FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Archive for the ‘Yıldırım Demirören’ Category

HALUK ULUSOY DOSYASI – 14

leave a comment »

1 Kasım 2006 – Futbolumuz köşeye sıkıştı – Hürriyet

Gözlerin üzerine çevrildiği Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in, kanunun verdiği yetki doğrultusunda bu tavsiye kararını dikkate alarak Futbol Federasyonu’nda Olağanüstü Genel Kurul kararı alacağı öğrenildi.

Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun, “Futbol Federasyonu, olağanüstü genel kurula gitmelidir” şeklindeki tavsiye kararı, futbolun gündemine bomba gibi düştü. Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in, Teftiş Kurulu’nun bu raporu doğrultusunda Futbol Federasyonu’nu olağanüstü genel kurula çağıracağı bildirildi. Olağanüstü genel kurulun, Turkcell Süper Ligi’nin devre arası olan ocak ayında yapılacağı ifade edildi.

Ankara Cumhuriyet Savcısı Ayhan Şan’ın, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ve bazı eski yöneticileri hakkında hazırladığı iddianame sonrası, Teftiş Kurulu’nun bu raporu da adeta şok etkisi yarattı. Federasyon, daha önce belirlediği gibi dün saat 14.00’te Ankara’da toplandı. Haluk Ulusoy başkanlığındaki toplantıda sadece Teftiş Kurulu’nun tavsiye kararı ele alındı. Öte yandan Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun kararı, tavsiye niteliğinde olduğu için, gözler Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’e çevrildi. Bakan Şahin’in, kanunun verdiği yetki doğrultusunda bu tavsiye kararını dikkate alacağı ve olağanüstü genel kurula gideceği öğrenildi.

SORU İŞARETLERİ VE İDDİALAR

Olağanüstü genel kurula gidilebilmesi için 3 yol var. A- Toplam üye sayısının % 40’ının noter kanalıyla yazılı müracatı; B-Federasyon Yönetim Kurulu kararı; C-Spor Bakanı’nın çağrısı üzerine. Ancak her durumda, çağrıda bulunanlar, toplantı sebebini bildirmek zorunda. Bu doğrultuda Bakan çağrı yaparsa, hangi gerekçe ile gündeme seçim maddesini koyacak?

Tavsiye kararı, 2002-04 dönemi ile ilgili iddiaları kapsıyor. Oysa, Ulusoy ve yeni yönetim, 2006 Ocak ayında seçimle göreve geldi. Eski teftiş kurulu raporunun, yeni dönemi kapsaması nasıl mümkün olur?

Rapor, Ulusoy, Ata Aksu, Orhan Saka ve Haldun Kozakoğlu ile ilgili. Ancak Ulusoy dışında hiçbiri federasyon bünyesinde görevli değil. Yeni seçilen yöneticiler, nasıl itham edilir ve seçime gidilir?

Yasada, “Federasyon başkanı, üstüste ya da aralıklarla en fazla 3 kez seçilir” maddesi var. Ulusoy 3 kez seçildi. Adaylığını koyabilecek mi? Hukukçular ikiye bölündü bile. Her dönem, 4 yılı kapsadığı için, bu dönemin bitmediğini savunanlar bulunuyor.

Ulusoy’un “Yeter artık” demesi de bekleniyor. Bundan böyle seçilse bile rahat hareket edemeyeceğini düşünen Ulusoy’un, olağanüstü genel kurulda başkanlığa adaylığını koymayacağı belirtiliyor.

FIFA, siyasi otoritenin, futbolun işine karışmasını istemiyor. Bu doğrultuda çok ağır yaptırımları ve ihraçları bulunuyor. Türkiye de, beklenmedik bir ceza ile karşı karşıya kalabilir.

Yaklaşık 100 kemik oyu bulunan Haluk Ulusoy, başkanlığa adaylığını koymadığı taktirde ilk toplantıda üye salt çoğunluğu sağlanmayabilir. Bu da futbolda ayrı bir krize yol açabilir.

Siyasi saldırıya maruz kaldığını düşünen mevcut yönetim kurulu, her an toplu halde istifa edebilir. Başbakan ve Bakan’a karşı bu tavır sonrası kriz daha da büyüyebilir.

Bu üzücü gelişmelerden milli takımların teknik heyetleri de etkilenebilir.

Ulusoy’un ve yeni yönetimin devre dışı kalması sonrası, görevi hangi başkan ve yöneticiler üstlenecek. Yeni federasyonun, siyasi otoritenin güdümünde kalabileceği iddia ediliyor.

Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu Başkanı Türker Arslan 5 Kasım 2006’da önlerine her hafta Galatasaray ve Beşiktaş hakkında kötü tezahürattan dolayı rapor geldiğini, Fenerbahçe hakkında hiç böyle bir raporun gelmediğini vurgular. Arslan, “Kulüpler kötü tezahüratları mutlaka önlemeye çalışmalı ve bunun temsilci raporlarına girmesini sağlamalı. Ancak, böyle bir savunma ile cezalardan kurtulabilirler” der.

Bu sözlerden kısa bir süre sonrasında, önlerine her hafta dosyası gelen kulüplerden hiç birisine uygulanmamış bir ceza Fenerbahçe’ye verilecektir: 3 maç seyircisiz!

M. Ali Şahin, alışılagelmiş, kanıksanmış (ve artık bıktırmış olan) genel kurul çağrılarından birisini daha 6 Kasım 2006’da yapar. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel’in verdiği ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun da katıldığı yemekte Şahin, Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören ile Antalya Başkanı Sedat Peker’le bir görüşme yapar.

Futbol Federasyonu’nun olağanüstü genel kurula götürülmesi için kulüplerin devreye girmesi gerektiğini savunan Bakan Şahin, “Futbolumuz kaosa sürükleniyor. Genel kurulda delegelerin daha sağduyulu karar vererek seçime katılacaklarına inanıyorum. Sizler genel kurula gidilmesi konusunda öncü olun” der.

Beşiktaş İkinci Başkanı Murat Aksu’nun da hazır bulunduğu davette konuşan başkan Demirören ise, “Bizler kurallar ve kanunların uygulayıcısıyız. Kulüpler Birliği gerekli değişikliği uygun görürse biz de gereğini yaparız” karşılığını verir.

Bu arada Aziz Yıldırım, kulübün resmi internet sitesinde yaptığı açıklamada, Şenes Erzik’in Türk futboluna katkılarının tartışılmaz olduğunu, Futbol Federasyonu’nun özerklik kazanmasında çok önemli katkıları bulunduğunu ifade ederek, “Fenerbahçe Kulübü olarak Sayın Erzik’in böyle bir göreve gelmesinden onur duyarız. Erzik’in, federasyon başkanlığına adaylığını koyması ve bu göreve gelmesi bizi mutlu eder. O zaman kendisine gereken desteği veririz, ancak basında yer aldığının aksine, hiçbir şekilde Sayın Erzik’le bu konuda bir görüşmede bulunmadım” der.

14 Kasım 2006’da toplanan Birinci Lig Kulüpler Birliği Vakfı toplantı için Fenerbahçe Kulübü’ne yapılan davetin, diğer kulüp başkanlarının isteği üzerine iptal edildiğini açıklanır. Başkan Canaydın, Futbol Federasyonu’nun olağanüstü genel kurula götürülüp götürülmemesi konusuyla ilgili, kulüpler birliği olarak herhangi bir oylama yapmaya gerek olmadığı görüşünde birleştiklerini söyler.

Canaydın, Radisson SAS Oteli’nde yapılan ve 4 saat süren toplantı sonrasında yaptığı açıklamada, öncelikle Fenerbahçe ile vakıf arasında geçen davet krizi hakkında bilgi verir. Özhan Canaydın, “Bugün yapılan yönetim kurulu toplatısı için Fenerbahçe Kulübü’ne yapılan rutin davet, kulüp başkanlarının isteği üzerine ikinci bir yazı ile iptal edilmiştir” der.

Fenerbahçe’nin vakıf üyeliğinden ihraç edilmesinin, bu ay sonunda kararlaştırılacağını belirten Canaydın, şöyle devam eder:

“Fenerbahçe’nin vakıf toplantılarına katılmaması, aidatlarını ödememesi, vakfımızı yok sayan ve vakfımızı tanımadıkları yönündeki yazı ve açıklamaları nedeniyle, savunma ve açıklamaları alınmak suretiyle 23 Kasım’daki mütevelli heyeti toplantısında, vakıf üyeliğinden ihraç edilip edilmeyeceği konusunda bir karar alınmasına oy birliği ile karar verdik.”

Nihat Özdemir’in istifa daveti konusunda ise Canaydın, “Olabilir. Şahsi görüşüdür. Biz kulüpler birliği olarak birlik ve beraberlik içinde görevimize devam ediyoruz” der.

15 Kasım 2006 tarihli gazetelerde Merkez Hakem Kurulu, Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’un talimatı ile FIFA listesine girdiği öne sürülen hakem Kuddusi Müftüğlu’na, ligde son 9 haftada hiç maç vermediği yazmaktadır.

Herhangi bir sakatlığı ya da rahatsızlığı bulunmayan Müftüoğlu, FIFA listesi açıklandıktan sonra Süper Lig’de hiç görev alamaz. Ligde ikinci haftada Beşiktaş-Gaziantepspor, dördüncü haftada da Sakaryaspor-Fenerbahçe maçlarında görev yapan Müftüoğlu, o günden bu yana geçen 3 aylık süre içinde ligde bir maça bile çıkamamıştır.

17 Kasım 2006’da Kulüpler Birliği Vakfı Başkanvekili Hilmi Gökçınar, Futbol Federasyonu’nu genel kurula çağırmanın kendi işleri olmadığını, Bakan Şahin’in de olağanüstü genel kurul çağırısı yapmasının siyasi bir davranış olmayacağını söyler. Fenerbahçe’nin eleştirilerini ağır bulduğunu da belirten Gökçınar, “Cepheleşmek kimseye yarar getirmez” der.

Kulüpler Birliği Vakfı Başkanvekili ve Ankaraspor Kulübü Başkanı Hilmi Gökçınar, Bakan Şahin’in görevi gereği konunun içinde olduğunu ve gelişmelerle yakından ilgilendiğini belirterek, ”Bir Teftiş Kurulu raporu söz konusu ve mahkeme devam etmekte. Bakanın 31. maddeden kaynaklanan bir yetkisi de var. Sayın Bakan eğer olağanüstü genel kurulu çağırma yetkisini kullanırsa bu siyasi bir davranış olmaz. Çünkü spordan sorumlu devlet bakanı. Ayrıca şu an için Türk futbolunun politize olduğunu da düşünmüyorum” diye konuşur.

Futbol Federasyonu’nu olağanüstü genel kurula çağırmanın Kulüpler Birliği’nin işi olmadığını vurgulayan Gökçınar;

“Biz birlik olarak kararımızı 2 gün önce verdik. Bir daha gündeme geleceğini sanmıyorum. Biz toplantıda seçim olmalı mı sorusunu değil, böyle bir oylama yapıp yapmamayı oyladık ve gerek olmadığı sonucu çıktı. (Bu bizim işimiz değil) denildi. Böyle diyenler doğal olarak Ulusoy yönetimini destekliyor konumuna geldi. Oysa genel kurul daveti Kulüpler Birliği’nin işi değil. Bir mahkeme var, o mahkemenin sonucu beklenebilir. Ya da delegeler yeterli imzayı bulur genel kurula gidilir. Bunlar doğal şeyler. Gerçek karar mercii delegedir. Şu bir gerçek ki ben Ankaraspor olarak Süper Lig’de mücadele ediyorsam benim federasyonum Ulusoy federasyonudur. Başkan Haluk Ulusoy da olabilir, başkası da olabilir. Beğensek de beğenmesek de bu federasyonu kabullenmek zorundayız. Başka bir federasyon gelirse onu da kabulleniriz. Türk futbolu çok mu huzurlu bir ortam içinde? Hiçbir dönemde olmamıştır. Hep sıkıntı var olmuştur”.

Fenerbahçe Kulübü’nün, Kulüpler Birliği ile ilgili yaptığı açıklamayı değerlendiren Gökçınar, sarı-lacivertli kulübün yaptığı eleştirileri çok ağır bulduğunu ifade ederek, “Büyük takım olmak başka şeyleri gerektirir. Cephe açmak faydalı bir şey değil. Hep büyük kalayım denilebilir, ancak salt kendinizle ilgili bir büyüme isterseniz orada bir yanlışlık var demektir” der.

Gökçınar, “Fenerbahçe, Kulüpler Birliği’nin bir üyesi. Ancak Fenerbahçe yaklaşık 2 yıldır ne başkan ne de temsilci düzeyinde hiçbir toplantıya katılmadı. Biz bütün toplantılara olduğu gibi 2 gün önce İstanbul’da yapılan toplantıya da Fenerbahçe’yi davet ettik. Ancak daha sonra ağırlıklı olarak çok sayıda kulüp başkanı, 2 yıldır toplantılara katılmayan Fenerbahçe’nin bu toplantıya gelmesinin doğru olmayacağı görüşünü sekreteryaya bildirdi. Bunun üzerine Fenerbahçe Kulübü’ne davetin sehven gönderildiği şeklinde ikinci bir yazı daha gönderildi. Benim ya da başka bir kulüp başkanının tek başına davetin iptaliyle ilgili bir girişimi olmadı. Alınan ortak karar doğrultusunda hareket edildi” şeklinde açıklamada bulunur.

Kulüplerin çoğunun Fenerbahçe’nin ortaya koyduğu tavır ve davranışlara pek hoş bakmadığını dile getiren Gökçınar, “Benim bildiğim kadarıyla Fenerbahçe kurucu üye değil, vakfa üye bir kulüptür. Kurucu üyeler vakıf üyeliğinden çıkarılamaz. Aidat ödememeye devam etmek gibi iradeleri var. Bu durum gelecek hafta yapılacak olağan genel kurulda tartışılır. Mütevelli heyeti ve hukuk neyi gerektiriyorsa o yapılır. Ancak şahsi kanaatim kulüplerin bir arada olmasıdır. (Yokum) derlerse yapacak bir şey yok” diye konuşur.

17 Kasım 2006’da Hürriyet’te yeni senaryolar üretilimektedir:

Müthiş senaryo

Bakan Şahin’in girişimleri sonucu, Ulusoy karşıtı kulüp başkanlarının sayısı artacak. Federasyon başkanlığı için Erzik’in adında yoğunlaşma olacak. Özhan Canaydın, Kulüpler Birliği Başkanlığı’nı bırakmak zorunda kalacak.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in, “Yakında hiperaktif açıklamalar yapacağım” şeklindeki sözleri üzerine, Futbol Federasyonu Başkanlığı için yeni senaryolar ortaya atıldı.

Seyrantepe Projesi nedeniyle sıkıntılı günler yaşayan Özhan Canaydın’ın, 23 Kasım’da yapılacak olan Kulüpler Birliği Genel Kurulu’nda başkanlığa adaylığını koymayacağı öğrenildi. İktidar partisi üyesi olan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in, bu yapılanma içerisinde önemli rol oynadığı, Kulüpler Birliği Başkanlığı’na da bu doğrultuda Ankaraspor Başkanı Hilmi Gökçınar’ın getirileceği belirtildi.

Haluk Ulusoy’un yanında sadece Beşiktaş, Sivasspor ve Denizlispor’un kalacağı belirtildi. Kulüpler Birliği’nde bu şekilde sağlanacak çoğunluk sonrası, olağanüstü genel kurulda Ulusoy’un mağlubiyetinin kaçınılmaz olacağı vurgulandı.

Bakan Mehmet Ali Şahin’in, önümüzdeki günlerde ikili temaslara ve yurt içi gezilerine ağırlık vereceği iddia edildi. 3813 sayılı yasa gereği olağanüstü genel kurulu toplama yetkisi bulunan Şahin’in, sağlanacak bu çoğunluk doğrultusunda kongrede delegelere seçim maddesini koyduracağı iddia edildi. Şahin’in, Ankara Cumhuriyet Savcısı Ayhan Şan tarafından Haluk Ulusoy ve kurmay ekibi için istediği hapis cezasını da gündemde tutacağı bildirildi.

Bu arada yeni bir kongre yapılacağı için, Haluk Ulusoy’un başkanlığa tekrar aday olamayacağı ifade edildi.

Başkanlık için en şanslı ismin Şenes Erzik olduğu öğrenildi. UEFA ve FIFA’da üst düzey görevlerde bulunan ve ılımlı tavrı ile dikkati çeken Erzik’e, Bakan Şahin’in de sıcak baktığı kaydedildi. Özerk futbola müdahale edilmesini istemeyen FIFA’nın, bu gelişmelere müeyyide uygulamaması için, Şahin’in olağanüstü genel kurul daveti yapacağı; kongrede ise seçim maddesini delegelerin isteğiyle koyulacağı saptandı.

18 Kasım 2006’da Şahin, yasanın, Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nu olağanüstü toplantıya çağırma görevini kendisine verdiğini belirterek, “Arzu ediyorum ki, bu görevi futbol ailesinin kendisi yapsın. Ama yapmazsa ben yapacağım” diyerek bilmemkaçıncı uyarısını yapar.

Şahin, “Ne yaparsınız efendim?” sorusuna, “Yasa, bu konuda Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nu olağanüstü toplantıya çağırma görevini bana vermiş. Arzu ediyorum ki, bu görevi futbol ailesinin kendisi yapsın. Ama yapmazsa ben yapacağım” yanıtını verir.

21 Kasım 2006’da Memorial 11 Altın Adam yarışmasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ata Aksu, son kulüpler birliği vakfı toplantısının konusunun ”Haluk Ulusoy federasyonu gitsin mi, gitmesin mi?” olduğunu ileri sürerek, ”(Haluk Ulusoy gitsin) diyenlerin tamamı belediye ve belediye bağlantılı takımlar. Bu çok önemli bir gösterge. İsmi kullanılan devlet büyüklerinin ismini kimse kullanmasın. Onlar da bir açıklama yapıp, ‘biz futbolun koruyucusuyuz, kollayıcısıyız. Her türlü katkıyı yapmaya hazırız ama kendi iç mekanizmalarına karışmıyoruz’ derlerse bu mesele çözülür” der.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in bu konuyla ilgili bir beyanatı olduğunu kaydeden Aksu, “Sayın Mehmet Ali Şahin ‘Lütfen kulüpler demokratik haklarını kullansınlar, uzlaşma sağlasınlar, onlar kullanmazsa ben kullanacağım’ diyor. Şimdi bu söylem demokrasinin özüne aykırı. Ben o zaman ‘4’e 1 oyla nasıl ülkenin tamamını yönetiyorsun. 70 milyonun konsensüsü mü var’ diye sorarım. Demokraside karşı görüşler, karşı gruplar var, konsensüs var” diye konuşur.

Son güncel olaylarda siyasi müdahale olduğu kanaatini taşıdığını vurgulayan Aksu, “Bazı duyumlarım, bilgilerim var. Bazı şahıslar, futbolla geçmişte 2-3 yıl öncesine kadar hiçbir ilgisi alakası olmayan insanlar, Türk futboluna kurtarıcı gibi paraşütle indirildiler. O insanlara da acıyorum, kendi kimlikleriyle kişilikleriyle ortada duramazlar, her sıfatlarının sonunda filanın arkadaşı diye eklenir” der.

Toplantıda bir gazetecinin, “Haluk Ulusoy döneminde federasyonun muhasebe müdürü Nihat Saydam ‘Zimmetine para geçirmekten’ 10 yıl hapse mahkum oldu. Ortada dolaşan 875 bin dolarlık bir açık var. Toprakbank, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na (BDDK) geçtikten sonra bu iş ortaya çıktı? İş Bankası’nın daha yüksek faiz verdiği sırada, Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) parası neden Toprakbank’a onun yarı faizine verilmiştir?” şeklindeki sorusu üzerine Aksu;

“Nihat Saydam, birinci Haluk Ulusoy federasyonunda yönetim kurulu üyesiydi, muhasebe müdürü değil. Bir banka müdürüydü kendisi. Laflarım yanlış anlaşılmasın, mahkum olduğuna göre suçlu olduğu belli zaten. Böyle bir olay çıktı. Bu olayı da Türkiye Futbol Federasyonu ortaya çıkardı. Benim imzamla TFF, BDDK’ya müracaat etti. (Böyle bir duyumlarımız var, bundan dolayı TFF’nin bir zararı var mı) diye soruldu. BDDK konuyla ilgili inceleme yaptı. Biz savcılığa da suç duyurusunda bulunduk. BDDK’dan (TFF’nin bir kaybı yoktur, federasyon paralarıyla ilgili hesaplarda bir transfer yoktur) diye yazı geldi. Bu işlemler olurken Haluk Ulusoy, 2. dönem için kongreye gitti, Nihat Saydam hakkında bir suçlama yoktu ama Ulusoy kendisini her ihtimale karşı yönetim kuruluna almadı. Siz 875 bin dolar dediniz ama federasyon müfettişlerimiz 2-2.5 milyon dolar civarında olduğunu bana söylediler.

İş Bankası-Toprakbank meselesine gelirsek, federasyonun iki tane parası var. Bir tanesi Türkiye Futbol Federasyonu Vakfı var. Vakıf parasını İş Bankası’na 10 yıl çekmemek üzere hiçbir tasarruf yetkisi olmamak üzere yüksek miktarla yatırıldı. Vakfın başındaki abimiz de eski İş Bankalı o özellikle takip etti. Bizim sponsorluk anlaşmalarımız da o arada yapılıyordu. 10 yıl çekilmemek kaydıyla yatırıldığı için faiz rakamı yüksek. Onunla ilgili de BDDK’dan rakamların doğru olup olmadığını sorduk, BDDK bu rakamların doğru olduğunu ifade ettiler.”

Trabzonspor – Fenerbahçe maçına Bülent Demirlek’in atanmasını eleştirerek, önceki yıl oynanan Türkiye Kupası finalini hatırlatan Nihat Özdemir’e 24 Kasım’da Futbol Federasyonu’ndan yanıt gelir. Yapılan yazılı açıklamada, “Nihat Özdemir’in beyanları, en hafifinden spor adamlığı sorumluluğuyla bağdaşmamaktadır. Futbol Federasyonu, futbol ailesi mensubunun bulanık suda balık avlama fantezisine seyirci kalmayacaktır” denilir.

Futbol Federasyonu’nun ilkeleri, prensipleri, duruşu ve tarafsız görev anlayışıyla, her şeyden önce tüm kulüplere eşit mesafede durduğu kaydedilen açıklamada, “Fenerbahçe Kulübü Başkan Vekili Nihat Özdemir’in Trabzonspor-Fenerbahçe maçına yapılan hakem atamasına ilişkin beyanları, en hafifinden spor adamlığı sorumluluğuyla bağdaşmamaktadır” ifadesi kullanılır.

Açıklamada daha sonra şu ifadelere yer verilir:

“Gerek federasyonumuz, gerekse federasyonumuza bağlı olarak çalışan kurul ve kişiler hiçbir zaman kasıtlı, önyargılı, tarafgir bir yaklaşım içerisine girerek görev yapmaz. Türkiye Futbol Federasyonu’nun çatısı altında, bu tarz girişimlere zaten müsaade edilmez. Bu çatı altındaki hiçbir kişi, herhangi bir vesileyle herhangi bir oyunun içinde olmaz, olamaz. Hal böyleyken, gerçekçi olmayan, etik durmayan, fair play olgusuyla hiç bağdaşmayan, son derece saygın, değerli ve köklü bir camiayı da bağlayan bu tür söylemlerin, kaos yaratmak dışında bir amaca hizmet etmediğini belirtmekte fayda görüyoruz.

Futbol Federasyonu, dün olduğu gibi bugün de hiçbir kurum ya da futbol ailesi mensubunun bulanık suda balık avlamak fantezisine seyirci kalmayacaktır. Bu ailenin mensupları, futbolun değerlerini yok etmekle değil, korumak ve yüceltmekle yükümlüdür. Aksini yapanlara talimatlarımız gereği gerekli yaptırımlar derhal uygulanacaktır. Türk futbolunun, görevde olduğumuz süre içerisinde böylesine gerçek dışı ve yakışıksız söylemlerin oluşturacağı kaos ortamına sürüklenmesine asla izin verilmeyecektir”.

Fenerbahçe Kulübü Başkan Vekili Nihat Özdemir, hafta sonu Turkcell Süper Ligi’nde oynayacakları Trabzonspor maçına hakem Bülent Demirlek’in atanmasına tepki gösterip şunları söylemiştir:

“Bizi derin düşünceye iten bir manzara var. Geçen sezon kaybettiğimiz Fortis Türkiye Kupası finalinde de hakem Bülent Demirlek’ti. Onun yaptığı bariz hatalar sonucu biz o gün kaybettik. Hatta Merkez Hakem Komitesi Başkanı Mustafa Çulcu bile hakemin hatalı olduğunu söylemişti. Bu maçta yaşanan olaylar yetmiyormuş gibi Demirlek, Almanya’da G.Saray ile Beşiktaş arasında oynanan Süper Kupa’ya da hakem olarak atanmıştır. Biz Bülent Demirlek’in atanmasını kurgunun bir parçası olarak düşünüyoruz.”

Sürekli FIFA ve UEFA’yı tehdit olarak kullananlara karşı Mehmet Ali Şahin, Türkiye’de futbola herhangi bir siyasi müdahale yapılmadığını ifade eder. Bakan Şahin şöyle konuşur:

“Federasyonun saygı değer delegeleri kendi sorunlarını kendileri çözebilecek kabiliyettedirler.

En azından bunu göstermeliler. Ama Futbol Federasyonu Yasası, FIFA’nın ve UEFA’nın da denetiminden geçmiş bir yasadır. Geçtiğimiz yıl 2 maddesiyle ilgili FIFA bize yazı yazarak değiştirmemizi istemişti. (İki maddeyi değiştirin, çünkü bu iki madde siyasetin spora müdahalesi olarak değerlendiriliyor) demişti.

Bir tanesi federasyon başkanı istifa ettiği veya vefat ettiğinde Spordan Sorumlu Bakan, yerine 45 gün süreyle vekil tayin ediyordu. (Bakan bu işi yapmasın, yönetim kurulu yapsın) dendi, yasayı değiştirdik. Şimdi konuştuğunuz 31. maddenin 2. fıkrasında Spor Bakanı’na tanımış olan yetkiyle ilgili ne FIFA’nın, ne UEFA’nın herhangi bir itirazı olmamıştır. Şu anda yürürlükte olan bir yasadır.”

Tüm bu karmaşaya Star TV Telegol’ün yapımcı/sunucusu, Gargamel lakabıyla maruf Serhat Ulueren tüy diker. Kişiliği oldukça tartışmalı bir zata ekranlarını açarak Aziz Yıldırım’ın şike ve teşvik primi paraları verdiğini iddia ettirir.

Aziz Yıldırım, Star TV’ye konuşan Cihan Oskay’a ve ortaya atılan iddialara büyük tepki gösterir. Yıldırım, Cihan Oskay’ın iddialarına karşı yaptığı açıklamasında şunları söyler:

“Bu kişi kendisine sağlanan maddi destek ile yaklaşık 5 ay önce planlamış bir senaryoyu adım adım işlemiş ve sonunda oluşturduğu komplo planını ortaya dökmüştür. Hedef bellidir. Hedef başkan üzerinden Fenerbahçe’yi yıpratmak, önünü kesmek, aşağı çekmektir. Bu amacın, kime ne fayda sağladığı kamuoyunun takdiridir. Kendisi ile mahkemede hesaplaşacağız. Bu komplo, organize bir suçtur ve bu suçun tüm failleri yakalanmalı ve kanun önünde cezalandırılmalıdır.

Aynı televizyon kanalında hatırlanacağı üzere bugün hala Futbol Federasyonu yöneticisi olan Tahir Kıran, ‘Haluk Ulusoy, Fenerbahçe’yi 100. yılında şampiyon yapmayacak’ haberleri üzerine karşı kampanya olarak, kamuoyuna 2005-2006 yılında G.Saray’ın rakiplerine, Fenerbahçe’nin teşvik primi verdiğini iddia etmiş, daha sonra da kulübümüz ve camiamızın büyük tepkisi üzerine söylediklerini yalanlamıştı.

Ancak bu yalanlamanın ardından Tahir Kıran ile röportajı yapan gazeteciler, Fenerbahçe Haysiyet Kurulu’na bu konuşmanın aynen bu şekilde yapıldığını teyit etmişti. Bu nedenle, bugün karşı karşıya kaldığımız komplo, daha önceki bu çelişkili ve yalan dolu açıklamalarla başlatılan kampanyanın halen sürdüğünün göstergesidir.

Şimdi biraz geriye gidelim, Tahir Kıran’ın tam bu açıklamaları yaptığı zamanla (ligler yeni başlamıştı), bu yeni iddiaların alt yapı çalışmaları (telefon kayıtları) ne enteresan ki aynı zamanlara rastlıyor. Bu yayının yapıldığı zamanlama da çok düşündürücüdür. Çünkü yeni iftiraların atıldığı zamana dikkat edin. Pazar günü Trabzonspor ile oynamışız. Berabere de bitebilirdi, kaybedebilirdik de… Bu sonuçlar onların daha çok işine gelecekti. Pazartesi yayın yapılıyor, perşembe günü Celta Vigo, pazar günü de G.Saray maçı var. Üstelik federasyon ile ilgili seçim çalışmalarının çok kızıştığı bir haftadayız.

Federasyonun bu konuda herhangi bir adım atacağını düşünmüyorum. Daha önce yaşadığımız benzer durumlar ve yaptığımız şikayetlerde federasyon, karşı tarafın yalanlamasını yeterli görmüş ve yasal hiçbir işlem yapmamıştır.

Buradan devlete sesleniyorum. Bu iddiayı ortaya atan adam derhal devletimizin yetkilileri tarafından bulunup, emniyete alınmalı ve bu komplonun bütün detayları aydınlatılmalıdır. Devletimiz geç kalmadan bu konuda derhal tavır almalı ve adım atmalıdır.

Bu komplonun içinde yer alanlar futbol içindeki görev ve yetkileri ne olursa olsun derhal tespit edilerek haklarında yasal işlem başlatılmalıdır. Kimse dokunulmaz değildir. Hiçbir hukuk sistemi kanunsuzları korumaz. Ortada organize bir suç vardır…

Fenerbahçe düşmanları bugün yeni bir strateji uygulamaktadır. Sistemli bir şekilde yürütülen bu kampanya, başkan ve başkanın kişiliği üzerinde yoğunlaştırılarak, Aziz Yıldırım yıpratılmaya ve yalnız bırakılmaya çalışılmaktadır. Bu şekilde duyarlı Fenerbahçe camiasının dikkati dağıtılmakta, aslında kulübe karşı yürütülen kampanya başkan üzerinden kamufle edilerek sürdürülmektedir. Unutulmamalıdır ki, başkan Fenerbahçe’nin başkanıdır. Fenerbahçe camiası bu böl ve yönet taktiğine karşı dikkatli olmalıdır… 100. yıl, düşmanların başarıya ulaşması için son derece dikkatle seçilmiş bir dönemdir. Büyük hedeflere koşan kulüp, başkanına yönelik karalama kampanyası ile durdurulmak istenmektedir.

Maalesef bu komplonun içinde kendi şahsi çıkarları için yer alan Fenerbahçeliler de önemli roller oynamaktadır. Bu şahıslar gerçek Fenerbahçeliler tarafından da çok iyi bilinmektedir ve bilinmelidir. Önce Fenerbahçe tarihine, şimdi ise Fenerbahçe’nin tarihi başarılarına ve son olarak da Fenerbahçe Başkanı’na yönelik bu kampanyanın ardında Fenerbahçe’nin başarı ve istikrarlı yapısından rahatsız olan muhalifleri vardır. Bugün son derece önemlidir. Kampanya bugün ulusal bir kanal kullanılarak komploya dönüşmüştür. Bu organize bir suçtur. Bu suça karışanlar mutlaka tespit edilmeli ve failleri cezalandırılmalıdır.

Bu yayını yapanlar, taraflı bir yayın yapmıştır. Bir gazeteci etiği ve sorumluluğuyla davranılmamıştır. Tüm yalanlar ve iftiralar tek taraflı yayınlanmış, şahsım ve kulübüme bu konuda hiçbir şey sorulmamıştır. Bu konuya herkesin dikkatini çekiyorum. Bütün Fenerbahçelileri açacağımız davaya müdahil olmaları yolunda çağrı yapacağım. Yüzbinlerce Fenerbahçeli dava açmalıdır.

Ben parayla bu işleri çözebilecek güçte bir insan olsam, geçen yıl Denizli’de kaybettiğimiz şampiyonluğu çözerdim. Ayrıca Ali Akdeniz’e para verilecek ve Ali Akdeniz de bize gol atacak.

Haziran ayında Tahir Kıran (Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi) müşterek bir dostumuz aracılığıyla benden defalarca randevu istedi. Kendisini bir gün davet ettim. Yanımda kardeşlerim ve o müşterek dostumuz vardı. Bana, “Ulusoy ile barışırsam şampiyonluğun garanti olacağını” söyledi. Ben de benim Ulusoy ile herhangi bir arkadaşlığım ya da dostluğum yok ki, ona küseyim. Benim derdim Fenerbahçe’nin ve Fenerbahçeliler’in hakkını korumaktır. Ben parayla bu işleri çözebilecek güçte bir insan olsam, geçen yıl Denizli’de kaybettiğimiz şampiyonluğu çözerdim. Ayrıca Ali Akdeniz’e para verilecek ve Ali Akdeniz de bize gol atacak. Cihan Oskay ne ofisime geldi, ne de ona para verdim. Ona ancak restaurantına gittiğimde bahşiş vermişimdir.”

Fenerbahçe’nin tepkisi dinmek bilmez. 28 Kasım 2006’da düzenlenen ve yöneticiler Murat Özaydınlı, Ali Yıldırım, Ali Koç, Şekip Mosturoğlu, Hakan Dinçay, Turhan Şahin, Ünal Uzun, Semih Özsoy ve Yüksek Divan Kurulu Başkanı Yüksel Günay’ın da katıldığı basın toplantısında şunlar söylenir:

Kurumsal İlişkilerden Sorumlu Asbaşkan Ali Koç:

“Telegol programı basın ilke ve etik kurallarını ihlal etmiştir. Toplumumuz için daha faydalı konuları tartışmak amacı ile bir araya gelelim isterdim ama olmadı. Pazartesi akşamı Star TV Kanalı’nın Fenerbahçe Spor Kulübü’nün 2000-2001 sezonundaki şampiyonluğu ile ilgili olarak asılsız iddialara yer verilmiştir. Telegol Programı’nda Fenerbahçe Spor Kulübü zan altında bırakılmıştır. Konunun kaynağının kullanılış şekli camiamızı derinden sarsmıştır. Gazetecilik mesleğinin hiçbir etik kuralına riayet edilmeyen programın yayınlanış tarihi de ilginçtir. Turkcell Süper Lig’de lider olduğumuz, UEFA’da mücadele ettiğimiz ve üst üste derbi oynanan bir döneme denk getirilmiştir. Kişilerin şerefine ve namusuna böyle kolay saldırılar gerçekleştirilemez. Unutmayın ki bizim başımıza gelen yarın sizin de başınıza gelebilir. Telegol programı Cihan Oskay’ın sözlerini kayıtsız şartsız hiç sorgulamadan kabul edilmiştir. Cihan Oskay’ın, emniyeti suiistimal ve karşılıksız çekten dolayı tutuklama kararı vardır. Bu kişinin vergi dairesi tarafından yurtdışına çıkış yasağı vardır. Bu kişi çok kısa süre önce sayın başkanımıza övgüler yazarken, Telegol programından da olumsuz şekilde söz ediyordu. Özgeçmişi ve psikolojik durumu göz önüne alındığında Telegol Programı’nın kendisini devlet adamı gibi karşılaşması da hayret verici ayrı bir olaydır.

Telegol, Cihan Oskay’ın sözlerini hiç sorgulamadan doğru kabul edilmiştir. Hakkında emniyeti suiistimal ve karşılıksız çekten tutuklama kararı olan Cihan Oskay’ın, devlet adamı gibi karşılaşması hayret verici.

Sürekli olarak ilgili kişilerin telefon bağlantısına alınacağı söylenirken, başta Ahmet Çakar gibi kişiler yayına bağlanmamış, bağlanmak isteyenler ise bıkmaları için bekletilmişlerdir. Yönetim kurulu üyemiz Şekip Mosturoğlu dahi, yayına bağlanmak için kanal yöneticilerini araya koyması ile ancak bağlanabilmiştir. Sunucunun ilk kez duyduğunu iddia ettiği ses kayıtları, alt yazıları da hazır bir halde yayına verilmiştir. Cihan Oskay’ın kasetler çantamda dediği halde kasetler çok önceden rejide yer almıştır. Ayrıca yayın esnasında (Ben cep telefonu ile mesaj çekmesini bile bilmem) diyen Cihan Oskay’ın kasetleri mükemmel bir şekilde nasıl kaydettiği hiç sorgulanmamıştır. Cihan Oskay’ın sesindeki sabitlik uzmanlar tarafından konuşmanın profesyonel bir ortamda yapıldığını göstermiştir. Serhat Ulueren, Tamer Tuna’ya Cihan Oskay’ın telefon numarasını kendisinin verdiğini söylemiştir. Bu da bunun kanıtıdır.

Yayına bağlanan kişiler iddiaları bir bir çürütürken, yayıncı ve yorumcular olayları sahiplenmeye başlamıştır.

Şike yapıldığı iddia edilen maçlarda Ali Akdeniz Fenerbahçe’ye gol atmıştır. Oktay ise maçta iki golü boş kaleye atamamıştır. Eminim ki biliyorsunuzdur ancak kayıtlar söz konusu olayın yapıldığı iddia edilen zaman diliminde değil, birkaç ay önce yapıldığı görülmüştür. Taraflı yapılmış bu yayıncılık ile tüm etiği ihlal etmişlerdir. Şerefi ve namusu ile bu mesleği yapan tüm gazetecilerin de bu olaya tepki göstermesini bekliyoruz. Bugün bunları gerçekleştiren zihniyetin yarın neler ile geleceğini düşünmek bile istemiyorum.

Tarftarlarımıza şunu söylemek isterim, dimdik ayakta duralım, kimsenin bizi alt edemeyeceğini hatırlatmak isterim.”

Fenerbahçe Kulübü Hukuk ve Kurumsal İlişkilerden Sorumlu Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu:

“2000-2001 sezonunda Fenerbahçe ile ilgili şike ve teşvik iddiaları konusunda hukuki yollardan hakkımızı aramak için başvurulara başladık.

Bu profesyonel oluşumun arkasında olan teknik, parasal, lojistik destek sağlayanlarla adalet önünde hesaplaşacağız

Son derece iyi organize edilmiş bir karalama kampanyasıyla baş başayız. Profesyonel destek almış bir adam, ulusal bir kanalda yayınlanan programı kullanarak akıl almaz iftiralar atmıştır. Bu profesyonel oluşumun arkasında olan teknik, parasal, lojistik destek sağlayanlarla adalet önünde hesaplaşacağımızı duyuruyorum.

Televizyon kanalındaki programın yayınıyla ilgili olarak da Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) nezdinde hem kulübümüz, hem de başkanımız Aziz Yıldırım gereken başvuruları yapacaktır.

Konuyla ilgili manevi tazminat davalarını hem bizler hem de taraftarlarımız açacaklar, ses kayıtlarıyla ilgili adı geçen kişiler de davacı olacaklardır.

Olayın perde arkasının aydınlatılması doğrultusunda, yasaların cevap verdiği ölçüde savcılığa suç duyurusu yapacağız. 2000-2001 sezonundaki Samsunspor-Fenerbahçe maçına ilişkin olarak, futbol federasyonu yönetim kurulu üyesi Tahir Kıran’ın 2005-2006 sezonuna ilişkin iddialarıyla ilgili olarak, futbol federasyonuna, Başbakanlığa, Spordan Sorumlu Başbakan Yardımcısına başvuruda bulunmuştuk.

Şaşırtıcıdır ki federasyon, meczup dediğimiz şahsın saçmalıklarına soruşturma başlatırken, kendi yönetim kurulu üyesinin, röportajı yapan gazeteciler tarafından da doğrulanan beyanlarına, futbol kulübünün araştırma yapılması istemine bugüne kadar maalesef cevap vermemiştir. İsteğimiz bizim ile ilgili ne kadar iddia varsa araştırılması, ancak geçmişte olduğu gibi bunun sürüncemede bırakılmamasıdır. Kulübümüz bir zan altındadır. Derhal soruşturma başlatılarak bu soruşturmanın sonuçları kamuoyuna açıklanmalıdır.

Devletimize sesleniyoruz. Özel bir yasa ile derhal bağımsız güvenilir kurul oluşturulsun. Bugüne kadar ortaya atılan tüm iddiaları araştırsın. Sonuçları ne olursa olsun bu iddialar sonlandırılsın. Suçlular varsa cezalandırılsın. Herkes eteğindeki taşları döksün, kendi kapısının önünü temizlesin. Aksi takdirde bu tartışma ortamı futbola zarar verecektir”.

Aziz Yıldırım:

“Cihan Oskay’ın, ofisime gelerek 150 bin dolar aldığı iddiaları gerçek değildir. Oskay’ı tanıyorum. Kulübe gelip giden, futbolculara verdiğimiz yemeklerde oranın müdürü sıfatıyla oyuncularımız ağırlattığımız bir kişi. Benimle dost olduğunu söylüyor ama benimle dost olabilmesi için sürekli beraber olması gerekir. Bu adam bugün büroma gelse odamı bulamaz.

Ali Akdeniz bu işin içindeyse, neden ilk yarıda Fenerbahçe’ye gol attı. Fenerbahçe galip gelse veya berabere kalsa şampiyon olacak. Ali Akdeniz, bu durumda bize gol atar mı? İkinci bir pozisyona girdi. Onu atsaydı ne olacaktı Fenerbahçe’nin durumu.

Bu yaşananlar, bugünün olayları değildir. Geçen şubat ayındaki kongrede yaptığım açıklamalarda korktuğumu ifade ettim. Değişim için geldiğini söyleyen federasyon başkanının, değişim içinde olmadığını görüyordum çünkü. Yeni dönemin bizler için zor olacağını düşünüyordum, ifade ettim. Başkanlığı bıraktığımı açıkladıktan sonra gelişmeler aynı şekilde devam etti. Her taraftan dedikodu ve laflar duyuyoruz. Samsunspor maçıyla ilgili olaylar konusunda bir süre önce dedikodular duyduk. ‘Tedbir alalım’ dediler. ‘Olmayan bir şey için tedbir alınmaz’ dedim, tedbir almadık.

İddialarda söz konusu olan paraların kime gittiğinin belirlenmesi gerekir. Ben vermedim diyorum. Mustafa Çebi de almadım diyor. Olmayan parayı kim aldı, kim verdi.

Son federasyon seçimlerinde kulis ve kongre çalışması yapmadık. Herhalde yapsaydık bugün bunlar olmazdı.

Gelinen süreçte hep federasyonun yanlışlıklarını dile getirdik ve bunu da hep kamuoyu önünde yaptık. Bu açıklamaları kapalı kapılar ardında yapmadık. Belden aşağı vurmadık. Ne söylediysek kürsüye çıkıp, medyaya, camiamıza anlattık. El altından kasetler hazırlayıp kamuoyuna sunmadık.

Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Tahir Kıran haziran ayında bana geldi. Federasyon ile ilgili düşüncelerini söyledi. ‘Haluk Ulusoy ile barışın’ dedi. Yanımda kardeşim, bir de dostum vardı. Ulusoy ile şahsi problemim yok. Onunla ortak hiçbir noktamız yok. Tek ortak noktamız Fenerbahçe’nin haklarının yenmemesi, bütün kulüplere adaletli davranacak bir federasyonun bizim için yeterli olduğuydu. ‘Yumuşama olursa Fenerbahçe şampiyon olur‘ dedi. Bana söyledi bunları. ‘Fenerbahçe daha rahat şampiyon olur, önünüze zorluklar çıkmaz‘ dedi. Ben bunun olmayacağını kendisine anlattım. Sonra ikinci bir randevu istedi, geldi. Kardeşimin şirketinde randevu verdim. Konuşma yaptık, ama önce benimle teke tek konuşmak istedi. Bana, telefonlarımın dinlendiğini, bu konuşma sırasında bazı cümleler sarf ettiğimi ve bundan dolayı bazı olayların olacağını söyledi. Bunun üzerine ben kardeşlerimi ve dostumu aldım içeriye, onların yanında da tekrar etmesini istedim. Gereğini savcılıkla yapacağım.

Üçüncü sefer geldi. Kardeşimin evine geldi. Marco Aurelio’nun Türk vatandaşı yapılabileceğini, başka oyuncular varsa onların da yapılabileceğini, 15 günlük süre olduğunu ve yeni bir kanun çıkacağını, bunu ortadan kaldıracaklarını söyledi. Federasyon mevzuları yine konuşuldu. Kalktım evime gittim.

Geçen hafta Nihat Özdemir bir konuşma yaptı. İnsanlar ‘Neden konuşuyor’ dedi. Pazartesi günü Tahir Kıran, Şükrü Yazıcıoğlu ve onların bazı dostları ile hakem Bülent Demirlek bir gece kulübünde sabaha kadar beraber oldular. Perşembe günü de bizim maça atandı. Trabzonspor maçının hakeminin ilk ve ikinci devredeki durumunu, pozisyonunu kamuoyu değerlendirsin. Biz bu endişeleri duyduğumuz için Nihat Özdemir’e bu açıklamaları yaptırdık. Bunun dışında, Futbol Federasyonu temsilcilerine müdahale etmeye çalıştılar. Onlara bir şeyler yazdırmaya çalıştılar, ama onlar yazmadı.

Bu görev önce bizlere, kulüplere, fedederasyona ve onun ötesinde de devlete düşüyor. Bunu çözecek devlettir. Bu kadar pisliğe batılmış bir ortamda Futbol Federasyonu bunun altından kalkamaz. Çünkü işin içinde onlar var. Onların olduğu bir yerde temizlik olmaz. Bu temizliği ancak devletin teftiş kurulları veya oluşturacağı kurullar çözebilir. Biz buna hazırız diğer kulüplerin de hazır olduğuna inanıyorum. Federasyon buna hazırlıklı olması lazım. Devleti de bu göreve çağırıyorum.”

Hemen ertesi gün Futbol Federasyonu Başkan Vekili Kemal Kapulluoğlu, disiplin suçu işleyenlerin Disiplin Kurulu’na sevk edileceklerini belirterek, “Federasyonu itham edenlerin elinde kanıt olması gerekir” der.

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın basın toplantısında Futbol Federasyonu’na yönelttiği suçlamaları üzülerek izlediklerini belirten Kemal Kapulluoğlu, “Güzide bir kulüp hakkında öne sürülen iddialara verilecek cevapları beklerken, federasyonun kısmen de olsa hedef alındığını gördük. Gerekli soruşturma yapılacaktır. Disiplin suçu işleyenler Disiplin Kurulu’na sevkedilecektir. Şüphe yok ki Futbol Federasyonu yöneticileri, kişisel olarak da hem hukuk, hem ceza yönünden haklarını genel yargıda arayacaklardır” diye konuşur.

‘Bunların içinde Futbol Federasyonu da var, onların olduğu yerde temizlik olmaz’ ifadesine değinen Kapulluoğlu, “Dayanıksız iddialarla karşı karşıya kalanların hiçbir dayanak göstermeden federasyonu hedef göstermeleri bizi şaşırtmıştır. Federasyonu itham edenlerin elinde kanıt olması gerekir. Takdiri kamuoyuna bırakıyoruz” der.

Üzerlerine düşeni yerine getireceklerini vurgulayan Kapulluoğlu, “Tüm olayları detaylı bir şekilde inceleyeceğiz. 1 hafta 10 gün içinde bitmesini istediler ama bunlar belli bir zaman alır. TFF’yi itham edenlerin de kanıtları aynı süre içinde bize sunulmasını bekliyoruz” der.

Fenerbahçe Kulübü’nün 6 gün önce federasyona başvuruda bulunduğunu hatırlatan Kapulluoğlu, şöyle konuşur; “İddialarla ilgili araştırma yapılmasını istediler. Bugün ise ‘Onlar bunu yapamazlar, çünkü içindeler’ ifadesi var. Bu değişikliğin sebebinin ne olduğunun, dayanaklarıyla ortaya konmasını bekliyoruz”

Devleti göreve çağırmanın gereksiz olduğunu savunan Kapulluoğlu, “Devleti birtakım görevlere çağırmak, olmazsa olmaz bir ilkeden gereksiz bir vazgeçme anlamındadır. Şartlar ne olursa olsun hiçbirimiz, kurumları vareden, kurumların üzerinde durduğu ilkelerden vazgeçmeyi düşünmemeliyiz. Federasyon karar merciidir. Eğer kanıt varsa izlemekle yetinmez gereğini yapar” şeklinde konuşur.

Aynı gün Bursaspor’un TFF ile sürtüşmesinde de yeni gelişmeler yaşanır. Bursaspor kongre üyeleri Lemi Keskin ve Gökhan Celbiş, istedikleri bilginin kendilerine ulaşmaması üzerine Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusu bulunurlar. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) hakkında hazırlık soruşturması başlatır.

Lemi Keskin, 2004 yılında oynanan Çaykur Rizespor-Beşiktaş maçıyla ilgili şike tahkik komisyonu kurulup kurulmadığına ilişkin istedikleri bilginin, 2 ayı aşkın sürede kendilerine ulaşmaması üzerine, 22 Eylül’de Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) hakkında Bursa Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunduklarını söyler.

1 Aralık 2006’da Bakan Şahin, Aziz Yıldırım’ın şike iddialarının araştırılması için devleti göreve çağırmasıyla ilgili olarak ”Aslında ‘devlet bu işe el koysun’ demek, ‘bu siyasiler Türkiye’yi yönetemiyor, askerler el koysun’ demekten farksız” açıklamasında bulundu. Makul bir süre sonra olağanüstü genel kurul çağrısında bulunmak zorunda kalacağını belirten Şahin, “şike iddialarına federasyon el koysun” der.

Aziz Yıldırım’ın talebine böyle bir benzetme yapan bakanın kendisinin ikide birde “işlem yapın yoksa el koyarım” demeçlerinin nasıl tanımlanması gerektiğini de sizler değerlendirin…

http://www.gazetem.net ‘te yazıları yayınlanan Emre Zeytinoğlu’nun bu konudaki tesbitleri çok doğrudur:

Demokratiklik mi? Al birinden vur birine

Hükümet bir yandan şimdiki Futbol Federasyonu’na karşı “akınlar” düzenlerken, diğer yandan da sanki demokratik bir yol izliyormuş görüntüsünü sergilemeye çalışıyor. Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin büyük bir “sorumluluk” numarasıyla Federasyon Başkanı’nı değiştirmenin, kendi işleri arasında olmadığını söylüyor ama, bu arada Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da, Melih Gökçek, Hamdi Akın ve Hilmi Gökçınar adlarını sıralayıp (ya da el altından tezgahlar yürütüp), bunlardan birini Federasyon’a başkan yapmak için debelenip duruyor. Bu adamların kim oldukları belli; bunların futbolla ne ilgisi var?

Erdoğan, “AKP ile Futbol Federasyonu ilişkisi, yalnızca onursal başkan konumundaki belediye başkanları çerçevesinde kalıyor” diyormuş. Erdoğan’ın söylediğini iç rahatlatıcı bir açıklama olarak mı değerlendirmemiz gerekiyor acaba? Bu memlekette, bu konuşmadan sonra rahatlayan var mıdır dersiniz?

Bu konu ile ilgili, kolayca çözümlenemeyecek tuhaf çıkar ilişkilerinin neler olabileceğini, önceki yazılarımda belirtmeye çalışmıştım. Özellikle geçen haftaki yazıdan sonra bana tepki gösterenler oldu. Tepki gösterenler genellikle şöyle düşünüyorlardı: Böylesine karanlık ilişkileri olan Ulusoy’u görevden uzaklaştırabilmek için, hükümetin girişimleri (pek demokratik olmasa da) desteklenmeliydi.

Ulusoy’un taraftarı değilim. Bu demokratiklik geyiğinin nasıl ballı çıkarlar yarattığına da yıllardır tanık olmaktayım. Mesele demokratiklikte değil. Ne iş yaptığını bile bilmediğim, seçimler sırasında kulüplerin desteğini nasıl sağladığı konusunda hiçbir fikir edinemediğim, niçin mafya babalarıyla bu kadar yakın ilişkiler kurduğunu anlayamadığım biri hakkında iyi düşünebilmemin; demokratiklik adına onu savunabilmemin mümkünü yok. Ayrıca Futbol Federasyonu bünyesindeki kurumlara getirilen eleştirilere, futbolumuzun haline bakıp da katılmamak olanaksız. Zaten daha önce de, Bakan Şahin’in “Ulusoy, davalarından aklanmadan başkan olmamalı” yorumuna da destek verdiğimi hatırlatmak isterim. Bakan, “eğer Ulusoy başkan olursa, davalar sağlıklı bir biçimde yürütülemez, çünkü birçok belge gün ışığına çıkmaz” diyordu ki, gerçekten son derece haklıydı.

Fakat Ulusoy, tam bir yüzsüzlük ile seçimlere girdi, Kulüpler Birliği’ni “memnun etti”, Anadolu kulüplerinin çoğundan (nasıl becerdiyse) büyük destek sağladı ve seçimi kazandı. Ve sonra çok açık ki, hükümet işin peşini bırakmadı. Futbol gibi büyük bir pazarın ve toplumsal vitrinin iplerini ele geçirebilmek adına, hep adeti olduğu üzere, meydana balıklama atladı. Adaylar belirleyip, onları kamuoyuna sokuşturmaya çalıştı; hâlâ da çalışıyor.

Derken ortaya bir kez daha şike iddiaları atıldı. Ortalık bir an toz duman oldu. Yine geçen defa yazmıştım: “Bunlardan bir şey çıkmaz, o iddiaları ortaya atanlar, onları medyaya taşıyanlar ve medyada kahramanlık taslayanlar, söz konusu iddiaları bize unutturacak ilk kişiler olacak” diye…

Nitekim öyle oldu. Ortada şike iddialarıyla ilgilenen kimse kaldı mı? Hayır kalmadı. Bakan diyordu ki; “şike iddialarıyla hükümetin ilgilenmesi, askeri darbe gibi bir şey olur.” Büyük lâftı doğrusu… Ama şöyle oldu: Bu iddiaların hemen ardından kabak Futbol Federasyonu’nun başında patladı. Şike iddiaları ansızın gündemden uçup gitse de, Ulusoy’un ipliği pazara çıkıverdi. Onun kişiliği hakkındaki tartışmalar daha da alevlendi ve iş bugünkü duruma geldi dayandı. Ulusoy için düşünürsem; iyi oldu tabii. Bu adamın o mevkide kalmasına tahammülüm yok. Onun gözümün önünden uzaklaşması, demokratik olsa da olur, olmasa da…

Ne var ki buna rağmen, hükümetin müdahalesinin bir işe yarayacağına (ya da çözüme yönelik bir hareket olduğuna) da inanmıyorum. Hükümetin iş başında kaldığı şu süre, bir iktidar gücünü sonuna kadar kullanmak ve olabildiğince çıkar elde etmenin dışında bir işlevle örtüşmedi. Bu benim kişisel fikrim; bu yüzden diğer kişisel fikrim de şu: Hükümetin Futbol Federasyonu’na müdahalesi, asla bataklığın dibindeki Türk Futbolu’nu kurtarmaz. Olsa olsa onu başka bir bataklık adresine postalar. Hepsi bu olur. İşte o şike iddialarının bir anda ayyuka çıkması, sonra da hükümetin işin vahametinden yararlanarak harekete geçmesi, aklıma hiçbir “iyilik” getirmiyor. Getirse getirse, El Kaide’nin yaptığı söylenen 11 Eylül terörünün, ABD’nin işine yaradığını (hem de çok işine yaradığını) getiriyor. Aynı birkaç gün önceki şike iddialarının, Ulusoy tartışmalarını körüklediği ve bunun da hükümetin işine yaradığı gibi… Hükümetin Ulusoy’a düşündüğü “iyilik”, benim “iyilik” kavramımla özdeşleşmiyor.

Özdeşleşmiyor; çünkü Bakan’ın, Türkiye’de spor mahkemelerinin olmaması konusundaki şikayetini anlamıyorum, Futbol Federasyonu’nun yapısal aksaklıklarını giderecek önlemleri niçin hiç dile getirmediğini anlamıyorum, kulüplerin “layık oldukları yönetimi niçin baştan seçmedikleri” konusundaki yakınmalarını hiç anlamıyorum. Yani Bakan, kimi konular için ağlayıp duruyor ve demokratiklik kılıfıyla işi geçiştiriyorsa da, AKP manevraları için “kulüplerin layık oldukları yönetim” fikrini de pekâlâ koruyor.

Ya Türk Futbolu denilince aklıma ne geliyor? Aklıma gelen tek bir cümle: Al birinden vur birine…

Demokratiklik adına, iki çıkar odağından birini tutmak gibi bir zorunluluğu yüklenmiş bizlere yazık. Kazıklanıp duran bir aptal olarak; hem de ne yazık.

4 Aralık 2006’da Hilton Oteli’nde başlayan, 1. Türk Sporu Sponsoruyla Buluşuyor Kongresi’nin açılışına katılan ve fuar alanının da çalışını yapan Mehmet Ali Şahin, burada basın mensuplarının sorularını yanıtlar.

Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nu olağanüstü toplantıya çağırıp çağırmayacağıyla ilgili olarak Bakan Şahin, “Arzu ediyorum ki, şu anda yasanın bana vermiş olduğu genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırma görevini ben yerine getirmeyeyim. Bunu Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu veya delegeleri yerine getirsin. Makul bir süre daha o mercilerin harekete geçmesini bekliyorum. Aksi halde spordan da sorumlu bakan olarak yasanın bana vermiş olduğu bir görevi uzun zaman bekletmem uygun olmaz. Ama benim bir tarihim yok.Bu hakkı bana veren madde FIFA’nın denetiminden geçti ve değiştirilmesi talepleri de olmadı” diye konuşur.

Bakan Şahin, futbolda gündemi işgal eden şike iddialarıyla ilgili olarak, ”Şikeyi araştırma, tespit etme ve karar verme görevi ile sorumluluğu bende değil” derken, konuşmasına şöyle devam eder:

“Futbol Federasyonu’nun bu konuyla ilgili kurulları iddiaların üzerine hassasiyetle ve ciddiyetle gitmelidir. Bu görevi yaparken yasal bir ihtiyaç hissederlerse de bakanlığıma bildirsinler, çünkü geçmişte bir çok yasal düzenlemeyi yaptık. ‘Biz şikenin üzerine gideceğiz. Ama şu bakımdan elimiz kolumuz bağlı, atmak istediğimiz bazı adımları atamıyoruz. Eğer yasal olarak önümüzü açarsanız, şike iddialarının iç yüzünü, arka planını öğrenir, gerekeni yaparız’ diyorlarsa, kendilerinden bu konuda başvuru bekliyorum. Böyle bir başvuru şu ana kadar olmadı. Herhalde mevcut yönetmelikler yeterli.”

Aynı gün Bursaspor kongre üyesi Lemi Keskin, yaptığı açıklamada, 2004 yılında oynanan Çaykur Rizespor-Beşiktaş maçıyla ilgili şike tahkik komisyonu kurulup kurulmadığına ilişkin istedikleri bilginin, 2 ayı aşkın sürede kendilerine ulaşmaması üzerine, 22 Eylülde TFF hakkında Bursa Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunduklarını, bunun üzerine savcılığın TFF hakkında hazırlık soruşturması açtığı bilgisini aldıklarını hatırlatır.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın TFF hakkında hem bilgi edinme yasasına muhalefet hem de şikeyle ilgili ihbarı değerlendirmemekten dolayı soruşturma açtığını öğrendiklerini dile getiren Keskin, “Savcılık, konuyu ‘memur suçları’ kapsamında ele almış. Yani TFF hakkında, hem bilgi edinme yasasına muhalefetten hem de şike ihbarına karşın komisyon kurulmaması iddiasıyla dosya hazırlıyor” der. Keskin, Türk adaletine inandıklarını dile getirerek, şunları söyler:

“Bilgi edinme yasasına göre her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı federasyona, (herhangi bir takımın renkleri nedir veya TFF’de kaç kişi çalışıyor) gibi sorular sorabilir. Federasyon da bu sorulara yanıt vermek zorunda.

Ayrıca TFF, şikeyle ilgili her türlü bilgi, belge ve ihbarı en ince ayrıntısına kadar araştırmak zorunda. Biz TFF’nin bunu yapmadığını düşünüyoruz. Bu çerçevede girişimlerimizi yaptık. Türk sporunun temizlenerek daha güçlü hale gelmesi tek dileğimizdir.

Çaykur Rizespor-Beşiktaş maçında şike yapıldığına ilişkin bilgi ve belgeler, son haftalarda Fenerbahçe’nin adının karıştığı şike iddialarına yönelik bilgi ve belgelerden daha güçlü. O olayda iki kulübü dahi temsil etmeyen iki kişi konuşuyor. Bizim ihbarımızda ise Çaykur Rizespor’un o dönemki ikinci başkanı ile Beşiktaş’ın o dönemdeki kaptanı konuşuyor. Bu konuşmalar da Fenerbahçe olayındaki gibi gizli bir şekilde değil, devletin resmi kurumu tarafından savcılıktan izin alınarak kaydedilmiş. Yani bizim elimizdeki bilgi ve belgelerde daha sağlam kanıtlar var.”

12 Aralık 2006’da Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), 3 Aralık tarihinde oynanan Fenerbahçe-Galatasaray maçında çıkan saha olayları nedeniyle Fenerbahçe’ye 3 maç seyircisiz oynama cezası verir. Kurul, derbide sarı kırmızılı taraftarların sebep olduğu olaylar nedeniyle de G.Saray’a 60 bin YTL ceza keser.

PFDK, sarı-lacivertli kulübe, Fenerbahçe-Galatasaray maçında çıkan olaylar nedeniyle 2 maç, ayrıca Fenerbahçe-Beşiktaş maçında kulüp taraftarlarının çirkin ve kötü tezahüratları nedeniyle aldığı cezanın Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu’nca onandığına, bir sezon içinde aynı fiilin 2. kez tekrar edilmesi nedeniyle de 1 maç kendi sahasında seyircisiz oynamasına karar verir.

Kurul ayrıca, sarı lacivertli kulübü, anons sisteminin talimatlara aykırı şekilde kullanılması nedeniyle bin YTL, yine merdiven boşluklarının boş bırakılmayarak talimatlara aykırı davranışta bulunulması nedeniyle de bin YTL, toplamda 2 bin YTL para cezasına çarptırır.

Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu Başkanı Türker Arslan daha bir ay önce, 5 Kasım 2006’da “önlerine her hafta Galatasaray ve Beşiktaş hakkında kötü tezahürattan dolayı rapor geldiğini, Fenerbahçe hakkında hiç böyle bir raporun gelmediğini” söylemiştir. Buna rağmen daha ilk dosyada Fenerbahçe 3 maç seyircisiz cezası alırken G.Saray ve Beşiktaş’ın puna silme sınırına gelmeleri nedeniyle ceza talimatında değişiklik yapılmıştır.

İşte Ulusoy adaleti…

Haluk Ulusoy, Mersin’de yerel yayımlanan Mersin Gazetesi’nin 12 Aralık 2006’daki organizasyonunda gerçekleştirilen “Sporda Vefa ve Dostluk Gecesi”ndeki ödül töreninde yaptığı konuşmada, salona değişik duygular içinde girdiğini söyler.

Salona girerken ve girdikten sonra iki farklı duygu yaşadığını dile getiren Ulusoy, “Türk Milli Takımı’nın 2002 Dünya Kupası’nda dünya üçüncüsü olduğunda çalınan marşı dinleyerek içeri girmek beni tekrar Japonya’ya, Kore’ye götürdü. İkinci duyguyu ise 23 yaşında geldiğim, 8 yıl boyunca havasını teneffüs ettiğim, ekmeğini yiyip, suyunu içtiğim çok değerli dostlarımla beraber olmakla yaşadım” der.

Yalnızca Türk Milli Takımı’nı dünya üçüncüsü yapan bir başkan olarak anılmak istemediğini vurgulayan Ulusoy, “Gerek federasyonda çalıştığım, gerekse başkanlık yaptığım dönemlerde büyük başarılara imza attım. Federasyon başkanlarının 2-3 ayda bir koltuklarını terkettiği dönemlerde, yüreğimi ve aklımı ortaya koyarak federasyon başkanlığına aday oldum. Ben ve ekibim 7.5 yıl görev yaptık” der.

Ulusoy, futbolda yöneticilik yaşamına amatör bir kulüp olan İstanbul Yeniköyspor’da başladığını, daha sonra Mersin İdmanyurdu’nda kulüp başkanlığı yaptığını ifade ederek, şunları söyler:

“Federasyona gidiş noktasında Mersin İdmanyurdu Kulübü’nün bende emeği oldukça fazla. 1992 yılında Mersin İdmanyurdu’ndan federasyona gittikten sonra da yıllarca çeşitli kademelerde görev yaptım. Federasyon başkanlığına paraşütle gelmedim. Alnımın teriyle, namusumla, şerefimle, haysiyetimle ve kulüplerde yaptığım yöneticiliklerle federasyon başkanı oldum.

Meyve veren ağaç taşlanır. Başkan olduğum günlerde yaşan kaosların üstesinden yönetici arkadaşlarımla birlikte geldik ve büyük başarılara imza attık. Türk Milli Takımı’nı yarı final oynatıp Dünya Kupası’nda 3. yaptık, delinen havuz sistemini ayakta tuttuk. Göreve geldiğimde 55 milyon dolar olan havuz ihalesi, 640 milyon dolara ihale edildi. Görevimiz süresince mali, sportif ve idari yönden büyük başarılara imza attık. Bunda Mersin’in rolü oldukça büyüktür.”

Etkinliğe, Galatasaray Kulübü ve Birinci Lig Kulüpler Birliği Vakfı Başkanı Özhan Canaydın, Dünya ve Olimpiyat Şampiyonu milli güreşçi Hamza Yerlikaya, Kayserispor Teknik Direktörü Ertuğrul Sağlam, Kayserispor Kulübü Genel Menajeri Süleyman Hurma, CNN Türk Spor Müdürü Volkan Çetin ile çok sayıda davetli katılmıştır.

TFF aynı tarihte Mersin’de yaptığı toplantısında, şike yapıldığı iddialarıyla spor gündemini işgal eden 2000-2001 sezonundaki Samsunspor-Fenerbahçe maçıyla ilgili olarak, ilgililerin başvurusu durumunda, olayın zaman aşımına uğraması nedeniyle disiplin talimatlarının uygulanmaması kaydıyla özel bir soruşturma yapılmasına karar verir.

Konuyla ilgili incelemelerin yapıldığı açıklamada, “Söz konusu maçın oynandığı tarihte 1 Kasım 1992 tarihli Futbol Disiplin Talimatı’nın yürürlükte olduğunu, bu talimatın ‘Hileli ve Danışıklı Futbol Müsabakası’ başlıklı 38. ve ‘Sair Hallerde Menfaat’ başlıklı 40. maddelerinin, aynı dönemde yürürlükte bulunan ‘Soruşturma ve Ceza Zaman Aşımı’ başlıklı 68. madde uyarınca, uygulanmasının hukuken mümkün olmadığı görüşünde birleşildi” denilir. Toplantıda ayrıca, 23 Nisan 2006’da yapılan Samsunspor- Ankaragücü ile 14 Mayıs 2006’da yapılan Gaziantepspor-Malatyaspor maçlarına yönelik iddiaların Şike Araştırma Kurulu tarafından soruşturulması sonrası hazırlanan ve şike bulgusuna rastlanmadığı belirtilen raporlar da onanır.

Şenol Güneş 3 yıllığına anlaştığı Güney Kore’nin FC Seul takımı ile ilgili düzenlediği basın toplantısında muhtelif konulara değinir.

“Milli takımdan ayrıldıktan bir süre sonra FC Seul ile anlaşmıştım ama o günlerde Trabzonspor yönetimi istedi ve kamuoyunun da arzusuyla Trabzonspor’a gitmek zorunda kaldım. Kendilerinden özür diledim. Çünkü protokol olmamıştı, fakat söz vermiştim. O zamanki anlaşma şimdi gerçekleşti. 2 artı 1 yıl olmak üzere 3 yıllık anlaştım.

40 yıllık birikimimi Türkiye’de verebilecek imkan olmadığını düşündüğüm için bu kararı aldım. Türkiye’de çocukluğumdaki hedeflerimin birçoğuna kavuştum. Ama tepeye geldikten sonra bir takım düş kırıklığım oldu. Özellikle hukuk ve adalet açısından bu ülke insanına yakışmayan sıkıntılar gördüm. Türkiye’de 40 yıllık birikimimi, tecrübemi hayata geçirme şansı olmadığını gördüğüm için ülke dışında çalışacağım. Trabzonspor’dan ayrıldıktan sonra özellikle kendi kabuğuma çekildim. Ülkede değişen bir şey yok, çok kaos ortamı yaratılmaya çalışıyor. Konuşulan konuların çözüm olmaması için yapıldığını gördüm.

Özellikle şike ve şiddet herkesin sorunu. Oyuncu, yönetici, sivil toplum örgütleri, medya, hakemler… Şikeyi ve şiddeti sadece yöneticilere bırakırsanız, güç yarışmasına girerler ve bunlar çözümlenmez. Her birimin işin içine katılmasıyla bu sorun çözülür. Beyaz sayfa açmak isteyenlerin de kalbinin temiz, iyi niyetli olması gerekiyor.

Futbol Federasyonu’nun Fenerbahçe’ye yönelik şike iddialarıyla ilgili aldığı karar aldatıcıdır, böyle bir karar olmaz. Dalga geçmektir bu. Ülkenin dalga geçilecek insanı yoktur. Bu ülkenin her insanı ve kurumu saygıdeğerdir.”

14 Aralık 2006’da Futbol Federasyonu Profesyonel Disiplin Kurulu (PFDK), Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’a 1 yıl hak mahrumiyeti ve 20 bin YTL para cezası verir.

Kuruldan yapılan yazılı açıklamada, Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın 29 Kasım 2006 tarihinde yaptığı basın toplantısında sarf ettiği, “Bu kadar pisliğe batmış bir ortamın altından federasyon kalkamaz. Çünkü işin içinde onlar var, onların olduğu yerde temizlik olmaz” şeklindeki sözlerinin federasyon ve mensuplarını küçük düşüren, onları hedef göstererek toplum husumetine maruz bırakan ve kişilik haklarına ağır saldırı teşkil ettiği gerekçesiyle, Yıldırım’a 1 yıl hak mahrumiyeti ile birlikte 20 bin YTL para cezası verilmesini kararlaştırır.

Fenerbahçe Kulübü Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu, başkan Aziz Yıldırım’a verilen 1 yıl hak mahrumiyeti cezasının son derece ağır olduğunu savunur;

“Emsallerine uygun olmayan bu cezanın daha önceki bir tarihte alındığı yönünde düşüncemiz var. Bir hukukçu olarak cezayı açıklamakta zorluk çekiyorum. Salı günü yönetim kurulu toplantısı sırasında 3 maç seyircisiz oynama cezası verildiğini öğrenmiştik. Bu sırada da başkanımıza 1 yıl ceza verileceğini dile getirmişlerdi. Ertesi gün de basında bu yayınlandı. Baktığınızda bugün verilen kararın daha önceki bir tarihte alındığı yönünde düşündürüyor. Bu çok ilginç.

PFDK ve Tahkim Kurulu’nun 1 yıldır Fenerbahçe Kulübü aleyhine verdiği kararlar benzer kararlardan daha ağırdır. Bu, söylemleri teyit eden yeni bir karar. Bu eyleme bu cezanın son derece ağır olduğunu düşünüyorum. Sayın başkanımız bu açıklamasını adli suçla ilgili kamuoyunu bilgilendirme toplantısında yaptı ve adli suça ilişkin birtakım bilgileri kamuoyuyla paylaştı. Bu söylemi sırasında Futbol Federasyonu’nun görev ve yetki alanına giren herhangi bir söylemde bulunmadı. PFDK’nın nasıl bir bakış açısıyla kendisini görevli kılarak bu cezayı verdiğini anlamış değilim. Savunmamız da zaten bu yöndeydi.

Bu ceza, ifadenin cezalandırılmasıdır. Avrupa uyum yasalarıyla ifade özgürlüğünün bu kadar genişletildiği bir ülkede, Futbol Federasyonu ile ilgili eleştirilerin ve yorumların bu tip cezalarla cezalandırılması, ifadenin cezalandırılmasıdır. Bu son derece düşündürücüdür. Futbol Federasyonu, kendi futbol hukuku kurallarının uygulamalarıyla ifade özgürlüğünü daraltıyor. Diğer ülkelerde bu denli ağır cezalar olduğunu sanmıyorum. Bunun yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Aynı olaylara, bundan çok daha ağır olaylara bundan daha az cezalar verilmişti. Emsallerine uygun olmayan bir karar verildi.

Yönetim kurulunda bu cezayı değerlendireceğiz. Tahkim Kurulu’na gitme yolunu seçmemiz durumunda, 7 gün içinde başvuru yapmamız gerekiyor.”

Bu arada kulübün internet sitesinde yayınlanan ceza haberinde, başkan Aziz Yıldırım’ın gülen bir fotoğrafının kullanılması dikkat çeker.

16 Aralık 2006’da aralarında Fenerbahçe ve Galatasaray’ın da bulunduğu toplam 15 Süper Lig kulübünün yöneticileri, Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nun toplanması için imza toplama kararı alır. Kulüplerin Haluk Ulusoy’dan desteklerini çekmesinde, Ankaragücü-Fenerbahçe maçından sonra şeref tribününde yaşanan olayların büyük rol oynadığı kaydedilir. Kulüp yöneticilerinin, “Türk futbolu, Haluk Ulusoy taraftarları ve muhalifleri diye ikiye bölündü. Bu karşıtlık şeref tribününde kavgalara yol açacak boyutlara ulaştı. Böyle gitmez. Bu bölünmüşlüğün tek çaresi Haluk Ulusoy’un gitmesidir” görüşünde birleştikleri ifade edilir. Ulusoy’un yerine düşünülen ilk ismin ise Fenerbahçe’nin eski yöneticilerinden Hamdi Akın olduğu bildirilir.

17 Aralık 2006’da Ulusoy’a karşı düzenlenen operasyonun ardında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın olduğu, futbolda son zamanlarda yaşanan huzursuzluk sonucu devreye giren Erdoğan’ın, başta Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin olmak üzere, kurmaylarına gerekli direktifi verdiği iddia edilir.

18 Aralık 2006’da Fenerbahçe Kulübü Başkan Vekili Nihat Özdemir, sarı-lacivertli kulübe verilen 3 maç seyircisiz oynama, kulüp başkanı Aziz Yıldırım’a verilen 1 yıl hak mahrumiyeti ve şike söylentileri ile ilgili, Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesisleri’nde, yönetim kurulu üyelerinin de katılımıyla basın toplantısı düzenler:

“3 ayrı konuda Fenerbahçe Kulübü’ne karşı yapılan tavır ve uygulamalarla ilgili bazı noktalara dikkati çekmek istiyorum. Bunlar kulübümüze yöneltilen asılsız ve karalamaya yönelik iftiralar karşısında yetkili kurulların takındığı tutum. Galatasaray maçından sonra seyircimize verilen 3 maç ceza ile başkanımız Aziz Yıldırım’a verilen 1 yıllık cezadır.

Profesyonel futbol takımımızın çok önemli maçları öncesinde Fenerbahçe’ye verilen cezalar açıklanmaktadır. Şükürler olsun ki, takımımız bu saldırılara ve art niyetli uygulamalara karşın oynadığı maçlardan başarılı sonuçlar alarak ligi lider olarak tamamlamış, Avrupa arenasında Türkiye’yi temsil eden tek takım olmuştur. Ama ne acıdır ki, tur atlamak için çıkacağımız Frankfurt maçı öncesinde de Fenerbahçemize saldırılar devam etti. Önemli maçlarımız öncesinde Fenerbahçemize verilen cezalar açıklanmıştır. Bu açıklamalar da Fenerbahçemizin önemli maçlarına denk getirilmiştir.

Standart dışı uygulamalar tur atlamak için çıktığımız maçta bile devam etmiştir. Mutat olarak perşembe günleri kararını açıklayan Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, takımımıza verdiği 3 maç seyircisiz oynama cezasını UEFA Kupası maçımızın öncesine denk getirmiştir.

Teamül gereği olmasına rağmen Fenerbahçe’nin UEFA Kupası maçını izlemeye bir tek Futbol Federasyonu görevlisi gelmemiştir. Ayrıca bir üst tura çıkmamızla ilgili federasyondan tebrik de gelmemiştir. Fenerbahçe’nin başarılı olması futbolun tepesindeki yönetimi bu kadar mı rahatsız etmektedir? Diğer takımların deplasman maçlarına dahi giden federasyon görevlileri, neden Fenerbahçe’ye karşı böyle bir tutum içindedir? Fenerbahçe Spor Kulübü bu ülkenin takımı değil midir?.

Futbol dünyasında adaleti sağlamaktan sorumlu, başta Futbol Federasyonu olmak üzere Merkez Hakem Kurulu, Disiplin Kurulu ve Tahkim Kurulu gibi federasyona bağlı kurumların çifte standart yaklaşımları Türk futbolunu bölünme ve kaosa sürüklemektedir. Futbol federasyonu ve başındaki yetkililer, eğer Fenerbahçe’yi ağır şekilde cezalandırır ama öte yandan başkalarının yanlışlarına göz yumar ve hatta talimatlarda ve yasalarda değişiklikler yapacak kadar meseleyi ileri götürürse korkarım bu olaylar tekrarlanmaya devam edecek ve yapılan haksızlıklara duyulan tepki tribünlere de sıçrayacak ve taraftarlar arasında infiali daha da ciddi boyutlara taşıyacaktır. Federasyonun geçtiğimiz 1 yıl içindeki tek misyonu, ‘Bizden olanlarla olmayanlar’ şeklinde tarif edilebilecek ayrışmayı derinleştirmek olmuştur. Adalet herkese lazımdır. Verilen cezalar, yönetmelik değişiklikleri gibi uygulamalar kulüpten kulübe değişmiştir. Bu durumlar da ya kulübümüz aleyhine sonuçlanmış ya da rakibimizin lehine sonuçlanmıştır. Söz konusu Fenerbahçe olunca benzer olaylarda farklı tarifeler uygulayan federasyonun ne kantarı ne de topuzu kalmıştır.

2-3 ay önce bir federasyon yöneticisi Rize’de gazetecilere ‘Fenerbahçe teşvik şikeleri yapıyor’ iddiasını ortaya atmıştır. Geçtiğimiz haftalarda da bir meczup çıkıp Fenerbahçemize çamur atmıştır. Yaptığımız inceleme talebine yanıt alamadığımız gibi, bu meczubun sözleri hemen araştırmaya alınmış ve üstüne zaman aşımına uğrandı, denmiştir. 100 yıllık şerefli camiamıza atılan bu çamur federasyon tarafından bu kadar yüzeysel bir şekilde incelenmesini şaşkınlık ile izledik. Konunun tüm yönleri ile araştırılması, açıklığa kavuşturulmasının ardından Fenerbahçemize atılan bu çamurun temizlenmesi ve bu konunun incelenmesi istemekteyiz.

100 yıllık şerefli camiamıza atılan çamurun Futbol Federasyonu tarafından yüzeysel bir şekilde ele alınıp sonuçlandırılmasını asla kabul etmiyoruz. Bu bakımdan Spordan Sorumlu Devlet Bakanımızdan 3813 sayılı yasadan aldığı yetkisine dayalı olarak konu hakkında gerekli işlemleri yapmasını arz ediyoruz. Ayrıca Türk futbolunun 10 yılını kontrol edip, bu kişi ve olaylar hakkında gerekli tüm yasal işlemlerin yapılması gerekir. Aktüel Dergisi’nde yayınlanan Milli Takımımız ile ilgili şike iddialarının da araştırılmasını istiyoruz. Her iddianın tespiti halinde gereğinin yapılacağını arz ediyoruz.

Futbol Federasyonu başkanlığı için Hamdi Akın’ın isminin gündeme gelmesi tamamen bizim dışımızda cereyan etmektedir. Fenerbahçe’nin federasyon seçimi ile ilgi bir resmi açıklaması yoktur. Biz başımıza gelen olaylarla uğraşıyoruz. Ben 20 gün, başkanımız 360 gün ceza aldı. Biz bunlarla mücadele ediyoruz. Başka bir şeyin mücadelesinde değiliz.”

Nihat Özdemir’den sonra söz alan Fenerbahçe Kulübü Hukuksal İlişkilerden Sorumlu Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu, kötü ve çirkin tezahüratlarla ilgili sezon ortasında yapılan talimat değişikliğinin ligdeki sportif yarışmayı etkilediğini vurgular:

“Değişiklik son derece önemlidir. Değişiklik sonucunda bazı kulüpler avantaj elde etmişlerdir. Disiplin talimatında küfüre ilişkin yapılan değişiklik, talimatın 31. maddesindeki değişiklikle sınırlı kalmadı. Küfür sebebiyle talimat değişikliği öncesinde, puan silme aşamasına kadar gelen kulüplerin, 20 Ekim 2006 tarihine kadar küfüre ilişkin almış oldukları cezalar yeni talimatla sıfırlanmış, kulüplerin bu konudaki sabıkaları silinmiş olup, bu kulüpler yeni talimat sonrasında önceki kötü sicillerinin aleyhlerine olabilecek sonuçlarından kurtulmuş bir şekilde sportif yarışmaya devam etmektedirler.

69. maddenin kamuoyu tarafından bilinmediğini düşünüyorum. Açıklayayım;

20.10.2006 tarihine kadar karara bağlanmamış dosyalar hakkında yeni talimat hükümleri uygulanır. Bu talimat değişikliğinden önceki tarihte Ali Sami Yen Stadı’nda oynanan Galatasaray-Beşiktaş maçındaki kötü ve çirkin tezahürat nedeniyle her iki kulüpte Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na (PFDK) sevk edildi. Kurul 19.10.2006 tarihinde her iki kulüp için de ceza kararı vermiştir. Yürürlük tarihi 20.10.2006, yani bir gün önce karar verilmiş. Kulüpler bu karar için Tahkim Kurulu’na gitmişler. 2 Kasım 2006 tarihinde küfür cezaları onanmış. Yani talimat değişikliğinden sonra cezaya hükmedilmiş ve bu şekilde her iki kulüp açısında da 1. ceza oluşmuştur.

Beşiktaş Kulübü daha sonra Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı’nda oynanan müsabakada meydana gelen çirkin ve kötü tezahürat sebebiyle de PFDK’ya sevk edilmiştir. 30 Kasım 2006’da ikinci kez para cezasıyla cezalandırılmıştır. Halbuki futbol disiplin talimatının 31. maddesinin 3. paragrafına göre Beşiktaş’a verilmesi gereken ceza, 1 maç seyircisiz oynama cezasıdır.

Beşiktaş gibi Galatasaray Kulübü de talimat değişikliği sonrasında ilk kesinleşmiş cezası önceki Galatasaray-Beşiktaş maçıyken, daha sonra Galatasaray-Sivasspor maçıyla ilgili PFDK’ya sevk edildi. PFDK sevk üzerine küfürden ceza tayinine yer olmadığına karar vermiştir. Böylece Galatasaray seyircisiz oynama cezasından kurtulmuştur.

Galatasaray-Sakaryaspor müsabakasında da kötü ve çirkin tezahürat vardır, ama burada PFDK’ya sevk dahi yoktur. Galatasaray Kulübü son olarak Kadıköy’de Fenerbahçe’ye karşı yaptığı maçta, her üç temsilcinin raporunda da küfüre ilişkin tespit olmasına rağmen, bu konuda PFDK’ya sevk edilmemiştir.

Fortis Türkiye Kupası’ndaki, hafta sonunda Galatasaray ve Beşiktaş’ın yaptığı maçlarda yoğun şekilde küfür edilmiştir. Söz konusu kötü ve çirkin tezahüratlar nedeniyle, yapılacak işlemleri beklemekteyiz.

Ligin 1. haftasında Kayseri Erciyesspor maçında Appiah rakibine kafa teşebbüsü ile 3 maç ceza aldı. Appiah’ın eyleminin kafa atmaya teşebbüs olduğunu herkes televizyondan izlediği, rakip oyuncu da bu şekilde açıklama yaptığı halde, müsabaka hakemi eylemi tokat atma şeklinde rapor etmiştir.

Almanya’da oynanan Süper Kupa müsabakasında Beşiktaş taraftarlarınca açılan pankart temsilciler tarafından rapor edildi. Beşiktaş PFDK’ya sevk edilmedi. Sadece meşale ve konfeti eyleminden dolayı PFDK’ya sevk edilmiştir. Ancak konu kamuoyunda tartışılınca federasyon tarafından PFDK’ya sevk edilmiştir. Verilen ceza Tahkim Kurulu tarafından kaldırılmıştır.

PFDK’nın Yıldırım’a verdiği ceza, kendisine verilen yetkinin aşılması mahiyetindedir. Başkanımız tarafından adli bir suç ve failleri hakkında yapılan açıklamayı federasyon PFDK’ya sevk ile yeterli görmüş ve bu açıklamaları nedeniyle Yıldırım’a 1 yıl hak mahrumiyeti cezası verilmiştir. Öncelikle başkanımızın açıklamalarının ifade özgürlüğü sınırları içinde olduğunu, olsa olsa eleştiri sınırlarının aşılması niteliğinde olabileceğini ve bu taktirde de ilgililerin ihlal edilen haklarıyla ilgili genel hukuk mercilerine başvuru yolunun açık olduğunu belirtmek istiyorum. Durum böyleyken, PFDK’nın başkanımıza verdiği ceza, kendisine 3813 sayılı yasayla verilen yetkinin aşılması mahiyetindedir.

Başkanımıza 1 yıl ceza verilirken benzer eylemlere PFDK ne cezalar vermiştir? Örneğin İkinci Lig B grubunda yapılan maç sonrasında, müsabık kulüplerden birinin başkanı ‘Sizi iyi satın almışlar, şikeciler kulübümüzü mahvettiniz’ şeklinde açıklamada bulunmuştur. Kulüp başkanına, ceza verilmemiştir. Süper ligde mücadele eden bir kulübün üst düzey bir yöneticisi, hakemlere ve federasyona alenen küfür ettiği ve bu şekilde rapor edildiği halde sadece 2 ay hak mahrumiyeti almıştır.

Adnan Polat, hakemler Cüneyt Çakır ve Cem Papila hakkında açıklamaları için PFDK’ya sevk edilmemiştir. Fenerbahçe maçı sonrası rövanş maçı için kulübümüzü Galatasaray taraftarına hedef gösterdiği halde hakkında işlem yapılmadı.

Geçen yıl Fortis Türkiye Kupası’nda seremoniye katılmayan Fenerbahçe’ye 250 bin YTL para cezası verilirken, iki yıl önce aynı şeyi yapan Beşiktaş ise PFDK’ya dahi sevk edilmemiştir.

Geçen yıl internet sitemizden yapılan bir açıklamaya 50 bin YTL ceza verilirken, internet sitesinden bizimkinden daha sert açıklama yapan Beşiktaş’a 20 bin YTL para cezası verilmiştir.

Geçen yılki Galatasaray-Fenerbahçe Fortis Türkiye Kupası çeyrek final maçındaki olaylar sebebiyle Galatasaray’a 1 maç seyircisiz oynama cezası verilmişti.

Geçen sezonun son haftasında Denizlispor ile yaptığımız maç, tribün olayları nedeniyle aynı saatte başlayan maçlara göre yarım saat daha sonra bitmiş, şampiyonluk ve düşme hattı etkilenmiştir. Bunca olaya rağmen Denizlispor’un sahası 2 maç kapatılmıştır.

Bu sezon Trabzonspor ile yaptığımız maçtaki olayların yoğunluğu, 16. haftadaki Galatasaray ile yaptığımız maçtaki gibidir. Trabzonspor’a sadece 1 maç seyircisiz oynama cezası verilmiştir.

Tespit ettiğimiz bu örneklerin, 1 hafta içinde Fenerbahçe’ye verilen cezalara göre çok daha ağır olduğunu düşünüyoruz ve federasyon kurullarının verdiği kararlarda adaletli olmalarını istiyoruz.”

Konuşmaların ardından basın toplantısı odasına yerleştirilen ekrandan olay çıkan maçlar gösterilirken, verilen ve verilmeyen cezalar alt yazı ile belirtilir. Gösterimde, 2005-06 sezonu Fortis Türkiye Kupası çeyrek finalindeki Galatasaray-Fenerbahçe, 2006-07 sezonu Turkcell Süper Lig’deki Galatasaray-Sakaryaspor, 2006-07 sezonu Turkcell Süper Lig’deki Trabzonspor-Fenerbahçe, 2005-06 sezonu Turkcell Süper Lig’deki Denizlispor-Fenerbahçe ve 2006-07 sezonu Turkcell Süper Lig’deki Sakaryaspor-Ankaragücü maçlarındaki olaylar ekrana getirilir.

19 Aralık 2006’da Mehmet Ali Şahin, Futbol Federasyonu’nu olağanüstü toplantıya çağırmak için hafta sonuna kadar bekleyeceğini söyler. Şahin, “Şık olan genel kurul çağrısını futbol oyunun gerçek aktörlerinin yapması. Dünyanın hiçbir yerinde hakkında bu kadar iddia olan bir yönetim iş başında kalamaz. Bütün bu iddialar karşısında daha fazla pişkinliğe hiç gerek yoktur” der.

“Futbol federasyonunu olağanüstü genel kurul yapmaya davet ediyor musunuz?” sorusuna da Şahin, şu karşılığı verir:

“Yönetim kurulu, bu işi yaparsa çok daha şık olur. Nitekim, İsviçre-Türkiye maçından sonraki bir takım iddialar ve eleştiriler nedeniyle nasıl ki Levent Bıçakçı yönetimi olağanüstü genel kurul kararı alabilmiş ve bu cesareti göstermişse, mevcut federasyonu da bunu göstermelidir. Çünkü hakkında böyle açılmış davalar falan da yoktu. Başbakanlık Teftiş Kurulu raporları da yoktu. Ama bu fedakarlığı göstermişti.

Mevcut federasyon da bunu gösterebilmeli. Genel kurul delegelerinin huzuruna, bütün bu iddialar karşısında ne düşündüğünü ifade edebilmeli ve adeta bir güven oyuna kendisini sunmalıdır. ‘Çok iyi oldu davalar, çok memnun oldum’ demek, bütün bu iddialar ile ilgili olarak ‘işi hafife almak’ demektir.”

Şahin, “Yönetimi olağanüstü genel kurula çağıracak mısınız?” sorusuna ise ”Gayet tabii, çağıracağım. Yasaların bana yüklediği bir görevdir. Şu an gecikmemin nedeni, biraz önce izah ettim. Bu işi, futbol oyunun gerçek aktörleri yapsınlar. Bekliyorum, şık olan budur” der.

Bu çağrıyı ne zaman yapacağının sorulması üzerine de Şahin, “Sanıyorum bu hafta sonuna doğru bazı gelişmeler olur. Yani benim dışımda bazı gelişmeler olur, olmazsa tabii artık harekete geçeceğim” der.

Bir gazetecinin, Fenerbahçe Yönetim Kurulunun açıklamalarını hatırlatması üzerine Şahin, Fenerbahçe Kulübü yöneticilerinin haksızlığa uğradıklarını ifade ettiklerini belirterek, şöyle konuşur:

“Tabi bu konuyla ilgili bakanlığımın yapabileceği tek şey her türlü iddiayı yasa gereği Başbakanlık Teftiş Kuruluna inceletmekten ibarettir. Geçtiğimiz sezon, yani 2004-2005 sözonu ile ilgili, bazı iddialarda da bulunulmuştu ve bu iddialar üzerine Başbakanlık Teftiş Kurulunu görevlendirmiştim. Rapor yeni geldi, çok yeni geldi. Tamamını inceleme imkanı bulamadım. Şu anda iş başında bulunan Futbol Federasyonunun bazı iddiaların üstüne gitmeyerek savsakladığı ve özellikle geçtiğimiz sezon oynanan Denizlispor-Fenerbahçe maçı öncesi ve sonrası ile ilgili de Futbol Federasyonunu kusurlu bulan bir rapor verdi. Henüz masamın üstünde. Tamamını okuyamadım, dolayısıyla orada da Başbakanlık Teftiş Kurulu iş başında bulunan Futbol Federasyonu ile ilgili Genel Kurulun olağanüstü toplanması çağrılmasını bana bir kez daha hatırlatıyor. Şu anda önümde Futbol Federasyonu Genel Kurulunu olağanüstü toplantıya çağrılması lüzumunu gösteren 2 ayrı rapor var.”

“FIFA’nın Türkiye’yi uluslararası müsabakalardan men etmesi yönünde bir çekince mi var?” sorusu üzerine Şahin, şunları kaydeder:

“Şık olanın, böyle bir durum ortaya çıkmışsa eğer, Genel Kurul delegelerinin imza toplayarak Genel Kurulu olağanüstü toplantıya davet etmeleridir diye düşünüyorum. Tıpkı Levent Bıçakçı yönetiminin yaptığı gibi, Futbol Federasyonunun yönetimi de olağanüstü kongre kararı alabilir. Samimi olarak her iki tarafı da olağanüstü kongre için harekete geçmeye davet ettim. Bir siyasinin davetinden ziyade asıl futbol oyununun gerçek aktörlerinin bu işi üstlenmeleri sanırım aleyhimize bir takım girişimlerde bulunacak olan çevrelerin de önüne geçmiş olur diye düşünüyorum.”

“Ankara Cumhuriyet Savcısı Alp Arslan’ın 2004’te Bursaspor’un küme düşmesiyle ilgili olarak, 3 maçla ilgili soruşturma açılmadığı gerekçesiyle 15 federasyon yöneticisini sorguya çağırdı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?” sorusuna Şahin, “savcılığın ne yapacağı konusu bizim dışımızda bir olaydır. Ben de bugün bir gazetemizin haberinden bunu öğrendim. Tabi yargıya intikal etmiş her hangi bir konuda benim beyanda bulunmam gereksiz ve lüzumsuz olur. Bakın dünyanın herhangi bir ülkesinde, iş başında bulunan herhangi bir federasyonla ilgili bu kadar iddialar açılmış olan davalar varken, orada hiç bir federasyon başkanı ve yönetimi ‘oh ya iyi oluyor, son derece memnun oldum’ diyemez. Bakın İtalya’da sanıyorum 1,5-2 sene önce mevcut Federasyon Başkanı hakkında gazetede çıkan bir suistimal iddiası haberi üzerine Federasyon Başkanı istifa etmiş. İtalyan olimpiyat komitesi, bir kayyum tayin ederek Futbol Federasyonu başkanlığına bir süreç başlamış. Biliyorsunuz 3 kulüp öncelikle küme düşürülme kararı ile karşı karşıya kalmıştı, daha sonra itiraz edilmişti. İkisi ile ilgili ceza hafifletilmişti. Bakın başka ülkelerde futbol o kadar önemli ki, özellikle dünyada milyarları aşan insanın izlediği futbol yönetimi o kadar önemli ki, en ufak bir şaibeyi kaldırması kabul edilmez. Dolayısıyla bütün bu iddialar karşısında daha fazla pişkinliğe hiç gerek yoktur. Ben sanıyorum, bir kaç gün daha sabırla bekleyeceğim, çünkü kulüplerimizin saygıdeğer delegeleri de gidişatın iyi olmadığını görüyorlar ve Futbol Federasyonu Genel Kurulunu olağanüstü toplantıya davet etmek için bir çalışma içerisindeler, onun sonucunu bekliyorum” diye yanıt verir.

21 Aralık 2006’da Mehmet Ali Şahin’in açıklamalarına Haluk Ulusoy’dan cevap gelir.

Yurtdışından dönüşünde havaalanında soruları yanıtlayan Haluk Ulusoy, seçimle işbaşına geldiklerini belirterek, genel kurul kararı almayacaklarını açıklar. Ulusoy, “Hakkımda kesinleşmiş bir hüküm yok. Mahkemeye verildim diye genel kurul kararı almak doğru değil” der.

Türk futboluna 30 yılı aşkın bir süredir hizmet ettiğini kaydeden Haluk Ulusoy, “Verdiğim emeklerin karşılığı bu şekilde olmamalı. Ancak ne yazıkki bu ülkede ‘meyve veren ağaç taşlanır’ diye bir anlayış var. Bu ülke insanını sokaklara dökmüş biri olarak başarılı olduğumu düşünüyorum fakat, başarılı insanların önünü kesmek istiyorlar” şeklinde konuşur.

Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in genel kurul kararı alma hakkı ve yetkisinin olduğunu belirten Ulusoy, böyle bir durumda yapacak birşeylerinin olmadığını kaydeder.

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın federayona yönelik sözlerini de değerlendiren Haluk Ulusoy, “Talihsiz bir konuşma oldu. Fakat, hukuk kurullarımız bu konuda gerekli uygulamayı yaptılar. Herkesin kurumlara saygısı olması gerektiğini düşünüyorum. Aziz Yıldırım da böyle düşünmeli” diye konuşur.

Galatasaray Kulübü ve Kulüpler Birliği Başkanı Özhan Canaydın ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in kendisiyle görevi bırakması için görüşme talebinde bulunup bulunmadığı şeklinde yöneltilen soruyu ise Ulusoy, “Böyle bir talep henüz bana gelmedi ama duydum. Benimle görüşmek isteyen herkesle seve seve görüşürüm. Ama bana genel kurul için telkinde bulunulmasına müsade etmem. Çünkü genel kurul öyle iki üç kişinin konuşacağı bir şey değil” şeklinde yanıtlar.

Ulusoy – Şahin düellosu sürmektedir.

25 Aralık 2006’da Devlet Bakanı, siyasete atılacağını ileri sürdüğü Ulusoy’u açıklamaları sonrası topa tutar. Şahin, “Başkan, federasyonu milli iradenin tecelli ettiği yer olan TBMM ile kıyaslayamaz. Bu haddini aşmak olur, kendisini Kaf Dağı’nın üzerinde görmek olur” der.

Şahin şöyle devam eder:

“Bu haddini aşmak olur. Özerklik Türkiye’de bir sporun gelişmesi için mali ve idari bakımdan kolaylık olsun diye federasyonlara verilmiştir. Özerklik hiçbir zaman Ali kıran baş kesenlik değildir, hatta krallık değildir. Federasyonların birilerinin krallığı olmadığını bu ülkede yetkili kurullar mutlaka göstereceklerdir. Sanırım sayın Ulusoy siyasete hazırlanıyor. Siyasi amaçlarına ulaşmak için de Futbol Federasyonu’ndaki başkanlık sürecini kullanıyor. Takip edin göreceksiniz sayın Ulusoy siyasete atılacak.”

Ulusoy, Bakan Mehmet Ali Şahin’in açıklamalarına sert yanıt verir. Bakan’ın sözlerini “nezaketsizlik” olarak niteleyen Ulusoy, “Siyasete girmek benim için hiçbir dönemde öncelikli hedef olmadı” dedi. Futboldaki kaos ortamının oluşmasında Bakan’ın da payı olduğunu savunan Ulusoy, “Bakan’ın yasadaki yetkisini kullanacağını defalarca tekrarlaması siyasi bir baskı” der.

Ulusoy, yaptığı yazılı açıklamada, 2 ay öncesinde aldığı bir kararla, bundan böyle açıklamalarını yazılı olarak yapacağını kamuoyuna duyurduğunu hatırlatarak, ”O açıklamayı yapmaktaki amacım, hem yargı sürecinin başladığı ve aleyhime açılan bir dava ile ilgili yorumda bulunmaktan kaçınmak hem de futbolu, bir dolu spekülasyona yol açarak yıpratan tartışmaların uzağında tutmaya çalışmaktı” der.

O günden bugüne şahsı, federasyon, kurulların icraatlarıyla ilgili çok şey yazıldığını ve söylendiğini kaydeden Ulusoy, şunları söyler:

“Yapmadığım konuşmalar, bana mal edilerek yayınlandı. Özellikle sustum. Futbol daha fazla yara almasın diye, büyük bir sabırla sessiz kalmayı tercih ettim. Sadece bir kez, geçtiğimiz hafta yurt dışı seyahatinden döndüğümde, havalimanında, o da beni karşılamaya geldikleri için basın mensuplarına çok kısa bir açıklama yaptım, ancak geçtiğimiz cumartesi günü Sabah ve Takvim Gazeteleri’nde bana atfen yayınlanan haber ve ardından Sayın Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in haksız, mesnetsiz, kişilik haklarıma saldırıcı boyuta kadar ulaşan sözleri, bu açıklamayı yapmamı kaçınılmaz hale getirdi. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum, gerek Sabah, gerekse Takvim Gazeteleri’nin hiçbir muhabiriyle hiçbir ortamda görüşme yapmadım. Haberde belirtilen hiçbir sözü, hiçbir ortamda ve hiçbir kişiye söylemedim.

Bu ülkede sadece Futbol Federasyonu Başkanlığıyla sınırlı bir makamın temsilcisi değilim. Ülkenin sosyal, ekonomik, kültürel yaşamına da katkılarıyla bilinen, köklü geçmişe sahip bir ailenin ferdiyim. Aileden aldığım edep, her şeyden önce büyüklerimize saygıyı öngörür. İş adamlığı ve yöneticiliğim gereği olan adap ise devleti oluşturan kurumlarla çatışmamayı. Hal böyleyken, Sayın Bakan’ın bana (Milli iradenin tecelli ettiği yer olan TBMM ile kıyaslamaya kalkmak) suçlamasını getirmesinin gerisindeki mantığı anlamakta zorlandığımı belirtmek isterim. Beni ve ailemi çok iyi tanıması gereken sayın bakanın bu hezeyanını en hafifinden nezaketsizlik olarak görmekteyim.

Beni asıl şaşırtan konu daha da farklı. Ülkenin en üst kademesindeki bir siyasetçi, nasıl olur da (kulislerde konuşulanlara göre) diye başlayan bir habere bu denli itibar edebilir? Türkiye’deki medya tavrı ve duruşunu en yakından bilmekle yükümlü olan bir önemli şahsiyet, nasıl olur da kulaktan dolma sözlerle yazıldığını kendi kendine itiraf eden bir haberi bu denli ciddiye alabilir? Devletin her türlü imkânına sahip olan kişilerin, kendilerini bağlayan hatta umulmadık mecralara götüren bu tür açıklamaları, daha titiz bir araştırmanın süzgecinden geçirerek yaptıklarını düşünen biri olarak, sayın bakanın bu tavrı karşısında bir kez daha şaşırdığımı itiraf etmek zorundayım.

Sayın bakan haddimi aştığımı, kendimi Kaf Dağı’nın üzerinde gördüğümü, federasyonu TBMM’yle kıyasladığımı söylüyor. Şunu da içtenlikle belirtmemde fayda var: Bu ülkenin gazilik payesiyle onurlandırılmış en yüce makamıyla bir sürtüşme, bir tartışma, bir kıyaslanmaya girmek gibi bir densizliğin adresi hiçbir zaman olamam. Her zaman haddini bilen, ayakları yere basan, söylem ve eylemleriyle tutarlı durma çabasını sürdüren bir tarzın insanıyım, ama o densizlikleri yapanlara da terbiyem, üslubum ve sorumluluklarım gereği karışamam.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı’na demokrasinin vazgeçilmez gereklerinden biri olarak seçimle geldim. Özerkliği sayın bakanın ifadesinde olduğu gibi asla (kolaylık) unsuru görmedim. Benim özerklik algım (Mali ve idari bakımdan federasyonlara verilen kolaylık) olmadı. Demokrasinin (Ali kıran baş kesenlik), hatta (krallık)la hiçbir şekilde bağdaşmadığını da en iyi bilenlerdenim. Fakat üzüntüm, bu ülkede demokrasiyi diline pelesenk etmiş olanların, demokrasi kültüründen ne denli uzak durduklarını kavramakta hala zorluk yaşamaları.

Siyaset çok saygı duyduğum bir kavramdır. Ama siyasete girmek benim açımdan hiçbir dönemde öncelikli hedef olmadı. Zaten böyle bir hedefi gözetseydim, bakanlık dahil, bana geçmişte yapılan teklifleri değerlendirirdim. Ben hep futbol için yaşamayı, futbolla yaşamayı öncelik sırama koydum.

Bir süredir başta medya olmak üzere, spor kamuoyunda futbolda bir kaos ortamı oluştuğundan, futbolun değerlerinin hızla tükendiğinden söz edilmekte. Bu değerlendirmelere maalesef üzülerek ben de katılıyorum. Göreve geldiğimiz 19 Ocak tarihinden bu yana, inat ve ısrarla Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nu toplayacağını ifade eden, sadece son 50 günde tam 10 kez değişik platformlarda yasanın kendisine verdiği görevi yerine getireceğinden söz eden Sayın Bakan’ın, bu kaos ortamının oluşmasında ve futbolun değerlerinin tüketilmesinde hiç mi katkısı yok, bunu değerli kamuoyunun takdirlerine bırakıyorum.

Ulusoy ailesinin yardımları nedeniyle, bir sokağa da babamın isminin verildiği Sri Lanka’daki seyahat programı sırasında, Sayın Bakan’ın hayal mahsulü bir habere dayandırarak yaptığı bu değerlendirmeleri hem şahsı, hem de temsil ettiği makam adına çok ciddi talihsizlik olarak nitelendiriyorum.

Sayın Bakan’ın Genel Kurul’un toplantıya çağrılması için kulüplerin, genel kurul delegelerinin harekete geçmesini, aksi takdirde yasadaki yetkisini kullanarak kendisinin toplantı çağrısı yapacağını defalarca tekrar edip sonra ötelemesini, kulüplerimiz ve delegelerimiz üzerinde kurulmaya çalışılan siyasi bir baskı ve kaos sebebi olarak algılıyorum.

Futbol ve futbol ailesinin siyasi baskı altında tutulmasına en fazla karşı çıkanlardanım. Kulüplerimiz ve delegelerimize daha fazla baskı yapılmamasını, Sayın Bakan’ın olası bir çağrısının tek muhatabı olarak Türkiye Futbol Federasyonu’nun görülmesini, bu gerçekleşirse çağrı hakkında mevzuat çerçevesinde gereğini yapacağımızı, kamuoyunun bilgisine sunuyorum.”

25 Aralık 2006’da Fenerbahçe eski başkanlarından Ali Şen, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in, şike yapıldığı iddia edilen Denizlispor-Fenerbahçe maçında Futbol Federasyonu’nun hatalı davrandığı yönünde elinde belgeler olduğunu söylediğini hatırlatarak, “Bakanın bu belgeleri derhal açıklaması gerekiyor” der.

Ara not olarak bu belgelerin hala açıklanmadığını, hatta lafının bile edilmediğini hatırlatayım.

Bursaspor’un Çaykur Rizespor-Beşiktaş, Çaykur Rizespor-Akçaabat Sebatspor ve Beşiktaş-Akçaabat Sebatspor maçlarının araştırılmasıyla ilgili talebindeki ısrarı sürmektedir.

25 Aralık 2006’da Lemi Keskin, Gökhan Celbiş ile birlikte, Mayıs 2004 yılında oynanan 3 maçla ilgili, mahkemelerden alınan izinle polisin dinlediği telefon görüşmelerinin basına yansımasıyla Temmuz 2006’da ortaya çıkan delillerin yeniden incelenmesiyle ilgili TFF’ye yaptıkları başvurudan hala net bir sonuç alamadıklarını söylerler.

Bu delillerin bulunduğu dava, dosya ve sayfa numaralarını sundukları TFF’nin, bu güçlü delillerden korktuğunu iddia eden Keskin, vicdani kanaatle dahi ceza verme yetkisi olan TFF’nin, bu güçlü delillere rağmen “Şike Tahkik Kurulu” kuramadığını öne sürer.

Keskin, “Şikeyi teşvik etme, delileri örtbas etme ve görevi kötüye kullanma” iddiasıyla Bursa Cumhuriyet Savcılığı’na yaptıkları suç duyurusunun kabul gördüğünü ve savcılığın olayı “Devlet Memuru Suçları” kapsamına alarak 15 TFF yöneticisinin ifadelerini almaya başladığını belirterek, “Bugüne kadar, ülkemizde şikeyle ilgili savcılıklara yapılan tüm başvurularla ilgili takipsizlik kararı verilmişti. İlk kez bu olayda tüm TFF yöneticilerinin ifadesi alınmaktadır. Bizim hedefimiz, TFF başkanı ve yöneticileri değil. İlgili 3 maçın ve yeni delillerin tekrar incelenmesidir” diye konuşur.

Üç maçla ilgili 27 Aralık’a kadar Şike Tahkik Kurulu kurulmaması halinde konuyu FIFA’ya taşıyacaklarını bildiren Keskin, şöyle devam eder:

“Yapacağımız hamleler, TFF’nin Avrupa ve dünya platformundaki kurumsal kimliğinin tartışılmasına sebep olabilir. Türkiye Futbol Federasyonu bizim federasyonumuzdur. 5 aylık hukuki mücadelemiz ve ulusal gazetelerde manşet haberlerimize rağmen, komisyon kurulmamasının tek sebebi vardır. TFF’nin, bunca girişimimize rağmen yine komisyon kurmazsa Türk halkına vereceği mesaj; ‘Şike yapın biz şikeyi destekliyoruz. Kulüp başkanınız, takım kaptanınız bile anlaşsa farketmez, ama dikkat edin, küfür etmeyin, ederseniz 3 maç ceza veririz’ olacaktır.”

Aynı gün Fenerbahçe’nin katılmadığı Kulüpler Birliği Vakfı toplantısından Türkiye Futbol Federasyonu’na genel kurul tavsiyesi çıkar. Yaklaşık 4 saat süren İstanbul’daki toplantının ardından kısa bir açıklama yapan Kulüpler Birliği Başkanı Özhan Canaydın, toplantıda ağırlıklı olarak Türkiye Futbol Federasyonu’na genel kurul tavsiye edilmesi kararı çıktığını, bazı üyelerin ise genel kurulun Haziran’daki mali genel kurula bırakılması yönünde görüş belirttiğini açıklar.

Canaydın, 7 kulübün bu kararı onaylamadığının hatırlatılması üzerine, “7 kulüp böyle söylediyse, bugünkü toplantımız 17 kulüpten teşkil ediyordu, yorum size ait” diye yanıt verir.

Kararın ardından Gaziantepspor Kulübü Başkanı İbrahim Kızıl, Kulüpler Birliği olarak hiçbir ciddi karar alamadıklarını savunarak, “Böyle devam ederse birlik lağvedilse daha iyidir. Dereyi geçerken at değiştirilmemeli” der.

Kulüpler Birliği Vakfı toplantısından erken ayrılan İbrahim Kızıl, toplantıda, federasyon ile Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin arasındaki tartışmanın konuşulduğunu belirterek, “Kulüpler Birliği olarak bütün kulüplerin sıkıntıları ve geleceği ile ilgili bir adım atmamakla birlikte tamamen kaosun içine gidiyoruz. Bundan dolayı üzüntü duyuyorum. Ciddi hiçbir karar almıyoruz. Birlik beraberlik yok. Birlik olarak neredeyse tamamen bir parti haline geldik. Kutuplaşma olmuştur. Görünen o ki kimse Türk futbolunun ilerlemesi için bir adım atmıyor, ama Kulüpler Birliği tam tersine hükümet ile federasyon arasındaki olaya alet edilen bir kurum haline geldi. Rahatsızım, böyle devam ederse Fenerbahçe’nin dediklerine katılıyorum, birlik lağvedilse daha iyidir.

Kulüpler Birliği şu anda bu kararı verecek yetkide değildir. Bu kararı bakan verir. Bakan bir karar verir veya kongre kararı alır, saygı duyarız. Ondan sonraki hukuki durum nedir, bilemiyorum. Türk futbolunun geleceği için, 3 ayda bir seçim olmaması lazım. Türk futbolunu daha ileri götürebilmek için uğraşırken, ikide bir federasyonla oynamaya kimsenin hakkı yoktur. Bunu şu anda doğru bulmuyorum” diye konuşur.

28 Aralık 2006 tarihinde Bursaspor Kulübü Başkanı Levent Kızıl, Futbol Federasyonu’nun olağanüstü genel kurula gitmesi için imza topladıklarını belirterek, “Şu anda 80 imzaya ulaştık. Yarın federasyona başvuracağız” der.

Ertesi gün ise yeterli imzaya ulaşıldığını belirterek, “Müracaatın 8 Ocak’ta yapılması kararlaştırılmıştır” der.

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 15

Reklamlar

HALUK ULUSOY DOSYASI – 12

leave a comment »

Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, 2 Haziran 2004’de 2003-04 Sezonu Profesyonel Futbol Ligleri ile PAF Ligi’ni tescil eder. Başkanvekili Ata Aksu, İstanbulspor ile Bursaspor Kulüplerinin yaptığı, “Rizespor-Akçaabat Sebatspor maçının anlaşmalı karşılaşma olduğu” şeklindeki başvuruları görüştüklerini kayderken, Şike Tahkik Kurulu’nun verdiği ‘Anlaşmalı maç oynanmamıştır’ kararını onayladıklarını söyler.

Aksu, ligde yabancı futbolcu planlamasında bir değişiklik yapmadıklarını ifade eder. Daha önce belirledikleri gibi liglerde sözleşme yapılan 6 futbolcunun aynı anda oynayabileceğini anlatan Başkanvekili, 2005-06 sezonundan itibaren de yabancı futbolcu sayısının 5’e indirileceğini hatırlatır. Aksu, federasyonun, İkinci Lig (A) Kategorisi’ndeki takımlara, Türk Cumhuriyetlerinden futbolcu transferine izin verdiğini bildirir.

Başkanvekili Ata Aksu, futbolcuların sözleşmeleriyle ilgili olarak da şunları söyler:

“Futbolcu, tek taraflı fesih yapması halinde aynı yıl içinde başka bir takımla sözleşme yapamayacak.”

Aynı gün Beşiktaş Kulübü’nün yeni başkanı Yıldırım Demirören ve yöneticiler, Futbol Federasyonu’na nezaket ziyaretinde bulunur. Ziyaret sonrası başkanı Haluk Ulusoy, “Beşiktaş, Yıldırım Demirören önderliğinde doruğa ulaşacaktır. 3-4 kulüp başkanının biraraya gelip havuz sistemi hakkında konuştuğunu gözlemledim. Şu bilinsin: Benim olduğum yerde Beşiktaş’ın haklarını kimseye yedirmem” der.

Yani yine TFF başkanlığı yerine kulüp başkanlığına soyundu Ulusoy. Hatırlarsanız daha önce de Galatasaray basın sözcüsü gibi bir demeci olmuştur. Ulusoy’un tarafsızlığı ve herkese eşit mesafede olma anlayışının ne olduğu konusunda çarpıcı bir örnek daha…

Spordan Sorumlu Devlet eski Bakanı ve Trabzonspor’un eski başkanı Mehmet Ali Yılmaz, 3 Haziran 2004 tarihinde Futbol Federasyonu başkanlığına aday olduğunu açıklar. Mehmet Ali Yılmaz, “Futbol Federasyonu Kanunu’nu çıkartan ve uygulayan kişi olarak, kendimi aday olma konusunda vebal altında hissettim” der.

10 Haziran 2004 tarihli bir haber Ulusoy’un adaylığının tehlikede olduğunu yazmaktadır:

3813 sayılı TFF Kuruluşu ve Görevleri Hakkındaki Kanunu’un 7. maddesinin 1. fıkrasına, “Başkan, en fazla üst üste 2 dönem seçilebilir” ibaresi eklenirken, bazı hukukçular, rektörlük ve baro seçimlerini emsal göstererek, Haluk Ulusoy’un başkan adayı olamayacağı tartışmasını başlattı. Danıştay 5. Dairesi’nin İstanbul Üniversitesi (İÜ) Rektörlüğü için yapılan seçim işlemine ilişkin verdiği kararın, TFF Kanunu’na benzerliğini öne süren hukukçular, şu benzer örnekleri verdi:

Daha önce Konya Barosu’nda 3 dönem başkanlık yapan Abdullah Akçay’ın, bir kez daha seçilmesi sonrasında mazbatasını alamaması nedeniyle Yüksek Seçim Kurulu’na yapmış olduğu itiraz sonucunda, Yüksek Seçim Kurulu şu kararı verdi:

“Avukatlık Kanunu’nun 96. maddesinde, baro başkanının 2 yıllık bir görev süresi için seçileceği ve yeniden seçilmenin mümkün olduğu hükme bağlanmışken, bu maddeye 02.05.2001 gün ve 4667 sayılı kanunla ek yapılarak, görev süresinin 2 dönemden fazla olamayacağı belirtilmiştir. Dosyadaki belgelerden Av.Abudullah Akçay’ın daha önce 23.10.1996-14.10.1998 ve 14.10.1998-11.10 200 yıllarında baro başkanlığıı yaptığı bu tarihte 3. kez seçildiği, başkanlığı yürütürken, 13.10.2002 tarihinde aynı göreve yeniden seçildiği anlaşılmıştır. Yasanının 96. maddesiyle getirilen baro başkanlığının 2 dönemden fazla olamayacağı yolundaki sınırlamanın, 4667 sayılı yasanının yürürlüğe girdiği 02.05.2001 tarihinden önceki dönemleri de kapsayıp kapsamadığı konusu, uyuşmazlığı özünü oluşturmaktadır. 4667 sayılı yasayla 96. maddeye eklenen hükümle, baro başkanlığı süresini en çok 2 dönemle sınırlayan genel bir düzenleme getirilmiştir. Bu 2 dönemi yasanın yürürlüğünden önce tamamlamış olanların genel kurulun dışında kalmaları, ancak geçici bir maddeyle buna olanak veren istisnai bir düzenleme yapılmasıyla mümkün olup, yasada bu imkanı veren geçici bir maüdde bulunmamamaktadır. Bu huhkuki durum karşısında 4667 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 02.05.2001 tarihinden önce 3 dönem baro başkanlığı yapan Av.Abdullah Akçay’ın 13.10.2002 tarihinde yapılan baro başkanlığı seçiminde aday olmasında ve seçilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.”

Bu hükümle Konya Barosu Başkanlığı seçimlerinin yenilenmesine karar verilirken, emsal karar olarak İ.Ü. rektör seçimlerinde verilen karar gösterildi.

Kararda, “Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’nun 01.07.1994 gün ve 19931/758 esas, 1994/536 karar sayılı kararlarına konu edilen ve İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü için yapılan seçim işlemine ilişkin Danıştay 5. Dairesi’nin 16.09.1993 ve 1992/3747 esas, 1993/3178 karar sayılı kararının onanmasına karar verilmiştir. Danıştay 5. Dairesi’nin temyize tabi söz konusu kararında da açıklandığı üzere ‘2 dönemden fazla rektörlük yapılamaz’ hükmüyle, rektörlük süresini en çok 2 dönemle sınırlayan genel bir kural getirildiği, bu dönemleri yasanın yürürlüğünden önce tamamlamış olanların genel kural kapsamı dışında kalmalarının, ancak geçici maddeyle getirilecek ayrık bir düzenlemeyle mümkün olduğu ve böyle bir düzenlemenin bulunmadığı vurgulanarak, Danıştay 5. Dairesi’nin söz konusu kararı onanmıştır” hükmü yer aldı.

Konuyla ilgili olarak açıklamada bulunan Ankara Barosu Başkanı Semih Güner, Konya Barosu seçimleri sonrasında Yüksek Seçim Kurulu’nun, yapılan itiraz nedeniyle seçimi iptal ettiğini, söz konusu kararı Karaman Barosu Başkanı Bayram Ali Bulut’a da uyguladığını söyledi. Güner, 2 dönem başkanlık yapmış, Kütahya ve Zonguldak Barosu’na aday olan kişilerin ise itiraz olmadığı için görevlerini sürdürdüğünü kaydetti.

Futbol Federasyonu Kanunu’nda yapılan değişikliğin Avukatlık Kanunu’ndakiyle söylem olarak aynı olduğunu belirten Güner, Haluk Ulusoy’un adaylığı konusunda da sıkıntı yaşanacağını ifade etti. Güner, “Yüksek Seçim Kurulu, baro seçimlerinde uyguladığı kararı, Futbol Federasyonu seçimlerinde de uygularsa, sıkıntı yaşanır” diye konuştu.

2 Haziran günü “Şu bilinsin: Benim olduğum yerde Beşiktaş’ın haklarını kimseye yedirmem” diyen Ulusoy’a ilk destek 15 Haziran 2004’de Beşiktaş Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören’den gelir. Demirören, Futbol Federasyonu Başkanlığı seçimlerinde Haluk Ulusoy’u desteklediklerini söyler. Ulusoy için, ‘Türk futbolunun mimarı’ benzetmesini yapan Demirören, “Futbolumuz onun yönetiminde altın çağını yaşamıştır” der ve şöyle devam eder:

“Ulusoy ve ekibi, kanun ve kurumlara saygılı bir yönetim şekli ile Türkiye’deki futbol kulüplerine çağ atlatmıştır. Futbol Federasyonu Başkanı ve yönetimi, kulüplerin yayın hakları konusunda doğrulardan asla taviz vermemiştir. Görevde bulunduğu süre içerisinde yaptığı çalışmalarla Türk futbolunu ve futbolcusunu Avrupa’da saygın bir hale getirmiştir. A Milli Takımımız’ın dünya üçüncülüğünü elde etmesinde, Haluk Ulusoy federasyonu en önemli rolü oynamıştır. Futbol Federasyonu, kulüplerin haklarını koruma konusunda sorumlu kurumdur. Türk futbolunun geleceği açısından, futbolcularımızın yetişmesi ve tesisleşme konusunda büyük başarılara imza atan Haluk Ulusoy’un yaptıkları, bundan sonra yapacaklarının teminatıdır.

Biz de 101 yıllık geçmişi olan kulübümüzün haklarını sonuna kadar koruyacağız. Beşiktaş Kulübü olarak Haluk Ulusoy ve ekibine sonuna kadar destek vereceğiz.

Hakkımızı kimseye yedirmeyiz. Özellikle naklen yayın konusunda Türkiye’de en yüksek parayı alacak kulüplerin başında geliyoruz. Futbol Federasyonu’nun aldığı kararlara saygı gösteriyoruz. Rakiplerimizin bizden farklı bir uygulama görmesini kabullenemeyiz.”

Eee, ne oldu? Daha 17 Mayıs’ta Beşiktaş’ın teknik direktörü Lucesku Fenerbahçe’nin şampiyon yapıldığını söylememiş miydi?

Lucesku

“Türkiye’de kimin şampiyon olacağı ocak ayında belli oluyor. Bu sezon şampiyon olamayacağımızı ocak ayından itibaren haykırmaya başladım. Çünkü ligin ikinci yarısında tam kadro ile mücadele edemedik.

Sahada yaptığımız mücadeleler, kontrataklar hep kesildi. Sesimizi duyuramadık. Bu sezon Fenerbahçe şampiyon yapıldı. İddia ediyorum bu sistem devam ederse Beşiktaş 10 yıl daha şampiyon olamaz. Göreceksiniz bu yıl Fenerbahçe gelecek yıl başka bir takım ve daha sonraları değişik takımlar şampiyon yapılacak.”

dememiş miydi?
O zaman niye bunları söylemedi Demirören?
Elbette yanıtı olmayan sorular bunlar!

17 Haziran 2004 tarihinde Futbol Federasyonu’nun 26-27 Haziran’da Ankara’da yapılacak seçimli olağan genel kurulunda oy kulanacak delegeler belirlenir.

Seçimlerde oy kulanacak delegeler ve bağlı bulundukları kurumları ile kulüpler şöyledir:

TFF Başkanlığı’nı asaleten 6 aydan fazla yapanlar:
A.Faik Gökay, Hasan Polat, S.Sahir Gürkan, M.Kemal Ulusu, Erdenay Oflas, Ali Uras, Halim Çorbalı, Cemal Saltık, Yılmaz Tokatlı, Haluk Ulusoy

Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK):
Togay Bayatlı, Erdoğan Arıpınar, Altan Ayanoğlu, Türker Aslan

FİFA ve UEFA İcra Kurulu Komisyonları:
Şenes Erzik, Necdet Çobanlı, Levent Bıçakçı, Süheyl Önen, Mehmet Binnet

Üniversiteler Spor Federasyonu:
Kemal Tamer

İşitme Engelliler Federasyonu:
Oktay Aktaş

Büyükler Olimpiyat, Dünya, Kıta Şampiyonası Finali ile Avrupa Şampiyonası En Az Yarı Final Yönetmiş Faal Olmayan Hakemler:
Muzaffer Sarvan

(A) Milli Takım Teknik Direktörleri:
Coşkun Özarı, Şeref Görkey, Doğan Andaç, Metin Türel, Fethi Demircan, Yılmaz Gökdel, Mustafa Denizli, Tınaz Tırpan, Fatih Terim, Şenol Güneş

(A) Milli Futbolcular:
Oğuz Çetin, Recep Çetin, Hami Mandıralı, Lefter Küçükandonyadis, Cemil Turan, Gökhan Keskin

Profesyonel Futbolcular Derneği:
Turgay Şeren, Candemir Berkman

Türkiye Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu:
Orhan Saka

Türkiye Futbol Adamları Derneği:
Hadi Neşet Türkmen, Adem Yılmaz

Türkiye Futbol Antrenörleri Derneği:
İsmail Dilber, Özkan Sümer

Türkiye Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği:
Mustafa Çulcu, Hilmi Ok, Mevlüt Güzel

Birinci Süper Lig:
Fenerbahçe: Aziz Yıldırım, Nihat Özdemir, Nihat Özbağı, Murat Özaydınlı, Mahmut Uslu, H.Bilal Kutlualp, Davut Dişli

Trabzonspor: Atay Aktuğ, Nevzat Şakar, Sıtkı Hacısalihoğlu, Muammer Saka, İbrahim Şahin, Süleyman Atal, Hüsnü Hayali

Beşiktaş: Yıldırım Demirören, Murat Aksu, Kenan Öner, Can Akın Çağlar, Adnan Demir, Hakan Kalkavan, Latif Ayaz

Galatasaray: Özhan Canaydın, Ergun Gürsoy, Refik Arkan, Mehmet Helvacı, Selami Özdemir, Mustafa Sarıgül, Cengiz Özyalçın

Gaziantepspor: Celal Doğan, Ata Aksu, Asım Atmaz, M.Bülent Mamatoğlu, Yavuz Sözmen

Denizlispor: Zafer Katrancı, Ali İpek, Sedat Semirci, Yurdal Duman, M.Turgut Dalaman

Samsunspor: İsmail Uyanık, Galip Öztürk, Refik Moral, Tarık Kaptan, Süleyman Salur

Malatyaspor: Hikmet Tanrıverdi, Metehan Berktaş, Süleyman Karaman, Yunus Akdaş, Serdar Seda Güzelaydın

Ankaragücü: Cemal Aydın, M.Kemal Ünsal, Serdar Özkazanç, Ömer Çobanoğlu, Reşat Kılıç

Gençlerbirliği: İlhan Cavcav, Atilla Aytek, Abdülkadir Aksoy, M.Ufuk Özertem, Fatih Atay

Konyaspor: Mehmet Köseoğlu, İbrahim Faruk Turhan, Mehmet Okdut, Halil İbrahim Kaplan, Yusuf Genç

Diyarbakırspor: Ahmet Göksu, Selahattin Altındağ, Mahsun Akbulut, Mustafa Alpaslan, Erdal Batmaz

Akçaabat Sebatspor: Veli Sezgin, H.Baki Eyüpoğlu, Şenol Bulut, Serkan Kılıç, Haşim Sayitoğlu

Çaykur Rizespor: Ekrem Cengiz, Cemil Kazancı, Orhan Kanburoğlu, Tahir Kıran, Hasan Ekşi

İstanbulspor: Serdar Öcal, Zeyyat Kafkas, Vasif Soner Çokbilgin, Ali Akkuş, Nedim Türkmen

Sakaryaspor: Selahattin Aydın, M.Yavuz Köprülüoğlu, Abdullah Şen, Erkan Pizrenli, Zeki Çalışkan

Kayseri Erciyesspor: Memduh Büyükkılıç, Ahmet Demircioğlu, Ali Rıza Hasoğlu, Rıfat Besceli, Coşkun Bayraktar

Büyükşehir Belediye Ankaraspor: K.Ramazan Coşkun, M.Emin Katipoğlu, Hilmi Gökçınar, Ahmet Gökçek, Tanju Güvendiren

İkinci Lig (A) Kategorisi:
Bursaspor: Hikmet Şahin, Levent Kızıl
Adanaspor: Çağdaş Ergin, Şahabeddin Yavuzer
Elazığspor: Mustafa Yıldız, Mustafa Urhan
Vestel Manisaspor: Cengiz Ergün, Semih Vardarer
Kocaelispor: Halil İbrahim Saral, Ahmet Yıldırım
Kayserispor: Enver Kemaloğlu, Erol Bedir
Antalyaspor: M.Tevfik Türel, Fettah Tamince
Sivasspor: Mecnun Odyakmaz, Nihat Öztürk
Altay: Ahmet Taşpınar, Mahmut Özgener
Türk Telekomspor: Ferudun Bilgin, Biral Aydemir
Yimpaş Yozgatspor: Dursun Uyar
Karşıyaka: Levent Aziz Güngil
İstanbul Büyükşehir Belediyesi: Nuri Albayrak
Çanakkale Dardanelspor: Osman Niyazi Önen
Karagümrük Kyoto: Cem Duruakan
Sarıyer: M.Sedat Özsoy
Mardinspor: Süleyman Bölünmez
İkinci Lig (B) Kategorisi:
Adana Demirspor: Nevzat Toplukafa
Bucaspor. Yusuf Muhafız
Uşakspor: Asım Kalelioğlu
Nazilli Belediyespor: Esat Ergüler
Marmaris Belediyespor: M.Ali Acar
Eskişehirspor: Halil Ünal
Göztepe: İskender Tuğsuz
Kardemir Karabükspor: Hikmet Ferudun Tankut
Kartalspor: Mevlüt Vural
Orduspor: Şükrü Bodur
Yalovaspor: Nusret Karaalioğluİzmirspor: Ahmet Şakir Uzun
Adıyamanspor: Nöyfel Bozdoğan
Hatayspor: M.Tahir Oktay
Gaziantep Büyükşehir Belediyespor: M.Sait Güven
Tarsus İdmanyurdu: Eyüphan Eyüpoğlu
Şanlıurfaspor: Sebahattin Cevheri
Üçüncü Lig:
Karamanspor: Kamil Eroğlu
Batman Belediyespor: Hüseyin Kalkan
Muşspor: Mustafa Söylemez
Gençlerbirliği ASAŞ Spor: Turgay Kalemci
Ünyespor: Osamn Çakıroğlu
Giresunspor: Osman Çırak
Pendikspor: Fikri Ilgar
Beykoz 1908: Hasan Bülbül
Beylerbeyi: Muzaffer Oflaz
OYAK Renault: Alpay Şar
Denizli Belediyespor: Namık Kemal Eraslan

24 Haziran 2004 tarihinde Mehmet Ali Yılmaz, adaylıktan çekilir. Yılmaz kararını şöyle açıklar:

“Henüz seçilme kriterleri konusunda dahi bir karara varılamadı. Genel kuruldan 15 gün önce, delegelerin belirlenmesi ve onlara genel kurul gündeminin bildirilmesi gerekiyordu. Fakat bu olmadı. Delegelerin nasıl belirleneceği ve gazete ilanlarıyla genel kurula davet işleminin nasıl yapılacağı kanunda gösterilmesine karşın, uygulamada nasıl yapılacağı belli değil. Ayrıca kanunda, 2 dönemden fazla başkanlık yapılamayacağı maddesinin yorumu gibi çeşitli boşluklar bulunuyor.

Genel kurulun tartışılır olacağı ve mahkemelere gidileceği apaçık görülmekte. Çok eski bir spor adamı olan benim için, böyle bir kongreye katılarak olası iddiaları güçlendirmek, kaos yaratmak ve futbolun zarar görmesine sebep teşkil ediyor olmak mümkün değildir”.

Futbol Federasyonu’nun 26 Haziran’da Ankara’da yapılacağı açıklanan genel kurulu, ertelenir. Gençlerbirliği yöneticisi ve Futbol Federasyonu Genel Kurul Delegesi Abdülkadir Aksoy, 25 Haziran 2004’de Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak, kongre ilamının ardından yasal işlemlerin yapılmadığı gerekçesiyle tedbir koydurur. Buna karşılık Futbol Federasyonu avukatları da aynı mahkemeye tedbir kararının iptali için başvurur. Ancak saat 17.00’ye kadar ikinci başvuruya ilişkin karar çıkmadığı için kongre ileri bir tarihe ertelenir.

Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin aldığı ihtiyati tedbir kararı sonrasında bir toplantı yaparak, yeni genel kurul tarihinin, 22 – 23 Temmuz olduğunu açıklar. Açıklamayı yapan Futbol Federasyonu Başkan Vekili Ata Aksu, isteseler genel kurulu yapabileceklerini, ancak hukuksal bir sorun yaşamamak için yeni tarih belirlediklerini söyler. Aksu, Futbol Federasyonu’nun yine mahkeme kapılarına düştüğünü ifade ederek, “Bu yola gidenler hangi amacı güdüyorlar, hedefleri ne, anlayabilmiş değiliz” diye konuşur. Bu arada görev süresi 7 Haziran’da sona eren Futbol Federasyonu’nun arada geçen sürede bulunduğu hukuki durum ve parasal harcamaların getireceği sakıncaların yeni bir mahkeme yolunu da açabileceği kaydedilir.

26 Haziran 2004’de Silivri’nin Çanta Beldesi’nde İstanbul Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nün yaptırdığı açık basketbol ve voleybol alanlarının açılışını yapan Mehmet Ali Şahin, basın mensuplarının soruları üzerine, Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nun ihtiyati tedbir kararı nedeniyle ertelenmesi konusunda görüşlerini açıklar.

Şahin, bunun bir yargı kararı olduğunu ve yargı kararlarının herkesi bağlayacağını belirterek, “Endişeye gerek yok. Yasaya göre liglerin tescili tarihinden itibaren 45 gün içinde Futbol Federasyonu genel kurulu yapılabilir. Yine yasaya göre 25 Temmuz’a kadar seçimlerin yapılması mümkündür. Nitekim yönetim kurulu da 22 ve 23 Temmuz için genel kurul tarihi vermiştir” diye konuşur.

Naklen yayın ihalesinin gecikmesi nedeniyle bazı endişelerin yaşandığının dile getirildiğini kaydeden Şahin;

“Şu anda Futbol Federasyonu görevinin başındadır. Naklen yayın ihalesini yapma ve süreci başlatma bakımından herhangi bir yasal engel yoktur. Federasyon özerktir. Ben spordan sorumluyum ama özerk federasyonların özerkliğine son derece saygılıyım, işlerine müdahale etmem, gözetim ve denetim yetkilerimin sınırları içinde hareket ederim. Kendilerine tavsiyem şudur: Bir an önce naklen yayın ihalesini başlatırlarsa faydalı bir iş yaparlar ve spekülasyonları önlemiş olurlar diye düşünüyorum. 22 Temmuz’dan önce naklen yayınla ilgili süreci başlatırlarsa, Türk futboluna daha önce yapmış oldukları hizmetlerin üstüne bir yenisini eklemiş olurlar.”

27 Haziran 2004’de futbolun özerkliğe kavuşmasında büyük pay sahibi olan Turgay Aksoylu yaşanan kaosu değerlendirir:

Soru: Türk futbolunun özerkliğe ilk adımını atmasında rolünüzün büyük olduğu kamuoyunda bilinmekte. O dönemde neler yaşandı?
Cevap: Futbol dünyasının değerli hocaları, spor yazarları, Türk futbolunun gelişmesi için özerkliğin şart olduğu fikrinde birleşiyorlardı. Ben de bu düşünceleri Turgut Bey’e açtım. Büyük bir coşkuyla tüm spor adamlarını konuta çağırmamı istedi. Coşkun Özarı başta olmak üzere Lefter, Can Bartu, rahmetli Metin Oktay, Turgay Şeren ve spor müdürlerini konuta çağırdım. O görüşmelerde Gündüz Tekin Onay ve Tamer Güney Hoca’nın hazırladığı taslak (Avrupa ülkelerinden gelen taslakların tercümesi yapıldı) tarafımdan Başbakan’a verildi. Başbakan bu taslağı Spordan Sorumlu Bakan’a verdi. Bakan, taslakta değişiklikler yaparak adeta yarı-özerklik üzerinde durdu, yetkiyi vermemek için direndi. Günlerce konutta kalıp durumu Turgut Bey’e bildiriyordum. O dönem de bir güç savaşı yaşanıyordu. Bürokrasi direndi, olay uzadı. İlk defa buradan açıklayacağım, aradan bir sene geçtikten sonra Turgut Bey, Spor Bakanı’nı değiştirdi. (Aksoylu’nun ismini vermediği bakanın Hasan Celal Güzel olduğu ifade edildi) Daha sonra özerklikle ilgili yasa çıktı. Bu yasanın çıkışında şimdi AKP Amasya Belediye Başkanı olan Sayın İsmet Özarslan’ın çok katkısı oldu.

Soru: Son aylarda özerklik tartışılır duruma geldi. Başbakanlık müfettişleri teftiş raporları hazırladı. Bunlar için ne diyeceksiniz?
Cevap: Benim de içinde bulunduğum dönemde, ilk özerk Futbol Federasyonu zamanında böyle iddialar olmadı. Sayın Başkan Şenes Erzik bu konuda çok titiz ve duyarlıydı. Yayın gelirleri arttığı için bu dönemde iddialar çoğaldı. Doğruluğunu bilmiyorum, inşallah dedikodudan ibarettir.

Soru: Şenes Erzik ile birlikte çalıştığınız ilk özerk Futbol Federasyonu’nda Piontek, Derwall ve Fatih Terim gibi isimlerle çalıştınız. Hatta pek çok ünlü isim dış ilişkilerinizi götürüyordu. Bu konuda ne diyeceksiniz? Şenes Erzik başarılı oldu mu?
Cevap: Şenes Erzik’i başkanlık için Turgut Bey’e önerdiğimde bana, ‘Niye partiyi kurarken Şenes Bey’i getirmedin’ diye sordu. Eğer o dönem yanlış bir tercih yapsaydım hem Turgut bey hem Türk futbolu yara alırdı. Sayın Erzik şu anda Avrupa futbolunun ikinci adamı, UEFA başkanının yerine pek çok toplantıya başkanlık yapıyor.. Yaklaşık 2 yıl sonra yapılacak seçimlerde en büyük şansı olan başkan adayı. Bence Avrupa Birliği için gün istediğimiz dönemde kendisine sahip çıkmak bir devlet politikası olmalıdır. UEFA’nın başında bir Türk olması, Türkiye açısından gurur verici olur. Rahmetli Turgut Bey olsaydı her ülke başkanını arar, kendisine destek vererek başkan olmasını sağlardı. Sayın Başbakanımız’ın da aynı desteği vereceğini düşünüyorum.

Soru: Genel kurul ertelendi. Bundan sonra ne gibi gelişmeler olur?
Cevap: Sayın Haluk Ulusoy, zor dönemde görev aldı, havuz kaosunun çözülmesini sağladı. Dünya üçüncülüğündeki rolü inkar edilemez. Ulusoy, artılarıyla anılmak istiyorsa daha fazla yıpranmadan bu görevi bırakmalı. Yasada yer alan madde gerek Haluk Ulusoy’un gerek Şenes Erzik’in tekrar başkanlık yapmasını engelliyor. Genel kurulda seçimden sonra alınacak mahkeme kararı da Haluk Bey’in başkanlığını engeller. Çünkü yasa yeni bir yasa değil. Eski kanuna yapılan bir ekleme. Bundan dolayı genel kuruldan sonra da bir darbe yemesi Türk futboluna zarar verir.

Soru: Mehmet Ali Yılmaz tekrar başkanlığa aday olur mu?
Cevap: Sayın Yılmaz’ın Türk futboluna katkıları olmuştur. Bakanlık görevinden sonra, bu görevi yapması kendisi için bir soruna yaratmayacaksa, geçici bir dönem otoritesi ile bu problemlerin altından kalkar.

Soru: MHK’nın genel kurulca seçilmesi doğru bir karar mı?
Cevap: Burada asıl önemli nokta, MHK’nın başına saygın bir ismin gelmesi ve gözlemcilerin ayrı bir kurum tarafından atanmasıdır. Uygulama bu olmalıdır. Hakemler, gözlemcilerin kendisine yakın olmadığını görürse gereken her türlü ihtimamı gösterir. Aksi halde, bu ahbap-çavuş ilişkisi devam eder. Kimse elindeki gücü bir başkasına vermek istemez. Bakıyorsunuz, en kötü idare edilen maçlardan sonra bile hakemlerin notu 8-9 oluyor. Bu sistem başırıyı getirmez. Yabancı dil, eğitimli, üniversite mezunu gençler gözlemcilik kurumuna kazandırılmalı. Buna karşı çıkanlar, diyorlar ki, ‘Gözlemci eski hakemlerden seçilmeli.’ Böyle şey olmaz. Şenes Erzik hakem mi? Hayır, ama o Avrupa Finali’nde gözlemcilik yapıyor. Değişmesi gereken yapı işte bu.

Gençlerbirliği Kulübü Başkanı İlhan Cavcav, 28 Haziran 2004’de Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un yasadaki yeni düzenlemeye göre yeniden başkan olamayacağını söyler. Cavcav, “Sürecin kanunlara uygun işlemesi gerekir. Haluk Ulusoy’un tüm bunlara rağmen ısrarını anlayabilmiş değilim” der.

Futbol Federasyonu Başkanı Ulusoy’un 2 dönem başkanlık yaptığını ve 3812 sayılı yasadaki yeni düzenlemelere göre yeniden başkan olmaya hakkının bulunmadığını savunan Cavcav, “Bir önceki sezon çok başarılı olmamıza karşın bize çelme takıldı. 27 yıldır başkanlık yapıyorum. Geçen sezon kadar şaibeli bir sezon geçirmedik. Yine basında okuduğum kadarıyla federasyonun harcamalarında 750 milyar liralık bir açık var. Bilinçsiz bir şekilde harcama yapılıyor. Sayın Ulusoy, naklen yayın ihalesini de elinde bir seçim kozu olarak tutuyor. Bizim için fark etmez, ancak diğer 17 kulüp bizim kardeşimizdir ve beraber hareket ediyoruz. Haluk Ulusoy’un tüm bunlara rağmen ısrarını anlayabilmiş değilim” der.

3 Temmuz 2004 tarihinde Ulusoy’un adaylığını önlemeye çalışan kulüpler, UEFA Tahkim Kurulu Asbaşkanı Levent Bıçakcı’ya teklif götürür.

Şenes Erzik döneminde Futbol Federasyonu Hukuk Kurulu’nda yer alan, 14 yıldan bu yana UEFA Tahkim Kurulu üyeliği yapan ve son 2 yıldır asbaşkanlık görevini yürüten, aynı zamanda FIBA Hukuk Kurulu üyesi de olan Bıçakcı’nın adaylığına, Avrupa futbolundaki büyük etkisi ve lobi gücü dolayısıyla Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in de onay verdiği belirtilmektedir.

İddialara göre, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Beşiktaş Kulübü Asbaşkanı Murat Aksu, aday olması yönünde Bıçakcı’ya teklif götürür. Levent Bıçakcı’nın da aday olma konusunda yeşil ışık yaktığı, ancak son kararını Türkiye’ye döndükten sonra açıklayacağı bildirilir.

Levent Bıçakcı adının ortaya atılması, Haluk Ulusoy’u rahatsız eder. Arkadaşlarıyla bir toplantı yaparak seçime girip girmeme kararını tartışan Ulusoy, ‘sonuna kadar devam’ kararı alır. Gelişmelerle ilgili bir açıklama yapan Ulusoy, futbola siyasetin karıştırılmaya çalışıldığını belirterek, şunları söyler:

“Adaylıktan çekilmem söz konusu değil. Bazı gruplar, yönetim kurulu için bana birkaç isim önerdi. Ben kabul etmeyince de, adaylığımı engellemek için spekülasyonlar yapılmaya başlandı. Devletime ve hükümetime saygım sonsuz. Ancak, federasyon seçimlerinin politize edilmesi beni çok üzüyor.”

Anlayacağınız Ulusoy’un “işe siyaset giriyor” tehdit/söylemi çok da yeni değildir.

4 Temmuz 2004’de Süper Lig’de futbol maçlarının yayın ihalesi öncesi TRT ile Digital Platform İletişim Hizmetleri Anonim Şirketi (Digitürk), işbirliği anlaşması imzalar. Futbol Federasyonu tarafından 4 yıl süreyle satışı yapılması beklenen Birinci Süper Futbol Ligi maçlarının yayın haklarıyla ilgili olarak TRT ve Digitürk ortak hareket edecektir.

TRT Genel Müdürü Şenol Demiröz, Genel Müdür Müşaviri Cevdet Tellioğlu, İstanbul Bölge Müdürü Orhan Ertanhan, Digitürk Yönetim Kurulu Başkanı Ali İhsan Karacan ve Genel Müdür Ertan Özerdem ile birlikte TRT’nin Harbiye’deki binasında düzenlediği basın toplantısında konuyla ilgili bilgi verir.

Demiröz, Türk futbolundaki hem kulüplerin hem de milli takımların seviyesinde daha da büyük başarılar elde edilmesine destek verilmesi ve futbol yayınlarının başta Anadolu olmak üzere daha geniş halk kitlelerine ulaşmasının sağlanması amacıyla TRT ile Digitürk’ün bir işbirliği anlaşmasına imza attığını açıklar.

Futbol Federasyonu tarafından 4 yıl süreyle satışı yapılması beklenen Birinci Süper Futbol Ligi maçlarının yayın haklarıyla ilgili olarak TRT ve Digitürk’ün ortak hareket etme kararı aldığını kaydeden Şenol Demiröz, “Geçtiğimiz dönemde yayın haklarını elinde bulunduran Digitürk, önümüzdeki 4 sezon için tekrar talip olmuştur. Seyircilerin özellikle açık kanallardan maç yayını konusundaki yoğun taleplerini karşılayabilmek amacıyla TRT ile Digitürk arasında maçların yayını konusunda ön anlaşma sağlanmıştır” der.

Ön anlaşma şartlarıyla ilgili de bilgi veren Demiröz, şöyle devam eder:

“Ön anlaşmaya göre, TRT, federasyondan her hafta 5 maçın yayın hakkının satın alınması halinde 2 maçı, 4 maçın yayın hakkının alınması halinde ise bir maçı canlı yayınlayacak. TRT, ayrıca Digitürk’ün yayınlayacağı maçları karşılaşmaların bitiminden 48 saat sonra tekrarını yayınlama hakkına sahip olacak. Süper ligin geniş maç özetleri 20’şer dakika halinde TRT’den yayınlanacak, diğer kuruluşlara 3 dakika görüntü verilecek.

Türk futbolunun belirli bir standartlara kavuşması ve yeşil sahalarda centilmenliğin ön plana çıkmasıyla sadece futbol değil yapılacak bütün spor yayınlarında toplumu tahrik ve kişileri rencide edici, küçük düşürücü görüntü ve yorumlardan kaçınılması dileğiyle bu ön anlaşma hayırlı olsun.”

8 Temmuz 2004’da Futbol Federasyonu Merkez Hakem Kurulu (MHK) başkanlığına adaylığını açıklayan eski Federasyon başkanlarından Kemal Ulusu, “Haluk Ulusoy’un yeniden seçilmesi halinde kanunlar gereği görevden alınacağını” iddia eder.

İzmir’de kulüp başkanları ve basın mensupları için düzenlediği toplantıda Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’un yeniden aday olması konusuna değinen Kemal Ulusu şöyle konuşur:

“İlk seçimlerden evvel, bir delege olarak, ‘Bu Genel Kurul iptal olur, seçilirse Haluk Ulusoy’un görevden alınma durumu olur’ diyerek, federasyonu uyardım. Şimdi de tüm hukukçuların birleştiği gibi, Ulusoy’un görevden alınma ihtimali çok büyük. Hatta yüzde 100 diyebilirim.

Türk hakemliğinin yurt dışında temsil edilememesinin yanı sıra, yurt içindeki hakem olayları da büyük boyutlara ulaşmıştır ve tüm kulüpler MHK yönetiminden rahatsızdır.

Hakemleri suçlamıyorum. Hepsi gerçekten pırıl pırıl arkadaşlar. İyi yönetilemedikleri ve ‘biraz da tahmin ediyorum’ müdahale olduğu için, bu arkadaşlar gerektiği şekilde kendilerini maçlara veremiyorlar. Bunun neticesinde de büyük hakem olayları meydana geliyor”.

Türkiye Futbol Adamları Derneği (TÜRFAD) Genel Başkanı Hadi Türkmen, “Futbol Federasyonu’nda önümüzdeki dönem, Türk futbolunun özerkliğini zedelemeyen, demokratik yapısını rahatsız etmeyen, yarışma mantığında adayların çıkacağını ve programları ve kadrolarıyla bu hizmete layık olabilecekleri bir dönem yaşamamızı diliyorum” der:

“Geçmiş yıllarda Futbol Federasyonu’nda çeşitli görevlerde bulundum. Haluk Ulusoy’un döneminde de onun önerisiyle birlikte çalıştık. Ancak 6 ay sonra, demokratik bir seçimde göreve gelen Futbol Federasyonu’ndan maalesef demokratik olmayan bir yöntemle görevimden uzaklaştırıldım. Beni en çok üzen nedenlerini kimsenin araştırmamasıydı.

Yüzde 72 gibi bir çoğunluğa sahip Kulüpler Birliği bile henüz destekleyeceği adayı tespit etmiş durumda değil. Sanıyorum adaylar önümüzdeki hafta kesinleşir.”

Levent Bıçakçı 12 Temmuz 2004’de, Türkiye Spor Yazarları Derneği’nin (TSYD) Levent’teki merkezinde düzenlediği basın toplantısında Türk futboluna istikrar, objektiflik, saydamlık ve güven getirmek için aday olduğunu açıklar.

Bıçakçı, Futbol Federasyonu’na özerklik kazandıran Şenes Erzik başkanlığındaki yönetim kurulunda görev alanlardan biri olduğunu vurgulayarak, “Türk futbolunun bugünkü başarılarının temellerinin atıldığı dönemde hukuki ve idari altyapının hazırlanmasında önemli sorumluluklar aldım. 1990 yılından bu yana UEFA Tahkim Kurulu üyelik görevini yürütmekteyim. Ayrıca 1998’den beri de Uluslararası Basketbol Federasyonları Birliği’nde hukuk kurulu üyesiyim. Gerekli deneyime sahibim” diye konuşur.

Levent Bıçakçı, o ana kadar 13 kulübün desteğini aldığını ifade eder. Bıçakçı, haziran ayında Portekiz’de UEFA Tahkim Kurulu toplantıları nedeniyle görevli olduğunu ve iptal edilen Futbol Federasyonu Genel Kurulu’na gelemediğini vurgulayarak, “Genel kurulun iptal edilmesi sonrası birçok kulüp başkanı beni arayarak ısrarla başkanlığa aday olmamı istedi. Bir haftadır bunun için çalışıyorum. Yönetim kurullarında yer alacak isimleri oluşturmak için yoğun çalışıyorum. Ancak henüz kurulları tam olarak oluşturmadım. Yarın UEFA Tahkim Kurulu toplantısı için yurtdışına çıkacağım. Akşam Türkiye’ye dönerek çalışmalarımı sürdüreceğim” der.

Avukat Bıçakçı, genel kurul toplantısı öncesi siyasi destek aldığı yönünde çıkan haberleri de yalanlayarak, “Hiçbir siyasi kimliğim yoktur ve genel kurul toplantısı için de hiçbir siyasi kimlikten destek almadım. Ayrıca hiçbir politikacı ile bu konuda bir görüşme yapmadım. Sadece kulüp başkanlarıyla görüştüm” diye konuşur.

Hemen ertesi gün kulüpler görüşlerini bildirmeye başlarlar.

Fenerbahçe Kulübü İkinci Başkanı ve Basın Sözcüsü Nihat Özdemir:

“Fenerbahçe Kulübü olarak genel kurulda Levent Bıçakcı’yı destekliyoruz. Futbol Federasyonu’nda daha önce yaptığı hizmetler ve UEFA’daki etkin görevleri nedeniyle Fenerbahçe olarak seçimde kendisine oy vereceğiz.”

Trabzonspor Kulübü Asbaşkanı Nevzat Şakar:

“Federasyon seçimi ile ilgili tavrımızı yarın yapacağımız toplantıdan sonra netleştireceğiz.”

Galatasaray Kulübü İkinci Başkanı ve Futbol Şube Sorumlusu Ergun Gürsoy:

“Yönetim kurulu olarak henüz net bir karar vermedik. Ancak daha önceki tavrımız Haluk Ulusoy’dan yanaydı. Genel kurulda kimi destekleyeceğimize başkan ve yönetim kurulu karar verecek.”

Beşiktaş Kulübü Basın Sözcüsü Reha Muhtar:

“Başkanımızın daha önce Haluk Ulusoy’a verilmiş sözü var.”

Gaziantepspor Kulübü Başkanı Celal Doğan:

“Seçimlerde Avukat Levent Bıçakcı’yı destekleyeceğiz. Türk futbolunun uluslararası alanda daha büyük saygınlık kazanmasını, daha geniş ufuklara yönelmesini arzulayan ve Türkiye’nin spor kamuoyunu oluşturan bir kişi olarak, Levent Bıçakcı’nın başkanlık için aday olmasına sevindik ve destek vereceğiz. Bıçakcı genç, çağdaş ve objektif biri. Bilgi birikimine ve tecrübesine güveniyoruz.”

Gençlerbirliği Başkanı İlhan Cavcav:

“Aday olarak gösterilen Sayın Bıçakcı’nın dürüst, haysiyetli, Türkiye liglerindeki tüm takımlara eşit mesafede bulunan ve bu şekilde de hareket edecek olan bir şahsiyet olmasından dolayı kendisini destekliyor, bu konuda tüm kulüplerin de benimle aynı görüşü paylaşacağını umuyorum.”

Samsunspor Kulübü Başkanı İsmail Uyanık:

“Levent Bıçakcı’nın adaylığı Türk futbolu adına bir şanstır. Canı gönülden destekliyoruz. Haluk Ulusoy’a geçmişteki hizmetleri nedeniyle teşekkür ediyoruz. Samsunspor olarak bugün doğru yerde durmak gerektiğinin bilincindeyiz. Yoksa futbol tarihi bizden hesap sorar.”

İstanbulspor Kulübü İkinci Başkanı Orhan Seyfi Güner:

“Kulüp olarak genel kurulda hangi başkan adayını destekleyeceğimize karar vermedik. Şu anda net bir şey yok. Bizim genel kurulda 5 oyumuz var. Demokratik olarak delegelerimiz istediği adaya oy verebilir.”

Çaykur Rizespor Kulübü Asbaşkanı ve Basın Sözcüsü Erol Yıldırım:

“Levent Bıçakcı, UEFA’da kariyer yapmış bir isim. Kendisini iyi tanıyoruz. Türk futbolunun içinden gelmiş biri. Başarılı olacağına inanıyoruz. Kendisine sıcak bakıyoruz. Türk futboluna iyi hizmetler vereceği inancındayız. Kazanan Türk futbolu olsun diyoruz.”

Kayserispor Kulübü Başkanı Memduh Büyükkılıç:

“Levent Bıçakcı’nın Futbol Federasyonu Başkanlığı’na aday olması bizi sevindirdi. Bıçakcı, spor kamuoyu tarafından sevilen bir kişi. Kendisinin adaylığını olumlu bir girişim olarak değerlendiriyoruz. Kayserispor kamuoyu da Bıçakcı’nın adaylığını desteklemektedir. Kendisinin bu görevde başarılı olacağına inanıyoruz, hayırlı olsun.”

Diyarbakırspor Kulübü Başkanı Ahmet Göksu:

“Biz daha önce de Futbol Federasyonu seçiminde Levent Bıçakcı’yı destekleyeceğimizi açıklamıştık. Mardin, Batman, Şanlıurfa, Diyarbakır ve Elazığ olarak ortak hareket ederek Bıçakcı’nın yanında yer alıyoruz.”

Sakaryaspor Kulübü Başkanı Selahattin Aydın:

“Bıçakcı’nın adaylığına yönelik her hangi bir değerlendirme yapmam söz konusu değil. Biz daha önce Haluk Ulusoy’u destekleyeceğimizi açıkladık. Ancak ikinci bir seçim dönemi geldi. Şartlar nasıl gelişir, bilemiyorum. İsimleri değerlendireceğiz.”

14 Temmuz 2004’de Türkiye Futbol Adamları Derneği’nin (TÜRFAD), Futbol Federasyonu seçimleri öncesi gelişmeleri değerlendirmek amacıyla organize ettiği Büyük Kulüp’teki toplantıdan önce basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Ali Şen, Levent Bıçakcı’nın başkan adaylığı için “Şimdi Bıçakcı’nın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın adayı olduğunu söylüyorlar. Ancak kesinlikle Bıçakcı, Erdoğan’ın adayı değildir. Başbakanın adını kimse kullanmasın” der.

Fenerbahçe taraftarının, Levent Bıçakcı’yı federasyon başkanı olarak görmek istemeyeceğini ileri süren Şen, “Çünkü ben 1994’te görevdeyken bu insanlarla mücadele ettim. Türk futbolu bunlara kalmamalı. Ben, bunların Fenerbahçe düşmanı olduğunu söylemiştim. Fenerbahçe taraftarı, düşmanlık yapan kişileri unutmadı” şeklinde konuşur.

Ali Şen, şimdiki başkan Haluk Ulusoy’a da değinerek, “Ulusoy ile zaman zaman sürtüşmelerimiz olmuştur. Ancak Ulusoy’un Türk futboluna yaptığı hizmetler de göz ardı edilemez. Ulusoy iyi çalıştı. Şimdi futbolda birbirini satanları, ihanet edenleri görüyorum, üzülüyorum” der.

Ali Şen’in bahsettiği sürtüşmelerden ilkini yazının başlarında belirtmiştim. Bir daha hatırlayalım. Yorum sizin:

Ulusoy’un Fenerbahçe ile ilk sürtüşmesi yine havuz konusundan olur. 5 Şubat 1998 tarihinde, Federasyon’un Fenerbahçe – Altay maçını kasıtlı olarak saat 14.00’e aldığını ileri süren Başkan Ali Şen, “Maçın saat 14.00’te oynanması demek UEFA yayın kurallarına göre o maçın yayınlanmaması demektir. Federasyon bu kararla milyonlarca vatandaşı hem karşısına aldı, hem de alay etti. Futbol Federasyonu kimin federasyonudur? Halkın sırtından para kazanmak isteyenlerin mi, yoksa kulüplerin ve halkın federasyonu mudur? Futbol Federasyonu ne yazık ki, hiç bir sorunun altından kalkmadığı gibi, yeni sorunlar üretmekte çok usta” der.

Bu arada, Futbol Federasyonu’nun Ali Şen’i tedbirli olarak ceza kuruluna vereceği şeklindeki haberler üzerine Fenerbahçe Başkanı şunları söyler: “Beni Altay maçında tedbirli olarak ceza kuruluna vereceklermiş. Başkanlığım zaten haftaya bitiyor. Vatandaş Ali Şen’in stadın hangi Şeref Tribününe sokmamaya, hangi kanun maddesine göre olacağını tesbit etsinler. Böyle gülünç duruma düşen bu federasyon nasıl Türkiye’de hizmet edecektir.”

Fenerbahçeli futbolcular, 15 Şubat’ta görev süresi dolacak olan Başkan Ali Şen’e Çapari Restoran’da 5 Şubat 1998’de bir veda yemeği verirler. Başkan Şen konuşmasında federasyona çatarak, “Görevi bıraksam dahi bu federasyonun ipini çekeceğim. Erzik nasıl gittiyse Ulusoy’da öyle gidecek” der.

14 Temmuz 2004’de Trabzonspor Basın Sözcüsü İbrahim Şahin, Futbol Federasyonu seçimlerinde Haluk Ulusoy’a verdikleri desteğin devam ettiğini söyler.

15 Temmuz 2004 tarihinde Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, Süper Lig maçlarının televizyondan naklen yayın hakları ihalesini onaylar. Federasyon Başkanvekili Ata Aksu kurul toplantısının ardından yaptığı açıklamada, “Digitürk 135 trilyon 950 milyar liraya ihaleyi kazanmıştır” der.

Aksu, şöyle konuşur:

“Bu rakam, sadece kulüplere ödenecek 1 yıllık ücrettir. Bu rakama Futbol Federasyonu ve organizasyon payını eklersek 152 trilyon 619 milyar, KDV’yi de ilave edersek 180 trilyon 90 milyar lira eder. 4 yıllık ihale karşılığı, her yıl TÜFE artışlarını da eklersek, yaklaşık 850 trilyon liradır. Bu da bugünkü kurla 600 milyon dolara tekabül etmektedir. Yani Türk sporuna 600 milyon dolarlık bir gelir girmiştir.

Digitürk, 2004-05, 2005-06, 2006-07 ve 2007-08 sezonlarında, 31 Mayıs 2008’e kadar Süper Lig’de her hafta 4 maçın yurtdışına ve yurtiçine canlı yayınını, tüm maçların da bant ve özet yayınını almış bulunmaktadır. İhale sözleşmesi süresince gelişecek üretim teknolojilerini kullanarak, yurtiçi ve yurtdışına her türlü görsel yayını yapabilecektir.”

Fenerbahçe Kulübü, Digitürk’ün 4 yıllık süreyle daha aldığı Birinci Süper Futbol Ligi maçlarının televizyondan naklen yayın haklarıyla ilgili ihalede muammen bedelin düşük tutulduğu gerekçesiyle Futbol Federasyonu’na tepki gösterir.

Sarı-lacivertli kulübün ikinci başkanı ve basın sözcüsü Nihat Özdemir, ihale sonucu ortaya çıkan rakamlar nedeniyle yayın gelirlerinde bir önceki sezona oranla 3.5 milyon dolar kayıplarının olacağını, bunun da bütçelerini tutturma açısından büyük sıkıntı yaratacağını kaydeder.

Fenerbahçe Kulübü olarak, geçen sezon sözleşmede yer alan haklarını alamadıkları için yayıncı kuruluş Digitürk ile mahkemelik olduklarını vurgulayan Nihat Özdemir, “Durum böyleyken, yeni çıkan muammen bedel öyle düşüktür ki, bu rakam geçen sezon Digitürk’ün kulüplere ödediği rakamın altındadır. Türkiye’de ne değişti ki bu ödenilen rakam geçen seneki rakamı dahi tutturamamaktadır. Futbol Federasyonu Olağan Genel Kurulu’na bir hafta kala gibi önemli bir zamanda bu muammen bedelin düşük tutulması Fenerbahçe Kulübü olarak aklımıza çok önemli kuşkular getirmektedir” der.

Geçen sezon Fenerbahçe Kulübü olarak kendilerine yayın haklarından 14 milyon dolar pay düştüğünü, yeni bütçelerinin bu rakamlara göre hazırlandığını anlatan Özdemir, şöyle devam eder:

“Bugünkü ihale sonucu Fenerbahçe’nin eline ancak 10.5 milyon dolar para geçecektir ve bu bizim bütçe hesaplarımızı altüst etmiştir. Nereden bakarsanız bakın bir anda 3.5 milyon dolar gibi bütçemizde bir açık vermek durumunda kaldık. Bunun için Fenerbahçe Kulübü olarak bu muammen bedelin düşük tutulmasına kesin itirazımız var. Bütün giderlerimiz döviz ve Türk Lirası bazında artarken, Birinci Süper Futbol Ligi’nde yer alan 18 kulübün en önemli gelir kaynaklarının başında gelen yayın ihalesinden elde edilen gelirlerin düşürülmesi yalnız Fenerbahçe için değil, ligdeki 18 takım için de büyük sorun yaratacaktır.”

Trabzonspor Basın Sözcüsü İbrahim Şahin ise, naklen yayın ihalesindeki belirsizliğin ortadan kalkmasının çok iyi olduğunu söyler.

Şahin, naklen yayın paralarının kulüplerin en önemli geçim kaynağı olduğunu ifade ederek, “Futbol Federasyonu’nun bu ihaleyi yapması kulüpler için çok önemli. Belirsizliğin ortadan kalması açısından çok iyi oldu. Onun için Futbol Federasyonu’na teşekkür ediyoruz” der.

16 Temmuz 2004’de Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray, Federasyon’a ortak bir ultimatom vererek, naklen yayın ihalesinde belirlenen bedelle sözleşme imzalanmamasını isterler.

Galatasaray Kulübü adına başkan yardımcısı Refik Arkan, Beşiktaş Kulübü adına ikinci başkan Murat Aksu, Fenerbahçe Kulübü adına da asbaşkan Murat Özaydınlı imzasıyla federasyona gönderilen ortak açıklamada, şöyle denilir:

“Türkiye Futbol Federasyonu’nun baz aldığı muhammen bedelin beklentilerimiz ve geçmiş üç sezonun gerçekleşen değerinin altında olduğu aşikardır.

Bu sebeple, sözkonusu ihaleden kaynaklanan bedel üzerinden, kulüpler ile görüşmeden, herhangi bir sözleşme imzalanmamasını, aksi halde hukuki zeminde kulüplerimizin haklarının korunması amacıyla hareket edeceğimizi bilgilerinize arz ederiz.”

TFF’den eleştirilere yanıt gecikmez:

Gerçekleştirilen ihale, Birinci Süper Lig müsabakalarının yayın haklarının devrine ilişkin yaptığımız 4. satış işlemidir. Önceki ihalelerde ve her konuda olduğu gibi açıklık ve rekabet ilkeleri çerçevesinde kulüplerimiz için elde edilecek en yüksek devir bedeline ulaşmak temel amacımızdı.

İhale öncesi Kulüpler Birliğimizin yapmış olduğu toplantıda da başkanlar seviyesinde görüşler tek tek alınarak federasyonumuza aktarılmış, ayrıca bir yazı ile de bildirilmiştir. Bunun üzerine geçmiş dönemlerden daha yüksek bir muhammen bedel ile ihaleye çıkılmıştır. Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu muhammen bedeli matematiksel gerçekler ve ekonomik koşulları da göz önüne alarak belirlerken, bir önceki dönemde yayıncı tarafından kulüplerimize ortalama ödenen reel rakamlar olan 89,4 milyon dolar rakamı 94 milyon dolar seviyesine arttırılarak ihaleye çıkış rakamı olarak belirlenmiştir. Kaldı ki, bu rakam çift turlu yapılacak ihalenin başlangıç rakamıdır ve ihale TV’lerden naklen yayınlanarak kamu oyunun gözleri önünde açık, net ve şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmiştir.

Hal böyle iken, bazı kulüplerin ve bazı yayın organlarının ihaleyi tartışılır hale getirici söylem ve beyanlarını hayret ve esef ile karşılıyoruz, Hakka ve emeğe saygısızlık olarak değerlendiriyoruz.

Hizmet edenlere teşekkür edilmeyeceğini biliyoruz, bir şeyi daha biliyoruz, hakkı teslim etmek ve tebrik etmek de bir erdemdir.

Ulusoy 19 Temmuz 2004’de Futbol Federasyonu Olağan Genel Kurulu’nda başkanlığa yeniden aday olmayacağını resmen açıklar.

22 Temmuz 2004 tarihindeki Futbol Federasyonu Olağan Genel Kurulu’nda konuşan Ulusoy, 7 yılllık görev süresinde hatalarının da olduğunu, ancak artılarının daha fazla olduğunu ve bunu tarihin yazacağını söyler.

Ulusoy şöyle der:

“7 yıllık görevim süresince, Futbol Federasyonu’nun bayrağını başarıyla taşıdım. Bu süre içerisinde eksiklerimiz, hatalarımız olmuştur. Ancak artılarım, eksilerimden her zaman fazladır. Bütün yaptıklarımızın tüm şeffaflıkla gözler önünde olduğunu görüyorum. Bunun aksini söyleyenler olsa da ben tarihi kimsenin silemeyeceğini söylüyorum.

7 yıl önce federasyon mahkeme kapılarında ve büyük bir kaos içerisinde idi. O günlerde federasyonun buhranlı dönemini bırakıp kaçanlardan bazılarının bugün yönetime aday olduklarını görüyorum. Gönül isterdi ki o dönemde de federasyonda görev alsınlar ve bu kaostan federasyonu el birliğiyle kurtarmak için verdiğimiz mücadelede yanımızda olsalardı. Ben ve arkadaşlarım, inandığımız hiçbir davada ödün vermeden dürüstlüğümüzle çalışarak, federasyonu bugünkü haline getirdik.

Federasyon başkanlığım döneminde kulüplerin zararına olacak hiçbir şey yapmadık. Adam gibi oturdum, adam gibi çekip gideceğim. Federasyonu hiç kimseye peşkeş çekmedim. Ben veda etmiyorum. Ben bir müddet aranızdan ayrılıyorum. Çünkü futbol benim hayatım ve her şeyimdir. Ben futbolun içinde olacağım. Ancak hangi kademesinde olacağımı şu an için bilmiyorum. 7 yıllık görevim süresince futbol için çalıştım. Bundan sonra bu çalışmalara devam edeceğim. Ancak sizlerden son bir şey istiyorum. Ben sizlere hakkımı helal ettim, sizler de bana helal edin”.

Futbol Federasyonu’nun seçimli genel kurulunda 192 delegeden, 109’unun oyunu alan Levent Bıçakcı, futbolun yeni patronu olur. Diğer aday Mehmet Ali Yılmaz ise 83 oy alır. Başkanlık yarışından daha önce çekilen eski başkan Haluk Ulusoy ise seçimlerde oy kullanmaz.

Merkez Hakem Kurulu (MHK) seçimlerinde, Mehmet Ali Yılmaz ile birlikte seçimlere giren Sabri Çelik, MHK başlanı olur. 3 adayın yarıştığı seçimde, Sabri Çelik başkanlığındaki kurul, 83 oy alarak yarışı kazanır.

MHK’da asil ve yedek üye olarak şu isimler yer alır:

Asil: Sabri Çelik (başkan), Muhittin Boşat, Necmi Temizel, Mevlüt Güzel, Murat Ilgaz, Alican Lakot, Mahmut Çetiner, Ali Kunak, Salih Türktunç

Yedek: İsmet Cengiz, Mehmet Çayan, Mekki Keskin, Musa Eryılmaz, Dursun Cumali Sucu, Erdoğan Alan, Metin Karaarslan, Nazif Altınpınar, Yaşar Karaca.

Levent Bıçakcı’nın Yönetim, Tahkim ve Denetleme Kurulları listesinde asil ve yedek olarak şu isimler yer alır:

Asil: Asım Atmaz, Cemil Kazancı, Davut Dişli, Erdal Atalay, Erdoğan Turgut, Hasan Doğan, Mahmut Özgener, Mehmet Baykan, Osman Çağlıkoç, Rıfat Bescili, Serdar Güzelaydın, Şekip Mosturoğlu, Ufuk Özerten, Zekeriya Alp

Yedek: Göksel Gümüşdağ, Celal Koladoğlu, Mustafa Urhan, Metehan Berktaş, Cüneyt Tanman, Ufuk Baloğlu, Nöyfel Bozdoğan, Yılmaz Gökdel, Sinan Bür, Erkan Erkli, Haluk Çiftçi, Cihangir Onger, Mahsun Akbulut, Murat Dağlı

Tahkim Kurulu:

Asil: Prof.Dr.Samim Ünan, Prof.Dr.Selçuk Öztek, Erkan Vardar, Ali Turan, Av.Gürol Kaymak

Yedek: Av.Refik Moral, Av.Ömer Faruk Ergin, Prof.Dr.Fahrettin Aral, Doç.Dr.Metin Fevzioğlu, Kahraman Berk

Denetleme Kurulu:

Asil: Sezai Onaral, Sedat Eratalar, Halil Kaya Özer, Vehbi Karabıyık, Burhan Gezgin

Yedek: Kazım Çalışkan, Sait Feten, Feridun Güngör, İmran Coşkun, Ayhan Durgun.

Kulüpler Birliği ve Ankaragücü Kulübü Başkanı Cemal Aydın, seçimlerde, siyasal otoritenin büyük rol oynadığını söyler. Aydın, “Kulüpler Birliği olarak birlikteliğimizi sağlayamadığımızı bir kez daha gördük. Kulüpler Birliği Başkanlığı’ndan ayrılıyorum. Bana çok baskı var, ama kalmak anlamsız” der.

23 Temmuz 2004’de Merkez Hakem Kurulu (MHK) başkanlığına aday olan Kemal Ulusu, seçimi kazanan Sabri Çelik’in listesinin, yasaya aykırı ve usulsüz hazırlandığını, bu nedenle iptalini isteyeceklerini açıklar.

Ulusu, yaptığı açıklamada, kongre gününden 1 gün öncesine kadar adı ve bir faaliyeti olmayan Sabri Çelik’in, gece yarısı kendisine verilen talimatla, alelacele listesini hazırlayıp, ertesi sabah seçime girdiği iddiasında bulunur.

Ulusu, “MHK’nın kuruluşuna dair kanunun 15. maddesine göre Sabri Çelik’in listesi kanuna aykırı ve usulsüz şekilde hazırlanmıştır. Bu sebepten dolayı Sabri Çelik’in listesinin hukuken iptali istenecektir. Kanunun gerekçelerinde bu hususlar açık seçik belirtilmektedir” der.

Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu ve bireylerin yasal haklarını kullanma özgürlüğünü bulunduğunu ifade eden Ulusu’nun açıklamasında, “Bilinçli ve bilgiyle hazırlanmış benim listeme karşı birkaç saatte, gece yarıları hazırlanmış olan bu listenin kanuna uygun olmaması dolayısıyla, seçimde ikinci olan Kemal Ulusu’nun listesinin geçerli olması için, gerekli hukuki çalışmalara bugün başlanmıştır. Adaletin en kısa zamanda tecelli edeceğinden eminim” denilir.

29 Temmuz 2004’de 44. Uluslararası Futbol Hakem Semineri’nde konuşan Futbol Federasyonu’nun yeni başkanı Dr.Levent Bıçakcı, “Hakemlik kurumu, son yıllarda ciddi sıkıntılar yaşamıştır” der. Konuşmasında MHK üyelerine seslenen Bıçakcı, şunları söyler:

“Dünya Kupası eleme maçlarında puan bile almadığımız yıllarda Türk hakemi, 1974 Dünya Kupası’nda maç yönetmiş, yine aynı hakem Avrupa Süper Kupası finalini yönetmiştir. 1980 ve 1990’lı yıllarda Türk hakemlerinin Avrupa ve dünyada başarılarına şahit olduk. Fakat ne yazık ki son yıllarda Türk hakemlerini önemli Avrupa maçlarında göremiyoruz. Bunları bir eleştiri olarak değil, gözlem olarak söylüyorum.

Hakemlik ve gözlemcilik kurumlarını federasyon çatısı altında birbirinden ayıracağız. Bir maça atanan hakemle onu denetleyen gözlemcinin ayrı kurullar tarafından atanmasını sağlayarak, kuvvetler ayrılığı prensibini getireceğiz.

UEFA’da olduğu gibi Birinci Süper Lig maçlarına bir delege ve bir gözlemciyi, diğer bir deyişle hakem denetçisini atayacağız. Bunlar ligin ilk haftasından itibaren göreve başlayacak. Hakemlik kurumunu, yöneticisi ve hakemiyle profesyonelleştireceğiz.

Lütfen hakem tayinlerinde, ‘hakeme maç değil, maça hakem’ prensibiyle hareket edin. Tüm hakemleri formda oldukları sürece, tüm takımların maçlarına verin. Ödül ve ceza mekanizmalarını adil çalıştırarak hakemleri motive edin.”

Bıçakçı, yabancı oyuncu sayısı konusunda ise “Yabancı futbolcu kontenjanının 6+2 olması konusunda bir şey söylemek için erken. Konu, yönetim kurulumuzda görüşülüp, tartışılacak. Hukuki bir takım engeller var. Fatih Terim çok yakın arkadaşım, çok eski arkadaşım. Çok da sevdiğim bir hoca. Ancak, Ersun Yanal’la sözleşmemiz devam ediyor ve Milli Takım’da hoca değişikliği gündemimizde yok” der.

28 Eylül 2004 tarihinde Ulusoy’un başarılı döneminin bir başka bilançosu açıklanır.

Türkiye, Avrupa Futbol Federasyonları Birliği’nden (UEFA) en çok ceza alan ülke olur. Futbol Federasyonu, UEFA tarafından verilen disiplin ve ceza raporları sonuçlarına göre Türkiye’nin en çok ceza verilen ülkeler arasında başı çektiğini açıklar. Milli takımlar arasında yapılan değerlendirmede ilk sırayı 200 bin İsviçre Frangı (Yaklaşık 238 milyar TL) cezayla Türkiye alırken, Yunanistan ikinci, İtalya ise üçüncü sırada yer alır.

Kulüpler bazında ise Beşiktaş ve G.Saray ilk 5’te. AEK’nın (Yunanistan) 190 bin İsviçre Frangı ile ilk sırayı aldığı listede, Beşiktaş 158 bin frank (188 milyar TL) ile 4., Galatasaray ise 147 bin frank (175 milyar TL) ceza ile 5. sırada yer bulur. UEFA raporlarına göre son 3 sezonda gözlemlenen cezalardaki artış trendi geçen sezon da sürdü ve 2003-04 sezonunda yüzde 9’luk bir artış kaydedilir.


BIÇAKÇI DÖNEMİ KONUMUZ DIŞINDA, O YÜZDEN O DÖNEMİ ATLIYORUZ


30 Aralık 2005 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Anayasa Mahkemesi’ne açtığı davanın ilk aşaması görüşülür. Mahkeme, bu talebin 5 Ocak gündeminde görüşülmesine karar verir. Bu madde değiştiği takdirde Ulusoy’un adaylık konusunda önündeki en büyük engel kalkmış olacaktır.

1 Ocak 2006’da Mehmet Ali Yılmaz, Anayasa Mahkemesi’nin Haluk Ulusoy’un Futbol Federasyonu Başkanlığı için önünü açması halinde adaylıktan çekileceğini açıklar.

Anayasa Mahkemesi’nin 5 Ocak Perşembe günü yapacağı toplantıda, kanunun, ‘Federasyon başkanları üniversite mezunu olmalı‘ maddesini görüşeceğini hatırlatan Yılmaz, şunları söyler:

“Haluk Ulusoy, Türk futboluna büyük katkılar sağladı ve çıtayı dünya 3’üncülüğüne kadar yükseltti. Ayrıca ekonomik anlamda önemli gelirler elde etti. Federasyon, milli takım ve kulüplerin gelirlerini, hatta hakemlerin ücretlerini arttırdı. Yani Türk futbolunda kalite arttı. Bu yüzden ben sonuna kadar kendisini destekliyorum.”

Ulusoy 2 Ocak 2006’da Ankara’da Ankaragücü Başkanı Cemal Aydın’la akşam yemeğinde buluşur. Seçimlerde birlikte hareket etme kararı alan ikilinin mahkemeden Ulusoy aleyhine karar çıkması durumunda Cemal Aydın’ın başkanlığa aday olacağı belirtilir.

5 Ocak 2006 tarihinde ise Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Haşim Kılıç, CHP’nin 5340 Sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle açtığı davanın da karara bağlandığını söyler.

Kılıç, yasayla 3289 sayılı Kanuna eklenen, “Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay Başkan ve üyeleri ile adli ve idari yargı hakim ve savcıları; Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile özerk federasyonlar tarafından organize edilen sportif faaliyetlerde, bu kanunda öngörülen veya özerk federasyonlar bünyesinde bulunan kurullarda görev alabilirler” maddesindeki, “… bu Kanun’da öngörülen veya özerk federasyonlar bünyesinde bulunan kurullarda …” bölümünün, Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğini kaydeder. Kılıç, bu düzenlemenin hakim ve savcıların özerk federasyonlar bünyesinde görev almalarını düzenlediğini anımsatır. Yasadaki, “hakkında idari makamlar veya yargı mercilerince müsabakalara giriş yasağı verilenler, müsabakanın başlamasından iki saat önce bulunduğu yerin karakoluna giderek müsabaka süresince burada bulunmak zorundadır. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyen veya yasaklı olmasına rağmen spor alanına girenlere üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir” hükmünün de iptal edildiğini ifade eden Kılıç, ayrıca Futbol Federasyonu Başkanlığı için “yüksekokul mezunu olma” şartını arayan yasa hükmünün, Anayasa’ya aykırı bulunarak iptaline karar verildiğini bildirir. Kılıç, bu maddeye yönelik iptal kararının, 3’e karşı 8 üyenin oyuyla, yürürlüğü durdurma kararının ise oybirliği ile alındığını söyler.

Bu kararla, Futbol Federasyonu Başkan adaylığı için adı geçen lise mezunu Haluk Ulusoy için de adaylık yolu açılmış olur.

Ulusoy 6 Ocak 2006’da Türkiye Spor Yazarları Derneği’nin Levent’deki merkezinde bir basın toplantısı düzenleyerek, adaylığını kısıtlayan yasal düzenlemenin anayasa mahkemesinin kararı ile ortadan kalktığını ifade ederek, “Huzurunuzda Türk yargısına minnetlerimi sunuyorum. Ülkemizin bir hukuk devleti olduğunun güzel bir örneği olmuştur. Özgürlükleri güçlendiren iyi bir uygulama olmuştur. Sayıları milyonlarla ifade edilen üniversite mezunu olmayan herkesin önü açılmıştır. Demokrasinin sade insanların rejimi olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır” der.

Türk futbolunun bugün içine düştüğü durumun şahsına özel sorumluluklar yüklediğini kaydeden Ulusoy;

“Mesele zor, zahmetli, karmaşık ama çözümsüz değildir. Gün, kimin kimden kaç oy aldığı gün değildir. Gün birlik beraberlik günüdür, kongreyi kimin kazandığı gün değildir. Kongere tek adaylı olmalıdır. Yarışma parçalanmak getirecekse, güç kaybettirecekse fayda yerine zarar verecektir. Bu noktada Kulüpler Birliği Vakfı’nı göreve davet ediyorum. Kulüpler birliği birlik içinde olup, bölünmez, parçalanmaz tek bir yumruk halinde şahsımı göreve davet ettiği takdirde, taban birlikleri de beni aday olarak gösterirse sorumlu davranacağım. Görevden kaçmam. Türk futbolunu hep birlikte ayağa kaldırmak mecburiyetindeyiz.”

Haluk Ulusoy, Türk futbolunun geldiği noktada çok adaylı seçimin bir yarar getirmeyeceğini ileri sürer.

Çok adaylı seçimi 1.5 yıl önce yaşadıklarını ifade eden Ulusoy, “1.5 yıl önce gördük ve neler kaybettirdiğini yaşadık. Kamplara dönmüş ve çatışmalara sahne olmuş bir seçim, 6 ay veya 1 yıl sonra yeniden bir seçimi getirir. Türk futbolu dibe vurmuş durumda, yeni kaos yaratılmaması için tek aday olmalıdır. Aslında demokrasiler için çok adaylı seçimler iyidir. Ama gün o gün değildir” ifadesini kullanır.

Konuşmasının başında Anayasa Mahkemesi kararını değerlendirirken “Demokrasinin sade insanların rejimi olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır” diyerek demokrasiyi öven Ulusoy, birkaç dakika sonra “çok adaylı bir seçimin yararlı olmayacağını” söyleyerek demokrasiye yeni bir tanım getirmeyi de başarmıştır: “Demokrasi bana yaradığı sürece iyi, aleyhimde ise kötüdür.

Ulusoy, Kulüpler Birliği Vakfı ve taban birliklerinin öğleden sonra alacağı kararların kendisinin adaylık kararını yönlendireceğini söyler.

Adaylığını açıklarken, “Adalet” kavramını ön plana çıkaran Ayhan Bermek’e isim vermeden çok sert bir çıkış yapan Ulusoy, “Ben adaletten şeffaflıktan bahsetmiyorum, bahsedenleri de kınıyorum” ifadesini kullandı. Ulusoy şunları söyler:

“Şimdi ‘Adalet’ deniliyor, bundan önceki tüm başkanların hepsi adaletliydi. Geçmişe saygısı, olmayanın geleceğe saygısı olmaz. Geçmişe vefası olmayana Allah gelecekte hiçbir başarı vermez. Bunu esefle kınıyorum. Adalet kurulacakmış, yok muydu, Şenes beyin, Levent Bıçakçı’nın zamanında adalet yok muydu, hepsi Türk futboluna hizmet vermek için çalıştılar. Bundan sonra gelecekler de hata yapar ama bilerek hata yapma lüksleri yoktur.”

Geçmişte Fenerbahçe Kulübü başkanı Aziz Yıldırım ile yaşadığı sorunlarının hatırlatılması ve “Kendisiyle görüşecek misiniz?” sorusu üzerine Ulusoy, “Kendisi ile kişisel bir problemim yok, görüşürüm” der.

6 Ocak 2006’da toplanan Kulüpler Birliği, 3.5 saatlik toplantıda, Haluk Ulusoy ile Ayhan Bermek ismi üzerinde tartışır. Oylamada 14-3 Ulusoy, üstünlük sağlar.

İlk turda desteklenecek isimler arasında Haluk Ulusoy’a 9, Ayhan Bermek’e 3 oy çıktı. 5 üye ise çekimser olduğunu belirtir. Bunun üzerine yeniden bir oylama yapılır. Bu turda çekimserler de Ulusoy ismi üzerinde birleşir. Oylama sonucunda 14-3 Ulusoy üstünlüğü vardır. Böylece Kulüpler Birliği, Ulusoy’u destekleme kararı alır.

Toplantı sonunda üyelerle birlikte medyanın önüne çıkan Kulüpler Birliği Başkanı Özhan Canaydın, Haluk Ulusoy’u destekleme kararı aldıklarını resmen açıklar. Canaydın şunları söyler:

“17 kulüp temsilcisi ve başkanı oturup konuştuk. Adaylığını açıklayanlar dışında başka aday var mı veya olabilir mi, kendi içimizden birini çıkartabilir miyiz diye bunu da değerlendirdik. Ve oy çokluğu ile Haluk Ulusoy’u destekleme kararı aldık. Diğer adaylara da başarılar diliyoruz. Temiz bir sayfa açılacağına inanıyoruz”.

Konya ile iki Kayseri temsilcisinin Ayhan Bermek’i destekliği öğrenilir. Konyaspor Başkanı Ahmet Şan da toplantı sonrası yaptığı değerlendirmede, “Kulüpler Birliği’nin aldığı kararı sonuna kadar destekleyeceğiz. ” diye konuşur.

Toplatıya A.Gücü’nün başını çektiği “Kemik Ulusoycular” grubu, “İsim açıklamayalım” görüşünün ağır bastığı toplantıya, beraberindeki 7 kulüple birlikte “isimleri tartışalım, görüşümüzü açıklayalım” biçiminde net bir tavırla girer. Ulusoy’un ismi gündeme geldikten sonra “başkan adaylığından sadece Haluk Ulusoy için çekilirim. Aksi halde başkanlığa adayım” şeklinde tavır koyan ve son gelişmeler üzerine adı Ulusoy’un Başkan Yardımcısı olarak telaffuz edilen Cemal Aydın’ın önderliğindeki Ankaraspor, Trabzon, Denizli, Beşiktaş, Samsun, Diyarbakır ve G.Antep kulüp temsilcileri, oylarının Ulusoy’a olduğunu açıklarlar.

Sivas, G.Birliği, V.Manisa, Kayseri, K.Erciyes, Ç.Rize ve Konya temsilcileri ise ilk turda çekimser oy kullanır. G.Saray Başkanı Özhan Canaydın, “Levent Bıçakçı ile devam edelim” derken, Malatya Başkanı Hikmet Tanrıverdi, “Şenes Erzik’in başkanlığı, Türk futbolu için en uygunudur” görüşünü savunur.

2. tur görüşme ve oylamada Kayseri, K.Erciyesspor, G.Saray, Ç.Rize ve Sivas da “Ulusoy’a oy verelim” diyen gruba destek verir; G.Birliği, Malatya, Konya ve V.Manisa ise çekimserlik durumunu sürdürdü. Böylelikle Kulüpleri Birliği Vakfı, Ulusoy’u 13 evet, 4 çekimser oyla destekleme kararı alır.

9 Ocak 2006’da CNN Türk’te yayınlanan “Spor Özel” programına konuk olan Mehmet Ali Şahin, halen yargıda olan bir konu üzerine yorum yapmanın seçim öncesi sıkıntı yaratıp yaratmayacağı yolundaki soruya, “Ben bir hukukçuyum, bunu biliyorum. Ancak bugün futbolun yönetimine talip olanlar sütten çıkmış ak kaşık gibi ortalıkta dolanıyorlar” cevabını verir.

“Eğer Haluk Ulusoy seçime girer ve kazanırsa bu dosyaları kendi federasyonu mu takip edecek?” şeklindeki soruya Şahin şu yanıtı verir:

“Elbette takipçisi Ulusoy olacaktır. Ama şu ihtimal de var, davalar geri çekilebilir ve düşer. Benim hayret ettiğim yakın geçmişte Ulusoy’u şikayet edenlerin, bugün birlikte hareket etmesi. Birinci Lig kulüp başkanlarına kızgın ve kırgınım. Hatta o dönemin Kulüpler Birliği Başkanı, bana bizzat gelip, şikayette bulunmuştu. Ulusoy hakkındaki bu şikayetlerin komisyonda zabıtları var. Üstelik kulüplerin bu şekilde seçimini ve adaylarını açıklamasını demokratik bulmuyorum. 17 kulüp çıkıp bir tek aday üzerine anlaşıyor. Bu doğru değil. Hasan Doğan da olsa, Haluk Ulusoy da olsa yanlış.

Ulusoy yönetiminin önce Trabzon’daki belgesiz harcamalarını açıklaması gerekiyor. Benim önümde Başbakanlık Teftiş Kurulu raporları mevcut. Mesela federasyonun bazı yönetim kurulu üyeleri avans almış, kapatmamış. Avansı kapatmamak olur mu? Bunların hesabı nasıl verilecek? Mesela Trabzon tesislerini yapan müteahhit, eşi ile birlikte Marmaris’te bir otelde ağırlanmış. Faturayı federasyon ödemiş. Elimizde fatura var. Sadece Trabzon tesislerindeki usulsüzlüğün bedeli 1,5 milyon. Faizleri ile birlikte 2 milyona ulaşıyor. Bunun hesabını kim verecek? Tabii ki Haluk Ulusoy yönetimi verecek.”

Futbol Federasyonu eski Başkanvekili Ata Aksu, CNN-Türk’teki canlı yayında Bakan Mehmet Ali Şahin’in açıklamalarına yanıt verirken, bütün davalardan beraat ettiklerini söyler. Aksu şöyle der:

“Sayın Şahin’in uslüp ve hiddetini yadırgadım. Kulüpler Birliği’nin tek aday göstermesi herkesin arzusuydu. Anti demokratik bir şey yok ki. Taban birlikleri tek aday üzerinde birleşiyorsa bu çok önemlidir. Usulsüz harcamalar var diye mahkemeye çıktık, 36 kişi beraat etti. Bütün davalardan beraat ettik. Şimdi dava açılsın, sevinirim şaibelerden kurtuluruz alnımızın akıyla çıkarız. Devlet Üstün Hizmet Madalaysı aldık. Var mı başka alan? Yargıda aklanırız geliriz. Bizi suçladıkları, otellerde konaklanma, usulsüz harcama dedikleri 15 bin YTL. Bu mantıkla davası olanlar ve devam eden kamu ve hükümette davalı birçok isim var. Onların da istifa etmesi lazım. Eğer göreve gelirsek bakanla aramızda hiçbir sürtüşme olmaz. Ayhan Bermek’in üzülmesini istemem. Bu yüzden tek aday olsun dedim. Ulusoy büyük destek alıyor. Şu anki tablonun değişmesi için deryanın değişmesi gerekir. ‘Bayram ola, hayır ola’ diyorum. Bayramın birinci veya ikinci günü açıklaması gelecektir. Bu destek karşısında sessiz kalması düşünülemez.”

Ulusoy Federasyonu hakkındaki suçlamaları içeren rapor şöyledir:

Burhan Satır
29.04.2004 Belçika Seyahati 191.21 Euro belgesiz harcama 15.09.2003 Avusturya maçı 55 Euro belgesiz harcama 15.09.2003 Avusturya maçı 502.23 Euro yanlış hesap 25.05.2004 Seyahat 689 Euro belgesiz harcama

01.12.2003 Seyahat gideri 702 Euro fazla ödeme, yanlış hesap, belgesiz harcama 22.08.2003 Almanya 167 Euro belgesiz harcama 24.06.2003 Seyahat gideri 249 Euro belgesiz harcama 20.05.2003 Seyahat gideri 86 Euro belgesiz harcama 01.12.2003 havaalanı 600 Euro mahseti anlaşılamaz, yiyecek-içecek 115 YTL belgesiz 07.06.2004 Seyahat-yiyecek-içecek

855 Euro belgesiz harcama, seyahat-yiyecek-içecek-uçak-tren-çamaşır 2.115 Euro belgesiz. (Satır hakkında İstanbul Sarıyer Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açılmış durumda.)

İsmail Dilber
27.05.2004 Seyahat 1.164 Euro belge kabul edilmeyen kağıtlar, yanlış hesap. (Dilber’e Beyoğlu 35. Noterliğinden ihtarname çekilmiş, dönüş bekleniyor. Makbuz ibrazı bekleniyor. Belgeleyemediği taktirde dava açılacak.)

Sadettin Güler
23.10.2002 Ceket alımı 660 YTL. Belgesiz

08.10.2002 Hediyelik eşya-ceket 1.377 YTL belgesiz. (Güler’den belge istenmiş gelmediği taktirde dava açılacak.)

Hüsnü Hayali
04.09.2000 Polonya maçı 100 Dolar bahşiş, 314 dolar bakiye yok. (Hayali’den belge istenmiş, gelmediği taktirde dava açılacak.)

İlhan Peksan
01.06.2004 Japonya 200 dolar belgesiz harcama (Peksan’dan belge istenmiş, gelmediği takdirde dava açılacak)

Can Çobanoğlu
20.05.2003 İtalya,Slovakya, Avusturya, İran ve Fransa gezileri 3.589 dolar kredi kartı slipi. Seyahat gideri dışındaki giderler:

04.08.2003 898 Euro kredi kartı kopyası

28.07.2003 6.128 Euro kredi kartı kopyası (Çobanoğlu’ndan harcamalarla ilgili belge bekleniyor. Gelmediği taktirde dava açılacak.)

Tamer Çelik
15.10.2003 İsviçre büro kiralama 3.451 İsviçre frangı. Görevlendirme onayı yok

11.11.2003 640 Euro harcama, 1.203 İsviçre frangı görev onayı yok. (Çelik hakkında Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açıldı)

19.06.2002 Rakkas Bar Restaurant 800 YTL yemek, 372 YTL içki

18.06.2004 Deniz Tur.Don.AŞ 2.840 YTL yemek, 1.065 YTL içki, Girne Colany Otel 5.596.406.858 TL

Grand Duma Otel Milano 2.599.466.267 TL

25.10.2002 Haluk Ulusoy, Hüsnü Hayali, Bahri Köse (Trabzon tesisleri müteahiti) 1.994.392.184 TL

Amerikalı Misafirler yemek içki bedeli 19.178.511.000 (4 günlük yemek)

Kapatılmayan Hesaplar
Hüsnü Hayali 667.205.634 TL.

Haşim Sayitoğlu 139.083.544 TL.

Orhan Saka 2.706.000.000 TL.

Mukan Perinçek 4.320.000.000 TL.

Uçak Biletleri
Burhan Cahit Eldem Trabzon uçak bileti eşi ile 248 YTL

27.07.2002 Ata Aksu eşi kızı yurtdışı uçak bileti 7.148.940.080

17.07.2002 tarihindeki 13.423.650.000 TL’lik giderlerin ne olduğu belli değil

18.06.2002 tarihinde 29.369.600.000 TL. Hakan ve Çağrı Başeskioğlu konaklama ve seyahat giderleri. Seyahat giderlerinde bu kişilerin ismi bulunmamakta.

17.07.2002 12 kişilik 34.059.200.000 TL’lik harcama

29.06.2002 33.193.750.000 TL’lik uçak bileti harcaması

19.06.2002 3.602.200.000 TL’lik uçak bileti harcaması

Liechtenstein-İrlanda maçı
Ömer Hayali’nin federasyon delege listesinde ismi bulunmamaktadır. İlgili harcama tutarı 1.413 Euro.

Mithat Halis Federasyon delege listesinde ismi bulunmamaktadır. İlgili harcama tutarı 704.859.089 TL.

Slovakya-Türkiye
Ömer Hayali delege listesinde yer almamaktadır. İlgili harcama 653.30 Euro

Trabzon Haluk Ulusoy Tesisleri
Trabzon Haluk Ulusoy Tesisleri ile ilgili raporda 1.289.108.968.384 TL’lik zarar sorumlularından yasal faizi ile istenmiştir.

Ulusoy 14 Ocak 2006’da Levent’teki Türkiye Spor Yazarları Derneği’nde (TSYD) düzenlediği basın toplantısında, adaylığıyla ilgili geçen süreçte futbol ailesinde kendisine yönelik bir birliğin sağlandığını tespit ettiğini kaydederek, “Futbolun içinden gelen bir başbakanımız ile spora gereken önemi veren hükümetimizin varlığı, kararımı vermem için yeterli olmuştur. Sizlerin huzurunda ve 70 milyonun önünde 19-20 Ocak’ta yapılacak olağanüstü genel kurulda Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı’na aday olduğumu açıklıyorum” der.

Ulusoy şunları söyler:

“Başbakanımızın önderliğinde ülkemizin son dönemde özgürlükler, demokrasi, ekonomi, turizm ve Avrupa Birliği gibi alanlarda yakaladığı başarıya, futbolu da dahil etmek federasyonumuzun ana hedefi olacaktır.

Medyada yer alan adaylıktan çekilmeme ilişkin baskı yapıldığı iddiaları tamamen gerçek dışıdır. Aynı zamanda başta Sayın Başbakanımız olmak üzere, hükümet üyelerine karşı yapılmış saygısızlık olup, süreç demokratik ortamda gelişmektedir.

2004’deki genel kuruldan bu yana geçen süre görev yaptığım 7,5 yılın değerlendirilmesi ve muhasebesinin yapılması açısından iyi bir fırsat oldu. Futbol dünyasına dışarıdan bakma imkanı buldum. Bir inziva dönemiydi. 7,5 yılın artısını ve eksisini değerlendirdiğimde başarılarımı ve artılarımı Türk Milleti’nin takdirine bırakıyorum. Noksanlarımı ve kusurlarımı tek tek gözden geçirdim. Bunlardan gerekli dersleri çıkardım, değiştim… Futbolu geliştirip, bugün bulduğum yerden değil dün bıraktığım yerden daha ileriye götürmeye geliyorum. Bunu yeni bir ruh ve yeni bir vizyon ile yeni bir kadro ile gerçekleştireceğiz. Başarının şartı uzlaşma, uzlaşmanın şartı ise konuşabilmek, fikirlere hürmet ederek görüşlerimizi paylaşabilmektir. Kurtarıcı adamlar, mucize fikirler yerine ortak aklı, ilmi ve tecrübeyi hakim kılmaktır. İşte başarının altın anahtarı budur.“

14 Ocak 2006’da Başbakanlık Sözcüsü Akif Beki, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın özerk kuruluşların iç işleyişlerine müdahale etmeme prensibine bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bağlı kalmayı sürdüreceğini bildirir.

Beki, yaptığı yazılı açıklamada, Futbol Federasyonu kongresiyle ilgili son gelişmeler üzerine Başbakan Erdoğan’ın değerlendirmelerini kamuoyu ve futbol camiasıyla paylaşma gereği duyduklarını belirtir.

Futbol Federasyonu’nun özerk bir kuruluş olduğunu vurgulayan Beki, Başbakan Erdoğan’ın özerk kuruluşların iç işleyişlerine müdahale etmeme prensibine bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bağlı kalmayı sürdüreceğini ifade eder. Beki, “Başbakan, bu kuruluşların siyasetin dışında tutulması için gerekli özeni bugüne kadar göstermiştir ve göstermektedir.

Bazı adayların Sayın Başbakan ya da hükümetin desteğine sahiplermiş gibi bir izlenim vermeleri her şeyden önce Türk futboluna ve kurumsal olarak Futbol Federasyonumuza zarar verecektir.

Sayın Başbakan, bu tür çabaları yadırgamakta ve adayları gerek kendi tarafsızlığına, gerekse federasyonun özerk yapısına gölge düşürücü söz ve davranışlardan uzak durmaya çağırmaktadır.

Türk kamuoyu ve futbol camiası bilmelidir ki Sayın Başbakan bu tartışmaların dışındadır” der.

Bu arada Futbol Federasyonu’nun usulsüz harcamaları arasında gösterilen 660 milyon liralık ceket alımı araştırmasında çok ilginç bir sonuca varılır. Başbakanlık Teftiş Kurulu raporlarına da konu olan ceketlerin, dünyaca ünlü İtalyan hakem Pierluigi Collina ve yardımcılarına verildiği saptanır.

2002 Dünya Kupası finalleri öncesi 14 Kasım 2001’de Ali Sami Yen Stadı’nda Avusturya ile oynadığımız ve 5-0 kazandığımız baraj maçı öncesi satın alınan ceketlerin, mihmandar Sadettin Güler tarafından Collina ve arkadaşlarına verildiği belgelenir.

Dönemin Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ve Merkez Hakem Kurulu Başkanı Bülent Yavuz’un inisiyatifi ve direktifi doğrultusunda gerçekleşen hediye ceket alımının, Zeytinburnu’nda bulunan bir imalathaneden yapıldığı kayıtlara geçer. FIFA kokartlı eski hakemlerden olan ve uluslararası müsabaka için Türkiye’ye gelen tüm hakemlerin mihmandarlığını yapan ve camiada saygın bir yeri olan Sadettin Güler, Futbol Federasyonu’nun açtığı soruşturma doğrultusunda olayı ayrıntılı bir şekilde anlatır.

Güler, piyasa değeri yaklaşık 300’er dolar olan deri ceketlerin her birinin, sıkı bir pazarlık sonucu 100’er dolara alındığını Futbol Federasyonu’na bildirir. 20 gün önce İstanbul’da Futbol Federasyonu Hukuk Kurulu üyelerine ifade veren Güler, “alışverişin bir imalathaneden yapılması” nedeni ile fatura alımının gerçekleşmediğini söyler. Dolar kurunun 2002 Kasım’ında 1 milyon 650 bin lira olduğunu belirten Güler, 4 ceket için toplam 660 milyon lira ödediğini bildirir.

Dünyada tüm ev sahibi ülke federasyonları tarafından misafirperverlik gereği yapılan hediye alımı nedeni ile başı ağrıyan Güler, federasyona verdiği ifadesinde, “Collina’yı iyi tanırım. Dostumdur. Bunda abartılacak bir durum yok. Ülkemin konukseverliği doğrultusunda ufak bir hediye aldık. Gerekirse bu hediyelerin parasını fazlasıyla cebimden ödemeye hazırım. Yeter ki, ülkemize ve futbolumuza bir zarar gelmesin” der.

Halen İstanbul İl Hakem Kurulu Başkanlığı yapan Güler ayrıca, “Müsterihim. Tek üzüntüm, Collina’nın adının deşifre edilmesi nedeni ile ülkemizin ve futbolumuzun zarar görecek olmasıdır” der. Futbol Federasyonu da bu ifade karşısında Sadettin Güler hakkında dava açılmasını kararlaştırır.

İddialar üzerine Collina “Hayatımda hiç maç öncesi veya sonrası armağan almadım. Prensiplerime aykırıdır ve bu itham ‘Grande Bugie’ (koca bir yalandır)” der.

M. Ali Şahin 16 Ocak 2006’da NTV’ye yaptığı açıklamada, Haluk Ulusoy ile herhangi bir şahsi problemi olmadığını belirterek, “Tüm adaylar benim için saygıdeğerdir, ancak sayın Ulusoy’un 7.5 yıllık başkanlığı döneminin son 3 yılıyla ilgili Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun 400 küsur sayfalık bir teftiş raporu var” diye konuşur.

Müfettişlerin, raporun son bölümünde, “Ulusoy’un görevde kalmasında sakınca vardır” şeklinde bir değerlendirme yapmayı düşündüklerini, ancak kendisinin o tarihte görevde olmaması nedeniyle bu şekilde bir değerlendirme yapamadıklarını ifade eden Bakan Şahin, siyasetçiler olarak özerk alana müdahale etmemeye özen gösterdiklerini kaydeder.

Şahin, şunları söyler:

“Sayın Ulusoy, federasyon başkanı seçildiği taktirde, müfettişler görüşlerini bana tekrar bildirecekler. Ben de genel kurulun hemen arkasından Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nu toplantıya çağıracağım. Kendisinin aklanması gerektiğini düşünüyorum. Aklanmadan aday olmamalıdır.

Ulusoy, hükümetin başarılı olduğunu söylüyor ve bu başarıya katkı sağlayacağı yönünde açıklamalarda bulunuyor. Bu açıklamalar, sayın Başbakanımızı son derece üzmektedir. Nitekim basın müşavirliğimiz tarafından 2 kez açıklama yapılmak zorunda kalınmıştır.

Devletin bir adamı olarak devletin müfettişlerinin raporlarının gereğini yapmak durumundayım. Türkiye’de kimsenin futbolu kaosa sürüklemeye hakkı yoktur.”

Aynı tarihte “Haluk Ulusoy’un destekçisi, siyasi iradeyle bağlantı noktası” olarak anılan Melih Gökçek şunları söylüyordur:

“Evet, Ulusoy’u destekliyorum. Futbola başkan olmasını da istiyorum ama hiçbir şekilde siyasi bağlantı sağlamam, bu işe siyaseti sokmam mümkün değil. Bu nedenle sayın Başbakan’a gitmem, bu işlere girip kendisiyle ters düşmem de mümkün değil. Birileri anlamadığım biçimde Başbakan’ın adını kullanıyor. Zaten sayın Erdoğan da bunun rahatsızlığını hissedip -ben bu işlere girmiyorum- diye açıklama yaptı. Ancak, sayın Erdoğan bu işe girerse, bana da bu konuda bir talimat verirse, hoşuma gitse de gitmese de siyasi terbiye gereği, buna uyar gereğini yaparım. Benim terbiyeme göre, -Başbakanımın emri olur- der hemen uygularım.

Siyasi kişiliğimi, belediye başkanı elbisemi dolaba asıp, spor işleriyle uğraşıyorum. Çünkü benim hoşuma gidiyor spor.. Siyasilerin sporla uğraşmasını ancak spor adamı kimlikleriyle kabul ederim.. Tıpkı benim yaptığım gibi.. Yaşamı spor içinde geçen bir kişi olarak, sayın Haluk Ulusoy’a da söylediğim gibi tüm kulüplerin temsil edildiği bir yapı oluşmalı.. Her kulübün bir temsilcisi olmalı, futbolun kurullarında. Herkese yetecek kadar kurul var, yoksa da oluşturulmalı. Herkesin söz hakkı, bunun yanı sıra da sorumluluğu olmalı futbolun yönetiminde. Futbolun kurtuluşu, gelişmesi, büyümesinin formülü burada”.

TFF seçiminin hemen öncesinde, 18 Ocak 2006’da, İsviçre’de yaşayan avukat Mustafa Bakraç, FIFA Başkanı Joseph Blatter’e gönderdiği şikayet dilekçesinde, Türkiye’de futbolda en zor seçimin olacağını ve bunun sebebinin de seçimlere siyasetin karışmasından kaynaklandığını ifade ederek, federasyon delegelerine baskı yapıldığını, bunun da hukuk devletine karşı, demokrasi ve FIFA kurallarına aykırı bir seçim olacağı görüşlerine yer verir.

Ulusoy, Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in kendisine açıkça tavır alması nedeniyle yaşanan son gelişmeler için ilginç bir yorum yaparak içinde bulunduğu durum ile Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın’ın yaşadığı olaylar arasında paralellik kurar: “Beni de Rektör Yücel Aşkın gibi linç etmek istiyorlar”.

Seçim çalışmaları için Ankara Sheraton Oteli’nde karargah kuran Ulusoy, oy kullanacak delegelerle bire bir görüşmeler yaparak, kendi tarafına çekmeye çalışmaktadır. Planlarını ve projelerini anlatan Haluk Ulusoy, “Kimseyle kavga etmek istemiyorum. Spor adamına kavga yakışmaz. Son günlerde yaşananlara inanın çok üzülüyorum. Bana yapılanları içime sindiremiyorum. Bazıları beni Rektör Yücel Aşkın gibi linç etmek istiyor, devr-i sabık yaratmaya çalışıyorlar. Olayın acı tarafı bana bu haksızlığı yapanların hepsinin de arkadaşım olmaları” diye dert yanar.

Ulusoy, başkan seçildiği taktirde yapmayı planladıklarının yer aldığı bir kitapçık hazırları. Kitapçıkta yer alan önemli maddeler şöyledir:

  • Süper Lig Birliği kurularak, 2008-2009 sezonunda yayınlar, marka ve gelir paylaşımını bu birliğe devredilecek.
  • Süper Ligin yanı sıra 2 ve 3. ligler için de birlik kurulacak.
  • Hakem notları açıklanmayacak. 3’er aylık değerlendirmeler yapılacak.
  • Yabancı futbolcu sayısı ve kriterlerinde değişiklik yapılacak.
  • Pazarlama için yeni departman kurulacak. Gelir artırıcı çalışmalar, kulüpler ve sponsorlar ile birlikte yapılacak.
  • Almanya’da amatör küme takımları finanse edilip, buralardan yetişecek Türk çocukları futbolumuza kazandırılacak.
  • Futboldan emekli olmuş bakıma muhtaç, hakem, teknik direktör, antrenör ve futbolcuların barınmaları için huzurevleri açılacak.

19 Ocak 2006’da Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu’ndaki başkanlık yarışını Haluk Ulusoy kazanır. Genel kurulda başkanlık için yarışan iki adaydan Haluk Ulusoy, 211 geçerli oydan 109’unu, Ayhan Bermek ise 102’sini alırken, seçim sonucu taban birliklerinin oy kullandığı 6. sandığın açılmasından sonra Ulusoy lehine döner.

Aralarında Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor’un bulunduğu Birinci Süper Lig kulüplerinin oy kullandığı 1. sandıkta 48 delege oy kullanırken, Ayhan Bermek’e 28, Haluk Ulusoy’a 20 oy çıkar. Diğer süper lig kulüplerinin yer aldığı ve 40 delegenin oy kullandığı 2. sandıkta da Bermek 23, Ulusoy 16 oy alır. Eski federasyon başkanlarının oy kullandığı 3. sandıktaki 36 oydan, 13’ünü Bermek, 22’sini Ulusoy kazanır. İkinci ve Üçüncü Lig kulüp delegelerinin oy kullandığı 4. sandıkta Bermek’e 17, Ulusoy’a 11 oy çıkar. Yine İkinci ve Üçüncü Lig delegelerinin yer aldığı 5. sandıkta bu kez Ulusoy 19-14 üstünlük sağlar. Son sandık açılmadan önce Ayhan Bermek, sayılan oylardan 95’ini alırken, Ulusoy’a 88 oy çıkmıştır. Fakat taban birliklerinin belirlediği 28 delegenin oy kullandığı 6. ve son sandıkta Haluk Ulusoy, Ayhan Bermek’e 21-7 gibi büyük bir fark atınca, seçimden 109-102’lik üstünlükle federasyon başkanı olarak çıkmayı başarır.

Ulusoy seçim sonuçlarının ardından şunları söyler:

“Bana güvenen Türk halkına teşekkür ediyorum; beni tekrar başkan olarak görmek istediler. Ayrıca basın ve medya kuruluşlarına da teşekkür ediyorum. Medyamız bu süreçte çok duyarlı davrandı. Mükemmel bir gazetecilik örneği gösterdi. Genel kurul üyeleri bana teveüccüh göterdiler ve bir dönem daha futbol federasyonu başkanı olarak görmek isteyerek, oylarını bu yönde kullandılar. Hepsine çok teşekkür ediyorum. Adaylık sürecinde benden desteklerini esirgemeyen annem, babam ve aileme de ayrıca teşekkür etmek istiyorum.

Ülke futbolunu bıraktığım yerden daha ileriye götürmek için, malzemecisinden yöneticine kadar tekrar zincirin halkalarını oluşturacağız. Türk bayrağını en yüksek yerlere yine taşıyacağız.

M. Ali Şahin’in açıklamaları bakanın görüşleridir. Biz saygıda kusur etmeyiz, sayın bakanımıza ziyarete gideriz. Türk futbolunu kalkındırmak için sayın Bakana da Başbakana da ihtiyacımız var. Bunu tek başımıza yepmamız mümkün değil. Bunu elbirliği ile yapacağız.”

Olağanüstü genel kurulda oylama öncesi faaliyetler ve yapılan konuşmalar şöyledir:

Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu’nun başlamasına dakikalar kala Sheraton Oteli’nin lobisinde bir araya gelen başkan adayları Ayhan Bermek ve Haluk Ulusoy, dostluk mesajları verdi.

Kulüpler Birliği ve Galatasaray Kulübü Başkanı Özhan Canaydın ile birlikte otelin lobisinde kahve içerek sohbet eden Bermek ve Ulusoy, 2 eski dost olduklarını vurgulayarak, seçim sonunda kazananın Türk futbolu olması temennisinde bulundular.

Haluk Ulusoy’un Türk futbolu için önemli çalışmalar yapmış, büyük başarılara imza atmış bir federasyon başkanı olduğunu ifade eden Bermek, “Bu kez 2 hemşehri rakip olduk. Türk futboluna biraz da ben hizmet etmek istedim. Bu nedenle aday oldum. Seçimi kazanırsam Ulusoy’un başlattığı çalışmaları sürdürmek ve onun tecrübelerinden istifade etmek istiyorum” dedi.

Haluk Ulusoy ise genel kurulun ülke futboluna hayırlı uğurlu olmasını dilediğini belirterek, şöyle konuştu: “Biz iki eski dostuz. Bu ülke futboluna hizmet etmek için karşı karşıya değil yan yanayız. Seçim sonunda kaybeden olmayacak. Ben Türk futboluna 7.5 yıl hizmet ettim. Kazandığım başarılar ortada. Genel Kurul bir dönem daha görev verirse en iyi şekilde hizmet ederek eski başarılarımızın üzerine çıkacağımıza inanıyorum. Eksik kalan bazı projelerimizi de tamamlamak istiyorum.”

Özhan Canaydın ise iki başkan adayının centilmence yarış içinde seçime girmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirirken, “Dün akşamki Kulüpler Birliği toplantısı beraberlik doğurdu. Hangi aday kazanırsa, Türk futbolu kazanacak. Bundan eminim. Her şey çok güzel olacak” diye konuştu.

Genel Kurul’da divan başkanlığı yapmak istemediğini dün açıklayan Gaziantepspor Kulübü Başkanı Celal Doğan, bugün de bu kararında ısrar edince, genel kurul daha önce açıklandığı gibi saat 11.00’de başlayamadı. Daha sonra Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin tarafından ikna edilen Celal Doğan, Divan Kurulu Başkanlığı yapmayı kabul etti.

Divan Kurulu’nda ayrıca Fatih Atay, Seyfi Güner ve Feridun Tankut yer aldı. Genel Kurul 223 delegeden 211’inin hazırun defterini imzalaması ve Celal Doğan’ın açılış konuşmasının ardından yapılan saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Otelin teknik işlerden sorumlu müdürünün akredite kartı bulunmadığı gerekçesiyle genel kurul salonuna alınmaması nedeniyle İstiklal Marşı, banttan değil hep birlikte müziksiz okundu. Teknik aksaklıklar genel kurul salonunda görev yapan kameramanların da sıkıntı yaşamasına neden oldu.

Daha önce Genel Kurul’a katılıp katılmayacağı tartışma konusu olan Fenerbahçe Kulübü delegeleri de, kulüp başkanı Aziz Yıldırım liderliğinde genel kurul salonuna geldiler. Ayrıca Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin ile Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay da genel kurul salonunda yer aldılar.

Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu’nda bir konuşma yapan başkan Levent Bıçakcı, Türk futbolunun çıtasını yükseltme çalışmalarının bazı kesimleri rahatsız ettiğini söyledi.

Türk futbolunun gelişmesi için yaptıkları çalışmaların bazı kesimlerin hoşuna gitmediği belirten Bıçakcı, “18 aylık görev süremizde Türk futbolu için çağın gereklerini yerine getirmeye çalıştık. Türk futbolunun çıtasını yükseltme çalışmalarımız bazı kesimlerin hoşuna gitmedi. Bazı kesimler de engellemeye çalıştı” dedi.

Bıçakcı, buna rağmen tüm zorlukları göğüslediklerini ifade ederek, ”Biz çalışmalarımızı bu doğrultuda sürdürdük. Son günlerde gelen seçimi erteletme taleplerini de hep geri çevirdim” diye konuştu.

Göreve seçileceklerin kendilerini aşması gerektiğini ifade eden Bıçakcı, “Çıtayı yükselttik. Göreve gelecek olanlar bunu aşmak zorundadır. Görev süremiz boyunca federasyonun kurumsallaşması için çalıştık. Çünkü kurumsallaşmayı gerçekleştirirsek, federasyonun kişilere ihtiyacı olmaz” dedi.

Bıçakcı, Türk futbolunun en çok huzura ve güvene ihtiyacı olduğu bir dönemi yaşadığını dile getirerek, şunları söyledi: “İnsanların şahsi ikballerini değil, Türk futbolunu düşünmelerini istiyorum. Çünkü Türk futbolunun huzura, güvene birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacı olduğu bir dönemdeyiz.”

Bu arada, Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu Divan Başkanlığı’na seçilen Celal Doğan, UEFA adına Şenes Erzik’in kongreyi takip edeceğini söyledi.

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, UEFA kriterlerinin uygulanması konusunda sorumluluğun yalnızca kulüplere değil, bakanlık ve hükümete de ait olduğunu söyledi.

Genel Kurulu’nda konuşan Şahin, Türkiye’de 52 tane federasyon bulunduğunu, Futbol Federasyonu’nun en çok sevilen ve halkın en çok gündeminde olan branşın federasyonu olduğunu belirtti.

Futbolun arkasında ciddi bir halk desteğinin varlığına dikkat çeken Şahin, “Futbol büyük ekonomik imkanları kullanmaktadır. Bu kaynak yaklaşık 300 milyon dolar civarındadır. Diğer federasyonlarımızın kaynağı ise 45 milyon dolar civarındadır. Ancak kulüplerimizin sorumluluğu önümüzdeki seneden itibaren daha da artacaktır. UEFA kriterlerinin uygulanması yönünde hızla ilerliyoruz. Önümüzdeki yıldan itibaren bu kriterleri ülkemize taşımak federasyonların önemli görevlerinden biri olacaktır. UEFA kriterleri içinde de en önemlisi mali kriterdir. Kulüplerin gelir ve giderlerinin denk olması gerekiyor. Acaba şu anda kaç kulüp bu kriterlere uygun hale geldi? Bu eksiklikleri giderme sorumluluğu sadece kulüplere değil, bakanlığa ve hükümete de aittir” diye konuştu.

Bakan Şahin, futbol sektöründe hızla artan gelirin başka kurumların da iştahını kabarttığını söyledi. Önceki yıllarda kulüplerin tek gelir kaynağının maç hasılatları olduğunu hatırlatan Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sonra naklen yayın gelirleri devreye girdi. Ama İddaa oyununu başlatmak suretiyle 131 milyon YTL kaynak elde edildi. Böyle süratle artan gelir başka kurumların da iştahını kabartıyor. Eğer kulüpler İddaa oyunundan birlikte yararlanmak istemezlerse çok büyük bir geliri kaybederler. O nedenle beni bu konuda yalnız bırakmayın. İkinci ve Üçüncü liglerin de bu kaynaktan yararlanacağı bir sistem geliştirilmeli. Sadece birkaç kulübün değerlendirildiği formül yanlış olur. Mesela isimlendirme çalışmalarını diğer liglere de yaymalıyız. Sponsorluğun kapsam alanını genişletmekle iyi yaptığımızı düşünüyorum. UEFA kriterleri için bunları mutlaka yapmak zorundayız. Eğer bir kulüp bu kriterler yüzünden Avrupa kupalarına katılamazsa bunun sorumluluğu öncelikle benim bakanlığıma sonra da hükümete aittir. Türk futbolunun gelişmesi için verdiğimiz desteği geçmişte olduğu gibi gelecekte de sürdüreceğiz.”

Şeffaflık konusunda takipçi olacaklarını vurgulayan Şahin, “Hesap ve kitapları daha düzgün tutalım. Kulüplerimizden istediğimiz daha şeffaf ve daha hesapverirlik içinde olmalarıdır” dedi.

Olağanüstü genel kurulda yapılan kura çekimi sonrasında ilk konuşma hakkını elde eden başkan adaylarından Ayhan Bermek, konuşmasına bir saptama yaparak başladı ve Türk futbolunun bir kaos içinde olmadığını belirtti. Türk futbolunda istenmeyen durumlar yaşandığını ve mevcut yönetimin sorumluluk duygusu sonucu seçim kararı alındığını ifade eden Bermek, bundan daha medeni, daha demokratik bir süreç düşünülemeyeceğini dile getirerek, şunları söyledi: “Birikim ve deneyimlerimi Türk futbolunun hizmetine sunmak için aday oldum. Şahsımın değil, fikirlerimin futbola hakim olması için başkan olmak istiyorum. Beni destekleyenler, Türk futbolunda özlem duyulan ilkelerin peşinde gidenlerdir. Bu bir bayrak yarışıdır. Bu uzun soluklu yarışta sizlerden aldığımız destekle ipi göğüsleyeceğimize inanıyoruz. Bu sonucu, Türk futboluna ve Türkiye’ye hizmet için bütün kalbimizle istiyoruz. Türk futbolunu en iyi şekilde temsil edeceğiz. Türk futbolunu dünya üzerinde zevkle seyredilen bir ekol haline getireceğiz.”

Bermek, amaçlarının, Türk futbolunu ülke ekonomisine ve Türkiye markasına değer katan bir yapı haline getirmek olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti: “Amacımız Türk futbolunu hak ettiği yere taşımak. Futbol Federasyonu, isimlerle değil kurumsal yapısıyla gündeme gelecek. Keyfi uygulamalar, yap boz kararlar değil, kurallar ve standartlar futbola yön verecek. Şeffaf ve disiplinli bir yönetim anlayışını, hukukun üstün olduğu bir Türk futbolunu hakim kılacağız.

İlk iş olarak özellikle İkinci ve Üçüncü Lig takımlarını sıkıntıya sokan tescil ücretini kaldıracağız. Adam ve kulüp kayırma, tahkimden dönen kararlar, hakem şaibeleri, kaynakların adaletsiz dağılımı ve formasını üstünden çıkarmayan yöneticiler olmayacak” dedi.

Başkan adaylarından Haluk Ulusoy da “Temmuz 2004’de yine bu otelde yaptığımız konuşmada (veda etmiyorum ara veriyorum) demiştim. Şimdi ara bitti karşınızdayım” dedi.

Ulusoy, 30 yıldır futbol camiası içinde kulüp başkanlığı da dahil olmak üzere çeşitli görevlerde bulunduğunu ifade ederek, şöyle konuştu: “30 yıldır sizlerin arasında olmaktan gurur duyuyorum. Bundan sonra da beraber yürüyeceğiz. 7.5 yıl federasyon başkanlığı yapmış olmam, bana bugün yeniden aday olma sorumluluğunu yükledi. Bu noktaya gelene kadar bana destek veren kulüplerin sözlerine güvendim ve aday oldum. Beni bugüne kadar mahcup etmeyen bu arkadaşlarımın şimdi de mahcup etmeyeceklerine eminim.”

Haluk Ulusoy, federasyon başkanlığı yaptığı dönemde gerek yönetimini gerekse futbol camiasını mahcup edecek hiçbir davranışının bulunmadığını vurgulayarak, “Bugüne kadar 1 kuruş haram para kursağımızdan geçmedi. Bu konuda gerek federasyon yönetimini gerekse futbol camiasını mahcup etmedim. Bundan sonra da mahcup edecek hiçbir şey yapmayacağım. Federasyon başkanı seçildiğim takdirde bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra kursağımızdan tek kuruş haram para geçmeyecektir. Size bu konuda namus sözü veriyorum. Benim Allah’tan ve sizden başka güveneceğim kimse olmadı. Yine sizlere ve Allah’ıma güveniyorum” diye konuştu.

Ulusoy, seçilmeleri halinde yönetimle kurullar ve kurumlar arasında iyi bir koordinasyon sağlayacak çalışmayı başlatacaklarını, engelli vatandaşların spor yoluyla topluma entegrasyonunun sağlanması için de her türlü çalışmayı yapacaklarını söyledi.

Amaçlarının ve hedeflerinin ortak olduğunu bildiren Ulusoy, konuşmasını şöyle tamamladı: “Şimdilik hiçbir projeden bahsetmek istemiyorum. Çünkü biz projelerimizi kulüp başkanları ve yöneticileri, futbolcular, futbolla ilgili olan tüm kurul ve kuruluşlarının yetkilileri ve temsilcileri ve spor yazarlarıyla bir otele kapanıp 3 gün boyunca yapacağımız çalışma sonrasında birlikte oluşturacağız. En geç 1 ay içinde de hayata geçireceğiz. Şimdiki düşüncelerim ve projelerim bunlardır. Bunun için hepinizden destek ve oy istiyorum.”

Ulusoy’un Kurulları Şöyledir:

Ulusoy’un tahkim kurulu asil üyeleri, Askeri Yargıtay Onursal Üyesi Tanju Güvendiren, Av. Türker Aslan, Noter Erkan Vardar, Prof. Dr. Aziz Can Tuncay, Doç. Dr. Ümit Kocasakal’dan oluşurken, yedek üyelerin isimleri şöyle: Av. Yılmaz Savaşer, Av. Faruk Kazancı, Av. Ömer Faruk Engin, Doç. Dr. Erdoğan Bülbül, Doç. Dr. Erkan Küçükgüngör.

Ulusoy’un denetleme kurulu asil ve yedek üyeleri ise şu isimlerden oluşuyor:

Asil üyeler: Engin Berker, Sezai Onaral, Vehbi Karabıyık, Cemil Başoğlu, Biltekin Özdemir.

Yedek üyeler: Ahmet Mithat Kantarcı, Suphi Ilgar, Abdülkadir Kuşin, Özkan Saraç, Burhan Gezgin.

Ayhan Bermek’in Listesi:

Yönetim Kurulu Asil Üyeleri: Hasan Doğan, Kemal Yardımcı, Mahmut Özgener, Erol Bedir, Davut Dişli, Mehmet Baykan, Ahmet Göksu, Ömer Gürsoy, Asım Atmaz, Fahrettin Çuroğlu, Mahmut Kemal Eraslan, İlhan Kavur, Hüseyin Şahin, Göksel Gümüşdağ.

Yönetim Kurulu Yedek Üyeler: Ahmet Çelebi, Kadir Gözükara, Nöyfel Bozdoğan, Arif Koşar, Faruk Bayraktar, Fahrettin Eserdi, Celal Kolatoğlu, Suphi Acar Yalçınkaya, Kadir Tıngıroğlu, Muhsin Korulay, Musa Soykara, Burak Karabacak, Bülent Ünlüsarvan.

Tahkim Kurulu Asil Üyeler: Doç.Dr. Halil Akkanat, Doç. Dr. Ömer Ekmekçi, Av. İbrahim Kadirbeyoğlu, Av. Cihan Türsen, Av. Osman Karakuş’tan oluşurken,

Tahkim Kurulu Yedek Üyeler: Av. Deniz Tolga Aytöre, Av. Zeki Diren, Yard. Doç.Dr. Ali Kemal Yıldız, Yard Doç.Dr. Melikşah Yasin, Beyoğlu Başsavcıvekili Atıf Perçin.

Haluk Ulusoy’un yeniden Futbol Federasyonu Başkanı seçilmesinin hemen ardından Bakan Mehmet Ali Şahin’den ültimatom gelir.

Spordan sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin, TFF Yasası’nın 31. maddesinin kendisine verdiği yetkiye dayanarak Başbakanlık Teftiş Kurulu’ndan federasyon başkanlığına seçilen Haluk Ulusoy hakkında mütalaa isteyeceğini, mütalaa geldikten sonra da gereğini yapacağını kaydeder. Ulusoy’u görevden alma yetkisi bulunmadığını belirten Şahin, TFF Genel Kurulu’nu olağanüstü kongreye davet edeceğini söyler.

Meclis Genel Kurulu’nda gündem dışı söz alan CHP İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek, hükümeti TFF seçimlerine müdahele etmekle suçlayarak, bu sürecin “futbola hizmet etme süreci değil, futbola hükmetme süreci” olduğunu kaydeder. Şimşek, Bakan Mehmet Ali Şahin’i de istifaya çağırır.

Şimşek’in konuşmasına yanıt vermek için kürsüye gelen Bakan Şahin ise istifa etmeyeceğini belirterek şöyle der:

“İşte elimde 30’a yakın dava açılmış. Sayın Ulusoy başkanlığa geldiğinde hem davalı hem davacı. Cumhuriyet savcılıkları, TFF’yi uygulamalarıyla zarara uğrattığı, haksız birtakım parasal ilişkilerle sorumlu tuttuğu bir kişinin aklanmadan aday olmamasını istedim. Bu hususun eleştirilecek değil, takdir edilecek bir davranış olduğu kanaatindeyim. Ben elimde bulunan imkanları kendi şirketlerime akdarmadım ki, istifa edeyim, ben elimde bulunan imkanları kurumdaki üyelere aktarmadım ki istifa edeyim. Ben yönetim kurulu üyelerinin aldığı avansları kapattırmama gibi bir hata yapmadım ki istifa edeyim. Bunu yapanların istifa etmesi gerekir.

Ulusoy’un aday olmaması gerektiğini söylerken temiz toplum, temiz spor adına bir davranışta bulundum ve bundan da asla pişman değilim. TFF Yasası’nın 31. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak Başbakanlık Teftiş Kurulu’ndan, Ulusoy görevde kalmış olsaydı rapor verildiğinde müfettişler ne mütalaa vereceklerse şimdi o mütalaayı isteyeceğim. O mütalaa geldikten sonra da gereğini yapacağım. Görevden alma yetkim yok. Genel kurulu olağanüstü kongreye davet edeceğim”.

Yapılacak Olağanüstü Genel Kurul’da Haluk Ulusoy’un yeniden aday olması halinde ne yapacaklarının sorulması üzerine de Bakan Şahin, “Sayın Ulusoy, yeniden aday olamaz. Aday olması halinde üçüncü kez seçilmiş olur” der.

ANAP Grup Başkanvekili Süleyman Sarıbaş, ise özerk, bağımsız kurullara hükümetin karışmaması gerektiğini ifade ederken, “Sayın bakanın birlikte çalıştığı bir sürü bürokrat hakkında da bir sürü müfettiş raporu var. Siz dokunulmazlığın ardına sığınacaksınız sonra ‘müfettiş raporu var ben milletin hakkını koruyacağım’ diyeceksiniz. Peki başka milletin hakkına tecavüz edenlerin hakkını niye koruyorsunuz. Adam bileğinin hakkıyla, eze eze, size rağmen geldi. Kutluyorum” diye konuşur.

20 Ocak 2006’da Hürriyet Gazetesi’ndeki bir haber şöyledir:

Hoşgeldin kaos

Kongre beklenenin aksine kavgasız geçti. Ama sonrasında kriz çıktı. Bakan Mehmet Ali Şahin, “Müfettişler, Ulusoy’un görevde kalmasında sakınca görürse genel kurulu toplarım” diye konuştu.

Futbol Federasyonu’nun 37. başkanı Haluk Ulusoy oldu. Olağanüstü genel kurulda başkanlık için yarışan iki adaydan Ulusoy, 211 geçerli oydan 109’unu, Ayhan Bermek ise 102’sini aldı. Ankara Sheraton Oteli’nde yapılan kongre, beklenenin aksine sakin bir havada geçti. Bunda Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in kongre salonunda yaptığı ılımlı konuşma önemli rol oynadı. Bakan Şahin, konuşmasında sadece Türk sporunun sorunlarına değinerek, “Kulüplerden şöyle bir istirhamım var. Daha şeffaf olalım. Hesaplarınızı daha dikkatli tutun” dedi.

Daha sonra başkan adayları Ayhan Bermek ve Haluk Ulusoy kürsüye çıktı. Bermek, Ulusoy’un geçmişteki icraatlerine gönderme yaparak, ” Keyfi uygulamalar, yap boz kararlar değil, kurallar ve standartlar futbola yön verecek” diye konuştu. Haluk Ulusoy ise seçim konuşması yaparken Bakan Şahin’e mesaj gönderdi. Ulusoy, “Görev yaptığım dönemde boğazımdan haram kuruş geçmedi” ifadesini kullandı.

Kongrede daha sonra oylamaya geçildi. Yapılan oylama sonucunda Haluk Ulusoy, 211 geçerli oydan 109’unu alırken, Ayhan Bermek’e 102 oy çıktı. 1997-2004 yılları arasında da başkanlık yapan Ulusoy, böylelikle 18 ay aradan sonra yeniden göreve gelmiş oldu.

FEDERASYON SEÇİMİNİN PERDE ARKASI

Haluk Ulusoy nasıl kazandı?

1-) Ekibinde liderler vardı. En başta da Melih Gökçek, Nuri Albayrak ve Yıldırım Demirören, Ulusoy’un seçilmesi için inanılmaz bir mücadele verdiler.
2-) Devlet Bakanı Şahin’in Ulusoy aleyhindeki demeçleri, özerk futbolu savunan delegelerden tepki gördü. Böyle düşünenler Ulusoy’a oy verdi.
3-) Seçim çalışmalarında adam adama markaj uyguladı. Kongreden bir gün önce, güvendiği adamları delegelerle bire bir görüştürdü.
4-) Antrenörler, eski futbolcular ve hakemlerden oluşan taban birlikleriyle bağlarını hiç koparmadı. Onlarla kurduğu dostluğun karşılığını aldı.
5-) Hakkındaki olumsuz imajı silmek için, sürekli “Değiştim. Hatalarımdan ders aldım” mesajı verdi. Listesini yeni isimlerden oluşturdu.
6-) Mazlum ve mağdur pozisyonuna düşmenin karşılığını gördü. İktidarın Ayhan Bermek’i desteklediği imajı kendisinin işine yaradı.

AYHAN BERMEK nasıl KAYBETTİ?

1-) Listesini oluştururken tutarlı olamadı. “Yönetim kuruluma aldım” dediği MHK Başkanı Ufuk Özerten’i, baskılar üzerine son anda listeden çıkardı.
2-) Siyasilerden kopamadı. Listesini, Başbakan Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen işadamları Hasan Doğan ve Cihan Kamer ile birlikte yaptı.
3-) Büyük bir taktik hatası yaparak, kulüplerin delegelerine listesinde yer vermedi. Oy potansiyeli olan kişileri listesine almadı.
4-) Eskinin devamı olduğu imajını çizdi. Kamuoyunda çok eleştirilen Levent Bıçakcı federasyonundan 7 kişiyi listesine aldı.
5-) Etkileyici bir proje sunamadı. Delegeleri ve futbolseverleri tatmin edecek herhangi bir program ortaya koyamadı.
6-) Son yıllarda camiadan çok kopuk kaldı. Haluk Ulusoy camiadan bir an olsun kopmadı. Ama Bermek, özellikle son 5 yılda futbol dünyasından uzaktı.

Federasyonun yeni kurulları

Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu’nda, başkanlık seçiminin ardından yönetim, tahkim ve denetleme kurulu üyelikleri için ayrı bir seçim yapıldı. Haluk Ulusoy, bu seçimde Ayhan Bermek’e büyük fark attı. Ulusoy’un yönetim kurulu asil üyeleri 125 oy alırken, Bermek’in listesi 19 oyda kaldı. Bu seçimde 2 oy geçersiz, 5 oy da boş kullanıldı. Ulusoy, tahkim kurulu seçiminde 119’a 22, denetleme kurulunda da 128’e 17 üstünlük sağladı.

Asil: Affan Keçeci, N.Kemal Ünsal, Kemal Kapulluoğlu, Galip Asal, Metehan Bektaş, Mustafa Urhan, İbrahim Usta, Rafet Kırgız, Süheyl Önen, Turan Özen, Cihangir Önger, Tahir Kıran, Erdal Batmaz, Ender Alkoçlar.

Tahkim Kurulu: Asil üyeler: Askeri Yargıtay Onursal Üyesi Tanju Güvendiren, Av. Türker Aslan, Noter Erkan Vardar, Prof. Dr. Aziz Can Tuncay, Doç. Dr. Ümit Kocasakal.

Denetleme Kurulu: Asil üyeler: Engin Berker, Sezai Onaral, Vehbi Karabıyık, Cemil Başoğlu, Biltekin Özdemir

Sandıklara Göre Oy Dağılımı:

1. Sandık (4 Büyükler ve Süper Lig Kulüpleri)
Ulusoy 20, Bermek 28

2. Sandık (Süper Lig Kulüpleri)
Ulusoy 16, Bermek 23

3. Sandık (Eski Başkanlar)
Ulusoy 22, Bermek 13

4. Sandık (2.ve 3. Lig Kulüpleri)
Ulusoy 11, Bermek 17

5. Sandık (2. ve 3. Lig Kulüpleri)
Ulusoy 19, Bermek 14

6. Sandık (Taban Birlikleri)
Ulusoy 21, Bermek 7

Ulusoy, Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in TBMM’de “Teftiş Kurulu raporları doğrultusunda olağanüstü genel kurulu yeniden toplayacağım” şeklindeki sözlerine 20 Ocak 2006’da yanıt verir:

“Teftiş kurulu raporlarına göre suç duyurusunda bulunabilecek herhangi bir ibare yok. Bakan Meclis’te neden böyle bir açıklama yaptı, anlayamıyorum. Yeni bir Teftiş Kurulu raporunun getireceği yer yine genel kuruldur. Raporlar hiçbir suç unsuru taşımıyor. Genel kurul iki adaylı bir seçimden Haluk Ulusoy’u başkan olarak seçmiştir. Eğer bu yönde bir girişim olursa daha sonra biz de gerekli açıklamayı yaparız.

Söz veriyorum, herkesin başı dik olacak. Her bakımdan temiz olduğum için başkanlığa aday oldum ve kazandım.”

Federasyonun eski Hukuk Kurulu üyelerinden ve yeni federasyon yöneticisi Av. Kemal Kapulluoğlu:

“şu anda Haluk Ulusoy, futbol ailesinin bir bireyi oldu. FIFA, zaten Türkiye’deki seçim sürecini incelemeye aldı. FIFA ailesinden bir bireyin siyasiler tarafından böyle rahatsız edilmesine göz yummaz. Dünyada bunun örnekleri var. Yunanistan’da, Portekiz’de, Azerbeycan’da olduğu gibi. Böyle bir durum sonucunda hemen Türkiye’nin üyeliğini tartışmaya açarlar. Bu da sırasıyla uyarı, askıya alma ve üyelikten atmaya kadar gider. Çünkü, FIFA, siyasetin işlerine karışmasını istemiyor. Levent Bıçakcı yönetiminin göreve geldiği ilk günlerde sayın bakan hakemlerin torbadan çekilerek belirlenmesini istemiş, FIFA anında Türkiye’yi uyarmıştı.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Şahin’in genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırma yetkisinin bulunuyor. Kendileri, genel kurul için bize bir yazı yazar. Federasyon yönetimi olarak uygun bir üslupla nedenlerini sorar ve sonra da cevaplarını veririz. Genel kurulun hemen bu istek üzerine toplanıp seçime gitmesi, diye bir süreç olmaz. Sayın bakanın ve danışmanlarının bu olayda daha hassas davranmaları gerektiğine inanıyorum. Yoksa FIFA’nın kararlarına ülke olarak katlanmak zorunda kalırız.“

Ulusoy seçildikten sonra önündeki problemler şunlardır:

  • Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından hazırlanan rapor doğrultusunda eski federasyonun, kendisine açtığı 23 davadan aklanmaya çalışacak.
  • Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in olağanüstü genel kurul kararı aldırması durumunda, başkanlığını sürdürebilmek için siyasi ve hukuki mücadele verecek.
  • İsviçre maçındaki olaylardan az bir ceza ile kurtulabilmemiz lobi çalışmalarının başarısına bağlı. Bu alanda bütün yük Ulusoy ve yönetiminin sırtında olacak.
  • Fatih Terim’in istifa kararı sonrasında milli takımlar teknik direktörü atanacak.
  • Federasyonu sağlıklı bir şekilde yönetebilmesi için bütün kulüplerin desteğini almak zorunda. Başta Fenerbahçe olmak üzere, kendisine karşı olan ve seçimde kendisine oy vermeyen kulüplerle ilişkiler nasıl olacak?

TFF seçimi bitmişti bitmesine de kavgası hala sürmektedir. Futbol Federasyonu seçimleri öncesi ismi sık sık gündeme gelen eski başkanvekili Hasan Doğan, Star televizyonunda yayınlanan Telegol programına bir röportaj verir ve ortalığı karıştırır. Federasyon seçimlerini Trabzonspor Kulübü Başkanı Nuri Albayrak ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in etkilediğini ileri süren Doğan;

“Onların desteği olmasa Ulusoy kazanamazdı. Futbol Federasyonu bu 2 kişinin kontrolüne geçmiştir. Yorumlar iktidarın Ulusoy’a karşı kaybettiğini söylüyor. Peki Gökçek ve Albayrak CHP’ye mi geçti?

Haluk Ulusoy’un şahsıyla ilgili değil ama o dönemdeki kirlilikler Başbakanı etkiledi. AK Parti topyekün bir tavır koysa Haluk Ulusoy kazanamazdı.

Gökçek’in Anayasa Mahkemesi’nden kararın çıkmasında bile etkili olduğuna inanıyorum. Haluk Ulusoy diyet borcu ile iktidar olmuştur. Bu federasyon Haziran’da gider. Diyetler ödenecek.!”

Programa kendi isteğiyle telefonla bağlanan Ankaraspor’un Onursal Başkanı Melih Gökçek ise Hasan Doğan’ı ağır bir dille eleştirir:

“Hasan Doğan seçildikten sonra diyet borcu mu ödedi? Bu nedenle mi bizim için de aynı şeyleri düşünüyor? Beş kişilik bir grupta, yeni yönetimde olması gerektiğini söyledim. Kendisi de bana aynen ‘Bugün veya yarın yapılacak seçimde, gerek başkan adayı, gerek ikinci kişi olarak hiçbir yönetimin içerisinde yer almayacağımı defalarca dile getirdim. Eğer seçime girersem, bunu basın mensuplarına izah edemem. Bana (etek giy) derler’ cevabını verdi. Ve Hasan Doğan seçime girdi”.

24 Ocak 2006’da Ulusoy, genel sekreter Lütfi Arıboğan ve dışilişkiler sorumlusu Süheyl Önen, UEFA’nın düzenlediği Federasyon Başkanları ve Genel Sekreterleri Toplantısı’na katılmak üzere İsviçre’nin Nyon kentine giderler.

Haluk Ulusoy ve beraberindeki heyetin, bu toplantının ardından, 27 Ocak Cuma günü Montreaux’da yapılacak 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası grup eleme maçları kura çekiminde de yer alacakları bildirilir.

Ulusoy, olaylı Türkiye-İsviçre milli maçıyla ilgili FIFA Disiplin Komitesi’nin duruşmasıyla ilgili temaslarının olup olmayacağıyla ilgili bir soruya ise, “Gidiş sebebimiz o değil. Ama bize sorulan bir şey olursa, cevabını veririz” diye yanıt verir.

TFF seçiminin perde arkası ile ilgili haberler ve iddialar bitmek bilmez. 26 Ocak 2006 tarihli Hürriyet Gazetesi’nden:

Etek giydik küpe gönder

Seçimden 2 gün önce bir eski dostu aradı Ulusoy’u, “Helallik” istedi. Cevabı; “Hayırdır sen mi ölüyorsun yoksa ben mi?” oldu. Bir başkası çocukluk arkadaşıyla fena halde kavga ettiğini söylüyordu. Bir diğeri de “Eteklik giydik, bize küpe gönder” diyordu.

KİMSENİN tanımlayamadığı bir görüntü vardı ilk kez.. Herkes mutsuzdu Futbolun Kongresi öncesi.. Haluk Ulusoy ile Ayhan Bermek arasında içten içe kıran kırana; görünür yüzüyle son derece centilmence geçen bir “Futbol” kongresi.. İşin doğrusu, bu genel kurul bir hesaplaşma idi.. Bir buçuk yıl önce “sen kenara çekil” denilen Ulusoy ile diyen Hasan Doğan’ın hesaplaşmasıydı yaşanan.. Bu gerçek öykü, Ulusoy’un zaferleştirilen başkanlığına giden 7 uzun günün kısa hikayesi idi.. Olaylara tanık olan Ulusoycu ve Bermekçi 6 farklı kişinin anlattığı kısa anektodların öyküleştirilmiş biçimiydi.. Tarihe tanıklık eden futbol misyonerlerinin hikayeleriydi..

Tarih 12 Ocak 2006 Perşembe.. Yer, Haluk Ulusoy’a ait Fantasia Oteli’nin İstanbul Levent’teki Bürosu.. O gün çok hareketli. 5 Ocak tarihinde Anayasa Mahkemesi’nden aday olabilme vizesi alan Ulusoy, bunu kullanıp kullanamayacağı konusundaki kararı verecek. Küçük ancak önemli bir aşama kalmış adaylık yolunda.. Bu nedenle 13 Ocak’ta açıklayacağı adaylığına ilişkin bir işaret bekliyor Ulusoy. En yakınındaki kişi olan Şükrü Yazıcıoğlu’nun bilmediği bir şeyler vardı.. O geciktikçe “Ulusoy aday olmayacak” iddiaları daha yüksek tonda seslendirilmeye başlamış.

Akşam üzeri Kulüpler Birliği Vakfı Başkanı Özhan Canaydın, Ulusoy ile bir araya geliyor. 3 saat süren görüşmede Canaydın, “aday olacağım” diyen Ulusoy’a “G.Saray 7 delegesiyle sizin yanınızdadır” teminatını verip bürodan ayrılıyor. Görüşme sürerken, büroya A.Gücü Başkanı Cemal Aydın, Bursaspor Başkanı Levent Kızıl ve Beşiktaş İkinci Başkanı Murat Aksu geliyor. Kızıl, Aydın’a bir not vererek, “Ulusoy’u desteklemek, adamlığımın gereğidir” cümlesini eliyle yazıyor. Ancak Kızıl, son anda fikir değiştirip, kongrede Ayhan Bermek’e oy veriyor. Delegesi Hüseyin Şahin’i Bermek’in listesine koyduruyor.

Gecenin ilerleyen saatlerinde Şükrü Yazıcıoğlu’nun telefonu çalıyor. Arayan kişi, Haluk Ulusoy’u soruyor, babası Saffet Ulusoy’un evinde olduğu yanıtını alıyor. Oysa gerçek çok farklı.. Ulusoy, Albayrakların Yeni Şafak’taki bürosunda oturuyor saatin 01.30’u gösterdiği o anlarda. Ev sahibi Nuri Albayrak, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Hasan Doğan ve Murat Aksu, İstanbul’daki başbakan Erdoğan’ı ziyaret ederek “Malum konuyu” görüşüyordu. Erdoğan, “biz bir şeye karışmayalım, taraf olmayalım” diye noktayı koyuyor. Ulusoy evinden çağrılıp, başbakanın görüşü tebliğ ediliyor Albayrak, Gökçek, Doğan ve Aksu tarafından.. Sadece “geçmişinden kurtulup, yepyeni bir ekiple gelmelisin” diye ortak bir istek iletiliyor Ulusoy’a. Bir de Hasan Doğan’ın isteği vardır.. “İşin sadece yüzde yetmişi çözüldü, Pazar sabahı başbakanla birlikte kahvaltı yapacağız, kalan yüzde otuzunu da çözeceğim. Adaylığını açıklamak için iki gün bekle” biçiminde. Ancak bu tartışma yaratıyor. Ulusoy, Doğan’ı değil “sen onu boş ver, hemen açıkla” diyen Albayrak, Gökçek ve Aksu’ya kulak veriyor. 14 Ocak cumartesi günü adaylığını açıklıyor…

TSYD’den çıkıp bürosuna dönüşünde kader birliği yaptığı, hiç yanından ayrılmayan Cemal Aydın ile odaya kapanıp, durum değerlendirmesi yaptı. Ulusoy-Aydın görüşmesinden “tavsiyeye uyulmasının uygun olacağı” kararı çıkıyor, “beni listeden affet, enin her zaman yanındayım” diyerek jest yapan Aydın ile dava arkadaşı Ata Aksu liste dışı kalıyordu. Aslında eskilerden kimse yoksu listesinde ama Hüsnü Hayali, bunu kabullenemiyor ve Ankara’daki kongreye bile gelmeyerek dostuna tepkisini koyuyordu açıkça.. Olumsuz hava sonrası tek olumlu şey Melih Gökçek’in Hürriyet’e yaptığı “Başbakanımın emri olur” röportajı idi.. Ancak yine de yaratılan hava, kendisinin önü kesildiği ve Ayhan Bermek’e yol verildiği biçimindeydi.. Çıktı otelden, Melih Gökçek’in yanına gitti. Gökçek, moral verdi. Sonra Cemal Aydın’ın Kavaklıdere’deki ofisinin yolunu tuttu Ulusoy.. Sivas Başkanı Mecnun Odyakmaz da geldi, durum değerlendirmesi yapıldı. Öğleden sonra sessizce kalktı, otele gitti, 23. kattaki 2304 nolu suit odasına çıktı. Dışarıda hareket vardı.. Ulusoyculuğu tescilli Cemal Aydın ile Bermek’in açık destekçisi Hasan Doğan asansörde karşılaşıyor ve sarılıp öpüşüyordu rakip ikili. Ne olduğunu anlamaya çalışan Ulusoy’un 2304 nolu odasının iki önemli ziyaretçisi vardı.. Malatya Başkanı Hikmet Tanrıverdi ile Ç.Rize Başkanı Ekrem Cengiz. Tanrıverdi, “Başkan, hiç kimse mutlu değil. Bu işi nasıl çözeceğiz?” diye dert yandı.. İşte bu sözler, Ulusoy’un inanılmaz itiraflarının da anahtarı oldu. O ana kadar sessiz sakin bekleyen başkan, birden coştu:

“Arkadaşlar, bu yaşananlardan benim mutlu olduğumu mu sanıyorsunuz. Bu kaos, en çok beni üzüyor. Bugün bir arkadaşım beni aradı, helallik istedi. Dedim ki -sen mi ölüyorsun yoksa ben mi?- (Erol Bedir.. Ulusoy’un yanındaydı, son anda Bermek listesine geçti..) Sonra bir başka arkadaşım telefon etti. Çocukluktan beraber büyüdüğü bir arkadaşıyla çok sert tartışıp, küsmüşler.. Köprüleri atmışlar, bu seçim yüzünden.. (Ender Alkoçlar bu kişi.. Levent Kızıl ile olan kavgasını anlatıyor.) Bir başka kişi aradı -Başkanım biz etek giydik bir de küpe gönderin.. Bizi affet, hakkını helal et- diye konuştu.(Bu kişiyi açıklamadı.. Birkaç kişinin aynı şeyi söylediği iddia ediliyor ama sır olarak kaldı bu cümlelerin sahibi.)

İlişkiler iyi görünüyor ama böylesine çirkin olayları da yaşıyoruz. Bunlar beni üzüyor, canım konuşmak bile istemiyor”

Bu cümlelerin ardından, herkesin söylemesinden korktuğu baklayı ağzından çıkardı: “Ben üzerime düşeni yaparım. Adımsa, adımı korkmadan atarım. Günlerdir onurum ayaklar altına alınıyor. Onurumun kurtulması gerek. Bir adım atılacaksa, karşılıklı atılır. Bermek çekilsin ben de hemen bırakayım.”

Teklif haznesi tükenen Cemal Aydın, Doğan’a son bir uyarı yapıyor. “Siz kulüpler birliği diyorsunuz ama hesabı yanlış yapıyorsunuz. 6 Ocak’taki birlik toplantısından bir gün önce Ankara Beştepe’deki görüşmemizde bana 11 oyunuz olduğunu söylediniz; ben de size -ben çıksam 7-8 oy alırım.. Haluk bey fazlasını alır- demiştim. Haklı çıktım. Şimdi de diyorum ki, -bu seçimi, Haluk Ulusoy kazanır.” der Aydın. İşte bu son yaşananlar, dönüm noktası olur seçimin.. Ulusoy ekibini motive eden Bermekçilerin “siz bu maçı kaybettiniz kardeşim” tavrıdır.. Ulusoy’un kaybettiği düşünüldüğü anda kazanmasının kıvılcımı işte burada çakmıştır. G.Saray, Beşiktaş, Gaziantep, A.Gücü, Ankaraspor, D.Bakır, Sivas, Denizli ve Samsun başkanlarının yaptığı değerlendirmede Celal Doğan, Ulusoy’a hitaben çok önemli bir konuşma yapar.. Der ki, “Çok baskı altında olduğunu biliyorum. Sana tavsiyem, seçime gir, kazanınca da kürsüye çık ve istifa ettiğini açıkla..”

Bu konuşmanın hemen ardından Özhan Canaydın, ani bir çıkışla, “iktidara rağmen aday olmandan, bazı kulüpler rahatsız herhalde.. En fazla da Trabzonspor rahatsız” deyince ortalık bir anda gerilir. Nuri Albayrak, “bizim hiçbir rahatsızlığımız olmaz. Biz başından beri Ulusoy’un yanındayız. Bu işlerin bu noktaya gelmesinin tek sorumlusu Hasan Doğan’dır. Başbakanı yanıltan, Türk futbolunu kaosa sürükleyen kişi Hasan Doğan’dır. Oyumuzu Haluk Ulusoy’a vereceğiz ve onu başkan yapacağız” dedi.

Artık dönüş yoktur. Haluk Ulusoy, bu konuşmanın ardından emin olur ki, seçime girmekten başka çaresi yok. Kulüpler Birliği’ne “Ayhan Bermek deklarasyonu” için giren grup hayal kırıklığına uğrar. “Bu toplantıda son raconu ben keseceğim” diye iddialı konuşan Canaydın, üç saat süren ve “havanda su dövme” diye nitelenen görüşmenin ardından “kulüpler serbest” açıklaması yaparken, Ulusoy ekibi artık rahatlamıştır.

Sonra gece 01.00’den itibaren liste yapılmaya başlar.. Listedeki her üye ile tek tek konuşulur ve Ankara’da 19 Ocak sabahı gün ışırken futbolun yeni yöneticilerinin listesi hazırdır. Geç başlayarak yaklaşık 120 oy getireceği hesaplanan listenin medyaya sızası da önlenmiştir.

Sonra.. Seçim ve perde…

Son tirad ise kulaklarda hala:

“İnsanın hırsı, asla aklının önüne geçmemelidir”

Seçimden bir gün önce kulüpler birliği toplantısı vardır. Ama işin ilginç tarafı, başkan Özhan Canaydın öğlene kadar ortada yoktur.

İki taraf da stratejilerini belirlemiş, Ayhan Bermek kazanacak olmanın gururu ile başı dik gezer; Haluk Ulusoy ise “ne pahasına olursa olsun onur mücadelesine devam. Savaşı yitireceksem bile çarpışarak ölürüm ama asla teslim olmam” diye konuşur çevresine. Küçük gruplar halinde toplantılar yapılır, yoğun kulis faaliyetleri bire bir çalışmalarla sürer tüm hızıyla.

26 Ocak 2006’da Anayasa Mahkemesi’nden Ulusoy ile ilgili kararın çıkmasında büyük rol oynayan ve kendisine Tahkim Kurulu Başkanlığı sözü verilen Tanju Güvendiren, kurulun kendi içinde yaptığı oylamada başkan seçilemeyince ortalık karışır.

Askeri Yargıtay Onursal Üyesi olan Güvendiren, Tahkim Kurulu’nun ilk toplantısında başkanlığı, 4’e 1 oy ile Türker Arslan’a kaptırınca, diğer kurul üyelerine karşı çok ağır sözler sarfederek toplantıyı terk eder. Kendisine başkanlık sözü verildiğini belirten ve bazı kişileri “adam olmamakla” suçlayan Güvendiren, toplantı tutanağına da imza atmaz. Prestiji ile oynandığını ifade eden Güvendiren, bundan sonra da toplantılara iştirak etmeyeceğini bildirir.

Tanju Güvendiren’in, Haluk Ulusoy’un seçimi kazanmasında en büyük rolü oynayan Melih Gökçek’in yakın dostu olduğu bildirilir. Güvendiren TFF Genel kurulunda da Ankaraspor delegesidir.

Güvendiren’in, Gökçek’in ricası ile Anayasa Mahkemesi’nden Haluk Ulusoy ile ilgili kararın ivedi ve lehte çıkmasını sağladığı öne sürülür. Gökçek’in de genel kurul gecesi Ulusoy’a, “Benim için Tanju bey çok önemli. Eğer Tahkim Kurulu Başkanı yapmazsan desteğimi çekerim” şeklinde baskı yaptığı ifade edilir. Ulusoy da bunun üzerine Güvendiren’i Tahkim Kurulu’nun başına, Türker Arslan’ı ise ikinci sıraya yazar. Ancak Güvendiren’in kurul içi başkanlık seçimini 4’e 1 kaybetmesi planları alt üst eder.

27 Ocak 2006’da, Haluk Ulusoy’un daha önceki başkanlığı döneminde FIFA listesinden çıkartılan Erol Ersoy, Merkez Hakem Kurulu üyeleri ile yaptığı görüşmeden “devam et” mesajı alır.

Kendisi ile birlikte FIFA listesinden düşürülen Metin Tokat’ın hakemliği bırakması, Orhan Erdemir’in ise MHK’ya girmesi sonucu kafası karışan Ersoy, hakemliği bırakma aşamasında kritik bir karar verir. Kendisi gibi İzmirli olmasına rağmen, MHK üyelerinden Mevlüt Güzel ile yıldızı hiç barışmayan Ersoy, başta başkan Mustafa Çulcu olmak üzere kurulun önde gelen isimleri ile yaptığı görüşmeden, “Sakın bırakma. Sen güvenilir bir isimsin. Kaliteni herkes biliyor. Yolumuza birlikte devam edelim” mesajını alır. Erol Ersoy, bunun üzerine hakemliğe devam etmeyi kararlaştırır.

30 Ocak 2006 tarihinde Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, G.Birliği’ne 1 milyon Euro tazminat ödemeye mahkum edilen Deniz Barış davasını bozar .

Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu’nun verdiği bir kararın Yargıtay tarafından bozulması Türk futbolunda bir ilk olur.

Yargıtay başvurusunu Tahkim Kurulu eski üyesi olan Fenerbahçe avukatı Haluk Burcuoğlu yapar ve Yargıtay, Gençlerbirliği ile Deniz Barış arasında yapılan sözleşmenin özel hukuk alanında düzenlendiğine karar verir.

Tahkim’in kararları kesin olmasına ve FIFA’nın bu konuda talimatı bulunmasına karşın, Fenerbahçe ve Deniz Barış’ın bunu delmesi ortalığı karıştırır. Lisans tescil sırasında tüm kulüplerden bu yönde muvaffakatname alan federasyon, Yargıtay’ın kararı karşısında şaşkına döner. FIFA’nın ilk planda Futbol Federasyonu’na bir ihtar yollayacağı, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun ise talimatlara aykırı davranan Deniz Barış’ı Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na sevkedeceği bildirilir. Fenerbahçeli futbolcunun asgari 6 ay hak mahrumiyeti cezası alacağı beklenmektedir.

Karar üzerine söylenenler:

Türker Arslan (Tahkim Kurulu Başkanı):
Yargıtay ilk defa Tahkim Kurulu’nun bir kararını bozdu. Futbol ile ilgili her türlü olayın Tahkim Kurulu’nda karara bağlanması gerekir. Adli makamlarca verilecek kararın sıkıntı yaratacağı bir gerçek. Konuyu biliyoruz ama dosya henüz bize intikal etmedi. Geldiğinde gerekli incelemeyi yapacağız. Ama Türk futbolunda bir ilk gerçekleşti.

Samim Ünal (Tahkim Kurulu eski başkanı)
Futbol Federasyonu yasasında özel sözleşme ve tek tip sözleşme ayrımı yok. Her şeye Tahkim Kurulu bakar. Yargıtay’ın verdiği kararın yerinde olduğunu sanmıyorum. Ama Yargıtay’ın da eski içtihadı budur. Zamanında Tahkim Kurulu’nun yaptığı ayrımdan dolayı bu kaynaklandı. Hukukta boşluk olmayacağı için böyle bir sonuç ortaya çıktı.

Bu kararın hemen ardından Deniz Barış Disiplin Kurulu’na sevkedilir. Deniz’in lisansının iptali gündeme gelirken, oyuncunun avukatı Burcuoğlu, “Ceza verirlerse Tahkim üyeleri hakkında dava açarız” der.

Lisans tescili sırasında “Tahkim’in kararları kesindir. Adli makamlara başvurmayacağız” şeklinde taahhütname veren Fenerbahçe’nin ise bu olayda kusuru olmadığı kanaatine varılır. Deniz Barış kişisel olarak Yargıtay’a başvurduğu için Fenerbahçe hakkında işlem yapılmayacağı ifade edilir.

Deniz Barış’ın avukatı Haluk Burcuoğlu ise, Futbol Federasyonu’nun müvekkiline ceza veremeyeceğini öne sürer. Burcuoğlu, “Yargıtay, Tahkim Kurulu’nun almış olduğu kararı bozmuş ve son sözü söylemiştir. Artık hukuki süreç yeniden başladı. Deniz, Futbol Federasyonu ve Tahkim Kurulu’nun aldığı karardan dolayı maddi ve manevi kayba uğramıştır. Eğer, Deniz bu durumdan şikayetçi olmamı isterse Tahkim Kurulu’nda Deniz’in lisansının askıya alınması için oy kullanan 3 üye hakkında suç duyurusunda bulunuruz” diye konuşur.

4 Şubat 2006’da Galatasaray Sportif Direktörü Bülent Tulun, Futbol Federasyonu’nun, sözleşme imzaladıkları oyuncu Okan Koç’a lisans vermek zorunda olduğunu iddia eder. Tulun, federasyonun transfer yönetmeliğine göre oyuncuya geçici lisans vermek zorunda olduğunu kaydederek, “Okan Koç’un oynamasına engel olamazlar” der. Transfer yönetmeliğinde futbolcuların maaşlarının her ayın 1’i ile 5’i arasında ödenmek zorunda olduğunun yazdığını kaydeden Bülent Tulun, “Aksi takdirde futbolcular sözleşmelerini tek taraflı feshedebilirler. Okan Koç da bunu yaptı. Geçici lisans vermek zorundalar” diye konuşur.

6 Şubat 2006’da olaylı Türkiye – İsviçre maçıyla ilgili olarak FIFA Disiplin Kurulu Türkiye’ye 6 maç saha kapama cezası ve 200 bin Frank para cezası verir.

FIFA’nın açıklamasında, saha ve stat koridorlarındaki olaylarda adı geçen milli futbolcu Alpay Özalan’a 6 maç men cezası ve 15 bin İsviçre Frangı para cezası artı bin İsviçre Frangı duruşma masrafı, Emre Belözoğlu’na 6 maç men cezası ve 15 bin İsviçre Frangı para cezası artı bin İsviçre Frangı duruşma masrafı, Serkan Balcı’ya 2 maç men cezası ve 5 bin İsviçre Frangı para cezası artı 500 İsviçre Frangı duruşma masrafı cezaları verildiği belirtilir.

FIFA Disiplin Kurulu, Milli Takım antrenörü Mehmet Özdilek’e de 12 ay hak mahrumiyeti ve 15 bin İsviçre Frangı para cezası artı bin İsviçre Frangı duruşma masrafı cezası verir.

7 Şubat 2006’da, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in isteği doğrultusunda Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun Haluk Ulusoy’un geçmiş yönetim dönemleriyle ilgili yaptığı inceleme sonucunda ortaya çıkan ve usulsüzlük olarak nitelenen konuların açıklığa kavuşturulması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatılmasına karar verir.

Ulusoy 8 Şubat 2006’da FIFA Disiplin Komitesi’nin, İsviçre maçında yaşananlar nedeniyle Türkiye’ye verdiği 6 maç seyircisiz oynama cezasıyla ilgili, ”FIFA sanırım tarihinde en ağır ikinci kararını verdi. Böyle bir karar beklemiyorduk, şok olduk. Büyük bir hukuki mücadelenin içine gireceğiz. Önümüzde uzun ve meşakkatli bir yol var” der.

10 Şubat 2006’da Vatan Gazetesi’nde İbrahim Seten imzasıyla yer alan habere göre göre, 1 Şubat 2006, Çarşamba günü FIFA’nın Zürich’teki merkez binasında şöyle bir olay gelişmiştir:

Türkiye Futbol Federasyonu’nun yeni başkanı Haluk Ulusoy, FIFA Başkanı Sepp Blatter’e nezaket ziyaretinde bulundu. Saat 17.00’deki randevuda olaylı İsviçre maçı gündeme geliyor. Blatter, tüneldeki olaylarla ilgili olarak ağır suçlamalarda bulunuyor. Duydukları karşısında zor anlar yaşayan Ulusoy, o anda bütün protokol kurallarını bir tarafa bırakıp, FIFA Başkanı’nın sağ elini sıkıca tutuyor, öpüyor, alnına götürüyor. Blatter’in elini bırakmıyor, bu sefer de kalbinin üstüne koyuyor. Şaşıran Blatter, “Ne yapıyorsunuz Mr. President?” diye gayrı ihtiyari soruyor. Ulusoy da, “Bu bir Türk geleneğidir. Babaların eli öpülür ve babalar affeder. Beni bundan sonra manevi evladın say. Ben buraya gelirken, olayların bu kadar kötü olduğunu bilmiyordum. Bizi affet, babalığını göster.” dedi. Olaylı İsviçre maçının üzerinde daha 24 saat bile geçmeden düzenlediği basın toplantısı ile şimşekleri üzerine çeken Blatter, “Tamam, tamam” deyip FIFA Genel Sekreteri Urs Linsi’yi odasına çağırarak gerekli talimatı veriyor: “Urs, sanıyorum Türkiye dosyasını tekrar gözden geçirmemiz gerekiyor. Lütfen gerekeni yapın.”

Fatih Terim’le devam kararının çıktığı dünkü Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nda yaşananları tek tek anlatan Ulusoy, şu açıklamada bulunuyor: “Ben Blatter ve Linsi’nin yaklaşımından cezamız 2 veya 3 maça indi diye mutlu olmuştum. Meğerse, biz Blatter’in manevi evladı olmadan önce Türkiye 2008 Avrupa Şampiyonası’ndan ‘tard’ (ihraç) edilmiş… 2008’de yokmuşuz”

11 Şubat 2006 tarihinde Ulusoy “Benim kişisel olarak üstüme düşen ne görev varsa yapmaya hazırım. Af da dilerim, ceza da çekerim. El de öperim, etek de” der.

Ancak Ulusoy el öpme iddiaların gerçeği yansıtmadığını belirtirken, “Blatter’in elini öpmedim. Ama gerekirse elini de öperim” der.

Aynı tarihte yine Tahkim Kurulu problemi vardır.

Menajeri Hakan Azman ile imzaladığı sözleşmeyi çiğnediği için 1 milyon dolar cezaya çarptırılan Alpay’ın, “Cezam kalkmazsa İsviçre maçlarına çıkmam” dediği ve söz aldığı iddia edilir. Sözler tutulmayıp ceza yürürlüğe girince, ortalık karışır, Tahkim Kurulu dağılır.

Olay şöyle gelişir:

Alpay, Hakan Şükür’ün önerisi ile menajer Hakan Azman’la 31 Ocak 2000’de sözleşme imzaladı. O dönem Fenerbahçe’de kiralık oynayan Alpay, Siirt Jet-Pa Kulübü Başkanı Fadıl Akgündüz’ün “Seni Aston Villa’ya sattım. Yarın gidiyorsun” sözleri ile İngiltere yolunu tuttu. Hakan Azman, “Sözleşme şartlarına uymadı. Alpay’ın bana cezai şart gereği 500 bin doların yanı sıra sözleşme ücretinin yüzde 10’u olan 325 bin paundu ödemesi lazım” diyerek Futbol Federasyonu’na başvurdu. Federasyon yönetim kurulu, 12 Mart 2002’de Alpay’ın, 666 bin paundluk sözleşme ücretinin yüzde 10’unun Hakan Azman’a ödenmesini kararlaştırdı.

Araya önce 2002 Dünya Kupası girdi. Alpay’ın morali bozulacağı gerekçesi ile dosyaya el sürülmedi. 2004 Avrupa Şampiyonası elemeleri sırasında da “Alpay’ı üzmeyelim” denilerek dosya yine rafa kaldırıldı. Hakan Azman, 9 Ağustos 2005’de Tahkim Kurulu’na başvurarak, Alpay’ın transfer ücretinin 666 bin paund değil, 3 milyon 253 bin paund olduğunu, bu doğrultuda kendisine yüzde 10’luk komisyon gereği 325 bin paundun ve de sözleşmede öngörülen 500 bin doların, 5’er yıllık yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiğini bildirdi.

Kurul 20 Ekim 2005’de toplanarak 325 bin paund menajerlik ücreti ve 500 bin dolarlık ceza tazminatının yarısı olan 250 bin doların Alpay tarafından ödenmesine 10 dakikada karar verdi. Karar, Erkan Vardar’ın muhalefet şerhi ile 4’e 1 alındı. Ama gerekçeli karara “oybirliği ile” yazıldı. Yönetim Kurulu bunu öğrendi, ortalık karıştı. Kararın ertesi günü Gürol Kaymak ve Erkan Vardar istifa etti. Tahkim dağıldı. Karar, açıklanmadı, adeta devlet sırrı gibi saklandı. Ancak, Alpay, haberi Tahkim Kurulu’ndaki bir dostu vasıtasıyla öğrendi. Bunun üzerine rest çekti, İsviçre maçlarına çıkmayacağını söyledi. Levent Bıçakçı başta olmak üzere yönetim kurulunda ve Tahkim Kurulu’nda görevli çok sayıda isim, “Karar düzeltilecek” diyerek Alpay’ı zor da olsa ikna etti.

Verilen sözler unutuldu. Kararın düzeltilmeyeceğini anlayan Alpay, Yargıtay’a başvurdu. Tecrübeli futbolcu, “Hakan Azman’ı yolda görsem tanımam. Hakan Şükür’ün aracılığı ile tanıştım. Aston Villa’ya gitmemde en ufak bir katkısı olmadı. Üstelik ben Aston Villa’da çok az oynadım ve transfer ücretimi de alamadım. Derdimi anlatamadım. Şimdi cebimden yaklaşık 1 milyon dolar çıkacak. Çocuğumun rızkını, hiç hak etmeyen birine vermiş olacağım” dedi. Menajer Hakan Azman ise “Ortada bir sözleşme var. Alpay sözleşmeyi çiğnedi. Tahkim Kurulu’ndan doğru karar çıktı” diye konuştu.

El öpme hadisesinin yankıları ve polemiği bir türlü bitmez. 17 Şubat 2006 tarihinde Ulusoy hala bu konuyu anlatmaktadır:

“Ben olmasam 2008 Avrupa Şampiyonası ile birlikte 2010 Dünya Kupası’ndan da ihraç edilebilirdik.

Yaşım 48, kimin elini öpüp öpmeyeceğimi çok iyi biliyorum. Blatter ile aramızda 10 yıldır baba-oğul ilişkisi var. Kendisine çok yakınım. Biz onunla öpüşürüz, başımı göğsüne koyarım. ‘Sen babamsın, biz evladınız, gerekirse elini bile öperim’ dedim. ‘Ulusoy yes, no bile bilmiyor, nasıl bu kadar yakın oluyor?’ diyorlar. Ben FIFA ve UEFA ailesinde çok sevilen bir başkanım. Ülkemi de en iyi biçimde temsil ediyorum. Gerekirse ülkemin menfaatleri için el de öperim. Bunu ülkem adına yaparım, kendim için değil. 2008 Avrupa Şampiyonası ile birlikte, belki de 2010 Dünya Kupası’ndan bile ihraç edilebilirdik. İsviçre’ye gittiğimde böyle bir hava vardı. Çalışmalarımızdan sonra olayı buraya getirebildik.” 6 maçlık cezada indirim olacağını tahmin ettiğini belirten Ulusoy, “İnşallah FIFA Tahkim Kurulu indirim yapar da CAS’a gitmek zorunda kalmayız. FIFA Tahkim Kurulu’ndan indirim kararı çıkacağına inanıyorum”.

Bu arada ligler devam ediyor ve ciddi şiddet olayları yaşanıyordur. En ciddi olaylardan birisi 26 Şubat 2006’da Diyarbakır’da, Diyarbakırspor – Konyaspor maçında yaşanır.

Diyarbakır’daki olaylı maçla ilgili olarak 100 kişi gözaltına alınır. Maçın 87’nci dakikasında yarıda kalmasına yol açan olaylara karışanlar, Emniyet Müdürlüğü’nün çektiği görüntülerden tek tek tesbit edilmeye başlanır.

Bu arada stadın içinde ve dışında meydana gelen olaylarda 20 polis yaralanır.

Atatürk Stadyumu savaş alanına döner. Stadyumdaki 9000 koltuğun parçalanarak sahaya atıldığı açıklanır.

Ulusoy, şidet olaylarına karşı “Biz daha yeni bir federasyonuz. Göreve başlayalı 35-40 gün oldu. Bu konuda çok ciddi çalışmalarımız var. Talimatlarda bir takım değişikliklere gideceğiz. Şiddeti önlemek için üzerimize düşen görevi yapacağız” der.

1 Mart 2006’da Tahkim Kurulu’nda Tanju Güvendiren krizi ise hala bitmemiştir.

Ulusoy, Tahkim Kurulu Başkanlığı seçimini kaybettikten sonra mazeret beyan etmeden üç toplantıya katılmadığı için üyelikten düşürülmesi kararlaştırılan Tanju Güvendiren için devreye girer. Ulusoy, Güvendiren’in kurula seçilmesini sağlayan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’e, “Tatsızlık çözülecek, Güvendiren göreve devam edecek” der.

3 Mart 2006 tarihinde, Futbol Federasyonu’nun 1 Haziran 2005’te Olağan Mali Genel Kurulu’nda oy çokluğu ile alınan yayın gelirlerinin 18 Süper Lig kulübüne eşit olarak dağıtılması kararını Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi bozar.

Fenerbahçe, G.Saray, Beşiktaş ve Trabzonspor’un kararın iptaliyle ilgili başvurusunu mahkeme kabul eder. Mahkeme yayın gelirinin dağıtımıyla ilgili karar yetkisinin Genel Kurul’da değil, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nda olduğu gerekçesiyle “eşit paylaşım” kararını iptal eder. Mahkeme ayrıca Genel Kurul kararı için önerge veren 72 delegeden 19’unun havuz konusunda hak sahibi olmadığına da karar verir. Mahkemeden çıkan bu karar ayrıca Mali Genel Kurul’da alınan kararın ardından 2.Lige düşen payı da ortadan kaldırmış olur.

14 Mart 2006’da Futbol Federasyonu, bağımsız denetleme kurumu Deloitte Denetim SMM A.Ş ile sözleşme imzalar. Kemal Kapulluoğlu konu hakkında şunları söyler:

“Bundan sonra federasyonumuzun kaynakları ve faaliyetleri sırasında yaptığı harcamaları, kuruluş yasamızda belirlenmiş denetleme organları dışında, uluslararası kariyeri olan bağımsız bir denetleme kurumu aracılığıyla kamuoyunun da denetimine açıyoruz. Futbol, bu ülkenin sadece sportif anlamda değil, günlük yaşamda da üzerinde en fazla konuşulan, tartışılan ve fikir yürütülen olgularının başında geliyor. Tıpkı sahada oynanan oyunda olduğu gibi böylesıne yoğun ilgi gören bu olgunun, idari ve mali anlamda da kamuoyuna açık tutulmasının yararına inanıyoruz.

13 Şubat’ta, bu sektörün önde gelen kuruluşlarından, hazırlanan şartnameye uygun teklif vermelerini istedik. 20 Şubat tarihine dek bu teklifler federasyona iletildi. 21 Şubat’ta, en uygun teklifi veren firmanın tespiti yapıldı, 8 Mart’taki yönetim kurulu toplantısında da Deloitte Denetim SMM A.Ş ile anlaşma imzalanması kabul edildi.

Deloitte, 3’er aylık periyotların yanı sıra federasyonun yıllık mali yapı denetimini de gerçekleştirecek Bu denetlemeler sonrasında oluşacak tablo, federasyonumuz tarafından basın yayın organları aracılığıyla düzenli olarak kamuoyuna yansıtılacak. Bundan böyle gerek genel kurul üyelerimiz, gerekse kamuoyu, dilediği zaman bu bilgilere ulaşma olanağını bulacak. Futbolda yeni bir döneme başlıyoruz. Bu yöntem ile artık federasyonun harcamalarına ilişkin spekülasyonlarının da ortadan kalkacağına inanıyoruz”.

22 Mart 2006’da Tahkim Kurulu’nda problem haline gelen Tanju Güvendiren problemi çözülür. Üç toplantıya katılmadığı için üyelikten düşürülmesi kararlaştırılan ve bu konuda hakkında tutanak hazırlanan Tanju Güvendiren, federasyon başkanı Haluk Ulusoy’un müdahalesi sonucu af kapsamına girer.

Ancak Güvendiren hakkında hazırlanan ve kayıtlara geçen tutanağın nasıl sümenaltı edileceği de merak konusu olur. Tahkim Kurulu’nun bu uygulamasının hukuki sorun yaratacağı ileri sürülür.

Elbette ki herşey kılıfına uydurulur, konu kapanır…

Aynı gece Ali Sami Yen Stadı’nda Türkiye Kupası maçında karşılaşan G.Saray – Fenerbahçe maçında yaşananlar tartışılmaya başlanır. Maç boyunca sahaya yağmayan madde kalmaz.

Fenerbahçe İkinci Başkanı Nihat Özdemir, derbiyi yorumlayarak, “Sadece bizim oyuncularımıza değil, Hasan Şaş’a bile attılar. Bu yapılanlar cezasız kalmamalı. G.Saray’ın sahası ne olacak? Bir an önce kararı bekliyoruz. Bizim için takımın başına bir şey gelmemesi, tur atlamaktan çok daha önemli. O kadar olaylar olmaya başladı ki, çocuklar çok etkilendi. Devre arasında takımı sahadan çekmeyi bile aramızda tartıştık” der.

Karşılaşmanın 4. hakemi Fırat Aydınus ve temsilciler Mehmet Haluk Gözen ve Gökhan Berker tam 78 kez ağza alınmayacak küfürler edildiğini, sayısı belirlenebilen 221 adet yabancı maddenin sahaya atıldığını, tribünlerde 5 adet Bengal Ateşi (Göz yakıcı gösteri meşalesi) yakıldığını ve 9 adet ses bombası patlatıldığını tesbit ettiler.

Profesyonel Disiplin Kurulu da, 06/941 sayılı bir belgeyle G.Saray Kulubü’nden Fenerbahçe maçında yaşanan olaylarla ilgili olarak 3 gün içinde savunma istedi. Aksi halde savunma hakkından vazgeçmiş sayılacağını bildirir.

Maçın hakem ve temsilci raporları şu şekildedir:

Saat 18.43: Maraton Üst tribününden 16-17 adet pet şu şisesi atıldı. 3 kez Fenerbahçe’ye küfür edildi.
Saat 18.44: Numaralı tribün dışındaki tüm tribünlerden 5 kez Fenerbahçe’ye, 4 kez Tuncay’a küfür edildi. Yeni açık tribünlerinden 3 adet bomba tabir edilen patlayıcı atıldı.
Saat 19.03: Eski ve Yeni Açık ile Maraton tribünleri 3’er kez küfürlü tezahürat yaptı.
Saat 19.05: Misafir takım ısınmak için sahaya çıktığında 15 adet pet şişe ve su bardağı ile yabancı madde atıldı. Tüm tribünler 4’er kez küfür etti. Eski Kale Arkası’ndan ses gücü yüksek patlayıcı atıldı.
Saat 19.15: Isınma devam ederken, 3 kez tehdit ve tahrik içeren tezahürat yapıldı. 3 kez küfür edildi, sahaya sayısız pet, bardak, şişe ve yabancı madde atıldı.
Saat 19.27: Tuncay’a biri 3, diğeri 4 kez olmak üzere 7 kez küfürlü tezahürat yapıldı.
Saat 19.30: Maraton ve Eski Açık tribününden yoğun katılımla 4 kez konuk ekibe küfür edildi.
Saat 19.32: Yapılan anonsa rağmen Tuncay’a yine 7 kez küfürlü tezahüratta bulunuldu.
Saat 19.33: Isınmasını sürdüren konuk ekibe Maraton tribününden 8-9 adet pet bardak ve şişe atıldı.
Saat 19.38: Konuk ekip ısınmasını tamamlayıp soyunma odasına giderken, Maraton tribününden 15-20 adet pet bardak, şişe, küçük parlak yabancı madde, körüğe yanaştığında ise yeni açıktan yine pet bardak, şişe ve 3,5-4 cm çaplı 30 gram ağırlıkta avizelerde kullanılan cam küre atıldı.
Saat 19.50: 8 kez konuk ekibe tribünler küfür etti. 2 Bengal Ateşi yakıldı.
Saat 20.01: Maraton tribünü sahaya arka arkaya 4 kez 2’şer adet su bardağı attı.
Saat 20.04: Sahaya 1 adet su bardak altlığı atıldı.
Saat 20.05: Maraton Üst ve Orta bölümünden 6 adet pet su şişesi ve bardağı atıldı.
Saat 20.06: Yeni Açık tribününden sahanın yeşil zeminine ulaşan 7-8 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.08: Konuk ekibin golünden sonra sahaya 9-10 adet pet su bardağı, küçük buz parçaları, 1 adet boş kanyak şişesi atıldı. 9×15 cm ebadındaki şişe alıkonuldu.
Saat 20.11: Eski açık tribününden köşe gönderi civarına 11 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.12: G.Saray’ın beraberlik golünden sonra sahaya toplam 8 adet su bardağı atıldı. 4 adet Bengal Ateşi yakıldı.
Saat 20.15: Sahaya 6 adet su bardağı atıldı.
Saat 20.22: Futbolcular arasındaki bir gerginlik sonrası yeşil zemine isabet eden 14 adet pet su bardağı atıldı. 3 kez Fenerbahçe’ye küfür edildi.
Saat 20.29: Eski Açık tribününden 1 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.31: Bir hakem kararı sonrası Maraton tribününden ikinci yardımcı hakeme 1 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.33: Konuk ekibin korner atışı sırasında köşe gönderine 20-25 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.34: Taç atışı sırasında konuk ekip futbolcusuna 5-6 su bardağı ile sopa gibi algılanan boru şeklinde mukavva atıldı.
Saat 20.36: G.Saray’ın ikinci golü sonrası 2 adet bengal ateşi yakıldı.
Saat 20.42: Maraton trubününden sahaya 4 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.45: 6-7 adet bozuk para, buz parçaları, 3 adet pet su bardağı sahaya atıldı. Reklam panolarının arkasında 2 adet atom diye tabir edilen ses bombası patladı.
Uzatma Dakikaları: 4 adet pet su bardağı atıldı. 3 kez konuk ekibe küfür edildi. Hakem ilk yarıda iki kez sahayı temizletti.
Saat 21.03: Sahaya toplam 8 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 21.04: Sahaya 4 adet bardak atıldı. Hakem oyunu durdurup yardımcılarını orta alana topladı. Ancak futbolcularınızın hakemi ikna etmeleri sonrası 2 dakikalık beklemeden sonra maç yeniden başladı.
Saat 21.06: Seyircinizin bulunduğu Maraton tribününden sahaya 10-12 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 21.09: Fenerbahçe’ye 3 kez küfürlü tezahüratta bulunuldu.
Saat 21.10: Aynı mahiyetteki küfür müştereken 3 kez daha tekrarlandı.
Saat 21.11: Numaralı tribünden yeşil zemine 2 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.16: Eski Açık tribününden sahaya 13-15 adet pet su bardağı ve tanımlanamayan ufak çaplı yabancı madde atıldı.
Koltuklar kırıldı
Saat 20.28: Rakip takımın beraberlik golünden sonra numaralı tribünün üst tarafından atom diye tabir edilen ses bombası sesi duyuldu.
Saat 20.33: Takımınızın attığı gol sonrası 2 adet bengal ateşi yakıldı.
Saat 20.35: Hakemin bir kararı sonrası 8 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.45: 1 adet su bardağı atıldı.
Uzatma Dakikaları: Numaralı tribünün üst tarafından yeşil zemine 1 adet çakmak atıldı, 2 adet Bengal ateşi yakıldı. Bu ateşlerden biri rakip takım seyircisinin bulunduğu tribüne fırlatıldı. 3 kez Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’a müştereken küfür edildi. Tribünlerde onlarca koltuk kırıldı, sahaya atıldı. Yabancı maddelerden bazıları yardımcı hakeme ve futbolculara isabet etti.

SAHAYA NELER ATILDI?
Pet şişe
Pet bardak
Ses bombası
Çakmak
Mukavva
Bengal Ateşi
Avize parçaları
Kanyak şişesi
Koltuk
Buz parçaları
Bozuk para

27 Mart 2006’da Futbol Federasyonu Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, Türkiye Kupası çeyrek final ikinci maçında Fenerbahçe ile oynanan karşılaşmada sahaya atılan yabancı maddeler nedeniyle Galatasaray’a 1 maç seyircisiz oynama cezası verir.

Hakemler 24-26 Mart 2006 tarihlerindeki Süper Lig ve A Kategorisi maçlarına onar dakika geç çıkarlar.

Hakemler, kendilerine yönelik saldırıların son haftalarda artması üzerine eylem yapma kararı alırlar ve uygularlar.

Ulusoy, kendisine hakemlerin şikayetlerini anlatan ve eylem yapmak istediklerini bildiren Çulcu’yu, bu düşünceden vazgeçirmek için çok uğraşır. Liglerde sona gelinmesi nedeniyle tansiyonun yüksek olduğunu vurgulayan Ulusoy, “Şu aşamada eylem yapmanız ortamı daha da gerer” der. Ancak, hakemlerden yoğun baskı gören Çulcu, Ulusoy’a olumsuz yanıt verip, kesinlikle eylem yapacaklarını ifade eder.

Özellikle Diyarbakırspor-Sivasspor maçında Özgüç Türkalp’in dövülüp ölümle tehdit edilmesi ve Samsunspor-Kayserispor karşılaşmasında da Kuddusi Müftüoğlu’nun saldırıya uğraması, MHK’nin eylem kararında önemli rol oynar.

TFF, Fenerbahçe’nin V.Manisa ile oynayacağı maçı, başvuruya rağmen İzmir’e almazken, G.Saray’ın Diyarbakırspor maçını, Diyarbakır’ın itirazına rağmen İzmir’e verince ortam yeniden gerilir!

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15

HALUK ULUSOY DOSYASI – 10

leave a comment »

Her devrin teranesi: Küfür eden yandı…

02 Ağustos 2001 tarihinde 41. Uluslararası Hakem Seminerine katılan Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy, “Maçlarda küfürlü ve çirkin tezahürat durumunda hakem müsabakayı tatil edebilecek” der.

Futbol Federasyonu Merkez Hakem Kurulu’nun (MHK) düzenlediği 41. Uluslararası Hakem Semineri Kuşadası’nda [evet, yine Kuşadası… Bilin bakalım hangi otel?] başlar. Seminere katılan UEFA Asbaşkanı ve FIFA Hakem Kurulu Başkanı Şenes Erzik, hakemlikte profesyonelleşme yolunda çalışmaların sürdüğünü, son 2 yılda Türk hakemliğinde önemli adımlar atıldığını söyler.

Yeni sezonda iki önemli konuya kulüplerin dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, şunları söyler:

“Birincisi maçlarda küfürlü ve çirkin tezahürat durumunda hakem müsabakayı tatil edebilecek. Bu durumda çirkin tezahüratı yapan taraftarın takımı hükmen yenik sayılacak. İkincisi de sahaya yabancı madde atılması ve buna engel olunamaması halinde o kulübe müsabakalardan men cezası gündeme gelecek.”

Elbette böyle bir uygulama asla olmaz. Hatta ilerdeki tarihlerde puan silme sınırına gelenler olunca alelacele kurallar dahi değiştirilir. TFF’nin küfürü engelleme yolundaki kararlılığı ve inandırıcılığı Çarşı grubunun küfürü engellemekteki kararlılığı kadardır ancak.

14 Ağustos 2001’de Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün suç duyurusu üzerine hakkında başlatılan soruşturma takipsizlik kararı ile sonuçlanan Federasyon Başkanı Ulusoy için bir üst mahkeme yargılama kararı alır. İtiraz üzerine dosyayı inceleyen üst mahkemenin takipsizlik kararını kaldırması üzerine Ulusoy hakkında TCK 526 uyarınca yetkili merciilerin emirlerine uymamaktan 3-6 ay hapis istemiyle dava açılır.

Davalar ve kavgalar sezonuna her nasılsa biraz ara verilir. Ortam bir süre boyunca göreceli olarak daha sakinleşir. 

29 Ocak 2002’de hakem hatalarının bariz şekilde artması ve bir takımın kollanması üzerine Fenerbahçe Asbaşkanı Mahmut Uslu “Düdükler Kadıköy’de başka çalıyor, Ali Sami Yen’de başka. Sonra da, ‘G.Saray’ın ihtiyacı yoktu’ deniyor. İnsaf!” çıkışını yapar.

G.Saray’ın ligin daha ikinci maçında feryat ettiğini ve ikinci başkan Fatih Altaylı’nın, “Bu hakemlerle Fenerbahçe şampiyon olur” açıklamasını yaptığına dikkat çeken Uslu şunları söyler;

“Herhalde Altaylı kulüpleri şaşırdı. Fenerbahçe yerine Galatasaray bu hakemlerle şampiyon olur demeliydi.

Hakem atamalarına bakın; 2 takımın maçlarına FIFA kokartlı hakem atanıyor, diğer takıma ise acemi hakem. Haluk Ulusoy, bize, ‘Haklısınız ama artık hata olmayacak’ sözünü verdi. Biz de sustuk. Ama hatalar bitmiyor. Şimdi hakem atamalarının değiştirildiği iddiaları var. Bunun yanıtını kim verecek?

Devletin hangi takımı tuttuğu da belli oldu. Başbakan Yardımcısı, Feredasyon Başkanı ve MHK Başkanı hep G.Saray’ın maçlarındalar. Fenerbahçe’nin, Anadolu takımı olduğu bir gerçek. Ama bu kadar da hor görmesinler. Niye Fenerbahçe’nin maçlarına gelmiyorlar?”

Mahmut Uslu derin devlet destekli proje takımı Dinamosaray’ı açıkça işaret etmektedir, ama diğer kulüpler ya işlerine geldiğinden, ya da korkutulup sindirildiklerinden ses çıkartmamaktadırlar.

Ulusoy 31 Ocak 2002’de hakemlere yönelik eleştirilere sert tepki gösterir: “Hakem camiamız çok saygın bir kuruluştur. Onlara her saat dil uzatanlar Allah’tan bulsunlar.”

Ulusoy böyle der demesine de “hakemlere dil uzatanlar”ı Allah’a havale etmek yerine tetikçi hakemleri, PFDK’sı ve Tahkim’i ile kendisi cezalandırmaktadır.

20 Şubat 2002’de polis, futbol camiasını sarsan şike skandalına karışanları tek tek gözaltına almaya başlar. Şike çetesinin başı Susurlukçu Ali Fevzi Bir’in talimatıyla hakemlere kadın bulduğu iddia edilen Dilek Uzun ve 9 kişi gözaltına alınır.

Polisteki sorgularında kadınların “Evet bazı hakemlerle birlikte olduk” dedikleri öne sürülür. Organize Suçlar Şube Müdürlüğü ekiplerince yakalanan Dilek Uzun ile birlikte 22 yaşındaki kız kardeşi Derya Uzun, ağabeyi Hacı Uzun da gözaltına alınır. Dilek Uzun’un ifadesinin ardından, hakemlere gönderildiği iddia edilen Tuğba Demirtaş, Unzile Eyici ile Çiğdem Balıkçı da evlerinden alınarak şubeye getirilirler. Gözaltına alınanlar arasında, İtalya’ya kaçan Ali Fevzi Bir’in koruması Ahmet Topal ve şoförü Ömer Nalıncı ile şike çetesinin içinde yer aldığı bildirilen Ömür Şevket Alpınarlı da bulmaktadır.

Hazır laf buraya gelmişken, Ulusoy’dan bağımsız ama kirli dönemin bariz bir örneği olarak şu şike dosyasını Ecevit Kılıç’ın Kirli Kramponlar kitabından alıntılayayım:

Futbolun karapara aklama dışında bir de bahis boyutu var. Yurt içinde, özellikle yurt dışında maçların sonuçlarına göre bahisler oynanıyor. Ortada trilyonlarca lira dönüyor. Aslında şike gerçeği futbolda kurumsallaşmış durumda. Ancak, yetkili ağızlar, şike gerçeğini bugüne kadar hep inkar ettiler, yok dediler.

Ama İstanbul polisinin istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne yaptığı bir başvuru, yıllardır örtbas edilen şikeyi gözler önüne serdi. İstanbul polisi, Susurluk davasında 4 yıl ağır hapis cezasına çarptırılan Ali Fevzi Bir’in lig maçlarında şike yaptığı duyumunu alıyor. Son yıllarda çetelerin korkulu rüyasi haline gelen dönemin Organize Suçlar Şube Müdürlüğü, Bir’in telefonlarını dinlemek için İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı’na başvuruyor. Telefonların dinlenmesi yanısıra Bir’i tam anlamıyla izlemeye alan polis, Bir’in çete oluşturarak, maçların istediği gibi sonuçlanmasını sağladığını tespit etti. Daha sonra da bu telefon görüşmelerinin kayıtları, delilleri ve diğer tüm belgeleri dosya haline getirdi.

Bu dosyaya göre Ali Fevzi Bir, Türkiye’deki futbol maçları üzerinde Avrupa’da bahis oynuyor. Karşılaşmaların istediği gibi sonuçlanması için hakem Sadık İlhan ve kadın pazarlamacısı Dilek Uzun ile işbirliği yapıyor. Ayrıca Bir’in arkadaşı olan teknik direktörlerin takımlarının kazanması için de Sadık ilhan ve Dilek Uzun devreye giriyor. Sadık İlhan, hakemlerle konusup maçların Bir’in istediği gibi sonuçlanmasını sağlıyor. Dilek Uzun da hakemlerle birlikte olarak ya da birlikte olacak kadınları ayarlayarak yardımcı oluyor. Kadın satıcısı Dilek Uzun’un poliste verdiği ifade, çeteci Ali Fevzi Bir, hakemler ve teknik direktörler arasındaki kirli ilişkileri tamamen açığa çıkarıyordu.

“Para karşılığı fuhuş yapıyorum. 1.5 yıl önce 4. Levent’te Semiha Yıldız adlı kişiyle birlikte ev kiraladım. Semiha Yıldız beni Aliço lakaplı Ali Fevzi Bir ile tanıştırdı. Benim tanıştığım dönemde Kıbrıs’ta kumarhanecilik yapıyordu. Bir gün Aliço telefonla beni aradı. Bana ‘Yanına 3 kız al ve Taksim’deki Euro Plaza Oteli’ne gel’ dedi. Ben, kardeşim ve Tuba Demirtaş otele gittik. Otelin restoranında Aliço, hakemler Sadık İlhan, Cafer Kuştepe, Hasan Serdar Çakıroğlu ve Volkan Uymankuy vardı. Sonra Semih adlı kişi bir kız daha getirdi. Ben hemen kızların erkeklere göre dağıtımını yaptım. Buna göre ben Sadık İlhan’la, tanımadığımız kız Volkan Uymankuy’la birlikte olacaktı. Hasan Serdar Çakıroğlu ertesi gün erkenden kalkacağını bahane ederek kimseyle birlikte olmak istemedi. Kardeşim Derya, Tuba ve hakem Cafer Kuştepe grup seks yapacaklardı. Daha sonra herkes odasına çıktı. Aliço cebinden para çıkarttı ve kişi başına 300 dolar parayı bana verdi ve otelden ayrıldı. Ben de kızların parasını dağıttıktan sonra Sadık İlhan’ın yanına gittim. Sadık İlhan’la cinsel ilişkiye girdim. 2 saat sonra otelden ayrıldık. Aliço 1-2 hafta sonra yeniden aradı. Yanına 4-5 bayan arkadaşını al aynı otele gel dedi. Ben de kızları alıp otele gittim. Otelde Aliço, hakemler Sadık İlhan, Kenan Nurhan Altınsaat, Ferhat Gündoğdu ve Kenan Koçak vardı. Bu kez kızların erkeklere dağılımını Sadık İlhan yaptı. Ben yine Sadık İlhan ile birlikte oldum. Biz otel görevlileriyle hiç muhatap olmuyorduk. Doğrudan Ali Fevzi Bir’in yanına gidiyorduk. Otele girişimizle ilgili herhangi bir kayıt tutulmuyordu. Duyduğum kadarıyla Aliço benim gibi Ebru Güzel, Ebru Sancı ve Pınar adlı bayanları da arıyordu. Bu kadınlardan da benden istediği gibi futbol hakemleriyle ilişkiye girecek bayan istiyordu. (Dilek Uzun’un İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar Şubesi’ndeki 22.02.2002 tarihli ifadesi)

Polis işlem yapılması için dosyayı önce telefon dinleme izni veren İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı’na götürdü. Ancak çete suçları DGM’lerin görev alanından çıkartıldığı için dosya Kadıköy Savcılığı’na gönderildi. Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı hakemlere kadın sunulan otelin Taksim’de olması nedeniyle dosyayı Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcısı’na gönderdi. Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı da görevsizlik kararı vererek tekrar Kadıköy’e verdi. Böylece istemeyerek de olsa şike sorusturmasıni yürütmek zorunda kalan Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Sadık İlhan’ı çıkar amaçlı suç örgütü, rüşvet almak suçlarından tutukladı. Dosya, savcıların bakmak istememesi nedeniyle uzun bir süre adliyeler arasında dolandığı için çetenin lideri Ali Fevzi Bir yurtdışına kaçmıştı. Bir hakkında gıyabi tutuklama kararı veren savcılık, ardından Bir, İlhan, teknik direktörler Samet Aybaba ve Erdoğan Arıca’nın da aralarında bulunduğu 11 kişi hakkında dava açtı. Ancak, Bir ve İlhan bir süre sonra tahliye edildi.

Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı davanın iddianamesi ilginç tespitlerle doluydu. Buna göre Gençlerbirliği Teknik Direktörü Erdoğan Arıca ile Ali Fevzi Bir arasında bir telefon görüşmesi yapılıyordu. Arıca, takımının düşme hattında bulunduğunu, bu durumdan kurtulabilmek ve çıkışa geçebilmek için bir maçı kazanmaları gerektiğini ve Bir’den maçtan galip gelmelerini sağlayacak bir hakem ayarlamasını istiyordu. Bir de Sadık İlhan’i arıyordu. İlhan da bu işi para karşılığında Sabahattin Bitirim’e yaptırabileceğini söylüyordu. Bir, tekrar Erdoğan Arıca ile görüşüp, gereken paranın verilmesi koşuluyla, Sabahattin Bitirim üzerinde Sadık İlhan ile mutabakata varıyorlardı. Bu görüşmeden bir süre sonra oynanan ve hakem Sabahattin Bitirim’in yönettiği

Samsunspor – Gençlerbirliği maçını, Gençlerbirliği 2-0 kazanıyordu. Yani maç, şike çetesinin istediği gibi sonuçlanmıştı. Gaziantepspor Teknik Direktörü Samet Aybaba ile Ali Fevzi Bir arasında yapılan telefon görüşmesinde ise Aybaba, Gaziantepspor’un galibiyeti için yardım talebinde bulunuyordu. Bu görüşmeden sonra İstanbul’da Göztepe – Gaziantep maçı yapılıyor ve maçın hakemleri ise Sadık İlhan, Kenan Kozak, Nurhan Altınsaat ile Ferhat Gündoğdu oluyordu. Maçtan bir gün önce bu hakemler Taksim’deki Euro Plaza Oteli’nde Ali Fevzi Bir’in temin ettiği kadınlarla birlikte oluyorlardı. Kadın satıcısı Dilek Uzun, ifadesinde bu olayı ayrıntısıyla anlatıyordu. Bu maçı Gaziantepspor 3-1 kazandı.

Çete lideri Ali Fevzi Bir ile hakemler, teknik direktörler ve kadın satıcısı Dilek Uzun arasındaki telefon görüşmeleri incelendiğinde maçlarda şike yapıldığı açıkça ortaya çıkıyor. Sohbetler, Yesilçam’ın o unutulmaz repliklerini solda sıfır bırakacak nitelikte. Siz de okuduğunuzda hayretler içinde kalacaksınız. Çünkü, büyük zevkle izlediğimiz futbol maçlarının sonuçlarının önceden ayarlandığını, hakemlerin düdüklerinin bahis ve para için çaldığını ve hatta hangi maçı hangi hakemin yöneteceğinin çete lideri Ali Fevzi Bir tarafından belirlendiğini göreceksiniz.

Gençlerbirliği Teknik Direktörü Erdoğan Arıca ile Ali Fevzi Bir arasında 10 Aralık 2001 günü saat 14.53 ve 15.02’de yapılan telefon görüşmesi:

Arıca: Efendim…
Bir: Erdoğan…
Arıca: Efendim abi…
Bir: Eski o Zeynel Abidin Gökçe’nin oğluymuş da o.
Arıca: Hıı.
Bir: Şey ilgilenecek il hakem kurulunun yardımcısı var İstanbul’un.
Arıca: Evet abi.
Bir: O ilgilenecek, yarın öğleden sonra ararım seni dedi.
Arıca: Tamam abiciğim.
Bir: Genç çocuk öyle fazla da bir şey
Arıca: Fazla da bir sıkıntı olmaz zaten yapamaz ama dedi, şey dedi. Ben bu hafta tam kadro çıkacağım, bir iki eksiğim var ama tam kadro çıkacağım.
Bir: Yok yani kulağa mesaj veririz dedi.
Arıca: O tabi canım ama mesaj gitti onlara, öteki taraftan mesaji gönderdim haberin olsun.
Bir: Tamam ama ona değil başkana göndericen.
Arıca: Ben patrona mesaj gönderdim, Ankara’ya gittim, oradan arattırdım onu.
Bir: İyi tamam, o zaman isimle iste artık.
Arıca: Bilmiyorum artık, yani benim önümüzdeki hafta sıkıntım var, Kırşehir’e gideceğim, onlar da baya heyecanlı.
Bir: Kırşehir’e…
Arıca: Kırşehir’e gideceğim, bu haftayı ben geçerim de abi yani büyük bir sıkıntı olmazsa önümüzdeki haftayı geçmem lazım.
Bir: Alsınlar Ankara’dan versinler işte.
Arıca: Pazartesi veya salı günü açacağım, konuşacağım, onların maçı ne zaman milli takımın maçı ne zaman?
Bir: Yarın.
Arıca: Yarın mı, o zaman pazartesi günü döner onlar, ulaşırım ben onlara.
Bir: Tamam.
Arıca: Bir sıkıntı olursa ararım ben seni.
Bir: Hayatta yapmam, bu işi sırf senin için yapıyorum.
Arıca: Teşekkür ederim.
Bir: Bak rezil oluruz ağabey, rezil.
Arıca: Hiç kimse bilmez, bir sefere ihtiyacım var.
Bir: Bak rezil oluruz.
Arıca: Tamam.
Bir: Arpa verilecek bu adama.
Arıca: Hıı.
Bir: İsmi siz aratacaksınız, ona karışmam.
Arıca: Hı.
Bir: Çünkü yani senin o patronun dandik.
Arıca: Evet.
Bir: Onun, ben onun yerinde olsam a…. koyayım Türkiye ile gırgır geçerim.
Arıca: Ya o adam da hiç bizim bildiğimiz gibi bir adam değil Aliço, bir tanısan adamı yani Türkiye ile gırgır geçecek bir adam da şimdi korkmuş ürkek yani, zavallı bir durumda, başkan öyle bildimiz bir başkan değil şu anda.
Bir: Yani herif gelecek, tırpanı vuracak, ben bi şimdi ben araya birini soktum arkadaşını.
Arıca: Hı.
Bir: Yani bunlar arpayı alır, yanı arpayı aldığını biliyorum da yani ben arpayla böyle şeye girmek istemem.
Arıca: Arpayla ben de girmek istemiyorum Aliço yani.
Bir: Anladın mı?
Arıca: Bu çok…
Bir: Şimdi sana bir şey söyleyeyim, senin bölgen uymuyor, bölgen uysa…
Arıca: Hı.
Bir: Ankara olsa…
Arıca: Ankara.
Bir: Dört beş tane orada var, benim canım ciğerim, derim ki böyle bak mesela bu hafta tesadüf Coşkun’un maçına benim en iyi arkadaşım gitti, söyledik.
Arıca: Evet.
Bir: He bayağı memnun kalmış, Sakarya-Altay maçına…
Arıca: Evet.
Bir: Şeye burada Antep maçında benim canım ciğerim var.
Arıca: Evet.
Bir: Şimdi…
Arıca: Senin canın ciğerin kim abi, onu bize yollasan da bize kıyak yapsın.
Bir: Olmaz olmaz, senin bölgende.
Arıca: Senin bölgende…
Bir: Yok senin bölgende o, aynı yere vermiyorlar.
Arıca: He öyle demek.
Bir: Veremezler, verseler şimdi bir tane var.
Arıca: Hı. Şimdi onları aradım ki bir tane bana dedim isim söyleyin dışarıdan.
Bir: Tamam mı, İstanbul’da var, şimdi hatır için olan şey yapacak anladın mı, bir iki tane pozisyon geçer abi, işi arpayı alacak, işi de verecek abi.
Arıca: Arpa ne abi, arpa devirsin de arpayı ben beceremem ki abi, kulüpten birine söyleyeceğim de o, bilemem, bu işler Ali, rezil oluruz adımız.
Bir: Rezil oluruz.
Arıca: Yani adımız.
Bir: Ben de onu söylüyorum.
Arıca: Adımız karışırsa yani…

Dönelim kendi konumuza yeniden…

20 Şubat 2002’de Devlet Bakanı Fikret Ünlü, basına yansıyan şike iddialarıyla ilgili olarak yaptığı yazılı açıklamada, “Şike olayının varlığının ve olaya karışan sorumluların adli mercilerce tespiti halinde, bu kişilerin spor alanlarından uzaklaştırılması için haklarında gerekli her türlü işlem için gerekeni yapacağımızdan hiç kimse kuşku duymamalıdır” der.

Şike çetesi iddiasında adı geçenlerin, 28 Şubat Perşembe gününe dek savcılığa ifade verecekleri açıklanır. Genelkurmay Başkanlığı Futbol Federasyonu’na bir yazı göndererek, “şike çetesi” iddianamesinde adı geçen asker kökenli hakemlere soruşturma sonuna dek görev verilmemesini ister.

Asker kökenli hakemlerden Sadık İlhan’ın 2 ay önce emekli olduğu, Ali Uluyol, Sabahattin Bitirim ve Harun Yiğit’in ise sivil mahkemelerde sorgulanamayacağı için Ankara’da askeri mahkemede ifade verecekleri kaydedilir.

Şike Dosyası’nda adları geçen futbol hakemlerinden Sebahattin Bitirim, Ali Uluyol ve Harun Yiğit 26 Ocak 2002’de Kadıköy Adliyesi’nde savcılara ifade verirler.

Şike çetesi kurduğu iddiaları ortaya atılan Susurluk davası sanığı Ali Fevzi Bir ile telefon görüşmeleri yaptıkları belirlenen Gaziantepspor Teknik Direktörü Samet Aybaba ve Gençlerbirliği Teknik Direktörü Erdoğan Arıca da Kadıköy Adliyesi’ne ifade verirler.

Tüm bu ifadeler vs bir şeye yaramaz. Sadık İlhan ve Ali Uluyol’un kısa süreli tutuklulukları dışında hiçbir sonuca ulaşılamaz “nedense”…

2002 yılında da TFF cenahında fazla bir değişiklik olmamış, Galatasaray lehine maç ertelemeleri devam etmektedir.

16 Mart 2002’de Galatasaray ile Trabzonspor arasında oynanması gereken Türkiye Süper Ligi karşılaşması Futbol Federasyonu tarafından ileri bir tarihe ertelenir. Trabzonspor Kulübü Başkanı Özkan Sümer, “Galatasararay açıktan açığa kollanmaktadır. Kimse bize sormadı. Karar bize yapılmış bir saygısızlık ve haksızlık” der.

Karara Trabzonspor, Fenerbahçe ve Beşiktaş cephelerinden büyük tepki gelir.

Fenerbahçe Basın Sözcüsü Atilla Kıyat, “11 Eylül olaylarında bizim Leverkusen maçımız ertelendiğinde fikstür sıkışmıştı. Federasyona başvurduğumuzda ‘Ertelemeyi kaldırdık’ demişlerdi. Futbol Federasyonu’nu şaibe altında olmaktan kimse kurtaramaz” açıklamasını yapar.

Asbaşkan Mahmut Uslu ise “Artık Roma’da soyunma odalarında ertelenme kararları alınıyor. Haksız rekabet oluyor” demektedir.

Beşiktaş cephesi de erteleme kararına tepki gösterir. Asbaşkan Yıldırım Demirören, “Biz, Denizlispor’la Türkiye Kupası maçı oynadıktan sonra cumartesi günü G.Saray’ın karşısına çıktık. Biz nasıl erteleme talep etmediysek, rakiplerimizin de öyle yapması gerekir. Ligde çifte standart istemiyoruz. Eğer böyle bir karar alınıyorsa, diğer maçların da ertelenmesi gerekirdi” der.

En ağır eleştiri Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’dan gelir. Aziz Yıldırım şunları söyler:

“G.Saray’ın Şampiyonlar Ligi maçları milli dava değildir. Bunu milli dava gibi düşünmek büyük hata olur. Erteleme kararıyla bütün ligi alt üst ettiler. Haluk Ulusoy’un keyfi hareketi devam ediyor. Kraldan çok kralcılık yapıyor. Sıkıştığı zaman Kulüpler Birliği’ni toplantıya çağırıyor.

Futbol Federasyonu ve Haluk Ulusoy sadece G.Saray Kulübü’nün başkanı değildir. Ulusoy, eşit hizmet vermek istiyorsa G.Saray formasını üzerinden çıkarmalıdır.

Şampiyonu kendi tayin etme yoluna gidiyor ki, bu çok tehlikelidir. Hata yapan kulüp yöneticileri yerine kendilerini Ceza Kurulu’na vermeleri gerekir.

Roma maçı öncesi duyumlar aldık. Futbol Federasyonu Başkanı’nın maçı tehir edeceğini deklare ettiğini duyduk. Federasyon, bize erteleme kararının, başkan gelince toplantıyla alınacağını söyledi. Ama Haluk Ulusoy kararını havalimanında açıklayıp, evine ya da başka bir yere gitti. Ulusoy’un dudağından beklenen iki kelimeyle maç ertelendi. Özerk Futbol Federasyonu’nda amaç, kişilerin ve devletin, federasyon üzerindeki baskısının kalkmasıdır. Özerklik Haluk Ulusoy’un başkanlığına kadar başarıyla yapılmıştır. Özerk olarak yürütme maalesef kişiye bağlı hale geldi. Bu çok tehlikeli.

Geçen sene de aynı oyunlar oynandı. Dünya Kupası nedeniyle ligi öne çektiler, ‘erteleme olmayacak’ dediler.

Fenerbahçe, zamanında Portekiz’de Guimares ile maç yaptığı zaman joplandı, dayak yedi, Türkiye’ye döndü, yine de maç ertelenmedi. Geçen yıl başvurumuza rağmen maçımız ertelenmedi. Barcelona hafta sonunda Real Madrid ile oynayıp, Türkiye’ye gelecek. Bundan kulüpler zararlı çıkar. 8-10 kulüp düşmemek, 3 kulüp şampiyonluk, diğerleri de UEFA kupasına katılmak için mücadele veriyor. Bütün lig alt üst olacak. Peki Galatasaray, Barcelona’yı yenip, çeyrek finale kalırsa ne olacak? Maçlarını yine mi erteleyecekler? Galatasaray kalan maçlarını lig bitince mi oynayacak?

Dünyanın hiç bir yerinde böyle bir olaya rastlayamazsınız. Ulusoy’un yıprattığı Merkez Hakem Kurulu’nun durumu ortada. İstifa etmek ya da genel kurul yapmak zorundadır.

Artık biz de iyi niyetli hareket etmeyiz. Genel kurul için gerekeni yapacağız. Devlet kademeleri de oyunları görüp tavır almalı. Galatasaray turu geçerse Futbol Federasyonu çok zorda kalacak. Bu olayda asıl mağdur olan Trabzonspor’dur. Diğer kulüpler de sesini, tavrını göstermelidir. İkinci, Üçüncü liglerde de aynı sıkıntılar yaşanmaktadır. Ulusoy’u maça davet ettik, Fenerbahçe Stadı’na gelmedi. Biz misafirlerimize sahip çıktık, yine çıkarız.”

Beşiktaş Kulübü İletişim Komitesi Başkanı Mete Düren ise, Futbol Federasyonu’nun, Trabzonspor-G.Saray maçını erteleyerek, yetkilerini aştığını söyler. Düren, erteleme kararının Kulüpler Birliği’ne danışılıp ortak bir görüşle alınması gerektiğini savunarak şunları söyler:

“Federasyon, verdiği bu kararla Türk futbolunu ve G.Saray’ı Avrupa futbol otoriteleri gözünde küçük düşürmüştür. G.Saray ile birlikte Şampiyonlar Ligi’nde mücadele eden 15 takımın bu hafta oynayacağı maçlardan hiçbiri ertelenmemiştir. Bu erteleme, Galatasaray’ın ‘Biz bu büyüklükteki takımlarla başedemiyoruz’ şeklindeki aczini ifade ettirmektedir”

Haluk Ulusoy’un ilk yanıtı sözle olur, sonrasında cezalandırma gelecektir:

“Galatasaray forması ile Anadolu’daki kulüplerimizin forması, eforu, teri, bizim için eşittir. Bugün beni istifaya davet edenler, kendi güç sınırlarını zorlayıp daha önce Genel Kurul önünde kaybedenlerdir. Onları bir kez daha Genel Kurul’un iradesine saygıya davet ediyorum. Bu ülkede ne zaman doğru ve yararlı bir iş yaptıysak, geçmişteki hesapları hala kapatmamış kişi ve grupları karşımızda, bize iftira atarken bulduk.

Bizi, ‘Galatasaray’ın uydusu’ olarak değerlendirenler, Galatasaray’ın geçmişte federasyona yapılan ve reddedilen taleplerini incelediler mi? Fenerbahçe bizim dönemimizde şampiyon olmadı mı? Fenerbahçe Kulübü, pankartlarla beni kınama yürüyüşü yaparken, kaybedilen her maçta bana ve başkanı olduğum federasyona küfür ederken, biz Fenerbahçe Kulübü ve Başkanı’na eşit yönetim anlayışımız doğrultusunda daima kucak açmadık mı?

Galatasaray, içinde bulunduğu koşullarla erteleme kararını haketmiştir. Bugün Türkiye’nin, UEFA ülkeler sıralamasında elde ettiği yedincilikte en büyük pay Galatasaray’a aittir. Türk takımlarının topladığı 32 puanın 19’unu Galatasaray kazandırmıştır. Bu bakımdan kararımız doğrudur.

Bu ülkenin bir takımının uluslararası alanda sürdürdüğü mücadeleyi ‘milli bir dava’ olarak görmeyenler, kendi milliyetçiliklerini sorgulamalıdır. Milli olarak gördüğümüz bu davanın sonuna kadar arkasında, yanında ve içinde olacağız. Bu ülkede şiddete, tribün terörüne yol açacak, futbolu başka arenalara çekecek her türlü beyanata karşı yasanın bize verdiği yetkiye ve talimatlara göre yanıt vereceğiz. Gerekirse ceza uygulayacağız. Biz sadece Genel Kurulumuz’a karşı sorumluyuz ve sadece ona hesap veririz.“

Hemen arkasından, 20 Mart’ta da Aziz Yıldırım disiplin kuruluna sevkedilir.

Futbol Federasyonu Hukuk Kurulu, Trabzonspor-Galatasaray maçının ertelenmesinden sonra, Futbol Federasyonu ile başkanı Haluk Ulusoy hakkında medyaya açıklama yapan Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, yöneticilerden Mahmut Uslu, Murat Özaydınlı ile Trabzonspor Başkanı Özkan Sümer ve yönetici Serdar Bali’yi Disiplin Kurulu’na sevkeder.

28 Mart 2002’de Devlet Bakanı Fikret Ünlü, 2002 Dünya Kupası finallerinin ardından, uygun bir tarihte Futbol Federasyonu’nu olağanüstü genel kurula çağırmayı düşündüğünü söyler.

Yaşanan olaylarla ilgili olarak, asıl görevini yapması gereken kurumun genel kurul olduğunu ifade eden bakan Ünlü, “Başbakanlık Teftiş Kurulu’nu harekete geçirmek her zaman doğru olmaz. Kongre sadece görev değişikliği için toplanmaz. Futbolun problemleriyle ilgili esas görev genel kurulundur. Kamuoyuna yansıyan gelişmelerin tartışılacağı kongrenin, futbolumuza çok büyük katkısı olacağına inanıyorum. Esas olan, kamuoyunu genel kurul kararıyla tatmin etmektir. Bu oluşumun, yargı sürecine de önemli katkıda bulunacağına inanıyorum. Esas amacımız, yaşanan herşeyi, Dünya Kupası finalleri sonrasına ertelemek” der.

Tanıdık mı geldi yine?

2 Nisan 2002’de PFDK Aziz Yıldırım’a 4 ay ve Trabzonspor Başkanı Özkan Sümer’e de 1 ay hak mahrumiyeti cezası verir.

Futbol Disiplin Kurulu gerekçesinde, “Türkiye Futbol Federasyonu tüzel kişiliğine ve yaptığı görev nedeniyle Federasyon başkanına görsel ve yazılı yayın yoluyla ağır biçimde hakaret ettiği nedeniyle cezalandırıldığı” ifadelerine yer verir.

TFF elbette ki Yıldırım’ı yalnız bırakmaz. Fenerbahçe Kulübü Yönetim Kurulu Üyeleri Murat Özaydınlı 45 gün, Mahmut Uslu ise 1 ay hak mahrumiyeti alırlar.

Türk Futbolu’nun gündemine Aziz Yıldırım’ın Şeref Tribünü’ne oturup oturamayacağı girer bu cezalarla birlikte.

5 Nisan 2002’de Futbol Federasyonu’nun, Aziz Yıldırım’ın şeref tribününe alınmaması için GSGM’ye gönderdiği yazı ‘usul’ yönünden hatalı olduğu için iade edilir.

Gençlik ve Spor Genel Müdürü Kemal Mutlu, federasyonun gönderdiği yazının imza bölümünde bulunan ‘Genel Sekreter Aydın Torunoğlu Yerine’ ibaresinin kabul edilemeyeceğini belirterek, “Bu yazının bizzat Genel Sekreter tarafından imzalanması gerekirdi. Bu düzeltmeyi yarın (bugün) yapacaklarını umuyorum. Aksi halde Sayın Yıldırım’ın şeref tribününe girmemesi konusunda herhangi bir engel kalmaz” der.

Ulusoy 6 Nisan 2002’de “Aziz Yıldırım’ı ceza kuruluna sevkeden de, ceza veren de biz değiliz” der. TFF Başkanı’nın bu sözü enteresandır, zira Türkiye’de kimsenin bilmediği başka bir kurumun var olması gerekmektedir bunun için.

Gerçi Ulusoy federasyonun disiplin ve hukuk kurullarına hiçbir şekilde müdahele etmediğini ifade etmeye çalışmaktadır, ama daha önce kulüplere yaptığı baskıları bildiğimiz için pek de inandırıcı gelmemektedir sözleri.

Fenerbahçe’nin kendi dönemlerinde lig şampiyonu olduğunu hatırlatan Ulusoy, “Biz kupalarını vermeye gittik, ama yine hakaret dolu sözlerle karşılaştık. Fenerbahçe, 12 puan geriden gelerek yeniden şampiyonluğa ortak oldu. Eğer bir art niyet olsaydı böyle bir mücadele olabilir miydi?” der.

Türkiye’de herhangi bir kulübün başkanı istediği için federasyon başkanının değişmeyeceğini belirten Ulusoy, şöyle devam eder:

“Kulüpler Birliği’nde 18 kulüp başkanı genel kurulda gelip de bana ‘artık ayrıl’ derse, ben de köşeme çekilirim. Eğer bir kulübün başkanı istedi diye de federasyon başkanı değişecekse, bu ülkenin futboluna yazık. Ben, Avrupa’da başarı istiyorum. Şampiyonlar Ligi’nde 3 takımımızın da oynamasını istiyorum. Avrupa’da başarılara koşacak her takımın formasını giyerim ben. Bunu bir milli dava olarak gördüm.”

2002’de “Kulüpler Birliği’nde 18 kulüp başkanı genel kurulda gelip de bana ‘artık ayrıl’ derse, ben de köşeme çekilirim” diyen Ulusoy, 2007’de 18 değilse de Kulüpler Birliği’nin büyük çoğunluğunun, Genel Kurul delegelerinin de 113’ünün ‘çekil’ bile değil, ‘seçime git’ demesini ciddiye almamakta beis görmeyecektir.

10 Nisan 2002 tarihinde Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Futbol Federasyonu ile arasındaki protokol tribünü yönetmeliğini tek taraflı fesheder. Genel Müdür Kemal Mutlu, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım da dahil olmak üzere cezalı olan tüm kulüp yöneticilerinin protokol tribününe girmesini serbest hale getiren bu kararın gerekçesini şöyle açıklar:

“1996 yılından beri bu yönetmeliğin değiştirilmesi için Futbol Federasyonu’na başvuruda bulunuyorduk. Ancak bir türlü kabul ettiremiyorduk. Bir teşkilat, kendi verdiği cezayı kendisi takip eder, bir başkasına takip ettiremez. Biz, Futbol Federasyonu’nun verdiği cezanın takipçisi olmak istemediğimiz için yönetmeliği tek taraflı feshettik.”

14 Nisan 2002’de Milli Takımlar Teknik Direktörü Şenol Güneş, bazı kesimlerin Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’u istemediğini belirterek, “Demek ki başarı istenmiyor” der. Bu dediklerinin “cezasını” ileride görecektir, Ulusoy’a destek çıkmasının ödülünü milli takımdan neredeyse mahkemelik bir şekilde yollanarak alacaktır.

Aziz Yıldırım, 14 Nisan’daki Beşiktaş maçı öncesi “Bu ligi içime sindiremiyorum” der. Futbol Federasyonu’nu topa tutan Yıldırım şöyle devam eder:

“Her şeyde şaibe var. Ligde şampiyon da şaibeli düşenler de şaibeli. Federasyonda keyfiyet hakim. Bu Türk sporuna zarar veriyor. Federasyonun herkese eşit davranması lazım. Kurumun saygınlığını devam ettirecek insanlar görevde olmalı.

İstanbulspor – Galatasaray maçını izlemedim. Hakem hakkında yazanlar doğruysa bu çok sakıncalıdır. Bunun için herkesi göreve çağırıyorum.

Biz belki de gelecek sezon, 2 veya 3 yıldızı takmayacağız. Federasyon keyfi uygulamalar içinde. Kocaeli – Beşiktaş maçındaki saha reklamlarını ihale etmeden bir kuruluşa verdi. Keyfiyet bitmeli.”

14 Nisan 2002 tarihinde oynanan Fenerbahçe – Beşiktaş derbisi yeni bir gerilim nedeni olur. Beşiktaş Kulübü Başkanı Serdar Bilgili, yönetim kurulu üyeleriyle birlikte 15 Nisan’da Akaretler’deki kulüp binasında düzenlediği basın toplantısında, maçın orta hakemi Muhittin Boşat, Merkez Hakem Kurulu (MHK) ve Fenerbahçe Kulübü hakkında sert açıklamalarda bulunur.

Bilgili, Beşiktaş – Fenerbahçe maçı öncesinde utanç verici girişimlerde bulunulduğunu, sonuçta da tehditlere boyun eğilerek, sahaya birer tetikçi olarak Muhittin Boşat ve Evren Dölek adlı şahısların çıkarıldığını söyler.

Maç yönetimindeki acizliği defalarca kanıtlanmış olan Muhittin Boşat’ın bu maça atanır atanmaz, Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın 11 Nisan Perşembe günü MHK Başkanı Bülent Yavuz’u aradığını söyleyen Bilgili, Yıldırım’ın MHK Başkanı’na, ‘Sahada aleyhimize bir şey olursa, Türkiye’yi başınıza yıkarım’ dediğini kaydeder.

Bilgili, Federasyon ve MHK’nın tehditler altında ezilmişken ve hak mahrumiyeti cezası almış bir kulüp başkanının protokol tribününün ön sırasında devletin üst düzey yetkilileriyle birlikte oturmuşken, Muhittin Boşat gibi acizliği ve yetersizliği defalarca kanıtlanmış bir kişiyle kim olduğu ve ne amaçla bu maça verildiği meçhul Evren Dölek adlı şahsın hangi baskı veya vaatlerle sahaya çıkmış olacağını kestirmenin hiç de zor olmadığını söyler.

MHK’nın kesinlikle değiştirilmesini istediklerini belirten Bilgili, “Şeffaf ve demokratik bir MHK istiyoruz. Bu şartlarda ligin devam etmesi mümkün değildir” der.

İşin bu kısmı canı yanan bir kulüp başkanının haklı ya da haksız serzenişi olarak yorumlanabilir. Ancak olayın asıl ilginç boyutu daha sonra Aziz Yıldırım’ın açıklamalarında ortaya çıkacaktır.

Suçlamaların hedefindeki isimlerden Bülent Yavuz “Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, perşembe günü öğleden sonra beni aradı. Telefon görüşmemizde, Beşiktaş maçından dolayı tereddüt ve kaygılarının olduğunu söyledi. Ben de hiçbir kaygı duymamasını ona ilettim” açıklamasını yapar ve Başkan Yıldırım ile aralarında geçen konuşmayı, görev anlayışı gereği, federasyon başkanı Ulusoy’a aktardığını söyler.

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım 16 Nisan’da bir basın toplantısı düzenler ve Bilgili’nin açıklamalarına yanıt verir:

“Evet, Yavuz’u aradım, maçın hakemini sordum. Boşat’ı açıkladığını söyledi. Endişelerim olduğunu söyledim. Haklarımızın yenmemesini istedim. O da hiçbir şey olmayacağını söyledi. Pazar akşamı eğer aleyhimize herhangi bir olay gelişirse, yani Fenerbahçe veyahut da Beşiktaş’la ilgili. Çünkü ben başından beri ‘adalet istiyorum’ derken, yalnızca Fenerbahçe için istemedim, bütün kulüpler için istedim ve bugün de istiyorum. Yavuz sonra Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’u aramış. Başkanın yanında Beşiktaşlı yöneticiler ve federasyon üyeleri varmış. Ulusoy, megafon yoluyla misafirlerine dinletmiş.

Eğer haklarımızı savunmak için uyarı yaptıysak, bunu da yanlış anladılarsa bunu bugün yine yaparım. Sorumlunun Yavuz ve Ulusoy olduğunu söylerim. Bundan sonra da elimden geleni yaparım. Etik yönden çok enteresan olaylar vardır. Oyunlar oynanıyor. Bunu tek açıklayacak kişi Ulusoy’dur.

Hiçbir zaman telefonunu bize dinletmemiştir. Niçin bu konuşmayı başkalarına dinlettiğini açıklamak zorundadır. Eğer açıklamazsa şaibelerim doğrulanacaktır. Kimler bir şey anlattıysa, o insanlarla tekrar konuşsun. Beşiktaş’ta başarılı olan Sinan Engin ile konuşarak, bizim MHK ilişkilerimizle ilgili anlattıklarına açıklık getirsin.

Bunları söyleyemiyorlar, korkuyorlar. Geçmişteki hadiseleri hatırlattık. Bunun gizlisi saklısı yoktur. Kamuoyuna da açıklarım. Telefonu açık tutup dinletmekte başka şeyler var. MHK’de köstebekler çıkmıştır. Yavuz sorumsuz biri mi? Sorumlu olduğu için aradım. Niye başkanına söylediğini eleştirmiyorum. Doğrusunu da yapmıştır.

Baştan beri söylediklerimde haklı çıktığım bir kez daha ortaya çıktı. Beşiktaş Başkanı’nın bizim gibi Fenerbahçe’nin haklarını savunması için federasyon ile konuşmak gibi bir derdi yok. Demirören ile Ulusoy’un akrabalığı var. İlhan ve Tümer’in transferinde Sayın Ulusoy’un kefaleti vardır. Bunu Samsun deplasmanına gittiğimizde öğrendik.

Bilgili’nin maç oynanmadan hakemle ilgili düşüncesi varsa neden söylemedi. Yenildikten sonra bunu açıklaması çok ilginç. Ben ne söylediysem arkasındayım. Laf olsun diye konuşmam. Hepsini ispat ederim. Belgelerle konuşurum. Bilgili, iki yıldır MHK ile ilişkilerimizden bahsediyor. Eğer bilgi, belge varsa açıklasın. Açıklamazsa zan altında kalacaktır. Döküman ile konuşuyorum. Hangi maçta neler olduğunu tek tek söylüyorum. Ulusoy devre arasında hakem hatası olmayacağını söylüyor. Kendi istediğini yapmak istiyor ve kavga ortamı hazırlıyorlar. Bu federasyonla Türk futbolu bir yere gidemez.

Bülent Yavuz’a Türkiye’yi başınıza yıkarım dediğimi hatırlamıyorum. Eğer söylemişsem arkasındayım. Eğer tezgah var ise bunu söylemek hakkım var. Bunu söylerken hukuki savaşımızı daha da genişleteceğimizi dile getirdim. Fenerbahçe’yi tutun, destekleyin mi dedim? Bunu söyleyebilirler mi? Bugüne kadar böyle bir istekte bulunmuş muyum? Ben Başkan’a da gittim söyledim.

Bülent Yavuz’a, ‘Erol Ersoy’a ceza veriliyor, bu ceza ne zaman kaldırılacak? Neden maçlara verilmiyor?’ diye sordum. ‘Yarın ben de bir hakemi istemezsem, onu da mı cezalandıracaksınız’ dedim.

Ben geçen yıl Ulusoy’un makamına gittim ve endişelerimi dile getirdim. O zaman neden açıklamadı. Tehditten kasıtları nedir?

Ulusoy’dan başka kimse bu maça Muhittin Boşat’ı tayin edemezdi. Madem konuşmamı biliyorlardı, neden müdahale etmediler? Bugün söylentiler var. Diyorlar ki, Boşat Cerrahpaşa’da çalışıyormuş. Sayın Mete Düren ziyaretine gitmiş. Araştırın bakalım. Hata olmuştur. Bunu kabul ediyoruz. Ama bunu Beşiktaş neden bugün söylüyor? Düne kadar neredeydiler?

Beşiktaş’ın hakemlerle ilgili şikayeti olamaz. Bu hafta canları yandığı için ortaya çıktılar. Onların yanındayız. Ama diyoruz ki, herkese adalet olsun. Beşiktaş yöneticileri bizimle konuşurken davamızda haklı olduğumuzu söylüyor ve ertesi gün vazgeçiyorlar. Trabzon – G.Saray maçının ertelemesine bizimle beraber karşı çıktılar. Sinan Engin, Tahkim’e gideceklerini söyledi. Biz gittik, onlar gitmedi. Neden gitmediklerini onlar açıklasın.

Bizim oynadığımız maçlarda Fenerbahçe lehine hakem hatası olmamıştır. Olmuşsa ortalamanın altındadır. Beşiktaş’ın Samsun maçı Samsun’da oynanacaktı. Ankara’ya alındı. A.Gücü maçını hakem hatalarıyla kazandılar. G.Saray maçında Boşat, G.Saray’ın golünü iptal etti. Kadıköy’deki maçta 10 kişilik Beşiktaş bizi yendi. O zaman konuşmayanlar, bugün Fenerbahçe’nin başarısına gölge düşürüyor. O gün ofsayt gol ve verilmeyen penaltı vardı.

Büyümemizi engelleyenlere karşı bu savaşımız devam edecektir. Bizi ikincilik mutlu etmez. Şampiyonlar Ligi’nde 6 milyon dolar kasamıza girecek diye düşüncemiz olamaz. Biz büyük kulüp olmak istiyoruz. Ulusoy’un talimatı olmadan bana 4 ay ceza verilmez. ‘Benim bilgim yok’ diyor. Bu cezayı verenlere ne kadar güvenirsiniz, buna siz karar verin.

Bütün kulüp başkanları ve delegeleri göreve çağırıyorum. Demokratik bir şekilde bunu çözmek gerek. Ama biz her zaman çıkıp konuşacağız. İnanıyorum ki herkesin derdi var. Çıksınlar haklarını arasınlar. Keyfiyetle idare etmeyecek insanlar gelmeli. “

18 Nisan 2002 tarihinde Mahmut Uslu, Bilgili ve Yıldırım’ın açıklamalarının karambolünde Albayrak – Erdemir vakasının unutturulduğunu söyler:

“Birlikte yemeğe çıktılar ama şimdi hiç sesleri çıkmıyor.

Orhan Erdemir, Ahmet Çakar’a dava açıyormuş. Onun bu girişimi Albayrak ile yemeğe gidip gitmediğine açıklık getirmiyor. Eğer doğru değilse niçin susuyorlar? Neden bir açıklama yapmıyorlar? Bu söylentilere neden set çekmiyorlar? Son günlerde yaşanan olaylardan faydalanıp bu gerçeği unutturmaya çalışıyorlar.

Aslında tüm kulüplerin bu ve buna benzer konularda birleşmesi gerekiyor. Biz sadece Fenerbahçe için değil, tüm kulüpler için adalet istedik. Tüm kulüpler bu federasyondan memnun değil. Ama bazılarının çıkarı var susuyorlar. Bakın Göztepe Başkanı’na. Daha dün Rize maçından sonra neler söylüyordu. Bugün neler söylüyor.

Sanki sadece Fenerbahçe Kulübü, şikayetçiymiş gibi bir hava estiriyorlar. Ama şunu anlamıyorlar. Biz sadece adalet istiyoruz. Ama tüm kulüpler için istiyoruz. Sahanın içinde yapılan hakem hataları için değil, atamalarda yapılan yanlışlar için sesimizi yükseltiyoruz. Ve adalet için verdiğimiz bu savaşa sonuna kadar devam edeceğiz.”

18 Nisan 2002’de Beşiktaş Asbaşkanı Yıldırım Demirören, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın kendisi hakkındaki suçlamasına yanıt verir. Demirören, “12 yıldır Ulusoy ailesinin akrabasıyım ve bundan da şeref duyuyorum. İddianın aksine ben Haluk Ulusoy’dan futbolun içine girdikten sonra uzaklaştım. Çirkin yakıştırmalardan kaçınmak gerek” der.

Kimse de çıkıp Demirören’e “yahu madem uzaklaştın, Bülent Yavuz Aziz Yıldırım’ın telefonunu aktarırken ve Ulusoy bunu megafonla dinletirken odada ne işin vardı” diye sormaz. Demirören de kimsenin sormayacağını bildiğinden bol keseden sallamaktadır zaten.

21 Nisan 2002’de G.Saray – A.Gücü maçının hakeminin değiştirilme şekline büyük tepki gösteren Asbaşkanlar Atilla Kıyat, Murat Özaydınlı ve Mahmut Uslu, Futbol Federasyonu’nun iflah olmaz bir hastalığa yakalandığını iddia ederler.

Asbaşkan Atilla Kıyat, Futbol Federasyonu yetkililerini akılsızlık ile suçlayarak;

“Hakemler perşembe yerine cuma günü açıklandı. Benim anlamadığım nokta, Serdar Tatlı seçilirken 4’üncü hakem de seçilmiyor mu? Bu maçın 4’üncü hakemi maçın 5’inci dakikasında asıl hakem sakatlandığında yedek hakemin maç yönetemeyeceğini mi düşündüler? Demek ki 4’üncü hakem olarak atanan hakemin yeterliliğinden şüphe var. Ben Serdar Tatlı’ya acil şifalar diliyorum. Futbol Federasyonuna da acil şifalar diliyorum. Çünkü bu günlerde alınan kararlar ile gösterdiler ki federasyon iflah olmaz bir hastalığa yakalanmışdır. Bunlar aklı başında insanların yapacağı hatalar değildir.”

Asbaşkan Murat Özaydınlı da sert bir dille konuşur;

“Şaibelerin bu kadar konuşulduğu dönemde 4’üncü hakemin tayin edilmemesi şaşırtıcı. Serdar Tatlı gördüğünü çalan bir hakem ama G.Saray maçlarında göremiyoruz. Bizim 4-5 maçımızı yönetti. Keşke bütün maçlarımıza gelse. 25 milyon göz İsmet Arzuman’da olacaktır. Dilerim beklentilere en iyi cevabı verir”.

Asbaşkan Mahmut Uslu da komik gelişmeler olduğuna dikkat çeker;

“Aklı başında işler değil. Eğer sakatlandıysa yedek hakem var. Maçta sakatlansa başka bir hakem mi gelecekti. Süper ligi böyle yönetmek çok yanlış. Federasyon başkanı demek, tek başına yönetmek değil. Serdar Tatlı’ya acil şifalar diliyoruz. Herkese acil şifalar diliyorum”.

25 Nisan 2002’de Fenerbahçe Spor Kulübü resmi internet sitesinden şu sorular sorulur:

Son iki yılda Futbol Federasyonu hangi ihaleleri gerçekleştirmiş, bu ihalelere hangi firmalar davet edilmiş ve hangi firmalara verilmiştir?

Federasyon Başkanı, Tümer ve İlhan örneğinde olduğu gibi hangi kulüpler ve futbolcular için transferlerde menajerlik görevini üstlenmiştir?

Federasyon Başkanı’nın oğlu telefonla hakemlerle itribat kurarak talimat vermiş midir? Başkan, hakem listelerine müdahale etmiş midir?

Futbol Federasyonu futbolculara olan borçları dolayısıyla UEFA ve FIFA’ya karşı hangi kulubümüze kefil olmuştur? Bir taraftan bu kefaletle alınan kulübe yardımcı olurken, Sayın Denizli’nin Fenerbahçe Teknik Direktörü olması nedeniyle, kulübümüzden 500.000 Dolar tazminat alması çifte standart değil midir?

Fenerbahçe de dahil olmak üzere hangi kulüplere alt yapıyı geliştirmek üzere Federasyon kaç para vermiştir? Bu para hangi kulüpler tarafından hakikaten alt yapı için kullanılmış, hangi kulüpler tarafından federasyonun bilgisi dahilinde futbolcu transferleri için kullanılmıştır?

Federasyon Başkanı görevi süresinde hangi maçların belirlenmiş hakemlerini açıklama yapılmadan önce listelere müdahale ederek değiştirmiştir? Sayın Can Bartu’nun da belirttiği gibi Federasyon Başkanının oğlu telefonla hakemlerle itribat kurarak talimat vermiş midir?

Elbette ki yanıt alınamaz.

27 Nisan 2002’de Fenerbahçe Asbaşkanı Mahmut Uslu, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy için Bakanlık ve Başbakanlık Teftiş Kurulu’nu göreve çağırır.

Ulusoy’un federasyonu hanedan gibi yönettiğini dile getiren Uslu, “Çok ciddi iddialar var. Ulusoy bu iddiaları ‘Ben sadece genel kurulda hesap veririm’ diye geçiştiremez. 4-5 milyon milyon dolar gibi rakamlara neyin adına kefil olduğunu ve yarattığı haksız rekabetin nedenini kulüp temsilcilerine anlatmak zorundadır. Bizim Genel Kurul ya da delegelerle federasyonu hanedan gibi yöneten Haluk Ulusoy ile mücadelemiz vardır. Onun haksızlıklarını ortadan kaldırmak için mücadele edeceğiz” diye konuşur.

29 Nisan 2002 tarihinde, kaçan şampiyonluk sonrası futbolcularını teselli eden Fenerbahçe Başkanı, Haluk Ulusoy’u eleştirir;

“G.Saray camiasını kutluyorum. Şaibe derken tüm lig maçlarını kastediyorum. Haluk Ulusoy çekilmezse, bu devam edecektir”.

Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ise , G.Saray’ın bileğinin hakkıyla şampiyonluğa ulaştığını söyler. Ligde şaibe olduğu şeklindeki görüşlerin hiçbirine katılmadığını vurgulayan Ulusoy;

“İnsanların elinde belge yoksa, konuşmaları çok çirkin. Şaibe varsa, beraber konuşalım. Ligde en ufak şaibe olduğuna inanmıyorum. G.Saray saha içinde ve dışında çok iyi bir birliktelik yakaladı ve bu sayede şampiyonluğa ulaştı”.

17 Mayıs 2002 tarihinde Futbol Federasyonu Şike Tahkik Kurulu, “Şike çetesi” davası kapsamında incelemeye alınan 8 maçta şike yapılmadığı kanaatine varır.

Kurul, raporunda, “Söz konusu müsabakaların sonucu hakkında anlaşma yapılmadığı kanaatına ulaşılmış ve anılan müsabakaların hakem raporlarına göre tesciline karar verilmiştir” ifadesini kullanır.

Kurul ayrıca, Türkiye’deki tüm futbol hakemlerinin kredi kartı ve banka hesaplarının incelendiği, bunun sonucunda hesaplarda menfaat niteliğinde para alışverişinin tespit edilmediğini de açıklar.

“Şike çetesi” davası kapsamında, şu maçlarda ayarlama yapıldığı öne sürülmüştür: 11.11.2001 Sakarya – Erzurum, 11.11.2001 Zonguldak – Silifke, 11.12.2001 Karabük – Ank.Demir, 2.12.2001 Aydın – K.Konya, 2.12.2001 Altay – B.Petrol, 8.12.2001 Göztepe – G.Antep, 15.12.2001 G.Antep – Y.Yozgat, 22.12.2001 Bursa – G.Birliği.

19 Mayıs 2002’de Beyşehir Fenerbahçeliler Derneği’nin açılışında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Aziz Yıldırım, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ile ilgili olarak “gitsin” şeklinde bir açıklama yapmadığını belirterek, “Ben ‘Ulusoy üzerinden Galatasaray formasını çıkarsın’ dedim. Ulusoy, Galatasaray Kongre üyesi mi değil mi? Bunu gidin Ulusoy’un kendisine bir sorun” der.

23 Mayıs 2002 tarihinde Çırağan Palace Kempinski Otel’de düzenlenen şirketleşme ile ilgili tanıtım kokteylinden sonra bir açıklama yapan Aziz Yıldırım, “Biz, ‘Haluk Ulusoy, Galatasaray formasını çıkarsın. Çıkarmıyorsa da istifa etsin’ dedik. Bu sözümüzün arkasındayız. Haluk Ulusoy’a, Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım hala karşıdır” der.

Ulusoy’un, kendisiyle biraraya gelmek istediğini ifade eden Aziz Yıldırım;

“Ulusoy aradı. Bir dost meclisinde biraraya gelmek istedi. Ancak kabul etmedim. Ulusoy, Fenerbahçe’nin menfaatlerinin karşısında bir insandır. Bu nedenle biz de Ulusoy’a karşıyız. Şu anda ses çıkarmıyoruz. Çünkü önümüzde Dünya Kupası finalleri var. Milli Takım’ın yara almasını istemiyoruz.. Ama Ulusoy hakkındaki görüşlerimiz değişmemiştir.

Ulusoy, kendi arkadaşlarını toplayıp genel kurul yapmak istiyor. Buna da karşıyız, engel olacağız”.

2002 Haziran ayı Türkiye’nin de yıllar sonra yer aldığı Dünya Kupası’nın olduğu ay olarak tarihe geçecektir. Milli takımın orada başarılı mı başarısız mı olduğu, kamplaşmalar, krizler vs tartışmalar bir yana, bizim konumuz özelinde önemli olan kısım, yine bir Ulusoy klasiği olan “ulufe”lerden birisidir.

8 Haziran 2002’de Hürriyet Gazetesi “Haluk Ulusoy’un kriz ortasında milletin cebinden Kore’ye götürdüğü 271 kişinin listesini” açıklar:

Hürriyet, herkesin günlerdir peşinde koştuğu Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un Güney Kore’ye götürdüğü ‘saltanat kafilesi’nin listesini ele geçirdi.

Ulusoy, ‘Sponsorlar ödüyor, para bizden çıkmıyor’ savunmasının arkasına sığınırken, özel uçakla götürdüğü kafilede eş-dost, yandaş ve kendisini destekleyen milletvekilleri ile bazı gazetecilerin bulunduğu ortaya çıktı.

‘Saltanat kafilesi’ listesinde kimler yok ki? Milletvekilleri, onların eşleri ve çocukları, gazeteciler, delegeler, teknik direktörler, yönetim kurulundaki arkadaşları ve aileleri…

Listedeki bakan ve milletvekilleri arasında en ilginç olanı, Devlet Bakanı Edip Safter Gaydalı… Gaydalı’nın kendisi Kore’ye gitmemiş ama ailesi dört kişiyle temsil ediliyor. Eşi ve üç çocuğu, federasyon adına Kore’de en az 15 gün süreyle Grand Hilton Oteli’nde ağırlanacak. ANAP’lı eski bakanlardan Ersin Taranoğlu da hem kendisi gitmiş, hem de ailesini beraberinde götürmüş. Taranoğlu, eşi ve iki çocuğu, Gaydalı ailesiyle birlikte aynı otelde. Eski İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu da eşi ve iki çocuğu ile birlikte soluğu Kore’de almış..

Kore’ye bildirilen listede ismi bulunan AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan ise daveti kabul etmesine karşın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in liderler zirvesi nedeniyle katılamadı. Listedeki isimlerin çok az bir bölümünün ‘ballı’ geziden vazgeçtiği öğrenildi. Erdoğan’ın ve son anda gelemeyeceğini bildirerek seyahate gitmeyen bazı isimlerin yeri yenileriyle doldurularak, sayı aynen korundu. Bu isimlerin arasında, Herkes İçin Spor Federasyonu Başkanı Göksel Arsoy ile ünlü sinema yıldızı Kadir İnanır da bulunuyor.

Ulusoy’un ‘saltanat kafilesi’ Kore’ye, THY’nin Airbus 340 uçağıyla gitti. Ancak uçak 271 kişilik olmasına ve hemen tamamen dolmasına rağmen, Kore’ye daha az sayıda isimden oluşan bir liste bildirildi.

19 Ağustos 2002’de Fenerbahçe’nin, Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turunda Feyenoord ile oynayacağı rövanş maçı nedeniyle Gaziantepspor maçının ertelenmesi talebi kabul edilir. Futbol Federasyonu, 23 Ağustos Cuma günü oynanacak G.Antepspor maçını ileri bir tarihe erteler.

Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un, Fenerbahçe’nin talebi üzerine, Gaziantepspor Kulübü Başkanı Celal Doğan ile görüştüğü ve maçın ileri bir tarihe ertelenmesine karar verildiği bildirilir.

22 Ağustos 2002’de Ulusoy, Merkez Hakem Kurulu Başkanı Bülent Yavuz ile Trabzonspor Mehmet Ali Yılmaz Tesisleri’ni ziyaret ederek, bordo mavili kulübün yönetim kuruluyla görüşür. Ulusoy, “Trabzon’a gelmişken, kulübe uğramamak mümkün değil. Anadolu’nun bağrından çıkan Trabzonspor’dan bu yıl olmazsa gelecek yıl şampiyonluk bekliyoruz.“ der.

27 Ağustos 2002 tarihindeki Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turu maçında (Fenerbahçe – Feyenoord) Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy yıllar sonra ilk kez Fenerbahçe’nin maçını izlemek için stattadır. Başkan Aziz Yıldırım’ın maçtan 5 dakika önce Şeref Tribünü’ne gelen Ulusoy ile tokalaşmaması dikkat çeker.

Fenerbahçe taraftarı “Ulusoy dışarı” diye tempo tutarlar. Yıldırım, Ulusoy ile ne tribünde ne de VIP Salonu’nda yanyana gelmezler. Ertesi günkü gazete başlıklarının çoğunda “Ulusoy’a büyük öfke” manşetleri vardır.

Eylül 2002’de Fenerbahçe ile Galatasaray arasındaki maçın tarihiyle ilgili olarak anlaşmazlık çıkar. Fenerbahçe, ligin 6. haftasında Kadıköy’de oynanacak derbi maçı, perşembe günü oynayacağı UEFA Kupası 1. tur maçı nedeniyle pazar gününe aldırmak isterken, Galatasaray ise 24 Eylül’deki Şampiyonlar Ligi maçı nedeniyle cumartesi gününde ısrar etmektedir.

Sonuçta karşılaşma 6 Kasım tarihine ertelenir 🙂

30 Eylül 2002 tarihindeki Fenerbahçe – Elazığspor karşılaşmasında İsmet Arzuman 12 dakika içerisinde üç anons yaptırarak bir rekora imza atar.

Arzuman’ın, yanlış kararlarıyla seyirciyi çileden çıkardığını dile getiren Özaydınlı, “Sezona iyi niyetle girdik. Ama sabrımız ilelebet değil. Eğer sahamız kapanırsa, bizim kaybımızı kim karşılayacak?” der.

Hiç bir zaman seyircinin taşkınlığını savunmayacağını hatırlatan Özaydınlı, Hürriyet’e yaptığı açıklamada şunları söyler:

“Birinci anons henüz duyulmadan ikinci anonsa gidilmesinin anlamı var mı? Üstüne üstlük bir tek pet şişe için maçı durdurup, anons yaptırılıyor. Bu da seyirciyi çileden çıkarabiliyor. Bu ligde neler gördük. Sahaya bıçaklar atıldı, pet şişeler yağdı buna karşılık hiç bir anons yapılmadı.

Ortega 90 dakika boyunca sahada dayak yedi. Her ayağına top alındığında faul yapıldı. Hakemler Fenerbahçe’ye penaltı vermekten korkuyor mu? Acaba birilerini üzmekten mi korkuyorlar? Hiç bu kadar sinirlenmemiştim. Hakem kötü maç yönetebilir. Ama seyirciyi asla provoke edemez.

Bu durum karşısında Fenerbahçe’nin sahası kapanırsa, bizim kaybımızı kim karşılayacak? Kötü yönetim gösteren hakeme verilecek 3 maçlık ceza bizim kaybımızı geri getirecek mi? Kimseden bize destek istemiyoruz. Sadece adil yönetim bekliyoruz. Bu da tüm kulüplerin ortak arzusudur.”

Aynı Arzuman bir hafta sonra Trabzon sahasında kıyamet kopmasına rağmen iki anonsu lütfen yaptırır.

8 Ekim 2002’de Altay – Fenerbahçe maçından (6 Ekim) sonra hakemlerin küfür konusundaki tavırları bir kez daha tartışma konusu olur. Sezon başında Futbol Federasyonu tarafından başlatılan anons konusunda hakemlerin çifte standart uygulaması kulüp yöneticilerini isyan noktasına getirir.

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın Altay tarafından gelen küfür karşısındaki tutumu olayı bir kez daha gündeme oturtur. Yıldırım hakemin seyirci kaldığı küfürler karşısında şeref tribünündeki koltuğunu terkederek camlı bölüme geçmiş ve hem emniyetin, hem de hakemin (Ali Aydın) bu olaya seyirci kalmasına büyük tepki göstererek maçı terketmiştir.

Yıldırım, maçtan sonra yakın çevresine şunları der:

“Ben Türk sporuna hizmet ediyorum. Herkese elimi uzatıyorum. Kimseyle hiç bir kavgam yok. Eğer karşılığı buysa, kimse buna dur demiyorsa, o zaman vazgeçeyim. Ben Fenerbahçe stadında 55 bin taraftarımıza hakim oluyorum. Ama bize edilen küfürlere kimse çıkarmıyor. Çok üzüldüm, yazıklar olsun”.

15 Eylül’deki Göztepe – Beşiktaş maçında Serdar Bilgili’ye yapılan küfürlü saldırı için de hakemin (İsmet Arzuman) sessiz kaldığı siyah beyazlı yöneticiler tarafından dile getirilir.

10 Ekim 2002 tarihinde Futbol Federasyonu Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), Fenerbahçe’ye, Elazığspor maçında çıkan olaylar nedeniyle, 1 maç seyircisiz oynama ve 3 milyar lira para cezası verir.

PFDK tarafından verilen cezanın kendilerini fazlasıyla üzdüğünü belirten Fenerbahçe Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi Murat Özaydınlı, “Bizim tek istediğimiz, bu tür cezaların her statta eşit uygulanması. Bu konuda çok hassas davranıyoruz. Eğer bu şekilde olursa şeriatın kestiği parmak acımaz deyip katlanırız” der.

Fenerbahçe yöneticilerinin ısrarla herkes için eşit şartlar ve adalet isteği ne yazık ki diğer kulüplerden destek bulmamaya devam ediyordur. Ulusoy sultası büyüklü küçüklü tüm kulüpleri sindirmiştir.

11 Ekim 2002 tarihli Hürriyet Gazetesi’nden:

Ne düdükmüş be

Elazığspor maçında küfür ve sahaya yabancı madde atılması nedeniyle sarı lacivertliler tarihi bir ceza aldı. Federasyonun küfüre karşı bu sezon aldığı kararın ilk uygulandığı kulüp olan Fenerbahçe, PFDK’nın cezasına Tahkim Kurulu’na başvururak itiraz edecek.

Fenerbahçe – Elazığ maçı sarı lacivertli takıma pahalıya maloldu. Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), maçta yaşananlar nedeniyle Fenerbahçe’ye 1 maç seyircisiz oynama ve 3 milyar lira para cezası verdi. Sarı lacivertliler böylece, 50.000 kişilik stadında 18 Ekim’deki Adanaspor maçını seyircisiz oynayarak yaklaşık 1 trilyon liralık seyirci gelirinden de mahrum kalacak.

Fenerbahçe’nin Şükrü Saraçoğlu Stadı’ndaki Elazığspor maçını yöneten hakem İsmet Arzuman karşılaşmada 12 dakikada üç kez anons yaptırmak için düdüğünü çalmıştı. Arzuman ilk iki anonsu küfürü önlemek, 3. anonsu ise sahaya atılan yabancı maddeler nedeniyle yaptırmıştı.

PFDK, Arzuman’ın, 4. hakem, gözlemci ve temsilci raporlarına dayanarak dünkü toplantısında sarı lacivertli kulübe disiplin talimatının 22. maddesini uyguladı. 17 Eylül 2002 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren bu maddeye göre; hakemin kötü tezahürat nedeniyle birinci anonsu yaptırması durumunda, takımlara ihtar cezası veriliyor.

İkinci anonsta 1 maç saha kapatma ve 1 milyar lira para cezası, 2. anonstan sonra kötü tezahüratın sürmesi durumunda ise 1 maç seyircisiz oynama ve 2.5 milyar lira para cezası uygulanıyor. Fenerbahçe’nin aldığı 500 milyon liralık ek ceza ise, taraftarların sahaya yabancı maddeler atmasından kaynaklandı.

PFDK’nın bu kararıyla sarı lacivertli kulüp tarihi bir ceza aldı. Fenerbahçe, tarihinde ilk kez bir lig maçını seyircisiz oynayacak. Futbol Federasyonu’nun küfüre karşı bu sezon aldığı kararın ilk uygulandığı kulüp olan Fenerbahçe, PFDK’nın verdiği 1 maç seyircisiz oynama ve 3 milyar lira para cezasına Tahkim Kurulu’na başvurarak itiraz edecek.

Elazığspor maçında yaptırdığı 3 anons ile sarı lacivertli camianın şimşeklerini üzerine çeken hakem İsmet Arzuman, ceza sonrası Hürriyet’in görüşme talebini geri çevirdi. Arzuman, “Ben sahada ne gördüysem, ne duyduysam onu çaldım. Bu konuda konuşmam” dedi.

İsmet Arzuman’ın gözlerinin bir tek Kadıköy’de görüyor olması kendisine güzel de bir lakap kazandırır: Poşet İsmet

TFF Başkanı Haluk Ulusoy, Makedonya milli maçı için gittiği Makedonya’da, Fenerbahçe’ye verilen cezayı yorumlarken farklı bir şey söylemiyordur:

“Bu konudaki yönetmelikler ne diyorsa, o yapılmıştır. Biz, Futbol Federasyonu olarak bütün takımlara eşit davranıyoruz. Yapılan işlem talimatlara uygundur. Herkes de kurallara uymalıdır. Fenerbahçe’ye verilen ceza bu açıdan normaldir”.

Erman Toroğlu 11 Ekim 2002 tarihinde “Karar doğru mu?“ başlıklı yazısında şunları söylüyordur:

Bu yönetmelik ölü doğduğunda, “Düzeltilmesi gerekir” demiştim. Sırf Erman Toroğlu dedi diye “Biz geri dönemeyiz” diyen Federasyon sonunda kilitlendi. Fenerbahçe – Elazığ maçından dolayı sarı lacivertli kulübe 1 maç seyircisiz maç oynama cezası veriliyorsa, İnönü ve Ali Sami Yen’in sonsuza kadar kapalı tutulması gerekir. Şu gösteriyor ki, Aziz Yıldırım ve ekibinin Haluk Ulusoy ve ekibinden daha çok çekeceği şeyler var. Bitaraf bir izleyici olarak şunu net söylüyorum; Bu ortam böyle devam ederse bu statlarda çok yakın bir zamanda kan dökülür. Bunun da sebebi Futbol Federasyonu’dur.

Toroğlu her ne kadar doğru tesbitler yapmış da olsa kendisine fazla bir paye veriyor gibidir. Koskoca Ulusoy federasyonu “sırf Erman Toroğlu dedi diye” inat mı yapardı sanki?

17 Ekim 2002 tarihinden bir haber:

Kim yalancı

Fenerbahçe – Elazığ maçında anonslarıyla gündeme düşen hakem İsmet Arzuman’ın maç sonrası özür dilediği yolundaki haberler ortalığı karıştırdı. Şimdi iki taraf da birbirini yalancılıkla suçluyor.

Fenerbahçe – Elazığspor maçında 12 dakikada, küfür için 2, yabancı madde için 1 anons yaptıran hakem İsmet Arzuman’ın maçtan hemen sonra sarı lacivertli kulüp yöneticilerine telefon açarak, özür dilediği yolundaki haber spor kamuoyunun gündemine oturdu. Fenerbahçeli yöneticiler, “Arzuman özür diledi” derken, İsmet Arzuman MHK aracılığıyla bir açıklama yaparak, “Ben kimseden özür dilemedim” dedi.

Erman Toroğlu Ne Demişti?

Bu hakem kardeşlerimiz utanmadan bir de televizyonlara çıkıp, kişilik haklarına dokunulduğundan, rahat bırakılmadıklarından, yoksa çok iyi hakem olduklarından filan bahsediyorlar. Sen açıyorsun Fenerli yöneticiye telefonu, “TV’yi seyrettim. Üzgünüm, hata yaptım” diyorsun. Sonra da hakem kıyafeti giyip, maçlara çıkıyorsun. Bu İsmet Arzuman kendince o kadar akıllı ki, özrü kabahatinden büyük. Federasyon başkanının televizyonlara çıkıp da göstere göstere küfür ettiği ülkede küfürsüz bir maç bekliyorsunuz.

İsmet Arzuman (Maçın hakemi)

İsmet Arzuman, önceki gün MHK aracılığıyla bir açıklama yaptı ve “Fenerbahçeli yöneticilerden özür dilediği yönünde basında çıkan haberlerin gerçeği yansıtmadığını” söyledi. Futbol Federasyonu Merkez Hakem Kurulu’ndan yapılan yazılı açıklamada, “Haberde adı geçen, hakem İsmet Arzuman’ın müsabaka sonrası hiçbir kulüp yöneticisi ile teması ya da görüşmesinin olmadığı” belirtildi.

Bülent Yavuz (MHK Başkanı)

Merkez Hakem Komitesi Başkanı Bülent Yavuz, “Sayın İsmet Arzuman, bizi aradı. Noter aracılığı ile bir tekzip gönderdi. Biz de bu açıklamayı yayınladık ve üzerimize düşeni yerine getirdik” dedi. Yavuz, Hürriyet’in, “Arzuman’a bu konuda konuşma izni verecek misiniz?” sorusuna da, “Biz hakemlere konuşma yasağı getirdik. Kendisi gerekli açıklamayı yaptı” yanıtını verdi.

İlhan Ekşioğlu (Fenerbahçe Asbaşkanı)

Elazığ maçından sonra Alt Yapı İcra Komitesi toplantısına girdik. Bu sırada İsmet Arzuman, yakın arkadaşı Mahmut Akay’ı aradı. “Ben maçta hata yaptım. Kendimi kaybettim. Sizden özür diliyorum” dedi ve telefona beni istedi. Ben de, “Bunları bize değil, çıksın medyaya açıklasın” diyerek telefonuna çıkmadım. Gelen yanıt, “MHK’nın yasakları var, konuşamam. Ama Başkan Aziz Yıldırım’dan bile özür dilemeye hazırım” oldu. Yukarıda Allah var. Eğer bu söylediklerim yalansa, beni mahkemeye versin. Sayın Toroğlu, dünkü Hürriyet’te tüm bunları satırı satırına yazmış. O yazının altına imzamı atarım. Hepsi doğru.

Oktay Sert (Fenerbahçe Alt Yapı Komitesi)

Arkadaşımız Mahmut Akay ile daha önceden arkadaş olan Arzuman, telefonda, “Maçı TV’den izledim ve çok üzüldüm. Fenerbahçe’nin aleyhine olmadığımı hissettirmek için seninle bir maçı tribünden izleyelim. Başkan Aziz Yıldırım, İlhan Ekşioğlu ve Cemil Turan ile beni biraraya getir” dedi. İlhan bey bu talebi reddetti. Başkan Aziz Yıldırım ise, “Bizim hakemle biraraya gelmemiz yakışık almaz. Medyaya konuşsun” dedi. Ben olayın bizzat şahidiyim. Şu anda olayın doğru olduğunu iddia ediyorum ve çocuğumun başına yemin ediyorum. Eğer Arzuman’ın da çocuğu var ise çıksın başına yemin etsin.

Görüldüğü gibi bir delinin kuyuya attığı taşı birçok akıllı çıkartmakta zorlanıyordur. Ama burası Türkiye’dir ve Ulusoy federasyonu “başarıyla Türk Futbolu’nu kurtarmaktadır”.

2002 Ekim’inde “Anonsta 2. Perde”yi izleriz. Günümüzün MHK Başkanı, o devrin FIFA hakemi Mustafa Çulcu G.Saray – Diyarbakırspor maçında, kaleci Şenol’a yönelik “alaycı tezahürat” nedeniyle 1 nolu anonsu yaptırır.

Bu anons yeni bir tartışmayı gündeme getirir: Çulcu, “Alaylı tezahürata karşı bir futbolcunun kişilik hakkını mı korumuştur” yoksa, “seyircinin küfürsüz tezahürat yapma hakkını elinden mi almıştır”…

Görüşler farklıdır:

Bülent Yavuz ( MHK Başkanı)

1. anons kötü tezahürat ve küfür içindir. Ben Galatasaray – Diyarbakırspor maçının raporlarına bakacağım. Raporlar neticesinde bir açıklama yapabilirim. Maçı seyretmediğim için bir yorum yapamam. Olayın içeriğini bilmiyorum.

Şenol Karagöz (Diyarbakır kalecisi)

“I love you, Hagi” diye bağıran G.Saray taraftarının şimdi de benim için aynı tezahüratı dile getirmesi hoş bir şey! Taraftarlar baktılar takımları gol atamıyor, beni sinirlendirmeye çalıştılar. Kendi kalemize gol atınca da doruk noktaya ulaştı. Küfürü düşünürsek, böyle yapmaları bir ölçüde iyi. Onların bu tezahüratı beni daha çok maça motive etti. Hakem alaylı bir ifade olduğu için anons yaptırdı. Kurallarda varsa yaptırması normal.

Erman Toroğlu

Mustafa Çulcu mükemmel bir şekilde devreye girdi ve 1 nolu küfür anonsunu yaptırdı. Nasıl sahadaki bir oyuncu rakip futbolcunun onuruyla, haysiyetiyle oynarsa bu seyirci için de aynıdır. Yani centilmenliğe aykırı harekettir. Ve orada Çulcu bütün direksiyonu eline aldı. Bırakın direksiyonu, bundan sonra oynanacak bütün maçlarda örnek alınacak bir hareket yaptı.

Doğan Koloğlu

Anonsu bu kadar hassaslaştırmak hakeme bir sorumluluk getiriyor. Her zaman kolaylıkla çözebilir misin yapılan hareketi? Ona güvenebiliyorsa Fair-Play anlayışı içinde yapılabilir. Ancak futbolcu da tribünlere kendi elini bir yerlere götürerek tepki veriyorsa, buna ne yapacak ve niye yapmadı? O hareket de atılmayı gerektirirdi. Hakem bariz tepkilere girerse daha doğru olur sanırım. Küfür gibi. Garantiye ceza kesmek lazım. Yoksa sizin kaçırdığınız bir detay sizi eleştirilerin ortasına çekebilir. Bu örnekte olduğu gibi.

Kanat Atkaya (Hürriyet)

Maçı statta izlemek taraftarın en büyük hakkı. Giderek kırpılan haklar taraftarın elini kolunu bağladı. Küfüre hayır, sonuna kadar katılıyorum. Ama taraftar tepkisini nasıl gösterecek. Erol Ersoy’a “I love you Hagi” diye tepki verildiğinde herkes aynı taraftarı alkışlamıştı. “I love you Şenol” diye bağırınca suç oluyor demek ki. Bana göre suç-muç değil.

Bülent Korkmaz ( G.Saraylı futbolcu)

Tam olarak anlayamadık ama bir ‘I love you’ sesi duyduk. Keşke rakip taraftarlar da bize aynı şekilde tezahüratta bulunsa. Bunda bir art niyet aramamak gerekir. Başkaları bir şey arayacaksa onu bilemem.

Mustafa Çulcu ( Maçın hakemi)

Bir şahsın üzerine kötü ve alaycı bir tezahürat vardı. Bu futbolcunun doğrudan performansını etkiler, sinirlendirir. Kaleci Şenol, kötü tezahürat yüzünden sinirlenip aksi bir hareket yapabilirdi. Bu yüzden ben de kötü tehazüratı kesmeleri için bir süre bekledim. Kesilmeyince de anonsu yaptırdım. Kimse sahadaki futbolcu ve hakeme yönelik alaycı tezahürat yapamaz. Bu tribündeki bir başkan veya yönetici için de olsa böyle.

Bütün bu toz duman arasında aslen Ulusoy’u ilgilendirmeyen, ama geçerken değinmek istediğim bir olay, Türkiye’den biraz uzaklarda cereyan etmektedir. Bizler burada “i love you”larla, çekirdek poşetleriyle uğraşırken eloğlu [belki de geleceğin Seyrantepe’sini öngörerek] nelerle uğraşıyordur:

2002 Kasım’ında Avrupa Komisyonu, profesyonel futbol kulüplerinin, devletten sağlanacak maddi destek konusunda, diğer şirketlerle aynı kurallara tabi olduğunu belirterek, Hollanda Hükümeti’nden futbol kulüplerine yardım yapılıp yapılmadığını, yapılmışsa bunun hangi yasal çerçevede ve ne miktarda yapıldığının da bildirilmesini istedi.

Brüksel’in bu uyarısı üzerine, İçişleri Bakanlığı’nın eşgüdümünde ilgili bakanlıklar ve belediyelerin, maddi açıdan zor durumdaki futbol kulüplerine yapılan yardımlar konusunda hemen araştırma başlatıldı.

Hollanda İçişleri Bakanlığı’ndan verilen bilgiye göre, Hollanda’daki 36 profesyonel futbol kulübü, son yıllarda, hükümet, eyalet ve belediye yönetimlerinden milyonlarca Euro tutarında maddi yardım aldı. Bu yardımlar, büyük ölçüde yeni kulüp binası yapılması, eski binaların vestadyumların yenilenmesi amacıyla verildi.

Ayrıca belediyeler kulüplere çok düşük fiyata ya da ücretsiz olarak arsa sağladılar. Bazı kamu kurumları da kulüplerin daha uygun koşullarda borçlanmalarına yardımcı oldular.

Avrupa Komisyonu, bütün bu yardımların, birliğin belirlediği kurallar çerçevesinde yapılmasını istemekteydi. Brüksel, birliğin belirlediği kurallara uygun olarak yapılmamış bütün yardımların geri alınmasını istedi.

Neyse, bizim bu seviyelere gelmemize daha çok vardır. Konumuza dönelim…

Ulusoy 28 Ocak 2003 tarihinde, görev süresinin 2004 yılında dolduğunu belirterek, bundan sonra görev almayacağını söyler.

Valla da billa da söyler…

Türkiye U 18 Milli Takımının Alanya’da Rusya U 18 Milli takımıyla yaptığı hazırlık maçını izleyen federasyon başkanı Haluk Ulusoy, maçın devre arasında yaptığı kısa açıklamada görev süresinin dolmasının ardından tekrar görev almayacağını açıklar.

18 Şubat 2003 tarihinde Futbol Federasyonu Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, Fenerbahçe Kulübü Teknik Sorumlusu Oğuz Çetin’e 1 ay hak mahrumiyeti cezası verir. Cezanın gerekçesi olarak, Ankaragücü karşılaşmasında talimatlara aykırı davranarak, hakem tarafından uyarılmasına rağmen kulübede takım elbise ile yer alması gösterilir.

Ulusoy federasyonu ve bağlı kuruluşları Türk Futbolu’nun kurtuluşunu çekidek poşetlerine ve takım elbiselere bağlamış görünmektedir. Elbette ki Türkiye’ye örnek olması için hep Fenerbahçe seçilmektedir. Ne de olsa TFF herkese eşit mesafededir.

Teknik direktörlük lisansı bulunmayan Oğuz Çetin, Süper Lig’in 11. hafta erteleme maçı olan Beşiktaş karşılaşmasında sahaya takım elbise ile çıkmış, hakem Ali Aydın’ın devre arasındaki uyarısı ile takım elbise yerine eşofman giymiştir. Olay budur.

Kurul cezanın gerekçesini şöyle açıklar:

“Ankaragücü – Fenerbahçe müsabakasında Türkiye Profesyonel Lig Müsabakaları Statüsü’nün 17. maddesinin ‘Stadyumlar’ başlıklı bölümünün 8. maddesinin (b) fıkrasına göre saha kenarında düzenlenmiş yerde oturması kaydı ile sahaya girmeye yetkili antrenörün eşofmanlı olarak yer alması zorunlu olmasına, müsabaka isim listesinde de adının ‘Antrenör’ olarak yazılı bulunmasına ve bu konuda da hakem tarafından uyarılmasına rağmen kulübede takım elbise ile yer alarak talimatlara aykırı davranışta bulunmuştur.”

19 Mart 2002’de Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, olası Irak savaşı nedeniyle lig maçlarının ertelenmesi ya da yerlerinin değiştirilmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını söyler.

Aynı gün basın mensuplarının soruları üzerine, Fenerbahçe Kulübü’nün milli futbolcular Ogün Temizkanoğlu ve Abdullah Ercan’ı kadro dışı bırakmasına üzüldüğünü söyleyen Ulusoy, “Milli Takım’daki tüm oyuncularımızla çok iyi diyaloğumuz var. Kendilerinin benden talebi olursa ve benim yapabileceğim bir şey olursa, elimden gelen yardıma da hazırım” der.

Bir kulübün kadro dışı bıraktığı oyuncuları hakkında federasyon başkanının “yapabileceğim bir şey olursa, elimden gelen yardıma da hazırım” demesi nasıl açıklanabilir ki? Ne kadar da iyi niyetli bir insanmış Ulusoy

31 Mart 2003 tarihide gazetelerde Futbol Federasyonu’nun, İngiltere – Türkiye karşılaşması için özel uçak kiralayarak, aralarında federasyon yönetim kurulu üyeleri, milletvekilleri ve sanatçıların da bulunduğu 93 kişiyi İngiltere’ye götürdüğü yer alır. Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’un amcası Sefer Ulusoy dahi büyük mali güçlük yaşayan ülkenin kaynaklarının bu şekilde harcanmasını eleştirir.

TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti Zonguldak Milletvekili Köksal Toptan, kalabalık bir heyetin götürülmesini nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine, “Milletimizin milli takımımızın başarısına ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bu sıkıntı ortamında vatandaşlarımız mutlu olabilecek. Tabii gidenler masraflarını kendileri ödeyebilirler. Kimler var heyette tam bir bilgim yok” der.

Futbol Federasyonu Başkan Vekili Ata Aksu, Atatürk Havalimanı’nda yaptığı açıklamada, “Sporun içinde olan insanları davet ettik. 20’nin üzerinde milletvekili var. Siyasi partilere yazı göndererek milletvekili gönderilmesini talep ettik. Milli takıma destek olmak için gidiyoruz” der.

5 Mayıs 2003’de UEFA tarafından 2004-2005 sezonunda uygulanmaya başlanacak olan “Kulüp Lisans Sistemi”, Birinci Süper Futbol Ligi kulüplerine tanıtılır. Konunun önemine değinen Futbol Federasyonu Başkan Vekili Orhan Saka, Kulüp Lisans Sistemi’nin önemine değinerek, “Futbol Federasyonu’nun lisansör olarak tanınması ve kulüplerimizin lisans alabilmeleri çok önemli. Futbolumuzun gelişimini sürdürebilmesi için bazı çalışmalar yapmak zorundayız. Aksi halde Dünya ve Avrupa futbolunun gerisinde kalırız. Bugün kulüp temsilcilerini bilgilendireceğiz ve görüş alış verişlerinde bulunacağız. Kulüplerimiz mali yapılarını dengelemek zorunda. İleriki nesillere sağlıklı kulüpler bırakmak zorundayız” diye konuşur.

Saka ayrıca, önümüzdeki sezon yürürlüğe girecek ama uygulaması 2004-2005 sezonunda yapılacak yeni kriterlerin, sportif, alt yapı, idari-personel, hukuki ve mali olmak üzere 5 ana madde de toplanacağı belirtilirken, maddelerin de kendi içinde uygulanması zorunlu, belli konularda esnek, ceza müeyyidesi bulunan veya tavsiye amaçlı olmak üzere sınıflandırılacağı bildirir.

Aynı tarihli haberde TFF’nin, 12 Birinci Süper Lig kulübünün kriterleri yerine getiremeyecek durumda olduğunu sızdırdığı da yer alır. Kulüp isimleri verilmez.

Kulüp lisans sistemine göre, UEFA’nın belirlediği kriterleri yerine getirmeyen kulüpler transfer yapamayacak ve ayrıca Avrupa kupalarında da yer alamayacaktır.

Futbol Federasyonu yetkilileri, futbolcuların transfer döneminde kulüplerle sözleşme yapmadan önce, federasyondan sözleşme yapmayı düşündüğü ekibin kulüp lisans sistemine geçip geçemeyeceğini öğrenmeleri uyarısında bulunurlar.

Oldukça geniş bir biçimde ve en küçük ayrıntısına dek yazılı hale getirilen UEFA normlarının asgari kriterleri ise şöyle belirlenir:

En az 10 bin kişilik stat. Kamp ve eğitim tesisi. Kulüp bütçesinin denkliği. Kişi ve kurumlara geçmiş dönemlere ait borç olmaması. Profesyonel ve idari yapılanmanın gerçekleştirilmesi çerçevesinde 1 teknik direktör ve antrenör, 1 kaleci antrenörü, genç takım antrenörleri, idari yapılanma için genel müdür ve alt personeli, tıbbipersonel, 1 basın ve halkla ilişkiler sorumlusu, 1 menajer.

UEFA kriterleri olarak da bilinen “kulüp lisans sistemi” ile Avrupa futbolunun standardının yükseltilmesi planlanırken, hedefler 10 başlık altında toplanır.

Hedefler şöyledir:

  • Avrupa futbolunun sportif standartlarını iyileştirmek, geliştirmek ve bunun için de kulüplerin kaliteli antrenörler ve sağlıkekibiyle donatılması.
  • Her kulüpte genç futbolcuların yetiştirilmesine öncelik verilmesi ve hatta bunların okul eğitimlerinin sağlanması ve bunun kaliteli antrenör ve öğretmenlerle desteklenmesi.
  • Kulüplerin mali ve ekonomik kapasitelerin iyileştirilmesi, güvenilirliklerinin artırılması ve futbol yatırımcılarının korunması.
  • Kulüplerin mali yapılarının kontrol ve denetim mekanizmalarının kurulması.
  • Kulüpler için mali kriterlerin uygulanmasıyla bir sezon boyunca ulusal ve uluslararası müsabakalarda devamlılığın korunması ve garanti edilmesi.
  • Kulüplerin mevcut stat ve antrenman sahaları gibi sportif altyapılarının iyileştirilmesi gelecekteki taleplere cevap verecek şekilde düzenlenmesi, statların seyirciler ve medya için modern aletlerle donatılması, genç futbolcuların antrenmanları içn her türlüisteklerine cevap verecek malzemenin sağlanması.
  • Kulübün günlük ihtiyaçlarına cevap verecek idari yapısının kaliteli ve yeterli sayıda ve tam zamanlı görev yapacak personelle donatılması.
  • Antrenörler ile futbolcuların hakemlerle çıkabilecek anlaşmazlıkların ortadan kalkması için oyun kurallarına ve fair play prensiplerine uygun karşılıklı işbirliğinin sağlanması, genç futbolcularında faydalanabileceği fikir alışverişinde bulunulması.
  • UEFA yönetimi ve UEFA el kitapçığına uygun olarak ulusal federasyonlar lisans sisteminin kurulması ve uygulanması.
  • Gelecekte gelişecek şartlara göre hedeflerin ve ihtiyaçların lisans sistemine uyarlanması bu geçiş döneminde asgari standartların yürürlüğe girmesi.

Evet, Kulüp Lisans Sistemi yürürlüğe gireli çok oluyor. Ancak TFF’nin bazı kulüplere hala nasıl lisans verdiğini anlamak zor. “Ulusoy işte” deyip geçmek gerek, ama olmuyor.

18 Mayıs 2003’de Merkez Hakem Komitesi’nin aylık olağan toplantısı için Samsun’a giden Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ile milli taımlar teknik direktörü Şenol Güneş’in yakınlaşması dikkat çeker. Güneş, “Bizim aramızda problem yok. Kamuoyunda böyle bir senaryo hazırlandı. Patron ben değilim, patron Haluk Ulusoy. 2004 yılına kadar sözleşmem devam ediyor ve ben görevimin başındayım” derken, Ulusoy “Şenol Güneş, 2004 yılına kadar her ne olursa olsun Milli Takım’ın başındadır” diye konuşur.

20 Mayıs 2003 tarihinde Merkez Hakem Kurulu (MHK) Başkanı Bülent Yavuz, milli takımlar teknik direktörü Şenol Güneş ve yönetim kurulu üyeleriyle birlikte Ordu’da giden Haluk Ulusoy, Futbol Federasyonu’nun katkılarıyla yapılan İdmanyurdu Amatör Spor Kulübü’nün yeni binasını hizmete açar. Türk futbolunun gelişmesi için çaba harcadıklarını belirten Haluk Ulusoy, “Türk futbolu her geçen gün yükseliyor. Çok güzel işler yaptık” diye konuşur (ne kadar tanıdık geliyor).

Televizyon programlarında hakemleri eleştirenlere de yanıt veren Haluk Ulusoy, “Herkes kendi işine baksın. Bazılarının yönettiği maçların kasetlerini piyasaya çıkarırsak sokağa çıkacak durumları olmaz. Daha maç başlamadan hakemlere yüklenmek, Türk futboluna ve Türk hakemliğine zarar verir. Bu anlayış çok yanlış” der.

Uulsoy 26 Haziran 2003’de “Türkiye yakın bir zamanda dünyaya futbolcu üreten bir tarlaya dönecek” der.

Kendisini övmekten had safhada hoşlanan TFF’nin başı göreve geldiklerinden bu yana büyük başarılara imza attıklarını, yönetim ve teknik heyet ile birlikte süper bir kadro oluşturarak, Türk futboluna çağ atlattıklarını söylemeyi de ihmal etmez.

2 Temmuz 2003 tarihinde Nike ile yapılan sponsorluk anlaşmasının Ortaköy Esma Hatun Yalısı’nda gerçekleştirilen basın toplantısında, gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ulusoy, 2004 yılında görev süresinin biteceğini hatırlatarak, “Ayrılacağımı açıkladım. Ancak bu konuda bana çok büyük baskılar geliyor. Büyüklerim ve spor camiasının önde gelen isimleri, benim ayrılmak lafını ağzıma almamamı istiyorlar. Bize verilen görevi en iyi şekilde yapmaya çalıştık. Aldığımız başarıların tesadüfi olmadığını da bu başarıları yineleyerek herkese gösterdik” derken, Şenol Güneş’in başarılı bir teknik direktör olduğunu ve görevinde kalması gerektiğini söyler.

Vallahi de billahi de bir kez daha 2004’de görevi bırakacağını söyler. Ama ne hikmetse 2007’de hala ve inatla koltuğuna yapışmış, bırakmamakta direniyor.

Yahu arkadaş, bir kez olsun sözünün arkasında dur bari. Düş Türk Futbolu’nun yakasından!

Futbol Federasyonu Şike Tahkik Kurulu, çelişkiye düşer. Kurul üyeleri, yaptıkları görüşmeler sonunda “şike duygusuna” kapılır ama delil bulamaz. Kurul 3 Temmuz 2003’de, önceki sezonun son haftasında oynanan İstanbul – Altay, Bursa – G.Birliği ve Diyarbakır – Elazığ maçları hakkında “karşılaşmalarda şike yapıldığı, ancak bunu kanıtlayacak delil olmadığı” görüşüne varır.

Süper Lig’in son haftasında oynanan ve düşme hattını ilgilendiren İstanbulspor-Altay, Bursaspor-Gençlerbirliği ve Diyarbakırspor-Elazığspor maçlarındaki sonuçların ardından, Altay küme düşmüştür. Altay Başkanı Ahmet Taşpınar’ın başvurusu ve bir gazetede bazı oyunculara ait demeçlerin ihbar kabul edilmesi sonucunda Federasyon, Şike Tahkik Kurulu’nu devreye sokmuş ve kapsamlı bir soruşturma başlatmıştır.

4 Temmuz 2003’de Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, İstanbul’da yaptığı toplantıda ligleri tescil eder. Federasyon, Süper Lig’den düşen Altay’ın şike ve teşvik primi iddiasıyla ilgili yaptığı başvurusunu görüşerek yeterli kanıt olmaması nedeniyle disiplin kovuşturmasına gerek olmadığı kararına varır.

Futbol Federasyonu Başkanvekili Ata Aksu, şike iddialarıyla ilgili Altay Kulübü’nün Futbol Federasyonu’na yaptığı başvurunun incelendiğini ve iddia konusu olayda adı geçenler hakkında disiplin kuruluna sevke yer olmadığına yönetim kurulunun oybirliğiyle karar verdiğini söyler.

Anlayacağınız, her ne kadar ligler tescil edilmiş de olsa “şike duygusuna” Şike Tahkik Kurulu bile kapılıyorsa, Aziz Yıldırım ve Fenerbahçeli yöneticilerin her fırsatta dile getirdiği “şaibe” iddiaları gayrıresmi kabul edilmiş olur.

“Oldu da ne oldu” derseniz, yanıtım yok ne yazık ki…

Ulusoy 18 Ağustos 2003’de futbol seyircilerinin neden olduğu şiddet olaylarını, Futbol Federasyonu Disiplin Talimatı ile önlemenin mümkün olmadığını ifade ederek, “Cezalarının caydırıcılığı yok. Bir an önce Spordaki Şiddeti Önleme Yasası’nın çıkarılması gerekiyor” der.

Talimatlar çerçevesinde, olay çıkaran hiç kimsenin gözünün yaşına bakmayacaklarını ifade eden Haluk Ulusoy, yaptığı açıklamada, “Biz gereken önlemleri aldık. Ancak Futbol Federasyonu Disiplin Talimatı ile bu olayların önüne geçmek mümkün değil. Saha kapatma ya da en fazla 2.5 milyar liralık para cezalarının caydırıcılığı yok” der.

“Kimsenin gözünün yaşına bakmayacak” olan Ulusoy federasyonunun Trabzonspor’u kapsam dışında tuttuğu ise uygulamalarından belli olmaktadır. Sahaya giren seyircilere rağmen ciddi bir cezayı Trabzonspor’a bir türlü verememektedir Ulusoy. Sahaya girenler ise her ne hikmetse hep akli dengesi yerinde olmayan kişiler olmaktadır, neyi değiştirecekse!

Trabzon’da oynanan Trabzonspor – Fenerbahçe maçında çıkan olaylar nedeniyle Fenerbahçe bir maç saha kapatma cezasına çarptırılır.

Ulusoy 2 Eylül 2003 tarihinde bu cezadan dolayı bazı kişilerin kendisini sorumlu göstermek istediğini ileri sürer. Ulusoy, cezanın verildiği tarihte İsviçre’de olduğunu ve kendisini haberdar etmediklerini belirterek, “Fenerbahçe Kulübü ve seyircisiyle Haluk Ulusoy’u karşı karşıya getirmek için çığırtkanlık yapanlar var. Ceza doğruydu, yanlıştı tartışmam mümkün değil. Futbolun anayasası olan Tahkim Kurulu, cezanın doğru olup olmadığına karar verecektir” diye konuşur.

TFF’nin başı işine geldiği zaman “ben yaptım, ben ettim” derken, Türkiye futbol kamuoyunun büyük kesimini ilgilendiren bu kadar önemli bir olayda “ben bilmem” diyebilme aymazlığını gösterebilmektedir. Gerekçesi de ilginçtir: “ben İsviçre’deydim”… Ulusoy herhalde hala haberlerin atlı ulaklarla yollandığı ortaçağda yaşadığımıza inanmamızı bekliyordur.

4 Eylül tarihinde de Fenerbahçe için neler neler yaptığını anlatıyordur TFF’nin başı:

“Benim taraflı olduğumu ima ediyorlar. Ama yanılıyorlar. Benim için İnegölspor, Bingölspor, Sivasspor ne ise Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş da aynıdır. Hiçbir kulübe ayrıcalık yapmadım, yapmıyorum da. Kapım tüm kulüplere açık. Fenerbahçe konusunda haksız yükleniyorlar. Söylemek istemiyorum ama Fenerbahçe’ye yaptığımı bugüne kadar hiçbir federasyon başkanı yapmamıştır. Ama yapılanlar söylenmez.

Fenerbahçe’ye kaleci Enke konusunda yardımcı olduk. Yabancı oyuncu için federasyona ödedikleri 100 bin doları geri verdik. Her kulübe hukukçularımız yardımcı oluyorlar. Ama ne Galatasaray ne Beşiktaş ne de Fenerbahçe bizden yardım istemiyor, görüşmüyorlar. Biz yine de bu kulüplerimizin menfaatlerine çalışıyoruz. Fenerbahçe’nin, Fikirtepe Tesisleri’ni yaptık. Kimseye de reklam yapmadık. Sarı lacivertli kulübün menfaatleri için çırpındık. Ama bizi eleştiriyorlar. Bu haksızlık.’’

Ey Fenerbahçeli; duy da bil! Sizler hala Aziz Yıldırım’ı omuzlara alıyorsunuz. Oysa ki Fenerbahçe’yi ihya eden kişi Haluk Ulusoy’muş…

Çok ayıp etmişiz adamcağıza. Üzüldüm şimdi!

Ulusoy’un söyleyecekleri bitmez. Fenerbahçe hakkında bir olumlu laf edince dayanamaz, Galatasaray’a bin vermesi gerektiğini hatırlar. Şimdi gülmemek ya da kızmamak için sıkı durun:

“Olimpiyat Stadı’na 125 ile 150 milyon dolar arasında para harcandı. G.Saray burada oynamak için para almalı. Çünkü birçok sorunu var. Biz bu stadın ağaçlandırılması için her yere müracaat ettik, bize kimse olumlu yanıt vermedi. Yarın Galatasaray, Şampiyonlar Ligi’nde burada bir kazaya uğrar elenirse, bunun zararını kim karşılayacak? Taraftar bu stada 2.5 saatte giriyor, 2.5 saatte çıkıyor. Gününüz yollarda geçiyor. Bu moralle stada gelen taraftarın etkisi de motivasyonu da biter.”

17 Eylül 2003 tarihinde Çaykur Rizespor Genel Sekreteri Mustafa Tüylüoğlu bir basın toplantısı düzenleyerek federasyonun art niyetli olduğunu idda eder. Gerekçesi ise Ç. Rizespor’un Trabzonspor maçında cezalı oyuncu Özgür Vurur’u oynattığı gerekçesiyle hükmen mağlup sayılmasıdır. Tüylüoğlu, “Özgür’ü geçen hafta, İstanbulspor maçında da kadroya aldığımız halde Futbol Federasyonu bizi neden uyarmadı?” der.

Tüylüoğlu, Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe veya Trabzonspor’un böyle bir olay başına gelmesi halinde Futbol Federasyonu’nun sözkonusu kulüpleri uyaracağını savunarak, şöyle konuşur:

“Burada federasyon art niyetli davranmıştır. İstanbulspor maçından sonra Trabzonspor maçı olmasaydı belki de federasyon bizi uyarırdı. Ancak Trabzonspor ile maçımızın olduğunu bildikleri ve federasyon Trabzon ağırlıklı olduğu için böyle bir olayın yaşandığını düşünüyorum. Çünkü Trabzonspor maçını kazanmamızın ardından federasyon cezamızı hemen anında gönderdi. Olayları bu kadar iyi takip eden federasyon İstanbulspor maçında kadroya aldığımız arkadaşımızı, oynatacağımızı forma numarası ile bildirmiş olmamıza rağmen bize uyarıda bulunmadı.”

24 Eylül 2003 tarihinde Galatasaray Kulübü Başkanı Özhan Canaydın ile 2. Başkan ve Basın Sözcüsü Ali Dürüst ve yönetici Refik Arkan, Futbol Federasyonu’na sürpriz bir ziyaret yaparak, Başkanvekili Ata Aksu ile görüşürler.

Canaydın yaklaşık 1,5 saat süren toplantıdan sonra yaptığı açıklamada şunları söyler:

“Galatasaray’ın hakkını kimseye yedirtmeyiz. Kulübümüzün menfaatleri için gereken neyse onların temasını yaptık. Fenerbahçe maçında yaşananları konuşmaya gerek yok. Çünkü tepkiler ortada.

Galatasaray’ın haklarını sadece ben ve yönetimim değil, hiçbir Galatasaray yönetimi yedirtmez. Galatasaray, örflerine uygun, kendine yakışır bir şekilde hareket ediyor. Taraftarımız müsterih olsun. Biz de Federasyon da dimdik ayaktayız.”

Ata Aksu ise görevlerinin bütün kulüplere eşit şekilde davranmak olduğunu ifade ederek, “Kimsenin hakkını kimseye verecek değiliz. Bizim temennimiz hiçbir zaman hata yapılmaması. Bununla ilgili eğitim çalışmaları zaten sürüyor. Galatasaray-Fenerbahçe maçında 1 dakika içinde hata yapılmıştır” der.

Körler sağırlar, birbirini ağırlar!!!

20 Ekim 2003’de, Bursaspor – Fenerbahçe maçı ertesinde, Fenerbahçe Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi İlhan Ekşioğlu bazı açıklamalar yapar. Ekşioğlu bazı kurumların görevini iyi yapmadığını söyleyerek, “Federasyona gidip konuşmamıza gerek yok. Bursaspor maçından sonra verdiğimiz mesaj açık. Herkes ayağını denk alsın, şapkasını önünü koysun. Özellikle deplasmanda oynadığımız maçlara yetersiz hakemler veriliyor. Neden Serdar Tatlı, Ali Aydın ve Bülent Uzun bizim maçlara verilmiyor” der.

Ekşioğlu, Bursaspor maçının ardından futbolun değil, hakem hataların ön plana çıktığını ve hakemin sonuca direkt tesir ettiğini öne sürer. Bursaspor maçında ataklarının ofsayt diye kesildiğini, penaltılarının verilmediğini öne süren İlhan Ekşioğlu, “Ayrıca maçta 6 oyuncu değişikliği yapılmış, 5-6 dakika uzaması lazım, 2 dakika uzatılıyor. Hakem 90 dakika uyarmadığı Hagi’yi uzatmada uyarıp, hem 1 dakika çalıyor hem de son dakikalarda ataklar yapan Fenerbahçe’nin hızını kesiyor. Sonra da maçı zamanından erken bitiriyor” diye konuşur.

Ekşioğlu, hakem İsmet Arzuman’ın [evet evet, o, Poşet İsmet] son 3 haftada 2 maçlarına verildiğini belirterek, “Hakem atamalarında sorun var. Hakem kararlarında da standart yok” der. Fenerbahçe’nin özellikle deplasmanda oynadığı maçlara yetersiz hakemlerin verildiğini ileri süren İlhan Ekşioğlu, “Yanlı kararlar veren, yanlı tutum sergileyen hakemler bize veriliyor. Arzuman, 3 haftada 2 maçımızı yönetiyor. İsmet Arzuman, geçen sezon Elazığspor maçını katletmişti, yaptırdığı anonslardan sonra da sahamız bir maç kapatıldı. Dün Bursa seyircisi 90 dakika küfür etti, bir anons yaptırmadı. Türkiye’de ‘I love you Şenol’a anons yaptırılıyor, bu küfürlere anons yaptırılmıyor. Hakem kararlarında standart olmasını istiyoruz. Merkez Hakem Kurulu’nun (MHK) Fenerbahçe’ye karşı bir tavrı var. Bu hakemin kararları hep tartışma yaratıyorsa, neden ısrarla bize veriyorsun? Bunda ısrar etmenin faydası yok, dinlendireceksin” der.

Ekşioğlu, ilk 4 haftada 4 frikik golü kazandıklarını vurgulayarak,”Artık Fenerbahçe’ye frikik de verilmiyor, pozisyonlar geçiştiriliyor. Yardımcı hakemler de artık sabır taşırmaya başladı” diye konuşur.

Frikikler konusunda aynı serzenişi daha sonra Pierre van Hooijdonk da yapacaktır.

Fenerbahçe’nin Galatasaray ile yaptığı maçtan sonra sarı-kırmızılıların hakemlerle ilgili açıklamalarının bir baskı oluşturduğunun görüldüğünü anlatan Ekşioğlu, “Galatasaray haksız yere sesini çok yükseltmişti. Rakiplerimiz federasyonun üzerinde baskı oluşturup istedikleri hakemlerle maç oynuyor” der.

İlhan Ekşioğlu, Çaykur Rizespor Kulübü Başkanı Ekrem Cengiz’in Galatasaray maçından sonra yaptığı açıklamaların, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy tarafından dikkatle dinlenmesi gerektiğini kaydederek, “Diyarbakırspor da Beşiktaş maçından sonra hakeme tepki gösterdi. Türkiye’nin gözü önünde iki takımın da penaltıları verilmemiştir. Bundan sonra federasyon ve MHK’yi zor günler bekliyor” diye konuşur.

Ama ne federasyonu ne de MHK’yı zor günlerin beklemediği ilerideki günlerde, aylarda, hatta yıllarda görülür ne yazık ki. Zira adaletsizlikle mücadelede Fenerbahçe sürekli yalnız bırakılmaktadır.

Tersine, Ulusoy federasyonu ile zor günler Fenerbahçe’yi bekliyordur…

Aynı gün Fenerbahçe Asbaşkanı Mahmut Uslu da hakemleri ve federasyonu eleştirmektedir:

“Fenerbahçe sahipsiz değildir. Federasyonun atamalara özen göstermesi gerekiyor. Aynı hakem iki hafta önce maçımıza verildi.

Federasyon Başkanı olaylara sahip çıkmalı. Biz puan kaybedebiliriz, kazanabiliriz, önemli değil. Önemli olan ayrımcılık ve adaletsizliğin olmaması. Yetkilileri uyarıyoruz.

Kavga etmeden tepkimizi dile getiriyoruz. Artık ayıp oluyor. Geçen yıldan bu yana devam eden yanlışlıklar var. Sayın Haluk Ulusoy, olaylara sahip çıksın, yapamıyorsa görevini Kulüpler Birliği’ne teslim etsin.”

21 Ekim 2003 tarihinden bir haber:

Futboldaki hortumcuları yakalayın

Fenerbahçe Kulübü Başkanı, Bursa maçı sonrası 3 arkadaşına şunları söyledi: “Hortumcular… Madem ki hükümet hortumcuları ortaya çıkartıyor, futbolun hortumcuları da ortaya çıksın. En büyük hortumcular futbolun içinde. Çünkü en büyük menfaat, en büyük çıkar burada. Bunları toplayıp, temizlesinler.”

İsmet Arzuman’ın Bursa-Fenerbahçe maçını bitiren düdüğü ile birlikte ayağa fırlayan Aziz Yıldırım, Bursasporlu yöneticilerle vedalaştı ve hızlı adımlarla kapıda bekleyen yönetim minibüsüne doğru yöneldi.

Yanındaki üç arkadaşı Yıldırım’a yetişmek için adeta koşuyorlardı.

Her adımı ses getiriyordu. Bu arada ağzından dökülen öfke dolu kelimeleri işitmek için, arkadaki dostları adımlarını sıklaştırarak, Yıldırım’ın yanına gelmeye çalışıyorlardı.

Arabaya binene dek, bu öfke sürüp gitti… Daha sonra minibüste konuşulanlar dinleyenleri yerinden zıplatacak kadar ilginçti. Ve her biri bir olaydı…

Yıldırım’ın ses tonu ve suçlamaları her kelime sonrası biraz daha artıyordu… Ve yanındaki 3 dost dikkatle başkanı dinliyorlardı…

“Açın kulübe telefonu. Bir liste hazırlasınlar. Geçen yıldan bu yana Fenerbahçe’nin haksızlığa uğradığı maçların bir dökümanını çıkarsınlar. Tek tek ve atlamadan. Yeter be…”

3 arkadaştan biri, hemen harekete geçerek, kulübün telefonunu arıyor ve Başkan Aziz Yıldırım’ın direktiflerini tek tek sıralıyordu.

* * *

Ve başkanın öfkesi yol boyunca dinmeden sürüyordu… “Bütün Fenerbahçe derneklerini ayaklandırın. Hepsi harekete geçsin. Yahu, iyi oynamazsın, kötü futbol sergilersin. Bu başka şey. Bu, bizim işimiz. Ama sahadaki adaleti belirlemek de hakemin işi. Sen, benim kötü futboluma göre değil, sahadaki pozisyona göre düdük çalacaksın. Her maç aleyhimize çalınan düdükler canımıza okudu. Olmaz, hakemler Fenerbahçe’yi bu denli baskı altında tutamaz.”

Dostlardan biri araya girmese ve başkanı uyarmasa, duracağı yoktu Yıldırım’ın…

“Aman başkan, suratın kıpkırmızı oldu. Biraz sakin ol. Lütfen…”

Yine dostlardan birinin uyarısı ile şoför arabayı bir kenara çekiyor ve hep birlikte dışarı çıkarak, bir kaç dakikalık mola veriyorlardı… Bu arada başkan, minibüsün etrafında tek başına turlar atıyor, yine kendi kendine konuşuyordu…

* * *

Araba harekete geçtikten bir kaç dakika sonra herkes başkanın narası ile irkiliyordu….

“Yürüyüş ise, yürüyüş…”

Kimse bir şey anlamamıştı başkanın bu sözlerinden. Ama daha sonra her şey açıklık kazanıyordu… “Bu işin peşini bırakmak yok. Dernekler bir program hazırlasınlar. Her birlikte yürüyelim. Önce bir tarih tespit etsinler, söylediğim gibi bir program düzenlesinler. Başbakanlık binasına kadar yürüyüp, oraya bir siyah çelenk bıraksınlar. Futbol Federasyonu’nu, MHK’yı istifaya davet edeceğim. Ve sonuna dek bu işin peşini bırakmıyacağım.”

Yıldırım’ın öfkesi İstanbul’a dek hiç durmadan sürüp gidiyordu…

“Hortumcular… Madem ki hükümet hortumcuları ortaya çıkartıyor, futbolun hortumcuları da ortaya çıksın. En büyük hortumcular futbolun içinde. Çünkü en büyük menfaat, en büyük çıkar burada. Bunları toplayıp, temizlesinler.”

Aziz Yıldırım’ın her sözü, yanındakilerin hayret dolu bakışlarını biraz daha artırıyordu…

“Söyleyin, sizler ne diyorsunuz benim düşüncelerime…”

Kimsenin bir şey söyleyecek hali kalmamıştı, sadece başkandan sakinleşmesini istiyorlardı… Ve başkanın sinir dozajı her geçen dakika daha da artıyordu…

“Sayın Başbakan’a kadar gideceğim. Artık arkalarında eski siyasi güç yok. Siyasi gücü arkalarına alıp, istedikleri gibi at oynatamazlar. Yeter be… Bunlar hortumcu, hortumcu…. Hortumluyorlar Türk futbolunu…”

* * *

İstanbul’a gelene dek başkan hiç susmadan konuşmuştu. Hani, derler ya… Adeta, kurtlarını döküyordu başkan…

Dostlardan biri arabadan inecekti. İzin istedi… Ancak, inene kadar başkan yine haykırışını sürdürüyordu…

“Yahu, bir penaltı verilmedi, federasyonu bastılar. Bizim verilmeyen penaltılarımızı unutturdular. Bizi, haksız çıkardılar. Biz sustukça, onlar bağırıyor. Ve istediklerini kopartıp alıyorlar. Yok bundan böyle, biz de artık bu işin içindeyiz. İstedikleri gibi at oynatamayacaklar. Siyasi gücün arkasına saklanamayacaklar.”

Yol biraz daha uzasa, yine devam edecekti başkan… Belki, daha ilginç şeyler söyleyecekti. Ama söyleyeceğini de söylemişti…

“Hortumcularla savaşacağım”

Girsin, boyunun ölçüsünü alsın

Fenerbahçe’de kongre kulisleri giderek kızışıyor… Şubatta yapılacak seçim öncesinde başkan Aziz Yıldırım ile eski futbol şube sorumlusu Sadettin Saran’ın adaylığı konuşuluyor. Henüz resmi açıklamada bulunmayan Saran’ın ciddi bir şekilde hazırlandığını gören Yıldırım da liste çalışmalarını hızlandırdı.

Yıldırım’ın yakın çevresine “Sadettin’in aday olmasını istiyorum. Girsin de boyunun ölçüsünü alsın” dediği sızan haberler arasında. Fenerbahçe’de başkanlığın her üyenin hakkı olduğunu dile getiren Yıldırım’ın “Kimseye niye aday olmuyor diye eleştiri yapmam. Başkanlık kimsenin tapulu malı değil. Adaylar çoğalmalı” dediği öğrenildi.

FENERBAHÇE’NİN HAZIRLADIĞI LİSTEDEKİ BAZI MAÇLAR

2001-2002 SEZONU

6. Hafta: G.Saray – Fenerbahçe: 2-0. 85 dakika şahsa yapılan küfürlere ses çıkartılmaması ve G.Saray’ın attığı ikinci penaltı. Aslında bu penaltılar normaldir diyenlerden fazla da ses çıkarılmadı (Arif faktörü): Hakem Metin Tokat

17. Hafta Y.Yozgat – G.Saray: 3-3. Sergen’e gösterilmeyen kırmızı kart ve son dakikada uydurulan penaltı. Hakem Selçuk Dereli.

2002-2003 SEZONU

1. Hafta: Washington’un Trabzon deplasmanında sayılmayan çok net golü. Hakem Kuddusi Müftüoğlu

7. Hafta: Cips poşetine kapatılan saha. Ortega’nın 2 Elazığsporlu tarafından biçildiği karşılaşma. Hakem İsmet Arzuman.

21. Hafta: G.Saray – Malatya maçında Suat Usta’nın sarı kartı varken topu elle kesmesi. Hakan Ünsal’ın rakibini tokatlaması. Hakem Ali Aydın.

2003-2004 SEZONU

1. Hafta: İstanbulspor maçında Muhittin Boşat, Van Hooijdonk’un frikiğinin elle durdurulmasına rağmen penaltıyı vermedi.

3. Hafta: Bursa deplasmanında G.Saray 1-0 gerideyken Bursaspor’un verilmeyen nizami golü. Hakem Serdar Tatlı

6. Hafta: G.Saray maçında Luciano’nun penaltı pozisyonundan bahsederken Fenerbahçe’nin 2 penaltısı verilmedi. Hakem Muhittin Boşat

9. Hafta: Beşiktaş-Diyarbakır maçında misafir takımın verilmeyen penaltısı. Hakem Bülent Demirlek.

20 Ekim 2003’de hakemlere bir eleştiri de Fenerbahçeli Pierre Van Hooijdonk’tan gelir. CNNTürk’te yayınlanan Taraftaria programında İhsan Topaloğlu’nun sorularını yanıtlayan Hollandalı futbolcu şunları söyler:

“Hakemler bugüne kadar 5-6 net kritik pozisyonda penaltılarımızı veya frikiklerimizi vermedi. Hakemler bizim lehimize frikik kararı vermekten korkuyor. Diğer takımlar kadar frikik kazanamıyoruz. ‘Bu frikiği verirsem, Hooijdonk buradan gol atar’ diye düşünüyorlar. Bu yüzden de yüzde 100 emin olmadıktan sonra frikik vermiyorlar. Lehimize bugüne kadar sadece bir tane hakem hatası oldu. O da G.Saray maçında Luciano’nun topu elle kestiği pozisyon. Fakat bizim 5-6 tane yüzde 100 penaltı veya frikiklerimiz verilmedi. Örneğin Bursaspor maçında Semih’in düşürülüşü kesin penaltıydı.”

22 Ekim 2003’de Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, eski hakemlerden Sadık İlhan’ın, futbol maçlarında şike yapıldığı yönündeki iddialarıyla ilgili olarak, “Delil varsa üstüne gidilir” der.

Şike iddialarıyla ilgili olarak Futbol Federasyonu ya da Merkez Hakem Komitesiyle herhangi bir irtibat kurmadığını ifade eden bakan Şahin, “Ben hukukçuyum. Bu konularda delil olmadan yorum yapmak yalnış olur. Spora düşürülebilecek en büyük gölde şike ve şike iddialarıdır. Bu iddiaları ortaya atan eski hakem Sadık İlhan’ın, delilleri varsa ilgili mercilere vermesi halinde gereken yapılır, üzerine gidilir. Bunu takip ediyorum” diye konuşur.

Sanki aylar öncesinde devletin izinli ve resmi teknik takibine girmiş aleni şike görüşmelerine karşı bir şey yapılabilmiş gibi…

Ne kadar ilginç; orada da adı en sık geçen Sadık İlhan’dır…

Ulusoy’un her olumlu şeyi kendisine mal edip, tüm sorunları başkakarına yıkmasına Şenes Erzik de dayanamaz.

Ulusoy’un, “Masaya yumruğunu vursun” diyerek pasif kalmakla suçladığı UEFA Asbaşkanı Şenes Erzik,18 Kasım 2003’de “güzel şeyler olduğu zaman Erzik’in adı anılmıyor. Ama iki hakem hatası oldu mu Şenes Erzik hatırlanıyor’’ der.

Ulusoy’un açıklamalarına yanıt veren Erzik, şunları söyler;

“Letonya, dünya sıralamasında 70. sırada. Türkiye ise yedinci. Maçtan sonra tüm yorumları okudum, dinledim. Letonya’nın tuzağına düştük. Oyunlarını bize kabul ettirdiler. Maçın hakemi gergin ve sinirliydi. Veissiere İrlanda ile Bursa’da oynadığımız 2000 Avrupa Şampiyonası baraj maçını yönetti. Yani, ‘nereden çıktı bu hakem?’ denecek bir isim değil. O zaman Haluk Ulusoy dahil herkes beğenmişti hakemi.

Hatta Milli Takım Sorumlusu bir sohbetimiz sırasında, ‘İngiltere maçına Veissiere gelir mi acaba?’ diye sormuştu. Letonya maçında bu hakem iyiydi demiyorum. Ama sonuca etki edecek hatasını kimse görmemiş, ben de görmedim.

‘Letonya maçına davetli değildi, ama olmasa da kendisi gelmeliydi’ diyorlar. Ben sıradan bir taraftar değilim. UEFA 1. Asbaşkanıyım. FIFA İcra Kurulu üyesiyim. Daha da önemlisi Futbol Federasyonu Onursal Başkanıyım. Eğer Türkiye Futbol Federasyonu, Onursal Başkanı’nı yurt dışındaki bir maça davet etmiyorsa ve elini kolunu sallayıp gelmesini bekliyorsa asıl ayıp budur.

Tavsiye ediyorum, götürdükleri davetlilerin listesine bir baksınlar. Milli takım hepimizin takımı. Maçtan önce böyle bir açıklama yapmak istemezdim. Fakat başkan, direkt şahsımı muhatap alıp bu talihsiz açıklamayı yaptığı için cevap vermek durumunda kaldım.”

Evet, Ulusoy her türlü olumlu icraatı kendisine mal etmektedir. Hatta Ebru Köksaldı’nın 26 Ocak 2007’de yazacağı gibi “adam öldürse neredeyse ‘Ama biz Türkiye’yi dünya üçüncüsü yaptık’ diye beraatını isteyeceği” bir tarzda yapar bunu. Peki şu aşağıdakileri TFF değilse kim sahiplenecektir

20 Kasım 2003 – Yeter! Bitsin bu rezalet

Bize birşeyler oldu. Daha düne kadar ay-yıldızlı takımımızın başarıları yanında tribündeki renkli taraftarımızla da örnektik. Ancak son dönemde Fair-Play’i hiçe sayıyoruz ve hep olayların içinde yer alıyoruz. Olaysız maçımız geçmiyor. Sonra da kendimizi savunuyoruz. Yani hem suçta varız, hem de haklıyız diyoruz.

Tüm bunların yanında UEFA’daki suç dosyamız da her geçen gün kabarıyor. Kritik İngiltere maçında soyunma odası koridorlarında gerekli önlemleri almadık, kavgayı önleyemedik ve tüm şimşekleri üzerimize çektik. Daha bunun Türkiye üzerindeki olumsuz etkisini silemeden Ümit Millilerimizin Almanya maçında sinirlerimize hakim olamadık.

Tamam Alman teknik direktör Stielike haddini aşan, politik, küstahca bir açıklama yaptı, ancak ya bizim yaptıklarımız. Milli marşa saygı göstermiyoruz. Üstelik onların sevincine engel oluyoruz. Kaleci Volkan, bir Almanı yere indiriyor, yedek Beyhan sahaya girip rakip futbolculara saldırıyor.

Tribünlerden pet şişeler yağıyor. Statta güvenliği sağlamıyor, olaylara yine çanak tutuyoruz. Her başarısızlıkta da hakemleri hedef gösteriyoruz. Artık buna bir son vermenin zamanı geldi. Yoksa, Türk futbolu ve milli takımımız güçlüklerle edindiği yeri, bir sinir krizinde kaybedecek.

Ümit Milli Takımlar Sorumlusu Levent Kızıl, Alman Ümit Milli Takımı Teknik Direktörü Ulrich Stielike’nin maçtan sonraki sözlerine tepki gösterdi. “Stielike terbiyesizlik yaptı” diyen Kızıl, Alman hocanın, “2 milyon Türk’e iş veren bir ülkeyiz” sözleriyle haddini aştığını belirtirken, “Kendisini çalışma bakanı mı zannediyor? Biz Almanya’nın sömürgesi miyiz? Terbiyesiz, başına büyük dert aldı” yorumunu yaptı.

Türkiye ile Alman Ümit Milli takımları arasında önceki akşam oynanan maçtan sonra çıkan olayları Alman basını skandal olarak değerlendirdi. Radyolar haberi ilk sırada vererek “İstanbul’da görülmemiş skandal yaşandı” dedi. Maç sonrası yaşanan olaylar televizyonların teleteks sayfalarına da konu oldu. İstanbul’da 1-1 sona eren maçtan sonra polis ve güvenlik görevlilerin Alman futbolcularına saldırdığını ileri süren Alman basını, yaşanan olayları inanılmaz olarak yorumladı.

Bir yazı daha:

09 Aralık 2003 – Adamı deli ederler (Erman Toroğlu)

Samet sen çok safsın. Diyeceksin ki, “Yahu Erman Hoca sen de mi delirdin?”

Samet, ben delirmedim. Beni Türkiye’de olanlar delirtiyor. Federasyon temsilcisi raporunda, sahaya giren iki adamın cezai ehliyetinin olmadığını yazmış. Yani “akılları noksan, deli” demiş.

Türk futbolunda öyle şeyler oluyor ki, inanılması mümkün değil. Sonra da diyoruz ki: “Zurnanın son deliği Letonya’ya niye elendik?” Bizi Letonya da eler, Uganda da. Çünkü, şu anlatacağım olaylar, dudak dahil her tarafınızı uçuklatır.

Türkiye’de hukuk denen bir düzen var. Bir de adalet. Türk insanı adalete inanıyor mu? Ben inanmadığı fikrindeyim. Çünkü ben de inanmıyorum. Aslında, bu kullandığım cümle suç. Savcının bir tanesi, “gel buraya arkadaş” der, istediğini yapar.

Bizde sistem, sahtekarların, düzenbazların, üçkağıtçıların lehine işliyor. Nasıl mı? Eğer bir bankayı hortumlayacaksanız, yolsuzluk veya kapkaç yapacaksanız önce kanunu açacaksınız. Oradaki bir kısmı Arapça, bir kısmı Farsça olan cümlelere bakacaksanız.

Samet sen çok safsın

Oradaki açıkları bulduktan sonra artık siz istediğiniz suçu işleyebilirsiniz. Çünkü siz, o suçu işledikten sonra ne kadar komik ceza alacağınızı veya almayacağınızı artık biliyorsunuz demektir.

Buraya kadar yazdıklarım benim hayattan ve üniversitede aldığım hukuk dersleriyle ilgili. Şimdi sadede gelelim.

Samet Aybaba, sen delisin. Niye mi? “Bizim seyircilerimizden sahaya girenler oldu. Trabzonspor’un sahası kapatılmalıdır” diyerek beyanat verdin. Samet sen çok safsın. Hani o senin teknik direktör olduğun Elazığ maçında sahaya girenler var ya, deli olduklarını biliyor muydun?

Diyeceksin ki, “Yahu Erman Hoca sen de mi delirdin?” Samet, ben delirmedim. Beni Türkiye’deki olanlar delirtiyor. Sevgili Samet, o maçta sahaya giren seyirciler yüzünden Trabzonspor’a ceza gelmedi. Neden olduğunu biliyor musun? Çünkü, maçın gözlemcisinin raporunda sahaya girenler hakkında en ufak bir cümle yok. O görmemiş. Demek ki, başka tarafa bakıyordu. Çünkü birileri bir tarafa bakarken, diğerleri başka tarafa bakmaya mecbur sevgili Samet.

Raporda neler yazılmış?

Peki şimdi diyeceksin ki, “Yahu Erman Hoca, bu maçın bir de temsilcisi var. Yani Futbol Federasyonu Başkanı, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nu temsil eden. O ne yapmış?” Bak Samet, zaten bütün olay burada. O ne yapmış biliyor musun? O, sahaya giren bu iki adamın cezai ehliyetinin olmadığını yazmış. Yani “akılları noksan, deli” demiş.

Bak Samet, Türkiye Futbol Federasyonu’nun temsilcilerinin ne muazzam insanlar olduğunu şimdi anladın mı? Bunlar yalnız temsilci değil, araştırmacı temsilci. Yani bir yerde bunlar Mazhar Osman.

Adam tribünden sahaya girenlerin tuhaf insanlar olduklarını bir anda çözmüş. Herhalde yukarıdan vahiy gelmiş. Bu temsilci kim bilmiyorum. Ama raporunda bunları yazdığını biliyorum.

Eğer Futbol Federasyonu’nun yüreği yetiyorsa, o temsilcinin adını ve raporunu açıklasın. Olayı yazmayan gözlemcinin adını versin, açıklasın. Amaaa… Şimdi bu yazıdan sonra o temsilcinin raporu değişir mi? O değişirse bu sefer ben birkaç şey daha yazacağım. Herkes hesabını iyi yapsın.

Bu işlerin sonunda ne oldu? Trabzonspor’a ceza gelmedi. Yani sahaya girenler deliydi. Rapora göre tabii. Ben olsam, ne kadar deli varsa, bundan sonra sahaya salarım. Ceza filan gelmez. Ancak bizim federasyon, delileri kabul ediyor da, dinine yandığımın UEFA’sı kabul etmiyor

UEFA Asbaşkanı Şenes Erzik 16 Aralık 2003’de “11 Altın Adam” yarışmasında basın mensuplarının sorularını yanıtlar Erzik, İngiltere ve Letonya maçları sonrası Haluk Ulusoy ile gerginlik yaşayıp yaşamadığıyla ilgili soru üzerine, “Benim kimseyle atışmam olmadı. 23 Kasım’dan bu yana 1-2 gün dışında hep yurtdışındaydım. Ulusoy’un ne dediği, demediği hakkında bilgim yok. Ayrıca sizlere sormak isterim, Türk futbolunun başındaki bir insanla, UEFA’daki 2. başkan arasında olacak gerginleşmenin kime yararı olur?” diye konuşur

Hakem atamaları ve milli takımın aldığı kötü sonuçların ardından yapılan eleştirilere de değinen Erzik, “Hakemlerin zaman zaman hataları olabilir. Ama her seferinde kulüp ve federasyon yöneticileri mutlaka hata yapan birini aramak yerine ‘Ben nerede hata yaptım’ demeli. Ayrıca milli takım ile benim aramda bir bağlantı göremiyorum, ben federasyon başkanı değilim” der

UEFA’nın, İstanbul’daki terör olayları sonrası Beşiktaş ve Galatasaray’ın Avrupa Şampiyonlar Ligi maçlarını tarafsız sahaya alma kararının sadece sportif olmadığını, siyasi bağlantılarının bulunduğunu söyleyen Şenes Erzik, “UEFA bu kararı alırken, büyük ülkelerin dışişleri ve büyükelçiliklerinden görüş alır. Kararlar öncesi İngiltere ‘Türkiye’ye gitmeyin’ dedi. Buna UEFA’nın gözünü kapaması imkansızdı. Siyasi bağlantıyı gözden kaçırmamak lazım” diye konuşur

25 Aralık 2003 tarihinde Merkez Hakem Kurulu (MHK) Başkanı Bülent Yavuz, hakemlerin günah keçisi yapılmasından rahatsız olduklarını belirterek, “Bir olayın kural hatası mı, yoksa hakem hatası mı olduğu, günlerce tartışılıyor. Ancak bunun doğrusunu bize soran yok. Yapılan olumsuz yayınların art niyetli olduğu fikrindeyim” der.

Erman Toroğlu ise “MHK, hakem tayinlerinde özgür hareket edemiyor” iddiasında bulunur.

Türkiye Spor Yazarları Derneği’nin düzenlediği 41’inci Yıl Sporun Zirvesi Semineri açılış konuşmasını Spordan Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in yaptığı ve 2 gün sürecek seminerin ilk oturumunda ”Adalet dağıtıcıları veya günahkarları” konusu ele alınır. Milliyet Gazetesi Spor Müdürü Necil Ülgen’in başkanlık ettiği oturuma konuşmacı olarak Merkez Hakem Kurulu (MHK) Başkanı Bülent Yavuz ve Hürriyet Gazetesi yazarı yorumcu Erman Toroğlu katılır. Hakemlere değinen Bülent Yavuz, şöyle konuşur:

“Hakemlerin duygusunu bilen yok. Sadece birkaç spor yazarının düşüncesine tabi olarak hakemlerin yargılanmasını yanlış buluyorum. Bir müsabaka öncesi bir hakem tayiniyle ilgili olarak 48 saat yayın yapılıyor. Bu yayınların büyük bölümü de menfi yönde oluyor. Bu tür yayınlardan sonra sahaya maç izlemek için gelen 50 bin kişi de yayınlardan etkileniyor. İşte tel örgüler de bunun için kırılıyor. Bir olayın kural hatası mı, yoksa hakem hatası mı olduğu, günlerce tartışılıyor. Bir pozisyonla ilgili tüm yorumcular farklı kararlar verebiliyor. Ancak bunun doğrusunu bize soran yok. Ben ülke futbolunun çağ atlaması için bu göreve talip oldum. Benim bulunduğum koltuğa gelmek isteyen bir çok eski hakem var. Yapılan bu olumsuz yayınların art niyetli olduğu fikrindeyim.”

Erman Toroğlu ise bazı spor yazarlarının kendisine yönelik eleştirilerini hatırlatarak şunları söyler:

“Ben uzun yıllar kabzımallık yaptım. Sonra futbolculuk, hakemlik, şimdi ise gazetecilik yapıyorum. İnsanların eskiden yapmış oldukları mesleklere göre yargılanmasına karşıyım.

MHK, hakem tayinlerinde özgür hareket edemiyor. Futbol Federasyonuïda özerk olmasından istifade ederek, hakem tayinlerinde rol oynuyor. Maçlardan sonra hakemler hakkında verilen raporların da açıklanması gerekir.

Bülent Yavuz hakemlerin ilk yarıdaki başarı oranını açıklasın.”

Bunun üzerine Yavuz, rakamsal bir oran veremeyeceğini ifade ederek, “Süper Lig’i değerlendirdiğimizde hakemlerimizin başarısı bu yıl geçmiş yıllara göre biraz düşük oldu. Başarımız yüzde 51’in üzerindedir” der. Yavuz, önümüzdeki yıllarda iyi derecede İngilizce bilmeyen bir hakeme Süper Lig’de de görev verilmeyeceğini dile getirir.

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, açılış konuşmasında

“Göreve geldiğimiz günlerde Gençlik Spor Genel Müdürlüğü’ne sizin aranızdan olan Mehmet Atalay’ı getirdik. Atalay’la birlikte sporun hiç bir branşına siyaseti karıştırmama kararı aldık. Sporda yeniden yapılanmanın gerektiğine inandık. Spor Yüksek Kurulu oluşturuldu. Henüz kanunlaşmayan ve taslak halinde bulunan bu tasarının dışında acil çıkartılması gereken bazı yasalar da çıkarıldı. Eğer bu toplantı sonunda bu tasarıya ilave edilmesi gereken maddeler olursa, bunları da değerlendiririz”

der.

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15