FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Archive for the ‘Ergenekon’ Category

YETER! BEN DE MÜDAHİLİM…

leave a comment »

Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan Sızıntı – Wikileaks’te Ünlü Türkler kitabını okumadıysanız bile duymuşsunuzdur mutlaka.

Dünyayı sarsan, gizli Amerikan diplomatik kriptolarının Wikileaks üzerinden tüm dünyada yayınlanması ülkemizde de ses getirmişti “kısa bir süre”! Gerçi kitapta örnekleriyle gösterildiği gibi Türk medyasının bir kısmı belgeleri sansürledi, manipüle etti. Ancak gerçekler gizli kalmıyor…

Kitap OdaTV’de gazetecilik yaparken Ergenekon Soruşturması nedeniyle tutuklanan Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu imzasını taşıyor. Bu iki ismin siyasi görüşlerine katılmayabilirsiniz, yazdıklarına ya da yorumlarına da katılmayabilirsiniz. Dünyaya bakış açınıza göre bu normaldir. Ancak reddedilemeyecek tek olgu belgelerin gerçek olduğu. Zaten Amerikan Hükümeti de belgelerin gerçekliğini onaylıyor. Kitapta söz edilen belgelerde Amerikalı diplomatların (elçi, ataşe, müsteşar, danışman vs) ABD’ye çoğu “gizli kaydıyla” yolladığı değerlendirmeler yer alıyor. Bilgilerin büyük çoğunluğu ilgili diplomatların duyum, izlenim, birebir görüşmelerle edindikleri bilgiler gibi “subjektif” içeriğe sahip. Ancak bazıları doğrudan polis tarafından bu diplomatlara verilen “birifinglere” dayanıyor.

Sonuç olarak içeriklerinin, yani bu diplomatlarını ABD hükümetine aktardığı bilgilerin çoğunun “doğruluğu”nun kanıtı yok. Ama belgeler en azından şunu net bir şekilde gösteriyor: ABD’nin Türkiye’ye, Türk makamlarına (sivil, asker) bakış açıları ve diplomatların bu “subjektif” bilgileri karşılığında oluşturulan politikalar. En net gerçek ise şu: ABD hükümeti kendi ali menfaatleri uğruna Türkiye’de AKP iktidarını destekliyor, Kemalist / ulusalcı / asker kesime ise ABD aleyhindeki  siyasetleri nedeniyle sıcak bakmıyor. Hatta tasfiyesi işine geliyor.

Yazarların yorumlarından uzak durmak isteyen herkes, İngilizce bilmek kaydıyla, belgelerin asıllarına ulaşıp okuma imkanına da sahip. Yani gizlenen, saklanan birşey yok.

Yine tartışmasız bir gerçek Taraf Gazetesi’nin sürece doğrudan müdahil olduğu ve belgeleri resmen sansürleyerek yayınladığı. Yani yayınladıkları belgelerde, Taraf yazarlarının sevmediği, istemediği kişi ve kurumlar aleyhindeki kısımların olduğu, “aynı belgede olsa dahi” lehteki herşeyin yok edildiği… Wikileaks belgeleri de orada, Taraf Gazetesi’nin arşivi de… Dileyen herkes bakabilir. Zor değil!

“Bunca laf Fenerleaks’te ne arıyor” diye homurdanmaya başlamışsınızdır. Tamam!

AKP / Cemaat karşıtı kişi, grup ve kurumların tümünün hemen hemen aynı yöntemlerle ve hatta aynı kişilerce (savcı, polis, medya) mahkemelere sürüklendiği, hatta içeri alındığı kitaptaki “az” sayıdaki belgeyle bile net şekilde görülüyor.
Soruşturmanın her aşamasındaki kişi ve kurumların, üstüne üstlük yöntemlerin ve kamuoyu oluşturmak için “kullanılan”  medyanın (başta Taraf) aynılığı “Şike Davası”nın “aslında ne olduğu“nu çok net bir şekilde gösteriyor. Davaya “sanık olarak dahil olmalarına rağmen” kendilerini sanık değil “müdahil” görenlerin de bu cüreti nereden aldıklarının ipuçları burada.

Mümkünse kitabı edinin, okuyun. Siyasi görüşünüz ne olursa olsun…
İngilizceniz varsa Wikileaks sitesinde  orijinal belgeleri okuyun.
Okuyun ve Türk medyasının manipülasyonlarına gelmeyin. Sevseniz de sevmeseniz de Aziz Yıldırım’ın şu sözleri çok önemli, bir saniye düşünün sadece: “Ne şikesi kardeşim, memleket elden gidiyor”…

Sağcı, solcu, ateist, muhafazakar, dinci… Ne olursanız olun. Türkiye ABD’ye satılıyor. Farkedin!

Yazının Bonusu: WIKILEAKS BELGELERİNDE TRABZONSPOR

Wikileaks belgelerinde Trabzonspor ile ilgili iddialar da dikkat çekiciydi.
8 Haziran 2005 tarihinde ABD Büyükelçisi Eric Edelman’ın Siyasi İşler Danışmanı John Kunstadter tarafından kaleme alınan “gizli” ibareli notun 7. Maddesi, AKP Trabzon Milletvekili Faruk Nafiz Özak hakkında önemli bilgiler veriyordu.
John Kunstadter, Özak’ı “Milli Görüş’ün Sufi çizgisinden” diye tanımlarken, “sessiz, mesafeli ve Erdoğan’a sadık” bir isim olarak tarif ediyordu.
Konunun daha iyi anlaşılması için önce Özak’ın geçmişinden bahsedelim…
Dindar bir aileden gelen Faruk Nafiz Özak, din adamı yetiştiren Trabzonlu Hafız Ali Haydar Özak’ın oğluydu. Gençlik yıllarından itibaren futbola ilgi duyan Özak, 1967 yılında kurulan Trabzonspor’un ilk profesyonel oyuncularından biriydi. Çeşitli aralıklarda Trabzonspor’da futbol oynayan Özak’ın Trabzonspor’daki profesyonel futbol yaşamı, takımın şampiyon olduğu 1975-1976 sezonuna kadar sürdü. Özak, aktif futbol yaşamından sonra futboldan kopmadı. 1978 yılından itibaren spor basınında köşe yazarlığı yapan Özak, 1982 yılından sonra da Trabzonspor’da çeşitli kademelerde yöneticilik yaptı.
AKP’nin içinde ağırlığı sürekli konuşulan müteahhit grubundan olan Özak, Doğu Karadeniz’e inşaat malzemesi satan pek çok şirketin temsilciliğini yürütüyordu. Kısacası Özak, Trabzon’da inşaat, din ve futbolla tanınan bir isimdi.
Özak’ın genel olarak sağ hükümetlerle olumlu bir ilişkisi olmasına rağmen, aktif siyaset yaşamı 3 Kasım 2002 seçimleriyle başladı. Özak, bu seçimlerde parlamentoya Trabzon milletvekili olarak girdi. Bu seçimlerde AKP, Trabzon’da %43 oy alarak birinci parti oldu ve 8 milletvekilliğinden 6’sını kazandı. 2. Parti olarak 2 milletvekili çıkaran CHP’nin oy oranı %14 idi.

2004 Yerel Seçimleri

Bu seçimlerden sadece 1,5 yıl sonra gerçekleşen 2004 Mart yerel seçimleri AKP açısından bir hezimetti. AKP Trabzon Belediye Başkan Adayı Mazhar Yıldırımhan bu seçimlerde % 35.46 oy alırken, CHP adayı Volkan Canalioğlu % 35.97’lik oy oranı ile Trabzon Belediye Başkam seçildi. Türkiye’de iktidarda olan partinin oylarının yerel seçimleri olumlu yönde etkilemesi geleneği Trabzon’da bozulmuştu. AKP, Karadeniz’de önemli bir kalesini kaybetti.

Özak Bakan Oldu

2004 seçimlerinde yaşanan kaybın ardından, tam bir yıl sonra, kabinede önemli bir değişiklik meydana geldi. Erdoğan tarafından başarısız bulunan Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü, Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki Ergezen ile Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Güldal Akşit görevden alınırken, Güçlü’nün yerine Diyarbakır Milletvekili Mehmet Mehdi Eker, Ergezen’in yerine Trabzon Milletvekili Faruk Özak, Akşit’in yerine de İstanbul Milletvekili Nimet Çubukçu atandı. Bu durum Abdullah Gül ve Erdoğan arasındaki dengeler bağlamında bir başka bölümde ele alındı.
Bu değişim ile Faruk Özak, hükümet içinde önemli bir pozisyona yükseldi. Ankara kulislerinde konuşulanlara göre, Özak’ın Bayındırlık Bakanlığı görevine gelmesi beklenmedik bir gelişmeydi. Adı Trabzonspor ile özdeşleşen müteahhit kökenli Özak, Bayındırlık Bakanlığı ile aynı zamanda pek çok inşaat projesinin kaderini de eline alıyordu.

Aktuğ Görevden Ayrılıyor

Özak’ın göreve gelmesinin ardından Trabzonspor’da da bir değişim yaşanıyordu. O tarihte, Trabzonspor’un başkanlığı görevini eski bir CHP’li Belediye Başkanı olan Atay Aktuğ yürütüyordu. Aktuğ’un başkanlığındaki Trabzonspor, 2003-2004 sezonunda ligin son haftalarına kadar kovaladığı şampiyonluğu Fenerbahçe’ye 4 puan farkla kaptırarak 72 puanla 2. olmuştu. Trabzonspor, 2004-2005 sezonunda da son haftaya kadar süren mücadelede 77 puanla yine Fenerbahçe’nin 3 puan gerisinde kalarak ligi 2. sırada bitirmişti. Uzun yıllardır “4. Büyük” görüntüsünden uzaklaşmış Trabzonspor için lig ikinciliği önemli bir başarı sayılabilirdi. Ancak takımın Kıbrıs Rum Kesimi takımlarından Anorthosis Famagusta’ya Şampiyonlar Ligi ön eleme turunda elenmesi, Trabzonspor yönetimi için istifa seslerinin yükselmesine neden oldu.

Aslında Anorthosis Famagusta, kamuoyunda tanınmayan bir kulüp de olsa, o yıl inanılmaz bir başarıya imza atıyordu. Trabzonspor’un ardından Rapid Wien ve Olympiakos gibi iki Avrupa takımını da eleyerek Şampiyonlar Ligi’ne kalan Anorthosis; Nikopolidis, Kovacevic, Djordjevic, Zewlakow, Raul Bravo gibi önemli isimleri barındıran Olympiakos’u 3-0 gibi bir skorla yeniyordu. Şampiyonlar Ligi’nde ise Panathinakos’u yenip Werder Bremen ile iki maçta beraber kalıyor, Inter ile 3-3’lük sürpriz bir beraberlikle Şampiyonlar Ligi’nde 6 puan toplayarak son anda gruptan çıkamıyordu. Inter’in aynı grupta 8 puan topladığı düşünülürse, bu durum Anorthosis’in başarısının tesadüf olmadığının göstergesiydi. Ancak Trabzonspor’un elenmesi kulüp içinde çatlak seslerin artmasına neden oldu.

Başkan Atay Aktuğ, Trabzonspor’un 18 Aralık 2005’teki kongresinde aday olmazken, kongreyi AKP ile iyi ilişkileri ile bilinen Albayrak Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkanı Nuri Albayrak kazandı. Albayrak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu yıl İstanbul Büyükşehir Belediyespor’un başkanlığı görevine gelmiş ve bu görevi 11 yıl sürdürmüş bir isimdi. Nuri Albayrak, AKP döneminde devlet ihaleleri alan bir şirketin, Yeni Şafak gibi hükümete yakın bir gazetenin sahipliğini yapan bir grubun başında olmanın yanı sıra, İstanbul Büyükşehir Belediyesinde Belediye Meclis üyeliği görevi de yapmıştı. Kısacası, Albayrak’ın Başbakan Erdoğan ile yakın ilişkisi hemen herkesçe biliniyordu. Başbakan Erdoğan’ın kızı Esra’nın Berat Albayrak ile evliliği sayesinde Albayraklar ile Erdoğan akraba olmuştu. Erdoğan, Nuri Albayrak’ın kızının düğününde şahitlik yapacak kadar aileye yakındı. Nuri Albayrak’ın Aktuğ’un yerine göreve gelmesinin kulüp içinde AKP’nin hâkimiyeti anlamına geleceği açıktı.

Albayrak’ın Harcamaları

Albayrak döneminde kulüp Atay Aktuğ ile kıyaslanmayacak türde bir başarısızlık yaşadı. 2005-2006 ve 2006-2007 sezonlarını 52’şer puanla 4. bitiren takım, 2007-2008 sezonunda ligi 49 puanla 6. olarak tamamlıyordu. Nuri Albayrak pek çok yorumcu tarafından başarısız bulunurken, dikkat çekici bir durum vardı. Albayrak döneminde kulüp daha öncesiyle kıyaslanmayacak ölçüde büyük harcamalar yapıyordu. Milan Stepanov, Fatih Akyel, Kaleci Jefferson, Kiki Musampa, Umut Bulut, Ersen Martin, Marcelinho, Ceyhun Eriş, Ayman, Risp gibi önemli futbolcular yüksek ücretlerle transfer ediliyordu. Yüksek maliyetli bu oyuncular Trabzonspor’a başarı getirmedi ancak sadece 2 yılda Trabzonspor, Nuri Albayrak’a yaklaşık 50 milyon dolar borçlandı. Albayrak, iki yılda Trabzonspor’un doğal gelirleri bir yana Trabzonspor için fazladan 50 milyon dolar harcamıştı.

Sanırız tablo netleşti…

2004 yılında Trabzon’da kaybedilen seçimin ardından, Faruk Nafiz Özak 2005 yılında Bayındırlık Bakanı oldu. Kısa süre sonra ise Trabzonspor’da AKP’ye yakın bir başkan seçimleri kazandı. Trabzonspor’da bu tarihten sonra sportif başarısızlığa rağmen büyük harcamalar gerçekleşti. Bu dönemde Haluk Ulusoy Tesisleri gibi önemli yatırımlar TFF tarafından Trabzonspor’a bırakıldı. Başbakan Erdoğan’ın desteği ile TOKİ Trabzonspor için yeni stat yapımına başladı. Yapılan tesisleşme ve yeni stat projeleri kentte bilboardlarda duyuruldu. Söz konusu çalışmalar, AKP muhalifleri tarafından Trabzonspor üzerinden seçim yatırımı olarak yorumlandı.

2009 Yerel Seçimleri

Nitekim Trabzon’da 2009 yerel seçimlerinde tablo 2004’e göre çok değişti. 2009 yerel seçimlerinde AKP % 47,8 oy oranı ile Trabzon Belediye Başkanlığı seçimlerini kazandı. îkinci olan CHP’nin ise oy oranı % 41 idi.
Tüm bu gelişmeler Wikileaks belgelerinde ABD’li diplomatların dilinden ilginç bir şekilde yorumlanıyordu. John Kunstadter’ın yazdığı raporda, AKP’nin ve Başbakan Erdoğan’ın mevcut popülaritesini korumak adına sporun da kullanıldığı, bu çerçevede 2004 yerel seçimlerinde AKP’nin Trabzon’da yaşadığı bozgunun tekrarlanmaması için Devlet Bakanı Özak’ın Trabzonspor seçimlerine müdahil olduğu, uzun süre kendisinin de yönetiminde görev aldığı ve 1996 yılına kadar 2,5 yıl başkanlığını yaptığı Trabzonspor’un başına AKP çizgisine yakın bir başkanın seçilmesini sağladığı, aynı zamanda Trabzonspor’a Başbakanlığın örtülü ödeneğinden, futbolcu alımında kullanılmak üzere milyonlarca dolar ayrıldığı ifade ediliyordu.
Bu şok iddiaya göre, AKP Trabzonspor’u örtülü ödenek ve işadamları yoluyla destekleyerek, Trabzon’da güç kazanmak amacıyla kullanmak istiyordu. Bunun için Trabzonspor yönetimine de kendisine yakın isimleri seçtirmek için çalışıyordu. Türkiye’de sporun siyaset için kullanıldığı hemen herkesin bildiği bir sırdı. Sportif başarıların genelde siyasete tahvil edilmesi nedeniyle, siyasetçiler çoğu zaman spor üzerinden kendilerine destek sağlıyordu. Trabzon’da olanlar bunun bir örneği miydi? Yoksa Kunstadter’in ifadeleri bir yorumdan mı ibaretti?

Özak Spor Bakanı Oldu

Nitekim Kunstadter’i haklı çıkaracak bir dizi gelişme daha yaşandı. Faruk Özak 2009 yılında Spordan Sorumlu Devlet Bakanı oldu. Özak, artık Futbol Federasyonu Başkanlığı’nın bağlı olduğu bakanlıktaydı. Trabzonspor, bu tarihten sonra 2010-2011 sezonunda çok önemli transferler ile sezonu ikinci bitirdi. Açılan şike davası düşünülürse belki de geçmişe dönük bir şampiyonluk yaşayacak. Trabzonspor’un başarısı yalnızca sportif bir başarı mıydı, yoksa siyasetin bu başarıda payı var mıydı?
Yayınlanan şike iddianamesinin eklerinde söz konusu ilişkileri derinleştiren ilginç bir telefon konuşması yer alıyor. Konuşma Trabzonspor Asbaşkanı Nevzat Şakar ile Türkiye Futbol Federasyonu eski Başkanı Haluk Ulusoy arasında 25 Nisan 2011 tarihinde gerçekleşiyor. Şakar, Ulusoy’a Başbakan Erdoğan ile yaptıkları görüşmenin ayrıntılarını anlatıyor. Erdoğan-Şakar görüşmesini ayarlayan kişi Faruk Özak. Şakar, Başbakan’dan neler talep ettiklerini ve Erdoğan’ın Trabzonspor’a neler vermeyi taahhüt ettiğini şöyle anlatıyor:

Nevzat Şakar: Efendim Haluk.
Haluk: Bitti mi abi.
Nevzat Ş.: He, he bitti Haluk.
Haluk: Haydi geçmiş olsun nasıl geçti abi?
Nevzat Ş.: İyi Haluk işte, başkan şeyleri anlattı. Ona Şampiyonlar Ligin’de maç oynamamız için stadımızın UEFA kriterlerine göre eksikleri var. Bunları tamamlamak için de yaklaşık 6 trilyon liraya kulübün ihtiyacı var.
Haluk: Evet.
Nevzat Ş.: O da Faruk Abi’ye talimatı verdi.
Haluk: Tamamdır yani.,
Espriler falan oldu mu?
Nevzat Ş.: Bir de Akyazı Stadı’nın orada yapılacak bize verilmesi gerekiyormuş. Altyapı binası 5 tane saha A takımının oteli, kalacağı otel idare binasının, bizim yönetim binası falan, filan işte onların hepsinin orada yaklaşık 100 dönüm araziyle kulübümüze tahsis edilip ve bütün şeylerinin kendileri tarafından yapılmasını…
Haluk: Bunların hepsini onların kendisi mi yapacak abi?
Nevzat Ş.: Evet.
Haluk: Bize verecek ama.
Nevzat Ş.: Bize verecek ama bunlar tabii ki şeyin karşılığında olacak.
Haluk: Avni Aker karşılığında.
Nevzat Ş.: Avni Aker karşılığında atıyorum Akçaabat sahası falan filan.

(…)

Nevzat Ş.: Trabzon’a ilgi duyduğunu söylüyor işte. İyi iyi oldu yani. Faruk Abi vardı.
Haluk: Hee.
Nevzat Ş.: Sadri Bey, ben, Necmettin Bey, bir de Erdoğan Bayraktar, Erdoğan Bayraktar bundan sonrasında da zaten o işlenecek.
Haluk: Halledecek.

6 trilyon lira, bir stat, altyapı binası, 5 tane saha, bir otel, otelin idare binası, yönetim binası, 100 dönüm arazi ve bütün işleri. Erdoğan’ın Trabzonspor’a bir görüşmede vaat ettikleri bunlar. Görev Erdoğan Bayraktar’ın…
Wikileaks belgeleriyle ortaya çıkan iddialar, Albayrak’tan sonra Trabzonspor’un başına gelen Sadri Şener tarafından “Kulüp hesaplarını incelettik. Sözü edilen dönemlerde böyle bir para girişi yok,” sözleriyle yanıtlandı. Bakan Özak ise “Bunlar yalan ve palavradır,” sözleriyle iddialara cevap verdi.
Söz konusu iddia, örtülü ödeneğin kullanımı konusunda da soru işaretleri yarattı. Son dönemde hem Wikileaks belgeleriyle, hem de Hanefi Avcı’nm iddialarıyla siyasal avantaj yaratmak amacıyla kullanıldığı iddia edilen örtülü ödeneğin akıbeti bir gün tüm hesapların açıklanmasıyla beraber ortaya çıkacak. Bu konuyla ilgili olarak ilginç bir rakam vererek bölümü noktalayalım. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında Örtülü ödenek harcaması 121 milyon TL iken 2010 yılında bu harcama 385 milyon TL olarak gerçekleşti.

Sızıntı, Wikileaks’te Ünlü Türkler, sayfa 138 – 145

Dayanamadım, şunu da yazacağım:
10 Nisan 2012 tarihli Takvim Gazetesi’nde Ergun Diler nam bir köşe yazarı Aziz Yıldırım’ın neden hedef olduğunu sözümona “analiz” ediyor:

Bu zincir Aziz Yıldırım’a kadar uzandı. Kendisi de NATO işleri yaptı. Para kazandı. Dayısının açtığı yolda yürürken hiç zorlanmadı.
Yaptığı iş ve sahip olduğu ilişkiler sonucu ASKERLE arası hep iyi oldu. Hem darbeciyle hem de MİLLİ askerlerle oturup kalkıyordu. Bütün bunlarda bir sakınca görmüyordu.
Ama akıllı bir adamdı.
Türkiye’nin değiştiğini anladı.
Darbe yanlısı askerin SİVİL İRADEYE mesafesini gördü.
Özellikle 27 Nisan e-muhtırasından sonra Erdoğan’ın yanında yer almaya özen gösterdi. Tanıdığı birçok rütbeliye “YANLIŞ YOLDASINIZ” dedi.
Eskişehirspor’un soyunma odasında ne aradığını bir türlü bilmediğim AZİZ YILDIRIM için düğmeye o zaman basıldı! Şike var mıydı, yok muydu bilmiyorum.
Ama Yeni Türkiye’ye uygun hareket etmeye çalışan Aziz Yıldırım birilerinin HEDEFİ oldu.
NATO‘nun zengin ettiği aile artık ABD‘nin hasmıydı!

Yahu, Aziz Yıldırım darbeci askere karşı sivil iktidarın, haydi yazarın yaptığını yapmayalım, açıkça söyleyelim AKP’nin yanında yer alsa;
1. İktidarın korumasında olur,
2. İktidarla birlikte darbeci askere karşı hareket eden ABD ile elele yürüyor olur.

Bu adamlara gazetelerde köşeler veriliyor ya, çok yanıyorum.
NOT: (Takvim = Çalık Grubu)

Reklamlar

Written by kesinofsayt

11 Nisan 2012 at 00:16

AKP, Ergenekon, Fenerbahçe, Siyaset, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , , ,

ÜNLÜ TÜRK YALANLARI – 4: DAVA SİYASİ DEĞİL

with 2 comments

3 Temmuz 2011 tarihinde başlatılan ve kamuoyunda Şike Davası olarak bilinen operasyonun arka planının siyasi olduğuna inananların sayısı tahmin edilenden de fazla. Ancak iddianamede birçok kulüp ve birçok kulüpten yönetici olmasına rağmen, medyada sadece Fenerbahçe’nin suçlandığı sanrısı yaratanların ve Fenerbahçe’nin süreçten büyük yara almasını umut edenlerin ortak kanısı soruşturmanın hiçbir siyasi yönü olmadığı yolunda…

Gerçekten öyle mi? Dava basit bir sportif kanunsuzluk davası mı? Bakalım…

İlk paragrafta bahsedilen, davayı siyasi görmeyenlerin bile Türkiye’de siyasetle futbolun içiçe olduğunu inkar edeceğini sanmıyorum. Liglerdeki “Belediyespor”lar siyasetin en ciddi uzantıları. Bu “Belediyespor”ların en üst ligdeki temsilcisi ise İstanbul Büyükşehir Belediyespor. Başkanı ise 29 Haziran 2011’deki federasyon seçimine kadar Emine Erdoğan’ın ağabeyinin kızıyla evli olan Göksel Gümüşdağ’dı. Aynı Gümüşdağ Kulüpler Birliği’nde Aziz Yıldırım’ın yardımcısıydı.
Benzeri bir yapılanmayı Ankara’da da görmekteyiz. Önce Ankaraspor, sonra Ankaragücü, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in doğrudan ya da dolaylı (Ahmet Gökçek) kontrolündeydi. Hüsranla sonuçlanan (kulüpler için elbette) iki deneyim!
(Meraklısına not: soruşturmada isimleri geçen yukarıdaki ikili savcılığa “lütfen” çağırıldılar. Hatta Gümüşdağ çağırılmadı bile. “Kendisi istediğinde” gitti.)

Anadolu’nun irili ufaklı şehirlerinde benzeri yapılanmaları görmek de mümkün!
Hemen her ilde, her takıma TOKİ’yi kullanarak stat yapma vaadleri, Galatasaray’ın stat açılışında yaşananlar da siyaset – futbol ilişkisinin diğer uzantıları!

Gelelim yeniden asıl konumuza…

Öncelikle davanın baş aktörlerine dikkat etmek gerekiyor: Şampiyonluğu son ana kadar süren bir yarışla elde eden Fenerbahçe ve ilk devreyi dokuz puan farkla bitirmesine rağmen avantajını koruyamayarak averajla ikinci olan Trabzonspor…
Trabzonspor’un birinci lige çıktığı 1974-1975 sezonundan itibaren şampiyonluğa yarıştığı hemen her sezonda rakibi Fenerbahçe olduğundan iki kulüp arasında rekabeti de aşan bir sürtüşme oluşmuştu. Sürekli olaylı maçlar oynanıyordu.
15 Ağustos 2003 tarihinde oynanan
 Trabzonspor – Fenerbahçe maçındaki tribün olayları nedeniyle “deplasman” takımı Fenerbahçe saha kapatma, evsahibi Trabzonspor ise 2,5 milyar lira para cezası aldı. Ulusoy’lu yılların çok tartışılan kararlarından birisi olan bu cezayı başbakan Recep Tayyip Erdoğan da adil bulmadığını açıkladı ve Trabzon’dan büyük tepki çekti.  2004 yerel seçimlerinde AKP Trabzon’da seçimi CHP’den aday olan Volkan Canalioğlu’na (evet, “o” Canalioğlu)  372 fark ile kaybetti. Bu başbakanı çok etkiledi. Hatta annesine “Trabzon’u kaybettik  anneciğim” diye dert yandığı bile anlatıldı o dönemde.

Yani, başta başbakan olmak üzere AKP’nin (ve elbette CHP’nin de) Trabzon’a siyasi meyili biliniyordu.

Mesela 14 Mayıs 2009 tarihinde, Bordo-Yeşil HES Projesi’nde Giresunspor ile Trabzonspor arasındaki uyuşmazlığı Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Faruk Özak çözmüştü. Dikkatinizi çekerim; iki spor kulübü arasında, bir spor bakanının çözdüğü konunun sporla hiç alakası yok! Sorun çözüldükten sonra Trabzonspor ile Giresunspor ihaleye ortak girdiler. İhalede Giresunspor’u başkan Olgun Aydın Peker temsil etti. Yani bugün Aziz Yıldırım’ın ilişkisi nedeniyle tutuklu yargılanmasına neden olan Olgun Peker ile Sadri Şener ortaktılar…

***

Sezon boyunca AKP’li milletvekilleri ve bakanların Trabzonspor’a dolaylı ya da doğrudan desteğini izledik. İşlerin kızıştığı sonlara doğru bu “müdahaleler” artmaya başladı.

Fenerbahçe 16 Nisan 2011 tarihinde Gaziantepspor ile oynayacakken, birkaç hafta öncesinde rakibine stad müjdesi geliyordu mesela…

3 Nisan 2011’de tarihinde çıkan bir haberde Maliye Bakanı Şimşek’in Gaziantep’e yeni stad için hazırlıkları tamamladığı bildiriliyor.

Maliye Bakanlığı Basın Müşavirliğinden edinilen bilgiye göre, aylardır büyük bir heyecan ile beklenen dev stadın hazırlıkları geçtiğimiz hafta sonu tamamlandı.

Stat ile ilgili çalışmalara Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın prensipte onay vermesinin ardından başlandı. İlk adımı geçtiğimiz yıl Maliye Bakanı Şimşek’in başkanlığında Gaziantep Valisi, milletvekilleri, Büyükşehir Belediye Başkanı ve Gaziantepspor Kulüp Başkanının toplanmasıyla atıldı. Daha sonra stat ile ilgili müzakerelere Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, TOKİ ve Maliye Bakanlığı arasında devam edildi.

Maliye Bakanı Şimşek çalışmaların her aşamasını takip edip, müdahil oldu. Dün, Maliye Bakanı Şimşek, Gaziantep Milletvekilleri ve Spordan sorumlu Devlet Bakanı Faruk Nafiz Özak ile makam odasında, TOKİ aracılığı ile Gaziantep’e kazandırılacak stadyumun ön protokolü imzalandığı öğrenildi.

Bakan Şimşek’in uzun zamandır Gaziantepli sporseverlerin ve hemşehrilerinin en temel sorunlarından biri olarak gördüğü yeni stat yapımı için bürokratik birçok engeli aşmak için zaman zaman yoğun bir mesai harcadığı öğrenilirken, Şimşek’in son olarak 25 bin olarak belirlenen stadın kapasitesini 33 bine yükselttiği bildirildi.

Trabzonspor ise Gaziantepspor ile 1 Mayıs 2011’de oynayacaktı. Tesadüfe bakın ki Devlet Bakanı Faruk Özak 29 Nisan 2011 günü Gaziantep’te yeni stad için protokol imzalamaya gelmişti. Törende kendisinin Trabzon birinci sıradan, TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar’ın ise ikinci sıradan milletvekili adayı olduğunu hatırlatmadan edemedi..
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de konuştu:

”Çok büyük bir başarı gösterdiler. Ben stada her gittiğimde en azından bir iki maçta tempo tutuldu, ‘yeni stat’ diye. Biz de gerçekten bütün arkadaşlarımızla uzun süre bu projeye ilişkin çalışmalar yaptık. En nihayetinde Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız, TOKİ Başkanımız, bütün bu görüşmeler sonucunda gerçekten dünya standartlarında, bütün turnuvaların oynanabileceği, çok iyi bir stat için bugün ilk adımı atacağız. Bu adım 33 bin kişilik Gaziantepspor’un gerçekten önümüzdeki dönemde kendisine yakışır, ilimize yakışır bir stat için bir protokol imzalayacağız ve inşallah da yakın bir zamanda TOKİ bunun gereğini yerine getirecek.

Bundan neredeyse dokuz ay sonra Gaziantep Olay Haber’de çıkan haberin başlığı ise şöyle: “Gaziantep’e stad başka bahara!” Zira “olay”ın aciliyeti geçmiş artık…

Fenerbahçe’nin 8 Mayıs 2011’de Karabükspor ile oynayacağı maçtan iki hafta önce ise Karabükspor’un stadının modernizasyonu için Karabük Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan onay çıkıveriyordu.

Süper Lig için gün saymaya başlayan Kardemir Karabükspor’un maçlarını oynadığı Dr. Necmettin Şeyhoğlu Stadı’nın modernizasyonu için Karabük Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan onay çıktı.

Yenişehir bölgesinde bulunan ve sit alanı içersinde yer alan stadyum için hazırlanan avam projeyi görüşmek üzere toplanan Karabük Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun projeye onay verdiği öğrenildi.

Geçtiğimiz Cuma günü yapılan toplantı sonrası stadyumun koruma amaçlı imar planının değişikliği görüşüldüğünü söyleyen Kültür ve Turizm Müdürü İbrahim Şahin, “Stadyumum avam projesine göre bir yapı yapılmasına ilişkin bazı değişikliklerle kabul edildi. Amaç hasıl oldu diyebiliriz. Öngörülen avam proje yapıma uygun görüldü. İstişareler sonrası Belediyenin önerisi ile bazı değişiklikler oldu. Stadyumun sit alanı içersinde olmasından dolayı hemen hemen hiçbir yeri değişmeyecek. İçerden yükselerek büyüme olacak. Yeri ve konumunda ise hafif bir konumsal değişiklikler olacak. Çok ciddi bir konum değişikliği yok” dedi.

Daha ortada soruşturmanın dedikodusu bile yokken birçok siyasinin (milletvekili ve bakan düzeyinde) Trabzonspor’a açık destek verdiğini de biliyoruz.

Mesela Devlet Bakanı Faruk Özak Trabzon’un milattan öncesinden beridir spor kenti olduğunu savunarak, hükümetin Trabzon’a 27 milyon dolar akıttığını söyleyebiliyordu. Üstelik “devletin” bakanı olduğunu unutup, komşu kentleri aşağılama pahasına:

Niye bunlar Trabzon’da da Zonguldak’ta, Samsun’da, Rize’de, Ordu’da değil. İşte Başbakanımızın ve bizlerin Trabzon sevdasından, sizlerin kalitesinden, kapasitesinden, sizlerin spora olan katkısından.

4 Mayıs 2011, Mehmet Ali Şahin: Trabzon’un şampiyon olmasını istiyorum… Bu açıklamadan 18 gün sonra Karabükspor – Trabzonspor maçı oynanacaktı. Açıklamayı yapan M.Ali Şahin Karabük milletvekili adayı ve Karabükspor Onursal Başkanı’ydı aynı zamanda…

AKP’nin Trabzonspor’a örtülü ödenekten para aktarımları Wikileaks belgelerine dahi girdi…

***

Spor Toto Süper Lig tüm bu toz duman arasında bitti.
Trabzon halkı şampiyonluğun kaybedilmesinin suçunu kulüp yönetimine, teknik direktöre ya da futbolculara değil, iktidar partisine çıkardı doğal olarak. AKP il binasına yürüdüler, iktidarı protesto ettiler. Zira kentte sezon boyunca yaratılan hava nedeniyle halk futbolculardan çok siyasilere güvenir hale gelmişti.

2 Haziran 2011 tarihinde TFF ligleri tescil etti. Federasyon başkanı Mahmut Özgener seçimde aday olmayacağını açıkladı ve başkanlık için İBB Başkanı ve Kulüpler Birliği ikinci başkanı Göksel Gümüşdağ ile Mehmet Atalay’ın adları geçmeye başladı. Ancak bir hafta içinde herşey tersine döndü ve aniden Mehmet Ali Aydınlar’ın adı ortaya atılıverdi. Bugün Mehmet Ali Aydınlar’ı Aziz Yıldırım’ın seçtirdiği, Fenerbahçe’nin adamı olduğunu iddia edenler şu mükemmel yazıda gerçekleri yeniden hatırlayabilirler.
Bu arada 12 Haziran 2011 tarihinde de ülkede genel seçimler yapılmış, AKP % 50 oy alarak tek başına iktidarını korumuş, hatta güçlendirmişti. Operasyonun başlaması için tüm şartlar hazırdı. Düğmeye basıldı…

Soruşturmanın başlamasıyla birlikte, özellikle hükümet / cemaate yakın medya ve gazeteciler -ki birçoğunun o güne kadar futbolla ilgili hiçbir demeci, yazısı yok / futbolla ilgileri bile yok- aniden futbol meraklısı kesildiler. Ahmet Altan, Mehmet Altan, Sanem Altan, Kerem Altan’lı tam kadro Altan sülalesi, Mehmet Baransu, Rasim Ozan Kütahyalı gibi “yeni nesil” yüzler, Hüseyin Gülerce gibi cemaatin sözcüleri bir anda futbol yazarı oldular. Aynı simaları, aynı günde birkaç kanalda birden görür hale geldik. Siyasetin ekranlardaki / sütunlardaki temsilcileri olarak hem muhbir (zira tüm “gizli” belgeler bu isimler tarafından sızdırıldı), hem savcı (iddia etmedikleri şey kalmadı), hem hakim (kararları net ve tartışılmaz şekilde dikte ettiler) oldular. K.Murat Yılmaz’ın ifadesindeki gibi: “Ancak, Gökhan Gönül’e sol bek oyuncusu diyen kimselerin de futbol hakkında ahkam kesmesi kabul edilebilir bir durum değil“di….

Cemaatin sözcülerinden Hüseyin Gülerce operasyonun ilk günlerinde “Ergenekon Surunda İkinci Gedik” başlıklı yazısında federasyonu açıkça tehdit edebiliyordu:

Bazıları, depremin büyüklüğünü tahmin edemedikleri için ayağında top dolaştırıyor. Mesela Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) tavrı böyle. “Savcının iddianamesini bekleyeceğiz.” diyor. Diyor ama futbolcuların bazılarının şikeyi itiraf ettikleri manşetlere çekilirken, Federasyon’un o beklemenin altında kalmayacağını kim söyleyebilir?

3 Temmuz 2011’de başlayan soruşturmanın ertesi günü Fenerbahçe mahkemeye yayın yasağı için başvurdu. Ancak reddedildi. Bundan birbuçuk ay sonra Aziz Yıldırım Cumhurbaşkanı’na bir mektup yazdı.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Yürütülmekte olan şike ve teşvik soruşturması adıyla anılan ve benim ve yönetici arkadaşlarımın tutuklu bulunduğumuz soruşturma hakkında bazı bilgileri ve özellikle de çarpıklıkları sizinle paylaşmak istiyorum. Sizin şunu bilmenizi isterim ki, bizler de en az “Temiz benim, diyenler kadar temiziz.”

SİLAHLI ÖRGÜT KURMAKLA SUÇLANIYORUZ
Malumlarınız olduğu üzere 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun, 14 Nisan 2011’de yürürlüğe girmiştir. Yaşadığımız sürecin en başından bu yana bizler de ve kamuoyu da bizlerin bu kanun maddelerine göre yargılanacağımızı düşünüyorduk. Ekte sizlere sunduğum tutuklama müzekkerelerinde bile açıkça gözükmektedir. Ancak aradan geçen bir ayı aşkın sürenin sonunda gerçeğin bu olmadığını görmeye başladık. Şike ve Teşvik Soruşturması’nı yürüten sayın savcı bizleri silahlı organize örgüt kurmaktan yargılamak üzere iddianame hazırlamaktadır. Halbuki spor suçları için bir kanun çıkarılmıştır. 6222 sayılı Kanun’un 23. maddesi; “Bu kanun kapsamına giren suçlardan dolayı yargılama yapmaya, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun ihtisas mahkemesi olarak görevlendireceği Asliye veya Ağır Ceza Mahkemeleri yetkilidir” demektedir.

SAVCI, SONUÇLARI NASIL BİLİYOR?
6222 sayılı Kanun’un çıkmasından önce yasalarda şike ve teşvikle ilgili ceza hükmü bulunmamaktadır. Dolayısıyla yasanın çıkmasından önce oynanmış maçlara ilişkin açılan bir soruşturmaya, örgütlü suç maskesi giydirilip Sporda Şiddet Yasası’ndan yargılamaya çalışmak gibi tuhaf bir uygulama yapılmaya çalışılmaktadır.

Sayın Savcı son beş maçta şike olduğunu, maçların skorlarını maçlar oynanmadan önce bildiğini söylemiştir. Yine benzer şekilde Sayın Savcı son maçımız olan Sivasspor maçını kaybetmemiz veya berabere kalmamız ve şampiyon olamamamız halinde bu soruşturmayı açmayı düşünmediğini belirtmiştir.

O DELİLLER BİR AN ÖNCE AÇIKLANSIN
Sayın Savcı eğer bu kadar kesin bilgilere sahip idiyse bir hukuk adamı olarak yapması gereken Cumhuriyet Savcılığı’nda bir heyet teşkiliyle maç neticelerini skorlarıyla tespit ettirmekti. Eğer bunu yapmış olsa idi şu anki kaos da ortadan kalkmış olurdu. Bunu yapmamış ve yapmaya gerek dahi görmemiş olduğuna göre Sayın Savcı’nın elinde çok başka sağlam ve geçerli deliller olduğu düşünülmektedir. Bu durumda da Sayın Savcı’nın yapması gereken 6222 sayılı Kanun’a göre 3. Ağır Ceza Mahkemeleri’nin olduğu yerlerdeki Cumhuriyet Savcılıkları’na soruşturma dosyalarını göndererek, davanın bir an önce açılmasını sağlamaktır.

HANİ GİZLİLİK KARARI VARDI, NE OLDU?
Ancak hukuk ve kuralları bu kadar açık ve yapılması gerekenler bu kadar ortada iken Sayın Savcı, 2010’da başladığını öne sürdüğü bir “Silahlı örgüt” suçlaması ile bizleri yargılamak istemektedir. Bu nasıl bir çarpıklıktır? Şike soruşturması yapılırken neden her gün görüştüğüm Sayın Bakan, Genel Müdür, Kulüp Başkanları… gibi kişilerin hiçbiriyle, benimle ilgili soruşturma kapsamında görüşülmemekte, hiçbirine benimle ilgili soru sorulmamaktadır? Kamuoyuna Trabzonspor Başkanı, ikinci başkanı ve bazı kişilerin ifadeleri gizlilik kararı olduğu gerekçesiyle verilmemekte ancak benim dahi göremediğim bana sorulacak sorular (telefon dinlemeleri kaynaklı) internet sitelerinde yayınlanmaktadır.

KULÜBÜMÜZE KARŞI TAVIR İÇİNDE
Sayın Savcı benden daha ünlü bir kişiyi alacağını söylemiştir. Bu kişi kimdir ve neden hâlâ çağırılmamış ya da gözaltına alınmamıştır? Bu durum akıllara Sayın Savcı’nın da aslında düştüğü hataların farkında olduğunu ya da kasten bana ve kulübümüze karşı bir tavır içerisinde olduğu düşüncesini akıllara getirmektedir.

Sayın Savcı da bilmektedir ki, olmayan suçları işkenceyle, dayakla, hakaretlerle çeşitli baskılar ve kamuoyunda kafa karışıklığı yaratarak meydana getiremezsiniz. Adalet sonunda tecelli edecektir. Ancak bu süre zarfında başta kulübümüz olmak üzere bizler ve Türk sporu çok büyük kayıplar yaşayacaktır. Bunların hesabını kim verecektir?

ÇARPIKLIKLAR BİR AN ÖNCE GİDERİLSİN
Yapılması gereken ivedilikle hukukun en temel kurallarının bu soruşturma için de işler duruma getirilmesi ve soruşturmadaki çarpıklıkların giderilerek bizlere ve kısaca Türk sporuna adil yargılanma hakkının verilmesidir. Bugün tüm bu çarpıklıkların neticesinde Metris Cezaevi’nde tutulan ben ve yönetici arkadaşlarım adına zamanı geldiğinde tüm çarpıklıkları gözler önüne serebilmeyi umuyorum.

Saygılarımla
Aziz YILDIRIM

Bu mektup üzerine savcı Mehmet Berk yazılı bir açıklama ile “son beş maçın sonucunu biliyorduk” diye bir ifadesi olmadığını bildirdi. Ancak “sayın savcı son maçımız olan Sivasspor maçını kaybetmemiz veya berabere kalmamız ve şampiyon olamamamız halinde bu soruşturmayı açmayı düşünmediğini belirtmiştir” sözlerine bir yalanlama gelmedi. Olayın siyasi olduğu noktasındaki en ciddi kuşkulardan birisi de burada oluştu. Eğer ki dava gerçekten sportif bir hukuksuzluk üzerine kurulmuş ise Fenerbahçe’nin şampiyon olup olmamasının bir önem taşımaması gerekirdi. Aslolan eylemin kendisiydi.

İş bu noktaya gelince, acilen, 22 Ağustos 2011 tarihinde davaya yayın yasağı getirildi. 24 Ağustos tarihinde Fenerbahçe’ye Avrupa yasağı gelirken, 25 Ağustos’ta Sadri Şener’in yurtdışı yasağı kaldırıldı.

3 Temmuz operasyonundan kısa bir süre sonra Deniz Feneri Davası başladı, tutuklamalar oldu. Ancak ilginçtir ki dava savcılarının önce görev yerleri değiştirildi, sonra da haklarında soruşturma başlatıldı. Gerekçe mi? Buyurun, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’den dinleyelim:

Bu değişikliği nedeni, niçin yapılmıştır? Soruşturmaya muhatap olan kişilerin avukatları HSYK’ya bir dilekçe vermişler ve soruşturma savcılarını şikayet etmişlerdir. Bu şikayet içerisinde kayda değer bulunan husus, Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin vermiş olduğu bir kararın, soruşturma savcıları tarafından değiştirildiği, tahrifat yapıldığı ve bu tahrifata işlem yapıldığı iddialarıdır. Bunun üzerine HSYK konunun incelenmesini ve gerek görülmesi halinde soruşturulmasını içeren bir karar almıştır. Ben de Adalet Bakanı olarak, HSYK başkanı sıfatıyla bu soruşturma kararına onay vermişimdir. Yapılan incelemeden sonra müfettişler soruşturmaya geçme ihtiyacı duymuşlardır. Bu soruşturmaya geçme ve savcıların savunmalarını isteme olayından sonraAnkara Cumhuriyet Başsavcılığı bu değişikliğe gitmiştir.

“BU SORULARIN CEVABININ BULUNMASI GEREKİYOR”
Bakan Ergin, cevabı verilmesi gereken sorular olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Gerçekten Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin vermiş olduğu bir karar üzerinde soruşturma savcıları oynama yapmışlar mıdır? Bir değişikliğe gitmişler midir? Bu karar üzerinde oynama yapılarak başka bir karar üretilmiş ve bu karardan işlem tesis edilmiş midir? Soruşturma savcılarının böyle bir değişiklik yapma yetkileri, hakları var mıdır? Böyle bir değişiklik yapılmış ise bu değişikliğe niçin ihtiyaç duymuşlardır? Bütün bu soruların cevapları bulunması gerekiyor. Bu cevaplara göre konunun değerlendirilmesi gerekiyor. Tüm bunların hiçbirini kale almadan, bunlara bakmaksızın sadece ‘savcıların görevinin değiştirildiği’ penceresinden konuya yaklaşım, buradan konuyu istismar eden bakış açılarının sağlıklı olmadığını düşünüyorum. Burada mahkeme kararında savcıların talep etmiş olduğu tedbirlerin bir kısmı kabul edilmiş ve tedbirler uygulanmıştır. Ama mahkemenin reddetmiş olduğu tedbir talepleri de var.

Aynı esnada bir diğer Fener’in, Fenerbahçe’nin avukatlarının aynı gerekçelerle davanın davcısı Mehmet Berk hakkındaki dilekçe ve şikayetleri geri çevrilmişti. Zira siyaset için Fener’den Fener’e fark vardı.
Zaten kısa süre sonra Deniz Feneri Davası tutukluları tahliye edildiler. Başbakan yardımcısı Bülent Arınç tahliyeleri sevinçle karşıladı:

“Tahliye edilmiş olmaları kim olursa olsun, bizim için sevinç doğurur. Bir insanın hürriyetinin bağlayıcı hale gelmesi, tutukluluk ya da hükümlülük hoş değil”

3 Aralık 2011 tarihinde iddianame açıklandı. Ardından da ek klasörler. Hepimiz harıl harıl tape çalışmaya başladık. Sekiz ay süren, yüzlerce kişinin dinlemeye alındığı teknik takipte ilginçtir birkaç kısa pasaj haricinde hiçbir siyasetçi yoktu. Futbolun bu kadar içindeki siyasilerin ne kulüp başkanlarıyla, ne federasyon yöneticileri ile tek kelimesi bulunmuyordu. Bunların ayıklandığını düşünmek çok da paranoyakça değildi herhalde…

Aynı şekilde, 19 maçta şike olduğu iddia edilirken, iddianamede maçların isimleri geçerken, bu takımlardan bazılarının tek tük futbolcu / yöneticisi sorguya alınırken, çoğundan HİÇ KİMSE “bilgisine başvurmak üzere” dahi çağırılmadı bile. Nasıl şike idiyse bu davadaki…

Tapelerde Trabzonspor – AKP ilişkisinde “severim de döverim de” anlayışını gördük. Onca maddi manevi desteğe rağmen Sadri Şener – Nevzat Şakar ikilisinin şımarıkça başbakana “gider yapalım” konuşmaları mesela:

Ya da CHP milletvekili, eski belediye başkanı Volkan Canalioğlu’nu kışkırtma girişimleri:

Tapelerde siyasilerle akçeli ilişkiler de mevcut (zaten şu para aktarımları hiç bitmiyor):

Yine para… AKP il teşkilatının şike / teşvik için 5 milyon dolara kadar çıkabileceğini rahatlıkla konuşabiliyorlar. Bu ifadenin doğru olup olmamasından daha korkuncu, bu imajın verilmiş olması. Bir siyasi partinin il teşkilatından şike amacıyla bu kadar büyük bir meblağın alınabileceğine insanlar durup dururken inanmazlar. Demek ki gerek söylemle, gerek eylemle bu inanç yerleştirilmiş insanlara…

Mahkeme süreci yürüyor. Buna karşın siyasiler hiç boş durmuyor.

Siyasilerin “her daim” en başında Türk Telekom Arena açılışında yuhalanan Erdoğan Bayraktar geliyor.

9 Ocak 2012
TRABZON’da bir açılışa katılan Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, Trabzonspor’un hakkı olan şampiyonluk kupasını almak için çok ince ayarlı bir çalışma yaptıklarını söyledi.

Trabzon Belediyesi’nin yapımını tamamladığı bir yolun açılış törenine katılan AK Parti Trabzon Milletvekili ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, konuşmasının bir bölümünde Trabzon’un Türkiye için çok önemli olduğunu belirterek şunları söyledi:”Trabzon gülerse Türkiye güler. Trabzon kalkınırsa Türkiye çok büyük mesaj verir. Şimdi bizim hakkımız olan Trabzonsporumuz’un kupasını almak için de çok ince ayarlı bir çalışma yapıyoruz. İnşallah hakkı olan Trabzonsporumuzun kupasını da Trabzonspor’un müzesine getireceğiz. Allah inşallah bunu bize nasip edecek.

Bayraktar bu sözlerinin ardından törene katılanlardan büyük alkış aldi, açılışın ardından bir grup Trabzonspor taraftarı da Bakan Bayraktar’a bordo – mavili kaşkol taktı.
Konuşmanın videosu 

Tapelerde adı geçen Volkan Canalioğlu da boş durmuyor elbette:

CHP Trabzon Milletvekili Volkan Canalioğlu, Gençlik ve Spor Bakanı Kılıç ile TFF Başkanı Aydınlar a birer mektup göndererek, Trabzonspor un Kupasını istedi.

Canalioğlu, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç ile TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar’a birer mektup göndererek, şanlı bir tarihe sahip olan Trabzonspor’un daha çok  mağdur edilmemesi gerektiğini ifade etti.

Eh, AKP ve CHP işin içindeyse MHP boş duracak değil ya. Soruşturmanın ilk günlerinde Fenerbahçe, Sivasspor ve Mersin İ.Yurdu’na Bank Asya’da başarılar dileyen mesaj atan Lütfü Türkkan, Ocak ayında da “önemli bir kaynağından” Aziz Yıldırım’ın tutukluluk halinin sona ereceğini öğrendiğini twitterdan panpalarına duyuruyordu.

32 kısım tekmili birden bir oyun oynanıyor. Bazı safdiller hala bunun futbolu temizlemek için yapılan bir operasyon olduğuna inanıyorlar. İnansınlar elbette. Ancak ben mecliste bile bu kadar yoğun siyaset göremiyorum “nedense“!

Behçet Üstün

İlgili yazılar:

Ünlü Türk Yalanları – 1: Emenike’nin Para Sayarken Görüntüleri Var

Ünlü Türk Yalanları – 2: Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’nden UEFA Men Etti

Ünlü Türk Yalanları – 3: SPK Fenerbahçe’nin Düşmesine İzin Vermez

Ünlü Türk Yalanları – 5: TFF (Bodrum Bodrum)

FENER MADEM ŞİKE YAPTI, NİYE KÜME DÜŞÜRMÜYORSUNUZ

leave a comment »

TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar Fenerli. Belli ki Fenere karşı Operasyona karşı tepkiyi azaltmak için için TFF’nin başına onu getirdiler. Amaç Feneri fazla tepki almadan ele geçirmekti, TFF’nin başında mesela bir Galatasaraylı olsaydı operasyon daha zor olurdu.
Aydınlar TFF’nin başına getirilirken operasyondan haberdar mıydı? Sanmıyorum. Belki de hala seçilmiş şanssız bir kurban olduğundan habersizdir.
Daha önce de yazdım. Türkiye’de şike olmuştur, ancak bu operasyonun şikeyle alakası yoktur. Bu bir Türk futbolunu tamamen ele geçirme operasyonudur.
Koskoca UEFA da mı operasyonda rol aldı, diye soracaksınız.
UEFA tek bir delil bile görmeden savcı ve polisin ifadesine göre karar verdi. Savcı ve polise göre Fener şike yapmıştı, başka şike yapan takım yoktu. UEFA ne yapsındı?
Fener yönetimi ve taraftarı operasyonu yapanlara, “Madem biz şike yapmışız, bu yüzden Avrupa Şampiyon Kulüpler’den atıldık, o zaman bizim küme düşürülmemiz gerekir” diyorlar.
Fener yönetimi ve taraftarı amacın Feneri ele geçirmek olduğunu anladılar, olan bitenin farkındalar, takımlarının Ergenekon kapsamına sokulduğunu görüyorlar. Operasyonu yapanların yüzündeki maskeyi düşürmek için, “Madem şike yapmışız, bizi küme düşürün, kurallar bunu gerektiriyor” diyorlar.
Fenerin şike yaptığını iddia edenler, Fener yönetiminin isteğine, kurallar da onu gerektirmesine rağmen Feneri neden küme düşürmüyor?
Feneri mümkün olan en az hasarla ele geçirmek istiyorlar da ondan. Paramparça olmuş bir futbol sektörü işlerine gelmez de ondan.
Fenerliler bu gerçeğin farkındalar, “bizi küme düşürün” diye, operasyonu yapanlar da köşeye sıkışmış bir halde, can havliyle, “düşüremeyiz” diye bas bas bağırıyorlar.
Bizim yandaş yazarlar da ekranlara çıkmış şikeyi tartışıyor.
Hadi oradan madrabazlar, sanki bilmiyorsunuz Fenerin başına gelenlerin bir Ergenekon tertibi olduğunu… Bırakın şikeyi de, yüreğiniz yetiyorsa Deniz Feneri savcılarının başına gelenleri tartışın.
Fenerse o da fener…

A. Metin Akpınar, Odatv.com, 28 Ağustos 2011

Written by kesinofsayt

28 Ağustos 2011 at 05:48

Ergenekon, Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

MEÇHULE GİDEN BİR LİG KALKAR BU FEDERASYONDAN

leave a comment »

Türkiye’nin derdi çok. Askerî vesayet ile ilgili davalar (Ergenekon, Balyoz, İnternet Andıcı, Amirallere Suikast) devam ederken; başımızda Suriye gailesi, Ramazan’da artan PKK terörü, birilerinin Güneydoğu’da özerklik ilan etme kabadayılığı derken, bir de futbolda şike soruşturması var.

3 Temmuz’daki ilk gözaltılardan beri gündemdeki bu son konuyla ilgili olarak, önceki gün Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) beklenen “tarihî açıklama”sını yaptı. Tam bir “Eski Türkiye” uyanıklığı… Ne şiş yansın ne kebap çabaları… Dağ nasıl fare doğurur bilmeyenlere, canlı yayında allanıp pullanarak sergilenen “tarihî” bir örnek… Topu, ayaklarda dolaştırdıktan sonra yargının ayağına atmak… Hâlbuki TFF özerk bir kuruluş. Neden özerk? Kanaat belirtmek, kararlarını bağımsız verebilmek için. Madem yargıya göre hareket ediliyor, bundan önce küme düşürülen takımlar için niye yargı kararı istemediniz? Madem, TFF yargıya göre karar veriyor, bundan sonra gol mü değil mi, ona da hâkimler karar versin. Golü yiyen takım, bölge idare mahkemesine gitsin, çıkan karara göre siz de puan verirsiniz… Ancak itirazı falan var o işlerin. Gelmez ayın son perşembesine de ligleri devam ettirirsiniz…
Ne diyor şimdi Federasyon? “Ortada henüz iddianame yok. Deliller, şüpheliler ve kulüplerle paylaşılmadan ceza verilmesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hükümlerine ve adil yargılamaya aykırı. Şüphelilerin dosyaları görememesi, disiplin cezası verilmesini engellemektedir. Bu aşamada vicdanî bir karara ulaşılamamıştır. Soruşturmanın tarafımızdan adil biçimde yapılması için gizlilik kararının kaldırılması gerekmekte. Bunun için iddianame beklenecektir. İddianame açıklandıktan sonra tüm deliller elimize ulaşacak, ilgili kişi ve kurumların savunması alınacak, ardından karar verilecektir.”
Ne anladınız? Yargıya saygılı gibi görünüp işin içinden sıyrılma… Ama sıyrılamıyorsun ki. Ligler 9 Eylül’de başlıyor. Yöneticisi, futbolcusu, seyircisi herkes havaya girmiş. O sırada pat iddianame açıklanıyor. Ne yapacaksın? Ayıkla bakalım pirincin taşını. TFF aldığı, daha doğrusu alamadığı bir kararla, Türkiye’de futbolu bir meçhulün içine atmıştır. En tahkimli mahalle olan “futbol mahallesi”nin dediği olmuştur.
Aslında istedikleri olamayacaktır. Çünkü bir, “Eski Türkiye”ye göre iş tutmak artık bir anlam taşımıyor. Yakında görürüz…
İki, Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) henüz sözünü söylemedi. İşin sonunda Yunanistan gibi rezil olmak da var. Onlar da, küme düşen takımı yeniden kurtardılar ama UEFA o takımı 5 yıl kupalara katılmaktan men etti. Yani “git kumda oyna” dedi…
TFF son kararıyla nasıl bir tezat içinde olduğunu öyle bir ilan etti ki, asıl manşet orada. Sayın Başkan diyor ki: “Eğer kendilerini şüpheli görenler varsa, Avrupa kupalarına katılmayabilirler. Olumsuz bir durum ortaya çıkarsa UEFA ceza verecektir.”
Dünya tarihinde, bakın iddialı bir laf ediyorum, futbolun tarihinde böyle bir karar var mı? Kim çıkar da “ben katılmıyorum” der ve suçlu olduğunu ilan eder? Sen 26 klasöre, 14 bin belgeye bakıp, kanaat oluşturamıyorsun, şüphelenmiyorsun, ama kulüplere dönüp “hadi aslanım, ne yaptığınız malum, üstlenin şu suçu” diyorsun… Yani, “biz mahalle baskısıyla, kulüplerin kazanç hesaplarıyla, maçları yayınlayan kuruluşun menfaatleri nedeniyle bir karar veremiyoruz. Ama siz kendinizi biliyorsunuz, ona göre davranın…” diyorsun. Günler, saatler süren toplantılardan sonra onca insanın birlikte verdiği karar böyle mi olur?
Daha önce de yazdım. Nasıl Genelkurmay karargâhı, Ergenekon dava sürecini yönetemediyse, TFF da şike soruşturması krizini yönetemiyor. Ne oldu? Askerler hangi noktaya geldi? O koskoca generaller ne diyor şimdi: “Biz yapmadık K yaptı…” Yani “Komutan”da bütün kabahat… Emir-komuta içinde ne yaptıysak, Genelkurmay Başkanı’nın emri ile yaptık… TFF’yi bekleyen de aynı akıbet. Acaba o mahallede komutan kim?

Hüseyin Gülerce, Zaman, 17 Ağustos 2011

Written by kesinofsayt

17 Ağustos 2011 at 06:00

Ergenekon, Fenerbahçe, Hüseyin Gülerce, TFF kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , ,

ŞİKE AMAÇLI TERÖR ÖRGÜTÜ

leave a comment »

Çok dalgalı operasyonlardaki akıl almaz usul hatalarını anlatmak için aylar önce şöyle bir örnek vermiştim:
Bir futbol maçı düşünün… Oyuncu topu yarım metre dışarıdan çevirip çok güzel bir gol atıyor. Maçı yorumlayanlar “top dışarıdan çevrildi, ama gol muhteşemdi. O kadar hata olur. Gol sayılmalı” diyor. Bu ne kadar kabul edilemezse, Silivri davaları için de, “Usul hatalarını boş verin, davaların amacı önemli”denemez. İkisi de aynı şey…
Kaderin cilvesine bakın ki; bir pazar sabahı “şike operasyonlarına” uyandık. Onlarca ev aranıyor, gözaltı listeleri uzayıp gidiyor. Daha pazar operasyonunun eni boyu belli olmadan birkaç gün sonra “2. dalga şoku”başlıyor. İkinci dalganın ayrıntıları kesinleşmeden haber uçuruluyor:
3. dalga yolda…
Görünen o ki, usule uymama, usule ilişkin yasaları uygulamama özel yetkili mahkemelerin (ÖYM) “usulü” haline geldi!

***

Damdan düşenin derdini damdan düşen anlar. Daha ilk gün, işin seyrine bakınca, “Dilerim Silivri davalarına benzemez” diye hayıflanmıştım.
Gidiş aynı gidiş…
Her şeyden önce bir şike soruşturmasının ÖYM’lerin kapsamında olabilmesi için “silahlı bir örgütün” olması gerekiyor.
Futbol takımlarının topu, tankı, tüfeği var mı?
Futbol topunu farklı yorumlamış olabilirler.
Potansiyel olarak baktığınızda, ÖYM’lerin usullü usulsüz kapsama alanını düşündüğünüzde topun etrafındaki herkes “şike amaçlı terör örgütünün”üyesi olabilir!
3. dalgayı heyecanla bekleyenler bunun ne kadar ayırdında bilemiyorum.
İddianamenin yazılması, kabulü, duruşmaların başlaması aylar alacak. 2012’nin başını bulacak. Oysa Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) kendisini 15-20 gün içinde karar verme yükümlülüğünde hissediyor.
Neye dayanarak karar verecek?
Savcılıkça gönderilen 26 klasör ve yaklaşık 100 bin sayfadan oluşan“delillere”!
Gelinen bu noktada TFF ne karar verirse versin bir kesim memnun olmayacak. Bu memnuniyetsizlik salt kararı beğenmeme duygusallığına değil; tartışmalı soruşturma süreçlerine dayalı olacak.
Şu an şike iddialarıyla ilgili iki mahkeme var:
ÖYM ve TFF…

***

Oluşturulmaya çalışılan iklime bakılırsa şike davasının sonuçlanması değil, açılması önemli. Zira, medya mahkemesinin de katılımıyla dava daha açılmadan hüküm verilmiş oluyor. Ya da istenen amaca ulaşılmış oluyor.
Türk Ceza Yasası’nda yazılı olmasa da böylesi operasyonların hedefindeki kişilere uygulanan fiili cezalar da var.
Örneğin; hakkında bir haftada 50 manşet haber yapılmasına, 40 tartışma programında masaya yatırılmasına, kalan kısımlarının yorumculara parçalar halinde sunulmasına…
Kazanma heyecanının, paranın ve rekabetin olduğu yerde elbet giderilmesi gereken olumsuzluklar da yaşanabilir. Ancak yöntem bu olmamalı. Şu anda yapılan çekiçle sinek ezmeye girişmek.
Temmuz ayının son haftasında İtalya’da yine bir şike iddiası vardı. Ama ne insanlar bir pazar günü sabahın köründe alınıp götürüldü ne de karar vericilerden önce medya mahkemesi kuruldu. 18 kulüp ve 26 kişi hakkında İtalya Futbol Federasyonu bünyesindeki kurul inceleme başlattı. İşin içine ne terör örgütü iddiası girdi, ne silah…

***

Lise son sınıfa kadar Fenerbahçe’nin yenildiği günlerde yemek yiyemezdim. Kardeşim de öyleydi. Annem ikimize söylenirdi:
“Golleri yiyen futbolcular çoktan karnını doyurmuştur.”
Biyoloji kitabımın kapağındaki Hayatspor posteri hâlâ gözümün önünde:
“Cemil-Osman-Ender, Filelere Gönder.”
Üniversite yıllarında başka gençlik heyecanları öne çıktı. Ama Fenerbahçelilik tabii ki devam etti. Kan grubu gibi bir şey.
Eşim Galatasaraylı. Kızımı zorlamadım ama, ona bir şey alırken elim sarı-lacivert renklere gider.
Futbolda olduğu gibi taraftarlıkta da rakip varsa güzeldir.
Temiz bir lig her sağduyulu kişinin özlemidir.
Ama yaşananlara bakınca, şu soruyu sormadan edemiyorum:
Amaç futbolu temizlemek mi yoksa bazılarını futboldan temizlemek mi?

Mustafa Balbay, Cumhuriyet, 31 Temmuz 2011

Written by kesinofsayt

31 Temmuz 2011 at 06:12

Ergenekon, Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

PKK MECLİSTE, FENERBAHÇE HAPİSTE

leave a comment »

Hedef şike değil Türk futbolu.
Geçtiğimiz haftalarda tüm Türkiye gündemi yine bir AKP operasyonuyla sarsıldı. Tüm siyaset gündemi ve terör bile unutuldu. Ancak bu sefer tutuklananlar Atatürkçü generaller veya aydınlar değildi.
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın gözaltına alınmasıyla başlayan süreç bazıları tarafından gündem saptırma olarak algılanmaktadır. Oysa bu olayın gündem saptırmayla hiçbir alakası yoktur. Çünkü faşizmin toplumu kontrol edebilmesi için atılmış çok hayati bir adım söz konusudur. Futbol sadece gündem saptıran bir eğlence değildir. Kitlelerin ulusal, siyasi, kültürel ve sınıfsal duygu ve taleplerini dile getirebildiği en temel sosyal arenayı futbol camiası oluşturur.
Faşizm aydınları, üniversiteleri, mahkemeleri, askerleri ve sokakları susturduktan sonra, kendinden bağımsız kalan ve halkın kendini ifade edebileceği son alan olan futbol sahasına müdahale etmektedir.

Bu anlamda Fenerbahçe çok önemli bir semboldür. Çünkü Türkiye’de Anadolu kulüpleri belediyeler kanalıyla zaten AKP’nin spor kollarına dönüşmüştür. Diğer iki büyük kulüp Beşiktaş ve Galatasaray ise sağlıksız mali yapılarından dolayı hükümetin pençesindedir. Ancak Aziz Yıldırım yönetimi ve Fenerbahçe kendi taraftarına dayanarak AKP iktidarından bağımsız ve güçlü bir yapı oluşturabilmiştir. İşte bu AKP faşizmi için affedilemez bir durumdur. Hele ki Fenerbahçe taraftarının geleneksel gericilik karşıtı ve ulusalcı tavırları asla kabul edilemez.
Aslında ilk başta müdahale Fenerbahçe kulüp yöneticilerine gibi görünebilir. Bu yüzden futbol fanatizminden kurtulamamış kimseler AKP karşıtı bile olsa sırf Aziz Yıldırım düşmanlığından operasyonu desteklediler. Beşiktaş Çarşı grubu ve Trabzon taraftarları da bu hataya düştü.
Oysa burada Aziz Yıldırım bir simgeydi. Türk futbolunda bağımsız ve güçlü son figürdü. Esas müdahale Türk futboluna ve Türk futbol seyircesinedir.
Her şehit haberinden sonra tribünleri bayraklarla donatan, “Hepimiz Ermeniyiz” saldırısına karşı “Hepimiz Türk’üz” yanıtını veren, Ermeni açılımına karşı Azeri bayrağını dalgalandıran, hatta gerektiğinde Tayyip Erdoğan’ı yuhalayan Türk seyircisi…
İşte asıl hedef onlardır… Nitekim Aziz Yıldırım düşmanları çok hazin bir şekilde içine düştükleri tuzağı görmüştür. Operasyonun bütün büyük kulüpleri hedef alan ve hizaya sokan boyuta ulaşmasıyla çocukça düğün yapanlar şaşkınlık içinde kalmıştır.

Şike değil Ergenekon operasyonu
Şimdi soruyoruz: Eğer Fenerbahçe şike yaptıysa, neden Aziz Yıldırım özel yetkili mahkemede hem de 87 yıl gibi astronomik bir ceza talebiyle yargılanmaktadır?
Eğer Aziz Yıldırım şike yaptıysa ancak asliye veya ağır cezada yargılanır. Büyük ihtimalle de tutuksuz olarak.
Öncelikle operasyon ile ilgili sapı samandan ayırmak vakti gelmiştir. Medyanın kopardığı fırtınanın tersine bu operasyon şike operasyonu değildir. Operasyon bir Ergenekon operasyonudur.
Operasyonu 2010 Aralık ayında başlatan meşhur Ergenekon savcısı Zekeriya Öz’dür. Bugün devam ettiren ise Balyoz davasında askerleri tutuklatan savcılardır.
Operasyonu Emniyet ve savcılık kaynakları “Ergenekon Terör Örgütüne futbol kanalıyla para aktaran silahlı çeteye” yönelik bir operasyon olarak tanımlamaktadır. Yani soruşturulan bazılarının iddia ettiği gibi şike değil, darbe amaçlı kurulduğu varsayılan farazi Ergenekon örgütünün futbol ayağıdır.
Bu ise Türkiye’yi egemenlik altına alan iktidar güdümlü, özel yetkili faşist yargı sisteminin geldiği noktayı çok açık bir şekilde göstermektedir. Hukuk açısından operasyon tam bir kanunsuzluk örneğidir. Ergenekon Operasyonu bile son operasyona göre daha hukuki kalmaktadır.
Çünkü birilerinin sözde darbe yapmak için çete kurması anlaşılabilir. Peki ama şike yapmak için neden çete kurulsun. Hem de silahlı çete… Şike ile silahın ne alakası var? Hatta daha da ileri gidilsin ve bu çete Ergenekon’la bağlantı kursun. Ve hatta hatta Ergenekon’a para aktarsın. İyi de amaç Fener’i şampiyon yapmak değil miydi? Buna inanan varsa Mehmet Baransu veya ROK (Rasim Ozan Kütahyalı) olsun!

AKP’ye göre her iki kişiye bir çete düşüyor
Şike ile çetenin, çete ile Ergenekon’un düz mantıkla bağdaştırılması Ortaçağ engizisyonuna çok bariz örnektir. AKP döneminde kim neyle suçlanırsa suçlansın önce çete kurmakla suçlanıyor.
Hukuk devletini katleden bu el çabukluğunun tek nedeni vardır. AKP iktidarının bundan sonra istediği her dava “Özel Yetkili Mahkemelerde” görülecektir. Böylelikle soruşturma süresince sanıkların tüm anayasal özgürlükleri çiğnenebilir, anında tutuklanabilir, hakkındaki suçlamaları öğrenmeden yıllarca hapiste yatabilir ve iddianame yazılana kadar yandaş medya tarafından terörist, katil, hırsız ya da şikeci olarak damgalanabilir. Faşizm özel yetkili mahkemelerle bir kara delik yaratmıştır ve artık kimse bu kara delikten kaçamamaktadır.

Soruşturma için kanun çıkarmak
Yürütmenin yargı üstündeki tahakkümüne belki de en iyi örnek bu son operasyondur. Bu operasyon hukuk tarihinde belki de bir ilk yaratmıştır. Soruşturma için özel kanun hazırlanmıştır.
Düşünün bir kere, soruşturma 2010 Aralık ayında başlıyor. Ancak soruşturmayı yürütenler hukuki açıdan kendilerini yeteri kadar güçlü hissetmiyor ve AKP iktidarından soruşturma için özel kanun rica ediyorlar. 13 Nisan 2011′de Sporda Şiddeti ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair KanunMeclis’ten çıkarılıyor ve Cumhurbaşkanı tarafından onaylanıyor.
Bir savcı kendini nasıl bu kadar güçlü hissedebilir? Çünkü ona soruşturmayı başlat diyen bizzat Başbakandır. Başı sıkışan özel yetkililer Başbakana rica eder ve hemen yeni kanun çıkarılır. “Sporda şiddet” ile şike ve teşvik priminin ne alakası var diyebilirsiniz. Ama olsun bu kanuna şike ile ilgili 5 ile 12 yıl arası değişen çok ağır maddeler konur.
Tabii herkes şiddete karşı, şikeye de… Ama amaç şikeyi temizlemek değil bir kişiyi temizlemek.
İş burada bitmez. Savcılara göre sürekli şike yapılmaktadır. Para dolu çantaların fotoğrafları çekilmektedir. Şampiyonluk bu yolla saptanmaktadır. Ama ne hikmetse ne polis ne savcılık suçüstü yapmaz. Çünkü operasyonun başlaması için seçimlerin bitmesi gerekmektedir. Bu bile operasyonun Ankara’dan yönetildiğinin göstergesidir. Sonunda seçimler biter. Lig de biter ve soruşturmayı başlatma emri veren siyasi erk düğmeye basar. Operasyonu da başlatır.
Ondan sonra gelsin palavralar: “Konu yargıya intikal etmiştir. Bağımsız yargıya saygı duymak lâzım…”

AKP’nin mahkemesi yandaş medya
Peki madem konu yargıya intikal etti, hükmü nasıl bu kadar çabuk verdik? Bütün yandaş medya ve özellikle Taraf gibi polis bültenleri Aziz Yıldırım ve diğerleriyle ilgili çoktan iddianameyi yazmış, yargılamış, hükmü vermiş ve cezayı infaza başlamış.
Bunun adına Ergenekon hukuku deniyor. Soruşturma gizli olduğu için sizin hakkınızdaki hiçbir delili ve hatta iddiayı bile öğrenemiyorsunuz. Avukatlarınız sizi savunmak için tek bir adım bile atamadığı gibi bazen sizinle aynı “çeteden” içeri düşüveriyor.
Siz müebbetle yargılanmanıza rağmen dosyanıza ulaşamazken, her gün medya sizinle ilgili telefon çözümleri, gizli görüntüler, suç senaryolarıyla dolup taşıyor.
Artık bir sanığın hakkındaki suçlamaları öğrenmesinin tek yolu var. Baransu veya Tayyar gibi polis muh(a)birleri televizyona çıkacak, şok açıklama yapacak. Çünkü soruşturma dosyası herkese yasaktır ama bir tek faşist medyaya serbesttir.
Ve tıpkı Ergenekon operasyonunda olduğu gibi polis çıkıyor açıklama yapıyor: “19 maçta şike tespit edildi.” İyi de buna polis mi karar verecek? Ne hakla böyle bir açıklama yapabilirler? Bunun adı polis devleti değil de nedir?

Sıra medyaya da gelecek
Sonra medya kampanya başlatıyor: Kulüpler küme düşürülsün. Federasyon hemen karar versin. Vay be… Beyefendilere bak. Hani konu yargıya intikal etmişti. Bu yüzden Aziz Yıldırım ve diğerleri içeride çile çekmek zorundaydı. Oysa medya dosyayı çoktan kapatmış.
Özellikle medyadaki Kürtçü ve yandaş kalemler azgın bir şekilde, masumiyet ilkesini göz ardı ederek Aziz Yıldırım’ı infaz ediyorlar. Bunda Aziz Yıldırım’ın Yaşar Büyükanıt ve TSK ile yakın ilişkilerinin önemli bir rolü var. Bunu biz iddia etmiyoruz. Kendileri açıkça söylüyorlar. Zaten onlar için TSK ile ilişkili olmak linç edilmek için yeterli…
Fotoğraflar yayınlanıyor. Çanta varmış. Çantada para varmış. İspat? Gereksiz. Polis öyle dedi. Sonra biri telefonda öbürüne demiş ki “Ayşe tatile çıktı.” Demiş mi bilmiyoruz? Dese ne yazar? Böyle kanıt mı olur? Telefon sapıklarının kanıtları bunlar.
Özel Yetkili Mahkemelerin klasik yöntemleri… Telefon dinle, ortam izle… Fotoğraf çek, aynı kareye giren aynı çetededir… Tabii bir de pişmanlık yasası ve itirafçıyı unutmayalım. Zavallı İbrahim Akın bu oltaya düşen tek kişi oldu. Sonra beni kandırdılar dedi. Ergenekon’da da aynısı olmamış mıydı? Tek eksiğimiz gizli tanıklar… Yakında onlar da ortaya çıkar…
Yandaş medyanın biraz dışında kalan büyük sermaye medyası ve Doğan Medya ise bu şaklabanlığın her zamanki gibi parçası oldular. Oysa Zaman yazarı ve Feto’nun kankası Hüseyin Gülerce müjdeyi verdi: “Bu daha başlangıç yakında medya operasyonu başlayacak…”
Bugün Aziz Yıldırım’ı linç edenler o zaman ne diyecek? “A bizim patron Ergenekoncuymuş” mu diyecek? Göreceğiz.

Tayyip’in ahlaksız teklifi
Şu anda Türk futbol kulüpleri önemli bir sınavla karşı karşıyadır. Türk futbolu hayatta kalacak mıdır yoksa Kürt-İslam çetesi kendi futbol camiasını mı yaratacaktır?
Artık federasyon başkanını Tayyip belirlemektedir. Milli takım teknik direktörünü Tayyip belirlemektedir. Şampiyonu Tayyip belirlemektedir. Anadolu kulüplerinin başkanlarını Tayyip belirlemektedir. Sıra Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’a gelmiştir.
Tayyip Erdoğan’ın konu ile ilgili yaptığı açıklama son derece vahimdir. Tayyip kendisinin de Fenerbahçeli olduğunu belirtmiş ve Fenerbahçe taraftarını sakin olmaya çağırmış. “Kişisel suçla kurumsal suçu” ayırmak gerekir diyerek de açıkça Fenerbahçe camiasına ahlaksız bir teklif yapmıştı. Söylediği özetle şudur. Kişisel olarak bizim gözümüzde Aziz Yıldırım suçludur. Artık onu kurtaramazsınız. Gelin Fener’in başına yandaş bir başkan bulalım. Kurumu bu işten kurtaralım. Oysa söylediği yalandır. Çünkü kişi şike yaptıysa kurum da cezayı öder.
Fenerbahçe taraftarı operasyonun ilk günü: “Cemaat Fener’le başa çıkamaz”, “PKK Meclis’te Fenerbahçe hapiste” diyerek onurlu tavrını sergiledi. Camiayı önemli bir sınav bekliyor. Küme düşme pahasına başkanlarına sahip çıkmalı ve yandaş bir kulübe dönüştürülmemek için direnmeliler.
Aynı tavır Galatasaray ve Beşiktaş’tan da beklenmelidir. Çünkü AKP ve yandaşlarının İstanbul kulüplerine olan düşmanlığı aslında Cumhuriyet’e olan düşmanlıktan kaynaklanmaktadır. Bu kulüpler Cumhuriyet’in yarattığı değerlerdir. Her üçü Kurtuluş Savaşı’na katılmıştır. Şimdi sözde Anadoluculuk yaparak Türk futbolunun mirasını yok etmek istiyorlar.
Kısacası bize teslim olanlar lige devam etsin, geri kalanlar ligden düşsün deniyor. Hodri meydan! Düşürün Fenerbahçe’yi ligden. Bu AKP’nin tarihinde bir rezalet, Fenerbahçe tarihinde ise onur sayfası olur. AKP Abdülhamit ve İngiliz işgal kuvvetlerinin yanında “onurlu” yerini alır. Sonuçta Türklük nasıl ayakta kalacaksa, Türk futbolu da ayakta kalacaktır.

Ali Özsoy, Türksolu.org, 26 Temmuz 2011

Written by kesinofsayt

26 Temmuz 2011 at 06:16

YILDIRIM’IN SUÇU ORDUYLA SAMİMİYETTİR

leave a comment »

Kimse kendisini kandırmasın. Futbolda şike soruşturması adı altında yürütülen operasyon; Fenerbahçe kimliğinde bulunan değerleri ezme operasyonudur.
Neden mi?
Bir: Son Divan Kurulu toplantısının da gösterdiği üzere; Fenerbahçe; Atatürk’ün kulübüdür de ondan. Bu ülkede Atatürk ile ilgili kavramlar da kurumlar da teker teker yok edilecektir.
İki: Atatürk bağlantısı yüzünden subaylar genelde Fenerbahçe’yi tutarlar. Ordu ile Fenerbahçe arasındaki bu görünmez bağ da Türkiye’den Atatürk’ün damgasını silmeye uğraşanları rahatsız etmektedir. Başbakan Erdoğan; sadece TSK’yı değil, onunla sivil bağı bulunan kurumları da dize getirmek peşindedir.
Üç: Aziz Yıldırım ile üst düzey subaylar arasındaki ilişki; ordunun yavaş yavaş ortadan kaldırılıp yerine iktidarın özel polis ordusunun kurulduğu şu süreçte sürdürülemez hale gelmişti. Bu yüzden hem Fenerbahçe’nin hem de Aziz Yıldırım’ın devredışı bırakılması gerekiyordu.
Dört: Fenerbahçe’yi ezme operasyonu; Başbakan Erdoğan’ın, temiz toplum yaratan lider portresinin kuvvetlendirilmesine ayrıca hizmet edecekti.
Çünkü; Başbakan Erdoğan; 2014′te Cumhurbaşkanlığı seçimine girecek ve bir rakiple yarışacak. Orada; halktan oy alabilmek için ‘Şikecilerden hesap soran siyasetçi!’ unvanını kullanacak. Bu iş için de en sıkı Fenerbahçeli olan Aziz Yıldırım kurban seçilmiştir.

İLK TAŞI ATANLAR GÜNAHSIZ MI?
Fenerbahçe seyircisinin basına yönelik tepkisini onaylamak mümkün değildir; lakin onlara kızanların biraz düşünmesini istiyorum:
Bu ülkede, şike sadece 2011 yılında mı yapıldı?
Açıkça söyleyelim ki futbolumuzda ‘büyükler; büyük şike; küçükler küçük şike yapar.’
Bunu bilmiyormuş gibi yapanlar; sadece bu soruşturma ile şikeden haberdar olmuş gibi konuşanlar ve yazanlar; sahtekardırlar.
Aziz Yıldırım’a ilk taşı atanlardan Galatasaray Kulübü Başkanı’na, bu işlerdeki ayrıntıları öğrenmesi için Fatih Terim ve Mehmet Ağar ile konuşmasını öneriyorum. Bence şike konusunda en son konuşması gereken kulüp başkanı odur.
O yüzden tekrar ediyorum: Şimdiye kadar bütün büyükler büyük şike; küçükler de küçük şike yaptılar. Herkes de bu işleri olağan gördü.
O yüzden; kimse, ortada temiz elbise dolabı gibi dolaşmaya kalkışmasın.

TEDRİCİYET PRENSİBİ
Başa dönersek:
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım; aslında, askeri ihaleler üzerinden ilk Ergenekon davasına dahil edilmek istendi. Ama davanın ciddiyetini zedeleyeceğini düşünerek bu işi ertelediler.
Yani Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe operasyonu; Tayyip Erdoğan’ın kesin kontrolünde bir Türkiye oluşturmak planının parçalarından birisi olarak devreye sokuldu. Askerin işini Başbakan Erdoğan; bir adım daha attı. Artık Fenerbahçe ile Aziz Yıldırım’a sıra gelmişti.
Aziz Yıldırım’ın gafleti; Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Fenerbahçeli olduğunu sanmasıydı. O; Sayın Erdoğan’ın Fenerbahçe’ye zarar vermeyeceğini düşünüyordu.
Ama Başbakan Erdoğan; Türkiye’ye tam hakim olabilmek için; Fenerbahçe gibi ordu ve Atatürk ile manevi bağlantısı bulunan kurumların da belini kıracaktı; kırdı da…
Atmıyorum:
2004 yılında Korkut Özal, Nuriye Akman’a açıkladı:
‘Tayyip Erdoğan; siyasette tedriciyyet prensibine göre hareket eder. Yani bir sorunu çözmek; bir engeli ortadan kaldırmak istediğinde acele etmez; onun tümünün birden üstüne gitmek yerine parça parça halleder. Tıpkı; bir mühendisin; kendi hesap tahtasını; yemesi gibi.
İki mühendisten birisi; 1 metreye 1 metre boyutlarındaki hesap tahtasını göstererek, ‘Ben bu tahtayı yerim.’ demiş. Öbürü, bunun imkansız olduğunu söyleyince, iddiaya girmişler. ‘Yerim’ diyen mühendis, tahtayı 360 parçaya bölmüş. Her gün testere ile kesip 1 parçasını öğüterek yemiş ve 1 yıl içinde tahtayı bitirmiş. İşte Tayyip Erdoğan da böyledir. Önüne bir engel mi çıktı? Onu hemen halledemeyeceğini anlayınca; tedriciyyet prensibine göre hareket ederek parça parça işini bitirir.’
Başbakan Erdoğan’ı çok yakından tanıyan Korkut Özal’ın söylediği gibi; şimdilerde Sayın Başbakan, Türkiye’yi 360 parçaya bölmüş; yiyor. O parçalardan birisi ordu ise birisi de Fenerbahçe idi.
Ne yazık ki tahtanın çok az parçası kalmıştır; yani Türkiye yakında bitecektir.

YILDIRIM ÖLEBİLİR
Fenerbahçe-Atatürk-Ordu-Aziz Yıldırım…
Bu ilişkinin bir parçası olan Aziz Yıldırım’ın işi çok zor. Şike adı altında oluşturulan belgelerin; onu hedef aldığı kesin. Şike işinde diğer kulüpler ve kişiler sadece dolgu malzemesi olarak; yani gerçek operasyon anlaşılmasın diye yer alıyorlar.
Ergenekon soruşturmasında hükümetin alkış çavuşluğunu yapan gazeteler; şimdi de Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe’ye saldırıyor. Soruşturma belgeleri; yasak olmasına karşın basına sızdırılıyor ve kimse de buna engel olmuyor. Bu durum bile olayın içyüzünün siyasi olduğunu göstermeye yeter.
Aziz Yıldırım’ın ezilmesi ile; artık yukarıdaki denklemin hiçbir savunucusu ve yandaşı kalmayacak. Onun başına gelecek facia ne kadar etkili olur ise; yukarıdaki kavramlara sahip çıkanlar o kadar korkutulmuş, kıstırılmış olacaklar.
O yüzden hasta olmasına karşın; Aziz Yıldırım serbest bırakılmıyor. Sayın Yıldırım, uğradığı yüksek hayal kırıklığının da etkisiyle hapishanede ölebilir. Yazdığı mektubun da gösterdiği üzere; bu psikolojik çöküş ile var olan hastalıklarının birleşmesi onun için yaşamsal tehlike yaratıyor.
Ama bu tehlikeyi yargıçların dikkate alacağını da sanmıyorum. Çünkü; Aziz Yıldırım’ın başına ne kadar büyük dert açılırsa; toplum o kadar korkutulmuş ve sindirilmiş olacak.
Herkesi uyutsalar da beni kandıramazlar. Son sözüm şudur: Aziz Yıldırım işinin futbol şikesiyle ilişkisi yok ama siyasi şikeyle çok kuvvetli bağlantısı var.

Rıza Zelyut, Güneş Gazetesi, 25 Temmuz 2011

Written by kesinofsayt

25 Temmuz 2011 at 06:18

Ergenekon, Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,