FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Archive for Ekim 2018

KONUK YAZAR: OLD SANTİ – BAYERN İLE MAÇIMIZ VAR

leave a comment »

oldsantiBayern München ile maçımız var, ama baskette.

Keşke basketbol maçı yerine onlar ile Şampiyonlar Liginde oynananacak bir futbol maçı olsaydı. Maalesef, son on yıldır futbolda, “O Kupa Buraya Gelecek” hedefinden “Kupaya Katılabilme” hedefine geriledik. Onu bile beceremiyoruz.

Beckenbauer’ler, Breitner’ler, Rummenigge’ler, Hoeness’ler ile gönlümüzde taht kuran yetmişlerin futbol devi, bugün de yeni yıldızları ile Şampiyonlar Liginin en büyük favorileri arasında. Ama burası paralel basketbol evreni. Onlar kendi evrenlerinde futbolu nasıl domine ediyorsa, burada da biz basketbolu domine ediyoruz.

Aslında köklü bir basketbol geçmişi olan Bayern’in futboldan gelme yöneticileri, herhalde futboldaki ultra başarıların etkisiyle, son döneme kadar basketbola biraz soğuk bakıyordu. Alman takımı olarak Wannamaker ve Melli’nin eski takımı Brose Basket’in adı Avrupa’da daha çok duyulmuştu. Bayern ise 2013/14 sezonunda şampiyon oldukları sezonun ertesinde oynadıkları Euroleague’de sadece şöyle bir görünmüştü. Kırmız beyazlı takım, o sezon grubunda iki galibiyet ve sekiz mağlubiyet ile elenmekten kurtulamamıştı. Almanların hangi takımı Euroleague’e katılsa o takımda pivot oynayan John Bryant ve Nihad Djedovic’li Bayern kadrosu karşısında Fenerbahçe, her iki maçı da (içeride 74-67, dışarıda ise 67-84) kazandı. Panzerlerin, o sezondaki en büyük başarısı ise kendi evlerindeki Panathinaikos galibiyetiydi.

Bayern München, koç olarak hep Yugoslavya ağırlıklı hocaları tercih etti. Bunda Sırp asıllı eski oyuncuları genel menejer Marko Pesic ve babasının da etkisi var. Uzun yıllar Marko’nun babası Stevislav Pesic tarafından çalıştırılan Alman ekibi, geçen sene başında hocanın sağlık nedenleriyle ayrılıp, sonra aniden iyileşip Barcelona’ya gitmesinin ardından Sırp antrenör Alexander Dordevic ile anlaştı. Aynı zamanda Sırbistan’ı da çalıştıran Dordevic, Bayern ligde çok başarılı sonuçlar almasına karşın Eurocup’tan elenince, bu durum facia addedilerek, Marko tarafından kelimenin tam anlamıyla kovuldu. Marko Pesic, bu sene de uzun yıllar Kızılyıldız koçu olarak görev yapan bir başka Sırp, Dejan Radonjic ile anlaştı. Sportif Direktör ve Koçluk işleri anlayacağınız bizim futboldaki gibi biraz karışık.

Marko Pesic, bu sene Alman Liginde tekrar şampiyon olmak önceliğimiz diyor ama Euroleague’de de ilk sezonlarından daha başarılı olmak gibi bir hedefleri var. Başkan Uli Hoeness takımı yavaş yavaş Euroleague’de daha yukarılara taşımak istiyor. Maçlarını oynadıkları 6.700 kişilik Audi Dome’u da yenileyecekler.

Bu sene bu bağlamda daha güçlü bir kadro kurmak istediler. İlk olarak 2011 NBA Draft’ında hemen Kyrie Erwing’in ardından ikinci sırada draft edilen Lakers’lı forvet Derrick Williams’ı transfer ettiler. 2011 yılı draftında bizim Vessely altıncı sırada, Golden State’in süper yıldızı Klay Thomson ise 11. sırada draft edilmişti. Yani potansiyele bakın. Williams, bu sene Bayern’de de çok iyi başladı. Geçtiğimiz hafta evlerinde Baskonia’ya karşı kazandıkları maçta attığı 22 sayı ile takımının en skoreri oldu.

Diğer bir transfer bir ve iki numaralarda oynayan Maodo Lo. Brose’den kendisini tanıyoruz. O da takımına uyum sağlamış durumda. Son olarak diğer bir önemli transfer olarak, eski Khimki ve Barcelona’lı Finli keskin şutör Peteri Kaponen’in Bayern’de boy göstereceğini ekleyelim. Nihad Djedovic ise hala takımda önemli dakikalar alan bir oyuncu.

İlk maçlarında Anadolu Efes karşısında, ilk çeyrek başa baş bir mücadele gösterdiler. Ancak ikinci çeyreğin ortalarından itibaren özellikle Doğuş Balbay’ın sert savunması ve sayıları ile bocalayarak, farklı yenildiler ve Euroleague’e kötü bir başlangıç yapmış oldular. Buna karşın evlerindeki ikinci maçlarını, şanslarının hep tuttuğu Panathinaikos karşısında kazandılar.

Deplasmandaki ilk maçında ise eski koçlarının takımı Barcelona’ya karşı kaybeden Bayern, ikinci deplasmanına İstanbul’da Fenerbahçe’ye karşı çıkacak. Çeyreklerin yakın geçse de bizim üstünlüğümüzle sonuçlanacağını düşündüğüm maçta rakibi hiç yabana atmamak lazım. Ne de olsa adı Bayern.

Written by kesinofsayt

31 Ekim 2018 at 15:04

basketbol, Genel, Old Santi kategorisinde yayınlandı

30 EKİM 2018 CRI TÜRK YAYINI

leave a comment »

cri

Written by kesinofsayt

30 Ekim 2018 at 16:44

CRI Türk - Kamil Erdoğdu ile Manşet, Genel kategorisinde yayınlandı

SARI MI LACİVERT Mİ BÖLÜM 19

leave a comment »

Written by kesinofsayt

29 Ekim 2018 at 03:26

KONUK YAZAR: OLD SANTİ – MOMENTUM GEÇİŞLERİ VE ANADOLU EFES MAÇI

leave a comment »

oldsantiBilindiği gibi maalesef futboldaki! ezeli rakibimiz maçlarına her zaman büyük bir baskı ve coşku ile başlar. Hatta bu öyle kanlarına işlemiştir ki, iddialı olamadığı diğer dallarda dahi aynı şekilde maçlara başlayarak rakibi özellikle seyircinin de coşkusuyla boğarlar. Rakip takım sanki bu momentum bütün maç devam edecekmiş gibi siner, hata üstüne hata yapar. Galatasaray istediğini alır, sonra isteyerek maçın momentumunu değiştirir, istediği gibi de bitirir. Zira, maçın başında yarattığı momentumu bütün maça yayamayacaktır. Ancak, rakip kurulan bu baskının hiç bitmeyeceğini sanır.

Buna karşın ne kadar istesek de Fenerbahçe yıllardır bu şekilde maça başlamaz. Maçın büyük bir bölümünü gerekli baskıyı kuramadan harcar; hatta bazı maçlarda ilk golü de yer ve gerekli baskıyı neredeyse ikinci yarının belli kısmından sonra yapmaya başlar. Oyunun momentumu değişir, ama bu bazen maçı kazanmaya yeter, bazen yetmez.

Bu girişten sonra gelelim Perşembe akşamına. Futbol ve basketboldaki Avrupa kupası maçlarının aynı güne denk gelmesi dolayısıyla bir Fenerbahçeli olarak şeytan azapta gerek diyerek, tercihimizi futboldan yana kullandık. Yine de bilgisayarı ayarlayarak göz ucuyla basket maçına bakmayı da ihmal etmedik. Basketboldaki farkın açılması sonucu da yanlış bir düşünceyle orada işlerin yolunda olduğu izlenimini edinerek, bir totem felan yapılacaksa Anderlecht maçı için gerekli olduğunu düşündük ve futbol maçına konsantre olduk.

Golleri yedikçe basket maçına ilgimiz iyice azaldı. Zira, daha ilk çeyrekte maçı 26-12 gibi bir skorla domine ediyorduk. İkinci çeyrek de skor farkını koruyarak devreyi 52-38 önde bitirdik, Ergin’i yine 100’lük yapacağız diye düşünmeye başladık.

Halbuki, çok önemli bir konuyu atlamıştık. Momentum Geçişleri (Momentum Shifts).

Momentum geçişleri spor müsabakalarında üstünde sayısız bilimsel çalışma yapılmış, hakkında makaleler yazılmış çok önemli bir konu. Momentumu kontrol etmek maçı kazanmak için hayati değerde.

Basketbolda momentumu kaybetmenin başlıca nedenleri arasında kötü şut seçimlerini, kaçırılan serbest atışlarını, çeyrek sonunda son sayının rakip tarafından yapılmasına izin verilmesini, dördüncü çeyreklerde üçlük sayı atışından vazgeçilmesini, gereksiz yapılan faulleri ve top kayıplarını sayabiliriz.

Yine momentum kazandıran etkenler arasında çeyrek sonunda son sayının alınması, baskı karşısında topun kazanılıp sayı yapılması, ortada olan bir topa sahip olmak için yere atlayarak gösterilen çaba, son çeyrekte iyi top çevirerek skorda öne geçiren bir üçlük, bazen yerine göre bir alley-oop ve rakibin momentum kontrolünü ele geçirmesine engelleyecek şekilde cevap verilmesini sayabiliriz.

Aslında Obradovic’e güvenimiz sonsuz olmasa, her zaman farklı skor başlangıçlarından korkarım. Zira, oyun dört çeyrek ve momentumu değiştirecek bir çok gelişme yaşanabilir. Momentumun aynı şekilde devam edeceğinin hissettirilmesi ise bir nevi ilüzyon.

Momentumu büyük takımlar çok iyi kontrol ederler. Mesela, Real Madrid, Panathinaikos ve Olympiakos bunlara örnektir. Bu takımlar öne geçtiğinde yakalamak son derece zordur. Momentumu kırabilenler de tabii büyük takımlardır. Zaten, Galatasaray maçlarındaki üstünlüğümüzün nedeni de bu sanki. Basketbolda CSKA’ya karşı final maçındaki geri dönüşümüz en önemli örneklerdendir.

Peki Anadolu Efes maçında ne oldu? Fenerbahçe üçüncü çeyreklerde skor avantajını elinde tutuyorsa momentum kaybı neden yaşanıyor?

Obradovic ve Ataman’ı “Amadeus” filmindeki yorumuyla “Mozart ve Salieri’ye” benzetiyorum. Biri dünya çapındaki başarıları ile tarihe geçecek, diğeri ise Obradovic’i takdir etmesi, kıskanması ve kafaya takmasına karşın onu ara sıra yenmekten öteye geçemeyecek. Ataman’a bunu söylememize karşın şut oyununu en iyi oynayan koçlardan biri olduğunu kabul etmemiz lazım. Yıllardır Hawkins, Arroyo, Domercant gibi çelik bileklerin liderliğinde kendi çapında çoğu lokal sınırlı başarılar elde etti. Yine çok iddialı. Maç sonunda “Fenerbahçe’yi yenmeye devam edeceğiz” diye hedefini deklare etti. Bu sene çok daha yüksek bir bütçe ile istediği şuta dayalı takımı başta Shane Larkin, Micic ve Beaubois ile yakalamış durumda. Dolayısıyla, Ataman’ın stratejisi maçı genelde serbest bıraktığı bu yıldızlarının attıkça coşan temposu ile kazanmaya dayanıyor.

Buna karşın Fenerbahçe Avrupa basketbolü oynayan yani taktik bir disiplin içinde kontrollü bir oyun oynayan takım görünümünde.

Fenerbahçe belki de bu ayarı kaçırabiliyor. Belki problem budur. Öne geçilip farkın açıldığı anlarda basketbolcular oyunun keyfini çıkarmak isterler. Örneğin Real Madrid, Olympiakos gibi takımlarda bunu görürüz. Bu takımlarda oyunculara biraz daha taviz verilerek havayı yakalayıp tadını çıkarmalarına izin verilir, taraftarın da coşması rakibin iyice çökmesine neden olur. Real’de Sergio Llull, Jaycee Carol ve bazen de Rudy Fernandez’in yaptığı budur. Çalışılmış set dışında atılan ölümcül şutlar maçı bir şov haline dönüştürür, rakip artık şu maç bitsin moduna girer. Halbuki, Fenerbahçeli oyuncular çlışılmış set dışında kaçırılmış bir şut sonucu kendilerini Obradovic’in hışmıyla karşılacaklarını düşündüklerinden bunu tercih etmiyorlar. Belki biraz ipleri gevşetmek yararlı olabilir. Momentum bazen rakibi şaşırtmaktan geçer.

Son olarak, üçüncü çeyrek sendromlarında etkili olan diğer bir hususun maçın başında gereksiz yapılan fauller nedeniyle üçüncü çeyreklerde faul almamaya dikkat edilmesi ve oyuncuların kendini son çeyreğe saklama içgüdüsü, isteği olduğunu düşünüyorum.

Written by kesinofsayt

27 Ekim 2018 at 10:51

basketbol, Genel, Old Santi kategorisinde yayınlandı

KONUK YAZAR: OLD SANTİ – YENİ POINT GUARD BELLİ OLDU: ERICK GREEN

leave a comment »

oldsantiEvet, hem de çok hızlı belli oldu. Obradovic Faktörü (Fatih Terim değil), Gherardini ve ekibinin bizde olması, Fenerbahçe’nin gerçek anlamda bir Avrupa markası-vitrini olması ve bir de yapılacak yatırımın sonucuna inandığımız için istekli ve kararlı olduğumuzdan herhalde, transfer böyle hızlı oldu.

Geçtiğimiz yazımızda olabilecek adaylar içinde en iyi alternatifin Erick Green olduğundan söz etmiştik. Gönlümüze göre oldu. Deyim yerindeyse cuk oturdu.

NCAA’de Virgina Tech’de oynadığı dönemde kendi konferansında (Atlantic Coast Conference) sayı kralı olarak yılın beşine seçilen Erick Green (Yılın oyuncusu ise Shane Larkin) oldukça skorer bir guard. NBA draftında ilk tur 46. Sırada Utah Jazz tarafından seçilen Green ilk Avrupa deneyimini Montepasci Siena’da yaşamıştı. Geçen sene Valencia’daki ortalaması ise 15’lerde. Fenerbahçe’de bu kadar atamayacak ama bu hem bir numara, hem de iki numarada rahatlıkla oynayacak düzeyde olduğunu gösteriyor. Nunnaly’nin yerine kimseyi alamamıştık. İşte Erick Green bu açığı da kapatabilecek bir oyuncu. Olympiakos’da oynadığı dönemde özellikle Spanoulis sakatlandığı dönemde sazı eline almış ve Olympiakos hücumlarına hayat katmıştı. Bogdanovic ve Udoh ile Fenerbahçe’nin şampiyon olduğu o muhteşem sezonda İstanbul’daki sezon içi maçta attığı 17 sayıyla en çok sayı atan oyuncusu yine Erick Green’di.

Kendi şutunu yaratan oyuncu eksiğimizi büyük ölçüde kapatacak olan Green, pick and roll oyunlarını çok iyi oynuyor. Şuta hızlı kalktığını düşünmeme rağmen, topu geri aldığı (step back jumper) için şutu biraz yavaş atıyor. Ancak yukarıda belirttiğim gibi sayı ortalamasının Fenerbahçe’de bu kadar yüksek seviyede olmasını bekleyemeyiz. Burası Ergin’in takımı değil ne de olsa, zaten böyle bir şey yaparsa Obradovic board’u da kırabilir.

1,91 boyundaki Green defansif olarak çok özel demesek de güçlü bir oyuncu. Uzun kolları, sezgileri ve konsantrasyonu sayesinde top çalma konusunda da çok başarılı. Bu özelliği rakip oyun kurucuları oldukça rahatsız etmekte. Zamanında bizim Sloukas ve Dixon’ı ettiği gibi.

NBA için ince kalmasının yanı sıra zayıf yön olarak Sloukas gibi sahaya hükmeden ve görüş açısı olan Avrupalı bir combo guard değil. Ama Euroleague şampiyonluğuna giden yolda eksik olan parçayı tamamladı diyebilirim. 31 Ekim’de çıkacak Final Four biletlerini şimdi daha da rahat bir şekilde alabiliriz.

OLD SANTİ

Written by kesinofsayt

25 Ekim 2018 at 13:53

basketbol, Genel, Old Santi kategorisinde yayınlandı

KONUK YAZAR: OLD SANTİ – TYLER ENNIS VE YENİ BİR POINT GUARD ARAYIŞI

leave a comment »

oldsantiZalgiris maçının son çeyreğindeki oyunuyla kırk yıllık Fenerbahçeli gibi oynadı dediğimiz Tyler Ennis’e nazar değdi. Maalesef Büyükçekmece maçında sol bacak kaval kemiği kırıldı. Görünen o ki uzun süre sahalardan uzak kalacak. İyi tarafından bakacak olursak aşil tendonu gibi zor iyileşen bir sakatlık veye bir eklem yeri kırığı değil. İnşallah, döndüğünde en az eskisi kadar iyi dönebilecek.

Ancak, hayat devam ediyor ve kısa rotasyonunda geçen seneye göre daha az oyuncumuz var. Allah korusun, 35 yaşındaki veteran oyuncularımız Dixon ve Sinan ve de daha önce sakatlık geçirdiği için bir süre sahalardan uzak kalan Sloukas ile bütün sezon zor geçer. Mutlaka birini almak gerekecektir.

Bu sene Fenerbahçe oyuncu transferi konusunda Excel Sport Management ile çalıştı. Tyler Ennis ve Joffrey Lauvergne bu ajansın sporcuları. Tıpkı önceki yıllarda Fenerbahçe’de oynamış olan Pero Antic ve Anthony Bennet gibi. Ben olsam taze ilişkiler nedeniyle yeni bir oyuncu arama konusunda onlara dönerdim. Ancak, ellerinde “Unrestricted Free Agent” statüsünde ve yaş, performans ve maliyet göz önüne alındığında gelebilecek seviyede kimse yok gözüküyor. A. J. Price var. 32 yaşında ve Avrupa tecrübesi yok. Son dönemini Çin’de geçirmiş. Dolayısıyla, pek muhtemel görünmüyor.

Umarım kötü bir Valencia tecrübesi olan Dwight Buycks olmaz. Şu an boşta. Udoh’un arkadaşı Aaron Jackson bu saatten sonra gelir mi, parayı beğenir mi bilmem? Çok iyi savunma oyuncusu ve Jason Thompson’un ajansının elindeki 33 yaşındaki Aaron Brooks da boşta olan alternatif oynculardan biri. NBA lokavt sırasında Çin’de oynamıştı. Güvenilir bir şutör ve kendi şutunu yaratabilen Brooks’un asist istatistikleri ise zayıf.

Görüşüldüğü duyumları gelen Eski Efes’li Brandon Paul yanında iki iyi alternatif Teodore ve Eric Green gözüküyor. Bu üçlüden bence en iyisi eski Olympiakos’lu Eric Green olur tabii. Aslında, Türkiye ve Euroleague tecrübesi de olan Jordan Theodore hala boştaysa, maliyet açısından Tyler Ennis seneye iyileşinceye kadar işimizi görebilir.

Umarım Tyler Ennis’in yeri uyumlu ve nereye geldiğinin kıymetini anlayayacak combo bir oyuncu ile doldurulabilir. Oyuncumuza geçmiş olsun dileklerimizi sunar, kısa zamanda sağlıklı bir şekilde tekrar sahalara dönmesini temenni ederiz.

OLD SANTİ

Written by kesinofsayt

23 Ekim 2018 at 15:47

basketbol, Genel, Old Santi kategorisinde yayınlandı

23 EKİM 2018 CRI TÜRK YAYINI

leave a comment »

cri

Written by kesinofsayt

23 Ekim 2018 at 13:34

CRI Türk - Kamil Erdoğdu ile Manşet, Genel kategorisinde yayınlandı

SARI MI LACİVERT Mİ – BÖLÜM 18

leave a comment »

Written by kesinofsayt

20 Ekim 2018 at 20:19

Genel, Sarı mı Lacivert mi kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

KONUK YAZAR: OLD SANTİ – İLK EUROLEAGUE DEPLASMANI VE HARİKA DÖNÜŞ

leave a comment »

oldsantiEnteresan bir şekilde Anadolu Efes ve Fenerbahçe’nin Khimky ve Zalgiris ile çapraz eşleşmelerinin olduğu haftada, Fenerbahçe, ilk deplasman maçında Euroleague’e en yakıştırdığımız takım olan Zalgiris karşısına çıktı. Jasikevicius bu defa mutlak kazanmak istiyordu. Buna karşın Zalgirisliler bir gün öncesinde Miami Heat’ten transfer ettikleri point guard Derrick Walton’u maça yetiştirememişlerdi. Yine de daha önceki yazımızda belirttiğimiz gibi oldukça iyi bir kısa rotasyonu oluşturdular. Bakalım bu sezon Westermann ve Walters geçen seneki yıldızları Pangos ve Micic’i aratacak mı?

Her zamanki gibi 15.500 kişi kapasiteli Zalgiris Arena kapalı gişe dolmuştu. Seyirciler ne kadar ateşli olsa da oldukça medeni bir ortamın olduğu salonda az sayıdaki Fenerbahçe Taraftarı, Zalgiris Seyircisi ile bir arada tezahürat yapıyordu.

Fenerbahçe maça Guduric, Sloukas, Lauvergne, Melli ve Datome beşi ile başladı. Zalgiris’te Walters sanki Beşiktaş’taki başarısız günlerin intikamını almak istercesine çok hırslı ve istekliydi. Walters ve Westermann’ın olduğu anlarda Zalgiris pas trafiği ile bir nevi Fenerbahçe gibi hücum ediyordu. Vessely çeyrek ortası faulleri ikileyince kenara geldi. Guduric de tüm yeteneğine rağmen elindeki topu kaptırıp sportmenlik dışı faulü alınca momentum rakibe geçti.

Çeyreğin son üç dakikasında Khimky maçının kahramanı Dixon oyuna girdi. Khimky maçını Ümit Aktan anlatsaydı, herhalde “Dixon, Dixon, Dixon, Dixon, Dixon” diye anlatırdı. “Bu üçlüğü Anthony Gill değil bütün Toniler gelse çıkaramaz” der miydi acaba? Dixon oyuna iyi başlamasına karşın Westermann çalışılmış bir şekilde aralarındaki eşleşmeyi çok iyi kullandı. Milaknis’in son saniye üçlüğü ile çeyreği 25 sayı yiyerek geride tamamladık. 25-18.

İkinci çeyreğe Zalgiris Brandon Davis’in basketi ile başladı. Zalgiris sürekli oyuncu değiştirerek geniş rotasyon ile Fenerbahçe karşısında daha sert ve agresif olmaya çalışıyordu. Farkı da çeyrek başında çift haneli sayılara çıkarmayı başardılar. Jasicevicius gerçekten çok büyük bir koç olma yolunda. Allah korusun bir gün Obra giderse, takımın başında görmeyeceği istediğim yegane koç eski oyuncumuz Jasicevicius. Kavaliauskas faulleri üçleyince biraz rahatladık ancak Kostas’ın şanssız şut girişimi sonrasında ise Walters biraz da şansı ile basket faul alınca fark 16 sayıya çıktı. Obra molayı aldı. Savunmada vites attık. Guduric yeteneğini göstermeye başladı. Burutis de çaylak hataları yapınca ilk yarı sonunda farkı eriterek sekiz sayıya kadar indirdik. 42-34.

İkinci yarıya Vessely’nin üçüncü faulü almasıyla kötü başladık. Üstüne üstlük sekiz sayı gerideydik ve biraz endişelendik. Ancak, Sloukas bu dakikadan sonra oyuna ağırlığını koydu ve attığı üçlükler ve ikilikler ile sazı tam anlamı ile eline aldı. Fenerbahçe taraftarının dediği gibi. “At, Avrat, Yunan Guard” . Vessely faulleri hatasız sayıya çevirip Guduric de üçlüğü atınca fark beş sayıya kadar geri geldi. Walters’ın ekstra katkısıyla seyirci hareketlendi ama savaşıyorduk. İnişli çıkışlı bir çeyrek oldu. Derken Ennis oyuna girdi. Çeyrek biterken attığı sayı ile son çeyrek öncesi skor 57-51.

Son çeyrekte Tyler Ennis yine oyundaydı. Üç oyun kuruculu beşle baskıyı arttırmak istedik. Vessely kenardan Lauvergne ile oynamak gerçekten lüks. Ahmet’in de olmadığı gün ön plandaki kahramanlardan biri değildi ama Lauvergne geçen seneki Jason Thompson’dan sonra resmen Rollce Royce. Ennis ve Sloukas ile birlikte üçüncü oyuncu kurucu Dixon, dripling ve sayıları ile Zalgiris’lileri allak bullak etti. Basketbol bir “Dur-Kalk” oyunuysa bunun kralı Dixon herhalde. Fark da onun sayısıyla 1’e kadar düştü. Datome’nin buz gibi üçlüğü ile sonunda kaçınılmaz son geldi. Öne geçtik.

Vessely’nin yıldız adayı Grigonis’e yaptığı muhteşem blok morallerini iyice bozdu. Ancak bu çeyreğin adamı kesinlikle Ennis’ti. Hem hücumda hem de savunmada, attığı sayılar, asistler ve aldırdığı fauller ile çeyrek skorunun buralara gelmesinde aslan payı onundu. Kırk yıllık Fenerbahçeli gibi oynadı. Bu seneki transferlerimizin zeka seviyesi , Allah nazardan korusun, takımın geri kalanının zekasından geri değil. Sonunda, başta Obra’nın sonra tüm oyuncuların komple harika performası ile bu çok zor deplasmandan galip ayırldık. 75-82.

OLD SANTİ

Written by kesinofsayt

20 Ekim 2018 at 13:55

basketbol, Genel, Old Santi kategorisinde yayınlandı

Tagged with

KONUK YAZAR: OLD SANTİ – EMRE VE ARDA

leave a comment »

oldsantiEmre ve Arda deyince Emre Belözoğlu’ndan bahsediyorum sanılmasın.

Konumuz Emre Mor. Daha 21 yaşında 1997 doğumlu dünyanın en iyi eğitim sistemlerinden birine sahip Danimarka’da yetişmiş, babası Sivas, annesi Makedonya’lı olan Türk futbolcusu. Daha iki sene evvel Danimarka ve Makedonya, kendisini milli takımlarında oynatmak için baskı yaparken, neredeyse tek kelime Türkçe bilmediği halde Türk milli takımında oynamaya ikna edilmişti. Şimdi ise milli takımda adını sanını duymadığımız sıradan gençler denenirken, o milli takım arenasından kaybolmuş durumda.

Milli takım için keşfediliş hikayesi ise şöyle;

2016 yılında Fatih Terim, biraz da Burak Yılmaz’a prim ödenmemesi ve Arda Turan’ın milli takıma çağrılmaması ile sonuçlanan tatsız süreç sonrasında, Avrupa’dan genç ve sıra dışı bir futbolcuyu milli takıma monte etmek istemektedir. Aslında bu süreç, Burak’ın sakat olduğu dönemde milli takımda oynamadığı için prim alamaması üzerine, yakın arkadaşı Arda’nın Burak’a sahip! çıkarak Fatih Terim’e “İçin rahat mı hocam?” demesiyle başlamıştı. Bilindiği üzere son silah olayında bu sefer Burak Arda’ya destek vermişti.

Terim’in siparişi üzerine Dortmund’da yaşayan eski hakem Abdülkadir Bakırdöven, sözkonusu özellikleri taşıyan bir futbolcuyu bulması için görevlendirilir. Emre Mor’un menajeri de bir şekilde Bakırdöven’e ulaşır. İlerleyen aşamada Terim’in yardımcılarından Kerem Yavaş 1,69 m boyundaki sol kanat oyuncusu’nu çok beğenir. Bunun üzerine Fatih Terim, Tuncay Şanlı’yı Emre Mor’un bir maçını seyretmek üzere Danimarka’ya gönderir. Tuncay Şanlı da olumlu referans verince Mor milli takıma çağırılır ve daha ilk maçında herkesi kendine hayran bırakarak Türk futbolunun geleceği ve Türk Messi’si olarak lanse edilir. Arda’nın milli takımda oynamamaya başladığı dönemde Emre Mor milli takımda neredeyse tek başına bir takım gibi çok başarılı maçlar oynar ve rakip defansları hallaç pamuğu gibi atar.

Bu arada Emre Mor’un Fenerbahçe’ye transferi de gündeme gelir. Ancak, basınımızın Galatasaray’lı anlı şanlı kalemleri tarafından, Emre Mor’un kariyerinin Türkiye’de geri gideceği ve mutlaka Avrupa’da bir takımda oynaması gerektiği empoze edilir. Sonunda Emre, Danimarka’nın Nordsjaelland ekibinden Saadettin Saran’ın da o dönemde hissesinin olduğu Thomas Tuchel’in Dortmund’una 9,75 milyon Euro gibi hatırı sayılır bir bonservis bedeline transfer olur. Emre Mor, söz konusu kalemlerimizin iddia ettiği gibi Dortmund’da gelişemez. Zira, önünde genç yetenek Dembele, Schürle ve Marco Reus vardır. Dolayısıyla, hastalık ve sakatlıkların da etkisiyle çok fazla maça çıkamaz. Arda’nın milli takıma dönüşü ile milli takımda da nedense performansı düşen Emre, yavaş yavaş milli takıma da çağırılmamaya başlar. Arda Turan-Fatih Terim geriliminde Fatih Terim’in istifasını isteyecek kadar ağır yazılar yazan Mehmet Demirkol, Emre ile ilgilenmez.

Buna karşın Emre’ye Avrupa’da kalması için baskı yapılır. Başarısız bir sezon geçirmesine karşın daha da yüksek bir bedele, 13 Milyon Euro’ya Celta Vigo’ya transfer olur. Celta Vigo’da başarısız günler devam eder. Emre burada üç kez kadro dışı kalır. Sebepleri arasında antremana geç kalma, takım arkadaşlarına saygısızlık ve disiplinsizlik gösterilir.

Sosyal Medyadaki abartılı paylaşımları da Emre’nin düzgün bir arkadaş çevresi olmadığı izlenimi veriyor. Ancak, daha çok genç bir sporcu olması nedeniyle kendisine gereken ilgi gösterilirse hala potansiyelinin karşılığını verebilir.

Galatasaray medyasının bizim olmayacaksa Türkiye’ye hele Fenerbahçe’ye gelmesin şeklinde lobi yaptıkları Emre, Fenerbahçe’de genç futbolcuların önem kazandığı yeni iklimde biraz çabayla Fenerbahçe’ye ve dolayısıyla Türk futboluna kazandırılabilir. Bunun için herhalde büyük paralar da gerekmeyecektir. Örneğin Fenerbahçe’de kaybolmakta olan ama hala çok değerli olan 1995 doğumlu Ozan, Celta Vigo’da pozisyonu gereği daha başarılı olabilir. Bir takas neden olmasın? Belki de Fenerbahçe, Valbueana’dan alamadığı katkıyı benzer formasyondaki Emre Mor’dan alabilir.

Eh Arda bu yazının neresinde? Yukarıda bir miktar bahsettik. Bir bölüm spor camiamız spor hayatı bitmek üzere olan bilmem kaçıncı vukuatından sonra hala Arda’nın düzelebileceği ve affedilmesi gerektiğinle uğraşırken, genç Emre’nin göz göre göre kaybedilmesine dikkatinizi çekmek istedim.

Written by kesinofsayt

19 Ekim 2018 at 13:57

Genel, Old Santi kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,