FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Archive for the ‘Abdullah Kiğılı’ Category

HALUK ULUSOY DOSYASI – 7

leave a comment »

3 Ağustos 1999’da Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), TSYD Kupası’ndaki Fenerbahçe-Galatasaray maçında topsuz alanda rakip futbolcuya kasıtlı tekme attığı için Galatasaraylı Fatih Akyel’i 3 maç cezalandırır. Kurul, aynı maçta çıkan olaylar nedeniyle de Fenerbahçe Kulübü’ne 2.5 milyar lira para cezası verir.

6 Ağustos 1999’da Galatasaray, ligin ilk haftasında deplasmanda Gaziantepsor’a 2-1 yenilirken son günlerde sinirli davranışlarıyla dikkati çeken Galatasaray’ın Rumen oyuncusu Hagi’nin, Florya’da bir gazeteciyi tartakladıktan sonra attığı golü takiben, Gaziantepspor yedek kulübesine el kol hareketleri yapması normal karşılanır. Konuk ekip, Hagi’nin hareketine tepki gösterirken, bu futbolcuyu hakeme şikayet eder ama cezalandırılmaz.

14 Ağustos 1999’da Fenerbahçe ligin ikinci haftasında Kadıköy’de Kocaelispor’la 1-1 berabere kalırken geçen seneki gibi bir hakem faciası yaşanır.
66 ıncı dakikada sağdan ceza alanına giren Boliç üç Kocaelisporlu futbocunun arasından çıkmak isterken kendini yerde bulur ancak hakem Oğuz Sarvan pozisyonu devam ettirir.
82 inci dakikada ise Kocaelispor’lu Osman, Alpay’ı omuz darbesiyle ceza alanı içinde yere yıkar ancak pozisyonu bu kez görmezden gelemeyen Sarvan penaltı yerine çift vuruş kararı vererek durumu geçiştirir.

Fenerbahçe maç sonrası gene tepkilidir. Başkan Aziz Yıldırım, beraberliğin faturasını hakem Oğuz Sarvan’a keser:

“İyi oynamadık ama hakem hataları da maçın kaderini etkiledi. Nasıl ki penaltıyı Kocaeli için gayet rahat veriyorsa Alpay’ın pozisyonunda da aynı karara varması gerekiyordu. Orada ya penaltı olur, ya da Alpay sarı kart görür. Oğuz Sarvan’a bu yakışmadı. Yine çifte standart uygulandı.

Hakemler kendilerine verilen talimatlar gereği baskı altındalar. Sürekli olarak büyük takımları kötü niyetli görüyorlar. Bu nedenle kararlarını iyi niyetle vermiyorlar.”

Basın Sözcüsü Abdullah Kiğılı:

“Alpay’a yapılan harekete penaltı verilmemesi ‘hakem faciası’ dır. Daha ikinci haftadan hakem hatalarına kurban gitmeye başladık. İleride daha büyük facialar çıkabilir. Eğer Fener yine hedef seçilmişse bu kadar yatırıma gerek yoktu. PAF takımımızla çıkalım.”

Galatasaray, deplasmanda Trabzonspor’u 2-1 yenerken sarı kırmızılılar, Trabzonspor’un golü bulduğu penaltı pozisyonu öncesinde Hagi’nin kasti faulle yere düşürüldüğünü ancak Ersoy’un görmezlikten gelerek, oyunu devam ettirdiğini ve bunun sonucunda penaltı meydana geldiğini iddia etmektedirler. Trabzonsporlular ise maçın 57 inci dakikasında oyundan atılan Selim’in haksız yere kırmızı kart gördüğü kanısındadırlar.

31 Ağustos 1999’da Galatasaray, Şampiyonlar Ligi ile Türkiye Ligi maçlarının arasındaki gün sayısını üçten, dörde çıkartmak için Futbol Federasyonu’na başvurmaya hazırlanmaktadır.

Yoğun maç trafiğinin kendilerini yoracağını söyleyen Teknik Direktör Fatih Terim;

“Rizikoya girilecekse, bunu Türkiye Ligi için yaparım, Şampiyonlar ligi bizim için daha önemli. Haftada üç maç yapacağız. Lig maçlarımızı cuma gününe kaydırabilirsek, Şampiyonlar Ligi’nde salı veya çarşamba günü oynayacağımız maçlar için, üç veya dört gün dinlenme olanağı bulmuş oluruz. Şampiyonlar Ligi maçından hemen iki gün sonra, yani cuma günü maç oynamamız bizim için farketmez. Önemli olan Şampiyonlar Ligi’ne yorgun çıkmamak.”

3 Eylül 1999’da Galatasaray’ın istediği olur ve Futbol Federasyonu, sarı – kırmızılı ekibin Türkiye Ligi maç programını Şampiyonlar Ligi’ne göre yeniden belirler.

Yeni düzenlemeye göre Galatasaray ligin üçüncü haftasında Ankaragücü, 4. haftasında Adanaspor ile Cumartesi günleri oynayacaktır. 5. haftadaki Samsunspor müsabakası Cuma yapılacaktır. Sarı – kırmızılılar 6. haftada Antalyaspor ile Cumartesi, 7. haftada Bursaspor ile Cuma, 8. haftada Göztepe ile Cumartesi ve 9. haftada Fenerbahçe ile Cuma günü karşılaşacaktır.

8 Eylül 1999’da Milli Takım, kolayca galibiyetle ayrılmayı beklediği karşılaşmada Moldova ile 1-1 berabere kalır. Hakemlerin yönetimini beğenmeyen Haluk Ulusoy, Şenes Erzik’i de eleştirir:

“Denizleri rahatça geçtik, çayda boğulmaktan zor kurtulduk. Bu maçtan kazandığımız bir puana sevinemiyorum.

Hayatımda ilk defa bir hakemin profesyonelce bir maç yönettiğini gördüm. Çok ince ve ısrarlı bir profesyonel anlayışla tüm taktir haklarını aleyhimize kullanarak ataklarımızı durdurmaya, topu Moldavya’ya kazandırmaya çalıştı. Bu durum bana Türk’ün Türkiye’deki Türklerden başka hiç bir yerde dostunun olmadığını bir kez daha gösterdi. Şayet Türkiye dışındaki örgütlerde görevli Türk dostlarımız bu maça gelse ya da bu maçta ki hakem atamasıyla ilgilenseydi, herhalde durum böyle olmazdı.

Şenes Erzik, UEFA’nın asbaşkanıdır. Maçlarımıza gelme arzusunu bildirseydi, biz onu başımızın üstünde taşır, uçağımızda ve otelimizde ağırlayarak varlığıyla onur duyardık. Maalesef varlığından bizi mahrum etti. O nedenle Türk’ün Türkiye’deki dostlarından başka dostu olmadığını söylüyorum. dışarıdaki dostlarımız ve büyüklerimizden umduğumuz destek ve katkıyı bulamadığımızı düşünüyorum.”

9 Eylül 1999’da Şenes Erzik Ulusoy’a ateş püskürür. Kendisini Moldova maçına gelmediği için suçlayan Futbol Federasyonu Başkanı’ndan davet almadığını söyleyen Şenes Erzik, “Sayın Haluk Ulusoy, Türk futbolunu bıraktığımız yerden daha ileri götürmek istiyorsa, önce kurumlarına ve bu kurumlara kendisinden önce hizmet edenlere sayglı olsun” der.

FIFA ve UEFA İcra Kurulu Üyesi Şenes Erzik, kendisi hakkında ağır suçlamalarda bulunan Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’a tepkisini şöyle dile getirir:

“Haluk Ulusoy, benim başlarının üstünde yerim olduğunu söylüyor. Ancak bu ifade kesinlikle yalan. Çünkü beni hiçbir zaman hiçbir maça davet etmediler. Futbol Federasyonu’nun çeşitli oy hesapları yaparak, 60 delegeyi ve bazı milletvekillerini bu maça davet ettiğini öğrendim. Bunun üzerine Federasyon Asbaşkanı Mekki Başak ile görüştüm ve kendisine 9 Ekim’deki maç için Almanların beni iki gün öncesinde onur konuğu olarak davet ettiklerini söyledim. Federasyon eğer bu maça delegeleri ve milletvekillerini davet ediyorsa, bu federasyonunun onursal başkanı olan beni de davet etmesi gerekir. Tüm bunları İrlanda maçından önce söyledim. Buna Başak’ın yanı sıra Koordinatör Metin Kazancıoğlu, Genel Sekreter Aydın Torunoğlu da tanıktır. Ben özellikle davet edilmedim. Tabii ki kendim de giderim ama taşıdığım titrler itibarıyle 60 delege davet ediliyorsa, benim de davet edilmem gerekir. Benim dönemimde böylesine popülist bir politika uygulaması hiçbir zaman yapılmamıştır. Bir kez İrlanda maçına davet düzenledik, ancak sonra bu uygulamanın milli takım teknik adam ve futbolcularını rahatsız ettiğini görerek vazgeçtik.

Bana başımızın üstünde yeri var diyen başkan, acaba bir kere bu maçlar oynanmadan önce fikrimi sormuş mu? Önemli konularla ilgili benim aradığım zaman telefonuma çıkmış mı? Bütün bunların cevabını veremez, çünkü hiçbir zaman çıkmadı. Sürekli benimle ters düştü. Çeşitli konularda FIFA ve UEFA’ya başvuruları oldu. Ben iki yerde de İcra Kurulu üyesi olduğum halde bu başvurular konusunda bana akıl danışmadılar. Bırakın danışmayı, bilgi bile vermediler. Kaç kez Türkiye’nin böyle başvurusu sürpriz olarak karşıma çıktı.

Federasyon başkanı sadece başarılı ve keyifli günlerin sorumluluğunu üstlenmemelidir. Kötü veya beklenmedik sonuçlarda da mazeret arkasına sığınmamalı, maçı iyi yönetmiş hakemleri suçlamamalı, tüm sorumluluğu üstüne almalıdır. Ben hiçbir zaman mazeret arkasına sığınmadım. Hepsinin sorumluluğunu kendim taşıyıp, hesabını kendim verdim. Türkiye Futbol Federasyonu delegelerinin seçtikleri onursal başkan olarak, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı sayın Haluk Ulusoy’u ilk ve son kez uyarıyorum. Türk futbolunu bıraktığımız yerden daha ileri götürmek istiyorsa, önce kurumlarına ve bu kurumlara kendisinden önce hizmet eden insanlara sayglı olsun ve sahip çıksın”.

Erzik’in bu sözlerinden (60 delegeyi ve bazı milletvekillerini bu maça davet ettiğini öğrendim) Ulusoy’un kaynaklarını, oy hesapları ve şirin gözükmek uğruna dilediğince

Har vurup harman savurmasının yeni bir uygulaması olmadığını öğreniriz.

Hemen ardından Turgay Şeren bu konuyu gazetesine taşır:

11 Eylül 1999 – Fikret Ünlü, olaya el koy – Turgay Şeren

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, hiç vakit geçirmeden Başbakanlık Teftiş Kurulu’nu harekete geçirip, Futbol Federasyonu’nun savurgan harcamalarının hesabını sormalıdır.

Dünkü gazeteleri dikkatle okudunuz mu? Şenes Erzik’in isyanı var. Uzun zamandan beri UEFA Asbaşkanı, hem UEFA’nın hem de FIFA’nın İcra Kurulu Üyesi olan Erzik suskunluğunu koruyordu. Birdenbire neden böyle infilak etti? Yazının içeriğini okursanız, ona hak verirsiniz. Perşembe günü çok sevdiğim Emekli Orgeneral Çevik Bir, derneğimizi ve vakfımızı ziyaret etti. Şenes Erzik de vakfımızın ikinci başkanı olarak oradaydı. Kendisi ile bu konuyu uzun uzun konuştum. Anlatırken, Erzik’in gözleri yerlerinden fırlıyordu. Haluk için, “O tanıdığım ve gördüğüm en büyük yalancı” dedi. Nitekim dünkü gazetelerin manşetlerinde de bu sözler aynen çıktı. Haluk, UEFA ile bir sorunu olduğu zaman “Erzik nerede?” diye soruyor. “İyi, güzel de, Haluk ve federasyonu UEFA’dan herhangi bir şey istemeden önce neden bana danışmıyor Turgay? Bunu bana izah et” dedi. Cevabım aynen şöyle: “Bunun izahı yok Şenes Bey.”

“İcra Kurulu toplantısında otururken birden arkadaşlar Türk Federasyonu’ndan gelen müracaatı gündeme getiriyorlar. Tabii bana da soruyorlar haklı olarak. Herhalde haberi vardır diyorlardır içlerinden. Ne yazık ki Turgay, hiçbir müracaatlarından haberim yok. Ve toplantıda onların müracaatından haberim oluyor. Ayıp değil mi? Bu, UEFA’nın içindeki en yüksek mevkiilerdeki bir Türk için üzüntü verici değil mi?”

Bu kısım Şenes Bey’in anlattıkları. Şimdi gelelim Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız Fikret Ünlü’ye neden olaya el koy dediğime…

Şenes Bey’in bir ihbarı var. Gazetelerde, hem de manşetlerde… “Haluk, Milli Takımın her deplasman maçında 60 kişiye yakın genel kurulu üyesini ve milletvekillerini davetli olarak götürüyor” diyor. Sen Futbol Federasyonu Başkanısın Haluk. Sen, Futbol Federasyonu’nun paralarını babanın çiftliği gibi çarçur edemezsin. Edersen de özerkliği ile övündüğümüz Profesyonel Futbol Federasyonu’nu denetleme yetkisi olan Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız var. Başbakanlık Teftiş Kurulu var. Çok iyi hatırlıyorum, Şenes Erzik Federasyonu zamanında, bu teftiş kurulu 3 yahut 4 kez Şenes Erzik’in hesaplarını kontrol etti. Demek ki, istenilince kontrol edilebiliyor.

Şimdi Fikret Ünlü, hiç vakit geçirmeden Başbakanlık Teftiş Kurulu’nu harekete geçirmelidir. Ve Futbol Federasyonu’nun bu savurgan harcamalarının hesabını sormalıdır. Haydi bakalım Sayın Ünlü. Uzun zamandan beri değişik konularda Futbol Federasyonu ile kapışıyorsunuz. Bu benim yazdığım ve söylediğim en önemli konu. Türk futbolunun kazandığı paralar “Yağmacı Hasan’ın böreği” gibi dağıtılırsa, burada size görev düşüyor. Bekliyorum ve görmek istiyorum.

16 Eylül 1999’da Galatasaray Şampiyonlar Ligi karşılaşmasında sahasında Hertha Berlin ile 2-0 geriden geldiği karşılaşmayı 2-2 beraberlikle bitirir.

Mehmet Cansun yabancı oyuncu kısıtlamasının kendilerini engellediğinden şikayetçidir:

“Chelsea, Milan ve Hertha Berlin bir başka boyutta oynuyor. Biz başka boyutta. Temelden gelen yanlışlar nedeniyle biz bu zihniyetle Avrupa’da sadece figüranlık yapabiliriz. Yabancı kısıtlamasını getiren anlayış bize futbolda hala 1980 öncesindeki Türkiye’nin halini yaşatıyor.

Avrupalı haklı. Neden biliyor musunuz? Yıllardır bizden adam almıyorlar diye hayıflanıyoruz, kızıyoruz. İşte Hertha Berlin maçını gördünüz. Sen Avrupalı olsan kimi alırsın? Sadece Hakan Şükür. Biraz da K.Hakan. Onların dışında fizik olarak tamamen sırıttık. Adamlar geçen yıl hisselerini 700 milyon marka sattılar. 60 milyon mark harcayıp 9 yabancı oyuncu aldılar. Rakipler 10’dan fazla yabancı alıyor, biz federasyonun yasaklamaları yüzünden Bruno’yu bile güç bela oynatıyoruz. Şampiyonlar liginde yabancı kısıtlamasıyla karşı karşıya olan tek takım biziz.”

18 Eylül 1999’da Mehmet Cansun’un serzenişleri derhal dikkate alınır.

Futbol Federasyonu, Avrupa Kupalarında sınırsız yabancı oynatılması için yeşil ışık yakar. Başkan Haluk Ulusoy, kulüplerin de istemesi halinde uygulamayı gelecek sezondan itibaren başlatabileceklerini açıklar.

Uygulamanın milli takımı olumsuz yönde etkilemeyeceğine değinen Ulusoy, “AB’ye girmemiz an meselesi. Serbest dolaşım nasıl olsa gelecek Bu işten korkmamak lazım” der.

Federasyon üyelerinden Orhan Saka ligde yabancı sayısının dörde düşürülmesi, Avrupa Kupalarında isteyenin istediği kadar oyuncu oynatması düşüncesinden yana olduğunu belirtir.

Rekabet Kurulu 23 Eylül 1999’da yaptığı toplantıda Teleon’un diğer yayın kuruluşlarına Türkiye Profesyonel 1.Ligi maçlarının haber amaçlı görüntülerini vermesi konusunda ihtiyati tedbir kararı alır. Karara göre, görüntüler 1.Lig maçları bitiminden 45 dakika sonra talep sahiplerine bedeli karşılığında teslim edilmek zorundadır.

6 Ekim 1999’da Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, konuk olarak katıldığı Renault Mais Şeref Kürsüsü yarışmasında naklen yayınlar konusunda kızgın açıklamalar yapar.

Ünlü, naklen yayın ihalesi yapılmadan önce maç yayınlarının şifresiz olmasını istediğini, ancak Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un anlayış göstermediğini belirtirken şunları söyler:

“Benim isteğim en azından Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da şifresiz yayın yapılmasıydı. Ancak aleyhimde kampanya başlatılıp, yayın yapıldı. Ben Haluk Ulusoy’a telefon edip, ihalenin 1-2 gün ertelenmesini istedim ancak Ulusoy bu iyiniyeti ve anlayışı göstermedi.

Türkiye 1. Futbol Ligi’nin adı Türkiye Telsim 1. Futbol Ligi yapıldı ve buna karşı çıktım. Ancak Futbol Federasyonu bu işi kendi kafasına göre yapmış. İtirazlarımız kabul olmadı, biz de hukuki yollara başvurduk. İş mahkemeye yansıdı. Mahkememiz halen sürüyor. 26 Ekim’de bir duruşma daha var. Türkiye adını yazılı metinlerde bile koruyamaz hale gelirsem ne ben bakanlık yapabilirim, ne de bana bakanlık yaptırırlar”

Bir televizyon kuruluşunun spor müdürü “İhaleyi alan firma görüntüleri vermediği için yayınlayamıyoruz” derken, Ünlü, “İhaleyi alan firmanın 45 dakika sonra isteyen bütün televizyonlara, bedeli 2 bin doları geçmemek üzere görüntü vermesi ve özet yayın yaptırması zorunludur. Bu kurala uyulmazsa, federasyonun tek taraflı fesih hakkı var. Yasal prosedür içinde arkadaşlarımı uyarıyorum. Görevlerini yerine getirsinler, getirmezlerse ben görevimi yaparım” ifadesini kullandı.

9 Ekim 1999’da Avrupa Şampiyonası Eleme Grubu’ndaki son maçta Almanya ile Münih’te 0-0 berabere kalan Milli Takım, Euro 2000 şansını play – off maçlarına bırakır.

Apak ve Polat görseydi – İslam Çupi

Almanya – Türkiye milli maçını açık bir kanal aracılığı ile 70 milyon Türk insanına verememek, bir ulusun ortak beklentilerini bilememenin umursamazlığından kaynaklanmaktadır. Haluk Ulusoy kardeşimin direksiyonundaki futbol federasyonu, depremden moralman çökmüş Türk insanına pahalılık ve enflasyondan kıvranan ulusumuza yüzyılın maçını bir açık kanalla verip herkesin kararmış ruhunu açmak niyetini asla taşımamaktadır.

Haluk Ulusoy federasyonu için icraat paradır. Türkiye’de futbola ait herşey ihalelidir. Türkiye ligleri, Türkiye liginin isim hakkı, milli maçlar, herşey bir açık arttırmaya bağlanmıştır. İhaleyi verip vermeme gibi bir kanuni tercihe bakılmaksızın herşey en çok parayı boca edenin olmaktadır. İhaleyi alanın maddi şartları nasıldır, bu ücretlerle kaç kişi abone olur, bu aboneler ihale parasını karşılar mı karşılamaz mı, alan kuruluş ikinci taksidi verir mi vermez mi, akçalı önemli meseleler futbol federasyonunun umurunda değildir. Devletin mahkemeleri bu meseleleri çözücüdür, o itilaflar geldiğinde.

Bu federasyon dünyada gündüz oyunu diye tanımlanan ligin bir maçı haricindeki oyunları güneş ışığında oynatmak ve futbolcuları karbonmonoksit’in en çok kustuğu gecelerden kurtarmak gibi bir sağlık koruyucu tedbirini düşünmez. Bu federasyon birinci ligin başındaki Türkiye sözcüğünü para için Telsim ile değiştirmekte beis görmez. Devlet bu değişikliği yapamazsın diye mahkemeye verir. İdari mahkeme devleti haklı görmesine rağmen Haluk Ulusoy Telsim ibaresini kullanmakta ısrar eder. Telsim ibaresi reklamı veren kuruma ne kazanıyorsun diye sorduğunda o da meçhul. Herhalde hiçbir şey…

Milli Takımımız şimdi baraj maçlarına kaldı. Teknik direktör Mustafa Denizli isteyecek ligler yine bu iki maçın önemine göre tehire uğrayacak. O zaman ligler ne zaman bitecek? Bunlar Haluk Ulusoy’un umurunda değil. Milli takım Avrupa futbol şampiyonası finaline gitsin, kendisi de bu derece ile böbürlensin de geride ne olursa olsun. O naklen yayın paraları ve satışa çıkardığı manevi değer ücretlerini toplasın, onları kendisini seçen ve gelecekte tekrar seçecek olanlara versin de, gerisi biraz kül biraz duman…

Türk futbolunun gelişmesine bak… Orhan Şeref Apak ve Hasan Polat gibi iki dev federasyon başkanından Haluk Ulusoy’a düştük. Onlar kampta fazla içilen bir tek coca – cola’nın hesabı için devlete aylarca hesap verirlerdi. Haluk Ulusoy ise milli takıma Türkiye’deki asgari ücret komikliğine bakmadan milyarlar dağıtıyor. Apak ve Polat’ın takımlarındaki oyuncular bir kere Dünya kupası finallerine gitmişlerdi. Ulusoy’un takımı ise Avrupa’daki derecelerle cirit atıyor. Çünkü Orhan Şeref Apak ile Hasan Polat’ın Avrupa’sında eser yok artık. O futbolun yerine, şimdilerde lodos yelleri esiyor, eski kıtada…

Ünlü – Ulusoy sürtüşmesi devam etmektedir (aklınıza bir benzerlik geliyor mu?).

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü 13 Ekim tarihinde bir açıklama yaparak Futbol Federasyonu yönetimini sert bir dille eleştirir:

“Türkiye’de futbol giderek gelişip güzelleşiyor. Teknik boyutlarıyla bakıldığında futbolcularımızın ve antrenörlerimizin performansından şikayetimiz yok. Ancak federasyonun yönetim tarzında sıkıntılar var, özerkliği yanlış algılamanın da ötesinde sanki kendi özgür iradeleriyle hareket etmiyorlar gibi bir izlenim uyandırıyor. Yaşadığımız örnekler benim de bu kanımı güçlendiriyor. Yayın kargaşasını önlemek federasyonun görevidir. Yazılı ve sözlü uyarılarım var. Verdiğim süre sınırlı, sorunu çözemezlerse gerekeni yapacağım.

Milli maçların yayını şifreli olamaz. Kura çekiminin bile naklen yayınlandığı bir milli organizasyonun kendi halkına yansıtılmasında şifre kullanılamaz. Bu bir kamu görevidir. Vatandaş onlarca televizyon kanalının olduğu bir ülkede 1960’lardaki gibi radyodan maç dinlemeye başladı. Gelinen noktayı kimse savunamaz.

Ligin adı yasalarda, tüm yazışmalarda ve halk arasında Türkiye 1.Futbol Ligi olarak kullanılıyor. Bu isim adı üstünde milli karakterde bir organizasyonu tarif ediyor. Bir firmanın adı ile özdeşleştirilemez. Bir firmanın faliyeti gibi algılanmaya müsait düzenlemelere gidilemez.

Bu anlayışı demokratik hukuk devletinin bana yüklediği sorumluluk bilinci içerisinde çözüme ulaştıracağım.”

14 Ekim 1999’da Futbol Federasyonu, bütün eleştirilere rağmen milli takımın S.İrlanda ile oynayacağı baraj maçının naklen yayınını, ihale açmaksızın Star TV’ye verir. Bedeli 1 milyon 50 bin dolardır. Saha içi reklam gelirleri ve bu gelirlerin yurt dışı payı hakkı da Star TV’nin olur.

Kanal D, ATV, Show TV, Kanal 6, NTV ve Cıne 5 yayınladıkları bir deklerasyonla federasyonu kınarlar.

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü:

“Türkiye’de futbol giderek gelişip güzelleşiyor. Teknik boyutlarıyla bakıldığında futbolcularımızın ve antrenörlerimizin performansından şikayetimiz yok. Ancak federasyonun yönetim tarzında sıkıntılar var, özerkliği yanlış algılamanın da ötesinde sanki kendi özgür iradeleriyle hareket etmiyorlar gibi bir izlenim uyandırıyor. Yaşadığımız örnekler benim de bu kanımı güçlendiriyor.

Yayın kargaşasını önlemek federasyonun görevidir. Yazılı ve sözlü uyarılarım var. Verdiğim süre sınırlı, sorunu çözemezlerse gerekeni yapacağım.

Milli maçların yayını şifreli olamaz. Kura çekiminin bile naklen yayınlandığı bir milli organizasyonun kendi halkına yansıtılmasında şifre kullanılamaz. Bu bir kamu görevidir. Vatandaş onlarca televizyon kanalının olduğu bir ülkede 1960’lardaki gibi radyodan maç dinlemeye başladı. Gelinen noktayı kimse savunamaz.

Ligin adı yasalarda, tüm yazışmalarda ve halk arasında Türkiye 1.Futbol Ligi olarak kullanılıyor. Bu isim adı üstünde milli karakterde bir organizasyonu tarif ediyor. Bir firmanın adı ile özdeşleştirilemez. Bir firmanın faliyeti gibi algılanmaya müsait düzenlemelere gidilemez.

Bu anlayışı demokratik hukuk devletinin bana yüklediği sorumluluk bilinci içerisinde çözüme ulaştıracağım.”

Futbol Federasyonu Asbaşkanı ve Yayın Kurulu Başkanı Ata Aksu, yasal olmayan birşey yapmadıklarına dikkat çeker;

“2. Lig yayınını TRT’ye verirken kimse ses çıkarmadı. Bunun farkı nerede. Holding gibiyiz. İstediğimizi almak ve satmak hakkına sahibiz.”

15 Ekim 1999 tarihinde Hulki İlgün Hürriyet’teki “Çiftlik” başlıklı yazısında şunları yazar:

İstanbul’dan Ümit Işık, Ankara’dan Feridun Erdinç, fakslarında sözleşmişler gibi aynı soruyu soruyorlar: “Futbol Federasyonu, Haluk Bey’in çiftliği mi?.. Söylenenlere göre Almanya maçına yine bir değil, bu defa iki uçak dolusu delege ve eşleri götürülmüş. Kimin parasıyla gidiyor bu insanlar?.. Hiç utanmıyorlar mı?… Hem maçları bize veremiyorlar, hem de bizim paramızla Avrupa’da cirit atıyorlar. Yok mu bu işin soranı, hesabını isteyeni? Bu nasıl bir çiftlik ki gelen yiyor, giden yiyor!…

Yani Haluk Bey ve yandaşları koltuklarında kalacak diye, bizim paramızla kazığı biz mi yiyoruz?”

Vallahi kardeşler, olayı ben de duydum, şaşırdım kaldım. Bildiğiniz gibi daha önceki milli maçlarda da aynı rezalet yaşandı. Yazarak ilgilileri uyardım, “Önleyin bu rezilliği” dedim. Anlaşılan delegeler Federasyon yönetiminin koltuk oyları, Gezdirip, yedirir, içirir, oylarını alırlar, keyiflerine bakarlar.

Olay “deve” misali beyler. Federasyonun hangi olayı doğru ki, avantadan seyahat olayı eğri olsun. Ayrıca utanmayan Federasyon değil, senin benim paramla, beleşten dünyayı gezen “avantacı” delegelerdir. Ama susmayın kardeşler. Ben de susmayacağım… Yazın bana, ben de bıkmadan usanmadan hesap soracağım.

Elbette Ulusoy’dan yine kimse hesap filan soramaz…

15 Ekim 1999’da Bakanlar Kurulu’nun toplantısında Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Ünlü’nün önerisiyle hazırlanan kararname imzaya açılır. Bakanlar tarafından imzalanan kararname şu üç önemli kararı içermektedir:

– Futbol Federasyonu tarafından adı Telsim Ligi olarak değiştirilen birinci lig, kararname ile gerçek adına kavuşturuldu. Bundan böyle Türkiye Birinci Ligi olarak anılacak ve başka hiçbir isim alamayacak.

– Keyfi davranış içine giren Futbol Federasyonu’nun hesapları da kararname ile masaya yatırılacak. Federasyonun hesapları Başbakanlık müfettişleri tarafından incelenecek. Futbol Federasyonu’nun özellikle milli maçların televizyon kanallarına ihalesiz verilmesi ve yurt dışındaki harcamalarını üzerinde durulacak.

– Milli maçların yayınları da şifresiz kanallardan verilmesi kararname ile karara bağlandı. Bundan böyle hiçbir milli maç şifreli kanaldan yayınlanamayacak.

16 Ekim 1999’da Fenerbahçe, Rıdvan’ın MTK maçıyla istifasından sonra teknik direktörlüğe getirilen Zeman’la çıktığı ilk lig mücadelesinde deplasmanda Trabzonspor’a 2-0 yenilir. Zeman, İtalya’da alışık oldu şekilde takımı sahaya 4-3-3 düzeninde sürer.

Trabzonspor maçın başlarında bulduğu golle 1-0 öne geçerken karşılaşmanın 71 inci dakikasında Alpay, Selahattin’e dokunmadığı pozisyonda ikinci sarı kartı görüp hakem Bülent Uzun tarafından atılır. Hemen ardından Ogün’ün pozisyona itirazı sonrası Fenerbahçe dokuz kişi kalır. Sonrasında ev sahibi ekip tek kale oynarken bitime 10 dakika kala maçın skorunu tayin eden gol gelir. Hakem Bülent Uzun, “Ogün kolumdan çekip, ‘terbiyesizlik yapma’ dedi. O nedenle kırmızı çıkardım” diye konuşur. Fenerbahçe’liler ayrıca Moldovan’ın ceza sahası içinde düşürüldüğü pozisyona uzun süre itiraz ederler.

Trabzonsporlu Selim, Fenerbahçe maçına bir kaç dakika kala canlı yayın yapan TV röportajcısıyla konuşurken, Fenerbahçe seyircisinin davranışlarını yorumlar: “Ukalalık etmesinler… Hadlerini bilsinler! Oturup maç seyretsinler!”

Stadın güvenliğini sağlayan emniyet güçlerinin duyarsızlığı nedeniyle karşılaşma öncesi olaylar çıkar. Açık tribünün köşesinde yer alan 500 kadar Fenerbahçeli taraftara taş atılması sonucu başlayan karşılıklı kavgayı güvenlik güçleri önlemekte yetersiz kalırlar. Fenerbahçeli futbolcular tünelden çıkarken yabancı cisim yağmuruna tutulurlar. Maç sırasında da maraton tribününde oturan taraftarlar sahaya sürekli pet şişe atarlar. Sezon başında Fenerbahçe’ye transfer olan Ogün ve Abdullah’a uzun süre küfür edilir, top Abdullah’ın ayağına her geldiğinde sahaya şişe yağar.

Aziz Yıldırım maç sonrasında çok sinirlidir:

“Aleyhimize oyunlar devam ediyor. Federasyon mafya yöntemleriyle iş görmeye çalışıyor. Bu lig böyle bitmez. Bizim oyunlarla mücadele etme şeklimiz değişir. Devletin artık işe el atması, federasyonu şahıslardan kurtarması gerekiyor.

Hakemler federasyonun tepkisinden korkuyor ve lehimize karar vermekten çekiniyor. Ogün ve Abdullah’a sürekli küfür edildi, anons bile yapılmadı. G.Saray maçımızı neden erteliyorlar? Çünkü Milan’la oynayacak, sonra bizimle karşılaşacak. Bunu G.Saray’ı kollamak için mi yapıyorlar?

Seyircimizi tellere kilitliyorlar, emniyet müdür yardımcısı ‘anahtarı kaybettim’ diyor. Taraftarı polisle karşı karşıya getirdiler. 17 kişi yaralandı.”

17 Ekim 1999 tarihinde bazı televizyon kanallarında Ulusoy’un gizlice banda alınan bazı sözleri yayınlanır. Bantta Ulusoy “Kanal D’nin de ATV’nin de avradını s….m”, derken, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’yü kastederek “gereğini yapacakmış, buyursun da yapsın bakalım” demektedir.

Aynı gün Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, Trabzonspor maçında yaşanan olaylardan bahisle Futbol Federasyonu, MHK ve hakem Bülent Uzun’a ateş püskürür. Yıldırım, “Önümüzü kesmek için her yolu deniyorlar. Burnuma pis kokular geliyor. Bunlar yetmezmiş gibi, kulüplerden kazandıkları paraları başkalarına peşkeş çekiyorlar” der.

Aziz Yıldırım şöyle devam eder:

“Deniyor ki, ‘MHK özerk bir kuruluştur, onlara kimse müdahale edemez.’ Kesinlikle yalan. MHK üyeleri, Almanya’ya eğer kendi imkanları ile gitmişlerse söyleyecek bir sözüm yok. Federasyon götürdüyse, bu durumu kamuoyuna izah etmek zorundalar.

Görülüyor ki, Ulusoy federasyonu özerkliğini kaybetmiş, keyfi olarak idare edilen bir kurum haline gelmiş. Devleti hiçe sayıyor. Devletin de artık böyle bir federasyona dur demesi ve olaylara el koyması gerekiyor.

Trabzon’daki olayların sorumluları Federasyon, MHK ve hakem Bülent Uzun’dur. Sonuçla ilgili herhangi bir şikayetim yok. Benim şikayetim, bu neticeyi sağlamaya çalışanlara. Sayın Başkan M.Ali Yılmaz, hafta içinde, Bülent Uzun’un yönettiği maçları sürekli kaybettiklerini belirterek, onu etki altına aldı. Maçın sonunda da gördük ki, o kadar korkmasına gerek yokmuş.

Moldovan’a ceza alanı içerisinde yapılan harekete penaltı verilmedi. Arkasından Alpay gereksiz yere oyundan atıldı. Rüştü hakemi uyardı, tepki gösteren Ogün’e kırmızı kart çıktı. Fener’in kadrosunu azaltmak için her yola başvuruyorlar. Maçın 1. dakikasından sonuna kadar sahaya durmadan su şişeleri, ayran şişeleri atıldı. Sergen korner atmaya gittiğinde bir eli kafasındaydı. Taşlar atıldı, Bülent Uzun bir kez olsun anons yaptırmadı. Hakem, ‘Ogün beni tuttuğu için attım’ diyor. O zaman G.Saray-G.Antep maçında Hagi’nin yaptığı hareket neydi? Bu tür olaylar nedeniyle her maçta en az 3-5 futbolcunun atılması gerekir. Trabzon’da şahsına yönelik hiçbir hareket olmadı. Galip geldikleri için Trabzonspor’u kutluyor, olayları yatıştırmak için çaba harcayan sayın M.Ali Yılmaz’a teşekkür ediyorum.”

Trabzonspor – Fenerbahçe maçının gözlemcisi Seyfi Gözaydın, maç ile ilgili raporunda olayları ayrıntılarıyla anlatırken ağır ifadeler kullanır.

Emniyet güçlerinin Trabzonsporlu taraftarlara hoş görünmek için taraflı davrandığının belirtildiği raporda, taraftarların acımasızca dövüldüğü, sahaya yabancı cisim yağdırıldığı, hakem Bülent Uzun’un da hata yaptığı yazılır.

Gözlemci Seyfi Gözaydın’ın Futbol Federasyonu’na ulaşan raporunda, olayların maç öncesi Trabzonsporlu taraftarların Fenerbahçe tribünlerine taş atmalarıyla başladığı ifade edilr. 250 kişilik grup üzerine atılan taşlar nedeniyle iki Fenerbahçeli taraftarın başlarından yaralandığı ve ambulansla hastane kaldırıldığının belirtildiği raporda, polisin olaya seyirci kaldığı kaydedilir.

Sarı – Lacivertli taraftarların Vali’yi istifaya davet eden tezahuratından sonra tribünlere 100 kadar polisin girdiği ve Fenerbahçeli taraftarları acımasızca dövdüğünün belirtildiği raporda maç sonrası yaşanan tablo nedeniyle Aziz Yıldırım’ın arkadaşlarıyla birlikte sahaya inerek olaya müdahale ettiği anlatılır.

Bu sırada tribünden atlayan iki Trabzonspor taraftarının Yıldırım’a saldırmak istediği, Trabzonspor başkanı M.Ali Yılmaz’ın da saha içinde olması nedeniyle müdahale ettiği kayda geçer.

Raporda 15 dakika süren olaylar sırasında güvenlik güçlerinin Fenerbahçeli taraftarları joplarla dövdüğü, sahaya dönük kapının açılmasından sonra yaralı seyircilerin ambulanslarla hastaneye götürüldüğü belirtilir.

Karşılaşmanın gözlemcisi, maç sırasında özellikle Abdullah’ın topla buluştuğu anlarda tribünlerden su şişeleri, davul tokmakları ve bozuk para atıldığını rapor ederken, hakem Bülent Uzun tarafından oyunun durdurulup uyarı anonsu yapılmadığı, bunun da hata olduğu vurgulanır.

İKİ FARKLI BÜLENT UZUN

1 – Böyle şeylerle her yerde karşılaşan Bülent Uzun

Trabzonspor – Fenerbahçe maçının hakemi Bülent Uzun, sahaya atılan maddeleri ve edilen küfürleri, “Böyle şeyler Türkiye’nin heryerinde oluyor” diye yorumlar.

Uzun, gazetecilerin sorularını yanıtlamaktan kaçınırken, yaptığı kısa değerlendirmede, “3. dakikada anons mu yaptırılır? Antalya maçında kafama tokmak yedim, yine de anons yaptırmadım. Dünkü (önceki günkü) maçta da tezahürat ve yabancı maddeleri rahatsız edici bulmadım”.

2 – G.Saray maçını 5 dakika durduran Bülent Uzun

Yabancı madde yağmuruna ve küfürlere duyarsız kalan, Türkiye’nin her yerinde bunlarla karşılaştığını söyleyen Bülent Uzun, bir önceki sezon, 26 Nisan 1999’da oynanan Trabzon – Galatasaray karşılaşmasını, aynı gerekçeler yüzünden, 5 dakika durdurmuştur. Galatasaray’ın 3 – 0 kazandığı maçta, tribünlerden atılan maddeler yüzünden anons yaptıran Uzun, güvenlik gerekçesiyle yan hakeminin yerini de değiştirmiştir.

18 Ekim 1999’da Aziz Yıldırım şunları söyler;

“Bu seyirci sahaya iner. Kimse de önleyemez. Maçları doğru yönetsinler. Hem hakkımızı gasp edeceksin, hem de bunu beyan edeceksin. Toplum psikolojisinde bu insanları tutamazsınız.

Biliyorlar ki bir kere şampiyon olsak, beş sene devamı gelecek. Bizi kimse tutamayacak. O yüzden telaş içindeler. Hakkımızın yendiğini MHK üyesi Bülent Yavuz da açıkladı. Yavuz çıkıp, resmen Fenerbahçe’yi yiyoruz, dedi. Hep hatalar Fenerbahçe’ye rastlıyor, diye konuştu. Sonunda onlar da anladı”.

Galatasaray tarih boyunca alışıldığı üzere cevap vermekte fazla geç kalmaz. Başkan Faruk Süren;

“Fenerbahçe önce kendi kapısının önünü temizlesin. Büyük bir haksızlıkla karşı karşıya kalıyoruz. Fenerbahçe kendi uğradığı haksızlık yüzünden olayı bize bağlıyor. Takımımızın, futbolcularımızın ve teknik adamlarımızın başarılarını şaibe altına almak istiyorlar. Eğer bildikleri somut bir şey varsa lütfen ortaya çıkarsınlar. Aksi taktirde kendilerini müfteri ilan ederim.

Elbette son maçta hakemler hatalı. Ama o iş başka, bize saldırmak başka. Bizi hedef göstererek mazeret üretiyorlar. Kendi yaptıkları transferler, aldıkları hocalar doğru, sadece hakemler hatalı. Böyle bir şey var mı?”

Trabzon’da yaşanan olaylara tepki gösteren Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım hakkında soruşturma açılır. Futbol Federasyonu Hukuk Kurulu, maç sonrasında Yıldırım’ın bazı televizyon kuruluşlarına verdiği demeçlerde teşkilata ve federasyon başkanı Haluk Ulusoy’a yönelik hakaret ve itham edici sözler bulunduğu gerekçesiyle, ceza dosyası düzenlemeye karar verir.

Yine de hoşgörü (!) göstererek Yıldırım’ın, “G.Saray kollanıyor” sözlerini bir eleştiri olarak yorumlarlar.

Federasyon Hukuk Kurulu, yine basın yoluyla Ulusoy’a “şerefsiz” dediği savunulan sarı lacivertli yönetici Hulusi Belgü’yü ceza kuruluna yollar. Kurul, Alpay hakkında suç duyurusunda bulunmazken, hakem Bülent Uzun’a “ulan” diye hitap eden Ogün’ü de ceza kuruluna sevkeder.

Lütfen biraz ciddiyet – İslam Çupi

Ben futbol federasyonunun Haluk Ulusoy seçildikten sonra güvenirliğini tarafsızlığını her teşekkül için aynı ağırlıkta ve sevecenlikte oluşunu çok hızlı biçimde kaybettiği inancındayım. Futbol olarak tarihinin en zayıf günlerini yaşayan Fenerbahçe’nin üstüne hakemlerle gelindiği artık bir gerçektir.

Bu baskının son örneği Trabzonspor’daki atılmalar ve saha dışı olaylardır. Trabzon valisi ve emniyet müdürü maçtan sonraki beyanları sebebiyle derhal istifa etmelidir. Ama şartlar ne olursa olsun Fenerbahçe Türkiye’de bir cumhuriyettir. Bir gün bu cumhuriyetin idaresine öyle haşin adamlar oturur ki bunun hesabı federasyondan ve Ulusoy’dan fena sorulur.

Ben 1960’dan sonra Devlet Bakanı Malik Yolaç’ın Ankara’da bir milli takım kampını ziyaretinde Can Bartu’nun ayak ayak üstüne atışını ve pozisyonu bozmayışını devlet ciddiyeti ile bağdaştırmadığı için ikisi de Modalı olan ve Bartu’nun çocukluğunu bilen bakanın o esnada futbolcuyu azarlayacak yerde, futbol federasyonu başkanı olan imparator Orhan Şeref Apak’ı görevinden azlettiği günleri biliyorum.

Lütfen biraz devlet ciddiyeti futbol federasyonu…

Turgay Şeren yine Ulusoy’a yüklenir:

19 Ekim 1999 – Oteline dön Haluk – Turgay Şeren

Federasyon başkanlığı onayın 5 dakika sürdü. Kiğılı istifa etti, akraban Taranoğlu seni atadı. Ve cümbüş başladı. Federasyon binasını kahveye çevirdin. Ulusoy soyadı ülkemizde saygındır. Sen bu ismi de kemirdin kemirdin kemirdin.

Uzun zamandan beri Futbol Federasyonu Başkanımız Haluk ile yıldızlarımız barışmadı. Nedeni, federasyon başkanı olduğu günden itibaren, o koltukta yakışıksız işler yaptı. Dile kolay, Türk futbolunun başındasın sen Haluk. Oraya nasıl kuş gibi kondun, hepimiz biliyoruz.

Yakın akraban Taranoğlu kısa bir süre için Spordan Sorumlu Bakan olmuştu. Abdullah Kiğılı istifa etti, 5 dakika sonra senin federasyon başkanlığı onayın Spor Bakanlığı’ndan geldi. Seni çok uyardım Haluk. Sen zannettin ki ben senin düşmanınım. Asla, senin düşmanların etrafına topladığın danışmanların, bir de üstelik son olarak asbaşkan yaptığın Ata Aksu. Ata Aksu’yu şöyle bir hatırlayalım.

Futbol Federasyonu’nun küfürcü başkanını görev arkadaşları da hoş karşılamadı. İlk tepki Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu üyesi Ufuk Özerten’den geldi. Özerten, Ulusoy’un ATV ve Kanal D’ye küfür edip, ‘‘Gereğini yapacakmış. Buyursun yapsın’’ diyerek Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’ye de meydan okumasını eleştirdi.

Özerten, Bu olayı hoş karşılamanın mümkün olmadığını belirterek, ‘‘Kurumsal yapı zedeleniyor’’ uyarısında bulundu. Özerten, konuyu yarın yapacakları yönetim kurulu toplantısında konuşacaklarını ve kimin haklı, kimin haksız olduğunu belirleyeceklerini ifade etti.

Rahmetli Turgut Özal zamanında olaylı özerk Futbol Federasyonu seçimi iptal edildi. Bizim Ata pılısını pırtısını topladı, Futbol Federasyonu Başkanlığı koltuğuna oturdu. Turgut Özal ona haber gönderdi, ‘‘O koltuktan kalk, Gaziantep’e dön’’ dedi. Ata yerinden bile kıpırdamadı. Sonra ne oldu biliyor musunuz. Başbakanlığın emri ile polisler geldi, Ata’yı koltuğundan kaldırdı ve Futbol Federasyonu’nun Ankara’daki bürosundan kovdu. Şimdii, bu Ata bizim Haluk’un başdanışmanı, asbaşkanı ve onun akıl hocası.

Profesyonel futbolculardan çok uzaksın dedim, Haluk. Kulüp yöneticileri futbolcu kıyımı yapıyor, dedim. Satıştan kalan futbolcuların taksitlerini ödememek için yalan yanlış cezalar uyduruyorlar, dedim. Ama sen, kulak arkası ettin. Zira, kulüp yöneticilerinin çoğu genel kurul üyesi, onlara karşı gelemezsin. Onlar senin Futbol Federasyonu koltuğunun ayakları. Onlarsız çöker gidersin.

Talimatname gereği, kulüplerin lisansları, futbolcuların ve antrenörlerin federasyonca yasallaşmış alacakları ödenmeden vize olmaz. Sen bu kuralı da deldin, Haluk. Futbolcular perişan, senin umurunda mı? Senin için varsa yoksa genel kurul üyeleri.

Sana oy vereceklerin hepsini peşine takıp ülke ülke dolaştırdın, Haluk. Mazeretin de şu oldu, ‘‘Ben kendi paramla onları götürüyorum’’ dedin. Bu da ayıp Haluk. Yani onlara bir yerde rüşvet veriyorsun anlamına gelmiyor mu söylediklerin?

Futbol Federasyonu kurulunun da üstüne ölü toprağı serilmiş. Herhalde onlar da bir daha bu maroken koltuklara oturamayacağını düşünerek sana sıkı sıkı sarılmışlar. Artık deniz bitti, Haluk. Kanal D’ye ve atv’ye ana avrat söverken seni televizyonda izledim. Hem utandım, hem de üzüldüm. Ulusoy soyadı ülkemizde saygındır, Haluk. Sen bu ismi de kemirdin kemirdin kemirdin.

Aç dünkü gazeteleri bak, senin için neler yazıyorlar. Yapacağın şey şu: Sessiz sedasız istifa et, esas mesleğin olan oteline dön.

Türk futbol tarihinde sen ve senin federasyonun bir kabus ve utanç devri olarak hatırlanacak. Daha fazla direnme, Ata Aksu gibi sen de polislerle oradan kovulma.

19 Ekim 1999’da Ulusoy’un baskı yöntemlerinden birisine şahit oluruz.

Haluk Ulusoy Federasyonu, 3.lig kulüplerine bir faks göndererek imzalanmasını ister. Kulüplere, “Faksı imzalayın, eğer yönetim değişirse ayakta duramazsınız. Bizim sayemizde yaşıyorsunuz” denilir.

Gönderilen faks metni şöyledir:

Sayın Haluk Ulusoy Futbol Federasyonu Başkanı

Tarih, hep kötülerle iyilerin kavgasından bahseder. Şahsi menfaatlerini, toplumun menfaatlerinin önünde tutan insanlar, bulundukları toplumu sürekli çatışma içinde tutarlar. Eğer toplumun namuslu insanları güçlerini birleştirip, kötülere karşı kavga vermezse, sonunun hüsran olduğu hep bilinir.

Bu bağlamda Türkiye Futbol Federasyonu’na yapılan çirkin saldırıları kınıyoruz. Federasyon’un yanında olduğumuzu bildiriyoruz.

Saygılarımızla.

………. Kulübü

Aynı tarihte Futbol Federasyonu’nun milli maç seyahatlerine uçak dolusu misafir götürmesi her kesimden eleştiri alırken, Asbaşkan Ata Aksu bu uygulamayı da savunur:

“Bunda bir yanlışlık bulmuyorum. Delegelerin yurt dışına götürülmesi oy kaygısından değil. Politik bir yaklaşım yok. Genel Kurul’u parlemento olarak düşünün, milletvekilleri olarak düşünün. Parlemento üyeleri, milletvekilleri yurt dışına gitmiyor mu? Benim başarıma, üzüntüme, çalışmama niye ortak olmasınlar? Neden onları yok sayalım?”

Bu arada bir yurt gezisinin Futbol federasyonu’na 100 bin dolara malolduğu saptanır.

Ata Aksu, İrlanda maçının ihale yapılmadan Star televizyonuna verilmesi ile ilgili olarak ise, “Federasyon özel hukuk hükümlerine tabi tüzel kişiliğe sahiptir. İhale yapmak zorunda değiliz. Yönetimin takdiri. Bunda en ufak hukuki bir sakınca yok. Kendi denetim mekanizmamız var. Kimse bulanık suda balık avlamasın” der.

Milli takımın Almanya ile oynadığı maça 84 misafir götürülmüştür. Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’un davetlisi olarak Berlin’e götürülen kişilerin yemek, konaklama ve yol paraları federasyon tarafından karşılanırken kafilede genel kurul delegeleri, eşleri, federasyon danışmanları, yönetim kurulu üyelerinin arkadaşları da yer almıştır.

20 Ekim 1999’da Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, bir süre önce televizyonlarda yayınlanan küfür olayı ile ilgili olarak;

“Söylememem gerekirdi ama bende bir insanım. Ağzımdan bu sözler çıktı. Bu dostane bir konuşma arasında söylenen bir laftır. Onlara güvendim. Ama herşeye rağmen böyle sözler sarfetmemem gerekirdi. Üzüntülüyüm. Türkiye’de yaşayan herkesten bu sözlerim nedeniyle özür diliyorum.

Fenerbahçe’nin hakem konusundaki tepkileri doğal olabilir. Ama biz hiç bir hakemimizin art niyetli olduğuna inanmıyoruz. Varsa artniyetli olanlar çıkıp bizi uyarsınlar. Hiç bir zaman federasyon takımları şampiyon yapmaz. Böyle bir mantık olamaz. Biz neden Fenerbahçe’ye karşı art niyetli olalım ki? Biz tüm kulüplerin federasyonuyuz”

Futbol Disiplin Kurulu, Fenerbahçe maçında çıkan olaylar nedeniyle Trabzonspor’dan savunma ister. Savunma şöyledir:

“Fenerbahçe otobüsü maç sonrası kesinlikle taşlanmamıştır. Böyle bir olay olmadığı gibi, uydurmadır ve gözlemcinin de bunu görmesi mümkün değildir. Abdullah’ın aleyhine tezahürat olabilir. Bunun nedeni de hafta boyunca yapılan açıklamalar nedeniyle Trabzonspor taraftarının bu oyuncuya karşı tepki duymasıdır.

Bir futbolcunun moralini bozmak açısından küfüre yer vermeden olumsuz tezahürat da doğal karşılanmalıdır. Ama sahaya atılan pet şişeleri kesinlikle tasvip etmiyoruz. Bu ne yazık ki Türkiye’nin tüm statlarında yaşanmaktadır.

Aziz Yıldırım ve yöneticiye saldırı olayı da doğru değildir. Kaldı ki maç bittikten sonra Aziz Yıldırım’ın ve yöneticilerin sahanın içine izinsiz girmesi de kabul edilemez. Yönetmenliklere aykırıdır. Maç başında, maç içinde ve maç sonunda Fenerbahçe taraftarının aşırı tahriki vardır. Buna rağmen, Trabzonspor taraftarı olgun davranmıştır. Maç boyunca da 2 takım futbolcuları, yöneticileri, teknik kadroları arasında en küçük bir sorun yaşanmamıştır.”

21 Ekim 1999 tarihinde Bakanlar Kurulu’nun Resmi Gazete’de yayımlanan kararı ile Türkiye 1. Futbol Ligi’nin herhangi başka bir ad altında yürütülemeyeceği hükmü getirilir. Milli maçların da canlı, banttan, özet veya haber amaçlı görüntü olsun, televizyondan şifresiz olarak yayınlanması karara bağlanır.

Aynı tarihte Futbol Federasyonu hakkındaki suçlamalar sonrası Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün isteği ile harekete geçirilen Başbakanlık Teftiş Kurulu, federasyon hakkında incelemelere başlar. Başbakanlık Teftiş Kurulu müfettişleri, Türkiye Futbol Federasyonu’nun Ankara ve İstanbul’daki binalarına giderek, kayıtları incelemeye alırlar. Federasyonun Ankara’daki belgeleri de müfettişlerin incelemeleri amacıyla İstanbul’a gönderilir.

22 Ekim 1999’da Kanal D, Türkiye 1. Lig karşılaşmalarının yayını konusunda çıkan tartışmalar sırasında “Avradını s… Kanal D’nin de ATV’nin de” diyen Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’a 250 milyar liralık tazminat davası açar. Ayrıca, Ulusoy hakkında, hakaret suçundan dava açılması için, Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunur.

23 Ekim 1999’da Divan Kurulu’nda konuşan Aziz Yıldırım;

“Topyekün savaş içindeyiz. Galatasaray da bu savaşta bir piyon.

Fenerbahçe’nin başka dostu yok. Galatasaray hakemler ve federasyon tarafından korunuyor. Ancak esas olay, Anadolu kulüplerinin üç büyüklerin hegemonyasına son vermek için yaptıkları organizasyondur. Galatasaray da bu oyunun bir piyonudur. Küçük kulüpler televizyon gelirleri ile bütçe sıkıntılarından kurtulmak için federasyonla birlikte bir mücadele içindeler. İki üç kulüp başkanı federasyonu idare ediyor. Fenerbahçe, Anadolu kulüpleri içinde en büyüğüdür. Ancak geçen yıllardaki yanlış politikalarla diğerlerinden uzaklaştırıldı. Yan yana gelmesi de artık çok zor.

Benden hakem için yardım isteyenler şu anda çıkarları olduğundan dolayı federasyonun arkasındalar. Çünkü federasyon, televizyon gelirlerini bankalardan alabilmeleri için onlara hesaplarında temlik olmadığına dair yazı veriyor. Hepsinin hesabı temlikli. Artık topyekün bir savaş içine girmeliyiz. Hakem hatalarını federasyon da, MHK de kabul ediyor. Ancak art niyet yok diyor. Art niyetsiz hata olmaz. Hata bir iki defa olur. On defa olursa bunun arkasında kasıt vardır”

24 Ekim 1999’da 10.000’e yakın Fenerbahçeli taraftar Bağdat Caddesi’nde toplanıp Şükrü Saraçoğlu Stadı’na kadar yürüyerek, Futbol Federasyonu ile Merkez Hakem Kurulu’nu protesto ederler. Taraftarlar, yol boyunca, “Ulusoy istifa” diye haykırlar.

Ulusoy ve Hilmi Ok’un fotoğraflarının yeraldığı bir bildiriyle, “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak mesajı veren taraftarlar, G.Saray’a da gönderme yaparak, “Geçmiş olsun.. Ayağına sağlık Chelsea. Artçı şok devam ediyor” gibi pankartlar açarlar. Taraftarlar, “Haluk federasyonu yok, Cimbom Avrupa’da yok” diye tempo tutarlar.

29 Ekim 1999 tarihinde, Fenerbahçe maçında çıkan olaylar nedeniyle 1 maç saha kapama cezası alan Trabzonspor’un itirazı Tahkim Kurulu’nda kabul edilir ve ceza kaldırılır.

12 Kasım 1999’da Fenerbahçe Teknik Direktörü Zeman, milli maçlar nedeniyle 21 Kasım Pazar gününe kaydırılan derbi maçının, Galatasaray’ın UEFA Kupası karşılaşması nedeniyle ileri bir tarihe alınmasına karşı olduğunu söyler. Ancak Ulusoy federasyonu 17 Kasım’da maçı 29 Aralık tarihine ertelediğini açıklar. Zdenek Zeman, “Karar skandaldır” yorumunu yapar.

Alınan bu erteleme kararının tamamen G.Saray’ı korumak için yapılan bir operasyon olduğunu ileri süren Başkan Aziz Yıldırım, Federasyonun tamamen kendine yakışan bir karar aldığını ifade eder, “Biz pazar günü oynamak istiyoruz. G.Saray da erteleme istememiş. Yabancı futbolcularımız bu tarihlerde gitmek isteyecekler. Bu nasıl iştir anlam vermek mümkün değil. Bu karar kesinlikle yanlıştır. Maça tam konsantre olmuşken böyle yanlışlık olmaz“ der.

Asbaşkan Necdet Ersoy da konuyla ilgili olarak Federasyonu suçlarken, “Artık yapacakları tek şey kaldı. Federasyon bayrağının üstüne G.Saray’ı da dahil etsinler. G.Saray’ın milli futbolcuları maçın erteleneceği pazartesi gününden biliyordu. Federasyon Fenerbahçe camiasına açıkca meydan okuyor. Tahrike devam ediyor” diye konuşur.

Asbaşkan Kiğılı, “Çıksınlar G.Saray’a göre lig kursunlar” der.

18 Kasım’da Genel Sekreter Köksal Özbek, Asbaşkan Abdullah Kiğılı, Futbol Şubesi Sorumlusu Ali Yıldırım ve yönetici Rint Akyüz bir basın toplantısı düzenler ve “Bu maçı oynamak istiyoruz. Tahkim’e başvuracağız” açıklamasında bulunur. Özbek, “Büyük sıkışıklığa giren lig daha da çıkmaza götürülüyor. İtirazımızın sebebi iki kulübün de erteleme talebinde bulunmamasıdır” der.

30 Kasım 1999’da, Kanal D’den sonra Sabah ve ATV de Türkiye 1. Ligi maçlarının yayını konusunda çıkan tartışmalar sırasında küfür eden Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’a 300 milyar liralık tazminat davası açarlar.

5 Aralık 1999’da Fenerbahçe sahasında Bursaspor ile karşılaşır. 2-0 öne geçtiği karşılaşmada 2-2 berabere kalan Fenerbahçe’nin 87. dakikada bir penaltısı hakem İlhami Kaplan tarafından verilmez.

Fenerbahçe 8 Aralık 1999’da, teknik direktör Zeman’ın, “Sergen bu saatten sonra bize faydalı olamaz. Ayrılmasında bir sakınca yoktur” demesi üzerine Sergen’in sözleşmesini fesheder.

Bu arada G.Saray’da mali sorunları aşmak için kulüp hisselerinin AIG’e satışı tartışılmaktadır. Kulüpte dönen dolapları 11 Aralık 1999’da Turgay Şeren yazar:

Turgay Şeren: Galatasaraylı göreve

Galatasaray Spor Kulübü’nün bugün olağanüstü kongresi var. Faruk Süren başkan olduğundan beri bu kaçıncı olağanüstü kongre, sayısını bilemiyorum ama oldukça kalabalık.

Hatırlayacaksınız, Faruk Süren bir Amerikan şirketi olan AIG ile anlaşma yapmak üzereydi. Neydi bu anlaşma? G.Saray Spor Kulübü’nün yüzde 42 hissesini 28 milyon dolara bu şirkete satacak ve gününü gün edecekti. Ocak ayında ödenmesi gereken 10 milyon dolar ödenecek, kısa bir süre gelen para ile rahat edilecekti. Ancaak Galatasaraylı o kadar aptal değil. Aklı başında olanlar ayaklandı. Görelim bakalım dediler şu ön anlaşmayı. Oysa Faruk Süren’in amacı hiç fazla konuşmadan, olayları alevlendirmeden olağanüstü kongreyi toplayıp yandaşları ile birlikte kongreden bu satışın kararını çıkarıp sırtüstü yatmaktı.

G.Saray kongresi 7 kişilik bir komisyon seçti. Ki bu komisyon, her zaman söyledim, kendi konularının en üst kişileridir. Çoğu hukuk profesörüdür, yeminli mali uzmanlardır. Sonuçta rapor hakkında fikirlerini söylediler. Dediler ki; AIG ile yapılacak bu anlaşma Galatasaray’ın felaketi olur. G.Saray’ın geleceği ipotek altına alınır.

Sonra Faruk Süren, Galatasaray kongre üyelerine bir bildiri dağıttı. O bildirinin içinde böylesine güzide Galatasaraylılar’dan kurulu, Galatasaray’da duayen olmuş kişilerin yazdıkları bu rapora itibar edilmemesini ima etti. Ve açık açık da “Bunlar düzeltilemeyecek şeyler değil” dedi. Yani komisyonun raporu önemli değil demeye getirdi. Ben bu komisyonun raporunu tanıdığım mali uzmanlara ve hukukçulara didik didik ettirdim. Bu 7 kişi fevkalade bir rapor hazırlamış. Bir tek yanlışları yok diye de geçen gün yazdım. Süren’den ve yandaşlarından tıs çıkmadı, zaten çıkamazdı.

Tekrar ediyorum, bu bir hisse senedi satışı değildir. Bu yıllık yüzde 40 faizle alınan dolara endeksli bir kredidir. Geçenlerde Türk ekonomisinde en büyük yerlere gelmiş, Galatasaray’ın yetiştirdiği dört dörtlük İnan Kıraç, AIG ile yapılacak bu anlaşmaya karşı çıktı. Faruk Süren’in cevabı: “O da 8 bin Galatasaray üyesinden bir tanesi.” Vay, vay, vay… Peki, Faruk Süren’in yakasından Galatasaray Başkanlığı etiketi alınırsa o ne olacak acaba? Geçenlerde Borsa gazetesinde okudum. Süren’in sahip olduğu Bricolage Transtürk Yapı Market Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin 600 milyar liralık halka açılma başvurusu işlemden kaldırılmış.

Geçen gün divanda sınıf arkadaşım olacak birisi çıkmış, abuk sabuk laflar etmiş. Ben, bir kısımın mideden bağlı, bir başkasına anlamıyorlar, bir diğerleri için de G.Saraylı değil, yüreklerinde pislik var diye yazdım. Onu da ikinci bölümde düşünüyordum, yani anlatılanı anlamayanlar kısmında. Zira G.Saray Lisesi’nde sıfır bir öğrenciydi. O kendine birinci yazdığımı yakıştırmış. Yani mideden bağlı kısmını. Herhalde doğru yapmış. Benim de oğlum G.Saray Spor Kulübü’nden 3.5 yıldır 10 bin dolar aylık alsa, ben de Faruk Süren’in şakşakçısı olurum! Haddini bil Özdemir Kalpakçıoğlu.

Fenerbahçe 14 Aralık 1999 tarihinde Türkiye Kupası maçında Pendikspor’a 2-1 yenilir ve elenir. Zeman istifa eder, ama istifası kabul edilmez.

Aynı akşam kaptan Rüştü tesislerden ayrılırken saldırıya uğrar.

16 Aralık’ta Türkiye Kupası’nda Siirt Jet-Pa’yı penaltı atışlarında 5-2 yenerek turu geçen Altay, Siirt’te yaşadığı olayları kınar. Maç boyunca taş yağmuruna tutulan, teknik patronu Celal Bölgen ölümden dönen, üç futbolcusu da sakatlanan siyah beyazlılar, Jet-Pa antrenörü Uğur Tütüneker’in tribünleri sürekli tahrik ettiğini iddia ederler.

Özerkliğin ne olduğu, neleri kapsadığı tartışmaları o yıllarda da sürmektedir. Turgay Şeren’in 24 Aralık’ta yazdığı yazı bu konudadır ve günümüzle büyük benzerilikler taşımaktadır. Hatta 2007 Şubat’ında yazılsa ya da basılsa, amiyane tabirle “cuk oturur” (not: yazıda geçen “bakan” M. Ali Şahin değil, Fikret Ünlü):

Turgay Şeren: Özerk değil, özel

Rahmetli Turgut Özal, 3813 Sayılı Futbol Yasası’nın temel atıcısıdır. Sonra da zamanın Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Yılmaz belirli değişikliklerle bu yasayı çıkarmıştır. Yasanın eksik tarafları vardır. Dört yıl için seçilen Genel Kurul üyeleri, kulüpleri küme değiştirse de yerlerini muhafaza etmektedirler. Bu, büyük hatadır. Genel Kurul, üçte iki çoğunluk toplanmadan açılamamaktadır. Bu, büyük sıkıntılar doğurmuştur. En önemlisi, Futbol Federasyonu Başkanı seçimleridir. Başkan, Genel Kurul içinden yönetim kurulu üyelerini seçmeli, artı iki veyahut üç inandığı, güvendiği teknisyeni dışarıdan yönetim kuruluna almalıdır, Genel Kurul 100 kişiyi geçmemelidir. Artı Denetleme ve Tahkim Kurulu kesinlikle Bakanlık tarafından atanmalıdır.

Şimdi garip bir tartışma başlatıldı; Bakan tekrar özerkliği yok ediyor diye. 3813 sayılı yasanın en büyük özerkliği maddi imkanların Futbol Federasyonu emrine verilmesidir. Bir portakal suyunun Beden Terbiyesi’nin onayıyla içildiği milli takım kampları şimdi Avrupa’nın en güzel yörelerinde yapılmakta ve futbolcularımız hak ettiği rahatlığı yaşamaktadırlar. Bu büyük bir aşamadır.

Ancaak, yasa, gene de devletin Futbol Federasyonu’nu denetim ve gözetim altında tutmasını emreder. Emreder etmesine de, ne yazık ki bugüne kadar devletin dışında herkes federasyona egemen olmuştur. Ne yazık ki bu konuda yetkili bakan yahut başbakanlık en ufak bir yetkisini kullanamamıştır. Kullanması da söz konusu değildir. Yetkilinin yapacağı tek şey, Genel Kurul’u toplamaktır; o da üçte iki çoğunluk gelirse.

Şimdi Haluk Ulusoy Federasyonu, Başbakanlık Teftiş Kurulu’nca didik didik ediliyormuş. Yönetim kurulunun aldığı kararlar çerçevesinde eğer harcamalar yapılmışsa ne soruşturulabilir? Esas, harcama yetkileri aşılmış mıdır, bütçe delinmiş midir, federasyon baba çiftliği gibi yönetilmiş midir bunlar araştırılmalıdır. Türk futbol kamuoyu önünde araştırılmadan dahi olaylar iyi veya kötü sinema şeridi gibi geçmektedir. Şimdi Bakan Fikret Ünlü yeni yasaya birkaç madde ekleyerek, Futbol Federasyonu’nun özerkliğine hiç dokunmadan bazı denetimler getirmektedir. Bu, özerkliğe karşı gelmek değildir. Bu, Futbol Federasyonu ve heyetini karar verirken düşünmeye mecbur etmektir. En basiti, hala 100 milyar liralık milli takımımızın primi lafta kalmıştır.

Tekrar ediyorum, bu ne kadar özerk olursa olsun, özel bir yasadır. Ve bu yasayı kimse şahsi çıkarları için kullanamaz. En önemli kısmı da devletin her türlü imkanlarıyla donatılan Futbol Federasyonu’nun devletçe denetlenmesidir. Türkiye’de yaşayan hiç kimse buna hayır diyemez, hakkı yoktur. Hatta ne UEFA, ne FIFA.

Fenerbahçe yeni binyıla büyük sıkıntılarla girmektedir.

1999’un son gününde Futbol Federasyonu, 2000 Avrupa Şampiyonası Finalleri’ne katılma primini 60’ar milyar liradan 10’ar milyar liraya indirir. Bunun üzerine Milli Takım futbolcuları bu primi almayacaklarını Teknik Direktör Mustafa Denizli aracılığı ile federasyona bildirirler ve parayı almazlar.

Federasyonun prim miktarındaki bu indirimi, Başbakanlık Teftiş Kurulu’nca başlatılan sorusturma nedeniyle yaptığı iddia edilir.

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15

HALUK ULUSOY DOSYASI – 6

leave a comment »

5 Ocak 1999’da PFDK, 23 Aralık 1998’de oynanan A.Gücü-G.Saray maçında hakemlere hakaret etmek ve eylemini ısrarla sürdürmekten Terim’e 1 ay hak mahrumiyeti cezası verir.

G.Saray Teknik Direktörü Fatih Terim;

“Doğru söyleyeni 9 köyden kovuyorlar. Her şeye rağmen doğrulardan vazgeçmem. Onlar meydanı boş buldu, istedikleri gibi konuşuyor. Hiç sesimiz çıkmasın susalım mı? Zaten bozuk olan bütün mekanizmalar gibi bu dişli de işlemiyor”.

8 Ocak 1999’da Fenerbahçe Basın Sözcüsü Abdullah Kiğılı ise Haluk Ulusoy’u ağır bir dille eleştirir;

“Kendilerine güvenemediklerinden normal seçim yapamıyorlar. Federasyonu yamalı bohçanın da yamalısına çevirdiler. Bu kaçıncı asbaşkanlık seçimi? Bu federasyon ile Türk futbolu bir adım gidemez. Asbaşkanlık seçimlerine katılmayarak tavrımızı ortaya koyduk ve bundan da dönmeyeceğiz.

Yaptıkları tek şey masraf. İnanılmaz bir talan var. Biz görevdeyken Başbakanlık Teftiş Kurulu beş kere denetime geldi. Şimdi onları tekrar göreve çağırıyoruz. Bursa’da büro varken Sakarya’ya büro açılıyor. Trabzon’da büro açmak için 200 milyar harcanıp denize dolgu yapıldı. Herkese mavi boncuk dağıtılıyor. Bunlar devletin, tüyü bitmemiş yetimin paraları. Haluk Ulusoy’un değil. Bir an önce aklını başına toplamalı.

Seçim yapılacak delegeleri Yılmaz Ulusoy arıyor. Burası Ulusoy şirketler grubu mu? Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy mu, amcası Yılmaz Ulusoy mu? En geç mart ayında naklen yayın ihalesi yapılmak zorunda. Ancak hiçbir hazırlık yapılmadı. Geçen yıl yaşanan kaosu sezon başında ATV ile Fenerbahçe birlikte çözdüler. Federasyonun hiçbir katkısı olmadı. Haluk Ulusoy aklını başına toplayıp hemen seçime gitmeli. Federasyonu yamalı bohça olmaktan kurtarmalı.”

Aynı tarihte Beşiktaş’tan da bir çıkış gelir. Beşiktaşlı yönetici Cengiz Eltutar, Futbol Federasyonu’nu ağır bil dille suçlayarak, “Her türlü üçkağıtçılık ve ayak oyunlarının oynandığı bir federasyonun içinde Beşiktaş’ın bulunması yakışmaz. Ya üçkağıtçıların içinde olacaksınız ya da dışarda durup onurunuzu koruyacaksınız” yorumunu yapar.

Aynı Beşiktaş’ın daha sonraki yıllarda Ulusoy federasyonlarıyla nasıl iç içe olduğu düşünülünce şu onur meselesi insanın aklına bir kez daha gelmiyor değil.

Turgay Şeren, Hürriyet gazetesinde çıkan yazısında yapılacak olan kongrenin yasal olmadığı iddiasındadır. Özetle şunları söyler;

1.- Bu genel kurul eğer oluşursa ve bir kişi de mahkemeye giderse inanıyorum ki, iptal olur.

2.- Yücel Seçkiner ve etrafındaki hukuk ulemaları 3813 sayılı yasayı hiçe sayarak genel kurulun yapılmasına imkan sağladı.

Ankara’da yapılacak Profesyonel Futbol Genel Kurulu’ndaki asbaşkanlık seçimi, 3813 sayılı yasaya aykırıdır.

Nedeni;

3813 sayılı yasaya göre, asbaşkan seçimi başkanla birlikte yapılır.

Bu konuda deneyimli Avukat Erdoğan Tuncer, aynı zamanda genel kurul üyesidir. Avukat Levent Bıçakçı’nın tecrübeli ve yetenekli avukatlardan oluşan geniş bir avukatlık bürosu vardır. Onlar da benimle aynı fikirdedirler. Ama ne hikmetse Bakan Yücel Seçkiner kanmıştır yahutta kandırılmıştır. Etrafındaki hukuk danışmanları onu yanıltmışlardır.

Bu genel kurul eğer oluşursa ve bir kişi de mahkemeye giderse inanıyorum ki iptal olur. Türk futbolunu düşünen kesinlikle yoktur. Sadece gününü gün etmek isteyenlerin büyük bir çoğunluğu genel kurulu oluşturmaktadır.

Geçtiğimiz günlerde Fenerbahçe Spor Kulübü’nde Köksal Özbek, Abdullah Kiğılı, Galatasaray’dan Ateş Ünal Erzen, Beşiktaş’tan da Tankut Dinç toplandılar. Ve Fenerbahçe Kulübü bir deklarasyon yayınladı, genel kurula iştirak etmiyor. Yani şunu demek istiyor, “Ben bu genel kurula ve Haluk’un federasyonuna güvenmiyorum.” Beşiktaş ise iki üyesini Ankara’ya gönderecekmiş ama oy kullanmayacaklarmış.

10 Ocak 1999’da Juventus ile anlaşma aşamasına gelen G.Saraylı Hakan Şükür, Swissotel’de Başbakan Mesut Yılmaz’a sürpriz bir ziyarette bulunur.

Mesut Yılmaz görüşme sonrası yaptığı açıklamada, Hakan’ın salı günü İtalya’ya gideceğini ve kendisiyle vedalaşmaya geldiğini belirtir;

“Hakan’la dertleştik. İtalya’ya transferinin perde arkasındaki olayları anlattı. Ben Galatasaray taraftarı olarak üzüldüm. Geri dönülemeyecek bir noktaya gelmiş”.

Hakan da, “Ağabey-kardeş ilişkisi içinde olduğumuz Sayın Başbabakan ile herşeyi konuştuk” der.

11 Ocak 1999’da Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu’nda yapılan seçimlerde, asbaşkanlıklara 122 oy alan Ata Aksu ile Süleyman Seba tarafından aday gösterilen ve 108 oy alan Mekki Başak seçilirler.

Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy, Fenerbahçe’ye cevap verir;

“Yayın konusunu çözdüklerini söylüyorlar. O zaman Kiğılı neden 1.5 ayda kaçtı?”

Parasını alamadığı için Galatasaray’dan ayrılmak isteyen Filipescu konusunda Faruk Süren’in değişik bir yaklaşımı vardır;

“Filipescu’nun çok üstüne gittiler. Kimi tükürdü, kimi dirsek attı. Adam bundan rahatsız oldu. Bizde yılda 800 bin dolar alırker, Betis’in 400 bin dolarına evet diyor.

Her tarafta bir G.Saray korkusu var. Takımı yıldızlarla doldurduk. Bundan rahatsızlık duyanlar var. Biri gelir, biri gider, çark böyle döner.”

13 Ocak 1999’da Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, toplanarak 4 olan yabancı sayısını, ikinci yarıdan itibaren 5’e çıkarır. Toplantı sonrası açıklamada bulunan Basın Sözcüsü Ufuk Özerten, yönetim olarak, 4 olan yabancı sayısının, ikinci yarıdan itibaren 5 olmasına karar verdiklerini belirtir;

“Bu kararda da en etkili olan düşünce tarzı, yabancı futbolcular ve kulüplerin UEFA ve FIFA nezdinde, sayı bakımından düştükleri problemlerin ortadan kaldırılması ve kulüplerin rahatlamasıdır. İnanıyoruz ki, Türk futbolcularının önü 5 yabancıyla kesinlikle kesilmeyecektir. Rekabet daha iyi şartları ortaya çıkaracaktır.”

Trabzonspor Kulübü Asbaşkanı Hikmet Onur;

“Herkes istediği kadar yabancı oyuncu alabilmeli. Yabancı sınırlaması kalksın ve serbest kalsın. Teknik kadro ihtiyaç duyarsa, biz de 5. yabancıyı almaya hazırız.”

18 Ocak 1999’da Fatih Terim hakemleri uyarır;

“Ligin ilk yarısında hakem hataları nedeniyle puanlar kaybettik. Artık hepsinin peşindeyim. Hakemler, en büyük destekçilerini kaybettiler.”

25 Ocak 1999 – İslam Çupi

Haluk Ulusoy federasyonu, seçimlerde bünyesine her türlü dalavera ve üç kağıt bulaşmasına rağmen, üstüne üstlük seçimlere tabanca ve mafya bulaşmasına rağmen, tüzel kişilik olarak hala işbaşında görülmemiş bir sağlam ayakla durmaktadır. Dördüncü kuvvet basının spor kanadı, futbol kanadı ile her türlü bombardımana rağmen Haluk Ulusoy ve arkadaşları, sanki Türkiye’nin birinci kuvveti olarak karşımızda ve iktidarda duruyor.

Benim futbolu içime sevda olarak düşürmemin yaşı bu yıl altmışa vardı. Bunun kırk yılı ise gazetecilikte geçti. Ben basın hayatımda Orhan Şeref Apak, Ulvi Yenal ve Hasan Polat gibi dev federasyon başkanları gördüm. Basın tarafından sürekli eleştirildikleri zaman her üçünün devamlı ayakta kalmak yerine devrildiklerine tanık oldum. Hem de birkaç kere… Geldiler ve gittiler.

Ben bu devlerin gidiş ve gelişleri karşısında, federasyonu karar ve adam bakımından bu kadar defolu olan, seçimlere her girişinde şaibe karışan, asbaşkanlarından yoksun hayli zaman geçiren, ama başkanıyla ayakta dimdik duran Haluk Ulusoy’dan başka bir sağlamcı görmedim. Türkiye’ye ve basına büyü mü yaptı, bu eski kamyoncu bilinmez…

Haluk Ulusoy futbolda her şeyi hazırlanmış ve pişmiş bulmadı mı Türkiye’de…

Sahaların hepsi çimendi. Merkez Hakem Komitesi ayakta idi. Naklen yayınlar tıkır tıkır işliyordu. Kümeler tayin ve tespit edilmişti. Milli takımlar ve antrenörler hazırdı. Çok uğraşılan naklen yayınlar havuzu, Aziz Yıldırım’ın kendi ayaklarıyla safınıza gelmesiyle Ali Şen’in haklı kazan kaldırışını bitirmişti Fenerbahçe’de…

Haluk Ulusoy’un futbolumuza “yapılmış başarı” diyebileceği tek armağanı var mı Türkiye’ye… Gerek futbolcularına gerekse antrenör ve teknik direktörüne bir Avrupa üst düzey ülkesinin harcamasına yakın bir sarf yapılan Türkiye’de milli takımların dişe dokunur bir başarısı söylenebilir mi?

Biz basın olarak bir otuz yıl “futbol özerk olsun, futbol özerk yönetilsin” diye mücadele verdik. Meğerse çok özel Ulusoy’a rastlamak varmış sonunda…

27 Ocak 1999’da borç içinde yüzen Galatasaray Kulübü Başkanı Faruk Süren ile yönetimi hedef alan protestoları İstanbulspor – Galatasaray maçında da sürer. Bayrampaşa Stadı’nı dolduran taraftarlar, Faruk Süren ve yönetimini istifaya davet ederek slogan atarlar. “Galatasaray bizimdir, bizim olacak”, “Süren istifa, Süren istifa” diye bağıran taraftarlar, tribüne de, “Komisyon alan sensin, taraftara tinerci diyemezsin” yazılı pankartı asarlar.

Aradan geçen onca yıl ve benzer onca olaya rağmen Galatasaray’ın en korkulacak zamanlarının böyle dönemleri olduğu gerçeği hala bir türlü anlaşılamaz.

29 Ocak 1999’da 5. yabancı futbolcu oynatma kararı Tahkim Kurulu tarafından durdurulur. 5 inci yabancıyla anlaşan kulüpler, Futbol Federasyonu’na sert tekpi gösterip istifaya çağırırlar.

Futbol federasyonu bütün gün üç kulübün durumu ve izlenecek politikayı belirlemek için toplantı yaparken, gerekirse kulüplere tazminat ödeme kararı verir.

Profesyonel Futbolcular Derneği Başkanlığına getirilen Turgay Şeren;

“5 yabancı konusunda Tahkim Kurulu’nun aldığı karar esasında Futbol Federasyonu tarafından alınmalıydı. Federasyonun canı istediği zaman istediği kararları alması mümkün değildir. Tahkim Kurulu’nu kararından dolayı kutluyoruz. Gayemiz, ileriki yıllarda yabancı sayısını kademeli olarak 3’e, sonra da 2’ye indirilmesi. Türk futbolunu yabancı çöplüğünden kurtaracağız. Milli Takımımızın oluşması için de bu son derece önemlidir.”

Futbol Federasyonu’nun 5. yabancı oynatma kararının Tahkim Kurulu tarafından durdurulması Samsunspor Kulübü Başkanı İsmail Uyanık tarafından da desteklenir. Uyanık, 5. yabancı hakkının Türk futboluna darbe indireceğine inandıklarını, bu yüzden de Tahkim Kurulu’na itiraz eden tek kulübün kendileri olduğunu belirterek, “Bir büyük yanlıştan dönülmüştür. Bazı Anadolu kulüplerinin bu karara öfke duymalarına anlam veremiyoruz”.

2 Şubat 1999’da Futbol Federasyonu’nun önce 5.yabancıya izin vermesi, ardından da Tahkim Kurulu’nun bu konuda Mayıs ayına dek yürütmeyi durdurma kararı alması ortalığı karıştırır.

Geçen bu süre içinde iki kulüp, 5. yabancının lisanslarını çıkarırlar. Bu sure içinde Tahkim’e başvurulduğu için federasyonun lisans işlemlerini itiraz sonuçlanana kadar durdurması gerekimekteyken Federasyon, Tahkim’in kararını beklemeden bir kulübe 26 Ocak, diğerine de 28 Ocak’ta lisans verir.

Bu durumda G.Saray ve Erzurum’un, maçdan sonraki 24 saat içinde itiraz etmeleri halinde geçersiz lisanslı oyuncu oynattıkları için Altay ve G.Birliği’nin hükmen mağlup olması gerektiği, Altay ve G.Birliği, eğer bu hafta 5. yabancı ile oynamaya kalkarsa, rakipleri de 24 saat içinde itiraz ederse mağlup olacağı iddia edimektedir. Ayrıca konunun UEFA’ya bildirilmesi konusunda hem ligin geçersiz sayılacağı, hem de seneye Avrupa Kupaları’na takım gönderilemeyeceği iddia edilmektedir.

Beşiktaş Kulübü Başkanı Süleyman Seba;

“Beşinci yabancı futbolcu olayına Beşiktaş Kulübü olarak temelden karşıyız. Bu gibi kararlar sezon başında uygulanmak koşulu ile alınabilir. Sezon ortasında bu işler olmaz. Kulüplerin para diye kıvrandığı bir ortamda, mevcut transfer taksitlerini dahi ödemekte zorlandığı bir ortamda beşinci yabancı onayını gündeme getirmek dahi yanlış. Bazı kulüpler beşinci yabancı futbolcu trasferlerini yapmışlar bile. Ancak bu futbolcular oynatılırsa büyük kargaşa doğar.”

Galatasaray Başkanı Faruk Süren, Federasyon ile Tahkim Kurulu arasında yaşanan krizin kulüplere danışılmadan alınan bir karar nedeniyle doğduğunu söyler.

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım;

“Daha önceden tahkim kurulu ile görüşmesi gerekirdi. Bu olayın ortaya çıkması Federasyonun bazı kulüpleri koruyormuş kokusunu vermektedir. Türk futbolu için federasyon hafif kalmaktadır. Federasyon olmasına rağmen kulüplerin menfaatine çalışmamaktadır.”

Trabzonspor Başkanı Mehmet Ali Yılmaz;

“Federasyon 5 yabancı kararını çıkardı. Tahkim ise bunu iptal etti. O arada bazı kulüpler 5.yabancıyı aldılar. Tahkim’in kararıyla birlikte kulüpler arasında eşitsizlik yaratılmıştır. Ya tüm kulüpler 5 yabancı hakkından yararlanır ya da hiçbiri bu hakka sahip olmaz. Böyle bir uygulama futbolun yeniden kaos içine girmesine neden olur. Bu bir an önce düzeltilsin.”

Eleştirileri cevaplayan Haluk Ulusoy;

“Kulüpler istedi, biz uyguladık. Bu tip eleştiriler yüzünden istifa edecek biri değilim. Beni Genel Kurul seçti. Başkanlıkta kalıp kalmayacağıma da genel kurul karar verir.

Biz durup, dururken bu kararı almadık. 4 + 2 isteyenler çoğunluktaydı. Sınırsız olmasını isteyenler de vardı. Tribünde oturan değil, sahada top koşturan oyuncuya karar verdik, beş yabancıyı çıkardık. Transfer 31 Ocak’ta bitti. Alan aldı, almayan bugün eleştiriyor. Bizim en büyük hatamız kulüplerden bu konudaki isteklerini yazılı olarak almamamız. Hiç kimse lafının arkasında durmuyor. Futbol Federasyonu, Tahkim Kurulu’nun verdiği karara ise saygı duyacaktır”.

7 Şubat 1999’da Trabzonspor, sahasında Altay’a 3-0 yenilirken maçın ikinci yarısında tribünden atılan bir taş, Altaylı Birkiç’in başına gelir. Numune Hastanesi’ne kaldırılan Birkiç’in başına iki dikiş atılır.

Fenerbahçe, Ankara’da Gençlerbirliği’ni 3-0 yenerken 5 yabancı oynatan Gençlerbirliği için itirazda bulunur. Bu durum Futbol Federasyonu Basın Sözcüsü Ufuk Özerten’i sinirlendirir;

“Onlar kendilerine baksın. Fenerbahçe’nin 9 yabancısı yasal da, G.Birliği ile Altay’ın yabancıları mı yasal değil? Fenerbahçe, Högh, Uche, Moldovan, Baliç, Boliç, Moshoeu, Dimas, Murat Yakın, Mustafa Doğan’la sahada mücadele ediyor. Futbol Federasyonu’nun onayladığı her işlemin yasaldır.”

11 Şubat 1999’da Fenerbahçe, Ufuk Özerten’e cevap verir;

“Fenerbahçe’nin bugün takımında yer verdiği yabancı oyuncular, sezon başlamadan önce Futbol Federasyonu’nun aldığı kararlar ve uyguladığı kurallar çerçevesinde görev yapan oyunculardır”.

19 Şubat 1999’da üst üste 9 maç kazanan Fenerbahçe, Samsun deplasmanından 1-1’lik beraberlikle dönerken maçın 32 inci dakikasında Vural’n tekmesi sonucu Metin Diyadin’in ayağı iki yerden kırılır. Hakem Ali Uluyol bu pozisyonda sarı kartına başvurur. Tibiya kemiğinde iki yerde kırık meydana gelen Metin, sezonu kapar.

Fenerbahçeli Metin Diyadin’in ayağının kırıldığı pozisyonda hakemin Vural’a sarı kart göstermesini doğru karar olarak yorumlayan karşılaşmanın gözlemcisi İlyas Ayan raporunda, Ali Uluyol’un sertliğe prim tanıdığını, bunun dışında iyi bir yönetim gösterdiğini vurgular.

Aynı maçta Celil’e tekme attığı için oyundan atılan Murat Yakın ceza kurulna sevk edilir. Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu da Fenerbahçeli futbolcuya iki maç oynamama cezası verir. Murat, böylece Fenerbahçe’nin Karabük ve G.Saray maçlarında forma giyemeyecektir.

Ayak kırılabilir – İslam Çupi

Fenerbahçe İstanbulspor maçında Sarı – Siyahlı futbolcu Güven’in ayağı kırılınca, Mustafa Doğan’ı bir numaralı futbol haini ilan edenler, bu hareketin kasti ve bile bile yapıldığından dem vuranlar, sanki olay orada bitecekmiş gibi ithamlarını hep Fenerbahçe ve Mustafa Doğan’ın üstüne attılar.

Beşiktaş ve özellikle Galatasaraylı futbolcu ve yöneticiler olayın vahametini büyütmek için İstanbulsporlu genç futbolcunun hastahane odasında ve yatağının başında üzüntü fotoğraflarını çektirip, Mustafa Doğan’ı yerin öteki katlarına gömüp serzenişin en büyüğünü yaptılar. Suni gözyaşından tutun da, tedirgin hastahane fotoğraflarıyla haber gazetelerinin spor sayfalarını ve görüntülü medyanın spor saatlerini işgal ettiler.

Beşiktaşlılar neyse de, Galatasaraylılar futbolcu ve yöneticisiyle, Fenerbahçe’ye duydukları muğberiyet ve kinden ötürü bu görüntüyü sanki arkası hiç olmayacakmış gibi bir vefa duygusu içinde ölümsüzleştirdiler. Hain Fenerbahçe, mağdur İstanbulspor diye…

Hiç olmayacakmış zannedilen bu ayak kırılma işi aradan bir kaç ay geçtikten sonra Fenerbahçeli Metin Diyadin’e Samsun’da Samsunspor maçı oynanırken tosladı. Vural hareketten sonra harap yüzü ile olaydan duyduğu üzüntüyü dile getirip Metin Diyadin ve Fenerbahçelilerden özür dilerken Beşiktaş ve özellikle Galatasaray’dan “tıss” yok.

Halbuki herkesin seyrettiği bu maçta olaya o talihsiz nokta konduktan sonra bir Allah’ın kulu Galatasaraylı telefona sarılıp geçmiş olsun lafını etmedi. İstanbulspor maçından sonra gencecik bir futbolcu için ağıt yakanlar, hastahane odalarında üzüntü fotoğrafı çeken Galatasaraylı dostlar eğer Metin Diyadin olayında bir telefonu esirgiyorlarsa, onun altında unutkanlık değil, başka bir buzağı aranır.

Bunu o anda kimse yapmıyor, Metin Diyadin’i İstanbul’da ameliyat olduğu hastahanede ziyaret etmiyor ve hüzün fotoğrafları çektirmiyorlarsa, bunun adı sahtekarlık olur ve olaya maruz kalan size Rostard’ın sözü ile “İstemez eksik olsun” diyorsa yeryüzünden göğe kadar haklıdır.

Fenerbahçe’nin şikayetçi olduğu başka bir konu aleyhine verilen penaltılardır, Fenerbahçe ligde yediği 14 golden 7 tanesini penaltıdan yemiştir. Son 10 haftada da yenilen üç golün üçü de yine penaltılardan gelmiştir.

28 Şubat 1999’da Lider Fenerbahçe deplasmanda 60 dakika 10 kişi oynayan Karabükspor’la golsüz berabere kalırken maçın hakemi Mustafa Çulcu, Fenerbahçe’nin Baliç’in ayağından kazandığı golü geçerli saymaz.

72. dakikada Karabükspor ceza sahasında yaşanan karambolde, top bir anda kaleci Veysel ile Baliç arasında kalır. Rakibinden daha atik davranan Veysel topu bloke etmek için plonjon yapar fakat tam olarak hakim olamaz. Topu söküp alan Baliç, Veysel’den sıyrılıp meşin yuvarlağı filelere gönderirken hakem Mustafa Çulcu, Baliç’İn kaleciye faul yaptığı gerekçesiyle golü saymaz.

7 Mart 1999’da Şampiyonu belirlemede büyük önem taşıyan karşılaşmada Galatasaray, Fenerbahçe’yi 2-0 yenerken gene olaylar vardır.

Maç öncesi statta eski açık tribününde kendilerine ayrılan yere, dolu olduğundan giremeyen 250 kadar Fenerbahçeli taraftar, G.Saraylılar’ın bulunduğu tribüne girmek zorunda kalırlar. Taraftarlar, köşede bayrak ve flamalarını çıkarınca olanlar olur. İki takım taraftarı birbirine şişe ve bozuk para atarlarken bazı taraftarlar izdiham nedeniyle bayılır.

Polis, Fenerbahçeli taraftarları çıkararak Fenerbahçe tirübünde polis için ayrılan yere oturtur. Sarı lacivertli taraftarlar oturdukları koltukları sökerek sahaya atarlarken yaklaşık 5 milyar liralık hasar meydana gelir.

Futbol Federasyonu, maçın hakemi Orhan Erdemir, gözlemcisi Ertuğrul Dilek ve federasyon temsilcisi Hasan Dindaroğlu’nun raporları doğrultusunda, her iki takım da disiplin kuruluna sevkedilip, savunmalarını istenir.

Dindaroğlu yazdığı raporunda, tribünlere sahte basılmış biletlerle girildiğinin belgelendiğini belirterek şunları yazar:

“Fenerbahçeli taraftarlar kendilerine ayrılan yerleri doldurup taşınca, emniyet güçleri tarafından sahanın içinden bir başka tribüne alındı. Bu esnada tüm koltukları kırdılar ve sahanın içine attılar. Galatasaraylıların ise tribünlerde renkli maytaplar, sis bombaları yaktılar.”

11 Mart 1999’da Galatasaraylı Hasan Şaş’ın Sakaryaspor ile oynanan Türkiye Kupası yarı final ilk maçına, doping içeren ilaç kullanarak çıktığı belirlenir. Köln’de yapılan idrar tahlilinde (A) numunesi dopingli çıkarken, (B) numunesinde de aynı sonuca varıldığı taktirde, 6 aydan 1 yıla kadar hak mahrumiyeti cezasına çarptırılması beklenmektedir. Kurallar gereği kulübe ceza verilmemektedir.

Sakarya-Galatasaray maçı sonrasında doping testine giren Hasan Şaş’ın idrarından alınan (A) örneği, Almanya’daki Köln Doping Merkezi’ne gönderilir. Köln’den, Futbol Federasyonu’na gönderilen raporda, Hasan Şaş’ın idrarında, doping maddesi içeren ilaçlarda bulunan ve kullanımı yasak olan “Efedrin” maddesine rastlandığı belirtilir.

Hasan Şaş:

“İdrar örneği alan federasyon doktorlarına, grip olduğum için bir gün önce Aferin ilacı aldığımı söyledim ve bunun rapora yazılmasını istedim. Ancak yazmadılar. Ben kasıtlı olarak dopig yapmış olsam, futbol hayatımı erkenden noktalamış olurum. Ben böyle bir şey yaparak rakip takımın oyuncularına saygısızlık bulunmam.

Ben Adana çocuğuyum. Biz şalgamla büyüdük. Benim dopingle kesinlikle işim olmaz. Böyle bir şey yapmış olsam ilk önce kendime ihanet etmiş olurum. Fatih Hocam da beni takımdan alırdı. Böyle bir işin ortaya çıkması beni bir hayli üzdü. Kendimi suçlu hissediyorum.”

Fatih Terim:

“Doktorun, Hasan’a ‘Aferin’ verdiğini biliyorduk. Bu durumu, maçtan önce ve sonra federasyon yetkililerine bildirdik. Aslında Hasan’ı o maçta oynatmayacaktım ama Hakan sakatlanınca oyuna almak zorunda kaldım. Birileri gene ortalığı karıştırmak istiyor. Yazık bu çocuğa. Çok masumane sebeple alınmış bir ilaç. Neden bu boyutlara getiriliyor. Olayda ne yanlış var? Çirkin saldırılara gerek yok.”

Burhan Uslu:

“Hasan Şaş’ın grip olduğu ve Aferin ilacı aldığı, Sakaryaspor maçı sonrasında idrar testi yapan doktorlara bildirildi. Ben, Sakaryaspor maçına gidemedim. Diğer doktor arkadaşımız Serhan Kurtulmuş olayı federasyon yetkililerine bildirmiş. “

Ali Dürüst:

“Kulübümüzün genç doktorları, maçtan bir gün önce hastalanan Hasan Şaş’a Aferin veriyor. Ama bu durum, doping kontrolü yapan doktora söyleniyor. O da, ‘Bir şey olmaz’ diyor.”

Fenerbahçe Kulubü Başkanı Aziz Yıldırım:

“Bu çok düşündürücü bir olaydır. Galatasaray gibi, Türk sporunun lokomotifi olan bir kulüpten böyle bir şeyin çıkması hiç de iyi bir olay değil. Türk sporu için bir lekedir. Akıllara başka sorular da gelebilir. Dost bir kulübün böyle bir olayda yaralanması bizi üzüyor.”

Fenerbahçe Kulübü Basın Sözcüsü Abdullah Kiğılı:

“Galatasaray’ın bundan sonraki tüm maçlarında doping kontrolü isteyeceğiz. Sağlık kurulunun sporculara verilmemesi gereken ilaçların listesini sezon başında kulüplere verir. Büyük bir kulüp böyle bir hata yapamaz. Olay çok vahimdir. Galatasaray’ın maçlarında göstermiş olduğu yüksek kondisyonun sebebi şimdi daha iyi anlaşılmaktadır”.

Fenerbahçe Yönetim Kurulu üyesi Necdet Ersoy:

“Bu olay G.Saray gibi kültürü ve büyüklüğü ile övünen bir camiaya yakışmamıştır. Ali Sami Yen stadının soyunma odalarına doping kontrolü vardır diye yazılmasının nedenini şimdi daha iyi anladık. Bu yazıları oraya yazacaklarına aynaya daha iyi baksınlar belki bir şeyler anlarlar. Bundan böyle G.Saray’ın her maçında doping kontrolü yapılmalıdır”.

Galatasaray Yönetim Kurulu ise yayınladığı bir bildiri ile Hasan Şaş’a verilen ilacın doping değil, tedavi amacını taşıdığını vurgular:

“Maç sonrası yapılan doping kontrolünde bu ilaçların verildiği futbolculumuz ve doktorumuz tarafından beyan edilmiştir. Bir gün sonra da bu hususlar yazılı olarak Türkiye Futbol Federasyon Sağlık Kurulu’na beyan edilmiştir. Sadece ülkemizde değil tüm dünyada soğuk algınlığına karşı sık kullanılan ve en etkin ilaçlarından biri olan A-ferin doping amacıyla değil, sadece tedavi amacıyla verilmiş bulunmaktadır.

Galatasaray Spor Kulübü olarak test sonuçlarına itiraz etmeyeceğimizi de şimdiden beyan ederiz. Zira kulübümüz bu ilacın tedavi maksatlı olarak futbolcuya verildiğini daha idrar örneği alınmadan şifai, alındığının ertesi günü ise yazılı olarak beyan etmiş bulunmaktadır. Türkiye Futbol Federasyonu Sağlık ve Hukuk Kurulları’nın yukarıda belirtilen hususları gözönüne alarak bu konuyu değerlendireceğini ve doping amaçlı bir kullanım olmadığını ortaya çıkartacağını umuyor ve bekliyoruz.”

16 Mart 1999’da Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), G.Saray-Fenerbahçe maçında tribünde yaşanan olaylar nedeniyle iki kulübe para cezası verir. PFDK, G.Saray’a 1 milyar lira, Fenerbahçe’ye de 750 milyon lira para cezası verilmesini uygun görür.

23 Mart 1999’da Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’ndan yapılan yazılı açıklamada, “17 Şubat’ta oynanan Sakaryaspor- Galatasaray Türkiye Kupası maçında doping içeren madde kullandığı tespit edilen Hasan Şaş’a 6 ay müsabakalardan men cezası verilmiştir” denilir.

PFDK, Hasan Şaş’ın doping içeren madde kullanmasını sağlayan ve dopingli olduğunu bildiği halde bunu engellemeyen Galatasaray Kulübü Doktoru Serhan Kurtulmuş’a da bir yıl hak mahrumiyeti cezası verir.

Hasan Şaş;

“Doping içeren madde olduğunu bilmediğim bir ilaç aldım ve başıma bunlar geldi. Böyle ceza alacağımı bilseydim gerçeğini alırdım. Benimle uğraşanlar rahatlamış oldular. Çok yıprandım ama sağlık olsun. Genç bir insanım, bunu da atlatırım.”

Yönetici Ateş Ünal Erzen, Hasan Şaş’a verilen 6 aylık cezanın çok yüksek olduğunu belirterek, “Hastalık amacıyla alınmış bir ilaç. Cezası olacaktır ama bu kadar yüksek değil. Biz savunmamızı hazırlayıp, Tahkim Kurulu’na başvuracağız” der.

24 Nisan 1999’da Fenerbahçe, mutlak bir penaltısının verilmediği maçta deplasmanda Gaziantepspor’la 2-2 berabere kalırken evsahibi takımın çok sert futboluna ve yıldırma taktiğine hakem Metin Tokat sessiz kalır. İlyas’la çarpışan Erol’un burnu kırılır.

Joachim Löw;

“Neredeyse tüm takım sakatlandı. Bir türlü tam kadro çıkaramıyoruz. Üstelik kadromuz da yetersiz. Bana da yapacak fazla birşey kalmıyor”.

Futbol Federasyonu’nun 6 Mayıs 1999 tarihinde yaptığı toplantıda Haziran ayından itibaren 5. yabancının transfer edilmesini onaylanır. Ulusoy, UEFA Kupası’na katılacak ikinci takımı belirlemek için Türkiye Kupası’nda yarı final oynayan MKE Ankaragücü ile Sakaryaspor arasında bir maç yaptırmayı planladıklarını belirterek, “Ancak UEFA’nın, İsrail’de yapılan son toplantısındaki karara göre, bu kupaya, lig sıralamasında 3. ve 4. sırayı alan takımları göndermemiz gerekiyor. Bu konuyu da toplantıda ele alacağız” der.

10 Mayıs 1999’da ligde şampiyonluk trenini kaçıran Fenerbahçe, oynanan 31 maçta 52 sarı 5 kırmızı kart görerek bir rekora imza atmıştır. Fenerbahçe’nin kart rekortmeni Mustafa Doğan 8 sarı kart görürken üç kez cezalı duruma düşmüştür. 6 sarı 1 kırmızı kart gören Murat Yakın’da listede ikinci sıradadır. Son olarak Bursaspor’da karşılaşmasında kırmızı kart gören Baliç’e 2 maç ceza gelir.

14 Mayıs 1999’da Şampiyonluğu garantilemek üzere olan Galatasaray, Ankaragücü deplasmanından 2-1’lik galibiyetle döner. Burak, ilk yarının uzatma dakikalarında Galatasaray’ı 1-0 öne geçirdiği golde ofsayt pozisyonundadır.

Ankaragücü’nün savunma oyuncusu Faruk Salman, Galatasaray maçında önce sırtını ısırıp, ardından maç çıkışı kendisine kafa atan Vedat için, “Ona tasma takın.. Çünkü başkalarını da ısırabilir” diye konuşur. Faruk’a “geçmiş olsun” diyen takım arkadaşları, ısrarla “Kuduz aşısı” olması telkininde bulunurlar.

15 Mayıs 1999’da Fenerbahçe, Hakem Sadık İlhan’ın çığırından çıkardığı maçta Kocaelispor ile berabere kalır.

Hakem Sadık İlhan son 2 dakika içinde Dimas ve Sergen’i kırmızı kartla oyun dışı bırakır.

Sadık İlhan, Kocaelispor golü öncesi Osman’ın Sergen’e yaptığı faulleri görmezlikten gelir. Sarı kartı olan Zeki’nin Moldovan’a attığı tekmeleri de aynı şekilde görmezlikten gelerek kendisini ihraç etmez. Daha sonra da rakip ceza sahası içinde Sergen’e yapılan faulde penaltıyı çalmaz.

Maçın bitimiyle birlikte Fenerbahçe Stadı savaş yerine döner, hakem üçlüsü; Sadık İlhan, Kenan Altınsaat ve Sami Şamar karşılaşmanın bitimi ile birlikte saldırıya uğrarlar.

Sahaya giren bir taraftarın hakemi yumruklamasına güvenlik güçleri engel olurken, Fenerbahçeli futbolcular da Sadık İlhan’ın çevresini sararak uzun süre protesto ederler. İlhan ve yan hakemleri soyunma odasına giderken, tribünlerdeki taraftarlar koridora uzanan tenteyi parçalarlar. Bu arada koridorda da bazı taraftarlar hakemlere saldırmaya çalışırlar. Hakem üçlüsü ise uzun süre bekledikten sonra polis minibüsüyle staddan uzaklaştırılır.

Aziz Yıldırım, Sadık İlhan’a küfür eden Sergen ve maçtan sonra hakemlere saldıran Moldovan’ın da Disiplin Kurulu’na sevk edilirler. Hakem ve gözlemci raporlarında olaylar ayrıntılı bir şekilde yazılırken, bu rapor doğrultusunda Fenerbahçe’nin sahasının kapatılması, Yıldırım’a en az 3 ay hak mahrumiyeti, Sergen’e 2, Moldovan ise 3 ile 6 maç arası ceza verilmesi beklenmektedir.

Fenerbahçe yönetimi, Kocaelispor maçında yaşanan olaylardan sonra ayağa kalkar. Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy ve MHK Başkanı Hilmi Ok’a savaş açan yönetim, çete suçlaması yaptığı bu ikiliyi devirmeyi planlamaktadır. İlk olarak, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı’na Ulusoy ile Ok’u şikayet edilecektir.

Başkan Aziz Yıldırım, iki kurumu da “teşkilat” olmakla eleştirirken;

“Bugüne kadar huzur ortamı olmasını düşünüyor ve susuyorduk. Ama artık gerekirse kavga, gerekirse kaos çıksın, durmayacağız. Her türlü mücadeleyi yapacağız. Fenerbahçe’nin hakkını bunlara yedirmeyeceğiz.

Son Galatasaray maçlarında tekmeler havada uçuştu, ama en ufak bir kart görmedik. Bizim Karabük’te attığımız gol sayılmıyor, aynı golü bir hafta sonra Galatasaray atınca normal oluyor. Kocaelili futbolcuların sertliğini herkes gördü. İkinci kart hakemin cebinden çıkmadı. Sergen’i oyundan atarken hiç mi vicdanı sızlamadı? Futbolcumuz gole giderken düşürülüyor, hem kırmızı kart, hem de faul vermesi lazım, devam diyor. Tetikçi sahadaydı.”

Basın Sözcüsü Abdullah Kiğılı;

“Bu federasyon ile bu işlerin yürümeyeceği belli oldu. Bundan sonra bütün icraatlarını takip edeceğiz. Her hafta MHK’nin hakemlerini de takip edeceğiz ve karşılarında olacağız. Artık sessizliğimizi korumayacağız”.

Galatasaray’da Vedat, A.Gücü maçındaki hareketleri nedeniyle Florya’da teknik direktör Fatih Terim tarafından sorgulanır. Faruk’un maçta sürekli kasıtlı olarak Hakan ve Burak’a vurduğunu belirten Vedat, “Ben Faruk’a ‘Neden sert oynuyorsun’ diye sordum. O da bana, ‘Sana ne oyununa bak’ diye karşılık verdi. Yine bir korner atışında, normal olarak itiş kakış oluyordu. O sırada dönüp bana ana avrat küfür etti. Maçı annem de seyrediyordu. Çok sinirlendim ve ısırdım. Maçtan sonra soyunma odasının dışında karşılaştık, bana el hareketi yaptı. Ben de kendimi tutumadım ve kafa attım” savunmasını yapar.

Vedat’ın, vatani görevini sürdürdüğü askeri birliğinde de hakkında rapor hazırlandığı ve büyük olasılıkla askeri mahkemeye çıkartılacağı beklenmektedir.

Mayıs 1999’da TFF – Fenerbahçe savaşı kızışmaya başlar. Fenerbahçe yönetimi, Kocaelispor maçında yaşanan olaylardan sonra, sezon başından beri sürdürdüğü uzlaşmacı tavrı bırakır. 17 Mayıs 1999 tarihli Hürriyet’ten:

Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy ve MHK Başkanı Hilmi Ok’a savaş açan yönetim, çete suçlaması yaptığı bu ikiliyi devirmeyi planlıyor. Sarı lacivertli yönetim ilk etapta, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı’na Ulusoy ile Ok’u şikayet edecek. Sarı lacivertli camianın da bu iki kurum ve başkanına tavır alması için kampanya başlatılacak.

Bu sezon ilk kez federasyon ve hakemler aleyhine açıklamalarda bulunan Başkan Aziz Yıldırım ile federasyonun yolları da ayrıldı. Ali Şen döneminden sonraki uzlaşmacı tutum yeniden kavgaya dönüştü. Önümüzdeki günlerde Fenerbahçe ile federasyon arasındaki söz düellolarının ve zıtlaşmaların sürmesi bekleniyor.

Havuz ihalesi konusunda da federasyona tavır almayı planlayan Fenerbahçe yönetimi adına bugün Basın Sözcüsü Abdullah Kiğılı’nın basın toplantısı yapıp, bu sezon yaşanan hakem olaylarıyla ilgili belgeli açıklamalarda bulunması bekleniyor. Öte yandan üç büyük kulübün havuz ihalesiyle ilgili toplantısında da Fenerbahçe, isteklerinden ödün vermeyecek.

17 Mayıs’ta Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, yöneticiler Abdullah Kiğılı ve Ali Yıldırım’ın federasyon hakkındaki “bunlar çete” açıklamalarına tepki gösterir. Ulusoy, “bizi hedef göstermesinler. Onların söylediklerine tavuklar bile gülüyor. Bizim olduğumuz yerde çete olmaz, çeteyi içlerinde arasınlar” der.

Aynı tarihte, naklen yayın ihalesi öncesinde, G.Saray, Fenerbahçe ve Beşiktaş kulüp başkanları ve yöneticileri, Trabzonspor Kulübü Başkanı’ndan da vekalet alarak Akaretler’deki Beşiktaş Kulübü’nde bir araya gelirer. Toplantıya Beşiktaş Kulübü Başkanı Süleyman Seba, Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, Basın Sözcüsü Abdullah Kiğılı, Galatasaray Kulübü Başkanı Faruk Süren ile sarı kırmızılı yöneticilerden Ateş Ünal Erzen ve Ali Dürüst katılır. Beşiktaş, Galatasaray, Trabzonspor ve Fenerbahçe Kulüpleri adına konuşan Faruk Süren, Futbol Federasyonu’na defalarca çektikleri ihtarnameye rağmen, ihale şartnamesinde dört büyük kulübün havuz sisteminde yer almayacağına dair hiçbir açıklama yapılmadığını kaydeder.

Süren dört büyük kulübün havuz sisteminde olmayacağını bir kez daha vurgular.

18 Mayıs 1999’da Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu resmi bir yazıyla Fenerbahçe Kulübü’ne, ‘‘Aziz Yıldırım ne demek istediğini açıklasın’’ diye sorar.

Federasyon yönetim Kurulu Üyesi İsmail Dilber;

“Sayın Yıldırım neyi niçin söylediğini çok iyi hesaplamak zorundadır ve bu çete ithamını en kısa sürede açıklamak zorundadır”.

20 Mayıs 1999’da Fenerbahçe Yönetim Kurulu bir deklarasyon yayınlayarak Futbol Federasyonuna cevap verir. Futbol Federasyonunun başında seçimle getirilmiş bir diktatör olduğununa temas eden bildiride şöyle denilir;

“Sayın Ulusoy kavramları hep birbirine karıştırmaktadır. ‘Çeteler oluştuğu’ tabirine alınganlık gösterdiği gibi, her tenkidi şeref ve haysiyete saldırı olarak yorumlamaktadır. Kısacası Sayın Ulusoy’a itimadımız kalmamıştır. Tez elden görevini erbabına bırakması gerekmektedir.

Şu anda Türkiye Futbol Federasyonu’nun başında seçimle getirilmiş bir diktatör oturmaktadır. Kulüplerimizi büyükler ve Anadolu takımları diye bölmüştür”.

Birinci Futbol Ligi maçlarının naklen yayınıyla ilgili ihale 20 Mayıs 1999 tarihinde yapılır. Futbol Federasyonu’nun 4. Levent’teki binasında gerçekleştirilen ihalenin ikinci turunda 120 milyon 500 bin ABD Doları veren Tele On, 1999 – 2000 ve 2000 – 2001 sezonunda oynanacak karşılaşmaların yayın hakkını alır. İhaleyi kazanan Tele On, vergiler ve Futbol Federasyonu’nun payı ile birlikte, ilk yıl için 155 milyon dolar ödeyecektir. İki yıllık toplam maliyet ise 320 milyon doları bulacaktır.

Televizyonlardan canlı yayınlanan ihaleye, Galaksi, İnterstar, Tele On, CINE5 ve Fun kuruluşları katılır. İhalenin ilk turunda en düşük teklifi veren Fun, elenir. İkinci tura katılan 4 yayın kuruluşu, toplam 40 defa fiyat artırımına giderler. İlk turda verilen en yüksek fiyat olan 110 milyon 650 bin ABD doları ile başlayan ikinci turda, yayıncı kuruluşlar en az 100’er bin ABD doları artırımla ihaleye devam ederler.

İkinci turda CINE5 yetkilileri, Galaksi TV’nin 115 milyon ABD dolarlık teklifinin ardından ihaleden çekildiklerini açıklarlar. Galaksi TV’nin 118 milyon 800 bin ABD doları teklifini İnterstar TV 100 bin dolar artırır. Daha sonra da Teleon TV’nin 120 milyon 500 bin ABD dolarlık teklifi karşısında Galaksi TV ihaleden çekildiğini açıklar. Ardından İnterstar’ın da ihaleden çekilmesiyle Tele On, Futbol Federasyonun açtığı ihaleyi kazanmış olur.

22 Mayıs 1999’da Fenerbahçe Teknik Direktörü Joachim Löw;

“Hakem hatalarına karşı konuşmak gerektiğini geç öğrendim. Ben yıllarca Almanya’da futbol oynadım ve sorumluluk aldım. Benim ülkemde hakemler ve federasyon aleyhine hiç kimse konuşamaz, hakkını arayanlar kanuni yollara başvurur. Biz sustukça kaybettik.”

23 Mayıs 1999’da Antalya deplasmanından 1-1’lik beraberlikle dönen Galatasaray 3 üncü şampiyonluğuna ulaşırken Beşiktaş ikinci olarak Şampiyonlar Ligi’ne katılmaya hak kazanır. Fenerbahçe ise tarihinde ilk kez açık farkla lider bitirdiği bir ilk yarının ardından sezonu üçüncü olarak kapatır.

25 Mayıs 1999’da Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, Kocaelispor maçı sonrası Fenerbahçe Kulübü’ne olaylar nedeniyle 2.5 milyar, hakeme tekme vurduğu için Moldovan’a 5 maç ve hakeme hakaret eden Sergen’e de 2 müsabakadan men cezası verir.

Ankaragücü maçında rakip takım futbolcusuna fiili saldırıda bulunan Vedat İnceefe de 6 ay resmi maçlardan men cezası alır.

28 Mayıs 1999’da Profesyonel Futbolcular Dernegi yaptigi yazili aciklamada Futbol Federasyonu’nun 1 – 2 Haziran tarihlerindeki genel kuruluna katilmayacaklarini açıklar:

“Futbol Federasyonu 5 yabancı kararını onaylayarak, Türk Futbolu’na en büyük ihaneti yapmıştır. Haluk Ulusoy ve arkadaşları, iki kulüp başkanının oyuncağı olmuş ve adeta onların robotu gibi hareket etmişlerdir. Türk futbolcusunun önünü kesen, yeşermeye başlayan Türk futbolunun gençlerini karanlığa sürükleyen Futbol Federasyonu’nun aldığı 5 yabancı kararından dolayı, 1 ve 2 Haziran tarihlerinde yapılacak Futbol Federasyonu Genel Kurul Toplantısı’na iştirak etmeme kararI aldık.”

Ulusoy – Spordan Sorumlu Bakan zıtlaşmalarının ikincisi (ilki Yücel Seçkiner) yeni bakan Fikret Ünlü ile gerçekleşir. Devlet Bakanı Fikret Ünlü, 2 Haziran tarihindeki Futbol Federasyonu Mali Kongresi’nde yaptığı konuşmada, “Federasyon, yayın ihalesindeki uyarılarımı dikkate almamış ve olayın sosyal boyutunu gözardı etmiştir” der.

Ünlü şöyle devam eder:

“Özerk federasyonun, futbolun yaygınlaştırılması ve sevdirilmesi ile ilgili görevleri arasında yer alan, maç yayınlarını sosyal boyutundan, halk boyutundan soyutlayarak ele almış olması çok düşündürücüdür. Futbol Federasyonu, bu görevini ihmal etmiştir. Yayın ihalesini uyarılara rağmen büyük hevesle yapmak yolunu seçmiştir. Bu konularda yasal telkin görevimi, gözetim görevimi sonuna kadar yerine getirdim, ancak başarılı olamadım. Takdirini kamuoyuna bırakıyorum. Gelir düzeyi düşük yörelerimiz, özellikle de Güneydoğu için şifresiz yayın sağlanması konusunda ısrarlıyım.”

Aziz Yıldırım, 8 Haziran 1999’da Ulusoy federasyonundan ilk cezasını alır. Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, olaylı Kocaelispor maçı sonrasında yaptıkları açıklamalar nedeniyle, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’a 3 ay, Futbol Şubesi Sorumlusu Ali Yıldırım’a da 1 ay hak mahrumiyeti cezası verir.

Kötü ve küfürlü tezahürat konusuna çözüm arayışları ise sürmektedir o yıllarda da.

Temmuz 1999’da Kuşadası’nda yapılan Uluslararası Futbol Hakem Semineri’nde konuşan MHK Üyesi Bülent Yavuz, çirkin tezahüratın önüne geçmek için hakemlerin üzerlerine düşen görevi yerine getirmelerini isterken, Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy da, “Küfürün kökünü en sert tedbirlerle kazıyacağız” demektedir.

Bülent Yavuz hakemlerden talimatnamenin 27. maddesini eksiksiz uygulamalarını ve daha cesur olmalarını ister:

“Seyircilerin oyuna fiili müdahalesi olmaksızın, edebe aykırı tezahüratların hakem ve oyuncuları etkilemesi halinde üç aşama uygulanacak. Önce hakem oyunu durdurup anons yaptıracak. Aynı davranışlar sürerse, ikinci kez maçı durdurup, iki takım kaptanından yardım isteyecek. Tüm bu çabalara rağmen kötü tezahürat devam ederse, hakem oyunu bir kez daha durdurup soyunma odasının yolunu tutacak ve her iki kulüp başkanından seyirciye çağrı yapmasını isteyecek. Bunlar da başarısız olursa, müsabakayı iptal edecek ve maç 24 saat sonra seyircisiz olarak tekrarlanacak.”

5 Temmuz 1999’da, kaybedilen şampiyonluğun ardından yeni sezonu Ogün, Abdullah, Alpay, Johnson, Preko, Oulare gibi iddialı transferlerle ve Rıdvan Dilmen’in yönetiminde şampiyonluk parolasıyla açan Fenerbahçe’de Başkan Aziz Yıldırım, bir önceki sezon yaşanan hakem olaylarına bu kez göz yummayacaklarını belirtir;

“Ulusoy taraf olmazsa, bize karşı komplo görmediğimiz sürece kavga etmeyiz. Fenerbahçe’nin hakkını kimse yemeye kalkmasın. Yoksa bunun hesabını sorarız. Federasyon başkanı hakem atamalarında etkili oluyor.

Böylesine büyük transferler yapmamızın sebebi, sahada güçlü olup, saha dışı olayları bile burada yenmek içindir. Ancak dış etkenlerle sahada baş edemezsek, saha dışında üzerlerine çökeriz. Avrupa’da her takımla başedebilecek seviyeye geldik. Rıdvan Dilmen ve ekibi takıma çok hakim”.

25 Temmuz 1999’da, daha lig başlamadan TSYD Kupası maçında ortalık gerilir. Fenerbahçe, Galatasaray ile 1-1 berabere kalırken Johnson’un kaburgası kırılır ve sevkedildiği hastanede sol böbreğinde de kanama olduğu ve iki gün daha yatması gerektiği açıklanır.

Johnson, sakatlandığı pozisyonda Hagi’nin kasıtlı hareket yaptığını iddia ederek, “bu onunla son karşılaşmamız olmayacak. Gaziantep’teyken de aynı şeyleri yapmıştı. İlk maçta hesaplaşacağız” der.

Rıdvan Dilmen;

“Bir futbolcunun kaburgası göğsüne yediği diz nedeniyle kırılıyorsa şaşırmak gerekir. Bana göre hareket kasıtlıydı. Bu tip olaylar çok üzücü. Benim de futbol hayatım böyle sakatlıklarla bitti”.

Galatasaray tribünleri Fenerbahçe’ye transfer olan Alpay’a ve eşine 90 dakika küfür ederlerken Alpay maç sonunda Taffarel ile tartışır. Fatih Akyel, topsuz alanda attığı tekme sebebiyle kırmızı kart görür.

Faruk Süren, Alpay’a ve edilen küfürlere tepkilidir;

“Alpay, Taffarel’i adeta öldürme teşebbüsünde bulundu. Hakem direk kırmızı kart göstermeliydi. Bu çocuğa ne oluyor? Bu kadar hırsının sebebi nedir? Bu sene hakemlerden çok çekeceğimiz var. Çok formsuzlar. Anlaşıldı ki bizi dördüncü kez şampiyon yapmak istemiyorlar.

Saha kapatmak caydırıcı olmaz. Seyirci 10 bin kilometrelik sahaya da gider taşkınlığını orada da yapar. Bu tip olayları önlemek için maçları seyircisiz oynatmak gerekir. Bu ceza, formaya, takıma bakmaksızın verilsin. Küfürü yapan G.Saray ise bize verilsin. Hem de bir değil 5, 10 maç seyircisiz cezası verilsin.”

26 Temmuz 1999’da Fenerbahçe, yayınladığı basın bildirisinde, G.Saraylı futbolcu ve yöneticileri sert bir dille eleştirip, TSYD maçında çıkan olaylarda, ezeli rakiplerini sorumlu tutar:

“G.Saray yavuz hırsız gibi. Hem suçlular, hem de güçlü görünmek istiyorlar. Oyuncularını Fenerbahçe’ye karşı olumsuz yönde motive etmekte, sahada son derece kabul edilmez sertlikler yapıp, oyunu çığırından çıkartmakta, hakeme tahakküm etmekte, seyirciyi tahrik etmekte ve müsabaka sonrasında da sütten çıkmış ak kaşık rolüne soyunarak, psikolojik savaş vermektedir.

Biz, G.Saray’ı temsil edenlerin tedavi edemedikleri Fenerbahçe fobisine bir anlam veremiyoruz. Fenerbahçeli oyuncuların kaburgasını kıran, yerde iken tekme atan oyuncuların, maç sonrası suçlamalarını da evsahibinden baskın çıkma gayreti olarak görüyoruz.

Ayrıca, G.Saray yönetimine de olayı kendileri çıkarıp, sonra rakibi suçlama yöntemlerine son vermesini ve amigo yöneticileri kendi bünyelerinde aramalarını tavsiye ediyoruz.”

Ulusoy federasyonu Ağustos 1999’da Galatasaray Spor Kulübü’ne, Şampiyonlar Ligi’nde oynayacakları ve rakipleriyle eşit şartlarda yarışabilmeleri için iki ekstra yabancı daha alabilme izni verir.

Ne ilginç değil mi? Oysa yıllar sonra Fenerbahçe’nin bu konudaki talebini görüşmeye dahi gerek duymaz aynı Ulusoy.

İlgili yazılar:

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15

HALUK ULUSOY DOSYASI – 5

leave a comment »

3 Kasım 1998’de Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, ligin 9’uncu haftasında oynanan Samsunspor maçında rakip takımın futbolcusu Cenk’in suratına tüküren ve bu hareketi gözlemci raporlarında yer alan Galatasaraylı Filipescu’ya iki resmi müsabakadan men cezası verir.

Almanya’nın Dortmund kentinde sadece üç kişinin çalışacağı Avrupa bürosunun açılışına Futbol Federasyonu tam 50 kişilik ekiple gitmeyi planlamaktadır.Dortmund’da 12 Kasım’da yapılacak Erdal Keser yönetimindeki büronun açılış törenine, federasyonun yönetim ve hukuk kurulları üyelerinin yanı sıra, diğer kurulların başkanları, teknik adamlar, başkan danışmanları ve konuklar katılacaktır.

Katılması beklenen isimler;

Haluk Ulusoy (Başkan), Nevzat Ergüney, Rahmi Magat, Nihat Saydan, Fethi Heper, Ali İpek, Selami Özdemir, Mukan Perinçek, Ufuk Özerten, Orhan Saka, İsmail Dilber, Şeref Has, Suat Mamat (Yönetim Kurulu üyeleri), Kemal Kaya, İsmail Özersin, İlhan Yalçın, Kemal Kapulluoğlu, Cansel Çevikol, Şekip Mosturoğlu (Hukuk Kurulu üyeleri), Engin Berker (Denetleme Kurulu başkanı), Türker Arslan (Tahkim Kurulu başkanı), Hilmi Ok (MHK Başkanı),Talay Şenol (Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu Başkanı), Aydın Torunoğlu (Genel Sekreter), Gıyasettin Şenman, Gürel Toraganlı, Haldun Kozakoğlu, Çetin Güler (Genel Sekreter yardımcıları), Metin Kazancıoğlu (İcra Kurulu Koordinatörü), Şükrü Yazıcıoğlu, Nuri Tayanç, Hüsnü Hayali, Mehmet Yılman, Ali Alemdar, Burhan Satır, Serdar Güzelaydın (Başkan danışmanları)

4 Kasım 1998’de Galatasaray Yönetim Kurulu, Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’nun Samsunspor maçında Cenk’e tüküren Filipescu’ya verdiği 2 maçlık ceza için Tahkim Kurulu’na itiraz başvurusunda bulunur.

Basın Sözcüsü Ali Dürüst;

“Fenerbahçeli Uche de aynı hareketi yaptı. Ancak hiçbir ceza almadı. Ayrıca bir başka maçta bizim futbolcumuz Okan’a kasti olarak yumruk atıldı. Yine bir ceza verilmedi. Biz Filipescu’ya verilen cezayı şikayet etmiyoruz. Çifte standarttan şikayetçiyiz”.

6 Kasım 1998’de 10 haftada 4 üncü deplasmandaki Cuma maçını oynayan Fenerbahçe, Antalya deplasmanından 1-0’lık yenilgiyle dönmektedir.

11 Kasım 1998’de G.Saray Teknik Direktörü Fatih Terim Futbol Federasyonu’nun Trabzonspor maçını pazar gününe almasına tepki gösterir;

“Böyle giderse her gün maç oynayacağız. Futbolda ülkemizi Avrupa’da temsil eden tek takım G.Saray. Önce Trabzonspor, ardından Adanaspor ile kupa, daha sonra ligde Sakaryaspor ve Juventus’la Şampiyonlar Ligi maçı. Federasyondan anlayış bekliyoruz”.

15 Kasım 1998’de Galatasaray, sahasında Trabzonspor’a 5-3 yenilir. Skoru 1-1’e getiren Galatasaray’ın golünde Okan’ın vuruşunda top Ogün’e çarpar ve ağlara doğru yöneldi. Top tam çizgi üzerindeyken yetişen Recep tehlikeyi uzaklaştırır ancak orta hakem Serdar Tatlı, yan hakemi Aykut Gümülü’nün devam demesine rağmen topun tamamının çizgiyi geçtiğini belirterek golü verir.

Maç sonrası Serdar Tatlı, “Gol kararında hatalıyım. Televizyondan gerçeği gördüm. Ancak, yanlışı değiştirmek artık elimde değil. Yardımcılarımla bu tip pozisyonlar için önceden bazı işaretler konusunda anlaştık, o anda Aykut Gümülü’nün kolunu kaldırarak bana gol işareti verdiğini sandım.”

Trabzonspor ve G.Saray taraftarları maçtan önce birbirine girerlerken bordo mavili taraftarlar statta kendilerine az yer ayrıldığını belirtip 200 koltuğu kırıp sahaya atarlar.

Beşiktaş, Samsun deplasmanından 3-0 galibiyetle dönerken Alpay, maçı sırasında yardımcı hakem Ali Rıza Çakmak’ın Oktay’ın attığı golü ofsayt gerekçesi ile iptal edip ardından küfür ettiği iddiasındadır.

Merkez Hakem Kurulu (MHK) Başkanı Hilmi Ok, iddiaları incelediklerini söyler. Daha sonra Ali Rıza Çakmak’a 4 ay ceza verilir.

20 Kasım 1998’de 12 haftada 5 inci deplasmandaki Cuma maçını oynayan Fenerbahçe bu kez Altay karşısında son 10 dakikada attığı 3 golle 4-0 galip gelir.

Galatasaray, Sakarya deplasmanından golsüz beraberlikle döner. Maçın 32. dakikasında Tugay, daha önce tartıştığı Sergio’yu faulle durdurur. Hırsını alamayan Tugay Brezilyalı futbolcuyu iterek düşürür. Sergio’nun düşerken Tugay’a hareket yapması üzerine hakem Erdal Güleç iki futbolcuyu da oyundan atar.

Juventus karşılaşması sebebiyle, Beşiktaş – Galatasaray maçı Futbol Federasyonu tarafından ileri bir tarihe ertelenir.

24 Kasım 1998’de Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Yücel Seçkiner, Mete Kılıç ve Hadi Türkmen’in istifalarıyla boşalan başkan vekillikleri için Futbol Federasyonu’nu, 22-23 Aralık‘ta Olağanüstü Genel Kurul’a çağırır.

29 Kasım 1998’de Fenarbahçe, sezonun en iyi futbollarından birisini oynadığı karşılaşmada Kadıköy’de Bursaspor’u 4-1 yener. 1-0 öndeyken soldan gelen ortaya yükselen Högh’ün kafa şutunda kaleci Şenol topu güçlükle uzaklaştırır, ardından gelen şutu ise Bursa kalecisi topu çizgi üzerinde bloke eder. Ancak Hakem İbrahim Aksoy, yardımcısı İlhami Sayılan’ın hatalı kararına uyarak top çizgiyi geçmediği halde golü verir.

30 Kasım 1998’de Hürriye Gazetesi’nden Turgay Şeren’in yazısı:

Hilmi Ok benim takım arkadaşımdır. Çok iyi bir G.Saraylıdır. Çok da iyi bir sportmendir. Şimdi bir özellik olan namus onda dört dörtlüktür. Ve şu anda da MHK’nin başkanıdır. Bir iki kez onu uyardım. Bundan önceki MHK’de iki arkadaşının çıkarılmasına göz yumdu. Nedenini bilmiyorum. Oysa onun da arkadaşlarıyla birlikte masayı terketmesi şarttı. O zaman daha da büyürdü.

Fenerbahçe-Bursaspor maçı. Televizyondan izledim. Daha kaleci kurtarırken, yani pozisyonun tekrarı olmadan ben ekran başında, ‘‘Bu gol değil’’ dedim. Yan hakem ve orta hakem İbrahim Aksoy gözlerini bağlamış olmalılar ki, gol kararı verdiler. Maç 1-0’ken oldu mu 2-0. Sonrasını hep beraber izledik. Fenerbahçe gene belki maçı kazanırdı, çünkü iyi oynuyordu. Şimdi gözüken tablo şu: Bursaspor’u hakemler yaktı.

Bu senaryo, yani Fenerbahçe’nin hiç alakasız bir anda alakasız bir şekilde ve son derece ihtiyacı yokken ve çoğu zaman skoru değiştirmekten uzak lehine verilen hatalı bir hakem kararı yıllar sonra bile benzer şekilde konuşulmaya devam edilecektir.

11 Aralık 1998’de Futbol Federasyonu seçimlerine mafyanın karıştığı şeklindeki bir yazıyı ihbar kabul eden İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı, Organize Suçlar ve Silah Kaçakçılık Şube Müdürlüğü’ne talimat vererek konunun araştırılmasını ister.

Organize Suçlar ve Silah Kaçakçılık Şube Müdürlüğü ekipleri, başlatılan soruşturma çerçevesinde Trabzonspor Kulübü Başkan Yardımcılarından Atilla Yıldırım’ı gözlem altına alır. Ayrıca, aynı konuya ilişkin, halen cezaevinde tutuklu bulunan Sedat Peker’in yakın adamlarından olduğu ileri sürülen Mecnun Otyakmaz da yakalanır.

Atilla Yıldırım’ın, 4-5 Eylül 1997 tarihlerinde yapılan Futbol Federasyonu Başkanlığı seçimlerini Abdullah Kiğılı’nın yerine Alp Yalman’ın kazanmasını isteyen Alaattin Çakıcı’nın talimatıyla devreye girdiği ileri sürülmektedir. Çakıcı’nın talimatı üzerine harekete geçen Yıldırım’ın, Abdullah Kiğılı’nın Futbol Federasyonu Başkanı seçilmesinin ardından da aleyhinde propagandaya başladığı iddia edilmektedir. Yıldırım’ın, Çakıcı’nın talimatını dönemin Futbol Federasyonu Başkan Yardımcısı Haluk Ulusoy ile DYP Elazığ Milletvekili Mehmet Ağar’a da ilettiği, Mehmet Ağar’ın da seçimlerin yenilenmesi için dönemin spordan sorumlu Devlet Bakanı’nı aradığı öne sürülmektedir.

Abdullah Kiğılı, çeşitli baskılar nedeniyle, 5 Eylül 1997 tarihinde devraldığı Futbol Federasyonu Başkanlığı görevinden, yaklaşık 2 ay sonra 3 Kasım 1997 tarihinde istifa etmiştir.

Kiğılı döneminde Futbol Federasyonu Başkan Yardımcılığı görevini Mete Kılıç ile beraber yürüten Haluk Ulusoy ise 4 Kasım 1997 tarihinde Abdullah Kiğılı’dan boşalan Federasyon Başkanlığı’na getirilmiştir.

Soruşturma kapsamında federasyonun eski yönetim kurulu üyesi Hadi Türkmen’in ifadesine başvurulur. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gelerek soruşturma savcısı Hasan Eker’e ifade veren Türkmen yaptığı açıklamada “Demokratik olarak seçildiğim bir görevden, demokratik olarak kalma imkanım elimden alındığı için ayrıldım” der.

12 Aralık 1998’de Şampiyonlar Ligi’ne deplasmandaki 1-0’lık Atletico Bilbao yenilgisiyle veda eden Galatasaray, sahasında Antalyaspor’u 3-1 yenerken hakem Kazım Erçakır’ın ilk yarının son dakikasında Galatasaray lehine verdiği penaltı kararı son derece yanlıştır. Atışı kullanan Hagi topu üstten auta gönderir. Galatasaray’ın 3.üncü golü de net bir şekilde ofsayttır.

Fenerbahçe, İstanbulspor’u 2-0 yenerken maçın 63 üncü dakikasında, Fenerbahçe 1-0 öndeyken Mustafa Doğan’ın müdahalesi sonucu İstanbulspor’lu Güven’in ayağı kırılır. Hakem Serdar Çakır bu pozisyonda kartını kullanmaz. Daha sonra kontrolü kaybeden Çakır, kasıtlı fauller yapan İstanbulspor’dan K.Hakan, Timur, Halilagiç, Fenerbahçe’den Dimas’a kırmızı kartını çıkaramaz.K.Hakan’ın tekmesinden son anda kaçan Murat Yakın, ayağını kırılmaktan güç kurtarır.

Güven;

“Mustafa ağabeye kırgın değilim, kasıtı yoktu. Kendisine kırgın değilim.”

Mustafa Doğan;

“Maç akşamı olayın etkisinden sabaha kadar gözüme uyku girmedi. Tekrar tekrar özür diliyorum”.

Güven’i ziyaret eden Hakan Şükür;

“Gece hastaneye koştum. Yüzündeki ifadeyi görünce gözyaşlarımı tutamadım. Allah kimsenin başına vermesin. Böylesine görüntüler sahalarımızdan uzak kalsın.”

Galatasaray, konuyla hiç alakası olmayan bir şekilde, Fenerbahçe – İstanbulspor maçındaki olayları örnek göstererek, Filipescu’ya verilen cezayla ilgili örneklemeler yapar.

Başkan Faruk Süren, Mustafa Doğan’a ebedi boykot verilmesi gerektiğini belirterek;

“Bu hareket sokakta yapılsa, polis devreye girer. Acaba Filipescu’nun tükürüğünü görenler, Mustafa Doğan’ın tekmesini, Balic’in dirseğini gördüler mi ? Şimdi kimseden ses seda yok. Fenerbahçeli futbolculara ne gibi cezalar gelecek, çok merak ediyorum. Mustafa Doğan’a ebedi boykot gelmeli. Hiç kimseye, hiç kimsenin ayağını kırma hakkı verilemez. Biz spor yapamayız.”

Fenerbahçe yönetimi, İstanbulspor maçından sonra Baliç- M.Doğan ikilisinin ceza alması için açıklamalarda bulunan sarı kırmızılı yönetime sert tepki gösterir.

Başkan Vekili Gürbüz Refioğlu;

“Faruk Süren ile Ateş Ünal Erzen haddini bilsin. Faruk ve Ateş efendi istiyor diye ceza mı verilecek?

Güven’e hepimiz çok üzüldük. Kendisine atılan tekmeden kaçmasa ayağı kırılan Murat Yakın da olabilirdi. Mustafa Doğan’ı vatan haini ilan etmeye çalışıyorlar. Çocuğun morali sıfır. Faruk Süren tam bir piyasa ağızı ile kulüp başkanına yakışmayacak şekilde konuşuyor. Yaptıkları aldatmacadır. Her zamanki oyunlarını oynayıp federasyona etki ederek oyuncularımıza ceza verdirmeye uğraşıyor. Koskoca Galatasaray camiası iki oyuncumuza verilecek cezadan medet umuyor.”

Yönetim Kurulu Üyesi Necdet Ersoy;

“Merak ediyorum G.Saray istedi diye Fenerbahçe’ye iki maç ceza veren Federasyon bu kez ne yapacak?

En kritik maçımız öncesinde Baliç ve Mustafa Doğan’ın ceza alması için çaba harcıyorlar. Adam Baliç’i yaka paça tutuyor, futbolcumuzun tepkisi gündeme geliyor. Bu çıkış MHK ve hakemlerin G.Saray’ın kontrolünde olduğunu gösteriyor. Böyle rezillik olmaz. G.Saraylılar bağırıyor ama İstanbulspor maçında hakem Fenerbahçe’yi yaktı. Dimas ve Murat Yakın cezalı, 5 futbolcumuz ise sakat.

G.Saray hakemlerle yürüyor. Hagi kendini atıyor, hakem penaltıyı üflüyor. Daha sonra G.Saray’ın morali düzelsin diye ofsayt gol hediye ediliyor. Sonra da Ateş Ünal Erzen çıkıp acayip demeçler veriyor. Bu yavuz hırsız ev sahibini bastırır misaline benziyor. Kadromuza ve teknik heyetimize güveniyoruz. Herşeye rağmen şampiyon olacağız.”

16 Aralık 1998’de erteleme maçında Galasataray, lider Beşiktaş’ı 2-0 yener. Maç sonrasında kızgın Beşiktaşlı taraftarlar tribündeki yaklaşık 2 bin 500 koltuğu sökerek sahaya atarlar.

G.Saray’ın ikinci golünden sonra Filipescu’nun, Toshack’a, “Nasıl attık ama” diye seslenmesi saha kenarını karıştırır. Filipescu’nun hareketini gören Alpay bu sırada Terim’in yanına giderek şikayet eder.

Alpay maç sonrasında yaptığı açıklamada, “Bütün Türkiye, Filipescu’nun nasıl bir futbolcu olduğunu biliyor. Filipescu gibi şerefsizler Türkiye’de ekmek yiyor, ona kızıyorum. Galatasaray yönetiminin onu uyarı vermesi gerekir. Yoksa başkaları verir.”

Galatasaray Yönetimi Alpay’ı Futbol Federasyonuna şikayet eder.

Galatasaray Kulübü Asbaşkanı Mehmet Cansun;

“Her yıl astronomik rakamlara ulaşan transfer ücretlerini futbolcuları zor durumda bırakacak. Bütün kulüplerin Futbol Federasyonu ile masaya oturup, bu olaya çözüm bulması gerekir. Bence en iyi çözümde yabancı futbolcu sayısını artırmak. Yabancı sayısı artınca rekabet artar. Örneğin biz geçen yıl Ç.Dardanel’den Kaleci Engin’i istedik. Sayın Niyazi Önen bize son rakam olarak 2.5 milyon doları söyledi. Biz de dünyaca ünlü Taffarel’i 700 bin dolara aldık. Aradaki farkı siz hesaplayın.”

İstanbulsporlu Güven’in ayağının kırılmasına neden olan Fenerbahçeli Mustafa Doğan, gözlemci İlyas Ayan’ın ek raporunda yer alması ve Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun emri ile tedbirsiz olarak Disiplin Kurulu’na sevkedilir. Maçın gözlemcisi İlyas Ayan’ın raporundaki sarı lacivertli futbolcunun Güven’e kasti sertlik yaptığı tabiri üzerine Yönetim Kurulu, Mustafa’nın Disiplin Kurulu’na sevkedilmesini onaylar. TV görüntülerini izleyen Hukuk Kurulu üyeleri hakem Serdar Çakır’ın oyunu devam ettirip, cezaya gerek görmediğini belirtirler.

Ancak Hukuk Kurulu’nun bu yorumuna rağmen Yönetim Kurulu kararından vazgeçmez.

İstanbulspor maçında rakibine dirsek attığı gerekçesiyle Galatasaray’ın baskısı üzerine, raporlarda olmamasına rağmen, önce Disiplin Kurulu’na sevk edilen, ardından Fenerbahçe’nin devreye girmesiyle durumu askıya alınan Baliç ile ilgili kesin karar da verilir. Baliç ise TV görüntülerindeki dirsek olayında kasti davranışta bulunmadığı yorumu ile Disiplin Kurulu’na sevkedilmekten kurtulur.

21 Aralık 1998’de Galatasaray yönetiminin sözünde durmadığını söyleyen Popescu;

“5 aydır bize verilen sözlerin hiçbiri tutulmadı. Paralarımızı alamadık. Kulüp Başkanımız Faruk Süren, alacaklarımızın 3 Ocak’ta ödeneceğine dair bize söz verdi. Şimdi Romanya’ya tatile gidiyoruz. Paralarımız ödenmediği taktirde dönmeyebiliriz.”

Hagi;

“Bugüne dek Fatih Terim’in hatırı için sustuk. Ama bizim de sabrımızın bir sınırı var. Bu kulüpte para sıkıntısı çeken sadece Popescu, Filipescu ve ben değil, tüm futbolcular aynı durumda. Önlem alınmazsa bu yangın büyür.

Bugüne kadar bunların hepsine göğüs geren tek bir kişi vardı, o da teknik direktörümüz Fatih Terim. Kulübün durumu bozuk olabilir. Beş ay biz sabrettik, yönetim de çare bulmak zorunda. Yoksa sonuçlar zarar verecek. Bu sorunlar çözümlenmediği taktirde, ortaya çıkacak gelişmelerden futbolcular değil, yönetim sorumlu tutulmalıdır.”

Ateş Ünal Erzen;

“Bu iş çocuk oyuncağı değil. Bu oyuncular her hafta 20 bin dolar para alıyorlar. Eğer kampa katılmazlarsa kendileri bilirler. Bundan onlar zararlı çıkar. Ayrıca beş aydır alamadık diye yalan söylüyorlar. Galatasaray’ı beğenmeyen çeker gider”.

23 Aralık 1998’de Galatasaray, erteleme maçında deplasmanda üç Rumen oyuncusu olmadan çıktığı karşılaşmada Ankaragücü karşısında 2-0’lık üstünlüğünü koruyamaz. 2-2 berabere biten maçın hakemi Sadık İlhan’dır. Galatasaraylılar, Ankaragücü’nün kazandığı penaltıya uzun süre itiraz ederlerken Fatih Terim maç sonunda çok sinirlidir:

“Hasan Şaş şöyle, Arif böyle diyerek hakemlerin kafalarını bulandırıyorlar. İşte bu maçta da hakem bizi yaktı. Olmaz böyle şey. Bizi hep hedef gösterdiler. Şimdi ben de onları taraftarlara hedef gösteriyorum”.

Sadık İlhan, Futbol Federasyonu’na gönderdiği raporda Fatih Terim ve Hakan Ünsal’ı suçlar. İlhan şunları söyler;

“Terim maç bitiminde önce el kol işaretleri yaptı, ardından da ‘Allah hepinizin belasını versin. Sizin canınıza okuyacağım’ dedi”.

Hakan Ünsal;

“Allah belanızı versin. Herşeye kart gösterdiniz. Penaltıyı uydurdunuz ama rakip tekmelerini görmemezliğe geldiniz”.

4. hakem Serdar Tatlı da Terim’in kendisini tehdit ettiğini belirtir. Tedbirli olarak PFDK’ya sevkedilen Terim ve K.Hakan, Adana maçında sahaya giremeyeceklerdir.

G.Saray’ın A.Gücü ile oynadığı maç sonrası hakemlere sözlü saldırıda bulunan Teknik Direktör Fatih Terim’in, Futbol Federasyonu Profesyonel Disiplin Kurulu’na sevk edilmesi beklenmektedir. Benzer örnekler göz önüne alındığında Hakem Sadık İlhan ve dördüncü hakem Serdar Tatlı’nın raporları doğrultusunda Terim’den önümüzdeki günlerde savunma isteneceği ve kendisine en az 30 gün hak mahrumiyeti cezası verilmesi gerekmektedir.

İlk yarı sonunda Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın aynı puanla arka arkaya sıralandıkları zirvede Galatasaray bir, Trabzonspor iki puan geriden takibi sürdürmektedir.

26 Aralık 1998’de G.Saray’ın kollandığına ilişkin iddialarını tatilini geçirdiği İspanya’dan da sürdüren Toshack;

“Haksızlık karşısında asla susmam. Geçen yıl bir konuşma yaptım, 1 ay maçları tribünden seyrettim. Bakın Fatih Terim’e saha içinde hem hakemleri tehdit ediyor, hem de ağzına geleni konuşuyor. Ben G.Saray’ın kollandığına inanıyorum. Bu nedenle de konuşuyorum.”

İslam Çupi

Ankaragücü – Galatasaray maçını yöneten Sadık İlhan o maçı sarı – kırmızılı takım kazansaydı mevcut yönetimiyle şimşekleri acaba üstüne çeker miydi? Yoksa Galatasaray’ın 3-1 yendiği Altay veya deplasmanda sarı – kırmızılı ekibin 5-0 kazandığı Çanakkale Dardanel maçında olduğu gibi sahadan bir kahraman gibi çıkmaz mıydı?

Galatasaray taraftarı, yönetimi ve teknik direktörünün hakeme salvosu neden? Niye iki maçın Galatasaray övgüsü alan hakemi Sadık İlhan, üçüncü maçın haini ilan ediliyor? Ümit’in Hakan Keleş’e arkadan itme yoluyla yaptığı penaltının aynısı Beşiktaş – Fenerbahçe maçında Mustafa Doğan için çalınmadı mı? O hakem kararı idi de, Galatasaray’a çalınan neydi yani.. Fenerbahçe’nin gizli borozanı mı?

Yoksa Galatasaray’ın isyanı Fenerbahçe devreyi lider bitirdiği için mi topyekün ayağa kalktı?

31 Aralık 1998’de Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, Galatasaraylı Hakan Ünsal’a Ankaragücü ile oynanan karşılaşmada hakeme karşı kaba davranışta bulunmaktan dolayı sadece 1 maç ceza verir.

Futbol Federasyonu’nun boş olan iki asbaşkanlığı seçimi için, Tekin Bilge, Mekki Hikmet Başak, Ahmet Ata Aksu ve Adem Yılmaz, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Yücel Seçkiner’e başvuruda bulunarak adaylıklarını açıklarlar.

İlgili yazılar:

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15

HALUK ULUSOY DOSYASI – 2

leave a comment »

18 Şubat 1998 tarihindeki bir haberde Ulusoy’un ilk yolsuzluk sinyalleri vardır:

Haluk Ulusoy’un Federasyon Genel Kurulu’nda kendi adına kalan dokuz kişinin faturasını devlete ödettiği ortaya çıktı.
Ankara Sheraton Oteli tarafından federasyona gönderilen faturanın toplam bedeli 10 milyar 914 milyon 289 bin 640 lira!..
007247 nolu fatura dökümü ise hayli ilginç.. Çünkü sadece federasyon başkanı Haluk Ulusoy için 9 ayrı özel oda kiralanmış! Ulusoy adına tutulan bu özel odalar için harcanan para ise tam 2 milyar 279 milyon 703 bin lira..
Genel kurul sırasında toplam 141 oda kullanılırken 104 delege birer gece konakladı. Otelin verdiği ücret kişi başı tam pansiyon 12 milyon 505 bin lira.. 104 delegenin bir gece konaklaması sonucu otele ödenmesi gereken miktar 1 milyar 300 milyon lira..
Delege olmayanların odaları da eklendiğinde ödenmesi gereken rakam 1 milyar 762 milyona çıkıyor.. Ancak federasyon devletin malı deniz mantığı ile tüyü bitmemiş yetimlerin hakkı olduğu, halkın parasını çarçur edince bu fatura bir anda 10 milyar 914 milyon liraya fırladı.
Bu arada federasyonun bir işgüzarlığı daha ortaya çıktı.. Federasyon ikinci lig maçlarını hiçbir ihale açmadan TRT’ye vererek büyük bir usulsüzlük yaptı.

19 Şubat 1998 tarihinde Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Yücel Seçkiner, federasyondan konunun incelenmesini istediğini açıklar. Ayrıca federasyon, üzerinden iki ay geçmesine rağmen, Sheraton Oteli’ne ekstra harcamaların delegelere fatura edilmesi için talimatını yeni yollamıştır. Otel’in yazıya tarih atılması talebi “Lütfen bu yazıyı tarihsiz kabul edin” sözleriyle geri çevrilir.

İsrail’de bulunan Başkan Haluk Ulusoy ile gün boyu telefon trafiğine girişen Futbol Federasyonu, acil olarak Ankara’ya bir muhasebe elemanını da gönderir.

“Ekstra rezaletiyle” ilgili bir başka gerçek daha ortaya çıkar. Federasyonun Genel Kurul öncesi yayınladığı ve tüm üyelere gönderdiği genelgede, otelde kimlerin kalabileceği, ekstra ödemelerin delegeler tarafından yapılacağının açıklanmasına rağmen, Başkan Ulusoy dahil pekçok delegenin bu uyarılara kulak asmadığı belirlenir.

Öte yandan Futbol federasyonunun 1997 – 98 yılı bütçesinde genel kurul harcamaları için öngörülen 22 milyar liranın şimdiden tüketilmiştir.

Bu dönemde Ulusoy’a en ciddi muhalefeti Turgay Şeren yapmaktadır.  Bakalım Şeren 20 Şubat 1998 tarihli yazısında neler demiş:

Ulusoy nasıl başkan oldu?

Futbol Federasyonu uygulamaları ile toplumun her kesiminden büyük tepki alıyor. İşte bu federasyonun başkanı Haluk Ulusoy’un göreve gelişinin perde arkasını yazarımız Turgay Şeren araladı.

5 BEDEN BÜYÜK
Haluk Ulusoy, rüyanda bile göremeyeceğin federasyon başkanlığı apoletli bir elbise giydin. Aynaya bak, bu elbisenin sana 5 beden büyük geldiğini göreceksin.

RİCACILAR KİMDİ
Mete Kılıç istifa ettiği zaman, ‘‘Mete Bey istifanı geri al. Haluk iki aylık geçici başkan kalsın. Genel Kurul’da seni destekleriz’’ sözü nerede verildi? Ricacılar kimdi?

ODADA NELER OLDU
Alp Yalman, Kaya Çilingiroğlu başkanlık için yarışırken Özkan Sümer, sen, Cengiz Eltutar ve İsmail Dilber, Sheraton Oteli’ndeki odanızdan niçin çıkmadınız?

TAYİNLE BAŞKAN OLMAM!
Federasyon toplantısı sırasında bas bas bağırıp, ‘‘Ben Özkan Olcay gibi tayinle federasyon başkanı olacak insan değilim’’ diyen sen değil miydin?

Uzun zamandır Türkiye Futbol Federasyonu ile ilgili konuları gündeme getirmek istemedim. Zira, boyutlar değişikti. Konu Türk Futbolu değildi. Gereksiz ve amaçsız bir kavganın içinde olmak bana ters geldi. Ancaaak, bugünlerde Türkiye Futbol Federasyonu’nun yapısı, tavrı, futbolumuzu nereye götürür tartışması, Türkiye Futbol Federasyonu var mı yok mu diye endişeler duyulması ve büyük ölçüde silik kalışı, beni bu yazıyı yazmak mecburiyetine itti.

Biraz gerilere gitmek istiyorum. Alp Yalman ve Kaya Çilingiroğlu’nun yarıştığı bir federasyon seçimi var. Hatırlayın bu seçim 152 kişinin toplanamaması nedeniyle yapılamadı. Otel paraları, ekstralar, delegelerin geliş gidişleri, çekilen manevi eziyetler, seçim öncesi çalışmalar, hepsi sıfır oldu. Neden? Onu da anlatayım. Futbol Federasyonumuzun o günkü 4 üyesi seçim salonuna girmedi. Hepsi de Ankara’daydı. Hepsi de Sheraton otelindeydiler. Kimdi bunlar? Asbaşkan Özkan Sümer, Federasyon üyeleri Cengiz Eltutar, İsmail Dilber ve şimdiki Federasyon Başkanımız 130 küsür oy farkla başkan oldum diyerek kasılan ve bununla iftihar eden Haluk Ulusoy kardeş. O gün Türk Futboluna bu ihaneti yapan bu 4 kişi bugün Türk Futbolunu yönetiyorlar. Özkan Sümer, belki federasyonda değil. Ama federasyonunun oluşturduğu 3-4 tane kurulun içinde Özkan Sümer de var. Yani o da olayın içinde.

Bu hatırlatmayı niye yaptım, zaman zaman Türk futbolunda liderlik vasfına sahibiz diye ortaya çıkanların, o gün neler yaptığını ve Türk Futboluna maddi, manevi ne kadar zarar verdiklerini hatırlatmak için. Şimdi bu arkadaşlar ve diğerleri etraflarına harbi kazanmış kumandan gibi tepedan bakabiliyorlar. Belki de alkışlanıyorlar. Ama aklı başında Türk Futbolunu düşünenler için bir utanç tablosunu hatırlatıyorlar. Bugünkü Futbol Federasyonu Başkanımız Haluk Ulusoy bu göreve nasıl geldi? Şimdi biraz da onu deşelim.

Yapılan normal seçimde Abdullah Kiğılı kardeşimiz Alp Yalman’ı geçti. Herkes biliyor. Ben ve arkadaşlarım reylerimizi Alp Yalman’a verdik. Galatasaray da başkanlık yapmış, yıllar yılı yönetiminde bulunmuş bir Galatasaraylı’nın dışında bir isme rey vermemiz mümkün değildi. Kiğılı da kardeşimizdir. Ama Faruk Süren ve arkadaşlarının dışladığı Alp Yalman’a bizim sahip çıkmamız kadar doğal bir şey yoktu.

Kiğılı seçimi kazandı. Onu kucakladım. Türk Futbolu’na büyük şeyler verebileceğine inancım vardı. Hala da var. Ama ne oldu? Tahkim Kurulu’nun aldığı bir karar, Fenerbahçe- Kocaelispor maçında yaşanan naklen yayın olayları, Televizyon ekranının bir kararması, bir açılması, güvenlik kuvvetleri ile stad görevlilerinin adeta çatışması, Kiğılı’yı istifa noktasına getirdi.

Kiğılı dört dörtlük bir insandır ve Futbol Federasyonunda Şenes Erzik’in yanında tam 7 yıl görev yapmıştır. Hem de çok hassas bir konu olan Mali İşler Direktörü olarak. Bu süre içinde en ufak bir sorun çıkmamıştır. Hani bugün gazeteler yazıyor. Genel Kurul üyelerinin, özellikle bugünkü Federasyon Başkanımız Haluk Ulusoy’un yaptığı harcamaların federasyon tarafından ödendiğini apaçık ortaya koyuyorlar. Ben şahidim, Erzik Federasyonu devrinde 1 tek kuruş, bu tip fazla ekstra para Sheraton oteline ödenmemiştir. Ekstra yok mudur? Elbette o zaman da vardır. Ama bu ekstralar, federasyonun içindeki üyeler tarafından kapatılmıştır. Ve bu kapatma işleminde de Şenes Erzik, Abdullah Kiğılı ve Ayhan Bermek başı çekmişlerdir.

Gelelim Abdullah Kiğılı’nın istifasına. Kiğılı, Futbol Federasyonu’ndaki arkadaşlarıyla yaptığı toplantıda ‘‘Beyler, bu naklen yayın olayı ve Tahkim Kurulu kararları bizleri çok zor duruma soktu. UEFA bir taraftan, havuza dahil Anadolu Kulüpleri diğer taraftan, başka bir naklen yayın kuruluşu ile mukavele yapan Beşiktaş ve özellikle Fenerbahçe başka bir taraftan bizleri paramparça ediyor ve işin içinden çıkılmaz durumlara sokuyorlar. Ben istifa edeceğim. Biz bir grup olarak geldik. Sizleri bilmem’’ deyip Mete Kılıç’a şu soruyu sorar ‘‘Siz ne düşünüyor sunuz Mete bey?’’ Kılıç’ın cevabı kesindir ‘‘Ben de istifa ederim’’ Mete Kılıç sözünü bitirmeden diğer Asbaşkan Haluk Ulusoy atlar ve der ki, ‘‘Ben Özkan Olcay gibi tayinle Federasyon Başkanı olacak insan değilim. Siz istifa ederseniz, benim de istifam uygulanmaya geçer.’’

Abdullah Kiğılı bildiğimiz gibi istifa etti. Ama ne yazık ki, beraber geldiği arkadaşları ona ihanet ettiler. Hepsi Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu sandalyelerine sıkı sıkı yapıştı. Önemli olan o sandalyede oturmaktı. Türk Futboluna hizmet etmek ne demekti. Ve işin en acısı neydi biliyor musunuz? Abdullah Kiğılı listesinden seçilenlerin hiçbirisi aradan aylar geçmesine rağmen, Abdullah Kiğılı’yı kerhen dahi aramadılar. Şimdi bu vefasız, sevgi ve saygıdan yoksun kişiler Türkiye Futbol Federasyonu’nun yönetimindedirler. Bunu anlamak mümkün değildir.

Kiğılı’nın istifa ettiği dönemde Spor Bakanı Yücel Seçkiner Küba’dadır. Yerine eskiden Spor Bakanlığı yapmış, doğrusu benim de çok takdirimi kazanmış, çok sevdiğim, şu andaki Tarım Bakanı Ersin Taranoğlu Spor Bakanlığı’na vekalet ediyordu. Ne olduysa oldu. Kiğılı’nın istifası 1 saat içinde kabul edildi. Aynı zaman içerisinde Haluk Ulusoy’un Federasyon Başkanlığı’na atandığı Ersin Taranoğlu, imzasıyla futbol kamuoyuna duyuruldu. Şimdi ben Haluk Ulusoy’a sormak isterim. Hani sen tayinle Futbol Federasyonu Başkanı olmazdın? Kiğılı’ya bu yanlışı nasıl yaptın Ulusoy? Sen ve arkadaşların Kiğılı’nın ekibisiniz. Demek ki, sizler için Kiğılı Mığılı mühim değilmiş. Mühim olan Futbol Federasyonu Binası kapısından içeri girmekmiş. Ondan sonrası Allah Kerimmiş.

Birinci Başkan Vekili Mete Kılıç, bunu hazmedemiyor tabi istifa ediyor. Araya ricacılar giriyor. ‘‘Mete bey Allahını seversen istifanı geri al. Haluk 2 aylık geçici başkan kalsın. Yeni genel kurulda seni destekleyeceğiz’’ deniyor. Bu sözlerin bir aile meclisinde söylendiği ve Mete Kılıç’a garanti verildiği yalan mıdır Ulusoy?

Bu sözler yalan değilse neden gerçekleşmedi? Tabii aynı soruyu Mete Kılıç’a da sormak lazım. Sana verilmiş sözler yerine getirilmediği halde neden hala Asbaşkanlık koltuğunda oturuyorsun?. Neler değişti, ne gibi olaylar oldu da tam siper oldun.

Mustafa Kefeli ile birlikte çıktığı yarışta Ulusoy için tüm Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu Üyeleri yolllara düştü. Hem de Futbol Federasyonu’nun resmi ve antetli kağıtlarıyla, tüm delegelere (Ben de dahil) içlerinden biri olan Haluk Ulusoy’u başkan olarak destekledikleri ve bu uğurda çalışma yaptıklarını içeren mektup gönderdiler. Bu hiç olacak bir şey değil. Alışılmış da değil. Acaba, Ulusoy kazanmasaydı da Mustafa Kefeli başkan olsaydı da Ulusoy’un arkadaşları istifa ederler miydi? Hiç sanmıyorum. Tıpkı Abdullah Kiğılı’daki senaryo tekrarlanıyordu. Mustafa Kefeli ile birlikte el bebek gül bebek federasyon koltuklarında otururlardı. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Ulusoy devri Futbol Federasyonu’nda bir ulufe dağıtma devri olarak hatırlanacak. Seçimlerde büyük destek olan ve 150 delegeli yarım kalan seçimin yapılmamasında başrolü oynayan Özkan Sümer, Futbol Federasyonu’nun çeşitli komitelerinde var. Tabii ki, bir diyet ödenecek. İsmail Dilber ile birlikte, Yurtdışı Teşkilatlandırma Kurulu’nda isimleri var. Kendilerinin futbol bilgilerine diyeceğim yok. Benim merak ettiğim hangi lisanda konuşacaklarıdır. Abdullah Kiğılı’nın başına gelen vefasızlık örneğini Şenes Erzik de yaşamıştır. Erzik Futbol Federasyonu’ndan ayrıldıktan sonra onu bir kez aramak ne Ulusoy’un aklına gelmiştir, ne de ekibinin. Ama, UEFA söz konusu olunca UEFA’nın yayınla ilgili konuları gündeme gelince Erzik, apar topar aranmış ve destek beklenmiş. Herhalde, Ulusoy’un tercümanlığını da Erzik yapmış olmalı.

Son Trabzon – Fenerbahçe olayına şöyle Ulusoy ile birlikte bir göz atalım. Federasyon başkanımız daha olaylar tetkik halindeyken ‘‘Bariç’i magnumla mı vurdular ki, 3 metre ileriye düştü’’ diyor. Bu olmadı Ulusoy. Bir Federasyon Başkanı kendisine yakışmayacak kabadayı edasıyla bu konuşmayı yapmaz. Televizyondaki o görüntün ve ses tonun gözümün önünde ve kulaklarımda hala çınlıyor. Futbol Federasyonu’nun bu konuda verdiği karara ben de uyuyorum. Fenerbahçe’nin sahadan çekilmesi yanlıştır. Bu yanlışa benim tanıdığım Ali Şen nasıl düşmüştür, doğrusu hayret.

Kulüpler Birliği’nin aldığı kararı İsmail Uyanık açıklarken de tüylerim diken diken oldu ‘‘Fenerbahçe’nin İstanbul’da yapacağı maçları 14.00’de oynarız’’ dedi. Ya aynı şeyi Fenerbahçe isterse ne olmacak. ‘‘Ben de Samsun ve diğer Anadolu kulüpleri ile yapacağım maçları 14.00’te oynamak istiyorum’’ derse ne olacak? Bu kaosu kim çözecek? Benim bildiğim kadar yayın yetki belgesi ve maç saatleri uygulaması Futbol Federasyonu’nun denetiminde değil midir Ulusoy? Sen uzaktan kumandalı bir başkan mısın yoksa?

Ulusoy, rüyanda bile göremeyeceğin Federasyon Başkanlığı apoletli bir elbise giydin. Aynaya bak, bu elbisenin sana 5 beden büyük geldiğini göreceksin. Benim sana bir ağabey olarak tavsiyem, arkadaşlarınla birlikte hemen istifa edip, Türk Futbolunu çok daha ehil ellere teslim etmendir.

Bir zamanlar genel kurula girmeyip seçim yaptırmayan ve futbolumuza ihanet eden, Özkan Sümer, Cengiz Eltutar, İsmail Dilber ve Haluk Ulusoy şimdi Türk futbolunu yönetiyorlar.

Ulusoy devri Futbol Federasyonu’nda bir ulufe dağıtma devri olarak anılacak. Seçimlerde büyük destek olan ve yarım kalan seçimin yapılmamasında başrol oynayan Sümer federasyonun çeşitli komitelerinde var.

Haluk Ulusoy, benim sana bir ağabey olarak tavsiyem, arkadaşlarınla birlikte hemen istifa edip, Türk Futbolunu çok daha ehil ellere teslim etmendir.

Dikkatinizi çekerim, daha Şubat 1998’de, yani otel, çanta vs usulsüz harcamaları, paye dağıtmalar, diyet ödemeler ayyuka çıkmadan önce “Ulusoy devri Futbol Federasyonu’nda bir ulufe dağıtma devri olarak hatırlanacak” yazmış Turgay Şeren.

20 Şubat 1998’de İkinci Lig Play – Off maçlarının naklen yayın hakkını ihale açmadan 750 milyar liraya TRT’ye veren federasyon, yüzde 10’luk hisse ödenmediği gerekçesiyle yayın yetki belgesini vermeme kararı alır. Federasyon, gönderdiği yazıda yetki belgesinin verilmeyeceğini belirtir.

TRT ise Futbol Federasyonu’na rest çekerken, bu haftaki maçlar için her türlü hazırlığın yapılacağını ve karşılaşmaların ekrana getirilememesinin nedeninin canlı yayında açıklanacağını bildirir.

Kamuoyundan gizli, ihale açılmadan TRT’ye verilen karşılaşmaların yayın hakkı, 6 hafta sonra krize dönüşürken, olaya Başbakan Yılmaz’ın müdahale etmesi beklenmektedir.

CHP Sivas Milletvekili Mahmut Işık, Futbol Federasyonu olağanüstü genel kurulunda yapılan aşırı harcamalar nedeni ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na bir soru önergesi verir;

1 – Başkan Haluk Ulusoy’un 9 ayrı oda tutması nedeniyle federasyonun, Sheraton oteline 2 milyor 279 milyon lira borçlu kaldığı doğru mudur?
2 – Otelde tam pansiyon ücretin 12 milyon lira olduğu, ancak çok sayıda delegenin 300 milyon lirayı aşkın harcama yaptığı doğru mudur?
3 – Haluk Ulusoy’un koruması Kurban Yazoğlu’nun, 274 milyon liralık harcamalarının federasyonun borcu olarak kayıtlara geçtiği doğru mudur?
4 – Federasyon, genel kurul öncesi “Ekstralarını delegeler kendileri ödeyecek” duyurusunu yapmış mıdır? Eğer alınmadıysa niçin bugüne kadar beklenildi?
5 – Olayın çıkartılmasından sonra otele, ekstraların delegelere fatura edilmesi konusunda tarihsiz bir talimat yazısı verilmiş midir?

22 Şubat 1998’de sahasında şok bir şekilde Kayserispor’a 2-1 yenilen Fenerbahçe, 18 hafta sonra liderliği devreder. Galatasaray ise deplasmanda Antalyaspor’u 3-1 yenerek Trabzonspor’un arkasından ikinciliğe çıkarken Hakan’ın çizgiden çevrilen topunu Sadık İlhan gol olarak değerlendirir.

24 Şubat 1998’de Futbol Federasyonu, sarı kart cezalısı olduğu halde Beşiktaş karşılaşmasında forma giyen G.Birliğili Tolga’yı, yönetmeliğe göre en az 5 maçla cezalandırması gerekirken, naklen yayınlar konusunda kolkola girdiği Gençlerbirliği Başkanı İlhan Cavcav’ın talimatıyla affederek bir anlamda da diyet öder.

Yönetim Kurulu’nun 14 Şubat tarihinde yaptığı toplantıda cezalı oyuncu oynattığı gerekçesiyle Gençlerbirliği’nin hükmen yenilgisine karar verilir.

Adıyamanspor formasını giyerken, 14 Aralık 1997 tarihinde yapılan PTT maçında rakibine yumruk atan Tolga’ya Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu 18 Aralık 1997 tarihinde iki resmi maçta oynamama cezası verilmiştir. Tolga takımının 21 Aralık 1997 tarihindeki Batman Petrolspor maçında forma giymedi ve cezanın bir maçlık bölümünü çeker. Ardından Gençlerbirliği’ne transfer olan bu oyuncunun 22 Ocak‘ta lisansı çıkarılır. 24 Ocak tarihinde ise Tolga bir maçlık cezası kalmasına karşın, Gençlerbirliği’nin Beşiktaş maçında oynar.

Bu durumun saptanmasının ardından federasyon ile yakın ilişkiler içerisinde bulunan Gençlerbirliği Kulübü Başkanı İlhan Cavcav devreye girer.14 Şubat‘taki toplantıda “Lisans çıkarılması prosedürüne müdahale imkanı olmadığı gerekçesiyle” Tolga affedilirken, Gençlerbirliği yöneticisi Cem Onuk disiplin kuruluna sevkedilir.

Bu durumun tam tersi olarak Disiplin Kurulu 8 Mayıs 1997 tarihinde yaptığı toplantıda cezalıyken oynayan Tarsus İdmanyurdu oyuncusu Cihat Metin, Erciyesspor futbolcusu Tolgahan Kayıran’ı 5’er, Nevşehirspor futbolcusu Yıldırım Eroğlu’nu 6, 26 Ağustos 1997 tarihindeki toplantıda ise, Gaziantepsporlu Francisco Lima Gouvınho’yu 5 maçla cezalandırmıştır.

28 Şubat 1998’de Fenerbahçe, İbrahim Aksoy’un yönettiği ve bir penaltısının verilmediği maçta İstanbulspor’u son dakika golüyle yenerken bu kez oyundan atılan oyuncu İlker’dir. Son haftalarda artan kartlarla birlikte Fenerbahçe’de bir sezonda kırmızı kart gören oyuncu sayısı 7’ye yükselmiştir. Yeni lider, Beşiktaş’ı 3-2 yenen Galatasaray’dır.

Aziz Yıldırım İstanbulspor maçından sonra Futbol Federasyonu ve hakemlere çatar. Yıldırım, göreve geldikleri ilk anda herkese el uzatıp uzlaşma teklif ettiklerini ancak her maçta bir oyuncularının haksız yere kart görerek atıldığı belirterek şunları söyler:

“Şunu açıkça söyleyeyim sahada bir kişi de kalsa bu takım şampiyon olacak. Bu haksızlıklar devam ederse sessizliğimizi bozarız. İsim vermeyeceğim ama bazı futbolcuların hakemlere yaptıkları hareketler görmemezlikten geliniyor. Biz öyle bir camiayız ki karşımızda olanlar bu kükremenin altında ezilirler. 10 maçı da kazanıp şampiyon olacağız.”

Sarı – Lacivertli yönetim kurulu, son haftalarda hakemlerin kendileri aleyhine haksız kararlar verdikleri gerekçesiyle hesap sorma kararı alır. Yönetim, Futbol Federasyonu ve Merkez Hakem Komitesi üyeleriyle görüşme yapmayı kararlaştırır.

7 Mart 1998’de Galatasaray, Ankara’da Şekerspor karşılaşmasında ilk yarısını 2-1 geride kapadığı maçı 4-2 kazanırken hakem Ünsal Çimen Şekerspor’un kazandığı penaltıda rakip futbolcuyu gole giderken düşüren Galatasaray kalecisi Mehmet’e kırmızı kartını çıkartmaz.

Fenerbahçe Kadıköy’de Karabükspor’u 2-0 yenerken taraftarlar Karabükspor maçı öncesi federasyona öfke kusarlar. Görevliler tarafından altında Futbol Federasyonu’nun imzası bulunan “spor kardeşlik, barış ve centilmenliktir” şeklindeki pankartın açılması üzerine tribünler ayağa kalkan taraftarlar uzun süre federasyon aleyhinde sloganlar atarlar.

11 Mart 1998’de Galatasaray, Türkiye Kupasında Trabzonspor’u 4-2 yenerek finale çıkar.

Trabzonspor Başkanı Mehmet Ali Yılmaz:

“Galatasaray’ın aleyhine çalınan her düdükten sonra 3 – 4 futbolcu hakemin yanına koşup, haklı ya da haksız, mutlaka itiraz ediyor. Hakem de bundan sonraki pozisyonlar için etkileniyor. Fatih Terim futbolculuğu döneminde bunu çok sık yapardı, şimdi de futbolcularına yaptırıyor. Hakemleri bu konuda uyarıyorum”.

12 Mart 1998 tarihinde İzmir Bağımsız Milletvekili Hasan Denizkurdu, TBMM Başkanlığı’na, Devlet Bakanı Yücel Seçkiner tarafından cevaplanması talebiyle bir soru önergesi verir:

Futbol maçlarının televizyonlardan yayınlanması konusunda bir kaos yaşanmaktadır. Hükümetin bazı bakanlarınca yapılan girişimlerine rağmen konu çözülememiştir. Spor kulüpleri tarafından basına yapılan açıklamada, “Tahkim Kurulu”nun derhal istifa etmesi, aksi halde olağanüstü ve tek maddelik gündemle “Tahkim Kurulu”nun değiştirileceği ifade edilmiştir.

Tahkim Kurulu’nun kararı bağlayıcı nitelikte olmasına rağmen uygulanmamaktadır.

Fenerbahçe Kulübü’nün havuza dahil olmadığı yargı (Tahkim) kararı ile subuta ermesine rağmen Fenerbahçe Kulübü’nün hakları Federasyon’ca engellenmektedir.

Yargı’yı yok sayan, “Tahkim Kurulu”nu değiştiririz diye tehdit eden bir anlayıın yakın gelecekte Türk futbolunu bir çıkmaza sokacağı şimdiden belli olmuştur.

Bu nedenle; denetim yetkisine sahip olan Bakanlığınızın bu yetkisini kullanıp kullanmadığını, Tahkim Kurulu kararlarına uymayan Federasyon hakkında varsa ne gibi işlem yapıldığının, ayrıca ilgili yasanın bu çıkmazdan kurtarılabilmesi için yeniden düzenlenmesi konusunda hazırlığınızın bildirilmesi konusunda görüşleriniz.

14 Mart 1998’de Beşiktaş, İstanbulspor’u 2-1’le geçerken kupadaki Galatasaray maçı öncesi kimsenin anlamadığı bir sebeple Amokachi’ye gösterilen kart bütün keyifleri kaçırmıştır. Yönetici Yılmaz Ekergil Oğuz Sarvan’ın soyunma odasına giderek bu kararının gerekçesini sorar. Ekergil daha sonra da, “Hakem, küfür edildiğini duyduğunu söyledi. Böyle duymayla futbolcu atılmaz. Tam rahatlamışken, son dakikalarda Amokachi’nin atılması ağır bir karar. Galatasaray maçı öncesi bizi yıpratmak istiyorlar. Böyle şeylerle Türk futboluna yazık ediyorlar”.

Kaptan Recep;

“Onun şaibeli bir hakem olduğunu herkes biliyor. Bizi yönettiği her maçta yaktı. Bu tür hakemler nasıl maç yönetiyor?”.

Amokachi;

“Bana Türkçe olarak küfür ettiler. Ben de İngilizce karşılığını verdim. Bu hakeme yapılmış bir hareket değil. Ben kesinlikle hakeme küfür etmedim. O zaman rakip futbolcuya da kırmızı kart gösterseydi. Böylesine önemli maçlar öncesi bu kart beni yıktı. Böylesini de görmedim”.

Toshack;

“Galatasaraylı Hagi her maçta hem hakemlerle, hem de rakipleriyle sürekli uğraşıyor. Bugüne kadar atılmadı. Bizim ise en iyi futbolcumuz önemli bir maç öncesi atılıyor. Bunda bir şeyler aranmalı. Amokachi’nin kırmızı kart görmesi çok saçma. Federasyona itiraz edeceğiz, ama büyük bir ihtimalle bu futbolcumuz iki maç ceza alacak. Dolayısıyla bu ceza Galatasaray maçına da denk gelecek. Kişiliği ve karakteri yok. Böyle bir adama saygı duymam. Ben de Onun cezalandırılmasını istiyorum.”

Galatasaray, sahasında Gençlerbirliği’ni 3-1 yenerken herkes hakem Kadir Tozlu’dan şikayetçidir. Faruk Süren, “Biz maçlarımızı onbir değil, ondört kişiye karşı oynuyoruz. Rakiplere üç de hakem ekleniyor. Böylesine ne yaptığı anlaşılmayan kötü hakemler görmedim. Ama herşeye rağmen hem ligde hem de kupada şampiyon olacağız.”

Yönetici Ergun Gürsoy ise tribünden sahaya bira kutusu atılmasına büyük tepki gösterir ve bundan böyle VIP barında kutu içeceklerin satılmaması konusunda karar alacaklarını söyler.

Gençlerbirliği futbolcuları da hakemlere isyan etmektedirler. Konuk ekibin tek golünü atan Ümit Özat, “Böyle olması çok normal. Çünkü hakemler üzerinde anormal bir baskı var”.

Beşiktaş Kulübü Başkanı Süleyman Seba, İstanbulspor maçında kırmızı kart gören Amokachi’nin 2 maç ceza almaması ve Galatasaray kupa maçında oynayabilmesi için Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ile görüşme kararındadır.

19 Mart 1998, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım,

“Yabancı transferi, Avrupa’da olduğu gibi serbest bırakılmalı. Türkiye’de rakamlar çok yükseldi. Real Madridli Mijatoviç’in fiyatı 8 milyon dolar. Türkiye’de bu kalitede bir oyuncuyu bu fiyata almak çok zor. Uche ve Okocha yeni sezonda Türk vatandaşı olarak oynamalı. Bu hakkı kazandılar. Federasyonun anlayış göstereceğine inanıyorum. Moshoeu, kesin olarak kalacak. Fenerbahçe Stadı’nın kapasitesini 40 bine çıkartıp, tamamen kapatmayı düşünüyoruz. Samandıra Tesisleri için Davut Dişli ve Ahmet Eraslan yoğun bir şekilde çalışıyor. Dereağzı, ya Fenerland ya da benim düşündüğüm gibi tamamen sportif tesisler olacak.

Federasyon naklen yayına çözüm bulmalı. Tahkim Kurulu kararları uygulanmalı. Fenerbahçe’nin maçlarını BİMAŞ kanalları vermeli. Anadolu’da Fenerbahçe izlenemiyor. Küçük çocuklar da Fenerbahçe’yi seyretmeli. Aksi takdirde taraftar sayımızın çoğalması zor olur.”

Beşiktaş’ın İstanbulspor ile oynadığı maçta rakip oyuncuya küfür ettiği gerekçesiyle doğrudan kırmızı kart gören ve Disiplin Kurulu’na verilen Amokachi’ye bir maç ceza verilir.

İlgili yazılar:

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15

Written by kesinofsayt

30 Ocak 2012 at 12:05

HALUK ULUSOY DOSYASI – 1

leave a comment »

Haluk Ulusoy 1997 – 2004 ve 2006 – 2008 yılları arasında TFF başkanlığı yaptı. Başkanlık dönemlerinde sürekli tartışmaların odağında olmasına, hatta zaman zaman iktidarlarla çatışmasına rağmen koltuğunu korumayı başardı. Şimdilerde yaşanan federasyon kaosu yüzünden yeniden adının zaman zaman geçmesi yüzünden, testi kırılmadan bilgilendirmenin zamanıdır…

Haluk Ulusoy gerek her iki seçilişindeki ilginç olaylarla, gerek yönetimi dönemindeki şaibelerle, gerek krallık gibi yönettiği federasyonu ile sürekli gündemde olan bir isimdi. Tarafsızlık lafını ağzından hiç düşürmese de kendisine yakın kulüplere desteğini açıkça ve fütursuzca vermekten çekinmeyen, federasyonu tam bir çiftlik gibi yönetirken hesap vermeyeceğinden (her nasılsa) emin olan, tam bir seçilmiş kral iken kendisini demokrasi savaşçısı gibi gösterebilen bir illuzyon ustasıydı.

1998 yılından beridir hakkında sürekli usulsüzlük ve yolsuzluk davaları açılmasına rağmen iktidarını korumayı başaran, her devirde hükümetlerle çatışmasına, ilgili bakanlarla sürtüşmesine rağmen kimsenin dokunamadığı bir ilginç şahsiyetti.

1997 SONU – 1998

Tarih 22 Aralık 1997, yer Ankara Elektrik İdaresi Misafirhanesi. Abdullah Kiğılı’nın istifası ile boşalan Türkiye Futbol Federasyonu seçimi için son hazırlıklar yapılmaktadır. Adaylar: Beşiktaşlı eski futbolcu ve Alaattin Çakıcı’nın adamı olarak bilinen (tesadüfe bakın; Çakıcı ve Beşiktaş – Sinan Engin & vize olayından yıllar öncesi) Mustafa Kefeli, Galatasaray eski başkanlarından Alp Yalman ve Kiğilı federasyonu asbaşkanı Haluk Ulusoy…

Seçim gününe ileride yeniden dönmek kaydıyla biraz geriye gidelim. Gidelim ki seçimi ve seçimde Çakıcı, Peker, sonradan Susurluk Çetesi olarak adlandırılacak isimlerin de saf tuttukları bu seçimi daha iyi anlayalım.

Ali Şen – Şenes Erzik kavgası sonrasında Erzik’in istifası ile boşalan TFF başkanlığına Abdullah Kiğılı gelmiştir. TFF o dönemde futbolu yönetmekten ziyade havuz problemi ile boğuşmakta ve gerek yayıncı kuruluşlar, gerekse kulüpler arasında sıkışmış bir haldedir.

31 Ekim 1997 tarihindeki bir haberde şu ifadeler yer almaktadır:

“Tahkim Kurulu bir süre önce yaptığı toplantıda, Fenerbahçe’nin Havuz Sistemi’ne dahil olmadığına karar verdi. Ayrıca Tahkim’de Fenerbahçe’nin naklen yayın haklarının da BİMAŞ kanalları olan ATV ve Kanal D’de olduğu hükmüne varılmıştı. Yani Fenerbahçe’nin iç saha maçlarını BİMAŞ kanallarının yayınlaması, dış saha maçlarının da eskiden olduğu gibi havuza dahil olduğu belgelenmişti.”

Ancak TFF, Tahkim Kurulu kararına rağmen BİMAŞ’a yayın yetki belgesi vermemekte, en azından geciktirmektedir.

Hemen ertesi gün, 1 Kasım 1997 tarihinde ise,

“Futbol Federasyonu Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri için BİMAŞ avukatları, Futbol Federasyonu’nun görevini kötüye kullandığını belirterek savcılığa suç duyurusunda bulundu. Ayrıca İstanbul 2’nci Asliye Ticaret Mahkemesi’nde de 6.5 milyon dolarlık tazminat davası açıldı.”

haberini görmekteydik.

2 Kasım tarihinde ise Fenerbahçe Kulübü Basın Sözcüsü Orhan Keçeli “Abdullah Kiğılı, ‘Tahkim Kurulu’nun kararı kesin’ diye açıklama yapmasına rağmen Kocaelispor maçı için BİMAŞ kanallarına yayın hakkı vermedi. Futbol Federasyonu hakkında savcılığa pazartesi günü suç duyurusunda bulunacağız Eğer haklarımız gasp edilirse, yasalar gereği tazminat davası açacağız” açıklamasını yapmaktaydı.

Aynı tarihli Fenerbahçe – Kocaelispor lig maçında ilk ciddi çatışma yaşanır. BİMAŞ kameraları önce stada sokulmaz. Daha sonra Ali Şen’in, İstanbul Valisi’nin özel izin verdiğini söylemesi ile kameralar 15. dakikada içeri girerek karşılaşmayı 31. dakikadan itibaren yayınlamaya başlarlar. Ancak 72. dakikaya gelindiğinde yayın İstanbul Gençlik ve Spor İl Müdürü Vedat Bayram’ın emriyle yeniden engellenir.

Karşılaşma sonrasında Şen “Tahkim Kurulu’nun kesin kararı var. Federasyon Başkanı Abdullah Kiğılı da maçlarımızın açık kanaldan yayınlanacağını beyan etti. Futbol Federasyonu bu hafta yayın belgesini verir. Türkiye bir hukuk devletidir. Hukukun önüne kimse geçemez Kiğılı yayın belgesini verecektir. Hukuku çiğneyenler mahkemede bunun hesabını vereceklerdir” der…

3 Kasım günü TFF Başkanı Abdullah Kiğılı, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Yücel Seçkiner’e istifasını verir. Kiğılı federasyonu asbaşkanı Haluk Ulusoy, Abdullah Kiğılı’nın istifa etmesinin kendilerini çok üzdüğünü belirtirken, kendisinin mücadeleden yana olduğunu ifade eder.

4 Kasım tarihinde ise, sürpriz bir şekilde (ya da değil mi acaba) Haluk Ulusoy TFF başkanlığına atanır. Atamada ilginç olan taraf, sonradan klasikleşecek olan Ulusoy – Spordan Sorumlu Bakan çatışmasının ilk örneği olmasıdır. Yücel Seçkiner’in Ulusoy’a fazla sıcak olmadığı bilinmektedir. Seçkiner o tarihte yurt dışındadır. Genel beklenti, bakanın dönüşüne kadar Ulusoy’un asbaşkan sıfatı ile vekaleten TFF’yi idare edeceği yolundadır. Ancak Haluk Ulusoy’un yakın akrabası olan ve o esnada Seçkiner’e vekalet eden Orman Bakanı Ersin Taranoğlu bekleyemez (ya da beklemez) ve Ulusoy’u TFF başkanlığına atayıverir.

Gerçi karşılığını sonradan görecektir. Daha ileri tarihlerde TFF’nin resmi araçları kendisine tahsis edilecek, kendisi ve ailesi TFF kesesinden Dünya Kupası’na götürülen grupta yer alacaktır, ama buna daha vakit vardır.

Devlet Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, ‘‘3813 sayılı kanunun 7. maddesinin son fıkrası uyarınca, 3 ay içinde tekrar seçim yapılıncaya kadar Başkan Vekili Haluk Ulusoy atanmıştır’’ denir.

11 Kasım 1997 tarihinde Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Yücel Seçkiner, “Yayın kuruluşları bir hafta içinde naklen yayın konusunda anlaşmaya varamazlarsa, anayasa’nın 22. maddesine dayanarak yayın hürriyetine el koyup maçları TRT’den yayınlatırım” der.

13 Kasım 1997 tarihli bir haberde;

Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’dan futbolseverlere müjde. Ulusoy, naklen yayın krizinin bugün sona ereceğini, Tahkim Kurulu’nun kararlarına da uyulacağını söyledi. Haluk Ulusoy, yönetim kurulunun bugün naklen yayınlar konusunda tek gündem ile toplanacağını ifade ederek, ‘‘Federasyonun özerkliğine kimse dokunamaz. Tahkim Kurulu bizi mecbur kıldı. Karar var. Onu uygulayacağız’’ diye konuştu. Bilindiği gibi Tahkim Kurulu Fenerbahçe’nin maçlarını BİMAŞ kanallarının yayınlayacağını açıklamıştı.

denilmektedir.

Haluk Ulusoy ileride örneklerini sıkça göreceğimiz işbitiriciliklerinden birisini sergiler. Önce Tahkim Kurulu kararına uyar ve ATV’ye yayın iznini verir. Ancak hemen ardından, ATV’nin Fenerbahçe – Kocaelispor karşılaşmasına “zorla girdiğini” ileri sürerek 5 aylık bir ceza verir ve yayın belgesini askıya alır.

İşte 22 Aralık 1997 tarihindeki seçimlere bu ortamda girilir. Yayın kaosu, ortada dönen paranın gelecek vaatetmesi, mafya gruplarının iştahını kabartmaya başlamıştır. Seçim sürecini gazeteci yazar Ecevit Kılıç’ın Kirli Kramponlar kitabından aktaralım:

Mustafa Kefeli’nin Çakıcı’nın adamı olduğu biliniyordu. Daha sonraları mahkemelere taşınan dosyalarda Çakıcı’ya yakın bır kişi olduğu daha net anlaşılacaktı. O dönemde Çakıcı’nın işlerini takip eden Kefeli, özellikle büyük ihalelerde Çakıcı’nın mesajlarını taraflara iletiyordu. Nitekim Kefeli, yıllar sonra Çakıcı’nın kurduğu çeteye üye olmaktan yargılandı. Çakıcı, federasyonu ele geçirmek için Kefeli’yi başkan seçtirmeye kararlıydi. Ancak, Kefeli’nin ortaya çıkıp ben adayım demesi başkan seçilmesine yetmiyordu. Çakıcı, ilk önce eski devlet bakanı ve Trabzonspor Başkanı Mehmet Ali Yılmaz ile iletişim kurdu. Yılmaz’dan Kefeli’yi desteklemesini istedi. Yılmaz, Çakıcı’ya “evet” demekle kalmadı, Gaziantepspor Başkanı ve Belediye Başkanı Celal Doğan’ı arayarak, Kefeli’ye destek istedi. Doğan’dan da inanılmaz bir şekilde “evet” cevabı alınmıştı. Seçimlerden bir süre önce Çakıcı, Kefeli’ye kendisini federasyon başkanı yapacaklarını söylemişti. Ama Kefeli buna pek ihtimal vermiyordu. Daha doğrusu Çakıcı’nın buna gücünün yetmeyeceğini düşünüyordu. Bunun için seçimlerle ilgilenmek yerine Bodrum’a tatile gitti. Ama Mehmet Ali Yılmaz’ın da kendisini arayıp “seni başkan yapacağız” demesi üzerine Kefeli bu kez başkan seçilebileceğine inanmaya başlamıştı. Yılmaz ile konuşmasından sonra hemen tatilini yarıda keserek seçimlerle ilgilenmeye başladı.

Gerisini Kefeli şöyle anlatıyor: “Yılmaz, bana Gaziantepspor Başkanı Celal Doğan ile adaylıktan çekildiklerini ve oylarını bana vereceklerini söyledi. Ben de teklifi kabul ettim. Hemen Ankara’ya döndüm. Bir süre sonra Trabzonspor 2. Başkanı Atilla Yıldırım beni aradı. ’17 oyum var. Seni destekliyoruz’ dedi.” (03.01.2001 istanbul Emniyeti Organize Suçlar Şube ifadesi).

Delegelerin kaldığı otelde Kefeli’yi Çakıcı’nın talimatıyla destekleyenlerin arasında Hülya Avşar’in kayınpederi ve 2002 yılında ölen Prof. Dr. Kaya Çilingiroğlu, Şadan Kalkavan ve Ayhan Bermek vardı. Çakıcı’nın kardeşi Gencay Çakıcı da oteldeydi. Gencay Çakıcı, Kefeli’ye destek olmak için oradan hiç ayrılmıyor, delegelere baskı yaparak Kefeli için oy kullanmalarını sağlamaya çalışıyordu (Kefeli’nin savcılık ifadesi). Kefeli’yi destekleyen başka bir isim de yeraltı dünyasının tanınan isimlerinden Sedat Peker’di. Peker, Çakıcı ile ilginç bir şekilde anlaşmış ve Kefeli’de karar kılmıştı. Delegelerin kaldığı otelde Trabzonspor’un 2. Başkanı Atilla Yıldırım, Kefeli’nin odasına gidip, “Sedat Peker otelin en üst katında bulunuyor. Seninle görüşmek istiyor” diyor. Kefeli, Yıldırımla birlikte Sedat Peker’in yanına çıkıyor. Peker, o dönemde milletvekili olan Hayri Doğan’ın da aralarında bulunduğu kalabalık bir grup ile oturuyordu. Peker, Kefeli’ye “Hayırlı olsun, biz elimizden geldiği kadar seni destekleyeceğiz” dedi. Atilla Yıldırım da olayla ilgili Cumhuriyet Savcısı’na verdiği ifadede Peker ile Kefeli arasındaki görüşmeyi doğrulayarak, kendisinin de aracı olduğunu kabul ediyordu. Yıldırım ayrıca Çakıcı’nın Kefeli’yi desteklemesine karşın, aralarının bozuk olduğunu belirtiyordu.

Seçimlerden bir süre önce Fenerbahçe’nin “efsanevi” başkanı Ali Şen ile başkan adayı Haluk Ulusoy arasında bir telefon görüşmesi gerçekleşiyor. Görüşmede Ali Şen, Ulusoy’a kendisini destekleyeceğini söylüyor.

İki gün sonra Ali Şen yeniden Haluk Ulusoy’u arıyor. Önceki görüşmenin aksine Şen, bu kez kendisini destekleyemeyeceğini söylüyor. Hatta, aday olmamasını da tembih ediyordu. Ulusoy, 14 Aralık 1998 tarihinde olayla ilgili Cumhuriyet Savcısı’na verdiği ifadede Şen’le aralarındaki görüşmeyi şöyle anlatıyordu: “Ali Şen bana ‘biz seni destekleyecektik. Ancak Kefeli aday olunca onun kazanması için çalışacağız’ dedi. Ayrıca aday olmamamı da istedi. Seçimlerde kötü şeyler olacağını ve bana da kötü şeyler yapılacağını söyledi.”

(Haluk Ulusoy’un 14.12.1998 tarihli savcılık anlatımı)

Ali Şen, Çakıcı’nın mesajlarını Ulusoy’a iletmişti. Ulusoy bu telefon görüşmesinden sonra şok oluyor, ancak pes de etmiyordu. Seçimlere katılıyordu. Çünkü, Ulusoy’un da güvendiği birileri vardı. Çakıcı’ya karşı Susurluk Çetesi de Ulusoy’u destekliyordu. O dönemde yalnızca milletvekili olan eski içişleri ve adalet bakanı Mehmet Ağar, delegelerin kaldığı otele emekli yarbay Korkut Eken’i gönderiyordu. Eken de delegelere Ulusoy’a oy vermeleri yönünde baskı yapıyordu. Ağar, daha sonra “Genel Kurul kulislerini tetikçilerin doldurduğu haberini alınca Korkut Eken’i otele gönderdim. Tetikçiler çekildi” diyerek farklı bir şekilde de olsa olayı doğrulamıştı. (Cumhuriyet, 25 Kasim 1998)

Seçimlerde mafyanın desteğini arkasına almayan tek aday Alp Yalman idi. Yalman da seçim çalışması için delegelerin kaldığı otelde kalıyordu. Seçimlerden birgün önceki gece, geç saatlerde Yalman’ın otel odasının kapısı çalındı. Kapıyı açan Yalman karşısında siyah takım elbiseli kişileri gördü. Bu kişiler Ulusoy’u tehdit eden Çakıcı’nın adamlarıydı. Çakıcı’nın adamları Alp Yalman’a adaylıktan çekilmesini söyledi. (Alp Yalman’in savcilik ifadesi)

Bu durumdan çok korkan Yalman hemen adaylıktan çekildi.
Böylece seçimlere Çakıcı ve Peker’in adayı Mustafa Kefeli ile Susurluk Çetesi’nin adayı Haluk Ulusoy girdi. Seçimler yapıldı ve Haluk Ulusoy başkanlığa seçildi. Ulusoy 195 delegeden 134’ünün oyunu alırken Kefeli 53 oyda kaldı.
Aslında seçimi ne Ulusoy kazandı ne de kaybeden Kefeli oldu. Kazanan Mehmet Ağar kaybeden ise Çakıcı ve Peker oldu.

Haluk Ulusoy seçimleri kazanmasına kazanmıştı ama Çakıcı kendisini rahat bırakmıyordu. Çakıcı, Ulusoy ‘un hemen istifa etmesini istiyordu. Ulusoy, seçimlerde kendisini destekleyen Mehmet Ağar’a başvurdu. Ama bu kez Mehmet Ağar da bir şey yapamıyordu. Çünkü Çakıcı, Ağar’i da karşısına almıştı. Yalnız kalan Ulusoy başının çaresine bakmaya başladı. Araya “hatırı sayılır kişileri” sokarak Çakıcı’yi ikna etmeye çalıştı. Sonunda Ulusoy’un imdadına Galatasaraylı yönetici Ergun Gürsoy yetişti. Çakıcı ile Gürsoy’un arası iyiydi. Fesat karıştırılan Türkbank ihalesinde Çakıcı’nın “çekilin” mesajlarını ihaleye katılan şirketlere Gürsoy iletmişti. Gürsoy, uzun bir süre Ulusoy’un istifa etmemesi için Çakıcı’yi ikna etmeye çalıştı. Uzun uğraşlar sonunda Çakıcı, Ulusoy’u affetti. Ancak iki şartı vardı. Birincisi, Ulusoy görevi belli bir süre sonra bırakacaktı, ikincisi Ulusoy, kefaret olarak 100 koyun kestirecekti. Ulusoy, 100 koyunun fazla olduğunu, bunun azaltılmasını istedi. Anlasma gereği Ulusoy ilk önce Çakıcı’nın kendisini affetmesinde aracı olan Ergun Gürsoy’u yanına alarak Eyüp Sultan’a gitti. Burada Çakıcı’nın kefareti olarak 50 koyun kestirdi.

Burada üzerinde durulması gereken konu “Gürsoy, uzun bir süre Ulusoy’un istifa etmemesi için Çakıcı’yi ikna etmeye çalıştı” kısmıdır. Onca rant vs için gözünü karartan bir mafya lideri, sadece 50 koyuna var geçer mi sizce bu işten? Çakıcı, Gürsoy, Ulusoy arasında aslında nasıl bir pazarlık yapıldığı asla ortaya çıkmadı bugüne kadar.

Bu günlerde Mosheu ve Faruk transferleriyle güçlenen ve ilk yarıyı Galatasaray’ın 6 puan önünde kapayan Fenerbahçe şampiyonluğun en büyük favorisi konumundadır ve yapılan anketlerde şampiyonluk yolundaki rakibi Trabzonspor olarak gösterilmektedir.

İkinci yarının başlamasıyla birlikte, 17 Ocak 1998’de Fenerbahçe, 10 kişi kaldığı karşılaşmada Gaziantep deplasmanından 2-0’lık yenilgiyle dönerken Otto Bariç hakem Metin Tokat’ı suçlar:

“Samsun maçını yöneten yine bu hakemdi ve üç penaltımızı vermemişti. Bu kez de B.Saffet’e yapılan faulleri çalmadı. Hakem kendini sorgulamalıdır”

Ulusoy’un Fenerbahçe ile ilk sürtüşmesi yine havuz konusundan olur. 5 Şubat 1998 tarihinde, Federasyon’un Fenerbahçe – Altay maçını kasıtlı olarak saat 14.00’e aldığını ileri süren Başkan Ali Şen, “Maçın saat 14.00’te oynanması demek UEFA yayın kurallarına göre o maçın yayınlanmaması demektir. Federasyon bu kararla milyonlarca vatandaşı hem karşısına aldı, hem de alay etti. Futbol Federasyonu kimin federasyonudur? Halkın sırtından para kazanmak isteyenlerin mi, yoksa kulüplerin ve halkın federasyonu mudur? Futbol Federasyonu ne yazık ki, hiç bir sorunun altından kalkmadığı gibi, yeni sorunlar üretmekte çok usta” der.

Ali Şen, Futbol Federasyonu aleyhine 70 milyon dolarlık (yaklaşık 16 trilyon lira) tazminat davası açacaklarını söyler. Fenerbahçe Spor Kulübü’nün markasını izinsiz olarak kimsenin kullanamayacağını belirten Şen ;

“Federasyonu Allah korusun. Bütün mallarını kontrol altına alsınlar. Çünkü bizden izin almadan deplasman maçlarımızın naklen yayın belgesini federasyon vermiştir. Federasyonu kim yönetiyor? Salı günü Asbaşkan Hadi Türkmen benimle konuştu. Türkmen, Tahkim kararını gündeme alıp, kesin kararlarını vereceklerini söyledi. Dürüstlüğüne inandığım Türkmen şimdi ne yapacak, merak ediyorum.

Fenerbahçe Kulübü olarak, BİMAŞ ile kontrat yaptıktan sonra Futbol Federasyonu, atv’ye yayın belgesi vermedi. Kuralları işleterek Tahkim Kurulu’na başvuruldu. Tahkim de, Fenerbahçe’nin BİMAŞ ile yaptığı anlaşmayı onayladı ve maçlarımızın atv’den yayınlanması gerektiğini açıkca belirtti.

Bilindiği gibi Tahkim Kurulu kararı nihaidir, kesindir. Futbol Federasyonu’nun o günkü başkanı Abdullah Kiğılı, Cine-5 ile Federasyon arasındaki anlaşmada yazılı olan tazminattan çekindiği için istifa etti. Kiğılı’nın verdiği karar, dürüst insanın vereceği karardır. Kiğılı’nın seçip getirdiği yönetim kurulu arkadaşları ise Kiğılı’nın tabiriyle kendisini sattı. Ve koltuklarında kaldı. ‘Biz bu sorunu çözeceğiz’ diye kalanlar, adeta koltuklarına yapıştılar.

Bugünkü Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, TV’lere çıkarak, Tahkim Kurulu kararlarının kesin olduğunu ve buna uyacaklarını söyledi.. Hem de halkın gözünün içine baka baka bunları açıkladı. Daha sonra federasyon, Tahkim Kurulu’na başvurarak Fener maçlarının atv’den yayınlanmaması için yürütmeyi durdurma müracaatı yaptı. Tahkim Kurulu yine reddetti.

Federasyon bu kararı da beğenmedi. Tahkim’e bu kez karar düzeltme talebinde bulundu. Tahkim Kurulu, bunu da reddetti. Hafta başında Federasyon Asbaşkanı Hadi Türkmen ile konuştuğumda bana çarşamba için toplanıp karar vereceklerini, Tahkim’in kararlarına uyacaklarını söyledi. Ama ne toplantı yaptılar, ne de tahkim kararlarına uydular. Dürüstlüğüne inandığım Türkmen’in belli ki Futbol Federasyonu’ndan haberi yok. Onun da bundan sonraki kararını merak ediyorum.

Federasyon, Fenerbahçe-Altay ve Beşiktaş-Samsun maçlarını cumartesi ve pazar günleri saat 14.00’e koydu. Çünkü UEFA’nın yayın kurallarına göre cumartesi günü 14.00-19.00, pazar günleri de 14.00-18.00 arasında canlı yayın yapılamaz. Federasyon buna sığındı.

Türk halkının Fenerbahçe maçlarını atv’den izlemesine federasyon niçin engel oluyor? Tahkim kararlarına hangi cüretle karşı gelerek böyle bir uygulama yapıyorlar. Fenerbahçe, ne havuzdan ne de Cine-5’ten para almıyor. BİMAŞ, maçları yayınlayamamasına rağmen Fenerbahçe’ye 14 milyon dolar ödemiştir. Cine-5’in tazminatından korkanlar, Fenerbahçe’nin açtığı ve açacağı tazminatları nasıl karşılayacak. Federasyon, Türk halkını karşısına almıştır”

Bu arada, Futbol Federasyonu’nun Ali Şen’i tedbirli olarak ceza kuruluna vereceği şeklindeki haberler üzerine Fenerbahçe Başkanı şunları söyler:

“Beni Altay maçında tedbirli olarak ceza kuruluna vereceklermiş. Başkanlığım zaten haftaya bitiyor. Vatandaş Ali Şen’in stadın hangi Şeref Tribününe sokmamaya, hangi kanun maddesine göre olacağını tesbit etsinler. Böyle gülünç duruma düşen bu federasyon nasıl Türkiye’de hizmet edecektir.”

Fenerbahçeli futbolcular, 15 Şubat‘ta görev süresi dolacak olan Başkan Ali Şen’e Çapari Restoran’da 5 Şubat 1998’de bir veda yemeği verirler. Başkan Şen konuşmasında federasyona çatarak şöyle konuşur:

“Görevi bıraksam dahi bu federasyonun ipini çekeceğim. Erzik nasıl gittiyse Ulusoy’da öyle gidecek.
Haluk Ulusoy sadece bana değil, Abdullah Kiğılı’ya da yalan söyledi. O da Ulusoy’a yalancı diyor. Erzik nasıl gittiyse Ulusoy da gidecek. Ben, adam yerine koyduklarıma savunma gönderirim. Disiplin Kurulu’nun kararlarına değer vermiyorum. Onlara savunma göndermeyeceğim”.

Şen, aynı gün TFF Başkanı Haluk Ulusoy’a basın ve yayın yoluyla hakaret ettiği gerekçesiyle, tedbirli olarak disiplin kuruluna sevkedilir. 10 Şubat tarihinde Disiplin Kurulu Ali Şen’e 6 ay hak mahrumiyeti cezası verir.

Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, Ali Şen’in kendisi hakkında yaptığı eleştirilere karşı sert bir açıklama yapar. ‘‘Yönetim Kurulu ile uyum içinde çalışıyoruz. Birileri istiyor diye istifa etmem’’ diyen Haluk Ulusoy, ‘‘Ali Şen’e cevap vermeye tenezzül etmiyorum, o benim muhatabım değil. Kimseden korkmam, çekinmem. Bir takım tutuyorum, o da Milli Takım’’ diye konuşur.

7 Şubat 1998’de Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Yücel Seçkiner, Tahkim Kurulu’nun Fenerbahçe’nin maçlarını BİMAŞ kanalları yayınlar şeklindeki kararına rağmen buna izin vermeyen Futbol Federasyonu yönetimini uyarır.

Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’a bir mektup yazarak bilgi isteyen Seçkiner, Tahkim Kurulu kararlarının uygulanması gerektiğini söyler.

Fenerbahçe başkanı olarak son kez Fenerbahçe’nin 2-0 galibiyetiyle biten ve Muhittin Boşat’ın kötü bir yönetim gösterdiği Altay maçını izleyen ve maç sonrası federasyona ateş püskürüren Ali Şen, Haluk Ulusoy’un istifa etmesi gerektiğini söyler:

“Ali Şen gidiyor diye oyunlara başlamayı düşünenler avucunu yalar. Göreve gelen başkan benim gibi Fenerbahçe’nin haklarını sonuna kadar savunacaktır. Bunu herkes böyle bilsin. G.Saraylı Haluk Ulusoy’un Fenerbahçe’ye gücü yetmez. İlk maçımızı ATV yayınlayacak. Gücü varsa yayın belgesini vermesin.”

10 Şubat 1998 tarihinde Trabzonspor ile Fenerbahçe arasında oynanan Türkiye Kupası çeyrek final rövanş karşılaşması, tribünden atılan bir taşın Teknik Direktör Otto Bariç’in sırtına gelmesi yüzünden bitime 17 dakika kala tatil edilir. Bordo – Mavili takımın Vugrinec’in golüyle 1 – 0 önde götürdüğü maçta Uche’nin kırmızı kart görmesinden sonra saha içindeki gergin durum, tribünlere yansır. Oyunun durduğu bir anda futbolcularıyla konuşmak için saha kenarına gelen Bariç, sırtına gelen bir taş yüzünden yere yığılır.

Bir süre yerde kalan Hırvat teknik adam, daha sonra ambülansla hastaneye kaldırılır. Bu arada ortam daha da gerginleşince sarı – lacivertli futbolcular da kaçarcasına soyunma odasına giderler. Bir süre sahada futbolcuların dönmesini bekleyen hakem Murat Ilgaz, yardımcıları ile birlikte soyunma odasına inerek Fenerbahçeli yöneticilerle görüşür ve takımın sahaya çıkmasını ister.

Hakem Murat Ilgaz’ın bu isteğine rağmen Sarı – Lacivertliler, can güvenliklerinin olmadığını ileri sürerek, sahaya çıkmayacaklarını söylerler. Murat Ilgaz’ın ısrarları ve “Eğer sahaya gelmezseniz 3 – 0 hükmen yenik sayılırsınız” şeklindeki sözlerine rağmen Fenerbahçeliler dönmeyeceklerini belirtince Murat Ilgaz, karşılaşmayı tatil ettiğini açıklar ve Sarı – Lacivertli kafile Avni Aker Stadı’nı geniş güvenlik önlemleri altında terk ederler.

Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, Trabzon’daki olayların çok çirkin olduğunu belirterek şunları söyler:

“65 milyon insan gibi ben de üzüntüden kahroldum. Fenerbahçe’nin içişlerine karışmak düşüncesinde değilim ancak sahadan çekilmeleri son derece yanlış. Bariç’ de olayı fazla abarttı, o nasıl taştır ki, saha kenarındaki antrenörü 3.5 metre ileri uzatabiliyor? Bunu Magnum mermisi bile yapamaz. Avrupalı bir hocanın bu olayı, bu kadar büyütmeye ve ajite etmeye neden gerek duyduğunu anlamak mümkün değil”

Karşılaşmanın hakemi Murat Ilgaz’ın Federasyona ulaşacak raporunda “Fenerbahçeli futbolcular yaptığım uyarılara rağmen sahaya dönmeyince maçı tatil ettim” diye yazdığı öğrenilir.
Ilgaz’ın raporu:

“Maçın 74. dakikasında Bariç’in yerde yattığını gördüm. Yanına gittim, sahanın dışına alınmasını ve ortalığın yatışmasını bekledim. Bu bekleyişim 15 dakika sürdü. Daha sonra Bariç’i ambulansla dışarı çıkardılar. Bu arada Fenerbahçeli futbolcular da sahayı terk etmek istedi. Kaptan Rüştü ve Menacer Serkan Acar’a kurallara göre maçın devam edeceğini söyledim. Ancak onlar soyunma odasına gitti. Bir süre sahada bekledim ve arkadaşlarımla birlikte soyunma odasına indim. Kendilerini tekrar kurallara göre sahaya davet Orada da sahaya dönmeyeceklerini bildirince maçı tatil ettim”.

Fenerbahçe Teknik Direktörü Bariç’in tribünlerden atılan taşla birlikte yere yığılması ve sahayı sedye ile terk etmesinden sonra Sarı – Lacivertliler’in sahaya çıkmaması sebebiyle, futbol Müsabaka Talimatı’nın 25. maddesinin 2. bendinin a fıkrasına göre Sarı – Lacivertli takımın hükmen mağlup ilan edilmesi beklenmektedir. Trabzonspor ise olay münferit bir hareket olduğu için en fazla para cezası alacaktır. Aynı maddenin b fıkrasına göre de Fenerbahçe, bir sonraki sezon Türkiye Kupası müsabakalarına alınmayacaktır.

Ali Şen;

“Gün çok güzel başlamıştı. Trabzonsporlu taraftarların arasında sevgi dolu dakikalar geçiriyorduk. Ta ki, o taş atılana kadar. Soyunma odasına indiğimde takımı sahaya çıkarmak istedim, ancak futbolcular yaşadıkları atmosfer nedeniyle maçı oynamak istemediler. Bunun üzerine toplantı yapıldı ve sahaya çıkılmayacağını hakeme bildirdik”.

Asbaşkan Vefa Küçük;

“Vahşet yaşadık. Otto Bariç’e atılan taş ikiye bölündü. Birini polis cebine attı. Kale arkasında Trabzonlular kartopunun içine taş koyup Rüştü’ye attılar. Hakem maç boyunca acizdi”.

Kaptan Rüştü;

”Hocamıza yapılan olaydan sonra can güvenliğimiz olmadığı için soyunma odasına gittik. Teknik Direktör de bir oyuncudur. Onsuz devam edemezdik. Eğer o taş hakeme gelseydi ne karar verecekti”.

Kulüp Doktoru Cengiz Dinç;

“Atılan taş Bariç’in belkemiğinin sağ tarafına kaburgaların hizasına gelmiş. Bu nedenle Bariç nefes alırken, batma ve hareketleri sırasında ise ağrı hissediyor. Röntgenler çekildikten sonra kırık olup olmadığını anlayacağız”.

Sarı – Lacivertli oyuncuları taşıyan otobüs yolda taşlanmaya devam edildi ve camları kırıldı.

Trabzon dönüşü İstanbul’da Florance Nihgtingale Hastanesi’nde müşahade altına alına Bariç için tutulan raporda ise şu görüşlere yer verilir: “Muayenesinde 11’inci sol kaburga kemiği hizasında kızarıklık ve yumuşak doku zedelenmesi görüldü. Bunun dışında herhangi bir kırık ya da patolojik bulguya rastlanmadı”.

TFF 14 Şubat tarihinde, 3813 sayılı kanunla ilgili madde gereğince Fenerbahçe’nin 3-0 hükmen mağlup sayılması ve bir yıl kupalardan men edilmesine, Fenerbahçeli idareci Serkan Acar’ın takımı sahadan çektiği için ve Trabzonspor Kulübü’nün de sahaya atılan taşlar nedeniyle disiplin kuruluna sevk edilmesine karar verir.

Ertesi gün Fenerbahçe’nin tarihini değiştirecek olan, ancak o günlerde henüz bilinmeyen bir olay gerçekleşir: kongrede Aziz Yıldırım, Vefa Küçük’ü bir oy farkla geçip Fenerbahçe’nin 38. başkanı olur.

İlgili yazılar:

Haluk Ulusoy Dosyası – 2 

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15