FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Archive for the ‘Nihat Özdemir’ Category

KOD ADI N.Ö.

leave a comment »

Bir yönetici kulübünün dinamiklerine bu kadar mı yabancı olur? Bir yönetici taraftarını bu kadar mı az tanır? Bir yönetici taraftarını bu kadar mı karşısına alır? Maalesef evet…

Zaman Gazetesi’nin 2 Mayıs 2012 tarihli nüshasında NÖ’nün şu sözleri yer alıyor:

Taksim’deki 1 Mayıs kutlamalarına, çeşitli takımların formalarını giyerek katılan bazı şahısların, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Fethullah Gülen Hocaefendi’yi hedef alan pankartlar açması, taraftarların tepkisini çekti. Marjinal grupların taşıdığı hakaret içerikli bu pankartlardan birinin Fenerbahçe’nin resmî internet sitesinde yayınlanması üzerine ise kulüp yönetimi harekete geçti. Talihsiz pankartın sitede sehven yer aldığını belirten Başkan Vekili Nihat Özdemir, “Durumun farkına varır varmaz gerekli işlemleri yaptırdık. Biz Fenerbahçe olarak herkesi kucaklayan, çok büyük bir camiayız. Her kesimden taraftarımız ve sevenimiz var. F.Bahçe, marjinal grupların provokasyon yapacağı yer değildir.” dedi.

Haydi Zaman’ın ne olduğu, kimi temsil ettiği belli. Peki ya N.Ö.? Artık bir karar vermeli: ya Fenerbahçe’den yana olacaksınız ya da paracıklarınızdan… Lütfen bir an önce gözyaşlarınızı da alıp düşün Fenerbahçenin sırtından…

İlgili yazı: Nihat Özdemir Özür Dilemelidir

Reklamlar

Written by kesinofsayt

02 Mayıs 2012 at 08:31

Fenerbahçe, Nihat Özdemir kategorisinde yayınlandı

Tagged with

HALUK ULUSOY DOSYASI – 14

leave a comment »

1 Kasım 2006 – Futbolumuz köşeye sıkıştı – Hürriyet

Gözlerin üzerine çevrildiği Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in, kanunun verdiği yetki doğrultusunda bu tavsiye kararını dikkate alarak Futbol Federasyonu’nda Olağanüstü Genel Kurul kararı alacağı öğrenildi.

Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun, “Futbol Federasyonu, olağanüstü genel kurula gitmelidir” şeklindeki tavsiye kararı, futbolun gündemine bomba gibi düştü. Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in, Teftiş Kurulu’nun bu raporu doğrultusunda Futbol Federasyonu’nu olağanüstü genel kurula çağıracağı bildirildi. Olağanüstü genel kurulun, Turkcell Süper Ligi’nin devre arası olan ocak ayında yapılacağı ifade edildi.

Ankara Cumhuriyet Savcısı Ayhan Şan’ın, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ve bazı eski yöneticileri hakkında hazırladığı iddianame sonrası, Teftiş Kurulu’nun bu raporu da adeta şok etkisi yarattı. Federasyon, daha önce belirlediği gibi dün saat 14.00’te Ankara’da toplandı. Haluk Ulusoy başkanlığındaki toplantıda sadece Teftiş Kurulu’nun tavsiye kararı ele alındı. Öte yandan Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun kararı, tavsiye niteliğinde olduğu için, gözler Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’e çevrildi. Bakan Şahin’in, kanunun verdiği yetki doğrultusunda bu tavsiye kararını dikkate alacağı ve olağanüstü genel kurula gideceği öğrenildi.

SORU İŞARETLERİ VE İDDİALAR

Olağanüstü genel kurula gidilebilmesi için 3 yol var. A- Toplam üye sayısının % 40’ının noter kanalıyla yazılı müracatı; B-Federasyon Yönetim Kurulu kararı; C-Spor Bakanı’nın çağrısı üzerine. Ancak her durumda, çağrıda bulunanlar, toplantı sebebini bildirmek zorunda. Bu doğrultuda Bakan çağrı yaparsa, hangi gerekçe ile gündeme seçim maddesini koyacak?

Tavsiye kararı, 2002-04 dönemi ile ilgili iddiaları kapsıyor. Oysa, Ulusoy ve yeni yönetim, 2006 Ocak ayında seçimle göreve geldi. Eski teftiş kurulu raporunun, yeni dönemi kapsaması nasıl mümkün olur?

Rapor, Ulusoy, Ata Aksu, Orhan Saka ve Haldun Kozakoğlu ile ilgili. Ancak Ulusoy dışında hiçbiri federasyon bünyesinde görevli değil. Yeni seçilen yöneticiler, nasıl itham edilir ve seçime gidilir?

Yasada, “Federasyon başkanı, üstüste ya da aralıklarla en fazla 3 kez seçilir” maddesi var. Ulusoy 3 kez seçildi. Adaylığını koyabilecek mi? Hukukçular ikiye bölündü bile. Her dönem, 4 yılı kapsadığı için, bu dönemin bitmediğini savunanlar bulunuyor.

Ulusoy’un “Yeter artık” demesi de bekleniyor. Bundan böyle seçilse bile rahat hareket edemeyeceğini düşünen Ulusoy’un, olağanüstü genel kurulda başkanlığa adaylığını koymayacağı belirtiliyor.

FIFA, siyasi otoritenin, futbolun işine karışmasını istemiyor. Bu doğrultuda çok ağır yaptırımları ve ihraçları bulunuyor. Türkiye de, beklenmedik bir ceza ile karşı karşıya kalabilir.

Yaklaşık 100 kemik oyu bulunan Haluk Ulusoy, başkanlığa adaylığını koymadığı taktirde ilk toplantıda üye salt çoğunluğu sağlanmayabilir. Bu da futbolda ayrı bir krize yol açabilir.

Siyasi saldırıya maruz kaldığını düşünen mevcut yönetim kurulu, her an toplu halde istifa edebilir. Başbakan ve Bakan’a karşı bu tavır sonrası kriz daha da büyüyebilir.

Bu üzücü gelişmelerden milli takımların teknik heyetleri de etkilenebilir.

Ulusoy’un ve yeni yönetimin devre dışı kalması sonrası, görevi hangi başkan ve yöneticiler üstlenecek. Yeni federasyonun, siyasi otoritenin güdümünde kalabileceği iddia ediliyor.

Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu Başkanı Türker Arslan 5 Kasım 2006’da önlerine her hafta Galatasaray ve Beşiktaş hakkında kötü tezahürattan dolayı rapor geldiğini, Fenerbahçe hakkında hiç böyle bir raporun gelmediğini vurgular. Arslan, “Kulüpler kötü tezahüratları mutlaka önlemeye çalışmalı ve bunun temsilci raporlarına girmesini sağlamalı. Ancak, böyle bir savunma ile cezalardan kurtulabilirler” der.

Bu sözlerden kısa bir süre sonrasında, önlerine her hafta dosyası gelen kulüplerden hiç birisine uygulanmamış bir ceza Fenerbahçe’ye verilecektir: 3 maç seyircisiz!

M. Ali Şahin, alışılagelmiş, kanıksanmış (ve artık bıktırmış olan) genel kurul çağrılarından birisini daha 6 Kasım 2006’da yapar. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel’in verdiği ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun da katıldığı yemekte Şahin, Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören ile Antalya Başkanı Sedat Peker’le bir görüşme yapar.

Futbol Federasyonu’nun olağanüstü genel kurula götürülmesi için kulüplerin devreye girmesi gerektiğini savunan Bakan Şahin, “Futbolumuz kaosa sürükleniyor. Genel kurulda delegelerin daha sağduyulu karar vererek seçime katılacaklarına inanıyorum. Sizler genel kurula gidilmesi konusunda öncü olun” der.

Beşiktaş İkinci Başkanı Murat Aksu’nun da hazır bulunduğu davette konuşan başkan Demirören ise, “Bizler kurallar ve kanunların uygulayıcısıyız. Kulüpler Birliği gerekli değişikliği uygun görürse biz de gereğini yaparız” karşılığını verir.

Bu arada Aziz Yıldırım, kulübün resmi internet sitesinde yaptığı açıklamada, Şenes Erzik’in Türk futboluna katkılarının tartışılmaz olduğunu, Futbol Federasyonu’nun özerklik kazanmasında çok önemli katkıları bulunduğunu ifade ederek, “Fenerbahçe Kulübü olarak Sayın Erzik’in böyle bir göreve gelmesinden onur duyarız. Erzik’in, federasyon başkanlığına adaylığını koyması ve bu göreve gelmesi bizi mutlu eder. O zaman kendisine gereken desteği veririz, ancak basında yer aldığının aksine, hiçbir şekilde Sayın Erzik’le bu konuda bir görüşmede bulunmadım” der.

14 Kasım 2006’da toplanan Birinci Lig Kulüpler Birliği Vakfı toplantı için Fenerbahçe Kulübü’ne yapılan davetin, diğer kulüp başkanlarının isteği üzerine iptal edildiğini açıklanır. Başkan Canaydın, Futbol Federasyonu’nun olağanüstü genel kurula götürülüp götürülmemesi konusuyla ilgili, kulüpler birliği olarak herhangi bir oylama yapmaya gerek olmadığı görüşünde birleştiklerini söyler.

Canaydın, Radisson SAS Oteli’nde yapılan ve 4 saat süren toplantı sonrasında yaptığı açıklamada, öncelikle Fenerbahçe ile vakıf arasında geçen davet krizi hakkında bilgi verir. Özhan Canaydın, “Bugün yapılan yönetim kurulu toplatısı için Fenerbahçe Kulübü’ne yapılan rutin davet, kulüp başkanlarının isteği üzerine ikinci bir yazı ile iptal edilmiştir” der.

Fenerbahçe’nin vakıf üyeliğinden ihraç edilmesinin, bu ay sonunda kararlaştırılacağını belirten Canaydın, şöyle devam eder:

“Fenerbahçe’nin vakıf toplantılarına katılmaması, aidatlarını ödememesi, vakfımızı yok sayan ve vakfımızı tanımadıkları yönündeki yazı ve açıklamaları nedeniyle, savunma ve açıklamaları alınmak suretiyle 23 Kasım’daki mütevelli heyeti toplantısında, vakıf üyeliğinden ihraç edilip edilmeyeceği konusunda bir karar alınmasına oy birliği ile karar verdik.”

Nihat Özdemir’in istifa daveti konusunda ise Canaydın, “Olabilir. Şahsi görüşüdür. Biz kulüpler birliği olarak birlik ve beraberlik içinde görevimize devam ediyoruz” der.

15 Kasım 2006 tarihli gazetelerde Merkez Hakem Kurulu, Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’un talimatı ile FIFA listesine girdiği öne sürülen hakem Kuddusi Müftüğlu’na, ligde son 9 haftada hiç maç vermediği yazmaktadır.

Herhangi bir sakatlığı ya da rahatsızlığı bulunmayan Müftüoğlu, FIFA listesi açıklandıktan sonra Süper Lig’de hiç görev alamaz. Ligde ikinci haftada Beşiktaş-Gaziantepspor, dördüncü haftada da Sakaryaspor-Fenerbahçe maçlarında görev yapan Müftüoğlu, o günden bu yana geçen 3 aylık süre içinde ligde bir maça bile çıkamamıştır.

17 Kasım 2006’da Kulüpler Birliği Vakfı Başkanvekili Hilmi Gökçınar, Futbol Federasyonu’nu genel kurula çağırmanın kendi işleri olmadığını, Bakan Şahin’in de olağanüstü genel kurul çağırısı yapmasının siyasi bir davranış olmayacağını söyler. Fenerbahçe’nin eleştirilerini ağır bulduğunu da belirten Gökçınar, “Cepheleşmek kimseye yarar getirmez” der.

Kulüpler Birliği Vakfı Başkanvekili ve Ankaraspor Kulübü Başkanı Hilmi Gökçınar, Bakan Şahin’in görevi gereği konunun içinde olduğunu ve gelişmelerle yakından ilgilendiğini belirterek, ”Bir Teftiş Kurulu raporu söz konusu ve mahkeme devam etmekte. Bakanın 31. maddeden kaynaklanan bir yetkisi de var. Sayın Bakan eğer olağanüstü genel kurulu çağırma yetkisini kullanırsa bu siyasi bir davranış olmaz. Çünkü spordan sorumlu devlet bakanı. Ayrıca şu an için Türk futbolunun politize olduğunu da düşünmüyorum” diye konuşur.

Futbol Federasyonu’nu olağanüstü genel kurula çağırmanın Kulüpler Birliği’nin işi olmadığını vurgulayan Gökçınar;

“Biz birlik olarak kararımızı 2 gün önce verdik. Bir daha gündeme geleceğini sanmıyorum. Biz toplantıda seçim olmalı mı sorusunu değil, böyle bir oylama yapıp yapmamayı oyladık ve gerek olmadığı sonucu çıktı. (Bu bizim işimiz değil) denildi. Böyle diyenler doğal olarak Ulusoy yönetimini destekliyor konumuna geldi. Oysa genel kurul daveti Kulüpler Birliği’nin işi değil. Bir mahkeme var, o mahkemenin sonucu beklenebilir. Ya da delegeler yeterli imzayı bulur genel kurula gidilir. Bunlar doğal şeyler. Gerçek karar mercii delegedir. Şu bir gerçek ki ben Ankaraspor olarak Süper Lig’de mücadele ediyorsam benim federasyonum Ulusoy federasyonudur. Başkan Haluk Ulusoy da olabilir, başkası da olabilir. Beğensek de beğenmesek de bu federasyonu kabullenmek zorundayız. Başka bir federasyon gelirse onu da kabulleniriz. Türk futbolu çok mu huzurlu bir ortam içinde? Hiçbir dönemde olmamıştır. Hep sıkıntı var olmuştur”.

Fenerbahçe Kulübü’nün, Kulüpler Birliği ile ilgili yaptığı açıklamayı değerlendiren Gökçınar, sarı-lacivertli kulübün yaptığı eleştirileri çok ağır bulduğunu ifade ederek, “Büyük takım olmak başka şeyleri gerektirir. Cephe açmak faydalı bir şey değil. Hep büyük kalayım denilebilir, ancak salt kendinizle ilgili bir büyüme isterseniz orada bir yanlışlık var demektir” der.

Gökçınar, “Fenerbahçe, Kulüpler Birliği’nin bir üyesi. Ancak Fenerbahçe yaklaşık 2 yıldır ne başkan ne de temsilci düzeyinde hiçbir toplantıya katılmadı. Biz bütün toplantılara olduğu gibi 2 gün önce İstanbul’da yapılan toplantıya da Fenerbahçe’yi davet ettik. Ancak daha sonra ağırlıklı olarak çok sayıda kulüp başkanı, 2 yıldır toplantılara katılmayan Fenerbahçe’nin bu toplantıya gelmesinin doğru olmayacağı görüşünü sekreteryaya bildirdi. Bunun üzerine Fenerbahçe Kulübü’ne davetin sehven gönderildiği şeklinde ikinci bir yazı daha gönderildi. Benim ya da başka bir kulüp başkanının tek başına davetin iptaliyle ilgili bir girişimi olmadı. Alınan ortak karar doğrultusunda hareket edildi” şeklinde açıklamada bulunur.

Kulüplerin çoğunun Fenerbahçe’nin ortaya koyduğu tavır ve davranışlara pek hoş bakmadığını dile getiren Gökçınar, “Benim bildiğim kadarıyla Fenerbahçe kurucu üye değil, vakfa üye bir kulüptür. Kurucu üyeler vakıf üyeliğinden çıkarılamaz. Aidat ödememeye devam etmek gibi iradeleri var. Bu durum gelecek hafta yapılacak olağan genel kurulda tartışılır. Mütevelli heyeti ve hukuk neyi gerektiriyorsa o yapılır. Ancak şahsi kanaatim kulüplerin bir arada olmasıdır. (Yokum) derlerse yapacak bir şey yok” diye konuşur.

17 Kasım 2006’da Hürriyet’te yeni senaryolar üretilimektedir:

Müthiş senaryo

Bakan Şahin’in girişimleri sonucu, Ulusoy karşıtı kulüp başkanlarının sayısı artacak. Federasyon başkanlığı için Erzik’in adında yoğunlaşma olacak. Özhan Canaydın, Kulüpler Birliği Başkanlığı’nı bırakmak zorunda kalacak.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in, “Yakında hiperaktif açıklamalar yapacağım” şeklindeki sözleri üzerine, Futbol Federasyonu Başkanlığı için yeni senaryolar ortaya atıldı.

Seyrantepe Projesi nedeniyle sıkıntılı günler yaşayan Özhan Canaydın’ın, 23 Kasım’da yapılacak olan Kulüpler Birliği Genel Kurulu’nda başkanlığa adaylığını koymayacağı öğrenildi. İktidar partisi üyesi olan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in, bu yapılanma içerisinde önemli rol oynadığı, Kulüpler Birliği Başkanlığı’na da bu doğrultuda Ankaraspor Başkanı Hilmi Gökçınar’ın getirileceği belirtildi.

Haluk Ulusoy’un yanında sadece Beşiktaş, Sivasspor ve Denizlispor’un kalacağı belirtildi. Kulüpler Birliği’nde bu şekilde sağlanacak çoğunluk sonrası, olağanüstü genel kurulda Ulusoy’un mağlubiyetinin kaçınılmaz olacağı vurgulandı.

Bakan Mehmet Ali Şahin’in, önümüzdeki günlerde ikili temaslara ve yurt içi gezilerine ağırlık vereceği iddia edildi. 3813 sayılı yasa gereği olağanüstü genel kurulu toplama yetkisi bulunan Şahin’in, sağlanacak bu çoğunluk doğrultusunda kongrede delegelere seçim maddesini koyduracağı iddia edildi. Şahin’in, Ankara Cumhuriyet Savcısı Ayhan Şan tarafından Haluk Ulusoy ve kurmay ekibi için istediği hapis cezasını da gündemde tutacağı bildirildi.

Bu arada yeni bir kongre yapılacağı için, Haluk Ulusoy’un başkanlığa tekrar aday olamayacağı ifade edildi.

Başkanlık için en şanslı ismin Şenes Erzik olduğu öğrenildi. UEFA ve FIFA’da üst düzey görevlerde bulunan ve ılımlı tavrı ile dikkati çeken Erzik’e, Bakan Şahin’in de sıcak baktığı kaydedildi. Özerk futbola müdahale edilmesini istemeyen FIFA’nın, bu gelişmelere müeyyide uygulamaması için, Şahin’in olağanüstü genel kurul daveti yapacağı; kongrede ise seçim maddesini delegelerin isteğiyle koyulacağı saptandı.

18 Kasım 2006’da Şahin, yasanın, Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nu olağanüstü toplantıya çağırma görevini kendisine verdiğini belirterek, “Arzu ediyorum ki, bu görevi futbol ailesinin kendisi yapsın. Ama yapmazsa ben yapacağım” diyerek bilmemkaçıncı uyarısını yapar.

Şahin, “Ne yaparsınız efendim?” sorusuna, “Yasa, bu konuda Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nu olağanüstü toplantıya çağırma görevini bana vermiş. Arzu ediyorum ki, bu görevi futbol ailesinin kendisi yapsın. Ama yapmazsa ben yapacağım” yanıtını verir.

21 Kasım 2006’da Memorial 11 Altın Adam yarışmasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ata Aksu, son kulüpler birliği vakfı toplantısının konusunun ”Haluk Ulusoy federasyonu gitsin mi, gitmesin mi?” olduğunu ileri sürerek, ”(Haluk Ulusoy gitsin) diyenlerin tamamı belediye ve belediye bağlantılı takımlar. Bu çok önemli bir gösterge. İsmi kullanılan devlet büyüklerinin ismini kimse kullanmasın. Onlar da bir açıklama yapıp, ‘biz futbolun koruyucusuyuz, kollayıcısıyız. Her türlü katkıyı yapmaya hazırız ama kendi iç mekanizmalarına karışmıyoruz’ derlerse bu mesele çözülür” der.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in bu konuyla ilgili bir beyanatı olduğunu kaydeden Aksu, “Sayın Mehmet Ali Şahin ‘Lütfen kulüpler demokratik haklarını kullansınlar, uzlaşma sağlasınlar, onlar kullanmazsa ben kullanacağım’ diyor. Şimdi bu söylem demokrasinin özüne aykırı. Ben o zaman ‘4’e 1 oyla nasıl ülkenin tamamını yönetiyorsun. 70 milyonun konsensüsü mü var’ diye sorarım. Demokraside karşı görüşler, karşı gruplar var, konsensüs var” diye konuşur.

Son güncel olaylarda siyasi müdahale olduğu kanaatini taşıdığını vurgulayan Aksu, “Bazı duyumlarım, bilgilerim var. Bazı şahıslar, futbolla geçmişte 2-3 yıl öncesine kadar hiçbir ilgisi alakası olmayan insanlar, Türk futboluna kurtarıcı gibi paraşütle indirildiler. O insanlara da acıyorum, kendi kimlikleriyle kişilikleriyle ortada duramazlar, her sıfatlarının sonunda filanın arkadaşı diye eklenir” der.

Toplantıda bir gazetecinin, “Haluk Ulusoy döneminde federasyonun muhasebe müdürü Nihat Saydam ‘Zimmetine para geçirmekten’ 10 yıl hapse mahkum oldu. Ortada dolaşan 875 bin dolarlık bir açık var. Toprakbank, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na (BDDK) geçtikten sonra bu iş ortaya çıktı? İş Bankası’nın daha yüksek faiz verdiği sırada, Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) parası neden Toprakbank’a onun yarı faizine verilmiştir?” şeklindeki sorusu üzerine Aksu;

“Nihat Saydam, birinci Haluk Ulusoy federasyonunda yönetim kurulu üyesiydi, muhasebe müdürü değil. Bir banka müdürüydü kendisi. Laflarım yanlış anlaşılmasın, mahkum olduğuna göre suçlu olduğu belli zaten. Böyle bir olay çıktı. Bu olayı da Türkiye Futbol Federasyonu ortaya çıkardı. Benim imzamla TFF, BDDK’ya müracaat etti. (Böyle bir duyumlarımız var, bundan dolayı TFF’nin bir zararı var mı) diye soruldu. BDDK konuyla ilgili inceleme yaptı. Biz savcılığa da suç duyurusunda bulunduk. BDDK’dan (TFF’nin bir kaybı yoktur, federasyon paralarıyla ilgili hesaplarda bir transfer yoktur) diye yazı geldi. Bu işlemler olurken Haluk Ulusoy, 2. dönem için kongreye gitti, Nihat Saydam hakkında bir suçlama yoktu ama Ulusoy kendisini her ihtimale karşı yönetim kuruluna almadı. Siz 875 bin dolar dediniz ama federasyon müfettişlerimiz 2-2.5 milyon dolar civarında olduğunu bana söylediler.

İş Bankası-Toprakbank meselesine gelirsek, federasyonun iki tane parası var. Bir tanesi Türkiye Futbol Federasyonu Vakfı var. Vakıf parasını İş Bankası’na 10 yıl çekmemek üzere hiçbir tasarruf yetkisi olmamak üzere yüksek miktarla yatırıldı. Vakfın başındaki abimiz de eski İş Bankalı o özellikle takip etti. Bizim sponsorluk anlaşmalarımız da o arada yapılıyordu. 10 yıl çekilmemek kaydıyla yatırıldığı için faiz rakamı yüksek. Onunla ilgili de BDDK’dan rakamların doğru olup olmadığını sorduk, BDDK bu rakamların doğru olduğunu ifade ettiler.”

Trabzonspor – Fenerbahçe maçına Bülent Demirlek’in atanmasını eleştirerek, önceki yıl oynanan Türkiye Kupası finalini hatırlatan Nihat Özdemir’e 24 Kasım’da Futbol Federasyonu’ndan yanıt gelir. Yapılan yazılı açıklamada, “Nihat Özdemir’in beyanları, en hafifinden spor adamlığı sorumluluğuyla bağdaşmamaktadır. Futbol Federasyonu, futbol ailesi mensubunun bulanık suda balık avlama fantezisine seyirci kalmayacaktır” denilir.

Futbol Federasyonu’nun ilkeleri, prensipleri, duruşu ve tarafsız görev anlayışıyla, her şeyden önce tüm kulüplere eşit mesafede durduğu kaydedilen açıklamada, “Fenerbahçe Kulübü Başkan Vekili Nihat Özdemir’in Trabzonspor-Fenerbahçe maçına yapılan hakem atamasına ilişkin beyanları, en hafifinden spor adamlığı sorumluluğuyla bağdaşmamaktadır” ifadesi kullanılır.

Açıklamada daha sonra şu ifadelere yer verilir:

“Gerek federasyonumuz, gerekse federasyonumuza bağlı olarak çalışan kurul ve kişiler hiçbir zaman kasıtlı, önyargılı, tarafgir bir yaklaşım içerisine girerek görev yapmaz. Türkiye Futbol Federasyonu’nun çatısı altında, bu tarz girişimlere zaten müsaade edilmez. Bu çatı altındaki hiçbir kişi, herhangi bir vesileyle herhangi bir oyunun içinde olmaz, olamaz. Hal böyleyken, gerçekçi olmayan, etik durmayan, fair play olgusuyla hiç bağdaşmayan, son derece saygın, değerli ve köklü bir camiayı da bağlayan bu tür söylemlerin, kaos yaratmak dışında bir amaca hizmet etmediğini belirtmekte fayda görüyoruz.

Futbol Federasyonu, dün olduğu gibi bugün de hiçbir kurum ya da futbol ailesi mensubunun bulanık suda balık avlamak fantezisine seyirci kalmayacaktır. Bu ailenin mensupları, futbolun değerlerini yok etmekle değil, korumak ve yüceltmekle yükümlüdür. Aksini yapanlara talimatlarımız gereği gerekli yaptırımlar derhal uygulanacaktır. Türk futbolunun, görevde olduğumuz süre içerisinde böylesine gerçek dışı ve yakışıksız söylemlerin oluşturacağı kaos ortamına sürüklenmesine asla izin verilmeyecektir”.

Fenerbahçe Kulübü Başkan Vekili Nihat Özdemir, hafta sonu Turkcell Süper Ligi’nde oynayacakları Trabzonspor maçına hakem Bülent Demirlek’in atanmasına tepki gösterip şunları söylemiştir:

“Bizi derin düşünceye iten bir manzara var. Geçen sezon kaybettiğimiz Fortis Türkiye Kupası finalinde de hakem Bülent Demirlek’ti. Onun yaptığı bariz hatalar sonucu biz o gün kaybettik. Hatta Merkez Hakem Komitesi Başkanı Mustafa Çulcu bile hakemin hatalı olduğunu söylemişti. Bu maçta yaşanan olaylar yetmiyormuş gibi Demirlek, Almanya’da G.Saray ile Beşiktaş arasında oynanan Süper Kupa’ya da hakem olarak atanmıştır. Biz Bülent Demirlek’in atanmasını kurgunun bir parçası olarak düşünüyoruz.”

Sürekli FIFA ve UEFA’yı tehdit olarak kullananlara karşı Mehmet Ali Şahin, Türkiye’de futbola herhangi bir siyasi müdahale yapılmadığını ifade eder. Bakan Şahin şöyle konuşur:

“Federasyonun saygı değer delegeleri kendi sorunlarını kendileri çözebilecek kabiliyettedirler.

En azından bunu göstermeliler. Ama Futbol Federasyonu Yasası, FIFA’nın ve UEFA’nın da denetiminden geçmiş bir yasadır. Geçtiğimiz yıl 2 maddesiyle ilgili FIFA bize yazı yazarak değiştirmemizi istemişti. (İki maddeyi değiştirin, çünkü bu iki madde siyasetin spora müdahalesi olarak değerlendiriliyor) demişti.

Bir tanesi federasyon başkanı istifa ettiği veya vefat ettiğinde Spordan Sorumlu Bakan, yerine 45 gün süreyle vekil tayin ediyordu. (Bakan bu işi yapmasın, yönetim kurulu yapsın) dendi, yasayı değiştirdik. Şimdi konuştuğunuz 31. maddenin 2. fıkrasında Spor Bakanı’na tanımış olan yetkiyle ilgili ne FIFA’nın, ne UEFA’nın herhangi bir itirazı olmamıştır. Şu anda yürürlükte olan bir yasadır.”

Tüm bu karmaşaya Star TV Telegol’ün yapımcı/sunucusu, Gargamel lakabıyla maruf Serhat Ulueren tüy diker. Kişiliği oldukça tartışmalı bir zata ekranlarını açarak Aziz Yıldırım’ın şike ve teşvik primi paraları verdiğini iddia ettirir.

Aziz Yıldırım, Star TV’ye konuşan Cihan Oskay’a ve ortaya atılan iddialara büyük tepki gösterir. Yıldırım, Cihan Oskay’ın iddialarına karşı yaptığı açıklamasında şunları söyler:

“Bu kişi kendisine sağlanan maddi destek ile yaklaşık 5 ay önce planlamış bir senaryoyu adım adım işlemiş ve sonunda oluşturduğu komplo planını ortaya dökmüştür. Hedef bellidir. Hedef başkan üzerinden Fenerbahçe’yi yıpratmak, önünü kesmek, aşağı çekmektir. Bu amacın, kime ne fayda sağladığı kamuoyunun takdiridir. Kendisi ile mahkemede hesaplaşacağız. Bu komplo, organize bir suçtur ve bu suçun tüm failleri yakalanmalı ve kanun önünde cezalandırılmalıdır.

Aynı televizyon kanalında hatırlanacağı üzere bugün hala Futbol Federasyonu yöneticisi olan Tahir Kıran, ‘Haluk Ulusoy, Fenerbahçe’yi 100. yılında şampiyon yapmayacak’ haberleri üzerine karşı kampanya olarak, kamuoyuna 2005-2006 yılında G.Saray’ın rakiplerine, Fenerbahçe’nin teşvik primi verdiğini iddia etmiş, daha sonra da kulübümüz ve camiamızın büyük tepkisi üzerine söylediklerini yalanlamıştı.

Ancak bu yalanlamanın ardından Tahir Kıran ile röportajı yapan gazeteciler, Fenerbahçe Haysiyet Kurulu’na bu konuşmanın aynen bu şekilde yapıldığını teyit etmişti. Bu nedenle, bugün karşı karşıya kaldığımız komplo, daha önceki bu çelişkili ve yalan dolu açıklamalarla başlatılan kampanyanın halen sürdüğünün göstergesidir.

Şimdi biraz geriye gidelim, Tahir Kıran’ın tam bu açıklamaları yaptığı zamanla (ligler yeni başlamıştı), bu yeni iddiaların alt yapı çalışmaları (telefon kayıtları) ne enteresan ki aynı zamanlara rastlıyor. Bu yayının yapıldığı zamanlama da çok düşündürücüdür. Çünkü yeni iftiraların atıldığı zamana dikkat edin. Pazar günü Trabzonspor ile oynamışız. Berabere de bitebilirdi, kaybedebilirdik de… Bu sonuçlar onların daha çok işine gelecekti. Pazartesi yayın yapılıyor, perşembe günü Celta Vigo, pazar günü de G.Saray maçı var. Üstelik federasyon ile ilgili seçim çalışmalarının çok kızıştığı bir haftadayız.

Federasyonun bu konuda herhangi bir adım atacağını düşünmüyorum. Daha önce yaşadığımız benzer durumlar ve yaptığımız şikayetlerde federasyon, karşı tarafın yalanlamasını yeterli görmüş ve yasal hiçbir işlem yapmamıştır.

Buradan devlete sesleniyorum. Bu iddiayı ortaya atan adam derhal devletimizin yetkilileri tarafından bulunup, emniyete alınmalı ve bu komplonun bütün detayları aydınlatılmalıdır. Devletimiz geç kalmadan bu konuda derhal tavır almalı ve adım atmalıdır.

Bu komplonun içinde yer alanlar futbol içindeki görev ve yetkileri ne olursa olsun derhal tespit edilerek haklarında yasal işlem başlatılmalıdır. Kimse dokunulmaz değildir. Hiçbir hukuk sistemi kanunsuzları korumaz. Ortada organize bir suç vardır…

Fenerbahçe düşmanları bugün yeni bir strateji uygulamaktadır. Sistemli bir şekilde yürütülen bu kampanya, başkan ve başkanın kişiliği üzerinde yoğunlaştırılarak, Aziz Yıldırım yıpratılmaya ve yalnız bırakılmaya çalışılmaktadır. Bu şekilde duyarlı Fenerbahçe camiasının dikkati dağıtılmakta, aslında kulübe karşı yürütülen kampanya başkan üzerinden kamufle edilerek sürdürülmektedir. Unutulmamalıdır ki, başkan Fenerbahçe’nin başkanıdır. Fenerbahçe camiası bu böl ve yönet taktiğine karşı dikkatli olmalıdır… 100. yıl, düşmanların başarıya ulaşması için son derece dikkatle seçilmiş bir dönemdir. Büyük hedeflere koşan kulüp, başkanına yönelik karalama kampanyası ile durdurulmak istenmektedir.

Maalesef bu komplonun içinde kendi şahsi çıkarları için yer alan Fenerbahçeliler de önemli roller oynamaktadır. Bu şahıslar gerçek Fenerbahçeliler tarafından da çok iyi bilinmektedir ve bilinmelidir. Önce Fenerbahçe tarihine, şimdi ise Fenerbahçe’nin tarihi başarılarına ve son olarak da Fenerbahçe Başkanı’na yönelik bu kampanyanın ardında Fenerbahçe’nin başarı ve istikrarlı yapısından rahatsız olan muhalifleri vardır. Bugün son derece önemlidir. Kampanya bugün ulusal bir kanal kullanılarak komploya dönüşmüştür. Bu organize bir suçtur. Bu suça karışanlar mutlaka tespit edilmeli ve failleri cezalandırılmalıdır.

Bu yayını yapanlar, taraflı bir yayın yapmıştır. Bir gazeteci etiği ve sorumluluğuyla davranılmamıştır. Tüm yalanlar ve iftiralar tek taraflı yayınlanmış, şahsım ve kulübüme bu konuda hiçbir şey sorulmamıştır. Bu konuya herkesin dikkatini çekiyorum. Bütün Fenerbahçelileri açacağımız davaya müdahil olmaları yolunda çağrı yapacağım. Yüzbinlerce Fenerbahçeli dava açmalıdır.

Ben parayla bu işleri çözebilecek güçte bir insan olsam, geçen yıl Denizli’de kaybettiğimiz şampiyonluğu çözerdim. Ayrıca Ali Akdeniz’e para verilecek ve Ali Akdeniz de bize gol atacak.

Haziran ayında Tahir Kıran (Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi) müşterek bir dostumuz aracılığıyla benden defalarca randevu istedi. Kendisini bir gün davet ettim. Yanımda kardeşlerim ve o müşterek dostumuz vardı. Bana, “Ulusoy ile barışırsam şampiyonluğun garanti olacağını” söyledi. Ben de benim Ulusoy ile herhangi bir arkadaşlığım ya da dostluğum yok ki, ona küseyim. Benim derdim Fenerbahçe’nin ve Fenerbahçeliler’in hakkını korumaktır. Ben parayla bu işleri çözebilecek güçte bir insan olsam, geçen yıl Denizli’de kaybettiğimiz şampiyonluğu çözerdim. Ayrıca Ali Akdeniz’e para verilecek ve Ali Akdeniz de bize gol atacak. Cihan Oskay ne ofisime geldi, ne de ona para verdim. Ona ancak restaurantına gittiğimde bahşiş vermişimdir.”

Fenerbahçe’nin tepkisi dinmek bilmez. 28 Kasım 2006’da düzenlenen ve yöneticiler Murat Özaydınlı, Ali Yıldırım, Ali Koç, Şekip Mosturoğlu, Hakan Dinçay, Turhan Şahin, Ünal Uzun, Semih Özsoy ve Yüksek Divan Kurulu Başkanı Yüksel Günay’ın da katıldığı basın toplantısında şunlar söylenir:

Kurumsal İlişkilerden Sorumlu Asbaşkan Ali Koç:

“Telegol programı basın ilke ve etik kurallarını ihlal etmiştir. Toplumumuz için daha faydalı konuları tartışmak amacı ile bir araya gelelim isterdim ama olmadı. Pazartesi akşamı Star TV Kanalı’nın Fenerbahçe Spor Kulübü’nün 2000-2001 sezonundaki şampiyonluğu ile ilgili olarak asılsız iddialara yer verilmiştir. Telegol Programı’nda Fenerbahçe Spor Kulübü zan altında bırakılmıştır. Konunun kaynağının kullanılış şekli camiamızı derinden sarsmıştır. Gazetecilik mesleğinin hiçbir etik kuralına riayet edilmeyen programın yayınlanış tarihi de ilginçtir. Turkcell Süper Lig’de lider olduğumuz, UEFA’da mücadele ettiğimiz ve üst üste derbi oynanan bir döneme denk getirilmiştir. Kişilerin şerefine ve namusuna böyle kolay saldırılar gerçekleştirilemez. Unutmayın ki bizim başımıza gelen yarın sizin de başınıza gelebilir. Telegol programı Cihan Oskay’ın sözlerini kayıtsız şartsız hiç sorgulamadan kabul edilmiştir. Cihan Oskay’ın, emniyeti suiistimal ve karşılıksız çekten dolayı tutuklama kararı vardır. Bu kişinin vergi dairesi tarafından yurtdışına çıkış yasağı vardır. Bu kişi çok kısa süre önce sayın başkanımıza övgüler yazarken, Telegol programından da olumsuz şekilde söz ediyordu. Özgeçmişi ve psikolojik durumu göz önüne alındığında Telegol Programı’nın kendisini devlet adamı gibi karşılaşması da hayret verici ayrı bir olaydır.

Telegol, Cihan Oskay’ın sözlerini hiç sorgulamadan doğru kabul edilmiştir. Hakkında emniyeti suiistimal ve karşılıksız çekten tutuklama kararı olan Cihan Oskay’ın, devlet adamı gibi karşılaşması hayret verici.

Sürekli olarak ilgili kişilerin telefon bağlantısına alınacağı söylenirken, başta Ahmet Çakar gibi kişiler yayına bağlanmamış, bağlanmak isteyenler ise bıkmaları için bekletilmişlerdir. Yönetim kurulu üyemiz Şekip Mosturoğlu dahi, yayına bağlanmak için kanal yöneticilerini araya koyması ile ancak bağlanabilmiştir. Sunucunun ilk kez duyduğunu iddia ettiği ses kayıtları, alt yazıları da hazır bir halde yayına verilmiştir. Cihan Oskay’ın kasetler çantamda dediği halde kasetler çok önceden rejide yer almıştır. Ayrıca yayın esnasında (Ben cep telefonu ile mesaj çekmesini bile bilmem) diyen Cihan Oskay’ın kasetleri mükemmel bir şekilde nasıl kaydettiği hiç sorgulanmamıştır. Cihan Oskay’ın sesindeki sabitlik uzmanlar tarafından konuşmanın profesyonel bir ortamda yapıldığını göstermiştir. Serhat Ulueren, Tamer Tuna’ya Cihan Oskay’ın telefon numarasını kendisinin verdiğini söylemiştir. Bu da bunun kanıtıdır.

Yayına bağlanan kişiler iddiaları bir bir çürütürken, yayıncı ve yorumcular olayları sahiplenmeye başlamıştır.

Şike yapıldığı iddia edilen maçlarda Ali Akdeniz Fenerbahçe’ye gol atmıştır. Oktay ise maçta iki golü boş kaleye atamamıştır. Eminim ki biliyorsunuzdur ancak kayıtlar söz konusu olayın yapıldığı iddia edilen zaman diliminde değil, birkaç ay önce yapıldığı görülmüştür. Taraflı yapılmış bu yayıncılık ile tüm etiği ihlal etmişlerdir. Şerefi ve namusu ile bu mesleği yapan tüm gazetecilerin de bu olaya tepki göstermesini bekliyoruz. Bugün bunları gerçekleştiren zihniyetin yarın neler ile geleceğini düşünmek bile istemiyorum.

Tarftarlarımıza şunu söylemek isterim, dimdik ayakta duralım, kimsenin bizi alt edemeyeceğini hatırlatmak isterim.”

Fenerbahçe Kulübü Hukuk ve Kurumsal İlişkilerden Sorumlu Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu:

“2000-2001 sezonunda Fenerbahçe ile ilgili şike ve teşvik iddiaları konusunda hukuki yollardan hakkımızı aramak için başvurulara başladık.

Bu profesyonel oluşumun arkasında olan teknik, parasal, lojistik destek sağlayanlarla adalet önünde hesaplaşacağız

Son derece iyi organize edilmiş bir karalama kampanyasıyla baş başayız. Profesyonel destek almış bir adam, ulusal bir kanalda yayınlanan programı kullanarak akıl almaz iftiralar atmıştır. Bu profesyonel oluşumun arkasında olan teknik, parasal, lojistik destek sağlayanlarla adalet önünde hesaplaşacağımızı duyuruyorum.

Televizyon kanalındaki programın yayınıyla ilgili olarak da Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) nezdinde hem kulübümüz, hem de başkanımız Aziz Yıldırım gereken başvuruları yapacaktır.

Konuyla ilgili manevi tazminat davalarını hem bizler hem de taraftarlarımız açacaklar, ses kayıtlarıyla ilgili adı geçen kişiler de davacı olacaklardır.

Olayın perde arkasının aydınlatılması doğrultusunda, yasaların cevap verdiği ölçüde savcılığa suç duyurusu yapacağız. 2000-2001 sezonundaki Samsunspor-Fenerbahçe maçına ilişkin olarak, futbol federasyonu yönetim kurulu üyesi Tahir Kıran’ın 2005-2006 sezonuna ilişkin iddialarıyla ilgili olarak, futbol federasyonuna, Başbakanlığa, Spordan Sorumlu Başbakan Yardımcısına başvuruda bulunmuştuk.

Şaşırtıcıdır ki federasyon, meczup dediğimiz şahsın saçmalıklarına soruşturma başlatırken, kendi yönetim kurulu üyesinin, röportajı yapan gazeteciler tarafından da doğrulanan beyanlarına, futbol kulübünün araştırma yapılması istemine bugüne kadar maalesef cevap vermemiştir. İsteğimiz bizim ile ilgili ne kadar iddia varsa araştırılması, ancak geçmişte olduğu gibi bunun sürüncemede bırakılmamasıdır. Kulübümüz bir zan altındadır. Derhal soruşturma başlatılarak bu soruşturmanın sonuçları kamuoyuna açıklanmalıdır.

Devletimize sesleniyoruz. Özel bir yasa ile derhal bağımsız güvenilir kurul oluşturulsun. Bugüne kadar ortaya atılan tüm iddiaları araştırsın. Sonuçları ne olursa olsun bu iddialar sonlandırılsın. Suçlular varsa cezalandırılsın. Herkes eteğindeki taşları döksün, kendi kapısının önünü temizlesin. Aksi takdirde bu tartışma ortamı futbola zarar verecektir”.

Aziz Yıldırım:

“Cihan Oskay’ın, ofisime gelerek 150 bin dolar aldığı iddiaları gerçek değildir. Oskay’ı tanıyorum. Kulübe gelip giden, futbolculara verdiğimiz yemeklerde oranın müdürü sıfatıyla oyuncularımız ağırlattığımız bir kişi. Benimle dost olduğunu söylüyor ama benimle dost olabilmesi için sürekli beraber olması gerekir. Bu adam bugün büroma gelse odamı bulamaz.

Ali Akdeniz bu işin içindeyse, neden ilk yarıda Fenerbahçe’ye gol attı. Fenerbahçe galip gelse veya berabere kalsa şampiyon olacak. Ali Akdeniz, bu durumda bize gol atar mı? İkinci bir pozisyona girdi. Onu atsaydı ne olacaktı Fenerbahçe’nin durumu.

Bu yaşananlar, bugünün olayları değildir. Geçen şubat ayındaki kongrede yaptığım açıklamalarda korktuğumu ifade ettim. Değişim için geldiğini söyleyen federasyon başkanının, değişim içinde olmadığını görüyordum çünkü. Yeni dönemin bizler için zor olacağını düşünüyordum, ifade ettim. Başkanlığı bıraktığımı açıkladıktan sonra gelişmeler aynı şekilde devam etti. Her taraftan dedikodu ve laflar duyuyoruz. Samsunspor maçıyla ilgili olaylar konusunda bir süre önce dedikodular duyduk. ‘Tedbir alalım’ dediler. ‘Olmayan bir şey için tedbir alınmaz’ dedim, tedbir almadık.

İddialarda söz konusu olan paraların kime gittiğinin belirlenmesi gerekir. Ben vermedim diyorum. Mustafa Çebi de almadım diyor. Olmayan parayı kim aldı, kim verdi.

Son federasyon seçimlerinde kulis ve kongre çalışması yapmadık. Herhalde yapsaydık bugün bunlar olmazdı.

Gelinen süreçte hep federasyonun yanlışlıklarını dile getirdik ve bunu da hep kamuoyu önünde yaptık. Bu açıklamaları kapalı kapılar ardında yapmadık. Belden aşağı vurmadık. Ne söylediysek kürsüye çıkıp, medyaya, camiamıza anlattık. El altından kasetler hazırlayıp kamuoyuna sunmadık.

Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Tahir Kıran haziran ayında bana geldi. Federasyon ile ilgili düşüncelerini söyledi. ‘Haluk Ulusoy ile barışın’ dedi. Yanımda kardeşim, bir de dostum vardı. Ulusoy ile şahsi problemim yok. Onunla ortak hiçbir noktamız yok. Tek ortak noktamız Fenerbahçe’nin haklarının yenmemesi, bütün kulüplere adaletli davranacak bir federasyonun bizim için yeterli olduğuydu. ‘Yumuşama olursa Fenerbahçe şampiyon olur‘ dedi. Bana söyledi bunları. ‘Fenerbahçe daha rahat şampiyon olur, önünüze zorluklar çıkmaz‘ dedi. Ben bunun olmayacağını kendisine anlattım. Sonra ikinci bir randevu istedi, geldi. Kardeşimin şirketinde randevu verdim. Konuşma yaptık, ama önce benimle teke tek konuşmak istedi. Bana, telefonlarımın dinlendiğini, bu konuşma sırasında bazı cümleler sarf ettiğimi ve bundan dolayı bazı olayların olacağını söyledi. Bunun üzerine ben kardeşlerimi ve dostumu aldım içeriye, onların yanında da tekrar etmesini istedim. Gereğini savcılıkla yapacağım.

Üçüncü sefer geldi. Kardeşimin evine geldi. Marco Aurelio’nun Türk vatandaşı yapılabileceğini, başka oyuncular varsa onların da yapılabileceğini, 15 günlük süre olduğunu ve yeni bir kanun çıkacağını, bunu ortadan kaldıracaklarını söyledi. Federasyon mevzuları yine konuşuldu. Kalktım evime gittim.

Geçen hafta Nihat Özdemir bir konuşma yaptı. İnsanlar ‘Neden konuşuyor’ dedi. Pazartesi günü Tahir Kıran, Şükrü Yazıcıoğlu ve onların bazı dostları ile hakem Bülent Demirlek bir gece kulübünde sabaha kadar beraber oldular. Perşembe günü de bizim maça atandı. Trabzonspor maçının hakeminin ilk ve ikinci devredeki durumunu, pozisyonunu kamuoyu değerlendirsin. Biz bu endişeleri duyduğumuz için Nihat Özdemir’e bu açıklamaları yaptırdık. Bunun dışında, Futbol Federasyonu temsilcilerine müdahale etmeye çalıştılar. Onlara bir şeyler yazdırmaya çalıştılar, ama onlar yazmadı.

Bu görev önce bizlere, kulüplere, fedederasyona ve onun ötesinde de devlete düşüyor. Bunu çözecek devlettir. Bu kadar pisliğe batılmış bir ortamda Futbol Federasyonu bunun altından kalkamaz. Çünkü işin içinde onlar var. Onların olduğu bir yerde temizlik olmaz. Bu temizliği ancak devletin teftiş kurulları veya oluşturacağı kurullar çözebilir. Biz buna hazırız diğer kulüplerin de hazır olduğuna inanıyorum. Federasyon buna hazırlıklı olması lazım. Devleti de bu göreve çağırıyorum.”

Hemen ertesi gün Futbol Federasyonu Başkan Vekili Kemal Kapulluoğlu, disiplin suçu işleyenlerin Disiplin Kurulu’na sevk edileceklerini belirterek, “Federasyonu itham edenlerin elinde kanıt olması gerekir” der.

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın basın toplantısında Futbol Federasyonu’na yönelttiği suçlamaları üzülerek izlediklerini belirten Kemal Kapulluoğlu, “Güzide bir kulüp hakkında öne sürülen iddialara verilecek cevapları beklerken, federasyonun kısmen de olsa hedef alındığını gördük. Gerekli soruşturma yapılacaktır. Disiplin suçu işleyenler Disiplin Kurulu’na sevkedilecektir. Şüphe yok ki Futbol Federasyonu yöneticileri, kişisel olarak da hem hukuk, hem ceza yönünden haklarını genel yargıda arayacaklardır” diye konuşur.

‘Bunların içinde Futbol Federasyonu da var, onların olduğu yerde temizlik olmaz’ ifadesine değinen Kapulluoğlu, “Dayanıksız iddialarla karşı karşıya kalanların hiçbir dayanak göstermeden federasyonu hedef göstermeleri bizi şaşırtmıştır. Federasyonu itham edenlerin elinde kanıt olması gerekir. Takdiri kamuoyuna bırakıyoruz” der.

Üzerlerine düşeni yerine getireceklerini vurgulayan Kapulluoğlu, “Tüm olayları detaylı bir şekilde inceleyeceğiz. 1 hafta 10 gün içinde bitmesini istediler ama bunlar belli bir zaman alır. TFF’yi itham edenlerin de kanıtları aynı süre içinde bize sunulmasını bekliyoruz” der.

Fenerbahçe Kulübü’nün 6 gün önce federasyona başvuruda bulunduğunu hatırlatan Kapulluoğlu, şöyle konuşur; “İddialarla ilgili araştırma yapılmasını istediler. Bugün ise ‘Onlar bunu yapamazlar, çünkü içindeler’ ifadesi var. Bu değişikliğin sebebinin ne olduğunun, dayanaklarıyla ortaya konmasını bekliyoruz”

Devleti göreve çağırmanın gereksiz olduğunu savunan Kapulluoğlu, “Devleti birtakım görevlere çağırmak, olmazsa olmaz bir ilkeden gereksiz bir vazgeçme anlamındadır. Şartlar ne olursa olsun hiçbirimiz, kurumları vareden, kurumların üzerinde durduğu ilkelerden vazgeçmeyi düşünmemeliyiz. Federasyon karar merciidir. Eğer kanıt varsa izlemekle yetinmez gereğini yapar” şeklinde konuşur.

Aynı gün Bursaspor’un TFF ile sürtüşmesinde de yeni gelişmeler yaşanır. Bursaspor kongre üyeleri Lemi Keskin ve Gökhan Celbiş, istedikleri bilginin kendilerine ulaşmaması üzerine Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusu bulunurlar. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) hakkında hazırlık soruşturması başlatır.

Lemi Keskin, 2004 yılında oynanan Çaykur Rizespor-Beşiktaş maçıyla ilgili şike tahkik komisyonu kurulup kurulmadığına ilişkin istedikleri bilginin, 2 ayı aşkın sürede kendilerine ulaşmaması üzerine, 22 Eylül’de Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) hakkında Bursa Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunduklarını söyler.

1 Aralık 2006’da Bakan Şahin, Aziz Yıldırım’ın şike iddialarının araştırılması için devleti göreve çağırmasıyla ilgili olarak ”Aslında ‘devlet bu işe el koysun’ demek, ‘bu siyasiler Türkiye’yi yönetemiyor, askerler el koysun’ demekten farksız” açıklamasında bulundu. Makul bir süre sonra olağanüstü genel kurul çağrısında bulunmak zorunda kalacağını belirten Şahin, “şike iddialarına federasyon el koysun” der.

Aziz Yıldırım’ın talebine böyle bir benzetme yapan bakanın kendisinin ikide birde “işlem yapın yoksa el koyarım” demeçlerinin nasıl tanımlanması gerektiğini de sizler değerlendirin…

http://www.gazetem.net ‘te yazıları yayınlanan Emre Zeytinoğlu’nun bu konudaki tesbitleri çok doğrudur:

Demokratiklik mi? Al birinden vur birine

Hükümet bir yandan şimdiki Futbol Federasyonu’na karşı “akınlar” düzenlerken, diğer yandan da sanki demokratik bir yol izliyormuş görüntüsünü sergilemeye çalışıyor. Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin büyük bir “sorumluluk” numarasıyla Federasyon Başkanı’nı değiştirmenin, kendi işleri arasında olmadığını söylüyor ama, bu arada Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da, Melih Gökçek, Hamdi Akın ve Hilmi Gökçınar adlarını sıralayıp (ya da el altından tezgahlar yürütüp), bunlardan birini Federasyon’a başkan yapmak için debelenip duruyor. Bu adamların kim oldukları belli; bunların futbolla ne ilgisi var?

Erdoğan, “AKP ile Futbol Federasyonu ilişkisi, yalnızca onursal başkan konumundaki belediye başkanları çerçevesinde kalıyor” diyormuş. Erdoğan’ın söylediğini iç rahatlatıcı bir açıklama olarak mı değerlendirmemiz gerekiyor acaba? Bu memlekette, bu konuşmadan sonra rahatlayan var mıdır dersiniz?

Bu konu ile ilgili, kolayca çözümlenemeyecek tuhaf çıkar ilişkilerinin neler olabileceğini, önceki yazılarımda belirtmeye çalışmıştım. Özellikle geçen haftaki yazıdan sonra bana tepki gösterenler oldu. Tepki gösterenler genellikle şöyle düşünüyorlardı: Böylesine karanlık ilişkileri olan Ulusoy’u görevden uzaklaştırabilmek için, hükümetin girişimleri (pek demokratik olmasa da) desteklenmeliydi.

Ulusoy’un taraftarı değilim. Bu demokratiklik geyiğinin nasıl ballı çıkarlar yarattığına da yıllardır tanık olmaktayım. Mesele demokratiklikte değil. Ne iş yaptığını bile bilmediğim, seçimler sırasında kulüplerin desteğini nasıl sağladığı konusunda hiçbir fikir edinemediğim, niçin mafya babalarıyla bu kadar yakın ilişkiler kurduğunu anlayamadığım biri hakkında iyi düşünebilmemin; demokratiklik adına onu savunabilmemin mümkünü yok. Ayrıca Futbol Federasyonu bünyesindeki kurumlara getirilen eleştirilere, futbolumuzun haline bakıp da katılmamak olanaksız. Zaten daha önce de, Bakan Şahin’in “Ulusoy, davalarından aklanmadan başkan olmamalı” yorumuna da destek verdiğimi hatırlatmak isterim. Bakan, “eğer Ulusoy başkan olursa, davalar sağlıklı bir biçimde yürütülemez, çünkü birçok belge gün ışığına çıkmaz” diyordu ki, gerçekten son derece haklıydı.

Fakat Ulusoy, tam bir yüzsüzlük ile seçimlere girdi, Kulüpler Birliği’ni “memnun etti”, Anadolu kulüplerinin çoğundan (nasıl becerdiyse) büyük destek sağladı ve seçimi kazandı. Ve sonra çok açık ki, hükümet işin peşini bırakmadı. Futbol gibi büyük bir pazarın ve toplumsal vitrinin iplerini ele geçirebilmek adına, hep adeti olduğu üzere, meydana balıklama atladı. Adaylar belirleyip, onları kamuoyuna sokuşturmaya çalıştı; hâlâ da çalışıyor.

Derken ortaya bir kez daha şike iddiaları atıldı. Ortalık bir an toz duman oldu. Yine geçen defa yazmıştım: “Bunlardan bir şey çıkmaz, o iddiaları ortaya atanlar, onları medyaya taşıyanlar ve medyada kahramanlık taslayanlar, söz konusu iddiaları bize unutturacak ilk kişiler olacak” diye…

Nitekim öyle oldu. Ortada şike iddialarıyla ilgilenen kimse kaldı mı? Hayır kalmadı. Bakan diyordu ki; “şike iddialarıyla hükümetin ilgilenmesi, askeri darbe gibi bir şey olur.” Büyük lâftı doğrusu… Ama şöyle oldu: Bu iddiaların hemen ardından kabak Futbol Federasyonu’nun başında patladı. Şike iddiaları ansızın gündemden uçup gitse de, Ulusoy’un ipliği pazara çıkıverdi. Onun kişiliği hakkındaki tartışmalar daha da alevlendi ve iş bugünkü duruma geldi dayandı. Ulusoy için düşünürsem; iyi oldu tabii. Bu adamın o mevkide kalmasına tahammülüm yok. Onun gözümün önünden uzaklaşması, demokratik olsa da olur, olmasa da…

Ne var ki buna rağmen, hükümetin müdahalesinin bir işe yarayacağına (ya da çözüme yönelik bir hareket olduğuna) da inanmıyorum. Hükümetin iş başında kaldığı şu süre, bir iktidar gücünü sonuna kadar kullanmak ve olabildiğince çıkar elde etmenin dışında bir işlevle örtüşmedi. Bu benim kişisel fikrim; bu yüzden diğer kişisel fikrim de şu: Hükümetin Futbol Federasyonu’na müdahalesi, asla bataklığın dibindeki Türk Futbolu’nu kurtarmaz. Olsa olsa onu başka bir bataklık adresine postalar. Hepsi bu olur. İşte o şike iddialarının bir anda ayyuka çıkması, sonra da hükümetin işin vahametinden yararlanarak harekete geçmesi, aklıma hiçbir “iyilik” getirmiyor. Getirse getirse, El Kaide’nin yaptığı söylenen 11 Eylül terörünün, ABD’nin işine yaradığını (hem de çok işine yaradığını) getiriyor. Aynı birkaç gün önceki şike iddialarının, Ulusoy tartışmalarını körüklediği ve bunun da hükümetin işine yaradığı gibi… Hükümetin Ulusoy’a düşündüğü “iyilik”, benim “iyilik” kavramımla özdeşleşmiyor.

Özdeşleşmiyor; çünkü Bakan’ın, Türkiye’de spor mahkemelerinin olmaması konusundaki şikayetini anlamıyorum, Futbol Federasyonu’nun yapısal aksaklıklarını giderecek önlemleri niçin hiç dile getirmediğini anlamıyorum, kulüplerin “layık oldukları yönetimi niçin baştan seçmedikleri” konusundaki yakınmalarını hiç anlamıyorum. Yani Bakan, kimi konular için ağlayıp duruyor ve demokratiklik kılıfıyla işi geçiştiriyorsa da, AKP manevraları için “kulüplerin layık oldukları yönetim” fikrini de pekâlâ koruyor.

Ya Türk Futbolu denilince aklıma ne geliyor? Aklıma gelen tek bir cümle: Al birinden vur birine…

Demokratiklik adına, iki çıkar odağından birini tutmak gibi bir zorunluluğu yüklenmiş bizlere yazık. Kazıklanıp duran bir aptal olarak; hem de ne yazık.

4 Aralık 2006’da Hilton Oteli’nde başlayan, 1. Türk Sporu Sponsoruyla Buluşuyor Kongresi’nin açılışına katılan ve fuar alanının da çalışını yapan Mehmet Ali Şahin, burada basın mensuplarının sorularını yanıtlar.

Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nu olağanüstü toplantıya çağırıp çağırmayacağıyla ilgili olarak Bakan Şahin, “Arzu ediyorum ki, şu anda yasanın bana vermiş olduğu genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırma görevini ben yerine getirmeyeyim. Bunu Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu veya delegeleri yerine getirsin. Makul bir süre daha o mercilerin harekete geçmesini bekliyorum. Aksi halde spordan da sorumlu bakan olarak yasanın bana vermiş olduğu bir görevi uzun zaman bekletmem uygun olmaz. Ama benim bir tarihim yok.Bu hakkı bana veren madde FIFA’nın denetiminden geçti ve değiştirilmesi talepleri de olmadı” diye konuşur.

Bakan Şahin, futbolda gündemi işgal eden şike iddialarıyla ilgili olarak, ”Şikeyi araştırma, tespit etme ve karar verme görevi ile sorumluluğu bende değil” derken, konuşmasına şöyle devam eder:

“Futbol Federasyonu’nun bu konuyla ilgili kurulları iddiaların üzerine hassasiyetle ve ciddiyetle gitmelidir. Bu görevi yaparken yasal bir ihtiyaç hissederlerse de bakanlığıma bildirsinler, çünkü geçmişte bir çok yasal düzenlemeyi yaptık. ‘Biz şikenin üzerine gideceğiz. Ama şu bakımdan elimiz kolumuz bağlı, atmak istediğimiz bazı adımları atamıyoruz. Eğer yasal olarak önümüzü açarsanız, şike iddialarının iç yüzünü, arka planını öğrenir, gerekeni yaparız’ diyorlarsa, kendilerinden bu konuda başvuru bekliyorum. Böyle bir başvuru şu ana kadar olmadı. Herhalde mevcut yönetmelikler yeterli.”

Aynı gün Bursaspor kongre üyesi Lemi Keskin, yaptığı açıklamada, 2004 yılında oynanan Çaykur Rizespor-Beşiktaş maçıyla ilgili şike tahkik komisyonu kurulup kurulmadığına ilişkin istedikleri bilginin, 2 ayı aşkın sürede kendilerine ulaşmaması üzerine, 22 Eylülde TFF hakkında Bursa Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunduklarını, bunun üzerine savcılığın TFF hakkında hazırlık soruşturması açtığı bilgisini aldıklarını hatırlatır.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın TFF hakkında hem bilgi edinme yasasına muhalefet hem de şikeyle ilgili ihbarı değerlendirmemekten dolayı soruşturma açtığını öğrendiklerini dile getiren Keskin, “Savcılık, konuyu ‘memur suçları’ kapsamında ele almış. Yani TFF hakkında, hem bilgi edinme yasasına muhalefetten hem de şike ihbarına karşın komisyon kurulmaması iddiasıyla dosya hazırlıyor” der. Keskin, Türk adaletine inandıklarını dile getirerek, şunları söyler:

“Bilgi edinme yasasına göre her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı federasyona, (herhangi bir takımın renkleri nedir veya TFF’de kaç kişi çalışıyor) gibi sorular sorabilir. Federasyon da bu sorulara yanıt vermek zorunda.

Ayrıca TFF, şikeyle ilgili her türlü bilgi, belge ve ihbarı en ince ayrıntısına kadar araştırmak zorunda. Biz TFF’nin bunu yapmadığını düşünüyoruz. Bu çerçevede girişimlerimizi yaptık. Türk sporunun temizlenerek daha güçlü hale gelmesi tek dileğimizdir.

Çaykur Rizespor-Beşiktaş maçında şike yapıldığına ilişkin bilgi ve belgeler, son haftalarda Fenerbahçe’nin adının karıştığı şike iddialarına yönelik bilgi ve belgelerden daha güçlü. O olayda iki kulübü dahi temsil etmeyen iki kişi konuşuyor. Bizim ihbarımızda ise Çaykur Rizespor’un o dönemki ikinci başkanı ile Beşiktaş’ın o dönemdeki kaptanı konuşuyor. Bu konuşmalar da Fenerbahçe olayındaki gibi gizli bir şekilde değil, devletin resmi kurumu tarafından savcılıktan izin alınarak kaydedilmiş. Yani bizim elimizdeki bilgi ve belgelerde daha sağlam kanıtlar var.”

12 Aralık 2006’da Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), 3 Aralık tarihinde oynanan Fenerbahçe-Galatasaray maçında çıkan saha olayları nedeniyle Fenerbahçe’ye 3 maç seyircisiz oynama cezası verir. Kurul, derbide sarı kırmızılı taraftarların sebep olduğu olaylar nedeniyle de G.Saray’a 60 bin YTL ceza keser.

PFDK, sarı-lacivertli kulübe, Fenerbahçe-Galatasaray maçında çıkan olaylar nedeniyle 2 maç, ayrıca Fenerbahçe-Beşiktaş maçında kulüp taraftarlarının çirkin ve kötü tezahüratları nedeniyle aldığı cezanın Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu’nca onandığına, bir sezon içinde aynı fiilin 2. kez tekrar edilmesi nedeniyle de 1 maç kendi sahasında seyircisiz oynamasına karar verir.

Kurul ayrıca, sarı lacivertli kulübü, anons sisteminin talimatlara aykırı şekilde kullanılması nedeniyle bin YTL, yine merdiven boşluklarının boş bırakılmayarak talimatlara aykırı davranışta bulunulması nedeniyle de bin YTL, toplamda 2 bin YTL para cezasına çarptırır.

Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu Başkanı Türker Arslan daha bir ay önce, 5 Kasım 2006’da “önlerine her hafta Galatasaray ve Beşiktaş hakkında kötü tezahürattan dolayı rapor geldiğini, Fenerbahçe hakkında hiç böyle bir raporun gelmediğini” söylemiştir. Buna rağmen daha ilk dosyada Fenerbahçe 3 maç seyircisiz cezası alırken G.Saray ve Beşiktaş’ın puna silme sınırına gelmeleri nedeniyle ceza talimatında değişiklik yapılmıştır.

İşte Ulusoy adaleti…

Haluk Ulusoy, Mersin’de yerel yayımlanan Mersin Gazetesi’nin 12 Aralık 2006’daki organizasyonunda gerçekleştirilen “Sporda Vefa ve Dostluk Gecesi”ndeki ödül töreninde yaptığı konuşmada, salona değişik duygular içinde girdiğini söyler.

Salona girerken ve girdikten sonra iki farklı duygu yaşadığını dile getiren Ulusoy, “Türk Milli Takımı’nın 2002 Dünya Kupası’nda dünya üçüncüsü olduğunda çalınan marşı dinleyerek içeri girmek beni tekrar Japonya’ya, Kore’ye götürdü. İkinci duyguyu ise 23 yaşında geldiğim, 8 yıl boyunca havasını teneffüs ettiğim, ekmeğini yiyip, suyunu içtiğim çok değerli dostlarımla beraber olmakla yaşadım” der.

Yalnızca Türk Milli Takımı’nı dünya üçüncüsü yapan bir başkan olarak anılmak istemediğini vurgulayan Ulusoy, “Gerek federasyonda çalıştığım, gerekse başkanlık yaptığım dönemlerde büyük başarılara imza attım. Federasyon başkanlarının 2-3 ayda bir koltuklarını terkettiği dönemlerde, yüreğimi ve aklımı ortaya koyarak federasyon başkanlığına aday oldum. Ben ve ekibim 7.5 yıl görev yaptık” der.

Ulusoy, futbolda yöneticilik yaşamına amatör bir kulüp olan İstanbul Yeniköyspor’da başladığını, daha sonra Mersin İdmanyurdu’nda kulüp başkanlığı yaptığını ifade ederek, şunları söyler:

“Federasyona gidiş noktasında Mersin İdmanyurdu Kulübü’nün bende emeği oldukça fazla. 1992 yılında Mersin İdmanyurdu’ndan federasyona gittikten sonra da yıllarca çeşitli kademelerde görev yaptım. Federasyon başkanlığına paraşütle gelmedim. Alnımın teriyle, namusumla, şerefimle, haysiyetimle ve kulüplerde yaptığım yöneticiliklerle federasyon başkanı oldum.

Meyve veren ağaç taşlanır. Başkan olduğum günlerde yaşan kaosların üstesinden yönetici arkadaşlarımla birlikte geldik ve büyük başarılara imza attık. Türk Milli Takımı’nı yarı final oynatıp Dünya Kupası’nda 3. yaptık, delinen havuz sistemini ayakta tuttuk. Göreve geldiğimde 55 milyon dolar olan havuz ihalesi, 640 milyon dolara ihale edildi. Görevimiz süresince mali, sportif ve idari yönden büyük başarılara imza attık. Bunda Mersin’in rolü oldukça büyüktür.”

Etkinliğe, Galatasaray Kulübü ve Birinci Lig Kulüpler Birliği Vakfı Başkanı Özhan Canaydın, Dünya ve Olimpiyat Şampiyonu milli güreşçi Hamza Yerlikaya, Kayserispor Teknik Direktörü Ertuğrul Sağlam, Kayserispor Kulübü Genel Menajeri Süleyman Hurma, CNN Türk Spor Müdürü Volkan Çetin ile çok sayıda davetli katılmıştır.

TFF aynı tarihte Mersin’de yaptığı toplantısında, şike yapıldığı iddialarıyla spor gündemini işgal eden 2000-2001 sezonundaki Samsunspor-Fenerbahçe maçıyla ilgili olarak, ilgililerin başvurusu durumunda, olayın zaman aşımına uğraması nedeniyle disiplin talimatlarının uygulanmaması kaydıyla özel bir soruşturma yapılmasına karar verir.

Konuyla ilgili incelemelerin yapıldığı açıklamada, “Söz konusu maçın oynandığı tarihte 1 Kasım 1992 tarihli Futbol Disiplin Talimatı’nın yürürlükte olduğunu, bu talimatın ‘Hileli ve Danışıklı Futbol Müsabakası’ başlıklı 38. ve ‘Sair Hallerde Menfaat’ başlıklı 40. maddelerinin, aynı dönemde yürürlükte bulunan ‘Soruşturma ve Ceza Zaman Aşımı’ başlıklı 68. madde uyarınca, uygulanmasının hukuken mümkün olmadığı görüşünde birleşildi” denilir. Toplantıda ayrıca, 23 Nisan 2006’da yapılan Samsunspor- Ankaragücü ile 14 Mayıs 2006’da yapılan Gaziantepspor-Malatyaspor maçlarına yönelik iddiaların Şike Araştırma Kurulu tarafından soruşturulması sonrası hazırlanan ve şike bulgusuna rastlanmadığı belirtilen raporlar da onanır.

Şenol Güneş 3 yıllığına anlaştığı Güney Kore’nin FC Seul takımı ile ilgili düzenlediği basın toplantısında muhtelif konulara değinir.

“Milli takımdan ayrıldıktan bir süre sonra FC Seul ile anlaşmıştım ama o günlerde Trabzonspor yönetimi istedi ve kamuoyunun da arzusuyla Trabzonspor’a gitmek zorunda kaldım. Kendilerinden özür diledim. Çünkü protokol olmamıştı, fakat söz vermiştim. O zamanki anlaşma şimdi gerçekleşti. 2 artı 1 yıl olmak üzere 3 yıllık anlaştım.

40 yıllık birikimimi Türkiye’de verebilecek imkan olmadığını düşündüğüm için bu kararı aldım. Türkiye’de çocukluğumdaki hedeflerimin birçoğuna kavuştum. Ama tepeye geldikten sonra bir takım düş kırıklığım oldu. Özellikle hukuk ve adalet açısından bu ülke insanına yakışmayan sıkıntılar gördüm. Türkiye’de 40 yıllık birikimimi, tecrübemi hayata geçirme şansı olmadığını gördüğüm için ülke dışında çalışacağım. Trabzonspor’dan ayrıldıktan sonra özellikle kendi kabuğuma çekildim. Ülkede değişen bir şey yok, çok kaos ortamı yaratılmaya çalışıyor. Konuşulan konuların çözüm olmaması için yapıldığını gördüm.

Özellikle şike ve şiddet herkesin sorunu. Oyuncu, yönetici, sivil toplum örgütleri, medya, hakemler… Şikeyi ve şiddeti sadece yöneticilere bırakırsanız, güç yarışmasına girerler ve bunlar çözümlenmez. Her birimin işin içine katılmasıyla bu sorun çözülür. Beyaz sayfa açmak isteyenlerin de kalbinin temiz, iyi niyetli olması gerekiyor.

Futbol Federasyonu’nun Fenerbahçe’ye yönelik şike iddialarıyla ilgili aldığı karar aldatıcıdır, böyle bir karar olmaz. Dalga geçmektir bu. Ülkenin dalga geçilecek insanı yoktur. Bu ülkenin her insanı ve kurumu saygıdeğerdir.”

14 Aralık 2006’da Futbol Federasyonu Profesyonel Disiplin Kurulu (PFDK), Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’a 1 yıl hak mahrumiyeti ve 20 bin YTL para cezası verir.

Kuruldan yapılan yazılı açıklamada, Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın 29 Kasım 2006 tarihinde yaptığı basın toplantısında sarf ettiği, “Bu kadar pisliğe batmış bir ortamın altından federasyon kalkamaz. Çünkü işin içinde onlar var, onların olduğu yerde temizlik olmaz” şeklindeki sözlerinin federasyon ve mensuplarını küçük düşüren, onları hedef göstererek toplum husumetine maruz bırakan ve kişilik haklarına ağır saldırı teşkil ettiği gerekçesiyle, Yıldırım’a 1 yıl hak mahrumiyeti ile birlikte 20 bin YTL para cezası verilmesini kararlaştırır.

Fenerbahçe Kulübü Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu, başkan Aziz Yıldırım’a verilen 1 yıl hak mahrumiyeti cezasının son derece ağır olduğunu savunur;

“Emsallerine uygun olmayan bu cezanın daha önceki bir tarihte alındığı yönünde düşüncemiz var. Bir hukukçu olarak cezayı açıklamakta zorluk çekiyorum. Salı günü yönetim kurulu toplantısı sırasında 3 maç seyircisiz oynama cezası verildiğini öğrenmiştik. Bu sırada da başkanımıza 1 yıl ceza verileceğini dile getirmişlerdi. Ertesi gün de basında bu yayınlandı. Baktığınızda bugün verilen kararın daha önceki bir tarihte alındığı yönünde düşündürüyor. Bu çok ilginç.

PFDK ve Tahkim Kurulu’nun 1 yıldır Fenerbahçe Kulübü aleyhine verdiği kararlar benzer kararlardan daha ağırdır. Bu, söylemleri teyit eden yeni bir karar. Bu eyleme bu cezanın son derece ağır olduğunu düşünüyorum. Sayın başkanımız bu açıklamasını adli suçla ilgili kamuoyunu bilgilendirme toplantısında yaptı ve adli suça ilişkin birtakım bilgileri kamuoyuyla paylaştı. Bu söylemi sırasında Futbol Federasyonu’nun görev ve yetki alanına giren herhangi bir söylemde bulunmadı. PFDK’nın nasıl bir bakış açısıyla kendisini görevli kılarak bu cezayı verdiğini anlamış değilim. Savunmamız da zaten bu yöndeydi.

Bu ceza, ifadenin cezalandırılmasıdır. Avrupa uyum yasalarıyla ifade özgürlüğünün bu kadar genişletildiği bir ülkede, Futbol Federasyonu ile ilgili eleştirilerin ve yorumların bu tip cezalarla cezalandırılması, ifadenin cezalandırılmasıdır. Bu son derece düşündürücüdür. Futbol Federasyonu, kendi futbol hukuku kurallarının uygulamalarıyla ifade özgürlüğünü daraltıyor. Diğer ülkelerde bu denli ağır cezalar olduğunu sanmıyorum. Bunun yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Aynı olaylara, bundan çok daha ağır olaylara bundan daha az cezalar verilmişti. Emsallerine uygun olmayan bir karar verildi.

Yönetim kurulunda bu cezayı değerlendireceğiz. Tahkim Kurulu’na gitme yolunu seçmemiz durumunda, 7 gün içinde başvuru yapmamız gerekiyor.”

Bu arada kulübün internet sitesinde yayınlanan ceza haberinde, başkan Aziz Yıldırım’ın gülen bir fotoğrafının kullanılması dikkat çeker.

16 Aralık 2006’da aralarında Fenerbahçe ve Galatasaray’ın da bulunduğu toplam 15 Süper Lig kulübünün yöneticileri, Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nun toplanması için imza toplama kararı alır. Kulüplerin Haluk Ulusoy’dan desteklerini çekmesinde, Ankaragücü-Fenerbahçe maçından sonra şeref tribününde yaşanan olayların büyük rol oynadığı kaydedilir. Kulüp yöneticilerinin, “Türk futbolu, Haluk Ulusoy taraftarları ve muhalifleri diye ikiye bölündü. Bu karşıtlık şeref tribününde kavgalara yol açacak boyutlara ulaştı. Böyle gitmez. Bu bölünmüşlüğün tek çaresi Haluk Ulusoy’un gitmesidir” görüşünde birleştikleri ifade edilir. Ulusoy’un yerine düşünülen ilk ismin ise Fenerbahçe’nin eski yöneticilerinden Hamdi Akın olduğu bildirilir.

17 Aralık 2006’da Ulusoy’a karşı düzenlenen operasyonun ardında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın olduğu, futbolda son zamanlarda yaşanan huzursuzluk sonucu devreye giren Erdoğan’ın, başta Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin olmak üzere, kurmaylarına gerekli direktifi verdiği iddia edilir.

18 Aralık 2006’da Fenerbahçe Kulübü Başkan Vekili Nihat Özdemir, sarı-lacivertli kulübe verilen 3 maç seyircisiz oynama, kulüp başkanı Aziz Yıldırım’a verilen 1 yıl hak mahrumiyeti ve şike söylentileri ile ilgili, Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesisleri’nde, yönetim kurulu üyelerinin de katılımıyla basın toplantısı düzenler:

“3 ayrı konuda Fenerbahçe Kulübü’ne karşı yapılan tavır ve uygulamalarla ilgili bazı noktalara dikkati çekmek istiyorum. Bunlar kulübümüze yöneltilen asılsız ve karalamaya yönelik iftiralar karşısında yetkili kurulların takındığı tutum. Galatasaray maçından sonra seyircimize verilen 3 maç ceza ile başkanımız Aziz Yıldırım’a verilen 1 yıllık cezadır.

Profesyonel futbol takımımızın çok önemli maçları öncesinde Fenerbahçe’ye verilen cezalar açıklanmaktadır. Şükürler olsun ki, takımımız bu saldırılara ve art niyetli uygulamalara karşın oynadığı maçlardan başarılı sonuçlar alarak ligi lider olarak tamamlamış, Avrupa arenasında Türkiye’yi temsil eden tek takım olmuştur. Ama ne acıdır ki, tur atlamak için çıkacağımız Frankfurt maçı öncesinde de Fenerbahçemize saldırılar devam etti. Önemli maçlarımız öncesinde Fenerbahçemize verilen cezalar açıklanmıştır. Bu açıklamalar da Fenerbahçemizin önemli maçlarına denk getirilmiştir.

Standart dışı uygulamalar tur atlamak için çıktığımız maçta bile devam etmiştir. Mutat olarak perşembe günleri kararını açıklayan Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, takımımıza verdiği 3 maç seyircisiz oynama cezasını UEFA Kupası maçımızın öncesine denk getirmiştir.

Teamül gereği olmasına rağmen Fenerbahçe’nin UEFA Kupası maçını izlemeye bir tek Futbol Federasyonu görevlisi gelmemiştir. Ayrıca bir üst tura çıkmamızla ilgili federasyondan tebrik de gelmemiştir. Fenerbahçe’nin başarılı olması futbolun tepesindeki yönetimi bu kadar mı rahatsız etmektedir? Diğer takımların deplasman maçlarına dahi giden federasyon görevlileri, neden Fenerbahçe’ye karşı böyle bir tutum içindedir? Fenerbahçe Spor Kulübü bu ülkenin takımı değil midir?.

Futbol dünyasında adaleti sağlamaktan sorumlu, başta Futbol Federasyonu olmak üzere Merkez Hakem Kurulu, Disiplin Kurulu ve Tahkim Kurulu gibi federasyona bağlı kurumların çifte standart yaklaşımları Türk futbolunu bölünme ve kaosa sürüklemektedir. Futbol federasyonu ve başındaki yetkililer, eğer Fenerbahçe’yi ağır şekilde cezalandırır ama öte yandan başkalarının yanlışlarına göz yumar ve hatta talimatlarda ve yasalarda değişiklikler yapacak kadar meseleyi ileri götürürse korkarım bu olaylar tekrarlanmaya devam edecek ve yapılan haksızlıklara duyulan tepki tribünlere de sıçrayacak ve taraftarlar arasında infiali daha da ciddi boyutlara taşıyacaktır. Federasyonun geçtiğimiz 1 yıl içindeki tek misyonu, ‘Bizden olanlarla olmayanlar’ şeklinde tarif edilebilecek ayrışmayı derinleştirmek olmuştur. Adalet herkese lazımdır. Verilen cezalar, yönetmelik değişiklikleri gibi uygulamalar kulüpten kulübe değişmiştir. Bu durumlar da ya kulübümüz aleyhine sonuçlanmış ya da rakibimizin lehine sonuçlanmıştır. Söz konusu Fenerbahçe olunca benzer olaylarda farklı tarifeler uygulayan federasyonun ne kantarı ne de topuzu kalmıştır.

2-3 ay önce bir federasyon yöneticisi Rize’de gazetecilere ‘Fenerbahçe teşvik şikeleri yapıyor’ iddiasını ortaya atmıştır. Geçtiğimiz haftalarda da bir meczup çıkıp Fenerbahçemize çamur atmıştır. Yaptığımız inceleme talebine yanıt alamadığımız gibi, bu meczubun sözleri hemen araştırmaya alınmış ve üstüne zaman aşımına uğrandı, denmiştir. 100 yıllık şerefli camiamıza atılan bu çamur federasyon tarafından bu kadar yüzeysel bir şekilde incelenmesini şaşkınlık ile izledik. Konunun tüm yönleri ile araştırılması, açıklığa kavuşturulmasının ardından Fenerbahçemize atılan bu çamurun temizlenmesi ve bu konunun incelenmesi istemekteyiz.

100 yıllık şerefli camiamıza atılan çamurun Futbol Federasyonu tarafından yüzeysel bir şekilde ele alınıp sonuçlandırılmasını asla kabul etmiyoruz. Bu bakımdan Spordan Sorumlu Devlet Bakanımızdan 3813 sayılı yasadan aldığı yetkisine dayalı olarak konu hakkında gerekli işlemleri yapmasını arz ediyoruz. Ayrıca Türk futbolunun 10 yılını kontrol edip, bu kişi ve olaylar hakkında gerekli tüm yasal işlemlerin yapılması gerekir. Aktüel Dergisi’nde yayınlanan Milli Takımımız ile ilgili şike iddialarının da araştırılmasını istiyoruz. Her iddianın tespiti halinde gereğinin yapılacağını arz ediyoruz.

Futbol Federasyonu başkanlığı için Hamdi Akın’ın isminin gündeme gelmesi tamamen bizim dışımızda cereyan etmektedir. Fenerbahçe’nin federasyon seçimi ile ilgi bir resmi açıklaması yoktur. Biz başımıza gelen olaylarla uğraşıyoruz. Ben 20 gün, başkanımız 360 gün ceza aldı. Biz bunlarla mücadele ediyoruz. Başka bir şeyin mücadelesinde değiliz.”

Nihat Özdemir’den sonra söz alan Fenerbahçe Kulübü Hukuksal İlişkilerden Sorumlu Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu, kötü ve çirkin tezahüratlarla ilgili sezon ortasında yapılan talimat değişikliğinin ligdeki sportif yarışmayı etkilediğini vurgular:

“Değişiklik son derece önemlidir. Değişiklik sonucunda bazı kulüpler avantaj elde etmişlerdir. Disiplin talimatında küfüre ilişkin yapılan değişiklik, talimatın 31. maddesindeki değişiklikle sınırlı kalmadı. Küfür sebebiyle talimat değişikliği öncesinde, puan silme aşamasına kadar gelen kulüplerin, 20 Ekim 2006 tarihine kadar küfüre ilişkin almış oldukları cezalar yeni talimatla sıfırlanmış, kulüplerin bu konudaki sabıkaları silinmiş olup, bu kulüpler yeni talimat sonrasında önceki kötü sicillerinin aleyhlerine olabilecek sonuçlarından kurtulmuş bir şekilde sportif yarışmaya devam etmektedirler.

69. maddenin kamuoyu tarafından bilinmediğini düşünüyorum. Açıklayayım;

20.10.2006 tarihine kadar karara bağlanmamış dosyalar hakkında yeni talimat hükümleri uygulanır. Bu talimat değişikliğinden önceki tarihte Ali Sami Yen Stadı’nda oynanan Galatasaray-Beşiktaş maçındaki kötü ve çirkin tezahürat nedeniyle her iki kulüpte Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na (PFDK) sevk edildi. Kurul 19.10.2006 tarihinde her iki kulüp için de ceza kararı vermiştir. Yürürlük tarihi 20.10.2006, yani bir gün önce karar verilmiş. Kulüpler bu karar için Tahkim Kurulu’na gitmişler. 2 Kasım 2006 tarihinde küfür cezaları onanmış. Yani talimat değişikliğinden sonra cezaya hükmedilmiş ve bu şekilde her iki kulüp açısında da 1. ceza oluşmuştur.

Beşiktaş Kulübü daha sonra Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı’nda oynanan müsabakada meydana gelen çirkin ve kötü tezahürat sebebiyle de PFDK’ya sevk edilmiştir. 30 Kasım 2006’da ikinci kez para cezasıyla cezalandırılmıştır. Halbuki futbol disiplin talimatının 31. maddesinin 3. paragrafına göre Beşiktaş’a verilmesi gereken ceza, 1 maç seyircisiz oynama cezasıdır.

Beşiktaş gibi Galatasaray Kulübü de talimat değişikliği sonrasında ilk kesinleşmiş cezası önceki Galatasaray-Beşiktaş maçıyken, daha sonra Galatasaray-Sivasspor maçıyla ilgili PFDK’ya sevk edildi. PFDK sevk üzerine küfürden ceza tayinine yer olmadığına karar vermiştir. Böylece Galatasaray seyircisiz oynama cezasından kurtulmuştur.

Galatasaray-Sakaryaspor müsabakasında da kötü ve çirkin tezahürat vardır, ama burada PFDK’ya sevk dahi yoktur. Galatasaray Kulübü son olarak Kadıköy’de Fenerbahçe’ye karşı yaptığı maçta, her üç temsilcinin raporunda da küfüre ilişkin tespit olmasına rağmen, bu konuda PFDK’ya sevk edilmemiştir.

Fortis Türkiye Kupası’ndaki, hafta sonunda Galatasaray ve Beşiktaş’ın yaptığı maçlarda yoğun şekilde küfür edilmiştir. Söz konusu kötü ve çirkin tezahüratlar nedeniyle, yapılacak işlemleri beklemekteyiz.

Ligin 1. haftasında Kayseri Erciyesspor maçında Appiah rakibine kafa teşebbüsü ile 3 maç ceza aldı. Appiah’ın eyleminin kafa atmaya teşebbüs olduğunu herkes televizyondan izlediği, rakip oyuncu da bu şekilde açıklama yaptığı halde, müsabaka hakemi eylemi tokat atma şeklinde rapor etmiştir.

Almanya’da oynanan Süper Kupa müsabakasında Beşiktaş taraftarlarınca açılan pankart temsilciler tarafından rapor edildi. Beşiktaş PFDK’ya sevk edilmedi. Sadece meşale ve konfeti eyleminden dolayı PFDK’ya sevk edilmiştir. Ancak konu kamuoyunda tartışılınca federasyon tarafından PFDK’ya sevk edilmiştir. Verilen ceza Tahkim Kurulu tarafından kaldırılmıştır.

PFDK’nın Yıldırım’a verdiği ceza, kendisine verilen yetkinin aşılması mahiyetindedir. Başkanımız tarafından adli bir suç ve failleri hakkında yapılan açıklamayı federasyon PFDK’ya sevk ile yeterli görmüş ve bu açıklamaları nedeniyle Yıldırım’a 1 yıl hak mahrumiyeti cezası verilmiştir. Öncelikle başkanımızın açıklamalarının ifade özgürlüğü sınırları içinde olduğunu, olsa olsa eleştiri sınırlarının aşılması niteliğinde olabileceğini ve bu taktirde de ilgililerin ihlal edilen haklarıyla ilgili genel hukuk mercilerine başvuru yolunun açık olduğunu belirtmek istiyorum. Durum böyleyken, PFDK’nın başkanımıza verdiği ceza, kendisine 3813 sayılı yasayla verilen yetkinin aşılması mahiyetindedir.

Başkanımıza 1 yıl ceza verilirken benzer eylemlere PFDK ne cezalar vermiştir? Örneğin İkinci Lig B grubunda yapılan maç sonrasında, müsabık kulüplerden birinin başkanı ‘Sizi iyi satın almışlar, şikeciler kulübümüzü mahvettiniz’ şeklinde açıklamada bulunmuştur. Kulüp başkanına, ceza verilmemiştir. Süper ligde mücadele eden bir kulübün üst düzey bir yöneticisi, hakemlere ve federasyona alenen küfür ettiği ve bu şekilde rapor edildiği halde sadece 2 ay hak mahrumiyeti almıştır.

Adnan Polat, hakemler Cüneyt Çakır ve Cem Papila hakkında açıklamaları için PFDK’ya sevk edilmemiştir. Fenerbahçe maçı sonrası rövanş maçı için kulübümüzü Galatasaray taraftarına hedef gösterdiği halde hakkında işlem yapılmadı.

Geçen yıl Fortis Türkiye Kupası’nda seremoniye katılmayan Fenerbahçe’ye 250 bin YTL para cezası verilirken, iki yıl önce aynı şeyi yapan Beşiktaş ise PFDK’ya dahi sevk edilmemiştir.

Geçen yıl internet sitemizden yapılan bir açıklamaya 50 bin YTL ceza verilirken, internet sitesinden bizimkinden daha sert açıklama yapan Beşiktaş’a 20 bin YTL para cezası verilmiştir.

Geçen yılki Galatasaray-Fenerbahçe Fortis Türkiye Kupası çeyrek final maçındaki olaylar sebebiyle Galatasaray’a 1 maç seyircisiz oynama cezası verilmişti.

Geçen sezonun son haftasında Denizlispor ile yaptığımız maç, tribün olayları nedeniyle aynı saatte başlayan maçlara göre yarım saat daha sonra bitmiş, şampiyonluk ve düşme hattı etkilenmiştir. Bunca olaya rağmen Denizlispor’un sahası 2 maç kapatılmıştır.

Bu sezon Trabzonspor ile yaptığımız maçtaki olayların yoğunluğu, 16. haftadaki Galatasaray ile yaptığımız maçtaki gibidir. Trabzonspor’a sadece 1 maç seyircisiz oynama cezası verilmiştir.

Tespit ettiğimiz bu örneklerin, 1 hafta içinde Fenerbahçe’ye verilen cezalara göre çok daha ağır olduğunu düşünüyoruz ve federasyon kurullarının verdiği kararlarda adaletli olmalarını istiyoruz.”

Konuşmaların ardından basın toplantısı odasına yerleştirilen ekrandan olay çıkan maçlar gösterilirken, verilen ve verilmeyen cezalar alt yazı ile belirtilir. Gösterimde, 2005-06 sezonu Fortis Türkiye Kupası çeyrek finalindeki Galatasaray-Fenerbahçe, 2006-07 sezonu Turkcell Süper Lig’deki Galatasaray-Sakaryaspor, 2006-07 sezonu Turkcell Süper Lig’deki Trabzonspor-Fenerbahçe, 2005-06 sezonu Turkcell Süper Lig’deki Denizlispor-Fenerbahçe ve 2006-07 sezonu Turkcell Süper Lig’deki Sakaryaspor-Ankaragücü maçlarındaki olaylar ekrana getirilir.

19 Aralık 2006’da Mehmet Ali Şahin, Futbol Federasyonu’nu olağanüstü toplantıya çağırmak için hafta sonuna kadar bekleyeceğini söyler. Şahin, “Şık olan genel kurul çağrısını futbol oyunun gerçek aktörlerinin yapması. Dünyanın hiçbir yerinde hakkında bu kadar iddia olan bir yönetim iş başında kalamaz. Bütün bu iddialar karşısında daha fazla pişkinliğe hiç gerek yoktur” der.

“Futbol federasyonunu olağanüstü genel kurul yapmaya davet ediyor musunuz?” sorusuna da Şahin, şu karşılığı verir:

“Yönetim kurulu, bu işi yaparsa çok daha şık olur. Nitekim, İsviçre-Türkiye maçından sonraki bir takım iddialar ve eleştiriler nedeniyle nasıl ki Levent Bıçakçı yönetimi olağanüstü genel kurul kararı alabilmiş ve bu cesareti göstermişse, mevcut federasyonu da bunu göstermelidir. Çünkü hakkında böyle açılmış davalar falan da yoktu. Başbakanlık Teftiş Kurulu raporları da yoktu. Ama bu fedakarlığı göstermişti.

Mevcut federasyon da bunu gösterebilmeli. Genel kurul delegelerinin huzuruna, bütün bu iddialar karşısında ne düşündüğünü ifade edebilmeli ve adeta bir güven oyuna kendisini sunmalıdır. ‘Çok iyi oldu davalar, çok memnun oldum’ demek, bütün bu iddialar ile ilgili olarak ‘işi hafife almak’ demektir.”

Şahin, “Yönetimi olağanüstü genel kurula çağıracak mısınız?” sorusuna ise ”Gayet tabii, çağıracağım. Yasaların bana yüklediği bir görevdir. Şu an gecikmemin nedeni, biraz önce izah ettim. Bu işi, futbol oyunun gerçek aktörleri yapsınlar. Bekliyorum, şık olan budur” der.

Bu çağrıyı ne zaman yapacağının sorulması üzerine de Şahin, “Sanıyorum bu hafta sonuna doğru bazı gelişmeler olur. Yani benim dışımda bazı gelişmeler olur, olmazsa tabii artık harekete geçeceğim” der.

Bir gazetecinin, Fenerbahçe Yönetim Kurulunun açıklamalarını hatırlatması üzerine Şahin, Fenerbahçe Kulübü yöneticilerinin haksızlığa uğradıklarını ifade ettiklerini belirterek, şöyle konuşur:

“Tabi bu konuyla ilgili bakanlığımın yapabileceği tek şey her türlü iddiayı yasa gereği Başbakanlık Teftiş Kuruluna inceletmekten ibarettir. Geçtiğimiz sezon, yani 2004-2005 sözonu ile ilgili, bazı iddialarda da bulunulmuştu ve bu iddialar üzerine Başbakanlık Teftiş Kurulunu görevlendirmiştim. Rapor yeni geldi, çok yeni geldi. Tamamını inceleme imkanı bulamadım. Şu anda iş başında bulunan Futbol Federasyonunun bazı iddiaların üstüne gitmeyerek savsakladığı ve özellikle geçtiğimiz sezon oynanan Denizlispor-Fenerbahçe maçı öncesi ve sonrası ile ilgili de Futbol Federasyonunu kusurlu bulan bir rapor verdi. Henüz masamın üstünde. Tamamını okuyamadım, dolayısıyla orada da Başbakanlık Teftiş Kurulu iş başında bulunan Futbol Federasyonu ile ilgili Genel Kurulun olağanüstü toplanması çağrılmasını bana bir kez daha hatırlatıyor. Şu anda önümde Futbol Federasyonu Genel Kurulunu olağanüstü toplantıya çağrılması lüzumunu gösteren 2 ayrı rapor var.”

“FIFA’nın Türkiye’yi uluslararası müsabakalardan men etmesi yönünde bir çekince mi var?” sorusu üzerine Şahin, şunları kaydeder:

“Şık olanın, böyle bir durum ortaya çıkmışsa eğer, Genel Kurul delegelerinin imza toplayarak Genel Kurulu olağanüstü toplantıya davet etmeleridir diye düşünüyorum. Tıpkı Levent Bıçakçı yönetiminin yaptığı gibi, Futbol Federasyonunun yönetimi de olağanüstü kongre kararı alabilir. Samimi olarak her iki tarafı da olağanüstü kongre için harekete geçmeye davet ettim. Bir siyasinin davetinden ziyade asıl futbol oyununun gerçek aktörlerinin bu işi üstlenmeleri sanırım aleyhimize bir takım girişimlerde bulunacak olan çevrelerin de önüne geçmiş olur diye düşünüyorum.”

“Ankara Cumhuriyet Savcısı Alp Arslan’ın 2004’te Bursaspor’un küme düşmesiyle ilgili olarak, 3 maçla ilgili soruşturma açılmadığı gerekçesiyle 15 federasyon yöneticisini sorguya çağırdı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?” sorusuna Şahin, “savcılığın ne yapacağı konusu bizim dışımızda bir olaydır. Ben de bugün bir gazetemizin haberinden bunu öğrendim. Tabi yargıya intikal etmiş her hangi bir konuda benim beyanda bulunmam gereksiz ve lüzumsuz olur. Bakın dünyanın herhangi bir ülkesinde, iş başında bulunan herhangi bir federasyonla ilgili bu kadar iddialar açılmış olan davalar varken, orada hiç bir federasyon başkanı ve yönetimi ‘oh ya iyi oluyor, son derece memnun oldum’ diyemez. Bakın İtalya’da sanıyorum 1,5-2 sene önce mevcut Federasyon Başkanı hakkında gazetede çıkan bir suistimal iddiası haberi üzerine Federasyon Başkanı istifa etmiş. İtalyan olimpiyat komitesi, bir kayyum tayin ederek Futbol Federasyonu başkanlığına bir süreç başlamış. Biliyorsunuz 3 kulüp öncelikle küme düşürülme kararı ile karşı karşıya kalmıştı, daha sonra itiraz edilmişti. İkisi ile ilgili ceza hafifletilmişti. Bakın başka ülkelerde futbol o kadar önemli ki, özellikle dünyada milyarları aşan insanın izlediği futbol yönetimi o kadar önemli ki, en ufak bir şaibeyi kaldırması kabul edilmez. Dolayısıyla bütün bu iddialar karşısında daha fazla pişkinliğe hiç gerek yoktur. Ben sanıyorum, bir kaç gün daha sabırla bekleyeceğim, çünkü kulüplerimizin saygıdeğer delegeleri de gidişatın iyi olmadığını görüyorlar ve Futbol Federasyonu Genel Kurulunu olağanüstü toplantıya davet etmek için bir çalışma içerisindeler, onun sonucunu bekliyorum” diye yanıt verir.

21 Aralık 2006’da Mehmet Ali Şahin’in açıklamalarına Haluk Ulusoy’dan cevap gelir.

Yurtdışından dönüşünde havaalanında soruları yanıtlayan Haluk Ulusoy, seçimle işbaşına geldiklerini belirterek, genel kurul kararı almayacaklarını açıklar. Ulusoy, “Hakkımda kesinleşmiş bir hüküm yok. Mahkemeye verildim diye genel kurul kararı almak doğru değil” der.

Türk futboluna 30 yılı aşkın bir süredir hizmet ettiğini kaydeden Haluk Ulusoy, “Verdiğim emeklerin karşılığı bu şekilde olmamalı. Ancak ne yazıkki bu ülkede ‘meyve veren ağaç taşlanır’ diye bir anlayış var. Bu ülke insanını sokaklara dökmüş biri olarak başarılı olduğumu düşünüyorum fakat, başarılı insanların önünü kesmek istiyorlar” şeklinde konuşur.

Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in genel kurul kararı alma hakkı ve yetkisinin olduğunu belirten Ulusoy, böyle bir durumda yapacak birşeylerinin olmadığını kaydeder.

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın federayona yönelik sözlerini de değerlendiren Haluk Ulusoy, “Talihsiz bir konuşma oldu. Fakat, hukuk kurullarımız bu konuda gerekli uygulamayı yaptılar. Herkesin kurumlara saygısı olması gerektiğini düşünüyorum. Aziz Yıldırım da böyle düşünmeli” diye konuşur.

Galatasaray Kulübü ve Kulüpler Birliği Başkanı Özhan Canaydın ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in kendisiyle görevi bırakması için görüşme talebinde bulunup bulunmadığı şeklinde yöneltilen soruyu ise Ulusoy, “Böyle bir talep henüz bana gelmedi ama duydum. Benimle görüşmek isteyen herkesle seve seve görüşürüm. Ama bana genel kurul için telkinde bulunulmasına müsade etmem. Çünkü genel kurul öyle iki üç kişinin konuşacağı bir şey değil” şeklinde yanıtlar.

Ulusoy – Şahin düellosu sürmektedir.

25 Aralık 2006’da Devlet Bakanı, siyasete atılacağını ileri sürdüğü Ulusoy’u açıklamaları sonrası topa tutar. Şahin, “Başkan, federasyonu milli iradenin tecelli ettiği yer olan TBMM ile kıyaslayamaz. Bu haddini aşmak olur, kendisini Kaf Dağı’nın üzerinde görmek olur” der.

Şahin şöyle devam eder:

“Bu haddini aşmak olur. Özerklik Türkiye’de bir sporun gelişmesi için mali ve idari bakımdan kolaylık olsun diye federasyonlara verilmiştir. Özerklik hiçbir zaman Ali kıran baş kesenlik değildir, hatta krallık değildir. Federasyonların birilerinin krallığı olmadığını bu ülkede yetkili kurullar mutlaka göstereceklerdir. Sanırım sayın Ulusoy siyasete hazırlanıyor. Siyasi amaçlarına ulaşmak için de Futbol Federasyonu’ndaki başkanlık sürecini kullanıyor. Takip edin göreceksiniz sayın Ulusoy siyasete atılacak.”

Ulusoy, Bakan Mehmet Ali Şahin’in açıklamalarına sert yanıt verir. Bakan’ın sözlerini “nezaketsizlik” olarak niteleyen Ulusoy, “Siyasete girmek benim için hiçbir dönemde öncelikli hedef olmadı” dedi. Futboldaki kaos ortamının oluşmasında Bakan’ın da payı olduğunu savunan Ulusoy, “Bakan’ın yasadaki yetkisini kullanacağını defalarca tekrarlaması siyasi bir baskı” der.

Ulusoy, yaptığı yazılı açıklamada, 2 ay öncesinde aldığı bir kararla, bundan böyle açıklamalarını yazılı olarak yapacağını kamuoyuna duyurduğunu hatırlatarak, ”O açıklamayı yapmaktaki amacım, hem yargı sürecinin başladığı ve aleyhime açılan bir dava ile ilgili yorumda bulunmaktan kaçınmak hem de futbolu, bir dolu spekülasyona yol açarak yıpratan tartışmaların uzağında tutmaya çalışmaktı” der.

O günden bugüne şahsı, federasyon, kurulların icraatlarıyla ilgili çok şey yazıldığını ve söylendiğini kaydeden Ulusoy, şunları söyler:

“Yapmadığım konuşmalar, bana mal edilerek yayınlandı. Özellikle sustum. Futbol daha fazla yara almasın diye, büyük bir sabırla sessiz kalmayı tercih ettim. Sadece bir kez, geçtiğimiz hafta yurt dışı seyahatinden döndüğümde, havalimanında, o da beni karşılamaya geldikleri için basın mensuplarına çok kısa bir açıklama yaptım, ancak geçtiğimiz cumartesi günü Sabah ve Takvim Gazeteleri’nde bana atfen yayınlanan haber ve ardından Sayın Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in haksız, mesnetsiz, kişilik haklarıma saldırıcı boyuta kadar ulaşan sözleri, bu açıklamayı yapmamı kaçınılmaz hale getirdi. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum, gerek Sabah, gerekse Takvim Gazeteleri’nin hiçbir muhabiriyle hiçbir ortamda görüşme yapmadım. Haberde belirtilen hiçbir sözü, hiçbir ortamda ve hiçbir kişiye söylemedim.

Bu ülkede sadece Futbol Federasyonu Başkanlığıyla sınırlı bir makamın temsilcisi değilim. Ülkenin sosyal, ekonomik, kültürel yaşamına da katkılarıyla bilinen, köklü geçmişe sahip bir ailenin ferdiyim. Aileden aldığım edep, her şeyden önce büyüklerimize saygıyı öngörür. İş adamlığı ve yöneticiliğim gereği olan adap ise devleti oluşturan kurumlarla çatışmamayı. Hal böyleyken, Sayın Bakan’ın bana (Milli iradenin tecelli ettiği yer olan TBMM ile kıyaslamaya kalkmak) suçlamasını getirmesinin gerisindeki mantığı anlamakta zorlandığımı belirtmek isterim. Beni ve ailemi çok iyi tanıması gereken sayın bakanın bu hezeyanını en hafifinden nezaketsizlik olarak görmekteyim.

Beni asıl şaşırtan konu daha da farklı. Ülkenin en üst kademesindeki bir siyasetçi, nasıl olur da (kulislerde konuşulanlara göre) diye başlayan bir habere bu denli itibar edebilir? Türkiye’deki medya tavrı ve duruşunu en yakından bilmekle yükümlü olan bir önemli şahsiyet, nasıl olur da kulaktan dolma sözlerle yazıldığını kendi kendine itiraf eden bir haberi bu denli ciddiye alabilir? Devletin her türlü imkânına sahip olan kişilerin, kendilerini bağlayan hatta umulmadık mecralara götüren bu tür açıklamaları, daha titiz bir araştırmanın süzgecinden geçirerek yaptıklarını düşünen biri olarak, sayın bakanın bu tavrı karşısında bir kez daha şaşırdığımı itiraf etmek zorundayım.

Sayın bakan haddimi aştığımı, kendimi Kaf Dağı’nın üzerinde gördüğümü, federasyonu TBMM’yle kıyasladığımı söylüyor. Şunu da içtenlikle belirtmemde fayda var: Bu ülkenin gazilik payesiyle onurlandırılmış en yüce makamıyla bir sürtüşme, bir tartışma, bir kıyaslanmaya girmek gibi bir densizliğin adresi hiçbir zaman olamam. Her zaman haddini bilen, ayakları yere basan, söylem ve eylemleriyle tutarlı durma çabasını sürdüren bir tarzın insanıyım, ama o densizlikleri yapanlara da terbiyem, üslubum ve sorumluluklarım gereği karışamam.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı’na demokrasinin vazgeçilmez gereklerinden biri olarak seçimle geldim. Özerkliği sayın bakanın ifadesinde olduğu gibi asla (kolaylık) unsuru görmedim. Benim özerklik algım (Mali ve idari bakımdan federasyonlara verilen kolaylık) olmadı. Demokrasinin (Ali kıran baş kesenlik), hatta (krallık)la hiçbir şekilde bağdaşmadığını da en iyi bilenlerdenim. Fakat üzüntüm, bu ülkede demokrasiyi diline pelesenk etmiş olanların, demokrasi kültüründen ne denli uzak durduklarını kavramakta hala zorluk yaşamaları.

Siyaset çok saygı duyduğum bir kavramdır. Ama siyasete girmek benim açımdan hiçbir dönemde öncelikli hedef olmadı. Zaten böyle bir hedefi gözetseydim, bakanlık dahil, bana geçmişte yapılan teklifleri değerlendirirdim. Ben hep futbol için yaşamayı, futbolla yaşamayı öncelik sırama koydum.

Bir süredir başta medya olmak üzere, spor kamuoyunda futbolda bir kaos ortamı oluştuğundan, futbolun değerlerinin hızla tükendiğinden söz edilmekte. Bu değerlendirmelere maalesef üzülerek ben de katılıyorum. Göreve geldiğimiz 19 Ocak tarihinden bu yana, inat ve ısrarla Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nu toplayacağını ifade eden, sadece son 50 günde tam 10 kez değişik platformlarda yasanın kendisine verdiği görevi yerine getireceğinden söz eden Sayın Bakan’ın, bu kaos ortamının oluşmasında ve futbolun değerlerinin tüketilmesinde hiç mi katkısı yok, bunu değerli kamuoyunun takdirlerine bırakıyorum.

Ulusoy ailesinin yardımları nedeniyle, bir sokağa da babamın isminin verildiği Sri Lanka’daki seyahat programı sırasında, Sayın Bakan’ın hayal mahsulü bir habere dayandırarak yaptığı bu değerlendirmeleri hem şahsı, hem de temsil ettiği makam adına çok ciddi talihsizlik olarak nitelendiriyorum.

Sayın Bakan’ın Genel Kurul’un toplantıya çağrılması için kulüplerin, genel kurul delegelerinin harekete geçmesini, aksi takdirde yasadaki yetkisini kullanarak kendisinin toplantı çağrısı yapacağını defalarca tekrar edip sonra ötelemesini, kulüplerimiz ve delegelerimiz üzerinde kurulmaya çalışılan siyasi bir baskı ve kaos sebebi olarak algılıyorum.

Futbol ve futbol ailesinin siyasi baskı altında tutulmasına en fazla karşı çıkanlardanım. Kulüplerimiz ve delegelerimize daha fazla baskı yapılmamasını, Sayın Bakan’ın olası bir çağrısının tek muhatabı olarak Türkiye Futbol Federasyonu’nun görülmesini, bu gerçekleşirse çağrı hakkında mevzuat çerçevesinde gereğini yapacağımızı, kamuoyunun bilgisine sunuyorum.”

25 Aralık 2006’da Fenerbahçe eski başkanlarından Ali Şen, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in, şike yapıldığı iddia edilen Denizlispor-Fenerbahçe maçında Futbol Federasyonu’nun hatalı davrandığı yönünde elinde belgeler olduğunu söylediğini hatırlatarak, “Bakanın bu belgeleri derhal açıklaması gerekiyor” der.

Ara not olarak bu belgelerin hala açıklanmadığını, hatta lafının bile edilmediğini hatırlatayım.

Bursaspor’un Çaykur Rizespor-Beşiktaş, Çaykur Rizespor-Akçaabat Sebatspor ve Beşiktaş-Akçaabat Sebatspor maçlarının araştırılmasıyla ilgili talebindeki ısrarı sürmektedir.

25 Aralık 2006’da Lemi Keskin, Gökhan Celbiş ile birlikte, Mayıs 2004 yılında oynanan 3 maçla ilgili, mahkemelerden alınan izinle polisin dinlediği telefon görüşmelerinin basına yansımasıyla Temmuz 2006’da ortaya çıkan delillerin yeniden incelenmesiyle ilgili TFF’ye yaptıkları başvurudan hala net bir sonuç alamadıklarını söylerler.

Bu delillerin bulunduğu dava, dosya ve sayfa numaralarını sundukları TFF’nin, bu güçlü delillerden korktuğunu iddia eden Keskin, vicdani kanaatle dahi ceza verme yetkisi olan TFF’nin, bu güçlü delillere rağmen “Şike Tahkik Kurulu” kuramadığını öne sürer.

Keskin, “Şikeyi teşvik etme, delileri örtbas etme ve görevi kötüye kullanma” iddiasıyla Bursa Cumhuriyet Savcılığı’na yaptıkları suç duyurusunun kabul gördüğünü ve savcılığın olayı “Devlet Memuru Suçları” kapsamına alarak 15 TFF yöneticisinin ifadelerini almaya başladığını belirterek, “Bugüne kadar, ülkemizde şikeyle ilgili savcılıklara yapılan tüm başvurularla ilgili takipsizlik kararı verilmişti. İlk kez bu olayda tüm TFF yöneticilerinin ifadesi alınmaktadır. Bizim hedefimiz, TFF başkanı ve yöneticileri değil. İlgili 3 maçın ve yeni delillerin tekrar incelenmesidir” diye konuşur.

Üç maçla ilgili 27 Aralık’a kadar Şike Tahkik Kurulu kurulmaması halinde konuyu FIFA’ya taşıyacaklarını bildiren Keskin, şöyle devam eder:

“Yapacağımız hamleler, TFF’nin Avrupa ve dünya platformundaki kurumsal kimliğinin tartışılmasına sebep olabilir. Türkiye Futbol Federasyonu bizim federasyonumuzdur. 5 aylık hukuki mücadelemiz ve ulusal gazetelerde manşet haberlerimize rağmen, komisyon kurulmamasının tek sebebi vardır. TFF’nin, bunca girişimimize rağmen yine komisyon kurmazsa Türk halkına vereceği mesaj; ‘Şike yapın biz şikeyi destekliyoruz. Kulüp başkanınız, takım kaptanınız bile anlaşsa farketmez, ama dikkat edin, küfür etmeyin, ederseniz 3 maç ceza veririz’ olacaktır.”

Aynı gün Fenerbahçe’nin katılmadığı Kulüpler Birliği Vakfı toplantısından Türkiye Futbol Federasyonu’na genel kurul tavsiyesi çıkar. Yaklaşık 4 saat süren İstanbul’daki toplantının ardından kısa bir açıklama yapan Kulüpler Birliği Başkanı Özhan Canaydın, toplantıda ağırlıklı olarak Türkiye Futbol Federasyonu’na genel kurul tavsiye edilmesi kararı çıktığını, bazı üyelerin ise genel kurulun Haziran’daki mali genel kurula bırakılması yönünde görüş belirttiğini açıklar.

Canaydın, 7 kulübün bu kararı onaylamadığının hatırlatılması üzerine, “7 kulüp böyle söylediyse, bugünkü toplantımız 17 kulüpten teşkil ediyordu, yorum size ait” diye yanıt verir.

Kararın ardından Gaziantepspor Kulübü Başkanı İbrahim Kızıl, Kulüpler Birliği olarak hiçbir ciddi karar alamadıklarını savunarak, “Böyle devam ederse birlik lağvedilse daha iyidir. Dereyi geçerken at değiştirilmemeli” der.

Kulüpler Birliği Vakfı toplantısından erken ayrılan İbrahim Kızıl, toplantıda, federasyon ile Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin arasındaki tartışmanın konuşulduğunu belirterek, “Kulüpler Birliği olarak bütün kulüplerin sıkıntıları ve geleceği ile ilgili bir adım atmamakla birlikte tamamen kaosun içine gidiyoruz. Bundan dolayı üzüntü duyuyorum. Ciddi hiçbir karar almıyoruz. Birlik beraberlik yok. Birlik olarak neredeyse tamamen bir parti haline geldik. Kutuplaşma olmuştur. Görünen o ki kimse Türk futbolunun ilerlemesi için bir adım atmıyor, ama Kulüpler Birliği tam tersine hükümet ile federasyon arasındaki olaya alet edilen bir kurum haline geldi. Rahatsızım, böyle devam ederse Fenerbahçe’nin dediklerine katılıyorum, birlik lağvedilse daha iyidir.

Kulüpler Birliği şu anda bu kararı verecek yetkide değildir. Bu kararı bakan verir. Bakan bir karar verir veya kongre kararı alır, saygı duyarız. Ondan sonraki hukuki durum nedir, bilemiyorum. Türk futbolunun geleceği için, 3 ayda bir seçim olmaması lazım. Türk futbolunu daha ileri götürebilmek için uğraşırken, ikide bir federasyonla oynamaya kimsenin hakkı yoktur. Bunu şu anda doğru bulmuyorum” diye konuşur.

28 Aralık 2006 tarihinde Bursaspor Kulübü Başkanı Levent Kızıl, Futbol Federasyonu’nun olağanüstü genel kurula gitmesi için imza topladıklarını belirterek, “Şu anda 80 imzaya ulaştık. Yarın federasyona başvuracağız” der.

Ertesi gün ise yeterli imzaya ulaşıldığını belirterek, “Müracaatın 8 Ocak’ta yapılması kararlaştırılmıştır” der.

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 15

HALUK ULUSOY DOSYASI – 12

leave a comment »

Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, 2 Haziran 2004’de 2003-04 Sezonu Profesyonel Futbol Ligleri ile PAF Ligi’ni tescil eder. Başkanvekili Ata Aksu, İstanbulspor ile Bursaspor Kulüplerinin yaptığı, “Rizespor-Akçaabat Sebatspor maçının anlaşmalı karşılaşma olduğu” şeklindeki başvuruları görüştüklerini kayderken, Şike Tahkik Kurulu’nun verdiği ‘Anlaşmalı maç oynanmamıştır’ kararını onayladıklarını söyler.

Aksu, ligde yabancı futbolcu planlamasında bir değişiklik yapmadıklarını ifade eder. Daha önce belirledikleri gibi liglerde sözleşme yapılan 6 futbolcunun aynı anda oynayabileceğini anlatan Başkanvekili, 2005-06 sezonundan itibaren de yabancı futbolcu sayısının 5’e indirileceğini hatırlatır. Aksu, federasyonun, İkinci Lig (A) Kategorisi’ndeki takımlara, Türk Cumhuriyetlerinden futbolcu transferine izin verdiğini bildirir.

Başkanvekili Ata Aksu, futbolcuların sözleşmeleriyle ilgili olarak da şunları söyler:

“Futbolcu, tek taraflı fesih yapması halinde aynı yıl içinde başka bir takımla sözleşme yapamayacak.”

Aynı gün Beşiktaş Kulübü’nün yeni başkanı Yıldırım Demirören ve yöneticiler, Futbol Federasyonu’na nezaket ziyaretinde bulunur. Ziyaret sonrası başkanı Haluk Ulusoy, “Beşiktaş, Yıldırım Demirören önderliğinde doruğa ulaşacaktır. 3-4 kulüp başkanının biraraya gelip havuz sistemi hakkında konuştuğunu gözlemledim. Şu bilinsin: Benim olduğum yerde Beşiktaş’ın haklarını kimseye yedirmem” der.

Yani yine TFF başkanlığı yerine kulüp başkanlığına soyundu Ulusoy. Hatırlarsanız daha önce de Galatasaray basın sözcüsü gibi bir demeci olmuştur. Ulusoy’un tarafsızlığı ve herkese eşit mesafede olma anlayışının ne olduğu konusunda çarpıcı bir örnek daha…

Spordan Sorumlu Devlet eski Bakanı ve Trabzonspor’un eski başkanı Mehmet Ali Yılmaz, 3 Haziran 2004 tarihinde Futbol Federasyonu başkanlığına aday olduğunu açıklar. Mehmet Ali Yılmaz, “Futbol Federasyonu Kanunu’nu çıkartan ve uygulayan kişi olarak, kendimi aday olma konusunda vebal altında hissettim” der.

10 Haziran 2004 tarihli bir haber Ulusoy’un adaylığının tehlikede olduğunu yazmaktadır:

3813 sayılı TFF Kuruluşu ve Görevleri Hakkındaki Kanunu’un 7. maddesinin 1. fıkrasına, “Başkan, en fazla üst üste 2 dönem seçilebilir” ibaresi eklenirken, bazı hukukçular, rektörlük ve baro seçimlerini emsal göstererek, Haluk Ulusoy’un başkan adayı olamayacağı tartışmasını başlattı. Danıştay 5. Dairesi’nin İstanbul Üniversitesi (İÜ) Rektörlüğü için yapılan seçim işlemine ilişkin verdiği kararın, TFF Kanunu’na benzerliğini öne süren hukukçular, şu benzer örnekleri verdi:

Daha önce Konya Barosu’nda 3 dönem başkanlık yapan Abdullah Akçay’ın, bir kez daha seçilmesi sonrasında mazbatasını alamaması nedeniyle Yüksek Seçim Kurulu’na yapmış olduğu itiraz sonucunda, Yüksek Seçim Kurulu şu kararı verdi:

“Avukatlık Kanunu’nun 96. maddesinde, baro başkanının 2 yıllık bir görev süresi için seçileceği ve yeniden seçilmenin mümkün olduğu hükme bağlanmışken, bu maddeye 02.05.2001 gün ve 4667 sayılı kanunla ek yapılarak, görev süresinin 2 dönemden fazla olamayacağı belirtilmiştir. Dosyadaki belgelerden Av.Abudullah Akçay’ın daha önce 23.10.1996-14.10.1998 ve 14.10.1998-11.10 200 yıllarında baro başkanlığıı yaptığı bu tarihte 3. kez seçildiği, başkanlığı yürütürken, 13.10.2002 tarihinde aynı göreve yeniden seçildiği anlaşılmıştır. Yasanının 96. maddesiyle getirilen baro başkanlığının 2 dönemden fazla olamayacağı yolundaki sınırlamanın, 4667 sayılı yasanının yürürlüğe girdiği 02.05.2001 tarihinden önceki dönemleri de kapsayıp kapsamadığı konusu, uyuşmazlığı özünü oluşturmaktadır. 4667 sayılı yasayla 96. maddeye eklenen hükümle, baro başkanlığı süresini en çok 2 dönemle sınırlayan genel bir düzenleme getirilmiştir. Bu 2 dönemi yasanın yürürlüğünden önce tamamlamış olanların genel kurulun dışında kalmaları, ancak geçici bir maddeyle buna olanak veren istisnai bir düzenleme yapılmasıyla mümkün olup, yasada bu imkanı veren geçici bir maüdde bulunmamamaktadır. Bu huhkuki durum karşısında 4667 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 02.05.2001 tarihinden önce 3 dönem baro başkanlığı yapan Av.Abdullah Akçay’ın 13.10.2002 tarihinde yapılan baro başkanlığı seçiminde aday olmasında ve seçilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.”

Bu hükümle Konya Barosu Başkanlığı seçimlerinin yenilenmesine karar verilirken, emsal karar olarak İ.Ü. rektör seçimlerinde verilen karar gösterildi.

Kararda, “Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’nun 01.07.1994 gün ve 19931/758 esas, 1994/536 karar sayılı kararlarına konu edilen ve İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü için yapılan seçim işlemine ilişkin Danıştay 5. Dairesi’nin 16.09.1993 ve 1992/3747 esas, 1993/3178 karar sayılı kararının onanmasına karar verilmiştir. Danıştay 5. Dairesi’nin temyize tabi söz konusu kararında da açıklandığı üzere ‘2 dönemden fazla rektörlük yapılamaz’ hükmüyle, rektörlük süresini en çok 2 dönemle sınırlayan genel bir kural getirildiği, bu dönemleri yasanın yürürlüğünden önce tamamlamış olanların genel kural kapsamı dışında kalmalarının, ancak geçici maddeyle getirilecek ayrık bir düzenlemeyle mümkün olduğu ve böyle bir düzenlemenin bulunmadığı vurgulanarak, Danıştay 5. Dairesi’nin söz konusu kararı onanmıştır” hükmü yer aldı.

Konuyla ilgili olarak açıklamada bulunan Ankara Barosu Başkanı Semih Güner, Konya Barosu seçimleri sonrasında Yüksek Seçim Kurulu’nun, yapılan itiraz nedeniyle seçimi iptal ettiğini, söz konusu kararı Karaman Barosu Başkanı Bayram Ali Bulut’a da uyguladığını söyledi. Güner, 2 dönem başkanlık yapmış, Kütahya ve Zonguldak Barosu’na aday olan kişilerin ise itiraz olmadığı için görevlerini sürdürdüğünü kaydetti.

Futbol Federasyonu Kanunu’nda yapılan değişikliğin Avukatlık Kanunu’ndakiyle söylem olarak aynı olduğunu belirten Güner, Haluk Ulusoy’un adaylığı konusunda da sıkıntı yaşanacağını ifade etti. Güner, “Yüksek Seçim Kurulu, baro seçimlerinde uyguladığı kararı, Futbol Federasyonu seçimlerinde de uygularsa, sıkıntı yaşanır” diye konuştu.

2 Haziran günü “Şu bilinsin: Benim olduğum yerde Beşiktaş’ın haklarını kimseye yedirmem” diyen Ulusoy’a ilk destek 15 Haziran 2004’de Beşiktaş Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören’den gelir. Demirören, Futbol Federasyonu Başkanlığı seçimlerinde Haluk Ulusoy’u desteklediklerini söyler. Ulusoy için, ‘Türk futbolunun mimarı’ benzetmesini yapan Demirören, “Futbolumuz onun yönetiminde altın çağını yaşamıştır” der ve şöyle devam eder:

“Ulusoy ve ekibi, kanun ve kurumlara saygılı bir yönetim şekli ile Türkiye’deki futbol kulüplerine çağ atlatmıştır. Futbol Federasyonu Başkanı ve yönetimi, kulüplerin yayın hakları konusunda doğrulardan asla taviz vermemiştir. Görevde bulunduğu süre içerisinde yaptığı çalışmalarla Türk futbolunu ve futbolcusunu Avrupa’da saygın bir hale getirmiştir. A Milli Takımımız’ın dünya üçüncülüğünü elde etmesinde, Haluk Ulusoy federasyonu en önemli rolü oynamıştır. Futbol Federasyonu, kulüplerin haklarını koruma konusunda sorumlu kurumdur. Türk futbolunun geleceği açısından, futbolcularımızın yetişmesi ve tesisleşme konusunda büyük başarılara imza atan Haluk Ulusoy’un yaptıkları, bundan sonra yapacaklarının teminatıdır.

Biz de 101 yıllık geçmişi olan kulübümüzün haklarını sonuna kadar koruyacağız. Beşiktaş Kulübü olarak Haluk Ulusoy ve ekibine sonuna kadar destek vereceğiz.

Hakkımızı kimseye yedirmeyiz. Özellikle naklen yayın konusunda Türkiye’de en yüksek parayı alacak kulüplerin başında geliyoruz. Futbol Federasyonu’nun aldığı kararlara saygı gösteriyoruz. Rakiplerimizin bizden farklı bir uygulama görmesini kabullenemeyiz.”

Eee, ne oldu? Daha 17 Mayıs’ta Beşiktaş’ın teknik direktörü Lucesku Fenerbahçe’nin şampiyon yapıldığını söylememiş miydi?

Lucesku

“Türkiye’de kimin şampiyon olacağı ocak ayında belli oluyor. Bu sezon şampiyon olamayacağımızı ocak ayından itibaren haykırmaya başladım. Çünkü ligin ikinci yarısında tam kadro ile mücadele edemedik.

Sahada yaptığımız mücadeleler, kontrataklar hep kesildi. Sesimizi duyuramadık. Bu sezon Fenerbahçe şampiyon yapıldı. İddia ediyorum bu sistem devam ederse Beşiktaş 10 yıl daha şampiyon olamaz. Göreceksiniz bu yıl Fenerbahçe gelecek yıl başka bir takım ve daha sonraları değişik takımlar şampiyon yapılacak.”

dememiş miydi?
O zaman niye bunları söylemedi Demirören?
Elbette yanıtı olmayan sorular bunlar!

17 Haziran 2004 tarihinde Futbol Federasyonu’nun 26-27 Haziran’da Ankara’da yapılacak seçimli olağan genel kurulunda oy kulanacak delegeler belirlenir.

Seçimlerde oy kulanacak delegeler ve bağlı bulundukları kurumları ile kulüpler şöyledir:

TFF Başkanlığı’nı asaleten 6 aydan fazla yapanlar:
A.Faik Gökay, Hasan Polat, S.Sahir Gürkan, M.Kemal Ulusu, Erdenay Oflas, Ali Uras, Halim Çorbalı, Cemal Saltık, Yılmaz Tokatlı, Haluk Ulusoy

Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK):
Togay Bayatlı, Erdoğan Arıpınar, Altan Ayanoğlu, Türker Aslan

FİFA ve UEFA İcra Kurulu Komisyonları:
Şenes Erzik, Necdet Çobanlı, Levent Bıçakçı, Süheyl Önen, Mehmet Binnet

Üniversiteler Spor Federasyonu:
Kemal Tamer

İşitme Engelliler Federasyonu:
Oktay Aktaş

Büyükler Olimpiyat, Dünya, Kıta Şampiyonası Finali ile Avrupa Şampiyonası En Az Yarı Final Yönetmiş Faal Olmayan Hakemler:
Muzaffer Sarvan

(A) Milli Takım Teknik Direktörleri:
Coşkun Özarı, Şeref Görkey, Doğan Andaç, Metin Türel, Fethi Demircan, Yılmaz Gökdel, Mustafa Denizli, Tınaz Tırpan, Fatih Terim, Şenol Güneş

(A) Milli Futbolcular:
Oğuz Çetin, Recep Çetin, Hami Mandıralı, Lefter Küçükandonyadis, Cemil Turan, Gökhan Keskin

Profesyonel Futbolcular Derneği:
Turgay Şeren, Candemir Berkman

Türkiye Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu:
Orhan Saka

Türkiye Futbol Adamları Derneği:
Hadi Neşet Türkmen, Adem Yılmaz

Türkiye Futbol Antrenörleri Derneği:
İsmail Dilber, Özkan Sümer

Türkiye Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği:
Mustafa Çulcu, Hilmi Ok, Mevlüt Güzel

Birinci Süper Lig:
Fenerbahçe: Aziz Yıldırım, Nihat Özdemir, Nihat Özbağı, Murat Özaydınlı, Mahmut Uslu, H.Bilal Kutlualp, Davut Dişli

Trabzonspor: Atay Aktuğ, Nevzat Şakar, Sıtkı Hacısalihoğlu, Muammer Saka, İbrahim Şahin, Süleyman Atal, Hüsnü Hayali

Beşiktaş: Yıldırım Demirören, Murat Aksu, Kenan Öner, Can Akın Çağlar, Adnan Demir, Hakan Kalkavan, Latif Ayaz

Galatasaray: Özhan Canaydın, Ergun Gürsoy, Refik Arkan, Mehmet Helvacı, Selami Özdemir, Mustafa Sarıgül, Cengiz Özyalçın

Gaziantepspor: Celal Doğan, Ata Aksu, Asım Atmaz, M.Bülent Mamatoğlu, Yavuz Sözmen

Denizlispor: Zafer Katrancı, Ali İpek, Sedat Semirci, Yurdal Duman, M.Turgut Dalaman

Samsunspor: İsmail Uyanık, Galip Öztürk, Refik Moral, Tarık Kaptan, Süleyman Salur

Malatyaspor: Hikmet Tanrıverdi, Metehan Berktaş, Süleyman Karaman, Yunus Akdaş, Serdar Seda Güzelaydın

Ankaragücü: Cemal Aydın, M.Kemal Ünsal, Serdar Özkazanç, Ömer Çobanoğlu, Reşat Kılıç

Gençlerbirliği: İlhan Cavcav, Atilla Aytek, Abdülkadir Aksoy, M.Ufuk Özertem, Fatih Atay

Konyaspor: Mehmet Köseoğlu, İbrahim Faruk Turhan, Mehmet Okdut, Halil İbrahim Kaplan, Yusuf Genç

Diyarbakırspor: Ahmet Göksu, Selahattin Altındağ, Mahsun Akbulut, Mustafa Alpaslan, Erdal Batmaz

Akçaabat Sebatspor: Veli Sezgin, H.Baki Eyüpoğlu, Şenol Bulut, Serkan Kılıç, Haşim Sayitoğlu

Çaykur Rizespor: Ekrem Cengiz, Cemil Kazancı, Orhan Kanburoğlu, Tahir Kıran, Hasan Ekşi

İstanbulspor: Serdar Öcal, Zeyyat Kafkas, Vasif Soner Çokbilgin, Ali Akkuş, Nedim Türkmen

Sakaryaspor: Selahattin Aydın, M.Yavuz Köprülüoğlu, Abdullah Şen, Erkan Pizrenli, Zeki Çalışkan

Kayseri Erciyesspor: Memduh Büyükkılıç, Ahmet Demircioğlu, Ali Rıza Hasoğlu, Rıfat Besceli, Coşkun Bayraktar

Büyükşehir Belediye Ankaraspor: K.Ramazan Coşkun, M.Emin Katipoğlu, Hilmi Gökçınar, Ahmet Gökçek, Tanju Güvendiren

İkinci Lig (A) Kategorisi:
Bursaspor: Hikmet Şahin, Levent Kızıl
Adanaspor: Çağdaş Ergin, Şahabeddin Yavuzer
Elazığspor: Mustafa Yıldız, Mustafa Urhan
Vestel Manisaspor: Cengiz Ergün, Semih Vardarer
Kocaelispor: Halil İbrahim Saral, Ahmet Yıldırım
Kayserispor: Enver Kemaloğlu, Erol Bedir
Antalyaspor: M.Tevfik Türel, Fettah Tamince
Sivasspor: Mecnun Odyakmaz, Nihat Öztürk
Altay: Ahmet Taşpınar, Mahmut Özgener
Türk Telekomspor: Ferudun Bilgin, Biral Aydemir
Yimpaş Yozgatspor: Dursun Uyar
Karşıyaka: Levent Aziz Güngil
İstanbul Büyükşehir Belediyesi: Nuri Albayrak
Çanakkale Dardanelspor: Osman Niyazi Önen
Karagümrük Kyoto: Cem Duruakan
Sarıyer: M.Sedat Özsoy
Mardinspor: Süleyman Bölünmez
İkinci Lig (B) Kategorisi:
Adana Demirspor: Nevzat Toplukafa
Bucaspor. Yusuf Muhafız
Uşakspor: Asım Kalelioğlu
Nazilli Belediyespor: Esat Ergüler
Marmaris Belediyespor: M.Ali Acar
Eskişehirspor: Halil Ünal
Göztepe: İskender Tuğsuz
Kardemir Karabükspor: Hikmet Ferudun Tankut
Kartalspor: Mevlüt Vural
Orduspor: Şükrü Bodur
Yalovaspor: Nusret Karaalioğluİzmirspor: Ahmet Şakir Uzun
Adıyamanspor: Nöyfel Bozdoğan
Hatayspor: M.Tahir Oktay
Gaziantep Büyükşehir Belediyespor: M.Sait Güven
Tarsus İdmanyurdu: Eyüphan Eyüpoğlu
Şanlıurfaspor: Sebahattin Cevheri
Üçüncü Lig:
Karamanspor: Kamil Eroğlu
Batman Belediyespor: Hüseyin Kalkan
Muşspor: Mustafa Söylemez
Gençlerbirliği ASAŞ Spor: Turgay Kalemci
Ünyespor: Osamn Çakıroğlu
Giresunspor: Osman Çırak
Pendikspor: Fikri Ilgar
Beykoz 1908: Hasan Bülbül
Beylerbeyi: Muzaffer Oflaz
OYAK Renault: Alpay Şar
Denizli Belediyespor: Namık Kemal Eraslan

24 Haziran 2004 tarihinde Mehmet Ali Yılmaz, adaylıktan çekilir. Yılmaz kararını şöyle açıklar:

“Henüz seçilme kriterleri konusunda dahi bir karara varılamadı. Genel kuruldan 15 gün önce, delegelerin belirlenmesi ve onlara genel kurul gündeminin bildirilmesi gerekiyordu. Fakat bu olmadı. Delegelerin nasıl belirleneceği ve gazete ilanlarıyla genel kurula davet işleminin nasıl yapılacağı kanunda gösterilmesine karşın, uygulamada nasıl yapılacağı belli değil. Ayrıca kanunda, 2 dönemden fazla başkanlık yapılamayacağı maddesinin yorumu gibi çeşitli boşluklar bulunuyor.

Genel kurulun tartışılır olacağı ve mahkemelere gidileceği apaçık görülmekte. Çok eski bir spor adamı olan benim için, böyle bir kongreye katılarak olası iddiaları güçlendirmek, kaos yaratmak ve futbolun zarar görmesine sebep teşkil ediyor olmak mümkün değildir”.

Futbol Federasyonu’nun 26 Haziran’da Ankara’da yapılacağı açıklanan genel kurulu, ertelenir. Gençlerbirliği yöneticisi ve Futbol Federasyonu Genel Kurul Delegesi Abdülkadir Aksoy, 25 Haziran 2004’de Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak, kongre ilamının ardından yasal işlemlerin yapılmadığı gerekçesiyle tedbir koydurur. Buna karşılık Futbol Federasyonu avukatları da aynı mahkemeye tedbir kararının iptali için başvurur. Ancak saat 17.00’ye kadar ikinci başvuruya ilişkin karar çıkmadığı için kongre ileri bir tarihe ertelenir.

Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin aldığı ihtiyati tedbir kararı sonrasında bir toplantı yaparak, yeni genel kurul tarihinin, 22 – 23 Temmuz olduğunu açıklar. Açıklamayı yapan Futbol Federasyonu Başkan Vekili Ata Aksu, isteseler genel kurulu yapabileceklerini, ancak hukuksal bir sorun yaşamamak için yeni tarih belirlediklerini söyler. Aksu, Futbol Federasyonu’nun yine mahkeme kapılarına düştüğünü ifade ederek, “Bu yola gidenler hangi amacı güdüyorlar, hedefleri ne, anlayabilmiş değiliz” diye konuşur. Bu arada görev süresi 7 Haziran’da sona eren Futbol Federasyonu’nun arada geçen sürede bulunduğu hukuki durum ve parasal harcamaların getireceği sakıncaların yeni bir mahkeme yolunu da açabileceği kaydedilir.

26 Haziran 2004’de Silivri’nin Çanta Beldesi’nde İstanbul Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nün yaptırdığı açık basketbol ve voleybol alanlarının açılışını yapan Mehmet Ali Şahin, basın mensuplarının soruları üzerine, Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nun ihtiyati tedbir kararı nedeniyle ertelenmesi konusunda görüşlerini açıklar.

Şahin, bunun bir yargı kararı olduğunu ve yargı kararlarının herkesi bağlayacağını belirterek, “Endişeye gerek yok. Yasaya göre liglerin tescili tarihinden itibaren 45 gün içinde Futbol Federasyonu genel kurulu yapılabilir. Yine yasaya göre 25 Temmuz’a kadar seçimlerin yapılması mümkündür. Nitekim yönetim kurulu da 22 ve 23 Temmuz için genel kurul tarihi vermiştir” diye konuşur.

Naklen yayın ihalesinin gecikmesi nedeniyle bazı endişelerin yaşandığının dile getirildiğini kaydeden Şahin;

“Şu anda Futbol Federasyonu görevinin başındadır. Naklen yayın ihalesini yapma ve süreci başlatma bakımından herhangi bir yasal engel yoktur. Federasyon özerktir. Ben spordan sorumluyum ama özerk federasyonların özerkliğine son derece saygılıyım, işlerine müdahale etmem, gözetim ve denetim yetkilerimin sınırları içinde hareket ederim. Kendilerine tavsiyem şudur: Bir an önce naklen yayın ihalesini başlatırlarsa faydalı bir iş yaparlar ve spekülasyonları önlemiş olurlar diye düşünüyorum. 22 Temmuz’dan önce naklen yayınla ilgili süreci başlatırlarsa, Türk futboluna daha önce yapmış oldukları hizmetlerin üstüne bir yenisini eklemiş olurlar.”

27 Haziran 2004’de futbolun özerkliğe kavuşmasında büyük pay sahibi olan Turgay Aksoylu yaşanan kaosu değerlendirir:

Soru: Türk futbolunun özerkliğe ilk adımını atmasında rolünüzün büyük olduğu kamuoyunda bilinmekte. O dönemde neler yaşandı?
Cevap: Futbol dünyasının değerli hocaları, spor yazarları, Türk futbolunun gelişmesi için özerkliğin şart olduğu fikrinde birleşiyorlardı. Ben de bu düşünceleri Turgut Bey’e açtım. Büyük bir coşkuyla tüm spor adamlarını konuta çağırmamı istedi. Coşkun Özarı başta olmak üzere Lefter, Can Bartu, rahmetli Metin Oktay, Turgay Şeren ve spor müdürlerini konuta çağırdım. O görüşmelerde Gündüz Tekin Onay ve Tamer Güney Hoca’nın hazırladığı taslak (Avrupa ülkelerinden gelen taslakların tercümesi yapıldı) tarafımdan Başbakan’a verildi. Başbakan bu taslağı Spordan Sorumlu Bakan’a verdi. Bakan, taslakta değişiklikler yaparak adeta yarı-özerklik üzerinde durdu, yetkiyi vermemek için direndi. Günlerce konutta kalıp durumu Turgut Bey’e bildiriyordum. O dönem de bir güç savaşı yaşanıyordu. Bürokrasi direndi, olay uzadı. İlk defa buradan açıklayacağım, aradan bir sene geçtikten sonra Turgut Bey, Spor Bakanı’nı değiştirdi. (Aksoylu’nun ismini vermediği bakanın Hasan Celal Güzel olduğu ifade edildi) Daha sonra özerklikle ilgili yasa çıktı. Bu yasanın çıkışında şimdi AKP Amasya Belediye Başkanı olan Sayın İsmet Özarslan’ın çok katkısı oldu.

Soru: Son aylarda özerklik tartışılır duruma geldi. Başbakanlık müfettişleri teftiş raporları hazırladı. Bunlar için ne diyeceksiniz?
Cevap: Benim de içinde bulunduğum dönemde, ilk özerk Futbol Federasyonu zamanında böyle iddialar olmadı. Sayın Başkan Şenes Erzik bu konuda çok titiz ve duyarlıydı. Yayın gelirleri arttığı için bu dönemde iddialar çoğaldı. Doğruluğunu bilmiyorum, inşallah dedikodudan ibarettir.

Soru: Şenes Erzik ile birlikte çalıştığınız ilk özerk Futbol Federasyonu’nda Piontek, Derwall ve Fatih Terim gibi isimlerle çalıştınız. Hatta pek çok ünlü isim dış ilişkilerinizi götürüyordu. Bu konuda ne diyeceksiniz? Şenes Erzik başarılı oldu mu?
Cevap: Şenes Erzik’i başkanlık için Turgut Bey’e önerdiğimde bana, ‘Niye partiyi kurarken Şenes Bey’i getirmedin’ diye sordu. Eğer o dönem yanlış bir tercih yapsaydım hem Turgut bey hem Türk futbolu yara alırdı. Sayın Erzik şu anda Avrupa futbolunun ikinci adamı, UEFA başkanının yerine pek çok toplantıya başkanlık yapıyor.. Yaklaşık 2 yıl sonra yapılacak seçimlerde en büyük şansı olan başkan adayı. Bence Avrupa Birliği için gün istediğimiz dönemde kendisine sahip çıkmak bir devlet politikası olmalıdır. UEFA’nın başında bir Türk olması, Türkiye açısından gurur verici olur. Rahmetli Turgut Bey olsaydı her ülke başkanını arar, kendisine destek vererek başkan olmasını sağlardı. Sayın Başbakanımız’ın da aynı desteği vereceğini düşünüyorum.

Soru: Genel kurul ertelendi. Bundan sonra ne gibi gelişmeler olur?
Cevap: Sayın Haluk Ulusoy, zor dönemde görev aldı, havuz kaosunun çözülmesini sağladı. Dünya üçüncülüğündeki rolü inkar edilemez. Ulusoy, artılarıyla anılmak istiyorsa daha fazla yıpranmadan bu görevi bırakmalı. Yasada yer alan madde gerek Haluk Ulusoy’un gerek Şenes Erzik’in tekrar başkanlık yapmasını engelliyor. Genel kurulda seçimden sonra alınacak mahkeme kararı da Haluk Bey’in başkanlığını engeller. Çünkü yasa yeni bir yasa değil. Eski kanuna yapılan bir ekleme. Bundan dolayı genel kuruldan sonra da bir darbe yemesi Türk futboluna zarar verir.

Soru: Mehmet Ali Yılmaz tekrar başkanlığa aday olur mu?
Cevap: Sayın Yılmaz’ın Türk futboluna katkıları olmuştur. Bakanlık görevinden sonra, bu görevi yapması kendisi için bir soruna yaratmayacaksa, geçici bir dönem otoritesi ile bu problemlerin altından kalkar.

Soru: MHK’nın genel kurulca seçilmesi doğru bir karar mı?
Cevap: Burada asıl önemli nokta, MHK’nın başına saygın bir ismin gelmesi ve gözlemcilerin ayrı bir kurum tarafından atanmasıdır. Uygulama bu olmalıdır. Hakemler, gözlemcilerin kendisine yakın olmadığını görürse gereken her türlü ihtimamı gösterir. Aksi halde, bu ahbap-çavuş ilişkisi devam eder. Kimse elindeki gücü bir başkasına vermek istemez. Bakıyorsunuz, en kötü idare edilen maçlardan sonra bile hakemlerin notu 8-9 oluyor. Bu sistem başırıyı getirmez. Yabancı dil, eğitimli, üniversite mezunu gençler gözlemcilik kurumuna kazandırılmalı. Buna karşı çıkanlar, diyorlar ki, ‘Gözlemci eski hakemlerden seçilmeli.’ Böyle şey olmaz. Şenes Erzik hakem mi? Hayır, ama o Avrupa Finali’nde gözlemcilik yapıyor. Değişmesi gereken yapı işte bu.

Gençlerbirliği Kulübü Başkanı İlhan Cavcav, 28 Haziran 2004’de Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un yasadaki yeni düzenlemeye göre yeniden başkan olamayacağını söyler. Cavcav, “Sürecin kanunlara uygun işlemesi gerekir. Haluk Ulusoy’un tüm bunlara rağmen ısrarını anlayabilmiş değilim” der.

Futbol Federasyonu Başkanı Ulusoy’un 2 dönem başkanlık yaptığını ve 3812 sayılı yasadaki yeni düzenlemelere göre yeniden başkan olmaya hakkının bulunmadığını savunan Cavcav, “Bir önceki sezon çok başarılı olmamıza karşın bize çelme takıldı. 27 yıldır başkanlık yapıyorum. Geçen sezon kadar şaibeli bir sezon geçirmedik. Yine basında okuduğum kadarıyla federasyonun harcamalarında 750 milyar liralık bir açık var. Bilinçsiz bir şekilde harcama yapılıyor. Sayın Ulusoy, naklen yayın ihalesini de elinde bir seçim kozu olarak tutuyor. Bizim için fark etmez, ancak diğer 17 kulüp bizim kardeşimizdir ve beraber hareket ediyoruz. Haluk Ulusoy’un tüm bunlara rağmen ısrarını anlayabilmiş değilim” der.

3 Temmuz 2004 tarihinde Ulusoy’un adaylığını önlemeye çalışan kulüpler, UEFA Tahkim Kurulu Asbaşkanı Levent Bıçakcı’ya teklif götürür.

Şenes Erzik döneminde Futbol Federasyonu Hukuk Kurulu’nda yer alan, 14 yıldan bu yana UEFA Tahkim Kurulu üyeliği yapan ve son 2 yıldır asbaşkanlık görevini yürüten, aynı zamanda FIBA Hukuk Kurulu üyesi de olan Bıçakcı’nın adaylığına, Avrupa futbolundaki büyük etkisi ve lobi gücü dolayısıyla Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in de onay verdiği belirtilmektedir.

İddialara göre, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Beşiktaş Kulübü Asbaşkanı Murat Aksu, aday olması yönünde Bıçakcı’ya teklif götürür. Levent Bıçakcı’nın da aday olma konusunda yeşil ışık yaktığı, ancak son kararını Türkiye’ye döndükten sonra açıklayacağı bildirilir.

Levent Bıçakcı adının ortaya atılması, Haluk Ulusoy’u rahatsız eder. Arkadaşlarıyla bir toplantı yaparak seçime girip girmeme kararını tartışan Ulusoy, ‘sonuna kadar devam’ kararı alır. Gelişmelerle ilgili bir açıklama yapan Ulusoy, futbola siyasetin karıştırılmaya çalışıldığını belirterek, şunları söyler:

“Adaylıktan çekilmem söz konusu değil. Bazı gruplar, yönetim kurulu için bana birkaç isim önerdi. Ben kabul etmeyince de, adaylığımı engellemek için spekülasyonlar yapılmaya başlandı. Devletime ve hükümetime saygım sonsuz. Ancak, federasyon seçimlerinin politize edilmesi beni çok üzüyor.”

Anlayacağınız Ulusoy’un “işe siyaset giriyor” tehdit/söylemi çok da yeni değildir.

4 Temmuz 2004’de Süper Lig’de futbol maçlarının yayın ihalesi öncesi TRT ile Digital Platform İletişim Hizmetleri Anonim Şirketi (Digitürk), işbirliği anlaşması imzalar. Futbol Federasyonu tarafından 4 yıl süreyle satışı yapılması beklenen Birinci Süper Futbol Ligi maçlarının yayın haklarıyla ilgili olarak TRT ve Digitürk ortak hareket edecektir.

TRT Genel Müdürü Şenol Demiröz, Genel Müdür Müşaviri Cevdet Tellioğlu, İstanbul Bölge Müdürü Orhan Ertanhan, Digitürk Yönetim Kurulu Başkanı Ali İhsan Karacan ve Genel Müdür Ertan Özerdem ile birlikte TRT’nin Harbiye’deki binasında düzenlediği basın toplantısında konuyla ilgili bilgi verir.

Demiröz, Türk futbolundaki hem kulüplerin hem de milli takımların seviyesinde daha da büyük başarılar elde edilmesine destek verilmesi ve futbol yayınlarının başta Anadolu olmak üzere daha geniş halk kitlelerine ulaşmasının sağlanması amacıyla TRT ile Digitürk’ün bir işbirliği anlaşmasına imza attığını açıklar.

Futbol Federasyonu tarafından 4 yıl süreyle satışı yapılması beklenen Birinci Süper Futbol Ligi maçlarının yayın haklarıyla ilgili olarak TRT ve Digitürk’ün ortak hareket etme kararı aldığını kaydeden Şenol Demiröz, “Geçtiğimiz dönemde yayın haklarını elinde bulunduran Digitürk, önümüzdeki 4 sezon için tekrar talip olmuştur. Seyircilerin özellikle açık kanallardan maç yayını konusundaki yoğun taleplerini karşılayabilmek amacıyla TRT ile Digitürk arasında maçların yayını konusunda ön anlaşma sağlanmıştır” der.

Ön anlaşma şartlarıyla ilgili de bilgi veren Demiröz, şöyle devam eder:

“Ön anlaşmaya göre, TRT, federasyondan her hafta 5 maçın yayın hakkının satın alınması halinde 2 maçı, 4 maçın yayın hakkının alınması halinde ise bir maçı canlı yayınlayacak. TRT, ayrıca Digitürk’ün yayınlayacağı maçları karşılaşmaların bitiminden 48 saat sonra tekrarını yayınlama hakkına sahip olacak. Süper ligin geniş maç özetleri 20’şer dakika halinde TRT’den yayınlanacak, diğer kuruluşlara 3 dakika görüntü verilecek.

Türk futbolunun belirli bir standartlara kavuşması ve yeşil sahalarda centilmenliğin ön plana çıkmasıyla sadece futbol değil yapılacak bütün spor yayınlarında toplumu tahrik ve kişileri rencide edici, küçük düşürücü görüntü ve yorumlardan kaçınılması dileğiyle bu ön anlaşma hayırlı olsun.”

8 Temmuz 2004’da Futbol Federasyonu Merkez Hakem Kurulu (MHK) başkanlığına adaylığını açıklayan eski Federasyon başkanlarından Kemal Ulusu, “Haluk Ulusoy’un yeniden seçilmesi halinde kanunlar gereği görevden alınacağını” iddia eder.

İzmir’de kulüp başkanları ve basın mensupları için düzenlediği toplantıda Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’un yeniden aday olması konusuna değinen Kemal Ulusu şöyle konuşur:

“İlk seçimlerden evvel, bir delege olarak, ‘Bu Genel Kurul iptal olur, seçilirse Haluk Ulusoy’un görevden alınma durumu olur’ diyerek, federasyonu uyardım. Şimdi de tüm hukukçuların birleştiği gibi, Ulusoy’un görevden alınma ihtimali çok büyük. Hatta yüzde 100 diyebilirim.

Türk hakemliğinin yurt dışında temsil edilememesinin yanı sıra, yurt içindeki hakem olayları da büyük boyutlara ulaşmıştır ve tüm kulüpler MHK yönetiminden rahatsızdır.

Hakemleri suçlamıyorum. Hepsi gerçekten pırıl pırıl arkadaşlar. İyi yönetilemedikleri ve ‘biraz da tahmin ediyorum’ müdahale olduğu için, bu arkadaşlar gerektiği şekilde kendilerini maçlara veremiyorlar. Bunun neticesinde de büyük hakem olayları meydana geliyor”.

Türkiye Futbol Adamları Derneği (TÜRFAD) Genel Başkanı Hadi Türkmen, “Futbol Federasyonu’nda önümüzdeki dönem, Türk futbolunun özerkliğini zedelemeyen, demokratik yapısını rahatsız etmeyen, yarışma mantığında adayların çıkacağını ve programları ve kadrolarıyla bu hizmete layık olabilecekleri bir dönem yaşamamızı diliyorum” der:

“Geçmiş yıllarda Futbol Federasyonu’nda çeşitli görevlerde bulundum. Haluk Ulusoy’un döneminde de onun önerisiyle birlikte çalıştık. Ancak 6 ay sonra, demokratik bir seçimde göreve gelen Futbol Federasyonu’ndan maalesef demokratik olmayan bir yöntemle görevimden uzaklaştırıldım. Beni en çok üzen nedenlerini kimsenin araştırmamasıydı.

Yüzde 72 gibi bir çoğunluğa sahip Kulüpler Birliği bile henüz destekleyeceği adayı tespit etmiş durumda değil. Sanıyorum adaylar önümüzdeki hafta kesinleşir.”

Levent Bıçakçı 12 Temmuz 2004’de, Türkiye Spor Yazarları Derneği’nin (TSYD) Levent’teki merkezinde düzenlediği basın toplantısında Türk futboluna istikrar, objektiflik, saydamlık ve güven getirmek için aday olduğunu açıklar.

Bıçakçı, Futbol Federasyonu’na özerklik kazandıran Şenes Erzik başkanlığındaki yönetim kurulunda görev alanlardan biri olduğunu vurgulayarak, “Türk futbolunun bugünkü başarılarının temellerinin atıldığı dönemde hukuki ve idari altyapının hazırlanmasında önemli sorumluluklar aldım. 1990 yılından bu yana UEFA Tahkim Kurulu üyelik görevini yürütmekteyim. Ayrıca 1998’den beri de Uluslararası Basketbol Federasyonları Birliği’nde hukuk kurulu üyesiyim. Gerekli deneyime sahibim” diye konuşur.

Levent Bıçakçı, o ana kadar 13 kulübün desteğini aldığını ifade eder. Bıçakçı, haziran ayında Portekiz’de UEFA Tahkim Kurulu toplantıları nedeniyle görevli olduğunu ve iptal edilen Futbol Federasyonu Genel Kurulu’na gelemediğini vurgulayarak, “Genel kurulun iptal edilmesi sonrası birçok kulüp başkanı beni arayarak ısrarla başkanlığa aday olmamı istedi. Bir haftadır bunun için çalışıyorum. Yönetim kurullarında yer alacak isimleri oluşturmak için yoğun çalışıyorum. Ancak henüz kurulları tam olarak oluşturmadım. Yarın UEFA Tahkim Kurulu toplantısı için yurtdışına çıkacağım. Akşam Türkiye’ye dönerek çalışmalarımı sürdüreceğim” der.

Avukat Bıçakçı, genel kurul toplantısı öncesi siyasi destek aldığı yönünde çıkan haberleri de yalanlayarak, “Hiçbir siyasi kimliğim yoktur ve genel kurul toplantısı için de hiçbir siyasi kimlikten destek almadım. Ayrıca hiçbir politikacı ile bu konuda bir görüşme yapmadım. Sadece kulüp başkanlarıyla görüştüm” diye konuşur.

Hemen ertesi gün kulüpler görüşlerini bildirmeye başlarlar.

Fenerbahçe Kulübü İkinci Başkanı ve Basın Sözcüsü Nihat Özdemir:

“Fenerbahçe Kulübü olarak genel kurulda Levent Bıçakcı’yı destekliyoruz. Futbol Federasyonu’nda daha önce yaptığı hizmetler ve UEFA’daki etkin görevleri nedeniyle Fenerbahçe olarak seçimde kendisine oy vereceğiz.”

Trabzonspor Kulübü Asbaşkanı Nevzat Şakar:

“Federasyon seçimi ile ilgili tavrımızı yarın yapacağımız toplantıdan sonra netleştireceğiz.”

Galatasaray Kulübü İkinci Başkanı ve Futbol Şube Sorumlusu Ergun Gürsoy:

“Yönetim kurulu olarak henüz net bir karar vermedik. Ancak daha önceki tavrımız Haluk Ulusoy’dan yanaydı. Genel kurulda kimi destekleyeceğimize başkan ve yönetim kurulu karar verecek.”

Beşiktaş Kulübü Basın Sözcüsü Reha Muhtar:

“Başkanımızın daha önce Haluk Ulusoy’a verilmiş sözü var.”

Gaziantepspor Kulübü Başkanı Celal Doğan:

“Seçimlerde Avukat Levent Bıçakcı’yı destekleyeceğiz. Türk futbolunun uluslararası alanda daha büyük saygınlık kazanmasını, daha geniş ufuklara yönelmesini arzulayan ve Türkiye’nin spor kamuoyunu oluşturan bir kişi olarak, Levent Bıçakcı’nın başkanlık için aday olmasına sevindik ve destek vereceğiz. Bıçakcı genç, çağdaş ve objektif biri. Bilgi birikimine ve tecrübesine güveniyoruz.”

Gençlerbirliği Başkanı İlhan Cavcav:

“Aday olarak gösterilen Sayın Bıçakcı’nın dürüst, haysiyetli, Türkiye liglerindeki tüm takımlara eşit mesafede bulunan ve bu şekilde de hareket edecek olan bir şahsiyet olmasından dolayı kendisini destekliyor, bu konuda tüm kulüplerin de benimle aynı görüşü paylaşacağını umuyorum.”

Samsunspor Kulübü Başkanı İsmail Uyanık:

“Levent Bıçakcı’nın adaylığı Türk futbolu adına bir şanstır. Canı gönülden destekliyoruz. Haluk Ulusoy’a geçmişteki hizmetleri nedeniyle teşekkür ediyoruz. Samsunspor olarak bugün doğru yerde durmak gerektiğinin bilincindeyiz. Yoksa futbol tarihi bizden hesap sorar.”

İstanbulspor Kulübü İkinci Başkanı Orhan Seyfi Güner:

“Kulüp olarak genel kurulda hangi başkan adayını destekleyeceğimize karar vermedik. Şu anda net bir şey yok. Bizim genel kurulda 5 oyumuz var. Demokratik olarak delegelerimiz istediği adaya oy verebilir.”

Çaykur Rizespor Kulübü Asbaşkanı ve Basın Sözcüsü Erol Yıldırım:

“Levent Bıçakcı, UEFA’da kariyer yapmış bir isim. Kendisini iyi tanıyoruz. Türk futbolunun içinden gelmiş biri. Başarılı olacağına inanıyoruz. Kendisine sıcak bakıyoruz. Türk futboluna iyi hizmetler vereceği inancındayız. Kazanan Türk futbolu olsun diyoruz.”

Kayserispor Kulübü Başkanı Memduh Büyükkılıç:

“Levent Bıçakcı’nın Futbol Federasyonu Başkanlığı’na aday olması bizi sevindirdi. Bıçakcı, spor kamuoyu tarafından sevilen bir kişi. Kendisinin adaylığını olumlu bir girişim olarak değerlendiriyoruz. Kayserispor kamuoyu da Bıçakcı’nın adaylığını desteklemektedir. Kendisinin bu görevde başarılı olacağına inanıyoruz, hayırlı olsun.”

Diyarbakırspor Kulübü Başkanı Ahmet Göksu:

“Biz daha önce de Futbol Federasyonu seçiminde Levent Bıçakcı’yı destekleyeceğimizi açıklamıştık. Mardin, Batman, Şanlıurfa, Diyarbakır ve Elazığ olarak ortak hareket ederek Bıçakcı’nın yanında yer alıyoruz.”

Sakaryaspor Kulübü Başkanı Selahattin Aydın:

“Bıçakcı’nın adaylığına yönelik her hangi bir değerlendirme yapmam söz konusu değil. Biz daha önce Haluk Ulusoy’u destekleyeceğimizi açıkladık. Ancak ikinci bir seçim dönemi geldi. Şartlar nasıl gelişir, bilemiyorum. İsimleri değerlendireceğiz.”

14 Temmuz 2004’de Türkiye Futbol Adamları Derneği’nin (TÜRFAD), Futbol Federasyonu seçimleri öncesi gelişmeleri değerlendirmek amacıyla organize ettiği Büyük Kulüp’teki toplantıdan önce basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Ali Şen, Levent Bıçakcı’nın başkan adaylığı için “Şimdi Bıçakcı’nın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın adayı olduğunu söylüyorlar. Ancak kesinlikle Bıçakcı, Erdoğan’ın adayı değildir. Başbakanın adını kimse kullanmasın” der.

Fenerbahçe taraftarının, Levent Bıçakcı’yı federasyon başkanı olarak görmek istemeyeceğini ileri süren Şen, “Çünkü ben 1994’te görevdeyken bu insanlarla mücadele ettim. Türk futbolu bunlara kalmamalı. Ben, bunların Fenerbahçe düşmanı olduğunu söylemiştim. Fenerbahçe taraftarı, düşmanlık yapan kişileri unutmadı” şeklinde konuşur.

Ali Şen, şimdiki başkan Haluk Ulusoy’a da değinerek, “Ulusoy ile zaman zaman sürtüşmelerimiz olmuştur. Ancak Ulusoy’un Türk futboluna yaptığı hizmetler de göz ardı edilemez. Ulusoy iyi çalıştı. Şimdi futbolda birbirini satanları, ihanet edenleri görüyorum, üzülüyorum” der.

Ali Şen’in bahsettiği sürtüşmelerden ilkini yazının başlarında belirtmiştim. Bir daha hatırlayalım. Yorum sizin:

Ulusoy’un Fenerbahçe ile ilk sürtüşmesi yine havuz konusundan olur. 5 Şubat 1998 tarihinde, Federasyon’un Fenerbahçe – Altay maçını kasıtlı olarak saat 14.00’e aldığını ileri süren Başkan Ali Şen, “Maçın saat 14.00’te oynanması demek UEFA yayın kurallarına göre o maçın yayınlanmaması demektir. Federasyon bu kararla milyonlarca vatandaşı hem karşısına aldı, hem de alay etti. Futbol Federasyonu kimin federasyonudur? Halkın sırtından para kazanmak isteyenlerin mi, yoksa kulüplerin ve halkın federasyonu mudur? Futbol Federasyonu ne yazık ki, hiç bir sorunun altından kalkmadığı gibi, yeni sorunlar üretmekte çok usta” der.

Bu arada, Futbol Federasyonu’nun Ali Şen’i tedbirli olarak ceza kuruluna vereceği şeklindeki haberler üzerine Fenerbahçe Başkanı şunları söyler: “Beni Altay maçında tedbirli olarak ceza kuruluna vereceklermiş. Başkanlığım zaten haftaya bitiyor. Vatandaş Ali Şen’in stadın hangi Şeref Tribününe sokmamaya, hangi kanun maddesine göre olacağını tesbit etsinler. Böyle gülünç duruma düşen bu federasyon nasıl Türkiye’de hizmet edecektir.”

Fenerbahçeli futbolcular, 15 Şubat’ta görev süresi dolacak olan Başkan Ali Şen’e Çapari Restoran’da 5 Şubat 1998’de bir veda yemeği verirler. Başkan Şen konuşmasında federasyona çatarak, “Görevi bıraksam dahi bu federasyonun ipini çekeceğim. Erzik nasıl gittiyse Ulusoy’da öyle gidecek” der.

14 Temmuz 2004’de Trabzonspor Basın Sözcüsü İbrahim Şahin, Futbol Federasyonu seçimlerinde Haluk Ulusoy’a verdikleri desteğin devam ettiğini söyler.

15 Temmuz 2004 tarihinde Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, Süper Lig maçlarının televizyondan naklen yayın hakları ihalesini onaylar. Federasyon Başkanvekili Ata Aksu kurul toplantısının ardından yaptığı açıklamada, “Digitürk 135 trilyon 950 milyar liraya ihaleyi kazanmıştır” der.

Aksu, şöyle konuşur:

“Bu rakam, sadece kulüplere ödenecek 1 yıllık ücrettir. Bu rakama Futbol Federasyonu ve organizasyon payını eklersek 152 trilyon 619 milyar, KDV’yi de ilave edersek 180 trilyon 90 milyar lira eder. 4 yıllık ihale karşılığı, her yıl TÜFE artışlarını da eklersek, yaklaşık 850 trilyon liradır. Bu da bugünkü kurla 600 milyon dolara tekabül etmektedir. Yani Türk sporuna 600 milyon dolarlık bir gelir girmiştir.

Digitürk, 2004-05, 2005-06, 2006-07 ve 2007-08 sezonlarında, 31 Mayıs 2008’e kadar Süper Lig’de her hafta 4 maçın yurtdışına ve yurtiçine canlı yayınını, tüm maçların da bant ve özet yayınını almış bulunmaktadır. İhale sözleşmesi süresince gelişecek üretim teknolojilerini kullanarak, yurtiçi ve yurtdışına her türlü görsel yayını yapabilecektir.”

Fenerbahçe Kulübü, Digitürk’ün 4 yıllık süreyle daha aldığı Birinci Süper Futbol Ligi maçlarının televizyondan naklen yayın haklarıyla ilgili ihalede muammen bedelin düşük tutulduğu gerekçesiyle Futbol Federasyonu’na tepki gösterir.

Sarı-lacivertli kulübün ikinci başkanı ve basın sözcüsü Nihat Özdemir, ihale sonucu ortaya çıkan rakamlar nedeniyle yayın gelirlerinde bir önceki sezona oranla 3.5 milyon dolar kayıplarının olacağını, bunun da bütçelerini tutturma açısından büyük sıkıntı yaratacağını kaydeder.

Fenerbahçe Kulübü olarak, geçen sezon sözleşmede yer alan haklarını alamadıkları için yayıncı kuruluş Digitürk ile mahkemelik olduklarını vurgulayan Nihat Özdemir, “Durum böyleyken, yeni çıkan muammen bedel öyle düşüktür ki, bu rakam geçen sezon Digitürk’ün kulüplere ödediği rakamın altındadır. Türkiye’de ne değişti ki bu ödenilen rakam geçen seneki rakamı dahi tutturamamaktadır. Futbol Federasyonu Olağan Genel Kurulu’na bir hafta kala gibi önemli bir zamanda bu muammen bedelin düşük tutulması Fenerbahçe Kulübü olarak aklımıza çok önemli kuşkular getirmektedir” der.

Geçen sezon Fenerbahçe Kulübü olarak kendilerine yayın haklarından 14 milyon dolar pay düştüğünü, yeni bütçelerinin bu rakamlara göre hazırlandığını anlatan Özdemir, şöyle devam eder:

“Bugünkü ihale sonucu Fenerbahçe’nin eline ancak 10.5 milyon dolar para geçecektir ve bu bizim bütçe hesaplarımızı altüst etmiştir. Nereden bakarsanız bakın bir anda 3.5 milyon dolar gibi bütçemizde bir açık vermek durumunda kaldık. Bunun için Fenerbahçe Kulübü olarak bu muammen bedelin düşük tutulmasına kesin itirazımız var. Bütün giderlerimiz döviz ve Türk Lirası bazında artarken, Birinci Süper Futbol Ligi’nde yer alan 18 kulübün en önemli gelir kaynaklarının başında gelen yayın ihalesinden elde edilen gelirlerin düşürülmesi yalnız Fenerbahçe için değil, ligdeki 18 takım için de büyük sorun yaratacaktır.”

Trabzonspor Basın Sözcüsü İbrahim Şahin ise, naklen yayın ihalesindeki belirsizliğin ortadan kalkmasının çok iyi olduğunu söyler.

Şahin, naklen yayın paralarının kulüplerin en önemli geçim kaynağı olduğunu ifade ederek, “Futbol Federasyonu’nun bu ihaleyi yapması kulüpler için çok önemli. Belirsizliğin ortadan kalması açısından çok iyi oldu. Onun için Futbol Federasyonu’na teşekkür ediyoruz” der.

16 Temmuz 2004’de Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray, Federasyon’a ortak bir ultimatom vererek, naklen yayın ihalesinde belirlenen bedelle sözleşme imzalanmamasını isterler.

Galatasaray Kulübü adına başkan yardımcısı Refik Arkan, Beşiktaş Kulübü adına ikinci başkan Murat Aksu, Fenerbahçe Kulübü adına da asbaşkan Murat Özaydınlı imzasıyla federasyona gönderilen ortak açıklamada, şöyle denilir:

“Türkiye Futbol Federasyonu’nun baz aldığı muhammen bedelin beklentilerimiz ve geçmiş üç sezonun gerçekleşen değerinin altında olduğu aşikardır.

Bu sebeple, sözkonusu ihaleden kaynaklanan bedel üzerinden, kulüpler ile görüşmeden, herhangi bir sözleşme imzalanmamasını, aksi halde hukuki zeminde kulüplerimizin haklarının korunması amacıyla hareket edeceğimizi bilgilerinize arz ederiz.”

TFF’den eleştirilere yanıt gecikmez:

Gerçekleştirilen ihale, Birinci Süper Lig müsabakalarının yayın haklarının devrine ilişkin yaptığımız 4. satış işlemidir. Önceki ihalelerde ve her konuda olduğu gibi açıklık ve rekabet ilkeleri çerçevesinde kulüplerimiz için elde edilecek en yüksek devir bedeline ulaşmak temel amacımızdı.

İhale öncesi Kulüpler Birliğimizin yapmış olduğu toplantıda da başkanlar seviyesinde görüşler tek tek alınarak federasyonumuza aktarılmış, ayrıca bir yazı ile de bildirilmiştir. Bunun üzerine geçmiş dönemlerden daha yüksek bir muhammen bedel ile ihaleye çıkılmıştır. Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu muhammen bedeli matematiksel gerçekler ve ekonomik koşulları da göz önüne alarak belirlerken, bir önceki dönemde yayıncı tarafından kulüplerimize ortalama ödenen reel rakamlar olan 89,4 milyon dolar rakamı 94 milyon dolar seviyesine arttırılarak ihaleye çıkış rakamı olarak belirlenmiştir. Kaldı ki, bu rakam çift turlu yapılacak ihalenin başlangıç rakamıdır ve ihale TV’lerden naklen yayınlanarak kamu oyunun gözleri önünde açık, net ve şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmiştir.

Hal böyle iken, bazı kulüplerin ve bazı yayın organlarının ihaleyi tartışılır hale getirici söylem ve beyanlarını hayret ve esef ile karşılıyoruz, Hakka ve emeğe saygısızlık olarak değerlendiriyoruz.

Hizmet edenlere teşekkür edilmeyeceğini biliyoruz, bir şeyi daha biliyoruz, hakkı teslim etmek ve tebrik etmek de bir erdemdir.

Ulusoy 19 Temmuz 2004’de Futbol Federasyonu Olağan Genel Kurulu’nda başkanlığa yeniden aday olmayacağını resmen açıklar.

22 Temmuz 2004 tarihindeki Futbol Federasyonu Olağan Genel Kurulu’nda konuşan Ulusoy, 7 yılllık görev süresinde hatalarının da olduğunu, ancak artılarının daha fazla olduğunu ve bunu tarihin yazacağını söyler.

Ulusoy şöyle der:

“7 yıllık görevim süresince, Futbol Federasyonu’nun bayrağını başarıyla taşıdım. Bu süre içerisinde eksiklerimiz, hatalarımız olmuştur. Ancak artılarım, eksilerimden her zaman fazladır. Bütün yaptıklarımızın tüm şeffaflıkla gözler önünde olduğunu görüyorum. Bunun aksini söyleyenler olsa da ben tarihi kimsenin silemeyeceğini söylüyorum.

7 yıl önce federasyon mahkeme kapılarında ve büyük bir kaos içerisinde idi. O günlerde federasyonun buhranlı dönemini bırakıp kaçanlardan bazılarının bugün yönetime aday olduklarını görüyorum. Gönül isterdi ki o dönemde de federasyonda görev alsınlar ve bu kaostan federasyonu el birliğiyle kurtarmak için verdiğimiz mücadelede yanımızda olsalardı. Ben ve arkadaşlarım, inandığımız hiçbir davada ödün vermeden dürüstlüğümüzle çalışarak, federasyonu bugünkü haline getirdik.

Federasyon başkanlığım döneminde kulüplerin zararına olacak hiçbir şey yapmadık. Adam gibi oturdum, adam gibi çekip gideceğim. Federasyonu hiç kimseye peşkeş çekmedim. Ben veda etmiyorum. Ben bir müddet aranızdan ayrılıyorum. Çünkü futbol benim hayatım ve her şeyimdir. Ben futbolun içinde olacağım. Ancak hangi kademesinde olacağımı şu an için bilmiyorum. 7 yıllık görevim süresince futbol için çalıştım. Bundan sonra bu çalışmalara devam edeceğim. Ancak sizlerden son bir şey istiyorum. Ben sizlere hakkımı helal ettim, sizler de bana helal edin”.

Futbol Federasyonu’nun seçimli genel kurulunda 192 delegeden, 109’unun oyunu alan Levent Bıçakcı, futbolun yeni patronu olur. Diğer aday Mehmet Ali Yılmaz ise 83 oy alır. Başkanlık yarışından daha önce çekilen eski başkan Haluk Ulusoy ise seçimlerde oy kullanmaz.

Merkez Hakem Kurulu (MHK) seçimlerinde, Mehmet Ali Yılmaz ile birlikte seçimlere giren Sabri Çelik, MHK başlanı olur. 3 adayın yarıştığı seçimde, Sabri Çelik başkanlığındaki kurul, 83 oy alarak yarışı kazanır.

MHK’da asil ve yedek üye olarak şu isimler yer alır:

Asil: Sabri Çelik (başkan), Muhittin Boşat, Necmi Temizel, Mevlüt Güzel, Murat Ilgaz, Alican Lakot, Mahmut Çetiner, Ali Kunak, Salih Türktunç

Yedek: İsmet Cengiz, Mehmet Çayan, Mekki Keskin, Musa Eryılmaz, Dursun Cumali Sucu, Erdoğan Alan, Metin Karaarslan, Nazif Altınpınar, Yaşar Karaca.

Levent Bıçakcı’nın Yönetim, Tahkim ve Denetleme Kurulları listesinde asil ve yedek olarak şu isimler yer alır:

Asil: Asım Atmaz, Cemil Kazancı, Davut Dişli, Erdal Atalay, Erdoğan Turgut, Hasan Doğan, Mahmut Özgener, Mehmet Baykan, Osman Çağlıkoç, Rıfat Bescili, Serdar Güzelaydın, Şekip Mosturoğlu, Ufuk Özerten, Zekeriya Alp

Yedek: Göksel Gümüşdağ, Celal Koladoğlu, Mustafa Urhan, Metehan Berktaş, Cüneyt Tanman, Ufuk Baloğlu, Nöyfel Bozdoğan, Yılmaz Gökdel, Sinan Bür, Erkan Erkli, Haluk Çiftçi, Cihangir Onger, Mahsun Akbulut, Murat Dağlı

Tahkim Kurulu:

Asil: Prof.Dr.Samim Ünan, Prof.Dr.Selçuk Öztek, Erkan Vardar, Ali Turan, Av.Gürol Kaymak

Yedek: Av.Refik Moral, Av.Ömer Faruk Ergin, Prof.Dr.Fahrettin Aral, Doç.Dr.Metin Fevzioğlu, Kahraman Berk

Denetleme Kurulu:

Asil: Sezai Onaral, Sedat Eratalar, Halil Kaya Özer, Vehbi Karabıyık, Burhan Gezgin

Yedek: Kazım Çalışkan, Sait Feten, Feridun Güngör, İmran Coşkun, Ayhan Durgun.

Kulüpler Birliği ve Ankaragücü Kulübü Başkanı Cemal Aydın, seçimlerde, siyasal otoritenin büyük rol oynadığını söyler. Aydın, “Kulüpler Birliği olarak birlikteliğimizi sağlayamadığımızı bir kez daha gördük. Kulüpler Birliği Başkanlığı’ndan ayrılıyorum. Bana çok baskı var, ama kalmak anlamsız” der.

23 Temmuz 2004’de Merkez Hakem Kurulu (MHK) başkanlığına aday olan Kemal Ulusu, seçimi kazanan Sabri Çelik’in listesinin, yasaya aykırı ve usulsüz hazırlandığını, bu nedenle iptalini isteyeceklerini açıklar.

Ulusu, yaptığı açıklamada, kongre gününden 1 gün öncesine kadar adı ve bir faaliyeti olmayan Sabri Çelik’in, gece yarısı kendisine verilen talimatla, alelacele listesini hazırlayıp, ertesi sabah seçime girdiği iddiasında bulunur.

Ulusu, “MHK’nın kuruluşuna dair kanunun 15. maddesine göre Sabri Çelik’in listesi kanuna aykırı ve usulsüz şekilde hazırlanmıştır. Bu sebepten dolayı Sabri Çelik’in listesinin hukuken iptali istenecektir. Kanunun gerekçelerinde bu hususlar açık seçik belirtilmektedir” der.

Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu ve bireylerin yasal haklarını kullanma özgürlüğünü bulunduğunu ifade eden Ulusu’nun açıklamasında, “Bilinçli ve bilgiyle hazırlanmış benim listeme karşı birkaç saatte, gece yarıları hazırlanmış olan bu listenin kanuna uygun olmaması dolayısıyla, seçimde ikinci olan Kemal Ulusu’nun listesinin geçerli olması için, gerekli hukuki çalışmalara bugün başlanmıştır. Adaletin en kısa zamanda tecelli edeceğinden eminim” denilir.

29 Temmuz 2004’de 44. Uluslararası Futbol Hakem Semineri’nde konuşan Futbol Federasyonu’nun yeni başkanı Dr.Levent Bıçakcı, “Hakemlik kurumu, son yıllarda ciddi sıkıntılar yaşamıştır” der. Konuşmasında MHK üyelerine seslenen Bıçakcı, şunları söyler:

“Dünya Kupası eleme maçlarında puan bile almadığımız yıllarda Türk hakemi, 1974 Dünya Kupası’nda maç yönetmiş, yine aynı hakem Avrupa Süper Kupası finalini yönetmiştir. 1980 ve 1990’lı yıllarda Türk hakemlerinin Avrupa ve dünyada başarılarına şahit olduk. Fakat ne yazık ki son yıllarda Türk hakemlerini önemli Avrupa maçlarında göremiyoruz. Bunları bir eleştiri olarak değil, gözlem olarak söylüyorum.

Hakemlik ve gözlemcilik kurumlarını federasyon çatısı altında birbirinden ayıracağız. Bir maça atanan hakemle onu denetleyen gözlemcinin ayrı kurullar tarafından atanmasını sağlayarak, kuvvetler ayrılığı prensibini getireceğiz.

UEFA’da olduğu gibi Birinci Süper Lig maçlarına bir delege ve bir gözlemciyi, diğer bir deyişle hakem denetçisini atayacağız. Bunlar ligin ilk haftasından itibaren göreve başlayacak. Hakemlik kurumunu, yöneticisi ve hakemiyle profesyonelleştireceğiz.

Lütfen hakem tayinlerinde, ‘hakeme maç değil, maça hakem’ prensibiyle hareket edin. Tüm hakemleri formda oldukları sürece, tüm takımların maçlarına verin. Ödül ve ceza mekanizmalarını adil çalıştırarak hakemleri motive edin.”

Bıçakçı, yabancı oyuncu sayısı konusunda ise “Yabancı futbolcu kontenjanının 6+2 olması konusunda bir şey söylemek için erken. Konu, yönetim kurulumuzda görüşülüp, tartışılacak. Hukuki bir takım engeller var. Fatih Terim çok yakın arkadaşım, çok eski arkadaşım. Çok da sevdiğim bir hoca. Ancak, Ersun Yanal’la sözleşmemiz devam ediyor ve Milli Takım’da hoca değişikliği gündemimizde yok” der.

28 Eylül 2004 tarihinde Ulusoy’un başarılı döneminin bir başka bilançosu açıklanır.

Türkiye, Avrupa Futbol Federasyonları Birliği’nden (UEFA) en çok ceza alan ülke olur. Futbol Federasyonu, UEFA tarafından verilen disiplin ve ceza raporları sonuçlarına göre Türkiye’nin en çok ceza verilen ülkeler arasında başı çektiğini açıklar. Milli takımlar arasında yapılan değerlendirmede ilk sırayı 200 bin İsviçre Frangı (Yaklaşık 238 milyar TL) cezayla Türkiye alırken, Yunanistan ikinci, İtalya ise üçüncü sırada yer alır.

Kulüpler bazında ise Beşiktaş ve G.Saray ilk 5’te. AEK’nın (Yunanistan) 190 bin İsviçre Frangı ile ilk sırayı aldığı listede, Beşiktaş 158 bin frank (188 milyar TL) ile 4., Galatasaray ise 147 bin frank (175 milyar TL) ceza ile 5. sırada yer bulur. UEFA raporlarına göre son 3 sezonda gözlemlenen cezalardaki artış trendi geçen sezon da sürdü ve 2003-04 sezonunda yüzde 9’luk bir artış kaydedilir.


BIÇAKÇI DÖNEMİ KONUMUZ DIŞINDA, O YÜZDEN O DÖNEMİ ATLIYORUZ


30 Aralık 2005 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Anayasa Mahkemesi’ne açtığı davanın ilk aşaması görüşülür. Mahkeme, bu talebin 5 Ocak gündeminde görüşülmesine karar verir. Bu madde değiştiği takdirde Ulusoy’un adaylık konusunda önündeki en büyük engel kalkmış olacaktır.

1 Ocak 2006’da Mehmet Ali Yılmaz, Anayasa Mahkemesi’nin Haluk Ulusoy’un Futbol Federasyonu Başkanlığı için önünü açması halinde adaylıktan çekileceğini açıklar.

Anayasa Mahkemesi’nin 5 Ocak Perşembe günü yapacağı toplantıda, kanunun, ‘Federasyon başkanları üniversite mezunu olmalı‘ maddesini görüşeceğini hatırlatan Yılmaz, şunları söyler:

“Haluk Ulusoy, Türk futboluna büyük katkılar sağladı ve çıtayı dünya 3’üncülüğüne kadar yükseltti. Ayrıca ekonomik anlamda önemli gelirler elde etti. Federasyon, milli takım ve kulüplerin gelirlerini, hatta hakemlerin ücretlerini arttırdı. Yani Türk futbolunda kalite arttı. Bu yüzden ben sonuna kadar kendisini destekliyorum.”

Ulusoy 2 Ocak 2006’da Ankara’da Ankaragücü Başkanı Cemal Aydın’la akşam yemeğinde buluşur. Seçimlerde birlikte hareket etme kararı alan ikilinin mahkemeden Ulusoy aleyhine karar çıkması durumunda Cemal Aydın’ın başkanlığa aday olacağı belirtilir.

5 Ocak 2006 tarihinde ise Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Haşim Kılıç, CHP’nin 5340 Sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle açtığı davanın da karara bağlandığını söyler.

Kılıç, yasayla 3289 sayılı Kanuna eklenen, “Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay Başkan ve üyeleri ile adli ve idari yargı hakim ve savcıları; Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile özerk federasyonlar tarafından organize edilen sportif faaliyetlerde, bu kanunda öngörülen veya özerk federasyonlar bünyesinde bulunan kurullarda görev alabilirler” maddesindeki, “… bu Kanun’da öngörülen veya özerk federasyonlar bünyesinde bulunan kurullarda …” bölümünün, Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğini kaydeder. Kılıç, bu düzenlemenin hakim ve savcıların özerk federasyonlar bünyesinde görev almalarını düzenlediğini anımsatır. Yasadaki, “hakkında idari makamlar veya yargı mercilerince müsabakalara giriş yasağı verilenler, müsabakanın başlamasından iki saat önce bulunduğu yerin karakoluna giderek müsabaka süresince burada bulunmak zorundadır. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyen veya yasaklı olmasına rağmen spor alanına girenlere üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir” hükmünün de iptal edildiğini ifade eden Kılıç, ayrıca Futbol Federasyonu Başkanlığı için “yüksekokul mezunu olma” şartını arayan yasa hükmünün, Anayasa’ya aykırı bulunarak iptaline karar verildiğini bildirir. Kılıç, bu maddeye yönelik iptal kararının, 3’e karşı 8 üyenin oyuyla, yürürlüğü durdurma kararının ise oybirliği ile alındığını söyler.

Bu kararla, Futbol Federasyonu Başkan adaylığı için adı geçen lise mezunu Haluk Ulusoy için de adaylık yolu açılmış olur.

Ulusoy 6 Ocak 2006’da Türkiye Spor Yazarları Derneği’nin Levent’deki merkezinde bir basın toplantısı düzenleyerek, adaylığını kısıtlayan yasal düzenlemenin anayasa mahkemesinin kararı ile ortadan kalktığını ifade ederek, “Huzurunuzda Türk yargısına minnetlerimi sunuyorum. Ülkemizin bir hukuk devleti olduğunun güzel bir örneği olmuştur. Özgürlükleri güçlendiren iyi bir uygulama olmuştur. Sayıları milyonlarla ifade edilen üniversite mezunu olmayan herkesin önü açılmıştır. Demokrasinin sade insanların rejimi olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır” der.

Türk futbolunun bugün içine düştüğü durumun şahsına özel sorumluluklar yüklediğini kaydeden Ulusoy;

“Mesele zor, zahmetli, karmaşık ama çözümsüz değildir. Gün, kimin kimden kaç oy aldığı gün değildir. Gün birlik beraberlik günüdür, kongreyi kimin kazandığı gün değildir. Kongere tek adaylı olmalıdır. Yarışma parçalanmak getirecekse, güç kaybettirecekse fayda yerine zarar verecektir. Bu noktada Kulüpler Birliği Vakfı’nı göreve davet ediyorum. Kulüpler birliği birlik içinde olup, bölünmez, parçalanmaz tek bir yumruk halinde şahsımı göreve davet ettiği takdirde, taban birlikleri de beni aday olarak gösterirse sorumlu davranacağım. Görevden kaçmam. Türk futbolunu hep birlikte ayağa kaldırmak mecburiyetindeyiz.”

Haluk Ulusoy, Türk futbolunun geldiği noktada çok adaylı seçimin bir yarar getirmeyeceğini ileri sürer.

Çok adaylı seçimi 1.5 yıl önce yaşadıklarını ifade eden Ulusoy, “1.5 yıl önce gördük ve neler kaybettirdiğini yaşadık. Kamplara dönmüş ve çatışmalara sahne olmuş bir seçim, 6 ay veya 1 yıl sonra yeniden bir seçimi getirir. Türk futbolu dibe vurmuş durumda, yeni kaos yaratılmaması için tek aday olmalıdır. Aslında demokrasiler için çok adaylı seçimler iyidir. Ama gün o gün değildir” ifadesini kullanır.

Konuşmasının başında Anayasa Mahkemesi kararını değerlendirirken “Demokrasinin sade insanların rejimi olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır” diyerek demokrasiyi öven Ulusoy, birkaç dakika sonra “çok adaylı bir seçimin yararlı olmayacağını” söyleyerek demokrasiye yeni bir tanım getirmeyi de başarmıştır: “Demokrasi bana yaradığı sürece iyi, aleyhimde ise kötüdür.

Ulusoy, Kulüpler Birliği Vakfı ve taban birliklerinin öğleden sonra alacağı kararların kendisinin adaylık kararını yönlendireceğini söyler.

Adaylığını açıklarken, “Adalet” kavramını ön plana çıkaran Ayhan Bermek’e isim vermeden çok sert bir çıkış yapan Ulusoy, “Ben adaletten şeffaflıktan bahsetmiyorum, bahsedenleri de kınıyorum” ifadesini kullandı. Ulusoy şunları söyler:

“Şimdi ‘Adalet’ deniliyor, bundan önceki tüm başkanların hepsi adaletliydi. Geçmişe saygısı, olmayanın geleceğe saygısı olmaz. Geçmişe vefası olmayana Allah gelecekte hiçbir başarı vermez. Bunu esefle kınıyorum. Adalet kurulacakmış, yok muydu, Şenes beyin, Levent Bıçakçı’nın zamanında adalet yok muydu, hepsi Türk futboluna hizmet vermek için çalıştılar. Bundan sonra gelecekler de hata yapar ama bilerek hata yapma lüksleri yoktur.”

Geçmişte Fenerbahçe Kulübü başkanı Aziz Yıldırım ile yaşadığı sorunlarının hatırlatılması ve “Kendisiyle görüşecek misiniz?” sorusu üzerine Ulusoy, “Kendisi ile kişisel bir problemim yok, görüşürüm” der.

6 Ocak 2006’da toplanan Kulüpler Birliği, 3.5 saatlik toplantıda, Haluk Ulusoy ile Ayhan Bermek ismi üzerinde tartışır. Oylamada 14-3 Ulusoy, üstünlük sağlar.

İlk turda desteklenecek isimler arasında Haluk Ulusoy’a 9, Ayhan Bermek’e 3 oy çıktı. 5 üye ise çekimser olduğunu belirtir. Bunun üzerine yeniden bir oylama yapılır. Bu turda çekimserler de Ulusoy ismi üzerinde birleşir. Oylama sonucunda 14-3 Ulusoy üstünlüğü vardır. Böylece Kulüpler Birliği, Ulusoy’u destekleme kararı alır.

Toplantı sonunda üyelerle birlikte medyanın önüne çıkan Kulüpler Birliği Başkanı Özhan Canaydın, Haluk Ulusoy’u destekleme kararı aldıklarını resmen açıklar. Canaydın şunları söyler:

“17 kulüp temsilcisi ve başkanı oturup konuştuk. Adaylığını açıklayanlar dışında başka aday var mı veya olabilir mi, kendi içimizden birini çıkartabilir miyiz diye bunu da değerlendirdik. Ve oy çokluğu ile Haluk Ulusoy’u destekleme kararı aldık. Diğer adaylara da başarılar diliyoruz. Temiz bir sayfa açılacağına inanıyoruz”.

Konya ile iki Kayseri temsilcisinin Ayhan Bermek’i destekliği öğrenilir. Konyaspor Başkanı Ahmet Şan da toplantı sonrası yaptığı değerlendirmede, “Kulüpler Birliği’nin aldığı kararı sonuna kadar destekleyeceğiz. ” diye konuşur.

Toplatıya A.Gücü’nün başını çektiği “Kemik Ulusoycular” grubu, “İsim açıklamayalım” görüşünün ağır bastığı toplantıya, beraberindeki 7 kulüple birlikte “isimleri tartışalım, görüşümüzü açıklayalım” biçiminde net bir tavırla girer. Ulusoy’un ismi gündeme geldikten sonra “başkan adaylığından sadece Haluk Ulusoy için çekilirim. Aksi halde başkanlığa adayım” şeklinde tavır koyan ve son gelişmeler üzerine adı Ulusoy’un Başkan Yardımcısı olarak telaffuz edilen Cemal Aydın’ın önderliğindeki Ankaraspor, Trabzon, Denizli, Beşiktaş, Samsun, Diyarbakır ve G.Antep kulüp temsilcileri, oylarının Ulusoy’a olduğunu açıklarlar.

Sivas, G.Birliği, V.Manisa, Kayseri, K.Erciyes, Ç.Rize ve Konya temsilcileri ise ilk turda çekimser oy kullanır. G.Saray Başkanı Özhan Canaydın, “Levent Bıçakçı ile devam edelim” derken, Malatya Başkanı Hikmet Tanrıverdi, “Şenes Erzik’in başkanlığı, Türk futbolu için en uygunudur” görüşünü savunur.

2. tur görüşme ve oylamada Kayseri, K.Erciyesspor, G.Saray, Ç.Rize ve Sivas da “Ulusoy’a oy verelim” diyen gruba destek verir; G.Birliği, Malatya, Konya ve V.Manisa ise çekimserlik durumunu sürdürdü. Böylelikle Kulüpleri Birliği Vakfı, Ulusoy’u 13 evet, 4 çekimser oyla destekleme kararı alır.

9 Ocak 2006’da CNN Türk’te yayınlanan “Spor Özel” programına konuk olan Mehmet Ali Şahin, halen yargıda olan bir konu üzerine yorum yapmanın seçim öncesi sıkıntı yaratıp yaratmayacağı yolundaki soruya, “Ben bir hukukçuyum, bunu biliyorum. Ancak bugün futbolun yönetimine talip olanlar sütten çıkmış ak kaşık gibi ortalıkta dolanıyorlar” cevabını verir.

“Eğer Haluk Ulusoy seçime girer ve kazanırsa bu dosyaları kendi federasyonu mu takip edecek?” şeklindeki soruya Şahin şu yanıtı verir:

“Elbette takipçisi Ulusoy olacaktır. Ama şu ihtimal de var, davalar geri çekilebilir ve düşer. Benim hayret ettiğim yakın geçmişte Ulusoy’u şikayet edenlerin, bugün birlikte hareket etmesi. Birinci Lig kulüp başkanlarına kızgın ve kırgınım. Hatta o dönemin Kulüpler Birliği Başkanı, bana bizzat gelip, şikayette bulunmuştu. Ulusoy hakkındaki bu şikayetlerin komisyonda zabıtları var. Üstelik kulüplerin bu şekilde seçimini ve adaylarını açıklamasını demokratik bulmuyorum. 17 kulüp çıkıp bir tek aday üzerine anlaşıyor. Bu doğru değil. Hasan Doğan da olsa, Haluk Ulusoy da olsa yanlış.

Ulusoy yönetiminin önce Trabzon’daki belgesiz harcamalarını açıklaması gerekiyor. Benim önümde Başbakanlık Teftiş Kurulu raporları mevcut. Mesela federasyonun bazı yönetim kurulu üyeleri avans almış, kapatmamış. Avansı kapatmamak olur mu? Bunların hesabı nasıl verilecek? Mesela Trabzon tesislerini yapan müteahhit, eşi ile birlikte Marmaris’te bir otelde ağırlanmış. Faturayı federasyon ödemiş. Elimizde fatura var. Sadece Trabzon tesislerindeki usulsüzlüğün bedeli 1,5 milyon. Faizleri ile birlikte 2 milyona ulaşıyor. Bunun hesabını kim verecek? Tabii ki Haluk Ulusoy yönetimi verecek.”

Futbol Federasyonu eski Başkanvekili Ata Aksu, CNN-Türk’teki canlı yayında Bakan Mehmet Ali Şahin’in açıklamalarına yanıt verirken, bütün davalardan beraat ettiklerini söyler. Aksu şöyle der:

“Sayın Şahin’in uslüp ve hiddetini yadırgadım. Kulüpler Birliği’nin tek aday göstermesi herkesin arzusuydu. Anti demokratik bir şey yok ki. Taban birlikleri tek aday üzerinde birleşiyorsa bu çok önemlidir. Usulsüz harcamalar var diye mahkemeye çıktık, 36 kişi beraat etti. Bütün davalardan beraat ettik. Şimdi dava açılsın, sevinirim şaibelerden kurtuluruz alnımızın akıyla çıkarız. Devlet Üstün Hizmet Madalaysı aldık. Var mı başka alan? Yargıda aklanırız geliriz. Bizi suçladıkları, otellerde konaklanma, usulsüz harcama dedikleri 15 bin YTL. Bu mantıkla davası olanlar ve devam eden kamu ve hükümette davalı birçok isim var. Onların da istifa etmesi lazım. Eğer göreve gelirsek bakanla aramızda hiçbir sürtüşme olmaz. Ayhan Bermek’in üzülmesini istemem. Bu yüzden tek aday olsun dedim. Ulusoy büyük destek alıyor. Şu anki tablonun değişmesi için deryanın değişmesi gerekir. ‘Bayram ola, hayır ola’ diyorum. Bayramın birinci veya ikinci günü açıklaması gelecektir. Bu destek karşısında sessiz kalması düşünülemez.”

Ulusoy Federasyonu hakkındaki suçlamaları içeren rapor şöyledir:

Burhan Satır
29.04.2004 Belçika Seyahati 191.21 Euro belgesiz harcama 15.09.2003 Avusturya maçı 55 Euro belgesiz harcama 15.09.2003 Avusturya maçı 502.23 Euro yanlış hesap 25.05.2004 Seyahat 689 Euro belgesiz harcama

01.12.2003 Seyahat gideri 702 Euro fazla ödeme, yanlış hesap, belgesiz harcama 22.08.2003 Almanya 167 Euro belgesiz harcama 24.06.2003 Seyahat gideri 249 Euro belgesiz harcama 20.05.2003 Seyahat gideri 86 Euro belgesiz harcama 01.12.2003 havaalanı 600 Euro mahseti anlaşılamaz, yiyecek-içecek 115 YTL belgesiz 07.06.2004 Seyahat-yiyecek-içecek

855 Euro belgesiz harcama, seyahat-yiyecek-içecek-uçak-tren-çamaşır 2.115 Euro belgesiz. (Satır hakkında İstanbul Sarıyer Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açılmış durumda.)

İsmail Dilber
27.05.2004 Seyahat 1.164 Euro belge kabul edilmeyen kağıtlar, yanlış hesap. (Dilber’e Beyoğlu 35. Noterliğinden ihtarname çekilmiş, dönüş bekleniyor. Makbuz ibrazı bekleniyor. Belgeleyemediği taktirde dava açılacak.)

Sadettin Güler
23.10.2002 Ceket alımı 660 YTL. Belgesiz

08.10.2002 Hediyelik eşya-ceket 1.377 YTL belgesiz. (Güler’den belge istenmiş gelmediği taktirde dava açılacak.)

Hüsnü Hayali
04.09.2000 Polonya maçı 100 Dolar bahşiş, 314 dolar bakiye yok. (Hayali’den belge istenmiş, gelmediği taktirde dava açılacak.)

İlhan Peksan
01.06.2004 Japonya 200 dolar belgesiz harcama (Peksan’dan belge istenmiş, gelmediği takdirde dava açılacak)

Can Çobanoğlu
20.05.2003 İtalya,Slovakya, Avusturya, İran ve Fransa gezileri 3.589 dolar kredi kartı slipi. Seyahat gideri dışındaki giderler:

04.08.2003 898 Euro kredi kartı kopyası

28.07.2003 6.128 Euro kredi kartı kopyası (Çobanoğlu’ndan harcamalarla ilgili belge bekleniyor. Gelmediği taktirde dava açılacak.)

Tamer Çelik
15.10.2003 İsviçre büro kiralama 3.451 İsviçre frangı. Görevlendirme onayı yok

11.11.2003 640 Euro harcama, 1.203 İsviçre frangı görev onayı yok. (Çelik hakkında Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açıldı)

19.06.2002 Rakkas Bar Restaurant 800 YTL yemek, 372 YTL içki

18.06.2004 Deniz Tur.Don.AŞ 2.840 YTL yemek, 1.065 YTL içki, Girne Colany Otel 5.596.406.858 TL

Grand Duma Otel Milano 2.599.466.267 TL

25.10.2002 Haluk Ulusoy, Hüsnü Hayali, Bahri Köse (Trabzon tesisleri müteahiti) 1.994.392.184 TL

Amerikalı Misafirler yemek içki bedeli 19.178.511.000 (4 günlük yemek)

Kapatılmayan Hesaplar
Hüsnü Hayali 667.205.634 TL.

Haşim Sayitoğlu 139.083.544 TL.

Orhan Saka 2.706.000.000 TL.

Mukan Perinçek 4.320.000.000 TL.

Uçak Biletleri
Burhan Cahit Eldem Trabzon uçak bileti eşi ile 248 YTL

27.07.2002 Ata Aksu eşi kızı yurtdışı uçak bileti 7.148.940.080

17.07.2002 tarihindeki 13.423.650.000 TL’lik giderlerin ne olduğu belli değil

18.06.2002 tarihinde 29.369.600.000 TL. Hakan ve Çağrı Başeskioğlu konaklama ve seyahat giderleri. Seyahat giderlerinde bu kişilerin ismi bulunmamakta.

17.07.2002 12 kişilik 34.059.200.000 TL’lik harcama

29.06.2002 33.193.750.000 TL’lik uçak bileti harcaması

19.06.2002 3.602.200.000 TL’lik uçak bileti harcaması

Liechtenstein-İrlanda maçı
Ömer Hayali’nin federasyon delege listesinde ismi bulunmamaktadır. İlgili harcama tutarı 1.413 Euro.

Mithat Halis Federasyon delege listesinde ismi bulunmamaktadır. İlgili harcama tutarı 704.859.089 TL.

Slovakya-Türkiye
Ömer Hayali delege listesinde yer almamaktadır. İlgili harcama 653.30 Euro

Trabzon Haluk Ulusoy Tesisleri
Trabzon Haluk Ulusoy Tesisleri ile ilgili raporda 1.289.108.968.384 TL’lik zarar sorumlularından yasal faizi ile istenmiştir.

Ulusoy 14 Ocak 2006’da Levent’teki Türkiye Spor Yazarları Derneği’nde (TSYD) düzenlediği basın toplantısında, adaylığıyla ilgili geçen süreçte futbol ailesinde kendisine yönelik bir birliğin sağlandığını tespit ettiğini kaydederek, “Futbolun içinden gelen bir başbakanımız ile spora gereken önemi veren hükümetimizin varlığı, kararımı vermem için yeterli olmuştur. Sizlerin huzurunda ve 70 milyonun önünde 19-20 Ocak’ta yapılacak olağanüstü genel kurulda Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı’na aday olduğumu açıklıyorum” der.

Ulusoy şunları söyler:

“Başbakanımızın önderliğinde ülkemizin son dönemde özgürlükler, demokrasi, ekonomi, turizm ve Avrupa Birliği gibi alanlarda yakaladığı başarıya, futbolu da dahil etmek federasyonumuzun ana hedefi olacaktır.

Medyada yer alan adaylıktan çekilmeme ilişkin baskı yapıldığı iddiaları tamamen gerçek dışıdır. Aynı zamanda başta Sayın Başbakanımız olmak üzere, hükümet üyelerine karşı yapılmış saygısızlık olup, süreç demokratik ortamda gelişmektedir.

2004’deki genel kuruldan bu yana geçen süre görev yaptığım 7,5 yılın değerlendirilmesi ve muhasebesinin yapılması açısından iyi bir fırsat oldu. Futbol dünyasına dışarıdan bakma imkanı buldum. Bir inziva dönemiydi. 7,5 yılın artısını ve eksisini değerlendirdiğimde başarılarımı ve artılarımı Türk Milleti’nin takdirine bırakıyorum. Noksanlarımı ve kusurlarımı tek tek gözden geçirdim. Bunlardan gerekli dersleri çıkardım, değiştim… Futbolu geliştirip, bugün bulduğum yerden değil dün bıraktığım yerden daha ileriye götürmeye geliyorum. Bunu yeni bir ruh ve yeni bir vizyon ile yeni bir kadro ile gerçekleştireceğiz. Başarının şartı uzlaşma, uzlaşmanın şartı ise konuşabilmek, fikirlere hürmet ederek görüşlerimizi paylaşabilmektir. Kurtarıcı adamlar, mucize fikirler yerine ortak aklı, ilmi ve tecrübeyi hakim kılmaktır. İşte başarının altın anahtarı budur.“

14 Ocak 2006’da Başbakanlık Sözcüsü Akif Beki, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın özerk kuruluşların iç işleyişlerine müdahale etmeme prensibine bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bağlı kalmayı sürdüreceğini bildirir.

Beki, yaptığı yazılı açıklamada, Futbol Federasyonu kongresiyle ilgili son gelişmeler üzerine Başbakan Erdoğan’ın değerlendirmelerini kamuoyu ve futbol camiasıyla paylaşma gereği duyduklarını belirtir.

Futbol Federasyonu’nun özerk bir kuruluş olduğunu vurgulayan Beki, Başbakan Erdoğan’ın özerk kuruluşların iç işleyişlerine müdahale etmeme prensibine bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bağlı kalmayı sürdüreceğini ifade eder. Beki, “Başbakan, bu kuruluşların siyasetin dışında tutulması için gerekli özeni bugüne kadar göstermiştir ve göstermektedir.

Bazı adayların Sayın Başbakan ya da hükümetin desteğine sahiplermiş gibi bir izlenim vermeleri her şeyden önce Türk futboluna ve kurumsal olarak Futbol Federasyonumuza zarar verecektir.

Sayın Başbakan, bu tür çabaları yadırgamakta ve adayları gerek kendi tarafsızlığına, gerekse federasyonun özerk yapısına gölge düşürücü söz ve davranışlardan uzak durmaya çağırmaktadır.

Türk kamuoyu ve futbol camiası bilmelidir ki Sayın Başbakan bu tartışmaların dışındadır” der.

Bu arada Futbol Federasyonu’nun usulsüz harcamaları arasında gösterilen 660 milyon liralık ceket alımı araştırmasında çok ilginç bir sonuca varılır. Başbakanlık Teftiş Kurulu raporlarına da konu olan ceketlerin, dünyaca ünlü İtalyan hakem Pierluigi Collina ve yardımcılarına verildiği saptanır.

2002 Dünya Kupası finalleri öncesi 14 Kasım 2001’de Ali Sami Yen Stadı’nda Avusturya ile oynadığımız ve 5-0 kazandığımız baraj maçı öncesi satın alınan ceketlerin, mihmandar Sadettin Güler tarafından Collina ve arkadaşlarına verildiği belgelenir.

Dönemin Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ve Merkez Hakem Kurulu Başkanı Bülent Yavuz’un inisiyatifi ve direktifi doğrultusunda gerçekleşen hediye ceket alımının, Zeytinburnu’nda bulunan bir imalathaneden yapıldığı kayıtlara geçer. FIFA kokartlı eski hakemlerden olan ve uluslararası müsabaka için Türkiye’ye gelen tüm hakemlerin mihmandarlığını yapan ve camiada saygın bir yeri olan Sadettin Güler, Futbol Federasyonu’nun açtığı soruşturma doğrultusunda olayı ayrıntılı bir şekilde anlatır.

Güler, piyasa değeri yaklaşık 300’er dolar olan deri ceketlerin her birinin, sıkı bir pazarlık sonucu 100’er dolara alındığını Futbol Federasyonu’na bildirir. 20 gün önce İstanbul’da Futbol Federasyonu Hukuk Kurulu üyelerine ifade veren Güler, “alışverişin bir imalathaneden yapılması” nedeni ile fatura alımının gerçekleşmediğini söyler. Dolar kurunun 2002 Kasım’ında 1 milyon 650 bin lira olduğunu belirten Güler, 4 ceket için toplam 660 milyon lira ödediğini bildirir.

Dünyada tüm ev sahibi ülke federasyonları tarafından misafirperverlik gereği yapılan hediye alımı nedeni ile başı ağrıyan Güler, federasyona verdiği ifadesinde, “Collina’yı iyi tanırım. Dostumdur. Bunda abartılacak bir durum yok. Ülkemin konukseverliği doğrultusunda ufak bir hediye aldık. Gerekirse bu hediyelerin parasını fazlasıyla cebimden ödemeye hazırım. Yeter ki, ülkemize ve futbolumuza bir zarar gelmesin” der.

Halen İstanbul İl Hakem Kurulu Başkanlığı yapan Güler ayrıca, “Müsterihim. Tek üzüntüm, Collina’nın adının deşifre edilmesi nedeni ile ülkemizin ve futbolumuzun zarar görecek olmasıdır” der. Futbol Federasyonu da bu ifade karşısında Sadettin Güler hakkında dava açılmasını kararlaştırır.

İddialar üzerine Collina “Hayatımda hiç maç öncesi veya sonrası armağan almadım. Prensiplerime aykırıdır ve bu itham ‘Grande Bugie’ (koca bir yalandır)” der.

M. Ali Şahin 16 Ocak 2006’da NTV’ye yaptığı açıklamada, Haluk Ulusoy ile herhangi bir şahsi problemi olmadığını belirterek, “Tüm adaylar benim için saygıdeğerdir, ancak sayın Ulusoy’un 7.5 yıllık başkanlığı döneminin son 3 yılıyla ilgili Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun 400 küsur sayfalık bir teftiş raporu var” diye konuşur.

Müfettişlerin, raporun son bölümünde, “Ulusoy’un görevde kalmasında sakınca vardır” şeklinde bir değerlendirme yapmayı düşündüklerini, ancak kendisinin o tarihte görevde olmaması nedeniyle bu şekilde bir değerlendirme yapamadıklarını ifade eden Bakan Şahin, siyasetçiler olarak özerk alana müdahale etmemeye özen gösterdiklerini kaydeder.

Şahin, şunları söyler:

“Sayın Ulusoy, federasyon başkanı seçildiği taktirde, müfettişler görüşlerini bana tekrar bildirecekler. Ben de genel kurulun hemen arkasından Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nu toplantıya çağıracağım. Kendisinin aklanması gerektiğini düşünüyorum. Aklanmadan aday olmamalıdır.

Ulusoy, hükümetin başarılı olduğunu söylüyor ve bu başarıya katkı sağlayacağı yönünde açıklamalarda bulunuyor. Bu açıklamalar, sayın Başbakanımızı son derece üzmektedir. Nitekim basın müşavirliğimiz tarafından 2 kez açıklama yapılmak zorunda kalınmıştır.

Devletin bir adamı olarak devletin müfettişlerinin raporlarının gereğini yapmak durumundayım. Türkiye’de kimsenin futbolu kaosa sürüklemeye hakkı yoktur.”

Aynı tarihte “Haluk Ulusoy’un destekçisi, siyasi iradeyle bağlantı noktası” olarak anılan Melih Gökçek şunları söylüyordur:

“Evet, Ulusoy’u destekliyorum. Futbola başkan olmasını da istiyorum ama hiçbir şekilde siyasi bağlantı sağlamam, bu işe siyaseti sokmam mümkün değil. Bu nedenle sayın Başbakan’a gitmem, bu işlere girip kendisiyle ters düşmem de mümkün değil. Birileri anlamadığım biçimde Başbakan’ın adını kullanıyor. Zaten sayın Erdoğan da bunun rahatsızlığını hissedip -ben bu işlere girmiyorum- diye açıklama yaptı. Ancak, sayın Erdoğan bu işe girerse, bana da bu konuda bir talimat verirse, hoşuma gitse de gitmese de siyasi terbiye gereği, buna uyar gereğini yaparım. Benim terbiyeme göre, -Başbakanımın emri olur- der hemen uygularım.

Siyasi kişiliğimi, belediye başkanı elbisemi dolaba asıp, spor işleriyle uğraşıyorum. Çünkü benim hoşuma gidiyor spor.. Siyasilerin sporla uğraşmasını ancak spor adamı kimlikleriyle kabul ederim.. Tıpkı benim yaptığım gibi.. Yaşamı spor içinde geçen bir kişi olarak, sayın Haluk Ulusoy’a da söylediğim gibi tüm kulüplerin temsil edildiği bir yapı oluşmalı.. Her kulübün bir temsilcisi olmalı, futbolun kurullarında. Herkese yetecek kadar kurul var, yoksa da oluşturulmalı. Herkesin söz hakkı, bunun yanı sıra da sorumluluğu olmalı futbolun yönetiminde. Futbolun kurtuluşu, gelişmesi, büyümesinin formülü burada”.

TFF seçiminin hemen öncesinde, 18 Ocak 2006’da, İsviçre’de yaşayan avukat Mustafa Bakraç, FIFA Başkanı Joseph Blatter’e gönderdiği şikayet dilekçesinde, Türkiye’de futbolda en zor seçimin olacağını ve bunun sebebinin de seçimlere siyasetin karışmasından kaynaklandığını ifade ederek, federasyon delegelerine baskı yapıldığını, bunun da hukuk devletine karşı, demokrasi ve FIFA kurallarına aykırı bir seçim olacağı görüşlerine yer verir.

Ulusoy, Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in kendisine açıkça tavır alması nedeniyle yaşanan son gelişmeler için ilginç bir yorum yaparak içinde bulunduğu durum ile Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın’ın yaşadığı olaylar arasında paralellik kurar: “Beni de Rektör Yücel Aşkın gibi linç etmek istiyorlar”.

Seçim çalışmaları için Ankara Sheraton Oteli’nde karargah kuran Ulusoy, oy kullanacak delegelerle bire bir görüşmeler yaparak, kendi tarafına çekmeye çalışmaktadır. Planlarını ve projelerini anlatan Haluk Ulusoy, “Kimseyle kavga etmek istemiyorum. Spor adamına kavga yakışmaz. Son günlerde yaşananlara inanın çok üzülüyorum. Bana yapılanları içime sindiremiyorum. Bazıları beni Rektör Yücel Aşkın gibi linç etmek istiyor, devr-i sabık yaratmaya çalışıyorlar. Olayın acı tarafı bana bu haksızlığı yapanların hepsinin de arkadaşım olmaları” diye dert yanar.

Ulusoy, başkan seçildiği taktirde yapmayı planladıklarının yer aldığı bir kitapçık hazırları. Kitapçıkta yer alan önemli maddeler şöyledir:

  • Süper Lig Birliği kurularak, 2008-2009 sezonunda yayınlar, marka ve gelir paylaşımını bu birliğe devredilecek.
  • Süper Ligin yanı sıra 2 ve 3. ligler için de birlik kurulacak.
  • Hakem notları açıklanmayacak. 3’er aylık değerlendirmeler yapılacak.
  • Yabancı futbolcu sayısı ve kriterlerinde değişiklik yapılacak.
  • Pazarlama için yeni departman kurulacak. Gelir artırıcı çalışmalar, kulüpler ve sponsorlar ile birlikte yapılacak.
  • Almanya’da amatör küme takımları finanse edilip, buralardan yetişecek Türk çocukları futbolumuza kazandırılacak.
  • Futboldan emekli olmuş bakıma muhtaç, hakem, teknik direktör, antrenör ve futbolcuların barınmaları için huzurevleri açılacak.

19 Ocak 2006’da Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu’ndaki başkanlık yarışını Haluk Ulusoy kazanır. Genel kurulda başkanlık için yarışan iki adaydan Haluk Ulusoy, 211 geçerli oydan 109’unu, Ayhan Bermek ise 102’sini alırken, seçim sonucu taban birliklerinin oy kullandığı 6. sandığın açılmasından sonra Ulusoy lehine döner.

Aralarında Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor’un bulunduğu Birinci Süper Lig kulüplerinin oy kullandığı 1. sandıkta 48 delege oy kullanırken, Ayhan Bermek’e 28, Haluk Ulusoy’a 20 oy çıkar. Diğer süper lig kulüplerinin yer aldığı ve 40 delegenin oy kullandığı 2. sandıkta da Bermek 23, Ulusoy 16 oy alır. Eski federasyon başkanlarının oy kullandığı 3. sandıktaki 36 oydan, 13’ünü Bermek, 22’sini Ulusoy kazanır. İkinci ve Üçüncü Lig kulüp delegelerinin oy kullandığı 4. sandıkta Bermek’e 17, Ulusoy’a 11 oy çıkar. Yine İkinci ve Üçüncü Lig delegelerinin yer aldığı 5. sandıkta bu kez Ulusoy 19-14 üstünlük sağlar. Son sandık açılmadan önce Ayhan Bermek, sayılan oylardan 95’ini alırken, Ulusoy’a 88 oy çıkmıştır. Fakat taban birliklerinin belirlediği 28 delegenin oy kullandığı 6. ve son sandıkta Haluk Ulusoy, Ayhan Bermek’e 21-7 gibi büyük bir fark atınca, seçimden 109-102’lik üstünlükle federasyon başkanı olarak çıkmayı başarır.

Ulusoy seçim sonuçlarının ardından şunları söyler:

“Bana güvenen Türk halkına teşekkür ediyorum; beni tekrar başkan olarak görmek istediler. Ayrıca basın ve medya kuruluşlarına da teşekkür ediyorum. Medyamız bu süreçte çok duyarlı davrandı. Mükemmel bir gazetecilik örneği gösterdi. Genel kurul üyeleri bana teveüccüh göterdiler ve bir dönem daha futbol federasyonu başkanı olarak görmek isteyerek, oylarını bu yönde kullandılar. Hepsine çok teşekkür ediyorum. Adaylık sürecinde benden desteklerini esirgemeyen annem, babam ve aileme de ayrıca teşekkür etmek istiyorum.

Ülke futbolunu bıraktığım yerden daha ileriye götürmek için, malzemecisinden yöneticine kadar tekrar zincirin halkalarını oluşturacağız. Türk bayrağını en yüksek yerlere yine taşıyacağız.

M. Ali Şahin’in açıklamaları bakanın görüşleridir. Biz saygıda kusur etmeyiz, sayın bakanımıza ziyarete gideriz. Türk futbolunu kalkındırmak için sayın Bakana da Başbakana da ihtiyacımız var. Bunu tek başımıza yepmamız mümkün değil. Bunu elbirliği ile yapacağız.”

Olağanüstü genel kurulda oylama öncesi faaliyetler ve yapılan konuşmalar şöyledir:

Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu’nun başlamasına dakikalar kala Sheraton Oteli’nin lobisinde bir araya gelen başkan adayları Ayhan Bermek ve Haluk Ulusoy, dostluk mesajları verdi.

Kulüpler Birliği ve Galatasaray Kulübü Başkanı Özhan Canaydın ile birlikte otelin lobisinde kahve içerek sohbet eden Bermek ve Ulusoy, 2 eski dost olduklarını vurgulayarak, seçim sonunda kazananın Türk futbolu olması temennisinde bulundular.

Haluk Ulusoy’un Türk futbolu için önemli çalışmalar yapmış, büyük başarılara imza atmış bir federasyon başkanı olduğunu ifade eden Bermek, “Bu kez 2 hemşehri rakip olduk. Türk futboluna biraz da ben hizmet etmek istedim. Bu nedenle aday oldum. Seçimi kazanırsam Ulusoy’un başlattığı çalışmaları sürdürmek ve onun tecrübelerinden istifade etmek istiyorum” dedi.

Haluk Ulusoy ise genel kurulun ülke futboluna hayırlı uğurlu olmasını dilediğini belirterek, şöyle konuştu: “Biz iki eski dostuz. Bu ülke futboluna hizmet etmek için karşı karşıya değil yan yanayız. Seçim sonunda kaybeden olmayacak. Ben Türk futboluna 7.5 yıl hizmet ettim. Kazandığım başarılar ortada. Genel Kurul bir dönem daha görev verirse en iyi şekilde hizmet ederek eski başarılarımızın üzerine çıkacağımıza inanıyorum. Eksik kalan bazı projelerimizi de tamamlamak istiyorum.”

Özhan Canaydın ise iki başkan adayının centilmence yarış içinde seçime girmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirirken, “Dün akşamki Kulüpler Birliği toplantısı beraberlik doğurdu. Hangi aday kazanırsa, Türk futbolu kazanacak. Bundan eminim. Her şey çok güzel olacak” diye konuştu.

Genel Kurul’da divan başkanlığı yapmak istemediğini dün açıklayan Gaziantepspor Kulübü Başkanı Celal Doğan, bugün de bu kararında ısrar edince, genel kurul daha önce açıklandığı gibi saat 11.00’de başlayamadı. Daha sonra Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin tarafından ikna edilen Celal Doğan, Divan Kurulu Başkanlığı yapmayı kabul etti.

Divan Kurulu’nda ayrıca Fatih Atay, Seyfi Güner ve Feridun Tankut yer aldı. Genel Kurul 223 delegeden 211’inin hazırun defterini imzalaması ve Celal Doğan’ın açılış konuşmasının ardından yapılan saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Otelin teknik işlerden sorumlu müdürünün akredite kartı bulunmadığı gerekçesiyle genel kurul salonuna alınmaması nedeniyle İstiklal Marşı, banttan değil hep birlikte müziksiz okundu. Teknik aksaklıklar genel kurul salonunda görev yapan kameramanların da sıkıntı yaşamasına neden oldu.

Daha önce Genel Kurul’a katılıp katılmayacağı tartışma konusu olan Fenerbahçe Kulübü delegeleri de, kulüp başkanı Aziz Yıldırım liderliğinde genel kurul salonuna geldiler. Ayrıca Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin ile Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay da genel kurul salonunda yer aldılar.

Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu’nda bir konuşma yapan başkan Levent Bıçakcı, Türk futbolunun çıtasını yükseltme çalışmalarının bazı kesimleri rahatsız ettiğini söyledi.

Türk futbolunun gelişmesi için yaptıkları çalışmaların bazı kesimlerin hoşuna gitmediği belirten Bıçakcı, “18 aylık görev süremizde Türk futbolu için çağın gereklerini yerine getirmeye çalıştık. Türk futbolunun çıtasını yükseltme çalışmalarımız bazı kesimlerin hoşuna gitmedi. Bazı kesimler de engellemeye çalıştı” dedi.

Bıçakcı, buna rağmen tüm zorlukları göğüslediklerini ifade ederek, ”Biz çalışmalarımızı bu doğrultuda sürdürdük. Son günlerde gelen seçimi erteletme taleplerini de hep geri çevirdim” diye konuştu.

Göreve seçileceklerin kendilerini aşması gerektiğini ifade eden Bıçakcı, “Çıtayı yükselttik. Göreve gelecek olanlar bunu aşmak zorundadır. Görev süremiz boyunca federasyonun kurumsallaşması için çalıştık. Çünkü kurumsallaşmayı gerçekleştirirsek, federasyonun kişilere ihtiyacı olmaz” dedi.

Bıçakcı, Türk futbolunun en çok huzura ve güvene ihtiyacı olduğu bir dönemi yaşadığını dile getirerek, şunları söyledi: “İnsanların şahsi ikballerini değil, Türk futbolunu düşünmelerini istiyorum. Çünkü Türk futbolunun huzura, güvene birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacı olduğu bir dönemdeyiz.”

Bu arada, Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu Divan Başkanlığı’na seçilen Celal Doğan, UEFA adına Şenes Erzik’in kongreyi takip edeceğini söyledi.

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, UEFA kriterlerinin uygulanması konusunda sorumluluğun yalnızca kulüplere değil, bakanlık ve hükümete de ait olduğunu söyledi.

Genel Kurulu’nda konuşan Şahin, Türkiye’de 52 tane federasyon bulunduğunu, Futbol Federasyonu’nun en çok sevilen ve halkın en çok gündeminde olan branşın federasyonu olduğunu belirtti.

Futbolun arkasında ciddi bir halk desteğinin varlığına dikkat çeken Şahin, “Futbol büyük ekonomik imkanları kullanmaktadır. Bu kaynak yaklaşık 300 milyon dolar civarındadır. Diğer federasyonlarımızın kaynağı ise 45 milyon dolar civarındadır. Ancak kulüplerimizin sorumluluğu önümüzdeki seneden itibaren daha da artacaktır. UEFA kriterlerinin uygulanması yönünde hızla ilerliyoruz. Önümüzdeki yıldan itibaren bu kriterleri ülkemize taşımak federasyonların önemli görevlerinden biri olacaktır. UEFA kriterleri içinde de en önemlisi mali kriterdir. Kulüplerin gelir ve giderlerinin denk olması gerekiyor. Acaba şu anda kaç kulüp bu kriterlere uygun hale geldi? Bu eksiklikleri giderme sorumluluğu sadece kulüplere değil, bakanlığa ve hükümete de aittir” diye konuştu.

Bakan Şahin, futbol sektöründe hızla artan gelirin başka kurumların da iştahını kabarttığını söyledi. Önceki yıllarda kulüplerin tek gelir kaynağının maç hasılatları olduğunu hatırlatan Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sonra naklen yayın gelirleri devreye girdi. Ama İddaa oyununu başlatmak suretiyle 131 milyon YTL kaynak elde edildi. Böyle süratle artan gelir başka kurumların da iştahını kabartıyor. Eğer kulüpler İddaa oyunundan birlikte yararlanmak istemezlerse çok büyük bir geliri kaybederler. O nedenle beni bu konuda yalnız bırakmayın. İkinci ve Üçüncü liglerin de bu kaynaktan yararlanacağı bir sistem geliştirilmeli. Sadece birkaç kulübün değerlendirildiği formül yanlış olur. Mesela isimlendirme çalışmalarını diğer liglere de yaymalıyız. Sponsorluğun kapsam alanını genişletmekle iyi yaptığımızı düşünüyorum. UEFA kriterleri için bunları mutlaka yapmak zorundayız. Eğer bir kulüp bu kriterler yüzünden Avrupa kupalarına katılamazsa bunun sorumluluğu öncelikle benim bakanlığıma sonra da hükümete aittir. Türk futbolunun gelişmesi için verdiğimiz desteği geçmişte olduğu gibi gelecekte de sürdüreceğiz.”

Şeffaflık konusunda takipçi olacaklarını vurgulayan Şahin, “Hesap ve kitapları daha düzgün tutalım. Kulüplerimizden istediğimiz daha şeffaf ve daha hesapverirlik içinde olmalarıdır” dedi.

Olağanüstü genel kurulda yapılan kura çekimi sonrasında ilk konuşma hakkını elde eden başkan adaylarından Ayhan Bermek, konuşmasına bir saptama yaparak başladı ve Türk futbolunun bir kaos içinde olmadığını belirtti. Türk futbolunda istenmeyen durumlar yaşandığını ve mevcut yönetimin sorumluluk duygusu sonucu seçim kararı alındığını ifade eden Bermek, bundan daha medeni, daha demokratik bir süreç düşünülemeyeceğini dile getirerek, şunları söyledi: “Birikim ve deneyimlerimi Türk futbolunun hizmetine sunmak için aday oldum. Şahsımın değil, fikirlerimin futbola hakim olması için başkan olmak istiyorum. Beni destekleyenler, Türk futbolunda özlem duyulan ilkelerin peşinde gidenlerdir. Bu bir bayrak yarışıdır. Bu uzun soluklu yarışta sizlerden aldığımız destekle ipi göğüsleyeceğimize inanıyoruz. Bu sonucu, Türk futboluna ve Türkiye’ye hizmet için bütün kalbimizle istiyoruz. Türk futbolunu en iyi şekilde temsil edeceğiz. Türk futbolunu dünya üzerinde zevkle seyredilen bir ekol haline getireceğiz.”

Bermek, amaçlarının, Türk futbolunu ülke ekonomisine ve Türkiye markasına değer katan bir yapı haline getirmek olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti: “Amacımız Türk futbolunu hak ettiği yere taşımak. Futbol Federasyonu, isimlerle değil kurumsal yapısıyla gündeme gelecek. Keyfi uygulamalar, yap boz kararlar değil, kurallar ve standartlar futbola yön verecek. Şeffaf ve disiplinli bir yönetim anlayışını, hukukun üstün olduğu bir Türk futbolunu hakim kılacağız.

İlk iş olarak özellikle İkinci ve Üçüncü Lig takımlarını sıkıntıya sokan tescil ücretini kaldıracağız. Adam ve kulüp kayırma, tahkimden dönen kararlar, hakem şaibeleri, kaynakların adaletsiz dağılımı ve formasını üstünden çıkarmayan yöneticiler olmayacak” dedi.

Başkan adaylarından Haluk Ulusoy da “Temmuz 2004’de yine bu otelde yaptığımız konuşmada (veda etmiyorum ara veriyorum) demiştim. Şimdi ara bitti karşınızdayım” dedi.

Ulusoy, 30 yıldır futbol camiası içinde kulüp başkanlığı da dahil olmak üzere çeşitli görevlerde bulunduğunu ifade ederek, şöyle konuştu: “30 yıldır sizlerin arasında olmaktan gurur duyuyorum. Bundan sonra da beraber yürüyeceğiz. 7.5 yıl federasyon başkanlığı yapmış olmam, bana bugün yeniden aday olma sorumluluğunu yükledi. Bu noktaya gelene kadar bana destek veren kulüplerin sözlerine güvendim ve aday oldum. Beni bugüne kadar mahcup etmeyen bu arkadaşlarımın şimdi de mahcup etmeyeceklerine eminim.”

Haluk Ulusoy, federasyon başkanlığı yaptığı dönemde gerek yönetimini gerekse futbol camiasını mahcup edecek hiçbir davranışının bulunmadığını vurgulayarak, “Bugüne kadar 1 kuruş haram para kursağımızdan geçmedi. Bu konuda gerek federasyon yönetimini gerekse futbol camiasını mahcup etmedim. Bundan sonra da mahcup edecek hiçbir şey yapmayacağım. Federasyon başkanı seçildiğim takdirde bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra kursağımızdan tek kuruş haram para geçmeyecektir. Size bu konuda namus sözü veriyorum. Benim Allah’tan ve sizden başka güveneceğim kimse olmadı. Yine sizlere ve Allah’ıma güveniyorum” diye konuştu.

Ulusoy, seçilmeleri halinde yönetimle kurullar ve kurumlar arasında iyi bir koordinasyon sağlayacak çalışmayı başlatacaklarını, engelli vatandaşların spor yoluyla topluma entegrasyonunun sağlanması için de her türlü çalışmayı yapacaklarını söyledi.

Amaçlarının ve hedeflerinin ortak olduğunu bildiren Ulusoy, konuşmasını şöyle tamamladı: “Şimdilik hiçbir projeden bahsetmek istemiyorum. Çünkü biz projelerimizi kulüp başkanları ve yöneticileri, futbolcular, futbolla ilgili olan tüm kurul ve kuruluşlarının yetkilileri ve temsilcileri ve spor yazarlarıyla bir otele kapanıp 3 gün boyunca yapacağımız çalışma sonrasında birlikte oluşturacağız. En geç 1 ay içinde de hayata geçireceğiz. Şimdiki düşüncelerim ve projelerim bunlardır. Bunun için hepinizden destek ve oy istiyorum.”

Ulusoy’un Kurulları Şöyledir:

Ulusoy’un tahkim kurulu asil üyeleri, Askeri Yargıtay Onursal Üyesi Tanju Güvendiren, Av. Türker Aslan, Noter Erkan Vardar, Prof. Dr. Aziz Can Tuncay, Doç. Dr. Ümit Kocasakal’dan oluşurken, yedek üyelerin isimleri şöyle: Av. Yılmaz Savaşer, Av. Faruk Kazancı, Av. Ömer Faruk Engin, Doç. Dr. Erdoğan Bülbül, Doç. Dr. Erkan Küçükgüngör.

Ulusoy’un denetleme kurulu asil ve yedek üyeleri ise şu isimlerden oluşuyor:

Asil üyeler: Engin Berker, Sezai Onaral, Vehbi Karabıyık, Cemil Başoğlu, Biltekin Özdemir.

Yedek üyeler: Ahmet Mithat Kantarcı, Suphi Ilgar, Abdülkadir Kuşin, Özkan Saraç, Burhan Gezgin.

Ayhan Bermek’in Listesi:

Yönetim Kurulu Asil Üyeleri: Hasan Doğan, Kemal Yardımcı, Mahmut Özgener, Erol Bedir, Davut Dişli, Mehmet Baykan, Ahmet Göksu, Ömer Gürsoy, Asım Atmaz, Fahrettin Çuroğlu, Mahmut Kemal Eraslan, İlhan Kavur, Hüseyin Şahin, Göksel Gümüşdağ.

Yönetim Kurulu Yedek Üyeler: Ahmet Çelebi, Kadir Gözükara, Nöyfel Bozdoğan, Arif Koşar, Faruk Bayraktar, Fahrettin Eserdi, Celal Kolatoğlu, Suphi Acar Yalçınkaya, Kadir Tıngıroğlu, Muhsin Korulay, Musa Soykara, Burak Karabacak, Bülent Ünlüsarvan.

Tahkim Kurulu Asil Üyeler: Doç.Dr. Halil Akkanat, Doç. Dr. Ömer Ekmekçi, Av. İbrahim Kadirbeyoğlu, Av. Cihan Türsen, Av. Osman Karakuş’tan oluşurken,

Tahkim Kurulu Yedek Üyeler: Av. Deniz Tolga Aytöre, Av. Zeki Diren, Yard. Doç.Dr. Ali Kemal Yıldız, Yard Doç.Dr. Melikşah Yasin, Beyoğlu Başsavcıvekili Atıf Perçin.

Haluk Ulusoy’un yeniden Futbol Federasyonu Başkanı seçilmesinin hemen ardından Bakan Mehmet Ali Şahin’den ültimatom gelir.

Spordan sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin, TFF Yasası’nın 31. maddesinin kendisine verdiği yetkiye dayanarak Başbakanlık Teftiş Kurulu’ndan federasyon başkanlığına seçilen Haluk Ulusoy hakkında mütalaa isteyeceğini, mütalaa geldikten sonra da gereğini yapacağını kaydeder. Ulusoy’u görevden alma yetkisi bulunmadığını belirten Şahin, TFF Genel Kurulu’nu olağanüstü kongreye davet edeceğini söyler.

Meclis Genel Kurulu’nda gündem dışı söz alan CHP İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek, hükümeti TFF seçimlerine müdahele etmekle suçlayarak, bu sürecin “futbola hizmet etme süreci değil, futbola hükmetme süreci” olduğunu kaydeder. Şimşek, Bakan Mehmet Ali Şahin’i de istifaya çağırır.

Şimşek’in konuşmasına yanıt vermek için kürsüye gelen Bakan Şahin ise istifa etmeyeceğini belirterek şöyle der:

“İşte elimde 30’a yakın dava açılmış. Sayın Ulusoy başkanlığa geldiğinde hem davalı hem davacı. Cumhuriyet savcılıkları, TFF’yi uygulamalarıyla zarara uğrattığı, haksız birtakım parasal ilişkilerle sorumlu tuttuğu bir kişinin aklanmadan aday olmamasını istedim. Bu hususun eleştirilecek değil, takdir edilecek bir davranış olduğu kanaatindeyim. Ben elimde bulunan imkanları kendi şirketlerime akdarmadım ki, istifa edeyim, ben elimde bulunan imkanları kurumdaki üyelere aktarmadım ki istifa edeyim. Ben yönetim kurulu üyelerinin aldığı avansları kapattırmama gibi bir hata yapmadım ki istifa edeyim. Bunu yapanların istifa etmesi gerekir.

Ulusoy’un aday olmaması gerektiğini söylerken temiz toplum, temiz spor adına bir davranışta bulundum ve bundan da asla pişman değilim. TFF Yasası’nın 31. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak Başbakanlık Teftiş Kurulu’ndan, Ulusoy görevde kalmış olsaydı rapor verildiğinde müfettişler ne mütalaa vereceklerse şimdi o mütalaayı isteyeceğim. O mütalaa geldikten sonra da gereğini yapacağım. Görevden alma yetkim yok. Genel kurulu olağanüstü kongreye davet edeceğim”.

Yapılacak Olağanüstü Genel Kurul’da Haluk Ulusoy’un yeniden aday olması halinde ne yapacaklarının sorulması üzerine de Bakan Şahin, “Sayın Ulusoy, yeniden aday olamaz. Aday olması halinde üçüncü kez seçilmiş olur” der.

ANAP Grup Başkanvekili Süleyman Sarıbaş, ise özerk, bağımsız kurullara hükümetin karışmaması gerektiğini ifade ederken, “Sayın bakanın birlikte çalıştığı bir sürü bürokrat hakkında da bir sürü müfettiş raporu var. Siz dokunulmazlığın ardına sığınacaksınız sonra ‘müfettiş raporu var ben milletin hakkını koruyacağım’ diyeceksiniz. Peki başka milletin hakkına tecavüz edenlerin hakkını niye koruyorsunuz. Adam bileğinin hakkıyla, eze eze, size rağmen geldi. Kutluyorum” diye konuşur.

20 Ocak 2006’da Hürriyet Gazetesi’ndeki bir haber şöyledir:

Hoşgeldin kaos

Kongre beklenenin aksine kavgasız geçti. Ama sonrasında kriz çıktı. Bakan Mehmet Ali Şahin, “Müfettişler, Ulusoy’un görevde kalmasında sakınca görürse genel kurulu toplarım” diye konuştu.

Futbol Federasyonu’nun 37. başkanı Haluk Ulusoy oldu. Olağanüstü genel kurulda başkanlık için yarışan iki adaydan Ulusoy, 211 geçerli oydan 109’unu, Ayhan Bermek ise 102’sini aldı. Ankara Sheraton Oteli’nde yapılan kongre, beklenenin aksine sakin bir havada geçti. Bunda Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in kongre salonunda yaptığı ılımlı konuşma önemli rol oynadı. Bakan Şahin, konuşmasında sadece Türk sporunun sorunlarına değinerek, “Kulüplerden şöyle bir istirhamım var. Daha şeffaf olalım. Hesaplarınızı daha dikkatli tutun” dedi.

Daha sonra başkan adayları Ayhan Bermek ve Haluk Ulusoy kürsüye çıktı. Bermek, Ulusoy’un geçmişteki icraatlerine gönderme yaparak, ” Keyfi uygulamalar, yap boz kararlar değil, kurallar ve standartlar futbola yön verecek” diye konuştu. Haluk Ulusoy ise seçim konuşması yaparken Bakan Şahin’e mesaj gönderdi. Ulusoy, “Görev yaptığım dönemde boğazımdan haram kuruş geçmedi” ifadesini kullandı.

Kongrede daha sonra oylamaya geçildi. Yapılan oylama sonucunda Haluk Ulusoy, 211 geçerli oydan 109’unu alırken, Ayhan Bermek’e 102 oy çıktı. 1997-2004 yılları arasında da başkanlık yapan Ulusoy, böylelikle 18 ay aradan sonra yeniden göreve gelmiş oldu.

FEDERASYON SEÇİMİNİN PERDE ARKASI

Haluk Ulusoy nasıl kazandı?

1-) Ekibinde liderler vardı. En başta da Melih Gökçek, Nuri Albayrak ve Yıldırım Demirören, Ulusoy’un seçilmesi için inanılmaz bir mücadele verdiler.
2-) Devlet Bakanı Şahin’in Ulusoy aleyhindeki demeçleri, özerk futbolu savunan delegelerden tepki gördü. Böyle düşünenler Ulusoy’a oy verdi.
3-) Seçim çalışmalarında adam adama markaj uyguladı. Kongreden bir gün önce, güvendiği adamları delegelerle bire bir görüştürdü.
4-) Antrenörler, eski futbolcular ve hakemlerden oluşan taban birlikleriyle bağlarını hiç koparmadı. Onlarla kurduğu dostluğun karşılığını aldı.
5-) Hakkındaki olumsuz imajı silmek için, sürekli “Değiştim. Hatalarımdan ders aldım” mesajı verdi. Listesini yeni isimlerden oluşturdu.
6-) Mazlum ve mağdur pozisyonuna düşmenin karşılığını gördü. İktidarın Ayhan Bermek’i desteklediği imajı kendisinin işine yaradı.

AYHAN BERMEK nasıl KAYBETTİ?

1-) Listesini oluştururken tutarlı olamadı. “Yönetim kuruluma aldım” dediği MHK Başkanı Ufuk Özerten’i, baskılar üzerine son anda listeden çıkardı.
2-) Siyasilerden kopamadı. Listesini, Başbakan Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen işadamları Hasan Doğan ve Cihan Kamer ile birlikte yaptı.
3-) Büyük bir taktik hatası yaparak, kulüplerin delegelerine listesinde yer vermedi. Oy potansiyeli olan kişileri listesine almadı.
4-) Eskinin devamı olduğu imajını çizdi. Kamuoyunda çok eleştirilen Levent Bıçakcı federasyonundan 7 kişiyi listesine aldı.
5-) Etkileyici bir proje sunamadı. Delegeleri ve futbolseverleri tatmin edecek herhangi bir program ortaya koyamadı.
6-) Son yıllarda camiadan çok kopuk kaldı. Haluk Ulusoy camiadan bir an olsun kopmadı. Ama Bermek, özellikle son 5 yılda futbol dünyasından uzaktı.

Federasyonun yeni kurulları

Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu’nda, başkanlık seçiminin ardından yönetim, tahkim ve denetleme kurulu üyelikleri için ayrı bir seçim yapıldı. Haluk Ulusoy, bu seçimde Ayhan Bermek’e büyük fark attı. Ulusoy’un yönetim kurulu asil üyeleri 125 oy alırken, Bermek’in listesi 19 oyda kaldı. Bu seçimde 2 oy geçersiz, 5 oy da boş kullanıldı. Ulusoy, tahkim kurulu seçiminde 119’a 22, denetleme kurulunda da 128’e 17 üstünlük sağladı.

Asil: Affan Keçeci, N.Kemal Ünsal, Kemal Kapulluoğlu, Galip Asal, Metehan Bektaş, Mustafa Urhan, İbrahim Usta, Rafet Kırgız, Süheyl Önen, Turan Özen, Cihangir Önger, Tahir Kıran, Erdal Batmaz, Ender Alkoçlar.

Tahkim Kurulu: Asil üyeler: Askeri Yargıtay Onursal Üyesi Tanju Güvendiren, Av. Türker Aslan, Noter Erkan Vardar, Prof. Dr. Aziz Can Tuncay, Doç. Dr. Ümit Kocasakal.

Denetleme Kurulu: Asil üyeler: Engin Berker, Sezai Onaral, Vehbi Karabıyık, Cemil Başoğlu, Biltekin Özdemir

Sandıklara Göre Oy Dağılımı:

1. Sandık (4 Büyükler ve Süper Lig Kulüpleri)
Ulusoy 20, Bermek 28

2. Sandık (Süper Lig Kulüpleri)
Ulusoy 16, Bermek 23

3. Sandık (Eski Başkanlar)
Ulusoy 22, Bermek 13

4. Sandık (2.ve 3. Lig Kulüpleri)
Ulusoy 11, Bermek 17

5. Sandık (2. ve 3. Lig Kulüpleri)
Ulusoy 19, Bermek 14

6. Sandık (Taban Birlikleri)
Ulusoy 21, Bermek 7

Ulusoy, Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in TBMM’de “Teftiş Kurulu raporları doğrultusunda olağanüstü genel kurulu yeniden toplayacağım” şeklindeki sözlerine 20 Ocak 2006’da yanıt verir:

“Teftiş kurulu raporlarına göre suç duyurusunda bulunabilecek herhangi bir ibare yok. Bakan Meclis’te neden böyle bir açıklama yaptı, anlayamıyorum. Yeni bir Teftiş Kurulu raporunun getireceği yer yine genel kuruldur. Raporlar hiçbir suç unsuru taşımıyor. Genel kurul iki adaylı bir seçimden Haluk Ulusoy’u başkan olarak seçmiştir. Eğer bu yönde bir girişim olursa daha sonra biz de gerekli açıklamayı yaparız.

Söz veriyorum, herkesin başı dik olacak. Her bakımdan temiz olduğum için başkanlığa aday oldum ve kazandım.”

Federasyonun eski Hukuk Kurulu üyelerinden ve yeni federasyon yöneticisi Av. Kemal Kapulluoğlu:

“şu anda Haluk Ulusoy, futbol ailesinin bir bireyi oldu. FIFA, zaten Türkiye’deki seçim sürecini incelemeye aldı. FIFA ailesinden bir bireyin siyasiler tarafından böyle rahatsız edilmesine göz yummaz. Dünyada bunun örnekleri var. Yunanistan’da, Portekiz’de, Azerbeycan’da olduğu gibi. Böyle bir durum sonucunda hemen Türkiye’nin üyeliğini tartışmaya açarlar. Bu da sırasıyla uyarı, askıya alma ve üyelikten atmaya kadar gider. Çünkü, FIFA, siyasetin işlerine karışmasını istemiyor. Levent Bıçakcı yönetiminin göreve geldiği ilk günlerde sayın bakan hakemlerin torbadan çekilerek belirlenmesini istemiş, FIFA anında Türkiye’yi uyarmıştı.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Şahin’in genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırma yetkisinin bulunuyor. Kendileri, genel kurul için bize bir yazı yazar. Federasyon yönetimi olarak uygun bir üslupla nedenlerini sorar ve sonra da cevaplarını veririz. Genel kurulun hemen bu istek üzerine toplanıp seçime gitmesi, diye bir süreç olmaz. Sayın bakanın ve danışmanlarının bu olayda daha hassas davranmaları gerektiğine inanıyorum. Yoksa FIFA’nın kararlarına ülke olarak katlanmak zorunda kalırız.“

Ulusoy seçildikten sonra önündeki problemler şunlardır:

  • Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından hazırlanan rapor doğrultusunda eski federasyonun, kendisine açtığı 23 davadan aklanmaya çalışacak.
  • Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in olağanüstü genel kurul kararı aldırması durumunda, başkanlığını sürdürebilmek için siyasi ve hukuki mücadele verecek.
  • İsviçre maçındaki olaylardan az bir ceza ile kurtulabilmemiz lobi çalışmalarının başarısına bağlı. Bu alanda bütün yük Ulusoy ve yönetiminin sırtında olacak.
  • Fatih Terim’in istifa kararı sonrasında milli takımlar teknik direktörü atanacak.
  • Federasyonu sağlıklı bir şekilde yönetebilmesi için bütün kulüplerin desteğini almak zorunda. Başta Fenerbahçe olmak üzere, kendisine karşı olan ve seçimde kendisine oy vermeyen kulüplerle ilişkiler nasıl olacak?

TFF seçimi bitmişti bitmesine de kavgası hala sürmektedir. Futbol Federasyonu seçimleri öncesi ismi sık sık gündeme gelen eski başkanvekili Hasan Doğan, Star televizyonunda yayınlanan Telegol programına bir röportaj verir ve ortalığı karıştırır. Federasyon seçimlerini Trabzonspor Kulübü Başkanı Nuri Albayrak ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in etkilediğini ileri süren Doğan;

“Onların desteği olmasa Ulusoy kazanamazdı. Futbol Federasyonu bu 2 kişinin kontrolüne geçmiştir. Yorumlar iktidarın Ulusoy’a karşı kaybettiğini söylüyor. Peki Gökçek ve Albayrak CHP’ye mi geçti?

Haluk Ulusoy’un şahsıyla ilgili değil ama o dönemdeki kirlilikler Başbakanı etkiledi. AK Parti topyekün bir tavır koysa Haluk Ulusoy kazanamazdı.

Gökçek’in Anayasa Mahkemesi’nden kararın çıkmasında bile etkili olduğuna inanıyorum. Haluk Ulusoy diyet borcu ile iktidar olmuştur. Bu federasyon Haziran’da gider. Diyetler ödenecek.!”

Programa kendi isteğiyle telefonla bağlanan Ankaraspor’un Onursal Başkanı Melih Gökçek ise Hasan Doğan’ı ağır bir dille eleştirir:

“Hasan Doğan seçildikten sonra diyet borcu mu ödedi? Bu nedenle mi bizim için de aynı şeyleri düşünüyor? Beş kişilik bir grupta, yeni yönetimde olması gerektiğini söyledim. Kendisi de bana aynen ‘Bugün veya yarın yapılacak seçimde, gerek başkan adayı, gerek ikinci kişi olarak hiçbir yönetimin içerisinde yer almayacağımı defalarca dile getirdim. Eğer seçime girersem, bunu basın mensuplarına izah edemem. Bana (etek giy) derler’ cevabını verdi. Ve Hasan Doğan seçime girdi”.

24 Ocak 2006’da Ulusoy, genel sekreter Lütfi Arıboğan ve dışilişkiler sorumlusu Süheyl Önen, UEFA’nın düzenlediği Federasyon Başkanları ve Genel Sekreterleri Toplantısı’na katılmak üzere İsviçre’nin Nyon kentine giderler.

Haluk Ulusoy ve beraberindeki heyetin, bu toplantının ardından, 27 Ocak Cuma günü Montreaux’da yapılacak 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası grup eleme maçları kura çekiminde de yer alacakları bildirilir.

Ulusoy, olaylı Türkiye-İsviçre milli maçıyla ilgili FIFA Disiplin Komitesi’nin duruşmasıyla ilgili temaslarının olup olmayacağıyla ilgili bir soruya ise, “Gidiş sebebimiz o değil. Ama bize sorulan bir şey olursa, cevabını veririz” diye yanıt verir.

TFF seçiminin perde arkası ile ilgili haberler ve iddialar bitmek bilmez. 26 Ocak 2006 tarihli Hürriyet Gazetesi’nden:

Etek giydik küpe gönder

Seçimden 2 gün önce bir eski dostu aradı Ulusoy’u, “Helallik” istedi. Cevabı; “Hayırdır sen mi ölüyorsun yoksa ben mi?” oldu. Bir başkası çocukluk arkadaşıyla fena halde kavga ettiğini söylüyordu. Bir diğeri de “Eteklik giydik, bize küpe gönder” diyordu.

KİMSENİN tanımlayamadığı bir görüntü vardı ilk kez.. Herkes mutsuzdu Futbolun Kongresi öncesi.. Haluk Ulusoy ile Ayhan Bermek arasında içten içe kıran kırana; görünür yüzüyle son derece centilmence geçen bir “Futbol” kongresi.. İşin doğrusu, bu genel kurul bir hesaplaşma idi.. Bir buçuk yıl önce “sen kenara çekil” denilen Ulusoy ile diyen Hasan Doğan’ın hesaplaşmasıydı yaşanan.. Bu gerçek öykü, Ulusoy’un zaferleştirilen başkanlığına giden 7 uzun günün kısa hikayesi idi.. Olaylara tanık olan Ulusoycu ve Bermekçi 6 farklı kişinin anlattığı kısa anektodların öyküleştirilmiş biçimiydi.. Tarihe tanıklık eden futbol misyonerlerinin hikayeleriydi..

Tarih 12 Ocak 2006 Perşembe.. Yer, Haluk Ulusoy’a ait Fantasia Oteli’nin İstanbul Levent’teki Bürosu.. O gün çok hareketli. 5 Ocak tarihinde Anayasa Mahkemesi’nden aday olabilme vizesi alan Ulusoy, bunu kullanıp kullanamayacağı konusundaki kararı verecek. Küçük ancak önemli bir aşama kalmış adaylık yolunda.. Bu nedenle 13 Ocak’ta açıklayacağı adaylığına ilişkin bir işaret bekliyor Ulusoy. En yakınındaki kişi olan Şükrü Yazıcıoğlu’nun bilmediği bir şeyler vardı.. O geciktikçe “Ulusoy aday olmayacak” iddiaları daha yüksek tonda seslendirilmeye başlamış.

Akşam üzeri Kulüpler Birliği Vakfı Başkanı Özhan Canaydın, Ulusoy ile bir araya geliyor. 3 saat süren görüşmede Canaydın, “aday olacağım” diyen Ulusoy’a “G.Saray 7 delegesiyle sizin yanınızdadır” teminatını verip bürodan ayrılıyor. Görüşme sürerken, büroya A.Gücü Başkanı Cemal Aydın, Bursaspor Başkanı Levent Kızıl ve Beşiktaş İkinci Başkanı Murat Aksu geliyor. Kızıl, Aydın’a bir not vererek, “Ulusoy’u desteklemek, adamlığımın gereğidir” cümlesini eliyle yazıyor. Ancak Kızıl, son anda fikir değiştirip, kongrede Ayhan Bermek’e oy veriyor. Delegesi Hüseyin Şahin’i Bermek’in listesine koyduruyor.

Gecenin ilerleyen saatlerinde Şükrü Yazıcıoğlu’nun telefonu çalıyor. Arayan kişi, Haluk Ulusoy’u soruyor, babası Saffet Ulusoy’un evinde olduğu yanıtını alıyor. Oysa gerçek çok farklı.. Ulusoy, Albayrakların Yeni Şafak’taki bürosunda oturuyor saatin 01.30’u gösterdiği o anlarda. Ev sahibi Nuri Albayrak, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Hasan Doğan ve Murat Aksu, İstanbul’daki başbakan Erdoğan’ı ziyaret ederek “Malum konuyu” görüşüyordu. Erdoğan, “biz bir şeye karışmayalım, taraf olmayalım” diye noktayı koyuyor. Ulusoy evinden çağrılıp, başbakanın görüşü tebliğ ediliyor Albayrak, Gökçek, Doğan ve Aksu tarafından.. Sadece “geçmişinden kurtulup, yepyeni bir ekiple gelmelisin” diye ortak bir istek iletiliyor Ulusoy’a. Bir de Hasan Doğan’ın isteği vardır.. “İşin sadece yüzde yetmişi çözüldü, Pazar sabahı başbakanla birlikte kahvaltı yapacağız, kalan yüzde otuzunu da çözeceğim. Adaylığını açıklamak için iki gün bekle” biçiminde. Ancak bu tartışma yaratıyor. Ulusoy, Doğan’ı değil “sen onu boş ver, hemen açıkla” diyen Albayrak, Gökçek ve Aksu’ya kulak veriyor. 14 Ocak cumartesi günü adaylığını açıklıyor…

TSYD’den çıkıp bürosuna dönüşünde kader birliği yaptığı, hiç yanından ayrılmayan Cemal Aydın ile odaya kapanıp, durum değerlendirmesi yaptı. Ulusoy-Aydın görüşmesinden “tavsiyeye uyulmasının uygun olacağı” kararı çıkıyor, “beni listeden affet, enin her zaman yanındayım” diyerek jest yapan Aydın ile dava arkadaşı Ata Aksu liste dışı kalıyordu. Aslında eskilerden kimse yoksu listesinde ama Hüsnü Hayali, bunu kabullenemiyor ve Ankara’daki kongreye bile gelmeyerek dostuna tepkisini koyuyordu açıkça.. Olumsuz hava sonrası tek olumlu şey Melih Gökçek’in Hürriyet’e yaptığı “Başbakanımın emri olur” röportajı idi.. Ancak yine de yaratılan hava, kendisinin önü kesildiği ve Ayhan Bermek’e yol verildiği biçimindeydi.. Çıktı otelden, Melih Gökçek’in yanına gitti. Gökçek, moral verdi. Sonra Cemal Aydın’ın Kavaklıdere’deki ofisinin yolunu tuttu Ulusoy.. Sivas Başkanı Mecnun Odyakmaz da geldi, durum değerlendirmesi yapıldı. Öğleden sonra sessizce kalktı, otele gitti, 23. kattaki 2304 nolu suit odasına çıktı. Dışarıda hareket vardı.. Ulusoyculuğu tescilli Cemal Aydın ile Bermek’in açık destekçisi Hasan Doğan asansörde karşılaşıyor ve sarılıp öpüşüyordu rakip ikili. Ne olduğunu anlamaya çalışan Ulusoy’un 2304 nolu odasının iki önemli ziyaretçisi vardı.. Malatya Başkanı Hikmet Tanrıverdi ile Ç.Rize Başkanı Ekrem Cengiz. Tanrıverdi, “Başkan, hiç kimse mutlu değil. Bu işi nasıl çözeceğiz?” diye dert yandı.. İşte bu sözler, Ulusoy’un inanılmaz itiraflarının da anahtarı oldu. O ana kadar sessiz sakin bekleyen başkan, birden coştu:

“Arkadaşlar, bu yaşananlardan benim mutlu olduğumu mu sanıyorsunuz. Bu kaos, en çok beni üzüyor. Bugün bir arkadaşım beni aradı, helallik istedi. Dedim ki -sen mi ölüyorsun yoksa ben mi?- (Erol Bedir.. Ulusoy’un yanındaydı, son anda Bermek listesine geçti..) Sonra bir başka arkadaşım telefon etti. Çocukluktan beraber büyüdüğü bir arkadaşıyla çok sert tartışıp, küsmüşler.. Köprüleri atmışlar, bu seçim yüzünden.. (Ender Alkoçlar bu kişi.. Levent Kızıl ile olan kavgasını anlatıyor.) Bir başka kişi aradı -Başkanım biz etek giydik bir de küpe gönderin.. Bizi affet, hakkını helal et- diye konuştu.(Bu kişiyi açıklamadı.. Birkaç kişinin aynı şeyi söylediği iddia ediliyor ama sır olarak kaldı bu cümlelerin sahibi.)

İlişkiler iyi görünüyor ama böylesine çirkin olayları da yaşıyoruz. Bunlar beni üzüyor, canım konuşmak bile istemiyor”

Bu cümlelerin ardından, herkesin söylemesinden korktuğu baklayı ağzından çıkardı: “Ben üzerime düşeni yaparım. Adımsa, adımı korkmadan atarım. Günlerdir onurum ayaklar altına alınıyor. Onurumun kurtulması gerek. Bir adım atılacaksa, karşılıklı atılır. Bermek çekilsin ben de hemen bırakayım.”

Teklif haznesi tükenen Cemal Aydın, Doğan’a son bir uyarı yapıyor. “Siz kulüpler birliği diyorsunuz ama hesabı yanlış yapıyorsunuz. 6 Ocak’taki birlik toplantısından bir gün önce Ankara Beştepe’deki görüşmemizde bana 11 oyunuz olduğunu söylediniz; ben de size -ben çıksam 7-8 oy alırım.. Haluk bey fazlasını alır- demiştim. Haklı çıktım. Şimdi de diyorum ki, -bu seçimi, Haluk Ulusoy kazanır.” der Aydın. İşte bu son yaşananlar, dönüm noktası olur seçimin.. Ulusoy ekibini motive eden Bermekçilerin “siz bu maçı kaybettiniz kardeşim” tavrıdır.. Ulusoy’un kaybettiği düşünüldüğü anda kazanmasının kıvılcımı işte burada çakmıştır. G.Saray, Beşiktaş, Gaziantep, A.Gücü, Ankaraspor, D.Bakır, Sivas, Denizli ve Samsun başkanlarının yaptığı değerlendirmede Celal Doğan, Ulusoy’a hitaben çok önemli bir konuşma yapar.. Der ki, “Çok baskı altında olduğunu biliyorum. Sana tavsiyem, seçime gir, kazanınca da kürsüye çık ve istifa ettiğini açıkla..”

Bu konuşmanın hemen ardından Özhan Canaydın, ani bir çıkışla, “iktidara rağmen aday olmandan, bazı kulüpler rahatsız herhalde.. En fazla da Trabzonspor rahatsız” deyince ortalık bir anda gerilir. Nuri Albayrak, “bizim hiçbir rahatsızlığımız olmaz. Biz başından beri Ulusoy’un yanındayız. Bu işlerin bu noktaya gelmesinin tek sorumlusu Hasan Doğan’dır. Başbakanı yanıltan, Türk futbolunu kaosa sürükleyen kişi Hasan Doğan’dır. Oyumuzu Haluk Ulusoy’a vereceğiz ve onu başkan yapacağız” dedi.

Artık dönüş yoktur. Haluk Ulusoy, bu konuşmanın ardından emin olur ki, seçime girmekten başka çaresi yok. Kulüpler Birliği’ne “Ayhan Bermek deklarasyonu” için giren grup hayal kırıklığına uğrar. “Bu toplantıda son raconu ben keseceğim” diye iddialı konuşan Canaydın, üç saat süren ve “havanda su dövme” diye nitelenen görüşmenin ardından “kulüpler serbest” açıklaması yaparken, Ulusoy ekibi artık rahatlamıştır.

Sonra gece 01.00’den itibaren liste yapılmaya başlar.. Listedeki her üye ile tek tek konuşulur ve Ankara’da 19 Ocak sabahı gün ışırken futbolun yeni yöneticilerinin listesi hazırdır. Geç başlayarak yaklaşık 120 oy getireceği hesaplanan listenin medyaya sızası da önlenmiştir.

Sonra.. Seçim ve perde…

Son tirad ise kulaklarda hala:

“İnsanın hırsı, asla aklının önüne geçmemelidir”

Seçimden bir gün önce kulüpler birliği toplantısı vardır. Ama işin ilginç tarafı, başkan Özhan Canaydın öğlene kadar ortada yoktur.

İki taraf da stratejilerini belirlemiş, Ayhan Bermek kazanacak olmanın gururu ile başı dik gezer; Haluk Ulusoy ise “ne pahasına olursa olsun onur mücadelesine devam. Savaşı yitireceksem bile çarpışarak ölürüm ama asla teslim olmam” diye konuşur çevresine. Küçük gruplar halinde toplantılar yapılır, yoğun kulis faaliyetleri bire bir çalışmalarla sürer tüm hızıyla.

26 Ocak 2006’da Anayasa Mahkemesi’nden Ulusoy ile ilgili kararın çıkmasında büyük rol oynayan ve kendisine Tahkim Kurulu Başkanlığı sözü verilen Tanju Güvendiren, kurulun kendi içinde yaptığı oylamada başkan seçilemeyince ortalık karışır.

Askeri Yargıtay Onursal Üyesi olan Güvendiren, Tahkim Kurulu’nun ilk toplantısında başkanlığı, 4’e 1 oy ile Türker Arslan’a kaptırınca, diğer kurul üyelerine karşı çok ağır sözler sarfederek toplantıyı terk eder. Kendisine başkanlık sözü verildiğini belirten ve bazı kişileri “adam olmamakla” suçlayan Güvendiren, toplantı tutanağına da imza atmaz. Prestiji ile oynandığını ifade eden Güvendiren, bundan sonra da toplantılara iştirak etmeyeceğini bildirir.

Tanju Güvendiren’in, Haluk Ulusoy’un seçimi kazanmasında en büyük rolü oynayan Melih Gökçek’in yakın dostu olduğu bildirilir. Güvendiren TFF Genel kurulunda da Ankaraspor delegesidir.

Güvendiren’in, Gökçek’in ricası ile Anayasa Mahkemesi’nden Haluk Ulusoy ile ilgili kararın ivedi ve lehte çıkmasını sağladığı öne sürülür. Gökçek’in de genel kurul gecesi Ulusoy’a, “Benim için Tanju bey çok önemli. Eğer Tahkim Kurulu Başkanı yapmazsan desteğimi çekerim” şeklinde baskı yaptığı ifade edilir. Ulusoy da bunun üzerine Güvendiren’i Tahkim Kurulu’nun başına, Türker Arslan’ı ise ikinci sıraya yazar. Ancak Güvendiren’in kurul içi başkanlık seçimini 4’e 1 kaybetmesi planları alt üst eder.

27 Ocak 2006’da, Haluk Ulusoy’un daha önceki başkanlığı döneminde FIFA listesinden çıkartılan Erol Ersoy, Merkez Hakem Kurulu üyeleri ile yaptığı görüşmeden “devam et” mesajı alır.

Kendisi ile birlikte FIFA listesinden düşürülen Metin Tokat’ın hakemliği bırakması, Orhan Erdemir’in ise MHK’ya girmesi sonucu kafası karışan Ersoy, hakemliği bırakma aşamasında kritik bir karar verir. Kendisi gibi İzmirli olmasına rağmen, MHK üyelerinden Mevlüt Güzel ile yıldızı hiç barışmayan Ersoy, başta başkan Mustafa Çulcu olmak üzere kurulun önde gelen isimleri ile yaptığı görüşmeden, “Sakın bırakma. Sen güvenilir bir isimsin. Kaliteni herkes biliyor. Yolumuza birlikte devam edelim” mesajını alır. Erol Ersoy, bunun üzerine hakemliğe devam etmeyi kararlaştırır.

30 Ocak 2006 tarihinde Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, G.Birliği’ne 1 milyon Euro tazminat ödemeye mahkum edilen Deniz Barış davasını bozar .

Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu’nun verdiği bir kararın Yargıtay tarafından bozulması Türk futbolunda bir ilk olur.

Yargıtay başvurusunu Tahkim Kurulu eski üyesi olan Fenerbahçe avukatı Haluk Burcuoğlu yapar ve Yargıtay, Gençlerbirliği ile Deniz Barış arasında yapılan sözleşmenin özel hukuk alanında düzenlendiğine karar verir.

Tahkim’in kararları kesin olmasına ve FIFA’nın bu konuda talimatı bulunmasına karşın, Fenerbahçe ve Deniz Barış’ın bunu delmesi ortalığı karıştırır. Lisans tescil sırasında tüm kulüplerden bu yönde muvaffakatname alan federasyon, Yargıtay’ın kararı karşısında şaşkına döner. FIFA’nın ilk planda Futbol Federasyonu’na bir ihtar yollayacağı, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun ise talimatlara aykırı davranan Deniz Barış’ı Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na sevkedeceği bildirilir. Fenerbahçeli futbolcunun asgari 6 ay hak mahrumiyeti cezası alacağı beklenmektedir.

Karar üzerine söylenenler:

Türker Arslan (Tahkim Kurulu Başkanı):
Yargıtay ilk defa Tahkim Kurulu’nun bir kararını bozdu. Futbol ile ilgili her türlü olayın Tahkim Kurulu’nda karara bağlanması gerekir. Adli makamlarca verilecek kararın sıkıntı yaratacağı bir gerçek. Konuyu biliyoruz ama dosya henüz bize intikal etmedi. Geldiğinde gerekli incelemeyi yapacağız. Ama Türk futbolunda bir ilk gerçekleşti.

Samim Ünal (Tahkim Kurulu eski başkanı)
Futbol Federasyonu yasasında özel sözleşme ve tek tip sözleşme ayrımı yok. Her şeye Tahkim Kurulu bakar. Yargıtay’ın verdiği kararın yerinde olduğunu sanmıyorum. Ama Yargıtay’ın da eski içtihadı budur. Zamanında Tahkim Kurulu’nun yaptığı ayrımdan dolayı bu kaynaklandı. Hukukta boşluk olmayacağı için böyle bir sonuç ortaya çıktı.

Bu kararın hemen ardından Deniz Barış Disiplin Kurulu’na sevkedilir. Deniz’in lisansının iptali gündeme gelirken, oyuncunun avukatı Burcuoğlu, “Ceza verirlerse Tahkim üyeleri hakkında dava açarız” der.

Lisans tescili sırasında “Tahkim’in kararları kesindir. Adli makamlara başvurmayacağız” şeklinde taahhütname veren Fenerbahçe’nin ise bu olayda kusuru olmadığı kanaatine varılır. Deniz Barış kişisel olarak Yargıtay’a başvurduğu için Fenerbahçe hakkında işlem yapılmayacağı ifade edilir.

Deniz Barış’ın avukatı Haluk Burcuoğlu ise, Futbol Federasyonu’nun müvekkiline ceza veremeyeceğini öne sürer. Burcuoğlu, “Yargıtay, Tahkim Kurulu’nun almış olduğu kararı bozmuş ve son sözü söylemiştir. Artık hukuki süreç yeniden başladı. Deniz, Futbol Federasyonu ve Tahkim Kurulu’nun aldığı karardan dolayı maddi ve manevi kayba uğramıştır. Eğer, Deniz bu durumdan şikayetçi olmamı isterse Tahkim Kurulu’nda Deniz’in lisansının askıya alınması için oy kullanan 3 üye hakkında suç duyurusunda bulunuruz” diye konuşur.

4 Şubat 2006’da Galatasaray Sportif Direktörü Bülent Tulun, Futbol Federasyonu’nun, sözleşme imzaladıkları oyuncu Okan Koç’a lisans vermek zorunda olduğunu iddia eder. Tulun, federasyonun transfer yönetmeliğine göre oyuncuya geçici lisans vermek zorunda olduğunu kaydederek, “Okan Koç’un oynamasına engel olamazlar” der. Transfer yönetmeliğinde futbolcuların maaşlarının her ayın 1’i ile 5’i arasında ödenmek zorunda olduğunun yazdığını kaydeden Bülent Tulun, “Aksi takdirde futbolcular sözleşmelerini tek taraflı feshedebilirler. Okan Koç da bunu yaptı. Geçici lisans vermek zorundalar” diye konuşur.

6 Şubat 2006’da olaylı Türkiye – İsviçre maçıyla ilgili olarak FIFA Disiplin Kurulu Türkiye’ye 6 maç saha kapama cezası ve 200 bin Frank para cezası verir.

FIFA’nın açıklamasında, saha ve stat koridorlarındaki olaylarda adı geçen milli futbolcu Alpay Özalan’a 6 maç men cezası ve 15 bin İsviçre Frangı para cezası artı bin İsviçre Frangı duruşma masrafı, Emre Belözoğlu’na 6 maç men cezası ve 15 bin İsviçre Frangı para cezası artı bin İsviçre Frangı duruşma masrafı, Serkan Balcı’ya 2 maç men cezası ve 5 bin İsviçre Frangı para cezası artı 500 İsviçre Frangı duruşma masrafı cezaları verildiği belirtilir.

FIFA Disiplin Kurulu, Milli Takım antrenörü Mehmet Özdilek’e de 12 ay hak mahrumiyeti ve 15 bin İsviçre Frangı para cezası artı bin İsviçre Frangı duruşma masrafı cezası verir.

7 Şubat 2006’da, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in isteği doğrultusunda Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun Haluk Ulusoy’un geçmiş yönetim dönemleriyle ilgili yaptığı inceleme sonucunda ortaya çıkan ve usulsüzlük olarak nitelenen konuların açıklığa kavuşturulması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatılmasına karar verir.

Ulusoy 8 Şubat 2006’da FIFA Disiplin Komitesi’nin, İsviçre maçında yaşananlar nedeniyle Türkiye’ye verdiği 6 maç seyircisiz oynama cezasıyla ilgili, ”FIFA sanırım tarihinde en ağır ikinci kararını verdi. Böyle bir karar beklemiyorduk, şok olduk. Büyük bir hukuki mücadelenin içine gireceğiz. Önümüzde uzun ve meşakkatli bir yol var” der.

10 Şubat 2006’da Vatan Gazetesi’nde İbrahim Seten imzasıyla yer alan habere göre göre, 1 Şubat 2006, Çarşamba günü FIFA’nın Zürich’teki merkez binasında şöyle bir olay gelişmiştir:

Türkiye Futbol Federasyonu’nun yeni başkanı Haluk Ulusoy, FIFA Başkanı Sepp Blatter’e nezaket ziyaretinde bulundu. Saat 17.00’deki randevuda olaylı İsviçre maçı gündeme geliyor. Blatter, tüneldeki olaylarla ilgili olarak ağır suçlamalarda bulunuyor. Duydukları karşısında zor anlar yaşayan Ulusoy, o anda bütün protokol kurallarını bir tarafa bırakıp, FIFA Başkanı’nın sağ elini sıkıca tutuyor, öpüyor, alnına götürüyor. Blatter’in elini bırakmıyor, bu sefer de kalbinin üstüne koyuyor. Şaşıran Blatter, “Ne yapıyorsunuz Mr. President?” diye gayrı ihtiyari soruyor. Ulusoy da, “Bu bir Türk geleneğidir. Babaların eli öpülür ve babalar affeder. Beni bundan sonra manevi evladın say. Ben buraya gelirken, olayların bu kadar kötü olduğunu bilmiyordum. Bizi affet, babalığını göster.” dedi. Olaylı İsviçre maçının üzerinde daha 24 saat bile geçmeden düzenlediği basın toplantısı ile şimşekleri üzerine çeken Blatter, “Tamam, tamam” deyip FIFA Genel Sekreteri Urs Linsi’yi odasına çağırarak gerekli talimatı veriyor: “Urs, sanıyorum Türkiye dosyasını tekrar gözden geçirmemiz gerekiyor. Lütfen gerekeni yapın.”

Fatih Terim’le devam kararının çıktığı dünkü Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nda yaşananları tek tek anlatan Ulusoy, şu açıklamada bulunuyor: “Ben Blatter ve Linsi’nin yaklaşımından cezamız 2 veya 3 maça indi diye mutlu olmuştum. Meğerse, biz Blatter’in manevi evladı olmadan önce Türkiye 2008 Avrupa Şampiyonası’ndan ‘tard’ (ihraç) edilmiş… 2008’de yokmuşuz”

11 Şubat 2006 tarihinde Ulusoy “Benim kişisel olarak üstüme düşen ne görev varsa yapmaya hazırım. Af da dilerim, ceza da çekerim. El de öperim, etek de” der.

Ancak Ulusoy el öpme iddiaların gerçeği yansıtmadığını belirtirken, “Blatter’in elini öpmedim. Ama gerekirse elini de öperim” der.

Aynı tarihte yine Tahkim Kurulu problemi vardır.

Menajeri Hakan Azman ile imzaladığı sözleşmeyi çiğnediği için 1 milyon dolar cezaya çarptırılan Alpay’ın, “Cezam kalkmazsa İsviçre maçlarına çıkmam” dediği ve söz aldığı iddia edilir. Sözler tutulmayıp ceza yürürlüğe girince, ortalık karışır, Tahkim Kurulu dağılır.

Olay şöyle gelişir:

Alpay, Hakan Şükür’ün önerisi ile menajer Hakan Azman’la 31 Ocak 2000’de sözleşme imzaladı. O dönem Fenerbahçe’de kiralık oynayan Alpay, Siirt Jet-Pa Kulübü Başkanı Fadıl Akgündüz’ün “Seni Aston Villa’ya sattım. Yarın gidiyorsun” sözleri ile İngiltere yolunu tuttu. Hakan Azman, “Sözleşme şartlarına uymadı. Alpay’ın bana cezai şart gereği 500 bin doların yanı sıra sözleşme ücretinin yüzde 10’u olan 325 bin paundu ödemesi lazım” diyerek Futbol Federasyonu’na başvurdu. Federasyon yönetim kurulu, 12 Mart 2002’de Alpay’ın, 666 bin paundluk sözleşme ücretinin yüzde 10’unun Hakan Azman’a ödenmesini kararlaştırdı.

Araya önce 2002 Dünya Kupası girdi. Alpay’ın morali bozulacağı gerekçesi ile dosyaya el sürülmedi. 2004 Avrupa Şampiyonası elemeleri sırasında da “Alpay’ı üzmeyelim” denilerek dosya yine rafa kaldırıldı. Hakan Azman, 9 Ağustos 2005’de Tahkim Kurulu’na başvurarak, Alpay’ın transfer ücretinin 666 bin paund değil, 3 milyon 253 bin paund olduğunu, bu doğrultuda kendisine yüzde 10’luk komisyon gereği 325 bin paundun ve de sözleşmede öngörülen 500 bin doların, 5’er yıllık yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiğini bildirdi.

Kurul 20 Ekim 2005’de toplanarak 325 bin paund menajerlik ücreti ve 500 bin dolarlık ceza tazminatının yarısı olan 250 bin doların Alpay tarafından ödenmesine 10 dakikada karar verdi. Karar, Erkan Vardar’ın muhalefet şerhi ile 4’e 1 alındı. Ama gerekçeli karara “oybirliği ile” yazıldı. Yönetim Kurulu bunu öğrendi, ortalık karıştı. Kararın ertesi günü Gürol Kaymak ve Erkan Vardar istifa etti. Tahkim dağıldı. Karar, açıklanmadı, adeta devlet sırrı gibi saklandı. Ancak, Alpay, haberi Tahkim Kurulu’ndaki bir dostu vasıtasıyla öğrendi. Bunun üzerine rest çekti, İsviçre maçlarına çıkmayacağını söyledi. Levent Bıçakçı başta olmak üzere yönetim kurulunda ve Tahkim Kurulu’nda görevli çok sayıda isim, “Karar düzeltilecek” diyerek Alpay’ı zor da olsa ikna etti.

Verilen sözler unutuldu. Kararın düzeltilmeyeceğini anlayan Alpay, Yargıtay’a başvurdu. Tecrübeli futbolcu, “Hakan Azman’ı yolda görsem tanımam. Hakan Şükür’ün aracılığı ile tanıştım. Aston Villa’ya gitmemde en ufak bir katkısı olmadı. Üstelik ben Aston Villa’da çok az oynadım ve transfer ücretimi de alamadım. Derdimi anlatamadım. Şimdi cebimden yaklaşık 1 milyon dolar çıkacak. Çocuğumun rızkını, hiç hak etmeyen birine vermiş olacağım” dedi. Menajer Hakan Azman ise “Ortada bir sözleşme var. Alpay sözleşmeyi çiğnedi. Tahkim Kurulu’ndan doğru karar çıktı” diye konuştu.

El öpme hadisesinin yankıları ve polemiği bir türlü bitmez. 17 Şubat 2006 tarihinde Ulusoy hala bu konuyu anlatmaktadır:

“Ben olmasam 2008 Avrupa Şampiyonası ile birlikte 2010 Dünya Kupası’ndan da ihraç edilebilirdik.

Yaşım 48, kimin elini öpüp öpmeyeceğimi çok iyi biliyorum. Blatter ile aramızda 10 yıldır baba-oğul ilişkisi var. Kendisine çok yakınım. Biz onunla öpüşürüz, başımı göğsüne koyarım. ‘Sen babamsın, biz evladınız, gerekirse elini bile öperim’ dedim. ‘Ulusoy yes, no bile bilmiyor, nasıl bu kadar yakın oluyor?’ diyorlar. Ben FIFA ve UEFA ailesinde çok sevilen bir başkanım. Ülkemi de en iyi biçimde temsil ediyorum. Gerekirse ülkemin menfaatleri için el de öperim. Bunu ülkem adına yaparım, kendim için değil. 2008 Avrupa Şampiyonası ile birlikte, belki de 2010 Dünya Kupası’ndan bile ihraç edilebilirdik. İsviçre’ye gittiğimde böyle bir hava vardı. Çalışmalarımızdan sonra olayı buraya getirebildik.” 6 maçlık cezada indirim olacağını tahmin ettiğini belirten Ulusoy, “İnşallah FIFA Tahkim Kurulu indirim yapar da CAS’a gitmek zorunda kalmayız. FIFA Tahkim Kurulu’ndan indirim kararı çıkacağına inanıyorum”.

Bu arada ligler devam ediyor ve ciddi şiddet olayları yaşanıyordur. En ciddi olaylardan birisi 26 Şubat 2006’da Diyarbakır’da, Diyarbakırspor – Konyaspor maçında yaşanır.

Diyarbakır’daki olaylı maçla ilgili olarak 100 kişi gözaltına alınır. Maçın 87’nci dakikasında yarıda kalmasına yol açan olaylara karışanlar, Emniyet Müdürlüğü’nün çektiği görüntülerden tek tek tesbit edilmeye başlanır.

Bu arada stadın içinde ve dışında meydana gelen olaylarda 20 polis yaralanır.

Atatürk Stadyumu savaş alanına döner. Stadyumdaki 9000 koltuğun parçalanarak sahaya atıldığı açıklanır.

Ulusoy, şidet olaylarına karşı “Biz daha yeni bir federasyonuz. Göreve başlayalı 35-40 gün oldu. Bu konuda çok ciddi çalışmalarımız var. Talimatlarda bir takım değişikliklere gideceğiz. Şiddeti önlemek için üzerimize düşen görevi yapacağız” der.

1 Mart 2006’da Tahkim Kurulu’nda Tanju Güvendiren krizi ise hala bitmemiştir.

Ulusoy, Tahkim Kurulu Başkanlığı seçimini kaybettikten sonra mazeret beyan etmeden üç toplantıya katılmadığı için üyelikten düşürülmesi kararlaştırılan Tanju Güvendiren için devreye girer. Ulusoy, Güvendiren’in kurula seçilmesini sağlayan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’e, “Tatsızlık çözülecek, Güvendiren göreve devam edecek” der.

3 Mart 2006 tarihinde, Futbol Federasyonu’nun 1 Haziran 2005’te Olağan Mali Genel Kurulu’nda oy çokluğu ile alınan yayın gelirlerinin 18 Süper Lig kulübüne eşit olarak dağıtılması kararını Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi bozar.

Fenerbahçe, G.Saray, Beşiktaş ve Trabzonspor’un kararın iptaliyle ilgili başvurusunu mahkeme kabul eder. Mahkeme yayın gelirinin dağıtımıyla ilgili karar yetkisinin Genel Kurul’da değil, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nda olduğu gerekçesiyle “eşit paylaşım” kararını iptal eder. Mahkeme ayrıca Genel Kurul kararı için önerge veren 72 delegeden 19’unun havuz konusunda hak sahibi olmadığına da karar verir. Mahkemeden çıkan bu karar ayrıca Mali Genel Kurul’da alınan kararın ardından 2.Lige düşen payı da ortadan kaldırmış olur.

14 Mart 2006’da Futbol Federasyonu, bağımsız denetleme kurumu Deloitte Denetim SMM A.Ş ile sözleşme imzalar. Kemal Kapulluoğlu konu hakkında şunları söyler:

“Bundan sonra federasyonumuzun kaynakları ve faaliyetleri sırasında yaptığı harcamaları, kuruluş yasamızda belirlenmiş denetleme organları dışında, uluslararası kariyeri olan bağımsız bir denetleme kurumu aracılığıyla kamuoyunun da denetimine açıyoruz. Futbol, bu ülkenin sadece sportif anlamda değil, günlük yaşamda da üzerinde en fazla konuşulan, tartışılan ve fikir yürütülen olgularının başında geliyor. Tıpkı sahada oynanan oyunda olduğu gibi böylesıne yoğun ilgi gören bu olgunun, idari ve mali anlamda da kamuoyuna açık tutulmasının yararına inanıyoruz.

13 Şubat’ta, bu sektörün önde gelen kuruluşlarından, hazırlanan şartnameye uygun teklif vermelerini istedik. 20 Şubat tarihine dek bu teklifler federasyona iletildi. 21 Şubat’ta, en uygun teklifi veren firmanın tespiti yapıldı, 8 Mart’taki yönetim kurulu toplantısında da Deloitte Denetim SMM A.Ş ile anlaşma imzalanması kabul edildi.

Deloitte, 3’er aylık periyotların yanı sıra federasyonun yıllık mali yapı denetimini de gerçekleştirecek Bu denetlemeler sonrasında oluşacak tablo, federasyonumuz tarafından basın yayın organları aracılığıyla düzenli olarak kamuoyuna yansıtılacak. Bundan böyle gerek genel kurul üyelerimiz, gerekse kamuoyu, dilediği zaman bu bilgilere ulaşma olanağını bulacak. Futbolda yeni bir döneme başlıyoruz. Bu yöntem ile artık federasyonun harcamalarına ilişkin spekülasyonlarının da ortadan kalkacağına inanıyoruz”.

22 Mart 2006’da Tahkim Kurulu’nda problem haline gelen Tanju Güvendiren problemi çözülür. Üç toplantıya katılmadığı için üyelikten düşürülmesi kararlaştırılan ve bu konuda hakkında tutanak hazırlanan Tanju Güvendiren, federasyon başkanı Haluk Ulusoy’un müdahalesi sonucu af kapsamına girer.

Ancak Güvendiren hakkında hazırlanan ve kayıtlara geçen tutanağın nasıl sümenaltı edileceği de merak konusu olur. Tahkim Kurulu’nun bu uygulamasının hukuki sorun yaratacağı ileri sürülür.

Elbette ki herşey kılıfına uydurulur, konu kapanır…

Aynı gece Ali Sami Yen Stadı’nda Türkiye Kupası maçında karşılaşan G.Saray – Fenerbahçe maçında yaşananlar tartışılmaya başlanır. Maç boyunca sahaya yağmayan madde kalmaz.

Fenerbahçe İkinci Başkanı Nihat Özdemir, derbiyi yorumlayarak, “Sadece bizim oyuncularımıza değil, Hasan Şaş’a bile attılar. Bu yapılanlar cezasız kalmamalı. G.Saray’ın sahası ne olacak? Bir an önce kararı bekliyoruz. Bizim için takımın başına bir şey gelmemesi, tur atlamaktan çok daha önemli. O kadar olaylar olmaya başladı ki, çocuklar çok etkilendi. Devre arasında takımı sahadan çekmeyi bile aramızda tartıştık” der.

Karşılaşmanın 4. hakemi Fırat Aydınus ve temsilciler Mehmet Haluk Gözen ve Gökhan Berker tam 78 kez ağza alınmayacak küfürler edildiğini, sayısı belirlenebilen 221 adet yabancı maddenin sahaya atıldığını, tribünlerde 5 adet Bengal Ateşi (Göz yakıcı gösteri meşalesi) yakıldığını ve 9 adet ses bombası patlatıldığını tesbit ettiler.

Profesyonel Disiplin Kurulu da, 06/941 sayılı bir belgeyle G.Saray Kulubü’nden Fenerbahçe maçında yaşanan olaylarla ilgili olarak 3 gün içinde savunma istedi. Aksi halde savunma hakkından vazgeçmiş sayılacağını bildirir.

Maçın hakem ve temsilci raporları şu şekildedir:

Saat 18.43: Maraton Üst tribününden 16-17 adet pet şu şisesi atıldı. 3 kez Fenerbahçe’ye küfür edildi.
Saat 18.44: Numaralı tribün dışındaki tüm tribünlerden 5 kez Fenerbahçe’ye, 4 kez Tuncay’a küfür edildi. Yeni açık tribünlerinden 3 adet bomba tabir edilen patlayıcı atıldı.
Saat 19.03: Eski ve Yeni Açık ile Maraton tribünleri 3’er kez küfürlü tezahürat yaptı.
Saat 19.05: Misafir takım ısınmak için sahaya çıktığında 15 adet pet şişe ve su bardağı ile yabancı madde atıldı. Tüm tribünler 4’er kez küfür etti. Eski Kale Arkası’ndan ses gücü yüksek patlayıcı atıldı.
Saat 19.15: Isınma devam ederken, 3 kez tehdit ve tahrik içeren tezahürat yapıldı. 3 kez küfür edildi, sahaya sayısız pet, bardak, şişe ve yabancı madde atıldı.
Saat 19.27: Tuncay’a biri 3, diğeri 4 kez olmak üzere 7 kez küfürlü tezahürat yapıldı.
Saat 19.30: Maraton ve Eski Açık tribününden yoğun katılımla 4 kez konuk ekibe küfür edildi.
Saat 19.32: Yapılan anonsa rağmen Tuncay’a yine 7 kez küfürlü tezahüratta bulunuldu.
Saat 19.33: Isınmasını sürdüren konuk ekibe Maraton tribününden 8-9 adet pet bardak ve şişe atıldı.
Saat 19.38: Konuk ekip ısınmasını tamamlayıp soyunma odasına giderken, Maraton tribününden 15-20 adet pet bardak, şişe, küçük parlak yabancı madde, körüğe yanaştığında ise yeni açıktan yine pet bardak, şişe ve 3,5-4 cm çaplı 30 gram ağırlıkta avizelerde kullanılan cam küre atıldı.
Saat 19.50: 8 kez konuk ekibe tribünler küfür etti. 2 Bengal Ateşi yakıldı.
Saat 20.01: Maraton tribünü sahaya arka arkaya 4 kez 2’şer adet su bardağı attı.
Saat 20.04: Sahaya 1 adet su bardak altlığı atıldı.
Saat 20.05: Maraton Üst ve Orta bölümünden 6 adet pet su şişesi ve bardağı atıldı.
Saat 20.06: Yeni Açık tribününden sahanın yeşil zeminine ulaşan 7-8 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.08: Konuk ekibin golünden sonra sahaya 9-10 adet pet su bardağı, küçük buz parçaları, 1 adet boş kanyak şişesi atıldı. 9×15 cm ebadındaki şişe alıkonuldu.
Saat 20.11: Eski açık tribününden köşe gönderi civarına 11 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.12: G.Saray’ın beraberlik golünden sonra sahaya toplam 8 adet su bardağı atıldı. 4 adet Bengal Ateşi yakıldı.
Saat 20.15: Sahaya 6 adet su bardağı atıldı.
Saat 20.22: Futbolcular arasındaki bir gerginlik sonrası yeşil zemine isabet eden 14 adet pet su bardağı atıldı. 3 kez Fenerbahçe’ye küfür edildi.
Saat 20.29: Eski Açık tribününden 1 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.31: Bir hakem kararı sonrası Maraton tribününden ikinci yardımcı hakeme 1 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.33: Konuk ekibin korner atışı sırasında köşe gönderine 20-25 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.34: Taç atışı sırasında konuk ekip futbolcusuna 5-6 su bardağı ile sopa gibi algılanan boru şeklinde mukavva atıldı.
Saat 20.36: G.Saray’ın ikinci golü sonrası 2 adet bengal ateşi yakıldı.
Saat 20.42: Maraton trubününden sahaya 4 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.45: 6-7 adet bozuk para, buz parçaları, 3 adet pet su bardağı sahaya atıldı. Reklam panolarının arkasında 2 adet atom diye tabir edilen ses bombası patladı.
Uzatma Dakikaları: 4 adet pet su bardağı atıldı. 3 kez konuk ekibe küfür edildi. Hakem ilk yarıda iki kez sahayı temizletti.
Saat 21.03: Sahaya toplam 8 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 21.04: Sahaya 4 adet bardak atıldı. Hakem oyunu durdurup yardımcılarını orta alana topladı. Ancak futbolcularınızın hakemi ikna etmeleri sonrası 2 dakikalık beklemeden sonra maç yeniden başladı.
Saat 21.06: Seyircinizin bulunduğu Maraton tribününden sahaya 10-12 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 21.09: Fenerbahçe’ye 3 kez küfürlü tezahüratta bulunuldu.
Saat 21.10: Aynı mahiyetteki küfür müştereken 3 kez daha tekrarlandı.
Saat 21.11: Numaralı tribünden yeşil zemine 2 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.16: Eski Açık tribününden sahaya 13-15 adet pet su bardağı ve tanımlanamayan ufak çaplı yabancı madde atıldı.
Koltuklar kırıldı
Saat 20.28: Rakip takımın beraberlik golünden sonra numaralı tribünün üst tarafından atom diye tabir edilen ses bombası sesi duyuldu.
Saat 20.33: Takımınızın attığı gol sonrası 2 adet bengal ateşi yakıldı.
Saat 20.35: Hakemin bir kararı sonrası 8 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.45: 1 adet su bardağı atıldı.
Uzatma Dakikaları: Numaralı tribünün üst tarafından yeşil zemine 1 adet çakmak atıldı, 2 adet Bengal ateşi yakıldı. Bu ateşlerden biri rakip takım seyircisinin bulunduğu tribüne fırlatıldı. 3 kez Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’a müştereken küfür edildi. Tribünlerde onlarca koltuk kırıldı, sahaya atıldı. Yabancı maddelerden bazıları yardımcı hakeme ve futbolculara isabet etti.

SAHAYA NELER ATILDI?
Pet şişe
Pet bardak
Ses bombası
Çakmak
Mukavva
Bengal Ateşi
Avize parçaları
Kanyak şişesi
Koltuk
Buz parçaları
Bozuk para

27 Mart 2006’da Futbol Federasyonu Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, Türkiye Kupası çeyrek final ikinci maçında Fenerbahçe ile oynanan karşılaşmada sahaya atılan yabancı maddeler nedeniyle Galatasaray’a 1 maç seyircisiz oynama cezası verir.

Hakemler 24-26 Mart 2006 tarihlerindeki Süper Lig ve A Kategorisi maçlarına onar dakika geç çıkarlar.

Hakemler, kendilerine yönelik saldırıların son haftalarda artması üzerine eylem yapma kararı alırlar ve uygularlar.

Ulusoy, kendisine hakemlerin şikayetlerini anlatan ve eylem yapmak istediklerini bildiren Çulcu’yu, bu düşünceden vazgeçirmek için çok uğraşır. Liglerde sona gelinmesi nedeniyle tansiyonun yüksek olduğunu vurgulayan Ulusoy, “Şu aşamada eylem yapmanız ortamı daha da gerer” der. Ancak, hakemlerden yoğun baskı gören Çulcu, Ulusoy’a olumsuz yanıt verip, kesinlikle eylem yapacaklarını ifade eder.

Özellikle Diyarbakırspor-Sivasspor maçında Özgüç Türkalp’in dövülüp ölümle tehdit edilmesi ve Samsunspor-Kayserispor karşılaşmasında da Kuddusi Müftüoğlu’nun saldırıya uğraması, MHK’nin eylem kararında önemli rol oynar.

TFF, Fenerbahçe’nin V.Manisa ile oynayacağı maçı, başvuruya rağmen İzmir’e almazken, G.Saray’ın Diyarbakırspor maçını, Diyarbakır’ın itirazına rağmen İzmir’e verince ortam yeniden gerilir!

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15

TFF’DE KAOTİK GENEL KURUL

with one comment

58. maddenin “bir seferlik” değişmesi için yapılan genel kurul toplantısı tam bir rezaletti. “Türk Futbolu’nu temizlemek” için toplanan koca koca adamların orta oyunu yürek burkucuydu aslında.

Toplantı başlar başlamaz uyduruk bir oylama ile bir saat ara verilmesi, daha sonra da konuşmacılara “vaktimiz yok” uyarısı yapılması trajikomikti gerçekten.

Haftalarca bu değişiklik için çabalayanların, hava tersine dönünce “sayemizde değişmedi” moduna geçmesi de ünlü Türk düşünürü Serdar Ortaç’ın “binlerce dansöz var” özlü deyişini anımsattı.

Muhtelif konuşma, tokatlama, vuruşmaların ardından, sayın İlhan Cavcav’ın “yeter yahu, artık gidelim” demesi üzerine yapılan oylamada değişiklik önerisi reddedildi.

Genel kurulda söz alan yöneticilerimiz ise sosyal medyada taraftardan övgü aldı. İşte o konuşmalar:

Nihat Özdemir:

Biz Fenerbahçe Spor Kulübü olarak, 58 . Madde’nin tartışılmasını ve bu olağanüstü genel kurulu; aslında daha önce defalarca ifade ettiğimiz gibi yapılmasını istemiyoruz. Fenerbahçe’nin gündemi, bu kurulun gündemiyle ilgili değildir. Biz kendimizi biliyoruz, kendimize inanıyoruz ve ayrıca Türk Adaletine güveniyoruz. O nedenle ne bugün yapılan olağan üstü genel kurulu gerekli görüyon ne de herhangi bir nedenle yarım puanımızın dahi silinmesini kabul etmiyoruz. Onun için  ilgili önergenin de bugünkü genel kurulun da yapılmasını Fenerbahçe olarak doğru bulmuyoruz.

Daha önce de belirttiğimiz gibi, 58. Madde’nin tartışılması ve bu kurlun toplanması, tıpkı 6222 kanun değişikliğinde olduğu gibi maalesef  Kulübümüze mal edilmeye çalışılmaktadır. Bugün burada verilecek bu karar bu salondan çıkışta Fenerbahçe’ye  mal edilecektir. Biz bunu kesinlikle kabul etmiyoruz. Hatırlayacaksınız 6222 sayılı kanun için de ’Sayın Aziz Yıldırım için değişiyor, kişiye özel kanun çıkarılıyor’ denmiştir.  Ama Başkanımızın da diğer arkadaşlarımızın da halen tutuklulukları sürüyor. Biz herhangi bir maddede herhangi bir değişiklik istemiyoruz. Biz adil yargılama istiyoruz. Hem TFF  kurullarında  hem de sivil mahkemelerde adil bir yargılama süreci istiyoruz. TFF kurlularında özellikle ve önemle adil bir yargılama istiyoruz. Çünkü bu kurlarının adil bir yargılama olmadan alelacele vereceği bir karar ve ceza, halen tutuklu bulunan ve yargı önünde halen haklarını savunmayı bekleyen yöneticilerimizi peşinen suçlu duruma düşürecektir. Dolayısıyla kurulların vereceği bir kararla,  kişilerin mahkemeye savunma hakları elinden alınmış olarak bir çıkmasını istemiyoruz. Devam eden hukuki sürece, hukukun temel prensiplerine  herkesin en az bizim kadar saygı göstermesini de camia olarak istiyoruz.

Unutmayın bu soruşturma kapsamında bugün 8 kulüp ki; biz inanıyoruz bu sayı 11-12’ye ulaşacak ve 93 kişinin var olduğun unutmayalım. Bu kadar çok kişi ve kulübü kapsayan bir dosyayla ilgili  bir kararın, paly-off önecesi verilmesinin talep edilmesini doğru bulmuyoruz. Hem süre yeterli olmadığı gibi; hem de TFF yönetimi tarafından bağımsız kurallara müdahale anlamına gelmektedir. Oysa TFF talimatları çerçevesinde  konuya dair yapılması gerekenler tarif edilmektedir ve burada  belli bir süre sınırından bahsedilmemektedir. Etik, Disiplin ve Tahkim kullarının kararlarını, savunma haklarını kısıtlayacak şekilde alelacele  bir takvime sığdırmaya çalışan bir yaklaşımın hakkaniyetten uzak olduğunu düşünüyoruz. Bununla birlikte bilhassa kişilere sözlü savunma hakkı tanınması istiyoruz ve bunun için sonuna kadar mücadele edeceğiz.

Kulübümüze  federasyon tarafından gönderilen ve savunmamızı isteyen belgeyi görünce, endişelerimizin  ne kadar haklı olduğunu görüyoruz. Kişilerin neyle suçlandıkları dahi yazılmamış. On binlerce sayfanın bulunduğu bir CD içinden kişinin önce kendisine isnat edilen suçu bulması gerekiyor. Ayrıca belirteyim CD’de arama da yapılmıyor.  Tüm bunların ardından kişilerin savunma yapması bekleniyor. Bunun için verilen süreler de kimine 20 gün, kimine de 15 gün olarak kısıtlı. Bu açıkça ’Siz kendinizi savunmayın siz zaten suçlusunuz’ demektir. Böyle savunma olmaz. Savunma hakkı kutsaldır. Savunma hakkı oldu bittiye getirilmektedir. Bu yüzden savunma sürecinin iyi niyetiyle ilgili ciddi sıkıntılarımız vardır. Ve ne acıdır ki Sayın Federasyon Başkanımız, altını çizerek söylüyorum,  1 kez dahi ’Masumiyet karinesi vardır.  Kimse kulüpleri dolayısıyla Türk Futbol Ailesini peşinen suçlayamaz. Karar yargı sürecin sonunda verili. Daha kişiler ve kulüplerimiz savunma hakkını kullanmamıştır. Suç varsa federasyon en ağır cezayı verir. Bu konuda bize güvenin’ demiş midir? Hayır dememiştir.

TFF bununu yerine kafasında suçlamış;  suçluya ne ceza verileceğinin adını koymaya çalışan bir tavır sergilemiştir  Bunun yanında kendisinde olan bir çok yetkiyi de Etik, Disiplin ve Tahkim kurullarına devir etmeye tercih etmiştir. Ben isterdim ki TFF yönetimim bu karar alınırken ’Bizim de bir söz hakkımız var. Türk Futbolunu bırakın, Türk Sporunu ilgilendiren 100 yılın üzerinde ömürlü  kulüpleri ilgilendiren konuda gereken bu kararlar verilirken benim de bu işte bir dahlim olması gerekir’ demesi gerekirken elindeki yetki ve sorumluluğu başka taraflara atmıştır. Bu kökünden yanlış bir anlayıştır. Bir kere daha söylüyorum: Biz federasyona bu işleri çözsün diye görev, yetki ve sorumluluk verdik. Bu elindeki yetkileri bizlerin izni olmadan başka kurullara devredemez. Bunu yaparsa bizlere, delegelere en büyük saygısızlığı yapmış olur.

Bundan sonraki süreçte, şu ana kadar devam eden konuda ve CAS’ta devam eden davada taraf olan TFF’nin Kulübümüzün hakkını layıkıyla savunması konusunda gerekli ortamı, iklimi yaratma konusunda ciddi kaygılarımız olduğunun bilinmesini istiyoruz.  Açıkçası biz bu ortamın TFF tarafından yaratılmayacağını düşünüyor, nihai değerlendirmeyi sizin takdirlerinize sunuyoruz. Beni dinlediğiniz için Kulübüm ve Camiam adına teşekkür ediyorum”

Ali Koç:

“TFF’nin çağrısı üzerine Türk Futboluna yön vermek ya da içinde bulunduğu kaosu derinleştirmek adına burada toplanmış bulunmaktayız. Fenerbahçe Spor Kulübü olarak bir kez daha ifade etmek isteriz ki; söz konusu önergeyi kabul etmiyoruz. Yaratılmak istenen bu kurgunun parçası olmak istemiyoruz. Ayrıca özel muamele talebimiz de yok. Verilecek her türlü karara her türlü alternatife saygılıyız. Sözünü ettiğimiz yargılama neticesinde, yapılması gereken yasal süreçte, suçlu çıkacak kişilere yaptırım neyse uygulanmalıdır. Bunun neticesi küme düşmekse bu da uygulanmalıdır.Ancak bizler gerek Başkanımız Aziz Yıldırım ve Kulübümüzün diğer mensuplarının masum olduklarına ve bunu ispatlayacaklarına inanıyoruz. Suçsuzluklarını ispatlamaları, savunmalarını yapmaları için olanak vermeden TFF kurulunu toplamak, karar almaya çalışmak yanlıştır ve hukukçulara göre de hak ihlalidir. Kulüp olarak talebimiz basit ve nettir. Bizler tüm içeriğin gözler önüne serilmesini istiyoruz. Ek ifadeler, deliller işleme konulsun ve süreç yasal mecrasında yürüsün. Savunma hakkına saygı gösterilmesini ve buna sağlıklı olanak verilmesini istiyoruz. Futbol ailesinden talebimiz bu şekildedir.

İçinde bulunduğumuz psikolojiyi anlamanız için biraz geriye gitmek istiyorum. Öncelikle; gizlilik esasına uyması gereken ve bunu uygulaması gereken birimler eşine rastlamamış bir şekilde sürecin başlama tarihinden 3 gün sonra resmi internet sitelerinden açıklama yaptılar. Açıklamada ’Örgütlü bir şekilde Süper Lig ve Bank Asya’da 19 maçta şike ve teşvik olduğu tespit edilmiştir ve delilenmiştir’ denmişti. Adı geçen kulüpler suçlu ilan edilmiştir. Mahkeme gizlilik kararına rağmen, dosyayla ilgili her evrak basına sızdı, sızan deliller çarpıtıldı ve ne olduğuna bakılmaksızın suçlu ilan edildik.

Bu durumdan doğan toplumsal ve sosyal etkiler göz ardı edildi; sürecin en başından beri uygulanması gereken yayın yasağı iş işten geçince geldi. Bu durum öyle ileri boyutlara ulaştı ki; Türk Sporuna büyük emekleri geçen Başkanımızın gözaltı sırasında çekilen sabıka kayıt fotoğrafı basına sızdı ve ulusal bir gazeteye basıldı ve dolayısıyla internette yayınlandı. O zaman futbol ailesinin değerli üyelerinden tepki beklerdik ancak bir tepki gelmedi. Kamuoyu baskısında TFF de tesir altında kaldı. Söylemleri ve eylemleri çelişir bir hal aldı. Masumiyet karinesi ve savunma, adil yargılanma hakkından bahsedilmeden, Türk sporuna yapılan büyük zarar göz önüne alınmadan, hiçbir girişimde bulunulmadan, gözlemci hakem raporlarına değinilmeden suçluluğumuza inandılar. Hiçbir suç tespiti yapılmadan verilecek cezalar kurgulanmaya çalışıldı ve halen çalışılmaktadır. UEFA’yı da iş içlerimize katarak federasyonun 15 Ağustos’ta duyurduğu kararın tam aksine; 9 gün sonra 24 Ağustos’ta Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi’nden men edildi. TFF böylece kendisini inkar etmiş oldu.

TFF Başkanının, ’Masumlarsa TFF kurumlarında yargılanmaktan neden çekiniyorlar, puan silinmesini neden istemiyorlar’ diye bir sorusu olmuştu. Bize göre bu sorudan önce sanırım Federasyon şunu sormamız gerekiyor  ’Siz TFF olarak, Fenerbahçe’nin suçlu olup olmadığını bilmeden veya bilmiyorsanız; neden bizi Şampiyonlar Ligi’nden men ettiniz?’Üzülerek ifade ediyorum ki bu yaşanılan karmaşık bir durumdur ama bizlere göre bu süreçte TFF güvenilirliğini yitirmiştir. Bu bağlamda yargı sürecinden korkumuz yoktur, kendimize güvenimiz tamdır. Sonucunda suçlu da çıkarsak onurumuzla suçumuzu çekmeye razıyız. Bu zamana kadar maruz kaldığımız muamele bizde kurumlara ciddi güven sorunu doğurmuştur.

Tüm bu yaşanan ve yaşatılanlara rağmen Fenerbahçe Spor Kulübü Futbol Takımı ve diğer tüm branşlarda mücadele eden takımları, ya zirvede ya da zirveye ortaktır. Bu durum gerçekten takdire şayandır. 3 Temmuz sonrası beklenenin aksine Kulümbümüzü dimdik ayakta tutan, yaşanan bunca olayda yanımızda bulunan taraftarımıza ve camiamıza yönetim kurulumuz adına teşekkür etmek istiyorum.

Futbolda Takımımız zirveye oynuyorsa, bu futbolcularımızın geçtiğimiz yıl kazanılan şampiyonlukta ne kadar büyük emeklerinin olduğunu bilmelerinden ve alınlarının teriyle şampiyonluğu kazanmalarındandır. Futbolcularımız bu sene sahaya, yaşanan tüm bu olaylara rağmen alın terleriyle kazandıklarını bildiklerinden çıkıyorlar. Bu durum Takımımızı bu sene ateşleyen en önemli etken olmuştur. Bunu, konuya objektif yaklaşan herkesin bildiğinden eminiz.

Geçen sezonki görevli hakemlerin, gözlemcilerin raporlarında sportif açıdan sorun görülmemişken, sonrakilerde ne gibi bulgulara rastlanmıştır ki kulübün içine çekildiği süreç yaşanmaktardır. Sportif anlamda bir sorun varsa bu durumu onaylayan takıma şampiyonluk kupasını veren TFF yetkilileri ve Federasyon da bunun parçası sayılmaz mı?
Nasıl bir tezattır ki bunca yaşanan olayda şike olduğu iddia edilen maçlarla ilgili olarak olayın saha boyutu ve yazılan raporlara her hangi bir şekilde kimse tarafından değinilmemiştir. Geçen sezonu hep beraber değerlendirelim. Hatta maçlarımıza, 2 hafta sonra bizim oynadığımız rakiplerle oynayan rakibimizin de maçlarınaa da bakalım.Bu süreçte destek olmaya çalışanlara ve tarafsızlığını koruyanlara teşekkür ederiz. Yetersiz hukuki geçerliliği olmayan bir etik raporuna dayanarak, evrensel normlarda adil bir hukuk beklemek olanaksızdır. Fenerbahçe’nin en ağır cezayı almasını bekleyenlerin isimleri de tarihe altın harflerle yazılmayacaktır.

Karar vermeye mecbur hissederseniz, kendinizi bizim yerine koymanızı rica ederim. Adil yargılanmaya saygı olmalıdır. Genel kurulda yöntem ve disiplin sürecinin tamamlanması sağlamandı. Takvim çerçevesinde ilgili kurumlara savunma sunulması  imkansızdır. Bu iyi niyetli bir yaklaşım değildir. UEFA’ya net bir şekilde mevzu bahis soruşturmanın iç meselemiz olduğu, aksi takdirde hukuki sorunlar yaratacağı izah edilmelidir. TFF açısından beklenen yargı sonucunun beklenmesi ve sportif yargının yapılmasıdır. Dirayetli olunduğu takdirde bu yol haritasının uygulanmamasına hiçbir şey engel değildir.Mevcut durumda; ön yargı ile yaklaşan, hukuk yerine lobilere teslim olan bir yönetim anlayışını benimseyen bir kurumun yargılaması zordur. Bu durumun içinden çıkabilmek adına TFF yönetimi kendilerine duyulan güvensizlik nedeniyle güven tazelemelidir ya da yeni bir yönetimin yolu açılmalıdır. Yeni bir yönetime ihtiyaç duyulduğu aşikardır.

Abdullah Kiğılı

İki noktayı belirtmek istiyorum birincisi geçmişin TFF başkanı olarak sizlerle bazı şeyleri paylaşacağım. İkincisi olağanüstü toplantıların temel niteliğini dikkatten kaçırmamaya çalışarak yanlızca bugünkü toplantının  gündemine sadık kalmam uygun bir tavır olacaktır.
Ülkemizde 3 Temmuz 2011 tarihinden bugüne kadar yaşanan ve Futbolda şike yangını adı verilen olay hepimizin malumudur. Bu nedenle bilinenleri tekrarlamaya gerek yok. Fakat bugünkü toplantı bu çerçevede TFF yönetimi ile TFF delegasyonu arasında bir bilgilendirme, bilgi alışverişi toplantısı olduğu için bu eksende kalarak bazı değerlendirmelerin yapılması bence gereklidir.
Öncelikle belirtmek isterim ki; TFF yönetimi bu olayı ilk günden bugüne  kadar sağlam  ve tutarlı bir  çizgide yürütememiştir. Bu konuda o kadar çok zig zag yaşanmıştır ki bırakınız futbolun içinde olanları, kamuoyunun da kafasında soru işaretleri yaratılmıştır. Bu konunun ayrıntısına girmeksizin söylemem gerekir ki; TFF yönetimi bu yangını hangi tarihte söndüreceği konusunda bugün bile tam bir fikir sahibi değildir. Dünya ölçeğinde hangi düzeyde olursa olsun bugün için başarılı yöneticilerin yanında iyi hukukçular olduğunda yönetimler daha kolay başarıya ulaşmaktadırlar ve daha az hata yapmaktadırlar. Ben şahsen bu konuda TFF yönetiminin özellikle bu konuda eksiklikler yaşadığı için kargaşalara neden olduğu kanısındayım. Oysa bu sorunun üstesinden gelmenin son derece yalın bir çizgide ele alınmasıyla mümkün olduğunu  ülkemizin bu konunun uzmanı hukukçular ifade ediyorlar.
Konuyu biraz açmak istiyorum. Sizlerinde bildiği gibi bu olayın 3 tane ayağı vardır. İlki ceza davası, 2. disiplin soruşturması, 3. UEFA.
Şöylenen husus şudur. Şike olayında ceza davası bitmeden TFF’nun disiplin soruşturması bitemez. Durum böyle olunca bu yalın gerçek TFF’nu bağlar bu durumda TFF beklemek durumundadır. Oysa TFF bugün disiplin soruşturmasını bitirmek için telaş içinde görülüyor. Buna gerek yoktur.
İyi hukukçular yönetimleri başarılara götürürler ilkesinin örneği bugün TFF’nun yanıbaşında bekliyor. Yargıtay Başkanlığından emekli sayın Hasan Gerçeker TFF tahkim kurulu başkanıdır. Yönetim ona sorsa o hukuki gerçeği söyleyecektir. Hem şike olayı ortaya çıktıktan sonra tahkim kurulu bir başka olayda emsal tavrı zaten sergilemiştir. Kaleci Recep Öztürk davasını takip etmişinizdir. Bir olayda ağır ceza mahkemesinde bir dava görülürken, aynı olayda bir futbolcuya TFF çatışı altında verilen cezaya itiraz edilmiştir. Tahkim kurulu ceza davası bitmeden disiplin soruşturması ve yargılaması bitemez diyerek durdurma kararı vermiştir. İşte size sağlam bir pusula. Bu aktardıklarım sadece Türk yargısı ve TFF için geçerli hususlar değildir.   Uluslararası eksende de konu bu şekilde değerlendirilmektedir.
Güncel bir örneği İngiltere’den vermek istiyorum. Futbolun ve sporun 3 önemli sorunu vardır. Doping şike ve ırkçılık. Bunlar arasında hiç şüphe yoktur ki; sosyal etkileri bakımından ırkçılık en büyük problem olarak görülür.

Chelsea ve İngiliz Milli Takımının kaptanı John Terry Ekimde Chelsea’nin Queens Park Rangers’la oynadığı maçta Terry’nin Anton Ferdinand’a maç boyunca ırkçı hakaretlerle bulunduğu basına yansıyor. Şikayet geliyor savcılık bir maçta ırkçı ifade kullanmaktan soruşturma başlatıp dava açıyor. İngiltere Futbol Federasyonu John Terry hakkındaki sportif cezayı adli yargılamanın sonuna bırakıyor. Yani Terry beraat ederse federasyon ceza vermeyecek. FIFA ve UEFA ırkçılığı şikeden ağır tehlike görüyor ama İngiltere Federasyonu bu yargı sürecinin neticesi alınana kadar ben herhangi bir adım atamam diyor. Şimdi sormak gerekmiyor mu? Şikeden daha ciddi mücadele ettiği ırkçılıkla alakalı bir konuda UEFA nasıl oluyorda İngiltere’ye baskı yapmıyor. Gereğini yap diye. Bu olay göstermektedir ki TFF, Türk hukukuna saygı duyulmasını en az İngiltere Futbol Federasyonu kadar net ve kararlı bir şekilde ifade edebilmelidir. Sözü çok uzatmadan olayın UEFA ayağı ile ilgili düşüncemi de açıklayarak sözlerime son vermek istiyorum. Çizmeye çalıştığım tablo UEFA’ya ne kadar anlatıldı ki UEFA’nın yönetimi ve hukukçuları ceza davası disiplin soruşturma önceliğini bilmez mi. Elbette bilir. O zaman bu telaş niye. Ayrıca bugün 58. maddenin değiştirilmesi konusunda tavsiye kararı çıksa TFF’da buna uyup değişikliği yapsa bunu ceza davası bitmeden uygulayabilecek mi. Bu olayın çekirdek noktası şurada
Türkiye tercihini şikeyi ve teşvik primini cezalandırmak için özel bir yasa yapınca ceza davası ile disiplin soruşturması çakıştı. Sorunun temel kaynağı da bence budur. Bu  böyle  olmayıp konu disiplin hukuki içinde kalsaydı kısa sürede sonuç alınabilirdi.

Cihan Kamer

TFF Olağanüstü Genel Kurulu’nda söz konusu önerge hakkında söz alan Asbaşkanımız Cihan Kamer, konuşmasına Başkanımız, yöneticilerimiz ve çalışanlarımızın suçsuz olduğuna inandıklarını söyleyerek başladı. Kamer, “Ancak eğer futbol adaletini sağlamaları gereken kurullar adalet sağlamayı bırakarak, tuttukları kurumlarının, takımların formalarına göre kararlar vermeye çalışırsa bizi kimse susturamaz. Sayın Mehmet Ali Aydınlar’ın iyi niyetinde şüphe etmiyorum ama şu da bilinmelidir ki cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşelidir” dedi.

Etik Kurul Raporu’nu eleştiren Cihan Kamer, “Suçlananlardan tek bir savunma hakkı alınmadan, basında çıkan haberlerle bir Etik Kurul  raporu hazırlanmış ve Fenerbahçe suçlanmıştır. Bu gizli rapor da bir çok kişiye sızdırılmıştır. TFF Hukuk Başmuşaviri İlhan Helvacı bu tek taraflı rapora inanmış ve görüşlearini UEFA yetkilileriyle paylaşmıştır. Sadece kendileri inanmamış UEFA’yı da ikna etmiştir bunu Cornu’nun ifadelerinde görüyoruz, dosyada mevcut. Bu eksik yanlış tek taraflı hazırlanmış rapor ve gizli kapaklı lobi çalışmalarıyla Kulübümüz Avrupa kupalarından men edilmiş, bu rapor da gizli bir şekilde bazı kulüp başkanlarının eline geçmiş, bunlar da Fenerbahçe’yi suçlu kendilerini suçsuz kabul edip beyanlarıyla camiaları karşı karşıya getirmiştir. İddianamede ise 93 takım ve 8 kulüp var. Bu iddianame o rapordun yanlış olduğunu ortaya koymuştur. Bu rapor alelacele hazırlanmaz, suçlanan kişilerin görüşüne başvurulsaydı, maçlar tek tek bu işten anlayan kişilerce incelenseydi, biz  bugün bu toplantıyı yapmayacaktık.Anlayacaktık ki  takımlarımız da futbolumuz da temiz” dedi.

58. Madde’nin değiştirilmesini istemediklerini belirten Kamer, “Fenerbahçe’nin kimsenin mihnetine ihtiyacı yoktu. Varsa suçu, onuruyla cezamızı çekmeyi biliriz. Biz forma giymeyen kurul üyeleri ve federasyon yetkililerince savunmaları alınarak, maçların anlayan kişilerce izlenmesinden sonra  yeterli sürede yargılanmak istiyoruz . Öte yandan UEFA’nın Türkiye’ye ceza vereceği konuları da basit bir dedikodudan başka bir şey değildir” diye konuştu.

Başkanımız ve yöneticilerimizin hala tutuklu olmasını kabul edemediklerini belirten Cihan Kamer, “Kulübüne ve Türk Futboluna hizmet etmekten başka suçu olmayan Başkanımızın ve bu arkadaşlarımızın tutuklu olarak yargılanmasını kabul etmek mümkün değildir.  Arkadaşlarımızın bu durumlarının devamında federasyonun tutumu büyük önem taşımaktadır. Herkes rövanşist tutumları bir yana bırakmalı ve adaletin doğru tecelli etmesini sağlamalıdır.  Bizler bu genel kurulda 58.. Madde’yi bypass edecek bir oylamayı doğru bulmuyoruz.  Kulübümüzün haklarının UEFA nezdinde Arıboğan ve Helvacı tarafından değil, Kulübümüzün suzçsuz olduğuna inanan yada en azından adalet sahibi kişilerce savunulmasını Tür Futbol Camiası adına istiyoruz” dedi.

Son olarak genel kurulda bulunan UEFA Asbaşkanı Şenes Erzik’e seslenen Cihan Kamer, “Sayın Asbaşkan, Türk Futbolunu en iyi siz tanıyorsunuz , senelerce hizmet ettiniz. Sizin çok daha fazla taraf olmanız lazım. Taraf derken t-Türk Futbolunu iyi bilen bir taraf olmanız, bizleri iyi anlatmanız bu kaostan bizleri kurtarmanızı bekliyoruz. Bu, adınızı tarihe altın harflerle yazdırır” dedi.

Not: Konuşma metinleri www.fenerbahce.org

Written by kesinofsayt

26 Ocak 2012 at 16:55

Ali Koç, Fenerbahçe, Nihat Özdemir, TFF kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

TFF GÜVEN TAZELEMELİDİR

leave a comment »

Başkanvekilimiz Nihat Özdemir ve Asbaşkanlarımızdan Ali Koç, 3 Temmuz’dan bu yana geçen zamanda TFF’nin süreci doğru yönetemediğini, çelişkili kararlar aldığını ve çoğu zaman söylediğinin aksini yaptığını dile getirdiler. Davanın büyüklüğü düşünüldüğünde TFF’nin karar vermek için çok kısıtlı zamanı olduğunu ve bu kadar kısa bir sürede adil bir karar verilemeyeceğini belirten Nihat Özdemir, 26 Ocak sonrası yol haritasını belirleyeceklerini ve duruma göre genel kuruldan yetki istemek dahil her yola başvurabileceklerini söyledi. Özdemir, her şeye rağmen 104 yıllık çınar Fenerbahçe’nin yıkılmadığını dimdik ve güçlü haliyle ayakta olduğunu da ekledi. TFF’nin karar alma yetkisinin azaldığını söyleyen Asbaşkanımız Ali Koç ise bu kurumun güven tazelemesi gerektiğini savundu. Yöneticilerimiz dava süreciyle ilgili bir çok konuya değindi.

Lig TV’de yayınlanan Futbol Gündemi isimli programa katılan Başkanvekilimiz Nihat Özdemir ve Asbaşkanlarımızdan Ali Koç, 26 Ocak’taki TFF Genel Kurulu öncesi gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Nihat Özdemir: “Suçsuz oldukları ortaya çıkacak”

Programda ilk olarak söz alan Nihat Özdemir: “Hepimiz, tüm Türkiye 3 Temmuz’dan beri Fenerbahçe Camiası olarak zor bir süreçten geçiyoruz. Olay yargıya intikal etmiş durumda, 14 Şubat’ta da ilk duruşma yapılacak. O işin bir tarafı. Biz Fenerbahçe olarak inanıyoruz ki bizim konuyla yargılanan arkadaşlarımız, Başkanımız, 2 asbaşkanımız, 2 çalışanımız ve diğer tutuksuz yargılanan sanıkların, duruşma sürecinin sonunda suçsuz olduklarının ortaya çıkacak. Ancak bu süreçte TFF,  işi başında beri doğru yönlendirmesi gerekirken çok sıkıtlı alanlara gitti ve devamlı karar değiştiren bir tutum sergiledi. UEFA ve bizim Şampiyonlar Ligi’nden men edilmemiz işi başka bir noktaya taşıdı. Biz işi CAS’a taşıdık. TFF yetkilerinin bu davada bizi korumaları gerekirken nasıl bir tavır ortaya koyduğunu gördük. Bu durumda sadece Fenerbahçe için değil bu sürecin Türk Futbolu adına çok kötü gittiğini gördük. 200 günü geçen süreç içinde değişik ortamlarda kaldık hepimizi sıkıntıya girdik. 3 Temmuz’dan beri ben ve arkadaşlarım konuya sahip olmak, sadece Fenerbahçe değil Türk Sporu’nu korumak için mücadele verirken, bizim de yetkimizi bir yere dayandı. Fenerbahçe bir spor kulübüdür. 14 bin üyesi, 2 bin Yüksek Divan Kurulu Üyesi ve milyonlara varan taraftar kitlesi var. Hepsinin değişiklik düşüncesi var. Tüm bunların içinde doğru karar vermek oldukça zordu. Medyada değişik düşünceler var. Ben veya bir başka arkadaşımın bir konuda 4 ay önce söylediği konu sanki değişmezmiş gibi düşünceler var. Bu süreçte Fenerbahçe’nin düşüncesi hiç değişmedi. Tamamen suçsuz olduğumuz söylediğimiz maçlarda sahaya intikal eden bir olayın olmadığı, hakem ve gözlemci raporlarına bakıldığı zaman hiçbir şeyin olmadığı görülmektedir. Hocamız Aykut Kocaman, futbolcularımız da bunu söyledi. Biz kendimizi suçsuz sayarken, medyanın belli bir kesiminin bu işte sadece Fenerbahçe suçluymuş gibi davranması bizi üzen düşüncelerdir. Bizim suçsuz çıkacağımıza inancımız tamdır. Bu söylemlerimizi hakem ve gözlemci raporları teyit ettiği; teknik direktörümüzün kamuoyuna tüm puanları alnımızın akıyla aldığımızı söylemesine rağmen işin bu yöne gelmesi biz oldukça üzmüştür” dedi.

Ali Koç: “TFF karar alma vasfını yitirdi”

Bu ortamda kimin sesini daha çok yükseltirse onun dediğinin olduğunu ve bu nedenle kamuoyuyla görüşlerini paylaşmak istediklerini belirten Ali Koç,TFF’nin aldığı kararlarla tüm kesimleri mutsuz ettiğini söyledi. Ali Koç, “Şimdi herkes mutsuz. Buralara nasıl gelindiğini anlamakta yarar var.Taraftarımız işin şike tarafını bir yana koydu, Fenerbahçe’ye yapılanları kabul edilemez bir noktaya geldi. 3 Temmuz’dan sonra kamuoyunda Fenerbahçe’nin suçluluğu kabul edildi ve suçu kesinleşmeden ne ceza alacağı tartışıldı, suçlu ilan edildi cezası verildi. Tarafımızı kendimizi savunacak tüm arkadaşlara ben sabır ve şans diliyorum. Çünkü adil bir savunma yapmaları artık çok zor. UEFA ve FIFA’ya bağlı üye ülkelerin hepsinde futbol özerktir. Bizim sıkıntımız, suçlu olduğumuz ispat edilmemesine rağmen, savunma hakkımızı kullanmadan linç mantığıyla sistematik bir şekilde yerden yere vurulmamız. Bu kabul edilemez. TFF’nin tutumunu değerlendirdiğimiz zaman; futbol tarafından adil bir yargılama süreci yaratılmadan, oldu bittiye getirilerek bir sürecin işleyeceği yönünde endişeliyiz. Bu işi yapmak zor ama yapacaksanız da en layıkıyla yapacaksınız. Federasyonumuzun ise söylem ve eylemlerinde çelişkiler, tutarsızlıklar var. Yargı beklenecek dendi, iddianame beklenecek dendi, sezon sonu dendi, en son play-off öncesi dendi. TFF pek çok kez UEFA baskısını önümüze çıkardı. Birçok konuda görüşmeler belli gazetelere sızdırıldı. Bununla beraber yaptığımız görüşmelerde aldığımız bilgiler zamanla değişti. 58. maddenin aynın kalmasına bununla beraber bir defaya mahsus bir karar çıkmasına karar verildi. Biz Fenerbahçe olarak suçsuzuz, adil yargılama istiyoruz ve bunu bu federasyonun yapmasından kuşkumuz var. Bu dava inanılmaz bir sosyolojik etki altındadır. Bu etki alanının toplumda yaratacağı olumsuzluklar göz ardı edildi. Eğer böyle olmasaydı Gizlilik ihlal edilmezdi, yayın yasağı getirilmeliydi. Ben TFF Başkanı olsaydım savcıdan bizzat yayın yasağı isterdim.Federasyon bir kez dahi çıkıp kamuoyuna ’Masumiyet karinesi vardır, adil savunma hakkı vardır suç tespit edilmeden ceza konuşulmaz’ demedi. Hep peşinen suçlu gördüler.  Bununla beraber kamuoyu baskısı altında kaldıkları için UEFA baskısı hep söz konusu oldu. UEFA bizim sürecimizde olağan dışı şeyler sergiledi. Sayın müfettişin burada savcıyla görüşmesi olağanüstüydü. Biz de devlet makamları her türlü şeyi yerine getirdi. Hal böyleyken UEFA’nın olağandışı hareket etmesini altında neler vardır diye düşünülmesi gerekir. Anlıyoruz ki bizim dışımızda UEFA ciddi bir bizimde bilgilendirilmiş ve bizim suçsuz olamayacağımız söylenmiş. Sıfır toleransla iddianamede ismi geçen diğer takımlar nasıl gidiyor. TFF’nin karar alma ve sorumluluklarını yerine getirme vasfını ciddi bir biçimde yitirdiği için endişeliyim” dedi.

Nihat Özdemir: “Bu kadar kısa sürede adil karar verilemez”

Nihat Özdemir, “Bizim endişemiz şu: Etik Kurulu bir inceleme yapıyor. Bu kurulun yaptığı inceleme TFF Disiplin Kurulu’na gidecek. En basitinden Fenerbahçe-Buca maçı iddianamede tek kelimeyle geçiyor, kimse suçlanmıyor. Ama Etik Kurul ve Disiplin Kurulu bu maçı da inceliyor ve sorular soruyor. Eğer bir yargılama söz konusuysa ve mahkemeye intikal etmişse ve söz savunmanın denilen yerde, masumiyet karinesi de düşünüldüğünde; Etik Kurul 70 klasör ve eklerini ve tapeleri tek tek inceleyip bununla ilgili görüşleri alıp vereceği rapor sonrasında, Disiplin Kurulu savunma isteyecek. Birçok kişi de tanıklık yapacak. Bunları kim yapacak.  4 Nisan’a kadar bunların yetişmesi gerekir. Çünkü Play-offlar bu zamanda başlıyor. Çünkü TFF play-off’lardan önce cezaların verileceğini açıkladı. Bir de bu sürede Tahkim Kurulu süreci işleyecek. Bunların yetişeceğine, adil yargılama neticesinde bunlara karar verileceğine, tüm kararların yetişeceğini ve tüm bunların sonucunda doğru karar verileceğine inanmıyoruz. Birinci nokta bu. 14 Şubat’ta başlayacak 1. duruşma var. Mahkemede verilecek ifadeler, ancak bu tarihten sonra verilebilir. Tüm bunların hangi zamana sığacağını, Mart ayında nasıl bir karar verileceğini anlayamıyoruz. Bu davada 8 takım olduğunu söyleniyor. Tape’ler incelendiğinde 8 takımın 11 takıma çıkacağı konuşuluyor. Tüm bunların zamana sığmayacağı açık. Aceleyle verilecek yanlış kararlar da adaleti sağlamaz” dedi.

Ali Koç: “Öyleyse siz bağımsız kurullara talimat verdiniz”

Ali Koç ise “Eğer bu süreç işliyorsa o tarihlere uyulacaksa siz o kurullara talimat vermişiniz demektir. Oysa bunlar bağımsız kurullardır. TFF Başkanı ’İnşallah tüm takımlar suçsuz çıkar’ demişti. Biz de öyle düşünüyoruz. En iyi müdafaa iklimini sağlama yetki ve sorumluğu onlarda. Bu söylemi yaparken en sıkıştırılmış, esnekliği en az savunma sürecini veriyorsunuz, ne için suçlandığınız da yazmıyor. İddianamede yazıyor diyebilirsiniz ama futbolun kendi süreci var. Federasyon kendi gözlemci, hakem raporlarından bahsetmiyor. Elimizdekiler sadece iddialardır. İddialarla karar verilemez. ’Eğer iddiayla karar verilirse, mahkemelere ne gerek vardı’ denilmiyor. Biz kendi üyelerimizle tarihi bir karar için buluşma ihtiyacı duyuyoruz. Sonuna geldiğimiz bu süreçte bizim düşüncemiz Türkiye Futbol Federasyonu’nun  güven tazelemesidir. Çünkü bir özgüven kaygısı var ve karar alma yetkisi azalmış görülüyor. Zor bir süreç biz 7 aydır önümüzü göremiyoruz. Fenerbahçe’ye gönül vermiş herkesten bahsediyoruz. Bu çocuk oyuncağı değil. Biz bu işten bıktık artık. Ülkemizde halkımızı ayrıştıran öyle çok şey var ki; 3 Temmuz’dan sonra futbol da toplumda ciddi bir ayrıştırma yöntemi haline geldi. Biz o nedenle konuşmuyorduk.. Ama baktık konuşmadıkça iş aleyhimize gidiyor”dedi.

Nihat Özdemir: “Gerekirse Genel Kurulumuzu toplarız”

Nihat Özdemir, “26 Ocak Perşembe günü genel kurul toplanacak. 250’ye yakın delege var. Federasyonun veya belli bir kesimin istediği bir önerge verilerek, lehte aleyhte herkese söz hakkı verilecek. Biz düşüncemizi söyleyeceğiz, pozitif ve negatif yönlerini açıklayacağız yaşadıklarımızı ve yaşayacaklarımızı düşünerek üyelere sunacağız. Netice olarak bu önerge oylanacak; kabul edilecek veya reddedilecek. Ne gibi bir sonucun çıkacağını bilmiyoruz. Biz Fenerbahçe yönetimi olarak o çıkan karar sonunda ne yapacağımız hakkında kendi içimizde toplantılar yapacağız. Eğer ihtiyaç duyarsak alacağımız kararlar bizim yetkilerimizi aşıyorsa, borsaya açık şirketimizin de durumunu göz önüne alarak Fenerbahçe’nin ve Sportif AŞ’nin genel kurullarına ihtiyaç duyacağız. Bir genel kurula ihtiyaç olabileceğini söyledik. Eğer Fenerbahçe Yönetim Kurulu’nun yetkilerini aşan bir karar alma durumumuz gerekiyorsa Genel Kurulumuzu toplayabiliriz. 2 gün sona yol haritamız net bir şekilde ortaya çıkacak” dedi.

Ali Koç: “Bu kadar kısa sürede savunma yapmak imkansız”

Ali Koç “ Bizim derdimiz çok doğru bir soruşturma sürecinin yürütülmesi ve ilgili kuruluşların layıkıyla savunma hakkını kullanması. Böyle bir konuda 100 binlerce sayfa ve 93 kişinin  kısa sürede savunma yapması imkansızdır. Biz tüm bunların adil bir şekilde ve UEFA baskısı olmadan yapılmasını istiyoruz. 58. maddenin kendinse baktığımız zaman diğer federasyonlarla bağdaşmıyor. UEFA bile bizim 58. maddeye hayret etmiş durumda. Bu kaotik ortam olmasaydı 58. maddeyi konuşmazdık. Hem TCK’ya hem yurtdışı muadillerine göre orantısız. Diğer ülkelerde bir çok seçenek var. Biz de ise hem teşebbüse hem eyleme, hem şikeye hem teşvike tek bir ceza var. Daha düne kadar 58. maddeyi konuşacağımızı zannediyorduk. Şimdi önergenin konuşulacağı, 58. maddeye sonradan değinileceği söyleniyor” dedi.

Nihat Özdemir: “Sözlerim çarpıtıldı”

6222 sayılı Yasanın değiştirilmesinde 18 kulübün de evet demesiyle Kulüpler Birliği’nin net bir duruş sergilediğini ve siyası partilerin ortak önergesiyle kanunun değiştiğini belirten Nihat Özdemir, “Bu kanun Fenerbahçe için, Aziz Yıldırım için çıkıyor demelerine rağmen, bizim arkadaşlarımızın tutukluluğu devam ediyor. Çok sevindiğim diğer arkadaşların tutukluları kalktı. Bu kanun çıktıktan sonra şunu demiştim ’Bir duruş sergiledik 6222 değiştirdik şimdi gündemdeki 58. maddeyi değiştirmemizi gerekir’ dedim. İddianamede 8 takım var. Bununla ilgili kulüpler birliğinin nasıl tavır izlemesi gerektiğini toplantıda konuştuk. Burada konuşulanlar çarpıtılarak dışarıya verildi. 58. madde uygulanırsa, şike teşvik veya teşebbüs yapan her takım küme düşer, buna göre 7’si Süper Lig’den 8 takım bir alt lige düşer. Bu takımlar düşürülürse Türk Sporu bundan büyük zarar görür. Biz Fenerbahçe olarak 58. madde değişmesin; iddianamenin ve Etik Kurulun raporları doğrultusunda, Disiplin Kurulu bu madeninin ışığı altında inceleme yapsın ve cezayı versin dedik. Bizim duruşumuz hiç değişmedi. Tapeler incelendiğinde 8 takımın sayısı daha da artar. Bizim düşüncemiz hiç değişmedi” diye konuştu.

Nihat Özdemir: “Yanlış karar verilirse zararları kim tazmin eder”

TFF’nin de işinin zor olduğunu kabul eden Nihat Özdemir: “Allah federasyon yöneticilerine de yardımcı olsun dedik. Kimse de bu olacakları bilseydi gelip TFF başkanı veya yöneticisi olmazdı. TFF bugün veya bugünden sonra Etik Kurulu veya Disiplin Kurulu tarafından herhangi bir maçta şike yapılmıştır düşüncesindeyse; o maçın hakemi, gözlemcisi temsilcilerinin bir öngörüsü olmadığını biliyoruz. Bir takım şike yapmakla suçlanıyorsa federasyon kendi içine niye bakmıyor? Onlar da işin bir parçası değiller mi? Bu noktada okların sadece kulüpler üzerine çevrilmesi doğru mudur?  Futbol bilgisine hepimizin inandığı insanlara bu maçları inceleterek verilecek raporlar, Disiplin Kurulunun vereceği karara faydalı olmaz mı? Verilen karar  kesinlikle yargıdaki arkadaşlarımızın sürecine tesir edecek. Yanlış karar alırlarsa, şu andaki arkadaşların durumuna tesir eder. Bir karara verir ve Türk Yargısı bu arkadaşları haklı bulur şike yapmadıklarına karar verirse biz nasıl geriye döneriz? Bunun karşılığı maddi manevi nasıl karşılanır?  TFF’mi yoksa  TFF yöneticileri mi bu tazminatı öder?  Kim TFF yöneticiyse buna karşı davalar açılabilir. Federasyonunun ciddi bir incelemeye ihtiyacı vardır. Bu kararı da Türk Yargısıyla birlikte almalıdır Maddi, hele manevi yönden kimse bunları tanzim edemez” dedi.

Ali Koç: “Peşin yargıları var ki değiştirmiyorlar”

Ali Koç: “John Terry’nin ırkçılık  davası oldu. Yargı bu konuda soruşturma başlattı diye İngiltere Futbol Federasyonu ’Ben yargının kararını bekleyeceğim” dedi. Peşinen bir yargıları var ki bunu değiştirmiyorlar. Bizim TFF ile ters düşmemiz 24 Ağustos’taki kararla paralel gelişti. Biz bunu kabul etmedik Suçumuzun ne olduğunu bilmeden cezalandırdık. Savunma hakkımız olmadan cezalandırdık. Hazırlıksızdık. 10 gün önce TFF başkanı Avrupa’ya gidecek takımlar aynen gidecek derken,  transferin bitmesine 10 gün kala, 24’ünde TFF kendi iradesi dışında Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’nden men etti. TFF bu kararların, UEFA kararları olduğunu söylüyor” dedi.

Nihat Özdemir: “Kargaşa getirmeden aklı selimle hareket edilmeli”

Nihat Özdemir, “TFF tüm kurul üyelerine sesleniyorum: Yargıda yüzde 56 beraatla sonuçlanan davalar varken 20 güne bu davayı sıkıştırıp Türk futboluna daha çok kaosa sokacak karalara üretirseniz bunun sonucu ne olacak?  Tahkimi kurulu benzer konularda verdiği kararları a bakarsak nasıl bir tutum sergileyecek. İşi kargaşaya getirmeden aklı selimle hareket etmek lazım.Fenerbahçe bir spor kulübü ve tüzüğü var. Tüzükte hangi organların ne yetkisi olduğu açıkça yazılı. Bizimi alacağımız kararlar ne sermayedarlarımızı ne kongre üyelerimiz rahatsız etmeyecektir” dedi.

Ali Koç: UEFA hangi ülkeyi toptan cezalandırdı?”

Ali Koç, “Haftalardır bir korku pompalanıyor. Şöyle yapmazsak böyle olacak diye sistematik ve efektif bir şekilde eyleme sokulan bir şey var. Eğer tartışmanın dibine inerek dünyada ne oluyor bitiyor diye hiç bakılmadı. Hiç kimse bir örnek vermiyor. Nerede bir takımın yanlışlarından dolayı UEFA bir ülkeyi toptan cezalandırdı. Biz araştırdık. 86’daki Heyzel faciasından beri bir örneğini göremedik. Federasyonumuz sürecin başında çok konuştu. TFF’nin söylemlerinun pek çoğu gerçekleşmedi. Biz o dönemde kamuoyu gibi TFF’nin de bu süreçten etkilendiğini düşündük. Bir Etik Kurulu raporu ortaya atıldı. Biz Fenerbahçe Spor Kulübü olarak o raporun yanlış kişilerin eline geçmesinden son derece rahatsızız. O rapor 21 Temmuz itibariyle gelen bilgilerden oluşmaktadır. O kurulun başkanı ’Rapor yeniden yazılacaktır. Kişilerin savunmalarını alamadana biz bu işi layıkıyla yapamayız’ dedi. Bu rapor medyada devamlı işlendi. UEFA’nın olağandışı hareket etmesinin nedeni kamuoyunda çıkan haberler. Bunlar tercüme edilip onlara götürüldü. UEFA gibi ciddi bir kurumun bu kadar ciddi bir konuda sadece gazete haberlerine bakarak karar vermeyeceğini düşünüyoruz. TFF yetkilileri UEFA’ya gayrı resmi söylemlerde bulunup UEFA’yı hareket geçirdiler” dedi. Konuşmasının sonlarına doğru UEFA ve CAS davası sürecine değinen ve yaşanan süreci özetleyen Ali Koç, gelişmelerin Cornu’nun Türkiye ziyareti sonrası yaşandığını, TFF’nin UEFA’ya gerekli tavrı koyamadığını söyledi.  Bu süreçten Fenerbahçe’nin tüm kesimlerinin sporcusundan taraftarına, üyelerinden sermayedarlarına ve çalışanlarına kadar olumsuz etkilendiğini söyleyen Ali Koç, Fenerbahçe’nin tüm kesimleriyle birlik olarak yoluna devam ettiğini söyledi.

Nihat Özdemir: “TFF başkanı olsam yol arkadaşlarımı gözden geçirirdim”

Programın son bölümünde Lig TV’de canlı yayın yapılırken TFF Başkanvekili Lütfü Arıboğan’ın başka kaynaklara yaptığı açıklamalar yöneticilerimize okundu ve cevap vermeleri istendi. Canlı yayında Arıboğan’ın açıklamalarına yanıt veren yöneticilerimizden Ali Koç, Cornu’nun ifadesinin geri çekilmesine, girişimleri sonucu engel olduklarını CAS’ın da ifadeyi geri çekmeyi reddettiğini söyledi. Nihat Özdemir ise Lütfü Arıboğan ve İlhan Helvacı’nın Cornu’ya dava açacaklarını söylemesine rağmen halen bunun gerçekleştirmediğini hatırlatarak, “Ben TFF başkanı olsam, kimlerle yola devam ettiğimi bir kez daha gözden geçiririm” dedi.

Nihat Özdemir: “Yapılanlara rağmen 104 yıllık çınarı devrilmedi”

Son olarak Fenerbahçe’nin şu anki durumu değerlendiren Nihat Özdemir,“Fenerbahçe bir futbol değil spor kulübüdür. Olimpiyat takımının yarısı Fenerbahçe’den oluşuyor. Bizim amiral gemimiz ise futboldur. 7 ay geçti, taraftarımız, teknik kadromuz, oyuncularımız olarak  bu  kadar zor süreçten geçmemize, Şampiyonlar Ligi’nden men edilmemize ciddi mali kayıplara rağmen futbol takımımız ligde 2. sırada ve klasmanda ön sırada olan takımlarla play-off öncesi kendi evimizde oynayacağız. Basketbolda voleybolda takımlarımızın kazandığı başarılar, amatörlerde elde ettiğimiz başarılar ortada. Bu kadar uğraşmalarına rağmen 104 yıllık çınarı deviremediler. Geçen yıl şampiyonluk yolunda 30-35 bin kişiye oynarken,  şimdi her maçta 45 binden aşağıya oynamıyoruz. Tüm takımlara destek var. Tüm bu yapılanlara rağmen taraftarlarımız destek olmakta ve dimdik ayaktayız. Tüm yapılanlara rağmen 104 yıllık çınarı deviremediler. Ligde 7. veya  8. olsaydık bu puan silmeler de konuşulmazdı. Tüm bunlar yaşanırken, Fenerbahçe Yönetim Kurul transfer çalışmalarını da yapıyor. Orada isimleri açıklamak doğru değil. Daha önce bildirdiğimiz görüşmeler var onlar devam ediyor.  Birkaç gün içinde neticeleneceğini umuyoruz. Halka açık bir şirket olduğumuz için isim açıklamamız doğru değil. Ama tüm arkadaşlarımız bu konuda çalışıyor. Taraftarımızın gönlü rahat olsun. Tüm dallarda güçlü olmaya devam edeceğiz” dedi.

Ali Koç: “Belki yine 5’te 5 yaparız”

Ali Koç ise “Son 7 ayda medya açısında konuya adil bakan, madalyonun iki yüzünü de gösterenlere teşekkür ediyorum. Yanımızda olanlara teşekkür ediyorum. Tüm olumsuzluklara rağmen dik duran çalışanlarımıza ve taraftarlarımıza teşekkür ediyorum. Belki bir kez daha 5’tde 5  yaparız. Tüm oyuncularımıza Aykut Kocaman’a kaptanlarımıza, Alex’e Volkan’a Emre’ye teşşekkür ediyorum Bu camianın dik durmasına yardımcı olan taraftarlarımıza teşekkür ediyorum” diyerek sözlerini  bitirdi.

www.fenerbahce.org

58. MADDE DEĞİŞMESİN, VİRGÜLÜNE DAHİ DOKUNULMASIN

leave a comment »

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, UEFA ile yaptığı toplantının ardından Spor Toto Süper Lig kulüplerinin başkanlarıyla bir araya geldi.Yapılan toplantının ardından Başkan Vekilimiz Nihat Özdemir ve Asbaşkanlarımızdan Ali Koç toplantı sonrasında açıklamalarda bulundu.

“Suçsuz olduğumuza inanıyoruz”

Başkanvekilimiz Nihat Özdemir yaptığı açıklamada, UEFA’nın dikte ettiği hiçbir kararı kabul etmediklerini söyledi ve ekledi:

“Biz herhangi bir şekilde, herhangi bir yarım puan dahi kesilmesi, para cezası verilmesi veya UEFA’nın dikte ettiği kararları kabul etmiyoruz. Suçsuz olduğumuza, masumiyet karinesine inanıyoruz. Verilecek cezaların 26 Ocak’ta genel kurulda tartışılmasına gerek yoktur. 58. madde değişmesin virgülüne dahi dokunulmasın”

“Her zaman doğru bildiğimizi söylemeye çalıştık”

Futbolun kaostan çıkması için çaba sarfettiklerini ifade eden Özdemir, “TFF ile yapılan tüm toplantılara önem verdik ve futbolun kaostan çıkması için çaba verdik. Kulüpler Birliği ve TFF toplantılarında her zaman doğru bildiğimizi söylemeye çalıştık. Bir karar alındı ve ’burada konuşulan burada kalacak’ denildi. Açıklamaları Antalyaspor Başkanı Hasan Bey yapacaktı. Ancak bu güne kadar özel veya genel bu konuda bir açıklama yapmamıza rağmen, bütün toplantılarda söz verilmesine karşın içeride konuşulanlar medyaya veya başka ortamlara maalesef herkesin işine gelecek şekilde çaptırılarak verildi. Bu da taraftarımız, kongremiz, yüksek divan kurulumuz önünde bize zorlu koşullar yaşattı. Hiç söylemediğimiz fikirler, ben, Ali Koç ve Cihan Kamer’in ağzından çıkmış gibi aktarıldı. Bugün içeride ifade ettiğimiz; ’burada ne konuştuysak dışarı çıkacağız ve sözlerinizi tutmadığınız için içeridekileri açıklayacağız’ dedik” ifadesini kullandı.

“Yarım puanın kesilmesine bile karşıyız”

Yarım puan dahi kesilmesini kabul etmeyeceklerini belirten Özdemir, “Biz herhangi bir şekilde herhangi bir yarım puan dahi kesilmesi, puan kesilmesi, para cezası verilmesi veya UEFA’nın dikte ettiği kararları kabul etmiyoruz. Suçsuz olduğumuza, masumiyet karinesine inanıyoruz. Bunun da böyle olması gerektiğini ifade ettik. Yarım puan, puan cezası veya para cezası verilemesi, 26 Ocak’ta bunun tartışılmasına da lüzum yoktur. 58. madde değişmesin, virgülüne bile dokunulmasın, buna TFF’nin yetkisi vardır, kim suçluysa, kimin suçlu olduğuna inanıyorsa, gerekli savunmayı sağlayarak gerekli kararı versin” dedi.

“58. madde uygulansın”

Özdemir, “Genel Kurul’da bunun puan cezasına, para cezasına çevrilmesi, ’UEFA istiyor’ gerekçelerine katılmıyoruz. 58. Madde uygulansın diyoruz ve kim suçluysa uygulansın istiyoruz. Ancak kimin suçlu veya suçsuz olduğunu anlamak için süreye ihtiyaç vardır. Sözlü yazılı savunmasını herkes vermelidir ve TFF, PFDK delillere, yeni adreslere bakıp, şahitleri dinleyip karara varmalıdır dedik. Ve tüm medya duysun diye bunları açıklamaya kararı verdik” diye konuştu.

“Aziz Yıldırım ile ilgili böyle bir açıklamam olmadı”

Yarın 10.30’da Yüksek Divan toplantısı olduğunu ve bu konuda çok geniş açıklamaları olacağını söyleyen Özdemir, “Geçen toplantıda Aziz Yıldırım’ın mektubunda yazanları için kulübü bağlamaz ifadesi kullandığı iddiasını yalanlayarak;

Öyle bir açıklamam olmadı, Sayın Aziz Yıldırım’ın yaptığı açıklamayla ilgili tek bir cümlem olmadı. Sayın Aziz Yıldırım açıklamayı avukatlarıyla göndermişti ve bizim haberimizin olmadığını söyledim. İçeriğiyle ilgili arkadaşlarımla tartışmadan herhangi bir fikir zaten söyleyemem” diye konuştu.

Ali Koç: “Tüm olay Fenerbahçe üzerinden kurgulanıyor”
Asbaşkanlarımızda Ali Koç ise, “Ağustos ayın Cuma günü yine burada bir toplantı yapmıştık ve ben bir açıklama yapmıştım. O gün; Şampiyonlar Ligi’nden men edilmemizin ardından 1-2 gün geçmişti. TFF’nin bizi peşinen suçlu gördüğü ortamda küme düşürülmemiz gerektiğini, 1 senede cezamızı çekip süreci geride bırakmak istediğimizi söylemiştik. TFF yetkisi ile bunun olabileceğini söyledik. İddianame çıkmamıştı, tapeler ve spekülasyonlarla, taraftarımız, sporcumuz, borsa değerimizle bir oyun gibi oynadığını söyledik. Türk futbolu için aklı selim yolun bu olduğunu belirteli, 5 ay geçti. Halen tüm olay Fenerbahçe üzerinden kurgulanıyor. Başkanımız, yöneticilerimizin savunma hakkı kullanılmamışken, Fenerbahçe’ye ne ceza verileceği konuşuluyor. Halbuki 8 kulübün adı geçiyor. Bu da bizi dayanamayacağız noktaya getirmiştir. Toplantıda, bizlere adil bir savunma hakkı verilmesi için mücadele edilmesi istedik. 26 Ocak’ta genel kurulun gereksiz olduğunu, 58. maddenin değişmemesi gerektiğini savunduk. Bugün de burada aynı şeyi savunuyoruz” dedi.

“Sürekli bize UEFA maşası ve sopası gösterilmektedir”
Koç, “UEFA, olayın Türkiye’nin iç işleri olduğunu açıklamıştır. Ama sürekli bize UEFA maşası – sopası gösterilmektedir. UEFA’nın bu topa ne kadar girdiğini, Cornu’nun ifadeleriyle paylaştık. Aslında topa girme nedeninin farklı olduğunu söyledik. Cornu’nun ifadesinin geri çekilmesi, söylediklerini yalanladı anlamına gelmez. Söz konuşu kişiler Cornu’ya dava açtı mı, bunu da bilmiyoruz. UEFA’nın neden bu topa bu kadar girdiğinin, sizler tarafından ciddi anlamda araştırılması gerektiğini söylüyoruz.” diye konuştu.

“Çok önemli açıklamalarımız olacak”

Bu arada Koç, içeride bir şeye mutabık kalıp dışarıda başka bir şey söylemediklerini kaydederken, yarınki toplantıda da çok önemli açıklamaları olacağını kaydetti.

Bu arada Fenerbahçe’nin Cemal Nalga olayı nedeniyle Galatasaray’dan özür dilediği iddiasına ise Koç şu sözlerle açıklık getirdi:

“Adnan Bey’e de ifade ettim. Fenerbahçe’nin küme düşürülmesi için 2 toplantı önce mücadele edildiğini söyledim. Adnan Öztürk Bey de ’Fenerbahçe’nin ismini zikretmediklerini’ söyledi”

Fenerbahçe

Written by kesinofsayt

20 Ocak 2012 at 22:20

Ali Koç, Aziz Yıldırım, Fenerbahçe, Nihat Özdemir, TFF kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

SUAT KILIÇ ŞENER VE ÖZDEMİR’LE GÖRÜŞTÜ

leave a comment »

Bakan Suat Kılıç, Sadri Şener’i kabulünden sonra yaptığı açıklamada, geçen hafta Türkiye genelinde stadyum yapılacak illerle ilgili düşüncelerini ve protokol hazırlıklarını kamuoyuna açıkladıklarını belirterek, ”Stadyum protokolü, en önce imza altına alındığı halde yapım noktasında maalesef en sona kalan illerimizden bir tanesi Trabzon oldu. Hepimizin bildiği gibi, yargıda yaşanan problemler nedeniyle gecikti. oysa ki Akyazıprojesi sadece Trabzon kentinin değil, Karadeniz’in beklediği bir simge, bir eser olarak Trabzon ilimize kazandırılması düşünülen bir projedir. Sayın Başbakanımız başta olmak üzere hükümetimizin tamamı Akyazı projesini Trabzonspor’a ve Trabzon’a kazandırmak yönünde bir arzu içerisindedir. Geçtiğimiz günlerde açıkladığımız protokoller arasında Trabzon protokolü de var. Biz Trabzon Akyazı projesini yargıdaki engellerin kalkmasıyla birlikte hızlandırmaya karar vermiş bulunuyoruz. Sayın Şener’in bugünkü ziyareti Akyazı Projesi’nin takvimi ve hızlandırılması sürecine yöneliktir. Bu ziyaret vesilesiyle tüm Trabzon halkına ve Trabzonspor camiasına da bunu duyuruyor ve ilan ediyoruz. Akyazı projesini olabildiğince hızlı bir şekilde tamamlayacağız ve Trabzon kenti de yeni, modern uluslararası standartlara yakışan ve uyan bir stadyuma kavuşmuş olacak. Şimdiden Akyazı Projesi Trabzon ve Trabzonspor’a hayırlı, uğurlu olsun diyorum. Bu konuyla ilgili adımlar bundan sonra daha hızlı devam ettirilecek ve vaatlerimiz arasında olan bu prestijli eser Karadeniz Bölgesi’ne kazandırılacak” diye konuştu.

Spor Toto Süper Lig’de şampiyonluk tacını kazanan 5 kulüp olduğunu hatırlatan Bakan Kılıç, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Bu kulüplerimiz Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor ve Bursaspor. Bursa’nın protokolü yapıldı, stadyumu belediye inşa edecek. Fenerbahçe stadyumu bize ait olan arazi üzerinde Fenerbahçe kulübü tarafından inşa edildi. Yine Galatasaray’ın kullanımına tahsis ettiğimiz Türk Telekom Arena Stadyumu tamamen bizim tarafımızdan devlet arazisi üzerinde yapıldı, mülkiyeti bakanlığımızın, kullanım hakkı tamamen Galatasaray’a verilmiş durumda. Şimdi Trabzon’un meselesi Akyazı projesiyle birlikte çözüme kavuşuyor. Beşiktaş’ın stadyum ihtiyacını da aynı şekilde sürece dahil ettik ve Beşiktaş camiasını,taraftarına ve tarihine yakışan bir stadyuma kavuşturmak arzusundayız. Bu yöndeki çalışmalara devam ediliyor.”

Şampiyonluk kupası

Bakan Suat Kılıç, ”Şampiyonluk kupasının Trabzonspor’a verilmesi yönündeki beklentileri nasıl karşılıyorsunuz?” yönündeki bir soruya, ”Türk futbolunu ayakta tutmaya veya futbol üzerindeki gölgeleri kaldırmaya gayret ediyoruz. Yargıya getirilen konuları yargı, federasyonun yetkisine giren konuları federasyon çözer. Başından itibaren bütün enerjimizi bu noktaya yoğunlaştırdık. Siyaseti, yargıda olan dosyalara da federasyonun elinde olan dosyalara da dahil etmemeye büyük gayret gösterdik. İnce ayar veya bu yönde bir çalışma içerisinde asla değiliz. Bu yöndeki açıklamalarımızı da sizlerle paylaştık. Bu konuda bizim açıklamalarımızı dikkate almanızı öneriyorum. Kesinlikle süreç tamamen yargı ve Türkiye Futbol Federasyonu tarafından yönetilmekte olan süreçtir. Kupanın sahipliği konusunda siyasetin bir söz söylemesi, kesinlikle sürecin hassasiyetleri ile bağdaşmaz. Bu süreçte esasında takdir edilmesi gereken iki değer olduğuna inanıyorum. Bu değerlerden bir tanesi Fenerbahçe camiası ve taraftarıdır. Diğeri ise Trabzonspor camiası ve taraftarıdır. Yapılan yorumların yanlışlığına rağmen, yapılan yayınların ürettiği gerginliğe rağmen, iki kulübümüzün çok saygın taraftar camiaları hiçbir şekilde aklıselimi kaybetmeden bugünlere kadar sağlam, sağlıklı aklı başında gelmeyi başarmışlardır. Türk futbol tarihi Fenerbahçe ve Trabzonspor’un taraftar camialarını gelecekte takdir edecektir” yanıtını verdi.

Genel kurul

Bakan Suat Kılıç, 26 Ocak’ta gerçekleştirilecek Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu öncesi spor kamuoyuna da bir çağrıda bulunarak, şöyle konuştu:

”Tribünlerde bazı istenmeyen hadiseler olmuş ve bazı sarf edilmemesi gereken sözcükler sarf edilmiş olabililir. Eğer ki Türk futbolunun ayağa kalkmasına katkı vermek iradesiyle hareket ediyorsak, bunların hepsini, hepimizin unutmaya hazır olması ve karşılıklı olarak bunları bir kenara atmamız lazım. Sayın Şener, ya da bir başka kulüp başkanıyla 26 Ocak’taki genel kurulda ne konuşulacağı üzerine fikir alışverişinde bulunmamız doğru olmaz. Özerklikle bağdaşmaz. Kaldı ki UEFA bu konuda çok hassas bir kurum. Bizim başından itibaren gözettiğimiz bir denge var. Türk futbolu kendi sorunlarını kendisi çözsün, sorunlarını çözerken Kulüpler Birliği yapısını demokratik bir tartışma ortamı olarak kullansın, Türkiye Futbol Federasyonu zeminini de demokratik bir tartışma ortamı olarak ele almaya devam etsin. Herkes konuya bu çerçeveden yaklaşırsa çok daha rahat hareket edebiliriz. Bu süreçte kulüpler ve kulüp başkanları da zorluklar çekiyor. O zaman hepimize düşen, gerekirse bir adım geri atmak, aklıselimi bir kaç adım öne çıkarmak olmalıdır.”

Kulüp başkanlarının mali konularda yardım taleplerini nasıl değerlendirdiği yönündeki bir başka soruya ise Bakan Kılıç, ”Ben kulüplerin mali konudaki taleplerini artık görüşme konusu olarak görmüyorum. Her görüşmede bunlar az ya da çok gündeme gelen konular zaten. Bugün için bu konunun detaylarını konuşmadık. Çünkü camiada bu konuyla ilgili büyük bir beklenti var ama mali haklar konusunda ben bir kere daha yayıncı kuruluşa teşekkür etmek istiyorum. Yüz milyon dolarlık dava düşünceleri vardı. Kazanırlar, kaybederler o ayrı mesele ama böyle bir davanın açılması bile Türk futbolu üzerinde lüzumsuz bir yeni gerilim kümesi yaratabilecekti. Fakat yayıncı kuruluş Türk futboluna katkı sağlamak adına vazgeçti. Bu önemli bir reflekstir. Dolayısıyla Spor Toto’nun destekleri devam ediyor. Yayıncı kuruluş, yayın hakları doğrultusundaki taahhütlerini yerine getirmeye devam ediyor. Kulüplerin diğer gelirleri var. Yönetim performansı özellikle mali konularda tamamen başkanları ve kulüp idarecilerinin sorumluluğu olan hususlardır” şeklinde cevap verdi.

Bir gazetecinin Sadri Şener’e şampiyonluk kupasıyla ilgili sorduğu soruyu da Suat Kılıç şöyle yanıtladı:

”Sayın Şener’in kupa ile ilgili açıklamaları değişik zeminlerde kendisi tarafından ifade edilmiştir. Şimdi bizim görüşmemizde böyle bir soruya cevap vermesi Türk futbol kamuoyu tarafından çok farklı şekillerde istismar edilebilir. Ben o nedenle sorunuza bu şekilde cevap vermiş oluyorum. Taraftarlıkları kenara bırakmamız gereken bir zamandır. Bazı anlar vardır ki şapkalar çıkarılır bir kenara bırakılır. Şu an Fenerbahçelisi, Trabzonsporlusu ile hepimizin öncelikli olarak destek vermesi gereken değer Türk futbolunu ayağa kaldırma gereğidir.”

Nihat Özdemir kabulü

Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç daha sonra Fenerbahçe Kulübü Başkan Vekili Nihat Özdemir’i kabul etti. Kabul öncesi gazetecilere yaptığı açıklamada, bunun bir nezaket ziyareti olduğunu ifade eden Suat Kılıç, sözlerini şöyle tamamladı:

”Fenerbahçe kulübü başkan vekili sayın Nihat Özdemir ziyaretimize geldi. Biz herkese ve tüm kesimlerle diyalog halinde olmayı sürecin doğru yönünde olmak adına çok önemli buluyoruz. Türk futbolu zorlu bir dönemden geçiyor. Bu doğru fakat bir doğrumuz daha var. Türk futbolunun içinden geçtiği dönemin zorluklarına rağmen, kulüp başkanları medeni bir şekilde sorunlarını konuşabilmekte ve tartışabilmektedir. Bu çok önemli bir kazanımdır. Bu aynı zamanda Türkiye’de hem sporun hem demokrasinin nereden nereye geldiğinin önemli bir göstergesidir. Sezon başlarken hepimizin önemli ve büyük kaygıları vardı. Yapılan yayınlar, ortaya konulan yorumlar, bu yorumların içerdiği tahriklerden hareketle, olumsuzlukların yaşanabileceğine yönelik kaygılar herkeste haddinden fazla vardı ama gelinen noktada futbolseverlerin, camiaların sağduyu ve aklıselim çağrılarını dikkate aldıkları görülmektedir. Ben bu noktada en çok Fenerbahçe ve Trabzonspor camialarına teşekkür ediyorum.”

Written by kesinofsayt

12 Ocak 2012 at 00:25