FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Archive for Eylül 2013

BEDAVA DAĞITILAN BİLETLER

leave a comment »

9 Eylül 2013 tarihli Sol Gazetesi’nin 15. sayfasında Galatasaray Spor Kulübü eski başkan yardımcısı Adnan Öztürk ile bir söyleşi yayınlandı. Söyleşinin başlarında sayın Öztürk “bedava dağıtılan biletler”den bahsediyor. Bu ilginç bir açıklama ve üzerinde durulması gerekiyor.

2013.09.09_adnanozturk

Öncelikle işin Maliye Bakanlığı’nı ilgilendiren bir tarafı var. Ancak bugüne kadarki uygulamalardan pek de oralı olmadıklarını biliyoruz.

İşin diğer kısmı ise yasaklarla ilgili. 6222 Sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun‘un öncülü olan 5149 No’lu kanunun “Usulsüz Bilet Satışı” başlıklı 14. maddesi şöyleydi:

Madde 14- Spor müsabakalarının yapıldığı alanlar çevresinde bilet satışı için ayrılmış yerler ile ilgili federasyon veya kulüp tarafından uygun görülen yerler ve görevliler dışında bilet satışı yapılamaz.

Spor müsabakalarında her ne surette olursa olsun, toplu veya organize biçimde rayiç bedelin altında veya üstünde, müsabaka biletinin temini, dağıtımı, bilette yazılı bedelin üstünde satılması ve kapasitenin üstünde seyirci alınması veya bu yerlere biletsiz seyirci kabul edilmesi yasaktır.

6222 No’lu kanunda ise elektronik bilete geçileceği öngörüldüğünden bu konu yok. Ancak elektronik bilet uygulamasının ötelenmesi nedeniyle o zamana kadar eski hükmün geçerli olduğunu düşünüyorum.

Şimdi soru şu: bir eski başkan yardımcısının açık itirafı birilerinin ilgisini çekecek mi?

Written by kesinofsayt

09 Eylül 2013 at 09:04

Adnan Öztürk, Galatasaray kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

FENERBAHÇE VAZGEÇMEDİĞİ İÇİN FENERBAHÇE’DİR!

leave a comment »

Bugün Türkiye’de hayata hangi yönden bakıyorsa baksın hemen herkesin kabul ettiği bir gerçek var; ülkede iktidar -aralarında paylaşım sorunları olsa da- AKP ve Cemaat tarafından paylaşılmakta. Genel uygulamalar da buna işaret ediyor.

Türkiye’de maalesef, bırakın muhalefet etmeyi, biat etmeyenler dahi sadece polis fezlekesine dayanarak tutuklanabiliyor, aylarca, yıllarca hapis yatabiliyor. “Sadece polis fezlekesi” derken abartmıyoruz. Polis fezlekeleri ile savcılık iddianameleri artık birebir aynı Türkiye’de. Bağımsızlığı “yetmez ama evet” Anayasa’sı ile yokedilmiş yargı ise neredeyse sadece bir noterlik makamı gibi çalışıyor. Polis fezlekelerinde hasbekader ortaya çıkan “hata”lar ise “sehven” olarak adlandırılıyor. Bir davanın kaderini etkileyecek öneme haiz bu “sehven”ler yargı tarafından ciddiye bile alınmıyor, geçiştiriliyor.

Bu girizgahı neden yaptım? 2013 Ağustos’unda başbakana atfen şu sözler medyaya düştü ve yalanlanmadı:

“Bir savcı 3 polisle hizmeti terör örgütü kapsamına sokarız”…   ( http://www.radikal.com.tr/politika/gulen_cemaatinden_iddialara_sert_yanitdarbe_planlarini_hatirlatiyor-1146039 )

Bu sözlerin ülkedeki sistemin nasıl işlediğini göstermesi açısından önemli. Sizin suçlu olup olmamanız önemli değil, bir savcı ve üç polis hayatınızın karartılması için yeterli…
Hele ki bu uygulamayı ülkedeki en güçlü örgütlenmelerden birisine karşı dahi yapabilecek bir gücün daha zayıf kişilere / kurumlara neler yapabileceğini düşünebiliyor musunuz?

Gelelim 3 Temmuz Darbesi’ne…

İki yılı aşkın bir geçmişi olan olayları yinelemenin bir anlamı yok. Çok yazıldı, çok çizildi ve daha da çok çarpıtıldı / çarpıtılıyor. UEFA Disiplin Komitesi ve CAS kararının “Avrupa’nın da şikeyi kabul ettiği” algısını yaratmaya çalışıyor ilk günden beridir bu operasyonun – bilnçli ya da bilinçsiz – içinde olanlar. Oysa gerçek çok daha basit; Avrupalı kafası hukuka ve adalete “dafault” olarak güvenir. Dolayısı ile AB aday ülkesi olan Türkiye’de de hukukun işlediği varsayılıyor. Salt polis fezlekesinin kabulünden ibaret duruşma ve kararın da gerçek bir “yargılama” olduğu düşünülüyor. Fenerbahçe’nin (ve Beşiktaş’ın) UEFA ve CAS’a anlatamadığı da bu oldu ne yazık ki.

Türkiye’de sürdürülen davanın birçok açıdan eleştirisi yapıldı Fenerbahçeliler tarafından. Aslında bu cümleyi yazmak bile acı veriyor. Doğrusu “hukuku, adaleti savunanlar tarafından” olmalıydı, ama ne acıdır ki aynı polisin, aynı savcıların, aynı mahkemelerin, aynı yöntemlerle sürdürdüğü başka davalara tepki veren, futbolu ancak Gezi Direnişi ile keşfeden “aydın”ların “Şike Davası”na bakışları benzeri diğer davalara göre tümüyle ters ya da görmezden gelmeyi tercih etmek şeklinde. Burada taraf/taraftar olmak dışında, Aziz Yıldırım “kişiliği/tavrı”na nefret duymaları ya da kaotik ve anlamadıkları futbol taraftarları arasındaki kavgalara girmeme kaygısı da rol oynuyor olabilir. Ancak tercihleri ve davranışları son derece iki yüzlü…

Davanın tüm yönlerini ele almak, adım adım yürümek hem çok geniş bir zamanı kapsayacağından, hem de uzmanlık alanımız olmadığından, hem de çokça tartışılmış olduğundan burada yapacağımız birşey değil. En azından bugün için. Ancak aradan çok zaman geçtiği için önemli gördüğümüz ana kırılma noktalarını ve art niyeti gösterecek noktaları tekrarlamak istiyorum.

Sadece unutanlara ve bugün mücadeleden bıkan, pes etme noktasında olanlara bir hatırlatma!

  • Öncelikli soru şu: emniyet uzun süreli teknik ve fiziki takip ile şike/teşvik kanaatine vardıysa, para transferi, hatta el değiştirmesini dahi izleyebildiyse neden suçüstü yapmadı? Bu soruya sağlıklı bir yanıt asla verilmedi bugüne kadar. Hatta “sağlıksız” bir yanıt bile verilmedi. Böyle bir soru yok sayıldı.
  • Emniyetin 19 maçta şike ve teşvik primi var iddiası havada kaldı. Ki polisin böyle bir “yargıya” varma hakkı yoktu.
  • Aziz Yıldırım, Cumhurbaşkanı’na yazdığı mektupta savcı Mehmet Berk’in “Fenerbahçe’nin şampiyon olmaması halinde soruşturma açmayacağını söylediğini” iddia etti. Peki Fenerbahçe bir yıl önce şampiyonluğu Bursaspor’a kaptırmasa soruşturma açılacak “malzeme” var mıydı? Ortada bir “suç” varsa bunun şampiyonluktan bağımsız soruşturulması gerekmez mi?
  • Savcı Mehmet Berk, kendisinin yolladığı kısıtlı bilgilerle hazırlanan Etik Kurulu Raporu’nu neden istedi? Kendisinde daha detaylı bilgiler vardı.
  • Mahkemede okunan iddianame ile avukatlara verilen iddianame arasında neden fark vardı?
  • 14 – 18 Şubat 2012 tarihleri arasında yapılan ilk dört duruşmada savunmanın itirazına rağmen mahkeme heyeti, herkesin bildiği iddianameyi dört gün boyunca okuttu. Duruşmanın kalanında sanıkları sürekli “süre azlığı” nedeniyle uyarıp, savunmaların kısa tutulması konusunda baskı altına aldı. Oysa savunmalar çok önemliydi. Gerçi sonradan anlaşıldı ki heyetin savunmalarla hiç ilgisi yoktu. Hüküm zaten “fezlekelerde” verilmişti.
  • Mahkeme heyeti, savunma tanıklarının çağırılmasını sürekli engelledi. Buna karşın konunun tümüyle dışında olan ve akli melekelerinde problem bulunan Cihan Oskay’ın Muğla Cezaevi’nden getirtilmesine onay verdi.
  • MASAK (Mali Suçları Araştırma Kurulu) Fenerbahçe’nin tüm mali kayıtlarını inceledi. Şüpheli bir para hareketine rastlamadı. Peki şike/teşvik öpücükle mi yapıldı?
  • En önemli soru: Fenerbahçe şikeyi kiminle yaptı?

Sadece bu ana noktalar operasyonun tümüyle art niyetli, manipülatif ve asılsız olduğunu ortaya koymaya yetiyor. Ancak ne yazık ki iki küsür yıldır sürdürülen psikolojik savaş bazı Fenerbahçelileri bile yıldırmış halde. “Konu kapansın da nasıl olursa olsun” noktasında olan sarı lacivertlilerden bunca zamandır yaşananları hatırlamalarını ve yukarıdaki soruları bir kez daha düşünmelerini rica ediyorum.

Pes eden vazgeçer…

Oysa Fenerbahçe vazgeçmediği için Fenerbahçe’dir…

Written by kesinofsayt

03 Eylül 2013 at 11:31

Fenerbahçe, Mehmet Berk kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,