FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Archive for Aralık 2012

6222’DEN İNATLA YIRTANLAR

leave a comment »

Trabzonspor başkanı “nüktedan” Şener Meireless hakkında buyurmuş:

“Saç sitiline ve dövmelerini bakarsanız bu futbolcunun ceza alması bana göre doğal.”

İnsanları dış görünüşüne göre ayırıp etiketlemek beyefendiye göre normal demek. İnsan merak ediyor, acaba Sadri Bey engelli insanlar için ne düşünüyor? Onların neyi hakettiğine inanıyor? Ya da farklı inanışları nedeniyle çok farklı giysilere bürünenlere? Çeşitlemek mümkün. Bu sözlerin art niyet taşımayan bir gaf olduğunu kimse (Demirkolgiller gibi) iddia etmesin. Bu bakış açısının bir milim ilerisi ırkçılığın ta kendisidir.

İşin komiği mümtaz medyamız da bunu doğal karşılıyor olsa ki pek bir itiraz gelmiyor. Bu işler dış görünüşle başlayıp, dinine, ırkına, rengine göre ayrımcılık yapmaya varır. Sadri Bey’i birileri uyarsa iyi olacak. Bu sözleri ciddi suçtur. Elbette bu ülkede “yaratılan” suçları değil de “gerçek” suçları soruşturacak birileri varsa!

NOT: Sadri Şener’in u dönüşleri ve yolsuzluk hikayeleri de buralarda…

Written by kesinofsayt

24 Aralık 2012 at 11:48

Fenerbahçe, Sadri Şener, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

ADALETİNİZE TÜKÜREYİM

leave a comment »

On yılı aşkın süredir adım adım ele geçiriliyor her yer, her kurum, hatta bireyler…

Direnen, teslim olmayan ezilmeye çalışılıyor. Kimisi pes ediyor. Pes etmeyenlerin, davasına güvenenlerin kararlılığı ve öfkesi ise törpüleniyor.

Ülkede adaleti sağlayacak kurumların tümünde adaleti hiçe sayanların üstünlüğü var. Ama “iktidar hayatı hedef aldığında, hayat iktidara direniş oluyor.” Hayatına sahip çıkanlar teslim olmuyor, zira Hotsumi Ozaki’nin kızına tavsiyesindeki gibi “acıya hiçbir zaman boyun eğmemek gerekir. Hayatta en kötü şey teslim olmaktır.”

Teslim olmayanların ödediği bedellerin, adaleti sağlamakla yükümlü kurumların kimler tarafından işgal edildiğinin mükemmel bir özeti papazincayiri.blogspot.com da aethewulf tarafından yapılmış. Uzun, detaylı bir yazı, ama üşenmeyin, okuyun, okutun ve dönüp bir daha okuyun…

Bir ilave yapacağım o yazıya; Serhat Ulueren RTÜK’ün kurduğu, spor programlarında etik kuralları belirleyecek alt komisyon üyesi oldu. Adalet beklediğimiz kurumların mikro bir göstergesi sizlere… İftiradan ertelenmiş cezası bulunan, onlarca yalan haberi ortaya çıkmış bir adam etik kuralları belirleyecek…

İşte “yeni” Türkiye’nin adaletin sisteminden bir kesit…

Trabzonlu Yusuf Reha Alp de onca yazısına rağmen PFDK üyesi değil miydi? Şimdiki üyeler çok mu farklı?

Sistem içinde kalarak sistemle savaşılmaz. Sistemi yıkmak, yenisini ve adetlisini kurmak için savaşırsanız umut vardır.

Carlyle’ın dediği gibi “düzen kölelik ve zulüm anlamına geldiğinde, düzensizlik adalet ve özgürlüğün başlangıcıdır”…

NOT: Alıntılar Jacques Verges’in Savunma Saldırıyor kitabındandır. Tavsiye ederim.

Written by kesinofsayt

21 Aralık 2012 at 14:32

AKP, MHK, PFDK, Siyaset, TFF, Yusuf Reha Alp kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , ,

FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 19

leave a comment »

FENERBAHÇE’DE GÜREŞ

Milli sporumuz olan Güreş, özellikle Sultan Aziz döneminde gelişti ve (FORT COMME UN TURC = BİR TÜRK GİBİ KUVVETLİ) sözü, Avrupa ve Amerikalarda bu tarihlerde yayılıp darbimesel oldu.

Bu Ata sporumuzun, yağlı güreş dışında, teşkilâtlanması spor kulüplerimizin gayretleriyle olmuştur. Birinci Dünya Savaşından sonra Anadolu, Beşiktaş, Haliç Fener, Üsküdar, Kum-kapı ve Fenerbahçe bu alanda öncülük eden kulüpler oldular ve Güreş Federasyonu, 1923’de, bu kulüpler sayesinde kuruldu.

Önceleri Kulüplerimizde serbest stilde görülen bu teşkilâtlanmada Fenerbahçe kulübü gerçi bir mindere sahip olmuş, ancak çalışmalar, 1960’lara kadar, hiçbir zaman yoğunlaşmamıştır. Bu tarihten sonra, Greko-Rumen stilde çalışmalara girişen Fenerbahçe’nin yalnız İstanbul ve Türkiye değil, Avrupa ve Dünya şampiyonu yetiştirmesi, Türk güreş sporunda adını ebedileşti-ren mutlu ve şerefli anılar olmuştur. Bununla beraber, bu çalışmaların programlı olmaması ve başta mali sorun olarak, türlü nedenlerle süreklilik kazanamaması, ne çare ki, başarıların devamlı olmasına olanak vermedi ve vermiyor.

İlk kuşakta, 1914 yılı Mısır ağır siklet şampiyonluğu da kazanan Tıp talebesi Ali Sami’den sonra, sivrilen Fenerbahçeli güreşçiler arasında, daha sonraların Federasyon Başkanı Seyfi Cenap Berksoy, Dürrü, Fabrikatör Hayri, Lâtif, Burhan ve nihayet Namık, kilolarında İstanbul şampiyonlukları kazanmışlar ve Seyfi’de ilk kez 1924 Paris Olimpiyatlarında Milli olmuştur.

Fenerbahçe kulübü, tanınmış komple sporcularından İlhami Polater’in kişiliğinde, Greko-Rumen stilde Türkiye’de öncülük etti ve güzel anılara sahip oldu. Yurdumuzda 1921/22 yıllarında gelişmeye başlayan bu sporda, İlhami en başarılı güreşçi olarak isim yapmış ve 17 Mart 1922’de Beyoğlunda SAİLORS jimnastik kulübünde şöhretli bir Rus şampiyonunu 3 dakika da tuşa getirirken, Greko-Rumeni pek sevmiyen Türk seyirciye gene de heyecanlı dakikalar yaşatmıştır.

Sarı-Lâcivertli kulüp, Federasyonun kurulmuş olmasıyla beraber, güreşte uzun süre pasif kaldı. 1953 yılı sonlarında bu branşta köklü bir çalışma için Teşkilât ilgililerinden resmen sorduğu, (işin mali portresi)’nin, aldığı 24.2.1954 günlü cevapta, 10 kişilik bir kadro için, muhtelif masraflar ve yol paraları dışında, ayrıca da 8 kişiye 300’er lira aylıklı iş şartını da kapsaması karşısında, girişimden vaz geçmek zorunda kaldı. Nihayet, 1963’de şampiyon güreşçilerden Bölge antrenörü Mustafa Çakmağın nezaretinde, pür amatör bir Greko-Rumen takımı kurup çalışmalara başladı.

fbtarih548

Bu çalışmalar meyvelerini kısa sürede verdi. Yönetim Kurulunun 7.3.1965 kongresine sunduğu çalışma raporu bu konuyu şöyle dile getiriyor:

(AMATÖRLÜK PRENSİP VE RUHUNA DAYANILARAK KURULAN GÜREŞ ŞUBEMİZ, ARTIK KENDİNİ TANITMAYA, HATTA TEMAYÜZ ETMEYE BAŞLADI. 15 TIBBİYE VE YÜKSEK OKUL ÖĞRENCİSİNDEN OLUŞAN GÜREŞ ŞUBEMİZ, İLK BÜYÜK MEYVESİNİ VERMİŞ VE’ MİLLİ TAKIMIMIZA KIYMETLİ BİR GENÇ HEDİYE ETMİŞTİR. FENERBAHÇE OCAĞININ ÇEKİRDEKTEN YETİŞTİRDİĞİ BU MİLLİ GÜREŞÇİMİZ 78 KİLODA SIRRI ACAR’DIR. GENE KULÜBÜMÜZDEN YETİŞEN DAVUT PEHLİVAN DA 70 KİLODA TÜRKİYE 3. SÜ OLDU.

EMİN ELLERDE BİRAZ İLGİ VE HİMAYE GÖRECEK GÜREŞ ŞUBEMİZİN HER YIL ARTAN BAŞARILARA ADAY OLDUĞU ŞÜPHESİZDİR.)

Fenerbahçe kulübünün 1965’de gösterdiği en büyük başarı, resmi bir Organizasyon olan, (ŞABAN KAPTAN KUPASI) Greko-Rumen güreşlerinde 4 birincilikle kupayı kazanmasıdır. B.T.G.M.’lüğü ile Güreş Federasyonu, bu verimli çalışmalarından dolayı Fenerbahçe Kulübünü, nasılsa, kutlamayı akıl edebilmişler ve bir minderle beraber, 5 bin lira bağışta bulunmuşlardır.

fbtarih549

FENERBAHÇE GÜREŞTE İSTANBUL ŞAMPİYONU

Fenerbahçe kulübü, ağırlığı Greko-Rumen stil olan, güreş çalışmalarında 2 yıl içinde İstanbul şampiyonluğuna ulaştı. Yönetim Kurulu, 1966 yılı çalışmalarını içeren ve 17.3.1967 genel kurul toplantısına sunduğu raporunda, Fenerbahçe’nin güreş sporundaki bu tarihselİistanbul şampiyonluğundan kısaca şöyle söz etmiştir:

(güreşçilerimiz, muntazam çalışmaları sonunda, İstanbul greko-rumen şampiyonluğunu kulübümüze kazandırmaya muvaffak olmuşlardır. değerli güreşçilerimizden Sırrı Acar, Necdet Uçar ve Vahap Pehlivan’ın milli takıma seçilmiş olmaları kulubümüz için sevindirici bir olaydır.)

Fenerbahçe kulübüne 1966 yılında ilk İstanbul şampiyonluğunu kazandıran güreşçiler SIRRI ACAR, NECDET UÇAR, VAHAP PEHLİVAN, İLHAN TOPSAKAL ve ASIM PEHLÎVAN’dır.

F.B.’DE BİR AVRUPA VE DÜNYA ŞAMPİYONU

Sırrı Acar, 1967’de, Rusya’da Minsk şehrindeki Avrupa şampiyonasında 78 kilo Avrupa Birincisi oldu. Aynı yıl Bükreşteki Dünya birinciliklerinde de 78 kilo Dünya şampiyonluğunu kazandı.

İsveç’in VESTERAS şehrinde, 15/17 Haziran 1968’de, 25 ülke güreşçileri arasında yapılan Avrupa şampiyonasında 78 kiloda Sırrı Acar tekrar Avrupa şampiyonu, 70 kiloda ilhan Topsakal da Avrupa 3. sü olmayı başardılar. Bu şampiyona da F.I.L.A. Başkanı Roger Coulan:

( SIRRI ACAR DÜNYANIN EN BÜYÜK GREKO-RUMEN GÜREŞÇİSİDİR. NE YAZIK Kİ TÜRK TAKIMINDA İKİNCİ BİR SIRRI ACAR YOK !..) demiştir. Fenerbahçe Yönetim Kurulu, 19 Haziran 1968 toplantısında, Sırrı Acarı 2000, İlhan Topsakal’ı da bin lira mükâfatla ödüllendirdi.

Fenerbahçeli güreşçiler 1968’de SAMSUNLU AHMET, ÇOBAN MEHMET VE AHMET FETKERİ Küpalarıyla, İstanbul Bölge birinciliğinde, hem takım halinde üstüste 3. kez İstanbul şampiyonu oldular, ayrıca da ferdi müsabakalarda birincilikler kazandılar. 57 kiloda Şefik Namlı, 68’de Asım Pehlivan, 74’de Vahap Pelhivan, 90’da Necdet Uçar ve Yavuz Selekman Greko-Rumen’de; Ünal Aras’da serbestte kilolarının birinciliklerini topladılar. 7 Fenerbahçeli güreşçi Milli Takıma seçildi.

Bu büyük başarıların bir taraftan Fenerbahçe Kulübüne karşı uyandırdığı gıpta ve haset, diğer taraftan kulübün Güreş Şubesi tahsisatını kısmak zorunda kalması, Fenerbahçeli şampiyon güreşçilere etraftan yapılan cazip teklifleri yoğunlaştırdı ve şube 1969’da gücünden çok kayıplar verdi. Bu olay ve durum 29.3.1970 Yönetim Kurulu raporunda şöyle açıklanmıştır:

(1969 senesinin Temmuz ayına kadar TÜRK MİLLİ TAKIMINA 4 SIKLETTE GÜREŞÇİ VEREN BU ŞUBEMİZİN, İKTİSADİ SEBEPLERLE, ZARURİ MASRAFLARININ KISITLANMASINDAN İLERİ GELEN AYRILMA LAR SONUCU, GENÇ ELEMANLARIN AMATÖRCE YETİŞTİRİLMELERİ UYGUN GÖRÜLMÜŞTÜR.) Daha sonra, 2.4.1972 raporu: (ASKERLİK VE CAZİP TEKLİFLER KARŞISINDA KULÜBÜMÜZDEN AYRILAN GÜREŞÇİLERİN YERLERİNE GENÇ BİR KADRONUN, HOCALARI MUSTAFA ÇAKMAK İDARESİNDE ÇALIŞMALARI VE TÜRK GÜREŞİNE FAYDALI OLMA GAYRETLERİ DİKKATLE İZLENMEKTEDİR.), şeklindeki ifade ile, bu şubedeki başarının artık pek kolay tekrarlanamıyacağını açıklarken, gerçekte de gençlere dönük bu gayretler, yıllar ilerledikçe kulübe ağır gelmeye başlamış ve çalışmalar iyice sınırlanmıştır.

F.B, GÜREŞ LİGİNDE ÇABA HARCIYOR

Nisan 1981’de, Lodz 7. Uluslararası şampiyonasında Türkiye 1 puanla 14. olunca, bu kötü durum 1984’e kadar bütün güreş angajmanlarının iptaline neden oldu. Bu arada Devlet Başkanı Kenan Evren’de üzüntüsünü belirtmiş ve ilgilileri uyarmıştır. Bu durum karşısında, B.T.G.M.’lü-ğü profesyonel futbol takımı olan kulüplere güreş şubeleri kurup deplasmanlı liglere girme zorunluğu getirince çalışmalar 1981 Kasımında Yurt çapında hızlanır görünümünü verdi.

Fenerbahçe bu yıl kurulan ligde, 13 takım ve 110 güreşçi arasında, 4 birincilik, 1 ikincilik ve 3 dördüncülükle, 36 puan alıp, 2. olurken, birçok güçlü rakibi de geride bıraktı. Bu ilk hamlede bazı ilginç olaylar da yaşandı:

14.11.1981’de Eyüp salonunda 62 kiloda Fener-, bahçeli Köksal Şimşek Beşiktaşlı Ali Rıza İzgin’i yenerken, tarihte ilk F.B.-Beşiktaş güreş karşılaşması yaşanmış oldu.

Ağır siklette, gene Fenerbahçeli Sedat Ahme-toğlu, Mersin İd. Y.’dan Mustafa Sever’i 4 saniyede tuşla yenerken Türkiye rekorunu egale ediyordu.

Fenerbahçe, 14/15 Kasım 1981’de yapılan ve ilk kez katıldığı Gençler Greko-Rumen İstanbul şampiyonasında, 13 Takım arasında 49 puan alan İ.E.T.T.’den sonra, 36 puanla 2. inci, Demirspor 20 puanla 3. oldu. Bu karşılaşmalarda Fenerbahçe’den 48 kiloda Ahmet Demir, 52’de Kahraman Faydalı, 90’da Rafet Bandırma, 100’de Murat Boztepe birinci, ağırda Niyazi Kargı 2. oldular.

Tahsisatı 2 milyon lira olan Fenerbahçe güreş şubesi, 1982/83 deplasmanlı liginde Greko-Rumende 3., serbestte 5. oldu. Antrenör Erkan Uybaş’ın verimli çalışmaları sonucu Milli Takıma Ahmet Demir, Kahraman Faydalı, Rafet Bandırma ve Murat Boztepe’yi vermeyi başardı. Türkiye Yıldızlar şampiyonasına katılan 3 Fenerbahçeli kilolarında 1., 2. ve 3. oldular.

Fenerbahçeli güreşçiler bu başarı döneminde idmanlarını Altınay Güreş kulübü salonlarında sürdürürken, 1984 Bölge müsabakalarında Gençler ve Jünyonlarda 1, 2 ve 3 üncülükler kazanmasına karşın, gene de dar imkânlar içinde idiler. 1984 çalışmalarından söz edilen mali rapor ilginçtir:

(Daha önce de 2 kez kurulduğu halde, Federasyon’un ilgisizliğinden kapanan Güreş şubesi, Devlet Başkanı Sayın Kenan Evren’in emirleri ve B.Terbiyesinin tamimi ile, 1981’de yaş ortalamaları 18 olan Spor Akademisi Talebelerinden teşkil edilen bir takımla yeniden kurulmuştur. İlk yıl, A takımları G.-R. maçlarında Demirspor ve Güreş İhtisas’dan sonra 3. olduk. 1982’de 2., 1983’de 4. olduk. 1984’de lig yapılmadı.

Bölge maçlarında Genç ve Jünyonlarda birincilikler aldık. Ahmet Demir 1982’de Balkan 3.sü, 1983’de de Balkan 2.si oldu. 1984’de Ahmet Büyük İstanbul şampiyonluğunu kazandı. 3 yıldır Federasyondan güreş minderi istediğimiz halde cevap alınmamış, ancak, yeni minderlerden verileceği söylenmiştir.

Fenerbahçe Güreş şubesini kurduğu halde, diğer kulüplerin aynı şekilde hareket etmedikleri görülüyor.

Artan mali zorluklar, minder ve salon yokluğu büyük sorun olmakta ve daha güçlü olmamızı engellemektedir. Bütün bu zorluklara karşın, 25.2.1985’de kurulan G.R. Milli Takım aday kadrosuna Ahmet Demir, Ahmet Büyük ve Gündoğdu Güler olarak 3 eleman verdik.)

Puanlarının İstanbul dışı üniversiteleri tutması, askeri eğitim ve iş problemleri nedenleriyle, 1985/86’da ayrılan 10 güreşçinin yerleri ilgisizlik ve tahsisatsızlıktan doldurulamadı ve bu nedenle Fenerbahçe deplasmanlı Türkiye ligine katılamadı.

Buna karşı, 1986 İstanbul Büyükler şampiyonasında 52 kiloda Ahmet Büyük ile 68’de Özcan Ayrıksa şampiyon, 57’cle Yüksel Zeren ve 100 kiloda da Mustafa Er 2. oldular. Demirspor 32, Fenerbahçe 26, Vefa-Simtel 22 puan aldılar. Daha önce İstanbul gençler şampiyonluğunu kazanan Y.Zeren aynı zamanda Türkiye 2. si oldu.

Şubenin antrenörü Erkan Uybaş Temmuz 1986’da Almanya’da stiperiör hakemlik sınavını kazandı.

Fenerbahçe Güreş şubesi, salon ve mindersizlik yüzünden, 1986 çalışmalarını İst.Güreş-İhtisas Kulübünde yaptı. Şube, 1987’de zorluk ve sıkıntılar içinde bulunuyor.

fbtarih551

FB’Lİ MİLLİ GÜREŞÇİLER

Fenerbahçe kulübü, 1924 Paris Olimpiyatlarından beri Ay-Yıldızlı formaya güreşçi yetiştirmiş ve vermiştir. Dünya ve Avrupa şampiyonlukları kazananları da kapsayan ve çoğu Greko-Rumen’ci olan Sar.ı-Lâcivertli bu milli güreşçilerden tesbit olunabilinenlerin listesi aşağıdadır:

Seyfi Cenap Berksoy
Lâtif
Burhan
Namık
Sırrı Acar
Necdet Uçar
Vahap Pehlivan
İlhan Topsakal
Asını Pehlivan
Şefik Namlı
Sırrı Acar
Yavuz Selekman
Ahmet Demir
Kahraman Faydalı
Rafet Bandırma
Ahmet Büyük
Murat Göztepe
Gündoğdu Güler
Ünal Aras
Yüksel Zeren
Davut Pehlivan

1967’DE RUSYA’DA MİNSK’DE 78 KİLO AVRUPA ŞAMPİYONU, 1867’DE BÜKREŞ’TE DÜNYA BİRİNCİSİ….

Fenerbahçe Kulübü Greko-Rumen ağırlıklı güreş faaliyetine, yıllarca aradan sonra, 1963’de tekrar döndü ve 1967’de İstanbul bölge şampiyonluğunu kazandı.

Bu şampiyon G-R. takımından, kendi ocağında yetiştirdiği, Sırrı Acar, Necdet Uçar, Vahap Pehlivan ve İlhan Topsakal Milli Takıma seçildiler.

Sırrı Acar 1967’de Rusya’da Minsk şehrindeki Avrupa şampiyonasında 78 kilo Avrupa şampiyonluğu, aynı yıl Bükreş’te Dünya birinciliğini kazandı.

Fenerbahçe Kulübü, 7.3.1965 Kongre raporunda Sırrı Acar’ın Milli takıma seçilmesinden şöyle söz etmişti:

(GÜREŞ ŞUBEMİZ İLK BÜYÜK MEYVESİNİ VERMİŞ VE MİLLİ TAKIMIMIZA KIYMETLİ BİR GENÇ HEDİYE ETMİŞTİR. FENERBAHÇE OCAĞININ ÇEKİRDEKTEN YETİŞTİRDİĞİ BU MİLLİ GÜREŞÇİMİZ 78 KİLODA SIRRI ACAR’DIR.)

Bu değerli gencin 3 yıl sonra Dünya Şampiyonu olması BÜYÜK OLAYINI ise, kulüp, 17.3.1968 raporunda, ananesine yaraşır tok gözlülükle, şöyle sunup geçti:

(KULÜBÜMÜZ GÜREŞÇİLERİNDEN SIRRI ACAR DÜNYA ŞAMPİYONASINDA, 87 KİLODA BİRİNCİ OLARAK, TÜRK MİLLETİNE BİR ŞAMPİYONLUK ARMAĞAN ETMİŞTİR.)

fbtarih552

FENERBAHÇE’DE HALTER

Bireysel sporlarda Halter, Fenerbahçe kulübünün zaman zaman çalışma alanına giren bir daldır. Fenerbahçe kulübünde ilk Halter girişimi 1925 yılında yaşanmış ve Kenan Dinçman, Ragıp Murathanoğlu ve Nuri Torunoğlu bu girişimin öncüleri olarak sıkletlerinde dereceler almayı başarmışlardır. İlk başarı 1940-50’lerin ünlü klişe üstadı ve daha eskilerin Sarı-Lâcivertli Kürekçisi Kenan Dinçman tarafından sağlandı ve 8 Ekim 1926’da İstanbul Hafif Siklet Halter şampiyonluğunu kazandı.

Uzun bir duraklamadan sonra, Halter sporunda bireysel çalışmalar Fenerbahçe kulübünde 1957’de yeniden başladı ise de, heveskârların topluca ayrılıp Beşiktaş kulübüne girmeleriyle, girişim yeniden durmuştur.

Şube kaptanlığına getirilen İhsan Özgen’in fedakârane ve verimli çalışmalarıyla 1967’de Dereağzı kapalı salonunda göz dolduran Halterciler, 1968’de takım halinde Gençler İstanbul şampiyonluğu ve Türkiye 2. liğini kazanmak başarısını gösterdiler. Bu başarıda, ağırlıklarında İstanbul şampiyonluk ve derecelerine ulaşanlar İhsan Özgen, Çetin Koç, Yener Temelli, Şemsi Yüksel, Metin Temelli, Nejat Akbıyık, Turan Gülek, Bülent Kaptanoğlu, Engin Özaydın ve Nuri Bilgihan’dır.

Halter şubesi 1969’da 16 müsabakada 13 birincilik ve 3 ikincilik almakla büyük bir başarıya ulaşmış ve İstanbul şampiyonluğunu kazanmıştır. Ancak, bu tarihten sonra şubede ilgi ve başarı sürekli azaldı ve nihayet çalışmalar da durdu. Bu arada, sadece 60 kiloda Argun Oral 31.10.1976’da Anadolu Spor Sitesinde 190 kg. kaldırarak sikletinde istanbul şampiyonu oldıı.

FENERBAHÇE’DE PATİNAJ

Paten sporu yurdumuzda ilk kez 1910/11 kışında İstiklâl Caddesi Yeşilçam sokağında, eski Melek sineması binasındaki SKATİNG salonunda yabancılar arasındaki Hokey maçlarında görüldükten sonra, Türkler arasında 1914’den sonra Fenerbahçe kulübünde uygulanmıştır.

Fenerbahçe Kulübü, 1914 Martmda lokalini Al-tıyoPdan Kuşdiline nakledince, Sabri Toprak ve Hamit Hüsnü beyler behçenin 18 X 36 metrelik bir bölümünü düzgün şekilde betonlatıp bir patinaj sahası meydana getirmişlerdir… Başta, bu sporda da maharet sahibi Alaaddin (Baydar) olmak üzere, Fenerbahçeli bir çok genç bu sahadan yararlanmış ve sağladıkları ruletli patenlerle günün hemen her saatinde bu sporla uğraşmışlar ve kulübün zaten çok canlı görünümünü yeni ve hareketli bir spor dalı ile, daha da renklendirmişlerdir.

Bu patinaj sahası 1918’de tenis korduna çevrildi. Ancak, tenis dışında paten faaliyetinden gene de geri kalınmamış ve saha, Fenerbahçe’nin 1923/24 yıllarındaki patenli Hokey çalışmalarında çok yararlı olmuştur.

FENERBAHÇEDE PATENLİ HOKEY

Uzunluğu 36/44, ve genişliği 18/22 metrelik salonlarda, ri kaleci, 5’i saha içi ve 6’sı da yedek oyuncu ile, 2 X 20 dakikalık devrelerle oynanan patenli hokey, yurdumuzda yabancılar arasında 1910/11 kışında Beyoğlunda Skating salonunda başlamıştır.

Zamanla, bazı İstanbul Kulüplerinin de çalışma programına aldıkları patenli hokey’de ilk şampiyonluk maçları 1923 yılında Organize edildi. Ancak, yabancıların ortadan çekilmeleri ve Türk Kulüplerinin de salon sporlarına ilgi göstermemeleri nedenleriyle, patenli hokey sporunun ömrü Türk kulüpleri arasında 2 yıldan fazla sürmemiştir.

İtalyan izcileriyle İngilizlerin sivrildikleri patenli hokeyde 1923 şampiyonası, Taksim SPORTİNG PALACE de organize edilmiş ve birinciliği İtalyanlar kazanmışlardır. Şampiyonluğu 1924’de Nişantaş Kulübü kazandı. Ancak, bu müsabakalar yurdumuz patenli hokey şporunda son maçlar oldu.

İstanbul 1924 yılı patenli hokey şampiyonluğu 2 gurupta tertiplendi. Birinci gurup Galatasaray, Vefa ve Nişantaş Kulüpleri arasında teşkil edilmiş ve 15 Şubatta Vefa’ya yenilen Galatasaray, 22 Şubattaki Nişantaş maçına da çıkmamıştır. 29 Şubatta Vefa’yı 6/4 yenen Nişantaş İstanbul patenli Hokey şampiyonu oldu.

Fenerbahçe Kulübü, sahip olduğu saha nedeniyle, paten sporunu 1914’de ilk uygulayan kulüp olmasına karşın, patenli hokey takımını 1923’de kurmuş ve 1924’de Galatasaray, Nişantaş ve Vefa ile beraber ikinci gurubu oluşturmuştur.

Komple’sporcularından Modalı Fahri Ayad’ın girişimiyle kurulup çalışan Fenerbahçe patenli hokey takımı, ilk resmi maçını 29.2.1924 gecesi Taksim meydanında yeri şimdi park olan SPORTİNG PALACE de Nişantaş’a karşı 6/4 galip bitirdikten sonra, 2. maçını da 7 Martta Vefa’ya karşı 20/3 gibi fevkalade bir sonuçla kazanmış ve bu skor ile Türk patenli-hokey tarihinde gol rekoru tesis etmiştir.

fbtarih554

Yukardaki lig yarım kalıp, tamamlanması için bir daha hiçbir girişimde bulunulmadığından, Fenerbahçe Kulübü bu spora, diğer kulüpler gibi, çabuk veda etmeye mecbur kalmıştır. Oysa, Fenerbahçe lige giren takım dışında patenli-hokeyde 2 genç takım daha kurmuş ve bu spora ciddi olarak önem vermiş bulunuyordu.

FENERBAHÇE’DE ÇAYIR HOKEYİ

Çayır hokeyi, yurdumuzda Ömrü Patenli Hokeye nazaran, daha fazla olarak 1914/26 arası 12 yıl süren ve sonra unutulan bir spor dalıdır.

“HATAYNAME” adlı, yazarı bilinmeyen kitaba göre, Hokey sporu 13. yüz yılda Orta Asya’dan göç edip Hatay’da yerleşen Reyhanlı kabilesi tarafından Türkiye’ye getirildi. Bu kabile, çtrafla pek karışmadan, saf kalmış, örf ve adetlerini de korumuştur.

Bu kabilenin harman yerlerinde oynadıkları ve yalnız kendilerine özgü olan (HÖK) dedikleri oyun, Batı’nın (HOKEY) dediği ve Kanada’da Kızılderililer tarafından çayırda, Avrupalılar tarafından buz üzerinde oynanan oyunun aslıdır. Bu oyun Orta Asya’dan kızılderililere, oradanda Amerika ve Asya’ya geçmiş ve yazara göre, aslının bizim milli sporlarımızdan olduğu maalesef unutulmuştur.

Kale genişliği 3.66, yüksekliği de 2.14 metre olan çim futbol sahalarında 11 ‘er kişilik takımlarla oynanan çayır hokeyinde, çevresi 23 santim olan deri veya plastik topun ağırlığı 160 gramdır. Sopalarda 95 santim boy ve ortalama yarım kilo ağırlıktadır.

Çayır hokeyi, 1914/15 mevsiminde, birkaç İstanbul Kulübünün birden faaliyete geçmesiyle başlamış, ancak, 12 yıl yaşamıştır.

Fenerbahçe Kulübü Çayır hokeyine Elkâtipzade Mustafa bey’in girişimi ile başladı. Bu gayretli zat, 1914 yazında, çoğunluğu futbolcu, 2 takım kurup çalıştırmış, kazanan takıma gazoz, dondurma ve hatta, mesleği fes ticareti olduğundan, yeni fesler ikramı gibi teşviklerle, gençlere yenmek hırs ve azmini aşılamıştır. Bu nedenle, Fenerbahçe, hokeyde henüz doğduğu yıl üstünlük gösterdi ve şampiyon oldu.

5.6.1915’de tertiplenen Hilaliahmer Spor Bayramında Fenerbahçe’ye rakip olarak, ancak Galatasaray-Altınordu karmasının çıkarılması ve bu takımın daha maç başında bir gol yiyince sahadan çekilmesi, Fenerbahçe’nin hokeyde henüz ilk adımdaki üstünlüğüne ölçüdür.

İstanbul’un 6 kulübünün oluşturduğu (Hokey Birliği) 1915’den itibaren şampiyonalar düzenlerken, T.Î.C.l.’nin kurulması üzerine 1923’de, (Hokey Heyeti) oluşturulmuş ve bu spor 1924’den itibaren 1 sayılı emektarı Anadoluhisar İdman Yurdu’ndan Tâip Server beyin başkanlığında özgür bir Federasyonca yönetilip Ankara, İzmir ve Adana’da da oynanmıştır. Ancak, 1926’ya kadar yaşatılabilinen Hokey’de Türkiye şampiyonası yapılmadı.

HOKEYDE EN ÇOK F.B. ŞAMPİYON

Fenerbahçe, Galatasaray, Altınordu, Beşiktaş, Gürbüzler ve Anadoluhisar İdman Yurdu kulüplerinden kurulan Hokey Birliği, 1915 yılı Mart ayında, 2 devreli bir lig kurmuş ve 10 Nisan 1915’den itibaren Şişli, Kadıköy, Bakırköy ve Anadoluhisar sahalarında maçlara başlanmıştır.

İstanbul Hokey lig maçları 1925’e kadar 9 kez tertiplendi ve 8’inde şampiyonlar belli oldu. Fenerbahçe’nin 4, Altınordu’nun 3 ve Galatasaray’ın da bir kez birincilik kazandıkları Hokey liginde kulüplerin şampiyonluk yılları aşağıdadır:

1915 FENERBAHÇE
1916 ALTINORDU
1917 ALTINORDU
1918 ALTINORDU
1919 FENERBAHÇE
1920 GALATASARAY
1921 Yarım KALDI
1924 FENERBAHÇE
1925 FENERBAHÇE

1915 ŞAMPİYONLUĞU – Fenerbahçe Hokey takımı tarihte ilk resmi maçını 24.4.1915’de Union Clup denen bugünkü Fenerbahçe stadında Altınordu’ya karşı yaptı ve 3-1 kazandı. İdman Yurdunu 1-0 ve 6-2, ilk devre de 2-2 berabere kaldığı G.S.’yı 19 Haziranda A.Hisar sahasında 1-0 yenen Fenerbahçe, Beşiktaş’ı da 2 kez mağlup etmiş, Altınordu ile 2. maçı 29 Mayısta 6-0 kazanmıştır. İlk devre yendiği Bakırköy GÜRBÜZLER takımı ile, ligin 24 Temmuzdaki son maçına BELKIS kotrasiyle giden Fenerbahçe takımı, sonucu etkilemiyen bu maçı 3-2 kaybetti ve 10 müsabakada 8 galibiyet, birer beraberlik ve yenilgi ile, ilk İstanbul Hokey ligi şampiyonluğunu kazandı. Gürbüzler 2., İdmanyurdu 3., G.S. 4., Beşiktaş 5., Altınordu da 6. oldular. Şampiyon takım, genellikle, şöyledir:

Hulki Kutluk – S.S. Cihanoğlu (K), Nasuhi Baydar – Ali, Lütfü Cemal, Rüştü – Nuri, Bekir Teker, Burhan Belge, Haydar Malkoç ve Zeki Sporel ile Alaaddin Baydar.

Fenerbahçe’nin Birinci Dünya Savaşı içindeki bu hokey takımının düzenli kıyafet ve malzemesi savaş ganaiminden olan Beyoğlu İngiliz Baker mağazasından sağlanmiştır. Aynı zamanda, dönemin en ünlü futbolcularından oluşan Fenerbahçe Hokey takımının maçları, ilk haftadan itibaren, ilgi uyandırmış ve merakla izlenmiştir.

“MUDAFAAY-I MİLLİYE CEMİYETİ” tarafından gene 6 kulüp arasında, ancak bir devreli tertiplenen 1916 şampiyonasını Altınordu kazandı. 4 Galibiyet ve Fenerbahçe ile 1-1 berabere kalıp 14 puan alan lâcivert-kırmızılı takımı 3 galibiyet, 2 beraberlik ve 13 puanla Fenerbahçe izledi. G.S. 10, Nişantaş 7, İdmanyurdu 5 ve Gürbüzler de 2 puan aldılar. Fenerbahçe 10 Hazirandaki G.S. maçını 2-0 kazandı.

Kasım 1916’da, Sağaçık Nuri ile beraber F.B.’den ayrılan 7 ünlü futbolcu ile güçlenen Altınordu, futbol gibi hokeyde de 1917 ve 1918 şampiyonluklarını kazandı… Bu dönemin işaretlenmeye değer ilginç anısı, Fenerbahçe’nin 12.7.1918 maçında G.S.’i 5-0 yenmesidir. Zaten, Fenerbahçe’nin açık üstünlüğünde geçen ezeli rakipler Hokey maçlarındaki 5-0’lık bu skor bir rekor olarak yaşıyor.

1919 ŞAMPİYONLUĞU: 7 kulüp arasında 4.7.1919’da başlayan maçlar sonunda 16 puanla Fenerbahçe şampiyon, 14 puanla da Altınordu 2. oldular. Gürbüzler 13, İd.Y.’du ve G.S. 12’şer, Vefa 10, Beşiktaş 7 puan aldılar.

Fenerbahçe kulübü, lig öncesi Haziran ayında Yıldırım, Fâtih ve Yavuz adlı 3 Hokey takımı arasında maçlar tertiplemiş ve 1. liği kazanan Yıldırım takımı mensuplarına madalyalar vermiştir. Kulüplerimiz arasında 3 Hokey takımı birden kurup aralarında maçlar tertiplemek Fenerbahçe’nin Hokeydeki gücüne ölçü alınabilir. Bu takımlardan YILDIRIM’da Turhan Nazikioğlu, Ragıp Magden, Zeki Sporel ve Ekrem; Fâtih’ten Sabih Arca, Saim Alaybeyi ve Seyfi, Yavuz’dan da Asım Uçar, Kemal ve Ziya Boyer sivrilen Fenerbahçe hokeycileri oldular.

1919 şampiyonasında 4 Temmuzda İdman Yur-du’nun 5-2, 11 Temmuzda da en güçlü rakibi al-tınordu’yu 2-1 yenerek, şampiyonluğu daha 2. hafta garantileyen Fenerbahçe’nin bu Altınordu maçındaki kadrosu şöyledir:

İsmail Hakkı-Hulki Kutluk, Sait Salahattin(K) – Ziya Boyer, Galip Kulaksızoğlu, İsmet Uluğ-Ferit(Bahriyeli), Alaaddin Baydar, Zeki Sporel, M.Reşat Pekelman, Fahri Ayat.. F.B., bu yılın maçlarında, 25 Temmuz günü, G.S.’ı da 2-0 yendi.

İstanbul’un 10 kulüp arasında tertiplenen 1920 yılı hokey şampiyonası anlaşmazlıklarla başladı ve 3. hafta F.B., İd.Yurdu ve Bakırköy’ün ligden çekilmelerinden sonra, Galatasaray ilk kez İstanbul şampiyonu oldu. Nişantaş, Altınordu, Vefa, Gürbüzler, Türkgücü ve Süleymaniye daha sonraki derecelerde sıralandılar.

7 kulüp arasında başlayan 1921 yılı şampiyonası Süleymaniye’nin çekilmesi ve Galatasaray’ın da futbol takımının uzun Avrupa turnesi nedeniyle 4. hafta yarım kaldı.

1924 ve 1925 ŞAMPİYONLUKLARI: Hokey ligi 1922 ve 1923 yıllarında organize edilmedi. T.İ.C.İ.’nin kuruluşundan sonra, Federasyonun nezareti altında, 1924 ve 1925 yıllarında tertiplenen son şampiyonlukları üstüste Fenerbahçe kazandı.

Fenerbahçe, G.S., NişanUş, A.Hisar İd.Y.’du ve Vefa kulüpleri arasında tertiplenen 1925 yılı şampiyonasının ilk maçını Fenerbahçe 5 Haziranda Kasımpaşa Cami altı sahasında İdman Yur-du’na karşı 2-0 kazandı. 26 Haziran’da aynı saha da Vefa’yı da 7-1 yendi. A.Hisar sahasındaki 24 Temmuz 1925 maçına gelmeyen Galatasaray’ı hükmen yenen Fenerbahçe, 31 Temmuzda Nişantaşı’nı da 3-0 yendi ve son Hokey şampiyonluğunu bu suretle yenilmeden ve berabere de kalmadan, 16/1 gibi açık gol farkıyla kazandı. Nişantaş 2. oldu.

Türkiye’de en son hokey takımına sahip ve bu sporu yaşatmaya en büyük gayreti gösteren kulüp Fenerbahçe oldu ve Şeker Bayramının ilk günü olan 14 Nisan 1926’da İngilizlere 3-1 galip geldiği maç da yurdumuzda en son hokey karşılaşması olarak, tarihsel bir değer kazandı. Alaaddin (2) ve Sabih’in golleriyle bu şerefli faaliyeti de son bir başarı ile süsleyen Fenerbahçe kulübünün sahalarda 14 Nisan 1926 günü görülen en son ve galip kadrosu şudur:

Nuri-Kadri Göktulga, Galip Kulaksızoğlu-Cevat Sayit, Suat Subay, Cafer Çağatay-Haydar Aşan, Alaaddin Baydar, Sabih Arca, Faysal Targan ve Ali.

fbtarih557

FENERBAHÇEDE AV

Av sporu kulüplerimizde ilk olarak 1913’de Fenerbahçe’deörgütlenmeye başlamış ve 1925 yılında da müstakil bir şube haline getirilmiştir.

Şubenin kurucusu, Türk Spor Dünyasında “Avcı Sait” adı ile ün salan Sait Salahaddin Cihanoğlu’dur. İlk aşamadaki yardımcıları da Galip Kulaksızoğlu, Necati, Merdivenköy’lü Ziya, Arthur, G.S.’lı Emin Bülent Serdaroğlu ve Neşet’dir.

Yurdumuz da av sporundan söz edince, akla hemen, S.S. Cihanoğlu gelir. Hemen her spor dalında olağanüstü yeteneği ile tanınmış bu komple sporcunun avcılıktaki müstesna maharet ve kudreti sınırlarımızı aşmıştır. Nitekim, “AFRİ-KADA ASLAN AVLAYAN İLK VE YEGANE TÜRK” olarak, hem kişiliğini, hem de kulübü Fenerbahçe’yi büyük üne ulaştırdığı gibi, daha sonraları da Macaristan, İskoçya, Londra, Romanya ve Bulgaristanda da, davetli olarak, bir çok av partilerine katılmıştır.

Ekim İ925’de, Mısırlı Prens Amr İbrahim ile beraber, Güneydoğu Afrika’da Kenya’da TANGANİKA ve LADO bölgelerinde Mayıs 1926’ya kadar süren av partisinde, başta Arslan olarak, pek çok vahşi hayvan avlayan Cihanoğlu, bunlardan Londra’da talınit ettiği 22 başı, kulübü Fenerbahçe’ye hediye etmiştir. Kuşdili’ndeki lokali süsleyen bu başlardan 12’si 1932 yangınında kulüp binasıyla beraber yanmış, kurtarılan 10 baş ise, ne yazık ki, lokal nakilleri sırasında gerektiği gibi korunamamışlardır.

Fenerbahçe av şubesi 1934’de yeni katılmalarla güçlendi. Şakir Beşe, Necati ve Ekrem kardeşler, Sigortacı Zeki bey gibi tanınmış avcıların da katılmalarıyla, av partilerinin sayısı arttı. Daha ziyade Katırlı ve Alemdağı Ormanlarının teşkil ettiği ay bölgelerinde başlıca av hedefleri ayı ve yaban domuzları olmuştur.

Fenerbahçe’nin, 2.Dünya Savaşı ile beraber, uzun süre duraklayan Av Şubesi, ancak çok değerli kurucusunun kişisel gayretleri ve dış ülkelerden yapılan davetlerle yaşamını korur gibi idi. Şube, bu mümtaz ve yeri doldurulmaz kurucusunun 3.10.1975’de ani olarak vefatı üzerine, bugün bir çok spor dalı gibi, geçmişteki görkemli başarıların mutlu anılarıyla yetinmek durumunda bulunuyor.

FENERBAHÇEDE İZCİLİK

Yurdumuzda ilk izci teşkilatı 1912 yılı Temmuz aynıda, (OSMANLI KEŞŞAFLAR CEMİYETİ) adı altında kuruldu. Cemiyetin amacı:

(TÜRK GENÇLERİNİ KAHVEHANELERİN ATALET VE MESKENET VEREN HAVASINDAN KURTARMAK, KALBLERİNİ BİRBİRİNE SAMİ’Mİ VE KOPMAZ BAĞLARLA BAĞLAMAK, RUHLARINDA VATAN SEVGİSİNİN DE DOĞMASINA GAYRET ETMEK)’Tİ.

(OSMANLI KEŞŞAFLAR CEMİYETİ) ilk yıl büyük bir faaliyet gösteremedi. Balkan Savaşının yarattığı derin acılar, Cemiyeti 28 Mart 1913’de, aşağıdaki bildiriyi yayınlamaya zorlamıştır:

(VATANI GENÇLİK KURTARACAK. EVET… FAKAT, MALUL VE CEBİN BİR GENÇLİK DEĞİL. HAYAT DENİLEN MÜCADELE SAHASINDA, TESADÜF EDECEĞİ BÜTÜN ENCEL VE ZORLUKLAR KARŞISINDA EĞİLMEYEN, KIRILMAYAN, KAVİ BÜNYELİ, METİN RUHLU BİR GENÇLİK.

BİR GENÇLİK Kİ, GEREKTİĞİNDE, VATANI MÜDAFAA İÇİN, MİLLETİ YAŞATMAK İÇİN BAYRAĞINI ÇİĞNETMEMEK İÇİN ÖLSÜN… HARP OLURKEN, VATANIN HER KÖŞESİNDE MASUM İNİLTİLERİ, MAZLUM FERYATLARI YÜKSELİRKEN BU GÜ.4KÜ GİBİ, HİSSİZ, İLGİSİZ KALMASIN… SAVAŞTA ÖNE DÜŞSÜN, ARKASINDAN BÜTÜN VATANDAŞLARI SÜRÜKLE SİN, ONLAR İÇİIV BİR CESARET ÖRNEĞİ, KAHRAMANLIK TİMSALİ, YİĞİTLİK REHBERİ OLSUN.

BUGÜN, KAHVELERİN PİS, KASVETLİ KÖŞELERİNDE OYUNDAN BAŞKA BİRŞEY DÜŞÜNMEYEN GENÇLİĞE BENZEMESİN, KENDİ HAYATINA DEĞER VE ÖNEM VERSİN. FAKAT, ZAMANINDA, BİR SLAV GENCİ GİBİ, ELİNDE BOMBA, İDEALİ UĞRUNDA ÖLÜMÜN KUCAĞINA ATILMAKTAN ÇEKİNMESİN…

BİZ, İŞTE, BÖYLE BİR GENÇLİĞE SAHİP OLDUĞUMUZ GÜN GELECEĞİMİZİN AYDINLIK OLDUĞUNA, BİZİM İÇİN ELEMLİ GECELERİN SİLİNDİĞİNE EMİN OLABİLİRİZ. O HALDE, BİZE DÜŞEN EN BÜYÜK VE KUTSAL GÖREV YARINKİ GENÇLİĞE METİN BİR TERBİYE VERMEK, ONLARI MADDİ VE MANEVİ ZORLUKLAR ÖNÜNDE SARSILMAZ BİR BÜNYE VE RUHA SAHİP KILMAK OLDUĞUNDA ŞÜPHE YOKTUR…)

“Osmanlı Keşşafler Cemiyeti” bu bildiriden 2 gün sonra, birkaç izci takımı ve Türk ocağından bazı zevatla Polonezköy ve civarında uygulamalara çıkmıştır. Ancak, bu gibi dar ve sınırlı çalışmaların da yetersizliği birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ile görülmüş ve gençliğin savaşa hazır olmasındaki ihmalin acı sonuçları Osmanlı izcilerine Başbuğ seçilen Harbiye Nazırı Enver Paşa’yı bu işe el atmaya ve spor kulüplerine de başvurmaya zorlamıştır. Bu arada şu izci and’ı da hazırlandı:

(Allaha, Hakan’a Vatana ve izci Kanununa karşı mecbur olduğum görevleri yerine getirmek için elimden geleni yapmaya namusum üzerine Kasem ederim.) (1961’deki enson İzci and’ı şöyledir:

“Tanrı’ya, vatanıma karşı olan vazifelerimi yerine getirmek, başkalarına her zaman yardımda bulunmak, izcilik töresine uymak, kendimi bedence sağlam, fikirce uyanık, ahlâkça dürüst tutmak için elimden geleni yapacağıma şerefim üzerine söz veririm.”

Yapılan görev çağırışına ilk koşan spor kulübü Fenerbahçe oldu. Hükümetçe 1915 son baharında gönderilen askeri temsilci, silah araç ve gereçleriyle, Elkâtipzade Mustafa beyin önderlik ve sorumluluğunda, çalışmalara geçildi.

Seferberlik, Fenerbahçe’den tam 115 genci çekip almıştı. Bunların listesi o tarihler de Donanma Mecmuasında yayınlanmıştır. Geri kalan 15/18 yaşlarında 30 kadar genç, yöneticilerle beraber, kamplar kurmaya başladılar.

İlk kamp 1915 Kasımında 15 gün için Yakacık’ta kuruldu. İaşe, oradaki askeri karargahtan sağlanmakla beraber, dönemin bu varlıklı yöresi Fenerbahçeli izcilere büyük ilgi göstermiş ve köşkler tepsi tepsi yemek göndermekte adeta birbirleriyle yarış etmişlerdi.

Fenerbahçe İzcilik Kolu, 1 Kasım 1915’de, 15. Tümen Komutanı ve teftiş kurulu Başkanı Albay Mehmet Şükrü beyle, gene teftiş kurulundan 44. Alay 2. Tb. Komutanı Binbaşı Mehmet Ali beyler tarafından denetlendi.

Bu iki değerli asker, teftişleri sonrası, görüşlerini Kulüp Hatıra Defterinin 11. sayfasında aynen şöyle belirttiler:

(Muhtac-ı Tarakki olan vatanımız için müstakbel ve gayet faal Ordu yetiştirmekte olan FENERBAHÇE KULÜBÜNÜN BU GÜNKÜ FAALİ YET VE HAL-İ İNTİZAMINDAN DOLAYI BAHTİYARIM. MEMLEKETİMİZİN EN İÇERLERİNDEN BİLE, ANIKARIP, SEMERE-İ FAALİYETLERİNİ GÖRMEK TEMENNİSİYLE KULÜP HEY’ETİ MUHTERMESİNİN MUVAFFAKIYATINI TEBRİK EDERİM.)

(VATANIN MADDİ VE MANEVİ MÜDAFAASINI İHZARA VASITA TEŞKİL EDEN FENERBAHÇE KULÜBÜNÜN GAYRET VE HAL-İ İNTİZAMINI GÖRMEKLE MUFTEHİRİM. MÜTEŞEBBİSLERİN-MUVAFFAKIYATINI TEBRİK EDERİM.)

İstanbul’un düşman tarafından işgali Fenerbahçe izcilik kolunun kapanmasına neden olunca, çalışmalar teçhizatsız ve sivil kıyafetle Gezi ve Kamp Şubesi tarafından yürütüldü. Nihayet, 1922’de Büyük Zafer’in kazanılması ve Kurtuluş yolunun açılması üzerine, Kadıköy ve Şişli Oymakları Kanalıyla, Fenerbahçe izcilik şubesinin dirilmesine olanak doğdu. Nitekim, bu iki güçlü oymak, 1923 Eylülünde, resmen, “FENERBAHÇE KEŞŞAFLARI” adı altında birleşmiş ve çalışma alanlarını da genişletmişlerdir. Bu birleşme de ünlü futbolcu Alaaddin Baydar’ın rolü büyük oldu ve tertiplenen seyahatler başarılı geçti.

Fenerbahçeli izcilerin seyahatleri arasında, 11.9.1923 Bursa seyahati anılmaya değer.

Bursa’nın Yunan işgalinden kurtuluşunun ilk yıldönümünde “Fenerbahçe” adlı vapurla ve Oy-makbeyi Alaaddin Baydar’ın Başkanlığında 18 izci ile yapılan bu seyahatin gecesinde, Bursa Türkocağındaki müsamere çok parlak olmuş ve Kemalettin Sami Paşa başta olarak, bini aşan seyirci tarafından hayranlıkla izlenmiştir. O kadar ki, Fenerbahçe Keşşafları rica ve ısrarlar üzerine, ertesi gün de yeni bir temsil vermişler ve ayrıca 6 saatlik yürüyüşle Uludağ’ın zirvesine varmışlardır.

Fenerbahçeli izcilerin 25 Ekim 1923’de Taksim stadı boks salonunda verdikleri temsil de unutulmaz anılardandır. 5 yıl süren düşman istilâsından, 20 gün önce kurtulan, coşku içindeki İstanbulda, ilk Milli futbol maçımızdan bir gün önceki bu müsamere Türk İzcilik Tarihi’nin, denebilir ki, en görkemli hareketi olmuş ve büyük bir kalabalık Sarı-Lâcivert eşarplı Keşşafları sevgi ve heyecanla, uzun uzun alkışlamışlardır.

Fenerbahçe izcilik şubesi 1926’dan sonra çalışmalarını sınırlandırdı. Son hareket 7.8.1926’da Caddebostan’da kurulan kamp otdu. Nihayet, 5/6 Haziran 1932 Kuşdili lokali yangını da bu şubeye son darbeyi vurdu ve Fenerbahçe izciliği, bütün malzeme ve teçhizatı yanarak, ortadan silinirken, geride her zaman, yaşayacak başarı ve anılarla dolu bir tarih bıraktı.

fbtarih559

fbtarih560

FENERBAHÇEDE GEZİ VE KAMP DALI

Fenerbahçe’nin 1915’de kurulan İzcilik Şubesi, İstanbul’un işgali üzerine çalışmalarını durdurmak zorunda kalınca, faaliyetin şekil ve görünüşü değişti ve görev, araç ve gereçsiz olarak, kamp kurmak, gezintiler tertiplemek suretinde yürütüldü. Bu yeni tarz çalışmalar İzcilik dalının 1923’de yeniden faaliyete geçmesine kadar 4 yıl sürdü.

Gezi ve Kamp şubesinin asıl amacı Kurtuluş Savaşma şevki gereken silah ve cephanelerle, gerekli personelin kaçırılmaları idi. Kulübün dere kenarında olması, silah, cephane ve malzeme şevkinde büyük avantaj sağlıyordu. Bahçeye yanaşan balıkçı teknelerine kulüp binasının altındaki gizli mahzenden getirilip yüklenen silah ve malzeme, balık ağlarıyla kamufle edilmiş olarak, sabaha karşı, Tanrı’ya emanet, Anadolu sahilleri istikâmetinde, Karadeniz’e açılırlardı.

Personel şevkinde ise, en önemli konu (PAROLA) idi.. PAVLİ ADASI KARŞISINDAKİ Hint Tugayından müslüman askerlerle bu konuda yapılan işbirliğinden önemli yararlar sağlanmıştır. Kıyılara ulaşım noktalarındaki nöbetçi İngilizler arasında her 15 günde bir değişen parola bu Hintli askerlerden öğrenilirdi. İngiliz Subayı kıyafetin-deki Fenerbahçeli ve Anadolu’ya kaçırılacak kişiler, SUNBEAM marka ve bu işlerde kullanılan otomobil ile geçiş yerine gelince parolayı söyleyip geçer ve kıyıya ulaşırlardı.

Gezi ve Kamp şubesinin çalışmaları arasında Birinci Dünya Savaşının 4 yıllık silah arkadaşları Alman Ordusundan savaş sonu enterne edilen subaylarla zaman zaman yapılan ziyaretler de yer alır. İşgal Orduları Başkomutanlığınca Çamlıca civarında enterne edilen bu Almanlar Cuma ve Pazar günleri birkaç saatlik izinlerini Fenerbahçe’nin düşman takımlarıyla yaptığı maçlarda geçirir ve galibiyetleri yürekten kutlarlardı.

Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanması ve ls-tanbulda da hayatın normale dönmeye başlamasıyla görevi sona eren Fenerbahçe’nin başarılı Gezi ve Kamp şubesi, yerini 1923 de tekrar İzcilik dalına bıraktı.

FENERBAHÇEDE BİSİKLET

Fenerbahçe kulübünde bisiklet faaliyeti kulübün doğuşuyla başladı. İlk özel yarışlarla ilk İstanbul ve Türkiye sürat ve mukavemet yarışlarını Fenerbahçeli bisikletçiler kazandıkları gibi, şehirlerarası ilk uzun mesafe yarışları ve ilk Anadolu Turu da gene Fenerbahçeliler tarafından gerçekleştirilmişlerdir. Olimpiyatlarda yurdumuzu temsil eden ilk bisikletçilerde Fenerbahçeliler oldular.

Fenerbahçe kulübünde bu daldaki ilk şöhretler Muallim Vecdi Çağatay, Şinasi ve Albert’dir. Bu 3 Fenerbahçeli Türkiye de tertiplenen ilk bisiklet yarışlarının sürekli galipleri olarak tanınmışlardır. Nitekim, Fenerbahçe kulübünce 15.9.1912 ve 26.10.1913’de organize edilen ilk 2 spor bayramındaki herkese açık bisiklet yarışlarında hep bu gençler temayüz ettiler. Ayrıca, 13.3.1914’deki (Cuma Birliği Bayramı)’nda Union Club sahasını 5 turdan ibaret yarışı da, Sarı-Lâcivert çubuklu formasıyla, Vecdi Çağatay kazandı.

Birinci Dünya Savaşı, her spor dalında olduğu gibi, bisiklet te de bir duraklama dönemi yarattı ve bu 1926 yılına kadar sürdü.

T.İ.C.İ’nin kurulmasıyla bir Federasyon tarafından yönetilmeye başlanan bisiklet sporu, 1927’de Muvaffak Menemencioğlu’nun Federasyon başkanlığı döneminde kısa sürede büyük gelişme gösterdi. Yeni bir çok genç bu sporda sivrilmeye başladı. Bunlar arasında özellikle Fenerbahçe kulübünden Cavit ve Galip Cav kardeşler en değerli bisikletçiler olarak İstanbul ve Türkiye şampiyonluklarını sürekli olarak kazandılar ve 24-28 Olimpiyatlarına gittiler.

Fenerbahçeli bu 2 ünlü kardeş Türkiyede şehirler arası uzun mesafe yarışlarına girişmek gibi modern bisiklet sporu anlayışının öncülüğünü de yapmışlardır. 10.7.1926’da başladıkları ve düzensiz toprak şosede 51,5 saatte tamamladıkları Bandırma-İzmir etabı bu alanda yurdumuzda ilk girişimdir.

Bisiklet sporu 1930’dan sonra Fenerbahçe kulübünde duraklama dönemine girdi. Gerçi M.Menemencioğlu’nun Fed. Başkanlığından sonra, bu sporun tarihinde 2. Fenerbahçeli olarak, Rüştü Dağlaroğlu’nun 1933’de Bisiklet heyetinde yer almasından sonra, tekrar faaliyet yaşanmış ve Sarı-Lâcivertli yeni bir kuşak birçok birincilikler kazanmış ise de bu gayret de 2 yıldan fazla sürmemiştir.

fbtarih562

AMERİKADA BİR F.B.’Lİ BİSİKLETÇİ

Fenerbahçe kulübünde bisiklet, o yıllardan bu yana, yarım yüz yılı aşkın süredir artık bireysel çalışmalar dönemine girdi. 1953’de Mehmet Haskek ve 1956’da 3 bin km.’lik Anadolu, 1957’de 4 bin km.’lik Akdeniz ve 1965’de 7 bin Km.’lik Fransa, İtalya, Almanya ve Hollanda turları kahramanı Tayyar Güner, adları sevgi ve taktirlerle anılmaya lâyık ve isim yapmış Fenerbahçeliler olarak gösterilebilirler.

Özellikle Tayyar Güner’in bütün bu olağanüstü başarıları dışında, 1986 yılma kadar Amerika Birleşik Devletlerinde göstermekte devam ettiği ve basında sık sık yer alan başarılarla Türklük adına yaptığı büyük propaganda da her türlü taktirin üstünde bir önem ve değer taşır. Makine mühendisi Tayyar Güner 1986’da New-York’da Antrenördü.

İstanbul ve Türkiye sürat mukavemet birincilikleri, Türkiye’yi Olimpiyatlarda ilk kez temsil etmek şerefi, Türkiye turunun gene ilk defa bir Fenerbahçeli tarafından başarılması ve gene bir Fenerbahçelinin yurdumuzu bu spor dalında ilk kez Amerika Birleşik Devletlerinde ve yıllar boyu türlü başarılarla tanıtması, Fenerbahçe kulübünün bisiklet sporunda da öncülüğünü kanıtlayan şerefli olaylar arasındadır.

Bisiklet sporunda yurdumuzda en ilginç 2 hareket, 1964’den beri Dünyanın en önemli 10 bisiklet turu arasında yer alan (Cumhurbaşkanlığı Uluslararası Türkiye Turu) ile, 1971’den beri yapılmakta olan, (Uluslararası Akdeniz Turu)’dur. Bu yarışlarda, son yıllarda ve 1987’de Rusya 1. gelmekte, Polonya, Yunanistan ve Türkiye daha sonraki sıralarda yer almaktadırlar.

fbtarih563

FENERBAHÇEDE OTOMOBİLCİLİK

Son yüz yılın büyük rağbet gören sporları arasında Otomobil de önemli yer tutuyor. Bu nedenle, bütün ülkelerde Otomobil Kulüpleri kurulduğu gibi, sık sık mahalli ve Uluslararası yarışlar düzenleniyor.

Yurdumuzda 1923 yılında “TÜRK SEYYAHIN CEMİYEDİ” adı altında kurulmuşken, sonra “TÜRKİYE TURİNG KULÜBÜ” ve daha sonra da, “TÜRKİYE TURİNG VE OTOMOBİL KURULU” isimlerini alan kuruluş ilk yıllar oldukça faaliyet gösterdi. Üye sayısını çoğalattığı gibi, yarışlar da tertip etti. Ancak, bu çalışmalar hiç bir zaman yeterli düzeye ulaşmamış ve bir ara tamamen durmuştur.

Turing Kulübü, Istinye köprüsü-Zincirlikuyu arasında 9500 metrelik 4 yarış tertipledi. Bu yarışlarda Fenerbahçe Kulübünden Samiye Burhan Cahit Morkaya ile Ziya Koşar temayüz eden yarışçılar oldular ve birincilikler kazandılar.

17 Haziran 1932 yarışında C.C.WACKEFİELD CO. LT. tarafından konan KASTROL kupası ile, 1936 yarışındaki TURİNG KULÜB Kupası yukardaki Fenerbahçeliler tarafından kazanılmış olup, kulübe bağışlanmışlardır. Bugün Fenerbahçe müzesinde yer alan bu değerli hatıralar, Sarı-Lâcivertli ocağın Türk Kulüpleri arasında Otomobil sporundaki öncülüğünü kanıtlıyor.

Yukardaki 4 yarışın tertibinde Teknik Komite Başkanı, Türkiye Turing ve Otomobil kurumu kurucularından ve Şehzade Ömer Faruk Efendi’nin Fenerbahçe Kulübü Fahri (ONUR) Başkanlığı zamanında, yaverliğini yapan Eski Fenerbahçeli Ekrem Rüştü Akömer’in hizmeti büyüktür.

Bilindiği gibi, günümüzde revaçta olan otomobil yarışları (PİST) ve (RALLİ) olarak 2 türdür. Bunlardan, biz de olduğu gibi, genellikle ralli türü tercih olunuyor. Zaten, Otomobil pisti olmayınca pist yarışı da söz konusu olamaz.

Toprak saha yarışı olan (Ralli)’nin tercih nedenlerinin başlıcası, motor gücü fazla araçlarla gücü az olanlar arasındaki handıkapı azaltması ve böylece, sonuç üzerinde, sürücünün maharet rolünün arttırılması suretiyle, yarışa sportif bir karakter kazandırılmış olmasıdır. Gene bilindiği gibi, kaygan yol ve virajlar Ralli yarışlarında ustalığın mihengidir.

Ralli yarışlarının en ilginci 1951’den beri yapılmakta olan Dünya Şampiyonasıdır.

Türkiye’de puanlı ralli yarışları 1970’den beri yapılıyor. Evvelce, Ali Sipahi bu sporda en başarılı yarışçı idi. Bu gün ise en tanınan sima, Fenerbahçeliler Derneği üyesi, Ali Balcıoğlu’dur. Ali Balcıoğlu, arabasının arıza yapmasından kaybettiği 1986 yarışı dışında, 1982’den beribu dalda Türkiye Şampiyonudur. Nitekim İSOK’un tertiplediği 1987 Boğaziçi rallisini 26.7.1987 günü Cast
rol ekibinden Ali Balcıoğlu kazandı.

FENERBAHÇEDE ALETLİ JİMNASTİK

Fenerbahçe kulübünün Kuşdili’ndeki lokali 10 yıl süre ile, Aletli jimnastik sporuna sahne oldu.

Reis Dr. Hâmit Hüsnü (Kayacan) beyin 1914’de BAKER mağazası memurlarından bir Rum’dan 16 altın liraya satın aldığı barfiks ve paralel, bu spor dalının Fenerbahçe kulübündeki uygulama ve gelişmesinin başlıca nedenidir.

Fenerbahçe kulübünde 1924 yılına kadar, bir ölçüde, başarı ile uygulanmış bu spor dalında İlhami Polater, Asım Uçar, Tüccar Nuri, General Nuri, Albay Kadri, Necati özellikle temayüz edenlerdir. Zamanın ünlü jimnastik hocaları Mazhar Kazancıoğlu ile Küçük Fâik beylerin zaman zaman Fenerbahçe kulübüne gelerek genç jimnas-tikçilere yararlı olmaları da işaretlenmeye değer.

Fenerbahçe kulübünde Barfiks ve Paralcl’in en ünlü kişileri Tüccar Nuri ve Necati beylerdi. Bu değerli sporcular, dönemlerinde, yurdumuzun da bu alanda en tanınmış kişileri idiler. Her ikisi de Almanya’da yetişmiş ve yüksek yeteneklerini, mütareke ve İşgal yıllarına rastlayan olgunluk dönemlerinde, türlü spor organizasyonlarında başarı ile kanıtlamışlardır.

fbtarih564

fbtarih565

FENERBAHÇEDE ESKRİM

Eskrim sporu Fenerbahçe kulübünde 1917’de takım halinde uygulanmaya konmuş ancak, ömrü birkaç yılı aşmamıştır.

Bu sporun epe kısmında Asım Uçar, Sait ve Hayrı; flöre bölümünde de Sedat ile Feyii dönemlerinin en başarılı eskrimcileri olarak tanınmışlardır.

Yukardaki gençlere zamanla yenileri de katılmış ve Fenerbahçe Eskrim şubesi 1920 yılından itibaren birkaç başarılı müsabaka yapmıştır. Bunlardan 20.6.1920’de Kadıköy’de tertiplenen Himaye-i İtfal Bayramında yukarda adları yazılı tecrübeli Fenerbahçeliler, gösterdikleri maharetle temayüz etmişlerdir.

Fenerbahçeli eskrimciler en büyük başarılarını 1921 yılında Tepebaşı tiyatrosunda tertiplenen “Fenerbahçe Kulübü Spor Bayramı” nda gösterdiler. Kulübün, boks, aletli jimnastik takımlarıyla güreşçilerinin de başarılı ve çetin gösteriler yaptıkları bu olağanüstü gecede, galip Sarı-Lâcivertli eskrimciler de salonu lebalep dolduran taraftar ve meraklıların coşkun sevgi ve takdirlerini toplamışlardır.

Fenerbahçe Eskrim Şubesi 5 yıl yaşadı. Başlıca elemanlarının bu sporu bırakması ve bu arada Hava Pilotu Asım Uçar (sonraları Korgeneral) ııı Kurtuluş savaşma katılmak üzere 1921’de İstanbul’dan ayrılması ile şube dağıldı ve o tarihten sonra yeni bir hareket görülmedi.

FENERBAHÇEDE HALAT ÇEKME

Halat Çekme, yurdumuzda Birinci Dünya Savaşı ve onu izleyen yıllarda uygulanan bir spor dalı idi ve “İdman Şenlikleri” programlarında yer alırdı. Ancak, hiç bir teknik bilgi ve çalışmaya konu olmadığı ve sadece gelişi güzel çekişmeden ibaret kaldığı için, ömrü kısa sürdü ve unutuldu.

Fenerbahçe kulübü de bir halat takımı kurmuştur. Arcak, 20 Haziran 1920’de Ünyon Kulüpteki Himaye-i İtfal bayramında görülen bu takımın da ömrü, diğer kulüplerin takımları gibi, kısa sürdü.

BİLARDO

Bir zamanların büyük ilgi gören breysel sporlardan Bilardo Fenerbahçeliler arasında rağbette idi. Ankara Caddesinde ünlü İhsan Kıraathanesi bu sporda yıllarca merkez olarak tanınmıştır. 1924 yılında tertiplenen ve günlerce süren bir müsabakaya pek çok hevesli katılmış ve dönemin tanınmış bilardocularından Fenerbahçeli Binbaşı Fuat bey 183 sayı ile birinci olmuştu.

Bilardo, o tarihten sonra önem ve ilgiyi yavaş yavaş kaybetti. Gerçi bugün Beyoğlu, Pangaltı ve Caddebostan’da tertiplenen toplantılarda 183 gibi sayılar pek bir anlam taşımamakta ise de bu sporun eski, kalantor heveslilerini çoktan kaybettiği bir gerçektir. Zaman ve yaşam koşulları kitlelerin spor görüş, anlam ve zevklerini de kökünden etkiliyor.

FENERBAHÇEDE RUGBY

Futbolun ilk şekli olduğu öne sürülen Rugby İngiltere’de 1823 yılında icat edilmiş ve 1871’de tüm dünyada belirli kurallara bağlanmıştır. Çok sert ve türlü hilelere elverişli olan, el ve ayakla oynanan bu spor en fazla İngiltere ve Fransa’da yaygındır.

Rugby, yurdumuzda Fenerbahçe kulübünde doğdu ve sadece bir kaç yıl yaşadı. İstanbul’un işgali yıllarında İşgal Kuvvetleri takımları arasında oynandıktan sonra kaybolan bu sporun Fenerbahçe Kulübündeki yeniden doğuşu 1945 yılına rastlar.

Fenerbahçe kulübü üyelerinden Reşat Ersu bu sporun yurdumuzda en tanınmış siması olarak bilinirdi. Hatta, İtalya’da tahsilde iken, İtalyan Milli Rugby takımında Fransaya karşı yer almıştır.

Fenerbahçe kulübü, bu değerli mensubunun, antrenörlüğünde, 1945 yılında bir Rugby takımı kurdu. Bu arada Haydarpaşa lisesi gençleri de yetiştirildiler. Nitekim, Türkler arasında yurdumuzda ilk Rugby maçı, 12.5.1945’de Fenerbahçe stadındaki Haydarpaşa Lisesi Spor Bayramında, 15 bin seyirci önünde, yapılmış ve Fenerbahçe, rakibini 8/7 yenmiştir.

Rugby, Galatasaray kulübünün de bu sporu çalışma alanına alması ve bir takım kurması üzerine, hararetlenip gelişeceği ümidini verdi ise de Fenerbahçe’nin 18.5.1947’de Beşiktaş’ı 4-0 yendiği futbol maçından önce, Kadıköy’de 18 bin seyirci önünde yapılan Fenerbahçe-G.S. Rugby maçı, bu sporda son hareket oldu. Ezeli rakipler arasında, ilgi ve heyecanla izlenen bu ilk ve son Rugby maçını Fenerbahçe takımı 12-0 kazanmıştır.

FENERBAHÇEDE KRİKET

İngiliz sporu olan ve yaz mevsimlerinde çayırda 11 kişilik takımlarla oynanan kriket (CRİCKET), yerden 70 santim yükseklikte 3 sopadan oluşan hedefi devirme oyunudur.

İngiltere ve Avusturalya’da yaygın iken, yurdumuzda Birinci Dünya Savaşından önce İngiltere elçilik gemişi İmojen mürettebatı tarafından Beykoz çayırında, Modalı İngilizler tarafından da Union Club sahasında oynanmıştır. İşgal ordusundan bir çok İngiliz takımı 1919/23’de gene bu sahada Kriket maçları yaptılar.

Moda İngiliz Kulübü ünlü futbolcularından, özellikle COMBER, DİXON, HAYTUNG ile High-SCHOOL öğretmenleri, Kriket sporunu maharetle oynarlarken, Türkler arasında ilk kez Fenerbahçeliler bu spora heves ettiler. Fazla kolgücü, göz kararı ve çabukluk isteyen bu sporu, Fenerbahçeliler 1911-14 yıllarında Union Club sahasında İngilizlerle yaptıkları antrenmanlarda öğrenmiş ve.kısa sürede başarı göstermişlerdir.

Fenerbahçe Kulübü, önceleri İngilizlerden ödünç aldıkları malzeme ile kurdukları Kriket takımının bütün ihtiyaçlarını zamanla kendi geliri ile sağlamış ve böylece, çok masraflı bu sporu çalışma programına alan ilk ve hatta yegane Türk kulübü olmuştur.

Fenerbahçe Kriket takımını oluşturanlar; S.S. Cihanoğlu, Galip Kulaksızoğlu, Hasan Kamil Sporel, Hulki Kutluk, Şehit Arif, Tevfik Taşçı, Kemal Aşkın, Nuri, M.Reşat Pekelman, Hüseyyin İzzi, Süreyya, Nüzhet Baba, Çerkez Sabri, Fahri Ayad ve Turhan’dır.

Birinci Dünya Savaşının başlamasıyla İngiliz kulüplerinin kapanmaları ve üyelerinden çoğunun İstanbul’dan ayrılmaları Fenerbahçe kulübünü bu sahada rakipsiz bıraktığından, Kriket sporunun yurdumuzdaki ömrü kısa sürmüştür. Son faaliyet, İşgal yıllarında İngiliz takımları arasında Kadıköy sahasında görülmüştür.

fbtarih566

FENERBAHÇEDE BASE-BALL

Dokuz kişilik takımlarla, bir top ve sopa ile oynanan Base-Ball Amerikan Milli sporu olup 1865’den beri oynanıyor. Türk kulüplerinden ise, ilk ve son kez, 1919 yılı yaz mevsiminden itibaren Fenerbahçe kulübünde kısa bir süre uygulanmıştır.

Temmuz 1919’da bir Amerikalı antrenör Fenerbahçelilere fahri olarak haftada 2 gün ders vermiş ve bu yeni faaliyete, çoğunluğu dönemin futbolcuları olan Galip, Zeki, Alaaddin, İsmet, Sabih, Ragıp, Baytar Kâmil, Bedri, Fahri, Turhan, Saim, Seyfi, Kemal, Ziya Boyer, İsmail Hakkı, Hulki Kutluk ve Ferit katılmışlardır. Ancak, bu hareketli çalışmada Fenerbahçelilerin gösterdikleri ilgi ve gayret kısa sürdü ve sonuçsuz kaldı. Zira, Fenerbahçe’den başka hiçbir Türk kulübü bu spora ilgi ve rağbet göstermemiş ve Takipsizlik Fenerbahçe’yi Amerikalılarla yaptığı bir kaç antrenman ve maçtan sonra, bu spor dalından da vaz geçmek zorunda bırakmıştır.

FENERBAHÇEDE FİKİR VE SAHNE ŞUBESİ

Fenerbahçe kulübünün hayatında sayısı 35’i bulan spor dallarından sonra, başta sosyal konular olmak üzere, çok ilginç ve yararlı hizmetlerde bulunan fikir ve sahne şubesinden de söz etmek gerekir.

Fikir ve Sahne şubesi 1919 yılı ilk baharında kuruldu ve kısa sürede geniş ilgi toplayıp başarılı oldu. O tarihe kadar Fenerbahçe’nin en mükemmel tüzüğü olarak bilinen 1918 tüzüğünün:

(Kulüp, Spor ve Terbiye-i Fikriye şubelerine bölünmüştür. Her iki şubenin ayrı tüzükleri vardır.) diyen 4. maddesi gereğince kurulmuş bulunan Terbiye-i Fikriye Şubesi, Fenerbahçe’nin sosyal hayatında kısa bir süre için de olsa, devrim yaratmıştır.

Kuşdili’deki lokalin geniş salonunda bir sahne yapılmış ve burada her hafta düzenli olarak konferanslar, temsiller, hatta kulübün ses ve müzik sahasındaki mümtaz üyelerince konserler verilmiştir. Bu yoldaki çalışmalar aynı yılın yaz aylarında o derece ilgi uyandırdı ki, bütün üyeler birer temsil yazmaya davet olunmuş ve bunlar Terbiye-i Fikriye şubesi ilgili komitesince incelenip derece alanlar ödüllendirildikleri gibi, sıra ile sahneye de konmuşlardır.

. Fikir ve Sahne Şubesinin yararlarından biri de 15 günde bir yayınladığı (Fenerbahçe) adlı ve şa-pografla basılan dergidir. 12, bazan 16 sayfa ve 25 X 35 santimetre boydaki bu dergide kulübün sportif çalışmaları ile, üyelerin türlii konularda manzum ve mensur yazıları yer almıştır. Bu Tarihlerde spor gazetesi yayınlanmadığı ve kağıt yokluğundan, günlük siyasi gazeteler bile ancak 2 küçük sahife olarak yayınlanabildiği ve spora da yer verilmediği için, bu dergi üyeler için büyük bir noksanı karşılamış, ancak, ömrü bir kaç ay sürmüştür. Gerek temsiller ve gerekse bu derginin yayınlanmasında , kulüp üyelerinden başta Hayri bey olmak üzere, Sezai, Selim, Ferit, Edip, Hakkı, Necdet ve Hulki beyler yararlı olmuşlardır.

Şubenin çalışmalarında, kulübün sanatkâr üyelerinden Bestekar Muhiddin Sadak, Ekrem Besim, Münir Nurettin Selçuk ve Hikmet beylerin gösterdikleri başarıları da saymak gerekir.

Fikir ve Sahne Şubesi’ııin kurulmasının yararlarından biri de, ünlü piyes yazarlarından İbnür-refik Ahmet Nuri Sekizinci beyin bu vesiyle ile Fenerbahçe kulübüne yaptığı hizmetlerdir. Bu zat, Darülbedayi sanatkârlarına kulüpte temsiller verdirmiş ve Fenerbahçe’ye, zor bir döneminde, bu yolla hatırı sayılır gelir sağlamıştır.

Ahmet Nuri beyin gösterdiği gayretler, kulübün yaşaması ile çok yakından ilgilenmesi, geniş bir çevrenin saygınlığını kazanmış bulunması nihayet, zor bir zamanda kulüp Başkanlığına seçilmesini de gerektirmiştir. Zaten, eski bir sporcu ve güreşçi olan piyes müellifi İbnürrefik Ahmet Nuri Sekizinci beyin, 1918/19 yılları gibi Fenerbahçe kulübünün en bunalımlı bir döneminde kısa bir süre için de olsa başında bulunması, bir yıl sonra bir İngiliz birliği tarafından kapatılıp bahçesinde silah çatılan Fenerbahçe kulübünün yaşamasını sürdürebilmesindeki mucizevi başarının nedenlerinden biridir.

Fenerbahçe’nin Fikir ve Sahne Şubesi, İşgal Orduları Başkomutanlığının toplantı yasağını ilân etmesi üzerine, 1920 yılı 16 Martında çalışmalarına son vermek zorunda kaldı.

FENERBAHÇEDE JUDO

Japon Güreşi de denilen judo, bir Orta Asya sporu olup, oradan Doğu’ya yayılmış ve 14. yüz yılda Japonya’ya kadar uzamıştır. 1900’de İngiltere, çeyrek yüz yıl sonra da Birleşik Amerika’da göründü ve 1964’de Tokyo Olimpiyadına girdi.

Uzakdoğu, Amerika ve Avrupa’da 1960’lara kadar görev yapan Silahlı Kuvvetler mensuplarımız bu göğüs göğüse dövüş tarzındaki sporu askeri eğitimde uyguladılar.

1962’de Antrenör olarak Japonya’dan dönen Halil Yüceses’le Almanya’da spor eğitimi gören Yzb. Ergun Göktuna ve Muvahhit Baynur İstanbul ve Ankara’da Judo’nıın temelini attılar. 1964’de Güreş Federasyonuna bağlanan judo 1966’da bağımsız Federasyon oldu ve başkanlığına DZ.EG.Alb. İs.Hakkı ISLGÜLLÜ getirildi.

Fenerbahçe Kulübü 1967 yılında judo’yu çalışma alanına aldı ve aynı yıl 5 bin lira tahsisat ayırdı. 17.3.1968 kongresine sunulan Yönetim Kurulu raporunda:

(Judo şubemiz Halter gibi faaliyete yeni geçti. Bu 2 dalda, ileride kulübümüze yakışır dereceler alınacağını şimdiden vaad ederiz.), denilmesine karşın, pek faaliyet gösterilemedi… Az da olsa, sonraki yıllarda da bütçeye para konmuş, ancak hemen hemen hiç ilgi görmediği için, girişimden 1971 ‘de vaz geçilmiştir.

FENERBAHÇEDE BRİÇ

Zihin sporu olan Briç (Bridge), eski devirlerden beri revaçta olup zaman zaman çok çekişmeli müsabakalara neden olur.

1973’de kurulan Briç Federasyonunun düzenlediği müsabakaların gördüğü büyük ilgi son yıllarda merakla izlenir olmuştur.

Fenerbahçe kulübü mensupları arasında bu branşta pek çok değerli simalar bulunması, zaman zaman bu alanda harekete geçlmesi isteklerini doğurduğundan, 1984 yılında eski atlet ve basketçi Orhan Zeren’in bu yoldaki atılımı ile bir briç takımı kuruldu.

Orhan Zeren, Tâli Köprülü (KAP.), Özer Arım ve Tanju Akmanlar’dan kurulu Fenerbahçe Briç takımı, ilk kez Federasyonun 1984 yılı Nisan ayında tertiplediği ve 44 müessesenin iki gün mücadele ettiği şampiyonaya katılmış ve ilk hamlede Seydişehirspor ve Türk Hava Yollarından sonra Türkiye 3. lüğünü kazanmak başarısını göstermiştir.

Aynı takım, 1985/86’da İstanbul şampiyonluğunu kazandı. Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası maçlarına girebilirdi. Ancak, Fenerbahçe Kulübü temsil hakkı vermediğinden, turnuvaya İstanbul Şampiyonu Fenerbahçe yerine Ankara Şampiyonu (Ankara Briç Kulübü) girdi ve gurup başlığını Hollanda’nın yaptığı kümede, 8 takım arasında 3. oldu.

KAPALI SALON FUTBOLU

Modern sporlardan 6 kişilik takımlarla oynanan kapalı salon futbolu yurdumuzda, Şubat 1982 de İstanbul’un 6 kulübü arasında SPOR ve SERGİ Sarayında bir kez HÜRRİYET gazetesi tarafından tertiplendi ve konan “HÜRRİYET KUPASI”nı hiç yenilmeden, Fenerbahçe kazandı.

Türk Kulüpleri arasında salon futbolunu ilk kez yine Fenerbahçe ve 1974 yılında uygulamıştır. Batı Berlinde 6 kulüp arasında tertiplenen Uluslararası bir turnuvaya katılıp şampiyonluğu 1 sayılık averajla kaybedip 2. olmak gibi büyük başarı gösteren Fenerbahçe, aynı turnuvaya 4 kez daha katıldı. Böylece, 1974-86 yılları arasında 5 i Batı Berlin ve biri İstanbul’da olarak, Fenerbahçe’nin yer aldığı bu 6 turnuvanın Öyküsü şöyledir:

HERTHA BERLİN Kulübünün daveti üzerine, Fenerbahçe’nin Batı Berlin’de yapacağı futbol maçı anlaşmasına konan bir madde ile, ayrıca 15 bin D.Mark karşılığı bir salon turnuvasına da katılması kararlaştırıldı.

11 Ocak 1974 de T.direktör Didi ve Boğaziçi uçağıyla Berlin’e giden Fenerbahçe’nin, kendisiyle beraber, HERTHA BERLİN, EİNTRACHT FRANKFURT, WERDER BREMEN, MÖNCHENGLADBACH ve İsviçre’nin GRASSHOPPERS takımları arasındaki (BERLİN ULUSLARARASI SALON FUTBOL TURNUVASI), 14.000 kişilik görkemli (DEUTSCHLAND HALLE) salonunda 15 Ocak gecesi başladı ve ertesi gece 4 yarı finalist arasında devam edip, Fenerbahçe’nin, penaltı atışlarında finali kaybedip 2. olmasıyla sonuçlandı. Oysa, Fenerbahçe, salon futbolunu ilk kez uyguluyor ve böyle, Avrupa’nın en tecrübeli ve güçlü takımları arasındaki uluslararası bir şampiyonaya yine ilk kez katılıyordu.

Fenerbahçe, ilk maçta Mönchengladbach’a 3-2 yenildi ve aynı gece Bremen’i 2-1 yenip 4 takım arasındaki finalistler grubuna yükselmeyi başardı.

İlk maçta; Yavuz Şimşek-Önder Mustafaoğlu, Serkan Acar-TİMUÇİN ÇUĞ, ZİYA ŞENGÜL ve CEMİL TURAN’dan kurulu Fenerbahçe, ilk devreyi 0-0 kapamış, 2. devre takıma Alpaslan ile Osman Arpacıoğlu girmişlerdir. F.B. 1-0 yenik iken Alpaslan beraberliği sağlamış, yenen 2 gole, Cemil bir golle cevap verince ilk maç 3-2 kaybedilmiştir.

Fenerbahçe W.Bremen maçını: DATÇU-SALAHADDİN KARASU, MUSTAFA KAPLAKASLAN, ZİYA, OSMAN-ÖNDER MUSTAFAOĞLU, İHSAN KAVAF ve KÂMİL GÜVENER tertibiyle oynadı ve Salahattinin golüyle 1-1 berabere kaldığı ilk devreden sonra, Mus-tafanın golüyle maçı 2-1 kazanıp final grubuna geçti.

Fenerbahçe Mönchengladbach ile final grubuna kalırken diğer grubun 2 finalisti E.Frankfurt ve Grasshoppers’di.

fbtarih569

FENERBAHÇE BERLİNDE FİNALİST

Fenerbahçe, 16 Ocak 1974 de final grubunun ilk maçında Grasshoppers’i, normal süresi 2-2 biten maç sonunda, penaltılarla 6-5 yendi. 5 penaltıdan, direğe çarpan Yavuzunki hariç, 4 ünü gole çevirmiş, Grasshoppers ise 3 ünü gol yapınca, Fenerbahçe 6-5 sonuçla, E.Frankfurtu eleyen Mönchengladbach ile finale kalmıştır.

Bu final maçı da 2-2 sonuçlandı ve penaltılara başvuruldu. Durum 5-5 iken Almanların 4. penaltısını Datçu çeldi. F.B. nin 4. penaltısını da Osman dışarı attı. Almanlar beşinciyi gole çevirdiler. Fenerbahçe’nin son atışını ise Alpaslan direğe çarptırınca, maçı 6-5 lik sonuç ve gol averajıyla Mönchengladbach kazandı ve turnuvanın şampiyonu oldu. Alman takımı 10 bin, Fenerbahçe de 5 bin D.M. mükafat aldılar.

Fenerbahçe’nin yabancısı olduğu ve yurtdışında ilk kez katıldığı bir spor dalındaki uluslararası bir turnuvada ve dünyaca ünlü rakipler karşısında sağladığı bu çok büyük başarı, her türlü takdirin üstünde anlam ve değer taşır.

1977 TURNUVASI: Fenerbahçe’nin 1974 şa-mpiyonasındaki büyük başarısı, her yıl davet edilmesi sonucunu doğurdu. Ancak, bu, kolay değildi. Nitekim, Fenerbahçe’nin turnuvaya 2 inci katılışı 3 yıl sonra, 1977 de mümkün olabildi.

Herta Berlin, Karlsruhe, Belçika’dan Ruan Beverest, İsviçre’den Grasshoppers ve Uruguay’dan ünlü Penerol ile kendisi arasındaki bu turnuvaya Fenerbahçe 10.1.1977 de, bütün masraflar Almanlara ait olarak, 15 bin Mark karşılığında, teknik direktör Kaleporoviç ve Türk Hava Yolları uçağıyla gitti ve bu kez, 10 maçta 4 galibiyet ve 6 yenilgi ile 4. oldu.

Bu turnuvanın göze çarpan özelliği, Fenerbahçenin ilk maçları kaybederken, kazandığı tecrübe ile, rövanşlarda galibiyetlere ulaşmasıdır. Turnuvada 2 Alman takımı birinci ve ikinci, İsviçre üçüncü, Fenerbahçe 4., Penerol 5., Belçikalılar 6. oldular. Fenerbahçe 10 maçta 21 sayı yaptı, 26 gol yedi. 11 Ocakta 0-2 yenildiği Urass-hoppers’i 14 Ocaktaki rövanş ta 3-1 yenen Fenerbahçe şu tertipte oynadı: Yavuz-Yenal Kaçıra, Nevruz Şerif-Cem Pamiroğlu, Engin Verel ve Önder (Serkan ve Sabahattin Erboğa). Golleri Engin (2) ve Yenal attılar. Yine 12 Ocakta 4-1 yenildiği Penerol’u 15 Ocakta, aynı sonuçla, 4-1 yenen Fenerbahçe’nin 4 golünü, 2 şer olarak Yenal ile Önder kaydettiler.

1980 Turnuvası: Hertha Berlin, M.S.V.Duisburg, Tennis Borussia, Lech Pozan, Rapid Wien ve Fenerbahçe arasındaki turnuvaya 8 Ocakta giden Fenerbahçe 9/13 Ocak günlerindeki maçlarda 6. oldu.

Fenerbahçe 6.1.1980 günü Kayseride yaptığı Türkiye ligi maçından hemen sonra gittiği Berlin’de 6 maçı birer sayı farkla kaybetmek şanssızlıklarıyla karşılaştı. Yalnız 10 Ocak gecesi Polonya’nın Pozman takımını 3-2 yendi. Adem İbrahimoğlu-B.Mehmet Oğuz, Cem-Müjdat Yetkiner, A.Kemal Denizci, Önder (Selçuk Yula ve Raşit Çetiner) den oluşan takımın sayılarını Mehmet, Cem ve Müjdat yaptılar.

1982 Turnuvası: Yine H.Berlin, E.Frankfurt, Schalke 04, Berlin Auswahl, Hollanda’nın AZ 67 Alkmaar takımlarıyla Fenerbahçe arasında 5/9 Ocak 1982 deki turnuvaya, Fenerbahçe takımı 3 Ocaktaki 1-1 lik Trabzonspor maçından sonra, T.direktör Rausch ve antrenör Necdet Niş’le 4 Ocakta gitti ve 10 maçın 2 sini kazandı, birinde berabere kaldı ve 7 sini de kaybetti.

Fenerbahçe, 6 Ocakta Osman Denizci’nin golüyle Hertha’yı 1-0 ve Schalke 04 ü de 6-2 yenmiştir. Bu 2 maç:

Nurettin Yıldız, Güngör Tekin, Cem(K)-Erol Togay, Arif, Osman (Selçuk, Bahtiyar Yorulmaz) kadrosuyla oynadı ve sayıları Arif kaydetti. Arif 6 golle turnuvanın sayı krallığında 3. olmuş, Osman ile Müjdat 3 er, Mustafa 2, Cem ve Güngör de birer gol atmışlardır. Fenerbahçe bu turnuvadan 17 bin Mark dövizle döndü.

1986 Turnuvası: Hertha Berlin’in 1986 daveti çok kötü bir dönemde yerine getirilmiştir. 15 bin DM (3,5 milyon lira) karşılığı mevsim başında yapılan bu anlaşma, futbol takımının düştüğü çok kötü durum nedeniyle tartışmalara yol açmış, hatta bir bölüm futbolcu gitmemeyi tercih etmişlerdir. Bu nedenle, 9/14 Ocak 1986 da Hüsnü Çil başkanlığında yapılan bu zoraki seyahate şu 11 futbolcu katıldı:

Yaşar Duran-Nurettin, Cem(K), Abdülkerim Durmaz, Hüseyin Çakıroğlu, Engin, Müjdat, İlyas Tüfekçi, Zafer Dinçer, Yüksel Kepoğlu ve K.Erdoğan.

Hertha Berlin, München Gladbach, Bayern Münich, Borussia Dorthmund, ve Dukla Prag arasındaki maçlarda Fenerbahçe 6. oldu. Dukla maçının normal süresi 2-2 bitmiş, ancak Çek takımı Penaltılarla maçı 7-5 kazanmıştır.

HÜRRİYET SALON FUTBOL TURNUVASI KUPASI

Fenerbahçe’nin Berlin Uluslararası Salon Turnuvasına katılışlarının uyandırdığı ilgi, “HÜRRİYET” gazetesini harekete geçirdi ve yurdumuzda ilk kez, İstanbulda 6 kulüp arasında bir salon turnuvası tertibine itti.

Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Vefa-Simtel, Anadolu ve Sarıyer arasında 8-12 Şubat 1982 de (SPOR ve SERGİ SARAYI) nı 5 gece yerinden oynatan bu ilginç turnuva sonunda Fenerbahçe hiç yenilmeden şampiyon olup (HÜRRİYET KAPALI SALON FUTBOL TURNUVASI KUPASI) nı kazanmış, Beşiktaş 2. olmuştur. Sarıyer, Anadolu, Vefa ve Galatasaray sonraki sıraları aldılar.

Önce yapılan 3 er maç sonunda Galatasaray ile Vefa elenmişler, diğer 4 takım finale kalmışlardır. Bu 4 takımdan, dömi finalde Fenerbahçe Anadolu’yu 3-0, Beşiktaş ta Sarıyer’i 2-0 yenip finale kaldılar. 12.2.1982 gecesi yapılan final maçında Beşiktaş’ı 4-0 yenen Fenerbahçe şampiyon oldu ve Kupayı kazandı. Beşiktaş 2., uzatmada Anadolu’yu 3-2 yenen Sarıyer de 3. oldular.

Fenerbahçe’nin yaptığı 5 maçın rakip ve sonuçları şöyledir:

8/12 Şubat 1982 günleri sıra ile Anadolu ile 1-1 berabere, Sarıyer’e 5-3, Vefa’ya 5-1, Anadolu’ya 3-0, Beşiktaş’a 4-0 galip.

Tarihte ilk kez 12 Şubat 1982 de karşılaşan Fenerbahçe-Beşiktaş Salon Futbol Takımları bu maçı şu kadroları ile oynadılar:

Fenerbahçe: Yaşar-Erhan Önal, Cem-Isa Ertürk, Erdoğan Arıca ve Zafer Dinçer.

Beşiktaş: Zafeı Kenan, Serdar, Samet, Ulvi, Kadir (Turgay).

Bu maçta Fenerbahçe’nin 4 golünü Erhan (2), Cem ve Zafer attılar.

(Hürriyet Kupası)nda şu 13 Fenerbahçeli yer almıştır.

Yaşar, Cem, Erdoğan ve Zafer (5 er maç), Erhan 4, Özcan Kızıltan 3, İsa ve Mehmet Hacıoğlu (2); Nurettin, Güngör, Onur, Müjdat ve Mustafa 1 er maç.

(Hürriyet Kupası)nı kazanan Fenerbahçe yegane yenilmeyen, en az gol yiyen ve en çok gol atan takımdır. İşte klasman:

fbtarih571

fbtarih571

fbtarih571

fbtarih572

FENERBAHÇE KARMA TAKIMLARDA

Fenerbahçe futbolu kendi ad ve renkleri dışında birçok isim altındaki kuruluşlara da eleman vermiştir. MiJli takım dışındaki bu teşekküler istanbul karması, bir veya daha çok kulübe mensup futbolculardan kurulu Kulüpler karması vesaire gibi formasyonlardır.

Bu takımlar arasında ençok duyulan ve maç yapan karma takım (Fenerbahçe-Galatasaray), kar-masıdır. Bu takım 50 ye yakın maç yaptığı gibi, 3 kez de yurtdışına çıkmıştır. Fenerbahçe-Galatasaray karmasının bu 3 seyehatinden 2 si Mısır’a, biri de Atinaya yapıldı. Bunlardan 1926 daki ilk Mısır turnesinde 6, 1940 daki 2. Mısır seyahatinde 2. ve 1930 daki Atina deplasmanında da 2 maç yapıldı. 1935 de Fenerbahçe-Güneş karmasının da bir Romanya seyehati vardır.

İLK KARMA TAKIM MAÇLARI

Günlük Tasvir-i Efkâr gazetesinin 1 Mart 1913 günlü sayısının 4. sayfa ve 4. sütundaki bu maçla ilgili (Kadıköyünde Spor Müsabakası) başlıklı imzasız yazı, futbolumuzun doğuş dönemindeki ilk deyim ve yorumları göstermek bakımından da tarihsel bir vesikadır. Fenerbahçe, Galatasaray ve Progres kulüplerine mensup futbolculardan kurulu ilk İstanbul karmasiyle Balkan savaşı nedeniyle uzun süre istanbul limanında kalan (Daymut) ingiliz savaş gemisi mürettabatı arasında ilk kez tertiplenen bu şekilde bir futbol maçı, ülkenin en tanınmış ve spora yer veren günlük gazetesi tarafından çok önemli bir olay olarak ele alınmıştır.

Ahmet Robenson (G.S.)-Arif Emiroğlu (F.B.), Ahmet Cevat (G.S.)-Çerkez Sabri (F.B.), Celâl İbrahim (G.S.), Kemal Aşkın (F.B.)-Hasan Kâmil Sporel (F.B.), S.S.Cihanoğlu (F.B.), Gâlip Kulaksızoğlu (F.B.), Saffet (Progres) ve Otomobil Nuri (F.B.) den oluşan bu ilk İstanbul karması, ilk maçı 2-0 kazanmış, ikinci maçta 1-1 berabere kalmıştır. Gazete ilk maçın gollerini atanlarını yazmıyor. İkinci maçın sayısını ise kaptan Gâlip kaydetmiş.

Gazetedeki bu 2 maça âît yazılar aynen şöyle: (İnkilâptan sonra memleketin hayatı içtimaiye-sinde vukua gelen tahavviilat ve teceddüdatm bizce en ciddilerinden biri de birkaç (Spor) kulübünün teessüsüdür.

İnsanların bünyelerini takviye için eski devirlerden beri bir takım idmanlar yaptıkları malumdur. Bilhassa kadim Yunanistan’da (Şimdiki Yunanlılar değil) heykeltraşlık sanatının bu derece zihayat ve bedi âbidelere malik olmasını onların devamlı idmanlarla vücudun zindelik, kuvvet, çeviklik ve nihayet şayanı hayret tenas-sübünü iktisap etmiş olmalarına atfedenler vardır. Filhakika, insaniyetin şu son devre-i terakkisinde bütün âlim ve mütefenninler şu gerçeğin isabetinde birleşiyorlar: Sağlam fikir sağlam vücutta bulunur. Biz, hakikaten terakkıyatı fikriyeye mazhar olmak azminde isek, önce birçok içtimai tesirlerle zaaf ve hezale uğramış bünyemizi takviye etmeliyiz. Bu maksadın husulü de, gıdadan sonra, bünyeyi kuvvetlendirecek sporlara mutavakkıftır. İşte, bizim için bihakkin mucibi memnuniyet olan mühim bir spor müsabakasını kârilerimize haber vereceğiz:

Önümüzdeki pazar günü, havalar müsait olsun olmasın, öğleden sonra saat ikibuçukta Kadıkö-yünde, Kuşdilindeki Numune Mektebi civarında bulunan İttihadspor kulübünde fevkalâde bir futbol müsabakası icra oluncaktır.

Aldığımız tafsilata nazaran, bu müsabaka limanımızda bulunmakta olan İngiliz “Daymut” zırhlı sefinesinin şimdiye kadar İstanbul’un muhtelif kulüpleriyle yapmış olduğu müsabakalarda ihrazı galibiyet eden futbol takımı ile “FENER”, “GALATASARAY”, “YILDIRIM” (Terakki olmalı) kulüpleri azaların dan müteşekkil futbol takımı arasında cereyan edecektir. Müsabakanın neticesinde hangi tarafın galip geleceğini karilerimize haber vereceğiz.

İngiliz futbol takımı mezkur sefine zabitan ve efradından mürekkep ve sureti hususiyede mün-tahap olup İstanbul heyeti intilıabiyesi de bervechi âtidir:

Ali Sami bey “Reis”

Galatasaray Mekteb-i Sultani muallimlerinden Ahmet bey “Kaleci”, Arif ve Ahmet beyler “Müdafiler = Bek” Sabri, mualliminden Celâl ve Kemal beyler “İmdat hattı Hafbek” Kâmil, Sait, Saffet ve Nuri beyler “Muhaccim hattı, forvet”

Galip bey “Kumandan ve Merkez muhacimi”

Sılıhıyei mülkiye meclisi azasından Hâmit bey “Tabib”,

Galatasaray muallimlerinden Cevdet bey “Hakem müşaviri”,

Galatasaray muallimlerinden Bekir bey ve Hüseyin, Hikmet ve diğer Hüseyin beyler “Azayı ihtiyatiye”

Müsabaka günü Köprü’den Kadıköy’üne biri kırkbeş geçe hareket edecek vapur İstanbul cihe-tindeki temaşakirleri vaktinde mahalli müsabakaya isal edebilir.)

Tasvir-i Efkâr gazetesinin bir gün sonraki sayısından:

(Bugün Kadıköyünde icra edileceğini dünkü nüshamızda beyan ettiğimiz (DEYMUT) ve (İSTANBUL) milli futbol müsabakasına saat ikibuçukta iptidar edilecektir.

Türkiye Futbol Cemiyetinden aldığımız malumata göre, işbu müsabaka 1916 senesinde Berlin’de icra edilecek olan beynelmilel olimpiyat müsabakalarında Osmanlı’ların da lâyıkı veçhile isbatı vücut etmelerini şimdiden ihzar gayesine matuf ve binaenaleyh ehemmiyeti mahsusayı haiz olduğundan neticesi hakkında yarınki nüshamızda malumatı lâzıma ita edeceğiz.)

Tasvir-i Efkâr’ın 3 Mart sayısından:

FUTBOL MÜSABAKASI

(Dün Unyon kulüpte İstanbul hey’etiyle (Daymut) İngiliz kravzörü mürettebatı arasında her-türlü muhalefeti havaya rağmen icrası mukarrer olan futbol müsabakasının İngiliz mürettebatının ademi vuruduna mebni maatteessüf başka bir zamana tehirine mecburiyet his edilmiştir.)

Yukardaki maç, yazının başlarındaki tertiple, 30 Mart 1913 Pazar günü F.B. kulübünden Fuat Hüsnü bey hakemliğinde, asabi bir hava içinde oynanmış ve 2-0 kazanılmıştır.

Bu maçın 6.4.1913 de oynanan rövanşı 1-1 sonuçlandı. İngiliz hakem idaresindeki karşılaşmanın ilk devresinde Otomobil Nuri’nin ortaladığı toptan kaptan Gâlip’in attığı gole İngilizler 2. dev rede cevap verdiler.

Aynı gazete 8.4.1913 sayısının 4. sayfasında (GENÇLERİMİZİN MUVAFFAKİYETİ) başlığı altında bu beraberlik maçı için şu bilgileri veriyor:

(…. Bu ikinci maçtan gençlerimizin istifadesi pek çoktur. Tevhidi mesâi hususunda İn gilizler daha mütarakkidir. Fakat, Türklerin birinci partide kumandada gösterdikleri gayret de şayanı ehemmiyettir.

Santrhaf “Merkez muhafız” Celâl beyin, telkini gayret zımnında çıkardığı sayhlar hem oyuncuları teşvik ediyor, hem de seyircileri güldürüyordu. İkinci partide İngiliz’lerin hücumu kesbi kuvvet ettiğinden Celâl bey pekçok yoruldu.

Kâmil beyin pekziyade şayanı dikkat bir oyunu var. Hasmı topu alarak bütün kuvvetiyle ileri koştuğu zaman kendisi arkasından yetişiyor, kızak gibi atılıyor, hem topu hasmmdan alıyor, hem de onu yere düşürüyor.

Pazar günü çarpışan genç babayiğitlerimize bir tavsiyemiz var:

Böyle mühim maçlarda tedariksiz çıkmamalı, talimlerini daha muttarit bir şekilde yapmalıdırlar. Gemiciler gibi onlar da haftada üç gün idman yapmış olsalardı muvaffakiyetlerinin daha parlak olacağı tabii idi. Mamafih, yine kendilerini kemali samimiyetle tebrik eder ve gelecek müsabakalarda dahi aynı surette galebelerini temenni eyleriz.

İngiliz futbol takımlarının gittikleri her memlekette karşılarına çıkan timleri hemen daima mağlup ettiklerini söylersek geçen günkü muvaffakiyetin ehemmiyeti kendiliğinden tezahür eder.)

Görüldüğü gibi, Türk futbolunda yarı resmilik taşıyan bu ilk Karma takımda Fenerbahçe’den 7, Galatasaray’dan 3, Progres’den bir futbolcu yeraldı. Ne tesadüf ki, 10 yıl sonra, 26 Ekim 1923 deki ilk milli maçımızda da, takımımız 1 i Galatasaray, 3 ü ilk adı Proges olan Altınordu, 7 si de Fenerbahçeli futbolcudan kurulmuştur.

fbtarih574

fbtarih574

fbtarih575

ZEKİ SPOREL

Basın, 4 Kasım 1969 salı günü 3-6 sütunluk büyük başlıklarla acı bir ölüm haberi vermiş, Radyolar ve TV uzun süre ondan söz etmişlerdir. Ertesi gün Osmanağa Camiinde başlayan tören, askeri bandoyu izleyen 10 binlerce takdirkârı ve 500’ün üstünde çelenkli bir saygı seli halinde ve Kadıköy yakasında eşi görülmemiş ihtişamla Karacaahmet’de son buluyordu. Türk sancağına sarılı ve sevenleriyle Fenerbahçeli futbolcuların ellerinde taşınan bu mutlu ölü Fenerbahçe ve Milli Takımın, adı ve anıları sonsuz’a dek yaşayacak, ölümsüz “KAPTAN” ı, “ÜSTAD” Zeki Sporel’di.

Fenerbahçe Spor Kulübü, hiç kuşkusuz, binlerce üye ve taraftarının gayretleriyle yüceldi ve başta ULU ATA’mız olarak, yurttaşlarının en çok sevdiği kulüp oldu. Bu hizmet yarışında mensupları arasında bir ayırım yapmak elbette zor, hatta olanaksızdır. Ancak, Kulübün kuruluş, yükseliş ve ülkenin de felâketli dönemlerinde sivrilip sevilen kişilerin bu büyük topluluk içinde ayrıcalık kazanmalarının da normal olacağını kabul etmek gerekir.

Fenerbahçe Kulübünde bu vasıf ve değerde pek çok kişiler gelip geçtiler. Bu yapıtı, bu fedakâra-nın yegan yegan biyografileriyle süslemek gerekirdi. Ne çare ki buna olanak yok. Bununla beraber, adı unutulmaz bir Fenerbahçeli’yi, işte ebediyete uğurlanışı yukarda kısaca sunulan ZEKİ SPOREL’i örnek aldık. Alırken de, büyük çoğunluğu dünyadan göçmüş bulunan bu seçkin topluluğun onayına ulaşacağımızı, ruh ve gönüllerini de mutlu kılacağımızı kuşkusuz saydık…

ZEKİ SPOREL, spora gözünü Fenerbahçe kulübünde açmış ve yine Fenerbahçede kapamıştır. Hokey, Tenis ve Su Sporlarında şampiyonluklar kazanmış nadir golfçulardan iken, Türk futbolunda, “KAPTAN” ve “ÜSTAD” ünvan ve 64 yıldır kınlamayan rekorlarıyla, gelmiş geçmiş en usta golcü olarak ün yapmıştır. 5 yıl süren Mütareke ve İşgal döneminde, düşman takımlara karşı, ulusça teselli ve ümit kaynağı olan, sürekli Fenerbahçe galibiyetlerinde, göz yaşartan gayret ve kıymettar golleriyle çok etkili olması, Milli forma altında hala yaşayan gol rekorları ve daha nice meziyetleri (ZEKİ SPOREL) adını, yalnız Sarı-Lâcivertli Kulübün değil, aynı zamanda Türk’futbolunun da ölümsüz (ANlT)’ı olarak, spor tarihimize armağan etmiştir. Futbolu bıraktıktan 30, hatta 50 yıl sonraları, basın tarafından yapılan an-ketlerdegelmiş geçmiş en değerli santrfor seçilmesi, bu (ANIT)’ın negüçlü maya ve temele dayandığını kanıtlar.

Zeki Sporel, Müzika-ı Hümâyûn = Saray bandosu Kolağası Ali Rıza beyin oğlu olup, Hasan Kâmil ve Mesut’un küçük kardeşleri ve Arifin de ağabeyidir. İstanbul Haliç Sütlüce’sinde 28 Şubat 1898’de doğdu. Kuleli ve Bursa Askeri Liselerinde okudu. Veteriner Yüksek Okulundan diploma aldı. ancak, hemen ticarete atılmış ve 1950-57 döneminde önce Rize, sonra da İstanbul’dan Milletvekili seçilmiştir. Futbol ajanlığı ve Su Sporları Fed. Başkanlığında bulundu. Daha futbol oynarken, 1930 elan itibaren Kulübünün Yönetim Kurullarında görev aldı. 1955-58 yıllarında da başkanlık etti.(Üstüste 5 yıl Genel sekreterlikten sonra, pek az sayıdaki muhaliflerimde dâhil, kolay kazanacağım Fenerbahçe Kulübü Başkanlığına adaylığımı koymam ısrarlarını 1955’de red etmiştim.Nedeni, imkânsız olan, (Müessisler Heyeti)’ni yeniden kurma çabalarının sonuçsuz kaldığı 1950’den beri kulübe ve hatta, kendisini çok sevmeme rağmen, bana da küskün Zeki.Sporel’i bu mevkie herkesten daha lâyık görmemdi. 5.6.1955 Kongresinde, ağır isnat ve tertiplere hedef olmak pahasına ve toplantıya gelmediği halde, onu Başkan seçtirmeyi başarmam Fenerbahçe Kulübü konusunda, bana huzur veren anılarımdandır. R.D.)

Zeki Sporel Modalı İngilizlerden görüp sevdiği futbola, ağabeyi ve Milli Takımın ilk kaptanı Hasan Kâmil Sporel’in delaletiyle, 1912’de Fenerbahçe 4. takımında başladı. 1 Haziran 1934’dede, futbolumuzda ilk kez yapılan sade bir törenle, bu spora gene Sarı-Lâcivert renkler altında veda etti. Daha önce birkaç kez yer aldığı A takımına, bazı futbolcuların ayrılıp Altınordu’ya geçtikleri 1916 yılı Kasım ayında yerleşmiş, kısa süre soliç oynayıp santrfora geçmiş, 10 yıl kaptanlık etmiştir.

Fenerbahçe A takımında 18 yılda 352 kez yer alan Zeki Sporel, bu 352 maçta kaydettiği 470 golle kırılmaz bir rekor sağlamış bulunuyor. Fenerbahçe forması dışında Milli ve temsili maçlarla bunların hazırlık karşılaşmalarında, Darülfünun ve Halkevi takımı, kulüpler ve İstanbul karmalarında ve özellikle F.B.-G.S. karmasıyla, takviyeli Galatasarayın 19 maçlık 1921 Orta Avrupa turnesi ve bu turnenin hazırlık maçlarıyla beraber A kadrolarında yaptığı maç sayısı 550 niıı, attığı gollerde 750 nin üstündedir. Bu arada, 10’unda kaptanlık ettiği 16 Milli maçta 15 sayı kaydetti. Bu sayı, her maçta ortalama 0.94 golle Ay-Yıldızlı takımın, ilk maçından günümüze kadar, 64 yılda, bütün golcü futbolcuları arasında rekordur. Nitekim Lefter Küçük, Cemil Turan ve Metin Oktay’ın gol ortalamaları 0.42 ile 0.51 den yukarı çıkamamıştır

Milli Takımın gol kapısını, 26.10.1923 deki 2-2 lik Romanya maçında 2 golle açan Zeki Sporel’in 17.6.1924 de Helsinki’deki 4-2 lik Finlandiya galibiyetinde attığı 4 gol, 64 yıldır kınlamamış ve egale edilememiş bir rekor olarak yaşıyor. Aynı surette, 23.10.1925 de İstanbul karmasının İngilizler karşısındaki 10-1’lik galibiyetinde 7 gol atarak yaptığı rekor da hala kınlamadı. 20.9.1918 de Galatasaray’a karşı 4-0 hk, 18.6.1926 da Beşiktaş’a karşı 4-1 lik Fenerbahçe galibiyetlerinde 4 er golü tek başına Zeki Sporel kaydetti.

Türk futbolunun bu 1 sayılı golcüsünün en değerli golleri, hiç kuşkusuz, Mütareke ve İşgal yıllarında düşman takımlara attığı ve yurttaşlara sevinç gözyaşları döktüren gollerdir…

Zeki Sporel, Fenerbahçe A takımındaki 352 maç ve 470 golü şu 112 takıma karşı yaptı. 42 İstanbul takımına karşı 237 maç ve 341 gol, 14 Yurtiçi takımına karşı 21 maç ve 33 gol, 56 Yabancı takımına karşı 94 maç ve 96 gol. 112 352 470 İstanbul takımlarından Galatasaray’a karşı 11.2.1916- 10.2.1933 arasında yer aldığı 43 maçta 27 gol atan Zeki Sporel, Beşiktaş’a karşı da 28.11.1924- 12.1.1934 süresinde oynadığı 13 maçta 15 gol kaydetmiştir.

fbtarih576

Taşra takımlarından Ankara Gençlerbirliği’ne 4 maçta 6 gol, 2 İzmir karması maçında da yine 6 gol atmış, Trabzonspor’un temeli olan Trabzon İdman Ocağı takımına karşı 1933 Türkiye şampiyonasında Ankara’da bir maçta 3 gol kaydetmiştir.

Yabancı maçlarda Zeki Sporel en büyük başarıyı İngilizlere karşı gösterdi. Nitekim, 1918-23 yıllarında 19 İngiliz takımına karşı yer aldığı 34 maçta 52 gol atmayı başarmıştır. 4 Fransız takımına karşı da, 1918-32 yılları arası 6 maçta 11 sayı kaydına muvaffak oldu.

Zeki Sporel’in değerini, 9 Ekim 1927 deki 2-2 lik İstanbul-Viyana temsili maçından sonra günlük ve siyasi VAKİT gazetesinin birinci sayfasında, (DÜNKÜ MAÇIN KAHRAMINI ZEKİ BEY), resim altı yazılı bir boy resmi ile beraber, spor yazarı ve Lise öğretmeni Sırrı beyin yazısından tanıyalım:

(…. ŞURASINI BİLHASSA KAYDEDELİM Kİ, DÜNKÜ BERABERLİĞİ, TAKİMİN GÖSTERDİĞİ OYUNDAN ZİYADE, HİÇ ŞÜPHESİZ EN KIYMETLİ OYUNCUMUZ OLAN MİLLİ TAKIMIMIZIN KAPTANI ZEKÎ BEYE BORÇLUYUZ.

Oyunun bitimine 15 dakika kaldığı zaman 2-0 gibi oldukça kesin bir yenilgi ile karşı karşıya idik. Fakat, dün de CİDDEN MÜSTESNA BİR OYUN GÖSTEREREK etrafındaki muhaccimlere birçok gol fırsatları yaratan Zeki bey, sayılık paslarının heder olduğunu görünce, ŞAHSİ MEZİYETİNDEN DOĞAN FEVKALADELİKLERLE, ARKA ARKAYA 2 SAYI YAPARAK MUHTELİT (KARMA) TAKIMI DÜŞDÜĞÜ YENİLGİDEN KURTARDI.

DÜNKÜ MAÇ DA GÖSTERDİ Kİ, ZEKİ BEY EŞİNE BURAYA GELEN AVRUPA TAKIMLARINDA DA RASTLANMAYAN CİDDEN GÜZİDE VE YÜKSEK BİR FUTBOL UDUR. Hücum hattını idarede gösterdiği yüksek kabiliyet her hangi bir futbolcu için başlı başına medar-ı iftihar olacak kadar kıymetli bir meziyet iken, sayı imkânı görünür görünmez parlayan demir gibi şutları hücum hattına adeta, vucüdu çok lüzumlu olan, altıncı bir muhacim kazandırmaktadır. ZEKİ BEY ŞAŞMAZ GÖRÜŞÜ, GÜZEL İDARESİ, ÖLÇÜLÜ PASLARI VE DEMİR ŞUTLARIYLA FUTBOL DÜNYAMIZIN VÜCUDUYLA HAKLI OLARAK ÖVÜNECEĞİ EN KUDRETLİ OYUNCUSUDUR). Galatasaray Câmiasının tanınmış eski futbolcusu ve Büyükelçi Kemal Nejat Kavur’un 1923’de yayınlanan şu kıt’ası, bir rakıpı kalemden çıktığı için ilginçtir:

SAHAYI FUTBOLDA VARDIR BİR ZEKİ
OLMAYA ZİR-Ü CİHANDA ÖRNEĞİ !..
YILDI “GOLKIPLER” ŞUTUNDAN HER ZAMAN !..
NAMİ TUTTU ÇÂR-Û AKTÂR-Û CİHAN !..

Zeki Sporel yabancılarca da gerektiği gibi değerlendirilmiştir. Ünlü Först Wienna takımı, 1928 yılı Avrupa Kupası final maçında santrfor oynatmak üzere onu Viyanaya getirtmişti. Ancak, rakip RAPİD WİEN, bir yabancının enaz 15 gün önceden Avusturya’ya gelmiş olması şartını öne sürüp, itiraz ettiğinden, oynayamamıştı.

Resmi maç idaresi için yurdumuza çağrılan ilk yabancı, Viyana hakem Kulübü Başkanı F.İ.F.A. kokartlı ünlü MİES, 10 Kasım 1933 de İzmir’de Fenerbahçe’nin 8-0 kazandığı İzmirspor Türkiye şampiyonluğu final maçından sonra basına:

“ZEKİ BEY HER YÖNDEN AVUSTURYA MİLLİ TAKIMI SANTRFORU SİNDALER’DEN ÜSTÜNDÜR” demiştir. Sindaler o tarihte İngiltere Milli takımına 2 beraberlik gollerini atmıştı ve Avrupanın en değerli santrforu biliniyordu.

Zeki Sporel, 1 Haziran 1934 Pazar günü sâde bir törenle futbola veda ederken, o gün son maçında F.C.Wien ağlarına 30 metreden takdığı Fenerbahçe forması altındaki 470. golüyle binlerce sevenine, sevinç yerine, hüzün gözyaşları döktür-müştü. Çünkü, futbol sevgisi aşıladığı muazzam kitle artık onu bir daha sahalarda göremeyecekti. Bu hüzün yersiz değilmiş. Zira, Türk futbolu, o gün giden büyük “KAPTAN” ve “ÜSTAD” ‘ın yerini 64 yıldır hala dolduramamıştır. Cumhuriyet gazetesinin 1965’de tertiplediği (42 YILIN EN İYİ 11 ‘i) anketinde, gelmiş geçmiş eniyi santrfor seçilmiş ve yapılan törende kazandığı altın madalya ile ve 67 yaşında İnönü Stadında Şeref turu yapmıştır.

Vefatından sonra:

Zeki Sporel’in vefatı bütün yurtta derin acılar yarattı. Cumhuriyet gazetesinde, “FENERBAHÇE’Yİ FENERBAHÇE YAPAN EŞSİZ BİR KİŞİYDİ !..”, başlığı altında, tanınmış eski sporcu ve yöneticilerin sözleri yer almıştır. G.S. ve Milli takım eski kaptanlarından Nihat Bekdik:

— Zeki ile 1918’de tanışmıştık. F.B. maçlarında onu tutabilmek için çok sıkıntı çekerdim. Gelmiş geçmiş en iyi santrfordur. Yeri doldurulamamıştır. Çok üzüntülü ve kederliyim. İnşallah Zeki ile ahrette de buluşur, kardeşliğimizi ebediyen sürdürürüz.

Beşiktaş eski kaptan ve Başkanı Hakkı Yeten:

— Zeki Kaptan büyük futbolcu ve mert bir insandı. Türk sporuna büyük hizmetleri geçen bu müstesna insan ve çok kıymetli kaptanımız ve ağabeyimizin ölümünden son derece üzüntü duydum.

Galatasaray Kulübü eski futbolcu ve Başkanlarından Suphi Batur:

— Zeki, bizden önceki ve bizim neslin en centilmen sporcusu ve Türk Futbol tarihinin eşi bulunmaz santrforu idi. Mütareke yıllarının (ZEKİ)’sini Vatanını seven her Türk, kalbinde ebediyen yaşatacaktır. Taksim ve Union Club sahaları onun hatıralarınıdaima yaşayacak ve hafızalardan asla silinmeyecektir. Onu rahmetle anarım !..

Galatasaray Kulübü Başkanlarından B.T.G.M.’ü Ulvi Yenal:

— Bazen karşılıklı, bazen de Milli takımda beraber oynadığımız çok sevgili ağabeyimiz, kaptanımız, kısacası her şeyimiz olan Zeki Sporel’in ölümü beni mateme boğmuştur.

Rüştü Dağlaroğlu – Fenerbahçe’yi Fenerbahçe yapan eşsiz bir şahsiyettik Kişiliğiyle kaplerde abideleşmişti. Son derecede acı içindeyim !..)

Büyük Fenerbahçeli, nur içinde yat !..

fbtarih578

fbtarih578

LEFTER KÜÇÜK.

Fenerbahçe A takımında 615 kez yer alarak rekor yapan, milli takımda 22 sayı ile en çok gol atan, 50 milli maçla ilk altın madalya kazanan ve Avrupa’ya bedel karşılığı ilk transfer olan futbolcumuz LEFTER, Türk sporundaki bu birbirinden değerli ve ilginç özelliklerinden ötürü, ayrıca ele alınmaya hak kazanmıştır.

fbtarih579

Türk futboluna değer katan ve sporda, “ORDİNARYÜS PROFESÖR” ünvanı kazanan Lef-ter nasıl Fenerbahçeli oldu?.. Bu konu, bir soru üzerine, şu kitabın yazarı tarafından, Lefter’in 9 Ekim 1963 deki 50. milli maçından sonra “Milliyet” gazetesinin yayınladığı 8 sayfalık (LEFTER) ilâvesinde şöyle anlatılmıştır:

(Lefter’in Fenerbahçe’ye transferi, devrimizin transfer hadiselerine benzemeyen bir hikâyedir. Anlatayım:

Sene 1946. Aralık ayının en soğuk günlerinde-yiz.. Kalecimiz Cihat Arman Yedek Subaya gittiğinden, Beyoğluspor’un serbest kalecisi Şalabi’yi almak için Kulüp Başkanı Ohanides’le görüşürken:

(— Rüştü Bey; sana öyle bir futbolcu tavsiye edeceğim ki, anasından Fenerbahçe stili için doğmuş bir delikanlı.. Adı Lefter.. Taksim Kulübünde oynuyordu. Şimdi nerede bilmem. Galiba askermiş. Onu bulun ve alın….)

Lefter’in Diyarbakır’da asker olduğunu B. takımımız solbeki Ruhi Karaduman’dan öğrenmiş, orada Emniyet Amiri olan babası kanalıyla, terhisinde doğruca Kulübe getirilmesini kararlaştırmıştık.

Şeref stadında 23 Nisan 1947 günü Vefa milli Küme maçına çıkılmak üzere iken, Ruhi’nin getirdiği Lefter’le Salı günü Fenerbahçe Kulübüne gelmesi için “Asker sözü aldım…. Lefter Kulübe geldi. Yeni antrenör Molnar’la tanıştırdım. A takımına karşı B takımında oynayıp kaleci Hüs-nü’ye 4 gol atınca, duş bile almadan kaçıp gitmişti. 10 gün görünmeyince, Kulüp müdürü Reşat Erte, onu Büyükada’dan getirdi… Lefter’le müze salonuna çıktık.

— O gün bir Allaha ısmarladık demeden nasıl kaçıp gidersin?., sözüne:

— Affedin., ağabeylerime gol atınca hem utandım, hem de korktum. Kimseye görünemedim.. Hem Beşik,taşlı Şükrü ile G.S. lı Reha:

— Sakın Fenerbahçe’ye girme, harcarlar seni!.. Bize gel… diye ikisi de bana asılıyorlar… dedi. Babası biraz rahatsızmış… ilaç parası olarak uzattığım 200 lirayı alırken:

— Teşekkür ederim. Evvel Allah bu paranın kaç katını Fenerbahçe’ye ödemeyi namus borcu sayacağım!., dedi. Salı ve Perşembe günleri muntazam olarak geliyordu.. Bir hafta sonra kömür alması için 200 lira daha verdim. Taksim Kulübü Başkaptanı Agopyan’dan ilişiksiz kağıdını da ücretsiz olarak aldıktan sonra, Lefter A takımı kadrosunda işlem görmeye başladı. Yani, ne Lefter, ne de Taksim Kulübü Fenerbahçe’den transfer veya bonservis ücreti olarak, bir kuruş bile almamışlardır.

O tarihte G.S. da Haris ile Koçis, Beşiktaşta da Hristo ile Çaçis yer alırlardı. Lefter’in İstanbul dışında ne hava yaratacağı tek kuşkumdu. Kocaeli Bölge Başkanı Nuri beye telefon edip, 5 ve 6 Temmuz 1947 de İzmitte Kocaeli karmasını 5-2, Adapazarında da Adapazarı Gençliği 4-0 yendiğimiz maçlarda, Lefter’in binlerce yurttaşın ellerinde taşınması içimi rahatlattı. Yine o günlerde 2 eniştesinden birinin eczacı, diğerinin süvari yüzbaşısı Müslüman Türk oluşlarını öğrendiğimde ve hele bir yılını doldurmadan Ay-Yıldızlı takını ve Fenerbahçe adına, Atina statlarında goller atarken, etrafımda koparılan saldırgan tonlu, “VİRE TÜRK TOHUMU!..”, yaygaralarından sonra, Lefter, yalnız gözümüzde değil, gönlümür de de yer etmişti, artık!…)

LEFTER İTALYA VE FRANSADA…

Haziran 1947 de Fenerbahçe formasını giyer giymez devleşen ve sadece 10 ay sonra, futbolumuzun aslarla dolu parlak döneminde, Ay-Yıldızlı formayı sırtlayan, sonra da Türk futbolunun, “ORDİNARYÜS PROFESÖR” ü ünvanını alıp ona şerefler kazandıran Lefter, 1951 Eylülünde Fiorentina Kulübüne transfer oldu. Bir yıl İtalya’da, bir yılda Fransa’nın Nice takımında oynayan Lefter, 1953 de İstanbul’a dönüşünde yine Sarı-Lâcivertli Kulübe girmiş ve futbole 1964 yılında Fenerbahçe’de veda etmiştir.

• Bir çok noktaları bilinmeyen, (Lefter’in Avrupa’ya para karşılığı transfer olan ilk Türk futbolcusu), olması şöyle cereyan etti:

Üstüste 2. Lig şampiyonu olmasına karşı, terfi maçlarında bir türlü birinci Kümeye geçemeyen ADALET fabrika Kulübü, 1951 Haziranında Fenerbahçe’nin 7 futbolcusuna birden el atmıştır.

Adalet’in, fabrikasına daha etkili reklam için, basın yoluyla, Fenerbahçe’ye, “HODRİ MEYDAN!..” demeye cür’et edebilmesinde başlıca şu 3 etken rol oynadı:

1- Fenerbahçe Kulübünün, stadına 25 bin kişilik beton tribün yaptırmaktan dolayı, borçlu oluşu,

2- 20 yıl önceki Güneş Kulübü hikayesine dayanan G.S. lı bir kısım yöneticinin, elaltmdan, Adaleti desteklemeleri,

3- Fenerbahçe’nin son kongresinde yönetim kuruluna seçilemeyen tanınmış bir zatın Adalet Kulübünü teşvik etmesi ve bu transferlere aracı olması.

Bu tarihte 120 bin lira bütçeli Fenerbahçe Kulübü, stadı için giriştiği 25 bin kişilik 35 basamak tribünler için 270 bin liralık taahhüde girmekten ötürü, borçlanmıştı. Buna rağmen, kulüp, futbolcularına çok cömert davranıyor, bu amatörlük döneminde ayda 100 lira olan antrenman ve maç tazminatlarını Ekim 1950 den beri, 9 aydır 370 liraya çıkarmış bulunuyordu. Ancak, Adalet’in gösterdiği avantaj daha büyüktü. Her Fenerbahçeli futbolcuya 8 bin lira ikramiye, 200 lira aylık ve vergi dışı 2 battaniye makinesinin kârını teklif ediyordu.

Fenerbahçe Kulübü, Adalet’in el attığı 7 futbolcudan M.Ali Has’la, Lefter’i bırakmamak azminde idi. Nitekim, sözü edilen Fenerbahçeli zat, kasasındaki 8 bin lirayı hemen gelip alması için, M.Ali’nin Paşabahçe’deki evine Lefter’i musallat etmiş, ancak, M.Ali Adalet’e gitmemiştir.

Tereddüt içinde bocalayan Lefter’e gelince; ona da:

(Adalet’e girme, Kulüp seni memnun eder, buna inan. Ama, girersen bil ki, seni o forma altında oynatmayız. Eğer, “Avrupa’ya gideceğim!…” dersen, seni çiçeklerle uğurlarız!..) dendi. Lefter, “Ben Fenerbahçe’den ayrılmam. Yemin ederim….” diye kesin güvence verdi. Buna rağmen, Adalet’in, 2 özel maç için, 5 takım arkadaşıyla, götürüldüğü Bursa Atatürk stadında, taraftarların engellenmeleri üzerine, çekinip geldiği İstanbul’da; Fenerbahçe Genel Sekreterine:

– Haklı imişsiniz. Burada Fenerbahçe’den başka bir kulüpte oynayamayacağımı bende anladım. İtalya’ya gideceğim. Bonservisimi istiyorum. Demiş, ancak şu cevabı almıştır.

– Sözünü tutmadın. Bizi c’e çok üzdün. Bonservisini artık gideceğin kulüp bizden istesin!…

Berlin’de 17.6.1951 de Türkiye’nin2-1 kazandığı Almanya milli maçını izleyen Hideguti, çok beğendiği Lefter’i Fiorentina’ya tavsiye etmiş, İtalyan Kulübü de UNCUYAN adlı birini İstanbul’a gönderip Lefter’le temas kurmuştu…..Bu nedenle, Lefter, amatör olduğunu öne sürüp Beşiktaşlı Şükrü Gülesin, G.S. lı Bülent Eken ve Adalet’li Bülent Eseri örnek gösterip, B.T.G.M. lüğü ve F.Federasyonu’na baş vurduysa da ilişiksiz kağıdını alamadı. Direnen Fenerbahçe Kulübü Fiorentina’nın mektupla başvurusunu da oyalamış ve bu arada hazırlanan ve 24 Eylül 1951 de yürürlüğe girecek olan ilk profesyonellik talimatnamesini öne sürüp, o yılın Temmuz transferini Ekim ayına erteletirken, ayrıca ek bir madde koydurup, Kulüplerinden 100 liradan fazla aylık almış bulunanları da talimatname kapsamı içine aldırmıştır. Böylece Adalet’e gidenlerle Lefter profesyonel duruma sokulmuşlar ve bu kulüplerde oynayabilmeleri Fenerbahçe’nin iznine bağlanmıştır.

fbtarih581

İstanbul’a gelen Fiorentina Genel Sekreteri Dr.Beni, istenen 30 bin liraya; Fenerbahçe’nin Lefter’e şimdiye kadar, Adada dükkan açması için verdiği 3500 lirayı kabul edebileceklerini söylemiş, ayrılırken de 7500 e çıkmış ve anlaşma olmamıştır.

Nihayet, Milli Eğitim Bakanı’sın 20 Eylül 1951 günü Ankara’dan telefonla Lefter lehinde tavassutta bulunmasından sonra, 21 Eylülde İstanbul İtalyan Konsolosluğu aracılığıyla, 3,5 milyon liret yani 20 bin lira karşılığında ilişiksiz kağıdı, 27 Eylülde, Genel Sekreter Rüştü Dağlaroğlu tarafından Roma’da Fed.G.Sekreteri Dr.VALANTİNİ ye verildi.

Lefter, 30 Eylül 1951 Pazar günü Floransa’nın COMMUNALE stadında Juventus’e karşı ilk lig maçını yaparken, Dağlaroğlu’nun sağındaki Floransa Valisi, solundaki Fiorentina Kulübü Başkanı Dr.ANTONİNİ’ye birkaç kez eğilip:

— Bravo Signore Presidante; Felisitasione, Turko perfekto… Turko perfekto…. (Bravo reis bey, tebrikler…. Türk, mükemmel, Türk mükemmel!…) diyor, 70 bin İtalyan da, sık sık bravo Turko, Bravo Turko diye ayağa kalkıp Lefter’i alkışlıyorlardı.

Lefter, 2 yıl sonra Haziran 1953 de İstanbul’a dönüşünde Fenerbahçe ile 9000 liraya anlaştı. 40 yaşına, saçları ağarana kadar, tam 17 yıl Güneş gibi Türk sahalarına ışık saçtı. Bu bakımdan onu şu kitabın birkaç sayfasına sığdırabilmek çok güçtür.

Fenerbahçe ve milli takım kaptanı Lefter’in, 9 Ekim 1963 de Ankara’da Romanya’ya karşı 50. kez milli olduktan sonra, 72. dakikada yerini, yine F.B. li, “ŞENOL” e bırakıp eller üstünde sahadan ayrılışını, “MİLLİYET”, 8 sütunda şu manşetle yayınlamıştır:

(50. MİLLİ MAÇINA YİNE KAPTAN OLARAK ÇIKAN VE ÇİÇEK YAĞMURUNA TUTULAN LEFTER FORVETİN EN MUVAFFAK ELEMANI İDİ…)

HÜRRİYET’DE “HERŞEY LEFTER İÇİNDİ!..” başlığı altında, şöyle yazdı: (EVET DÜN HERŞEY LEFTER İÇİNDİ. BU, LEFTER’İN MAÇI İDİ. Koca Başkent onu görmek, bağrına basmak için akıyordu 19 Mayıs’a. Caddelerde, sokaklarda her yerde, her şeyde Lefter vardı. Saçları ağarmış Lefter hala sahalarda ve 50. milli maçını oynayacaktı. Maçtan 2, hatta 3 saat önceden 19 Mayıs Stadı; “Lefter, Lefter…” diye inlemeye başladı. Türk futbolunun bu efsaneleşmiş ismini, “MİLLİ TAKIM ÇOK YAŞA….” larla birleştiriyorlardı.

İşte, bu hava içinde saçlarını sahalarda ağartmış Türk futbolunun “Leftcr”i başta olarak, milli takım sahaya çıktı. Görülecek şeydi bu. Onbin-lerce kişi yekvücut olmuş halde, Milli Takımını ve Lefter’ini alkışlıyordu. Şeref tribününün önüne geldiler. Bütün stat ayaklanmış, “Lefter, Lefter…” diye inliyordu. Kocamış Kurt bu sevgiye sadece 2 damla yaşla teşekkür edebildi. Bunlar sevinç gözyaşları idi.

Federasyon Başkanı O.Ş.Apak Lefter’in boynuna çiçekten kolye taktı. Arkasından Kupalar, çiçekler, hediyeler yağdı, Lefter’in kucağına Maçtan sonra Rumen başantrenörü PLOESTANU:

“MİLLET MECLİSİNDE BİR PARLEMEN-TER GİBİ İHTİŞAMLA PARLAYAN LEF-TER’İN TÜRK FUTBOLUNA, 40 YAŞINDA BİLE, HİZMET ETMESİ DÜNYA ÇAPINDA BİR HADİSEDİR…” demiştir.)

7 AY SONRA YİNE SAHADA….

38 maçlık 1963/64 Türkiye Liginin son hafta-lın» çok dar kadrolu ve yorgun Fenerbahçe için kritik geçiyor, Beşiktaş’la 1 e inen puan farkıyla şampiyonluk tehlikeye girmiş bulunuyordu. Lef-ter, 3 Mayıs 1964 de Ligin son 12 maçtır yenilmeyen çok diri takımı İstanbulspor’a karşı, bir gün önce hafif bir antrenmanla kendini tartıp, “OYNARIM” dedi ve oynadı. 37.735 biletlinin izlediği ve 1-0 kazanılıp şampiyonluk yolunda F.B. ye rahatlık veren bu maçtan sonra Lefter, futbolumuzun yine 1 nolu virtüözü oldu. Milliyet de Kahraman Bapçum’dan:

(Bütün stat yalnız Lefter ile meşguldü. Ne yaptı Lefter?.. Futbol oynadı. Doyasıya ve doyurası-ya. Sonra, takım çıkaramayan Fenerbahçe’yi ligin en zorlu maçında başı ve göğsü dik olarak, çok kuvvetli bir moralle oynattı. Sonra da, olsa olsa 20 bin kişilik seyirciyi 38 bine çıkartıverdi…. Fenerbahçe’nin genç futbolcuları sahada duruyor ve Lefter hala futbol sahasını kramponları altına almış yoğuruyordu. Yaşı 40 tı ve 7 aydır da maç yapmamıştı..)

Necmi Tanyolaç, anlamı zamanla daha büyük değer kazanacak, yazısına, (DERSİNİ VERDİ, GİTTİ) başlığını koymuştur:

(…. 7 aydır futbol oynamamıştı… Hiç kimsenin aklının ucundan geçmiyordu takımının en mühim maçında oynayacağı. “Oynarım.” dedi. “Fenerbahçe için her şeyi yaparım!”

Türk futbolunun en büyük futbolcusu Lefter, dün 38 bin kişi önünde futbol dünyasına bir kere daha dönmesini bildi. Klastı, Yıldızdı, inceydi, hırslıydı, biçimliydi. Çalışkandı. 20 futbol yılına ismini veren adamdı. Zaman zaman yırtınarak pas uzattığı arkadaşlarından yaşça bir misli ilerideydi. Öyle başladı, öyle bitirdi, Fenerbahçe’nin ölüm dirim maçını…..

……Adam çok iyi futbolcuydu, ama 40 yaşında idi. 40 yaşında maça çıktı ve giderken bir kartvizit bıraktı sahaya: LEFTER – ORDİNARYÜS PROFESÖR) Kendini maça hazırlama, hırs, dirilik, gerektiğinde takımı sürükleme ve realizatörlük Lefter’-in bir çok meziyetleri arasındadır. Futbolculuk haysiyet ve şerefini titizlikle korumuş ve tek bir maçta bile sahayı protesto ile terk etmemiştir. Bu özellikleriyle her zaman başarılı olan ve bu nedenle de çok sevilip gönüllere yerleşen ve zihinlerden silinmeyen Lefter, futbolu bıraktıktan uzun yıllar sonra da kendini çok aratmıştır.

Lefter, 17 yıl taşıdığı Fenerbahçe forması altında yaptığı 615 maçla kırılması çok güç bir rekor tesis ederken, bu maçlarda 423 de gol attı. Bu maç ve goller şöyle dağılırlar: 23 İstanbul takımına karşı 315 maç ve 222 gol, 39 Yurt içi takımına karşı 204 maç ve 155 gol, 63 Yabancı takımına karşı 96 maç ve 46 gol. 125 takım 615 maç ve 423 gol. Lefter, İstanbul kulüplerinden G.S. A 44 maçta 18, Vefa’ya 42 maçta 30, Beşiktaş’a 38 maçta 10, İstanbulspora 35 maçta 26, Adalet’e 18 maçta 17 gol attı.

Taşra takımlarından Altay’a 25 maçta 17, Ankara Gençlerbirliği’ne 17 maçta 16 sayı yapan Lefter, 5 Yunan kulübüne 13 maçta 9, 4 Alman takımına 5 maçta 5, 7 şer İngiliz ve Brezilya kulübüne de 9 ar maçta 4 er sayı kaydetmiştir.

Lefter, 50 milli maçı 26 ülkeye karşı yaptı, 22 golü de 14 takıma attı. Atina’da 23.4.1948 deki Yunan ve Ankara’da 3.10.1963 deki Romanya maçları arasında, 16 yılda yaptığı bu 50 milli maçın 3 büyük özelliği vardır:

İlk altın madalyayı kazanmak, milli formayı en uzun süre taşımak ve 22 sayı ile, daha nice yıllar kırılacağa pek benzemiyen, gol kralı olmak… Bunlara, değerli Necmi Tanyolaç’ın yazdığı gibi, 40 yaşında yeşil çimenler üstüne bıraktığı:

LEFTER – ORDİNARIUS PROFESÖR…...

Kartviziti de eklenemez mi?!.(Fenerbahçe Kulübü, yasa gereği İtalya da bloke edilen 3,5 milyon lireti, o sırada gazeteye matris alımı için Romada bulunan ve (10 bin liradan fazla vermeyiz!..) diyen (Zafer) gazetesi hissedarına karşı, 4 F.B. liye 20 bin liraya devretti. Adalet Kulübünden de Salahaddin ile Erol’un bonservisleri karşılığı 15 bin lira aldı. Sağlanan bu 35 bin lira ile, 25 bin kişilik tribün inşasından bankaya borçlanıp 2. İcra’ca 760 bin lira değerle hacizli F.B. stadı hacizden kurtarılmış ve 170 bin lira borç sıkı bir tasarrufla 2 yılda kapatılmışsa da, Liretler konusu, 4,5 yıl sonra bir ihbarla, (Türk Parasını Koruma Kanunu) gereği, sorumlu gösterilen F.B. Genel Sekreterinin bir yıl İstanbul 1.Asliye Ceza Mahkemesinin kapı eşiğini aşındırmasını gerektirmiştir.)

fbtarih583

MÜZDAT YETKİNER

Futbolda gözünü açtığı Fenerbahçe kulübünde Milli Takım kaptanlığına kadar yükselip, zirveye ulaşan büyük Müzdat Yetkiner Sarı-Lacivertli kulübün emektar ve fedakâr mensupları arasında en başta yer alanlardandır.

Müzdat 1922 de istanbul’da doğdu. Haydarpaşa lisesinde öğrenci iken, sütkardeşi Ünlü milli sola-çık Halit Deringör’le beraber Fenerbahçe kulübüne kaydolmuş ve kısa sürede sivrilip, ilk kez 1 Mayıs 1942 de Romanya şampiyonu Rapid Bükreş’e karşı A takımının santrfor mevkiinde yer almıştır. Bu yerde canlı ve atak futbolu ile gol krallıkları kazanırken, daha sonra soliç ve ortasahaya geçti ve 28 Ekim 1950 de Tel-Aviv deki İsrail maçında sağbekte milli olduktan sonra, 7 Ekim 1956 da milli takım kaptan ve solbeki iken, Fikret Kır-can’la beraber, Fenerbahçe’nin 0-0 lık Dinamo (Moskova) maçında futbola veda etti. Kalecilik de dahil takımın onbir yerinde başarı ile oynamış olması futboldaki yeteneğinin yüksekliğine ölçüdür.

Tatlısert futboliyle temayüz eden Müzdat, son derecede dürüst ve centilmen bir futbolcu olarak tanınıp sevilmiştir. Fenerbahçe’de 16 yılda 394 maç yapıp 120 gol attı. Yönetim kurulunda da görev almıştır.

M. REŞAT NAYIR

Fenerbahçe futbolunda 1935-37 yıllarında bir orta saha 3 lüsü vardı ki Türk futbolunda en mükemmeldi denmeye lâyıktır. Son derecede etkili, şiir gibi oyun ve verdiği temaşâ zevki ile dillere destan olmuştu.

Fenerbahçe bu 3 yılın yalnız ilkinde 2 yenilgi almış, diğer 2 yılda hiç yenilmemişti. Hatta, silme galibiyetlerle kazandığı 1937 şampiyonasında 47 ye karşı yalnız bir tek gol yemişti. İşte, CEVAT, ANGELİDİS, REŞAT dan oluşan bu ünlü haf hattının sol kanadındaki Mehmet Reşat gelmiş geçmiş en teknik ve centilmen futbolcularımızdan olarak tanınmıştır.

1911 de İstanbul’da doğan M. Reşat futbola gözünü Fenerbahçe 4. takımında açtı. 1928 den 1940 a kadar A takımında 312 maç yapıp 14 de gol attı. Fenerbahçe’nin kazandığı 13 büyük şampiyonlukta yer aldı ve 4 kez de A milli oldu. 1936 Berlin olimpiyadına katılan, İstanbul Bölgesi Futbol Ajanlığı yapan M. Reşat Nayır bir süre birinci ligde hakemlik etmiş, 1962/64 dönemi yönetim kurulunda da bulunmuştur.

Dr. REŞAT DERMANVER

1914 Yılında İstanbul’da doğan ve 1939 da Askeri Tıbbiyeden mezun olan Dr. Reşat Derman ver Fenerbahçe’nin iki kuşağına emekler veren, tanınmış ve sevilmiş- bir Sarı-Lacivert âşıkıdır.

Fenerbahçe’nin 1945/50 li yıllarda trenle yapılan her Ankara deplasmanında komutanı bulunduğu Sincan’daki sılııye bölüğüyle beraber, takımı başkent kapılarında pankartlar ve tezahüratla karşılaması unutulacak anılardan değildir.

1953 Yılında Binbaşı iken sivile geçen Dermanver Haydarpaşa ve Cerrahpaşa hastanelerinde yıl-lırca Fiziko-Terapi servisi şefliğinde bulunmuş ve daha sonra da Beyoğlu Parmakkapı’da modern bir tesis meydana getirerek kendini burada, başta Fenerbahçeliler olarak, sporcu gençliğin sağlığına vakfetmiştir. Bu kliniğin o tarihler için Türkiye-nin en modern tesisi olduğunu iddia etmek yanlış olmaz.

Kulüp doktoru olarak Fenerbahçe ve Fenerbahçelilere çeyrek yüz yıl yararlı olan Dermanver’in Sarı-Lacivertli yuvadaki hizmet ve hatıraları her zaman anılacaktır.

İŞTE FENERBAHÇE !… BİR MEVSİMDE 8 DALDA TAKIM HALİNDE 19 İSTANBUL ve TÜRKİYE ŞAMPİYONLUĞU

KADIKÖY (YURT SİNEMASI), 20 MART 1966

Fenerbahçe Spor Kulübü Kongresinde Genel Sekreter Rüştü Dağlaroğlu’nun sunduğu Yıllık Çalışma Raporu’nun son paragrafları: (Dönem: 7.3.1965/20.3.1966 MUHTEREM FENERBAHÇELİLER;

ÇOK AĞIR SORUMLULUK TAŞIYAN GÖREV ve ÇALIŞMALARIMIZDA İRADEMİZ DIŞI İŞLENMİŞ HATALAR HARİÇ, KULÜBÜMÜZ MENFAATLERİNİN ANA PRENSİP ve tek HEDEF OLARAK KABUL EDİLDİĞİNİ ve BUNA SON DERECEDE İYİ NİYET VE HASSASİYETLE UYULDUĞUNU KABUL ETMİNİZİ RİCA EDERİZ.

PEK ÇOĞUMUZ HATIRLARIZ: KULÜBÜMÜZ TARİHİNDE “ALTIN YIL” İSMİ VERİLEN 1959 YILI KONGRESİNDE İNÖNÜ STADINDAN BİR TELGRAF GELMİŞTİ. BU TELGRAFTA, ATLETİZM MÜSABAKALARINDAKİ 3. KATEGORİ BİRİNCİLİĞİMİZ MÜJDELENİYOR ve YILIN BU 12. ŞAMPİYONLUĞU SÜREKLİ ALKIŞLARLA KUTLANIYORDU.

KULÜBÜMÜZ BU YIL, 8 SPOR DALINDA, İSTANBUL ve TÜRKİYE BİRİNCİLİKLERİ OLARAK, TAKIM HALİNDE, 19 RESMİ ŞAMPİYONLUK KAZANMIŞTIR. İDARE HEYETİNİZ 12 ŞAMPİYONLUK YILINI “ALTIN YIL” OLARAK KABUL EDEN ve BUNU SÜREKLİ ALKIŞLARLA KUTLAYAN SAYIN KONGREYE BUGÜN 19 ŞAMPİYONLUK ARMAĞAN ETMEKLE HUZURUNUZDA KENDİNİ BAHTİYAR SAYAR.

YİNE BUGÜN FENERBAHÇEMİZ BORÇ ALTINDA EZİLMİYOR. MALİ YÖNDEN SON 10 YILIN EN RAHAT DÖNEMİNİ YAŞIYOR. BİLANÇODA GÖRÜLEN 320 BİN LİRA AÇIĞIN 190 BİN LİRASI ÖNÜMÜZDEKİ TEMMUZ AYINDAN SONRA ÖDENMESİ GEREKEN TRANSFER HESABIDIR.

fbtarih584

fbtarih585

fbtarih585

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 1

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 2

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 3

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 4

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 5

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 6

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 7

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 8

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 9

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 10

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 11

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 12

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 13

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 14

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 15

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 16

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 17

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 18

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 20

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 21

Written by kesinofsayt

20 Aralık 2012 at 15:49

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 18

leave a comment »

IMG_2902

FENERBAHÇE’DE HENTBOL

İlk kez 1915 de Almanya’da, uygulanan (HANDBAAL) sporu, önce kadınlar arasında 20 X 40 metre kapalı salonlarda başladı. 1919 dan sonra erkekler arası 40 X 50 metre sahalara ve 1934 den itibaren de, o yıl Almanyada kurulan ilk Federasyonu tarafından, nizami futbol sahalarına aktarılmıştır.

Yurdumuzda ilk kez 1923 de salonda oynanmaya başlanan (ELTOPU), 1932 den itibaren GAZİ TERBİYE ENSTİTÜSÜ BEDEN EĞİTİMİ Şubesi talebelerine öğretilmiş ve bu yoldan, önce okullar, sonra da spor kulüpleriyle bütün yurda yayılmıştır.

SPOR OYUNLARI FEDERASYONU’na bağlanan Hentbol sporunda ilk bölge birincilikleri 1942 de, İlk Türkiye şampiyonası da 1945 de tertiplenmiş ve maçlar nizami futbol sahalarında oynanmıştır.

Hentbol’de ilk İstanbul bölge şampiyonluğu 1942/43 mevsiminde yapıldı ve Defterdar Kulübü şampiyon oldu. Bunu, Fenerbahçe’nin 1943/44 ve 1944/45 de üstüste kazandığı iki İstanbul şampiyonluğu izlemiştir. Böylece, 1945 de Ankarada yapılan ilk Türkiye şampiyonasında İstanbul’u birinci Fenerbahçe ile ikinci Galatasaray temsil etmişler ve sonunda Ankara şampiyonu Harbokulu birinci, Fenerbahçe 2. Muhafızgücü 3., ve Galatasaray dördüncü olmuşlardır. Bu ilk Türkiye şampiyonasına katılan Fenerbahçe Hentbol Takımı:

Nuri Pekesen – Faruk Hızer, Sadi Sezen-Numan Uzun, İsmet Aldinç, Hulusi, Kemal Aksur, Sabri Kiraz, Halim Uluşahin (K), Recep ve Salahattin’den oluşmuştur.

Türkiye şampiyonasında en heyecanlı maç 30 Haziran 1945 günü oynanan Fenerbahçe-Muhafızgücü karşılaşması oldu. 3-3 ve 7-7 beraberliklerden sonra, durum uzatmada da 10-10 iken, Halim Uluşahin Fenerbahçe’yi finalist yapan 11. golü attı. Final maçını ise 5/7 Harbokulu kazandı.

Hentbol şubesi Fenerbahçe Kulübünde 1942 yılında Haydarpaşa lisesi öğrencileriyle birlikte kurulmuştur. Okulun beden eğitim öğretmeni Abdi Atamer’in o sırada Fenerbahçe stadı müdürü de olması, aynı okulda öğretmen muavini olan Muhtar Sencer’in girişimiyle, bu imkânı sağladı. Ancak, ilk yıllar mahrumiyetler içinde yüzen, hatta üstüste şampiyonlukları Haydarpaşa lisesinin Kırmızı-Beyaz formaları ile oynayıp kazanan Fenerbahçe Hentbol Şubesi, 1946 da da kazandığı İstanbul şampiyonluğundan çirkin bir tertiple ikinciliğe düşürülüp Türkiye birinciliğine katılmak hakkından mahrum bırakılınca, Hentbol şubesi bir daha açılmamak üzere kapatıldı.

Türk sporunun bugüne dek, ne tür yönetim ve kafalarla savaşmak zorunda kaldığına bir örnek olarak, daha niceleri yaşanmış çirkinliklerden biri olan bu olayı hatırlamak yararlı olur:

Fenerbahçe Hentbol takımının Çarşamba günü Galatasaray ile yapacağı son maçta berabere kalması dahi üstüste üçüncü İstanbul şampiyonluğunu kazanmasına yetecekti. Takım Mecidiye-köy stadına gitmiş, hakem gelmediğinden, Hentbol Ajanlığının talimatname gereği Iaysmen-lerden biri ile yaptırdığı maç 2-2 sonuçlanıp, Fenerbahçe 1945/46 İstanbul şampiyonluğunu da kazanmıştır. Ancak, Fenerbahçe, Hentbol şubesi Kaptanı Sabri Kiraz’a, 24 saat sonra, Perşembe günü aynı ajanlığın şu tebliği ulaştırıldı:

(— Çarşamba günü yapılan maç, evvelce tayin olunan hakemle Cuma günü aynı saha ve saatte tekrarlanacak ve şampiyon takım, Türkiye birinciliklerine katılmak üzere, Cuma günü Ankara’ya gidecektir.)

Haydarpaşa ve Boğaziçi liseleri öğrencilerinden oluşan Fenerbahçe takımını bir gün içinde toplama ve toparlamanın olanaksızlığı ve dolayısıyla da, şampiyonluğun oldu-bitti ile el değiştirilmek istendiği açıktı. Nitekim, yeniden sahaya gelmeyen, daha doğrusu, gelmesine olanak bulunmayan Fenerbahçe takımı, hükmen yenik sayılıp plan ve tertip başarıya ulaşmış ve Ankara’ya gerçek şampiyon değil, ajanlığın arzuladığı takım gönderilmiştir.

Hentbol sporunun İstanbul’da sevilmemesi ve gelişmemesi için herşey yapıldı. Başta ezeli hastalık olan Kulüpçülük olmak üzere, maçlar hafta ortası ve Mecidiyeköy’de seyircisiz oynatılmış ve hiç bir surette teşvik görmemeştir. Oysa, 8 Nisan 1945 de Kadıköydeki Fenerbahçe-Galatasaray futbol maçından önceki, aynı kulüplerin Hentbol karşılaşması, 10 bini aşan seyirciyi heyecanla coşturmuştu. Fenerbahçe’nin ezeli rakibini 7-4 yendiği 1944-45 liginin bu 2. devre maçı yurdumuzun en ilgi çeken ve kalabalık Hentbol maçı oldu. Bu maçın 2 ilginç anısı daha vardır: Birincisi, ligin ilk devresinde 6/5 yenilen Galatasarayın, rövanşı kazanmak amacıyla çok iyi hazırlanıp ilk haf-tayımı 4-1 önde kapamış olması, ikincisi de, kaleci Nuri Pekesen’in 2. haftayım 3 penaltı kurtararak, 4-7 lik galibiyet ve Fenerbahçe Hentbol takımının 1944-45 mevsimi şampiyonluğunu kazanmasında önemli rol oynamış bulnmasıdır.

İstanbul’da 1946 dan sonra, kırgın Fenerbah-çe’siz, daha da seyircisiz ve sönük geçen Hentbol oyunları, uzun aradan sonra, 1976 da Federasyon Kurulmasıyla, ciddi bir hüviyete büründü. 1977 de de Uluslararası Federasyona Şeref üyesi kabul olunması üzerine de, yeni uygulamalarla salonda oynanmaya başlandı.

Bugün 20 x 40 metrelik kapalı salonlarda, 7 si saha ve 5 i yedekte, 12 şer kişilik takımlarla uygulanmakta olan Hentbol, okullardan, kısa sürede kulüplere yayılınca, özellikle müessese kulüplerinde rağbet görür olmuştur. Birkaç yıldır, Türkiye çapında deplasmanlı şampiyona tertiplenmekte; ancak, yeterince salon ve seyirciye sahip olamamak başlıca noksan olarak gözlere çarpmaktadır.

Fenerbahçe ile G.S. ın ve yakın tarihlerdeki tecrübeden sonra da, Beşiktaş’ın rağbet etmedikleri bu sporda son senelerin sivrilen kulüpleri arasında başlıcaları Hortaş-Yenişehir, Tarsus İ.Y.-Erkutspor, Vefa-Simtel ve Kılıçoğlu-Toprakspor’dur. 1984/85 de Hortaş-Yenişehir’in elindeki şampiyonluk 1985/86 da Tarsus İdmanyurdu’na geçti, 1986/87 de ise birinciliği Halk Bankası kazandı.

fbtarih525

FENERBAHÇE’DE TENİS

Tenis, yurdumuzda, İngilizler tarafından oynanarak yayıldı. Istanbulda Moda ingiliz Tenis Kulübü, Mayak Kulübü ve Osmanbey Kordu ilk tenis tesisleri olup üyeleri genellikle lngilizdi.

Türk’ler arasında tenisi uygulayan ve çalışma alanına alan ilk Kulüp Fenerbahçe’dir ve bu spor dalında, yalnız İstanbul ve Türkiye değil, Balkan şampiyonluğu kazanacak derecede başarıya ulaşmıştır.

Şubenin kurulmasında Kulüp Başkanı Sabri (Toprak) beyin ilgi ve emeği büyük oldu. Şöyleki: Kuşdili lokalinin 1914 de Sabri bey tarafından yaptırılan patinaj sahasının bir süre sonra Tenis Korduna çevrilmesiyle bir çok Türk gencine bu sporda başarı göstermek olanağı yaratılmıştır. Umumi KaptanF. Hüsnü Kayacan beyin ingiltere’ deki görgü ve tecrübelerine dayanarak, bu kort üzerinde 1918 den itibaren Fenerbahçeli gençlere yaptığı hocalık, yurdumuzda, ilk hamlede, S.Sa-lahaddin Cihanoğlu, Galip Kulaksızoğlu, Zeki Sporel, İsmet Uluğ, Sabih Arca gibi değerli tenisçiler kazandırmıştır. Bu gençlere, esaretten dönen Tevfik Taşçı, Prens Muhsin Yeğen, Mehmet Karakaş, M.Reşat Pekelman, Edvard Ohanesyan, Ekrem Rüştü Akömer, Kerim Bükey ve İbrahim Cimcoz’da katıldılar.

Fenerbahçe tenisi ilk şöhretini Mütareke ve İşgal yılları (1919-23) yabancı galibiyetleriyle kazandı. Özellikle, 1920 de Osmanbey Kordu tenisçileriyle yaptığı ilk ciddi ve iddialı karşılaşmadan sonra, 31 Mart .1921 de Amerikalıları, 24 Haziranda İngilizleri ve 28.7.1922 de de Beyoğlu’nun en seçkin yabancı tenisçilerini yenen Fenerbahçeliler, 19.9.1922 de Beşiktaş Jandarma Okulu kortlarında tertiplenen ilk İstanbul bölgesi tenis şampiyonluğunu da tekte Zeki Sporel, Çiftlerde de Galip Kulaksızoğlu – Tevfik Taşçı ile kazandılar ve Sabiha Sultan’ın koyduğu kıymettar vazoyu Fenerbahçe müzesine mâl ettiler.

Fenerbahçe tenisinde beton kortun en hararetli dönemi 1923 den itibaren yaşanmıştır. O tarihe kadar İşgal Orduları subaylarının kendi malları gibi kullandıkları kort, o yıl özgürlüğe kavuşmuş ve yeni gençlerin yetişmelerine olanak doğmuştur.

fbtarih526

Bu beton kortun özelliklerinden biri de Türk hanımlarının modern sporlardaki ilk çalışmalarına zemin olmasıdır. Fenerbahçe Kulübünün tanınmış mensuplarının hemşire veya eşleri olan Vecihe Taşçı, Mediha Baydar, Adriyel Sadak ve Hidayet Karacan gibi bayanlar spor sahalarında ilk kez 1923 de bu kortta göründüler. Kadıköy’ün, yurdun en ileri görüşlü yöresi olmasına karşın, bu atılım yine de kolay olmamış, korta önce musevi bayan çıkarıldıktan sonradır ki, Türk hanımlar da cesaretlenip tenis oynamışlardır.

Tenis’in gördüğü büyük ilgi Fenerbahçe Kulübünü 1926 da toprak korta çıkmaya zorladı. Başta Osman Mısırlı olarak, İstanbul yakası Fenerbahçelilerin Gedikpaşa’da kurdukları korttan sonra, Kulüp de, aynı yıl stadın kuzeyindeki bostanı kiralayıp burada 2 kort yapmış ve Fenerbahçe tenisi tarihin en parlak dönemini bu 2 mükemmel kortta yaşamıştır. Yurdumuzun en değerli tenisçileri Sedat Erkoğlu, Suat Subay ve Şirin bu kortlarda yetiştiler. İkinci tenis kuşağı da burada doğdu ve yetişti. Bunların başlıcaları Danyal Subay, Celâl Uluğ, Ziya Sofu, Necdet Erdem, Vecihi ve Bedi Yazıcı, İzzet Mühürdaroğlu, Ahmet Tandoğan, Müs-lihiddin Tunca, Mücap Ofluoğlu, Lütfü İzer, Alaaddin ve Şahap Taluy, Melih Kutay, Ercüment Karacan, Fikret Gürbüz, Faruk Hızer, Mahmut Dikerdem, Orhan Bayramlıoğlu, Reşat Cihanoğlu, Sedat Atıkkan, Necdet Dalay, Behzat, İlhami ve Tarık Eğrilmezdir. Yine bu kortlar pek çok resmi ve özel karşılaşmalara, hatta 1932 yılı Balkan Tenis Şampiyonluklarına sahne olmuştur.

fbtarih527

fbtarih527

fbtarih528

F.B. TENİSTE BALKAN ŞAMPİYONU

Fenerbahçe tenisinin en büyük başarısı, hiç kuşkusuz, kazandığı 1930 yılı Balkan Şampiyonluğudur. Bu şampiyonada yurdumuzu 3 Fenerbahçeli: Suat Subay, Sedat Erkoğlu ve Şirin temsil ettiler.

TENNİSE CLUB D’ATHENNE de yapılan müsabakalarda önce Suat-Sedat çifti Yunanlı KAİDİS-BALLY çiftini 6/4, 6/3, 4/6 ve 7/5 olarak, 3-1 yendi.

Daha sonra, Sedat ile Şirin BULGAR YORDANOFF-SURÎCİEFF çiftini 6/2, 6/1 ve 6/4 olarak 3-0 mağlup edip Rumenlerle finale kaldı.

Final maçı 5 set ve 2,5 saat sürmüş ve Büyükelçi Enis Akaygen ile bir çok kordiplomatik ve meraklının heyecanlarla izlediği karşılaşmayı Sedat’la Şirin 6/1, 6/4, 5/7, 1/6 ve 4/6 olarak 3-2 almış ve Balkan Şampiyonluğunu Atina da Fenerbahçe’ye kazandırmışlardır.

TENİS’DE DIŞ SEYAHATLER

Fenerbahçe Kulübü teniste 3 dış seyahat yaptı. İlk seyahat 1927 Nisanında Atina’daki başarıl (Doğu Akdeniz Şampiyonluğundan sonra, Roma’ya yapılmış ve Mehmet KarakaşMa Şirin Roma İnternational karşılaşmalarında İspanya çift şampiyonunu 6/2 ve 6/4 yenmişlerdir.

2. seyahat 1930 da Balkan Şampiyonluğu için Atina’ya yapıldı.

3. seyahat de SPORTİNG CLUB BULGARİE’nin daveti üzerine, 1932 Temmuzunda Suat, Sedat ve Şirin tarafından Sofya’ya yapılmış ve Fenerbahçeliler bütün müsabakaları 9/0 gibi sonuçla kazanmak başarısını göstermişlerdir.

FENERBAHÇE TENİS’E VEDA EDİYOR

Fenerbahçe Kulübü’nün mali durumu 1936 da futbol dışı şubelere para tahsisine pek olanak vermediğinden, tenis, yıllık 200 lira tahsisatla ihmal, daha doğru deyimle, kapanma dönemine girdi.

Nitekim, 1940 ve 1941 yıllarına ait, aşağıdaki 2 yönetim kurulu raporu bu görkemli şubenin hazin sonucunu yeterince açığa vuruyor:

25 Şubat 1940 Kongresi raporundan:

(Tenis şubemize ehemmiyet vermek lâzımdır.

Türkiye şampiyonlukları kazanan eski arkadaşlar bu işi ihmal etmekle hataya düşmüşlerdir. Talebelerin çekilişleri de bu sporu sarsmıştır. Şubenin eski canlı ve iyi duruma geçmesini arzularız.)

26 Ocak 1941 Kongre raporundan:

(Tenis şubemiz eski arkadaşlar çekildikten sonra, seneden seneye daha kötü duruma düşüyor. Geçen mevsim 3-5 gençten fazla ilgi gösteren olmadı. Bu güne kadar bu şubeden Kulübe bir irat sağlamak fikri güdülmemiştir. Fakat, 3/5 kişi için de senede dört-beşyüz lira sarfını bu zamanda uygun görmüyoruz. Bu mevsim bu şubeden yararlanmak isteyen Fenerbahçelilerin Moda Deniz Kulübü kortlarından istifadelerini temine çalışalım.)

İşte, bunlar yurdumuza Balkan Şampiyonlukları kazandıran ünlü Fenerbahçe tenisinin ölümünü ilân eden vesikalardır. Fenerbahçe kortları 1940 larda öldü. Zaten, yeni stat ve çevrenin yeni düzeni nedenleriyle er veya geç yok olmaya mahkumdu. Ancak, tenisçileri Hasan Akev – Fehmi Kızıl’lar, Enes Talay – Nazmi Bari’ler, Engin Balaş’lar, Mualla Grodetski ve Kris Uncu’lar, daha uzun yıllar, çeşitli kortlarda Fenerbahçeli olarak şampiyonluklar kazandılar. Bugün, 3. bir kuşak da, yine değişik kortlarda, onların yerlerini almış durumda…

fbtarih529

FENERBAHÇE’DE MASA TENİSİ

Önceleri Ping-Pong adıyla bilinen masa tenisi, yurdumuzda ilk kez 1929 yılında Robert Col-lege okulunda oynandı. Aynı yıl, Ortaköy Kültür Merkezi ile Rum Arnavutköy Kulübünde de uygulanan bu spor, 1939 dan sonra yayılmış ve F.B., G.S. Beyoğluspor, İstanbulspor, Vefa, Şişli, Rum Tarabya ve Kurtuluş Kulüplerinde de gençlerin uğraşısı olmuştur.

Bu sporun ilk uygulayıcılarından Fenerbahçeli Kosta Mavridis’in uzun gayretleri sonucu, Masa tenisi 1948 de B.T.G.M. lüğü resmi faaliyet programına alındı ve Spor Oyunları Federasyonuna dahi edildi. Ancak, burada gelişme imkânı bulamadığından, bir süre sonra Tenis Federasyonuna bağlanmış ve 1954 de de, kurulan İstanbul Ajanlığının başına Mavridis getirilmiştir. Masa tenisi, 1966 yılından beri müstakil bir Federasyonca yönetiliyor.

Masa tenisi Fenerbahçe Kulübünde 1.7.1947 den itibaren resmen ve bir şube olarak faaliyet programına alındı ve 1985 yılına kadar Türkiye’de bu sporun tam anlamıyla öncülüğünü yaptı. Bu uzun dönemde Türkiye’nin en ünlü masa tenisçileri, sıra ile, Güneri Artunkal, Mahir Özbayrak, Cem Avunduk, Tuğrul Aras, Heysan Demirci, Gürcan Karadede ve nihayet Gürhan Yaldız ile Oktay Çimen hep Fenerbahçe’de yetişip yıldız olmuşlardır. Ancak; 1947 den çok önce de bu sporda temayüz eden Fenerbahçeliler vardı. Nitekim, Türkiye’de ilk kez 1930 da İstanbul Altınordu Kulübü tarafından Kadıköyde tertiplenen (ALTINORDU PİNG-PONG TURNUVA KUPASİ), kısa süre sonra, genç yaşta vefat eden, Fenerbahçeli Raşit tarafından kazanılmıştır. F.B., G.S., A.O. ve İst.Spor Kulüplerinden 16 genç arasında 7.2.1930 daki bu ilk şampiyonada Fenerbahçeli boksör, kürekçi ve yüzücü Raşit ile İstanbulspor’ lu futbolcu (sonraları futbol hakemi) Sâmih Duransoy finale kaldılar. 14 Şubatti-ka finali 21/17, 21/14 ve 21/10 Raşit kazanmış ve Kupayı almıştır.

Bu ilk ve tarihsel turnuvadan sonra, en ilginç girişim 1946 da tertiplenen ferdi İstanbul şampi-yonluğu’dur. Bu şampiyonayı kazanan Fenerbahçeli Güneri Artunkal yıllarca İstanbul ve Türkiye şampiyonu oldu ve bu sporun memleketimizde gelişme yıllarının yıldızı olarak sivrildi.

Fenerbahçe, masa tenisini çalışma programına aldıktan sonra, kısa sürede büyük başarılar sağladı. Uzun süre hiç yenilmedi. Ezeli rakip Galatasarayı da, ilk karşılaşmalarında, 15 Ocak 1948 günü 4-1 yendi.

Spor Oyunları Federasyonunca, resmi olarak, ilk kez 1948/49 da tertiplenen İstanbul şampiyonasında, Fenerbahçe Kulübü; Beyoğluspor, Galatasaray, Şişle, Ortaköy, Tarabya ve Kurtuluş’tan oluşan ligde 6 rakibini de yenerek 18 puanla şampiyonluğu kazanırken ezeli rakibini tekrar 6/3 yendi.

Fenerbahçe, 1948/49 dan sonra şampiyonluklarını 1949/50, 1950/51, 1951/52 ve 1952/53 mevsimlerinde de sürdürdü. Tertiplenen bütün özel organizasyonlar, teşvik turnuvaları ve ilk yurtiçi teması olan 1.10.1948 deki 4/1 sonuçla Kocaeli karması maçı ve 1948/53 dönemi centilmenlik mükafatları tümüyle Fenerbahçeli masa tenisçilerince kazanıldı. Bu ilk dönemin nağmağlup Sarı-Lâcivertli masa tenisçileri şunlardır:

Güneri Artunkal, Hamit Pişkin, Aleko Mori-sis, Ojen Raad, Huber, Nejat Tulgar, Niko Magulas, Stefo Halaris, Hannanel ve Marulidis.

MASA TENİSİNDE DE EZELİ REKABET

Hemen her spor dalında olduğu gibi, masa tenisinde de gelişme yıllarında 9 maçlık F.B.-G.S. rekabet dönemi yaşandı. 8 ini Fenerbahçe, birini de Galatasaray’ın kazandığı 9 maç ve 1948/53 arası, 5 yıllık bu dönemi, uzunca bir duraklamadan sonra, 10 yıllık F.B.- Beyoğluspor ve 1985’e kadar yine 10 yıllık Fenerbahçe-Eczacıbaşı rekabet dönemleri izlemiş ve 1985 den sonra bu dalda da, meydan; artık, Türkiye Şampiyonu Fenerbahçeli gençleri transfer eden müessese kulüplerine kalmıştır.

Fenerbahçe Kulübü masa tenisinin gelişip yayılmasında büyük çaba harcadı. 1950 de yurdumuzda ilk kez kız takımı kurdu. Bu spor dalını yaşatmak için bünyesinden diğer kulüplere elemanlar dağıttı. Ancak, bütün bunlara rağmen, Beden Terbiyesinin ilgisizliği yüzünden, 1953 den itibaren bu dalda bir duraklama dönemine girilmesini Önleyemedi. Şubenin Kurucusu Mavridis’in Yunanistana göç etmesi, bir kısım elemanların sporu bırakmaları duraklamayı uzatan nedenler oldular. Bu hareketsizlik sonucu, şube, Istinyedeki Kürek Lokaline sığınır oldu.

FENERBAHÇE-BEYOĞLUSPOR REKABETİ

Fenerbahçe’nin bu tarihlerdeki 1 sayılı rakibi artık Beyoğluspor’dur ve Sarı-Lâcivertliler 1960 larda bu kulüple çetin bir rekabete girişmişlerdir, îlk müsabakalar 1960/61 mevsiminde oldu. Fenerbahçe İstanbul şampiyonu olduğu gibi, bölgeler arası birinciliği de takım halinde istanbul’a kazandırdı. Sarı-Lâcivertli şampiyon ekip, Nâzım Arpacı, Kâzım Osmanlı ve Ümit Paker’den kuruludur.

Fenerbahçe, masa tenisindeki önderlik ve şampiyonluklarını önce 1965 e kadar aralıksız sürdürdü. Hatta 1964 de yeni kurulan Genç ve Yıldızlar da dahil, bütün kategorilerin 1 den 4 e kadar, derecelerini toplarken gerek kıyafet ve gerekse sportmenlikleri, ayrıca, Teşkilât tarafından yazılı olarak övülüp kutlanmıştır.

fbtarih530

İnşaat için Beden Terbiyesine devredilen Fenerbahçe stadının 1965 de yıkılması ve İstinye Denizcilik Lokalinin de Belediyece istimlâki nedenleriyle, San-Lâcivertli 8 erkek ve 3 kızdan oluşan kadro çalışma imkânı bulamadı ve Fenerbahçe üstüste 2 yıl Beyoğluspordan sonra 2. oldu.

fbtarih531

MASA TENİSİNDE FEDERASYON KURULUYOR

Masa tenisinde, 1966 da, Federasyon kurulması bu spor dalındaki çalışmaları daha aktif kılmış ve hızlandırmıştır. Ancak, 2 yıldır düşülen ikincilikten Fenerbahçe’nin kurtulması 1967 de mümkün oldu ve çift bayanlar dışında, bütün kategorilerin birinciliklerini yeniden Fenerbahçeliler topladılar ve Sarı-Lâcivertli müzeye bir çok Kupalar kazandırdılar. Yönetim Kurulunun 19.3.1967 Kongresine sunduğu rapor bunu kanıtlıyor:

(MÜTEVAZİ ŞUBEMİZİN ALDIĞI SONUÇLAR GÖĞÜS KABARTICIDIR. İSTANBUL BİRİNCİLİKLERİNDE, ÇİFT BAYANLAR DIŞINDA, BÜTÜN MÜSABAKALARI KAZANAN GENÇLERİMİZ ŞAMPİYON OLARAK, MÜZEMİZE KUPALAR VE TARİHİMİZE ŞEREFLER KATMIŞLARDIR. KENDİLERİNİ TEBRİK ETMEYİ BORÇ BİLİRİZ.)

Büyüklerde Kâzım Osmanlı, Şaban Salahaddin ve Osman Vardar, ayrıca, Balkan Şampiyonasında milli takımda yer alırlarken Ümit Paker büyüklerde, Haldun Siral gençlerde, Remzi Sarıoğlu da Yıldızlarda şampiyon oldular. Martta Aydın’-daki Türkiye birinciliklerinde 3 ü de Fenerbahçeli olan Şaban, Osman ve Ümit’ten kurulu İstanbul takımı Ankara ve İzmir karmalarını yenerek Türkiye şampiyonu oldu.

1969 da İstanbul şampiyonu olan Fenerbahçe, Türkiye şampiyonluğu bu yıl da Bölgelerarası tertiplendiğinden, birinciliği yine İstanbul’a kazandırdı.

İstanbul 1970 ve 1971 şampiyonluklarını kazanan Fenerbahçe, Ankara ve Konyada yapılan Türkiye şampiyonluklarını da kazandığı gibi, 1971 de yine Konyada yapılan Gençlik ve Spor Bakanlığı Kupasını da müzesine götürdü. Bu yıllarda Perihan Güllüoğlu bayanlar birinciliklerini sürekli olarak kazanmaktadır.

1972 de İstanbul birincisi Fenerbahçe, İzmir-de 4 gün süren müsabakalar sonunda, 2.4.1972 günü finalde Eczacıbaşı’nı 5/4 yenerek Türkiye şampiyonu oldu.

1973 de Perihan Güllüoğlu’nun ayrılması, Şaban Salahaddin’in de sporu bırakmasından dolayı A takımı biraz sarsılmıştır. Bununla beraber, çift erkek, çift bayan ve karma takımlar birincilik Kııpalarıyla takım şampiyonluğu Kupasını yine Fenerbahçe kazanudığı gibi Cumhuriyetin 50.yıl Kupası maçlarında da Sarı-Lâcivertli Kulüp birinci gelip Kupayı aldı.

Toplam 18 elemandan oluşan Fenerbahçe masa tenisi takımları 1974 ve 1975 yılları İstanbul birinciliklerinden sonra, Balıkesir ve Edirne’de yapılan Türkiye şampiyonluklarını da kazanırlarken, erkeklerde Mahir Özbayı ak ile Cem Avunduk, bayanlarda da Gülçin ve Zuhal Erkman Kardeşler temayüz etmeye başladılar.

Fenerbahçe’nin en büyük sıkıntısı olan kapalı salonsuzluk 1976 da masa tenisini de etkilemeye başladı. Şube, 26 ya varan elemanıyla bayanlarda şampiyon olurken, erkekler İstanbul ikincisi oldular. Adanadaki Federasyon Kupası ile Van-daki Türkiye şampiyonasında ise, bayanlar ve karma takımlardaki birinciliklere karşı, erkekler, genel tasnifte Beyoğluspor ve Eczacıbaşından sonra üçüncülüğe düştü,

İstanbul ve Türkiye şampiyonluklarını 1977 de de Beyoğluspor kazandı, Eczacıbaşı 2. oldu. Çift erkek ve bayanlar birinciliklerine karşın, Fenerbahçe yine 3. olunca, ilk kez A dan B grubuna düştü ise de G.Antepteki Federasyon Kupasını kazanınca tekrar A kategorisine yükseldi.

F.B. ELEMANINI KENDİ YEŞİTİRİYOR….

Fenerbahçe’nin Masa Tenisinde başlıca avantajı elemanlarım kendi bünyesinde yetiştirmesidir. Bir zamanlar olduğu gibi, futbolda da yeniden yaşanması gönülden arzulanan bu uygulama, masa tenisinde Fenerbahçe’ye çok değerli elemanlar kazandırmaktadır. Nitekim 1978 de erkek A takımı 6 Mayısta Bolu’da Türkiye, 29 Ekimde Ço-rum’da Federasyon Kupası ve 29 Aralıkta da Konya’da Gençlik ve Spor Bakanlığı Kupalarını kazanırken Türk masa tenisinde, başta GÜLHAN YALDİZ olarak, yeni yeni yıldızlar parlamaya başlıyordu.

Bu dönemde bayanlar şampiyonluklarını da, sürekli olarak, Fenerbahçeli Gülçin ve Derya Erk-men Kardeşlerle Filiz Selam kazanmaktadırlar. Çorum’da yapılan yılın Fed.Kupasında Tuğrul Akas, Heysan Demirci ve Gürcan Karadede ekibi şampiyon oldu. Bu gençlerden Tuğrul, Gürcan, Heysan ve Gürhan, İstanbul birinciliğinden sonra, A takımlar 1979 Türkiye şampiyonluğunu 28 Mayısta büyük başarılarla kazanırlarken, aynı kadro 1 Kasımda Hatay’da Federasyon Kupasını da aldı.

ECZACIBAŞI RAKİP OLUYOR

Fenerbahçe 1980 de takım halinde İstanbul ve Türkiye ikincisi oldu. Birincilikleri, yeni transferlerle kadrosunu güçlendiren Eczacıbaşı kazandı. Daha önce 2 teşvik kupasıyla Federasyon Kupasını Fenerbahçe kazanmıştı. Tek ve çift erkekler ile karma birinciliklerini hep Fenerbahçeliler kazandılar. Gürhan Yaldız Avrupa Şampiyonasında Türkiye’nin en başarılı elemanı olarak sivrildi.

Eskişehir’de yılın tek erkekler şampiyonluğunu kazanan Gürhan Yaldız, Gürcan Karadede ile çift erkek; Demet ile de karma şampiyonu oldu. Böylece, Türkiye’de ilk kez Masa Tenisinde aynı sporcu, aynı gün 3 şampiyonluk birden almıştır.

Fenerbahçe 1981 de İstanbul şampiyonu oldu. Türkiye şampiyonluğunu ise Eczacıbaşı kazandı. Fenerbahçe 2 nci, bu sporda yeni yeni başarılı olan Şekerspor da 3. oldular. 1 Aralık’la Denizli’de tertiplenen Fed.Kupasını ise Eczacıbaşı, M.T.A. ve Taçspor’u aynı sonuçlarla 5/0, Şckcrspor’u da 5/2 yenen Fenerbahçe kazandı. Sarı-Lâcivertli takım Gürcan Karadede, (K). Gürhan Yaldız, Can Ergir ve Turgay Altınok’dan kuruludur. İzmitte yapılan Gençlik ve Spor Bakanlığı Kupasını da yine Sarı-Lâcivertliler kazandılar. Bu tarihte 20 sporcudan oluşan şubenin bütçesi 625 bin liradır.

FENERBAHÇE BALKAN 2. Sİ

Fenerbahçe’nin 1982 yılı Masa Tenisi faaliyeti, 5 Mart. 1983 genel kuruluna sunulan Yönetim Kurulu Çalışına Raporunda şöyle dile getirilmiştir:

(Fenerbahçe, masa tenisinde son yıllardaki atılımı ile, ÜLKEMİZİN EN BÜYÜĞÜ OLDUĞUNU KANITLADIĞI GİBİ, BALKAN ÜLKE LERİNDE DE ADINDAN SÖZ ETTİREN BİR GÜÇ HALİNE GELMİŞTİR. ÖZELLİK LE, GENÇ SPORCUMUZ GÜRHAN YALDIZ KULÜBÜMÜZE KAZANDIRDIĞI İSTAN BUL ve TÜRKİYE ŞAMPİYONLUKLARININ YANISIRA, İLK DEFA BALKAN 2. Sİ OL MAK ŞEREFİNİ FENERBAHÇE’YE TAŞIMIŞTIR.

BU YILKİ BAŞARILARIMIZ ŞÖYLEDİR:

1— 29 EYLÜL – 2 EKİM 1982 DE İZMİRDE YAPILAN 19. BALKAN ŞAMPİYONASINDA 19 YILDA İLK DEFA OLARAK GÜRHAN YALDIZ 2. OLUP GÜMÜŞ MADALYA KAZANDI.

2— 25 OCAK – 1 ŞUBATTA KOCAELİNDE ECZACIBAŞI, MOGAN, ŞEKERSPOR VE TAÇSPOR’U YENEN TAKIMIMIZ SPOR VE GENÇLİK BAKANLIĞI KUPASI’NI KAZANDI.

3— ERKEK TAKIMI MAYISTA İSTANBUL ŞAMPİYONU OLDU. ÇİFT ERKEKLERDE GÜRHAN YALDIZ – GÜRCAN KARADEDE, KARMADA DA GÜRHAN YALDIZ – SİBEL YİĞİT ŞAMPİYONLUĞU KAZANDILAR.

4— MAYISTA BURSA’DA YAPILAN TÜRKİYE ŞAMPİYONASINDA, FENERBAHÇE TEK VE ÇİFTLERDE 1., KARMADA 2. OLDU.

5— AĞUSTOSTA PLEVNE’DE 7 ÜLKE ARASINDAKİ ULUSLARARASI MÜSABAKADA FENERBAHÇE 3. OLDU.

6— (TÜRKİYE’NİN EN İYİ MASA TENİSÇİSİ ÜNVANINI, 12 ÜNLÜDEN G.YALDIZ KAZANDI.

7— ARALIKTAKİ AYDIN VE BALIKESİR MÜSABAKALARINI YENİLMEDEN F.B. KAZANDI.

8— BEYOĞLUSPOR’UN ÜNLÜ ELEMANI VASİL ALEKSANDİRİS’I GÜRHAN YALDIZ BU MEVSİM 3 KEZ YENDİ…. ŞUBENİN BÜTÇESİ 2,5 MİLYON LİRADIR.)

Fenerbahçe, 1983 de İstanbul ve Türkiye erkekler tek, çift ve karma şampiyonluklarını kazandı ve şampiyonlar G.Yaldız, G.Karadede, Can Ergir ve Sibel Yiğit Kulüpçe kutlandılar.

fbtarih533

Bu mevsim İstanbul şampiyonluğu 7 kulüp arasında yapıldı. Fenerbahçe’nin Eczacıbaşı’nı 5/4 yenerek kazandığı şampiyona sonunda 7 takım şöyle sıralandılar:

Fenerbahçe, Eczacıbaşı, İ.E.T.T., G.S., Simtel, İ.T.Ü. ve Profilo.

Mayısta 72 takım arasında yapılan Türkiye şampiyonasında ise Fenerbahçe Eczacıbaşı’ndan sonra 2. oldu.

Fenerbahçe 1984 İstanbul birinciliğini Nisanda, Türkiye şampiyonluğunu da Mayısta kazandı. Teklerde şampiyonluğu Gürhan Yaldız almakta devam ederken, çiftler bu yıl ilk kez İstanbul şampiyonası finalinde Beyoğluspor’u 5/2 yenerlerken görülen GÜRHAN YALDIZ – OKTAY ÇİMEN çifti hayranlıkla izlendi.

MÜESSESE KULÜPLERİ F.B.’YE HASIM !..

Fenerbahçe’nin masa tenisinde müessese kulüplerine karşı mücadelesi 1985 yılında artık katlanılmaz bir hal aldı. Geçen yıl istifa eden Sibel Yiğit’den sonra, bu yıl da yurdumuzun en iyilerinden Gürhan Yaldız, Ferhat Erduran, Gürhan Karadede, Can Ergin ve Süleyman Şimşek 27 Temmuzda istifa ettiler. Fenerbahçe’de yetişen bu gençlerin Sarı-Lâcivert forma altında son başarıları şöyledir: Nisan’da Eczacıbaşı, T.E.D., En-ka, Profilo, G.S. ve Bakırköyü geride bırakarak kazanılan İstanbul şampiyonluğu, Mayısta Balı-kesirde 15 takım arasında Tuborg’dan sonra Türkiye 2 nciliği…

fbtarih533

Türkiye’nin 1 sayılı masa tenisçisi Gürhan Yaldız Nisanda İstanbul, Mayıs’ta Balıkesir’de tek erkek, ve Ferhat Erduran ile çift erkek şampiyonluklarını kazandıktan sonra M.A.N. a transfer oldu. Oktay Çimen de Eczacıbaşı’ya gitti. Bu 2 gençten oluşan milli takım, Fenerbahçe’den ayrılmadan önce, son milli maçlarını Mart 1985 de İsveç’in Göteburg şehrindeki Dünya Şampiyonasında yaptılar ve birçok ülkeyi yendiler.

Bir gerçek ki, amatör spor dallarında, özellikle müessese kulüpleri, Fenerbahçe’ye karşı amansız birer hasım durumundalar. Yıllar süren emeklerle yetiştirilen ve popüler olan şampiyon gençlerin, açılan kucaklara ve gösterilen imkânlara koşmalarına engel olmak mümkün değil !..

Türkiye’nin en iyi 12 masa tenisçisi arasındaki geleneksel şampiyonluk, Fenerbahçe’nin 1986 dan itibaren durumuna ölçü olabilir. 1985 e kadar şampiyonluğu mutlaka bir Fenerbahçeli kazanırdı. 1986 da genç Ömer Aksoy 4., Tayfun Erbil de 6. oldular.

1986 nın Türkiye Ligi müsabakalarında Galatasaray ile Sakarya’yı 5/1 sonuçlarla yenen Fenerbahçe, Eczacıbaşı’na 5/3 yenilerek 2. oldu.

Masa tenisinde 1986 yılının en önemli olayı grup birincisi Türkiye’nin diğer grup birincisi İsviçre’yi 26 Martta İstanbul’da 5/2, 2 Nisanda Thune da 4/3 yenerek birinci lige yükselmesidir. Bu maçlarda Türkiye’yi 2 eski F.B. li Gürhan ile Oktay temsil ettiler.

FENERBAHÇE YURT DIŞINDA

Fenerbahçe, masa tenisinde yurt dışına çıkan ilk ve yegane Türk kulübüdür. Ve 2 seyahat yapmıştır. İkisi de 1981 ve 1982 de Bulgaristan’ın Varna ve Plevne şehirlerindeki uluslararası müsabakalara davet şeklinde olan bu seyahatlerde kayde değer nokta, bu milletlerarası karşılaşmalara kulüp olarak yalnız Fenerbahçe’nin çağrılmasıdır.

Varna turnuvası 20.6.1981 de Rusya, Romanya, Yugoslavya, Çekoslavakya, Polonya, Macaristan, Cezayir, Yunanistan, Avusturya ve Bulgar A.B.C. olarak, 13 takımın katılmalarıyla yapıldı. Antrenör Reşat Aydın yönetimindeki Gürhan Yaldız, Turgay Altıok ve Can Ergir kadrolu Fenerbahçe, 4 grup halindeki şampiyonada, grubundaki Bulgar A, Yunan ve Polonya’yı yenip grup şampiyonu olarak final grubuna yükseldi. Fenerbahçe bu grupta Romanya’yı, çiftlerde 3/1 yenip finale kaldı. Finalde Rusya’yı da 3/1 yenmeyi başaran sarı-Lâcivertliler Altın madalya kazandılar.

Teklerde ise Rumen rakibine 2/1 yenilen Gürhan Yaldız Gümüş madalya aldı.

Fenerbahçe’nin şampiyonluğunu engellemek isteyen Bulgarların bütün çabaları boşa çıkmış; geceki ziyafete de, Rus antrenör Gomoskof, Fenerbahçe’ye yenilen sporcularının katılmalarını yasaklamıştır.

PLEVNE Turnuvası 7 ülke sporcuları arasında yapıldı ve Fenerbahçe 3. oldu.

Bu tür uluslararası müsabakalara bir kulüp takımının davet edilmiş ve katılmış olması, 1981 yılında ilk kez görülmüştür. Bu özellik, Fenerbahçe’nin yüksek değer ve şölıretiyle, şube kaptanı Kâmil Dinçay’ın kişiliğinden doğmuştur.

MASA TENİSİNDE F.B. Lİ MİLLİLER

Her amatör dalda olduğu gibi, masa tenisinde de milli olan Fenerbahçelilerin listesini sağlamak mümkün değil.. Araştırmalar sonucu belirlenen 27 F.B. li aşağıdadır:

A.Edizlıun, Abdurrahman Devletoğlu, Can Ergin, Can Taşçıoğlu, Cem Avunduk, Feyza ve Ferda Güvener, Gürcan Karadede, Gürçin Erkman, Gürhan Yaldız, Heysan Demirci, İ.Özeren, Kâzım Osmanlı, Mahir Özbayrak, Meram Bıçakçı, Nazım Arpacı, Oktay Çimen, Osman Vardar, Perihan Güllüoğlu, Remzi Sadıkoğlu, Serpil Ayas, Sibel Yiğit, Tayfun Erbil, Tuğrul Akas, Şaban Salahattin, Ümit Tüker ve Zülâl Erkman.

fbtarih534

FENERBAHÇE’DE BOKS

Boks sporu Milat’tan 684 yıl önce yapılan 23. Olimpiyatlarda uygulanmaya kondu. Türk’lerin özellikle Semerkant yöresinde bu sporla geniş ölçüde meşgul oldukları tarihçilerce kanıtlanmıştır.

Modern anlamda Boks, 18. yüzyıl başlarında, önce İngiltere de uygulanmış ve ilk tüzük 1892 de yayınlanıp eldiven bu tarihten sonra kullanılmıştır.

Yeni metod ve koşullarıyla boks, yurdumuzda Mütareke ve işgal yıllarında, yani 1919/23 de gelişip yayıldı. Özellikle ingiliz ve Amerikalıların 1919 dan itibaren Beyoğlu’nun SKATİNG, CHANTE CLAÎRE, VARIETE, Tepebaşı Tiyatrosu, WİNTHER PALACE, SPRİNG FİELD ve 1922 den itibaren de Taksim stadı salonlarında yaptıkları müsabakalara azınlık ve bu arada Türk gençleri de katıldılar.

Musevi Adil Akşıyot, 1919/20 kışında, Fransız Boks Federasyonu himayesinde olarak, İstanbul’da topladığı bir grupla Taksim çeşmesi yanında Clıant’e Claire salonunu kiraladı ve ilk kez müsabakalar tertipledi. Görülen büyük ilgi, boksun istanbul’da yayılmasını ve bu sporla bir süredir meşgul olan Fenerbahçe’den sonra, Beşiktaş, Galatasaray, Kumkapı ve Vefa Kulüplerinde başlayan çalışmaların semt kulüplerine de sıçramasını sağladı.

Boks sporunun Türkiye’de yayılmasını sağlayan ilk şahıs Fransız antrenör FRANKİ MARTİN dir. Bu zat Hamalbaşı’daki salonunda ders vermiş, boks’un inceliklerini öğretmiş ve masaj yapmıştır.

LORENZO, YORGO TAGAR, Beyaz Rus KİRPİT, SARANGA, Küçük SELAMI, PETRO MAZLUMİDİS, Küçük KEMAL, ZEYNEL, MELİH AÇBA, PAKRAT, AMERİKALI BETLİNG, KEMAL BEKOF ve aşağıda adlarını sıraladığımız Fenerbahçeli boksörler Mütareke ve işgal döneminin en tanınmış boksörleridir.

Fenerbahçe Kulübü, başta Tıbbiyeli Ali Sami olarak, 1913 den itibaren boks dalında gösterdiği ferdi çalışmaları, 1914 de geçtiği KuşdiliMeki lokalin büyük’salonundaki ringde kalabalık bir kadro ile genişletmiştir. Bu köklü atılım sonucu, zamanla sivrilen gençler arasında Mısırlı Mazlıar, Eczacı Ziya Boyer, Nuri Kadıköylü, Dr.İsmet Uluğ, Sıtkı Pıran, “İngiliz Kemal” takma adlı Esat Tomruk (İleride, İNGİLİZ KEMAL adı ile, ayrıca ele alınmıştır.), Büyük Selami, Hayri, Hikmet, Orhan, Sermet, Feyzi, Remzi, İzzet, Raşit, Hafız Hüseyin ve Aleksandr adları anılmaya lâyık ilk Fenerbahçe’li boksörlerdir. Bu gençlerin büyük çoğunluğunun antrenörlüğünü ve Nuri Kadıköylü’nün menajerliğini Fenerbahçe’nin komple sporcularından (Tcdi belâ’) Fahri Ayad yapmıştır.

fbtarih535

Boks sporu Türkiye’de en büyük ilgi ve heyecanı, doğuşundan 1987 ye kadar, Mütareke ve İstanbul’un işgal yıllarında gördü ve yaşadı. 1919/23 arası bu 5 yıllık dönemde düşman takım-larıyla Fenerbahçe arasındaki futbol maçlarında yaşanan büyük heyecan ve coşkunluk, bazan daha fazlasıyla ve taşkınlıklar içinde, ringlere de yansımış ve bu spor, tarif edilemez bir coşku ve taassupla, kitleleri peşinden sürüklemiştir.

Bu coşkunun “Milli” hüviyete bürtinmesi ayrıca dikkate değer.. Bir boks maçı, tarafların ırk ve inançlarına göre, Milli Şeref konusu sayılmıştır. 18 Aralık 1921 akşamı Chante Claire tiyatrosunda, 18 Eylül 1921 de ünlü Pakrat’ın öldüğü maçın galibi Amerikalı Betling Kelley, Rum Petro Mazlumidis tarafından mağlup edilmişti. 20.12.1921 günlü TEVHİD-Î EFKÂR gazetesi bu konu ile ilgili olarak şöyle yazar:

(Dün, bu müsabakanın galibine veya doğrudan doğruya “Mazlumidis’e meydan okuyanlar çoktu. Gençlerimize bir noktayı unutmamalarını tavsiye edeceğiz: İyi bir tecrübe devresi geçirmeden Mazlumidis gibi 6 senelik bir boksöre meydan okumak milli şeref namına bir hatadır. Spora milliyet hisleri karışmamak icap ederken, dün Taksim Meydanı heyecanlara boğulmuştu ve, artık bizim memlekette sporda milliyet, önüne geçilemiyen bir vakia olduğu için, ona göre çalışmak icabeder.

Diğer taraftan, göğsümüz kabararak, derin sevinçlerle kayda mecburuz ki, dün muhtelif müsabakalarda meydan okuyan 7-8 Türk genci gördük. Türk sporculuğunda yeniden yeniye doğan bu hayat, İstikbâl için pek büyük bir müjdedir. BOKSTA TÜRK’LÜĞÜN ŞEREFİNİ KORUMAK, İNŞALLAH, BU GENÇLERE NASİP OLACAKTIR. Yalnız, usul dahilinde, intizam ve sabırla çalışmak lâzımdır.)

Bu yazının, İstanbul basınının, çok sıkı İngiliz İşgal Kumandanlığı Kontrol ve sansürü altında yazıldığı gözönüne alınmalıdır.

Mazlumidis Rumlarca milli kahraman sayılıyordu. 21.5.1922 de Sketing Palace’da İngiliz HOVZ’u 10. rauntta bayıltınca, Beyoğlu yerinden oynamış, yaygaracı Rumlar Mavi-Beyaz yüzlerce balonu küme küme İstanbul göklerinde uçurmuşlar, Taksim’de uzun süre trafiği felce uğratmışlardır.

İşte, böyle bir dönem ve elektrikli hava içinde, Fenerbahçe’li boksörlerden, özellikle Ziya, İsmet, Nuri, Esat ve Büyük Selami adları yukarıda yazılı ringlerde, bazan Kırmızı-Beyaz, bazan da Sarı-Lâcivert kemerler takarak, yabancılara karşı sağladıkları zaferlerin düşman çizmeleri altında inleyen İstanbul’un Türk halkına yaşattıkları sevinç gözyaşları, Türk boks’unun unutulması olanaksız mutlu anılarıdır.

Beş yıl süren Mütareke ve düşman işgali döneminin sona ermesi ile beraber, Türk boksunun da 1924 den itibaren, duraklama devri başladı. Bu arada, Fenerbahçe’li boksörler çoğunlukla bu spor bıraktılar. Yalnız Nuri Kadıköylü’nün Çin-kograf tahsili için gittiği Paris’de Sale de Wagram da başarılarım sürdürdüğünü ve bu nedenle de Fransız boks meraklılarının kendisine DARDANELLES = ÇANAKKALE adını taktıklarını işaretlemek gerekir.

BOKS’DA FEDERASYON

Eşref Şefik başkanlığında 1924 de kurulan Türkiye boks Federasyonu, 1928 deki ilk Rusya seyahati dışında bir hareket gösteremediğinden, 1930 larda Güreş Federasyonuna bağlandı.

Boks’da ilk milli temasımız Kasım 1928 de Moskova’da Rus ve Baku’da Azerbeycan milli takımlarıyla oldu. 5 boksörle yapılan seyahatte, yurdumuzu: En hafif siklette G.S. dan Necmi, hafifte Beşiktaş’tan Rauf, yarı ortada F.B. den kaleci Rıza Nemlioğlu, orta siklette yine Fenerbahçeden Sıtkı Piran, ağır da da Büyük Selami temsil ettiler. Moskovada yalnız Rauf berabere kalıp diğerleri yenildi, Baku’da ise hepsi kazandı.

Boks sporunda atalet sürerken, 1945 de, Federasyon Raşit Serdengeçti başkanlığında tekrar müstakil olunca, canlandırma çabalarına girişildi. Ancak, başarı hep çok uzaklarda kaldı.

fbtarih536

fbtarih537

SARI-LÂCİVERT RENKLER YENİDEN RİNGLERDE

Boks sporu, yurt faaliyetine paralel olarak, Fenerbahçe Kulübünde de sönük geçerken, bazı ünlü boksörlerin, (KALPLERİNDEKİ FENERBAHÇE SEVGİSİNİ RİNGLERDE DE GÖSTERMEK) arzusunu belirtmeleri üzerine, Yönetim Kurulu 16.10.1947 de şubenin yeniden faaliyete geçmesi kararını almış ve Rüştü Dağlaroğlu ile Asaf Çınar’dan oluşan bir komiteyi bu şube için görevlendirmiştir.

Yorgo Tagar antrenörlüğünde başlayan çalışmalarla Fenerbahçe ismi çeyrek yüzyıl sonra Boks sporunda tekrar duyuluyor ve 30.10.1947 günü Kadıköy Halkevi salonunda bin kadar meraklı, Sarı-Lâcivert formalı Fahir, Erol Toktamış, Erol Börtücebe, Celâl Akıncı, Recep Özkutlu, Ali Rıza, Abdullah Tomba, Şerafettin, Halit ve Ahmet Ergönül kardeşler, Halil Çakmur ve Cevdet Özçentek gibi ünlü boksörlerin müsabaka ve gösterilerini ilgi ile izliyordu.

Şubenin açılışı ve ilk müsabakalar nedeniyle 3,11.1947 tarihli FENER dergisinin orta sayfasında, (YILLARCA AYRILIKTAN SONRA SARI-LÂCİVERT RENKLER TEKRAR RİNGTE!..) başlıklı ve R.DAĞLAROĞLU imzalı yazı:

(FENERBAHÇE ve BOKS !.. BU 2 KELİMENİN BİRBİRİNE YAKINLIĞINI, TÜRK YURDUNDA BİRBİRİNDEN AYRILAMAZ OLU ŞUNU BU GÜNKÜ NESLİN BU SPORLA YAKINDAN ALAKASI OLMAYANLAR PEK BİLEMEZLER. BUNU NORMAL KARŞILA MAK GEREK.. ZİRA, MEŞHUR NURİLER, ZİYALAR, YAVUZ İSMETLER VE SITKI LARDAN SONRA, YILLARDIR RİNGTE BİR SARI-LÂCİVERTLİ BOKSÖR GÖRÜLMEMİŞTİR.

BU, YOKLUKTAN DOĞMUYORDU. SADECE İLGİSİZLİKTEN İLERİ GELİYORDU. GERÇEKTE, RİNGLERDE BAŞKA BAŞKA FORMALAR ALTINDA DÖVÜŞEN BOKSÖRLERİN YÜZDE 90 İNİN İÇİ SARI-LÂCİ VERTTİ. KALPLERİNDE FENERBAHÇE SEVGİSİ YAŞIYORDU.

SADECE KENDİ GAYRETİYLE YETİŞEN VE YETİŞMEYE ÇALIŞAN BU TEMİZ ÇOCUKLARLA BERABER, GENİŞ FENERBAHÇE MUHİTİNİ DE ÜZEN BU GARİP DURUM ELBETTEKİ DEVAM EDEMEZDİ. NİTEKİM ARTIK SONA ERMİŞ BULUNUYOR. FENERBAHÇE KULÜBÜ BOKS ŞUBESİNİ YENİDEN VE ESASLI SURETTE FAALİYETE GEÇİRMİŞ, KIYMETLİ BİR ANTRENÖR TEMİN ETMİŞ VE KENDİSİNDEN OLANLARA SİNE SİNİ TEKRAR AÇMIŞTIR. İŞTE, 30 EKİM 1947 GÜNÜ KADIKÖY HALKEVİ SALONUNU DOLDURAN BİNİ AŞKIN MERAKLI BU TEMİZ ve GÖNÜLDEN SARI-LÂCİVERTLİ ÇOCUKLARI UZUN UZUN ALKIŞLAMAK FIRSATINI BULDU….)

Mütareke ve İşgal yıllarından sonra ilk Fenerbahçe-Yabancı boks maçları 7.12.1947 gecesi açıkhava tiyatrosunda 3 bin seyirci önünde 2 Yunanlı ile yapjldı. İngiliz hakem yönetiminde, 66 kiloda Halil, BARTALAMEOS’a; 72 de de Cevdet, ANDERİCİNAPULOS’a sayı ile galip geldiler.

F.B. NİN BOKS ŞAMPİYONLUKLARI

Fenerbahçe Kulübü boks çalışmalarını 1947 den beri artık aralıksız sürdürüyor. Ancak, Boks Federasyonumun istikrarsız tutumu, şampiyonluklardaki düzensizlik ve belirli bir yöntem uygulanmaması sonuçların da düzensiz olmasını doğurmakta ve kulüpler arası bir kıyaslama yapılmasını zorlaştırmaktadır. Bu düzensizlik son yıllara kadar sürdü..

Fenerbahçe ilk puanlı boks birinciliğini 1957 de (İSTANBUL BÖLGE ŞAMPİYONU) olarak kazandı. Bunu, yukarıda belirtildiği üzere, değişik yöntemler nedenleriyle, fasılalı olarak, yine puanlı 1965, 1966, 1967, 1969, 1970, 1972, 1985, 1986 ve 1987 Bölge şampiyonlukları izlemiştir.

Fenerbahçe, takım halinde ilk puanlı birincilik olan 1957 İstanbul şampiyonluğunu Vural İnan ve Bülent Sümer’in antrenörlüklerinde:

Nurhan Şenaksel, Muammer Sevinti, Yeter Sevimli, David Akyüdız, Yaşar Süslü, Oktay Sevinti, Şahin Muratoğlu, Cemal Tozdemir, Vedat Kara-kurum, Arif Günizi ve Burhan Türer kadrosu ile, Beşiktaş’ın 5, Galatasaray’ın 9 ve İ.E.T.T. nin 20 puanına karşı, 24 puanla kazandı.

Fenerbahçe’nin boks sporundaki bu ilk başarısını, daha sonra Deniz Gücü sürdürdü ise de bu çalışmalar çok sınırlı olmuştur.

1962 de 51 kiloda Ahmet Lokman, 54 de Sö-zeri Ünaldı ve Rıza Çetin, 57 de Muammer Sevinti ve Muhiddin Karataş, 60 da Davit Akyıldız, 63,5 da Salih Çullu, 67 de İlhami Evrensel, 71 de Şahin Gençoğlu ve Erol Semiz, 75 de Gültekin Yalçınkaya ve İsmet Yıldırım, 81 de Yılmaz Tek, ağırda da Aydın Demir ve Ali Şan’dan kurulu Fenerbahçe kadrosu, dönemin en güçlü takımı iken, şubede beliren anlaşmazlık 1963 de şampiyonluğun Agaspor’a geçmesine neden oldu. Fenerbahçe’nin 4 boksörle katıldığı müsabakalarda sağladığı 2 birincilikten Aydın Demir’in 81 kilo birinciliği mevsimin istanbullu boksörlerce kazanılan yegane Türkiye şampiyonluğudur. Bundan anlaşılır ki, bu tarihlerde Türkiye boksu İstanbul dışında daha ileridir.

1964 İstanbul şampiyonluğunu 67 kiloda Zeki İlkyaz’ın maçta kolunun kırılması nedeniyle, 5 birincilik aldığı halde, 2 birincilik olan Feriköy’e kaptıran Fenerbahçe, 9 Ağustosta Küçük Kemal Kupasını 5 birincilikle kazandı. 5 boksörünün 5 birinciliği ile Bölgeler arası Batı Türkiye Kupasını İstanbula kazandırdı. İst.-Tel-Aviv maçında 5 boksörü 5 birincilikle İstanbul’u galip çıkardı. Ağustos’ta Almanya’daki Türkiye-Almanya maçında kazanılan 2 birinciliği Fenerbahçeli İsmet Atıcı ile Hüseyin Çolakoğlu sağladı. 30.8.1964 deki (Fenerbahçe Kupası) müsabakalarını da 17 puanla Fenerbahçe kazandı, Feriköy 14 puanla 2. oldu.

fbtarih539

ÜSTÜSTE ŞAMPİYONLUKLAR

Görülüyorki, Fenerbahçe boksu 1964 de dikkate değer bir hamle yaptı. Bunun sonucu 1965 de puanlı İstanbul şampiyonluğunu 21 sayı ile Fenerbahçe kazandı. Gençler birinciliği de 4 şampiyonlukla F.B. nin oldu.

Bu mevsim Aralık ayında Şube Kaptanı Erol Barbarosoğlu başkanlığında yapılan Adana maçlarını 5/2 ve 6/2 Fenerbahçe kazandı.

Fenerbahçe, İstanbul 1966 şampiyonasını da 6 birincilik ve 24 puanla kazandı. Fenerbahçe’nin şampiyon boksörleri:

Ali Nacaroğlu, Mehmet Çolakoğlu, İsa Çekinmezer, Hüseyin Çolakoğlu, Namık Seyhan ve Hikmet Coşkunoğlu’dur. Bunlardan İsa, Hüseyin ve Hikmet Türkiye birinciliklerini de kazandılar. Gençler Teşvik Turnuvasına Fenerbahçe 9 boksörle katıldı, hepsi birinci oldular.

İstanbul 1966 birinciliğini Rükneddin Figen, Hakkı Sözen, Hasan Ünal, Hüseyin Çolakoğlu, Cemal Kamacı, Hikmet Coşkunoğlu ve Namık Seyhan’ın 7 birincilikleriyle kazanan Fenerbahçe, Türkiye şampiyonasında da 4 birincilik aldı.

Ferdi şampiyonada da 51 de Selim Koyunoğlu, 60 da Hasan Ünal, 63,5 da Hakkı Sözen, 81 de Mustafa Atasoy birinci oldular.

Fenerbahçe 1967 de başarısızdır. Sadece, Ço-lakoğlu ve Coşkuner milli takımda yer aldılar. 3 Marttaki F.B.-DİNAMO karşılaşmasını 6/2 Rumenler kazandılar. Birinci gelen Fenerbahçeliler Burhan Yeşilbağ ile Hüseyin Çolakoğlu’dur.

Kulüpler arası 1968 İstanbul şampiyonluğunu 7 birincilik ve 27 puanla kazanan Fenerbahçe, Türkiye birinci liginde 3 üncü oldu. Gençler İst.şa-mpiyonluğunu yine Fenerbahçe kazandı. Galati.’-deki Balkan Şampiyonasında Hakkı Sözen 2. oldu. 1971 de de 54 de Ahmet Tavukçu, 71 de Hüseyin Değirmenci, 81 de Ayhan Önhan ve ağırda İsmail Yücel ile 4 İstanbul birinciliği aldılar. Beylerbeyi 18 puanla birinci F.B. 15 puanla 2. oldular.

Fenerbahçe Boks şubesinin 1970 li yıllardaki şanssız dönemi birkaç yıl sürdü. 2 başarılı ve gayretli kaptan Erol Barbarosoğlu ve İsmet Atıcı’-dan sonra, büyük ümitlerle şubenin başına gelen Öztürk Serengil umulanı veremediği gibi Libya’ya gitmekle de şubeyi bunalıma itti. Bu sıralarda 63,5 kiloda Fenerbahçeli milli Cemal Kamacı’nın 1964/65 de, ve 71 kilo olarak da 1966/67 deki İstanbul ve Türkiye şampiyonlukları gibi kayda değer başarıları dışında, Türk boks’u da çok düşmüş, Katoviçe’deki Avrupa şampiyonasında hiç bir dereceye ulaşılamamıştır.

‘Fenerbahçe Kulübünde 40 kadar gence dönük çalışmalarda, 1974 Kasımında İzmir’deki (Batı Anadolu Kupası) 24 puanla kazanıldı. Bu gençler arasında, başta Faruk Karatop olarak, yeni yıldızlar sivrilirken, büyüklerde de rekabet lst.Tekel, Büyükdere-Boronkay, Mersin Amatör ve Ankara Emniyet arasında sürüyordu. Mersin Amatör’-den sonra İst. Tekel’in 1977 ve 1978 bölge ve Türkiye birinciliklerine karşı Fenerbahçe, Gençlerde B. Boronkay ile sıkı bir çekişme içinde bulunuyordu. Bu arada 57 de Faruk Karatop, 60 da Orhan Gönülalan, 63,5 da Ayhan Erengüç, 80 de de Kemal Kanıkaya Fenerbahçe’ye 1979 İst.Gençler birinciliğini kazandılar.

fbtarih540

BOKS DA DA MÜESSESE KULÜPLERİ

Fenerbahçe’nin Büyüklerde Müessese Kulüplerinden gördüğü zarar ve yetiştirdiği elemanların sürekli kapılması, 25.2.1979 Kongresine sunulan raporda nihayet dile getirilmiştir:

(Müessese Kulüpleri Boks dalını da amatör olmaktan çıkardılar. Yetiştirdiğimiz boksörleri muhafaza edemiyoruz. Gençlerde 4 birincilikle İst.şampiyonu olduk. Amacımız, gençleri Fenerbahçe ruhu ile yetiştirip kategorilerinde başarıya ulaştırmaktır.)

Fenerbahçe, 1980 de 67 kiloda Abdülkadir Güler, 81 de de İbrahim Arslan’la sadece 2 birincilik alıp, müessese kulüpleri yüzünden istikrarlı bir takıma sahip olamamanın sıkıtısı karşısında, 1981 de yeni bir çalışma düzeni kurdu. Şubenin başına İsmet Atıcı, antrenörlüğüne de Bülent Sümer’i getirdi. A kadrosunu kurdu. Bütçe 500 bin liraya çıkarıldı ve Dereağzındaki salonda, çalışmalar yoğunlaştı.

Gürel Fıçı, Ali Çukur ve Faruk Karatop’tan sonra, gençlerde Hüseyin Kumbaracı, İbrahim Yıldırım, Şenol Çörekçi, Zeki Çavraz, Bülent Sa-kalıbüyük ve Sabri Kalyoncu İstanbul şampiyonlukları kazandılar. En başarılı takım olarak Kupa aldılar. Faruk Karatop, Ömer Lütfü Bilir ve Arif Atağ Uluslararası Atatürk Kupasında milli oldular.

1982 de Yıldızlarda Hanefi Değirmenci, Erkan Temel ve Recep Topçu sikletlerinde İstanbul şampiyonu oldular. Ali Çıtak 60 kiloda hem İstanbul hem de Türkiye şampiyonluğunu kazandı.

Gençlerde Sabri Kalyoncu 81 kiloda İst. 1. ve Türkiye 2. si oldu. Büyüklerde ise, 57 de Abbas Arslan, 81 de Eyüp Çiftçi, Süper siklette Orhan Ölçen İstanbul şampiyonu oldular.

Fenerbahçe’nin 1981 de başlayan yeni çalışma düzeni meyvelerini veriyordu. 1983 de Yıldız, Genç ve Büyüklerde 12 şampiyonluk ve 8 de ikincilik kazanıldı. Türkiye şampiyonasında 48 de Osman Dak birinci, Cumhur Özlen, Nesim Padak, Turgay Şensoy ve Sabrı Kalyoncu da Türkiye ikincisi oldular. Yönetim Kurulunun 10.12.1983 raporu Boks şubesindeki bu hızlı kalkınmada yardım ve emeği geçenler haklı olarak övülüyor:

(Yıllardır tesis sıkıntısı çeken boksörlerimizin bu büyük sorunu, Mete Has’ın şahsi girişimleriyle, stat altındaki kapalı salonda modern bir ring yapılması ve soyunma odalarının onarılmasıyla kısmen giderildi. Şube kaptanları İsmet Atıcı ve Metin Özgül ile, şubeye emek harcayan Durak Varol, Vezir Sel ve Veysel Orhan’a teşekkür ederiz.)

Atina’da Panathinaikos stadında yapılan ve 10 ulustan 118 boksörün katıldığı Akropolis turnuvasında F.Karatop altın madalya kazandı. “HÜRRİYET” te Z.AKÇAPAR bu olayı, 23.6.1983 günü, şöyle yazıyor:

(Dün gece ilk finali 57 kiloda Yunanlı KOLET-HERAS ile FARUK KARATOP yaptı. 24 saatlik radyosu ile, TV si ile, irili ufaklı gazeteleriyle Türk’ler aleyhine savaş naralarının atıldığı siyasi ortamda, stattaki 30 bine yakın seyirci bu spor karşılaşmasını adeta bir meydan muharebesi gibi izliyordu.

Kulakları sağır eden aleyhte tezahüratla çekinerek ringe çıktı Faruk Karatop. İlk yumruğu yediğinde stat alkıştan inliyordu. Bir an durdu ringde. Bir tribünlere, bir ringdeki rakibine baktı. Gülümsedi ve saldırdı. Vurdu…. Vurdu… Sayı hakemleri çok zor durumda idiler ve sonuç Faruk’un 3/2 lik zaferi olarak ilân edilirken stat yıkılacak gibi idi.

Faruk Yunanlı’nın elini havaya kaldırdı. Kucakladı. Öptü. İşte, o anda Yunanlı seyirci spor adına en büyük jesti yaptı. Az önce yuhaladığı Fa-ruğu alkışladı…. Alkışladı…. Antrenör Bülent Sümer hıçkıra hıçkıra ağlıyor, antrenör Ali Kılıçlıoğlu da heyecandan bembeyaz kesilmiş ve şoke olmuş bulunuyordu.)

Sivas 1960 doğumlu ve boksa 1974 yılında Fenerbahçe’de başlayan ve 57 kiloda Balkan Şampiyonluğuna kadar yükselen Faruk Karatop, Atina’dan döndükten sonra, Temmuz 1983 de Fenerbahçe’den ayrılmış ve Tekel Kulübüne girmiştir.

fbtarih541

F.B. BOKSTA ALTIN DEVRİNİ YAŞIYOR

Balkan Şampiyonu KARATOP’da 14 yaşın-danberi yetiştiği Fenerbahçe’den koptu, gitti ama, Fenerbahçe ocağı, yurda yeni Karatop’lar yetiştirmekten bıkmıyor, aksine övünç duyuyordu.

Yıldızlarda 57 kiloda Yılmaz Demirci, 60 da Levent Tiryaki, 63,5 ta Şenol Özkan, 75 de Metin Kartal ve 91 de Salih Durmuş, 5 birincilikle İstanbul şampiyonluğunu Fenerbahçe’ye kazandırmakta devam ettiler.

Gençlerde 51 de Tuncay Varol, 54 de Kibar Tatar, 63,5 ta Ali Çıtak, 67 de Recep Topçu ve 71 de Ekrem Yusufoğlu, yine 5 birincilikle, Gençler İstanbul şampiyonluğunu da Fenerbahçe’ye kazandırdılar. Kibar Tatar’la Ali Çıtak Türkiye birincisi de oldular ve Recep Topçu, ile beraber 3 ü, Genç Milli Takım aday kadrosuna alındılar. Bunlarla beraber, Osman, Cumhur, Yener, M.Canbakış ve Yıldız kısa sürede ve muhtelif turnuvalarla milli oldular.

Yönetim Kurulu’nun mali yıl raporundan 1984 çalışmaları şöyle özetlenmiştir:

(İstanbul’da toplam 12 birincilik, 10 ikincilik, gruplarda 7 birincilik, 6 ikincilik, Türkiye şampiyonalarında 4 birincilik, 2 ikincilik ve 6 üçüncülük elde edilerek 47 madalya kazanılmıştır. 7 boksörümüz daha bu yıl milli oldular. Şube kaptanı Aziz Yılmaz’ı başarılarından dolayı tebrik ederiz.)

Bu yılın Venedik International turnuvasında Osman Dak ile Cumhur Özlem gümüş madalya kazandılar.

Son yıllarda değişik spor dallarında gençler için okullar açmak moda oldu. Bu, çok yararlı bir hareket…. Oysa, Fenerbahçe Kulübü kuruluşundan beri bu yolu izleyen bir müessesedir. Her dalda grup grup gençler yetiştirip Türk sporuna hediye etti, durdu. Bu dallardan biri de bokstur. Fenerbahçe 20-30 gençle, temeli sürekli canlı ve hareketli tutmuştur. Ama, o yetiştirmiş ve gelişen boksör, çoğu geçim derdinden, soluğu müessese kulüplerinde almıştır. Böylece, Yıldız ve Gençler’de sürekli şampiyon olan Fenerbahçe, Büyüklerde, çok kez gerektiği gibi temsil olunamamıştır.

Çeyrek yüz yıldır sürüp gelen bu sistem, öyle görülüyor ki, 1985 den itibaren artık değişti. Fenerbahçe, Gençlerde şampiyonlukları sürdürür ve büyüklerde tekrar birinci olurken, hem ferdi hem de takım birinciliğini artık 3 yıldır korumayı başarıyor ve bu suretle boks sporunda, yurt iç ve dışında altın devrini yaşıyor.

Fenerbahçe 1985 de Ferdi Türkiye Birinciliklerinde 9 şampiyonluk kazandı. Bu, Türkiye Boks sporu tarihinde rekordur. Bu 4 birincilik şunlardır: Yıldızlar 91 kiloda Salih Durmuş, Gençler 48 de Ramazan Gül, 57 de Kibar Tatar, 63,5 da Ali Çıtak ve 71 de Recep Topçu, Büyükler 54 de Osman Dak, 75 de Lütfü Canbakış, 81 de Eyüp Çiftçi ve 91 de Hacı Yıldız.

Ocak 1985 de 9 ülkeden 70 boksörün katıldığı ve birinci olduğumuz Uluslararası Stokholm turnuvasında 51 kiloda Osman Dak ile 75 de Lütfü Canbakış’ın altın madalya kazanmaları Türk Boks Tarihinde en mutlu başarılar olarak, Fenerbahçe Kulübüne onur kattılar. Türk Kamuoyunda sansasyon yaratan bu başarıların sahiplerine Fenerbahçe Kulübü, Boks Federasyonu, müessese ve sporseverlerce yapılan yüzbinlerce lira mükafatla çeşitli ödüller birer rekor düzeyinde oldukları gibi, çok. da yerinde davranışlar olarak, ulusça; (Helâl olsuh; az bile…) şeklinde nitelendi.

Gençler 1986 İstanbul şampiyonluğunu Yılmaz Kesmen, Yücel Çetin, Şenol Özkan, Cemal Dağlayan, Salih Durmuş ve Hasan Ezer’in 6 birinciliği ile kazanan Fenerbahçe; Büyükler şampiyonluğunu 9 birincilikle almak gibi ezici bir üstünlük gösterdi. Bu boksörler; Cemal Sarak, Ramazan Gül, Tuncay Varol, Cumhur özlen, Ali Çıtak, Fikret Kaman, Lütfü Canbakış, Ahmet Canbakış ve Hacı Yıldız’dır. Tekel 3 birincilikle 2. oldu.

Ankara’daki 1986 yılı Türkiye şampiyonasında finale kalan 7 Fenerbahçeli’den Kibar Tatar, Fikret Kaman, Recep Topçu, Lütfü ve Ahmet Canbakış olarak 5 i Türkiye birincisi, Ali Çıtak ve Naci Tunalı da Türkiye ikincisi oldular. 1986 da Fenerbahçeli boksörler 29 u altın, 16 sı gümüş ve 8 i bronz olarak 53 madalya kazandılar. Yine 1986 da Büyükler ve Gençlerde 10 Fenerbahçeli boksör milli oldu.

fbtarih542

fbtarih543

Fenerbahçe 1987 İstanbul Boks şampiyonluğunu Haziranda Burhan Felek salonunda yine 6 birincilikle kazandı. Tekel yine 3 birincilikle 2. oldu. Birinci gelen 6 Fenerbahçeli şunlardır: 51 de Cemal Şarak, 57 de Cumhur Özlen, 60 da Tun-cer Varol, 71 de Recep Topçu, 91 de Ekrem Yu-sufoğlu ve ağırda Mahir Özmeral. Şu 6 Fenerbahçeli boksör de ikincilik kazandılar: Metin Abış, Şaban İlseven, Fuat Seyhan, Erkan Temel, Erktuğrul Yeğen ve Cemal Dağlayan.

39 YIL SONRAKİ ORGANİZASYON

Fenerbahçe Kulübü, 1947 den 39 yıl sonra yeni bir yabancı Boks Organizasyonu olarak, 20.2.1986 akşamı Spor ve Sergi Sarayında Danimarka Karması ile 8 siklette bir maç, yaptı.

Danimarka milli takımının 51 kilo elemanı Milli Eyüp Çan’ın da Fenerbahçe formasıyla dövüştüğü bu organizasyonda:

Eyüp Can, Ramazan Gül, Kibar Tatar ve Ahmet Canbakış kazandılar. Ertuğrul Yeğen, Ali Çıtak ve Recep Topçu ise kaybettiler.

Aynı gece, Aksaray Luna Parktaki Kadıköy grubu yemeği ne amaçla tertiplenir? sorulmaya değer.

1987 Yılı Türkiye şampiyonası Fenerbahçe’nin boks sporundaki tarihsel şöhretine lâyık başarılarla, (ALTIN DÖNEM) in sürmekte olduğunu gösterdi. Yıldızlar 48 kiloda Bedir Tulgar ile 81 de Ufuk Aydın, Gençler 51 de Metin Abış ile 54 de Turan Palancı, Büyüklerde de 60 kiloda Kibar Tatar, 63,5 da Ali Çıtak, 71 de Fikret Kaman, 75 kiloda da Lütfü Canbakış Türkiye şampiyonu olarlarken, Recep Demircan, Ramazan Gül ve Mahir Özmeral Türkiye ikinciliklerini, Yener Naci Tarhan, Tuncay Varol ve Ekrem Yusufoğlu da üçüncülükleri kazandılar. Kibar Tatar Türkiye’nin en teknik, Tuncay Varol da Türkiye’nin en döğüşken boksörü seçilmiş ve konan kupaları almışlardır.

1987 de Cengiz Gökkaya ile Salih Durmuş gençlerde, Ramazan Gül, Kibar Tatar, Tuncay Varol, Ali Çıtak, Fikret Kaman, Reçep Topçu, Lütfü Canbakış, Ahmet Canbakış ile Ekrem Yusufoğlu da büyüklerde olmak üzere, 11 Fenerbahçeli boksör Milli takımda yer almak suretiyle kulüplerini kırılması çok güç bir rekorla onurlandırdılar. Ayrıca, bu mevsim içinde kazandıkları 31 Altın, 15 Gümüş ve 12 Bronz madalya Sarı-Lâcivertli boksörlerin olağanüstü başarılarına ölçü alınabilir.

Fenerbahçe’nin boks dalında yıllardır sürdürmeyi başardığı bu ALTIN DÖNEM de yönetici Aziz Yılmaz ve Başantrenör ismet Atıcı ile Teknik komitenin emek ve gayretleri şükranla anılmaya. lâyıktır. Bu kadronun aynı gayret ve başarıyı sürdürmekte devam etmesinin her Fenerbahçeli’nin gönülden dileği olduğundan, şüphe edilemez.

FENERBAHÇE BOKS’DA YURTDIŞINDA

Fenerbahçe, Boks dalında takım halinde ilk yurtdışı deplasmanını, 1986 Kasımında İsviçre’ye yaptı. BOXCLUB WlNTERTHUR’un daveti üzerine yapılan bir maçlık angajmanda, 1 Kasım akşamı Fenerbahçe rakibini 3-2 yendi.

67 kilo’da Fikret Kaman, LORRY TOBBİS’i hakem kararı ile,

71’de Recep Topçu Freddie Schmidt’i sayı ile,

60’da Cumhur Demir Tunuslu Bahamani’yi diskalifiye ile yendi,

91’de Peter Zurcher Salim Durmuş’u hakem kararıyla,

57’de İsviçre şampiyonu Engin Köseoğlu, Tuncay Varol’u sayı ile yendi,

63,5’da Ali Çıtak ile rakibi Fransız Americo, çok çetin ve zevkli geçen maç sonunda berabere kaldılar.

Bu temas, Boks sporunda bir Türk Kulübünün takım halinde yurtdışına ilk çıkışıdır.

Fenerbahçe’nin Boks dalındaki planlı ve kararlı tutumu ve çalışmaları sürdüğüne göre, şampiyonluğun Sarı-Lâcivertli boksörlerden koparıp alınabilmesi artık biraz zordur.

Uluslararası sahadaki başarılar ise Fenerbahçe için övünç verici olmakta devam ediyor.

Torino’da 1987 Haziranının ilk haftasında 25 ulus arasında yapılan ve ilksıraları Rusya, D.Almanya ve Bulgaristan’ca paylaşılan Avrupa şampiyonasına 9 boksörle katılan ülkemize Ahmet Can-bakış bir bronz madalya kazandırdı.

Yine 1987 nin Haziran sonunda Priştina-da yapılan Balkan şampiyonasında 63,5 kilo’da Ali Çıtak, şahane dövüşlerle bulgar STEFANOF ve finalde de Balkan Şampiyonu Yugoslav PUZOVİÇ’i yenerek Türkiye’ye tek şampiyonluk ve altın madalya kazandıran boksör oldu.

fbtarih544

FENERBAHÇELİ MİLLİ BOKSÖRLER

Fenerbahçe kulübü Boks sporunda da Milli takıma pek çok eleman verdi. 1928 Kasımında Rus-ya’daki ilk milli temasta 5 boksörden 3 ü Fenerbahçeli idi. 1987 de de durum aynıdır ve Milli takımımızın çoğunluğunu, 60 yıl sonra da Sarı-Lâcivertli boksörler oluşturuyor. Bu olay, Fenerbahçe Kulübünün Türk Sporundaki muhteşem varlığının sayısız kanıtlarından olarak onur vericidir.

Fenerbahçe, Boks Milli takımına günümüze kadar kimleri verdi?. Bunların tam listesi nedir?.. Bu soruya kesin bir rakamla cevap vermek, ne çare ki, olanaksızdır. Çünki, bütün federasyonlarımız gibi, Boks dalında da arşiv yoktur. Ancak, rahatlıkla iddia olunur ki, milli takıma en çok boksörü Fenerbahçe Kulübü verdi. Emekler mah-sulu olan, ancak, noksansız olduğu öne sürüle-miyecek 150 civarındaki Fenerbahçeli Milli Boksörler tablosu aşağıda sunulmuştur.

fbtarih545

BOKSÖR ESAT TOMRUK (İNGİLİZ KEMAL)

Fenerbahçe’nin ünlü boksörlerinden ESAT TOMRUK’un MÜTAREKE VE İŞGAL yıllarında, ülkenin düşman istilâsından kurtarılması uğrunda giriştiği ve başardığı olağanüstü fedekârane hizmetler Sarı-Lâcivertli kulübün boks sporundaki seçkin durumunu yücelten olayların en ön safında yer almıştır.

1894 Yılında İstanbul’da doğan ve İNGİLİZ KEMAL adıyla ün salan ESAT, iyi bir âilenin haşarı mizaçlı çocuğu ve Ruşen Eşref Ünaydın’ın Galatasaray Sultanisinde sınıf arkadaşı iken, bir sergüzeşte atılmış ve küçük yaşta kömürcü çırağı kıyafetiyle girdiği bir İngiliz gemisi ile yurttan ayrılınca, cesaret ve zekâsına hayran kalan İngiliz kaptan tarafından Londra’da Navi College de okutulmuştur.

Esat, İngilterede boksa heves etti. Yalnız Londra’da değil, Paris ve hatta Amerika’da maçlar yaptı. Bu sırada ilk Dünya Savaşı başladığından, özlemini çektiği yurduna döndü.

İstanbul’a gelince hemen Fenerbahçe Kulübüne yazılıp boksa devam eden ESAT, amacını 1924 yılında yayınladığı 176 sayfalık kitabında, (Nam-dar “ünlü” BİR TÜRK BOKSÖRÜ OLMAK YEGANE EMELİMDİ) diye yazmıştır.(İşgal ve Mücadele Senelerinde BİR İSTANBUL GENCİNİN YAPTIKLARI – İstanbul – 1340 (1924), Kanaat Kitapevi.)

İstanbul işgal edilip boks; futbol gibi heyecan, hatta taşkınlıklar yaratan bir spor dalı olunca; düşman, azınlık ve yabancı sporcular arasındaki çetin karşılaşmalara Türk gençleri de katıldıklarından, Beyoğlunda WİNTHER PALACE’da tereddütsüz kabul ettiği bir Defi maçını, ESAT, kitabının 11 inci sayfasında şöyle naklediyor:

(İngiliz askerleri ve hepsi de şapkalı olan tatlısu frenkleriyle dolu salonda, rakibim İşgal kuvvetlerinden bir İngiliz askerdi. Voher adlı yine bir İngiliz çavuşun hakemliğinde maça başladık. Vurduğum yumruklar sessizlikle karşılanıyor, İngilizin bana vurdukları ise şiddetle alkışlanıyordu. Bilhassa Rum delikanlıları yediğim her yumruğa bir çığlık koparıyorlardı. Nihayet, 6. rauntta bir sağ kroşe ile İngilizi ayaklarımın altına yuvarladım.

Türk’ün zaferi.’.. Ah, görseniz, seyircilerin yüzleri nasıl mâtemengiz bir hal almıştı!.. Bir Türk, bir İngilizi yere vursun!.. Bu nasıl mümkün olabilirdi.. Mamafih, işte mümkün olmuştu!..

Ben, akıllarını kaçıracak kadar sersemleşen İngilizlerle Rumların şaşkın bakışları arasında, mu-zafferane rigden çıkarken tek tebrik eden Paris’ten arkadaşım Mısırlı Prens Ali idi. Soyunma odama gelen İngiliz hakem:

— Tebrik ederim, Azizim… Dedi. Teşekkür ederim., cevabını verince:

— Ne kadar güzel İngilizce konuşuyorsunuz, yoksa valdeniz İngilizmi?. Diye sordu.

— Hayır. Anam da, babam da Türktür. Çocukluğum Amerika ve İngiltere’de geçti de ondan.. Dedim. Beni Santral lokantasına yemeğe çağırdı, gittim. Maharetimi beğendiğini, Avrupa’ya gidersem çok başarılı olacağımı söyledi. Menejerim olmak teklifinde bulundu… Bu, benim canıma minnetti. Zira, geleceğimi boksta görüyordum.)

Ancak, geç vakit eve döndüğünde, eniştesinin azönce iki İngiliz tarafından, evden alınıp götürülmesi ve:

— Babamızı kurtar…. diye feryatlarla ağlayan yeğenleriyle, evlerinin düştüğü perişanlık, çok şeyleri değiştirip altüst etmiştir. Esat, şöyle devam ediyor:

(Aileme Avrupa’ya gideceğimi söyledim. Çantamı aldım? Hepsiyle vedalaştım. O geceyi Kadıköy’de arkadaşım Arif Hikmet beyin evinde geçirdim. Bir aralık FENERBAHÇE kulübüne giderek arkadaşlara veda ettim ve boks için Avrupa’ya gitmek üzere olduğumu söyledim. Hatta son boks idnanını idmancım Fahri beyle “FAHRİ AYAD” yaptım.)

Esat, İngilizce, Fransızca, İtalyanca ve Yunan-cayı çok iyi bildiğinden, Erkânı harbiye-i Umumiye İstihbarat Şubesinde görev aldı. İngiliz subayı veya sinema ajanı, yahut Chicago-Tribun muhabiri Kimlikleriyle İşgal orduları ve Yunan saflarında harekât plânlarını elde ederken ölümlerden kurtuldu. Hapislere atıldı, kaçtı. Yine yakalandı, yine kurtuldu. Ancak, gerçek kimliği bir tüTlü öğrerlilemediğinden, son tutuklanmasında da, yine idam yerine, 5 Yıla mahkum olup Atina’nın PARA PİGMATA askeri cezaevi’nde yatarken oradan da kaçmayı başardı.

Büyük ATA’nın alnından öpüp, İSTİKLÂL madalyasını bizzat taktiği ve ayrıca da 14.2.1966 daki ölümüne kadar, HİZEMATI VATANİYE TERTİBİNDEN, en yüksek maaşla ödüllendirdiği bu FENERBAHÇELİ boksörün, tarifi olanaksız büyük hizmet ve menkibelerinden bazıları (İNGİLİZ KEMAL) ve (İZMİR ATEŞLER İÇİNDE) gibi filmlerde de canlandırılmış bulunuyor.

Milli bayram gecelerinde TV de gösterilen bu filmlerden 30 Ağustos 1984 gecesi ekrana gelen (İNGİLİZ KEMAL) filmi için, ogiin basında yeralan yorumu, Fenerbahçeli Büyük Boksörün ölümsüz anısına saygı nişanesi olarak alıyoruz:

(Hürriyet, 30 Ağustos 1984 – Yeşilçam yapımcıları tarafından pek çok kez konu edilen ünlü Türk ajanı (İNGİLİZ KEMAL), bu gece de TV ekranında görülecek. Tarihimizde önemli yeri olan Kemal’in 1968 de beyaz perdeye aktarılmış olanını izleyeceğiz.

Bilindiği gibi, İngiliz Kemal bir roman kahramanı olmayıp, gerçekten yaşamış ve Türk Devletine büyük yararlıklar göstermiş gerçek bir kahramandır. Bu gece ekrana gelecek film, bu ünlü kahramanın nefesleri kesen maceralarından biridir.)

fbtarih547

fbtarih547

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 1

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 2

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 3

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 4

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 5

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 6

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 7

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 8

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 9

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 10

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 11

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 12

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 13

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 14

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 15

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 16

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 17

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 19

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 20

1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ – 21

Written by kesinofsayt

18 Aralık 2012 at 14:24

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,