atlet, kısa sürede 6 sı Ordulararası Dünya, 5 i Bal kan ve 2 si Akdeniz Olimpiyat şampiyonluklarından, 13 altın madalya kazandığı gibi, sayısız Kupalara da sahip olmuştur. Pakistandaki Asya Olimpiyatlarında kazandığı kupa, pek çok ülkede yoktur, denebilir.

Ekremm 15 Eylül 1961 deki Balkan Oyunlarıyla, aynı yılın Ekim ayında ki (Türkiye-Fransa-Yunanistan) karşılaşmasında yegâne birinciliklerimiz olan 800 ve 1500 metreler şampiyonlukları unutulur anılar değildir.

Osman Coşgiil, Şükrü Saban ve Muharrem Dal-kılıç’ın bu 60 lı yıllardaki uluslararası ve Balkan yarışlarında sayısız birincilik ve rekorları, bu arada Muharrem Dalkılıç’ın Temmuz 1963 deki Balkan-Skandinave Karmaları yarışında 14.02 lik 5 bin metre yarışı ve kazandığı (FİNLANDİYA CUMHURBAŞKANLIĞI KUPASI) Fenerbahçe atletizminin ölümsüz arılarındandır. Yine Muharrem, 1964 de Balkan 5.000 metre, 1965 de de Balkan Kros Şampiyonu oldu.

Fenerbahçe’nin 1951 Nisan ayındaki Atina karşılaşmaları da Sarı-Lacivertli Kulübün uluslararası başarılarından sayılmaya değer. Çünkü, budalda bizden üstün bir rakibin tüm gücüne karşı kazanıldı.

Fenerbahçe, pistlerdeki bu uluslararası başarılarını, kriz döneminden sonra, 1982 den itibaren Kros ve Maraton yarışlarında sağladığı başarılarla yaşatmıştır. Altın’la Yurdadön’ün Mayıs 1983 Frankfurt maratonundaki birinci ve ikincilikleri, yine Yurdadön’ün 1983 Balkan Kros şampiyonluğu, aynı atletin İngiltere’de 228 atlet arasında yapılan Dünya Kros Şampuyonasındaki 12.1iği, Mehmet Terzi’nin Amsterdam, Los Angeles ve , Nevv-York maratonlarındaki başarıları, 18.9.1983 de Kazablanka’daki Akdeniz oyunları kapanış günündeki Maraton şampiyonluğu, yine Terzi’nin 1983 İzmir ve 1984 de Atina’da yegâne birinciliklerimiz olan Balkan Maraton Şampiyonluklanyla 19 Mayıs 1985 deki Uluslararası Frankfurt Maraton yarışında 38 ülkeden 8706 atlet arasındaki 6 ncılığı, kötü bir dönemdeki Türk Atletizmi’nin Fenerbahçeli krosçuların gayretleriyle yüzünü güldüren başarılar oldular. İşte, atletizme hemen hemen hiç yer vermeyen basınımızdan bu konuda 2 yorum;

Hürriyet’in 31.12.1983 sayısında bir başlık: (ATLETİZMDE 1983 DE YURDADÖN VE TERZİ İLE YÜZÜMÜZ GÜLDÜ!….) Milliyet’in 31.10.1984 sayısından: (ROTTERDAM, LOS ANGELES ve ATİNADAN SONRA; NEW-YORK DA ÇOK BAŞARILI ATLETLER ARASINA GİREN TERZİ, DÜNYANIN DÖRT BUCAĞINDAN YENİ DAVETLER ALDI..)

Bu tarihlerde Sermet Timurlenk’in Uluslararası 800 ve 1500 metre müsabakalarında kazandığı 4 altın, 3 gümüş ve 2 bronz madalya, yönetim kurulu raporunda:

(ULUSÇA ÖVÜNÇ KAYNAĞI, FENERBAHÇE İÇİN DE SEVİNÇ VESİLESİ) olarak yorumlanıp vurgulanmıştır.

Mehmet Yurdadön’ün 27.6.1984 de davet edildiği ve Cup da Franco olarak bilinen 7. DARM-STADT maratonunda 546 atlet arasında, son turda ünlü Alman Boschmann’ı geçerek birinci gelmesi, aynı yarışta Terzi’nin 5.1iği övünç anılarıdır.

M. Terzi 18.6.1985 de Rottenburg’da saate karşı 19.775 metre koşarak birinci geldi ve 1967 de 18.401 metre ile yine Fenerbahçe’li Şükrü Saban’m tesis etmiş olduğu rekoru 18 yıl sonra kırdı. M. Terzi’nin 23 Haziran 1985 de F.Almanya-nın TRİER şehrindeki 21.200 metrelik geleneksel yol koşusunda 18 ülkeden 2300 atlet arasında birinciliği 1.03.39 la kazanan Alman S. Herbert’e karşı, 1.03.51 saatte 2. geldiği yarış, bu değerli atletin Fenerbahçe forması altında son yarışı olmuştur.

GENÇ KATEGORİLER

Fenerbahçe Kulübü, atletizmde 1. Kategorideki erişilmez mevkiini 3. (GENÇ) ve 4. (YILDIZ) Kategorilerinde de yaşatmış ve bir çok İstanbul ve Türkiye şampiyonluklarını, bu genç kategorilerin de katılmalarıyla, birer Fenerbahçe atletizm bayramı durumuna sokmuştur.

Sarı-Lacivert forma ve eşofmanlı boy boy genç-‘ lerin 1946 yılındanberi pistlerde oluşturdukları görkemli manzaralara, okullarla işbirliği yapılarak, süreklilik kazandırılmıştır. Bu suretle, yurda yüzlerce genç hediye eden Fenerbahçe Kulübü, Türk atletizmine yaptığı bu çok büyük hizmet konusunda ilk ve tek kulüp olarak sivrilmiş bulunmaktadır.

Fenerbahçe’nin bu genç kategorilerde 40 yıldır aralıksız sürdürdüğü başarı ve şampiyonluklar o kadar çoktur ki, bunları şu kitaba yansıtmak çok güç, hatta olanaksızdır, denebilir. Bir fikir vermek için Gençler 1985 ve 86 yılları İstanbul ve Türkiye birinciliklerinin sonuçları aşağıda sunulmuştur:

İstanbul şampiyonasının 1985 müsabakaları, İnönü stadında 30 Haziranda, Beşiktaş’ın 9122 –

G.S.ın 21.607 ve Yeşildirek’in 21.746 puanlarına karşı 22531 puanla Fenerbahçeli gençler tarafından kazanıldığı gibi, yılın Türkiye şampiyonluğunu da 13/15 Temmuzda Konya’da, İzmir Yu-Pi nin 24,076 puanına karşı, 25.132 puanla yine Fenerbahçe kazanmıştır.

1986 da (İstanbul Gençler Şampiyonası) nı tekrar kazanan Fenerbahçe, bu kez de, 13/14 Eylül 1986 günleri Ankara’da yapılan Türkiye Şampiyonasını, Eskişehir TEK’in 18.700, İzmir Yu-Pi’nin 22.288 puanlarına karşı, 24.094 puanla bir kez daha kazanmayı başarmıştır.

Şurası işaretlenmeye değer ki, 1920 lerden 1950 li yılların sonuna kadar Atletizm dalının Gençler Kategorisinde Fenerbahçe’nin rakipleri Beyoğlu-spor (Pera Spor Club), Kurtuluş (Tatavla-Heraklis), ve Yeniyıldız (Neos-Astr) olarak, hep Rum Kulüpleri idiler. Hiç bir Türk Kulübü Gençler kategorisinde Fenerbahçe ile rekabete girişmemiştir. Koskoca bir okulu arkasına alan Galatasaray’ın bile bu alandaki pasif tutumu üzücüdür.

Fenerbahçe atletizmi 1924 de TARIK, 1927 de HÜSEYİN SERMET ve İLHAMİ POLATER, 1947 de EŞREF AYDIN, 1953 de OSMAN COŞ-GÜL ve 1954 de de HALİL ZRAMAN gibi atletlerin Birleşik Amerika’daki başarılarıyla övünür. Ayrıca, 7 kez tertiplediği (ULUSLARARASI FENERBAHÇE ATLETİZM BAYRAMI), bu alanda kazandığı şöhret ve itibarın internasyonal değerine de mükemmel kanıttır.

Konuyu noktalarken, hatırlatılmadan geçilemeyecek önemli bir nokta var:

Atletizmde yurdumuzun en başarılı dönemi 1940-65 yıllarıdır. Türkiye, pistlerde en iyi dereceleri bu dönemde almış, Balkan ve Akdeniz şampiyonlukları kazanmış, elemanı Avrupa Karmasına seçilmiş, Olimpiyatlar ve Avrupa şampiyonlarında dereceye girip bayrağımızı şeref direklerine çektirmiş ve sık sık adından söz ettirmiştir. Bu mutlu durum Fenerbahçe’nin pistlerde öncülük ettiği dönemdir ve başarıların tümüne yakınını Sarı-Lacivertli atletler sağlamışlardır. Fenerbahçe 1965 den sonra öncülükten uzaklaşınca, yeri dolduru-lamadı ve Türk Atletizmi pistlerde kayboldu. 20 yıl süren bu durumun sonucu olarak, diğer ülkelerle aradaki mesafe açılmış bulunuyor.

Bugün inkârı mümkün olmayan bir gerçektir ki, Fenerbahçe Kulübü pistlerden uzaklaştıktan sonra, adını Kros’ta duyururken, ülkenin atletizmdeki itibarını korumuşsa da, büyüyen pist açığının, çeyrek yüzyıl önceler düzeyine indirilmesi artık çok zorlaşmıştır. Bununla beraber, zorluğun çözümünü yine Fenerbahçe Kulübü yüklendi. 1987 Yılı sonunda kurulmasına başlanan (FENERBAHÇE MİNİKLER ATLETİZM TAKIMI) bu amaçla atılmış yeni bir adımdır. Bu suretle, amaca temelden yönelinirken, Sarı-Lacivert forma altında Fenerbahçe ruh ve sevgisiyle yetişecek bu gençlerle, ayrıca Kulübün Atletizmdeki önderlik ve şampiyonlukları da korunup garanti altına alınmış ve transfer problemi de hal olmuş bulunacaktır.

Atletizm tarihimizde ilk kez yaşanan bu çok yararlı ve isabetli girişimde kulübün eski ve değerli Milli atleti Fikret Çetinkaya’nın gösterdiği bitmez tükenmez çabalar, tekrar tekrar, övgülerle yâda lâyıktır.

KIZ TAKIMI

Türk atletizminde ilk bayan atlet Fenerbahçeli Mübeccal Argun’dur ve 1926 yılı İstanbul şampiyonasında tek başına koşmuş ve o tarihte, bayanlar için 50 metre olarak tesbit olunan Sur’at yarışında “İstanbul Şampiyonu” olmuştur.

Taksim stadında 19.5.1936 daki ilk (Gençlik ve Spor Bayramı)nda 2000 erkek ve 1500 kız öğrencinin jimnastik hareketlerini hoparlörle yöneten ve Londra BBC radyosu Türkçe spikerliğinden emekli olan bu ilk ve ünlü kız sporcuyu, 1940 larda yine Fenerbahçeli Nedret Coşan ve gülleci Hegi-na Tekyan gibi atletler izlediler. Genç yaştaki hastalığında, (MEZARIM FENERBAHÇE AMBLEM VE RENKLERİYLE SÜSLENSİN!…) vasiyeti, Fenerbahçe Kulübü tarafından titizlikle Karacaahmet’te yerine getirilmiş bulunan Nedret Coşan, her yönden örnek, temiz bir karaktere sahipti.

Fenerbahçe Kulübünde genç bayanların bu ferdi çalışmaları 1957 de büyük bir atılıma dönüştü ve Türk atletizmine güçlü ve silinmez izler bıraktı.

İstanbul 10 km. yürüme şampiyonu milli atlet Fenerbahçeli Ünal Uyguç’un girişim ve gayretleri sonucu, genellikle Nişantaş ve Çamlıca Kız Liseleri öğrencilerinden kurulan Fenerbahçe Kız atletizm takımı, ciddi ve planlı çalışmalarla hemen siv-rilmiş ve 1958 den itibaren 9 yıl, sürekli olarak İstanbul ve Türkiye şampiyonluklanyla İstanbul Gül Kupası’nı üstüste kazanmıştır. Bu arada, 2.9.1961 de Bursa da Yunanlılarla yapılan ilk milli karşılaşmada Ay-Yıldızlı takıma 8 eleman vermiştir.

Fenerbahçe’nin 9 yıl, üstüste şampiyonluk kazanan ve çoğu milli olan bu ünlü takımın başlıca elemanları şunlardır:

Süratçi ; Ülkü Okay, Ayten Ayaz, Nuran Ateş ve İncibay.

Maniacı; Münevver Musalla, Sezer Baştek ve Müjgân Albay.

Uzun mesafeci; Gülnihal, Yurdagül Yapıcı, Tomris Ak, Nihal Filiz, Lale Bayhan, Nermin Bulut ve Kamile Faraz.

Yüksek atlayıcı;, Canel Konvur ve Nedret Çelikoğlu.

Uzun atlayıcı; Adile Sarıkaya, İ. Dizdaroğlu ve M. Özgen.

Disk ve Gülleci; Yücel Özkaraca, Kaptan

Perihan Tangür (ÖZBİLGİN), Karin İşcaner, Semiha Uçar ve S. Bağcıoğlu.

Fenerbahçe’ye 1958/66, tam 9 yıl hem pist, hem de, başta ATATÜRK yarışları olarak, sayısız Kros şampiyonlukları kazandıran bu takımın başlıca rakipleri Beyoğluspor’la Kurtuluş Rum Kulüpleri olmuşlar, ancak, bütün müsabaka ve mücadeleler Fenerbahçe’nin üstünlüğüyle sonuçlanmıştır. 1958 de F.B. 124, Beyoğluspor 65 puanla 1. ve 2. oldular.

Fenerbahçeli kız atletlerin en çekişmeli müsabakaları 1959 yılı İstanbul şampiyonasında yine Beyoğluspor’la geçti ve Sarı-Lacivertliler 67/59 yine kazandılar. 1-2 Ağustos günlerindeki bu şampiyonada Kulüplerine puan kazandıran Fenerbahçeli atletler, daha sonraları çok daha iyileşen dereceleriyle, şunlardır:

100 m : Ülkü Okay 14.6 ile 2., 400 m : Mürüvvet Kandeğdi 1.13.1 le 2., Malka Elbas 3.f

1500 m : Nermin Bulut 6.12.6 ile birinci, Kâmile Faraz 3.,

Gülle : Anna Zeldu 8.10 ile birinci, Münevver Musalla 2., Disk : Karin Swuek 26.90 ile birinci, Cirit : Karin Svvuek 24.97 ile birinci, M. Işıkan

2., M. Kandeğdi 3., Yüksek : Canel Konvur 1.50 (sonra 1.60) ile birinci.

Fenerbahçe’nin bu takımı 9 yıllık başarılı bir dönemden sonra, 1968 yılı başlarında Takipsizlikten dağıldı. En son başarısı 27 Aralık 1967’deki Büyük Atatürk Kros Yarışı birinciliği olmuştur. Fenerbahçe Kulübü bu anlamlı başarıyı 17 Mart 1968 kongresine, diğerleriyle beraber, tek bir cümle ile şöyle sunmuştur:

(KIŞ YARIŞLARININ EN BÜYÜĞÜ SAYILAN BÜYÜK ATATÜRK KOŞUSU FERDEN VE TAKIM HALİNDE BÜYÜKLER, YILDIZLAR VE KIZLARDA KULÜBÜMÜZÜN ŞAMPİYONLUĞU İLE SONUÇLANMIŞTIR.)

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 1

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 2

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 3

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 4

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 5

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 6

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 7

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 8

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 9

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 10

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 11

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 12

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 13

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 15

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 16

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 17

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 18

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 19

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 20

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 21

Written by kesinofsayt

25 Eylül 2012 at 14:25

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 13

leave a comment »

MÜTAREKE’ NİN İLK FRANSIZ VE İNGİLİZ MAÇLARI

Yukardaki 50 maçın hemen hepsi önem taşımakla beraber, bunlardan özellikler arzeden bir kaçından söz etmek gerekir. Bunların birincisi Fransızlara karşı 3-1 galibiyetle sonuçlanan 24 Kasım 1918 karşılaşmasıdır. Bu maç Mütareke döneminin ilk düşman maçı olmak bakımından önem ve özellik taşır. Hasmın İstanbul’a asker çıkarmasından sadece 11 gün sonra oynandı. La Croix adlı bir Fransız subayın hakemliğinde yapılan bu ilk Mütareke ve İşgal dönemi karşılaşmasına:

Arslanyan-Galip (Kulaksızoğlu), Nahit (Çokbaşaran) – Feyzi (Baron), Kâmil (Rona), Ethem (Bellisan) – Refik (Kuntol), Hikmet (Topuz), Burhan (Belge), Alaaddin (Baydar) ve Ziya (Boyer) tertibinde çıkan Fenerbahçe, rakibinin bir golüne karşı Galip, Refik ve Alaaddin’in 3 sayısıyla cevap vermiştir.

Fenerbahçe, Mütareke döneminin ilk İngiliz maçını da, 5 gün sonra, 29 Kasım 1918 Cuma günü Misivalidis takımına karşı oynadı. Bu maçın da özellikleri vardı: İngilizlerin isteğiyle, devreler yarımşar saat oynandı. Maç saatlerinde çıkan yangında Arslanyan’ın evi yandığından, bazı takım arkadaşları yardımına koşmuşlar ve sahaya noksan çıkılmıştır. Maçın hakemi İngiliz subayı 2. devre penaltı cezası vermiş, Galip’in beraberliği sağlayan kafa golünden sonra İngilizler 2 inci bir golle maçı kazanmışlardır. Bu ilk 2 maç hakkında daha önce F.B.-Yabancı maçları bahsinde söz edilmişti.

Fenerbahçe’nin 8 Aralık 1918’de gene İngilizlerle ve gene bir İngiliz hakem idaresinde yaptığı 3. maç da ilginçtir. Karşılaşma, sürekli Fenerbahçe baskısına karşın, 3 kontratak golüyle 3/2 kaybedildi. Bu maçın en önemli özelliği Fenerbahçe’nin bu günden sonra, 11 Şubat 1923’e kadar, tam 4 yıl ve 3 ay düşman takımlar karşısındaki 31 maçta hiç yenilmemesidir.

Kaleci Garbis Arslanyan’ın evinin yanması üzerine Kadıköy semtinden ve Fenerbahçe kulübünden ayrılıp Dork Ermeni kulübüne reis olması, Miço ile Koço Negroponti’nin Pera Club’e geçmeleri ve cephelerden henüz dönen futbolcuların formsuzlukları Mütareke dömeninin bu ilk haftalarında esasen iyi durumda olmayan Fenerbahçe takımını iyice sarsmış ve uğranılan 2 yenilgi bu yüzden doğmuştur. Genç kaleci Suat Keskin’iıı yavaş yavaş artan tecrübesi, forvette kurulan istikrar ve nihayet zâlim düşmana karşı duyulan ürkekliğin kaybolmaya başlaması, artık yapılmasına imkan bulunan antrenmanların da yardımıyla, Fenerbahçe takımı kısa sürede toparlanıp, çok iyi hale dönüştü ve artık yenilmesi çok güç bir takım oldu.

23 Mart 1919 Patrie rövanş maçı unutulmaz bir anıdır. Sayısı ancak birkaç yüze varan Türk seyirciye karşı, Fransızları tutan daha fazla sayıdaki gayri müslimden başka, lacivert bere ve Kırmızı pompomlu 3 bine yakın Fransız denizcisi de takımlarını teşci etmeye gelmişlerdi. Bu arada, Amiral Amedee ve 29.9.1918 de Bulgarları mütareke istemeye neden olan Sokul’un zaptında yararlılık göstermiş 148. Fransız alayına mensup 22 askere bir hafta önce İstanbul’da madalyalar takan ünlü Albay Curie de maçta hazırdı.

7 gün önceki 5-1 lik yenilginin anormal bir sonuç olduğu görüşüııdeki bu gürültücü kitle, borazan ve trampetlerle takımlarını coşturuyor ve 5-1 in intikamını almak hayali peşinde etrafı velveleye veriyorlardı.

İlk devre, şuursuz oyunla golsüz kapandı. Ancak, golle başlayan 2. devrenin ilk 15 dakikasında durum 4-0 olunca, bu pek gürültülü başlayan naç, sessizlik içinde 7-0 Fenerbahçe lehine sonuçlanmıştır.

Fransızlar bu ağır yenilgiden sonra St. Joseph papazları aracılığıyla yapılan 9 Mayıs maçı dışında, tam 10 ay Fenerbahçe ile karşılaşmaya yanaşmadılar. Ancak, 9 Ocak 1920 de Fenerbahçe’yi kendi işgal bölgelerinden olan Bakırköy’e çağırdılar. Şiddetli yağmur altındaki maçı 2/1 Fenerbahçe aldı.

Suat (Kenan) – Galip, Nahit-Feyzi, İsmet, Kamil-Ziya, Saim, Zeki, Burhan ve Sabih tertibindeki F.B.nin 2 golünü Zeki attı. Bu galibiyetin unutulmaz hatırası, o akşam sağanak halinde yağmura karşın, içleri yanık Türk gençlerinin Bakırköy’ün karanlık sokaklarında Fenerbahçe için gizli gizli yaptıkları tezahürattır.

İstanbul’un 16 Mart 1920 günü işgali ve işgal Komutanlığının uyguladığı toplantı yasağı, 9 aylık yeni bir duraklama dönemi yaşattıktan sonra, Fransızlarla 15 Ekim 1920 de yine karşılaşıldı. Bu maçın ilginç yönü, galibine Şehzade Abdülhalim Ef. tarafından bir gümüş kupa konmuş olmasıdır. Bu Kupa, Mütareke Yıllarında Türk Kulüpleriyle düşman takımlar arasında konmuş ilk mükafattır ve Hüsnü Erciyes ile Galip Kulaksızoğlu-nun 2 şer golüyle 4-1 Fenerbahçe tarafından kazanılmıştır.

5 F.B.Lİ SAKARYA SAVAŞLARINDA!,.

Fenerbahçe takımı, Mütareke dönemi maçlarının fasılaya uğradığı 1921 yılında değişikliklere uğradı. Kadrodan, hepsi de Subay olan 5 değerli eleman: Kaleci Kcnaıı, bek Nalıit, lıaf Kâmil, lıaf ve forvet Etlıem ve solaçık Refik, İstiklal Savaşının şiddetlenmesi üzerine, gizlice Anadolııya geçip Milli orduya katıldılar. (O dönemlerde, muvazzaf subaylar sivil Kulüplerde spor yapabilirlerdi.)

Diğer takım arkadaşları ve yerlerine geçen gençler, milli görevlerini düşman takımlarını ardarda yenerek futbol sahalarında sürdürürlerken, bunlar da Kurtuluş Savaşının en kanlı hengamelerinde İstiklam Madalyaları kazanacak fedakârlıklar gösteriyor, yıllarca taşıdıkları Fenerbahçe formasının o yüksek değerini vatan müdafaası ve istiklâl uğrunda şan ve şerefe boğuyorlardı. Bunlardan muhterem Şehit Albay Nahit Çokbaşaran birinci takımda 47, Topçu Subayı Etlıem Bcllisan 72, sonraları Vtr General Kâmil Rona 68, Dr. Amiral Refik Kuntol (2) 32, Dz. Yarb. Kenan Or da 22 maç yapmış olarak Sakarya muhaberebelerine katılmışlardır

TAKSİM STADI AÇILINCA MAÇLAR ÇETİNLEŞİYOR…

İşgal döneminin en çetin maçları 1922/23 yıllarında İnglizlerle oynandı. Taksimde, sonraları İnönü Gezisi olan, Topçu kışları avlusunun futbol sahası olarak tanzimi, burada çetin maçlar yapılmasına imkan verdi. Şehrin göbeğinde ve özellikle yabancı ve gayrimüslimlerin yoğun olduğu bir bölgede yapılan bu maçlar futbola ilgiyi artırıyor, müsabakalar tamamıyla milli havaya bürünüyordu. Bu arada Türk futbolunun kalitesi de yükselmekteydi.

Bu gelişme ve kalkınmaya özellikle Fenerbahçe Kulübünde şahit olunınakda idi. İngiliz takımları ile sürekli maçlar, hemen her maçı aynı kadro ile oynamak, Fenerbahçe futbolunun klasını yükselttiği gibi, takımın da gücünü arttırıyor, sağlanan galibiyetler de futbolcuların manevi güç ve milli duygularını şahlandırıyordu.

İşe, bu mükemmel takımın sağladığı mükemmel sonuçlar nedeni iledir ki, 1922/23 yıllarında statlar dolup taşmaya ve 3/4 bin olan ortalama seyirci sayı 6/7 bine ulaşmaya başladı.

Statları taşıran bu kalabalık yalnız futbol meraklılarından oluşmuyordu. Bu kalabalıklar içinde, sırf İngilizleri yenilmiş görmenin derin huzur ve zevkini tatmaya gelenlerde pek çoktu. Fenerbahçe’nin, kendi bünyesinden başka, hemen her Türk ailesinde bir veya birkaç şehit acısı yaşatan İngilizlere galibiyeti, şehrin en tenha köşelerine kadar günün konusu olunca, spor ve hele futbol ile hiç ilgisi olmayanlar bile, gözleri önünde kazanılacak yeni bir zayferle teselli bulmak ve milli duygularının okşanması imkânına kavuşmak için maçlara koşuyorlardı. Binnetice, İşgal yılları Fenerbahçe maçlarında, her sınıf ve yaşta halk arasında hatta, beyaz sarıklı din adamlarına rastlamak da mümkün olmuştur.

HEPSİ DE YÜKSEK TAHSİLLİ BİR 11!…

İlginin bu derece artması ve Fenerbahçe galibiyetlerinin aralıksız sürmesinde bir diğer önemli faktör, takımı oluşturan gençlerin hüviyet ve imanlarıdır. İstisnasız olarak, yüksek kültürlü bu gençler, durumun nezaket ve fevkaladeliğini, davanın, kutsiyetini ve yüklendikleri sorumluluğun ağırlığını biliyor ve buna göre duygulu davranıyorlardı. Her türlü fedakârlığa katlanan, hastalık ve sakatlıklara tahammül gösteren ve zafere ulaşmak için de sahada azami gayreti esirgemeyen bu gençlerin, milletin sinesinde taht kurmamaları mümkün değildi.

Haziran 1919 da şehit olan ünlü bek, İstihkam Subayı Y. Mühendis Arif Emiıoğlu ve 1921 başlarında takımdan ayrılıp Kurtuluş Savaşına katılan 5 subay: Kenan, Nahit, Ethem, Kâmil ve Refik’ten başka, Kulüplerinin bu tarihsel başarılarında zaman zaman rol alan emektar Kaptan Galip, Kaleci ve bek Suat (Keskin), Haf Feyzi (Baron), Refik Osman (Top), forvet Burhan (Belge), Hikmet (Topuz), Ziya (Boyer), Hüsnü (Erciyes), Suat (Subay) ve Nevzat (Usberg) dışında olarak, asıl kadroyu oluşturan:

Şekip (Kulaksızoğlu)-Hasan Kâmil (Sporel), Cafer (Çağatay), Kadri (Göktulga), İsmet (Uluğ), Fahir (Yeniçay)- Sabilı (Arca), Alaaddiıı (Baydar), Zeki (Sporel), Ömer (Tanyeri) ve Bedri (Gürsoy) dan ve bir sayılı yedeği de Rağıp (Mağden) olan bu mükemmel Fenerbahçe kadrosundaki gençlerin hepsi de yüksek okul mezun veya öğrencisi idiler.

Hasan Kâmil (Miclıigan), Ömer de Almanya da ınakina tahsilinden yeni dönmüşlerdi. Cafer Eczacı, Kadri Ali Ticaret, İsmet ile Sabih Tıbbiye, Fahir Fen Fakültesi, Şekip ile Alaaddin Güzel Sanatlar Akademisi, Zeki Veteriner Yüksekokulu, Bedri Dişçi Okulu, Rağıp da Halkalı Ziraat Fakültesi mezun veya talebeleri idiler.

İşte, Mütareke ve İşgal yılları maçları nasıl ki Fenerbahçe Spor Kulübü tarihinin mutlak bir övünç hazinesi ve milletçe sevilmesinin başlıca nedenlerinden biri ise, bu mutlu durumu yaratan ilk sebep te, takımı oluşturan gençlerdeki kültür ve iman seviyesinin yüksekliğidir. İçinden şehitler vermiş, Üniversite Rektörü, General ve Amiraller ve Milletvekilleri çıkarmış bu derece mümtaz ve dört-başı mamur bir kadronun Türk futbol tarihinde eşsiz olduğu muhakkaktır. Yine bu kadrodur ki 1922/23 mevsimi İstanbul Lig şampiyonluğunu Fenerbahçe’ye yalnız yenilmeden değil; hiç gol de yemeden kazandırmak gibi Dünya futbol tarihinde eşsiz olduğu kanıtlanan bir başarıya da ulaşmıştır.

İNGİLİZLERİN F.B.DEN ÇEKİNİŞ NEDENİ?….

İstanbul’un 16 Mart 1920 deki fiili işgalinden önce ve sonraki 16 aylık bir dönemde İngilizler Fenerbahçe ile maçlara ara vermişler, bu arada Kulübü de 70 gün kapatmışlardı. Nihayet, 13 Ocak 1921 de sisli ve yağışlı bir havada yapılan maçla bu ara veriş sona erdi sanıldı. Ancak, İKDAM gazetesinin 16 Ocak 1921 sayısında:

(…. İkinci nısıf zamanda, sis, Fenerbahçe’nin bir çok sayılarına mani oldu. Sis, yağmur, kar, tipi demeyip çalışan bu Türk gençeleri 4., 5., 6., 7., 8. ve 9. sayıları yaparak muzafferane sahadan ayrıldılar….) şeklinde yansıttığı bu karşılaşmadan sonra, İngilizler bu sefer de yeni bir 19 aylık çekingenlik dönemine girdiler. Fenerbahçe, 13.1.1921 den 13.8.1922 ye kadar tam 19 ayda, o da Fransızlarla, yalnız bir maç yapmak imkanı bulabildi. Askeri ve politik durum göz önüne alındığında, 2. İnönü ve Sakarya savaşlarının ve İngiltere ile en çetin anlaşmazlıklarını hep bu dönem içinde yaşandıkları hatırlanır. Bu bakımdan, tarihin eşini yazmadığı bir zaferin o gururlu temsilcileri, böyle kritik bir dönemde milli sporlarında Fenerbahçe’ye yenilmeyi ve dolayısıyla da prestijlerinin zedelenmekte devam etmesini göze alamıyorlardı.

İşte, bu arada, 1922 yılı ilk baharında Taksim stadının futbol maçlarına açılması, birçok İngiliz takımının bu sahada antrenman yapıp sık sık maçlar tertiplemeleri, onlara güç kazandırıp ümitlerini artırınca, Fenerbahçe-İngiliz maçları da yeniden seri halinde yaşanmaya başlamıştır.

İngilizlerin en güçlü 10 takımı arasında tertiplenen meşhur (ARMİSTİCE COUPE=MÜTAREKE KUPASI) maçları İşgal Kuvvetleri Komutanlığına yeterince güven vermişti. Bu nedenle, Fenerbahçe, bu 10 takımdan ilk sıraları tutan 5 takımla maç isteğinde bulununca, artık buna Hayır!… denmedi.

Bu 5 güçlü takım, rövanşlar da dahil, sıfıra karşı 2, 3, 4 ve 5 er golle mağlup edildiler. Bu parlak sonuçlar coşkun gösterilere neden oluyor ve Fenerbahçeli futbolcular sık sık Beyoğlu caddelerinde binlerce Türk’ün elleri üstünde taşınıyorlardı. Na mağlup ANATOLİA, LİGİHTNİNG ve GRANADİAR GUARDS 1ar da bu arada derslerini aldılar.

Armistice Coupe şampiyonu ve futbolcuları altın madalyalarla ödüllendirilen Granadiar Guards takımına, 25 Mart 1923 Pazar günü, Alaaddin tarafından 75.dakikada atılan 2.golü SPOR ALEMİ dergisi şöyle yazmıştır:

(..,. Rüzgarın hasıl ettiği eksibeler arasında, Fenerbahçe müdafaasının kahramanene gayreti ile, muhacim hattı tehlikeli akınlara başladı. Bu mahir hücum hattı İngilizlerin sert ve şayanı hayret müdafaasını karıştırarak kaleye yaklaşıyorsa da nereden estiği bilinmeyen rüzgarın hasıl ettiği toz duman arasında top kalenin gölgesi üzerinden, kenarlardan akıp gidiyordu.

Fenerbahçe, bu fena vaziyette hakimiyeti almış ve yine şiddetli bir akın arasında Zeki bey mahirane ikinci sayıyı da yapmış ise de hakem (Haçopulos) tarafından sayılmamıştı. Heyecandan kısılan ağızlara yeni bir inşirah veren bu ikinci golün ofsayıdla tebdili halkı daha fazla asabileştirdi. Şimdi herkes mütemadiyen Haydi Ala…., Haydi Zeki…., Bravo Yavuz (İsmet), Yaşşa Sabih avazesiyle yeni bir sayıya intizarda idiler. Bu intizar çok devam etmeden Alaaddin bey, karışık bacaklar arasından İngilizlere 2. bir sayı ilave eyledi. Temaşakeran arasında fesleri ve hatta şapkaları bile uçuran bu sayı, gözler yaşartıncaya kadar Fenerbahçelileri alkışlattı. ŞİMDİYE KADAR TÜRK’LERLE ÇARPIŞAN TAKIMLARIN EN KUVVETLİSİ BU İNGİLİZ ŞAMPİYONU DA KENDİLERİNE NAZARAN PEK KÜÇÜK OYUNCULAR KARŞISINDA, SIFIRA KARŞI İKİ SAYI İLE MAĞLUP OLDULAR.

MÜSABAKANIN NİHAYETİNDE FENERBAHÇELİLER, SOYUNMA ODALARINDA HASIMLARININ VÜCUTLARINDA YAPTIĞI YARALARI TEDAVİ İLE MEŞGULKEN, MEMNUNLUKLA SAHAYI TERK EDEN BİNLERCE TÜRK YAŞŞA… FENER!.. AVAZELERİYLE, STADYUM’UN KALIN KEMERİ ALTINDAN BU GÜZEL GÜNÜ TERKEDİYORLARDI…)

Fenerbahçe’nin en güçlü İngiliz takımlarını ard arda yenmesi, müşterek turnuvalarda onları tasfiyeye uğratıp şampiyonlukları kazanması İşgal Orduları Başkomutanını yeniden telaşa düşürdü. Bu (MÜTHİŞ) Türk takımının mutlaka mağlup edilmesi emrini veren General HARRİNGTON, bu amaçla yapılacak maç için kendi adına Kupa da koydu. Bu tarihsel maç ayrıca sunulmuştur.

İşgal yıllarında Goldstream adlı İngiliz takımı bütün Türk Kulüplerini ve bu arada fırsat kollayıp, 4 asından yoksun bir günde Fenerbahçe’yi de yenmişti. Düşman takımlara 4 yıl ve 3 ay yenilmeyen Fenerbahçe bu rakibi sürekli rövanş maçına çağırmış fakat İngilizler her defasında bir mazeret ileri sürüp, nihayet 8 ay sonra, 30 Eylül 1923 Pazar günü Taksim stadında oynamayı kabul etmişlerdir.

Fenerbahçe 2 ve 3. takımlarının 2 Ermeni takımını yenmelerinden sonra, General Harrington, Büyük M.M.Hükümetinin temsilcileri olan Rafet ve Salahaddin Adil paşalarla birçok askeri ve politik şahsiyetlerin izledikleri bu çetin maçı Fenerbahçe:

Şekip-H. Kamil, Cafer-Kadri, İsmet, Fahir-Sabih, Alaaddin, Zeki, Ömer ve Bedri’den kurulu her zamanki kadrosuyla oynadı… Zeki’nin 10. dakikadaki golüne Manchester City’li ünlü sağiç Vebb, fevkalade bir vole ile cevap verdi ve Ömer’in golünden sonra ilk devre 2-1 kapandı. 2. devre Cafer, Zeki ve Alaaddin’in golleriyle sonuç 5-1 olmuş ve Fenerbahçe sahadan coşku içnde ayrılmıştır.

İstanbul’un tahliyesinden sonra, 2 ay İstanbul limanında kalan birer müttefik savaş gemisinden Comos İngiliz Kravzör takımıyla 9 Kasım 1923 de yapılan 3/0 lık müsabaka bu dönemin son maçı olmuştur.

Fenerbahçe’nin Mütareke ve İşgal yılları maçları hem kendi, hem de Türk futbol tarihinin övünmeye layık bir bölümüdür. Fenerbahçe, çok yönlü bir milli görevi, adına ve şanına yaraşır bir başarı ile yerine getirmiş ve engin bir sevgi hâlesini isim ve renkleri üzerinde toplamıştır. Bu karanlık ve acı günlerde Zafer ve Kurtuluşa inanç ve güven aşılayan Fenerbahçe galibiyetleri, hisleri alevlenen binlerce Vatan evladını milli orduya katılmaya koşturmuştur.

General Harrington Kupası maçında görüleceği üzere, yine bu başarıların 9 ay süren Lousanne antlaşması sıralarında sulh heyetimiz ve dolayısıyla yurdumuzun kaderi üzerinde oynadığı olumlu etkiler başlı başına bir âbide teşkil eder.

Bir spor kulübünün, bir ulusun kaderi üzerinde bu derece olumlu rol oynadığı işitilmediğıne göre, Fenerbahçe’nin Mütareke ve İşgal yılları mümtaz yönetici ve futbolcularından ebediyete göçenlere rahmet, yaşayan sadece 3 arkadaşları ALAADDİN BAYDAR, CAFER ÇAĞATAY ve BEDRİ GÜRSOY’u minnet ve şükranlarla anıp, uzun ömürler dilemek her Türk için görevdir.

BAŞKOMUTAN HARRİNGTON KUPASI VEYA TÜRK’ÜN “NAMUS MAÇI”

İstanbul ve havalisi Müttefik İşgal Güçleri ve ingiliz İşgal Orduları Başkomutanı General Charles Harrington:

1-Aşırı milliyetçilik,

2-Anadoludaki asi güçlere silah, cephane ve adam şevki,

3-Müttefik güçlere karşı düşmanca tutum içinde olma, suçlamalarıyla, 70 gün kapatıp, kapısına süngülü nöbetçiler dikilen Fenerbahçe Kulübünden, aslında, yukarıdaki 3 nedenle beraber, kendilerini sürekli yenip prestijlerini berbat eden futbol takımından şikayetçi idi..

Ufuklarında güneş batmayan, 5 Kıt’aya yayılmış o büyük İngiltere imparatorluğunun her yanından getirilen seçme futbolcuların Fenerbehçe’-den her hafta dayak yemek ve bu Türk takımını bir türlü yenememek hırs ve telaşı, bütün İşgal Kuvvetleri mekanizmasını huzursuzluğa boğmakta idi. Tarihin en büyük savaşından muzaffer çıkanlar, nasıl olur da, hem de milli sporlarında, 11 Türk gencinden kurulu ve (FENERBAHÇE) adlı bir takım önünde üstüste baş eğerlerdi!…

Bu çok ağır durum, 1923 Şubat başlarında, yüksek rütbeli bir çok İngiliz subayını büyük bir masa etrafında topladı. Bunlar, Başkumandanları General Harrington’dan aldıkları emrin yerine getirilmesi, çarelerini aramaya koyuldular: • — NE YAPMAK GEREKİYORSA YAPILACAK VE FENERBAHÇE ARTIK MUTLAKA MAĞLUP EDİLEREK 4 yılı AŞAN BİR SÜREDEN BERİ, DEVAMLI ZEDELENEN PRESTİJ, GİDERAYAK, MUTLAKA KURTARILACAKTI!….

Amaca ulaşmak için, Taksim stadında tertipledikleri turnuvada derece alan ve futbolcuları altın madalyalarla ödüllendirilen şu en güçlü 3 takım seçildi: İRİSH GUARDES (İrlanda Muhafızları), GRENADİERS GUARDES (Bombacı Muhafızlar) ve GOLDSTREAM GUARDES (Goldstream Muhafızları).

Bunların seçme elemanları, büyük davayı başarabilmek için, sıkı bir çalışmaya tabi tutuldular. Haftalar yoğun çalışmalar arasında geçiyor, Başkumandanın kesin emri gözönünde tutularak, hedefe tam bir güvenle ulaşmak için, Malta’dan 2, Cebelitarık ve Mısır’dan da birer olarak, ayrıca 4 yeni takviye getiriliyordu.

KUPA DA LONDRA’DAN GELİYOR

Dava o derece önemli idi ki; ortaya, hem de kendileri tarafından, bir Kupa konmakta idi. Öyle bir Kupa ki, amaç ve anlam bakımlarından, hiç kuşkusuz, bir benzeri yoktu. Dünyanın en görkemli imparatorluğunun FENERBAHÇE adlı müteva-zi bir Türk Kulübünce zedelenen prestifini kurtarmanın simgesi bir Kupa idi ve İşgal güçleri kumandan ve İngiltere İşgal Orduları Başkomutanı General Charles Harrington ismini taşıyacaktı.

Böyle, önemi eşsiz bir Kupanın, taşıdığı anlam ve isme yaraşır bir ihtişamda olması da gerekirdi. Bu bakımdan, Londra’ya yazıldı ve Kupa oradan getirildi. Boyu 80 santim, gümüş işlemeli ve gerçekten de büyük bir sanat eseri idi (İstanbul gümrükleri o sıralarda bir emrivaki ile Türk gümrükçülerin kontrolüne geçmişti. Londra’dan gelen bu Kupayı Türk gümrükçüler İngilizlere vermek istememişler ve Kupa uzun formalitelerden sonra gümrükten çıkarılmıştı.Bu olayı, İşgal yıllarında İstanbul İngiliz Fevkalade Komiserliği Yardımcısı H. Armstrong, Ömer Rıza Doğrul tarafından 1928 de Türkçe’ye çevrilen, (TÜRKİYE NASIL DOĞDU?.) adlı kitabının 204. sayfasında nakleder.).

HEDEFİN FENERBAHÇE OLDUĞU GİZLENİYOR

Çalışma 3 ay sürdü. Takım hazır, herşey tamamdı. Plan mükemmel şekilde yürütülmüş, hatta gafil avlamak için, rakibin FENERBAHÇE oluşunun gizlenmesi de titizlikle başarılmıştı. Türk Kulüplerine son anda meydan okunacak ve bunların en şöhretlisi ve hedef Fenerbahçe, bu (defi) nin altında kalmayı hazmedemeyeceği için, mevsim sonunda yorgun ve şampiyonluk rehaveti içinde yakalanıp, hallaç pamuğuna çevrilecekti. Böylece, tam 5 yıldır tistüste yığılan utandırıcı yenilgilerin öcü bir çırpıda toptan alınmış ve canlı hatırası olan o çok muhteşem Kupa da İngiltere’ye götürülmüş olacaktı!….

(DEFİ)Yİ YABANCI BASIN İLE YAYINLIYORLAR…

Nitekim, 1923 Haziran ortalarında Beyoğlu’nun yabancı ve azınlık gazetelerinde yayınlanan şu haber ve ilan şimşek gibi çaktı:

(İNGİLİZ GARTLAR (MUHAFIZLAR) KARMASI TÜRK KULÜPLERİNE MEYDAN OKUYOR. KAZANANA İŞGAL ORDULARI BAŞKOMUTANININ İSMİNİ TAŞIYAN BÜYÜK BİR KUPA KONAN MAÇI KABUL EDECEK TÜRK KULÜBÜ, DİLEDİĞİ KADAR, TAKVİYE ALMAKTA DA SERBESTTİR.)

Türk ailelerinin yüreklerini dağlayan bu taptaze şehit acıları o yıllarda ancak Fenerbahçe’nin ingilizler karşısındaki galibiyetleri ile dinmekte idi. Şimdi ise, aynı düşmanın bu ağır meydan okumasını hangi Türk Kulübü kabul edebilecekti?., ya Fenerbahçe de aldırmaz ise ne olacaktı?.. Zaten, İngilizlerin hedeflerinin Fenerbahçe olduğu herkesçe biliniyordu.

Günler; aylar kadar uzuyor, kahr içinde geçiyordu. Evet, Fenerbahçe ne yapacaktı?. Türk futbolünün, hatta gerçekte, artık Türk ulusunun malı olan, bu (NAMUS MAÇI) nı kabul edebilecekmi idi?..

FENERBAHÇE ALTTA KALMIYOR!....

Aradan sadece 3 gün geçti. Bir Cumartesi sabahı, İstanbul’un her dilden gazetelerinde, Türk’ler için iç açıcı, yürekler ferahlatan şu haber okundu:

“İNGİLİZ GARDLAR KARMASININ DEFİSİNİ FENERBAHÇE KULÜBÜ KENDİ ÖZ KADROSU İLE VE ŞARTSIZ KABUL ETTİ!..”

Gerçekten, 15 Haziran 1923 Cuma günü, Kuşdili Çayırı kenarındaki o beyaz ve tertemiz binada, Türk sporunun kara günlerdeki bu Kâbe’sinde, her zamankinden değişik bir hava esmişti. Sabah 10 da, 2 inci kattaki küçük Yönetim Kurulu odasında başbaşa veren, Genel Sekreter Nasuhi (Baydar), Genel Kaptan Galip (Kulaksızoğlu) ve Muhasip üye Tevfik (Taşçı) beylerden oluşan Fenerbahçe Yönetim Kurulu, Takım Kaptanı Zeki (Sporel) beyle bir saat süren bir görüşmeden sonra, tarihsel kararı aldı ve meydan okuyanlara, Tevfik beyin mükemmel tngilizcesi ile yazılan şu mektup hemen yollandı:

İSTANBUL VE HAVALİSİ MÜTTEFİK İŞGAL ORDULARI BAŞKUMANDANLIĞI SPOR ÂMİRLİĞİ CANİBİ ALİLERİNE

HARBİYE-İSTANBUL

(— FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ, BÜTÜN TÜRK KULÜPLERİNE YAPTIĞINIZ ÇAĞRIYI OKUMUŞ VE ÖĞRENMİŞTİR. KULÜBÜMÜZ, ARZU BUYURULAN KARŞILAŞMAYI, YİNE ARZU BUYURULACAK GÜN VE SAHADA, YALNIZ KENDİ KADROSU İLE, YAPMAYA HAZIR VE CEVABINIZI BEKLEDİĞİNİ YÜKSEK MAKAMINIZA BİLDİRMEKLE ŞEREFLER DUYAR.)

MAÇIN GÜNÜ: 29 HAZİRAN 1923

İngilizler maç günü olarak, hemen 10 gün sonra, 29 Haziran 1923 ü, saha olarak Taksim stadını ve hakem olarak da Avusturya Milli Takımının istanbul’da yerleşen meşhur santrhaf ve kaptanı Antonin Kratky’yi ileri sürdüler. Fenerbahçe, bunların hiç birine itiraz etmedi. Kabul edip maç gün ve saatini bekledi.

TAKSİM STADININ O GÜNKÜ MANZARASI…..

29 Haziran 1923 ün maç saati boğazları sıkan, kalpleri durduran heyecanlar arasında yaklaştı. Beyoğlu caddeleri, tarihi Topçu Kışlası meydanını duldurmaya akın eden fesli, şapkalı, üniformalı binlerce insanla bir geçit töreni görünümü yaşıyordu. Stadın demirkapı ve uzun geçitinden, birbirlerini adeta çiğneyerek girebilen halkın bir kısmının yüzleri soluktu. Bir kısmı da, artık muhakkak gördükleri bir (Fenerbahçe Yenilgisi)nin neş’e ve zevkini nihayet ve kesinlikle duyar havası içinde, sevince kapılmışlardı.

Bu kalabalık içinde neler ve kimler yoktu. Yalnız fesli ve şapkalı siviller değil, fakat İngiltere imparatorluğu’nun 5 kıtaya mensup her renk, kılık ve rütbede üniformalıları da vardı ve binlerce idi:

Kısacık ekose etek ve çıplak bacaklı İskoç askerlerinden, başları kalın ve geniş türbanlı Hindu’lara, Kızılca ve sarışın delikanlılardan, bellerinde yarım daire şeklindeki keskin satırları parıldayan kuzguni suratlı Afrika yarı vahşilerine kadar!…

Saha kenarındaki yüzlerce koltuk ve iskemle de İşgal Orduları General, Amiral ve yüksek rütbeli subayları, renk renk ve çeşit çeşit üniformaları ve eşleriyle, yer almışlardı. Bu arada, sırf bu maç için lnon Duck diretnotıyle gelen Malta Valisi Lord Plummer de göze çarpıyordu. Saha kenarında her 25 metrede bir Avustralya ve Yeni Zelandalı süngülü askerler çifter çifter dolaşmakta, bu çok değişik toplulukta yegâne müşterek olan neş’e, az sonraki kesin zafere olan inancın derecesini göstermekte idi.

Ortada beyaz örtülü bir masanın üzerinde o çok muhteşem, (GENERAL HARRİNGTON KUPASI) da duruyor, etraf ve sahayı dolduran seyircilerle düşman orduları mensupları, Taksim stadının bu günkü fevkalade dekorunu türlü düşünceler içinde seyrediyorlardı. O dercede ki, sahada Fenerbahçe B takımının, ezeli rakibi Galatasaray B takamını, canlı oyun ve Navzat (Usberğ) ın demir gibi şutlarıyla, 3-1 yenmekte oluşu en koyu taraftarları bile ilgilendirmemekte idi. Bütün Türkler (NAMUS MAÇI) nı bekliyorlardı…

İNGİLİZLER SAHAYA ÇIKIYOR,..

Tam 5 yıl düşman işgali altında inleyen gamlı İstanbul’un tarihsel stadının bu garip ve hüzünlü Haziran akşamındaki bu olağanüstü manzarasını sonsuz heyecan, fakat sessizlik içinde seyrederek bekleyiş çok sürmedi. Şiddetli ve sürekli bir alkış stadı yerinden oynattı: Gardlar Karması koşarak ve sanki tepine tepine sahaya çıkıyordu. Yepyeni, gıcır gıcır formalar giymişler, kalp üzerinde, beyaz yuvarlak içindeki (G) harfi ile, Fenerbahçe’yi yenmek için bütün güçlerini birleştirdiklerini ilan etmişlerdi. Şapkalar havalara fırlatılıyor. Hurra!. 1ar ve türlü dillerde bağırışmalar etrafı inletiyordu. Hepsi fizikman güçlü, boylu boslu idiler. Topa uzun uzun vuruyor, Taksim tarafındaki gölgeli kalenin ağlarını delik deşik ediyorlardı. Görünüş Fenerbahçe ve Türkler için korkunçtu!…

FENERBAHÇE DE SAHADA!…

Bu müthiş gürültüler arasında, Fenerbahçeliler de sahaya çıkıyorlardı. En önde, Kaptan; Üstat Zeki olarak, yine başlar öne eğik, yine ağır ağır ve yine gösterişsiz Harbiye yönündeki güneşli kaleye doğru yürüyorlardı. Görünüşleri ve sahaya çıkışlarındaki bu tevazu o gerçek hüviyet ve şöhretleriyle taban tabana zıttı:

İki devreli koca bir lig süresince, hiç yenilmeden, hatta hiç de gol yemeden 58/0 skorlu ve 1862 de başlayan Dûnla Lig maçları tarihinde örneği yaşanmamış ve daha kaç yıllar yaşanamayacak bir şampiyonluğu yaratıp Dünya futboluna armağan edenler sanki bunlar değildiler!…

Hele, 5 yıl ve 50 maçta düşman takımlarını pe-şpeşe yenip kalelerini de delik deşik eden ve yaralı, yaslı ve ümitsiz bir ulusa güven aşılayıp gönüllerde taht kuranlar da sanki bunlar değildiler…. o kadar mütevazi idiler ve süngülü düşman muhafızları arasından ağır ağır geçip kalelerine yürüdüler!..

Ancak, Taksim stadı bugün artık bir başka âlemdi. Bu kez, yıllardır ilk olarak, bir Türk takımını alkışlamak ve tezahüratta bulunmaktan sanki gökler gürlemekte idi. Canları gibi sevdikleri takımı tam 5 yıl alkışlamak hak ve zevkinden mahrum bırakılmış Türk seyircisi, Kurtuluş Savaşının kazanılmasından doğan bir cesaretle, artık çekinmiyor, bütün gücü ve o birikmiş bütün sevgi hasretiyle, doya doya Fenerbahçe’sini alkışlıyordu. Haydi Fenerbahçe!.. Haydi arslanlar!… Bugün de gösterin Türk’ün gücünü!… feryatları Beyoğlu göklerini inletmekte idi….

FENERBAHÇE HER ZAMANKİ KADROSUYLA..

Kratky’nin düdüğü ile Muhafızlar Karmasının karşısında yer alan Sarı-Larcivertli takım her zamanki ünlü ve klasik tertibini koruyordu: Kaleci : ŞEKİP (KULAKSIZOĞLU) Bekler : HASAN KÂMİL (SPOREL), CAFER (ÇAĞATAY) Haflar : KADRİ (GÖKTULGA), İSMET (ULUĞ), FÂHİR (YENİÇAY) Forlar : SABİH (ARCA), ALADDİN (BAYDAR), ZEKÎ (SPOREL), ÖMER (TANYERİ) ve BEDRİ (GÜRSOY). Mevsim sonu oldukça yıpranmış bu yorgun kadroda futbolculardan bir bölümü yara bere içinde idi. Soliç Ömer de sahaya sakat çıkmıştı. İLK DEVRE İNGİLİZLER ÜSTÜN… Maç sıkı ve sert başladı. İngiliz Karması çok şarjlı ve görülmemiş bir ahenk içinde, son derecede çabuk oyunla Fenerbahçe kalesine yükleniyordu. Bu durum gürültülü tezahüratla desteklenirken, Türk seyirci ile beraber, Fenerbahçe takımında da aşikâr bir sinirlilik göze çarpmakta idi. O kadar ki, Fenerbahçe’nin son bir-iki yıldır dillerde destan olan ahenginden ve Türk futbolunun ilk beraberlik örneği, “ZEKİ-ALAADDİN KOMBİNEZONU”ndan bir iz bile görülmüyordu. Sadece devre ortalarında Kaptan Zeki’nin bir şutu İngiliz kalesi üst direğinden dönmüştü, o kadar…

Dakikalar İngiliz baskısı altında ilerlerken, 34. dakikada, santrforun kurşun gibi bir şutunun Fenerbahçe yan direğini sarsmasından bir dakika sonra, Malta’dan getirilen Chelsea’li soliç, 15 adımdan sert bir şut savurdu. Şekip’e kımıldama imkânı vermeyen bu vuruş, topu bir anda Fenerbahçe ağlarına taktı. Şapkalar havalarda uçmuş, az sonra da, Fenerbahçe ilk devreden 1-0 yenik ayrılmıştır. HAZİN BİR DEVRE ARASI…. İki devre arasında, Nasuhi, Gâlip ve Tevfik beylerden kurulu 3 kişilik Fenerbahçe Yönetim Kurulu ile, ilk Türk futbolcusu, Kurucu üye Fuat Hüsnü (KAYACAN) ve Sami (COŞAR) beyler, Taksim stadı giriş kapısının sağ tarafındaki o loş ve harap soyunma odasına girdiler. İngilizlerin çok hırslı ve sert oyunundan yara-bere içinde kalan ve asabiyet içinde adeta titreyip kıvranan takıma sükunet ve soğukkanlılık aşılamaya çalıştılar. Normal oyunlarıyla hasımlarını mutlaka yeneceklerini, binlerce taraftar ve yüzbinlerce Türkün bugün de kendilerinden kesin olarak galibiyet beklediklerini, bu mutlu sonuca ise sadece gayretle değil, aynı zamanda serinkanlılık ve şuurla erişebileceklerini onlara telkine çalıştılar.

Bu 5 en eski Fenerbahçeli, hakem Kratky’nin tiz düdük seslerinden sonra, o loş ve rutubetli soyunma odasından çıkan 11 Sarı-Lacivertli futbolcuyu teker teker alınlarından üperlerken, hepsinin renkleri sapsarı ve gözleri de nemli idi!…

FENERBAHÇE HASMINI SARSIYOR…

Fenerbahçeli futbolcular 2. devrede asabiyeti üzerlerinden atmış ve etkili hücumlarla İngiliz defansını sarsmaya başlamışlardı. Sağlı sollu ve ortadan hücumlarla o beton müdafaayı zorluyor, Gardlar karmasında artık bir bocalama seziliyordu.

ZEKİ’NİN UNUTULMAZ GOLLERİNDEN İLKİ…..

İki hasım tarafından yakından marke edilen Zeki, 60. dakikada, ileri atıldı. Ceza çizgisine geldi ve o tutulması imkansız müthiş sol şutlarından birini savurdu. Top, sağüst köşeden Gardlar karması ağlarında… Şimdi de fesler havalarda uçuyor, alkış ve sevinç feryatları, yaşşaa!. Iar, haydi arslanlar!… sesleri Beyoğlu semalarını inletiyordu….

Bu beraberlik golü Fenerbahçe’yi şahlandırmıştı. O her zamanki canlı ve soğukkanlı oyununu daha mükemmel bir uyum içinde uyguluyor ve güçlü hasmı ile bir gayret ve enerji yarışına girişmiş bulunuyordu.

Türk Futbol Tarihi’nin yabancı maçlar bölümünün bu en iddialı karşılaşması, iki taraf olmuş kalabalığı heyecanlara boğuyordu. Taksim stadı, hayatında böyle bir maç görmemiş, bu derece manevi bir heyecanlasarsılmamıştı. Bu, bir futbol maçı değildi. Türk sporcu gençliğinin Namus ve Şeref mücadelesi idi!…

Dakikalar ilerledikçe halk yığınları sağa-sola dalgalanıyor, tel örgüler arkasındakiler ise birbirlerini çiğniyorlardı. Saha kenarındaki yüzlerce koltuk ve sandalyedeki renk renk kıyafetli işgal orduları mensupları ve eşleri de artık yerlerinde oturamaz olmuşlar, başta Malta Valisi Lord Plommer olarak, onlar da mücadeleyi, heyecan ve asabiyet içinde, ayakta izlemeye başlamışlardı.

….VE İŞTE GALİBİYET GÖLÜ….

İşte, 74 üncü dakikaya gelinmişti. Kaptan Zeki, santrhaf İsmet’in uzattığı topla defansı yine yardı. Sağ ve solundaki iki yapışkan markajcısıyla beraber, yine 18 üzerine gelmişti ki, bütün gücüyle yeni bir sol şut savurdu. Blackpool’un ünlü kalecisinin ok gibi planjonu faydasızdı. Çünkü, Türk futbol tarihinin o kıymettar ve eşsiz santrforunun sol bacağından o sert darbeyi yiyen meşin yuvarlak, kaleciden çok daha çabuk uçmuş ve bu sefer solüst köşeden İngiliz ağlarıyla kucaklaşmıştı.

BU ÖYLE BİR GOLDÜ Kİ!…

Bu, öyle bir goldü ki; kurtarılamazdı!.. Bu, öyle bir goldü ki, hiçbir benzeri bu derece içten ve gönülden alkışlanmamıştı!… ve nihayet; bu, öyle bir goldü ki; Türk’ün zaferini ve Fenerbahçe’nin düşman karşısında yenilmezliğini kanıtlamıştı…..

İngilizler bütün varlık ve aylar boyu bütün emeklerini seferber ettikleri bu meydan okumada da yenilmişlerdi. Çabalar boşa gitmiş, prestij, Fenerbahçe azmi karşısında yine kurtarılamamıştı. Sarı-Lacivertli ocağın muzaffer çocukları Taksim ufuklarını sarsan şiddetli alkış ve coşkular arasında hâki üniformalı ve göğsü renk renk şerit ve madalyalarla kaplı bir generalden tarihi kupayı aldılar. İngiliz generali o çok muhteşem, “HAR-RİNGTON KUPASI”nı galip Fenerbahçe’nin kıymettar Kaptanı Zeki (SPOREL)e verirken çene ve elleri sinirden tir tir titriyordu!….

FENERBAHÇELİLER EL ÜSTÜNDE!….

Tel örgüleri bir anda aşan binlerce Türk, ka’n-ter içindeki 11 Fenerbahçeliyi, Harrington Kupa-sıyla beraber, havalara kaldırdılar. Coşkun tezahürat, etrafı dakikalarca uğultulara boğdu. Tam 5 yıl süren karanlık Mütareke ve İşgal döneminin bu son imtihanı da yüz akıyla sonuçlanmış ve düşman karşısında 4 yıl ve 3 ay yenilmeyen Fenerbahçe, İngilizlerin milli sporlarında Türkün şeref ve onurunu, en güç koşullar altında bile, yine göklerde tutmuştu.

BEYOĞLU CADDELERİNDE…

Aradan yarım saat geçti, geçmedi. Mutlu sonuç, “FENERBAHÇE İNGİLİZLERİ YENDİ!..:’, haberi bir kez daha, şehre yayılmıştı. Taksim caddeleri onları görmek, ve sinelerine basmak isteyen ve her dakika artan binlerce Türk tarafından tıkanmıştı.

Bir heyet, halkın Fenerbahçelileri görmek istediğini stada iletti. Futbolcular stat balkonuna çıktılar. Yer yerinden oynadı….

Şoförler Cemiyeti otomobiller göndermişti. Ama, binebilmeleri ne mümkündü. Ancak yüzlerce metre ötede, Parmakkapı’da birbirlerini çiğneyen binlerce taktirkârlarının omuzlarından alınıp otomobillere bindirildiler ve her boyda renk renk düşman bayrakları asılı Beyoğlu caddelerinde iki sıra olmuş onbinlerce insan içindeki Türklerin coşkulu alkış ve yaşşşaaa!.. sesleri arasında geçip uğurlandılar.

AYNI AKŞAM LOZAN’DA…

Türk Sulh Heyeti o günlerde Lozanda idi. Savaş meydanlarında kazanılan (İstiklâl)in, (BİR HUSUMET CİHANINA KARŞI), sulh masasında da kazanılması ve korunması gerekiyordu.

Düşman murahhasları pek hasis ve inatçı idiler. Türk heyetine dayatıyorlardı. 8 aylık pazarlıkların sonuçsuz kalmasından ve tekrar başlamasından sonra, düşmanlık yine alevlenmiş, Sakarya ve Dumlupınarlar, bu kez adeta İsviçre topraklarında yaşanmaya başlamıştı.

Bu çetin pazarlık sıralarında, (HARRİNGTON KUPASI MAÇI) Türk heyetini de ilgilendiren Önemli bir yurt olayı olmuştu. Bu maçın pekiyi bildikleri anlam ve özelliği onları bu 29 Haziran 1923 gününün akşamında büyük heyecan ve meraka düşürmüştü. Geceleri de devam edilen müzakerelerin saati gelmiş, ancak, tarihi maçın sonucunu bildirecek telgraf henüz gelmemişti. Lord Gürzon’un halefi Rombold, General Pelli, Marki Gorani, Venizelos ve diğerleri Ouchy şatosunda Türk murahhaslarını beklerken, onlar da Lausan-ne Palace’da bu telgrafı bekliyorlardı.

Telgraf hihayet geldi. Yüzlere de neş’e getirdi. Heyet Başkanı İsmet Paşa, Gazeteci Ali Naci (Karacan) beye:

(— HEYETİMİZ ADINA MESERRETLİ TEBRİKLERİMİ FENERBAHÇE KULÜBÜNE HEMEN TELLEYİNİZ. HEPSİNİN AYRI AYRI AYRI GÖZLERİNDEN ÖPERİM…)» dedi. Sonra da Ouchy şatosuna doğruldu. Sulh müzakere salonuna girerken, bu kez mutlu bir tavır ve gurur içinde idi. Her zaman soğuk şekilde selamladığı Rombold’a bu defa manalı bir tebessüm gönderdi. Alışık olmadığı bu iltifat’ın LORD Rombold üzerindeki tepkisi şaşkınlık olmuş ve Türk murahhasları o geceki pazarlıklarda ülkelerinin menfaatini her zamandan daha kesinlik ve azimle korumuşlardır.

ÖVÜNMEK F.B.NİN HAKKIDIR….

Bir spor kulübünün ulusunun kaderi üzerinde bu I-Iarrington Kupası maçında yaşandığı derecede olumlu ve geniş bir rol oynayabilmesi yer yüzünde her halde eşsiz olsa gerektir. Bu bakımdan, eşsizlikler Kulübü Fenerbahçe, erişilmez ve silinmez bir milli şeref ve övünme mutluluğu ile de yoğrulmuş bulunmaktadır.

FENERBAHÇE’NİN FUTBOL ANTRENÖRLERİ

Kuruluşundan itibaren sayısı 40 ı bulan Fenerbahçe’nin futbol antrenörlerini 2 bölüme ayırmak gerekir. Birinci kısımda amatör ruh, kulüp ve spor sevgisiyle, ücretsiz olarak bu görevi üstlenenler yer alırlar. Bunlar futbol takımının en tecrübeli eleman veya kaptanı, yahut Yönetim kurulu veya Kulüp içinden bu işe ehil bir zat veya eski futbolculardan biridir. Bu idealist Fenerbahçelilerin başlıcaları sıra ile şunlardır:

HÜSEYİN DALAKLI, GALİP KULAKSI-ZOĞLU, FUAT HÜSNÜ KAYACAN, SAMİ COŞAR, ZEKÎ SPOREL, SABİH ARCA ve CİHAT ARMAN’la, daha ziyade genç takımlar üzerine eğilen HİKMET MOCUK, FAHİR KÖSEOĞLU, REŞAT NAYIR, SABRİ KİRAZ, LEBİP ELMAS ve REŞAT ERTE..

İkinci bölümü oluşturanlar ise, gideri sürekli artan gelişme yolundaki Kulübü yaşatacak gelirin ancak futbol şubesinin kalkınması ile sağlanabileceği ve bu işin ise artık amatörce yapılmasının olanaksızlığı karşısında angaje olunan meslekten yetişme ücretli antrenörlerdir ve konu da budur (Yurdumuzda ilk futbol antrenör kursu 1938 de Ankara 19 Mayıs stadının büyük salonunda açıldı. Teknik öğretmenliğini Avusturya Federasyonundan LİNDER’in yatığı ve 6 ay süren kursa 26 kişi katılmış ve hepsi de diploma alıp 150 şer lira aylıkla bölgelere verilmişlerdir. İkinci kurs 1947/48 de Çengelköy’de açıldı. Bunu, aralıklı olarak diğer kurslar izlediler.).

Türkiye’de ilk paralı antrenör 1924 yılında Milli lâkımı Paris olimpiyatlarına hazırlamak amacıyla, Futbol Federasyonunca 6 ay için getirilen HAKO-VA Kulübü antrenörü Iskoçyalı BİLLY HUNTER’dir. Birkaç ay sonra, 200 lira (30 İngiliz lirası) maaşı Mısırlı Prens Ali Haydar tarafından ödenerek, 4 yıl için Galatasaray’a aktarılan bu zat, takımı üstüste şampiyonluklara ulaştırdı. İkinci paralı antrenör de 1926 da Beşiktaş Kulübü tarafından 90 lira aylıkla angaje olunan Avusturyalı SİEGLER’dir.

Bir çok dalda faaliyet gösterdiği ve genellikle dar gelirli üyelere dayandığı için, Fenerbahçe Kulübü paralı antrenörle çalışma olanağına ancak 1929 da kavuşabildi ve bu işe, 60 lira maaşlı, Türk Necmettin Çakar beyle başladı.

Fenerbahçe Kulübünün ücretli futbol antrenörleri 1929/30 dan 1987/88 mevsimi başına kadar aşağıdaki sırayı izlediler:

NECMEDDİN ÇAKAR – Vefa Kulübünde uzun yıllar futbol oynayan Necmettin Çakar 1920-30 yıllarının tanınmış futbol hakemlerindendir. Futbolcunun pür amatör ve nazlı döneminde, zamanın yıldızları olan Fenerbahçeliler üzerinde kurduğu sevgi, saygı ve disiplinle başarılı olmuş ve işe başladığı 1929/30 mevsiminde takımı yenilmeden şamiyonluğa ulaştırmıştır,

Türk sporunda, “NECMİ AĞABEY” diye tanınan ve sevilen ve Fenerbahçe de 2 yıl antrenörlük eden bu zat, 2. Dünya Savaşından sonra, ordudan yarbay rütbesiyle emekli olunca, 1953/54 yıllarında Fenerbahçe’nin Kulüp müdürlüğünü de yaptı. Ne yazık ki, yine 1954 de bir boğaz ameliyatında vefat eden bu muhterem zatın Fenerbahçe’ye hizmetleri şükranla, anıları da saygı ile yada layıktır.

JOZSEF SCHVENG – Macar asıllı bu zat FE-NERBAHÇE’nin ilk yabancı futbol antrenörüdür. İzmir Karşıyaka Kulübünde sözleşmesi bitince 12C lira maaşla F.B.ile anlaştı ve Kuşdili’deki lokalin yandığı 5/6 Haziran 1932 gecesinden 7-8 saat önce, Pazar günü öğledensonra futbolcularla çaylı toplantıda tanışıp göreve başladı…

Schveng 2 yıl süren bu ilk gelişinde Fenerbahçe’ye çok yararlı olmuştur. Henüz ilk yıl sonunda A, B ve Genç Takımları resmi, 4. takımı da özel organizasyonlarda hiç yenilmeden şampiyon yaptı. Boy boy takımları böyle eşsiz bir başarıya ulaştırırken, 1932/33 yıllarında (FENERBAHÇE TÜRK FUTBOLUNUN ÜNİVERSİTESİDİR) sloganını yaratmıştır.

Elliott’dan sonra, 1938 de 2. kez angaje olunduğunda, mizacının değişip; geveze, haşin ve olaylar yaratan bir hüviyete dönüştüğü görülünce, 1939 Kasımında önce bir ay izin, sonra da görevine nihayet verildi.

JAMES ELLİOTT – Fenerbahçe’ye F.l.F.A. tarafından önerilen ve TOTTENHAM takımında uzun yıllar yer alan bu İngiliz, 14 Mayıs 1934 de Fenerbahçe Kulübüyle anlaştı ve 3 yıl süren hizmeti boyunca takımı, üstüste 3 kez şampiyonluğa ulaştırdı. Bunlardan 1935/36 ve 1936/37 şampiyonlukları hiç yenilmeden ve birincisi Istanbul-sporla bir berebarlik ve 94/11 lik skor, ikincisi ise, berabere de kalmadan, silme galibiyetler ve 47/1 lik olağanüstü bir gol üstünlüğüyle kazanılmıştır. Sadece, yeni geldiği 1934/35 mevsiminde, henüz averaj usulü uygulanmadığından, puan eşitliği nedeniyle lig sonunda Galatasaray’la üst üste 3 maç yapılmış ve bu mevsim Vefa ve Galatasaray’dan birer yenilgi alınarak şampiyon olunmuştur. Bu suretle, Fenerbahçe, 3 yıllık Elliott döneminde sadece 2 yenilgi aldı.

Futbolcular üzerinde kurduğu otorite, disiplin, bilinçli ve modern çalışma metodlarıyla, Fenerbahçe’yi başarının doruğuna çıkaran bu değerli antrenör, kulübün izniyle milli takımı da çalıştırmıştır.

NAMES – Schveng’in kısa süren ikinci antrenörlüğünden sonra, bu şöhretli Macar’la 1939 Aralığında 3 aylık deneme anlaşması yapıldı. Anca/c, gördüğü müdahaleler nedeniyle, görevden ayrılması Fenerbahçe için tatsız bir anı olarak kalmıştır.

PRAYER – 2 yıl antrenörsüz kalan Fenerbahçe, Aralık 1941 de gelen İngiliz Ortadoğu karmasının ünlü solbeki Prayer (PRİOR)i müttefik İngiltere’nin Türkiye temsilcileri aracılığıyla ve 3 yıl için, ücretsiz antrenör olarak, kendine bağladı. Prayer bu savaş yıllarında, 1944 yazına kadar oldukça yararlı oldu ve Fenerbahçe bu dönemde milli küme, istanbul ve Türkiye şampiyonlukları kazandı.

MİÇO DIMİTROPULOS – Prayer İngiltere’ye dönünce Fenerbahçe’yi eski sağaçığı Miço çalıştırmaya başlamıştır. Ancak, hafif kaldığından, görevi 6 ay sürdü. Birinci lig de bir kaç kulüp çalıştıran Miço 1950 de vefat etti…

FİKRET ARICAN – Ankara Demirspor Kulübünü çalıştırmakta olan Fenerbahçenin ünlü futbolcusu Fikret Arıcan, 1945 yılı Nisan ayında görevi İstanbul’a naklettirilip, antrenör-futbolcu olarak angaje olundu. Bu görevde bir buçuk yıl kalan Arıcan, 5 Ocak 1956 da MARKOŞ’un sözleşmesinin bozulması üzerine, o sıralarda müdürlüğünü yaptığı Fenerbahçe’ye 2. kez antrenör atanmış ve bu görevde, Szekely’nin Brezilyadan çağrılıp onun da 2. kez göreve başladığı 22.9.1956 tarihine kadar 10 ay kalmıştır. .

İGNAS MOLNAR – Eylül 1946 da Filistine gitmekte olan HUNGARİA takımını İstanbulda 2 maç için angaje eden Fenerbahçe Kulübü, kafile başkanı Dr. FEDOR’un önerdiği antrenör İGNAS MOLNAR’ı 30 Mart 1947 akşamı Galata rıhtımında karşıladı. 600 lira maaşla 3 aylık deney anlaşması imzalanan 40 yaşındaki Macar hoca, İtalya ve Çekoslovak milli takımlarında oynamış, Fransa, Hollanda, Belçika, Almanya ve İtalya da antrenörlük etmişti.

Molnar, bu ilk gelişinde, Temmuz 1948 e kadar 15 ay kaldı. Fenerbahçeye 1947 ve 1948 şampiyonluklarını kazındırdığı gibi, Türk futboluna da, ilk kez, modern bir sistem olan, WM i aşıladı ve kal-kındırdı. B.T.G.M.nün, 2 kat ücretle Fenerbahçe-den koparma girişimlerine, her defasında, Sarj-Lacivertli Kulübün onayını şart koşması üzerine; yine Fenerbahçe’nin onayı ile Londra Olimpiyatlarına hazırladığı Milli takım kafilesinden yakışıksız bir taktikle çıkarılınca, üzülüp bir ay izinle gittiği Peşte’den, rejim değişikliği nedeniyle izin alıp dönemedi.

Adalet Kulübü tarafından 1957 yazında İstanbul’a getirilince, Adalet’in, gelişi çok uzayan Molnar yerine, o sıralarda Fenerbahçe’den ayrılan Sze-kely ile anlaşmış bulunması nedeniyle, tekrar Fenerbahçe ile sözleşme imzalayan Molnar, bu 2. gelişinde 1960 a kadar kalmış, daha sonra da 15 Haziran 1967 den 15 Nisan 1969 a kadar 3. kez Sarı-Lacivertli takımı çalıştırmıştır.

Fenerbahçe Kulübünde 10 ar yıl ara ile 3 kez antrenörlük eden Molnar, ardında çok başarılı ve şerefli anılar bıraktı. Takıma modern futbol ve yenilmezlik aşıladı ve 9 büyük şampiyonluk kazandırdı. Milli takımda, en güçlü döneminde 8 futbolcu oynatmak, 1959/60 da üstüste 54 maçta yenilmemek ve 32 ye karşı 169 gol atmak, 5 resmi Kupah şampiyonluk yılı yaratmak, Fenerbahçe’nin hep Molnar dönemlerinde yaşadığı ve başardığı eşsiz anılardır.

CİHAT ARMAN – Molnar’ın, Temmuz ayında bir ay izinle gittiği Peşte’den, Fenerbahçe Kulübünün de bütün çabalarına rağmen, ülkede komünist idarenin kurulmuş olması yüzünden dönememesi sıralarında, Sarı-Lacivertli takımı Ağustos 1948 den Şubat 1949 a kadar, ücretsiz olarak, Kaptan Cihat Arman çalıştırdı.

PETER MOLLEY – Aylar süren çabalara rağmen, Molnar’a Macaristandan çıkış izni alınmasından ümit kesilmesi üzerine, o sarılarda Galatasaray Kulübüyle anlaşması sona eren İngiliz Molley ile 8 Şubat 1949 da (100 Sterlin = 1138 TL.) aylık ücretle bir yıllık anlaşma imzalandı.

Molley, son derecede gayretli, sportmen, ancak inatçı bir hoca olarak tanınır. Özel maçlarda orta alanda yer alıp oynamak en büyük zevki idi. Yenmekle yenilmek arasında hiç fark gözetmemesi, Fenerbahçe’nin prestiji bakımından, bazı olaylara neden olmuştur. Zamanla anlayışında değişiklik görülen ve ikinci yıl yararlılığı artan Molley, 16 Ocak 1951 e kadar, 2 yıl görevde kaldı. Fenerbahçe’nin, stadına 25 bin kişilik yeni beton tribünler yaptırmasından dolayı, borçlu olduğu bir dönemde, 13 kişilik kadro ile, hem Milli Küme, hem de Başbakanlık Kupası kazanılmış ve üstüste 33 maçta hiç yenilmemek gibi bir başarı sağlanmıştır.

Molley, Fenerbahçe antrenörleri arasında, veda töreniyle uğurlanan ilk antrenördür. 2 Şubat 1951 de Taksim Park pastanesinde veda çayı tertiplenmiş ve bu çayda yeni antrenör J.M. COR-MİC de bulunmuştur.

Fenerbahçe’nin 1953 Ekimindeki 3 haftalık İngiltere turnesinde, takımın antrenör ve masörsüz olduğunu görünce, her türlü ilgi ve yardımı seve seve gösteren Molley’in bu jesti unutulamaz. JAMES MAC CORMİC – Milli takım için 4 ay süre ile gelen bu İngiliz, 11 Ocak 1951 de Fenerbahçe ile, 850 lira aylık ücretle 4,5 aylık bir deneme anlaşması imzaladı. Ancak, tecrübenin olumsuz sonucu nedeniyle, Mart ortalarında, bakiye alacağı da ödenerek anlaşma bozuldu.

LASZLO SZEKELY – Antrenör konusu 1951 yılında Fenerbahçe Kulübü için sıkıcı bir problem olmuştur. Yazın, Adalet Mensucat Fabrikası Kulübünün, Fenerbahçeli 5 as futbolcuyu transfer etmesiyle bunalım artmış, ayrıca profesyonelliğin uygulamaya konmak üzere oluşu da üste gelmişti. İşte, böyle çok kritik bir dönemde, Fenerbahçe Kulübü, İsrail futbolu ile bir yıl önce kurduğu tanışmadan yararlandı. Şöyle ki; İstanbul Gazeteciler Cemiyeti, İstanbul-Atina karmaları arasında bir futbol maçı için Fenerbahçe Genel Sekreteri Rüştü Dağlaroğlu’ndan görüşünü sorunca, organizasyona Tel-Aviv karması da alındı. Sonunda, liyakati bilinen İsrail Milli takım antrenörü Sze-kely ile misafir edildikleri Tarabya Konak otelinde Fenerbahçe adına anlaşmaya varıldı. Ağustos 15 de başlamak üzere, bin lira maaşla 11 Temmuz 1951 de yapılan 3 aylık sözleşme henüz bitmeden, 2 yıllık yenisi imzalanmıştır.

Hungaria’nın 40 yaşındaki bu eski ve ünlü futbolcusu, yöneticilerin şuradan buradan buluh Fenerbahçe’ye bağladıkları çok genç ve isimsiz futbolcuları kısa süreden birer yıldız yapmış ve 4’SARI KANARYALAR”, “KÜÇÜK ŞEYTANLAR” adlarıyla anılıp sevilen takım, hiç yenilmeden 1952/53 mevsimi lig şampiyonluğunu kazanmıştır.

Szekely’nin, eriştiği bu başarıdan sonra, 1500 lira aylıklı 3.yıl sözleşmesini önce imzalamaması, bir ay sonra razı olunca bu kez yönetim kurulunun çoğunlukla, vaz geçmesi üzücü bir durum yaratmış ve Kulüp başkanının önerisiyle, Yugoslav Federasyonu’nun tavsiye ettiği Zarko Mihailoviç ile anlaşılmıştır.

ZARKO MİHAİLOVİÇ – Gelişinin uzamasının, Fenerbahçe’nin 6 maçlık İngiltere turnesine ant-renörsüz gidilmesine neden olan Z.Mihailoviç’le, takım Londıada iken, 18 Ekim 1953 de bin lira maaşla 20 aylık anlaşma yapıldı.

Belgrad’da açılan kursu birincilikle bitiren bu genç antrenörün, üstün nazarı bilgisinin aksine, tecrübesizliği, şampiyon olarak ele aldığı Fenerbahçe takımını 2 yıl üstüste 3.1üğc mıhiamıştır. Tek özelliği, sözleşmesinin 2.yılına rastlayan 1954/55 mevsiminde Türkiye’de görev yapan yegane yabancı antrenör oluşudur. Bu nedenle, sözleşmesinin son aylarında Milli takımı da çalıştırdı.

İMRE MARKOÇ – Mihailoviç’in, 2.yıhııa rağmen, bekleneni veremediği 1955 Şubatında, o sırada Finlandiya Milli takımını çalıştırmakta olan Macar milli takımının eski ünlü kaptanı 56 kez milli İmre Markoç’un mektubunu tahkik eden Yönetim Kurulu’nun cevabının uygun olması üzerine İstanbul’a gelen 1908 doğumlu yeni antrenörle, Mihailoviç’in sözleşmesinin sona erdiği 30 Haziran 1955 de, 1200 lira maaşla bir yıllık sözleşme imzalandı.

Markoç, titiz, gayretli ve verimli bir antrenör olarak tanındı. Ancak; bu yıl yoğunlaşan gruplaşmaların, antrenörün çalışmalarına karışacak ve onu zor durumlara düşürecek düzeye ulaşması karşısında, 1955 Kasımında istifa etti. Bu istifayı kabul etmeyen Yönetim Kurulunun, bir ay sonra, sözleşmeyi bozup bu göreve 2. kez ve 1250 lira maaşla Kulüp Müdürü Fikret Arıcam getirmesi Fenerbahçe Kulübünde yaşanmaya başlanan tutarsızlıkların örneklerindendir.

Fikret Arıcan bu 2. antrenörlüğünde 10 ay kaldıktan sonra, Eylül 1956 da Brezilya’da bulunan Szekely telgrafla çağrılıp, o da 2. kez göreve getirildi. 2 bin lira aylık + prim ve 4 bin lira şampiyonluk mükafatıyla bir yıl için anlaşılan Szekely, Mayıs 1957 de ayrılmış ve Ağustosta, yine 2. kez ve 2 bin lira aylık ücretle Molnar angaje olunmuştur.

2. kez MOLNAR – MOLNAR bu 2. gelişinde 13 Ocak 1960 a kadar 20 ay kaldı ve ücreti 4 bin lira maaş ve artı prime yükseltildi. İstanbul Profesyonel Liginin son şampiyonluğu ile yeni başlayan Türkiye Liginin ilk şampiyonluğu kazanıldı. İlk kez katıldığı Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasında, Fenerbahçe, Macaristan ve Fransa şampiyonlarını yendi.

Gösterdiği büyük başarılara rağmen, Molnar-ın Fenerbahçe Kulübünde bazan gerektiği gibi değerlendirilmediği bir gerçektir. Nitekim, çok yorgun takımla 13 Ocak 1960 da uğranılan 1-0 hk özel SPARTAK PRAG yenilgisi koz olarak kullanılıp, 300 er lira cezaya çarptırılan 6 futbolcu ile beraber, Molnar da 2 bin lira para ve bir ay zorunlu izin cezasına uğradı. Bu cezaya itiraz eden Molnar, 18 Ocakta, sözleşmesinin 6 ay önceden bozulması kararı ile de karşılaşmış ve Federasyonca Milli Takım için angaje olunurken, Fenerbahçe Kulübü de, 19 Ocak 1960 da, 3. kez Szekely ile anlaşmıştır. 3 bin lira aylıkla 6 ay için yapılan anlaşma, 1960 Temmuzunda 3 bin lira maaş + prim ve + 30.000 lira şampiyonluk primiyle bir yıl uzatıldı. Tekrar ve 1962 Haziran sonuna kadar uzatılan sözleşme Aralık 1961 de Fenerbahçe’nin Nurn-berg’le yaptığı AV.Ş. Kulüpler maçı arefesinde, Can Bartu’nun Fiorentina Kulübüne transferine aracılık etmesi camia da sert tepkilere neden olmuş ve Yönetim Kurulu 3 Ocak 1962 de Szekely’yi istifaya zorlamıştır.

NECDET ERDEM – Szekely’nin istifa ettirilip İtalya’ya gitmesinden sonra antrenörlüğe, bir yıldır Kulüpte menajerlik görevindeki, kaleci ve milli atlet Necdet Erdem getirildi. Erdem bu görevde 6 ay kaldı.

MİLKO KOKOTOVİÇ – Fenerbahçe Kulübü kolay kazanabileceği 1961/62 Türkiye Ligini kaybedince, futbol şubesinde bazı reform girişimlerinde bulundu. Bu arada Yugoslav Federasyonunun önerdiği antrenör Kokotoviç’le 3 bin lira maaş + primle bir yıl için anlaşıldı. Zagrep Dinamosu1 nun 25 kez milli bu eski futbolcusunun çok yumuşak mizacının yarattığı tepkiye karşı, yönetim kurulu, Temmuz ayındaki yoğun transfer atılımı arasında, sözleşmenin yenilenmeyeceğini kendisine bildirmemiştir. Bu nedenle, anlaşmanın bozulup bozulmaması Ekim 1963 te ihdas olunan (TEKNİK DİREKTÖRLÜK)e getirilen Fikret Arıcan’ın kararına bırakılmış, onun da, zamansız bir değişikliğe taraftar olmaması üzerine, sözleşme Temmuz 1964 c kadar yürürlükte kalmıştır.

OSKAR HOLD – Şubat 1964 de Buda-Peşte de anlaşmaya varılan BUKOVİ MARTİN’in, sonradan 3 bin dolar hava pasarının kendisine elden yollanması şartını öne sürmesiyle, bu iş gerçekleşememiş, buna karşı İngiliz Oskar Hold ile anlaşılmıştır.

7 Ağustos 1964 de gelen Newcastle menejeri, daha çok amatör takımlar çalıştırmıştı. Fenerbahçe’de 7.10.1965 e kadar 14 ay görev yaptı. 2. yıl sözleşmesi 10 ay önceden, iki tarafın anlaşmasıyla bozuldu. Zamanında 1964/5 Türkiye Ligi şampiyonluğu kazanıldı ise de bu, onun gayreti kadar, çok güçlü takımın Yönetim Kurulunun sıkı kontrolünde tutulmasının da yardımıyla olmuştur.

S.TORKAL – Hold’ un görevine son verilmesinden 2 gün sonra, 9.10.1965 de antrenörlüğe getirilen Fenerbahçe’nin eski milli sağhafı Salahaddin Torkal, o sırada teknik direktörlük görevini de üstlenmiş bulunan Başkan Dr. İsmet Uluğ’un angaje ettiği menajer Necdet Erdemle beraber, bu görevde 9 ay kaldı. Salahaddin Torkal 1971 de teknik direktör Sabri Kiraz’la beraber tekrar antrenör olarak görev almıştır.

ABDULLAH GEGİÇ – Fenerbahçe Kulübü, teknik komitenin (yabancı antrenör) önermesi üzerine, 1966 Haziranında Kızılyıldız antrenörlerinden Abdullah Gegiç’le bir yıllık sözleşme imzaladı

Gegiç büyük reklam ve ümitle gelmiş, ancak görevini hiç yorulmadan ve soğukkanlılıkla, gayet iyi yerine getirdiği havasını yaratmak ustalığı dışında, bir yararlık göstermemiştir…. Lüzum gösterip aldırdığı kaleci Radoviç’le Lemiç’in randıman vermemeleri ve şampiyonluğun göz göre göre kaçırılmakta olduğu bir sırada, 7 Şubat günü Yönetim Kuruluna bu 2 futbolcuyu kadro dışı ettiğini söyledikten sonra, şampiyonluktan ümit kesilmemesini istemesi ve “Sabır” önermesi hayretle karşılanmıştır. Fenerbahçe mutlak bir şampiyonluktan olduktan sonra, sözleşmesi 15 Haziran 1967 de son buldu.

Gegiç 8 yıl sonra 2. kez Fenerbahçe takımının başına geçti. Didi’nin, Lizbonda Benfica yenilgisinden sonra, Yönetim Kurulunun 19.9.1975 de hazırladığı istifanameyi imzalayıp ayrılmasını müteakip, yerine Gegiç getirildi. 8 yıl önceki olumsuz deneyden sonra bu davranışın nedeni, Yönetim Kurulundaki, “bu çok güçlü kadroyu kim olsa şampiyonluğa ulaştırır!..” görüşü idi ve Gegiç o sırada açılmak üzere olan (FENERBAHÇE FUTBOL OKULU)na direktör olarak angaje edilmiş bulunuyordu. Ancak, bu görüş bile tutmamış ve Gegiç’e yol görünmüştür.

3. kez MOLNAR – Gegiç’ten sonra, 1967 Haziranında 3. kez Molnar’la, ve bir yıl için, (6 bin lira aylık + Prim + 50 bin lira şampiyonluk primi şartlarıyla) anlaşıldı. Molnar bu son gelişinde Fenerbahçede 22 ay kaldı.

Basri Dirimlili’nin yardımcı antrenör olduğu 2. yıl için aylığı 7500 ve primi de 70 bin liraya çıkarılan İgnas Molnar, gösterdiği büyük çaba ve başarılara ve Fenerbahçe takımını, eşi duyulmamış 5 resmi Kupalı şampiyonluğa ulaştırmasına karşı, sistemli olarak hırpalanmıştır. Bu konuda bir kısım basın da rol oynadı ve bazı yöneticileri etkiledi.

Yönetim Kurulu’nun, 19 Mart 1969 da, Fikret Kırcan, Eşref Aydın ve Hilme Atakol’dan oluşan bir teknik komite ile çalışmaya karar vermesini reddettiği için, bir ay izinli sayılan Molnar’ın 15 Nisan 1969 da 25 bin lira tazminatla sözleşmesi bozulmuş ve yerine bir gün önce İstanbul’a gelen Rumen Ionescu atanmıştır. Molnar’ın, zorunlu olarak, izinli bulunduğu sırada, 30 Marttaki PTT. yenilgisi üzerine, 2 Nisanda Fenerbahçe ile karşılaşmaya gelen Rumen Milli Takım aday kafilesi başındaki Federasyon başkanından acele olarak bir antrenör rica edilmişti.

Fenerbahçe Kulübü, kendisine 3 İstanbul, 2 Türkiye Ligi ve birer de Spor-Toto, Federasyon, Cumhurbaşkanlığı ve Balkan Kupaları şampiyonlukları kazandıran değerli teknik direktör Molnar’a 29.4.1969 da Moda Deniz Kulübünde bir veda yemeği vernek kadirşinaslığında bulundu. Bu yemekte, kendisine, (GEÇEN MEVSİMİN 5 ŞAMPİYONLUĞU) yazılı bir gümüş yemişlik hediye edilen Molnar şöyle konuşmuştur:

(- FENERBAHÇE’YE 3 KEZ GELDİM. TAN-RI’YA ŞÜKÜR, HER GELİŞTE ŞAMPİYON YAPTIM. BU ŞAMPİYONLUKLAR REKORDUR VE DÜNYADA EŞSİZDİR.

BU SON GELİŞİMDE YÖNETİM KURULUNDAN 21 AYDA GÖRDÜĞÜM YAKINLIĞI ÜÇ HAFTA ÖNCE 10 DAKİKADA KAYBETMEYİ BİR TÜRLÜ YO RU M L AYAM I YO RUM. HALBUKİ, BU TARİHE KADAR 11 MAÇTA HİÇ YENİLMİŞ DE DEĞİLDİK. BUNUNLA BERABER KARARINIZA SAYGILIYIM. ÇOK SEVDİĞİM FENERBAHÇE’DEN DOSTÇA AYRILMAK İSTERİM. SÖZLEŞME SONUNA KADAR AYLIK ve PRİMLER DE HAKKIMDIR. ANCAK, BUNLARI BAĞIŞLIYORUM. FENERBAHÇE’YE HER ZAMAN BAŞARILAR DİLERİM!….)

Basın adına konuşan T.S.Y. Derneği Başkanı Namık Sevik de:

(- 20 yıl önceleri Türk futboluna ilk kez sistem aşılayan Sayın Molnar’ın hizmet ve hatıraları unu-tulamaz. Basın olarak zaman zaman kendisini hırpaladığımızı itiraf ederim. Ancak, bu, onun değerinden doğmuştur. Taş daima meyveli ağaca atılır. biz taş atarken düşürdüğümüz meyvelerden her zaman ilham aldık. Ayrışından biz de üzgünüz!..) demiştir.

En son konuşan futbolcu Nunvveiller: (- Benim için emek verdiniz, yoruldunuz, bu demet size teşekkürlerim içindir…) sözleriyle elindeki çiçek buketini Molnar’a sunarken, yemeğe gelmeyen bazı burnu büyük futbolculara da anlamlı bir ders vermiş oldu.

Yönetim Kurulundan Rüştü Dağlaroğlu’nun, 1948 de bir ay izinle gittiği Peşte’den dönüşüne izin verilmeyen Molnar’ın gelmesini sağlamak amacıyla dostluk kurduğu Macar Başkonsolosunun, o yılbaşında kendisine yolladığı 3 şişeden bir şişe Macar Şeftali Rakısın hediye etmesi Molnar için sürpriz olmuştur.

Molnar Türkiye’ye gelen sayısız yabancı antrenör arasında çalıştırdığı Kulübe ve yurdumuza en fazla ve gönülden ısınanı olmakla tanınmıştır.

Fenerbahçe’ye ilk antrenörlüğünden vefatına kadar tam 40 yıl bu kulübe bağlı kaldı. 10 Mart 1986 da Salzburg da vefat edince, ertesi gün îslam Çu-pi’nin Milliyet’teki:

(- FENERBAHÇE MİMAR SİNAN’INI KAYBETTİ!..) başlıklı yazısının son satırları bu çok değerli Macar hocadaki Fenerbahçe sevgisinin derinlik ve içtenliğini kanıtlar:

(- FENERBAHÇE’SİZ OLDUĞU ZAMANLAR BİLE FENERBAHÇE İLE YAŞAMIŞTIR. AVRUPANIN HANGİ ÜLKESİNDE, HANGİ KENTİNDE OLURSA OLSUN, PAZARTESİ SABAHLARI ERKEN ÇALAN TELEFONLARDAN BİRİSİNDEKİ SES MUTLAKA MOLNARDI VE FENERBAHÇE’NİN MAÇIYLA PUAN CETVELİNDEKİ YERİNİ SORARDI.

……FENERBAHÇE’NİN “MİMAR SİNAN”I, BERABERİNDE GETİRDİĞİ GÖRKEMLİ BİR MAZİ, ŞAMPİYONLUKLAR VE KUPALARLA KUCAK KUCAĞA, YAPIŞ YAPIŞA FENERBAHÇE KULÜBÜ MÜZESİNDE İLELEBET YAŞAYACAK!…..)

Basın, cenaze töreninde Sarı-Lacivert renkli çe-lenklerin gözlere çarptığını vurgulamıştır.

TRAİAN İONESCU – Rumen Federasyonunun tavsiye ettiği 18 kez milli ve 46 yaşındaki İonescu, 14 Nisan 1969 da geldi ve ertesi gün, Molnar’ın sözleşmesinin karşılıklı anlaşma ile bozulmasından bir kaç dakika sonra, 4500 lira aylık ücretle bir yıllık sözleşme imzaladı.

Fenerbahçe’nin eski futbolcusu Şeref Benibol ile beraber görev yapan İonescu’nun sözleşmesi 3 ay sonra yenilenmiş, 30 bin lira transfer ücreti aldığı gibi, maaşı 7500 liraya yükseltilmiş ve 25 bin lira da şampiyonluk primi eklenmiştir.

Ionescu’nun defansa dönük oyun sistemiyle Fenerbahçe az gol yerken, geleneksel golcülük meziyetini kaybetti. Her maça (bir puan) taktik ve amacıyla çıkan bu çok centilmen görünüş ve kıyafetli zat, Fenerbahçe 7 puan farkla 1969/70 Türkiye Ligi şampiyonu olunca, tavır değiştirdi. Sözleşmeyi uzatma önerilerine her seferinde ve basın yolunu tercih ederek, sürekli red cevabı verdi ve Romanya’ya döndü.

İonescu’nun bu ayrılıştan pişman olduğu, hatta halefi Teaşka’nın başarısını engellemek için, Sa-su’yu tahrik ettiği sonradan duyulmuştur. 1973 de, Fenerbahçe Romanya da iken, yeniden gelme isteği uygun görülmedi.

CONSTANTİN TEAŞKA – İonesculdan sonra gelen 2. Rumen antrenördür.

PLOEŞTİ’nin 1922 doğumlu bu eski futbolcusu, 1963 ve 1968 yıllarında Rumen A milli takımını çalıştırmıştır. Temmuz 1970 de bir yıl için angaje olunan bu zatın, garip tavır ve kıyafetle ilk etkisi olumsuzdu. Bu yüzden, otorite kurmakta bir kaç hafta güçlük çekti. Ancak, kaleci Yavuz ve solaçık Yaşar, yegane yedekler olarak, 13 kişilik çok dar ve yaşlı kadroyu büyük gayretle başarıya ulaştırmış ve zaten beklenmeyen 1970/71 şampiyonluğu bir puan farkla kaybedilmiştir.

Basının desteğinden yoksun, hatta alaycı tutumuna hedef olan ve dar kadroya rağmen, hücuma dönük oyunla aldığı gollü sonuçların kamuoyunda yarattığı sempati bu şanssız hoca için tek teselli oldu. Vatandaşı ünlü frikik ve golcü Sasu-yu, Romanyadan geç döndü, diye 13.2.1971 de 1-0 kaybedilen İstanbulspor maçından önce, evvela antrenmandan, sonra da soyunma odasından kovmasaydı, belki Fenerbahçe’ye mucize sayılacak bir Türkiye Ligi şampiyonluğu bile kazandıracaktı. Sasu’nun yer aldığı, 3 ü G.S. ve Beşiktaş’a karşı, 7 maçta Fenerbahçe hiç yenilmemiştir.

SABRİ KİRAZ – Fenerbahçe Kulübü, Teaşka’nın sözleşmesi yenilenmeyince boşalan antrenörlüğe, eski kalecilerinden Sabri Kiraz’ı getirmiştir. Sabri Kiraz bu görevde Haziran 1971 den Mayıs 1972 ye kadar kaldı.

W.P.DİDİ – Organizatör Lübnan’Iı ZACCOUR Mayıs 1972 de Pele’li SANTOS F.C.ü bir maç için Fenerbahçe adına İstanbul’a getirdiğinde, bir antrenör temini işini üstlenmiş ve RİVER PLATA ile sözleşmesi sona eren WALDYR PEREİRA DİDİ yi önermişti.

Brezilya’nın bu ünlü futbolcusu, Haziran 1972 den Eylül 1975 e kadar, 39 ay Fenerbahçe de teknik direktörlük etti. 2 yıllık ilk anlaşması 800 Dolar maaş; futbolcular gibi prim + döşeli bir daire + yılda 10 bin Dolar Transfer ücreti ve 15 bin Dolar şampiyonluk Ödülü olan bu zatın aylığı Fenerbahçe’ye 35 bin lira (yaklaşık 3500 Dolar veya 35 Cum. altını) ya geliyordu. Bu, Türkiye için rekordu. Ancak, Fenerbahçe’nin spor dünyasındaki şöhretini arttırmada yarattığı etki ile Galatasaray karşısında takıma aşıladığı üstün moral ve yenilmezlik bu paradan daha fazlasına da değerdi. Nitekim, 39 aydaki 18 maçtan 10 unu F.B., 2 sini G.S. kazanmış, Fenerbahçe 16 ya karşı 27 gol atmıştır.

Bununla beraber; uyguladığı sıkışık oyun, rakibi küçümseme ve cezalarının ağırlığı aleyhine kaydedilen hususlardır. Bu nedenle, kanatlardan hücumu unutan Fenerbahçe futboluna katkısının beklendiği gibi olmadığı öne sürülmüştür. Zamanında 2 Türkiye Ligi ve birer de Federasyon, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı Kupaları kazanıldı. Kadronun çok güçlü olması ve kendisinin de yönetim tarafından sürekli desteklenmesi, şansını artıran nedenlerdi. Yeneceğinden söz edip durduğu Portekiz şampiyonu Benfica karşısındaki ağır yenilgi Yönetim Kurulunca istifa ettirilmesine neden olmuştur.

İLİE DATCU – Didi’den sonra 20.9.1975 de 2. kez göreve getirilen Gegiç’in, çok güçlü kadroya rağmen, şampiyon olamaması üzüntü yaratmış ve yazbaşında Rumen Konstantin ile anlaşılmıştır. Bu zatın gelmesine intizaren, mevsim 14.7.1976 da, bir mevsim önce antrenör-futbolcu olarak Giresuna giden kaleci Datçu tarafından açıldı. Ancak, Konstantin izin alamamış ve gelememiştir.

TOMİSLAV KALOPEROVİÇ – Fenerbahçe’de teknik direktörlük eden, Mihailoviç ve Kokotoviçten sonra, 3. Yugoslavdır.

Konstantinin gelemeyeceğinin anlaşılması üzerine, Yüksel Günay’ın Belgrad’a gidip getirdiği Kaloperoviç ile Ekim 1976 da anlaşmaya varıldı ve Fenerbahçe’de 20 ay görev yaptı. Daha önce, Galatasaray da dahil, bazı takımlarımızı çalıştırmış ve Türkiye’yi tanımış olduğundan, verimli olmuştur. Zamanında 1977/78 Türkiye Ligi şampiyonluğu kazanılmıştır.

NECDET NİŞ – Kaloperoviç’in sözleşmesi sona ererken, Futbol Federasyonu, yabancı futbolcu yasağından sonra, yabancı antrenör yasağı da koyduğundan, Fenerbahçe Kulübü 1978 Temmuzunda bir yıl için Necdet Niş ile anlaştı. Fenerbahçe’nin Trabzonspor ve G.S.dan sonra Türkiye liginde 3. olduğu bu 1978/79 mevsiminden 3 yıl sonra, Necdet Niş, 1981-82 de, Rausch’un teknik direktörlük zamanında da bir mevsim antrenör olarak çalışmıştır,

ŞÜKRÜ ERSOY – Haziran 1979 da Necdet Nişi den sonra teknik direktörlüğe getirilen Fenerbahçe’nin eski kalecilerinden Şükrü Ersoy bu görevde ancak 5 ay kaldı. Takımı gençleştirmeye yönelik tutumuna karşı çıkan bazı yaşlı futbolcularla mücadele yerine çekilmeyi yeğlemiş ve Kasım ayında istifa etmiştir.

ZİYA ŞENGÜL – Kasım 1979 da Teknik direktörlüğe gelen Fenerbahçe ve milli takımın eski kaptanı Ziya Şengül, bu görevde Haziran’a kadar 7 ay, kaldı ve başarılı oldu. Alt sıralardan ele aldığı takımı lig de 2. liğe yükseltince Fenerbahçe Başbakanlık Kupasını oynamak hakkını kazandı. Bu maçta Federasyon Kupası finalisti Galatasarayı 1-0 yenen Fenerbahçe, Başbakanlık Kupasını 5 inci kez kazanmıştır. Ziya Şengül, Şubat-Haziran 1986 da Macar teknik direktör Meszöly ile beraber de 5 ay çalışmıştır.

FRİEDEL RAUSCH – Yabancı antrenör ve futbolcu yasağının kalkması üzerine, Fenerbahçe Kulübü Temmuz 1980 de Friedel Rausch ve yardımcısı Arda Vural ile anlaştı.

Rausch, 21 aylık görevi süresince başarılı olamamış ve yanlışlarla dolu tutumuyla ilk yıl Fenerbahçe’yi tarihinde ilk kez lig 10. culuğuna düşürmüştür.

Görevinin 2. yılının ilk devresini 4 puan önde bitiren Fenerbahçe, soğuk Almanya’da, Berlin Salon Turnuvasında 10 maç yapıp mutedil Kıbrıs’a gitmiştir. Orada da 4 karşılaşma yaptıktan sonra 2. devreye pestil gibi giren takım, yenilgi üstüne yenilgiye uğrayarak, 3. olurken, Rausch da, 7 Nisan 1982 günü 2-0 lık G.S. yenilgisinden sonra, üzerinde eşofmanla, istifasını verip gitmiştir.

ENVER KATİPOĞLU – Rausch istifa edince yerine Enver Katipoğlu getirildi ve bu görevde mevsim sonuna kadar 2 ay kaldı.

BRANKO STANKOVİÇ – Yugoslav milli takımının 61 yaşındaki bu 62 kez milli sağbeki Fener-B. de 2 kez görev aldı. İlk görevi 1982-84 arası 2 yıl sürdü ve 30 Haziran 1984 de sözleşmesi, ücretinden yaptığı büyük indirime rağmen, yenilenmeyince, istemiye istemiye ayrılıp, Beşiktaş’a gitti.

İlk yıl başarıya ulaşan Stankoviç, ciddiyet, gayret ve otoritesiyle Fenerbahçe’yi Türkiye Ligi ve Federasyon Kupası şampiyonluklarına yükseltmiştir. 1983-84 mevsiminde de, lig 2.si olan Fenerbahçe, Türkiye ligi şampiyonu Trabzonspor’u 1-0 yenip Cumhurbaşkanlığı Kupasını kazandı. Fenerbahçe K. Meszöly’den sonra Temmuz 1986 da, Stankoviç’i, bu kez çok pahalı olarak tekrar angaje etti.

TODOR VESELİNOVİÇ – Partizan Kulübü eski santroforu VESELİNOVİÇ, 1984 Dünya Kupası maçlarında Yugoslav Milli Takımı teknik direktörü iken, Fenerbahçe ile bir yıl için anlaşınca, görevinden ayrılıp Sarı-Lacivertli takımın başına geçti. Yardımcısı Fenerbahçeli eski milli futbolcu Nedim Günar’la beraber, görevinde başarılı olmuştur, denebilir.

Veselinoviç, gol kısırlığına gömülü Fenerbalıçe-yi, hücuma dönük futbol anlayışıyla, golcü bir hüviyete sokup, ligde 65 gol atmak gibi uzun yıllardır hasreti çekilen bir düzeye ulaştırdı ve Fenerbahçe 1984-85 mevsiminde 11. kez Türkiye Ligi şampiyonu oldu. Cumhurbaşkanlığı Kupası da, Galatasaray’ı 5/3 yenerek 5. kez kazanılmıştır.

Veselinoviç’in sözleşmesi Haziran 1986 ya kadar 84 bin Dolara, bir yıl uzatıldıktan sonra, kendi organizasyonu olan Almanya hazırlık kampında yarattığı huzursuzluk ve İstanbul’a dönüşte ücretinin arttırılması yolundaki ısrarlı girişimleri sonucu anlaşma bozuldu.

KALMAN MESZÖLY – Veselinoviç ile anlaşma Ağustos başında bozulunca nâzik bir dönemde antrenörsüz kalan Fenerbahçe Kulübü, bir süredir milli takım antrenörü olarak İstanbul’da bulunan Macar KALMAN MESZÖLY ile anlaştı, Futbol Federasyonuna 10 milyon lira ödenerek anlaşmaları bozulan Meszöly, 12.8.1985 de Fenerbahçe ile imzaladığı 1 yıllık anlaşmayı Macaristan-da tasdik ettirdikten sonra, Ağustos sonunda yardımcısı Nedim Günar’la beraber göreve başladı.

Ancak, Fransa Şampiyonu Bordeaux zaferinden sonra çalışmalar başarılı ve hele hiç de iç açıcı olmamıştır. Fenerbahçe’nin galibiyet hasreti çektiği ve hatta 5.2.1986 da lig sonuncusu Sakaryaspor tarafından Fed. Kupasından elendiği maçtan sonra, Yönetim Kurulunun, belki istifa eder düşüncesiyle, (Takımı Ziya Şengül ile beraber, çalıştırıp yönetme) önerisini de olumlu karşılamasına karşın, başarısızlık sezon sonuna kadar sürmüştür.

Fenerbahçe takımı Meszöly zamanında, tarihinde ilk kez olarak, üstüste 10 maçta kazanamadı. 5 Ocak 1986 dan 8 Marta kadar 63 günlük bu sürede 6 maç berabere, 4 maç da yenilgi ile sonuçlandı.

Tekrar STANKOVİÇ – Meszöly ile anlaşma sona erince, bir yıl önce Fenerbahçe’den ayrılmamak için 250 bin lira aylıkla çalışmaya razı olduğu halde, yol; verilmesi Fenerbahçe toplumunca olumlu karşılanan ve istemeyerek gittiği Beşiktaş’ın genç ve dinamik kadrosunu G.S. karşısında averajla şampiyonluğa ulaştıran Stankoviç, bu kez yüklü bir transfer ücreti ve dolgun maaşla yeniden angaje olundu. Bu garip durum Fenerbahçe’nin yönetimdeki tutarsız bir davranışı olarak ele alınabilir.

Stankoviç bu ikinci gelişinde modern futbol anlayışından ne kadar uzak kaldığını türlü örneklerle kanıtladı. İnfial uyandıran yanlışları, bu son bir yıllık sözleşmesinin bitimine 5 hafta kala, 7.5.1987 de tam anlamiyle yol verilmesine neden oldu.

Stankoviç’in ikinci kez göreve getirilmesi hatâsının faturasını Fenerbahçe kulubü, maalesef, çok ağır ve bahâlı ödemiştir. Önce, yaptığı yanlışlarla, (istenmediği Fenerbahçe’den intikam alıyor…), görüşlü yorumcular yarattı. Sonra da, 30 milyona gelmeye can atan kaleci Zalad kulübün eşiğini aşındırırken:

(- Onu alırsanız şampiyonluk için söz veremem, Lukovcan’ı alırsanız garanti veririm…), zımni ül-timatomiyle, yönetimi etkileyip, kulübü 200 milyon lira zarara soktu ve (sıradan) bu emekli ve tedavisi bitmez sakat kaleci ile ağır yenilgilere ortam hazırladı.

YILMAZ YÜCETÜRK – Ferierbahçe takımını Stankoviç’den sonra, 1987/88 sezonuna hazırlama görevi Yılmaz YÜCETÜRK’e verildi. Fenerbahçe Genç takımında oynayan ve Almanya’dan 1974 diplomalı bu teknik direktör, takımı lig öncesi hazırlıklar için, birçok kulüplerce son yıllarda moda olan Almanya yerine Kızılcahamam’a götürdü.

İlk haftalar iyi ve ümit verici geçerken, RIDVAN, ERDİ, DURMUŞ, NEZİHİ ve kaleci CAN gibi, kısmen isabetli transferlere karşın, kulüp bünyesindeki rahatsızlık ve süren huzursuzluklar takımın kısa sürede toparlanmasına imkân vermediğinden, birkaç hafta içinde istifa etmek zorunda kaldı ve yerine, yeni bir gariplik olarak, daha önceki tecrübeleri olumsuz sonuçlar veren Necdet Niş getirildi. Nitekim, o da, gördüğü tepkilerden olacak, 10 günde ayrıldı.

CSERNAİ – Başlamış bulunan 1987/88 mevsimi Türkiye Liginin Sakaryaspor deplasman maçına Fenerbahçe takımını, antrenör olmadığından, sorumluluğu yüklenen eski milli futbolcu BİROL PEKEL götürmüş ve bu mevsimin de Sarı-Lacivertli kulübe yâr olmayacağının yarattığı ümitsizlik içinde, Alman-Macar kırması Teknik Direktör CSERNAİ ile Eylül 1987 sonunda alelacele bir yıllık sözleşme imzalanmıştır.

F.B. DE YERALAN YABANCI FUTBOLCULAR

Fenerbahçe A takımında bu kitapta ele aldığımız 1986/87 mevsimi sonuna (9.8.1987) kadar 11 ülkeden 40 ı aşkın yabancı futbolcu yer aldı. Ancak, bunlardan, (FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ 2. BAŞKAN VE SEKRETERİ AYETUL-LAH) imzalı ve Fransızca olarak, (Lig Komitesi)ne hitaben, (MODA, 12 Ocak 1911) günü yazılmış, (NOT ALMANIZI RİCA EDERİM Kİ NİCO, SOTİRİ, MİLTO, COSTE, ESETİS, COSTİCO ve İMOJEN’İN MÜRETTEBATI KULÜBÜMÜZE MENSUPTURLAR.), tezkeresinde 6 Rum futbolcu ile (İMOJEN’İN MÜRETTEBATI) nın adlarını ve Fenerbahçe forması altında kaçar maç yaptıklarını tesbit etmek mümkün olamamıştır. Bunların dışında, Fenerbahçe’de 3 le 213 arası maç yapan 30 yabancı uyruklu futbolcu, A takımında oynayış yıllarına göre, sıra ile şunlardır:

HORRACE ARMİTAGE – İstanbul’da yerleşmiş bir İngilizdi. İlk kadrolarda sağaçık olarak 10 kadar maç yapıp 3 gol atmıştır. Döneminin en teknik ve süratli futbolcularındandı. Fenerbahçe takımında, Gâlip varken, baş olamayacağını anlayan bu gururlu İngiliz Galatasaray’a geçmiş ve Kaptan olmuştur.

GUSTAVE HAENNY – İstanbul’da bir İsviçre ticaret şirketinin müdürü idi. 1908-11 yıllarında Fenerbahçe’de ortahaf olarak 20-25 maç yapmış ve 2 gol atmıştır. Orta boylu, gayet çevik ve teknikti. Takıma antrenörlük etmiştir de denebilir. Fenerbahçe’nin Sarı-Beyaz’dan sonra ilk Sarı-Lacivert formasını İsviçre’den Haenny getirip takım arkadaşlarına hediye etmiştir.

WİLHELM KOHLHAMMER – DEUSCHE BANK İstanbul şubesinde görevli bir Almandır. Fenerbahçe’de sürekli futbol oynayan ilk yabancıdır, denebilir. 1912-14 yıllarında santrhaf mevkiinde 35-36 kez yer aldığı ve 5 gol attığı tesbit edilmiştir. Sarı saç, mavi gözlü, 1.85 boyda fiziği mükemmel bir gençti. Birinci Dünya savaşı başlayınca ülkesine döndü.

Wilhelm, 60 yıl sonra, oturduğu Heidelberg şehrinden İstanbul’a gelen bir Türk mühendis aracılığıyla Fenerbahçe Kulübünden birer rozet, bayrak ve takım arkadaşlarıyla beraber bulunduğu bir resim aldırırken, durum Tercüman gazetesi spor yazarları Kemal Belgin ve Atilla Gökçe tarafından izlenip, sonunda, Wilhelm, gazetenin Almanya bürosu tarafından 2 Aralık 1972 de İstanbul’a getirilmiştir.

Bu sürpriz ziyaretin ertesi günü, 1-1 lik F.B.-G.S. maçına götürülen Wilhelm, İstanbul’da 4 gün Tercüman gazetesi ve bir hafta da Fenerbahçe’nin misafiri oldu. 6 Aralıkta Sosyal Lokalde onuruna verilen yemekte Sait Salahaddin, Nüzhet, Hulki gibi takım arkadaşlarıyla tekrar buluşmaktan.son derecede mutlu olduğunu söyleyen Wilhelm, 13 Aralıkta Almanya’ya dönmüş, 2 yıl sonra, 84 yaşında iken, vefat haberi gelmiştir.

HÜSEYİN-KÂMİL KARDEŞLER – istanbul “TİCARET’İ BAHRİYE” okulunda iken 1913/14 yıllarında Fenerbahçe takımının defansında 10-12 kez yer alan Mısırlı 2 kardeştirler.- Hüseyin sert, Kamil ise teknik ve kıv rak futbolu, uzun ve düzgün vuruşlarıyla çok tutulmuş ve yine Fenerbahçe’n Şehit Arif’le beraber, dönemlerinin engüçlü bek hattını oluşturmuşlardır. 1. Dünya savaşının başlamasıyla Mısır’a döndüler.

BORİS KARDEŞLER – Jean ve Constantin adlı bu 2 Yunanlı kardeş İstanbul Alman Lisesinde öğrenci iken, 1913 de Elkâtipzade Mustafa bey tarafından bir okul maçında görülüp Fenerbahçe’ye alınmış ve bir süre 2. takımda oynadıktan sonra, 1914-16 da 8-10 ar kez birinci takım defansında yer almışlardır. Çevresi geniş, soylu bir ailenin çocukları idiler. Evlerinde Fenerbahçeli takım arkadaşlarıyla sık sık toplantılar düzenler, birarada yemekler tertiplerlerdi.

Uzun yıllar 4. Vakıf Han’da Borsacılık eden bu kardeşler, Fenerbahçe’nin ilk dış turnesi olan, 1914 Rusya seyahatine katılmışlardır.

TRİPO – Kıvrak bir açık oyuncu olan Yunanlı Tripo 1913-17 yıllarına Robert College de öğrenci iken, Elkâtipzade Mustafa bey tarafından Fenerbahçe’ye kaydedildi ve yaptığı 40 a yakın maçta 15-16 da gol attı. Döneminin en iyi sürat koşucularındandır.

A. NİCOLAİDES – Yine Robert College öğrencisi olan bu Yunanlı genç de 1915-17 yıllarında Fenerbahçe’de 18-20 kez haf oynadı.

Apostol Nicolaides, Fenerbahçeli 16 milli atletin 1951 Nisanında Atina’da, Yunan milli bayramında, 14 Yunan Kulübünü yenip Kupaları toplamalarından sonra, PANTHEON gazinosundaki ziyafette kendisini sadece Yunan Atletizm Federasyonu Başkanı olarak tanıyan Fenerbahçeli atletlere hitaben;

(- Fenerbahçeli gençler; Sizleri yalnız Yunan Atletizm Federasyonu Başkanı ve PANHATİNAİKOS KULÜBÜ REİSİ OLARAK DEĞİL, AYNI ZAMANDA SARI-LACİVERT FORMAYI 3 YIL ÖVÜNÇLE SIRTINDA TAŞIMIŞ BİR FUTBOLCU AĞABEYİNİZ OLARAK DA CANDAN KUTLUYORUM!….), diyerek onlara sürpriz yapmış ve FENERBAHÇE’NİN yüceliğine canlı örnek ve kanıt olmuştur.

KÖRNER -1. Dünya Savaşı yıllarında İstanbul-da görevli bir Alman Ulaştırma Subayıdır. Orta boylu, lastik top gibi çevik bir kaleci idi. Körner Fenerbahçe kalesini 7/8 kez korudu.

KOÇO NEGROPONTİ – İstanbul’un spor çevrelerince, çok ünlü bir Yuhanlı aileye mensup, kısa boy ve ufak bünyeli, fakat son derecede dinamik bir santrfor olarak tanınmıştır. 1917/18 yıllarında Fenerbahçe hücum hattında soliç Zeki ve Sağiç Alaeddin arasında 20 kadar maçta yer almış ve 15 civarında gol atmıştır.

Koço, İstanbul’un düşman güçleri tarafından işgal edilmesi üzerine, Fenerbahçe’den ayrılıp, büyük idealler peşindeki Pera Spor Club’e geçmiştir. Pera takımı (TÜRKİYE ŞAMPİYONU) sahte titri altında, 1921-22 de, başta uzun süre kaldığı Fransa olarak, yaptığı uzun turne sırasında, İstiklal Savaşı’nın kazanılması nedeniyle, İstanbul’a dönememiş ve Atina’ya geçip orada yerleşerek A.E.K.- ENOSİS Kulübünü kurmuştur.

Koço, bir çok kez Yunan milli takımında yer aldı. Daha sonra, kurulmasında önemli roller aldığı ve yıllarca oynadığı A.E.K.İ çalıştırdı. 1947-51 yıllarında da Yunan milli takımına antrenörlük etti.

RANÇO – Mütareke ve İşgal dönemi yabancı kuruluşlarından İstanbul STELLA İtalyan Kulübünün defansında yer alan bu genç, 1920-21 mevsiminde, Fenerbahçe takımında 4 kez yer almıştır. Kıvrak ve düzgün vuruşlu bir İtalyandı.

BALDİNİ – Yine Mütareke dönemi İstanbul Kulüplerinden Rus MAYAK Takımında santrofor oynayan BALDİNİ; ağırca, ancak çok sert şutlarıy-la tanınmıştı. 1920-21 mevsimi şampiyonu Fenerbahçe takımında sezon sonu 3 kez forma giydikten sonra Avrupa’ya gitmiştir.

MISIRLI FÂİD – Robert College’de öğrenci iken, 2 yıl Fenerbahçe 2. takımında ileri uçta oynamış, 1926 da A takımına geçmiştir. Fâit, A takımında 3 maç yapıp bir gol attı. Fenerbahçe-Galatasaray karmasında da bir kez yer aldı, okulu bitirince de Mısır’a döndü.

BAHRİ KAVAYA – Macaristan ve Çekoslovakya da maçlar yapmak üzere 1950 yılı Ağustosunda bir Rus gemisiyle Karadenize geçerken Arna-vutköy önlerinde denize atlayıp yurdumuza sığınan Arnavut milli takımına mensup iki gençten biridir. 16 kez milli Bahri, Fenerbahçe hücum hattında 8 maç yaptı ve 3 gol attı. Teknik, ancak ağırdı.

SÜLEYMAN VAFİ – Bahri ile beraber yüzerek sahile çıkan Arnavut milli takımının yine 16 kez milli orta saha oyuncusu Süleyman da, İstanbul’da kaldığı süre içinde Fenerbahçe de 3 maça katılmıştır.

Bu 2 Arnavut genci 1950 Aralık ayında Avrupa’ya gittiler.

ZOBEL – Antrenör Szekely’nin 1952 de Budapeşte’den tecrübe için çağırdığı bu Macar genci Fenerbahçe de 3 maç yaptı, bir gol attı. Ancak, ağır oluşu nedeniyle Fenerbahçe takımına uyamamıştır.

V.RADOVİÇ -Antrenör Abdullah Gegiç’in gösterdiği lüzum üzerine 1966 da ZELEZNİÇER Kulübünden transfer edilen international kaleci VA-CİLİCE RADOVİÇ, Fenerbahçe kalesinde 1966 /67 sezonunda 31 kez yer aldı. Ancak, karakter bakımından iyi not almamış, mevsim sonu yol verilmiştir.

LAZAR LEMİÇ – Aynı nedenle, Radoviç ile beraber transfer edilen international forvet LEMİÇ de Fenerbahçe formasını 31 kez giyip 8 gol attıktan sonra sözleşmesi yenilenmedi.

İON NUNWEİLLER – Yukarıdaki zayıf karakterli 2 Yugoslav’ın kötü izlenimlerini 1968 ve 1969 da Bükreş Dinamosundan 90 ar bin liraya transfer edilen, Spor Akademisi diplomalı 2 Rumen genci unutturdular. Bunlardan, çok teknik, disipline ve son derecede sportmen, 1937 doğumlu haf Nunvveiller 1968-71 döneminde Fenerbahçe’nin 91 maçına girdi ve çok değerli 8 de gol attı.

2 Nisan 1969 günlü Milliyet gazetesinde Kahraman Bapçum imzalı ve “NUNWEİLLER DİYE BİRİ”, başlıklı yazının son paragrafı bu centilmen sporcu için şöyledir:

(BU YAZI, “SAYGI DEĞER” BİR İNSANI SAYGI İLE SELAMLAMAK VE TÜRKİYE’DE İLK DEFA OLARAK, BİR YABANCININ, “1 NO LU SPORCU” SEÇİLMESİNİ TEKLİF ETMEK İÇİN YAZILMIŞTIR.)

İşaretlemek gerekir ki, DİNAMO BÜKREŞ KULÜBÜ müzesinin hemen girişinde Nunweiller’in bir heykeli göze çarpar.

İLİE DATÇU – Arkadaşı Nunweiller gibi kültürlü bu sportmen Rumen kaleci de 1969/75 yıllarında Sarı-Lacivertli kaleyi 213 kez korumuş ve gerek süre ve gerekse maç sayısı bakımlarından, Fenerbahçe’de yer alan yabancılar arasında rekor tesis etmiştir. 1969/70 mevsiminde saddce 6 gol yerken, Avrupa’nın en başarılı kalecisi olarak Avrupa basınında aylarca adından ve Fenerbahçe’den söz ettirmiştir. Datçu’nun bir mevsimde sadece 6 gol yiyerek tesis ettiği bu rekor 1986/87 mevsimi sonunda, gerek Türkiye ve gerekse Avrupada, hala kınlamamış bulunuyordu.

M.SASU – Rumen Farul Kulübünden 1970 Ağustosunda 3 bin dolar (27 bin TL.) karşılığı transfer edilen solaçık MİRCEA SASU, falsolu firiklik ve köşe atışları, attığı ve attırdığı gollerle yurdumuzda büyük ilgi uyandıran ve sahaya binlerce seyirci çeken çok ilginç bir futbolcudur.

Şampiyonluk beklenmeyen bir mevsimde Fenerbahçe için tek başına ümit olunca, çekemeyen çevrelerin, “Bir Rumen Türk futbolunu avucunda oynatıyor!…) gibi, ağır ve maksatlı yazıları yanında, antrenör TEAŞKA’nın da katı tutumundan, Ocak 1971 de Romanya’ya kaçtı. Sasu’nun 3 ü Galata-sarayla Beşiktaş’a karşı yaptığı 7 maçta zayıf Fenerbahçe hiç yenilmemiş ve yapılan 10 golden 4 ünü atmış, 6 sını da attırmıştır. Büyük futbolcu-luğu yanında kararsızlığı büyük kusuru idi.

STEVANO OSTOJİÇ – Fenerbahçe’nin transfer ettiği 4. Yugoslavdır. 1971/73 yıllarında 61 maça girip 14 gol atan bu international forvet oyuncu, giderek form ve randıman düşüklüğü gösterdiği veya bu yolda bir taktik kullandığı için, anlaşmanın bitiminden önce serbest bırakılmış ve Yugoslavya’ya dönmüştür. Ostojiç, seçtiği antrenörlük mesleğinde büyük ün yaptı.

ANTİÇ – Yugoslav Partizan Kulübünün çok teknik orta saha elemanı olan Antiç, kaleci İvançe-viç ile beraber, 1977 yılı yazında Kaloperoviç’in önerisi üzerine transfer olundular.

Fenerbahçe’de 43 başarılı maç yapıp 4 gol atan Antiç, sezon sonunda İspanya’nın SARAGOSA Kulübü ile anlaşınca, Fenerbahçe bonservisini Ağustos 1978 de 51 bin dolar karşılığında verdi. Bir milyon TL. sını aşan bu para, bu tarihe kadar bir Türk Kulübünün dışa futbolcu transferinden sağladığı en yüklü dövizdir.

FERHADOVİÇ – Fenerbahçe, santrfor arar ken, 1963 de SARAJEVO Yugoslav takımı santrforu ASIM FERHADOVİÇ’i 40 bin liraya transfer etti. 8 maçta bir gol atabilen bu centilmen genç; yararlı olamayacağını görünce aldığı parayı geri verip Saraybosna’ya dönmüştür. Aynı futbolcu ile gelen haf HANÇIÇ’de Fenerbahçe’nin hızlı futboluna uyamadı. Ferhat, Saraybosna’da 3 kebapçı dükkanına sahip iken 1986 sonunda vefat etti.

İVANÇEVİÇ – Antiç’in bir mevsim oynamasına karşın, İVANÇEVİÇ İstanbul ve Fenerbahçe1 yi sevmiştir. Bu klası yüksek kaleci, sağlam karakteri, disiplin ve Sarı-Lacivertli kulübe karşı vefalı tutumuyla sempati topladı ve sevildi. İvançeviç 1977-79 mevsimlerinde Fenerbahçe kalesini 92 maçta korumuştur.

İ.BEGOVİÇ – 1979-81 arası 2 yıl süren yabancı futbolcu yasağının kaldırılmasından sonra, 1982 de yurdumuza Yugoslav akını başladı. Bu dönemde Fenerbahçede ilk yer alanlar Bagna Luca’dan İbrahim Begoviçle Adanaspor’dan gelen Zeyneloviç’tir.

Bu futbolcuların 2 si de 1982/83 mevsiminde oynadılar. Santrfor Begoviç 38 maç yapıp 12 gol attı. Futbolu çok daha zayıf olan Zeyneloviç ise orta sahada 3 maça girip 1 gol yaptı ve mevsim ortasında ikisi de kadrodışı bırakıldılar.

SUAT KARALİÇ – Bursaspor’dan, antrenör STANKOVİÇ’in isteğiyle alınan defans oyuncusu Karaliç, Fenerbahçe’de 1983/84 mevsiminde 44 maç yaptı ve bir gol attı. Bu gol, 8.4.1984 de A.S.Yen’de Yusuf Namoğlu’nun yönettiği maçta, Seydiç’in ilk dakikadaki golüne karşı, 74. dakikadaki beraberlik golüdür. Son dakikada Mustafa’nın 30. m.den attığı galibiyet golü ise, Namoğlu-Okçuoğlu teşrik-i mesaisi ile, karambola getirilmiştir.

S.REPÇİÇ – Yugoslav milli takımının bu ünlü futbolcusu 1983 Temmuzunda Kızılyıldız’dan transfer edildi. Ortasaha ve ileri uçta 103 maç yapıp 31 gol attı. 1985 yazında Belçika’nın STANDART LİEGE Kulübüne transfer oluşuna 25 bin Dolar karşılığı izin verilen SREBRENKO REPÇİÇ’in ayrılışı Fenerbahçe için büyük kayıp olmuştur.

D.PESÎÇ – Fenerbahçe’nin Temmuz 1984 de, daha sonra Beşiktaş’a giden Kovaçeviç ile anlaştığı gün, yeni antrenör VESELİNOVİÇ’in (çok daha iyidir) demesi üzerine, Kovaçeviç’ten vaz geçildi ve HAJDUK SPLİT’in 1955 doğumlu milli santraforu DUSAN PESİÇ alındı.

Bu kitapta ele alınan 9.8.1987 ye kadar, Fenerbahçe formasıyla 153 maç yapan ve 35 gol atan Pesiç, 1986 Temmuzunda gelen vatandaşı LUKOVCAN’la beraber Fenerbahçe’nin 1987 ye giren yegane yabancı futbolcuları oldular.

ZİVAN LUKOVCAN – Fenerbahçe’nin güvenilir bir kaleciye olan kesin ihtiyacı, Temmuz 1986 da kızılyıldızdan, milli Lukovcan ile 3 yıllık anlaşmaya varılınca, hal oldu!., sanıldı.

Ancak, kalecinin, “ben hiç bir kulübe ne söz ve ne de imza verdim!..” demesinden ve bir kısım parasını peşin almasından sonra, Paok Yunan Kulübünün (Lukovcan’ın bizimle sözlü anlaşması var!..) diye ortaya çıkı vermesi, Kızıl Yıldızın da, “Biz daha önce Paok’a söz vermiştik!.” iddiası ve bu arada esen, (Aman kaçırılmasın!..) havasıyla beraber, işe çok kişilerin karışması bu transferi arap saçına döndürmüş ve arsız kulüplere veya o rolü oynayanlara da istedikleri gibi at oynatmak imkânı vermiştir.

Lukovcan 1986/87 mevsiminde 53 kez oynadı. Kısaca, umulanı vermedi, aksine, Fenerbahçeye çok büyük zararlara neden oldu. Mevsim sonu basında yayınlanan:

(- Stankoviç geçen yıl beni hiç çalıştırmadı… sözlerindeki mazeretin de gerçek dışı ve bir bahane olduğu 1987/88 mevsimi başında Fenerbahçe kulübünü düşürdüğü zor durumlarla kanıtlandı.

Yugolar arasında Pesiç gibi sportmenler yanında, büyük aldatıcılar da var. Ama, suç sadece onların mı?!..

YURTDIŞINDA OYNAYAN FENERBAHÇELİ FUTBOLCULAR

Fenerbahçe A futbol takımında 1987 yılı sonuna kadar 31 yabancının yer almasına karşılık, Türkiye sınırları dışında top koşturdukları bilinen Sarı-Lacivertli futbolcu sayısı 12 dir. Bunlar yurtdışında oynayış tarihlerine göre şöyle sıralanırlar:

HASAN KÂMİL SPOREL – Müzika-i Hümayun (Saray bandosu) kolağası Ali Rıza beyin 4 oğlundan en büyüğü olan Hasan Kâmil Sporel 1895 de Haliç Sütlücesinde doğdu. Galatasaray sultanisinde öğrenci iken Kadıköy’e taşınmaları üzerine 1911 de Fenerbahçe kulübüne girip futbole devam eden Hasan Kâmil Sarı-Lacivert forma altında pek büyük şerefler kazanmıştır.

Fenerbahçe’nin G.S. 14-2 yendiği 4.1.1914 lig maçında attığı 3 golle G.S. a gol atan ilk Fenerbahçeli oldu.

Bu maçtan bir ay sonra, tahsil için gittiği Amerika’nın Michigan eyaletinin merkezi olan Lansing şehrinin Egle = Kartal takımında 6 yıl futbol oynadı ve bu takımın kazandığı şampiyonluklarda etkili oldu. Bu sıralarda geçilmezliğiyle Dünyada ün yapan Dardanelles = Çanakkale unvanı ile simgelendi.

6 yıl sonra, ocak 1921 de yurda dönüşünde tekrar yer aldığı Fenerbahçe defansındaki mükemmel top kesişleri ve geçilmezliğinden, bu kez (DALGAKIRAN) unvaniyle anıldı.

Yenilmeden ve hiç yol yemeden 58/0 gibi eşsiz bir skorla İstanbul lig şampiyonluğunu kazanan 1922/23 sezonu Fenerbahçe takımının kaptanlığını yaptı.

Türk milli futbol takımının da ilk kaptanı yine Hasan Kâmil Sporel’dir. 26 Ekim 1923 de Romanya ile 2-2 berabere kalan ilk ay-yıldızlı takımın başında o bulunuyordu.

Bu maçtan 4 gün sonra, yine Taksim stadında ve yine 2-2 lik Fenerbahçe-Romanya Karması maçında kendi yarı alanından savurduğu sert ve uzun degajla Pavlini’nin koruduğu romanya kalesine yaptığı gol, türk sahalarında en uzun mesafeden kaydedilmiş gol olarak, futbol tarihimize geçmiştir.

Fenerbahçe’nin önce forvet, sonra da defansında yer alan Sporel, san-lacivertli A’takımında 108 maç yaptı, 28 de gol kaydetti.

T.I.C.I. nın kuruluşundan itibaren, Teşkilatın birçok mevkilerinde yararlı hizmetlerde bulunup 1956 da Sokoni-Wakum Amerikan petrol şirketinin Türkiye temsilciliğinden emekli olan Hasan Kâmil Sporel, İhtilal dönemi olan 1960/62 yıllarında kulübünün başkanlığında da bulundu.

Artık tarihe mal olmuş bulunan (İstanbul Beyefendisi) vasıflarının tümünü şahsında toplamayı başaran bu mümtaz şahsiyeti Fenerbahçe kulübü 27.4.1969 da keybetti, Karacaahmet’deki aile kabristanında metfundur.

BEKİR RAFET TEKER – Kadıköy, Mısırlıoğ-lu’da 1899 yılında doğdu.

Futbola 1912 de Fenerbahçe Genç Takımında başlayıp, birinci takımda 15 ay oynadıktan sonra 1916 kasımında Altınordu, 4 yıl sonra da Ittihat-spor kulübüne geçti. Diğer kulüplerden takviyeli Galatasaray’ın 1921 Avrupa turnesinde Karlsru-he’de kalıp PHÖNIX kulübünde uzun yıllar futbol oynadı. 1924 Paris Olimpiyatlarında milli takım kaptanlığını ve Çek’lere karşı 2 golümüzü yaptı. 1928 Amsterdam Olimpiyatıııdaki golü de o kaydetti.

Bekir, 1925 de Türkiye’ye döndü. İlk kulübü olan Fenerbahçe’ye girip İstanbul ve Bulgaristan-da birkaç maç yapınca, kendisine göz koymuş olan ve kilit noktalarda yer alan Teşkilat kodamanlarının hışmına uğradı. Fenerbahçe’ye girmekle sözünü tutmadığı iddia olunup tehdit edildi. Aldırmayınca da 6 ay boykota çarptırıldı. Davacısı Kadı olduğundan, yapabileceği başka bir şey olmadığı kanisiyle, üzüntüsünü basına açıklayıp, yaşlı gözlerle Almanya’ya döndü.

Fenerbahçeliler, para toplayıp, 2 yıl sonra Genel Sekreter Ali Naci Karacan’ı Almanya’ya gönderip, 4.6.1927 günü, Bekir’i İstanbul’a getirdiler. Bekir bu 2. gelişinde Fenerbahçe’nin 7 si yabancı takımlara, 3 ü İzmir de ve biri de Beşiktaş’a karşı yaptığı 11 maçta yer aldı ve atılan 27 golün 14 ünü o kaydetti. Bunlardan 5 Haziran da Slavia Prag’a attığı galibiyet golü tarihsel bir anıdır. Bu şahane kafa golü sansasyon yaratmış ve dönemin en büyük ve ciddi gazetesi olan Cumhuriyet bile bu galibiyeti, 6.6.1927 günü 1. sayfayı kapsayan 8 sütun ve şu 2 satırlık manşetle ilan etmiştir:

FENERBAHÇE’NİN MENENDSİZ ARSLANI BEKİR YÜZÜMÜZÜ GÜLDÜRDÜ!..

MEŞHUR’U ÂLEM SLAVİA BİRE KARŞI SIFIRLA MAĞLUP OLDU!…

Bekir memnundu. Almanya’dan eşi de geldi. Beyoğlunda tutulan evini Fenerbahçe’liler döşe-diler. Görünüşte her şey normal gidiyordu. Ancak, onun dönüşünden ve o tarihlerde Türkiye’ye gelen bütün yabancıların, (Avrupa’da eşi yok..) dedikleri, (Bekir, Zeki, Alaaddin) uç ortasından ürkenler çoktu. Bu yüzden, Bekir, yapılan kasıtlı yayınlar ve her yönden gelen manevi baskılar altında, 5 ayda bunaldı. Alman asıllı eşini bile, Türkiye’de kalmamaları için etkileyenler vardı.

Bekir, Fenerbahçe forması altında son maçını, 4 Kasım 1927 de Taksim stadında 4-2 kazanılan Beşiktaş maçında yaptı ve tekrar Almanya’ya dönüp futboluna Karlsruke’de devam etti.

Basında “WUNDER (Harika) TÜRK!.” adıyla ünü Almanya’ya yayılan Bekir, Güney Almanya karmasında da yer aldıktan sonra, futbolu 1931 de bıraktı. Aynı yıl Beden Eğitim Enstitüsünden aldığı diploma ile antrenörlüğe başladı. Bir çok Alman takımım çalıştırdı ve yurtdışında antrenörlük eden ilk Türk oldu.

Bekir, Türkiye’ye son kez 3951 Kasım ayında gelmiştir. Milli takımın 17.6.1951 deki Berlin galibiyetinde, Federasyon Başkanı Ulvi Yenal Bekir’i bu maçın rövanşına davet edince, 19 Kasım akşamı Alman milli takımı ile beraber Yeşilköy’e gelip, uçaktan:

— Zeki!.. Zeki… Zeki!… diye bağırıp, karanlıkta kendini tanıtmaya çalışarak inince, buketle karşılayan Fenerbahçe Genel Sekreteri Rüştü Dağla-roğlu’na:

— O kadar sevinçliyim ki!… diyerek 24 yıllık vatan özlemini dile getirmiş, foto muhabirleri de Alman milli takımını bırakıp Bekir’in etrafını sarmışlardır.

Bekir, Beyoğlu Tokatlıyan otelinde Federasyon adına 4 gün kaldı. Ancak, vatanına doyamamış-tı. 21 Kasım akşamı, milli maçtan sonra Beden Terbiyesi G.Müdürü Danyal Akbel’in verdiği yemekte çok üzgündü. Federasyon Genel Sekreteri S.S. Ci-hanoğlu nedenini şöyle anlattı:

(- Bekir Almanlarla dönmek istemiyor. 5-10 gün daha kalmak istiyor, Federasyon olarak paramız yok… Az önce Danyal’a söyledim. O da imkansız!… dedi… Bundan hepimiz çok üzgünüz…..)

Fenerbahçe Kulübünün misafiri olarak, istediği kadar kalabileceği ve bunun yarın sabah otele bildirileceği söylenince Bekir son derecede mutlu oldu ve Alman milli takımının İstanbuldan ayrıldığı 23 Kasımdan 5 Aralığa kadar, Fenerbahçe’nin misafiri olarak, 12 gün Tokatlıyan’da kaldı.

Bekir, bu süre içinde, bir kaç kez, Kulüpte eski takım arkadaşlarıyla buluştu. Fenerbahçe’nin İsveç şampiyonu Malmoe’yü 1-0 yendiği 24 Kasım maçında topa ilk vuruşu yaptı. Adalet Kulübünün ısrarlı antrenörlük tekliflerini red etti. 4.12.1951 akşama Yönetim Kurulu Tbksim gazinosunda onuruna yemek düzenledi ve 5 Aralıkta Rüştü Dağ-Iaroğlu, eski futbolculardan Süleymaniyeli Hüsnü Erciyes ve başta Ömer Besim olarak, 4 gazeteci tarafından Yeşilköy’den Almanya’ya uğurlandı. Bu uğurlanış meğer Bekir’in İstanbul’dan son ayrılığı imiş!… Çünkü, 26 yıl sonra 1977 de bu sefer Karlsruke’den o değil, vefat haberi geldi.

Genç takımdan sonra, Fenerbahçe A takımında 1915, 1916, 1925 ve 1927 yıllarında toplam 30 maçı tesbit edilen Bekir Teker, bu maçlarda 33 gol attı. Gelmiş geçmiş 3-4 en büyük Türk futbolcusundan biridir. Onu, görmeyenlere ve hele bugünkü kuşağa anlatmak ve tanıtmak çok güç ve hatta olanaksızdır. Tekniki Lefter ve Can kadar yüksek değildi. Ancak, bunu fazlasıyla örten taraftarı çoktu. Yer aldığı her takımla hemen uyum sağlaması, moral bozukluğu tanımaması, sürükleyi-ciliği, yılmazlığı, gücü ve atletik bir çok meziyetleri, efsaneleşen demir gibi şutlarıyla realizatör-lüğü ve sahadan mutlak olarak galip ayrılmak azmi bu haslet ve özelliklerinin başında gelirler. Ve, kesinlikle iddia olunabilir ki, uzun yılların futbolcu kuşağında BEKİR’in bir benzerini göstermek olanaksızdır.

BASRİ TAŞKAVAK – 1916 da İzmirde doğdu. 1938 de Altay’dan Fenerbahçe’ye geldi. Sarı-Lacivert hücum hattında 3 yıl yer alıp 71 maça girdi ve 46 gol attıktan sonra ünlü Fransız kaleci Hiden tarafından Fransa’ya götürüldü. Uzun süre “RACİNG CLUB DE PARİS” de oynadı.

LEFTER KÜÇÜK – 27.11.1925 de Büyükadada doğdu. Askerliğini Diyarbakırda yaptıktan sonra 1947 de girdiği Fenerbahçe de iken, 17.6.1951 de Berlinde Almanya’yı 2-1 yenen milli takımımız-daki oyununu çok beğenen Hideguti’nin Fiorentinaya önermesi üzerine, İtalya’ya satıldı. Bir yıl Fiorentina ve bir yıl da Fransa’nın Nice Takımında oynadıktan sonra 1953 yazında Fenerbahçe’ye dönmüştür.

Lefter, Türkiye’de profesyonelliğin kabulünden sonra yurt dışına satılan ilk futbolcudur. Fenerbahçe Kulübü, satış bedeli olan 3,5 milyon liretin karşılığı olan 20 bin lira ile, Salahaddin Torkal ve Erol Keskinin transferleri için Adalet Kulübünden aldığı 15 bin lirayı Fenerbahçe stadına 25 bin kişilik yeni beton tribünler yaptırmaktan doğan borcuna yatırmıştır.

Lefter, 1953 de Fenerbahçe’ye dönünce, 2 yıl için 9 bin lira transfer ücreti aldı. Sarı-Lacivert forma altında, 3 Haziran 1964 deki jübilesine kadar 17 yılda 615 maç yapıp 423 gol attı. Fenerbahçe ve milli takıma kaptanlık etti ve 50 milli maç yaparak altın madalya kazanan ilk Türk futbolcusu oldu. Bu milli maçlarda attığı 22 golle elinde tuttuğu rekora henüz yaklaşabilen yoktur.

FERİDUN BUGEKER – 1933 de İstanbulda doğdu. 1952/55 de Fenerbahçe takımında santro-for olarak 112 maç yaptı ve 46 gol attı. 5 kez de milli oldu. 1955 de mimarlık tahsili için gittiği Almanya da Rııit spor okulunu bitirdikten sonra STUTTGARTER KİCKERS E.V. takımına girmiş ve burada 4 yıl santrofor oynamıştır.

CAN BARTU – 1936 da İstanbulda doğdu. Futbola Fenerbahçe’de başladı. 1961 de profesyonel kadroda iken, antrenör Szekely’nın aracılığıyla, İtalya’nın LAZİO kulübüne gitti ve bu transferden Fenerbahçe Kulübü 17 bin dolar aldı. İtalya’da 6 yıl futbol oynayan Can, 1967 de tekrar Fenerbahçe’ye dönmüş ve 1970 Temmuzunda futbolu bırakmıştır. Fenerbahçe’de 330 maç yapıp 162 gol atan Can, 28 kez yer aldığı ve 5 gol attığı milli takımın da 6 kez kaptanlığını yapmıştır. Basketbolda da millidir.

AKGÜN KAÇMAZ – 1935 de Ankarada doğan haf Akgün Kaçmaz Fenerbahçe’de 1951/61 yıllarında, 328 maç yaptı, 10 gol attı ve milli oldu. 1952/53 mevsiminin ııamağlup şampiyonu “SARI KANARYALAR” ve “KÜÇÜK ŞEYTANLAR” adlarıyla anılan isimsizlerden kurulu takımın bu teknik ortasaha elemanı 1962 de Federal Almanya’nın Güney liginde 1847 SCHWA-BEN AUGSBURG takımına transfer oldu ve bu kulüpte başarı ile 4 yıl yer aldı.

ŞÜKRÜ ERSOY -1911 doğumlu ve futbole Fenerbahçe genç takımında başlayan, bir süre Vefa da oynadıktan sonra ilk kulübüne dönen Şükrü Ersoy 1954/62 yıllarında A takımında 262 kez yer aldıktan sonra Avusturya’nın Salzburg Kulübüne transfer oldu ve bu kulübün 2 yıl kalesini korudu.

Almanya’da teknik direktörlük kursundan diplomalı bu milli kaleci, Fenerbahçe dahil, bir çok kulüpte teknik direktörlük etmiştir.

ERGUN ÖZTUNA – 1937 İzmir doğumlu Er-gun ÖZTUNA, Fenerbahçe’ye 1956 da Karşıya-kadan geldi. 1965 e kadar, bazı aralıklarla Fenerbahçe’nin 219 maçında forvet olarak yer aldı ve 79 gol attı. Oyun sitili ve teknikinin benzerliğinden, ünlü Macar Puşkaş’ın adıyla anılmıştır. Sarı-Lacivertli Kulüpte bir çok kez milli de olan Er-gun Haziran 1965 de Avusturya’nın KLAGENFURT ATHLETİC SPORT CLUB’a girdi vc bu kulüpte bir yıl futbol oynadı.

Ergun, Avusturyadan döndükten sonra antrenörlüğe başlamıştır. 1986 da teknik direktör Coşkun Özarı ile bareber, milli takım antrenörü bulunuyordu.

OGÜN ALTIPARMAK – 1942 Adapazarı doğumlu Ogün, 1963 de ayağı kırık iken İzmir Karşıyaka Kulübünden transfer edildi. 1971 e kadar Fenerbahçe’de 295 maç yapıp 120 gol attı ve 1970/71 Türkiye Liginde GOL KRALI oldu.

Ogün Altıparmak 1968 yazında WASHİNGTON Wihps Kulübü ile anlaşarak Amerikada oynamaya başladı. Ancak, Fenerbahçe Kulübü büyük ve eşsiz mutluluğunu yaşamakta olduğu bu 5 Kupalı tarihsel şampiyonluk yılının yaratıcılarından Ogün’ü kaybetmek niyetinde değildi. Nitekim, Waschington Kulübünün 10 bin Dolar teklifine karşı 15 binde direnirken, Ogünü de 2 Ekim 1968 Manchester City rövanş maçı için kesin olarak İstanbul’a çağırdı.

Ogün, 29 Eylül akşamı geldi. 2 Ekimde attığı büyük galibiyet golüyle İngiltere şampiyonunun elendiği ve 2. tura geçildiğinin ertesi günü de Yönetim Kurulunun önerisini kabul edip İstanbul’da kaldı. 3 ay yer aldığı WASHİNGTON WİHPS Kulübünün 10 maçında yer almış ve 6 gol atmıştır.

Ogün Altıparmak’ın, 2 Temmuz 1964 deki Büyük ATATÜRK Kupasından 2 Ekim 1968 Manchester City karşılaşmasına kadar, Fenerbahçe’nin pek çok büyük galibiyetlerinde, attığı kıymettar gollerle, emek ve payı büyüktür. Ayyıldızlı formayı, 2 sinde Kaptan olarak, 40 kez giymiş ve 6 gol atmıştır.

CENAP GENÇ – 1944 doğumlu Cenap Fenerbahçe’ye 1968 de İzmir Altınordu Kulübünden geldi. Bir mevsim oynadı. 18 maça girip 4 gol attı.

Temmuz 1969 da Belçika I. Lig Kulüplerinden ST. TRİVDEN’e transfer olan Cenap Genç, bu takımın forvet hattında uzun süre yer aldı.

ENGİN VEREL – 1956 da İstanbulda doğan Engin, 1975 de amatör olarak G.S.dan geldi. 1979/83 yıllarında HERTHA BERLİN ve Fransanın LİLLE takımlarında oynadı. Bu takımlarda iken Almanya, İzlanda ve Macar milli maçlarına çağrılıp oynadı. Bu maçlar 1979, 81 ve 82 yıllarında yapılmıştır.

Milli formayı toplam 26 kez giyen Engin Verel, 1985/86 mevsimi sonuna kadar Sarı-Lacivert renkler altında 264 maça girip 84 gol atmış ve onurlu futbol hayatına sessiz sedasız Fenerbahçe’de son vermiştir.

SALİM GÖRÜR – 1942 doğumlu Salim Görür, 1968 Temmuzunda Ankara Gençlerbirliği’nden santr for olarak Fenerbahçe’ye transfer oldu. Sarı-Lacivertli takımda bir mevsim yer alan Salim 45 maç ve 9 gol yaptıktan sonra Birleşik Amerika-ya gitmiştir.

SELÇUK YULA – Ankara 1959 doğumlu Selçuk, Fenerbahçe Kulübü tarafından 1979 da Ankara Şekerspor Kulübünden transfer edildi.

Selçuk Fenerbahçe hücum hattında çabuk gelişti. Takımın golcüsü, olarak sivrildi. Temmuz 1983 de VFB STUTTGART 1893 ten transfer edilen İlyas Tüfekçi ile beraber Fenerbahçe ve milli takıma çok yararlı oldular. Yıllar sonra Türk futbolunda belirgin bir gelişme yarattılar, milli takım maçlar kazanmaya başladı. 16.11.1983 deki 3-1 lik Avusturya galibiyeti bu konuda yeterli kanıttır. 33 yıldır, 6 maçta, değil yenmek, gol bile atamadığımız Avusturya’yı 7. maçta Selçuk (2) ve İlyas’ın golleriyle 3-1 yenmiş ve utanç verici bir durum nihayet sona erdirilmiştir.

Fenerbahçe’nin Selçuk-İlyas ikilisi üzerine kurulan oyun düzeni, 11 Mart 1984 Luxemburg milli maçına kadar sürdü. Bu maçın arefesinde D’ESH stadında yapılan talihsiz topla çalışmada, İsmail Demiriz’in tekmesiyle Selçuk’un ayağı kırıldı. Fenerbahçe ve milli takımın kaderine de bir darbe indirilmiş oldu.

Selçuk, yalnız ayağı kırılmakla kalmadı. Güçten düşen bünyesi ile, kolay toparlanamadı. Blau-WEİSS Kulübü tarafından Temmuz 1986 da 265 bin DM a transfer edilip Berlin’e giderken, Fenerbahçeliler onun sağlık ve formuna kavuşacağı ümidiyle müteselli idiler.

Selçuk Fenerbahçe’de 304 maça katılmış ve 134 gol atmıştır. AY-YILDIZ’lı formayı 26 kez giydi, 2 maçta kaptanlığını yaptı ve 4 de gol altı.

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 1

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 2

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 3

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 4

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 5

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 6

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 7

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 8

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 9

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 10

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 11

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 12

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 14

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 15

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 16

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 17

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 18

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 19

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 20

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 21

Written by kesinofsayt

24 Eylül 2012 at 13:17

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 12

with one comment

FENERBAHÇE MAÇLARINDAN İLGİNÇ BİLGİLER

Fenerbahçe Türk futbolundaki üstün durumunu kazandığı şampiyonluklar dışında, bir çok olaylarla da ispat etmiştir. Öyle dönemler yaşandı ki, Fenerbahçe’yi yenmek bir tarafa, ona sayı yapabilmek bile çok önemli bir problem oldu ve takım uzun aylar ve hatta yıl boyu yenilgi yüzü görmedi. Bu ve buna benzeyen konularda aşağıda bir çok ilginç bilgi sunulacaktır.

FENERBAHÇE MAÇLARININ SONUÇLARI

Fenerbahçe’nin 80 faaliyet yılında yaptığı toplam 3353 maçın 2041 ‘i 49 değişik sonuçla galibiyet, 702’si 6 sonuçla beraberlik ve 610’u da, gene 24 değişik sonuçla, yenilgi ile nihayettendi.

49 DEĞİŞİK SONUÇLU 2041 GALİBİYET

Fenerbahçe’nin A takımlarında 80 yılda sağladığı 49 değişik sonuçlu 2041 galibiyet tablo halinde, aşağıdadır:

Görülüyor ki, Fenerbahçe 80 yılda 374 maçı 5 ve daha fazla sayı farkıyla kazanmıştır. Buna karşı 5 ve daha fazla sayı farkıyla kaybettiği maç sayısı ise, aşağıda görüleceği gibi, sadece 14’dür.

24 DEĞİŞİK SONUÇLU 610 YENİLGİ

Fenerbahçe A takımının 80 yılda yaptığı 3353 maçta uğradığı yenilgi sayısı 610 olup, aşağıdaki tabloda görüleceği üzere, bunlar 24 değişik sonuçludur:

Fenerbahçe’nin en ağır yenilgileri, bir kaç kez sözünü ettiğimiz üzere, 17 Temmuz 1923’de Orta Avrupa Şampiyonu SLAVİA PRAG’a 10-1, 1911’de G.S.’a, 1949’da AUSTRİA WİEN’e ve 1975’de de Portekiz’in BENFİCA takımına karşı 7-0 ve bir kez de Beşiktaş’a 1941’de, özel maçta, 7-1’dir.

Bunlara karşı Fenerbahçe’nin 19-0’a kadar uzanan yüzlerce açık farklı galibeyetini saymaya sayfalar yetmez. Bu maçlardan zaten konularında söz edilmiş bulunuyor. Burada işaretlenmesi gereken husus, galibiyetlerde görülen 6-5 ve yenilgilerde-ki 5-6 ve 7-8’lik maçlardır. Bu çok gollü maçların 1970-71 mevsiminden itibaren uygulanan 5’er penaltı atışlarından doğduğunu hatırlatmak yerinde olur.

Bunlardan 6-5’lik Fenerbahçe galibiyeti, 26.7.1980’de Uluslararası Berlin Futbol Turnuvasında 0-0 sonuçlanan yarı final Yunan A.E.K. maçı uzatmasından sonraki penaltı atışlarıyla sağlanmış ve Hertha Berlin’i de yenen Fenerbahçe kupayı kazanmıştır.. 5-6’lık yenilgi 20.6.1982’de G.S. ile normal süresi 2-2 sonuçlanan Polis Vakfı Kupası; 7-8’lik yenilgi de 6.6.1976’da, yine 2-2 berabere biten, Trabzonspor Başbakanlık Kupası maçında penaltı atışlarıyla kaybedildi. 4-7 Iik 2 yenilgi ise, 1953 Ekiminde İngilterede çok heyecanlı “Lutan Tovvn” ve “Bristol City” maçlarında ve 90 dakika sonunda alındı.

6 DEĞİŞİK SONUÇLU 702 BERABERLİK

Fenerbahçe’nin 80 yılın 3353 maçında aldığı 702 beraberlik, aşağıdaki tabloda sunulduğu üzere, 6 değişik sonuçludur:

Bu 702 beraberlikten 4-4 ve 5-5 likler üzerinde durursak; 4-4 lük 5 beraberlikten ilki 3.6.1934 de Fenerbahçe’nin 26. yıl dönüm bayramı için gelen F.C.Wien takımıyla yapıldı. F.B. nin çok üstün oynadığı ve gollerden 3 ünü Şaban, birini de penaltıdan bek Yaşar’ın attığı bu maç için Türkspor dergisi şöyle yazmıştır:

(…. Viyanalılar teknik ve taktikleri kuvvetli ve profesyonel kelimesine lâyık bir takım. Bunların karşısında amatörlüğü şerefle müdafaa eden Fenerbahçelileri bu güzel oyun ve neticeden dolayı tebrik ederiz…)

İkinci 4-4 lük maç 14.12.1952 de Viyana’nın Rapid takımı ile, 3 üncü 4-4 lük müsabaka da 19.5.1955 de Dolmabahçe de Beşiktaşla oynandı.. Bu maçın galibine Büyük Ata’nın büstü verilecekti. Maçı Cumhurbaşkanı Celâl Bayar da izledi…. 27. dakikada F.B. 3-0 yenik, iken Burhan Sargın’ın 57-70. dakikalar arası üstüste 3 golü ile, beraberliğe yükselmiş, Beşiktaş’ın d.79 daki 4. golüne de D.85 de Fikret Kırcan mükabele edince büst ortada kalmıştır.

Dördüncü 4-4 beraberlik, 21.6.1959 da, Brezilya’nın America F.C. takımına karşıdır. F.B. 4-2 yenik iken toparlanmış, Lefter’in üçüncü golünden sonra, Şerefin 4. sayısına itiraz eden Brezilyalılar sahanın kenarına çekilince, hakem Sulhi Garan da maçı 10 dakika önce tatil etti.

Fenerbahçe’nin 80 yıldaki 5 inci 4-4 beraberliği 5.6.1983 de A.S.Yen stadında Galatasaray’a karşıdır. Bu maç ezeli rakiplerin en gollü maçıdır. Rekor 7 iken 8 oldu.

Dakika 59 da durum 4-1 F.B. aleyhine ve şampiyonluk ümidi de artık sönmüş iken, beklenmedik bir şahlanışla beraberlik kurtarılmış ve 10. Türkiye Ligi şampiyonluğuna yeşil ışık olmuştur.

Bu çok ilginç beraberlik maçından İSLÂM ÇUPİ şöyle söz eder:

(…ÖZKAN SÜMER’İN EN ÇOK KIZDIĞI 2 ADAM, SEYDİÇ VE HOÇÎÇ FENERBAHÇE’NİN BAŞINDA PATLAYAN 4-1 lik MÜTHİŞ ŞOKUN 2 GERİLİM USTASI İDİ. MAÇ ÖNCESİ HEYKELLEŞMİŞ STANKOVİÇ’İN PİSTTEKİ DURUŞUNU ZİYARET EDİP, YUGOSLAV HOCANIN MUHABBETLE ELİNİ SİKAN G.S. İN BU İKİ YUGOSLAVI, MAÇIN İLK YARISINDA F.B. YE O KADAR HAİN GOL POZİSYONLARI HAZIRLADILAR Kİ, F.B. TARAFTARLARI STANKOVİÇ’E BAĞIRDILAR: — GİT DE ELLERİNİ YIKA!….

STANKOVİÇ NE ELLERİNİ YIKADI, NE DE FENERBAHÇE’Yİ G.S. KARŞISINDA FELÂKETE SÜRÜKLEYEN ADAM ADAMA MARKAJ İNADIYLA BEYNİNE YERLEŞMİŞ BİR YANLIŞI TEMİZLEDİ.)

Fenerbahçe’nin SEYDİÇ (10), BÜLENT (16), SİNAN (29) ve HOCİÇ (48) in 4 golüne karşı, so-laçık Özcan’ın 13. dakikadaki golü ile, 4-1 yenik ve ümitsiz durumunu yine İslâm Çupi şöyle yorumluyor:

(….BU TÜRKİYE DE, BU TAKIMLARLA 4-1 YENİLGİYİ TAMİR ETMEK MÜMKÜN MÜ?.. SON 15 YILA BAKINIZ. BÖYLE BİR TAMİR USTALIĞI GÖSTERİP, YIRTILMIŞ ELBİSEYİ TAKIM DİYE GÖSTEREN EKİP VARMI?….

STANKOVİÇ HİÇ DENENMEMİŞ BİR OLAYI 18 İN ÜZERİNE GETİRİNCE ERDOĞAN, CEM, ONUR VE ALPASLAN İLK DEFA KONTRPİYEDE KALIP 4 GOLÜ SEYRETTİLER, STANKOVİÇ ADAM ADAMA MARKAJDA DOMUZCA ISRAR ETTİĞİ İÇİN, DÜN APOLETLERİ SÖKÜLECEK VE DİVANIHARB’E GİDECEK BİR KUMANDANDI. 4-1 DEN SONRA NİAÇI 4-4 YAPAN STANKOVİÇ DEĞİL, ASKERLERİDİR. O MUHTEŞEM GOLLERİ ATAN ONUR (59), ÖZCAN (13 ve 66) ve MEHMET(70) E, BELKİ DE, OTURDUĞU KULÜBEDEN İSTAVROZ ÇIKARMIŞ OLMALI….)

Fenerbahçe’nin 80 yılda yaptığı 3353 maçtaki 5-5 lik yegane beraberliği 1.5.1938 de Ankara da Ankaragücü-Gençlerbirliği karmasına karşıdır. Maçın ilk devresini F.B. 4-0 üstün bitirmişti. Milli sağaçık Niyazi Sel’in ayağının kırılıp futbolu bıraktığı bu maçtan sonra, bu yere, “KÜÇÜK” lâkabı ile anılan, Fikret Kırcan yerleşti.

FENERBAHÇE’NİN YENİLMEDİĞİ DÖNEMLER

Fenerbahçe 2.10.1914 den 12 Kasım 1915 e kadar 14 ay ve bu sürede yaptığı üstüste 15 maçta hiç yenilmedi. Bu, yenilgisiz en uzun süredir.

Fenerbahçe, yine 22.6.1958 den 10.6.1959 a kadar bir yılda yaptığı 54 maçta mağlubiyet yüzü görmemiştir. Bu da üstüste yenilgisiz maç sayısı bakımından rekordur. Antrenör Molnar’ın 2. gelişine rastlayan bu dönemin bu 54 yenilgisiz maçından 7 si G.S. ve Beşiktaş’ladır.

FENERBAHÇE’NİN GOL YEMEDİĞİ DÖNEMLER

Fenerbahçe, forvetinin golcülüğü yanında, defansının sağlamlığı ve gol yememekteki şöhreti ile de ün yaptı. 1922-23 şampiyonluğunun 58/0 lık skoru, 1862 de başlayan Dünya Lig Maçlarının tarihinde 125 yıldır hâlâ kırılmamış bir rekor olarak parıldıyor. J 936-37 liginin 47/1 lik sonucu da belki eşsizdir.

Daha sonraları, 1967-68 şampiyonasmdaki 38/12 lik durum, Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasında, yılın rekoru olarak, bütün Avrupa basınında Fenerbahçe’den övgü ile söz edilmeye neden olmuşken, 1969-70 şampiyonasmdaki 31/6 lık skor bunu da geride bırakmış ve Sarı-Lâcivertli kulüp Avrupa’da 2 yıl, defansının gücü ile sürekli olarak, adından söz ettirmiştir.

Bu tarihsel örneklere paralel olarak, Fenerbahçe’nin kalesine gol yapılamamış ve güçlükle 1 sayı yapılabilmiş dönemler çoktur. Fenerbahçe 19 Mayıs 1943 den 24 Ekime kadar 5 ay ve 5 günde hiç gol yemedi. Süre içindeki maç sayısı 8 ve averaj da 26/0 dır. Üstüste maç sayısı bakımından ise, rekor 9 maçtır. Fenerbahçe 22.3.1970 den 31 Mayısa kadar 9 hafta ve üstüste 9 Türkiye Ligi maçında gol yemedi.

KIRILMASI HEMEN HEMEN İMKÂNSIZ REKORLAR

Fenerbahçe futbolunda bir eşi 125 yıldır henüz görülmemiş ve kırılması hemen hemen imkânsız olan 58/0 lık rekor, bir başka rekorun içindedir. Şöyle ki; 19 Mayıs 1922’de 4-1 kazandığı Anadolu Lig maçından 15 Ağustos 1924 deki olaylı ve 3 ü de penaltı golleriyle kaybedilen 3-2 lik G.S. maçına kadar tam 27 ay ve hiç bir resmi maçta Fenerbahçe kalesine gol girmemiştir.

Son dönemlerden de bir örnek gerekirse; 24.12.1967 de İzmir’ deki Altınordu maçından, 21.4.1968 de yine izmir’deki Göztepe karşılaşmasına kadar üstiiste 13 Türkiye ligi maçında hiç bir rakip Fenerbahçe kalesine sayı yapamamıştır.

SADECE 1 GOL YENEN DÖNEMLER

Fenerbahçe defansının uzun sürede sadece bir tek kez aşılabildiği dönemler pek çoktur. Dunlardan bir kaç örnek aşağıda sunulmuştur:

Fenerbahçe takımı 24 Aralık 1911 den 1 Kasım 1912 ye kadar 11 ayda yaptığı 17 maçta 1 den fazla gol yemedi.

1919 da 19 Ocakla 31 Ekim arası 10 ayda yaptığı 23 maçta kalesine, yine 1 den fazla sayı yaptırmadı. Daha sonraları da: 7 Ekim 1945 ile 12 Mayıs 1946 arası üstüste 31, 4 Eylül 1955 ile 29 Ocak 1956 arası üstüste 25, 2 Kasım 1958 ile 19 Nisan 1959 arası üstüste 29, 21 Haziran 1969 ile 8 Şubat 1970 arası üstüste 28, 2 Nisan 1978 ile 27 Eylül 1978 arası üstüste 23 ve 27 Kasım 1982 ile 18 Mayıs 1983 arası üstüste 28 maçta hiç bir yerli veya yabancı rakip Fenerbahçe kalesine (1) den fazla sayı kaydetmeyi başaramamıştır.

FENERBAHÇE’NİN GALİBİYET SERİLERİ

Fenerbahçe’nin yalnız yenilgisiz değil, berabere de kalmadan seri halinde galibiyet dönemleri de vardır ve çoktur.

Fenerbahçe’nin sahalardan seri halinde üstüste galibiyetlerle ayrıldığı en uzun dönem 12 Nisan 1912-23 Mart 1913 arası 11 aydır. Kısmen Balkan Savaşına rastlayan bu dönemde sahaya 11 kez çıkan F.B. takımı 11 galibiyet aldı. bunlar birer kez Moda, Kadıköy, ARMSTRONG, STROGGLERS ve RUMBLERS’e, 3’er kezde İngiliz Telefoncular kulübü ile, sonraları Altınordu adını alan, PROGRES-İNTERNATİNAL’e karşı kazanıldı ve 7’ye karşı 42 gol atıldı.

Süre bakımından değilde, maç sayısı yönünden galibiyetler serisine gelince; ilk göze çarpacak dönem 8 Aralık 1918’den-31 Ekim 1919’a kadar uzayan 11 aydır. Bu DÖNEMDE Fenerbahçe Takımı, hepsi de galibiyetlerle sonuçlanan, 29 maç yapmıştır. Mütareke ve İstanbul’un işgali dönemine rastlayan bu aralıksız 29 galibiyet, birer kez ingiliz Ligihtning, Altınordu, Bahriye, Ermeni karması, G.S., Siileymaniye, Rum Olimpiya, Aneyanis, Nea Yenea; 2 şer kez Fransız garnizonu, Fransız Patrie diretnolü, İngiliz Misivalidis, İngiliz deniz karması; 3’er defa İrlanda muhafızları; 4 kez İskoçlar ve 5 kez de İngiliz işgal güçlerinden değişik takımlara karşı kazanıldı… Fenerbahçe, bu üstüste’29 galibiyette 19’a karşı 133 gol atmıştır.

Bu 29 maçlık üstüste galibiyetler serisinden sonra, en uzun ve aralıksız galibiyetler dönemi 8.9.1929’dan – 4.3.1930’a kadar sürer. Bu 7 aylık dönemde 27 maç yapan ve kazanan Fenerbahçe’nin yendiği takımlar, birer kez Bursa Sanatkâran, Moda, Süleyrrc niye, G.S., Muhafız-gücü, Beykoz, Üsküdar, Yeniyıldız rum, Beşiktaş ve 2’şer kez olarak Vefa, îstanbulspor, Gençlerbirliği, Kurtuluş; 3’er defa Beyoğluspor’la Makabı ve 4 defa da İstanbul Rum Karmasıdır. Fenerbahçe takımı bu 27 maçta 23 sayıya 158 golle cevap verdi.

Bunlardan ayrı, F.B. 25.8.1935-29.3.1936 arası, gene üstüste 23 maçı seri halinde galibiyetlerle bitirmiştir. Bu maçlar Türkiye Amatör Şampiyonluğu dolayısıyla Çanakkale Türkgücü, Balıkesir Idmrı Yurdu, Torosspor ve İzmir Altınordu’su ile Bulgar Levisky, İstanbulspor, Topkapı, Beykoz, Anadolu, Vefa, Güneş, Beşiktaş, G.S., Altay, Çankaya ve 2’şer kez olarak Eyüp ile Süleymaniye ve 4 kez de Hilâl’e karşı sağlandı ve Sarı-Lâcivertliler 9’a karşı 114 gol attılar.

Bunların dışında Fenerbahçe, 1948’de üstüste 13, 1952’de 19, 1956, 1958, 1959 ve 1961 yıllarında üstüste 12’şer; 1912, 1922, 1931, 1941, 1943 ve 1947’de üstüste 11’er; 1920, 23, 39, 49, 53, 54 ve 58’de üstüste 10’ar; 1960 ve 1965’de üstüste 9’ar maçta galip gelmiştir.

Görülüyor ki; son yıllarda üstüste seri halinde galibiyetler güçleşiyor. Nitekim, 1984 yılına kadar 6-7’nin üstüne çıktığı görülmedi. 19.9.1982-14.11.1982 arası 2 aylık sürede ligde, Altay, Samsunspor, Kocaeli, Beşiktaş, Ankara-gücü, G.Antep ve Sarıyer’e karşı üstüste 7 maçta sağlanan 7 galibiyet Fenerbahçe için basın ve kamuoyunda büyük başarı olarak vurgulanmıştır. Fenerbahçe bu 7 maçta 2’ye karşı 11 gol attı.

1987’ye yaklaştıkça durum daha da çetinleşti ve en çok olarak 14.4.1985-20.5.1985 arası 5 haftada sadece bir kez üstüste 6 maç kazanıldı ve 3’ü özel, 3’ü de Türkiye ligi olan, bu 6 galibiyette Galata, Sakaryaspor, Anadolu, Vardar, Eskişehirspor ve Boluspor’a 3’e karşı 26 gol atıldı.

ÜSTÜSTE GOLLÜ MAÇLAR

Fenerbahçe futbolu genellikle golcü bir karakter taşımıştır. Onun bu vasfi bir çok örneklerle sahalarda kanıtlanmış bulunuyor.

Fenerbahçe takımı, 22.2.1918’dcn 9.1.1921’e kadar üstüste 64 maçta gol atmadan sahaları terk etmedi. Bu, süre bakımından Türkiye için rekordur. Fenerbahçe, bu 64 maçın 56’sını galibiyet, 3’ünü berabere ve 5’ini de yenilgi ile bitirmiş ve 59’a karşı 275 gol atmıştır.

Maç sayısı bakımından, sahalardan gol atmadan ayrılmadığı uzun dönemlere gelince:

Fenerbahçe takımı, 16.11.1928’dcn 13.3.193l’e kadar 28 ay ve üstüste tam 80 maçta rakiplerine mutlak olarak gol atmıştır. BUNUN BİR AVRUPA HATTA DÜNYA REKORU OLMASI ÇOK MUHTEMELDİR. Bu; şu demektir ki, birinci sınıf bir çok Türk Kulübü ile, tanınmış Avrupa takımlarının defansları Fenerbahçe forvetine sayı yaptırmamak çabasında başarısız kalmışlardır.

Gene bu 80 maç içinde 8 yabancı, 6 G.S., 5 Beşiktaş maçı bulunduğunu ve 8 yabancı maçından 6’sının o dönemin ünlü Avusturya ve Macar takımlarıyla yapıldığı göz önüne alındığında başarının büyüklüğü daha iyi anlaşılır. İşaretleyelim ki, Fenerbahçe, gol atmadan sahadan ayrılmadığı bu 80 maçından 67’sini kazanmış, 7’sinde berabere kalmış, 6’sında yenilmiş ve 86’ya karşı da 394 gol atmıştır.

Bundan başka, Fenerbahçe takımı, 8.3.1935-31.10.1936 arası üstüste 46 maçta ve 1.1.1956-7.10.1956 arası 42 . maçta, 5.10.1947-14.9.1948 arası üstüste 35 maçta mutlak olarak rakiplerine sayı yapmış bulunuyor.

Fenerbahçe, son yıllarda üstüste seri halinde galibiyetler gibi, üstüste maçlarda mutlak surette gol atmakta da zorluk çekmeye başladı. Bu da, rakiplerin güçlendiğine ve Fenerbahçe’nin eski golcülük vasfının azaldığına örnektir. Nitekim, San-Lâcivertli takım 1970 ve 1980’ler de, en çok olarak, 29.1.1978-25.5.1978 arası üstüste sadece 20; 10.3.1985-30.7.1985 arası, gene üstüste yalnızca 19 maçta mutlak olarak gol atmıştır.

F.B. NİN MAÇ KAZANAMADIĞI EN UZUN DÖNEMLER

Golcü Fenerbahçe futbolu, formsuz veya güçsüz dönemler de yaşamış ve sahalardan galibiyet özlemi içinde ayrılmıştır. Fenerbahçe’nin galibiyete hasret kaldığı dönemler 5 kez üstüste 8 ve bir kezde 10 maçlık dönemlerdir.

8 maçlık ilk dönem 20 Şubat-23 Mart 1965’de 37 gündür. F.B. bu süre içinde İzmirspor, İz.Al-tınordu, Ankara D.Spor, Ankaragücü ve G.S. Türkiye ligi maçlarıyla Karşıyaka Federasyon Kupası maçında berabere kalmış, ligde İstanbul-spor’a 1-0, özel maçta da Levvsky’ye 2-1 yenilmiştir.

Diğer dönemler 14 Mayıs-5 Ağustos 1978; 19 Nisan-23 Mayıs 1981; 25 Nisan-27 Mayıs 1984; ve 12 Nisan-31 Mayıs 1987 dönemleridir. Bu son dönemin 1.4.1987’de 0-0’lık Samsunspor Fed. Kupası maçı sonrasındaki olayı fırsat bilip F.B.’yi enağır şekilde cezalandırmak için paçaları sıvayan G.S. ağırlıklı Futbol Federasyonunun olayı abartması ve zaten çok dar kadrolu Fenerbahçe’den 6 milli futbolcuyu 3 ve 4’er ay cezaya çarptırıp, kulübün 2 İstanbul maçını da taşrada oynatmak nedenlerinden ve A takımının ümit takımı gençleriyle tamamlanarak sahaya çıkarılmasından doğduğu hatırlanmalıdır.

Galibiyetsiz 10 maça gelince, bu da 5 Ocak-1 Mart 1986 arası yaşandı ve Fenerbahçe bu 55 günde Denizlispor, Sarıyer, Beşiktaş, Sakaryaspor’a 4 yenilgi, G.S., Kayserispor, Malatyaspor, gene Sakaryaspor (Fed.K.), Gençlerbirliği, Orduspor ve yine G.S. maçlarında 6 beraberlik aldı.

ÜSTÜSTE BERABERLİKLER

Fenerbahçe A takımı, araya galibiyet ve yenilgi girmeden, rakipleriyle sürekli berabere kaldığı biri 5, dördü de 4 maçlı 5 dönem yaşamıştır. Bunlardan üstüste 5 maçta berabere kaldığı dönem 22 Ekim-20 Kasım 1960 arasıdır. Fenerbahçe, bu bir ayda yaptığı 5 maçta Beykoz, İzmir’de Altı-nordu ve İzmirspor ile 0-0, İstanbulspor ve Ankara’da Demirspor’la 2-2 berabere kaldı.

Fenerbahçe’nin üstüste 4’er beraberlikle sahalardan ayrıldığı 4 dönem ise Kasım 1970, Ekim-Kasım 1976, Şubat-Mart 1980 ve Eylül-Ekim 1985’dir.

ÜSTÜSTE YENİLGİLER

Fenerbahçe’nin üstüste yenilgilerle sahadan çekildiği dönemler de oldu. Sarı-Lâcivertli takımın 80 yılda üstüste en çok yenilgiye uğradığı maç ve dönemler, 4’er maçlı olarak, 5’dir ve şöyledir:

Fenerbahçe üstüste 4 yenilgiye ilk kez 1953 yılında uğradı: 2 Mayıs-13 Haziran arasındaki bu maçların galipleri Brezilya’nın America, İngiliz Luton Tovvn, Beşiktaş ve Ankara D.Spor udur ve sonuçlar da, sıra ile 2-3, 2-6,1-2 ve gene 1-2’dir.

İkinci 4 yenilgi, 26 Kasım 1961 ile 1 Ocak 1962 arasında 0-1 ‘lik Beşiktaş, gene 0-1 ‘lik Nurnberg, 1-2’lik Fiorentina ve 0-1’lik Galatasaray yenilgileridir.

Üçüncü dönem 2/13 Haziran 1962, dördüncü dönem 13 Ocak-3 Şubat 1974, 5’inci ve son dönem de 27 Mayıs-1 Ağustos 1979’dadır. bu sonuncuda 4 yenilgiye de deplasmanlar da uğranıldı.

ÜSTÜSTE GOL ATAMADIĞI DÖNEMLER

Golcü Fenerbahçe futbolu, 80 yılı bulan sürekli faaliyetinde kısır dönemler de yaşadı ve üstüste gol atamadığı maçlar oldu. Ancak, bunlar kısa süreli olmuş ve yalnız bir kez 5 ve 4 kez de 4 maçla sınırlı kalmıştır. Fenerbahçe’nin üstüste gol atamadığı 5 maçlık dönem ve rakipleri şunlardır: 28 Mayıs-3 Ağustos 1978 arasında Trabzonspor’a 2 kez 1-0 yenilgi; Göztepe, Zonguldakspor ve Yugoslavya’da SUMADİA takımlarıyla 0-0 berabere…

4’er maçlık 4 dönem ve sonuçları ise şöyledir:

Fenerbahçe takımı 24 Kasım-21 Aralık 1963 arasında Kasımpaşa, G.S. ve İzmirspor’Ia 0-0 berabere kalmış, Belfasta Kuzey İrlanda şampiyonu LİNFİELD’e 2-0 yenilmiştir.

10 Mayıs-25 Haziran 1967’de Samsunspor ve Beşiktaş’la 0-0 berabere kalmış, Vefa’ya 2-0 ve Beşiktaş’a 1-0 yenilmiştir.

3 ve 16 Eylül 1969 arası 13 günde G.S., Samsun ve Rumen Farul ile 0-0 berabere kalmış ve gene Farul’a 1-0 yenilmiştir.

Nihayet, son olarak, 22 Şubat-8 Mart 1981 döneminde, 2 haftada Giresun, Trabzon ve Kocaeli ile 0-0 yenişemedi, G.S.’yadal-O yenildi.

F.B.’NİN ATTIĞI ve YEDİĞİ EN ÇABUK GOLLER

Attıkları: 12.9.1948’de Alsancak stadında Fenerbahçe, Altay, Göztepe ve İzmir Dcmirspor’u arasında Fenerbahçe’nin kazandığı 2 devreli (Fuar Kupası) maçlarından Beşiktaşlı Sıtkı Eryar yönetimindeki Altay maçının başlama düdüğü ile topu sağaçık Erol Keskin’c aktaran F.B. santrforu Necmi Onarıcı, Erol’un süratle akıp ortaladığı topu 15 adımdan sert vole ile Altay kalesine attı. Necini ile Erol arasında tek bir paslaşmadan sonra ve top hiç bir Altaylıya temas etmeden (15) inci saniyede yapılan bu şahane gol Fenerbahçe’nin 80 yıllık futbol faaliyetinin en çabuk golüdür.

— (Sporcuları Koruma Derneğinin) 30 Ağustos 1961’de tertipleyip Fenerbahçe’nin 2-0 kazandığı G.S. maçında, hakem Faruk Talu’nun başlama düdüğü ile hücuma geçen Fenerbahçe’nin bu atağını kesen Candemir’in, telaşla, kalecisi Bülent Gürbüz’e vermek istediği geri pasını yakalayan F.B. santrforu Yüksel Gündüz (20) inci saniyede ilk golü attı.Bu gol ezeli rakipler tarihinin en çabuk golüdür.

Yedikleri: Fenerbahçe, tarihinin en çabuk golünü Ankara’da F.B., Beşiktaş, Ankara şampiyonu Demirspor ve Gençlerbirliği arasında tertiplenen ve F.B.’nin kazandığı (VALİ DİLAVER ARGUN KUPASI) maçlarından 2 Mayıs 1959 günü Cezmi Başar’ın yönettiği 5-1’lik Demirspor karşılaşmasının 25. saniyesinde Demirspor sağaçığı VEDAT ÖZDEMİR’den yedi.

Sarı-Lâcivertli takımın bundan sonra yediği en çabuk goller, 13 Eylül 1959 Avrupa Ş.Kulüpler Kupası CSEPELmaçında sağiç KUSUTZY’nin sağdan gelen topu 6 adımdan ve kaleci Özcan’ın başı üstünden, vole şutla 30. saniyede yaptığı sayı ile:

13 Haziran 1956’da Leningrad’daki 2-1 kazanılan ZENİTH maçının 35. saniyesinde Rus sant-rfor’un attığı goldür.

F.B.’NİN KISA SÜREDE ATTIĞI GOLLER

Golcü Fenerbahçe bir çok maçta kısa sürelere bir çok goller sığdırmıştır.Bunlardan bir kaç örnek aşağıdadır:

1— 30 Kasım 1913’deki STRUGGLERS A.F.C. lig maçında Fenerbahçe 6 ile 20 inci dakikalar arası, 6 gol atınca ünlü rum kulübü sahadan kaçmıştı. 4.12.1913 günlü IDMAN dergisi bu olayı şöyle yazmıştır:

(HAVA YAĞMURLU VE Çayır da berbat bir halde idi. Galatasarayla 2-2 berabere kaldığından beri epey mağrur olan STRUGLERS Kulübü, FENERBAHÇELİLERİN, ŞEDİT, SERT, YAĞMUR VE ÇAMURA EHEMMİYET VERMEZ HÜCUMLARI KARŞISINDA ANCAK 20 DAKİKA DAYANABİLDİLER VE HASIMLARININ BU MÜDDET İÇİNDE 6 SAYI YAPTI ĞINI GÖRÜNCE, ŞİMDİYE KADAR EMSA Lİ GÖRÜLMEMİŞ ŞEKİLDE, MÜSABAKA MEYDANINI TERK İLE KAÇIP GİTTİLER. İDMAN MERAKLILARI DA, BİTTABİ, STRUGGLERS’in BU KAHRAMAN OYUNCULARINI, ESNAYİ FİRARLARINDA, LÂZIM GELDİĞİ ŞEKİLDE UĞURLAMAYI UNUTMADILAR.)

2— Fenerbahçe, 16 Haziran 1935’deki 27. yıl-dönüm bayramında, İsviçre Milli küme şampiyonu F.C.SERVETTE’i 5-2 yenerken, 59, 65 inci dakikalar arası 4 gol attı. Şazi Tezcan hakemliğinde; Naci Bastoncu, Ali Rıza Tansu, Şaban Topkanl ve Niyazi Sel’in 6 dakika içinde son derece güzel ve fırtına gibi bir oyunla attıkları bu gollerin yarattığı coşku ve heyecan tarif olunamaz.

Bu maç Fenerbahçe’nin 80 yıllık futbol faaliyetinde İsviçrelilerle yaptığı yegâne karşılaşmadır ve bir çok anılara da neden olmuştur. Örneğin; takviyeli Galatasaray takımı büyük Avrupa turnesinde 2. maçında 2 Eylül 1921 günü, Cenevrede (Servette)’e 10-0 yenilmişti. Maçtan sonra G.S. lı yönetici Tahir Yahya ile Ogün 6 gol atan Servette santrforu meşhur Jean Bar arasında şu görüşme geçti:

Tahir Yahya : Futbolumuzu nasıl buldunuz?

Jean Bar: Avrupa’da daha kaç maç yapacaksınız ?..

Tahir Yahya : Oniki kadar !..

Jean Bar : Eh… Türkiye’ye dönene kadar futbol konusunda az çok bir bilgiye sahip olabileceksiniz !..

Bu ağır röportaj Galatasaray’lı yöneticileri haklı olarak üzmüş ve sinirlendirmişti.

16 Haziran 1935 günü Tahir Yahya kefkep, Fenerbahçe maçından hemen sonra, SERVETTE antrenörü Jean Bar’ı Fenerbahçe stadının soyunma odasında yakaladı. Ona, 14 yıl önce GENEVE’de Chermilles stadında geçen görüşmelerini hatırlattıktan sonra, sözlerini şöyle bitirdi:

— Eh !.. ümit ederim ki, İsviçre’ye dönerayak, Türk futbolu hakkında yeterince bilgi edinmişsi-nizdir !..

— Haklısınız {..sürprizle karşılaştık. Mükemmel, gerçekten çok mükemmel, FENERBAHÇE !..

3-8 Haziran 1951’de Milli takım Almanya ve İsVeç’e gidince, geri’ kalan oyuncular: ve yeni transferlerle Suriye’ye giden Fenerbahçe Şam’da (SURİYE ORDU KARMASI) nı 6-2 yendiği maçın ilk 3 golünü 3, 6 ve Vinci dakikalarda Abdullah Matay, Burhan Sargın ve Şevket Yorulmaz (Beşiktaş)’ın ayaklarıyla kaydetmiştir. Maç sonrası Suriye Ordu komutanı, sahada, Fenerbahçelilere Türkçe olarak şöyle konuştu:

(— SİZİN TARLANIZ DA BİZİM TARLA GİBİ ÇİMEN OLDUĞUNDAN BURADA ZORLUK ÇEKMEDİNİZ VE GÜZEL OYNADINIZ. FAKAT, GALİBİYETİNİZİN ASIL SEBEBİ SİZİN FIRKANIN BİZİM FIRKADAN ÇOK KUVVETLİ OLMASIDIR… BU KUVVETİNİZİ BİZE 6 HAŞARAT YAPARAK İSPAT ETTİNİZ VE BİZİ HAKLI OLARAK YENDİNİZ. TEBRİK EDERİM.)

Suriyeliler; tahmin ettiğimiz gibi, TARLA, FIRKA VE HASARAT’ın SAHA, TAKIM VE GOL anlamına geldiğini hatırlattılar.

F.B.’NİN KISA SÜREDE YEDİĞİ GOLLER

Fenerbahçe’nin yukarıda sözü edildiği gibi, kısa sürede attığı gollere karşı, gene kısa sürede 3 kez 3 gol yediği görülmüştür. Bu ilginç maçlar aşağıdadır.

1— Fenerbahçe, 21.10.1953 gecesi Manchester’ de, İngiliz hakem G.Gırson’un, özel maç olduğu için oynattığı, çok kesif sis tabakası altındaki 5-1’lik Manchester City karşılaşmasının ilk 3 golünü ilk 7 dakikada yedi. Bu 3 sayıdan 2’si, ilerdeki arkadaşlarını göremeyen defansın geri paslarıyla olmuştur.

2— Brezilya’nın America F.C. takımı, 21.6.1959’da S.Garan hakemliğindeki 4-4 lük maçın 4 golünü de 37, 46. dakikalar arasında) 2-0 yenik iken, 9. dakikada kaydetti. Ancak, 3 gol kaydeden Şeref Has’ın, Lefter’in ortasından, kafa ile attığı beraberlik golüne itiraz edip saha kenarına çekilmeleri üzerine, S.Garan 60. dakika da maçı tatil etti.

3— Tarihte Türk-Arnavut futbolunda ilk temas olan 20.8.1961’deki Balkan kupasında, Nedim Doğan’ın 13. dakika golüyle Partizan takımını Dol mabahçe’de 145 bin lira (16.000 Dolar) ödeyen 22 bin seyirci önünde ve Rumen Toth Alexandru hakemliğinde, 1-0 yenen Fenerbahçe, 3 gün sonra aynı takımla bir de özel maç yaptı.

Gene Rumen Mataizer yönetimindeki bu maçın 39, 44. dakikaları arasında Arnavut takımı 3 gol atmıştır. Yüksel Gündüz’ün 6. dakika golüyle galip durumundaki Fenerbahçe, 5 dakika içinde 1-3 yenik duruma düşmüş ve Bülent Tanyeri’nin 86. dakika golüyle sahadan 2-3 yenik ayrılmıştır.

8 GÜNDE 6 MAÇ REKORU

Futbol takımlarımızın 1950 ve 1960’li yıllarda, Cumartesi-Pazar ve gene, Cumartesi-Pazar olarak, 8 günde 4 maç yaptıkları olurdu. Hatta, nâdir olarak, araya bir Çarşamba maçı sokularak, 8 günde 5 maç oynandığı görülmüştür. Ancak bu 5 maçlık rekor, 1-8 Ağustos 1976’da Fenerbahçe tarafından kırıldı ve Sarı-Lâcivertli takım 6 maçla kırılması çok güç bir rekora sahip oldu. Nitekim, futbol tarihimizde bu 1-8 Ağustos 1976 dönemi dışında 8 günde 6 maç yapıldığı ne görülmüş ve ne de işitilmiştir.

Bir kez yaşanan bu çok yorucu dönemde Fenerbahçe, 3’ü Spor Yazarları Derneği kupası, 3’ü de zorunlu olarak yaptığı özel maçla beraber 6 karşılaşmanın 2’sini galibiyet, 4’ünü de yenilgi ile tamamladı ve 7’ye karşı 8 gol attı. Şöyle ki:

1-8-1976’da Beşiktaş, Trabzon ve Adanaspor arasındaki Spor Yazarları Kupası’nda, Adanaspor’u 6-1 yenen Fenerbahçe; ertesi gün, daha önceki angajman nedeniyle, Çek Bratislava ile oynayıp 0-2 yenilmiş, 4 Ağustostaki Trabzonspor Spor Yazarları maçını da 0-1 kaybetmiştir. 5 Ağustosta gene Spor Yazarları kupasında (Aydın Çelik)’in 30’uncu dakika golüyle Beşiktaş 1-0 yenen F.B., 13’üncü Spor Yazarları kupasını gol averajıyla kazandı, Trabzonspor 2. oldu.

İşte, yukardaki S.Y.Kupası şampiyonluğu Fenerbahçe’nin başını sıkıntıya sokmuştur. Şöyle ki; Türkiye S.Y.Derneği Sovyet DİNYEPER takımı ile bir maçlık bir angajmana girişmiş ve bu maçın S.Y.Kupası şampiyonu He oynanması daha önceden kararlaştırılmıştır. İşte, Fenerbahçe bu zoraki maçı 7 Ağustos, ertesi günü de, 2 futbolcusunu almak amacıyla bağlantı yaptığı DİNAMO BÜKREŞ maçını 1-2 kaybedince, kırılması pek güç olan bu (8 GÜNDE 6 MAÇ) rekorunun sahibi olmuştur. Görüldüğü gibi, maçların çetinlikleri de caba…

Fenerbahçe, 27-30 Mayıs 1944’de, 4 günde Ankara’da 3 maç yapıp HARBOKULU’nu 2-1, GÖZTEPE’yi 5-1, MERSİN İD.Y.’nu da 4-2 yenerek, 1944 yılı TÜRKİYE ŞAMPİYONU olmuştur.

Gene Fenerbahçe, 28 Ekim-1 Kasım 1959 arası ligde ADALET’i 3-1, özel maçta ADAP AZAR GÜNEŞSPOR’u 8-0, Dolmabahçe’de, gene lig maçlarında ŞEKER-HİLÂL’i 6-1 ve ANKARAGÜCÜ’nü 5-1 yendiği maçlarla 5 günde 4 maç yapmıştır.

Aslına bakılırsa, 8 günde 6 maçın.zamana nis-beti 1.33 gün iken, 5 günde 4 maçın zamana nis-beti 1.25 gün olduğuna göre, gerçek rekorun bu 5 günde 4 maç olması gerekirse de, maç sayısı arttıkça, insanın dayanma gücünün azaldığı gözö-nüne alınarak, (8 GÜNDE 6 MAÇ) rekor kabul edilmek gerekir.

Bu 6 maçtan Rus Dinyeper’le Dinamo Bükreş karşılaşmalarında Fenerbahçe’de 1968-71’de 91 kez maç yapan İON NUNWEILLER’in kardeşi milli Rado ve gene Dinyeper maçında gene milli LUCESCU da, tecrübe için, yer almışlarsada, Rumen Futbol Federasyonu o sırada yürürlüğe konan yeni yönetmelikleri öne sürerek, Ekim ayma kadar beklenmesine rağmen, ne bu 2 futbolcu ve ne de angaje olunan ünlü antrenör Georg Constantin’in Fenerbahçe’ye transferlerine izin vermiştir.

REKOR İÇİNDE REKOR !..

Fenerbahçe’nin, (KİSA SÜREDE ÇOK MAÇ REKORU) uzun bir konudur. Sarı-Lâcivertliler 6 Ağustos-3 Ekim 1961 arası 58 günde 21; tüm 1962-63 mevsiminde de 72 maç yaptılar. Bunlar da birer rekordur. Ancak, bu sayılarda maçların Türk gençlerinin yaşam ve beslenme koşullarına göre, fazla olduğu açıktır. Kaldı ki; Fenerbahçe, 6 Ağustos-3 Ekim 1961 döneminde 58 günde 21 maç yaparak rekor tesis ederken, aslında rekor içinde rekor kırıyordu. Şöyle ki; Fenerbahçe 16 Eylülden-3 Ekime kadar, 18 günde 9 çetin maç yapmıştır. Bu maçlardan 3’ü Ankara, 2’si Selanik, 2’si Tiran ve sadece 2’si İstanbul’da oynandı.

Bu durum, tepki ve eleştirilere yol açmıştır. 12.9.1961 günlü (HÜRRİYET) gazetesi; değişik puntolarla, 3 büyük başlık atarak:

— (BİZİM GİBİ FRANSIZLAR DA FUTBOLCULARINDAN ŞİKÂYETÇİ !!.)

— (BAŞARISIZLIK SEBEBİ OYUNCULARA 8 HAFTADA 11 MAÇ YAPTIRILMASI!..)

— (HALBUKİ FENERBAHÇE’Lİ FUTBOLCULAR AYNI SÜRE İÇİNDE 21 KARŞILAŞMA YAPMIŞ BULUNUYORLAR !..), diye

yazdıktan sonra, şu görüşleri savunuyor:

“Fransız gazetelerinin futbolcularının düşme sebebi olarak gösterdikleri 8 haftada 11 maç esasında bizim durumumuza benziyor. Şu farkla ki; BİZİM FUTBOLCULARIMIZ DAHA ACINACAK HALDEDİRLER. NİTEKİM MİLLİ TAKIMIMIZIN ESASINI TEŞKİL EDEN FENERBAHÇELİ FUTBOLCULAR 8 HAFTADA 21 MAÇ YAPMIŞLARDIR. HEM DE 6 GÜNDE, İKİSİ UÇAKTAN İNİP DOĞRUCA SAHAYA GİDEREK 4 MAÇ YAPTIKTAN SONRA, YURDA DÖNMÜŞLERDİR. BU OYUNCULARDAN 7’Sİ İSE GECE UÇAKLA İSTANBUL’A GELMİŞ VE ERTESİ SABAH OTOBÜSLE 2 GÜN YOLCULUKTAN SONRA MİLLÎ MAÇ İÇİN BÜKREŞ’E VARMIŞTIR.

MİLLİ TAKIMIN ESASINI TEŞKİL EDEN FENERBAHÇE TAKIMI CUMARTESİ VE PAZAR ANKARA’DA, ÇARŞAMBA GÜNÜ AVRUPA ŞAMPİYON KULÜPLER KUPASI İÇİN İSTANBUL’DA OYNAYACAK, PERŞEMBE GÜNÜ OTOBÜSLE YOLA KOYULACAK, PAZAR GÜNÜ, BALKAN KUPASI MAÇINI YAPMAK ÜZERE BÜKREŞE GİDECEKTİR.”

Bu örnekler Türk futbolcularının yaşayış ve bünyelerinin gözönüne alınmamasının hata ve sonuçlarının da olumsuz olacağını ispat etmiştir. Nitekim, Fenerbahçe, 58 günde yaptığı 21 maçın sadece 10’unu kazanmıştır. 8 maç yenilgi, 3 maçta beraberlikle bitmiş ve 38 sayıya karşı 23 gol yemiştir. Daha önce sözünü ettiğimiz ve Fenerbahçe’nin tarihinde 5 dakikada 3 gol yiyerek (KİSA SÜREDE YEDİĞİ EN ÇOK GOL)’ün yaşandığı 23.8.1961’deki 3-2’lik PARTİZAN mağlubiyeti işte bu döneme rastlar.

F.B.’İN MAÇ YAPMADIĞI EN UZUN SÜRE

Fenerbahçe’nin kısa sürede anormal sayılacak miktarda maç yapmış olmasına karşı, uzun süre hiç maç yapmadığı dönemler de var. Bunlar, genellikle sahasızlık, savaş ve Olimpiyat hazırlıkları gibi umumi mahiyetteki engellerden doğmuş dönemlerdir ve yüz yılımızın ilk yarısında yaşanmışlardır.

Ancak; gene ilk yarım yüzyılımıza rastlayan ve 21 Mayıs’tan-1 Ekim 1920’ye kadar süren, 133 günlük bir dönem vardır ki, mahiyet ve tarihsel nedeni dolayısıyla, çok şerefli bir anıdır. Şöyle ki; Fenerbahçe 21 Mayıs 1920 Cuma günü, Kadıköy’de:

SUAT KESKİN – NAHİT ÇOKBAŞARAN, ETHEM BELLİSAN – FEYZİ BARON, Dr.İS-MET ULUĞ, KÂMİL RONA – SABİH ARCA, ALAADDİN BAYDAR, ZEKİ SPOREL, Dr.REFİK KUNTOL ve HİKMET TOPUZ kadrosu ve sırasıyla, Zeki, Refik, gene Zeki ve Alaaddin’in golleriyle:

ADİL GÎRAY – HÜSEYİN USTURUMCALI, AHMET CEVAT – SAİM, KEMAL NEJAT KAVUR, EDİP OSSA – SABİT CİNOL, FAZIL ÖZİŞ, NİHAT BEKDİK, SUAT SUBAY ve SADİ KARSAN’dan oluşan ezeli rakibini 4-0 yendikten sonra, bir İngiliz subayın hakemliğinde ve Sabilı Arcâ’nın golüyle 1-0 kazanılan, 1 Ekim 1920, rum PERA SPOR CLÜB (Beyoğluspor) maçına kadar sahalarda görülmedi.

İşte, 133 günlük bu uzaklaşmanın nedeni, Fenerbahçe’nin Kurtuluş savaşına silah ve personel kaçırmasının İngilizler tarafından öğrenilmesi üzerine, kulübün basılıp işgal edilmesi ve 70 gün kapatılmasıdır. Bu nedenle, Fenerbahçe’nin, genel değil, özel nedenlere dayanan engellemeden doğan maçsız en uzun dönemi bir ingiliz birliğinin işgali altında kapalı kaldığı 70 günü de kapsayan bu 133 gündür.

FENERBAHÇE’NİN 5 KUPALI ŞAMPİYONLUK YILI

Fenerbahçe Kulübü 1967-68 mevsiminde 5 resmi futbol şampiyonluğu kazandı. Her birinin değeri birbirinden yüksek olan bu şampiyonlukların, hepsi de gümüşten mamûl büyük kupaları için dillerde ve basında dolaşıp çalkalanan; “5 Kupalı Şampiyon” ve “5 Kupalı Şampiyonluk Yılı” deyimleri, futbol tarihimizdeki:

MİLLİ TAKIMA 7 FUTBOLCU VEREN FENERBAHÇE

YABANCILARA KARŞI YÜZÜMÜZÜ GÜLDÜREN FENERBAHÇE

FENERBAHÇE TÜRK FUTBOLUNUN ÜNİVERSİTESİDİR darbı mesellerine:

BİR MEVSİMDE 5 RESMİ KUPA KAZANAN FENERBAHÇE sözünü de katmış bulunuyor.

Fenerbahçe’nin bu büyük başarısı için, (EŞSİZ) olduğu iddiası karşısında pek çok ilgili ve meraklı araştırmalarda bulundular. O tarihten bu yana tam 20 yıl geçti ve bugüne kadar dünyada hiç bir ülke takımının bir mevsimde, 5 değil, 4 resmi Kupa kazandığı bile kanıtlanamadı……Bu kupalar:

1— Birinci Türkiye Ligi Şampiyonluğu Kupası,

2— SPOR-TOTO Kupası Şampiyonluğu,

3— Balkan Kupası

4— Federasyon Kupası

5— Cumhurbaşkanlığı Kupasıdır. Türkiye Ligi şampiyonu ile Federasyon Kupası şampiyonu arasında oynanması gereken Cumhurbaşkanlığı Kupası, statü gereğince, o mevsim 2 Kupanın da şampiyonu olan Fenerbahçe tarafından otomatikman kazanıldı. 23 Haziranda İz-mirde kazanılan ve 4. cü Kupa olan (Federasyon Kupası)ndan sonra, 24 Haziran günlü basından alınan bazı ilginç yorumlar aşağıdadır:

Cumhuriyet’ten:

(— Fenerbahçeliler, soyunma odalarında sevinç ve gurur içinde idiler. Herkes gülüyor, yüzlerde mutluluk okunuyordu. İlk konuşan Molnar oldu. Takımına altın bir yıl yaşatan Macar hoca şunları söyledi:

“Dünya Futbol Tarihinde ilk defa bir takım 4 Kupayı aynı sezonda kazanıyor. Bir beşinci şampiyonluk olsaydı onu da kazanırdık. İşte; Fenerbahçe, futbolun en ileri olduğu İngiltere, Brezilya ve İtalya’daki takımların yapamayacağını yaptı. Yaşasın şampiyonlar şampiyonu Fenerbahçe…”) Milliyet’de Esen Kaftan: (Sarı-Lâcivertliler Türkiye Ligini alırken Ankarada, Mersin’de ve İstanbul’da Şeref Turu yapmışlardı. Federasyon Kupasını aldıktan sonra, İzmirli’lere de verdikleri sözü tuttular.)

Yine Milliyet’de Beşiktaşlı milli solaçık Şükrü Gülesin’in “Macar’ın fendi Konfiçyus’u yendi” başlıklı yazısından:

(Fenerbahçe fırtmasını ne Çin seddi, ne de Konfiçyus’un felsefesi yolundan alakoydu.

Dile kolay bu…. Sarı-Lâcivertliler 4 Kupayı bir futbol sezonunda aldılar. Hem de hepsi birbirinden kıymetli Kupalardı bunlar. Bu, bir Kulüp için büyük başarıdır. Daha doğrusu 24 ayar bir altın yılıdır. Kısacası, Fenerbahçe bu yıl, bizim futbolculuk devrimiz de dahil, hepimize parmak ısırtacak, daha doğrusu, gıpta ettirecek bir zafer kazandı……)

Namık Sevik’ten:

(Fenerbahçe şu anda, bileğinin hakkı ile, 4 kupayı omuzlamış durumda…. Bu başarıya beraberce yönelen idareci, teknik yönetici ve futbolcuları, hangi kulübe gönül vermiş olursa olsun, her kesin vazifesi şapka çıkartıp selamlamak olmalıdır.

En kötümser gözle aransa dahi, bu başarıda su kaçan ne bir bit yeniği var, ne de zaferi gölgeliyecek bir üzücü olay.

Molnar geçen yıl, “Versinler bu takımı bana, onu Balkanların en iyi takımı yaparım” demişti. Sözü doğru çıktı ihtiyar hocanın. Mevsim sonu olmasına rağmen, hâlâ taş gibi takım Fenerbahçe. Diri, canlı ve hırslı. Hani, bir sezon daha hiç dinlenmeden bu sürükleyici hızla tozu dumana katar desek, sanırız ki garip bir iddiada bulunmuş sayılmayız…. Sezar’ın hakkını Sezar’a teslim ediyor ve BRAVO FENERBAHÇE diyoruz.)

Takım Kaptanı Can Bartu’nun “İlk maçtan son maça” başlıklı yazısından:

(Futbol hayatımda ilk defa olarak 4 kupayı bir mevsimde kazanan bir takımın kaptanı olarak sahaya çıkmaktan büyük sevinç duydum. Ancak, bu başarı, benden çok arkadaşlarıma aittir. İtalya dönüşü, bu mevsim benim için sakatlıklarla dolu geçti. Fakat, arkadaşlarım büyük gayretler göstererek, gerçekten dünyada görülmemiş bir başarıya ulaştılar. Hepsini alkışlamak gerek…)

5 KUPALI ŞAMPİYONLUĞUN BİLANÇOSU

Fenerbahçe, bir mevsimde bu 5 kupalı eşsiz şampiyonluğa nasıl ulaştı ?.. Bu tarihsel büyük başarının bilançosu ve bu uğurda ter döküp, kulüpleriyle beraber, futbolculuk hayatlarını da eşsiz bir şeref ve mutlulukla taçlandıran Fenerbahçeli bu gençler kimlerdir ?..

Fenerbahçe 5 kupayı toplam 56 maçla kazandı. Bu maçların, her kupaya göre, sonuçlan şöyledir:

Bu 56 maçta, yaptıkları maç sayılarıyla beraber, aşağıdaki 31 futbolcu yer aldı:

Ercan Aktuna 51, Selim Soydan 49, Yaşar Mumcu 47, Yılmaz Şen 45, Nedim Doğan 44, Ogün Altıparmak ile Levent Engineri 43 er, Abdullah Çevrim 40, Kaleci Yavuz Şimşek 40, Şükrü Birant 39, Fuat Saner 38, Ziya Şengül 33, Numan Okumuş 30, Özcan Koksal 28, Birol Pe-ker 16, Erdinç Sandalcı 15, Can Bartu ve Kaleci Hazım Cantçz 14 er, Raşit Karasu 10, Şeref Has 9, Özer Kanra ve Canan Açıkgöz 7 şer, Lemiç 6, Serkan Acar’la Kaleci Radoviç 5 er, Yakup Kaz-dal, Tezer Ünalan ve Caner Taranca 3 er, Ali İlisan Okçuoğlu, Kaleci Ali Filibeli ve Cengiz Arslan 2 şer maç yaptılar, 77 golü de şu 15 futbolcu kaydetti: Ogün ve Yaşar 17 şer, Nedim 9, Abdullah 7, Ercan 6, Fuat 5, Can 4, Selim 3, Erdinç’le Caner 2 şer, Yılmaz, Ziya ve Canan ile, kendi kalelerine olarak, Partizan’lı Ragazin ile Mersin İdman Yurdu defansı 1 er gol.

FUTBOLDA FENERBAHÇE’NİN YURTİÇİ DEPLASMANLARI

Fenerbahçe A futbol takımı yurtiçinde ilk deplasmanını 1925 yılı Mart ayında (Karşıyaka) kulübünün daveti üzerine İzmir’e yaptı. O tarihten, 2.8.1987 de Adana’da 3/1 Sarı-Lacivertli takımın kazandığı özel Adanaspor maçına kadar iç deplasmanların sayısı, resmi ve özel olarak 653 e var-maştır. Fenerbahçe A takımı, bu 653 deplasmanda 796 maç yapmış, bunların 385 ini kazanmış, 254 ünde berabere kalmış ve 157 sini de kaybetmiştir. Kalesine yapılan 735 sayıya 1396 golle karşılık vermiş bulunuyor.

Fenerbahçe’nin 1925 yılındaki bu izmir deplasmanı Türkiyede kulüpler arasında bu alanda yapılan ilk anlaşmadır ve temeli, yine Fenerbahçe’nin Genç takımının İzmir’de Eylül 1924 de yaptığı ve 29 a karşı hiç gol yemeden kazandığı 4 maça dayanır. Şöyle ki:

Ağustos 1924 de İzmir Halk Partisi müfettişi Sadreddin bey, İzmir Deniz Üs Komutanı ve ilk Türk futbolcusu Fenerbahçeli Binbaşı Fuat Hüsnü (Kayacan) beye baş vurup Fenerbahçe A takımını İzmir’e getirmeye delalet etmesini rica etmiştir. Fuat Hüsnü bey:

— Birinci takımın İzmir’e gelmesi zor olur. Fakat, geçen yıl benim çalıştırdığım üçüncü takım da sizleri tatmin eder.. Deyince, Sadreddin beyden şu cevabı alır:

— Aman, çoluk çocuk getirelim!… demeyin. Bizimkiler onları çiy çiy yerler, ha!….

Eylül 1924 ün 17 inci günü İzmir Basmahane İstasyonunda merakla beklenip şüphe ve tereddütle karşılanan Fenerbahçe 3. takımı, Türkiye Genç takımlar tarihinde ilk deplasman olan bu temasta 19/26 Eylül arası Altay, Altınordu, Karşıyaka ikinci takımlariyle Hilâl birinci takımına 4 maçta sıra ile 8/0, 6/0, 11/0 ve 4/0 sonuçlarla, sıfıra karşı toplam 29 gol atmış ve uyandırdığı hayranlıkla Ege bölgesinde bugün hala egemenliğini yaşatıp sürdüren Fenerbahçe sevgisinin tohumlarını atmıştır.

Hüsnü – Füruzan (Şansal), Ziya (Atabey) – Ulvi (Örel), Hayri (Başol), Hakkı (Gürtay) – Suat (Belgin), Ferruh (Örel), Sedat (Taylan), Şahap (Moltay), Haydar (Aşan) ve 2 yedek Nihat (Sa yar) ile Şevki (Onat) dan oluşan bu üçüncü takımın 19 Eylülde Altay’ı 8-0 yenmesinden sonra, 21 Eylül 1924 günlü ANADOLU gazetesinin yorumu:

(Altaylı gençler bu yenilgiyi bir galibiyet kadar neş’e ile karşıladılar. Rakiplerine karşı dikkat, itina, gıpte ve takdirle oynadılar. Bu, Fenerbahçelilerin görevlerini şerefle yaptıklarına kanıttır.

Memleket sporculuğundaki daima müstesna mevkiini muhafaza eden Fenerbahçe Spor Kulu-bü, dün Ankara’da irtikâp edilen hataları , spor yoliyle yüzlere vurur şekilde, bugün İzmir’e bir takımını göndermiştir.)

6-0 lık Altınordu maçından sonra 25 Eylül günlü Yeni Asır’dan:

(Yurdumuzun en güçlü teşkilatına malikiyetlc-ri ve ciddiyetleriyle Türklüğü her zaman yabancılara tanıtmak şerefini taşıyan Fenerbahçe kulübümüzün sevimli küçükleri, ağabeylerinin kıymet ve şereflerini yansıtan meziyetlcriylc, İzmir’in spor hayatında inkilap yaptılar.)

11/0 lık Karşıyaka maçından sonra yine Yeni Asır’dan:

(Bugün herkes bir haftadır meclup olduğu Fenerbahçe’nin oyununu daha ziyade takdir etti. Fenni oyun karşısında gelişigüzel oynamanın hiçbir yarar sağlamayacağını bir kez daha gösteren sevimli misafirlerimiz her bakımdan tebrike lâyıktırlar.)

Bu takımın kalecisi ve Soyadı kanunundan önce vefat eden Kızıltopraklı Rahmetli Hüsnü, Fenerbahçe futbolunun ilk yurtiçi deplasman maçı olan yukardaki 19 Eylül 1924 Altay karşılaşmasını özel anılarında şöyle yazmıştır:

(Hakem Altay kulübünden ve milli futbolcu Ha-mit beydi. Hücum haltımızın ahenk ve kombinezonu ile daha ilk dakikalarda hakimiyeti elde ettik, Sedat 3. dakikada ilk golü lehimize kazandırdı. Bunu 2 ve 3 üncüler takip etti. Üçüncü sayıdan sonra Altay’ın hücümları görünmeye başladı. Bu esnalarda kaleye gelen iki-üç şutu kurtardım ve ilk haftaym bu suretle hitama erdi… 5 Dakika istıra-hatten sonra tekrar sahaya geldik. Hakimiyet te-mamen bizde. Arasıra Altay’ın da münferit hücumları gözüküyor. Bu esnalarda Sedat’ın şahane ceza vuruşuyle 4. sayı yapıldı. Oyunun sonlarına doğru sayılar birbirini takip ederek sıfıra karşı 8 golle galip ve İzmir halkı ile sporcularına takımımızın fenni ve ilmi oyununu gösterdik. Kaldığımız Fuat beyin evinde giyindikten sonra Altay kulübünde şerefimize bir ziyafet verildi. Samimi hasbıhaller ve müsafahalardan sonra bu şerefli geceye nihayet verildi.)

Rahmetli kalecinin GÜLNİHAL vapuruyleve Dr. Hâmit Hüsnü beyin başkanlığındaki seyahat notlarından bazı ilginç konular:

(Çantamı alıp güverteye çıktığımda yangın yerinden başka birşey göremedim. Yeni yapılmış 2/3 ev dışında bir harabe… Sandallara binip iskeleye çıktık. Çarşısı iki üç dükkândan ibaret bir köydü Bandırma.

Harap, tenha kasaba ve şehirlerden geçiyorduk. Kırkağaç’ta sporcu gençler bizi çok samimi karşıladılar ve hepimize ayrı ayrı kavun hediye ettiler.

Karşıyaka’da Sami (Coşar) bey, Basmahanede de Fuat Hüsnü beyle İzmirliler karşıladılar. Arabalarla Sanatler okuluna götürüldük. İlk gece tah-takurularından uyuyamadık. Ertesi günden itibaren Fuat beyin Kordon’daki evine taşındık, yemeklerimizi de onbeş dakika uzakta Ferah lokantasında yedik.

…. Büyük bir seyirci kitlesi önünde yaptığımız II/O lık Karşıyaka maçından sonra eve gelip giyindik ve bize tahsis edilen motörle, yarım saatte davetli olduğumuz Karşıyaka kulübüne gittik. Şereflerine, 3 defa Yaşa… diye bağırdıktan ve kulüp te biraz oturduktan sonra, bu gece açılan büyük bir lokantadaki ziyafete gittik. Dışarda cazbant çalıyor, birkaç ecnebi dans ediyor, kendimizi Beyoğlunun dans salonlarında sanıyorduk.

Ziyafet iki saat sürdü. Nutuklar söylendi. Haydar ile Nihat’ın dansları çok alkışlandı. Sonra yine Karşıyaka kulübüne geldik ve 12 de bekleyen motörle Kordon’a dönüp, fazla yorgun olduğumuzdan hemen yattık. Bu şerefli akşamımıza da bu suretle nihayet verdik.)

FENERBAHÇE İLK KEZ İZMİR’DE

Fenerbahçe 3. takımı, tam anlamiyle, Egeliler’in gönüllerini fethetmişti. “FENERBAHÇE” sözü İzmir ve bütün Ege’de sevgi saçan bir ışıktı artık. Karşıyaka, bu durumdan yararlanmakta beceri gösteren kulüp oldu ve gerçekten büyük yarar sağladı. Şöyle ki:

Fenerbahçe’nin Şckip (Kulaksızoğlu) den önce, 1920/21 yıllarındaki kalecisi Kenan (Or), Sakarya Savaşından hemen önce, 4 takım arkadaşı Şehit Nâhit (Çokbaşaran), Kâmil (Rona), Ethem (Bellisan), ve Dr. Refik (Kuntol) ile beraber gizlice Anadolu’ya geçip Milli Orduya katılmış ve büyük zaferden sonra İzmir’e yerleşmişti. Hatta, kalesini koruduğu Karşıyaka’nın 1923/24 mevsimi İzmir şampiyonluğunu kazanmasında da etkisi büyük olmuştu. Genç takımın İzmir’de yarattığı hayranlığı içinde yaşayan Üstg. Kenan (Or) 1925 Şubatında, Karşıyaka adına, Fenerbahçe’nin İzmir’e getirilmesini Akdeniz Üs Komutanı Fenerbahçeli Fuat Hüsnü beyden rica etmiştir.

Fenerbahçe kulübü 1924 yılı İstanbul ve Türkiye şampiyonluklarında uğradığı çirkin tertip ve haksızlıklar nedenleriyle, Futbol Federasyonu ile anlaşmazlık hâlinde olduğundan, resmi maçlara girmiyordu. Daveti olumlu karşıladı ve anlaşma gereği 20 kişilik kafile, bütün masrafları yüklenen Karşıyaka Spor Kulübü adına 4 maç yapmak üzere, 17 Mart 1925 salı günü GÜLNİHAL vapuru ve Bandırma yoliylc İstanbul’dan hareketle 18 Mart’ta İzmir’e vardı.

Fenerbahçe bu ilk yurtiçi deplasmanında gemilikle:

Şekip (Kulaksızoğlu) – Cafer (Çağatay), Kadri (Göktulga) – Fahir (Yeniçay), İsmet (Uluğ), Ulvi (Örel) – Bedri (Gürsoy), Saadet (Tokcan), Zeki (Sporel), Alaaddin (Baydar) ve Sabih (Arca) tertibinde oynadı.

Futbolu yeni bırakan Hasan Kâmil (Sporel) ve Ömer (Tanyeri) den yoksun bu takım, Dünya futbolunda eşsiz bir başarı olarak yaşayan 1922/23 mevsimi İstanbul Lig şampiyonluğunu gol yemeden 58/0 lık skorla kazanan ünlü kadrodur.

Fenerbahçe’nin bu İzmir deplasmanı Türkiye’de Kulüpler arası yapılan ilk sözleşmedir ve mali yönden, ne olacağı belirsiz sonucu, Karşıyakalı Yöneticilere haftalarca heyecan ve korku geçirtmiştir. Hatta genç takımın 6 ay önce yarattığı hayranlık, İzmir Caddeleriyle atlı Tramvayları süsli-yen (MİLLİ TAKIMA 7 OYUNCU VEREN MEŞHUR FENERBAHÇE İZMİR’DE!..) afişleri bile bu korkuyu giderememişti. Ancak, Karşılama törenindeki coşku ve şehrin adeta yerinden oynayışı, telaşın yersiz olduğunu kanıtladığı gibi yüzleri de güldürdü. O kadar ki, 50 ve 100 Kuruş olarak ilân edilen fiyatlar, birinci maçtan sonra 100 ve 250 Kuruşa çıkarıldıkları gibi maç sayısı da, sonuncunun geliri bölüşülmek üzere, 5 e yükseltildi.

Fenerbahçe’nin bu ilk İzmir deplasmanı 14 bin lira (2 bin Reşat altını) net kârla, borç içindeki Karşıyaka kulübünü feraha çıkarmıştır. Ayrıca, İtalya’ya 4 yarış teknesi ısmarlamış, yaptırdığı kortlarla da tenis şubesi açmıştır.

Seyahat, futbol yönünden de olağanüstü etkiler yarattı. Punta (Alsancak) sahası 5 maçta dolup taştı ve (l)e karşı (25) gol atılırken de İzmir ve bütün Ege yerinden oynadı. 27 ve 29 mart 1925 de 7-0 ve 8-0 kazanılan İzmir Karmasiyle Garıbaldi maçlarını Galip Zâde Mehmet Ali imzasiyle Cumhuriyet gazetesi şöyle yazmaştır :

(FENERBAHÇE-İZMİR KARMASI MAÇI PEK BÜYÜK BİR KALABALIK ÖNÜNDE YAPILDI. FENERBAHÇE’NİN İZMİR SEYAHATİ İZMİRDE SPOR VE ÖZELLİKLE FUTBOLA KARŞI DAHA CİDDİ BİR İLGİ UYANDIRMIŞTIR. FUTBOL OYUNUNUN NE OLDUĞUNU BİLMEYENLER BİLE BÜYÜK BİR MERAKLA PUNTA SAHASINA KOŞUYORDU. TRİBÜNLER, MEYDANIN HER TARAFI DOLMUŞTU.)

(DÜN SAHA YİNE KALABALIKTI. SEYİRCİLER ARASINDA YÜZLERCE ECNEBİ AİLE YER ALMIŞTI. FENERBAHÇE DÜN DE ÇOK BAŞARILI İDİ. HAYRETLER UYANDIRAN KOMBİNEZONLARIYLE İLK DAKİKADAN İTİBAREN GARİBALDİ KALESİNE TEHLİKELİ AKINLAR YAPMAYA BAŞLADILAR……

FENERBAHÇELİLER HER ZAMANKİ GİBİ MUVAFFAK OLDULAR. KESİN VE ŞEREFLİ BİR GALİBİYET KAZANDILAR. HEMEN HEMEN BÜTÜN İZMİR YABANCILARININ HAZIR BULUNDUKLARI MÜSABAKADA FENERBAHÇELİLERİN GÖSTERDİĞİ BAŞARI CİDDEN TAKDİRE LÂYIKTIR.)

Bu Fenerbahçe-Garibaldi maçı İzmir spor tarihinde çok önemli ve unutulmaz bir olaydır. Uzun yıllar hafızalardan silinmemiş ve görenlerin görmiyenlere anlatmalariyle kuşaktan kuşağa naklolunarak yaşamıştır.

Fenerbahçe’nin teknik oyun ve parlak başarılarının Garibaldi’li futbolcular karşısında sönmeye mahkum bulunduğu iddiasındaki yabancılar maça bir çok buketle gelmiştiler. Maç sonunda Garibaldi’nin yıllardır İzmir’de yerleşmiş, hatta doğup büyümüş İtalyan, İngiliz ve Yugoslav asıllı galip futbolcularına saha ortasında törenle sunacaklardı. Ancak, Alaaddin’in üstüste 4 golünün daha ilk devre içinde kalelerini delik deşik etmesi karşısında, nadide çiçeklerden yapılmış o güzelim buketler tribün aralarından gizlice aşağı atılmışlardır…

FENERBAHÇE İLK KEZ ANKARA’DA…

Fenerbahçe, İzmir’den sonra 2. Yurtiçi deplasmanını Türkiye şampiyonu Muhafızgücü’ntin davetiyle, 192u yılı Haziranında, 2 maç için Ankara’ya yaptı

Kurban bayramının 1. gününe rastlayan 21 Haziran sabahı trenle yola çıkan takım, 28 saat sonra, 22 Haziran salı günü 12 de Ankara istasyonunda, başta Muhafızgücü bandosu olarak, büyük bir kalabalık tarafından coşkun sevgi gösterileriyle karşılandı. Muhafızgücü bandosiyle beraber, yürüyerek varılan Anadolu Lokantasındaki öğle yemeğinden sonra GAZİ PAŞA okulunda dinlenen ve hazırlanan takım, aynı gün saat 17 de İstiklal Spor alanındaki maça gelmiştir. Sahayı çevreliyen kesif kalabalık arasında birçok hükümet erkanı da yer almıştı. Muhafız Alayı Komutanı İsmail Hakkı Tekçe, Fenerbahçe takımına hitaben:

(TÜRK SPORUNU İÇERDE VE D İŞAR DA YABANCILARA KARŞI ŞEREFLE TEMSİL EDEN ÜSTAD FENERBAHÇE TAKIMINI ARAMIZDA GÖRMEKLE BAHTİYARIZ. MUHTEREM MİSAFİRLERİNİ SABIRSIZLIK VE HEYECANLA BEKLİYEN ANKARA GENÇLİĞİ BUGÜN İNCE VE FENNİ FUTBOLUNUZDAN ÇOK YARARLANACAKTIR. HER 2 TARAFA BAŞARILAR DİLER, ŞU NAÇİZ HEDİYEMİZİ TAKDİM EDERİM..) sözleriyle Muhafızgücü bayrağını Fenerbahçe Genel Sekreteri Muvaffak Menemencioğlu’na sunmuş, bilmukabele, çok muhterem ve değerli Komutana da Fenerbahçe bayrağı takdim edilmiştir.

Çok kötü toprak sahada Ankara’nın ünlü hakemi İbrahim Turgut’un yönettiği maçı 6 ve 75. dakikalarda Sedat’la Alaattin’in sayılariyle 2-0 Fenerbahçe kazandı. Ankara’da bu ilk maçı yapan kadro şöyledir :

HAMİT AKBAY – KADRİ GÖKTULGA, SABİM ARCA – ULVİ ÖREL, CEVAT SAYI T, FAZIL ERDEM – HAYDAR AŞAN, ALAADDİN BAYDAR, ZEKİ SPOREL, SEDAT TAYLAN, BEDRİ GÜRSOY.

SARI-LACİVERTLİ takım 2. maçını Kurban Bayramının 4. günü olan 24 Haziranda aynı kadro ile Kâmil Rona hakemliğinde Ankara karma-siyle yaptı ve yine Sedat (2) ile Alaaddin’in golleriyle 3-0 kazandı.

O tarihte 40-50 bin nüfuslu Küçük bir şelıircik olan Ankara, Fenerbahçe’nin bu tarihsel ziyaretiyle bayram içinde bayram yaşamış ve yine bu ziyaretle Başkente ilk Fenerbahçe sevgi tohumlan atılmıştır.

İzmir ve Ankara’dan sonra Bursa, Balıkesir ve Mersin’le devam eden Fenerbahçe’nin Yurtiçi deplasmanları aşağıdaki tabloda görüleceği üzere, 1986/87 mevsimi sonuna kadar 46 şehri kapsamış bulunuyor. Bu şehirler, Fenerbahçe A takımının ilk ziyaret tarihlerine göre sıralanmışlardır.

Hatırlatmak yerinde olur ki, tablo, Fenerbahçe’nin aldığı sonuçlara göre tertiplenmiş bulunuyor. Yani, şehirlerin hizalarındaki sayılar Fenerbahçe takımının aldığı sonuçlardır. Örneğin;

İlk Yurtiçi deplasmanını 1925 yılında İzmir’e yapan Fenerbahçe A takımı, 1986/87 mevsimi sonuna kadar bu şehrimize yaptığı 134 deplasmanda 183 maç oynamıştır. Bu 183 maçtan 88 ini kazanan Fenerbahçe 55 iııde berabere kalmış 40 kez de yenilmiştir. İzmir’de attığı 325 gole karşı da 179 gol yemiştir.

Aşağıdaki tablo Fenerbahçe’nin 62 yılda 46 şehrimize yaptığı deplasmanlarda, her şehirde aldığı sonuçları ayrı ayrı gösteriyor:

F.B.NIN YURTİÇİ DEPLASMAN TÜRLERİ

Fenerbahçe’nin 1925 de özel maçlar için İzmir’le başlayan Yurtiçi deplasmanları, 1933 den itibaren Türkiye Amatör şampiyonası ile resmiyete de döküldü ve hatta Balkan ve İzmir’de yapılan Benfika maçı gibi, Avrupa Şampiyon kulüpler kupasına kadar da uzandı.

Aşağıdaki tablo, sayısı 1986/87 sezonu sonunda 653 ü bulan Fenerbahçenin bu deplasmanlarının türleri ile sonuçlarını gösteriyor :

1 ve 2- bir Başbakanlık Kupası maçı Türkiye Amatör Ş.luğu ve bir Cumhurbaşkanlığı kupası maçı da Başbakanlık Kupası deplasmanında oynandı.

3- 1974’de Ruch Chorzow maçında sahaya öteberi atılmasından dolayı, U.E.F.A., F.B.yi 15 bin İsviçre frangı ile ilk kupa maçını İst. dışında oynama cezasına çarptırdığından, Benfika rövanş maçı 1 Ekim 1975 de İzmir’de oynandı.

FUTBOLDA F.B.NİN YURTDIŞI DEPLASMANLARI

Türkiye’nin en popüler, Teknik ve en çok şampiyonluk kazanan kulübü Fenerbahçe, bu şöhret ve özellikleri nedenleriyle, yurtiçinde olduğu kadar, yurtdışında da en çok aranan kulübümüz oldu. Böyle iken, Fenerbahçe dış temaslarda çekingen davranmakla uzun yıllar yanlış bir yol izlemiştir. Ancak, 1948 yılı, Atina’ya yapılan 3. seyahat ve değişmeye başlayan görüş açısıyle, bu alanda reform yılı olmuş, 1959 dan itibaren de Avrupa ve Balkan Kupaları maçlariyle artan deplasman sayısı, 1986 yılı sonunda 65 i bulmuştur. 26 ülkeye yapılan bu 65 özel ve resmi deplasmanda Fenerbahçe 127 maç yaptı. 50 maçı kazandı, 15 inde berabere kaldı, 62 karşılaşmayı da kaybedip 241 e karşı da 254 gol attı.

Fenerbahçe Kulübü, 1914 de Rusya ve 1925 de de Bulgaristan’a 2 seyahat yaptıktan sonra, dış deplasmanlara büsbütün sırt çevirmiştir. Kulübün 1950 lere kadar belirli kişilerce yönetilmesi ve bu zevatın dış deplasmanlardan kaçınmaları Fener-bahçeyi bir kaç uygun olanaktan mahrum bırakmıştır. Oysa, dış seyahat ve turnelerin futbolun gelişmesi yönünden olduğu kadar, bizim gibi kasten yanlış tanınmış ve tanıtılmış bir ülke için, propaganda bakımından da, büyük yararlan kuşkusuzdur.

İLK DEPLASMAN : 1914 DE 5 MAÇ İÇİN RUSYA’YA

Fenerbahçe, ilk yurtdışı deplasmanını 1914 de Güney Rusya’ya yaptı. Güney Rusya şampiyonu SPORTİNG CLUB ODESA, Mayıs 1914 de Cablot Sterne şirketi aracılığıyle İstanbul şampiyonu Fenerbahçeyi, bütün masrafları üstlenerek, 3 maç için Odesa’ya davet etti.

Fenerbahçe kafilesi, 5 i yönetici, 14 de futbolcu olarak, şu 19 kişiden oluşmuştur : Kafile Başkanı, Reis Dr. Hamit Hüsnü (Kayacan), idareciler : Zeki Mazlum (Saltık), Yahya Berki (Karagö-zoğlu), Şakir (Beşe), Salahaddin (Manço) ile futbolcular:

Garbis Arslanyan, Emirzade Arif, Galip, Sabri, Süreyya, Miço, Nuri, Nüzhet, Sait Salahaddin, Hikmet, Hasan, Hüseyin ve ikinci takımdan Jean ve Konstantin Boris kardeşler.

Fenerbahçe’nin bu ilk yurtdışı deplasman haberi İKDAM gazetesinin 8 Haziran 1914 gün ve 6213 sayısında şöyle yayınlanmıştır :

(Yapılan davet üzerine Odesa’ya gideceklerini dün yazdığımız Fenerliler, şehrimizde mevcut spor klüpleri heyetleri tarafından mutantan surette uğurlanaçaklardır. 2 senedir İstanbul şampiyonluğunu muhafaza edeıı ve her müsabakada şayanı hayret maharetler göstermiş bulunan Fenerbahçeye selametler ve muvaffakiyetler temenni ederiz.)

Galata rıhtımından 8 Haziran 1914 Pazar günü (KOCA PETRO) vapuriyle yola çıkan Fenerbahçe, yüzlerce taraftar ve bir çok müessese ve kulüpler tarafından uğurlanmış ve 10 Haziran sabahı Odesa’da Sporting Club Yöneticileriyle kalabalık bir meraklı kitlesi tarafından karşılanmıştır. Brik arabalariyle şehrin en büyük oteli olan BALŞAİ MOSKOVİSKAYA = BÜYÜK MOSKOVA SARAYI’na misafir edilen Fenerbahçe’lilere Odesa Müslüman Cemaati reisi ve Otel hissedarlarından Kırımlı Safarof ef. ile birer İtalyan ve Rus, mihmandar olarak verildiler.

Odesa ikincisi Schaka (Şaka) Kulübüyle 12 Haziranda yapılıp, “HURRA TURKO!..” sesleri ve alkışlar arasında 1-1 berabere kalınan ilk maçta göze garip gelen 2 durumdan biri sahanın süvarilerle çevrelenmiş olması, 2. si de tribünlerdeki kadın çokluğudur. Oysa, otarihlerde dünyanın her yerinde futbol maçlarına giden kadınların parmakla sayılacak kadar az olduğu öne sürülmüştür.

Yabancı sahada tarihinin ilk maçını, F.B. şu tertiple oynadı :

ARSLANYAN – ARİF, GALİP – SABRİ. HASAN, SÜREYYA – MİÇO, NURİ, NÜZHET, SAİT, HİKMET.

İlk devrede Hikmet’in penaltı golüne Ruslar 2. devre karşılık vermişler ve maç 1-1 sonuçlanmıştır.

Fenerbahçe 2. maçını Odesa şampiyonu SPORTİNG CLUB ile 14 Haziran pazar günü yine bir Rus hakem yönetiminde yaptı ve tarihinin Yurtdışındaki ilk galibiyetini 1-0 kazandı.

İlk maçtaki kadro ile oynayan Fenerbahçe, canlı ve güzel oynamış ve 10 bin seyircinin sürekli al-kışlariyle desteklenmiştir. Sert oynayan Rus takımı bütün çabasına karşın, Hikmet’in ilk devre sonlarındaki penaltı golüne karşılık verememiş ve alandan yenik ayrılmıştır. Arslanyan’ın lastik top gibi plonjonlarmı Rus seyirci çılgınca alkışlarla karşıladı. Rusların bu maçta Fenerbahçe’yi coşku ile desteklemelerinin nedeninin, Odesa şampiyonunda bir kaç İngiliz futbolcunun yer almış olmasından ileri geldiği sonra öğrenilmiştir.

Fenerbahçe 3. maçını 16 Haziran 1914 de Odesa Karmasiyla yaptı. Bek Arif’le Ortahaf Sabrinin Mühendis Mektebindeki imtihanları nedeniyle bir gün önce İstanbul’a gitmelerinden zayıflayan defans, 4 İngiliz forvetiyle, civa gibi ve çok çabuk Rus solaçığı tutmakta zorluk çekmiş ve maç 3-0 kaybedilmiştir. O gece ALEXANDRE PARK da verilen 120 kişilik ziyafette, Ruslar Fenerbahçelilere bir çok hediyeler sunmuşlar, avcı olduğunu öğrendikleri Sait Salahattin Cihanoğlu’na da cins bir av köpeği hediye etmişlerdir.

NİKOLAYEF GALİBİYETLERİ

Fenerbahçe adlı bir Türk takımının Odesa’da başarılı maçlar yapması ve Rus basının bu konudaki olumlu yayınları Fenerbahçe’ye Rusya’nın her tarafından davet mektupları gelmesine neden oldu. Bunlardan Nikolajef’den gelen 2 maçlık davete giden Fenerbahçe, 19 Haziranda Hüseyin’in goliyle Nikolayef Club’u 1-0, 21 Haziranda da, yine Hüseyin (2) ve Sait Salahaddin’in golleriyle, Nikolayef şehir karmasını 3-0 yenmeye muvaffak oldu.

Takımın 12 kişi kalmış olmasına karşın, KİEV den yapılan ısrarlı öneriler de olumlu karşılanmışken, Başkonsolos Şakir Paşazade Tahir Beyin politik durum’un çok kötü olduğu yolundaki uyarısı üzerine, Fenerbahçe kafilesi 28 Haziran 1914 Pazar günü, yani Boğazların kapanması ye 1. Dünya Savaşının başlamasından kısa süre önce İstanbul’a döndü.

Fenerbahçe bu ilk Yurtdışı deplasmanda 5 maçta 3 galibiyet, birer beraberlik ve yenilgi almış, 4 e karşı da 6 gol atmıştır. Ruslar Fenerbahçe’nin sırım gibi ve yağız delikanlılarını hayranlıkla seyretmişler ve takımın antrenörsüz olduğuna bir türlü inanmamışlardır. Odesa’da bir gazetede yayınlanan karikatürde ise, bir Rus çocuğu mükemmel yapılı Fenerbahçelileri annesine gösterip soruyor ve cevap alıyordu:

— Anne!.. TÜRKLER İNSAN YERLER DENİYOR; OYSA, BAK ONLAR DA BİZİM GİBİ!..

YAVRUM!.. BUNLAR O TÜRKLER DEĞİL… BUNLAR JÖN TÜRKLER!…..

Fenerbahçe’nin bu ilk Rusya Turnesi Çarlık Rus-yası ile OSMANLI İmparatorluğu arasında ilk ve yegane sportif temas olmak bakımından olağanüstü tarihsel bir değer taşır.

BULGARİSTAN TURNESİ

Fenerbahçe, 2. Yurtdışı deplasmanını, birinciden 11 yıl sonra, 1925 de 3 maç için Bulgaristan’a yaptı. Sofya Slavia’sı ile 1924 de imzalanan karşılıklı anlaşma gereği, Bulgarlar Ekim 1924 de İstanbul’a gelip 2 maçtan ilkini 2-1 kazanmış, rövanşı ise 2-0 kaybetmişlerdi.

Seyahat sırası Fenerbahçe’ye gelince işin tadı kaçmıştı, Sarı-Lacivertli kulüp için.. Askerlik işleri, izinler ve pasaport, büyük külfetti.. Kim uğraşacaktı bunlarla… Fenerbahçe işi sallarken, Bulgarlar sabırsızlanıyor, telgraf üstüne telgraf yollı-yorlardı… Nihayet Genel Sekreter Ali Naci Karacan başkanlığındaki kafile 21.8.1925 Cuma günü alelacele, yasaksavar gibi yola çıktı. İsmet, Fahir ve Kaleci Hamit’e izin alınamamış, Bedri ile Bur-sada olan Alaattin daha sonra Sofya’ya gelmişlerdir.

Türk ve Bulgar bayraklariyle donatılan istasyonda, elçilik temsilcileri ve binlerce karşılayıcı arasında, başta general Lazarof olduğu holde, Süvari birliği, izci ve mektepliler ve bir askeri bando vardı. General Lazarof Fenerbahçelilere “hoş geldiniz!..” demiş, iki ülke arasındaki dostluktan söz edip Büyük Ata’mızı hararetle övdükten sonra, Sofya’nın en büyük oteli olan Splandite Palace’a kadar takımla beraber gelmiştir.

Bulgarlar takımlarına çok güveniyor, Fenerbahçe’nin galibiyet alamadan döneceği görüşünü öne sürüyorlardı. Bununla beraber, Fenerbahçe’ye karşı her fırsatta gösterdikleri, misafirperverlik sınırlarını aşan, son derece sevgi ve saygı ve ziyafetlerde söyledikleri Türkiye ve Atatürk’ü öven nutuklar yurdumuzda iyi karşılanmıştır.

İlk maç 23 Ağustos Pazar günü ağır bir havada oynandı ve Bekir’in 36. dakikadaki golüne karşı Bulgar’lar 60 ve 80. dakika golleriyle 2-1 kazandılar. İki gün sonraki rövanşı ise, bu kez, daha güçlü bir tertiple ve rakibin 23. dakikadaki sayısına 35 ve 80. dakikalarda Zeki ve Sadi’nin golleriyle, 2-1 Fenerbahçe kazandı.

Fenerbahçe 31 Ağustosda Filibe’de angajman dışı 3 üncü bir maç yaptı. Askeri bando ile karşılanan Fenerbahçe, şampiyon “BOTEV’i Alaet-tin (3), Zeki (2) ve Sadi’nin golleriyle 6-2 yendi.

Bu maçta 2 özellik yaşanmıştır. Birincisi, seyirciler arasında çarşaflı Türk kadınlarının çokluğu, ikincisi de yapılan her golü bando’nun gürültülü şekilde kutlayışıdır.

Filibe Türklerinin, kadınlara kadar, anayurda bağlılıklarını Fenerbahçe’nin şahsında, isbata koşmaları, Sarı-Lacivertlileri bu seyahatte en fazla duygulandıran olay olmuştur.

3. DEPLASMAN : 24 YIL SONRA ATİNA’YA

Fenerbahçe A Futbol takımı 1925 de Bulgaristan’a yaptığı 2. Yurtdışı deplasmanından sonra, 1948 yılı Aralık ayına kadar, 24 yıl yurtdışına çıkmadı. Bunun nedeni, Fenerbahçe’de dış deplasmanlara karşı bu yıllarda duyulan ilgisizliktir. Zaten, Kulüp, futbolcuların her dönemde pürüzlerle dolu askerlik ve pasaport işleriyle uğraşacak bir elemana da sahip değildi. Amatör olarak çalışan menejer rolündeki Kemal Onan (Con) dışında, Fenerbahçe de ücretli olarak, sadece bir tek malzeme ve saha bakımcısı vardı. Buna, 1940 dan sonra, akşamları gelip 1-2 saat çalışan bir kâtip katılmıştır. Ancak, 1946 da, Gazi Terbiye Enstitüsü mezunu eski atlet Reşat Erte’nin, B.T.G.M. lüğün-den alınan izin ve 60 lira maaşla, Edirne’den Fenerbahçe Stadı müdürlüğüne getirilmesiyle bu imkân sağlandı. Fakat, bu kez de başka engeller doğmuştur:

(FORMALİTELER) ağırlıklı yukardaki çekingenliği, zamanla (SORUMLULUK) korkusu devralmış ve zaten alışılmamış bir konuya girmek ve girişmekte kimsede cesaret kalmamıştır. O kadar ki, 1945 den sonraki her dış deplasman konusu eski ve yeni yöneticiler arasında uzun süre tartışılmış ve sonunda, (vazgeçmek) mukadder akibeti, futbolcular arasında, (BİZİM TAKIM YURTDIŞINA ÇIKAMAZ!..), görüş ve sözünün yer etmesine ve şampiyonluğa yükselmiş amatör gençlerin zaman zaman kırılmalarına neden olmuştur. Karşılıklı anlaşmalara dayalı ve rakiplerin İstanbul’a gelmeleriyle yürürlüğe giren, masrafsız Kahire, Prag, Budapeşte ve Tahran deplasman imkânları bu şekilde heba oldular.

İkinciden 24 yıl sonraki 1948 Atina deplasmanını hazırlayan yönetim kurulundan Rüştü Dağ-laroğlu’nun seyahatin 5 bin lira olan net gelirini, henüz Yunan Kulübünden almadan ve deplasmana da çıkmadan, peşin olarak ortaya koymasına ve bu paranın çok da işe yaramasına (1) karşın zorluk bitmemiş, sürmüştür. Nitekim, kafileye dahil 3. yöneticinin, bir süre önce Beşiktaş’ın aldığı kötü sonucu öne sürerek, uzun ve ağır bir muhalefet raporiyle, biletini de geri verip son anda kafileden ayrılması 3. dış deplasmanın maddi ve manevi ne büyük sorumluluklar bahasına yapılabildiğine örnektir.

Fenerbahçe kulübünde, aslında çok sakıncalı ve huzur kaçırıcı bu mücadelelerin, çok şükür, başarılı ve verimli sonuçları, bir gerçek ki, çok yararlı bir (Reform) niteliği taşır. 41 yılda 2 kez yurtdışına çıkabilen Fenerbahçe takımının, 1948/53 arası, 5 yılda çok başarılı 5 deplasman yapması bu sayede mümkün olmuştur. Daha sonraki Avrupa ve Balkan Kupaları maçlarıyla, bu deplasmanların zorunlu hale dönüşmesi ise, bu müca-deleli girişimin aslında Fenerbahçe Kulübü ve futbolu için ne kadar isabetli ve yararlı bir davranış olduğunu da kanıtlamış ve gözler önüne sermiştir.

1948 yılındaki 4 maçlık bu deplasman Fenerbahçe Kulübünün yaşamında bir (Reform) başlangıcı olarak, tarihsel değeri nedeniyle, üzerinde durulmak gerekir. Aşağıdaki satırlar 1957 de yayınlanan ilk “Fenerbahçe Tarihi”nin 377. sayfasından alınmıştır :

(…. Bu seyahat yönetim kurulunun çoğunlukla aldığı kararla, Apollon Kulübü ile imzalandı. Yunan Kulübü, Atina’daki yeni stadının açılışını 1948 Nisanında ve Yunan Kralının huzurunda Fenerbahçe ile yapacaktı. Bütün masraflar dışında Fenerbahçe ayrıca 5 bin lira da alacaktı. Fakat, Atina’da maç kazanmanın zorluğunu ileri süren bazı yöneticilerin tereddütleri yüzünden, seyahat, belirlenen tarihten 8 ay sonra yapılabilmiştir. Kârın seyahate çıkmadan ödenmesinden başka, şu farkla ki, anlaşma tarihi olan Nisanda Fenerbahçe; antrenör Molnar nezaretinde, İstanbul şampiyonu olur ve parlak bir dönem yaşarken, Aralık ayında antrenörsüz ve formdan düşmüş halde ancak 3. durumda bulunuyor ve yolculuğa, lig maçında Beykoz’a 1-0 yenildiğinin ertesi günü çıkıyordu. Kafileye dahil ve bileti de alınmış üçüncü idarecinin hareket arefesinde :

(Bu takımla Atina’da yapılacak 4 maçın 4 mağlubiyet ve Fenerbahçe’nin büyük prestijinin yıkılmasına mal olacağının şüphesiz bulunduğu…) nu ileri süren uzun bir raporla muhalefet ve kafileden ayrılması da, ikinciden 24 yıl sonra yapılan

(1)- Fenerbahçe Kulübü, 1947 de tertipleyip 85 bin lira olan net geliriyle 27 basamaklı ilk beton tribünü yaptırdığı piyan-go’ya en büyük ikramiye olarak, Bahçelievler semtinde bir Villa koymuştu. Benzerleri 12.500 liradan satılan bu Villayı firma sahibi Fikret Yüzatlı, 2500 lirası peşin alarak, Fenerbahçe’ye 7500 liraya vermişti. İşte; bu 5 bin lira ile villa’nın geciken borcu kapanmıştır. Bu 3. dış deplasmanın güçlüğünü gösterir.

Yönetim Kurlundan Rüştü Dağlaroğlu ile Füruzan Tekil ve Masör Reşac Erte’nin ve 20 futbolcunun oluşturuduğu Fenerbahçe kafilesi, 3.12.1948 Cuma günü İstanbul vapuru ile Pire’ye hareket etmiştir.

B.T.G.M.’ üile Futbol Federasyonu Başkan ve Asbaşkanları, Bölge Md.ü ve Kulüp umûmi kâtibi Zeki Sporel ve pekçok taraftarın başarı dilekleriyle Galata rıhtımından ayrılan Fenerbahçe takımı ile beraber 29 üye de seyahate kendi hesaplarına katılmışlardır. Bu suretle 52 ye yükselen kafile memleketimiz futbolunun bütün dış seyahatleri için bir rekor teşkil eder.

Fenerbahçeliler 4.12.1948 Cumartesi günü Pire limanında büyük tezahüratla karşılandılar. Türk-Yunan bayraklariyle donatılmış 3 otobüsle önce yine bayraklarla süslü Pire Belediye dairesine gelindi ve Şehir bandosu Fenerbahçe’yi bina içinde Türk-Yunan milli marşlariyle karşıladı. Aynı suretle etraf ve içi mahşer gibi dolu Atina Belediye binasında da Şehir bandosu ve Milli marşlarla karşılandı. İki Belediyede yapılan tören, milli marş ve hararetli nutuklarla hazırlanan zengin büfeler Fenerbahçe’ye verilen büyük değerin mükemmel ölçüleridir. O kadar ki, birkaç ay önceki Türk Milli takımının Atina seyahatinde bu seremonilerin hiç biri yapılmamıştır.

ATİNA’DA İLK MAÇ VE İLK GALİBİYET

Atina’nın kalabalık Caddelerinde iki sıra olmuş halkın hararetli alkışları ve Fenerbahçeli futbolcuların isimleri bağrılarak yapılan tezahürat, çok muhtemeldi ki, Yunan topraklarında başka hiç bir yabancı takıma gösterilmemiş bir saygı tezahürü olarak ayrıca kayda değer bir hatıradır.

Minerva Oteline yerleşen Fenerbahçe takımı, ilk maçını ertesi 5 Aralık Pazar günü yeni APOLLON stadında Apollon takımı ile yapmıştır. Birkaç ay önce açılan stat ilk yabancı maçını yaşarken, Atina’da seyirci ve hasılat rekorlarıda bir Fenerbahçe maçı ile kırılmış oluyordu.

Mahşeri kalabalığı bando sesleri arasında yarıp sahaya çıkan takım halka buketler attı ve şiddetle alkışlandı. Fenerbahçe’nin bu hareretini basın Atina’da ilk defa görülen güzel bir jest olarak kaydetmiştir.

Çizgileri dört taraftan aşan ve kale içlerine kadar dolan halkı biraz geri sürebilmek için 45 dakika geç başlanan maçta:

CİHAT ARMAN-ERDOĞAN DAĞDELEN-AHMET EROL-SALAH ADDİN TORKAL (SA-MİM VAR), GALİP HAKTANIR, KÂMİL EKİN (MÜZDAT YETKİNER)-EROL KESKİN, İBRAHİM İSKEÇE, SUPHİ URAL, LEFTER KÜÇÜK, ve HALİT DERİNGÖR’DEN kurulu Fenerbahçe, Lefter’le Suphi’nin güzel gollerinden sonra, santrfordan 27. dakikada bir gol yemiş ve yine Lefter’in 50. dakikada vole şutla yaptığı golden sonra sahadan 3-1 galip ayrılmıştır.

OLİMPİAKOS MAÇI VE MEŞHUR PENALTI

Fenerbahçe Atina’da 2. maçını 24 saat sonra PANATHİNAİKOS stadında Yunanistan Şampiyonu Olimpiakos’la yaptı.

Yukardaki kadrodan yalnız Kâmil yerine Müz-dat’la başlayan ve çok sert geçen maçın 2. devre başında yenen gole, Halit 10 dakika sonra cevap vermiştir. Son derece hırçın ve çekişmeli devam eden maçın berabere biteceği ümit edilir, heyecan ve gürültüler de yatışmış bulunurken 85. dakikada ve oyunun Yunan yarısahasında oynandığı sırada, hakemin oyunu durdurup Fenerbahçe yarısahasındaki laysmene doğru ilerlediği görüldü. Birkaç saniye sonra da penaltı noktasını işaret etti. İşte bu anda sessizlik içindeki statta bir (Penaltı!..) vaveylası kopmuştur.

Takım kaptanı olarak, Cihat’ın itirazına ve ne oldu ki?., demesine, Yunanlı hakem, az önce Fenerbahçe kalesine şut atan futbolcuya ayak konduğunu ve Laysmenin uyarısiyle bunu penaltı ile cezalandırmak zorunda olduğunu söyliyordu. Tartışma uzadı ve olaylar yaşandı. Hakem, Halit, Müzdat, ve Galip’in boğazlarını sıkmış, Lefterede bir tokat atmıştır. Fenerbahçe Kaptanı, bu hareketlerin sporda yeri olmamak gerektiği ve Atina’da anormal bir hakemle maç yapmaktan duyduğu üzüntüyü, tercüman aracılığıyle, gerek hakem ve gerekse sahaya giren ilgililere bildirmiş ve protesto amaciyle boş bıraktığı kaleye Olimpiakos, yaratılan bu penaltı ile 2 inci sayıyı yapmıştır.

Olaya tanık olan Cumhuriyet gazetesi muhabiri Galatasaraylı Ömer Besim Koşalay’ın (EFENDİLİK BİZDE KALDI!..) başlıklı bir telgraf yazısı Yunan spor çevrelerini ağır zan ve suçlamalar altında bırakmıştır. Gerçekten, Olimpiakos maçının hakem konusu yakışıksız bir davranış oldu. Şöyleki, bu maçın hakemi olarak Beynelmilel Costas Çiçis ilan edilmişken, müsabaka sabahı gazetelerde ASPROYERAKAS adı okunmuştur. Bazı uyarılar da olduğundan, Yunanlı otoritelere bu değişikliğin nedeni soruldu:

— Çiçis mazeret beyan etti!., dediler. Öğleye doğru Çiçis’i Atina’ya 14 Km. uzaktaki evinde bulup durumu soruşturan Rüştü Dağlaroğlu’ııa ise, Çiçis,

— Ben mazeret beyan etmedim. Aksine, dünkü maçtan çıkarken, seni değiştirdik!., dediler. Ben de peki!., dedim, o kadar., demiştir.

Durum açıklığa kavuşmuştu. Yine de, Fenerbahçeli yöneticiler, maç öncesi hakem odasına girip, Asproyerakos’ı uyardılar. Bu zat gerçi güvence verdi. Ancak, samimi olmadığı, hazırladığı ortamla kanıtlandı ise de, Fenerbahçelilerin ananevi sportmenlik ve olgunlukları, her hangi tatsız bir olayın çıkmasını önlemiştir.

BERABERLİK VE SON GALİBİYET!..

Atina’da 3. maç 3 Aralıkta PANİONİOS takımı ile yapıldı. Fenerbahçe, 16. dakikada Müzdat’ın ayağından kazandığı gole, 55. dakikada Milli Santrfor ÇULYAS’dan karşılık görerek, berabere kaldı.

Son maç 12 Aralık 1948 Pazar günü Yunanistan’ın en eski ve popüler kulübü PANATHİNAİKOS’la kendi sahasında yapıldı.

Yunanlılar, Fenerbahçe’nin bu maçta yenileceğini, (HEM DE ÖYLE PENALTI GOLÜ ÎLE DEĞİL, AÇIK FARKLA!..) diyorlardı.. Maçın önemi biliniyordu.. Bu nedenle gezme programında büyük kısıntı yapıldı ve takım 3 gün dinlendi.

Fenerbahçe bu maça çıkarken Yunanistan’da yeniden seyirci ve hasılat rekorlarının kırıldıkları ilân edilmiştir. Gerçekten de görüntü eşsiz, acaip ve hazindi. Halk yığınları, tribünlerden sonra, maniaları da aşmış; pisti doldurup taç çizgilerine sokulmuş, önlerine de, girişleri ücretsiz olan binlerce harb ve iç savaş sakatları oturmuşlardı. Manzara hem korkunç hem de hazin; heyecan da çok büyüktü.

CİHAT-ERDOĞAN, AHMET-SAMIM (KÂMİL), GALİP, MÜZDAT-EROL (İBRAHİM), SALAHADDİN (AYDEMİR NEMLİ), SUPHİ, LEFTER VE HALİT tertibinde ki Fenerbahçe, çok çetin geçen ilk devrenin bitimine 20 saniye kala bir gol yedi. Bir serbest vuruş cezasını Milli PE-ÇENAS bir kafa şutiyle direğe vurdurup Fenerbahçe ağlarına takmış ve yer yerinden oynamıştır.

İkinci devreye; Hilmi Ardağ sol beke, tekme ve yumruklarla iyice hırpalanan Lefter’in yerine de, Ahmet soliçe getirilerek başlandı. 64. dakikada Aydemir, 2 dakika sonra da Suphi 2 gol yaptılar. Yunan takımının kısa sürede galibiyetten yenilgiye düşmesi seyirci yığınları arasında şaşkınlık yarattı ve takımlarına yapılan teşçi patırdıları arasında da bu çetin maç Fenerbahçe’nin 2-1 galibiyetiyle sonuçlandı. Dürüst bir hakem olan international DİAMANDOPULOS’un yönettiği bu önemli maçta Fenerbahçe’nin çıkardığı canlı ve ruhlu futbol takdire lâyıktır.

Fenerbahçe takımı üzgün seyirci yığınları arasından çok zor geçebilip soyunma odalarına girdiler. Futbolcuların gerisinde kalan ve iniltili feryatları soyunma odasından duyulan gazeteci Ömer Besim, koridorda kendisini tekme, sille âdeta linç etmekte olan bir kaç Yunan askerinden zor kurtarıldı.

Gece bütün Fenerbahçeliler, Devlet temsilcilerimizin de davetli oldukları bir tavernada, 24 yıl aradan sonra yapılan bir dış deplasmanın mutlu sonucunu kutladılar. Özellikle son galibiyet o derecede şumullû ve etkindi ki, ertesi sabah Yunan basını :

(- SON 10 YILDA ATİNADA EN BAŞARILI OLAN VE ENİYİ SONUÇ ALAN YABANCI TAKIM FENERBAHÇEDİR!) diye yazmıştır.

Birinci Atina seyahatinin 4 maçında 2 galibiyet, bir beraberlik ve kasti bir yenilgi alan ve 5 e karşı 7 gol atan Fenerbahçe takımı 15 Aralık Çarşamba günü, gene İstanbul vapuruyla Pire’den ayrıldı ve ertesi gün kar tipisi altında Galata rıhtımına varınca, bayraklı ve bir yığın buketli kalabalık bir taraftar kitlesinin çoşkun gösterileriyle karşılandı.

Birkaç ay önce Beşiktaş’ın aynı takımlar karşısında uğradığı 3 yenilginin de etkisiyle, bu seyahatin sonuçları memlekette o derece genel bir hoşnutluk yaratmıştır ki, Cumhuriyet gibi gazeteler bile, Fenerbahçe takımı için, bir süre “ATİNA KAHRAMANLARI!..” deyimini kullanmışlardır.)

DİĞER ÖZEL DEPLASMANLAR

Fenerbahçe, 1948 deki Atina deplasmanından sonra, 5 özel deplasman daha yaptı ve 1959 dan itibaren de Avrupa Kupalarının resmi deplasmanlar dönemi başladı. Bunu 1961 de Balkan Kupası deplasmanları izlemiştir. Ancak, bu arada mevsim başı hazırlık kamp ve maçları için Almanya ve Yugoslavya’ya olduğu gibi, bazı Özel maçlarla, resmi deplasmanlar sırasında yapılan özel karşılaşmalar da vardır. Bütün bunların en önemlileri hiç kuşkusuz Avrupa ve Balkan Kupaları deplasmanlarıdır ki bunlar da daha önce konularında sunuldular.

İSRAİL TURNESİ

Fenerbahçe’nin 1948 de Atina’ya yaptığı 3. den sonraki 4 üncü deplasman 9-22 Mart 1950 de 4 maç için İsrail’e yapıldı. Fenerbahçe Kulübü, mali yönden dar bir zamanında, bu turnenin verimli olacağını göz önüne almış ve sağlanan 23 bin lira (8300 Dolar) net gelir Türk futbolunda bütün kulüpler için bir rekor oluşturmuştur.

Umumi Kaptan Rüştü Dağlaroğlu başkanlığında uçakla yapılan turnenin 4 maçı Tel-Aviv, Petah-Tıkva ve Hayfa’da yapılmış, Tel-Aviv’de kalabalıktan stat duvarlarının yıkıldığı 11 Mart 1950 Cumartesi günü şampiyon Hapoel’i 3-0 yenen Fenerbahçe takımı sahadan eller üstünde ve etrafı inleten, Ya.. Ya.. Ya… ŞA.. ŞA.. ŞA… FE… FE..NER.. BAH..ÇE… ÇOK.YA.ŞAAAA… sesleri arasında çıkmıştır.

Saha içine dolan mahşeri kalabalığı İsrail güçleri, halatlarla bir saatlik uğraşıya rağmen, taç çizgilerine süremeyince, bu iş Fenerbahçe takımından rica edildi. Yayılan Sarı-Lacivertliler hemen işi becerdiler. Bu nedenle geç başlayan maç 60 dakika oynana bildi. CİHAT-HİLMİ, AHMET-SALAHADDİN, KÂMİL, MÜZDAT-FİKRET, EROL, CEMAL UZKES, LEFTER VE HALİT-dcn kurulu Fenerbahçe’nin gollerini Halit, Fikret ve Cemal attılar.

Maçtan sonra İsrail’in sesi radyosuyle yurda hi-tab eden kafile yurtdışından yabancı radyo ile ülkesine seslenen ilkTürkspor kafilesi olmak özelliğini kazandı. Aynı akşam İsrail Dışişleri Bakanlığı Fenerbahçe şerefine muhteşem bir yemek verdi. Başta SEYFULLAH ESİN ve eşi olarak bütün Elçilik mensuplarının bulunduğu ziyafette, Türkiye-den göç eden Musevi vatandaşlar Fenerbahçe’ye çok güzel bir gümüş kupa sundular. Elçimiz de, duygularını :

— Bu günkü maç ve ceryan tarzından övünç duydum…. sözleriyle açıklamıştır.

Petak-Tikvoil’da da 5/3 kazanan Fenerbahçe, Hayfa’da 3-1, Tel-Aviv karmasına’da 1/0 yenildi ve 7 ye karşı 9 gol attı.

Fenerbahçe İsrail’de son derecede büyük ilgi ve itibar gördü. Gerek halk ve gerekse Devlet erkânı ve kuruluşların propaganda amaçlı çaba ve konukseverlikleri tahminlerin çok üstünde oldu. (LA VERDAD = GERÇEK), adlı politik gazetenin Fenerbahçe’nin geliş günü Sarı-Lacivert renkte çıkması ve sayfa boyu, Türkçe olarak, (HOŞ GELDİN FENERBAHÇE!..) başlığıyla yayınlanması, her yerde gözlere çarpan Türkçe, Fransızca ve İb-ranice, (İSRAİL’E HOŞ GELDİNİZ) afişleri, Fenerbahçe’nin emrindeki 6 otonun, sürekli olarak üniformalı görevlilerce kontrol ve gidiş gelişlerde refakatte bulundurulmaları gösterilen ilgiden örneklerdir.

SURİYE DEPLASMANI

Fenerbahçe 5. seyahatini Haziran 1951 de Suriye’ye yaptı. Başkonsolos’un, İsrail dönüşü Konsolosluğa davet etliği Rüştü Dağlaroğlu’na; Fenerbahçe’nin Suriye dururken İsrail’e gitmesinden duyduğu üzüntüyü ima etmesi üzerine, Dağlaroğ-lu’nun :

— FENERBAHÇE DAVET EDİLDİĞİ YERE GİDER!… demesi, nihayet masraflar dışı, kulübe 5 bin lira bırakan 4-22 Haziran 1951 de biri Şam, 2 si de Halepte oynanmak için, yapılan 3 maçlık anlaşma, 2 si galibiyet, biri de beraberlikle sonuçlanmış ve Fenerbahçe 6 ya karşı 14 gol atmıştır.

Seyahat, Müzdat, Mehmet Ali, Erol, Lefter ve Orhan’ın Milli Takımın İsveç-Almanya turnesine gitmelerinden, Vefa’dan Galip Haktanır ve Beşik-taş’dan Şevket Yorulmaz alınarak, Yeni ve genç transferlerin eskilerle kaynaşması amacıyle tertiplenmiş ve Genelsekreter Rüştü Dağlaroğlu başkanlığında trenle yola çıkan kafile 6 Haziranda Halep de Klariç Palace’a yerleştikten sonra, Ertesi gün Şam’da Emevi Otcl’e inmiştir. Burada 8.6.1951 Cuma günü Ordu takımiyle yapılan maç ilginç bir anıdır.

Askeri bandonun çaldığı Türk ve Suriye milli marşlarından sonra Burhan, Şevket ve Abdullah’ın 2 şer goliyle kazanılan maçtan sonra, Fenerbahçe takımı tribün önüne davet edilmiştir. Burada, Suriye Ordu Komutanı Fenerbahçelileri Türkçe ayrı ayrı kutladıktan sonra;

— SİZİN TARLA DA BİZİM TARLA GİBİ ÇİMEN OLDUĞUNDAN ZORLUK ÇEKMEDİNİZ. FAKAT, GALİBİYETİNİZİN ESAS SEBEBİ SİZİN FIRKANIN ÇOK KUVVETLİ OLMASIDIR. BU KUVVETİNİZİ 6 HAŞARAT İLE İS-BAT ETTİNİZ VE BİZİ HAKLI OLARAK YENDİNİZ. TEKRAR tebrik ederim.) demiştir.

9 Haziran’da Halcp’e dönen takım 10 Haziranda kendini davet eden CERCLE kulübiyle 2-2 berabere kalmaya (PEKALA!..) demek suretiyle, maçın yarım kalması ve dolayısiyle de istenen (anlaşmazlığın yaratılmasını önledikten sonra, 12 Haziranda Suriye Milli Ligi şampiyonu Ermeni VASBURAGAN takımını Burhan (3), Şevket (2) ve Abdullah’ın sayılarıyle 6-2 yendi.

Angajmanını bitiren fakat 5 bin liranın 3 binini henüz alamayan Fenerbahçe, 13 Haziranda Beyrut’a gitmiş ve beraber yola çıktığı 15 kişilik F.B. turist kafilesiyle birleşmiştir. Bu kafilenin Racing Kulüple hazırladığı ve ilanları duvarlara yapıştırılmış olan maç, 3 bin lira borçlu Cercle Kulübünün, yazılı onay göndermekte, samimi olmaması yüzünden yapılmadı ve Savoy otelde 3 gün kaldıktan sonra 16 Haziran’da İstanbul istikametinde Halep’e dönüldü.

Bakiye 3 bin lira Cercle. Kulübünden zorlukla alındıktan sonra, başta (yeniyol) gazetesi olarak, Hatay’dan gelen kalabalık heyetle, 17 Haziranda “CİLVEGÖZÜ” mevkiinde coşkunlukla karşılanıp, Sarı-Lacivert’e bürünen Antakya’ya Konvoy halinde girildi.

Fenerbahçe, Kurtuluş Spor Başkanı Ali Muhsin beyin davetlisi ve misafiri olarak, 2 gün Harbiye de Şelale yanındaki Defne otelde kaldı. Son derecede sevgi ve itibar gördü. Kurtuluştan sonra Hatayımızı ziyaret edip maç yapan ilk İstanbul kulübü oldu ve 17 Haziranda Abdullah ve Burhanın ilk 20 dakikada attıkları gollerle 2-0 kazandığı maçın tüm hasılatını l4KurtuIuşspor”a bıraktı. 19 Haziranda İskenderunluların davetiyle bir gün Şehir Palas da misafir edilen Fenerbahçeliler tirenle 22 Haziranda İstanbul’a döndüler.

2. ATİNA SEYAHATİ

Fenerbahçe, Yurtdışına 6. deplasmanını 31 Mart-7 Nisan 1953 de 3 maç için 2. kez Atina’ya yaptı. Masraflar dışı 9 bin lira karşılığında yapılan seyahate Genel Sekreter R. Dağlaroğlu başkanlığında Mısır uçağıyla çıkan Fenerbahçe’yi, herkese birer kilo Hacıbekir şekeriyle Bölge Md. S.S. Cihanoğlu ve bir buketle de G.S. Kulübü ve taraftarlar uğurladılar.

Atina’da Kulüpler yöneticileri ve çiçeklerle karşılanan Fenerbahçe, Kifissia sayfiye yerindeki Teoxenia oteline yerleşti.

Fenerbahçe’nin 1952/53 mevsimi İstanbul şampiyonluğunu, hem de yenilmeden kazanması kimsenin aklından geçirmediği bir başarı idi. Çünkü, bir mevsimde 10 milli futbolcusunun birden kaybetmiş ve kurduğu yeni ve genç kadro ile uzun yıllar toparlanamıyacağı sanılmıştı. “FENERBAHÇE ÖLDÜ!..”, “FENERBAHÇE 2. KÜMEYE!..” görüşlerine kendi içinden de inananlar çoktu. Oysa durum, tam anlamiyle aksi olmuş ve isimsizler kadrosu, sanki bir mucize yaratır gibi, galibiyetten galibiyete koşup, herkesi kendine hayran kılmış ve yenilmeden şampiyon olmuştu.

Bu büyük başarıyı gösterenleri uzun ve güzel bir seyehatle ödüllendirmek gerektiği aşikârdı. Ancak, dış deplasman düşmanlığı Fenerbahçe’de hâla sürüyordu. Buna rağmen, böyle ilginç bir seyahat yine de vaad edilmiş, hatta daha önce yakın ve kısa bir seyahate de girişilerek, ilk baharda Atina için 3 maçlık bu angajman, yönetim kurulunda 3 e karşı 4 le onaylanmıştır.

Atina’ya gelişin ertesi 1 Nisan sabahı ziyaret edilen Başkonsolos Recep Yazgan, son yıllarda gerek Milli ve gerekse Ordu futbol takımlarının başarısızlıklarından üzgün olduklarını ve Türk futbolunun kaybolan itibarının iadesinin artık Fenerbahçe’ye düşen bir görev olduğunu uyarması durumiyle karşılaşıldı.. Zaten, Atina’ya giden Türk kafilelerine temsilcilerimizin ilgisiz kalmaları da alınan bu kötü sonuçlardan doğuyordu.

Aynı gün Panathinaikos stadına Yunan şampi-yonuyla karşılaşmaya gelen Fenerbahçe, Yurtdışındaki bu 20. maça, omuzlarına yüklenen yeni ve ağır sorumluluğun etkisinde çıkıyordu.

SALAHADDİN – KÂMİL, BASRİ – NEDÎM, MELİH, MÜZHAT (MUAMMER) – FİKRET, NACİ, FERİDUN, BURHAN (HÜSAM.) ve NİYAZİ tertibindeki takım, 10. dakikadan itibaren kurduğu üstünlük ve çıkardığı kombine oyunla 32, 35 ve 63. dakikalarda Burhan, Niyazi ve Feridun’un birbirinden güzel golleriyle 3-0 galip geldi.

Fenerbahçelileri soyunma odasında ziyaret elen Yunan Futbol Fed. Başkanı:

(YUNAN HALKINA MÜKEMMEL BÎR FUTBOL ZİYAFETİ ÇEKEN TAKIMINIZI HARARETLE KUTLARIM, BRAVO!…) demiştir. Az sonra, caddelerden onbinlerce Yunanlının sürekli alkışları arasında geçip Otellerine gelen Fenerbahçe takımını, Başkonsolos da dahil, bütün Konsolosluk erkânı toplu halde ziyaret edip gönülden kutladılar… Bugünkü şampiyonlar maçı galibine Atina Belediyesince konan Yunan Milli müzesinden kabartma bir kıymetli tablo modeli Fenerbahçe’nin zengin müzesine yakışır bir mana taşıyordu.

Fenerbahçe’nin Atina’daki bu 1 Nisan 1953 galibiyeti Yunanistanda büyük şaşkınlık yarattı. ATHLETİCO gazetesindeki şu fıkra ilginçtir:

(BÜTÜN MERAKLILAR MAÇI HEYECANLA BEKLİYORLAR. YUNAN HALKI HER NE KADAR TAKIMLARININ GALİBİYETİNİ İSTİYORSA DA SAHADA SADECE TÜRK TAKIMININ GÜZEL VE AKILLI OYUNUNU ALKIŞLAMAK ZORUNDA KALMAKTADIR… Hatta, Panathinaikos’un SAHADAN SİLİNMESİ KARŞISINDA verdikleri 15 er bin Drahmilerine de acıyacaklar. Fakat, Türk takımı güzel oyu-niylc bu acıya teselli oluyor. Bir seyirci:

— BEREKETVERSİN TÜRKLER OYNİ-YORLAR DA FUTBOL SEYREDİYORUZ!… diye bağırdı.. Biz de bu seyircinin gürüşüne katılıyoruz.

Şu röportajı yazarken itiraf edelim ki keyifsiziz. Zira, kendi takımımızda görmek istediğimiz teknik futbolu Türk takımında görüyoruz. Dün stadda şöyle bir telefon görüşmesi oldu:

— ALLO! PANATHİNAİKOS STADIMI?..

— EVET!..

— MAÇIN SONUCU?..

— 3-0 FENERBAHÇE GALİP…

— A!.. POİSSON d’AVRİL OLMASIN?..

— HAYIR!.. NE ÇAREKİ HAYIR!… BU BİR GERÇEKTİR…

EVET HALKIMIZ BUNUN BİR POİSSON D’AVRİL VE SONUÇUN DA TERS OLMASINI ÇOK İSTERDİ.. İSTERDİ AMMA NE ÇARE?..)

Fenerbahçe Atina’da 2. maçım, 5 Nisanda A.E.K. önünde, 2-2 sürerken, Szekely’nin hatası ve bundan doğan son 5 dakikaki 2 açık ofsayt golle 4-2 kaybetti. 3. maçını ise, 4 yıl önce uydurma penaltı ile kaybedilen maçın rövanşı olarak, Oli-mpiyakosla yaptı. 27 bin biletli ile Yunan seyirci ve hasılat rekorlarının kırıldığı bu maç Hüsamettin’in 73. dakikada 18 dışından vole şutla yaptığı şahane golle 1-0 kazanıldı. Kendi takımlarını alkışlamaya davul zurna ile gelen Pire’li seyircilerin Fenerbançe’yi alkışlamak zorunda kalmaları övünçle karşılandı.

Yunan milli takımında da yer alan 4 forvet DARİVAS, YUVANO, BEBİS ve DROSOS’un yenilgiden kurtulmak için Fenerbahçe defansiyle giriştikleri son 15 dakikalık amansız mücadele çok çetin olmuş, ancak başarısız kalmıştır.

İNGİLTERE TURNESİ

Fenerbahçe’nin 1952/53 liğinde yenilmeden şampiyon olması üzerine, futbolculara vaadedilen, (Büyük Seyahat) ingiltere olarak yerine getirildi.

Mayıs 1951 deki Londra Festi validolayısiyle, İngiltere Futbol Federasyonu’nun Fenerbahçe ve Galatasaray’ı Londra’ya daveti, bu 2 takımın 2 maçta alacakları % 50 hasılatın masraflarını karşılamaktan uzak kalacağı hesabı ile, kulüplerimizce kabul olunmamıştı. Buna karşın, 1950 de G.S. Kulübünün, S. Carouana adlı bir İngiliz vatandaşı delaletiyle 6 maç için giriştiği angajmanın 5. maçından ve 5 yenilgiden sonra masrafını karşılaya-mama yüzünden yurda dönmesi, işin ciddiyet ve güçlüğüne ölçü iken, Fenerbahçe Kulübü aynı zatla bütün masraflar karşılığı 5 maçlık İngiltere turnesi için anlaştı.

İngiltere ajans ve gazeteleri 1953 Ağustosu sonunda turneyi ilân ve Fenerbahçeyi öven yayınlara başladılar. Nafen ajansı Evening Nevs gazetesinin uzun bir yazısını yayınlarken, 5 Eylülde de ASSOCİATİON PRESS’in Londra çıkışlı şu yazısı bütün basında yer aldı:

(15 Gün sürecek ve pek hararetli geçeceği tahmin edilen bir turne için Türkiye Profesyonel Şampiyonu Fenerbançe’nin Londra’da beklendiği haber veriliyor.

Türkler büyük bir şöhreti hâiz olarak gelmekte olup, İngiliz rakipleri çetin maçlarla karşılaşacaklarını bilmektedirler. Charlton, Burnley, Sun-derland ve Luton gibi birçok İngiliz takımları Türk Futbolunun değerini yerinde görmüşlerdir. Hepsi Türkiye’deki futbolun yüksek standardını överek dönmüşlerdir.

Fenerbahçe, dikkate sayan bir rekorla İngiltere’ye gelmektedir. Bu takım 1952/53 mevsiminde Viyana’nın Rapid Kulübünü, Austria’yı, Yugos-lavia’nın Dinamo ve Hajduk’unu, Arjantin şampiyonu Lanus’u ve Fransa şampiyonu Lile’i yere sermiştir. Rapid’iıı geçen mevsim İngiliz şampiyonu Arsenal’i 6-1 yenmiş olması Türk futbolu’nun standardı hakkında bir fikir vermektedir.

Fenerbahçe takımında 7 enternasyonal oyuncu bulunacağı bildiriliyor. Bu itibarla, Fenerbahçe’nin turnesi muhtemelen bu mevsim yabancı takımların İngiltereye yapacakları ziyaretin en ilgi uyandırıcılarından biri olacaktır.)

Fenerbahçe, 3 Ekim 1953 de, bu 7. Yurtdışı deplasmanına B.A.E. uçağıyle çıkarken, çok büyük bir kalabalık ve 20 den fazla buketle ad ve hüviyetine yaraşır bir ihtişamla uğurlandı. Genel Sekreter Rüştü Dağlaroğlu başkanlığındaki kafile, yönetim kurulundan Sedat Bayur, Hayrullah Güvenir ve Ethem Şahinoğlu ve şu 16 futbolcu ile, 20 kişiden oluşmuştur:

Salahaddin Ünlü, İsmail Candil, Müzdat Yetkiner, Nedim Günar, Melih İlgaz, Naci Erdem, Basri Dirimlili, Akgün Kaçmaz, M. Ali Has, Fikret Kırcan (K), Lefter Küçük, Feridun Bugeker, Burhan Sargın, Niyazi Tamakan, Fâhir Ülgür ve Hüsamettin Poyrazoğlu… Szekely’ye yol verildikten sonra, beklenen yeni antrenör Z. Mihailoviç yetişememiş ve turneye antrenör ve masörsüz çıkılmıştır.

Londra’da başta Kıbrıslı soydaşlarımız olarak, Başkonsolosluk ve kulüpler tarafından karşılanan Fenerbahçeliler, Bayswater Road da Embassy Hotel’e yerleştiler.

Fenerbahçe İngiltere de 20 günde 5 yerine, ısrarlar ve Büyük Elçiliğin ricasiyle, 6 maç yaptı. 6 şehirde ve ilk kez olarak, hepsi de gece oynandı. Birer galibiyet ve beraberlikle 4 yenilgi aldı. 27 ye karşı 14 mükemmel gol attı. Takım 6 maçta da güzel oynamış, maçları, genellikle galip götürürken, son dakikalarda kaybetmiş ve bu 6 maçta kendini 149 bin İngilize alkışlattıktan sonra, yurda dönüşünde eşi görülmemiş, coşku ile karşılanmıştır.

FENERBAHÇE İNGİLTERE’DE KAZANAN İLK TÜRK KULÜBÜ

Ekim’in 6. günü, kalkan tirene 20 kişi, malzeme hurçlariyle beraber, koşup atlayarak, 400 Km. Kuzeydeki Hull Şehrinin New-York oteline varıştan kısa süre sonra BOOTHFERRY PARK stadında, Türkiye’de yenilmeyen HULL-City’ye karşı sahaya çıkılırken, ışıklar altındaki stadda 30 bin seyircinin uğultusu korkunçtu.

Bandonun çaldığı Türk-İngiliz milli marşlarından sonra, L.HOV/ARTH idaresinde başlayan maçın 12. dakikasında, Lefter’in 2 çalımdan sonra girdiği ceza sahasından savurduğu top İngiliz ağlarını bulunca, Fenerbahçe’nin İngiltere adalarındaki bu ilk ve nefis golünü 30 bin İngiliz, stadı inletircesine, şiddetle alkışladı.

İki devre arasında futbolculara taktik falan verilmedi. Antrenör yoktu ki. Sadece moralleri güçlendirildi.

(— Çocuklar, unutmayın ki bu maçın sonucunu merak ve heyecanla bekliyen milyonlarca Türk var. Yurda zafer müjdelemek en mutlu görev!.. İngilîere adalarında galip gelen ilk Türk Kulübü olacağız.. Bu hepimiz ve Fenerbahçemiz için, İnşallah, ebedi bir şeref olacaktır.. Bugün için doğmuşsunuz gibi. sonuna kadar mücadele edin, kaza-naçaksınız!) dendi.

Bizde bu tarihlerdeki gibi, saate bakarak değil de, çalan tiz zil sesiyle sahaya çıkınca, 2. devreye Hull City’nin de, teşci gürültüleri arasında, sıkı başladığı görüldü. Saldırıları fedakârane kurtarışlarla önleyen Salahaddin çok alkışlandı. Seyircilerin, “Lig maçından hiç farkı yok!..” diye konuştukları karşılaşmanın 77. dakikasında kaptan Fikret, uğultular arasında, 18 dışından Ok gbii bir şut savurdu. Top, plonion yapan kaleci Forgan’m sağından ve üst köşeden 2. gol olarak İngiliz ağlarına takıldı. Fenerbahçe’nin İngiltere adalarındaki bu ikinci golü de o kadar şahane idi ki, 30 bin İngilizin ayakta alkışlariyle karşılandı. Bir tereddüt anı sagiç Murray’a, 83. dakikada, bir gol atmak fırsatı verince stat yerinden oynamış, ancak iş işten geçmişti. Faydasız yırtınmalar ve Lefterin de üstüste üç şutundan sonra aynı seyirci, kendilerini sportmence selamlıyan galip Türk takımını sürekli alkışlarla uğurlamaktan başka bir şey yapamıyordu. Maçı nakleden spikerin son sözü:

(FENERBAHÇE TAKIMI BUGÜNKÜ OYUNİYLE İNGİLTEREDEKİ BÜTÜN MAÇLARINI KAZANABİLİR VE 1. LİGİMİZDE OYNAYACAK GÜÇTEDİR…), olmuştur.

BU TARİHSEL GALİBİYETİ KAZANAN Fenerbahçe takımı şudur:

SALAHADDİN – NEDİM, MÜZDAT – NACİ, BASRÎ, M. ALİ – FİKRET (K), LEFTER, FERİDUN, BURHAN, NİYAZİ…

İNGİLİZ BASIN VE AJANSLARI FENERBAHÇE’Yİ ÖVÜYOR

Yalnız radyo spikeri değil, bütün İngiliz ajans ve gazeteleri de Fenerbahçe ve futbolundan övgü ile söz ettiler. Bazı örnekler :

Londra, 5 Ekim, Nafen Ajansı – İngiltere’ye gelen Türk futbol takımı Fenerbahçe ilk maçını yarın Hull City takımiyle yapacaktır. Maç gece projektör ışığı altında oynanacaktır.

Geldiklerindenberi bir kaç futbol karşılaşmasına giden Fenerbahçeliler bugün yaptıkları son toplantıda, yarınki oyunlarının ana hatlarını kararlaştırdılar. Daha sonra da Arsenal ile O.P. Rangers gece maçını izlediler.

Nafen’e beyanatta bulanan Dr. Rüştü Dağlaroğ-lu, Fenerbahçe’nin oyununa güvendiğini, futbolcuların çok yüksek maneviyata sahip olduklarını söylemiş ve karşılaşmaların Türk futbolunda meydana gelen gelişmeler hakkında kesin bir Fikir edinilmeye yaraya bileceğini de ilave etmiştir.

Maçtan sonra Anadolu Ajansı’nın YORKSHİRE çıkışlı ve 6 Ekim günlü haberi:

(İÇİNDE 8 MİLLİ FUTBOLCU BULUNAN FENERBAHÇE TAKIMI TOP KONTROLÜ VE SÜRATLİ OYUNU İLE SON DERECE TAKDİR EDİLMİŞ, HER FIRSATTA ŞUT ÇEKMELERİ DE BÜYÜK İLGİ UYANDIRMIŞTIR. ÖZELLİKLE TAKIM KAPTANI FİKRETİN 18 DIŞINDAN ATTIĞI NEFİS GOL ÇOK ALKIŞLANMIŞTIR.)

NAFEN AJANSINDAN : (Türk futbol takımı Fenerbahçe’nin dün gece 2-1 galibiyetiyle biten maç hakkında Hull City idarecilerinden biri Nafen muhabirine şöyle konuşmuştur:

Fenerbahçe oyuna başladığı hızı 90 dakika devam,ettirebilmiştir. Yenilmemizde bunun etkisi büyüktür. Bu maç Türk futbol standardının bir kaç yıl içinde tahminlerin üstünde yükseldiğini göstermeye yeter.

Yalnız hızlı futbol görmedik. Aynı zamanda stil gördük. Türk takımının iki golü de birbirinden güzeldi. Bu hususuitiraf etmeliyiz. Esasen, İngiliz seyircisi yaptıkları nümayişlerle bunu isbat etmişlerdir. Diğer taraftan, Fenerbahçe’nin hem müdafaa, hem de hücumlarda stilli oynadığı kadar temiz de oynaması İngiliz spor severleri üzerinde gayet iyi bir tesir bırakmıştır.

İngiliz gazetelerinin spor yazarları bu Fcnerbahçe-Hull City maçı hakkında tafsilat vermektedirler. Yorkshire Post gazetesi yazısına TURKİSH-DELİGHT başlığını koymuştur ki, umumiyetle İngilizler beğendikleri Türk lokumunu bu kelimelerle ifade ederler. Gazete, Fenerbahçe’nin, bu maçı ile seyircilere bir ziyafet çekmek istediğini anlatmak istiyor ve diyor ki, Fenerbahçe’nin kısa ve gayet süratli olduğu kadar, yerini de bulan pasları, topun gayet iyi kontrol altında bulundurulması İngiliz takımına nefes aldırmamıştır.

İlk maçtan hemen 24 saat ve bin Km. Yolculuktan sonra, 8 Ekim akşamı Lutoıı’lu hakemlerin yönettiği ve beklenmez haksızlıklarla son bir kaç dakikada 4/3 galibiyetten 4/7 yenilgiye düşülen maç sonrası kokteyde Başkan Mr. Jeyes’in sözleri.

(SÖZÜME FENERBAHÇE’Yİ KUTLAMAKLA BAŞLAYACAĞIM. FUTBOLUNUZDAN SEYİRCİMİZ SON DERECEDE MEMNUN KALMIŞTIR. TAKIMINIZ LEHİNE YAPILAN COŞKUN GÖSTERİLER BUNU KANITLAR.. BİZ BUGÜN ŞANSLI YD1K.TALİH SİZE KÜS-KÜNMÜŞ. PENALTI VE OFSAYT GOLLER İÇİN ÖZÜR DİLERİM.. BİZ, TAKIMIMIZ HESABINA KAZANMAK ZORUNDA İDİK!..)

NAFEN’DEN, (ANADOLU AJANSI), S Ekim:

(LUTON TAWN KULÜBÜ TEMSİLCİLERİ, DÜN GECEKİ MAÇ İÇİN; BU SAHADA MEVSİMİN EN HEYECANLI MAÇI BU OLDU DEMİŞLERDİR. MENEJER MİSTER DURCAN, MAÇ GAYET GÜZEL OLMUŞ, HALKI SÜRÜKLEMİŞTİR. BU SENENİN BAŞINDA KARŞILAŞTIĞIMIZ FENERBAHÇE İLE ŞİMDİKİ ARASINDA KLAS FARKI GÖRDÜK. 4 GOL ATABİLMESİ DE BUNU GÖSTERMİŞTİR. FENERBAHÇE FORVETİ DÜN GAYET KUVVETLİ VE İSABETLİ ŞUTLAR ÇEKTİ. TAKIMIN GÖSTERDİĞİ SPORTMENLİK UNUTULMAYACAKTIR.

İngiliz muhalefet partisinin Organı DAİLY HERALD: DÜN BİRBİRİNDEN GÜZEL GOLLER GÖRDÜK, diye yazdıktan sonra şunları ilave etmiştir:

DÜNKÜ AKILLI, ZEVKLİ VE PASLI OYUNDA DAHA ÇOK TÜRKLERİN ETKİSİ OLDUĞUNU GÖRDÜK. ÖZELLİKLE TÜRK SOLHAFI MEHMET ALİ VE SANTRHAF BASRİ, KENDİLERİNİ GÖSTERMİŞLER VE PARLAK BİR OYUN ÇIKARMIŞLARDIR.

Daily Herald Lefteri de methetmekte ve şöyle demektedir :

— BU ENTERNASYONAL OYUNCU SANKİ YANINDA BİR ”NUMARA KUTUSU” taşıyor ve gözlerimizin önüne durmadan bir şeyler çıkarıyordu.

NEWS CHRONİCLE gazetesi Türk takımının Luton’da oynadığı dünkü maça gelenlerin, verdikleri paranın karşılığını “FUTBOL ZİYAFETİ” olarak aldıklarını yazmaktadır.

THE LUTON NEWS gazetesi bu maça ait makalesini şu cümle ile bitirmiştir: DÜN GECE BÜYÜK BİR KALABALIĞIN İZLEDİĞİ BU TARİHSEL MAÇ LOTON SAHASINDA ŞİMDİYE KADAR YAPILAN MÜSABAKALAR İÇİNDE, TASAVVUR OLUNABİLİNECEK, EN GÜZEL VE İLGİNÇ KARŞILAŞMA OLARAK KABUL EDİLMİŞTİR.)

LONDRA’DA “FENERBAHÇE GECESİ”

Turne tarihinde, yani Ekim 1953 de İngiltere yönetimindeki Kıbrıs’da Türk ve Rum toplumları arasında görünürde henüz bir anlaşmazlık yoktu. Ancak, yakın gelecekteki değişiklik ve olaylar hissedilmeye başlanmış ki Kıbrıslı Türkler Londra’da “KIBRIS TÜRK BİRLİĞİ”ni kurmuşlar ve 4 bin Türk bu çatı ve birlik altında varlıklarını ve Ana Vatanla bağlarını korumaya girişmişlerdi.

Fenerbahçe’nin Londra’ya geleceği haberinin duyulduğu günden itibaren, bu seyahatle çok yakından ilgilenen ve kafileye her alanda yardımcı olmak istiyen Birlik 11 Ekimde muhteşem bir “FENERBAHÇE GECESİ” düzenledi.

Kafile önce, Birlik’in malı olan, DEAM sokağındaki 4 katlı binayı gezdikten sonra, gecenin tertiplendiği NEW VAUDVİLL Lokaline gitti. Burada Fenerbahçe kulübü şerefine tertiplenen şölen ve gece, İngiltere turnesinin en güzel anılarını taşır. Birliğin Başkanı olan Londra’da İDEAL PRESS matbaası sahibi Sayın Necati Sağer, Fenerbahçelilere söylediği çok ilginç ve uzun söylevini şu sözlerle bitirmiştir :

(…… BU GÜN ARAMIZA KATILMAKLA BİZLERE ANAVATANIN O HÜR VE MUKADDES TOPRAKLARININ MİS KOKULARINI GETİRDİNİZ. SİZLERE KARŞI SEVGİMİZ ÇOK ENGİN, BAĞLILIĞIMIZ EBEDİDİR. BUNLARI ANLATABİLECEK KELİME BULMAKTAN ACİZİM.

SİZE BAĞLILIK VE ZİYARETİNİZİN EBEDİ HATIRASI OLARAK, BİRLİĞİMİZ ARMASINI TAŞİYAN BİR BAYRAK VE YAPTIĞINIZ BAŞARILI MAÇLARIN YADİGARI OLARAK BİR KUPA HEDİYE EDİYORUZ. BUNLARI PEK DEĞERLİ BAŞKANINIZA SUNARKEN, İNGİLTEREYİ ZİYARETİNİZİN ÇOK KIYMETLİ hatıralarının kalplerimizde edebiyen yaşayacağını bir defa daha tekrarlamaktan saadet duyarım. Yaşasın milletimiz, yaşasın anavatanımız!..)

Coşkunlukla alkışlanan bu duygulara Fenerbahçe kafilesi teşekkürlerle karşılık vermiş ve bu idealist gençler yuvasına MİLLİ VE KUTSAL AMAÇLARINDA gönülden başarılar dileyerek bir Fenerbahçe bayrağı hediye etmiştir. Fenerbahçe kafilesi, kendilerine İngiltere’de yabancılık çektirmeyen KIBRIS TÜRK BİRLİĞİ’niıı bu nazik ve candan ilgisinin seyahatin en mutlu tarafını teşkil ettiğini vurguladıktan sonra, ANAVATANIN TABİİ BİR PARÇASI OLAN YEŞİLADA KONUSUNDAKİ MİLLİ AMAÇ VE GAYRETLERİ NE 25 MİLYON TÜRKÜN BÜTÜN VAR’LIK-LARİYLE YARDIMCI OLDUKLARINDA HİÇ KİMSENİN KUŞKUSU OLMAMASI GEREKTİĞİ DE ŞİDDETLİ VE SÜREKLİ ALKIŞLAR ARASINDA, ÖZELLİKLE HATIRLATMIŞTIR.

MUHAKKAK OLAN ŞUDUR Kİ, KIBRISLILARIN LONDRA’DA TERTİPLEDİKLERİ FENERBAHÇE GECESİ, 4 BİN ÜYELİ BİRLİĞİN ÇALIŞMALARINI TERGİP VE TEŞVİK BAKIMLARINDAN, FENERBAHÇE KULÜBÜNÜN İNGİLTERE TURNESİNDE MEMLEKET HESABINA BAŞARDIĞI BÜYÜK HİZMET VE SAĞLADIĞI KAZANÇLAR ARASINDA YER ALIR.

Fenerbahçe’nin Luton maçı için yeni sabah muhabiri Galatasaraylı Safter Yılmaz’ın gazetenin 13 Ekim sayısında çıkan mektubunda aşağıdaki satırlar ilginçtir :

(… Bugün Londra sefaretimizin Fenerbahçe’ye Londra’da ısrarla bir maç oynatmak istemesi Sarı-Lacivertli kadronun ne derece muvaffak olduğunu izah edebilir. Hull ve Luton şehirlerinden sonra, Londra da, Rangers maçı dolayısiyle, Fenerbahçe’yi görecek ve bu suretle binlerce mil uzaktaki bir memleketin çocukları hakkında bir fikir edinecektir. İşte, İngiltere’nin başkentinde Fenerbahçe’yi oynatmak için sefaretimiz bu bakımdan israr etmiştir.)

Son dakikalarda, yine 7/4, kaybedilen Bristol City maçından sonra Nafen Ajansından :

Bristol Şehrine bu senenin en heyecanlı maçım Fenerbahçe takdim etmiştir. Karşılaşma baştan sona ayakta izlendi. Spor yazarlarına göre, Fenerbahçe gayet zevkli ve çabuk oynamış, top kontro-lunda çok usta olduğunu bir kere daha isbat etmiştir. Fakat, müdafaası, çok dağınık oynadığından, Bristol forvetinin kısa ve çok çabuk paslarına dayanamamıştır. Elde ettikleri 4 gol hak ettiklerini tamamen göstermemektedir.

Diğer tarafdan, Fenerbahçe müdafaa ve haf hattının, uzun yıllardanberi İngiltere futbolunda kaybolmuş bir “HÜNER” olarak bilinen, Ortadan uzun pasla forveti destekleme sistemini başarı ile uygulaması ve bunda sonuç alması, zaman zaman eski futbol meraklılarını coşturmuştur. Muhakkak ki, Fenerbahçe-Bristol City maçının Yıldız ve kahramanı Soliç Burhan’dır. Burhan, top kontrolü ve Bristol City müdafaasını allak bullak eden sürüşü ve attığı 3 golle bir çok İngiliz eleştiricisini şaşırtmış ve büyük hayranlık uyandırmıştır.

Bu sabahki Daily Press gazetesi, (Güzel futbol ve çok gol), başlıklı yazısında; (Elektrik ışıkları altındaki bu çok süratli maç sihirli bir kalite taşıyordu. Bu mevsim Bristol’da bu derece zevkli bir maç oynanmadı. Eğer Türkler makul bir müdafaa uygulasalardı yenilmezlerdi. Buna karşı Bristol, mevsimin en iyi ve en enerjik oyununu çıkardı ve böylece, iki takım bize şimdiye kadar görmediğimiz pek zevkli bir maç seyrettirdiler.

TÜRKLERİN 4-3 GALİPKEN BIKMIŞ BİR HALDE VE AÇIK OYNAMALARI VE DEFANSIN SERİ HALİNDEKİ HATALARI BRİS-TOL’E MAÇI KAZANMAK İMKANI VERDİ… Bristol City EĞER BRİSTOL FUTBOLUNA HİZMET ETMEK İSTİYORSA, BU STADA TÜRKİYE ŞAMPİYONU GİBİ, ZEVKLE SEYREDİLECEK MAÇLAR ÇIKARMAK KUDRETİNDE OLAN TAKIMLAR GETİRMELİDİR.)

BRİSTOL, gazetesi ise, Fenerbahçe forveti zaman zaman elektrikle idare ediliyormuş gibi hızlanıyor ve topu, sanki kundralarının bir tarafına bağlamış gibi emin bir kontolle sürüyorlardı. Bunlar sanki, meşhur NİJINSKY den jimnastik dersi almışlardı., diye yazmıştır.

Başkonsolus’ıın, Büyük elçi’ye tercüman olarak programdışı yapılmasını rica ettiği Q.P. Rangers maçı 14 Ekimde oynandı. Bristol’den 300 Km. lık otobüs yolculuğundan dönüş gecesi, soğuk, yağmur ve fırtınalı havada rahatsız Fikretle Müz-dat ve omuzu sakat Basri’den yoksun takımla ve bandonun çaldığı milli marşlardan sonra, çok sert başlayan maçın ilk devresi 1-1 bitti. 23. dakikada plonjonla topu tutan Salahaddin’in kafasına vurulan tekme ile sökülen toptan yenen gole, Lefter 37. dakika da cevap verdi.

Devre arasında Rangers’in Fenerbahçe emrine verdiği menejer Jimmie ve Fenerbahçe’nin eski antrenörleri MOLLEY VE ELLİOTT yara bere içindeki futbolcuların tedavileriyle uğraştılar. Burhan’ın 62. dakikadaki 2. golünden sonra Rangers, 87. dakikada yedek kaleci İsmail’in rahat pozisyonda bloke edemiyip, göğsünden santrfora yuvarlanan topla beraberliği sağladı.

Rangers, Türkiye de yalnız Fenerbahçe’yi yenememiş, 1948 ve 1949 da 2 kez 1-1 berabere kalmıştı. Bu 3. maçta kendi sahasında yenilmekten, son dakikalarda iyi şansiyle kurtuldu.. Bu maçta hastaneye kaldırılan Salahaddin’in başına 7 dikiş atıldı.

THE WEST LONDON gazetesi, (FENERBAHÇE GALİBİYETİ HAK ETMİŞTİ..), ve (RANGERS, TÜRK MİSAFİRLERLE IŞIKLAR ALTINA FEVKALADE İYİ TALİHİ SAYESİNDE BERABERE KALABİLMİŞTİR), başlıkları altında 3 sütun tahsis etmiştir.

Bir milyon tirajlı bu Londra gazetesinin önemli spor olaylarına birkaç satır yer verirken, Fenerbahçe maçlarına gösterdiği bu ilgi, Türk takımının İngilterede uyandırdığı çok büyük ilgiye bağlanıyor. Bunun da nedeni Fenerbahçe’nin çıkardığı futbolun son derecede temiz, güzel, çabuk, zevkli ve bol gollü oluşudur. Ayrıca, yaptığı 4 maçın hepsinde de son dakikalara kadar galip durumda oluşu İngiltere adalarında hiçbir yabancı takımın erişemediği bir başarı olarak basında vurgulanmış ve Fenerbahçe futbolu bu bakımdan da övülmüştür.

Nafen Ajansı 18 Ekimde Londa çıkışlı bülteninde şöyle demektedir:

Haftalık SPORT NEWS dergisi Fenerbahçe’den uzun boylu sözetmekte ve bu Türk takımına (Hoş geldiniz!..) demektedir. Sport Nevvs’in başyazarları, 1. sayfadan başlıyan yazılarında Fenerbahçe’yi İngiliz halkına takdim etmektedir. Bu İngiliz spor gazetesi şöyle demektedir :

İNGİLTEREDE SEYRETTİĞİMİZ YABANCI FUTBOL TAKIMLARI ARASINDA EN ZEVKLİ VE İNCE OYUN GÖSTEREN TAKIMLARDAN BİRİ MUHAKKAK İKİ TÜRK TAKIMI FENERBAHÇE OLMUŞTUR.

BU TÜRK TAKIMI, OYUNUNDA KOZUNU YÜZDEYÜZ HÜCUMA VERMEKTE VE BU DA SEYİRCİYİ HEYECANA SÜRÜKLEMEKTEDİR. LUTON TAWN a KARŞI YAPTIĞI MAÇTA FENERBAHÇE FORVETİNİN ATTIĞI 4 Gol ve İNTERNATİONAL SAĞ AÇIKLARI FİKRET KIRCANIN DİREĞİ SARSAN İKİ ŞUTU İNGİLİZ 1. KÜME TAKIMLARINDAN HER HANGİ BİRİNE ŞEREF VEREN BİR OYUN TEŞKİL ETMİŞTİR.

FENERBAHÇE’NİN TÜRKİYE’NİN ARSE-NAL’I OLDUĞU SÖYLENMİŞ ve YAZILMIŞTIR. FAKAT BU YANLIŞTIR. FENERBAHÇE BİZE GÖRE, DAHA ÇOK, “HERŞEY GOL İÇİN” PRENSİBİNE SADIK BİR SCHEFİELD UNİTED BİR. FAKAT, İNGİLTERE LİGİNİN GAYET SIKI MAÇLARINDA FENERBAHÇE^ NİN YAPTIĞI GİBİ, SCHEFİELD UNİTED 2 BEKİNİN DEVAMLI SURETTE İLERİ FIRLAYIP FORVET HATTINI TAM BİR ŞEKİLDE DESTEKLİYECEK KUDRETİ KENDİLERİNDE BULABİLECEKLERİNİ PEK ZANNETMİYORUZ.

SPORT NEWS GAZETESİ FENERBAHÇE FORVETİNİ GÖRDÜKTEN SONRA TÜRKİYE’NİN ALMANYA VE İSVİÇREYE KARŞI ELDE ETTİĞİ ZAFERLERİ SÜRPRİZ OLARAK KARŞILAMAKTAN VAZ GEÇİLDİĞİNİ AÇIKLAMAKTA VE FENERBAHÇE FORVETİNİN HEMEN HEPSİNİN DE İNTERNATİONAL OLDUKLARINI KAYDETMEKTEDİR.)

B.B.C. Radyosu 16 Ekim Akşamı Fenerbahçe Futbol kafilesinin İngiltere ihtisaslarını Türkçe yayınlarında sunmak üzere banda aldı.

Fenerbahçe’nin 19 Ekim de SV/İNDON şehrinde SVVİNDON TOWN ile yaptığı 5. maçtan sonra Nafen Ajansından :

Fenerbahçe’nin son maçı hakkında eleştiriciler bir çok yazılar yazmakta devam ediyorlar. Bu yazılarda Fenerbahçe’nin Avrupayı ziyaret eden takımlar arasında temayüz etmekte olduğu ve yeni profesyonel olmuş bir takım için “ŞAHANE” oyunlar çıkardığını müttefiken yazmaktadırlar. Aynı tenkitçiler, Fenerbahçenin yegane zayıf noktasının müdafaa olduğunu belirtmekte ve bundan dolayı bir çok defa almış oldukları avantajlı durumu koruyamadıklarına işaret etmektedirler. Svvindon Başkanı H.V.Slade:

— Fenerbahçe çok güzel ve çabuk oynadı. Kaleci hariç hepsi bekleneni yaptılar. Ancak, bir kişi 10 kişinin hak ettiği galibiyeti mağlubiyete çevirdi, demiştir).

Svvindon’dan sabaha karşı Londra’ya gelen takım, 21 Ekim sabahı trenle 400 Km. Kuzeybatıdaki Manchester de Voodlande Courts oteline inip Avrupa Karması-İngiltere maçını TV de izledikten sonra, son maçını oynamaya stada gitti.

Sisten göz gözü görmeyen sahaya, başındaki dikişler bugün alınan Salahattin’le çıkıldı. Bu maçta Fenerbahçe’nin rakibi CLARKE, PAUL, BROOADİS, LİTTLE, HART ve eski Alman milli takım kalecisi TRAUTMANN lı çok güçlü Manchester-City değildi. Sadece ve sadece sisti. Nitekim ilk 10 dakikada, ilerdeki arkadaşlarını göremiyen defansın geri paslarından 3 gol yendi. Sis yükselip çimenlerin yeşil rengi görülünce Fener-bahçede kendine geldi 40 ve 44. dakikalarda Bro-adis ve Burhan birer gol yaptılar.

İkinci devre Fenerbahçe tek kale oynadı. Bu son 45 dakikanın 2 özelliği daha vardır. Biri, zaten ofsayt pozisyondaki sagiç topu el ile düzeltip sürerken, laysmenin bayrak sallamasına bakmayan hakemi protesto için Salahaddin’in boş bıraktığı kaleye atılan topu hakem G.GİBSON’un geçerli sayması, diğeri de bu devrede Fenerbahçe kalesine tek bir korner atılmamasına karşın Manchester City-ye tam 11 köşe vuruşu çekilmesidir.

Maç sonrası bütün İngiliz Kulüpleri gibi, Manchester City de Kokteyl verdi. Kulüp Başkanı R. Smith :

(FENERBAHÇE’NİN BÜYÜK ŞÖHRETİNİ DUYUYOR VE MERAK EDİYORUM. BUGÜN ÇOK SÜRATLİ VE ZARİF FUTBOLUNUZU GÖRDÜKTEN SONRA MERAKIM, YERİNİ HAYRET VE TAKDİRE BIRAKMIŞTIR. SİZİNLE MAÇ YAPMAK BİZİM İÇİN ŞEREF OLMUŞTUR. BEN BİR İNGİLİZ SEYİRCİSİ GİBİ, SONUCA DEĞİL, KALİTEYE BAKARIM. BU GECE GÖRDÜĞÜNÜZ KALABALIK MAÇIN KALİTESİNDEN ÇOK MEMNUN KALMIŞTIR “HERKES ÇOK GÜZEL OYUN!!’ DİYEREK STADDAN AYRILMIŞTIR. YABANCI TEMASLARDA SEYİRCİMİZİN BU DERECE MEMNUN KALDIĞI MAÇ PEKAZDIR. SİSİN, SİZİN İÇİN TALİHSİZLİK OLDUĞUNU İLK DAKİKALARDA ANLADIM. BU MAÇ DÜN GECEKİ GİBİ GÜZEL HAVADA OY-NANSAYDI, BELKİ YİNE KAZANIRDIK. FAKAT, BUGÜNKÜNDEN DAHA ZOR OLARAK. FENERBAHÇEYİ TEKRAR MANCHESTER’DE GÖRMEYİ TEMENNİ EDERİM.) demiştir.

MANCHESTER, 22 Ekim, Nafen: (Fenerbahçe İngiltere turnesini tamamlamıştır. Bu mevsim İngiltere statlarında maç yapan takımlar arasında güzel ve temiz oyuniyle kendini gösterenlerin başında Fenerbahçe bulunmaktadır.

Manchester Daily Despartch gazetesinin spor yazarı Fenerbahçe’nin ilk defa Manchester’in kalın sisi içinde maç yaptığını, bunun onun için, bir handikap teşkil ettiğini yazmaktadır… Gazetenin spor yazarı, bilhassa Salahaddin, Naci ve Nedimin son derece güzel oynadıklarını ve maç sonunda Salahaddin’e nümayiş bile yapıldığını kaydetmektedir.)

Fenerbahçe, 23 Ekim 1953 de Londra’dan B.E.A. uçağıyle ayrılıp 2 gün Geneve de HOTEL METROPOL’da kaldı ve 25 Ekim akşamı Yeşil-köyde coşku ile karşılandı.

26 Ekim günlü SON SAAT DEN :

Futbolun Anavatanına 22 günlük bir seyahat yapan Sarı-Lacivetliler dün gece bir İsviçre uçağiy-le yurda döndüler. Semt Semt Fenerbahçelilerin süsledikleri otobüsleri, taksileri dolduran yüzlerce taraftar Yeşilköy Hava meydanına akın ediyordu..

……önce kafile Başkanı Rüştü Dağlaroğlu ile konuştuk. Seyahatleri hakkında şunları söyledi: Biliyorsunuz ki, futbolun anavatanıma iddialı olarak gitmedik. Maksadımız şampiyon olmuş gençlerimize evvela vaadedilen bir seyahati yerine getirmek, eski ve yeni futbolcularımız arasında arkadaşlık bağlarını güçlendirmek ve mümkün olan teknik istifadeyi sağlamaktı. Bu arada Türk futbolu ve yurdumuz lehinde azami propaganda da bulunacağımıza da inanıyorduk. 22 Gün sonra aziz vatana döndüğümüz şu anda size cesaret ve övünçle söyleyebilirim ki Fenerbahçe amacına ulaşmıştır.

Futbolun anavatanında maç kazanan Fenerbahçe, bu şerefe ulaşan ilk Türk Kulübü olmakla kalmadı, çocukların nazik tutum ve sportmence oyunlariyle yurdumuz adına da genel bir sempati yarattı. Fenerbahçe’yi İngiltere de 149 bin biletli seyirci izlemiştir. Bir Türk takımının dış ülkelerde her maça ortalama 25 bin seyirci toplaması da bir rekordur. En önemli maçlarına ancak bir kaç satırlık yer ayıran İngiliz gazeteleri, Fenerbahçe maçlarına sütunlar tahsis ettiler. İngiltere kulüpleri ve Futbol Federasyoniyle Kıbrıs Türk Birliğine, Fenerbahçe’ye gösterdikleri ilgiden dolayı kulübüm adına teşekkür etmeyi borç bilirim.

Tkkım kaptanı Fikret, enbüyük kazancımız gör-gümüzdür. Temenni ederim ki ben ve arkadaşlarım bunlardan bir şeyler kapmış olalım., demiştir. Emektar Müzdat ise, İngiliz yemeklerinden şikayet etti.

Memleketimizde topladığı sevgi inkar edilemi-yecek kadar büyük olan kulübümüze hoş geldiniz, der ve başarılarının devamını dileriz.)

Fenerbahçe’nin bu tarihsel İngiltere turnesi, 1987 sonuna kadar yaptığı 65 dış seyahatte, değer, önem ve mutluluğunu korumuş bulunuyor. Bu özellikte, kadronun çok değerli, anlayışlı ve fedakâr elemanlardan oluşmasının etkisi hiç kuşkusuz büyüktür. Zira bu nokta, seyahatte bazı handikapların zararlarını enaza indirdi. Kafile Antrenör, masör ve doktorsuzdu. Bütün maçlar O tarihte yabancısı olduğumuz geceleri oynandı. Her etli yemekteki (domuz şüphesi) kilo ve güç kaybına neden oldu. 6 Maçın değişik 6 kentte yapılması da bu konuda bir tedbir almaya imkân bırakmadı. Bu güçsüzlük nedeniyle, kaybedilen maçların golleri genellikle son dakikalarda yendi.

Ancak, bir gerçek ki, bir iki daha fazla galibiyetin bu turnenin manevi kazancı üzerinde pek etkisi olmayacaktı. Türk spor kamuoyu, sonucu gereken yönleriyle değerlendirmiştir. Galatasaraylı spor yazarı değerli Tcvfik Ünsi’nin 23.10.1953 günlü Son Saat gazetesinde, (FENERBAHÇE’NİN İNGİLTEREDE TÜRK FUTBOLUNA HİZMETLERİ) başlıklı yazısında, sadece şu bir tek cümle başka söze gerek bırakmaz:

(ASIL MÜHİM NOKTA, SARI-LACİVERTLİ TAKIMIN BÜTÜN İNGİLİZ TENKİTÇİLERİNİ HAYRAN VE HAYRETLER İÇİNDE BIRAKAN OYUNUNA DAİR METHİYELERİNİ AJANSLARDAN YABANCI AJANSLARDAN VE İNGİLİZ GAZETELERİNDEN OKUMAKLA, TÜRK OLARAK İFTİHAR ETTİK!..)

2. RUSYA DEPLASMANI

Moskova 3.sü DİNAMO ile karşılıklı anlaşma gereği yapılan 8. dış seyahat Genel Sekreter Er-tuğrul Akça başkanlığında 2. kez Rusya’ya oldu. 9 u yönetici, 17 si de futbolcu 26 kişilik kafile, 5 Haziran 1956 da uçakla ve Viyana yoliyle Moskovaya gitmiştir.

6 Haziranda MOSKOVA Oteline misafir edilen Fenerbahçe 8 Haziranda Dinamo stadında, ilki pe-naltılan, 22, 59 ve 76. dakikalarda yediği 3 gole karşı 87. dakikada Basri’nin penaltı goliyle karşılık verip Dinamo’ya 3-1 yenildi.

Fenerbahçe 2. maçını Leningrad da KRİOF stadında ZENİTH’le yaptı. 9 Haziranda Moskova’dan gelip ASTORİA oteline yerleşen Fenerbahçe, 13 Haziranda Finlandiyalı Karni hakemliğindeki maçın ilk dakikasında yediği gole karşı 13. dakikada Mehmet Ali, 23. dakikada da Fikret’in golleriyle sahadan 2-1 galip ayrıldı.

Leningrad’da galip gelen Fenerbahçe; şu tertipledir:

SALAHADDİN-NEDİM, BASRİ-M.ALİ, NACİ, NECDET-FİKRET (NEDİM YÖNEY), HÜSAM. (AKGÜN), ŞEREF, ERGUN, NİYAZİ..

2. Rusya seyahatinde birer galibiyet ve yenilgi alınmış ve 4 e karşı 3 gol atılmıştır.

BERLİN — ROUEN SEYAHATİ

Fenerbahçe 9. yurtdışı seyahatini 17/29.6.1957 de Genel Sekreter Ertuğrul Akça başkanlığında Batı Berlin ve Fransada Rouen’e yaptı.

K.L.M. uçağiyle 17.6.1957 de Batı Berline gelen kafile, 19 Haziranda Blau-Weisse ile yaptığı maçı Lefter’le Erguıı’un 2 şer ve Çan’ın da bir goliyle ve ŞÜKRÜ-SARAC., NEDİM-NACİ, BASRİ, AVNİ-ERGUN, LEFTER, ŞEREF, CAN, NİYAZİ kadrosiyle 5-3 kazandı.

Berlindeki 2. maçını da 23 Haziranda Blau-Weiss/Tosmania karmasına karşı Lefter’le Şırzatın 2 şer goliyle 4-3 alan Fenerbahçe, 26 Haziranda Rouen deki gece maçında Fransız Rouen takımına Şirzat’ın bir kafa goline karşı 2 sayı ile 2-1 yenildi.

29 Haziranda İstanbul’a dönen takım 3 maçta 2 galibiyet 1 Yenilgi almış ve 8 e karşı 10 gol atmıştır.

KIBRIS SEYAHATİ

Fenerbahçe’nin futbolda 10. Yurtdışı seyahati 1959 da Kıbrıs’a yapıldı. Bu tarihte henüz İngiliz idaresindeki Kıbrıs’ın Lefkoşe şehrinde kurulu ve ilk San-Lacivert forması Fenerbahçe Kulübünce hediye edilen (DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ) nin daveti üzerine, bir maç için yapılan bu seyahate, yönetim kurulundan Müslim Bağcılar başkanlığında 1.6.1959 da uçakla gidildi. Candan bir ilgi ve sevgi ile karşılanıp ağırlanan ve Ankara Palas oteline yerleşen Fenerbahçe, 3 Haziranda Ahmet Sami yönetimindeki maçı Lefkoşe’nin Taksim stadında yaptı.

Lefter’in 4, şeref ve penaltıdan kaleci Şükrünün birer golleriyle 6-0 sona eren maçın 2. devresinde Doğan Türk Birliği kalesini Özcan Arkoç korumuş ve kaleci Şükrü, penaltılan 5. golü D. 60 da Özcan’a atmıştır. Fenerbahçe bu ilk Kıbrıs seyahati maçını şu tertipte oynadı:

ÖZCAN (ŞÜKRÜ) – SARACETTİN, BASRİ-AVNİ, OSMAN, AKGÜN-MUSTAFA, NACİ, ŞEREF, LEFTER ve ERGUN.

Fenerbahçe’nin özel olarak yaptığı yukardaki 10 Yurtdışı seyahatinden sonra artık resmi dış deplasmanlar dönemi başladı. Nitekim, Yurtdışına 11. çıkış olan Eylül 1959 da Umumi Kaptan Dr. İsmet Uluğ başkanlığındaki Budapeşte deplasmanı, “AVRUPA ŞAMPİYON KULÜPLER KUPASI” içindir. Avrupa ve Balkan kupalarında 1987 sonuna kadar yapılan ve sayısı 41 i bulan bu resmi deplasmanlardan daha önce konularında söz edilmiştir.

Yukarda ayrıntılı olarak sunulan ilk 10 seyahat dışında Fenerbahçe’nin 1987 sonuna kadar daha 14 özel dış deplasmanı vardır. Aşağıdaki listede görüleceği üzere, bunların 5 i Yugoslavya ve Almanya hazırlık kampları, 2 şeri Kıbrıs, Tahran ve Batı Berlin’e, bireri de, 6. kez olarak Atina, Köstence ve Essen’e yapıldı. Ayrıca, resmi deplasmanlar sırasında oynanmış bir kaç özel maç vardır. Bütün bunların önemlilerinden FENERBAHÇE-YABANCI MAÇLAR bahsinde söz edilmiş bulunuyor.

Aşağıdaki tablo Fenerbahçe’nin 1914 den 1987 sonuna kadar yaptığı dış deplasmanların tam ve doğru listesi dir. Fenerbahçe, 65 deplasmanda 127 maç yapmış, bunların 50 sini kazanmış, 15 inde berabere kalıp 62 sini kaybetmiş ve yine Yurtdışında rakip ağlara taktığı 254 gole karşı, kalesinde 241 sayı görmüştür.

26 YABANCI ÜLKEYE YAPILAN 65 DEPLASMANIN TÜRLERİ:

FENERBAHÇE’nin 1914 den 1987 sonuna kadar 26 ülkeye yaptığı yukarıdaki 65 deplasmanın 24 ü özel, 41 i de resmidir. Bu 41 resmi deplasman, yapılan maçların organizasyonları bakımından, 5 türe bölünürler. Aşağıdaki tablo yabancı ülkelere yapılan bu 65 deplasmanı ve bu deplasmanlarda, türlere göre alınan sonuçları gösteriyor:

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 1

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 2

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 3

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 4

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 5

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 6

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 7

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 8

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 9

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 10

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 11

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 13

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 14

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 15

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 16

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 17

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 18

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 19

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 20

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 21

Written by kesinofsayt

07 Eylül 2012 at 14:02

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,