FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 13

leave a comment »

MÜTAREKE’ NİN İLK FRANSIZ VE İNGİLİZ MAÇLARI

Yukardaki 50 maçın hemen hepsi önem taşımakla beraber, bunlardan özellikler arzeden bir kaçından söz etmek gerekir. Bunların birincisi Fransızlara karşı 3-1 galibiyetle sonuçlanan 24 Kasım 1918 karşılaşmasıdır. Bu maç Mütareke döneminin ilk düşman maçı olmak bakımından önem ve özellik taşır. Hasmın İstanbul’a asker çıkarmasından sadece 11 gün sonra oynandı. La Croix adlı bir Fransız subayın hakemliğinde yapılan bu ilk Mütareke ve İşgal dönemi karşılaşmasına:

Arslanyan-Galip (Kulaksızoğlu), Nahit (Çokbaşaran) – Feyzi (Baron), Kâmil (Rona), Ethem (Bellisan) – Refik (Kuntol), Hikmet (Topuz), Burhan (Belge), Alaaddin (Baydar) ve Ziya (Boyer) tertibinde çıkan Fenerbahçe, rakibinin bir golüne karşı Galip, Refik ve Alaaddin’in 3 sayısıyla cevap vermiştir.

Fenerbahçe, Mütareke döneminin ilk İngiliz maçını da, 5 gün sonra, 29 Kasım 1918 Cuma günü Misivalidis takımına karşı oynadı. Bu maçın da özellikleri vardı: İngilizlerin isteğiyle, devreler yarımşar saat oynandı. Maç saatlerinde çıkan yangında Arslanyan’ın evi yandığından, bazı takım arkadaşları yardımına koşmuşlar ve sahaya noksan çıkılmıştır. Maçın hakemi İngiliz subayı 2. devre penaltı cezası vermiş, Galip’in beraberliği sağlayan kafa golünden sonra İngilizler 2 inci bir golle maçı kazanmışlardır. Bu ilk 2 maç hakkında daha önce F.B.-Yabancı maçları bahsinde söz edilmişti.

Fenerbahçe’nin 8 Aralık 1918’de gene İngilizlerle ve gene bir İngiliz hakem idaresinde yaptığı 3. maç da ilginçtir. Karşılaşma, sürekli Fenerbahçe baskısına karşın, 3 kontratak golüyle 3/2 kaybedildi. Bu maçın en önemli özelliği Fenerbahçe’nin bu günden sonra, 11 Şubat 1923’e kadar, tam 4 yıl ve 3 ay düşman takımlar karşısındaki 31 maçta hiç yenilmemesidir.

Kaleci Garbis Arslanyan’ın evinin yanması üzerine Kadıköy semtinden ve Fenerbahçe kulübünden ayrılıp Dork Ermeni kulübüne reis olması, Miço ile Koço Negroponti’nin Pera Club’e geçmeleri ve cephelerden henüz dönen futbolcuların formsuzlukları Mütareke dömeninin bu ilk haftalarında esasen iyi durumda olmayan Fenerbahçe takımını iyice sarsmış ve uğranılan 2 yenilgi bu yüzden doğmuştur. Genç kaleci Suat Keskin’iıı yavaş yavaş artan tecrübesi, forvette kurulan istikrar ve nihayet zâlim düşmana karşı duyulan ürkekliğin kaybolmaya başlaması, artık yapılmasına imkan bulunan antrenmanların da yardımıyla, Fenerbahçe takımı kısa sürede toparlanıp, çok iyi hale dönüştü ve artık yenilmesi çok güç bir takım oldu.

23 Mart 1919 Patrie rövanş maçı unutulmaz bir anıdır. Sayısı ancak birkaç yüze varan Türk seyirciye karşı, Fransızları tutan daha fazla sayıdaki gayri müslimden başka, lacivert bere ve Kırmızı pompomlu 3 bine yakın Fransız denizcisi de takımlarını teşci etmeye gelmişlerdi. Bu arada, Amiral Amedee ve 29.9.1918 de Bulgarları mütareke istemeye neden olan Sokul’un zaptında yararlılık göstermiş 148. Fransız alayına mensup 22 askere bir hafta önce İstanbul’da madalyalar takan ünlü Albay Curie de maçta hazırdı.

7 gün önceki 5-1 lik yenilginin anormal bir sonuç olduğu görüşüııdeki bu gürültücü kitle, borazan ve trampetlerle takımlarını coşturuyor ve 5-1 in intikamını almak hayali peşinde etrafı velveleye veriyorlardı.

İlk devre, şuursuz oyunla golsüz kapandı. Ancak, golle başlayan 2. devrenin ilk 15 dakikasında durum 4-0 olunca, bu pek gürültülü başlayan naç, sessizlik içinde 7-0 Fenerbahçe lehine sonuçlanmıştır.

Fransızlar bu ağır yenilgiden sonra St. Joseph papazları aracılığıyla yapılan 9 Mayıs maçı dışında, tam 10 ay Fenerbahçe ile karşılaşmaya yanaşmadılar. Ancak, 9 Ocak 1920 de Fenerbahçe’yi kendi işgal bölgelerinden olan Bakırköy’e çağırdılar. Şiddetli yağmur altındaki maçı 2/1 Fenerbahçe aldı.

Suat (Kenan) – Galip, Nahit-Feyzi, İsmet, Kamil-Ziya, Saim, Zeki, Burhan ve Sabih tertibindeki F.B.nin 2 golünü Zeki attı. Bu galibiyetin unutulmaz hatırası, o akşam sağanak halinde yağmura karşın, içleri yanık Türk gençlerinin Bakırköy’ün karanlık sokaklarında Fenerbahçe için gizli gizli yaptıkları tezahürattır.

İstanbul’un 16 Mart 1920 günü işgali ve işgal Komutanlığının uyguladığı toplantı yasağı, 9 aylık yeni bir duraklama dönemi yaşattıktan sonra, Fransızlarla 15 Ekim 1920 de yine karşılaşıldı. Bu maçın ilginç yönü, galibine Şehzade Abdülhalim Ef. tarafından bir gümüş kupa konmuş olmasıdır. Bu Kupa, Mütareke Yıllarında Türk Kulüpleriyle düşman takımlar arasında konmuş ilk mükafattır ve Hüsnü Erciyes ile Galip Kulaksızoğlu-nun 2 şer golüyle 4-1 Fenerbahçe tarafından kazanılmıştır.

5 F.B.Lİ SAKARYA SAVAŞLARINDA!,.

Fenerbahçe takımı, Mütareke dönemi maçlarının fasılaya uğradığı 1921 yılında değişikliklere uğradı. Kadrodan, hepsi de Subay olan 5 değerli eleman: Kaleci Kcnaıı, bek Nalıit, lıaf Kâmil, lıaf ve forvet Etlıem ve solaçık Refik, İstiklal Savaşının şiddetlenmesi üzerine, gizlice Anadolııya geçip Milli orduya katıldılar. (O dönemlerde, muvazzaf subaylar sivil Kulüplerde spor yapabilirlerdi.)

Diğer takım arkadaşları ve yerlerine geçen gençler, milli görevlerini düşman takımlarını ardarda yenerek futbol sahalarında sürdürürlerken, bunlar da Kurtuluş Savaşının en kanlı hengamelerinde İstiklam Madalyaları kazanacak fedakârlıklar gösteriyor, yıllarca taşıdıkları Fenerbahçe formasının o yüksek değerini vatan müdafaası ve istiklâl uğrunda şan ve şerefe boğuyorlardı. Bunlardan muhterem Şehit Albay Nahit Çokbaşaran birinci takımda 47, Topçu Subayı Etlıem Bcllisan 72, sonraları Vtr General Kâmil Rona 68, Dr. Amiral Refik Kuntol (2) 32, Dz. Yarb. Kenan Or da 22 maç yapmış olarak Sakarya muhaberebelerine katılmışlardır

TAKSİM STADI AÇILINCA MAÇLAR ÇETİNLEŞİYOR…

İşgal döneminin en çetin maçları 1922/23 yıllarında İnglizlerle oynandı. Taksimde, sonraları İnönü Gezisi olan, Topçu kışları avlusunun futbol sahası olarak tanzimi, burada çetin maçlar yapılmasına imkan verdi. Şehrin göbeğinde ve özellikle yabancı ve gayrimüslimlerin yoğun olduğu bir bölgede yapılan bu maçlar futbola ilgiyi artırıyor, müsabakalar tamamıyla milli havaya bürünüyordu. Bu arada Türk futbolunun kalitesi de yükselmekteydi.

Bu gelişme ve kalkınmaya özellikle Fenerbahçe Kulübünde şahit olunınakda idi. İngiliz takımları ile sürekli maçlar, hemen her maçı aynı kadro ile oynamak, Fenerbahçe futbolunun klasını yükselttiği gibi, takımın da gücünü arttırıyor, sağlanan galibiyetler de futbolcuların manevi güç ve milli duygularını şahlandırıyordu.

İşe, bu mükemmel takımın sağladığı mükemmel sonuçlar nedeni iledir ki, 1922/23 yıllarında statlar dolup taşmaya ve 3/4 bin olan ortalama seyirci sayı 6/7 bine ulaşmaya başladı.

Statları taşıran bu kalabalık yalnız futbol meraklılarından oluşmuyordu. Bu kalabalıklar içinde, sırf İngilizleri yenilmiş görmenin derin huzur ve zevkini tatmaya gelenlerde pek çoktu. Fenerbahçe’nin, kendi bünyesinden başka, hemen her Türk ailesinde bir veya birkaç şehit acısı yaşatan İngilizlere galibiyeti, şehrin en tenha köşelerine kadar günün konusu olunca, spor ve hele futbol ile hiç ilgisi olmayanlar bile, gözleri önünde kazanılacak yeni bir zayferle teselli bulmak ve milli duygularının okşanması imkânına kavuşmak için maçlara koşuyorlardı. Binnetice, İşgal yılları Fenerbahçe maçlarında, her sınıf ve yaşta halk arasında hatta, beyaz sarıklı din adamlarına rastlamak da mümkün olmuştur.

HEPSİ DE YÜKSEK TAHSİLLİ BİR 11!…

İlginin bu derece artması ve Fenerbahçe galibiyetlerinin aralıksız sürmesinde bir diğer önemli faktör, takımı oluşturan gençlerin hüviyet ve imanlarıdır. İstisnasız olarak, yüksek kültürlü bu gençler, durumun nezaket ve fevkaladeliğini, davanın, kutsiyetini ve yüklendikleri sorumluluğun ağırlığını biliyor ve buna göre duygulu davranıyorlardı. Her türlü fedakârlığa katlanan, hastalık ve sakatlıklara tahammül gösteren ve zafere ulaşmak için de sahada azami gayreti esirgemeyen bu gençlerin, milletin sinesinde taht kurmamaları mümkün değildi.

Haziran 1919 da şehit olan ünlü bek, İstihkam Subayı Y. Mühendis Arif Emiıoğlu ve 1921 başlarında takımdan ayrılıp Kurtuluş Savaşına katılan 5 subay: Kenan, Nahit, Ethem, Kâmil ve Refik’ten başka, Kulüplerinin bu tarihsel başarılarında zaman zaman rol alan emektar Kaptan Galip, Kaleci ve bek Suat (Keskin), Haf Feyzi (Baron), Refik Osman (Top), forvet Burhan (Belge), Hikmet (Topuz), Ziya (Boyer), Hüsnü (Erciyes), Suat (Subay) ve Nevzat (Usberg) dışında olarak, asıl kadroyu oluşturan:

Şekip (Kulaksızoğlu)-Hasan Kâmil (Sporel), Cafer (Çağatay), Kadri (Göktulga), İsmet (Uluğ), Fahir (Yeniçay)- Sabilı (Arca), Alaaddiıı (Baydar), Zeki (Sporel), Ömer (Tanyeri) ve Bedri (Gürsoy) dan ve bir sayılı yedeği de Rağıp (Mağden) olan bu mükemmel Fenerbahçe kadrosundaki gençlerin hepsi de yüksek okul mezun veya öğrencisi idiler.

Hasan Kâmil (Miclıigan), Ömer de Almanya da ınakina tahsilinden yeni dönmüşlerdi. Cafer Eczacı, Kadri Ali Ticaret, İsmet ile Sabih Tıbbiye, Fahir Fen Fakültesi, Şekip ile Alaaddin Güzel Sanatlar Akademisi, Zeki Veteriner Yüksekokulu, Bedri Dişçi Okulu, Rağıp da Halkalı Ziraat Fakültesi mezun veya talebeleri idiler.

İşte, Mütareke ve İşgal yılları maçları nasıl ki Fenerbahçe Spor Kulübü tarihinin mutlak bir övünç hazinesi ve milletçe sevilmesinin başlıca nedenlerinden biri ise, bu mutlu durumu yaratan ilk sebep te, takımı oluşturan gençlerdeki kültür ve iman seviyesinin yüksekliğidir. İçinden şehitler vermiş, Üniversite Rektörü, General ve Amiraller ve Milletvekilleri çıkarmış bu derece mümtaz ve dört-başı mamur bir kadronun Türk futbol tarihinde eşsiz olduğu muhakkaktır. Yine bu kadrodur ki 1922/23 mevsimi İstanbul Lig şampiyonluğunu Fenerbahçe’ye yalnız yenilmeden değil; hiç gol de yemeden kazandırmak gibi Dünya futbol tarihinde eşsiz olduğu kanıtlanan bir başarıya da ulaşmıştır.

İNGİLİZLERİN F.B.DEN ÇEKİNİŞ NEDENİ?….

İstanbul’un 16 Mart 1920 deki fiili işgalinden önce ve sonraki 16 aylık bir dönemde İngilizler Fenerbahçe ile maçlara ara vermişler, bu arada Kulübü de 70 gün kapatmışlardı. Nihayet, 13 Ocak 1921 de sisli ve yağışlı bir havada yapılan maçla bu ara veriş sona erdi sanıldı. Ancak, İKDAM gazetesinin 16 Ocak 1921 sayısında:

(…. İkinci nısıf zamanda, sis, Fenerbahçe’nin bir çok sayılarına mani oldu. Sis, yağmur, kar, tipi demeyip çalışan bu Türk gençeleri 4., 5., 6., 7., 8. ve 9. sayıları yaparak muzafferane sahadan ayrıldılar….) şeklinde yansıttığı bu karşılaşmadan sonra, İngilizler bu sefer de yeni bir 19 aylık çekingenlik dönemine girdiler. Fenerbahçe, 13.1.1921 den 13.8.1922 ye kadar tam 19 ayda, o da Fransızlarla, yalnız bir maç yapmak imkanı bulabildi. Askeri ve politik durum göz önüne alındığında, 2. İnönü ve Sakarya savaşlarının ve İngiltere ile en çetin anlaşmazlıklarını hep bu dönem içinde yaşandıkları hatırlanır. Bu bakımdan, tarihin eşini yazmadığı bir zaferin o gururlu temsilcileri, böyle kritik bir dönemde milli sporlarında Fenerbahçe’ye yenilmeyi ve dolayısıyla da prestijlerinin zedelenmekte devam etmesini göze alamıyorlardı.

İşte, bu arada, 1922 yılı ilk baharında Taksim stadının futbol maçlarına açılması, birçok İngiliz takımının bu sahada antrenman yapıp sık sık maçlar tertiplemeleri, onlara güç kazandırıp ümitlerini artırınca, Fenerbahçe-İngiliz maçları da yeniden seri halinde yaşanmaya başlamıştır.

İngilizlerin en güçlü 10 takımı arasında tertiplenen meşhur (ARMİSTİCE COUPE=MÜTAREKE KUPASI) maçları İşgal Kuvvetleri Komutanlığına yeterince güven vermişti. Bu nedenle, Fenerbahçe, bu 10 takımdan ilk sıraları tutan 5 takımla maç isteğinde bulununca, artık buna Hayır!… denmedi.

Bu 5 güçlü takım, rövanşlar da dahil, sıfıra karşı 2, 3, 4 ve 5 er golle mağlup edildiler. Bu parlak sonuçlar coşkun gösterilere neden oluyor ve Fenerbahçeli futbolcular sık sık Beyoğlu caddelerinde binlerce Türk’ün elleri üstünde taşınıyorlardı. Na mağlup ANATOLİA, LİGİHTNİNG ve GRANADİAR GUARDS 1ar da bu arada derslerini aldılar.

Armistice Coupe şampiyonu ve futbolcuları altın madalyalarla ödüllendirilen Granadiar Guards takımına, 25 Mart 1923 Pazar günü, Alaaddin tarafından 75.dakikada atılan 2.golü SPOR ALEMİ dergisi şöyle yazmıştır:

(..,. Rüzgarın hasıl ettiği eksibeler arasında, Fenerbahçe müdafaasının kahramanene gayreti ile, muhacim hattı tehlikeli akınlara başladı. Bu mahir hücum hattı İngilizlerin sert ve şayanı hayret müdafaasını karıştırarak kaleye yaklaşıyorsa da nereden estiği bilinmeyen rüzgarın hasıl ettiği toz duman arasında top kalenin gölgesi üzerinden, kenarlardan akıp gidiyordu.

Fenerbahçe, bu fena vaziyette hakimiyeti almış ve yine şiddetli bir akın arasında Zeki bey mahirane ikinci sayıyı da yapmış ise de hakem (Haçopulos) tarafından sayılmamıştı. Heyecandan kısılan ağızlara yeni bir inşirah veren bu ikinci golün ofsayıdla tebdili halkı daha fazla asabileştirdi. Şimdi herkes mütemadiyen Haydi Ala…., Haydi Zeki…., Bravo Yavuz (İsmet), Yaşşa Sabih avazesiyle yeni bir sayıya intizarda idiler. Bu intizar çok devam etmeden Alaaddin bey, karışık bacaklar arasından İngilizlere 2. bir sayı ilave eyledi. Temaşakeran arasında fesleri ve hatta şapkaları bile uçuran bu sayı, gözler yaşartıncaya kadar Fenerbahçelileri alkışlattı. ŞİMDİYE KADAR TÜRK’LERLE ÇARPIŞAN TAKIMLARIN EN KUVVETLİSİ BU İNGİLİZ ŞAMPİYONU DA KENDİLERİNE NAZARAN PEK KÜÇÜK OYUNCULAR KARŞISINDA, SIFIRA KARŞI İKİ SAYI İLE MAĞLUP OLDULAR.

MÜSABAKANIN NİHAYETİNDE FENERBAHÇELİLER, SOYUNMA ODALARINDA HASIMLARININ VÜCUTLARINDA YAPTIĞI YARALARI TEDAVİ İLE MEŞGULKEN, MEMNUNLUKLA SAHAYI TERK EDEN BİNLERCE TÜRK YAŞŞA… FENER!.. AVAZELERİYLE, STADYUM’UN KALIN KEMERİ ALTINDAN BU GÜZEL GÜNÜ TERKEDİYORLARDI…)

Fenerbahçe’nin en güçlü İngiliz takımlarını ard arda yenmesi, müşterek turnuvalarda onları tasfiyeye uğratıp şampiyonlukları kazanması İşgal Orduları Başkomutanını yeniden telaşa düşürdü. Bu (MÜTHİŞ) Türk takımının mutlaka mağlup edilmesi emrini veren General HARRİNGTON, bu amaçla yapılacak maç için kendi adına Kupa da koydu. Bu tarihsel maç ayrıca sunulmuştur.

İşgal yıllarında Goldstream adlı İngiliz takımı bütün Türk Kulüplerini ve bu arada fırsat kollayıp, 4 asından yoksun bir günde Fenerbahçe’yi de yenmişti. Düşman takımlara 4 yıl ve 3 ay yenilmeyen Fenerbahçe bu rakibi sürekli rövanş maçına çağırmış fakat İngilizler her defasında bir mazeret ileri sürüp, nihayet 8 ay sonra, 30 Eylül 1923 Pazar günü Taksim stadında oynamayı kabul etmişlerdir.

Fenerbahçe 2 ve 3. takımlarının 2 Ermeni takımını yenmelerinden sonra, General Harrington, Büyük M.M.Hükümetinin temsilcileri olan Rafet ve Salahaddin Adil paşalarla birçok askeri ve politik şahsiyetlerin izledikleri bu çetin maçı Fenerbahçe:

Şekip-H. Kamil, Cafer-Kadri, İsmet, Fahir-Sabih, Alaaddin, Zeki, Ömer ve Bedri’den kurulu her zamanki kadrosuyla oynadı… Zeki’nin 10. dakikadaki golüne Manchester City’li ünlü sağiç Vebb, fevkalade bir vole ile cevap verdi ve Ömer’in golünden sonra ilk devre 2-1 kapandı. 2. devre Cafer, Zeki ve Alaaddin’in golleriyle sonuç 5-1 olmuş ve Fenerbahçe sahadan coşku içnde ayrılmıştır.

İstanbul’un tahliyesinden sonra, 2 ay İstanbul limanında kalan birer müttefik savaş gemisinden Comos İngiliz Kravzör takımıyla 9 Kasım 1923 de yapılan 3/0 lık müsabaka bu dönemin son maçı olmuştur.

Fenerbahçe’nin Mütareke ve İşgal yılları maçları hem kendi, hem de Türk futbol tarihinin övünmeye layık bir bölümüdür. Fenerbahçe, çok yönlü bir milli görevi, adına ve şanına yaraşır bir başarı ile yerine getirmiş ve engin bir sevgi hâlesini isim ve renkleri üzerinde toplamıştır. Bu karanlık ve acı günlerde Zafer ve Kurtuluşa inanç ve güven aşılayan Fenerbahçe galibiyetleri, hisleri alevlenen binlerce Vatan evladını milli orduya katılmaya koşturmuştur.

General Harrington Kupası maçında görüleceği üzere, yine bu başarıların 9 ay süren Lousanne antlaşması sıralarında sulh heyetimiz ve dolayısıyla yurdumuzun kaderi üzerinde oynadığı olumlu etkiler başlı başına bir âbide teşkil eder.

Bir spor kulübünün, bir ulusun kaderi üzerinde bu derece olumlu rol oynadığı işitilmediğıne göre, Fenerbahçe’nin Mütareke ve İşgal yılları mümtaz yönetici ve futbolcularından ebediyete göçenlere rahmet, yaşayan sadece 3 arkadaşları ALAADDİN BAYDAR, CAFER ÇAĞATAY ve BEDRİ GÜRSOY’u minnet ve şükranlarla anıp, uzun ömürler dilemek her Türk için görevdir.

BAŞKOMUTAN HARRİNGTON KUPASI VEYA TÜRK’ÜN “NAMUS MAÇI”

İstanbul ve havalisi Müttefik İşgal Güçleri ve ingiliz İşgal Orduları Başkomutanı General Charles Harrington:

1-Aşırı milliyetçilik,

2-Anadoludaki asi güçlere silah, cephane ve adam şevki,

3-Müttefik güçlere karşı düşmanca tutum içinde olma, suçlamalarıyla, 70 gün kapatıp, kapısına süngülü nöbetçiler dikilen Fenerbahçe Kulübünden, aslında, yukarıdaki 3 nedenle beraber, kendilerini sürekli yenip prestijlerini berbat eden futbol takımından şikayetçi idi..

Ufuklarında güneş batmayan, 5 Kıt’aya yayılmış o büyük İngiltere imparatorluğunun her yanından getirilen seçme futbolcuların Fenerbehçe’-den her hafta dayak yemek ve bu Türk takımını bir türlü yenememek hırs ve telaşı, bütün İşgal Kuvvetleri mekanizmasını huzursuzluğa boğmakta idi. Tarihin en büyük savaşından muzaffer çıkanlar, nasıl olur da, hem de milli sporlarında, 11 Türk gencinden kurulu ve (FENERBAHÇE) adlı bir takım önünde üstüste baş eğerlerdi!…

Bu çok ağır durum, 1923 Şubat başlarında, yüksek rütbeli bir çok İngiliz subayını büyük bir masa etrafında topladı. Bunlar, Başkumandanları General Harrington’dan aldıkları emrin yerine getirilmesi, çarelerini aramaya koyuldular: • — NE YAPMAK GEREKİYORSA YAPILACAK VE FENERBAHÇE ARTIK MUTLAKA MAĞLUP EDİLEREK 4 yılı AŞAN BİR SÜREDEN BERİ, DEVAMLI ZEDELENEN PRESTİJ, GİDERAYAK, MUTLAKA KURTARILACAKTI!….

Amaca ulaşmak için, Taksim stadında tertipledikleri turnuvada derece alan ve futbolcuları altın madalyalarla ödüllendirilen şu en güçlü 3 takım seçildi: İRİSH GUARDES (İrlanda Muhafızları), GRENADİERS GUARDES (Bombacı Muhafızlar) ve GOLDSTREAM GUARDES (Goldstream Muhafızları).

Bunların seçme elemanları, büyük davayı başarabilmek için, sıkı bir çalışmaya tabi tutuldular. Haftalar yoğun çalışmalar arasında geçiyor, Başkumandanın kesin emri gözönünde tutularak, hedefe tam bir güvenle ulaşmak için, Malta’dan 2, Cebelitarık ve Mısır’dan da birer olarak, ayrıca 4 yeni takviye getiriliyordu.

KUPA DA LONDRA’DAN GELİYOR

Dava o derece önemli idi ki; ortaya, hem de kendileri tarafından, bir Kupa konmakta idi. Öyle bir Kupa ki, amaç ve anlam bakımlarından, hiç kuşkusuz, bir benzeri yoktu. Dünyanın en görkemli imparatorluğunun FENERBAHÇE adlı müteva-zi bir Türk Kulübünce zedelenen prestifini kurtarmanın simgesi bir Kupa idi ve İşgal güçleri kumandan ve İngiltere İşgal Orduları Başkomutanı General Charles Harrington ismini taşıyacaktı.

Böyle, önemi eşsiz bir Kupanın, taşıdığı anlam ve isme yaraşır bir ihtişamda olması da gerekirdi. Bu bakımdan, Londra’ya yazıldı ve Kupa oradan getirildi. Boyu 80 santim, gümüş işlemeli ve gerçekten de büyük bir sanat eseri idi (İstanbul gümrükleri o sıralarda bir emrivaki ile Türk gümrükçülerin kontrolüne geçmişti. Londra’dan gelen bu Kupayı Türk gümrükçüler İngilizlere vermek istememişler ve Kupa uzun formalitelerden sonra gümrükten çıkarılmıştı.Bu olayı, İşgal yıllarında İstanbul İngiliz Fevkalade Komiserliği Yardımcısı H. Armstrong, Ömer Rıza Doğrul tarafından 1928 de Türkçe’ye çevrilen, (TÜRKİYE NASIL DOĞDU?.) adlı kitabının 204. sayfasında nakleder.).

HEDEFİN FENERBAHÇE OLDUĞU GİZLENİYOR

Çalışma 3 ay sürdü. Takım hazır, herşey tamamdı. Plan mükemmel şekilde yürütülmüş, hatta gafil avlamak için, rakibin FENERBAHÇE oluşunun gizlenmesi de titizlikle başarılmıştı. Türk Kulüplerine son anda meydan okunacak ve bunların en şöhretlisi ve hedef Fenerbahçe, bu (defi) nin altında kalmayı hazmedemeyeceği için, mevsim sonunda yorgun ve şampiyonluk rehaveti içinde yakalanıp, hallaç pamuğuna çevrilecekti. Böylece, tam 5 yıldır tistüste yığılan utandırıcı yenilgilerin öcü bir çırpıda toptan alınmış ve canlı hatırası olan o çok muhteşem Kupa da İngiltere’ye götürülmüş olacaktı!….

(DEFİ)Yİ YABANCI BASIN İLE YAYINLIYORLAR…

Nitekim, 1923 Haziran ortalarında Beyoğlu’nun yabancı ve azınlık gazetelerinde yayınlanan şu haber ve ilan şimşek gibi çaktı:

(İNGİLİZ GARTLAR (MUHAFIZLAR) KARMASI TÜRK KULÜPLERİNE MEYDAN OKUYOR. KAZANANA İŞGAL ORDULARI BAŞKOMUTANININ İSMİNİ TAŞIYAN BÜYÜK BİR KUPA KONAN MAÇI KABUL EDECEK TÜRK KULÜBÜ, DİLEDİĞİ KADAR, TAKVİYE ALMAKTA DA SERBESTTİR.)

Türk ailelerinin yüreklerini dağlayan bu taptaze şehit acıları o yıllarda ancak Fenerbahçe’nin ingilizler karşısındaki galibiyetleri ile dinmekte idi. Şimdi ise, aynı düşmanın bu ağır meydan okumasını hangi Türk Kulübü kabul edebilecekti?., ya Fenerbahçe de aldırmaz ise ne olacaktı?.. Zaten, İngilizlerin hedeflerinin Fenerbahçe olduğu herkesçe biliniyordu.

Günler; aylar kadar uzuyor, kahr içinde geçiyordu. Evet, Fenerbahçe ne yapacaktı?. Türk futbolünün, hatta gerçekte, artık Türk ulusunun malı olan, bu (NAMUS MAÇI) nı kabul edebilecekmi idi?..

FENERBAHÇE ALTTA KALMIYOR!....

Aradan sadece 3 gün geçti. Bir Cumartesi sabahı, İstanbul’un her dilden gazetelerinde, Türk’ler için iç açıcı, yürekler ferahlatan şu haber okundu:

“İNGİLİZ GARDLAR KARMASININ DEFİSİNİ FENERBAHÇE KULÜBÜ KENDİ ÖZ KADROSU İLE VE ŞARTSIZ KABUL ETTİ!..”

Gerçekten, 15 Haziran 1923 Cuma günü, Kuşdili Çayırı kenarındaki o beyaz ve tertemiz binada, Türk sporunun kara günlerdeki bu Kâbe’sinde, her zamankinden değişik bir hava esmişti. Sabah 10 da, 2 inci kattaki küçük Yönetim Kurulu odasında başbaşa veren, Genel Sekreter Nasuhi (Baydar), Genel Kaptan Galip (Kulaksızoğlu) ve Muhasip üye Tevfik (Taşçı) beylerden oluşan Fenerbahçe Yönetim Kurulu, Takım Kaptanı Zeki (Sporel) beyle bir saat süren bir görüşmeden sonra, tarihsel kararı aldı ve meydan okuyanlara, Tevfik beyin mükemmel tngilizcesi ile yazılan şu mektup hemen yollandı:

İSTANBUL VE HAVALİSİ MÜTTEFİK İŞGAL ORDULARI BAŞKUMANDANLIĞI SPOR ÂMİRLİĞİ CANİBİ ALİLERİNE

HARBİYE-İSTANBUL

(— FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ, BÜTÜN TÜRK KULÜPLERİNE YAPTIĞINIZ ÇAĞRIYI OKUMUŞ VE ÖĞRENMİŞTİR. KULÜBÜMÜZ, ARZU BUYURULAN KARŞILAŞMAYI, YİNE ARZU BUYURULACAK GÜN VE SAHADA, YALNIZ KENDİ KADROSU İLE, YAPMAYA HAZIR VE CEVABINIZI BEKLEDİĞİNİ YÜKSEK MAKAMINIZA BİLDİRMEKLE ŞEREFLER DUYAR.)

MAÇIN GÜNÜ: 29 HAZİRAN 1923

İngilizler maç günü olarak, hemen 10 gün sonra, 29 Haziran 1923 ü, saha olarak Taksim stadını ve hakem olarak da Avusturya Milli Takımının istanbul’da yerleşen meşhur santrhaf ve kaptanı Antonin Kratky’yi ileri sürdüler. Fenerbahçe, bunların hiç birine itiraz etmedi. Kabul edip maç gün ve saatini bekledi.

TAKSİM STADININ O GÜNKÜ MANZARASI…..

29 Haziran 1923 ün maç saati boğazları sıkan, kalpleri durduran heyecanlar arasında yaklaştı. Beyoğlu caddeleri, tarihi Topçu Kışlası meydanını duldurmaya akın eden fesli, şapkalı, üniformalı binlerce insanla bir geçit töreni görünümü yaşıyordu. Stadın demirkapı ve uzun geçitinden, birbirlerini adeta çiğneyerek girebilen halkın bir kısmının yüzleri soluktu. Bir kısmı da, artık muhakkak gördükleri bir (Fenerbahçe Yenilgisi)nin neş’e ve zevkini nihayet ve kesinlikle duyar havası içinde, sevince kapılmışlardı.

Bu kalabalık içinde neler ve kimler yoktu. Yalnız fesli ve şapkalı siviller değil, fakat İngiltere imparatorluğu’nun 5 kıtaya mensup her renk, kılık ve rütbede üniformalıları da vardı ve binlerce idi:

Kısacık ekose etek ve çıplak bacaklı İskoç askerlerinden, başları kalın ve geniş türbanlı Hindu’lara, Kızılca ve sarışın delikanlılardan, bellerinde yarım daire şeklindeki keskin satırları parıldayan kuzguni suratlı Afrika yarı vahşilerine kadar!…

Saha kenarındaki yüzlerce koltuk ve iskemle de İşgal Orduları General, Amiral ve yüksek rütbeli subayları, renk renk ve çeşit çeşit üniformaları ve eşleriyle, yer almışlardı. Bu arada, sırf bu maç için lnon Duck diretnotıyle gelen Malta Valisi Lord Plummer de göze çarpıyordu. Saha kenarında her 25 metrede bir Avustralya ve Yeni Zelandalı süngülü askerler çifter çifter dolaşmakta, bu çok değişik toplulukta yegâne müşterek olan neş’e, az sonraki kesin zafere olan inancın derecesini göstermekte idi.

Ortada beyaz örtülü bir masanın üzerinde o çok muhteşem, (GENERAL HARRİNGTON KUPASI) da duruyor, etraf ve sahayı dolduran seyircilerle düşman orduları mensupları, Taksim stadının bu günkü fevkalade dekorunu türlü düşünceler içinde seyrediyorlardı. O dercede ki, sahada Fenerbahçe B takımının, ezeli rakibi Galatasaray B takamını, canlı oyun ve Navzat (Usberğ) ın demir gibi şutlarıyla, 3-1 yenmekte oluşu en koyu taraftarları bile ilgilendirmemekte idi. Bütün Türkler (NAMUS MAÇI) nı bekliyorlardı…

İNGİLİZLER SAHAYA ÇIKIYOR,..

Tam 5 yıl düşman işgali altında inleyen gamlı İstanbul’un tarihsel stadının bu garip ve hüzünlü Haziran akşamındaki bu olağanüstü manzarasını sonsuz heyecan, fakat sessizlik içinde seyrederek bekleyiş çok sürmedi. Şiddetli ve sürekli bir alkış stadı yerinden oynattı: Gardlar Karması koşarak ve sanki tepine tepine sahaya çıkıyordu. Yepyeni, gıcır gıcır formalar giymişler, kalp üzerinde, beyaz yuvarlak içindeki (G) harfi ile, Fenerbahçe’yi yenmek için bütün güçlerini birleştirdiklerini ilan etmişlerdi. Şapkalar havalara fırlatılıyor. Hurra!. 1ar ve türlü dillerde bağırışmalar etrafı inletiyordu. Hepsi fizikman güçlü, boylu boslu idiler. Topa uzun uzun vuruyor, Taksim tarafındaki gölgeli kalenin ağlarını delik deşik ediyorlardı. Görünüş Fenerbahçe ve Türkler için korkunçtu!…

FENERBAHÇE DE SAHADA!…

Bu müthiş gürültüler arasında, Fenerbahçeliler de sahaya çıkıyorlardı. En önde, Kaptan; Üstat Zeki olarak, yine başlar öne eğik, yine ağır ağır ve yine gösterişsiz Harbiye yönündeki güneşli kaleye doğru yürüyorlardı. Görünüşleri ve sahaya çıkışlarındaki bu tevazu o gerçek hüviyet ve şöhretleriyle taban tabana zıttı:

İki devreli koca bir lig süresince, hiç yenilmeden, hatta hiç de gol yemeden 58/0 skorlu ve 1862 de başlayan Dûnla Lig maçları tarihinde örneği yaşanmamış ve daha kaç yıllar yaşanamayacak bir şampiyonluğu yaratıp Dünya futboluna armağan edenler sanki bunlar değildiler!…

Hele, 5 yıl ve 50 maçta düşman takımlarını pe-şpeşe yenip kalelerini de delik deşik eden ve yaralı, yaslı ve ümitsiz bir ulusa güven aşılayıp gönüllerde taht kuranlar da sanki bunlar değildiler…. o kadar mütevazi idiler ve süngülü düşman muhafızları arasından ağır ağır geçip kalelerine yürüdüler!..

Ancak, Taksim stadı bugün artık bir başka âlemdi. Bu kez, yıllardır ilk olarak, bir Türk takımını alkışlamak ve tezahüratta bulunmaktan sanki gökler gürlemekte idi. Canları gibi sevdikleri takımı tam 5 yıl alkışlamak hak ve zevkinden mahrum bırakılmış Türk seyircisi, Kurtuluş Savaşının kazanılmasından doğan bir cesaretle, artık çekinmiyor, bütün gücü ve o birikmiş bütün sevgi hasretiyle, doya doya Fenerbahçe’sini alkışlıyordu. Haydi Fenerbahçe!.. Haydi arslanlar!… Bugün de gösterin Türk’ün gücünü!… feryatları Beyoğlu göklerini inletmekte idi….

FENERBAHÇE HER ZAMANKİ KADROSUYLA..

Kratky’nin düdüğü ile Muhafızlar Karmasının karşısında yer alan Sarı-Larcivertli takım her zamanki ünlü ve klasik tertibini koruyordu: Kaleci : ŞEKİP (KULAKSIZOĞLU) Bekler : HASAN KÂMİL (SPOREL), CAFER (ÇAĞATAY) Haflar : KADRİ (GÖKTULGA), İSMET (ULUĞ), FÂHİR (YENİÇAY) Forlar : SABİH (ARCA), ALADDİN (BAYDAR), ZEKÎ (SPOREL), ÖMER (TANYERİ) ve BEDRİ (GÜRSOY). Mevsim sonu oldukça yıpranmış bu yorgun kadroda futbolculardan bir bölümü yara bere içinde idi. Soliç Ömer de sahaya sakat çıkmıştı. İLK DEVRE İNGİLİZLER ÜSTÜN… Maç sıkı ve sert başladı. İngiliz Karması çok şarjlı ve görülmemiş bir ahenk içinde, son derecede çabuk oyunla Fenerbahçe kalesine yükleniyordu. Bu durum gürültülü tezahüratla desteklenirken, Türk seyirci ile beraber, Fenerbahçe takımında da aşikâr bir sinirlilik göze çarpmakta idi. O kadar ki, Fenerbahçe’nin son bir-iki yıldır dillerde destan olan ahenginden ve Türk futbolunun ilk beraberlik örneği, “ZEKİ-ALAADDİN KOMBİNEZONU”ndan bir iz bile görülmüyordu. Sadece devre ortalarında Kaptan Zeki’nin bir şutu İngiliz kalesi üst direğinden dönmüştü, o kadar…

Dakikalar İngiliz baskısı altında ilerlerken, 34. dakikada, santrforun kurşun gibi bir şutunun Fenerbahçe yan direğini sarsmasından bir dakika sonra, Malta’dan getirilen Chelsea’li soliç, 15 adımdan sert bir şut savurdu. Şekip’e kımıldama imkânı vermeyen bu vuruş, topu bir anda Fenerbahçe ağlarına taktı. Şapkalar havalarda uçmuş, az sonra da, Fenerbahçe ilk devreden 1-0 yenik ayrılmıştır. HAZİN BİR DEVRE ARASI…. İki devre arasında, Nasuhi, Gâlip ve Tevfik beylerden kurulu 3 kişilik Fenerbahçe Yönetim Kurulu ile, ilk Türk futbolcusu, Kurucu üye Fuat Hüsnü (KAYACAN) ve Sami (COŞAR) beyler, Taksim stadı giriş kapısının sağ tarafındaki o loş ve harap soyunma odasına girdiler. İngilizlerin çok hırslı ve sert oyunundan yara-bere içinde kalan ve asabiyet içinde adeta titreyip kıvranan takıma sükunet ve soğukkanlılık aşılamaya çalıştılar. Normal oyunlarıyla hasımlarını mutlaka yeneceklerini, binlerce taraftar ve yüzbinlerce Türkün bugün de kendilerinden kesin olarak galibiyet beklediklerini, bu mutlu sonuca ise sadece gayretle değil, aynı zamanda serinkanlılık ve şuurla erişebileceklerini onlara telkine çalıştılar.

Bu 5 en eski Fenerbahçeli, hakem Kratky’nin tiz düdük seslerinden sonra, o loş ve rutubetli soyunma odasından çıkan 11 Sarı-Lacivertli futbolcuyu teker teker alınlarından üperlerken, hepsinin renkleri sapsarı ve gözleri de nemli idi!…

FENERBAHÇE HASMINI SARSIYOR…

Fenerbahçeli futbolcular 2. devrede asabiyeti üzerlerinden atmış ve etkili hücumlarla İngiliz defansını sarsmaya başlamışlardı. Sağlı sollu ve ortadan hücumlarla o beton müdafaayı zorluyor, Gardlar karmasında artık bir bocalama seziliyordu.

ZEKİ’NİN UNUTULMAZ GOLLERİNDEN İLKİ…..

İki hasım tarafından yakından marke edilen Zeki, 60. dakikada, ileri atıldı. Ceza çizgisine geldi ve o tutulması imkansız müthiş sol şutlarından birini savurdu. Top, sağüst köşeden Gardlar karması ağlarında… Şimdi de fesler havalarda uçuyor, alkış ve sevinç feryatları, yaşşaa!. Iar, haydi arslanlar!… sesleri Beyoğlu semalarını inletiyordu….

Bu beraberlik golü Fenerbahçe’yi şahlandırmıştı. O her zamanki canlı ve soğukkanlı oyununu daha mükemmel bir uyum içinde uyguluyor ve güçlü hasmı ile bir gayret ve enerji yarışına girişmiş bulunuyordu.

Türk Futbol Tarihi’nin yabancı maçlar bölümünün bu en iddialı karşılaşması, iki taraf olmuş kalabalığı heyecanlara boğuyordu. Taksim stadı, hayatında böyle bir maç görmemiş, bu derece manevi bir heyecanlasarsılmamıştı. Bu, bir futbol maçı değildi. Türk sporcu gençliğinin Namus ve Şeref mücadelesi idi!…

Dakikalar ilerledikçe halk yığınları sağa-sola dalgalanıyor, tel örgüler arkasındakiler ise birbirlerini çiğniyorlardı. Saha kenarındaki yüzlerce koltuk ve sandalyedeki renk renk kıyafetli işgal orduları mensupları ve eşleri de artık yerlerinde oturamaz olmuşlar, başta Malta Valisi Lord Plommer olarak, onlar da mücadeleyi, heyecan ve asabiyet içinde, ayakta izlemeye başlamışlardı.

….VE İŞTE GALİBİYET GÖLÜ….

İşte, 74 üncü dakikaya gelinmişti. Kaptan Zeki, santrhaf İsmet’in uzattığı topla defansı yine yardı. Sağ ve solundaki iki yapışkan markajcısıyla beraber, yine 18 üzerine gelmişti ki, bütün gücüyle yeni bir sol şut savurdu. Blackpool’un ünlü kalecisinin ok gibi planjonu faydasızdı. Çünkü, Türk futbol tarihinin o kıymettar ve eşsiz santrforunun sol bacağından o sert darbeyi yiyen meşin yuvarlak, kaleciden çok daha çabuk uçmuş ve bu sefer solüst köşeden İngiliz ağlarıyla kucaklaşmıştı.

BU ÖYLE BİR GOLDÜ Kİ!…

Bu, öyle bir goldü ki; kurtarılamazdı!.. Bu, öyle bir goldü ki, hiçbir benzeri bu derece içten ve gönülden alkışlanmamıştı!… ve nihayet; bu, öyle bir goldü ki; Türk’ün zaferini ve Fenerbahçe’nin düşman karşısında yenilmezliğini kanıtlamıştı…..

İngilizler bütün varlık ve aylar boyu bütün emeklerini seferber ettikleri bu meydan okumada da yenilmişlerdi. Çabalar boşa gitmiş, prestij, Fenerbahçe azmi karşısında yine kurtarılamamıştı. Sarı-Lacivertli ocağın muzaffer çocukları Taksim ufuklarını sarsan şiddetli alkış ve coşkular arasında hâki üniformalı ve göğsü renk renk şerit ve madalyalarla kaplı bir generalden tarihi kupayı aldılar. İngiliz generali o çok muhteşem, “HAR-RİNGTON KUPASI”nı galip Fenerbahçe’nin kıymettar Kaptanı Zeki (SPOREL)e verirken çene ve elleri sinirden tir tir titriyordu!….

FENERBAHÇELİLER EL ÜSTÜNDE!….

Tel örgüleri bir anda aşan binlerce Türk, ka’n-ter içindeki 11 Fenerbahçeliyi, Harrington Kupa-sıyla beraber, havalara kaldırdılar. Coşkun tezahürat, etrafı dakikalarca uğultulara boğdu. Tam 5 yıl süren karanlık Mütareke ve İşgal döneminin bu son imtihanı da yüz akıyla sonuçlanmış ve düşman karşısında 4 yıl ve 3 ay yenilmeyen Fenerbahçe, İngilizlerin milli sporlarında Türkün şeref ve onurunu, en güç koşullar altında bile, yine göklerde tutmuştu.

BEYOĞLU CADDELERİNDE…

Aradan yarım saat geçti, geçmedi. Mutlu sonuç, “FENERBAHÇE İNGİLİZLERİ YENDİ!..:’, haberi bir kez daha, şehre yayılmıştı. Taksim caddeleri onları görmek, ve sinelerine basmak isteyen ve her dakika artan binlerce Türk tarafından tıkanmıştı.

Bir heyet, halkın Fenerbahçelileri görmek istediğini stada iletti. Futbolcular stat balkonuna çıktılar. Yer yerinden oynadı….

Şoförler Cemiyeti otomobiller göndermişti. Ama, binebilmeleri ne mümkündü. Ancak yüzlerce metre ötede, Parmakkapı’da birbirlerini çiğneyen binlerce taktirkârlarının omuzlarından alınıp otomobillere bindirildiler ve her boyda renk renk düşman bayrakları asılı Beyoğlu caddelerinde iki sıra olmuş onbinlerce insan içindeki Türklerin coşkulu alkış ve yaşşşaaa!.. sesleri arasında geçip uğurlandılar.

AYNI AKŞAM LOZAN’DA…

Türk Sulh Heyeti o günlerde Lozanda idi. Savaş meydanlarında kazanılan (İstiklâl)in, (BİR HUSUMET CİHANINA KARŞI), sulh masasında da kazanılması ve korunması gerekiyordu.

Düşman murahhasları pek hasis ve inatçı idiler. Türk heyetine dayatıyorlardı. 8 aylık pazarlıkların sonuçsuz kalmasından ve tekrar başlamasından sonra, düşmanlık yine alevlenmiş, Sakarya ve Dumlupınarlar, bu kez adeta İsviçre topraklarında yaşanmaya başlamıştı.

Bu çetin pazarlık sıralarında, (HARRİNGTON KUPASI MAÇI) Türk heyetini de ilgilendiren Önemli bir yurt olayı olmuştu. Bu maçın pekiyi bildikleri anlam ve özelliği onları bu 29 Haziran 1923 gününün akşamında büyük heyecan ve meraka düşürmüştü. Geceleri de devam edilen müzakerelerin saati gelmiş, ancak, tarihi maçın sonucunu bildirecek telgraf henüz gelmemişti. Lord Gürzon’un halefi Rombold, General Pelli, Marki Gorani, Venizelos ve diğerleri Ouchy şatosunda Türk murahhaslarını beklerken, onlar da Lausan-ne Palace’da bu telgrafı bekliyorlardı.

Telgraf hihayet geldi. Yüzlere de neş’e getirdi. Heyet Başkanı İsmet Paşa, Gazeteci Ali Naci (Karacan) beye:

(— HEYETİMİZ ADINA MESERRETLİ TEBRİKLERİMİ FENERBAHÇE KULÜBÜNE HEMEN TELLEYİNİZ. HEPSİNİN AYRI AYRI AYRI GÖZLERİNDEN ÖPERİM…)» dedi. Sonra da Ouchy şatosuna doğruldu. Sulh müzakere salonuna girerken, bu kez mutlu bir tavır ve gurur içinde idi. Her zaman soğuk şekilde selamladığı Rombold’a bu defa manalı bir tebessüm gönderdi. Alışık olmadığı bu iltifat’ın LORD Rombold üzerindeki tepkisi şaşkınlık olmuş ve Türk murahhasları o geceki pazarlıklarda ülkelerinin menfaatini her zamandan daha kesinlik ve azimle korumuşlardır.

ÖVÜNMEK F.B.NİN HAKKIDIR….

Bir spor kulübünün ulusunun kaderi üzerinde bu I-Iarrington Kupası maçında yaşandığı derecede olumlu ve geniş bir rol oynayabilmesi yer yüzünde her halde eşsiz olsa gerektir. Bu bakımdan, eşsizlikler Kulübü Fenerbahçe, erişilmez ve silinmez bir milli şeref ve övünme mutluluğu ile de yoğrulmuş bulunmaktadır.

FENERBAHÇE’NİN FUTBOL ANTRENÖRLERİ

Kuruluşundan itibaren sayısı 40 ı bulan Fenerbahçe’nin futbol antrenörlerini 2 bölüme ayırmak gerekir. Birinci kısımda amatör ruh, kulüp ve spor sevgisiyle, ücretsiz olarak bu görevi üstlenenler yer alırlar. Bunlar futbol takımının en tecrübeli eleman veya kaptanı, yahut Yönetim kurulu veya Kulüp içinden bu işe ehil bir zat veya eski futbolculardan biridir. Bu idealist Fenerbahçelilerin başlıcaları sıra ile şunlardır:

HÜSEYİN DALAKLI, GALİP KULAKSI-ZOĞLU, FUAT HÜSNÜ KAYACAN, SAMİ COŞAR, ZEKÎ SPOREL, SABİH ARCA ve CİHAT ARMAN’la, daha ziyade genç takımlar üzerine eğilen HİKMET MOCUK, FAHİR KÖSEOĞLU, REŞAT NAYIR, SABRİ KİRAZ, LEBİP ELMAS ve REŞAT ERTE..

İkinci bölümü oluşturanlar ise, gideri sürekli artan gelişme yolundaki Kulübü yaşatacak gelirin ancak futbol şubesinin kalkınması ile sağlanabileceği ve bu işin ise artık amatörce yapılmasının olanaksızlığı karşısında angaje olunan meslekten yetişme ücretli antrenörlerdir ve konu da budur (Yurdumuzda ilk futbol antrenör kursu 1938 de Ankara 19 Mayıs stadının büyük salonunda açıldı. Teknik öğretmenliğini Avusturya Federasyonundan LİNDER’in yatığı ve 6 ay süren kursa 26 kişi katılmış ve hepsi de diploma alıp 150 şer lira aylıkla bölgelere verilmişlerdir. İkinci kurs 1947/48 de Çengelköy’de açıldı. Bunu, aralıklı olarak diğer kurslar izlediler.).

Türkiye’de ilk paralı antrenör 1924 yılında Milli lâkımı Paris olimpiyatlarına hazırlamak amacıyla, Futbol Federasyonunca 6 ay için getirilen HAKO-VA Kulübü antrenörü Iskoçyalı BİLLY HUNTER’dir. Birkaç ay sonra, 200 lira (30 İngiliz lirası) maaşı Mısırlı Prens Ali Haydar tarafından ödenerek, 4 yıl için Galatasaray’a aktarılan bu zat, takımı üstüste şampiyonluklara ulaştırdı. İkinci paralı antrenör de 1926 da Beşiktaş Kulübü tarafından 90 lira aylıkla angaje olunan Avusturyalı SİEGLER’dir.

Bir çok dalda faaliyet gösterdiği ve genellikle dar gelirli üyelere dayandığı için, Fenerbahçe Kulübü paralı antrenörle çalışma olanağına ancak 1929 da kavuşabildi ve bu işe, 60 lira maaşlı, Türk Necmettin Çakar beyle başladı.

Fenerbahçe Kulübünün ücretli futbol antrenörleri 1929/30 dan 1987/88 mevsimi başına kadar aşağıdaki sırayı izlediler:

NECMEDDİN ÇAKAR – Vefa Kulübünde uzun yıllar futbol oynayan Necmettin Çakar 1920-30 yıllarının tanınmış futbol hakemlerindendir. Futbolcunun pür amatör ve nazlı döneminde, zamanın yıldızları olan Fenerbahçeliler üzerinde kurduğu sevgi, saygı ve disiplinle başarılı olmuş ve işe başladığı 1929/30 mevsiminde takımı yenilmeden şamiyonluğa ulaştırmıştır,

Türk sporunda, “NECMİ AĞABEY” diye tanınan ve sevilen ve Fenerbahçe de 2 yıl antrenörlük eden bu zat, 2. Dünya Savaşından sonra, ordudan yarbay rütbesiyle emekli olunca, 1953/54 yıllarında Fenerbahçe’nin Kulüp müdürlüğünü de yaptı. Ne yazık ki, yine 1954 de bir boğaz ameliyatında vefat eden bu muhterem zatın Fenerbahçe’ye hizmetleri şükranla, anıları da saygı ile yada layıktır.

JOZSEF SCHVENG – Macar asıllı bu zat FE-NERBAHÇE’nin ilk yabancı futbol antrenörüdür. İzmir Karşıyaka Kulübünde sözleşmesi bitince 12C lira maaşla F.B.ile anlaştı ve Kuşdili’deki lokalin yandığı 5/6 Haziran 1932 gecesinden 7-8 saat önce, Pazar günü öğledensonra futbolcularla çaylı toplantıda tanışıp göreve başladı…

Schveng 2 yıl süren bu ilk gelişinde Fenerbahçe’ye çok yararlı olmuştur. Henüz ilk yıl sonunda A, B ve Genç Takımları resmi, 4. takımı da özel organizasyonlarda hiç yenilmeden şampiyon yaptı. Boy boy takımları böyle eşsiz bir başarıya ulaştırırken, 1932/33 yıllarında (FENERBAHÇE TÜRK FUTBOLUNUN ÜNİVERSİTESİDİR) sloganını yaratmıştır.

Elliott’dan sonra, 1938 de 2. kez angaje olunduğunda, mizacının değişip; geveze, haşin ve olaylar yaratan bir hüviyete dönüştüğü görülünce, 1939 Kasımında önce bir ay izin, sonra da görevine nihayet verildi.

JAMES ELLİOTT – Fenerbahçe’ye F.l.F.A. tarafından önerilen ve TOTTENHAM takımında uzun yıllar yer alan bu İngiliz, 14 Mayıs 1934 de Fenerbahçe Kulübüyle anlaştı ve 3 yıl süren hizmeti boyunca takımı, üstüste 3 kez şampiyonluğa ulaştırdı. Bunlardan 1935/36 ve 1936/37 şampiyonlukları hiç yenilmeden ve birincisi Istanbul-sporla bir berebarlik ve 94/11 lik skor, ikincisi ise, berabere de kalmadan, silme galibiyetler ve 47/1 lik olağanüstü bir gol üstünlüğüyle kazanılmıştır. Sadece, yeni geldiği 1934/35 mevsiminde, henüz averaj usulü uygulanmadığından, puan eşitliği nedeniyle lig sonunda Galatasaray’la üst üste 3 maç yapılmış ve bu mevsim Vefa ve Galatasaray’dan birer yenilgi alınarak şampiyon olunmuştur. Bu suretle, Fenerbahçe, 3 yıllık Elliott döneminde sadece 2 yenilgi aldı.

Futbolcular üzerinde kurduğu otorite, disiplin, bilinçli ve modern çalışma metodlarıyla, Fenerbahçe’yi başarının doruğuna çıkaran bu değerli antrenör, kulübün izniyle milli takımı da çalıştırmıştır.

NAMES – Schveng’in kısa süren ikinci antrenörlüğünden sonra, bu şöhretli Macar’la 1939 Aralığında 3 aylık deneme anlaşması yapıldı. Anca/c, gördüğü müdahaleler nedeniyle, görevden ayrılması Fenerbahçe için tatsız bir anı olarak kalmıştır.

PRAYER – 2 yıl antrenörsüz kalan Fenerbahçe, Aralık 1941 de gelen İngiliz Ortadoğu karmasının ünlü solbeki Prayer (PRİOR)i müttefik İngiltere’nin Türkiye temsilcileri aracılığıyla ve 3 yıl için, ücretsiz antrenör olarak, kendine bağladı. Prayer bu savaş yıllarında, 1944 yazına kadar oldukça yararlı oldu ve Fenerbahçe bu dönemde milli küme, istanbul ve Türkiye şampiyonlukları kazandı.

MİÇO DIMİTROPULOS – Prayer İngiltere’ye dönünce Fenerbahçe’yi eski sağaçığı Miço çalıştırmaya başlamıştır. Ancak, hafif kaldığından, görevi 6 ay sürdü. Birinci lig de bir kaç kulüp çalıştıran Miço 1950 de vefat etti…

FİKRET ARICAN – Ankara Demirspor Kulübünü çalıştırmakta olan Fenerbahçenin ünlü futbolcusu Fikret Arıcan, 1945 yılı Nisan ayında görevi İstanbul’a naklettirilip, antrenör-futbolcu olarak angaje olundu. Bu görevde bir buçuk yıl kalan Arıcan, 5 Ocak 1956 da MARKOŞ’un sözleşmesinin bozulması üzerine, o sıralarda müdürlüğünü yaptığı Fenerbahçe’ye 2. kez antrenör atanmış ve bu görevde, Szekely’nin Brezilyadan çağrılıp onun da 2. kez göreve başladığı 22.9.1956 tarihine kadar 10 ay kalmıştır. .

İGNAS MOLNAR – Eylül 1946 da Filistine gitmekte olan HUNGARİA takımını İstanbulda 2 maç için angaje eden Fenerbahçe Kulübü, kafile başkanı Dr. FEDOR’un önerdiği antrenör İGNAS MOLNAR’ı 30 Mart 1947 akşamı Galata rıhtımında karşıladı. 600 lira maaşla 3 aylık deney anlaşması imzalanan 40 yaşındaki Macar hoca, İtalya ve Çekoslovak milli takımlarında oynamış, Fransa, Hollanda, Belçika, Almanya ve İtalya da antrenörlük etmişti.

Molnar, bu ilk gelişinde, Temmuz 1948 e kadar 15 ay kaldı. Fenerbahçeye 1947 ve 1948 şampiyonluklarını kazındırdığı gibi, Türk futboluna da, ilk kez, modern bir sistem olan, WM i aşıladı ve kal-kındırdı. B.T.G.M.nün, 2 kat ücretle Fenerbahçe-den koparma girişimlerine, her defasında, Sarj-Lacivertli Kulübün onayını şart koşması üzerine; yine Fenerbahçe’nin onayı ile Londra Olimpiyatlarına hazırladığı Milli takım kafilesinden yakışıksız bir taktikle çıkarılınca, üzülüp bir ay izinle gittiği Peşte’den, rejim değişikliği nedeniyle izin alıp dönemedi.

Adalet Kulübü tarafından 1957 yazında İstanbul’a getirilince, Adalet’in, gelişi çok uzayan Molnar yerine, o sıralarda Fenerbahçe’den ayrılan Sze-kely ile anlaşmış bulunması nedeniyle, tekrar Fenerbahçe ile sözleşme imzalayan Molnar, bu 2. gelişinde 1960 a kadar kalmış, daha sonra da 15 Haziran 1967 den 15 Nisan 1969 a kadar 3. kez Sarı-Lacivertli takımı çalıştırmıştır.

Fenerbahçe Kulübünde 10 ar yıl ara ile 3 kez antrenörlük eden Molnar, ardında çok başarılı ve şerefli anılar bıraktı. Takıma modern futbol ve yenilmezlik aşıladı ve 9 büyük şampiyonluk kazandırdı. Milli takımda, en güçlü döneminde 8 futbolcu oynatmak, 1959/60 da üstüste 54 maçta yenilmemek ve 32 ye karşı 169 gol atmak, 5 resmi Kupah şampiyonluk yılı yaratmak, Fenerbahçe’nin hep Molnar dönemlerinde yaşadığı ve başardığı eşsiz anılardır.

CİHAT ARMAN – Molnar’ın, Temmuz ayında bir ay izinle gittiği Peşte’den, Fenerbahçe Kulübünün de bütün çabalarına rağmen, ülkede komünist idarenin kurulmuş olması yüzünden dönememesi sıralarında, Sarı-Lacivertli takımı Ağustos 1948 den Şubat 1949 a kadar, ücretsiz olarak, Kaptan Cihat Arman çalıştırdı.

PETER MOLLEY – Aylar süren çabalara rağmen, Molnar’a Macaristandan çıkış izni alınmasından ümit kesilmesi üzerine, o sarılarda Galatasaray Kulübüyle anlaşması sona eren İngiliz Molley ile 8 Şubat 1949 da (100 Sterlin = 1138 TL.) aylık ücretle bir yıllık anlaşma imzalandı.

Molley, son derecede gayretli, sportmen, ancak inatçı bir hoca olarak tanınır. Özel maçlarda orta alanda yer alıp oynamak en büyük zevki idi. Yenmekle yenilmek arasında hiç fark gözetmemesi, Fenerbahçe’nin prestiji bakımından, bazı olaylara neden olmuştur. Zamanla anlayışında değişiklik görülen ve ikinci yıl yararlılığı artan Molley, 16 Ocak 1951 e kadar, 2 yıl görevde kaldı. Fenerbahçe’nin, stadına 25 bin kişilik yeni beton tribünler yaptırmasından dolayı, borçlu olduğu bir dönemde, 13 kişilik kadro ile, hem Milli Küme, hem de Başbakanlık Kupası kazanılmış ve üstüste 33 maçta hiç yenilmemek gibi bir başarı sağlanmıştır.

Molley, Fenerbahçe antrenörleri arasında, veda töreniyle uğurlanan ilk antrenördür. 2 Şubat 1951 de Taksim Park pastanesinde veda çayı tertiplenmiş ve bu çayda yeni antrenör J.M. COR-MİC de bulunmuştur.

Fenerbahçe’nin 1953 Ekimindeki 3 haftalık İngiltere turnesinde, takımın antrenör ve masörsüz olduğunu görünce, her türlü ilgi ve yardımı seve seve gösteren Molley’in bu jesti unutulamaz. JAMES MAC CORMİC – Milli takım için 4 ay süre ile gelen bu İngiliz, 11 Ocak 1951 de Fenerbahçe ile, 850 lira aylık ücretle 4,5 aylık bir deneme anlaşması imzaladı. Ancak, tecrübenin olumsuz sonucu nedeniyle, Mart ortalarında, bakiye alacağı da ödenerek anlaşma bozuldu.

LASZLO SZEKELY – Antrenör konusu 1951 yılında Fenerbahçe Kulübü için sıkıcı bir problem olmuştur. Yazın, Adalet Mensucat Fabrikası Kulübünün, Fenerbahçeli 5 as futbolcuyu transfer etmesiyle bunalım artmış, ayrıca profesyonelliğin uygulamaya konmak üzere oluşu da üste gelmişti. İşte, böyle çok kritik bir dönemde, Fenerbahçe Kulübü, İsrail futbolu ile bir yıl önce kurduğu tanışmadan yararlandı. Şöyle ki; İstanbul Gazeteciler Cemiyeti, İstanbul-Atina karmaları arasında bir futbol maçı için Fenerbahçe Genel Sekreteri Rüştü Dağlaroğlu’ndan görüşünü sorunca, organizasyona Tel-Aviv karması da alındı. Sonunda, liyakati bilinen İsrail Milli takım antrenörü Sze-kely ile misafir edildikleri Tarabya Konak otelinde Fenerbahçe adına anlaşmaya varıldı. Ağustos 15 de başlamak üzere, bin lira maaşla 11 Temmuz 1951 de yapılan 3 aylık sözleşme henüz bitmeden, 2 yıllık yenisi imzalanmıştır.

Hungaria’nın 40 yaşındaki bu eski ve ünlü futbolcusu, yöneticilerin şuradan buradan buluh Fenerbahçe’ye bağladıkları çok genç ve isimsiz futbolcuları kısa süreden birer yıldız yapmış ve 4’SARI KANARYALAR”, “KÜÇÜK ŞEYTANLAR” adlarıyla anılıp sevilen takım, hiç yenilmeden 1952/53 mevsimi lig şampiyonluğunu kazanmıştır.

Szekely’nin, eriştiği bu başarıdan sonra, 1500 lira aylıklı 3.yıl sözleşmesini önce imzalamaması, bir ay sonra razı olunca bu kez yönetim kurulunun çoğunlukla, vaz geçmesi üzücü bir durum yaratmış ve Kulüp başkanının önerisiyle, Yugoslav Federasyonu’nun tavsiye ettiği Zarko Mihailoviç ile anlaşılmıştır.

ZARKO MİHAİLOVİÇ – Gelişinin uzamasının, Fenerbahçe’nin 6 maçlık İngiltere turnesine ant-renörsüz gidilmesine neden olan Z.Mihailoviç’le, takım Londıada iken, 18 Ekim 1953 de bin lira maaşla 20 aylık anlaşma yapıldı.

Belgrad’da açılan kursu birincilikle bitiren bu genç antrenörün, üstün nazarı bilgisinin aksine, tecrübesizliği, şampiyon olarak ele aldığı Fenerbahçe takımını 2 yıl üstüste 3.1üğc mıhiamıştır. Tek özelliği, sözleşmesinin 2.yılına rastlayan 1954/55 mevsiminde Türkiye’de görev yapan yegane yabancı antrenör oluşudur. Bu nedenle, sözleşmesinin son aylarında Milli takımı da çalıştırdı.

İMRE MARKOÇ – Mihailoviç’in, 2.yıhııa rağmen, bekleneni veremediği 1955 Şubatında, o sırada Finlandiya Milli takımını çalıştırmakta olan Macar milli takımının eski ünlü kaptanı 56 kez milli İmre Markoç’un mektubunu tahkik eden Yönetim Kurulu’nun cevabının uygun olması üzerine İstanbul’a gelen 1908 doğumlu yeni antrenörle, Mihailoviç’in sözleşmesinin sona erdiği 30 Haziran 1955 de, 1200 lira maaşla bir yıllık sözleşme imzalandı.

Markoç, titiz, gayretli ve verimli bir antrenör olarak tanındı. Ancak; bu yıl yoğunlaşan gruplaşmaların, antrenörün çalışmalarına karışacak ve onu zor durumlara düşürecek düzeye ulaşması karşısında, 1955 Kasımında istifa etti. Bu istifayı kabul etmeyen Yönetim Kurulunun, bir ay sonra, sözleşmeyi bozup bu göreve 2. kez ve 1250 lira maaşla Kulüp Müdürü Fikret Arıcam getirmesi Fenerbahçe Kulübünde yaşanmaya başlanan tutarsızlıkların örneklerindendir.

Fikret Arıcan bu 2. antrenörlüğünde 10 ay kaldıktan sonra, Eylül 1956 da Brezilya’da bulunan Szekely telgrafla çağrılıp, o da 2. kez göreve getirildi. 2 bin lira aylık + prim ve 4 bin lira şampiyonluk mükafatıyla bir yıl için anlaşılan Szekely, Mayıs 1957 de ayrılmış ve Ağustosta, yine 2. kez ve 2 bin lira aylık ücretle Molnar angaje olunmuştur.

2. kez MOLNAR – MOLNAR bu 2. gelişinde 13 Ocak 1960 a kadar 20 ay kaldı ve ücreti 4 bin lira maaş ve artı prime yükseltildi. İstanbul Profesyonel Liginin son şampiyonluğu ile yeni başlayan Türkiye Liginin ilk şampiyonluğu kazanıldı. İlk kez katıldığı Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasında, Fenerbahçe, Macaristan ve Fransa şampiyonlarını yendi.

Gösterdiği büyük başarılara rağmen, Molnar-ın Fenerbahçe Kulübünde bazan gerektiği gibi değerlendirilmediği bir gerçektir. Nitekim, çok yorgun takımla 13 Ocak 1960 da uğranılan 1-0 hk özel SPARTAK PRAG yenilgisi koz olarak kullanılıp, 300 er lira cezaya çarptırılan 6 futbolcu ile beraber, Molnar da 2 bin lira para ve bir ay zorunlu izin cezasına uğradı. Bu cezaya itiraz eden Molnar, 18 Ocakta, sözleşmesinin 6 ay önceden bozulması kararı ile de karşılaşmış ve Federasyonca Milli Takım için angaje olunurken, Fenerbahçe Kulübü de, 19 Ocak 1960 da, 3. kez Szekely ile anlaşmıştır. 3 bin lira aylıkla 6 ay için yapılan anlaşma, 1960 Temmuzunda 3 bin lira maaş + prim ve + 30.000 lira şampiyonluk primiyle bir yıl uzatıldı. Tekrar ve 1962 Haziran sonuna kadar uzatılan sözleşme Aralık 1961 de Fenerbahçe’nin Nurn-berg’le yaptığı AV.Ş. Kulüpler maçı arefesinde, Can Bartu’nun Fiorentina Kulübüne transferine aracılık etmesi camia da sert tepkilere neden olmuş ve Yönetim Kurulu 3 Ocak 1962 de Szekely’yi istifaya zorlamıştır.

NECDET ERDEM – Szekely’nin istifa ettirilip İtalya’ya gitmesinden sonra antrenörlüğe, bir yıldır Kulüpte menajerlik görevindeki, kaleci ve milli atlet Necdet Erdem getirildi. Erdem bu görevde 6 ay kaldı.

MİLKO KOKOTOVİÇ – Fenerbahçe Kulübü kolay kazanabileceği 1961/62 Türkiye Ligini kaybedince, futbol şubesinde bazı reform girişimlerinde bulundu. Bu arada Yugoslav Federasyonunun önerdiği antrenör Kokotoviç’le 3 bin lira maaş + primle bir yıl için anlaşıldı. Zagrep Dinamosu1 nun 25 kez milli bu eski futbolcusunun çok yumuşak mizacının yarattığı tepkiye karşı, yönetim kurulu, Temmuz ayındaki yoğun transfer atılımı arasında, sözleşmenin yenilenmeyeceğini kendisine bildirmemiştir. Bu nedenle, anlaşmanın bozulup bozulmaması Ekim 1963 te ihdas olunan (TEKNİK DİREKTÖRLÜK)e getirilen Fikret Arıcan’ın kararına bırakılmış, onun da, zamansız bir değişikliğe taraftar olmaması üzerine, sözleşme Temmuz 1964 c kadar yürürlükte kalmıştır.

OSKAR HOLD – Şubat 1964 de Buda-Peşte de anlaşmaya varılan BUKOVİ MARTİN’in, sonradan 3 bin dolar hava pasarının kendisine elden yollanması şartını öne sürmesiyle, bu iş gerçekleşememiş, buna karşı İngiliz Oskar Hold ile anlaşılmıştır.

7 Ağustos 1964 de gelen Newcastle menejeri, daha çok amatör takımlar çalıştırmıştı. Fenerbahçe’de 7.10.1965 e kadar 14 ay görev yaptı. 2. yıl sözleşmesi 10 ay önceden, iki tarafın anlaşmasıyla bozuldu. Zamanında 1964/5 Türkiye Ligi şampiyonluğu kazanıldı ise de bu, onun gayreti kadar, çok güçlü takımın Yönetim Kurulunun sıkı kontrolünde tutulmasının da yardımıyla olmuştur.

S.TORKAL – Hold’ un görevine son verilmesinden 2 gün sonra, 9.10.1965 de antrenörlüğe getirilen Fenerbahçe’nin eski milli sağhafı Salahaddin Torkal, o sırada teknik direktörlük görevini de üstlenmiş bulunan Başkan Dr. İsmet Uluğ’un angaje ettiği menajer Necdet Erdemle beraber, bu görevde 9 ay kaldı. Salahaddin Torkal 1971 de teknik direktör Sabri Kiraz’la beraber tekrar antrenör olarak görev almıştır.

ABDULLAH GEGİÇ – Fenerbahçe Kulübü, teknik komitenin (yabancı antrenör) önermesi üzerine, 1966 Haziranında Kızılyıldız antrenörlerinden Abdullah Gegiç’le bir yıllık sözleşme imzaladı

Gegiç büyük reklam ve ümitle gelmiş, ancak görevini hiç yorulmadan ve soğukkanlılıkla, gayet iyi yerine getirdiği havasını yaratmak ustalığı dışında, bir yararlık göstermemiştir…. Lüzum gösterip aldırdığı kaleci Radoviç’le Lemiç’in randıman vermemeleri ve şampiyonluğun göz göre göre kaçırılmakta olduğu bir sırada, 7 Şubat günü Yönetim Kuruluna bu 2 futbolcuyu kadro dışı ettiğini söyledikten sonra, şampiyonluktan ümit kesilmemesini istemesi ve “Sabır” önermesi hayretle karşılanmıştır. Fenerbahçe mutlak bir şampiyonluktan olduktan sonra, sözleşmesi 15 Haziran 1967 de son buldu.

Gegiç 8 yıl sonra 2. kez Fenerbahçe takımının başına geçti. Didi’nin, Lizbonda Benfica yenilgisinden sonra, Yönetim Kurulunun 19.9.1975 de hazırladığı istifanameyi imzalayıp ayrılmasını müteakip, yerine Gegiç getirildi. 8 yıl önceki olumsuz deneyden sonra bu davranışın nedeni, Yönetim Kurulundaki, “bu çok güçlü kadroyu kim olsa şampiyonluğa ulaştırır!..” görüşü idi ve Gegiç o sırada açılmak üzere olan (FENERBAHÇE FUTBOL OKULU)na direktör olarak angaje edilmiş bulunuyordu. Ancak, bu görüş bile tutmamış ve Gegiç’e yol görünmüştür.

3. kez MOLNAR – Gegiç’ten sonra, 1967 Haziranında 3. kez Molnar’la, ve bir yıl için, (6 bin lira aylık + Prim + 50 bin lira şampiyonluk primi şartlarıyla) anlaşıldı. Molnar bu son gelişinde Fenerbahçede 22 ay kaldı.

Basri Dirimlili’nin yardımcı antrenör olduğu 2. yıl için aylığı 7500 ve primi de 70 bin liraya çıkarılan İgnas Molnar, gösterdiği büyük çaba ve başarılara ve Fenerbahçe takımını, eşi duyulmamış 5 resmi Kupalı şampiyonluğa ulaştırmasına karşı, sistemli olarak hırpalanmıştır. Bu konuda bir kısım basın da rol oynadı ve bazı yöneticileri etkiledi.

Yönetim Kurulu’nun, 19 Mart 1969 da, Fikret Kırcan, Eşref Aydın ve Hilme Atakol’dan oluşan bir teknik komite ile çalışmaya karar vermesini reddettiği için, bir ay izinli sayılan Molnar’ın 15 Nisan 1969 da 25 bin lira tazminatla sözleşmesi bozulmuş ve yerine bir gün önce İstanbul’a gelen Rumen Ionescu atanmıştır. Molnar’ın, zorunlu olarak, izinli bulunduğu sırada, 30 Marttaki PTT. yenilgisi üzerine, 2 Nisanda Fenerbahçe ile karşılaşmaya gelen Rumen Milli Takım aday kafilesi başındaki Federasyon başkanından acele olarak bir antrenör rica edilmişti.

Fenerbahçe Kulübü, kendisine 3 İstanbul, 2 Türkiye Ligi ve birer de Spor-Toto, Federasyon, Cumhurbaşkanlığı ve Balkan Kupaları şampiyonlukları kazandıran değerli teknik direktör Molnar’a 29.4.1969 da Moda Deniz Kulübünde bir veda yemeği vernek kadirşinaslığında bulundu. Bu yemekte, kendisine, (GEÇEN MEVSİMİN 5 ŞAMPİYONLUĞU) yazılı bir gümüş yemişlik hediye edilen Molnar şöyle konuşmuştur:

(- FENERBAHÇE’YE 3 KEZ GELDİM. TAN-RI’YA ŞÜKÜR, HER GELİŞTE ŞAMPİYON YAPTIM. BU ŞAMPİYONLUKLAR REKORDUR VE DÜNYADA EŞSİZDİR.

BU SON GELİŞİMDE YÖNETİM KURULUNDAN 21 AYDA GÖRDÜĞÜM YAKINLIĞI ÜÇ HAFTA ÖNCE 10 DAKİKADA KAYBETMEYİ BİR TÜRLÜ YO RU M L AYAM I YO RUM. HALBUKİ, BU TARİHE KADAR 11 MAÇTA HİÇ YENİLMİŞ DE DEĞİLDİK. BUNUNLA BERABER KARARINIZA SAYGILIYIM. ÇOK SEVDİĞİM FENERBAHÇE’DEN DOSTÇA AYRILMAK İSTERİM. SÖZLEŞME SONUNA KADAR AYLIK ve PRİMLER DE HAKKIMDIR. ANCAK, BUNLARI BAĞIŞLIYORUM. FENERBAHÇE’YE HER ZAMAN BAŞARILAR DİLERİM!….)

Basın adına konuşan T.S.Y. Derneği Başkanı Namık Sevik de:

(- 20 yıl önceleri Türk futboluna ilk kez sistem aşılayan Sayın Molnar’ın hizmet ve hatıraları unu-tulamaz. Basın olarak zaman zaman kendisini hırpaladığımızı itiraf ederim. Ancak, bu, onun değerinden doğmuştur. Taş daima meyveli ağaca atılır. biz taş atarken düşürdüğümüz meyvelerden her zaman ilham aldık. Ayrışından biz de üzgünüz!..) demiştir.

En son konuşan futbolcu Nunvveiller: (- Benim için emek verdiniz, yoruldunuz, bu demet size teşekkürlerim içindir…) sözleriyle elindeki çiçek buketini Molnar’a sunarken, yemeğe gelmeyen bazı burnu büyük futbolculara da anlamlı bir ders vermiş oldu.

Yönetim Kurulundan Rüştü Dağlaroğlu’nun, 1948 de bir ay izinle gittiği Peşte’den dönüşüne izin verilmeyen Molnar’ın gelmesini sağlamak amacıyla dostluk kurduğu Macar Başkonsolosunun, o yılbaşında kendisine yolladığı 3 şişeden bir şişe Macar Şeftali Rakısın hediye etmesi Molnar için sürpriz olmuştur.

Molnar Türkiye’ye gelen sayısız yabancı antrenör arasında çalıştırdığı Kulübe ve yurdumuza en fazla ve gönülden ısınanı olmakla tanınmıştır.

Fenerbahçe’ye ilk antrenörlüğünden vefatına kadar tam 40 yıl bu kulübe bağlı kaldı. 10 Mart 1986 da Salzburg da vefat edince, ertesi gün îslam Çu-pi’nin Milliyet’teki:

(- FENERBAHÇE MİMAR SİNAN’INI KAYBETTİ!..) başlıklı yazısının son satırları bu çok değerli Macar hocadaki Fenerbahçe sevgisinin derinlik ve içtenliğini kanıtlar:

(- FENERBAHÇE’SİZ OLDUĞU ZAMANLAR BİLE FENERBAHÇE İLE YAŞAMIŞTIR. AVRUPANIN HANGİ ÜLKESİNDE, HANGİ KENTİNDE OLURSA OLSUN, PAZARTESİ SABAHLARI ERKEN ÇALAN TELEFONLARDAN BİRİSİNDEKİ SES MUTLAKA MOLNARDI VE FENERBAHÇE’NİN MAÇIYLA PUAN CETVELİNDEKİ YERİNİ SORARDI.

……FENERBAHÇE’NİN “MİMAR SİNAN”I, BERABERİNDE GETİRDİĞİ GÖRKEMLİ BİR MAZİ, ŞAMPİYONLUKLAR VE KUPALARLA KUCAK KUCAĞA, YAPIŞ YAPIŞA FENERBAHÇE KULÜBÜ MÜZESİNDE İLELEBET YAŞAYACAK!…..)

Basın, cenaze töreninde Sarı-Lacivert renkli çe-lenklerin gözlere çarptığını vurgulamıştır.

TRAİAN İONESCU – Rumen Federasyonunun tavsiye ettiği 18 kez milli ve 46 yaşındaki İonescu, 14 Nisan 1969 da geldi ve ertesi gün, Molnar’ın sözleşmesinin karşılıklı anlaşma ile bozulmasından bir kaç dakika sonra, 4500 lira aylık ücretle bir yıllık sözleşme imzaladı.

Fenerbahçe’nin eski futbolcusu Şeref Benibol ile beraber görev yapan İonescu’nun sözleşmesi 3 ay sonra yenilenmiş, 30 bin lira transfer ücreti aldığı gibi, maaşı 7500 liraya yükseltilmiş ve 25 bin lira da şampiyonluk primi eklenmiştir.

Ionescu’nun defansa dönük oyun sistemiyle Fenerbahçe az gol yerken, geleneksel golcülük meziyetini kaybetti. Her maça (bir puan) taktik ve amacıyla çıkan bu çok centilmen görünüş ve kıyafetli zat, Fenerbahçe 7 puan farkla 1969/70 Türkiye Ligi şampiyonu olunca, tavır değiştirdi. Sözleşmeyi uzatma önerilerine her seferinde ve basın yolunu tercih ederek, sürekli red cevabı verdi ve Romanya’ya döndü.

İonescu’nun bu ayrılıştan pişman olduğu, hatta halefi Teaşka’nın başarısını engellemek için, Sa-su’yu tahrik ettiği sonradan duyulmuştur. 1973 de, Fenerbahçe Romanya da iken, yeniden gelme isteği uygun görülmedi.

CONSTANTİN TEAŞKA – İonesculdan sonra gelen 2. Rumen antrenördür.

PLOEŞTİ’nin 1922 doğumlu bu eski futbolcusu, 1963 ve 1968 yıllarında Rumen A milli takımını çalıştırmıştır. Temmuz 1970 de bir yıl için angaje olunan bu zatın, garip tavır ve kıyafetle ilk etkisi olumsuzdu. Bu yüzden, otorite kurmakta bir kaç hafta güçlük çekti. Ancak, kaleci Yavuz ve solaçık Yaşar, yegane yedekler olarak, 13 kişilik çok dar ve yaşlı kadroyu büyük gayretle başarıya ulaştırmış ve zaten beklenmeyen 1970/71 şampiyonluğu bir puan farkla kaybedilmiştir.

Basının desteğinden yoksun, hatta alaycı tutumuna hedef olan ve dar kadroya rağmen, hücuma dönük oyunla aldığı gollü sonuçların kamuoyunda yarattığı sempati bu şanssız hoca için tek teselli oldu. Vatandaşı ünlü frikik ve golcü Sasu-yu, Romanyadan geç döndü, diye 13.2.1971 de 1-0 kaybedilen İstanbulspor maçından önce, evvela antrenmandan, sonra da soyunma odasından kovmasaydı, belki Fenerbahçe’ye mucize sayılacak bir Türkiye Ligi şampiyonluğu bile kazandıracaktı. Sasu’nun yer aldığı, 3 ü G.S. ve Beşiktaş’a karşı, 7 maçta Fenerbahçe hiç yenilmemiştir.

SABRİ KİRAZ – Fenerbahçe Kulübü, Teaşka’nın sözleşmesi yenilenmeyince boşalan antrenörlüğe, eski kalecilerinden Sabri Kiraz’ı getirmiştir. Sabri Kiraz bu görevde Haziran 1971 den Mayıs 1972 ye kadar kaldı.

W.P.DİDİ – Organizatör Lübnan’Iı ZACCOUR Mayıs 1972 de Pele’li SANTOS F.C.ü bir maç için Fenerbahçe adına İstanbul’a getirdiğinde, bir antrenör temini işini üstlenmiş ve RİVER PLATA ile sözleşmesi sona eren WALDYR PEREİRA DİDİ yi önermişti.

Brezilya’nın bu ünlü futbolcusu, Haziran 1972 den Eylül 1975 e kadar, 39 ay Fenerbahçe de teknik direktörlük etti. 2 yıllık ilk anlaşması 800 Dolar maaş; futbolcular gibi prim + döşeli bir daire + yılda 10 bin Dolar Transfer ücreti ve 15 bin Dolar şampiyonluk Ödülü olan bu zatın aylığı Fenerbahçe’ye 35 bin lira (yaklaşık 3500 Dolar veya 35 Cum. altını) ya geliyordu. Bu, Türkiye için rekordu. Ancak, Fenerbahçe’nin spor dünyasındaki şöhretini arttırmada yarattığı etki ile Galatasaray karşısında takıma aşıladığı üstün moral ve yenilmezlik bu paradan daha fazlasına da değerdi. Nitekim, 39 aydaki 18 maçtan 10 unu F.B., 2 sini G.S. kazanmış, Fenerbahçe 16 ya karşı 27 gol atmıştır.

Bununla beraber; uyguladığı sıkışık oyun, rakibi küçümseme ve cezalarının ağırlığı aleyhine kaydedilen hususlardır. Bu nedenle, kanatlardan hücumu unutan Fenerbahçe futboluna katkısının beklendiği gibi olmadığı öne sürülmüştür. Zamanında 2 Türkiye Ligi ve birer de Federasyon, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı Kupaları kazanıldı. Kadronun çok güçlü olması ve kendisinin de yönetim tarafından sürekli desteklenmesi, şansını artıran nedenlerdi. Yeneceğinden söz edip durduğu Portekiz şampiyonu Benfica karşısındaki ağır yenilgi Yönetim Kurulunca istifa ettirilmesine neden olmuştur.

İLİE DATCU – Didi’den sonra 20.9.1975 de 2. kez göreve getirilen Gegiç’in, çok güçlü kadroya rağmen, şampiyon olamaması üzüntü yaratmış ve yazbaşında Rumen Konstantin ile anlaşılmıştır. Bu zatın gelmesine intizaren, mevsim 14.7.1976 da, bir mevsim önce antrenör-futbolcu olarak Giresuna giden kaleci Datçu tarafından açıldı. Ancak, Konstantin izin alamamış ve gelememiştir.

TOMİSLAV KALOPEROVİÇ – Fenerbahçe’de teknik direktörlük eden, Mihailoviç ve Kokotoviçten sonra, 3. Yugoslavdır.

Konstantinin gelemeyeceğinin anlaşılması üzerine, Yüksel Günay’ın Belgrad’a gidip getirdiği Kaloperoviç ile Ekim 1976 da anlaşmaya varıldı ve Fenerbahçe’de 20 ay görev yaptı. Daha önce, Galatasaray da dahil, bazı takımlarımızı çalıştırmış ve Türkiye’yi tanımış olduğundan, verimli olmuştur. Zamanında 1977/78 Türkiye Ligi şampiyonluğu kazanılmıştır.

NECDET NİŞ – Kaloperoviç’in sözleşmesi sona ererken, Futbol Federasyonu, yabancı futbolcu yasağından sonra, yabancı antrenör yasağı da koyduğundan, Fenerbahçe Kulübü 1978 Temmuzunda bir yıl için Necdet Niş ile anlaştı. Fenerbahçe’nin Trabzonspor ve G.S.dan sonra Türkiye liginde 3. olduğu bu 1978/79 mevsiminden 3 yıl sonra, Necdet Niş, 1981-82 de, Rausch’un teknik direktörlük zamanında da bir mevsim antrenör olarak çalışmıştır,

ŞÜKRÜ ERSOY – Haziran 1979 da Necdet Nişi den sonra teknik direktörlüğe getirilen Fenerbahçe’nin eski kalecilerinden Şükrü Ersoy bu görevde ancak 5 ay kaldı. Takımı gençleştirmeye yönelik tutumuna karşı çıkan bazı yaşlı futbolcularla mücadele yerine çekilmeyi yeğlemiş ve Kasım ayında istifa etmiştir.

ZİYA ŞENGÜL – Kasım 1979 da Teknik direktörlüğe gelen Fenerbahçe ve milli takımın eski kaptanı Ziya Şengül, bu görevde Haziran’a kadar 7 ay, kaldı ve başarılı oldu. Alt sıralardan ele aldığı takımı lig de 2. liğe yükseltince Fenerbahçe Başbakanlık Kupasını oynamak hakkını kazandı. Bu maçta Federasyon Kupası finalisti Galatasarayı 1-0 yenen Fenerbahçe, Başbakanlık Kupasını 5 inci kez kazanmıştır. Ziya Şengül, Şubat-Haziran 1986 da Macar teknik direktör Meszöly ile beraber de 5 ay çalışmıştır.

FRİEDEL RAUSCH – Yabancı antrenör ve futbolcu yasağının kalkması üzerine, Fenerbahçe Kulübü Temmuz 1980 de Friedel Rausch ve yardımcısı Arda Vural ile anlaştı.

Rausch, 21 aylık görevi süresince başarılı olamamış ve yanlışlarla dolu tutumuyla ilk yıl Fenerbahçe’yi tarihinde ilk kez lig 10. culuğuna düşürmüştür.

Görevinin 2. yılının ilk devresini 4 puan önde bitiren Fenerbahçe, soğuk Almanya’da, Berlin Salon Turnuvasında 10 maç yapıp mutedil Kıbrıs’a gitmiştir. Orada da 4 karşılaşma yaptıktan sonra 2. devreye pestil gibi giren takım, yenilgi üstüne yenilgiye uğrayarak, 3. olurken, Rausch da, 7 Nisan 1982 günü 2-0 lık G.S. yenilgisinden sonra, üzerinde eşofmanla, istifasını verip gitmiştir.

ENVER KATİPOĞLU – Rausch istifa edince yerine Enver Katipoğlu getirildi ve bu görevde mevsim sonuna kadar 2 ay kaldı.

BRANKO STANKOVİÇ – Yugoslav milli takımının 61 yaşındaki bu 62 kez milli sağbeki Fener-B. de 2 kez görev aldı. İlk görevi 1982-84 arası 2 yıl sürdü ve 30 Haziran 1984 de sözleşmesi, ücretinden yaptığı büyük indirime rağmen, yenilenmeyince, istemiye istemiye ayrılıp, Beşiktaş’a gitti.

İlk yıl başarıya ulaşan Stankoviç, ciddiyet, gayret ve otoritesiyle Fenerbahçe’yi Türkiye Ligi ve Federasyon Kupası şampiyonluklarına yükseltmiştir. 1983-84 mevsiminde de, lig 2.si olan Fenerbahçe, Türkiye ligi şampiyonu Trabzonspor’u 1-0 yenip Cumhurbaşkanlığı Kupasını kazandı. Fenerbahçe K. Meszöly’den sonra Temmuz 1986 da, Stankoviç’i, bu kez çok pahalı olarak tekrar angaje etti.

TODOR VESELİNOVİÇ – Partizan Kulübü eski santroforu VESELİNOVİÇ, 1984 Dünya Kupası maçlarında Yugoslav Milli Takımı teknik direktörü iken, Fenerbahçe ile bir yıl için anlaşınca, görevinden ayrılıp Sarı-Lacivertli takımın başına geçti. Yardımcısı Fenerbahçeli eski milli futbolcu Nedim Günar’la beraber, görevinde başarılı olmuştur, denebilir.

Veselinoviç, gol kısırlığına gömülü Fenerbalıçe-yi, hücuma dönük futbol anlayışıyla, golcü bir hüviyete sokup, ligde 65 gol atmak gibi uzun yıllardır hasreti çekilen bir düzeye ulaştırdı ve Fenerbahçe 1984-85 mevsiminde 11. kez Türkiye Ligi şampiyonu oldu. Cumhurbaşkanlığı Kupası da, Galatasaray’ı 5/3 yenerek 5. kez kazanılmıştır.

Veselinoviç’in sözleşmesi Haziran 1986 ya kadar 84 bin Dolara, bir yıl uzatıldıktan sonra, kendi organizasyonu olan Almanya hazırlık kampında yarattığı huzursuzluk ve İstanbul’a dönüşte ücretinin arttırılması yolundaki ısrarlı girişimleri sonucu anlaşma bozuldu.

KALMAN MESZÖLY – Veselinoviç ile anlaşma Ağustos başında bozulunca nâzik bir dönemde antrenörsüz kalan Fenerbahçe Kulübü, bir süredir milli takım antrenörü olarak İstanbul’da bulunan Macar KALMAN MESZÖLY ile anlaştı, Futbol Federasyonuna 10 milyon lira ödenerek anlaşmaları bozulan Meszöly, 12.8.1985 de Fenerbahçe ile imzaladığı 1 yıllık anlaşmayı Macaristan-da tasdik ettirdikten sonra, Ağustos sonunda yardımcısı Nedim Günar’la beraber göreve başladı.

Ancak, Fransa Şampiyonu Bordeaux zaferinden sonra çalışmalar başarılı ve hele hiç de iç açıcı olmamıştır. Fenerbahçe’nin galibiyet hasreti çektiği ve hatta 5.2.1986 da lig sonuncusu Sakaryaspor tarafından Fed. Kupasından elendiği maçtan sonra, Yönetim Kurulunun, belki istifa eder düşüncesiyle, (Takımı Ziya Şengül ile beraber, çalıştırıp yönetme) önerisini de olumlu karşılamasına karşın, başarısızlık sezon sonuna kadar sürmüştür.

Fenerbahçe takımı Meszöly zamanında, tarihinde ilk kez olarak, üstüste 10 maçta kazanamadı. 5 Ocak 1986 dan 8 Marta kadar 63 günlük bu sürede 6 maç berabere, 4 maç da yenilgi ile sonuçlandı.

Tekrar STANKOVİÇ – Meszöly ile anlaşma sona erince, bir yıl önce Fenerbahçe’den ayrılmamak için 250 bin lira aylıkla çalışmaya razı olduğu halde, yol; verilmesi Fenerbahçe toplumunca olumlu karşılanan ve istemeyerek gittiği Beşiktaş’ın genç ve dinamik kadrosunu G.S. karşısında averajla şampiyonluğa ulaştıran Stankoviç, bu kez yüklü bir transfer ücreti ve dolgun maaşla yeniden angaje olundu. Bu garip durum Fenerbahçe’nin yönetimdeki tutarsız bir davranışı olarak ele alınabilir.

Stankoviç bu ikinci gelişinde modern futbol anlayışından ne kadar uzak kaldığını türlü örneklerle kanıtladı. İnfial uyandıran yanlışları, bu son bir yıllık sözleşmesinin bitimine 5 hafta kala, 7.5.1987 de tam anlamiyle yol verilmesine neden oldu.

Stankoviç’in ikinci kez göreve getirilmesi hatâsının faturasını Fenerbahçe kulubü, maalesef, çok ağır ve bahâlı ödemiştir. Önce, yaptığı yanlışlarla, (istenmediği Fenerbahçe’den intikam alıyor…), görüşlü yorumcular yarattı. Sonra da, 30 milyona gelmeye can atan kaleci Zalad kulübün eşiğini aşındırırken:

(- Onu alırsanız şampiyonluk için söz veremem, Lukovcan’ı alırsanız garanti veririm…), zımni ül-timatomiyle, yönetimi etkileyip, kulübü 200 milyon lira zarara soktu ve (sıradan) bu emekli ve tedavisi bitmez sakat kaleci ile ağır yenilgilere ortam hazırladı.

YILMAZ YÜCETÜRK – Ferierbahçe takımını Stankoviç’den sonra, 1987/88 sezonuna hazırlama görevi Yılmaz YÜCETÜRK’e verildi. Fenerbahçe Genç takımında oynayan ve Almanya’dan 1974 diplomalı bu teknik direktör, takımı lig öncesi hazırlıklar için, birçok kulüplerce son yıllarda moda olan Almanya yerine Kızılcahamam’a götürdü.

İlk haftalar iyi ve ümit verici geçerken, RIDVAN, ERDİ, DURMUŞ, NEZİHİ ve kaleci CAN gibi, kısmen isabetli transferlere karşın, kulüp bünyesindeki rahatsızlık ve süren huzursuzluklar takımın kısa sürede toparlanmasına imkân vermediğinden, birkaç hafta içinde istifa etmek zorunda kaldı ve yerine, yeni bir gariplik olarak, daha önceki tecrübeleri olumsuz sonuçlar veren Necdet Niş getirildi. Nitekim, o da, gördüğü tepkilerden olacak, 10 günde ayrıldı.

CSERNAİ – Başlamış bulunan 1987/88 mevsimi Türkiye Liginin Sakaryaspor deplasman maçına Fenerbahçe takımını, antrenör olmadığından, sorumluluğu yüklenen eski milli futbolcu BİROL PEKEL götürmüş ve bu mevsimin de Sarı-Lacivertli kulübe yâr olmayacağının yarattığı ümitsizlik içinde, Alman-Macar kırması Teknik Direktör CSERNAİ ile Eylül 1987 sonunda alelacele bir yıllık sözleşme imzalanmıştır.

F.B. DE YERALAN YABANCI FUTBOLCULAR

Fenerbahçe A takımında bu kitapta ele aldığımız 1986/87 mevsimi sonuna (9.8.1987) kadar 11 ülkeden 40 ı aşkın yabancı futbolcu yer aldı. Ancak, bunlardan, (FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ 2. BAŞKAN VE SEKRETERİ AYETUL-LAH) imzalı ve Fransızca olarak, (Lig Komitesi)ne hitaben, (MODA, 12 Ocak 1911) günü yazılmış, (NOT ALMANIZI RİCA EDERİM Kİ NİCO, SOTİRİ, MİLTO, COSTE, ESETİS, COSTİCO ve İMOJEN’İN MÜRETTEBATI KULÜBÜMÜZE MENSUPTURLAR.), tezkeresinde 6 Rum futbolcu ile (İMOJEN’İN MÜRETTEBATI) nın adlarını ve Fenerbahçe forması altında kaçar maç yaptıklarını tesbit etmek mümkün olamamıştır. Bunların dışında, Fenerbahçe’de 3 le 213 arası maç yapan 30 yabancı uyruklu futbolcu, A takımında oynayış yıllarına göre, sıra ile şunlardır:

HORRACE ARMİTAGE – İstanbul’da yerleşmiş bir İngilizdi. İlk kadrolarda sağaçık olarak 10 kadar maç yapıp 3 gol atmıştır. Döneminin en teknik ve süratli futbolcularındandı. Fenerbahçe takımında, Gâlip varken, baş olamayacağını anlayan bu gururlu İngiliz Galatasaray’a geçmiş ve Kaptan olmuştur.

GUSTAVE HAENNY – İstanbul’da bir İsviçre ticaret şirketinin müdürü idi. 1908-11 yıllarında Fenerbahçe’de ortahaf olarak 20-25 maç yapmış ve 2 gol atmıştır. Orta boylu, gayet çevik ve teknikti. Takıma antrenörlük etmiştir de denebilir. Fenerbahçe’nin Sarı-Beyaz’dan sonra ilk Sarı-Lacivert formasını İsviçre’den Haenny getirip takım arkadaşlarına hediye etmiştir.

WİLHELM KOHLHAMMER – DEUSCHE BANK İstanbul şubesinde görevli bir Almandır. Fenerbahçe’de sürekli futbol oynayan ilk yabancıdır, denebilir. 1912-14 yıllarında santrhaf mevkiinde 35-36 kez yer aldığı ve 5 gol attığı tesbit edilmiştir. Sarı saç, mavi gözlü, 1.85 boyda fiziği mükemmel bir gençti. Birinci Dünya savaşı başlayınca ülkesine döndü.

Wilhelm, 60 yıl sonra, oturduğu Heidelberg şehrinden İstanbul’a gelen bir Türk mühendis aracılığıyla Fenerbahçe Kulübünden birer rozet, bayrak ve takım arkadaşlarıyla beraber bulunduğu bir resim aldırırken, durum Tercüman gazetesi spor yazarları Kemal Belgin ve Atilla Gökçe tarafından izlenip, sonunda, Wilhelm, gazetenin Almanya bürosu tarafından 2 Aralık 1972 de İstanbul’a getirilmiştir.

Bu sürpriz ziyaretin ertesi günü, 1-1 lik F.B.-G.S. maçına götürülen Wilhelm, İstanbul’da 4 gün Tercüman gazetesi ve bir hafta da Fenerbahçe’nin misafiri oldu. 6 Aralıkta Sosyal Lokalde onuruna verilen yemekte Sait Salahaddin, Nüzhet, Hulki gibi takım arkadaşlarıyla tekrar buluşmaktan.son derecede mutlu olduğunu söyleyen Wilhelm, 13 Aralıkta Almanya’ya dönmüş, 2 yıl sonra, 84 yaşında iken, vefat haberi gelmiştir.

HÜSEYİN-KÂMİL KARDEŞLER – istanbul “TİCARET’İ BAHRİYE” okulunda iken 1913/14 yıllarında Fenerbahçe takımının defansında 10-12 kez yer alan Mısırlı 2 kardeştirler.- Hüseyin sert, Kamil ise teknik ve kıv rak futbolu, uzun ve düzgün vuruşlarıyla çok tutulmuş ve yine Fenerbahçe’n Şehit Arif’le beraber, dönemlerinin engüçlü bek hattını oluşturmuşlardır. 1. Dünya savaşının başlamasıyla Mısır’a döndüler.

BORİS KARDEŞLER – Jean ve Constantin adlı bu 2 Yunanlı kardeş İstanbul Alman Lisesinde öğrenci iken, 1913 de Elkâtipzade Mustafa bey tarafından bir okul maçında görülüp Fenerbahçe’ye alınmış ve bir süre 2. takımda oynadıktan sonra, 1914-16 da 8-10 ar kez birinci takım defansında yer almışlardır. Çevresi geniş, soylu bir ailenin çocukları idiler. Evlerinde Fenerbahçeli takım arkadaşlarıyla sık sık toplantılar düzenler, birarada yemekler tertiplerlerdi.

Uzun yıllar 4. Vakıf Han’da Borsacılık eden bu kardeşler, Fenerbahçe’nin ilk dış turnesi olan, 1914 Rusya seyahatine katılmışlardır.

TRİPO – Kıvrak bir açık oyuncu olan Yunanlı Tripo 1913-17 yıllarına Robert College de öğrenci iken, Elkâtipzade Mustafa bey tarafından Fenerbahçe’ye kaydedildi ve yaptığı 40 a yakın maçta 15-16 da gol attı. Döneminin en iyi sürat koşucularındandır.

A. NİCOLAİDES – Yine Robert College öğrencisi olan bu Yunanlı genç de 1915-17 yıllarında Fenerbahçe’de 18-20 kez haf oynadı.

Apostol Nicolaides, Fenerbahçeli 16 milli atletin 1951 Nisanında Atina’da, Yunan milli bayramında, 14 Yunan Kulübünü yenip Kupaları toplamalarından sonra, PANTHEON gazinosundaki ziyafette kendisini sadece Yunan Atletizm Federasyonu Başkanı olarak tanıyan Fenerbahçeli atletlere hitaben;

(- Fenerbahçeli gençler; Sizleri yalnız Yunan Atletizm Federasyonu Başkanı ve PANHATİNAİKOS KULÜBÜ REİSİ OLARAK DEĞİL, AYNI ZAMANDA SARI-LACİVERT FORMAYI 3 YIL ÖVÜNÇLE SIRTINDA TAŞIMIŞ BİR FUTBOLCU AĞABEYİNİZ OLARAK DA CANDAN KUTLUYORUM!….), diyerek onlara sürpriz yapmış ve FENERBAHÇE’NİN yüceliğine canlı örnek ve kanıt olmuştur.

KÖRNER -1. Dünya Savaşı yıllarında İstanbul-da görevli bir Alman Ulaştırma Subayıdır. Orta boylu, lastik top gibi çevik bir kaleci idi. Körner Fenerbahçe kalesini 7/8 kez korudu.

KOÇO NEGROPONTİ – İstanbul’un spor çevrelerince, çok ünlü bir Yuhanlı aileye mensup, kısa boy ve ufak bünyeli, fakat son derecede dinamik bir santrfor olarak tanınmıştır. 1917/18 yıllarında Fenerbahçe hücum hattında soliç Zeki ve Sağiç Alaeddin arasında 20 kadar maçta yer almış ve 15 civarında gol atmıştır.

Koço, İstanbul’un düşman güçleri tarafından işgal edilmesi üzerine, Fenerbahçe’den ayrılıp, büyük idealler peşindeki Pera Spor Club’e geçmiştir. Pera takımı (TÜRKİYE ŞAMPİYONU) sahte titri altında, 1921-22 de, başta uzun süre kaldığı Fransa olarak, yaptığı uzun turne sırasında, İstiklal Savaşı’nın kazanılması nedeniyle, İstanbul’a dönememiş ve Atina’ya geçip orada yerleşerek A.E.K.- ENOSİS Kulübünü kurmuştur.

Koço, bir çok kez Yunan milli takımında yer aldı. Daha sonra, kurulmasında önemli roller aldığı ve yıllarca oynadığı A.E.K.İ çalıştırdı. 1947-51 yıllarında da Yunan milli takımına antrenörlük etti.

RANÇO – Mütareke ve İşgal dönemi yabancı kuruluşlarından İstanbul STELLA İtalyan Kulübünün defansında yer alan bu genç, 1920-21 mevsiminde, Fenerbahçe takımında 4 kez yer almıştır. Kıvrak ve düzgün vuruşlu bir İtalyandı.

BALDİNİ – Yine Mütareke dönemi İstanbul Kulüplerinden Rus MAYAK Takımında santrofor oynayan BALDİNİ; ağırca, ancak çok sert şutlarıy-la tanınmıştı. 1920-21 mevsimi şampiyonu Fenerbahçe takımında sezon sonu 3 kez forma giydikten sonra Avrupa’ya gitmiştir.

MISIRLI FÂİD – Robert College’de öğrenci iken, 2 yıl Fenerbahçe 2. takımında ileri uçta oynamış, 1926 da A takımına geçmiştir. Fâit, A takımında 3 maç yapıp bir gol attı. Fenerbahçe-Galatasaray karmasında da bir kez yer aldı, okulu bitirince de Mısır’a döndü.

BAHRİ KAVAYA – Macaristan ve Çekoslovakya da maçlar yapmak üzere 1950 yılı Ağustosunda bir Rus gemisiyle Karadenize geçerken Arna-vutköy önlerinde denize atlayıp yurdumuza sığınan Arnavut milli takımına mensup iki gençten biridir. 16 kez milli Bahri, Fenerbahçe hücum hattında 8 maç yaptı ve 3 gol attı. Teknik, ancak ağırdı.

SÜLEYMAN VAFİ – Bahri ile beraber yüzerek sahile çıkan Arnavut milli takımının yine 16 kez milli orta saha oyuncusu Süleyman da, İstanbul’da kaldığı süre içinde Fenerbahçe de 3 maça katılmıştır.

Bu 2 Arnavut genci 1950 Aralık ayında Avrupa’ya gittiler.

ZOBEL – Antrenör Szekely’nin 1952 de Budapeşte’den tecrübe için çağırdığı bu Macar genci Fenerbahçe de 3 maç yaptı, bir gol attı. Ancak, ağır oluşu nedeniyle Fenerbahçe takımına uyamamıştır.

V.RADOVİÇ -Antrenör Abdullah Gegiç’in gösterdiği lüzum üzerine 1966 da ZELEZNİÇER Kulübünden transfer edilen international kaleci VA-CİLİCE RADOVİÇ, Fenerbahçe kalesinde 1966 /67 sezonunda 31 kez yer aldı. Ancak, karakter bakımından iyi not almamış, mevsim sonu yol verilmiştir.

LAZAR LEMİÇ – Aynı nedenle, Radoviç ile beraber transfer edilen international forvet LEMİÇ de Fenerbahçe formasını 31 kez giyip 8 gol attıktan sonra sözleşmesi yenilenmedi.

İON NUNWEİLLER – Yukarıdaki zayıf karakterli 2 Yugoslav’ın kötü izlenimlerini 1968 ve 1969 da Bükreş Dinamosundan 90 ar bin liraya transfer edilen, Spor Akademisi diplomalı 2 Rumen genci unutturdular. Bunlardan, çok teknik, disipline ve son derecede sportmen, 1937 doğumlu haf Nunvveiller 1968-71 döneminde Fenerbahçe’nin 91 maçına girdi ve çok değerli 8 de gol attı.

2 Nisan 1969 günlü Milliyet gazetesinde Kahraman Bapçum imzalı ve “NUNWEİLLER DİYE BİRİ”, başlıklı yazının son paragrafı bu centilmen sporcu için şöyledir:

(BU YAZI, “SAYGI DEĞER” BİR İNSANI SAYGI İLE SELAMLAMAK VE TÜRKİYE’DE İLK DEFA OLARAK, BİR YABANCININ, “1 NO LU SPORCU” SEÇİLMESİNİ TEKLİF ETMEK İÇİN YAZILMIŞTIR.)

İşaretlemek gerekir ki, DİNAMO BÜKREŞ KULÜBÜ müzesinin hemen girişinde Nunweiller’in bir heykeli göze çarpar.

İLİE DATÇU – Arkadaşı Nunweiller gibi kültürlü bu sportmen Rumen kaleci de 1969/75 yıllarında Sarı-Lacivertli kaleyi 213 kez korumuş ve gerek süre ve gerekse maç sayısı bakımlarından, Fenerbahçe’de yer alan yabancılar arasında rekor tesis etmiştir. 1969/70 mevsiminde saddce 6 gol yerken, Avrupa’nın en başarılı kalecisi olarak Avrupa basınında aylarca adından ve Fenerbahçe’den söz ettirmiştir. Datçu’nun bir mevsimde sadece 6 gol yiyerek tesis ettiği bu rekor 1986/87 mevsimi sonunda, gerek Türkiye ve gerekse Avrupada, hala kınlamamış bulunuyordu.

M.SASU – Rumen Farul Kulübünden 1970 Ağustosunda 3 bin dolar (27 bin TL.) karşılığı transfer edilen solaçık MİRCEA SASU, falsolu firiklik ve köşe atışları, attığı ve attırdığı gollerle yurdumuzda büyük ilgi uyandıran ve sahaya binlerce seyirci çeken çok ilginç bir futbolcudur.

Şampiyonluk beklenmeyen bir mevsimde Fenerbahçe için tek başına ümit olunca, çekemeyen çevrelerin, “Bir Rumen Türk futbolunu avucunda oynatıyor!…) gibi, ağır ve maksatlı yazıları yanında, antrenör TEAŞKA’nın da katı tutumundan, Ocak 1971 de Romanya’ya kaçtı. Sasu’nun 3 ü Galata-sarayla Beşiktaş’a karşı yaptığı 7 maçta zayıf Fenerbahçe hiç yenilmemiş ve yapılan 10 golden 4 ünü atmış, 6 sını da attırmıştır. Büyük futbolcu-luğu yanında kararsızlığı büyük kusuru idi.

STEVANO OSTOJİÇ – Fenerbahçe’nin transfer ettiği 4. Yugoslavdır. 1971/73 yıllarında 61 maça girip 14 gol atan bu international forvet oyuncu, giderek form ve randıman düşüklüğü gösterdiği veya bu yolda bir taktik kullandığı için, anlaşmanın bitiminden önce serbest bırakılmış ve Yugoslavya’ya dönmüştür. Ostojiç, seçtiği antrenörlük mesleğinde büyük ün yaptı.

ANTİÇ – Yugoslav Partizan Kulübünün çok teknik orta saha elemanı olan Antiç, kaleci İvançe-viç ile beraber, 1977 yılı yazında Kaloperoviç’in önerisi üzerine transfer olundular.

Fenerbahçe’de 43 başarılı maç yapıp 4 gol atan Antiç, sezon sonunda İspanya’nın SARAGOSA Kulübü ile anlaşınca, Fenerbahçe bonservisini Ağustos 1978 de 51 bin dolar karşılığında verdi. Bir milyon TL. sını aşan bu para, bu tarihe kadar bir Türk Kulübünün dışa futbolcu transferinden sağladığı en yüklü dövizdir.

FERHADOVİÇ – Fenerbahçe, santrfor arar ken, 1963 de SARAJEVO Yugoslav takımı santrforu ASIM FERHADOVİÇ’i 40 bin liraya transfer etti. 8 maçta bir gol atabilen bu centilmen genç; yararlı olamayacağını görünce aldığı parayı geri verip Saraybosna’ya dönmüştür. Aynı futbolcu ile gelen haf HANÇIÇ’de Fenerbahçe’nin hızlı futboluna uyamadı. Ferhat, Saraybosna’da 3 kebapçı dükkanına sahip iken 1986 sonunda vefat etti.

İVANÇEVİÇ – Antiç’in bir mevsim oynamasına karşın, İVANÇEVİÇ İstanbul ve Fenerbahçe1 yi sevmiştir. Bu klası yüksek kaleci, sağlam karakteri, disiplin ve Sarı-Lacivertli kulübe karşı vefalı tutumuyla sempati topladı ve sevildi. İvançeviç 1977-79 mevsimlerinde Fenerbahçe kalesini 92 maçta korumuştur.

İ.BEGOVİÇ – 1979-81 arası 2 yıl süren yabancı futbolcu yasağının kaldırılmasından sonra, 1982 de yurdumuza Yugoslav akını başladı. Bu dönemde Fenerbahçede ilk yer alanlar Bagna Luca’dan İbrahim Begoviçle Adanaspor’dan gelen Zeyneloviç’tir.

Bu futbolcuların 2 si de 1982/83 mevsiminde oynadılar. Santrfor Begoviç 38 maç yapıp 12 gol attı. Futbolu çok daha zayıf olan Zeyneloviç ise orta sahada 3 maça girip 1 gol yaptı ve mevsim ortasında ikisi de kadrodışı bırakıldılar.

SUAT KARALİÇ – Bursaspor’dan, antrenör STANKOVİÇ’in isteğiyle alınan defans oyuncusu Karaliç, Fenerbahçe’de 1983/84 mevsiminde 44 maç yaptı ve bir gol attı. Bu gol, 8.4.1984 de A.S.Yen’de Yusuf Namoğlu’nun yönettiği maçta, Seydiç’in ilk dakikadaki golüne karşı, 74. dakikadaki beraberlik golüdür. Son dakikada Mustafa’nın 30. m.den attığı galibiyet golü ise, Namoğlu-Okçuoğlu teşrik-i mesaisi ile, karambola getirilmiştir.

S.REPÇİÇ – Yugoslav milli takımının bu ünlü futbolcusu 1983 Temmuzunda Kızılyıldız’dan transfer edildi. Ortasaha ve ileri uçta 103 maç yapıp 31 gol attı. 1985 yazında Belçika’nın STANDART LİEGE Kulübüne transfer oluşuna 25 bin Dolar karşılığı izin verilen SREBRENKO REPÇİÇ’in ayrılışı Fenerbahçe için büyük kayıp olmuştur.

D.PESÎÇ – Fenerbahçe’nin Temmuz 1984 de, daha sonra Beşiktaş’a giden Kovaçeviç ile anlaştığı gün, yeni antrenör VESELİNOVİÇ’in (çok daha iyidir) demesi üzerine, Kovaçeviç’ten vaz geçildi ve HAJDUK SPLİT’in 1955 doğumlu milli santraforu DUSAN PESİÇ alındı.

Bu kitapta ele alınan 9.8.1987 ye kadar, Fenerbahçe formasıyla 153 maç yapan ve 35 gol atan Pesiç, 1986 Temmuzunda gelen vatandaşı LUKOVCAN’la beraber Fenerbahçe’nin 1987 ye giren yegane yabancı futbolcuları oldular.

ZİVAN LUKOVCAN – Fenerbahçe’nin güvenilir bir kaleciye olan kesin ihtiyacı, Temmuz 1986 da kızılyıldızdan, milli Lukovcan ile 3 yıllık anlaşmaya varılınca, hal oldu!., sanıldı.

Ancak, kalecinin, “ben hiç bir kulübe ne söz ve ne de imza verdim!..” demesinden ve bir kısım parasını peşin almasından sonra, Paok Yunan Kulübünün (Lukovcan’ın bizimle sözlü anlaşması var!..) diye ortaya çıkı vermesi, Kızıl Yıldızın da, “Biz daha önce Paok’a söz vermiştik!.” iddiası ve bu arada esen, (Aman kaçırılmasın!..) havasıyla beraber, işe çok kişilerin karışması bu transferi arap saçına döndürmüş ve arsız kulüplere veya o rolü oynayanlara da istedikleri gibi at oynatmak imkânı vermiştir.

Lukovcan 1986/87 mevsiminde 53 kez oynadı. Kısaca, umulanı vermedi, aksine, Fenerbahçeye çok büyük zararlara neden oldu. Mevsim sonu basında yayınlanan:

(- Stankoviç geçen yıl beni hiç çalıştırmadı… sözlerindeki mazeretin de gerçek dışı ve bir bahane olduğu 1987/88 mevsimi başında Fenerbahçe kulübünü düşürdüğü zor durumlarla kanıtlandı.

Yugolar arasında Pesiç gibi sportmenler yanında, büyük aldatıcılar da var. Ama, suç sadece onların mı?!..

YURTDIŞINDA OYNAYAN FENERBAHÇELİ FUTBOLCULAR

Fenerbahçe A futbol takımında 1987 yılı sonuna kadar 31 yabancının yer almasına karşılık, Türkiye sınırları dışında top koşturdukları bilinen Sarı-Lacivertli futbolcu sayısı 12 dir. Bunlar yurtdışında oynayış tarihlerine göre şöyle sıralanırlar:

HASAN KÂMİL SPOREL – Müzika-i Hümayun (Saray bandosu) kolağası Ali Rıza beyin 4 oğlundan en büyüğü olan Hasan Kâmil Sporel 1895 de Haliç Sütlücesinde doğdu. Galatasaray sultanisinde öğrenci iken Kadıköy’e taşınmaları üzerine 1911 de Fenerbahçe kulübüne girip futbole devam eden Hasan Kâmil Sarı-Lacivert forma altında pek büyük şerefler kazanmıştır.

Fenerbahçe’nin G.S. 14-2 yendiği 4.1.1914 lig maçında attığı 3 golle G.S. a gol atan ilk Fenerbahçeli oldu.

Bu maçtan bir ay sonra, tahsil için gittiği Amerika’nın Michigan eyaletinin merkezi olan Lansing şehrinin Egle = Kartal takımında 6 yıl futbol oynadı ve bu takımın kazandığı şampiyonluklarda etkili oldu. Bu sıralarda geçilmezliğiyle Dünyada ün yapan Dardanelles = Çanakkale unvanı ile simgelendi.

6 yıl sonra, ocak 1921 de yurda dönüşünde tekrar yer aldığı Fenerbahçe defansındaki mükemmel top kesişleri ve geçilmezliğinden, bu kez (DALGAKIRAN) unvaniyle anıldı.

Yenilmeden ve hiç yol yemeden 58/0 gibi eşsiz bir skorla İstanbul lig şampiyonluğunu kazanan 1922/23 sezonu Fenerbahçe takımının kaptanlığını yaptı.

Türk milli futbol takımının da ilk kaptanı yine Hasan Kâmil Sporel’dir. 26 Ekim 1923 de Romanya ile 2-2 berabere kalan ilk ay-yıldızlı takımın başında o bulunuyordu.

Bu maçtan 4 gün sonra, yine Taksim stadında ve yine 2-2 lik Fenerbahçe-Romanya Karması maçında kendi yarı alanından savurduğu sert ve uzun degajla Pavlini’nin koruduğu romanya kalesine yaptığı gol, türk sahalarında en uzun mesafeden kaydedilmiş gol olarak, futbol tarihimize geçmiştir.

Fenerbahçe’nin önce forvet, sonra da defansında yer alan Sporel, san-lacivertli A’takımında 108 maç yaptı, 28 de gol kaydetti.

T.I.C.I. nın kuruluşundan itibaren, Teşkilatın birçok mevkilerinde yararlı hizmetlerde bulunup 1956 da Sokoni-Wakum Amerikan petrol şirketinin Türkiye temsilciliğinden emekli olan Hasan Kâmil Sporel, İhtilal dönemi olan 1960/62 yıllarında kulübünün başkanlığında da bulundu.

Artık tarihe mal olmuş bulunan (İstanbul Beyefendisi) vasıflarının tümünü şahsında toplamayı başaran bu mümtaz şahsiyeti Fenerbahçe kulübü 27.4.1969 da keybetti, Karacaahmet’deki aile kabristanında metfundur.

BEKİR RAFET TEKER – Kadıköy, Mısırlıoğ-lu’da 1899 yılında doğdu.

Futbola 1912 de Fenerbahçe Genç Takımında başlayıp, birinci takımda 15 ay oynadıktan sonra 1916 kasımında Altınordu, 4 yıl sonra da Ittihat-spor kulübüne geçti. Diğer kulüplerden takviyeli Galatasaray’ın 1921 Avrupa turnesinde Karlsru-he’de kalıp PHÖNIX kulübünde uzun yıllar futbol oynadı. 1924 Paris Olimpiyatlarında milli takım kaptanlığını ve Çek’lere karşı 2 golümüzü yaptı. 1928 Amsterdam Olimpiyatıııdaki golü de o kaydetti.

Bekir, 1925 de Türkiye’ye döndü. İlk kulübü olan Fenerbahçe’ye girip İstanbul ve Bulgaristan-da birkaç maç yapınca, kendisine göz koymuş olan ve kilit noktalarda yer alan Teşkilat kodamanlarının hışmına uğradı. Fenerbahçe’ye girmekle sözünü tutmadığı iddia olunup tehdit edildi. Aldırmayınca da 6 ay boykota çarptırıldı. Davacısı Kadı olduğundan, yapabileceği başka bir şey olmadığı kanisiyle, üzüntüsünü basına açıklayıp, yaşlı gözlerle Almanya’ya döndü.

Fenerbahçeliler, para toplayıp, 2 yıl sonra Genel Sekreter Ali Naci Karacan’ı Almanya’ya gönderip, 4.6.1927 günü, Bekir’i İstanbul’a getirdiler. Bekir bu 2. gelişinde Fenerbahçe’nin 7 si yabancı takımlara, 3 ü İzmir de ve biri de Beşiktaş’a karşı yaptığı 11 maçta yer aldı ve atılan 27 golün 14 ünü o kaydetti. Bunlardan 5 Haziran da Slavia Prag’a attığı galibiyet golü tarihsel bir anıdır. Bu şahane kafa golü sansasyon yaratmış ve dönemin en büyük ve ciddi gazetesi olan Cumhuriyet bile bu galibiyeti, 6.6.1927 günü 1. sayfayı kapsayan 8 sütun ve şu 2 satırlık manşetle ilan etmiştir:

FENERBAHÇE’NİN MENENDSİZ ARSLANI BEKİR YÜZÜMÜZÜ GÜLDÜRDÜ!..

MEŞHUR’U ÂLEM SLAVİA BİRE KARŞI SIFIRLA MAĞLUP OLDU!…

Bekir memnundu. Almanya’dan eşi de geldi. Beyoğlunda tutulan evini Fenerbahçe’liler döşe-diler. Görünüşte her şey normal gidiyordu. Ancak, onun dönüşünden ve o tarihlerde Türkiye’ye gelen bütün yabancıların, (Avrupa’da eşi yok..) dedikleri, (Bekir, Zeki, Alaaddin) uç ortasından ürkenler çoktu. Bu yüzden, Bekir, yapılan kasıtlı yayınlar ve her yönden gelen manevi baskılar altında, 5 ayda bunaldı. Alman asıllı eşini bile, Türkiye’de kalmamaları için etkileyenler vardı.

Bekir, Fenerbahçe forması altında son maçını, 4 Kasım 1927 de Taksim stadında 4-2 kazanılan Beşiktaş maçında yaptı ve tekrar Almanya’ya dönüp futboluna Karlsruke’de devam etti.

Basında “WUNDER (Harika) TÜRK!.” adıyla ünü Almanya’ya yayılan Bekir, Güney Almanya karmasında da yer aldıktan sonra, futbolu 1931 de bıraktı. Aynı yıl Beden Eğitim Enstitüsünden aldığı diploma ile antrenörlüğe başladı. Bir çok Alman takımım çalıştırdı ve yurtdışında antrenörlük eden ilk Türk oldu.

Bekir, Türkiye’ye son kez 3951 Kasım ayında gelmiştir. Milli takımın 17.6.1951 deki Berlin galibiyetinde, Federasyon Başkanı Ulvi Yenal Bekir’i bu maçın rövanşına davet edince, 19 Kasım akşamı Alman milli takımı ile beraber Yeşilköy’e gelip, uçaktan:

— Zeki!.. Zeki… Zeki!… diye bağırıp, karanlıkta kendini tanıtmaya çalışarak inince, buketle karşılayan Fenerbahçe Genel Sekreteri Rüştü Dağla-roğlu’na:

— O kadar sevinçliyim ki!… diyerek 24 yıllık vatan özlemini dile getirmiş, foto muhabirleri de Alman milli takımını bırakıp Bekir’in etrafını sarmışlardır.

Bekir, Beyoğlu Tokatlıyan otelinde Federasyon adına 4 gün kaldı. Ancak, vatanına doyamamış-tı. 21 Kasım akşamı, milli maçtan sonra Beden Terbiyesi G.Müdürü Danyal Akbel’in verdiği yemekte çok üzgündü. Federasyon Genel Sekreteri S.S. Ci-hanoğlu nedenini şöyle anlattı:

(- Bekir Almanlarla dönmek istemiyor. 5-10 gün daha kalmak istiyor, Federasyon olarak paramız yok… Az önce Danyal’a söyledim. O da imkansız!… dedi… Bundan hepimiz çok üzgünüz…..)

Fenerbahçe Kulübünün misafiri olarak, istediği kadar kalabileceği ve bunun yarın sabah otele bildirileceği söylenince Bekir son derecede mutlu oldu ve Alman milli takımının İstanbuldan ayrıldığı 23 Kasımdan 5 Aralığa kadar, Fenerbahçe’nin misafiri olarak, 12 gün Tokatlıyan’da kaldı.

Bekir, bu süre içinde, bir kaç kez, Kulüpte eski takım arkadaşlarıyla buluştu. Fenerbahçe’nin İsveç şampiyonu Malmoe’yü 1-0 yendiği 24 Kasım maçında topa ilk vuruşu yaptı. Adalet Kulübünün ısrarlı antrenörlük tekliflerini red etti. 4.12.1951 akşama Yönetim Kurulu Tbksim gazinosunda onuruna yemek düzenledi ve 5 Aralıkta Rüştü Dağ-Iaroğlu, eski futbolculardan Süleymaniyeli Hüsnü Erciyes ve başta Ömer Besim olarak, 4 gazeteci tarafından Yeşilköy’den Almanya’ya uğurlandı. Bu uğurlanış meğer Bekir’in İstanbul’dan son ayrılığı imiş!… Çünkü, 26 yıl sonra 1977 de bu sefer Karlsruke’den o değil, vefat haberi geldi.

Genç takımdan sonra, Fenerbahçe A takımında 1915, 1916, 1925 ve 1927 yıllarında toplam 30 maçı tesbit edilen Bekir Teker, bu maçlarda 33 gol attı. Gelmiş geçmiş 3-4 en büyük Türk futbolcusundan biridir. Onu, görmeyenlere ve hele bugünkü kuşağa anlatmak ve tanıtmak çok güç ve hatta olanaksızdır. Tekniki Lefter ve Can kadar yüksek değildi. Ancak, bunu fazlasıyla örten taraftarı çoktu. Yer aldığı her takımla hemen uyum sağlaması, moral bozukluğu tanımaması, sürükleyi-ciliği, yılmazlığı, gücü ve atletik bir çok meziyetleri, efsaneleşen demir gibi şutlarıyla realizatör-lüğü ve sahadan mutlak olarak galip ayrılmak azmi bu haslet ve özelliklerinin başında gelirler. Ve, kesinlikle iddia olunabilir ki, uzun yılların futbolcu kuşağında BEKİR’in bir benzerini göstermek olanaksızdır.

BASRİ TAŞKAVAK – 1916 da İzmirde doğdu. 1938 de Altay’dan Fenerbahçe’ye geldi. Sarı-Lacivert hücum hattında 3 yıl yer alıp 71 maça girdi ve 46 gol attıktan sonra ünlü Fransız kaleci Hiden tarafından Fransa’ya götürüldü. Uzun süre “RACİNG CLUB DE PARİS” de oynadı.

LEFTER KÜÇÜK – 27.11.1925 de Büyükadada doğdu. Askerliğini Diyarbakırda yaptıktan sonra 1947 de girdiği Fenerbahçe de iken, 17.6.1951 de Berlinde Almanya’yı 2-1 yenen milli takımımız-daki oyununu çok beğenen Hideguti’nin Fiorentinaya önermesi üzerine, İtalya’ya satıldı. Bir yıl Fiorentina ve bir yıl da Fransa’nın Nice Takımında oynadıktan sonra 1953 yazında Fenerbahçe’ye dönmüştür.

Lefter, Türkiye’de profesyonelliğin kabulünden sonra yurt dışına satılan ilk futbolcudur. Fenerbahçe Kulübü, satış bedeli olan 3,5 milyon liretin karşılığı olan 20 bin lira ile, Salahaddin Torkal ve Erol Keskinin transferleri için Adalet Kulübünden aldığı 15 bin lirayı Fenerbahçe stadına 25 bin kişilik yeni beton tribünler yaptırmaktan doğan borcuna yatırmıştır.

Lefter, 1953 de Fenerbahçe’ye dönünce, 2 yıl için 9 bin lira transfer ücreti aldı. Sarı-Lacivert forma altında, 3 Haziran 1964 deki jübilesine kadar 17 yılda 615 maç yapıp 423 gol attı. Fenerbahçe ve milli takıma kaptanlık etti ve 50 milli maç yaparak altın madalya kazanan ilk Türk futbolcusu oldu. Bu milli maçlarda attığı 22 golle elinde tuttuğu rekora henüz yaklaşabilen yoktur.

FERİDUN BUGEKER – 1933 de İstanbulda doğdu. 1952/55 de Fenerbahçe takımında santro-for olarak 112 maç yaptı ve 46 gol attı. 5 kez de milli oldu. 1955 de mimarlık tahsili için gittiği Almanya da Rııit spor okulunu bitirdikten sonra STUTTGARTER KİCKERS E.V. takımına girmiş ve burada 4 yıl santrofor oynamıştır.

CAN BARTU – 1936 da İstanbulda doğdu. Futbola Fenerbahçe’de başladı. 1961 de profesyonel kadroda iken, antrenör Szekely’nın aracılığıyla, İtalya’nın LAZİO kulübüne gitti ve bu transferden Fenerbahçe Kulübü 17 bin dolar aldı. İtalya’da 6 yıl futbol oynayan Can, 1967 de tekrar Fenerbahçe’ye dönmüş ve 1970 Temmuzunda futbolu bırakmıştır. Fenerbahçe’de 330 maç yapıp 162 gol atan Can, 28 kez yer aldığı ve 5 gol attığı milli takımın da 6 kez kaptanlığını yapmıştır. Basketbolda da millidir.

AKGÜN KAÇMAZ – 1935 de Ankarada doğan haf Akgün Kaçmaz Fenerbahçe’de 1951/61 yıllarında, 328 maç yaptı, 10 gol attı ve milli oldu. 1952/53 mevsiminin ııamağlup şampiyonu “SARI KANARYALAR” ve “KÜÇÜK ŞEYTANLAR” adlarıyla anılan isimsizlerden kurulu takımın bu teknik ortasaha elemanı 1962 de Federal Almanya’nın Güney liginde 1847 SCHWA-BEN AUGSBURG takımına transfer oldu ve bu kulüpte başarı ile 4 yıl yer aldı.

ŞÜKRÜ ERSOY -1911 doğumlu ve futbole Fenerbahçe genç takımında başlayan, bir süre Vefa da oynadıktan sonra ilk kulübüne dönen Şükrü Ersoy 1954/62 yıllarında A takımında 262 kez yer aldıktan sonra Avusturya’nın Salzburg Kulübüne transfer oldu ve bu kulübün 2 yıl kalesini korudu.

Almanya’da teknik direktörlük kursundan diplomalı bu milli kaleci, Fenerbahçe dahil, bir çok kulüpte teknik direktörlük etmiştir.

ERGUN ÖZTUNA – 1937 İzmir doğumlu Er-gun ÖZTUNA, Fenerbahçe’ye 1956 da Karşıya-kadan geldi. 1965 e kadar, bazı aralıklarla Fenerbahçe’nin 219 maçında forvet olarak yer aldı ve 79 gol attı. Oyun sitili ve teknikinin benzerliğinden, ünlü Macar Puşkaş’ın adıyla anılmıştır. Sarı-Lacivertli Kulüpte bir çok kez milli de olan Er-gun Haziran 1965 de Avusturya’nın KLAGENFURT ATHLETİC SPORT CLUB’a girdi vc bu kulüpte bir yıl futbol oynadı.

Ergun, Avusturyadan döndükten sonra antrenörlüğe başlamıştır. 1986 da teknik direktör Coşkun Özarı ile bareber, milli takım antrenörü bulunuyordu.

OGÜN ALTIPARMAK – 1942 Adapazarı doğumlu Ogün, 1963 de ayağı kırık iken İzmir Karşıyaka Kulübünden transfer edildi. 1971 e kadar Fenerbahçe’de 295 maç yapıp 120 gol attı ve 1970/71 Türkiye Liginde GOL KRALI oldu.

Ogün Altıparmak 1968 yazında WASHİNGTON Wihps Kulübü ile anlaşarak Amerikada oynamaya başladı. Ancak, Fenerbahçe Kulübü büyük ve eşsiz mutluluğunu yaşamakta olduğu bu 5 Kupalı tarihsel şampiyonluk yılının yaratıcılarından Ogün’ü kaybetmek niyetinde değildi. Nitekim, Waschington Kulübünün 10 bin Dolar teklifine karşı 15 binde direnirken, Ogünü de 2 Ekim 1968 Manchester City rövanş maçı için kesin olarak İstanbul’a çağırdı.

Ogün, 29 Eylül akşamı geldi. 2 Ekimde attığı büyük galibiyet golüyle İngiltere şampiyonunun elendiği ve 2. tura geçildiğinin ertesi günü de Yönetim Kurulunun önerisini kabul edip İstanbul’da kaldı. 3 ay yer aldığı WASHİNGTON WİHPS Kulübünün 10 maçında yer almış ve 6 gol atmıştır.

Ogün Altıparmak’ın, 2 Temmuz 1964 deki Büyük ATATÜRK Kupasından 2 Ekim 1968 Manchester City karşılaşmasına kadar, Fenerbahçe’nin pek çok büyük galibiyetlerinde, attığı kıymettar gollerle, emek ve payı büyüktür. Ayyıldızlı formayı, 2 sinde Kaptan olarak, 40 kez giymiş ve 6 gol atmıştır.

CENAP GENÇ – 1944 doğumlu Cenap Fenerbahçe’ye 1968 de İzmir Altınordu Kulübünden geldi. Bir mevsim oynadı. 18 maça girip 4 gol attı.

Temmuz 1969 da Belçika I. Lig Kulüplerinden ST. TRİVDEN’e transfer olan Cenap Genç, bu takımın forvet hattında uzun süre yer aldı.

ENGİN VEREL – 1956 da İstanbulda doğan Engin, 1975 de amatör olarak G.S.dan geldi. 1979/83 yıllarında HERTHA BERLİN ve Fransanın LİLLE takımlarında oynadı. Bu takımlarda iken Almanya, İzlanda ve Macar milli maçlarına çağrılıp oynadı. Bu maçlar 1979, 81 ve 82 yıllarında yapılmıştır.

Milli formayı toplam 26 kez giyen Engin Verel, 1985/86 mevsimi sonuna kadar Sarı-Lacivert renkler altında 264 maça girip 84 gol atmış ve onurlu futbol hayatına sessiz sedasız Fenerbahçe’de son vermiştir.

SALİM GÖRÜR – 1942 doğumlu Salim Görür, 1968 Temmuzunda Ankara Gençlerbirliği’nden santr for olarak Fenerbahçe’ye transfer oldu. Sarı-Lacivertli takımda bir mevsim yer alan Salim 45 maç ve 9 gol yaptıktan sonra Birleşik Amerika-ya gitmiştir.

SELÇUK YULA – Ankara 1959 doğumlu Selçuk, Fenerbahçe Kulübü tarafından 1979 da Ankara Şekerspor Kulübünden transfer edildi.

Selçuk Fenerbahçe hücum hattında çabuk gelişti. Takımın golcüsü, olarak sivrildi. Temmuz 1983 de VFB STUTTGART 1893 ten transfer edilen İlyas Tüfekçi ile beraber Fenerbahçe ve milli takıma çok yararlı oldular. Yıllar sonra Türk futbolunda belirgin bir gelişme yarattılar, milli takım maçlar kazanmaya başladı. 16.11.1983 deki 3-1 lik Avusturya galibiyeti bu konuda yeterli kanıttır. 33 yıldır, 6 maçta, değil yenmek, gol bile atamadığımız Avusturya’yı 7. maçta Selçuk (2) ve İlyas’ın golleriyle 3-1 yenmiş ve utanç verici bir durum nihayet sona erdirilmiştir.

Fenerbahçe’nin Selçuk-İlyas ikilisi üzerine kurulan oyun düzeni, 11 Mart 1984 Luxemburg milli maçına kadar sürdü. Bu maçın arefesinde D’ESH stadında yapılan talihsiz topla çalışmada, İsmail Demiriz’in tekmesiyle Selçuk’un ayağı kırıldı. Fenerbahçe ve milli takımın kaderine de bir darbe indirilmiş oldu.

Selçuk, yalnız ayağı kırılmakla kalmadı. Güçten düşen bünyesi ile, kolay toparlanamadı. Blau-WEİSS Kulübü tarafından Temmuz 1986 da 265 bin DM a transfer edilip Berlin’e giderken, Fenerbahçeliler onun sağlık ve formuna kavuşacağı ümidiyle müteselli idiler.

Selçuk Fenerbahçe’de 304 maça katılmış ve 134 gol atmıştır. AY-YILDIZ’lı formayı 26 kez giydi, 2 maçta kaptanlığını yaptı ve 4 de gol altı.

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 1

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 2

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 3

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 4

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 5

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 6

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 7

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 8

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 9

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 10

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 11

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 12

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 14

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 15

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 16

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 17

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 18

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 19

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 20

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 21

Reklamlar

Written by kesinofsayt

24 Eylül 2012 13:17

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: