FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Archive for the ‘Gazeteciler’ Category

3 TEMMUZ MANİPÜLASYONLARININ SONU YOK

leave a comment »

Fenerbahçelilerin yıllardır haykırdığı Cemaat’in gerçek yüzü ortaya çıkınca herkes itirafçılığa soyunmaya başladı. Ne var ki Cemaat kumpaslarındaki kendi rollerini unutturmaya çalışanlar itiraflarında bile saptırma ve manipülasyon yapmaya devam ediyorlar.

3 Temmuz Kumpası ile ilgili ilk önemli açıklama kumpasın medya ayağının başını çeken Hüseyin Gülerce’den geldi. Fenerbahçe’ye operasyonun nedeni sözümona Aziz Yıldırım’ın Cemaat’e yakın bir isme “ne işin var o adamın yanında” demesiymiş. Gülerce’nin bu açıklamadısına ex-Cemaatçi isimlerin bazılarından da dolaylı destek geldi. Zira işi şahsi boyuta indirgemek kendilerini sıyırmanın en kolay yoluydu.

Aynı Gülerce 6 Temmuz 2011 tarihinde Futbolun Dokunulmazları başlıklı yazısında;

Artık futboldaki Ergenekon’a da neşter vuruluyor. “Futbolda Ergenekon olur mu?” sorusu bugün anlamsız bir sorudur. Vesayet varsa, darbecileri vardır. Darbeciler varsa, medyaları, işadamları, çeteleri, kozmik adamları vardır. Vesayet, hukuk dışı örgütlenmelerle ayakta durur. Bu ülkede yüzyıldan beri vesayet rejimi var. Onun için hukuk dışılık her sosyal grubun, devlet aygıtının, anayasal kurumların içinde hükümferma olmuştur. Mücadele, vesayet ile demokratikleşme arasındadır. Bugün inisiyatif sivil iradenin elindedir. Vesayetin bütün ağaları, bu arada futbolun ağaları da kaybetmeye mahkumdur.

diyordu.

13 Temmuz 2011 tarihindeki konuyla ilgili ikinci yazısında ise “mesele Aziz Yıldırım meselesi değil” dediğini ise bugünlerde unutmuş görünüyor;

Mesele futbolda şike, çete meselesi değil. Mesele Aziz Yıldırım meselesi değil, Fenerbahçe meselesi hiç değil. Beşiktaş, Galatasaray, Trabzonspor meselesi de değil. Kimse, sorumluluğunu unutup, taraftarı tahrik etmesin. Ergenekon davasını, Cumhuriyet mitingleri ile özünden saptırmak isteyenler nasıl umduklarını bulamadılarsa, futbol takımlarının taraftarlarını sokağa dökmeye çalışanlar da başarısız olacaklardır. Referandumdaki yüzde 58 ile seçimlerdeki yüzde 50’yi, iyi anlamak lazım. Ortada, demokratikleşme için sivil siyasete, AK Parti iktidarının reform ve özgürlüklerin genişletilmesi hamlelerine destek veren bir irade var. Başbakan Erdoğan, bu iradenin hakkını vermede kararlı görünüyor.

15 Temmuz 2011’de de doğrudan TFF’yi tehdit ediyordu;

Ergenekon Surundaki İkinci Gedik “Futbolda şike ve çete soruşturması, göreceksiniz daha neleri ortaya serecek. Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’dan sonra, Beşiktaş Kulübü Teknik Direktörü Tayfur Havutçu’nun ve iki futbolcunun daha tutuklanması, büyük depremin de habercisi. Hepimiz hazır olalım, kelimenin tam anlamıyla futbolda yer yerinden oynayacak.Bazıları, depremin büyüklüğünü tahmin edemedikleri için ayağında top dolaştırıyor. Mesela Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) tavrı böyle. “Savcının iddianamesini bekleyeceğiz.” diyor. Diyor ama futbolcuların bazılarının şikeyi itiraf ettikleri manşetlere çekilirken, Federasyon’un o beklemenin altında kalmayacağını kim söyleyebilir? Dağdan bir kartopu yuvarlandı ve giderek çığa dönüşüyor. Yeni TFF, galiba kucağında bulduğu kor ateşin farkında değil. Şu anda liglerin zamanında başlaması bile tehlikede. Katılacak takımlar UEFA’ya bildirildi ama yer yerinden oynamaya başladığında o bildirimin ne hükmü olur?”

Şimdi sözcülüğünü yaptığı yapının güç kaybettiğini görerek saf değiştiren bu zatın dediklerine neden inanalım? O gün başka bir şeyin sözcülüğünü yapan, bugün kendisiyle yüzde yüz çelişen birisinin bugün kimin sözcülüğünü yaptığını nereden bilebiliriz ki?

11 Ağustos 2016 tarihinde Cemaat’in eski ‘futbol imamı’ olarak bilinen Said Alpsoy Fotomaç gazetesine bir röportaj vermiş. Artık ‘hayali röportajlara’ alışkın olduğumuzdan belli bir çekinceyle yaklaştığımız söyleşide şu sözler yer alıyor:

“Ben Paralel yapıdan ayrıldıktan sonra Pensilvanya’dan futbolculara talimat gelmiş: ‘Onun yüzüne hakaret edin, onunla görüşmeyin. Sen çok kötü biriymişsin diye söyleyin, hatta bunu hep beraber topluca yapın diye…’ Bunu bana Arif Erdem anlattı. Tabii ki böyle bir şey yapmadılar. Bu saydıklarımın hiçbiri kötü insanlar değildi. Bu yapının neler planladığını hiçbirimiz bilmiyorduk. Zaman geçtikçe ekonomik talepler artınca, jübile yapanların telefonları çalmaz olunca Gülencilerin de maskeleri düştü. Bu futbolculardan kimileri zamanla koptu, yollarını ayırdı. Kimi ayırmadı, ayıramadı. Kim samimi kim değil, nasıl anlarsınız? 15 Temmuz’daki kalkışmaya değil, 17-25 Aralık’taki darbe girişimi olduğu zamanki tavırlarına, sosyal medya paylaşımlarına bakarsınız.”

“2002 Dünya Kupası’nda Türkiye’nin dünya üçüncüsü olduğu dönemde benim de yönlendirmemle milli takımdaki bu yapıya mensup futbolcular aralarında şampiyona primlerini topladılar. Emre Belözoğlu, Okan Buruk, Hakan Şükür, Hakan Ünsal, Arif Erdem’in aralarında topladıkları 250-500 bin dolar civarında idi sanırım, 14 sene oldu tam hatırlamıyorum. Bu miktarı Arif Erdem, Pensilvanya’ya götürdü. Gülen önce almak istememiş ancak Arif parayı Cevdet Türkyolu’na vermişti. Gülen de daha sonra Arif’e methiyeler düzmüştü. Fatih Akyel’i de duyardım ama benden önceymiş. Sonrasında cemaatle bağı kopmuş sanırım. Benim dönemimde yoktu.”

“Galatasaray’ın UEFA Kupası’nı kazanan kadrosundan bazı isimler cemaate bağlıydı: Arif Erdem, Hakan Ünsal, Hakan Şükür, Okan Buruk, Emre Belözoğlu. Bunlar hep el üstünde tutulurdu. Hepsi beni sayar severlerdi. Genellikle sabah namazlarında bir araya gelir, daha sonra futbolcuların evlerinde gider, dini sohbetler yapardık. Emre’nin o zaman yaşı küçüktü ama adı çok öne çıkıyordu. O dönemde şöyle bir olay olmuştu. Fatih Terim birkaç kez Emre’yi Florya’da odasına çağırıp biraz da tehdit eder bir üslupla “Fetullahçılarla ilişkini kes! Bunlar senin kariyerini bitirir, geleceğini karartırlar. Ben takımımda böyle bir yapılanmaya asla ve katiyetle izin vermem” diyerek uyarmış. Bunu bana yine futbolcular anlatmıştı. Emre de “Tamam hocam, peki falan” demiş.”

“İsmail Demiriz ile Uğur Tütüneker, bir işadamı ile konfeksiyon işine girmişti. Vatan Caddesi’ndeki işyeri daha sonra kebapçı oldu. Bu kebapçının Florya’da da bir şubesi açılmıştı. Bu kebapçıdaki yemekte şu an kaçak olan Ahmet Kara’nın yardımcısı olan Soner diye biri, ‘Pamuk eller cebe’ der gibi yapıyor ve ayaküstü bugünün parasıyla 40 bin TL topladı, ki bu miktar Cemaat için çerez parası gibi kalır.”

“Futbolda şike döneminde FETÖ’nün içerisinde yoktum ama aklımda kalan şuydu: Cemaat’te Hacı Kemal Erimez adında önemli bir isim vardı. Zaman Gazetesi’nin ilk alındığı dönemde yani 1987’lerde maddi sıkıntılar yaşanırken her ay onun elinden gazeteye 10 milyon TL civarında sübvanse yapılırdı. Bunu çok iyi biliyorum, çünkü kuryeliği birkaç kez ben yapmıştım. Hacı Kemal Erimez ölümünden sonra Cemaat tarafından aşağıdan gelenleri motive etmek için sistematik olarak efsaneleştirildi. O yıllarda Cemaat onun Fenerbahçe yönetimine girmesini istemişti. Sonrasını bilmiyorum ama Gülen böyle büyük bir kulüpte olunmasını istiyordu. Tabii ki sonrasında ne olacak, türlü yollardan ekonomik çıkar sağlanacak. O dönemin Fenerbahçe yönetimine birini soktular mı, bilmiyorum. Araştırılması gerekir.”

Bu sözlerden en ilgimi çeken “Fatih Terim birkaç kez Emre’yi Florya’da odasına çağırıp biraz da tehdit eder bir üslupla ‘Fetullahçılarla ilişkini kes! Bunlar senin kariyerini bitirir, geleceğini karartırlar. Ben takımımda böyle bir yapılanmaya asla ve katiyetle izin vermem’ diyerek uyarmış.” sözleri.

Bir zamanlar Cemaat’in baş sözcüsü, Aziz Yıldırım’ın bir sözü üzerine koca Fenerbahçe camiasına operasyon yapacak bir gözü dönmüşlükten bahsediyor. Bir zamanlar Cemaat’in ‘futbol imamı’ olan kişi de benzeri sözleri Fatih Terim’in de söylediğini belirtiyor. Ancak bahis konusu ‘kindar’ zat bu laflara kılını kıpırdatmıyor. Terim her devirde el üstünde tutulmaya devam ediliyor ‘futbol paydaşları’ arasında.

Ve bizlerden de bu hikayelere inanmamız bekleniyor.

İnanmıyoruz…

3 Temmuz sürecinin dirayetli lideri Aykut Kocaman’ın dediği gibi “gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır”.

Bizler ilk günde ne olduğunu biliyorduk. Şimdi de biliyoruz. Kimse yalanlarıyla kendini aklamaya çalışmasın. Hepiniz oradaydınız!

Ve hepiniz hesap vereceksiniz!

 

Reklamlar

Written by kesinofsayt

11 Ağustos 2016 at 10:16

3 TEMMUZ OPERASYONU KRONOLOJİSİ – 8 (ŞUBAT 2012)

leave a comment »

1 Şubat 2012 – Çarşamba

  • Fenerbahçe Spor Kulübü TFF Hukuk Kurulu Başkanı İlhan Helvacı’yı istifaya davet etti.
  • Türkiye Futbol Federasyonu Hukuk Kurulu Başkanı İlhan Helvacı, “Hukuka aykırı birşey yaptığımı düşünmediğimden istifa etmeyi de düşünmüyorum” dedi.
  • Kulüpler Birliği Başkanı Yıldırım Demirören, Süper Lig kulüp başkanlarını 7 Şubat Salı günü özel gündem maddesiyle toplantıya çağırdı.

2 Şubat 2012 – Perşembe

3 Şubat 2012 – Cuma

  • Samsun dönüşü Fenerbahçe kafilesini havaalanında karşılayanlar arasında Beşiktaşlı bir taraftar pankart açtı.

5 Şubat 2012 – Pazar

6 Şubat 2012 – Pazartesi

7 Şubat 2012 – Salı

  • Kulüpler Birliği TFF seçimi gündemiyle toplandı.
  • Ünal Aysal Cihan Kamer’in “transferde etik davranılmadığı” açıklamasına yanıt verdi.

8 Şubat 2012 – Çarşamba

  • Fenerbahçe Spor Kulübü Külüpler Birliği toplantısında Yıldırım Demirören’i TFF başkanlığına önerdiği yolundaki haberleri yalanladı.

9 Şubat 2012 – Perşembe

  • Mehmet Ali Aydınlar 32. Gün programına katıldı.
  • PFDK Beşiktaş maçındaki olaylar nedeniyle Fenerbahçe’ye 1 maç seyircisiz oynama cezası verdi.

10 Şubat 2012 – Cuma

  • Fenerbahçe Spor Külübü M. Ali Aydınlar’ın 32.Gün programındaki ifadelerini “acz içinde” diye yanıtladı.
  • Futbol Disiplin Kurulu Ocak ayı sonunda soruşturmada adı geçen isimlere 30 bin sayfalık iddianameleri gönderdi. 20 gün süre içinde savunmalarını talep etti.
  • CAS yargıcı Kısmet Erkiner Mehmet Ali Aydınlar’a cevap verdi.

11 Şubat 2012 – Cumartesi

  • Aralarında Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın da bulunduğu 23’ü tutuklu 93 sanık hakkında açılan dava, İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ndeki salonunda görülecek. Şike davasına bakacak 16. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Mehmet Ekinci, sevgililer gününe denk gelen ilk duruşma öncesinde basın mensuplarının sorularını yanıtladı: “Takımları yargılamıyoruz”.

12 Şubat 2012 – Pazar

13 Şubat 2012 – Pazartesi

14 Şubat 2012 – Salı

  • Aziz Yıldırım Mehmet Ali Aydınlar’a hitaben bir mektup gönderdi: “Sözümüz sanadır!”
  • Tarihi dava Silivri’de başladı. Çok sayıda Fenerbahçe taraftarı Silivri’deydi.
  • Fenerbahçe Spor Kulübü’nin 327 sicil numaralı Yüksek Divan Genel Kurul üyesi ve basketbol şubesinin kurucularından, spor tarihçisi Cem Atabeyoğlu vefat etti.
  • Aziz Yıldırım: “Ne şikesi? Memleket elden gidiyor.”

15 Şubat 2012 – Çarşamba

  • “Futbolda şike” iddiaları üzerine aralarında Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın da bulunduğu 23’ü tutuklu 93 sanık için açılan ve Silivri’de görülen davanın ikinci günü sona erdi. Aziz Yıldırım’ın dilekçe vermesine rağmen İsveç’te yaşayan yanlış Hasan Çetinkaya’nın tapeleri iddianameden çıkartılmaması nedeniyle Mahkemede buna tepki gösterildi.
  • Aziz Yıldırım’dan Silivri’deki taraftarlara: “Bu soğukta üşümesinler, evlerine gitsinler. Çağlayan’a bekliyorum.”

16 Şubat 2012 – Perşembe

17 Şubat 2012 – Cuma

18 Şubat 2012 – Cumartesi

20 Şubat 2012 – Pazartesi

  • Çağlayan’da birinci gün
  • TFF başkanlığı için 21 aday başvurdu.
  • Galatasaray Demirören’in adaylığına tepki gösterdi.
  • İbrahim Akın’dan açıklama: “Savcıya yalan söyledim.”

21 Şubat 2012 – Salı

23 Şubat 2012 – Perşembe

  • Tarihi savunmadan notlar: “Bunu yapanları tarih yargılayacaktır.”
  • Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Tahkim Kurulu, futbolcu Serdar Kulbilge ve antrenör Cengiz Demirel’in, şike ve teşvik primi eylemlerinde bulundukları şüphesiyle PFDK’nın verdiği idari tedbir kararının kaldırılması talebinin reddine dair kararına karşı yaptıkları itirazı reddetti.
  • Galatasaray Kulübü’nün, Türkiye Futbol Federasyonu’nun 27 Şubat Pazartesi günü yapılacak Seçimli Olağanüstü Genel Kurulu’nda başkan adaylarından Ata Aksu’yu destekleyeceği öğrenildi.
  • Fenerbahçe Spor Kulübü Habertürk’e bağlı kişilerin tesislerine girişini yasakladı.
  • Yasemin Merçil: “Şikenin tarafları sonucu etkileyebilecek kişiler olmalı, Transfer şikesi diye bir kavram yok ”
  • Vatan Gazetesi Aziz Yıldırım’ın eşkal fotoğrafı için özür diledi.

24 Şubat 2012 – Cuma

  • Şekip Mosturoğlu ve Cemil Turan tahliye edildi. Diğer yöneticilerin tutukluluk hali devam ediyor.
  • Kararın ardından Çağlayan’daki Fenerbahçe taraftarına polis tazyikli su ve biber gazı ile müdahale etti.

25 Şubat 2012 – Cumartesi

  • Eskişehirspor 2 – 1 Fenerbahçe
  • Trabzonspor, şike davası kapsamında tutuklu bulunan Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım ve dün gece tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilen Sivasspor Başkanı Mecnun Odyakmaz’ın iddialarına internet sitesinden yayınladığı açıklama ile çok sert cevap verdi.

27 Şubat 2012 – Pazartesi

  • Yıldırım Demirören TFF başkanlığına seçildi.
  • Lig TV Muhabiri Ömer Güvenç; TFF Başkanı Yıldırım Demirören, Fenerbahçe’ye “Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nde (CAS) UEFA’ya açtığınız davayı geri çekin, 45 milyon Euro’yu Türkiye Futbol Federasyonu olarak biz karşılayalım” dediğini iddia etti. Ömer Güvenç bu sözünün de arkasında olduğunu söyledi.

28 Şubat 2012 – Salı

  • Fenerbahçe Spor Kulübü Fatih Altaylı’yı yalanladı.
  • Fenerbahçe Asbaşkanı Ali Koç CNBC-E canlı yayınına katıldı.

3 Temmuz Operasyonu Kronolojisi 1 – (Temmuz 2011)

3 Temmuz Operasyonu Kronolojisi 2 – (Ağustos 2011)

3 Temmuz Operasyonu Kronolojisi 3 – (Eylül 2011)

3 Temmuz Operasyonu Kronolojisi 4 – (Ekim 2011)

3 Temmuz Operasyonu Kronolojisi 5 – (Kasım 2011)

3 Temmuz Operasyonu Kronolojisi 6 – (Aralık 2011)

3 Temmuz Operasyonu Kronolojisi 7 – (Ocak 2012)

NEREDE UEFA’NIN SOPASI?

leave a comment »

1 Nisan 2012 tarihinde Trabzon’da oynanan Trabzonspor – Fenerbahçe karşılaşmasının 41. dakikasında Fenerbahçe Christian Baroni’nin attığı golle 1-0 öne geçti. Ertesi gün pozisyonun ofsayt olup olmadığı hakkında “sallamalar” havada uçuşuyordu.

Ahmet Çakar – Sabah

Ve gelelim maçın en kritik anına. Aslında bu kritik an maçın dönüm noktası. Fenerbahçe’nin attığı golde yardımcı Serkan Ok ofsayt bayrağını kaldırdı. Ama Aydınus buna rağmen golü verdi. Pozisyon gol mü yoksa ofsayt mı? Bir oyuncu sadece ofsayt pozisyonunda diye ofsaytla cezalandırılmaz. Ya topa dokunacak, ya rakibe müdahalesi olacak, ya oyuna müdahalesi olacak ya kendi takımına avantaj sağlayacak. Top Caner tarafından oynandığında Cristian topa doğru koşuyor. Aynı anda Sow da sabit durmayıp ya da aksi yöne koşmayıp topun olduğu yere doğru kısa bir koşu yapıyor. Ve pas olarak atılmış bu top Sow’un ayağının birkaç santim önünden geçerek Cristian tarafından gol yapılıyor. Üstelik Sow bu koşuyu yaparken hemen geri dönen Trabzonsporlu Giray’ın koşu yolunu da belli oranda tıkıyor. Her ne kadar topa dokunmasa da Sow’un yaptığı hareket rakibe ve oyuna bir müdahale olarak algılanmalı. Dolayısıyla bu kadarından dolayı Fırat Aydınus hatalıdır.

Muhittin Boşat – Cumhuriyet

Fenerbahçe’nin kazandığı gol öncesinde top arkadaşının ayağından çıktığı anda Sow ofsayt pozisyonundaydı ancak topa dokunmamasına rağmen arkadan gelen Baroni’ye doğru koşarak rakiplerinin şaşırarak duraklamasına neden oldu ve yardımcı hakem Serkan Ok da Sow’un bu durumu için ofsayt bayrağı kaldırdı. Ancak Aydınus hatalı bir yorum yaparak yardımcısına bayrağını indirmesini işaret edip oyunu devam ettirdi ve Baroni topu rakip ağlara gönderdi. Bu pozisyonda re’sen oyunu devam ettirmek Fırat Aydınus için çok önemli bir yanlıştı.

Erman Toroğlu – Hürriyet

Önce Fenerbahçe’nin attığı gol. Ofsayt mı değil mi, tartışalım. Topun son oynandığı an; önce, topa yakın, net ofsayt pozisyonundaki Fenerbahçeli Sow hareket ediyor. Nereye doğru? Topa doğru. Pozisyonun içinde mi? Evet. Rakip defansı aldatıyor mu? Evet. Trabzonsporlu futbolcular, pozisyon ofsayt diye bırakınca, arkadan Baroni ofsayt olmayan pozisyonda geliyor ve güzel bir vuruşla golü yapıyor. Yoruma açık bir pozisyon. Benim yorumum; ofsayt.

Bülent Yavuz – Habertürk

Gelelim pozisyona; kural, “Ofsayttaki bir oyuncunun topa dokunması halinde ya da hareketlenmesi ile rakibe veya oyuna müdahalesi olursa bu oyuncu ofsaytla cezalandırılacaktır” der. Sow, top en son ayaktan çıktığı anda her yerden görülebilecek şekilde açık ofsaytta. Topla oynamıyor ama topa hareketleniyor. Arkadan gelen Cristian gol yapıyor. Hakem, Sow’u oyuna ve rakibe müdahale etmediği için dikkate almıyor ve bu yüzden gol veriyor. Oysa Sow topa hareketlenerek savunma oyuncularının topla oynamasına engel oluyor. Özellikle Trabzonlu Giray, Sow önünde olmasa topa net bir şekilde müdahale edecek durumda. Sow’un topun önünde durması Trabzonlu savunma oyuncusunun oynamasına yüzde yüz engel oluyor. Senegalli, aktif oyun içerisinde ve Trabzonlu savunma oyuncularına müdahale ediyor. Topun hemen yanında durarak da Cristian’ın topa vurmasına büyük bir avantaj sağlıyor. İşte bu yüzden kurala göre gol iptal edilmeliydi.

Markus Merk – Maraton:

Bana göre bu pozisyonda bayrak kaldıran yardımcı hakem haklı… Çünkü Sow burada kesinlikle ofsayt. Top ona doğru atılıyor ve o da topa doğru hareket ediyor.
Hareket edince de Trabzonsporlu futbolcuları yanıltıyor. Sow burda aktif pozisyonda. Yani net olarak Fenerbahçe’nin golü ofsayt.
Burda Fırat Aydınus’un kararı çok cesur ama, bu kararı yardımcısı Serkan Ok’a bırakmalıydı.

Hıncal Uluç – Fotomaç:

Yardımcı hakem, bayrak kaldırdığı halde Fenerbahçe’ye bir gol verdi, evlere şenlik… Buna eğer ‘Pasif ofsayt’ diyorsa hakemlik lisansı derhal iptal edilmeli. Çünkü bu adam hakemliği bilmiyor.
Pasif ofsaytın en basit kuralı şudur:
Oyuncu hareketlenmeyecek ya da topun aksi yönünde hareketlenecek.
Sowne tarafa doğru hareketleniyor?
Topa doğru… Topa doğru hareketlenen bir santrfor rakip savunmayı ve kaleciyi aldatır mı? O zaman nasıl pasif oluyor? Aktif olarak oyunun içinde olduğunu her haliyle gösteren bir adama ‘pasif’ diyor hakem ve buradan gol çıkıyor!

Trabzonspor Kulübü:

Böylesine zorlu bir karşılaşmada yediğimiz birinci golün ofsayt olması, (…)

Haydi Trabzonspor’unkini anladık. Ama bu isimlerden Bülent Yavuz, Ulusoy döneminin büyük kısmının MHK başkanı, hakem hocası idi. Diğer isimler de Türkiye’de yakın tarihin, en azından isim olarak, önemli hakemleri, yorumcuları. Hiç mi gelişmeleri, kuralları, yorumları takip etmezler? Uluç için birşey söylemeye gerek yok zaten 🙂
Bir de “yüzyılın hakemi, ulemalar uleması, büyük insan, muhteşem adam” Markus Merk var. Türkiye’ye gide gele o da “olmuş”…

Bu isimlerin bazıları “UEFA sopası”nı çok seviyorlar. O sevdikleri “sopa”yı UEFA kafalarına indirmiş bu sefer:

Milliyet, 04 Nisan 2012

Trabzonspor-Fenerbahçe maçının FIFA kokartlı hakemi Fırat Aydınus’a, Türkiye Futbol Federasyonu Merkez Hakem Kurulu Eğitimcisi ve UEFA Hakem Komitesi Üyesi Jaap Uilenberg’den özel teşekkür geldi.
Fırat Aydınus, Avni Aker Stadı’nda pazar akşamı oynanan karşılaşmanın 41. dakikasında Cristian Baroni’nin attığı golü, yardımcısı Serkan Ok’un, Moussa Sow için kaldırdığı ofsayt bayrağına rağmen geçerli saymıştı. Aydınus’un spor kamuoyunda tartışma yaratan bu kararı, UEFA Hakem Komitesi Üyesi Uilenberg’den övgü aldı.
Spor Toto Süper Lig maçlarını her hafta dikkatle takip eden Jaap Uilenberg’in, Merkez Hakem Kurulu yetkililerini arayarak pozisyonu doğru yorumladığı için Fırat Aydınus’a teşekkür ettiği ortaya çıktı. Hollandalı hakem hocası, Cristian’ın golle sonuçlanan pozisyonunun hakem seminerlerinde ders olarak gösterileceğini de bildirdi.
Jaap Uilenberg’in bu golün pasif ofsaytla ilgili birçok soruya yanıt olabileceğini düşündüğü ifade edildi.

Written by kesinofsayt

04 Nisan 2012 at 08:45

GAZETECİ NE İŞ YAPAR? – 2

leave a comment »

“Acar” gazeteci, “tarafsız” isim İbrahim Seten’in gözaltıların ilk gününde eski TFF başkanı Mahmut Özgener’le konuşması… Melih Gökçek’in “bir haftadır” Aziz Yıldırım’ı içeri alacaklarını söylediğini iddia ediyor Seten. Melih Gökçek operasyonu önceden haber almış mıydı? Operasyonu önceden bilen başka kimler vardı? Uzun süre sözleşme imzalamayıp, operasyondan birkaç gün önce sözleşme imzalayan futbol adamları, son anda gideceği kulübü değiştirip başka yere transfer olan futbolcular var mıydı bunu bilen?

Written by kesinofsayt

13 Şubat 2012 at 15:41

GAZETECİ NE İŞ YAPAR? – 1

leave a comment »

Habertürk Gazetesi spor müdürü Halil Özer (Galata Sarayı Efendiler kitabının yazarıdır aynı zamanda) ile TFF eski başkanı Mahmut Özgener arasındaki konuşmalar…

Konuşmalar 16 Nisan 2011 tarihinde, Fenerbahçe’nin 90+4’te direkten dönen topu tamamlayan Santos’un attığı golle Gaziantepspor’u 1-0 yendiği maçtan sonra gerçekleşmiştir.

Konuşmalar bu maçta yaşananların haricinde, Trabzonspor’un rakiplerinin oyunları hakkında ciddi ipuçları içermektedir.

Aşağıdaki konuşmada ise Trabzonspor’un Karabükspor’a Fenerbahçe ile oynayacakları maç öncesinde teşvik primi verme girişimi ile ilgili ipuçları var. Bugün ortada hakem, gözlemci, temsilci raporları yokken Etik Kurulu raporu ve kanaate dayalı karar isteyenler, “o gün” bunca şüpheye rağmen TFF’nin ilgili birimlerinin neden işlem yapmadığını açıklamak durumunda değiller mi? Mesela Lütfi Arıboğan, İlhan Helvacı, Yunus Egemenoğlu gibi isimler o günlerde TFF yönetiminde değiller miydi?

 

Written by kesinofsayt

13 Şubat 2012 at 13:32

ÖZEL HABER ‘TAHİR KUM’

leave a comment »

Sürekli ‘Tahir Kum Özel Haberi’ diyerek şişinen bir gazetecinin aslı…
Ismarlama haber!

Written by kesinofsayt

09 Şubat 2012 at 19:38

HALUK ULUSOY DOSYASI – 11

leave a comment »

29 Ocak 2004 tarihinde, futbol sahalarında olayların artması üzerine, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin bir açıklama yapar.

Şahin, futbolda herkesin sorumluluğunu bilmesi gerektiğini kaydederek, “Futbolda ikinci yarı sancılı başladı. Bunların asgariye indirilmesi gerekli. Hakem hatalarının olduğunu söylemek istemiyorum. Ancak herkes sorumluluğunu bilmeli ve tansiyon düşürülmeli. Bu böyle giderse hükümet olarak seyirci kalamayız ve gerekeni yaparız. Ligin, 2. hafta maçlarından itibaren normale geleceğine inanıyorum” diye konuşur.

Futbol Federasyonu’nun Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Yasa’da değişiklik yapılabilmesi için çalışmaların başladığını ifade eden Şahin şunları ekler:

“Tüm federasyonların özerkliğiyle ilgili kanun tasarısını imzaya açtık. Biz sadece Futbol Federasyonu ile ilgilenmiyoruz. Spor yönetiminde de demokrasi kurallarının iyi işlemesini arzu ediyoruz. Her federasyonun genel kurulunda delege sayısının artırılmasını istiyoruz. Futbolda 109 delege var. Bunun binlere yaklaşması lazım.

Türk futboluna emeği geçen birçok futbolcu var. Bir tek Turgay Şeren’in temsil ettiğini biliyorum. Bu çalışma federasyon ve yönetimine karşı bir tavır değil. Amaç futbolu zenginleştirmek. MerkezHakem Kurulu’nun 9 üyesinin başkan tarafından değil de ya yönetim ya da genel kurul tarafından belirlenmesi gerektiğini düşünüyorum. FutbolFederasyonu’nun kuruluş ve görevlerini içeren yasada da değişiklik yapılması planlanıyor. Zaten bununla ilgili olarak Futbol Federasyonu’ndan da talep var.

Genel kurulda amatör spor kulüpleri yalnızca 3 delegeyle temsil ediliyor. Aslında amatörler futbolun beşiğidir ve 6 bin kulübe 3 delegenin bulunması azdır”.

TFF Yönetim Kurulu Üyesi Bayram Yağcı, Beşiktaş Samsunspor maçını ve sonrasında yaşananları bahane ederek istifa eder. Yağcı:

“Yaklaşık 1.5 aydan bu yana medya ve kamuoyu Birinci Süper FutbolLigi’nde birinci ile ikinci takım arasında puan farkı açılırsa ligin tadının kaçacağı ve reytinglerin düşeceği gibi yorumlar yapıyor. Bunlar söylenti şeklinde dolaşırken, birinci takımın ikinci devredeki ilk maçında böyle bir gece yaşanıyorsa, şampiyonluklara futbol dışı unsurlar karar verecekse, bununla mücadele edeceğimi ve böyle çark oluşursa savaşarak bu çarka çomak sokacağımı söyledim. Böyle senaryoları söyleyen ve iddia eden ben değilim. Bu olaylar karşısında benden hiç kimse 3 maymunu oynamamı beklemesin. Ben 15 milyonluk Beşiktaş camiasına sorumluluk taşıyan bir insanım. Böyle olaylar yaşanırken ben bir koltuğa esir olamam.

Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy geçtiğimiz günlerde bir televizyon programında benim için bazı sözler sarfetti, sayın başkan benim 3.5 yıl boyunca Beşiktaş taraftarı gibi çalıştığımı dile getirdi. Ben federasyon kapısından girerken formamı arabada bırakarak girdim. Bunun ispatı da Beşiktaş ile ilgili alınan bazı kararlara katılmamama karşın muhalefet şerhi koymadığım gerçeğidir. Formamı çıkardım, ancak kalbimdeki renkleri silmedim. Yönetimdeki diğer arkadaşlarımın silmediği gibi”.

TFF yönetimindeki bir ismin kendi ifadeleri dahi çelişkili ve TFF Yönetim Kurulu hakkında ipuçları veriyordur. Yağcı “Ben 15 milyonluk Beşiktaş camiasına sorumluluk taşıyan bir insanım” dedikten birkaç dakika sonra “ben federasyon kapısından girerken formamı arabada bırakarak girdim” diyebiliyor ve bunda hiçbir gariplik görmüyordur.

“Formamı çıkardım, ancak kalbimdeki renkleri silmedim. Yönetimdeki diğer arkadaşlarımın silmediği gibi” sözleri de TFF’nin işleyişini açıkça ortaya koymaktadır.

Futbol Federasyonu Başkanvekili Ata Aksu, 12 Şubat 2004’de Dünya Futbolu ve Türkiye konulu panelde UEFA kriterlerine uyan 6 kulübümüz bulunduğunu söyler:

“Beşiktaş, Fenerbahçe, G.Birliği, G.Antep, A.Gücü ve ismini hatırlayamadığım bir kulüp şu anda kriterlere uyuyor. G.Saray ve Trabzon henüz uymuyor.”

Soruyorum o halde: Eeee?

Daha önce defalarca 2004’de görevi bırakacağını açıklayan Ulusoy 19 Şubat 2004’de “sürmesi gereken yapısal reformları gerçekleştirecek bir misyonu olduğu için başkanlığa devam kararı aldığını” söyler.

Meali “Fenerbahçe’nin önünü yeterince kesemedim hala. G.Saray’a birkaç şampiyonluk daha kazandırmam lazım. Arada bir de Trabzon’u şampiyon yapabilirsem tadından yenmez”…

Ulusoy yazılı açıklamasında, “Tavanda bir dünya şampiyonluğu, tabanda devam edilmesi gereken bir dolu yapısal reformu gerçekleştirecek bir misyonum olduğu kanaatine vardığım için başkanlığa devam etme kararımı futbol kamuoyu ile paylaşıyorum” der.

Geride kalan 7 yılllık görev süresinde birçok başarı elde ettiklerini ve sorumluğunu düşünerek bir karar aşamasına geldiğini belirten Başkan Ulusoy, “ısrarcı baskılar karşısında vermem gereken karar, misyonumu tamamlayıp, tamamlamadığımla ilgiliydi. Yaptığım iç muhasebemde, futbolumuzun ürettiği kaynakları ve büyük potansiyelini, akılcı ve rasyonel kalıplara aktardığımız zaman yarattığımız başarıları sürekli kılacak, tavanda bir dünya şampiyonluğu, tabanda devam edilmesi gereken bir dolu yapısal reformu gerçekleştirecek bir misyonum olduğu kanaatine vardığım için başkanlığa devam etme kararımı futbol kamuoyu ile paylaşıyorum. Söylemek ve yapmak farklı şeylerdir. Ben söylediklerini, hatta daha fazlasını yapan bir kişinin huzuru içindeyim” der.

Ulusoy’un devam kararı üzerine Erman Toroğlu 20 Şubat’ta şunları yazar:

20 Şubat 2004 – Ya Terim ya Denizli (Erman Toroğlu)

Ben, Haluk Ulusoy’un bir yanda Mustafa Denizli’yi, diğer yanda da Fatih Terim’i gördüğünü ve düşündüğünü biliyorum. Bakın, tahmin ediyorum demiyorum, biliyorum. Bu lafıma dikkat edin. Ama Şenol Güneş’in de AKP’nin ağır toplarıyla çalıştığını da biliyorum.

Haluk Ulusoy büyük bir terslik olmazsa yine Futbol Federasyonu Başkanı seçilecek. Ulusoy’un iki elinde iki bomba var. Birisinin üzerinde, “MHK” yazıyor, diğerinin üzerinde ise, “Milli Takım Teknik Direktörü.”

Ulusoy eğer seçilir ve bu ikisinde hata yapmaya devam ederse, patlayacak bombalardan kesin olarak hasar görür, hatta yok olur. MHK ile ilgili sorunlarda MHK (Merkez Hakem Komitesi) kadar kendisinin de rolü var. MHK’nin işine ne kadar karışıyor, ne kadar hakem tayini yaptırıyor, FIFA listesine ve klasmanlara ne oranda tesir ediyor?

Bu olay, kulüpleri çok yakından ilgilendiriyor. Zaman zaman direkt olarak maçları ilgilendiyor. Üç büyükler mağlup olunca da kamuoyunu ilgilendiriyor.

Milli takım olayı ise çok daha başka. Yoldaki herkes, üç büyük takımı ya da diğer takımları tutan tutmayan herkes, bu konuda burnundan soluyor. Ulusoy’un fazla bir şey yapmasına gerek yok. Tedbil-i kıyafet giyinsin, halkın arasına girsin, önüne gelen bin kişiye, “Şenol Güneş için ne düşünüyorsun?” diye sorsun. Alacağı cevap yüzde 90’dan fazla menfi olacaktır.

Spor kamuoyunu şu anda iki teknik adam göstere göstere aldatıyor. Biri Şenol Güneş, diğeri Fatih Terim. İkisi de “La Fontaine’den Masallar” anlatıyorlar. ‘Gençleştirme’ yapıyorlarmış. Sonra da hafif sağa dönerek bunu, “değişim”e çeviriyorlar. Yani laf ebeliği yapıyorlar.

Ne kulüp takımlarında, ne de milli takımlarda ‘gençleştirme’ diye bir olay yoktur. Bu bizim gibi geri kalmış ülkelerde vardır. Neyin gençleştirmesi? G.Saray, UEFA Kupası’nı alırken, Hagi, Taffarel, Popescu kaç yaşındaydı? Biz Dünya Kupası’nda üçüncü olurken yaş ortalamamız neydi?

Ama Şenol Güneş, dünya üçüncüsü olan takımın üzerinde oynamadı, o takımı kademe kademe değiştiremedi, değiştirmeye gücü yetmedi. Çünkü futbolcusu Şenol Güneş’in üzerindeydi, altında değil. Sonunda Avrupa Şampiyonası elemelerinde rezilleri oynadık.

Şimdi de kardeşimiz diyor ki, “Ben takımı gençleştiriyorum.” O zaman Milli Takım Teknik Direktörlüğü’ne de 25 yaşında bir teknik adamı getirelim. Şenol Güneş de yaşlandı. Onun mantığına göre, benim bu mantığım doğru. Ama aslında ikisi de yanlış. Çünkü futbolun kitabında böyle bir şey yok.

Hani namaz kılarsın, namazın sonuna doğru hafifçe sağına bakarsın, “Es selamun aleyküm” dersin, sonra soluna döner yine, “Es selamun aleyküm” dersin. Haluk Ulusoy da tıpkı böyle. Ben, Ulusoy’un iki tarafına bakarken, bir yanda Mustafa Denizli’yi, diğer yanda da Fatih Terim’i gördüğünü ve düşündüğünü biliyorum.

Bakın, tahmin ediyorum demiyorum. Bu lafıma dikkat edin. “Biliyorum” diyorum. Bence Ulusoy, Milli Takım Teknik Direktörlüğü için düşündüğü operasyonu yapacak. Yapması da gerekir. Ama şu anda “merhaba” dediğinde karşısında Şenol Güneş var. Güneş’in de Ulusoy’a karşı AKP’nin ağır toplarını devreye sokmaya çalıştığını da biliyorum.

Kısacası yukarıdaki iki önemli konuda da sorunu çözecek insan Ulusoy. Sonra olacak tersliklerde okkanın altına girecek insan kendisi. Eğer gereğini yapmazsa başı çok ağrıyacak çookk…

14 Mart 2004’da Christoph Daum, Gençlerbirliği’nin Adanaspor ile oynayacağı maçın ertelenmesini anlayamadığını belirten bir açıklama yapar:

“Kimseyle polemiğe girmek istemiyorum ama, anlayamadığım şeyler var. Gençlerbirliği’ne UEFA Kupası’nda yardımcı olmak üzere ertelendiyse bana göre kupa maçından sonraki karşılaşması ertelenmeliydi. Çünkü rakibimiz bizimle kupa maçı yapacak. Sonra bir lig maçı oynayıp, Valencia’nın karşısına çıkacak. Bu nedenle yapılana anlam veremiyorum.”

Bu erteleme gerçekten de Türkiye’deki ligler tarihinin en ilginç maç ertelemesidir. Fikstüre göre Gençlerbirliği önce Fenerbahçe ile kupada karşılaşacak, sonra lig maçı oynayacak ve ardından UEFA Kupası maçı için Valencia ile oynayacaktır. Gençlerbirliği’nin öyle bir talebi olmamasına rağmen, Valencia maçına daha yakın bir tarih olan lig karşılaşması değil, Fenerbahçe ile oynayacağı karşılaşma ertelenmiştir. Bugün dahi bunun nedeni anlaşılabilmiş değil…

18 Mayıs 2003’de “Şenol Güneş, 2004 yılına kadar her ne olursa olsun Milli Takım’ın başındadır”, 2 Temmuz 2003’de “Şenol Güneş başarılı bir teknik direktördür ve görevinde kalması gerekir” diyen Ulusoy, nasıl ki “2004’te bırakıyorum” lafını yediyse

22 Mart 2004 tarihinde yaptığı açıklama ile Şenol Güneş’in sözleşmesini de tek taraflı olarak fesheder.

Önce Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, Levent’teki binasında saat 14.00’te toplanır. Yaklaşık 2 saat sonra toplantıdan ayrılan Futbol Federasyonu Başkan Vekili Ata Aksu, daha sonra Şenol Güneş ile birlikte geri döner. Yönetim kurulunun kararı Şenol Güneş’e, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy tarafından bildirilir. Ulusoy ve Güneş, daha sonra birlikte basın toplantısı düzenlerler.

Haluk Ulusoy, Şenol Güneş ile yollarına devam etmemeyi yönetim kurulunda görüştüklerini ve karara bağladıklarını belirterek, “Güneş’in sözleşmesi 13 Temmuz’da sona eriyordu. Biz kararımızı bir an önce vermek istedik. Ya devam edecek, ya da ayrılacaktık. Eğer devam etmeyi düşünmüyorsak, yeni gelecek hocaya zaman tanımamız gerekiyordu. Bugünden ayrılmanın daha doğru olduğunu düşündük ve sözleşmesini tek taraflı olarak feshetme kararı aldık. Türk futboluna hayırlı uğurlu olsun” der.

Haluk Ulusoy, Güneş’in sözleşmesiyle ilgili bundan sonra hukuki vecibeler neyse yerine getirileceğini söyler.

Bir gazetecinin, “Tazminat konusu ne oldu” şeklindeki sorusu üzerine Ulusoy, “Güneş’in sözleşmesinde 500 bin dolar tazminat olduğu doğrudur. Bundan sonra hukukçularla görüşeceğiz” der.

Milli Takımlar Teknik Direktörü Şenol Güneş, kendisine görev veren ve görevden alan Futbol Federasyonu’na teşekkür ederek, “Kendimi başarılı bulduğum için devam etmek istiyordum, ama karara saygılıyım” der.

Toplantının ardından Ulusoy ve Güneş el sıkışarak vedalaşırken, Güneş’i, başkan vekili Ata Aksu uğurlar. İkili kapıda bir süre arabanın gelmesini beklerken, Güneş, Aksu’ya, “Araba nerede. Kovarken acele ediyorsunuz, gönderirken etmiyorsunuz” der.

1 Nisan 2004’de Aziz Yıldırım, Beşiktaş’ın, Avrupa Birliği ülkelerinin vatandaşı olan futbolcuların yabancı statüsünden çıkarılması istemiyle Futbol Federasyonu’na yaptığı başvuruyu desteklediklerini söyler. Yıldırım, “Avrupa’daki düzenin Türkiye’de de aynen uygulanması gerektiğini düşünüyoruz. Bizim de müracaatımız olacak” der.

Elbette ki sayın başkan bunu söylerken Ulusoy TFF’sinin Avrupa’daki düzenle alakası olmadığını gözden kaçırıyordur. Zira TFF talebi reddedecektir.

6 Nisan 2004 tarihinde Aziz Yıldırım bir gün önce oynanan G.Saray-Beşiktaş derbisinde yaşananlarla ilgili olarak bir basın toplantısı düzenler. Yıldırım, o güne kadar maçlarda yapılan hataları hep hakem hatası olarak değerlendirdiklerini belirterek, “Ancak eğer bu yapılan hatalarda kasıt varsa, olaylar tehlikeli boyutlara geçmiştir” diye konuşur.

Hep adalet istediklerini belirten Yıldırım şöyle devam eder:

“Sadece kendimiz için değil herkes için adalet istedik. Bu düşüncemizi de her platformda dile getirdik. Toplumsal barışı, spor barışını sağlamak için bize düşen görevi her zaman yerine getirdik.

Hakem Ali Aydın’ın geçmişte bizim maçlarda ve daha önce yapılan hataları, hep hakem hatası olarak değerlendirdik. Ancak derbi karşılaşmasında, Ali Aydın, hiç olmayacak pozisyonlarda penaltı çalmış ve daha da önemlisi maç boyunca devam eden küfür için herhangi bir şey yapmamıştır. Ali Aydın bu hataları neden yaptığını açıklamalı. Eğer bu hataları kendisine yaptıranlar varsa bunları açıklasın. Aksi halde Türk futbolu ve olaylar kötüye gidiyor.

Bu derbi maçıyla birlikte yeni bir noktaya gelinmiştir. Açıklama yapası gereken sorumluların hiçbirisi konuşmamıştır ve beni rahatsız eden budur. Burada hadise Beşiktaş’ın Galatasaray’ı yenmesi değil; yener yenilir, bu gayet doğal. Asıl rahatsız edici olan ise işin içinde oyunlar varmış gibi gelmesi.

Burada yapılacak sey şudur: Sorumluluk federasyondadır. Futbol Federasyonu Başkanı ortaya çıkıp kalan 6 haftanın güvencesini bize vermesi gerekir. Biz kalan 6 maçın nasıl geçeceğini bilmiyor ve endişe duyuyoruz. Elazığ maçındaki ve bu maçtaki hakem hataları, bizi bundan sonra yapılacak maçlara da dışarıdan etki edileceği yolunda ciddi olarak düşündürüyor.

Beşiktaş Menajeri ve yöneticisi, bizi İnönü Stadı’nda yeneceklerini, o maça kadar da Fenerbahçe’nin 1 maç kaybedeceğini söylüyor. Tüm bunlar bizi şüpheye itiyor. Federasyon başkanının çıkıp garanti vermesi gerekiyor. Geçen hafta dışarı çıkan bir toptan gol yedik. Adana’da haksızlık yapıldı, ama sesimizi çıkarmadık. Ancak bu son olay bazı şeyleri uyarmamız gerektiğini ortaya çıkardı. Başta federasyon olmak üzere, devletin de bu konuya el atmasını bekliyoruz. Beşiktaş ile yaptığımız maçta rakibimiz hakem Serdar Tatlı ile ilgili olarak şaibe imasında bulundu. Bizim Bursaspor ile yaptığımız maç öncesinde teşvik primi söylentisi oldu. Haklarımızı hiçbir zaman yedirmeyiz ve hakkımızı savunacağız.”

6 Nisan 2004’de Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in isteği üzerine Başbakanlık Teftiş Kurulu soruşturma açar. İki Başbakanlık müfettişi, Türkmen’in “Alaattin Çakıcı vasıtasıyla tehdit edildim” iddialarını inceleyecektir.

Futbol Federasyonu eski asbaşkanı ve Fenerbahçe eski yöneticisi Hadi Türkmen’in, “Futbolun içinde mafya var, hakemler para yiyor, Milli Takım için Macaristan’a 750 bin dolar teşvik primi gönderildi” iddiaları hükümeti harekete geçirir. Spordan Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in isteği üzerine Başbakanlık Teftiş Kurulu, Türkmen’in iddialarıyla ilgili olarak Futbol Federasyonu’na yönelik soruşturma başlatır.

Soruşturmaya Neden Olan İddialar:

Mafya Sporun İçinde
“Sporda bugün de, dün de mafyanın parmağı vardı. Çünkü futbol bir hobi değil, büyük çıkarlar var. Yayın gelirleri, futbolcu giderlerinin kontrolü, tribün temsilcilerinin kontrolü ve onlarla ilişkiler için mafya bu işin içinde. Bunlar futboldan istifade etmek isteyen örgütlerdir. Bunun adına ister mafya, ister başka bir şey diyebilirsiniz. Bu grupların yöntemleri; yıldırma, ürkütme, tehdit etme, belki de öldürmek.”

Çakıcı Tehdit Etti
“Alaattin Çakıcı vasıtasıyla bu tehditleri aldım. Çakıcı’yı suçlamıyorum. Birilerini rahatsız ettik ki bize bunları yaptılar. İstifa etmek zorunda bırakıldım. Belki de yapmasam Ahmet Çakar’ın yaşadıklarını 6 sene önce ben yaşayacaktım. Benden önce de istifa edenler oldu. Belki onların sebebi farklı ama benimkinde hayati önem taşıyan gelişmeler vardı. Ailem tehdit altındaydı.”

Kefaret İçin 100 Kurban
“DGM dosyasında, Yılmaz Ulusoy’un, ‘Çakıcı, yeğenim Haluk Ulusoy’u tehdit etti ve araya girenlerin hatırına, biraz daha görevde kalması adına süre verdi. Bunun için kefalet olarak Eyüp Sultan’da 100 kurban kestiğini duydum’ ifadesi yer almaktadır.”

Jeepleri Kim Aldı?
“Ata Aksu, futbolculara alınan Jeep’lerin parasını, Ulusoy Ailesi’nden birinin ödediğini söyledi. Sonra bu ismin Ümit Milli Takım Menajeri Burhan Satır olduğu ifade edildi. Oysa memuriyetten gelen Satır’ın bunu karşılayacak durumu yoktu.”

Macarlara Teşvik Primi
“1999’da Macaristan Portekiz’i yenseydi biz 2000 Avrupa Şampiyonası’na katılacaktık. Teknik Direktör Mezsöly aracılığıyla 750 bin dolar gönderildi. Bunu üst düzey bir yöneticiden dinledim. Sonuçta Portekiz Macaristan’ı yendiği için para geriye ödenmemiş, paranın güvenliği için de Dışişleri Bakanlığı Büyükelçiliği’ne para dönüyor.”

Doğan Hakem İstedi
“Gaziantepspor Başkanı, kendi takımının mağdur olduğunu ve müsabakalarına iyi bir hakemin verilmesini istedi; MHK Başkanı’ndan Ayhan Yücebilgiç’i talep etti. Bu hakemin daha sonra bir Gaziantepspor maçında görev aldığını biliyorum. “

7 Nisan 2004’de Yalçın Doğan mafya iddiaları üzerine “Futbolda Milyar Dolarlar” başlıklı bir yazı yazar:

Pasta hiç de küçük değil!.. Pastanın büyük olduğu yerde ne var?.. Mafya var!.. O nedenle, her maç böyle gürültülü, böyle kavgalı. O nedenle, maçlar saha yerine masada oynanıyor!..

Yaklaşık 1 milyar dolarlık rantın bölüşüm kavgası almış başını gidiyor. Maçlar, bu bölüşümün aracı. Zavallı seyirci de, heyecanlı figüranı. Tıpkı futbolcu gibi!..

Masada her şey mümkün. Hakem belirlenmesi, maçın kaderi, şampiyonluklar, bedava geziler, teşvik pirimi adı altında alavere dalavere, rakip futbolculara avantalar, bilet ihaleleri, reklam ihaleleri, 32 kısım tekmili birden, ne ararsan var!..

Eh, bunlar için bilek gücü, yani mafya gerek!..

Futbol piyasasında dönen paranın çeşitli kaynakları var. TV’lerden elde edilen yayın hakkı, milli takım maçları için sponsorluklar, stadyumlarda reklamlar, kulüplere giden reklamlar, forma reklamları, milli maçların yayın hakları, gişe gelirleri, kulüplerin her türlü faaliyeti. Bunlardan oluşan havuz, 1 milyar doları aşıyor. Kavganın göbeğinde bu paranın paylaşımı var.

Tribündeki ya da TV’yi izleyen seyirci ‘benim takım yendi, senin takım yendi’ diye birbirine girerken, adamlar masada ellerini oğuşturuyor.

Ama, öte yanda, milyar dolarlık pastanın paylaşımı için, birileri her zaman devrede. Onlar için devre arası yok. Onlar hep antrenmanlı. Fizik kondüsyon her zaman mükemmel!..

Siyaset-ticaret-mafya olur da, siyaset-futbol-mafya olmaz mı?.. Bal gibi oluyor, örümcek ağı gibi!..

En tepede federasyon var. Yıllık bütçesi 75 trilyon lira. Ona bağlı Merkez Hakem Kurulu var.

Federasyon genel kurulda seçiliyor. Kulüp temsilcilerinden oluşan bir genel kurul. Ama, orada kulüpler tercihlerini belirlerken, ne kadar özgür?.. Siyaset yok mu orada?.. Ya da seçimde etkili başka güçler?.. Bu ana şemsiye baştan sona araştırılmalı!..

Ama, sadece federasyon değil, kulüpler de araştırılmalı!.. Kulüplerde de hatalar ve mide bulandıran ilişkiler var. Yönetim eksik, transfer hatalı, ilişkiler hasta. Örneğin, kulüplerde mafya ile ilişkileri yürütenler var mı?.. Sadece süper ligde değil, diğer kategorilerdeki kulüplerde işler nasıl yürüyor?.. Adam kulüp yöneticisi mi, mafya babası mı, belli değil!.. Ya bunların siyasetle ilişkileri?..

Bu saatten sonra, bu ilişkileri gün ışığına çıkarmak, siyasal iktidarın görevi. Çünkü, olay artık sporu çoktan aşıyor.

Benim hakem hataları masallarına karnım tok!.. Ben temiz futbolu özlüyorum. Milyonlarca seyirci gibi!..

Futbol Federasyonu Başkanı, 7 Nisan’da ligin kalan 6 haftası için kulüplere garanti verir. Hakem Ali Aydın’a sahip çıkan Haluk Ulusoy, kişisel hatalarda art niyet aranmasının doğru olmadığını söyler.

Göreve geldiği günden bu yana hem yönetiminin hem de kurumlarının kesinlikle art niyetli olmadığını söyleyen Ulusoy, kişisel hatalarda art niyet aranmasının doğru olmadığını savunur.

Ulusoy, G.Saray Başkanı Özhan Canaydın’ın ‘Ali Aydın’ı bir daha maçlarımıza istemiyoruz’ sözlerine de cevap vererek, “Başkanımız kızgınlık anında böyle konuşmuştur. Biz Ali Ali Aydın’ı formuna kavuştuktan sonra G.Saray maçlarına vereceğiz. Cem Papila da Beşiktaş maçlarında görev yapacaktır. Federasyon olarak, kulüplerin bu tip isteklerine izin vermeyiz” diye konuşur.

Her söylediğinin tersini yapmayı artık alışkanlık haline getiren Ulusoy, “yedirmem” dediği Ali Aydın’a birkaç gün içerisinde görevi bıraktırır.

Sen sağ ben selamet…

16 Nisan 2004’da, Ulusoy, yönetim kurulu toplantısı nedeniyle bulunduğu Ankara’da Merkez Hakem Komitesi Başkanı Bülent Yavuz’un ısrarlarına rağmen söylentilere yol açmamak için Acil Hakem Semineri’ne katılmaz, ama hakemlere iletilmesi amacıyla bir mesaj yollar:

“Türk hakemleri Avrupalı meslektaşlarından çok çok üstünler. Hepsiyle gurur duyuyorum. Avrupa’nın en temiz ligi oynanıyor. Türk futbolunun gelişmesinde en önemli rolü üstleniyorlar. Hata yapılıyor ama kasıtlı olmadığını bütün futbol camiası bilmeli”.

Ulusoy, asbaşkanlar Orhan Saka, Levent Kızıl, Murat Aksu, Aydın Torunoğlu ve Hüsnü Hayali’nin de bulunduğu yemekte hakem toplantısı öncesi konuştuğu Bülent Yavuz’a şunları söyler:

“Türk hakemleri gurur duyulacak nitelikte başarılı. Onların morale ihtiyacı var. Bakın Avrupa liglerine, şampiyonlar ve düşecekler haftalar öncesi belli. Ama Türkiye’deki takımların durumu son haftaya kadar netleşmedi. Nefes nefese mücadele var. Türkiye Ligi’nde şaibe söylentileri çıkaranları lanetliyorum. Ayıptır. Ne şaibesi.”

Evet ya, ne şaibesi?
Sayfalardır anlatıyorum işte!

Futbol Federasyonu Başkan Vekili Ata Aksu 16 Nisan 2004’de, federasyon başkanlığı için demokratik bir yarıştan yana olduklarını belirterek, emek hırsızlığının karşısında durduklarını söyler. Yönetim kurulunun Ankara’da yaptığı toplantının ardından bir basın açıklaması yapan Aksu, Haluk Ulusoy’un başkanlığa yeniden aday olduğunu belirterek, “Diplomayla ilgili bazı sorunlar olabileceği konuşuluyor. Devlet böyle bir karar verirse boynumuz kıldan incedir. Ancak entrikaların karşısındayız. Herkes aday olabilir. Milli Takım’ın mağlubiyetleri zamanında ortada görünmeyen insanların herşey toz pembeyken ortaya çıkmaları ve aday olmalarına anlam veremiyoruz” diye konuşur.

Toz pembe…
Acaba Aksu bunları söylerken insanları kandırdığına gerçekten inanıyor mudur?

Aynı tarihte, Beşiktaş tarafından daha önce Giunti’nin AB statüsüne göre ‘bir Türk oyuncu gibi’ oynaması için yapılan başvuru, Futbol Federasyonu tarafından reddedilir. Beşiktaş Kulübü, konuyu Tahkim Kurulu’na götürme kararı alır.

Denizlispor Profesyonel Futbol Şubesi Başkanı Turgut Dalaman maçlarını İzmir’de oynamak istediklerini açıklar. Başvuruyu yaptıklarında tablonun farklı olduğunu belirterek, “Biz başvuruyu yaparken, ’31. haftadaki Gençlerbirliği ve 33. haftadaki Fenerbahçe maçlarını İzmir’de oynamak istiyoruz’ demiştik. Bunun nedeni de Atatürk Stadı zemininin sentetik çimle kaplanması işinin yeni sezona yetişmesiydi. Federasyondan aldığımız yazıda, Gençlerbirliği maçının 25 Nisan Pazar günü Denizli’de oynanacağı bildirildi. Fenerbahçe maçıyla ilgili henüz bilgi yok” der.

21 Nisan 2004’de Çaykur Rizespor Teknik Direktörü Yılmaz Vural, “Şenol Güneş, Milli Takım’dan ayrıldı, değil Futbol Federasyonu’nda, hiçbir kurumda adım gündeme bile gelmedi. Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’a artık selam bile vermem” der.

Takımının başında istediği hedefe ulaştığını belirtirken Vural, “Türk futbolunun yetiştirdiği en önemli antrenörlerden biriyim. 25 senedir kimse beni onore etmedi. Türkiye’de bir başarı elde edersin, bir üst kademedeki takıma antrenör arandığında adın bile geçmez. 10 yıldır telefon numaramı değiştirmedim. Hiç kimse arayıp da, ‘Sana şöyle bir görev layık gördük, ne düşünürsün’ diye teklif getirmedi. Çok sevindiğim için de hep şovmen oldum”.

22 Nisan 2004’da Başbakanlık Teftiş Kurulu, futbolun gündemine oturan teşvik primi iddiaları için araştırma başlatır ve G.Saray ile Beşiktaş kulübünün konuyla ilgili görüşlerini alır.

Teftiş Kurulu Müfettişi Eyüp Özgüç;

“Medyada yer alan teşvik primi iddiaları konusunda eğer bir belge, bilgi veya baskı varsa bunu araştırıyoruz. Tüm kulüp başkanları ve yöneticileri ile konuşuyoruz. Türk futbolunda ve sporunda böylesi çirkin olayların konuşulması, tüm toplumu rahatsız ediyor. Bu konuda hassas bir çalışma yapıyoruz. Lucescu’nun açıklamaları ve sözlerindeki mağduriyeti anlıyoruz. Amacımız temiz bir lig. Bugüne kadar konuşulanları da tek tek değerlendireceğiz”.

22 Nisan 2004 akşamındaki bir yemekte konuşulanlar Türkiye’nin gündemine oturur.

Gençlerbirliği ve Trabzonspor hem Türkiye Kupası Finali’nde, hem de ligin son haftasında karşılaşacaklardır. Trabzonspor da Fenerbahçe ile şampiyonluk yarışı içindedir. Bu iki takımın yöneticileri 22 Nisan akşamı yemekte buluşurlar.

Ankara Or-An’daki Diplomat Yakamoz adlı balık lokantasındaki yemekte bir araya gelenler Trabzonspor eski başkanı ve AKP Milletvekili Faruk Özak, eski yöneticilerden Bahri Köse, Gençlerbirliği yöneticilerinden Zeki Ünaldı, Muammer Akyüz ve Şahin Tuğrul’dur.

İddiaya göre aralarında iki siyasetçinin de yer aldığı bir yan masadan, Gençlerbirliği ile Trabzonspor yöneticilerinin konuşmaları net bir biçimde duyulur.

Sohbetin sonuna doğru Gençlerbirliği yöneticilerinden biri, Trabzonsporlular’a, “Siz üç maçı bitirin. Biz bu işi 1-0’a bitiririz” der.

Trabzonspor, 5 Mayıs’ta G.Birliği ile Türkiye Kupası finali oynayacaktır. Eğer bordo mavili takım ligde şampiyon ya da ikinci olursa Şampiyonlar Ligi’ne gidecek, bu durumda G.Birliği kupayı kaybetse bile UEFA Kupası’na katılma hakkı kazanacaktır.

Bu konuşmaya şahit olanlardan biri de CHP Mardin Milletvekili Muharrem Doğan’dır. Doğan biri milletvekili, diğeri ise belediye başkanı iki arkadaşıyla restauranta gelmiştir.

Doğan o gece şahit olduklarını anlatır:

  • Bugüne kadar o restauranta iki kez yemeğe gitmiştim. Dün (önceki) akşam, iki arkadaşımla birlikte balık yemek için oraya gittik. Bugün Hürriyet Gazetesi’nde ‘Esrarengiz yemek’ başlığıyla okuduğum haberdeki tüm konuşmalara tamamen tesadüf eseri ve istemeyerek kulak misafiri oldum.
  •  Maçların karşılıklı alınıp, verilmesi, maçlar üzerinde bazı hesapların yapılması ve bu hesaplara bazı politikacıların da katılması son derece şaşırtıcı ve üzüntü vericidir. Ben bu konuşmalara inanmak istemiyorum.
  •  Ligin kaderini belirleyecek iki takım yöneticilerinin, ligin en kritik maçlarının oynanacağı bir dönemde, bir yemekte buluşması ister istemez akıllara bazı kuşku ve şaibeleri getirmektedir. Daha doğrusu lige şaibe düşürmektedir.
  •  Türkiye Ligi futbol kurallarının ve spor ahlakının egemen olduğu bir süreçle tamamlanmalıdır. En küçük bir leke ve şaibeden uzak bir biçimde son maçlar oynanmalıdır. Benim de, tüm futbolseverlerin de en temel isteği budur.
  •  Ben tüm Türk halkının temsilcisi olduğum gibi tüm Türk takımlarının da destekçisiyim. Sakın kimse yanlış anlamasın, ne Trabzon, ne de G.Birliği’ne karşıyım. Trabzonspor ve Genlerbirliği’nin başarılarına gönülden seviniyorum ve destekliyorum.
  • Ancak, bu yemeğe katılan iki takım yöneticileri, bu yemeği niçin düzenlediklerini ve bu yemekte nelerin konuşulduğunu kamuoyuna açıklamak zorundadırlar. Bu açıklamayı bekliyorum. Aksi halde bundan sonra oynanacak tüm maçların sonuçları şaibeli olacaktır.
  • Bu maçları şaibeli noktaya getirmeye ve Türk futboluna zarar vermeye kimsenin hakkı yoktur. Benim dileğim ve temennim, ligimizde futbol kurallarının ve centilmenliğin egemen olmasıdır.
  • Ben, istemeden ve tesadüfen şahit olduğum bu konuşmayı gerekirse, Türk futbolunun geleceği için, centilmen ve dürüst sporcularımız ve kulüplerimiz adına, onların şaibe altında kalmaması için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşımayı bir görev biliyorum.
  • Amacım Türk futbolunun kazanmasıdır. Şu takımın ya da bu takımın kazanması değil. Çünkü spor, centilmenlik, barış ve kardeşliktir. Bu bakımdan dün akşam şahit olduğum yemek için sayın Spor Bakanımızı da bilgilendireceğim.

Elbette ki bu iddialardan da bir şey çıkmaz. Zaten devletin resmi izinli teknik takibine rağmen “şike ispatlanamıyorsa” bu konuşmalara şahit olan birileriyle ne yapabilirsiniz ki?

Şaibe söylentilerinin doruğa çıktığı günlerde gündemi Yılmaz Vural sallar.

24 Nisan 2004 tarihinde oynanan Ç.Rizespor – A. Sebatspor maçında takımının isteksiz oyununa kızan Vural 43. dakikada sahayı terk eder. Yöneticilerin çabaları sonucu ikinci yarıya çıkmayı kabul eden Yılmaz Vural, maçtan sonra görevi bırakır.

27 Nisan 2004 tarihinde Türkiye Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği’nin (TFFHGD) Genel Kurulu’nda başkanlığa Metin Tokat ve Mustafa Çulcu aday olurlar. Ancak adaylardan Metin Tokat, TFF ve MHK’nin Mustafa Çulcu’yu desteklediği ve baskılar nedeniyle listesine alacak insan bulamadığını iddia ederek adaylıktan çekilir. Tokat şunları söyler:

“Dün akşamki (önceki akşam) yemekten itibaren tüm hakem arkadaşlarım baskı altına alındı. Tarafsız olması gereken kurumlar ‘Oyunu bu tarafa vereceksin. Biz bu tarafı destekliyoruz’ gibi baskılara başvurdular. Ben, listeme adam bulmakta güçlük çektim. Bu nedenle de adaylıktan çekiliyorum. Seçimin demokratik ve özgür bir ortamda (!) gerçekleşeceğine inanıyorum”.

Derneğin seçimlerine Mustafa Çulcu’nun hazırladığı tek liste ile gidilir. Çulcu oy kullanan 318 delegenin 301’inin oyunu alarak başkan seçilir. Çulcu’nun listesinde Selçuk Dereli, İsmet Arzuman, Bülent Uzun, Kuddusi Müftüoğlu, Bülent Demirlek, Lale Orta, Musa Eryılmaz, Hamza Mısır, Sadettin Güler, Süleyman Abay, Mevlüt Yerli, Yıldıray Arslan, Metin Karaarslan ve Dursun Cumali Sucu yer alır.

Ulusoy TFF’sinin o günlerde desteklediği Çulcu, bugünün MHK Başkanı. Ve o Çulcu hala “Ulusoy bana karışamaz” yollu demeçlerle bizleri kandırdığını sanmaktadır…

Ligin sonları yaklaşırken toz dumana iyice karışmıştır. Hem şampiyonluk yarışında, hem de ve özellikle düşme hattında ilginç olaylar yaşanır. Ulusoy federasyonu ise sadece izler…

2 Mayıs 2004’de oynanan Bursaspor – Ç.Rizespor maçı sonrasında Ç.Rizespor Teknik Direktörü Erdoğan Yılmaz ikinci yarıda yedikleri gollerle 4-2 kaybettikleri maçta çıkan olaylarda canlarını zor kurtardıklarını söyler.

Yılmaz;

“Oyuncularım büyük stres altında maça çıktılar. İlk yarıda buna rağmen iyi mücadele ettik. Bulduğumuz gol pozisyonlarını ikisini değerlendirerek devreyi 2-0 önde kapadık. Maçta özellikle öne geçtikten sonra devamlı tribünlerden küfürler edildi ve bıçaklar gösterildi. Soyunma odasına girerken bize saldırdılar. Polislerin müdahale yapması sonunda soyunma odasına götürüldük. İkinci yarıda zaten top oynayamadık. Futbolcularımız ‘acaba maçı kazanırsak başımızadaha neler gelecek’ dediler. Bunu düşünmeye başladılar. Maçın seyri değişti. Maçı vermekten başka çaremiz kalmadı. Canımızı zor kurtardık.

Hakemler de korkutuldu. Hakem anons yaptıramıyorsa, vay o maçın haline. Hakemlerde 55. dakikadan sonra oyundan koptu. O da canını kurtarmaya çalıştı. Sahada futbol yoktu. Artık bu maçı fazla konuşmanın anlamı yok. Önümüzde 2 maçımız var ve . Bunun için Samsunspor maçından puan ya da puanlarla ayrılmak zorundayız.”

Çaykur Rizespor maçının ardından Bursaspor’a yapılan saldırıları nefretle kınadıklarını belirten Bursaspor Kulübü Başkanı Fikret Üstenci ise, bir önceki hafta oynanan Çaykur Rize – Akçaabat Sebat maçının Türk futboluna kara leke gibi düştüğünü belirtir.

Çaykur Rizespor kafilesinin, Bursa tarihinin en güçlü güvenlik tedbirleri altında kaldıkları otelden Bursa Atatürk Stadı’na kadar olaysız geldiğini ve maçın da oynandığını belirten Üstenci, “Üstelik, Bursalı taraftarlardan tehdit telefonları aldıkları iddialarla can güvenliği isteyen Çaykur Rizespor kafilesi şehir içinde rahatça konaklamıştır. Maçın ilk yarısı sonunda Çaykur Rizesporlu futbolcular soyunma odasına girerken, görevlileri küfürle tahrik etmiş, tüm Bursa kentine ettikleri küfürlerle hakaret etmişlerdir” der.

Televizyondaki görüntüler izlendiğinde 2-3 görevli dışında ekranları, Rizesporlu futbolcu, teknik adam ve güvenlik güçlerinin doldurduğunun görüleceğini ifade eden Üstenci, “Bu olay, kendilerinin ısrarla belirttiği gibi soyunma odasında olmamış, soyunma odalarına giden girişte meydana gelmiştir. Her zaman soyunma odaları önünde konuşlanan güvenlik ekipleri, kendilerinin talebi ile zaten üst seviyeye çıkmıştır. Polisin Rizeli futbolcuları içeri sokmak istemelerine rağmen, ısrarla soyunma odasına girmeyen Rizesporlu futbolcular provokasyonlarını sürdürmüşlerdir” der.

24 Nisan’da oynanan Trabzonspor – Diyarbakırspor maçının 87. dakikasında tribünden atlayan bir bordo mavili taraftar, sahanın içine girerek Diyarbakırspor kalecisi Şenol’un yanına kadar gider. Şenol’la diyaloğa giren ve eliyle iten taraftar, güvenlik güçleri tarafından saha dışına çıkarılır. Maçtaki olaylar bununla da bitmez. Bir kaç Trabzonspor taraftarı tribünden atlar ve sahaya taş, şişe vb. yabancı madde yağar. Hakem İsmet Arzuman bunun üzerine oyunu durdurup, soyunma odasına gider. Olayların yatışmasının ardından maç 12 dakikalık bir duraklamanın ardından yeniden başlar.

NOT: Trabzonspor’un 23 Kasım 2003 tarihinde Elazığspor’la oynadığı maçta da sahaya taraftarlar girmişti. Karşılaşmanın 88. dakikasında sahaya giren Barış Karadeniz ve Hakan Sandıklar adlı iki taraftar, Elazığsporlu oyuncuların üzerine yürüyerek, elle tacizde bulunup hakaretler yağdırmıştı. İki taraftar için daha sonra akli dengelerinin yerinde olmadığına dair rapor alınınca Trabzonspor, Disiplin Kurulu’na gitmekten kurtulmuştu.

Trabzonspor – Diyarbakırspor maçında yaşanan olaylar ve sahaya giren seyirciler nedeniyle Trabzonspor’un Galatasaray maçında sahasının kapatılması ya da tarafsız sahada oynaması gündemdedir. 3 Mayıs 2004’de Trabzonspor Başkanı Aktuğ ağır konuştu:

“Şampiyonluğa oynuyoruz. Sahamız kapatılırsa ve biz de sahamız kapatıldığı için şampiyonluğu kaybedersek Trabzonsporlular bunu hiçbir zaman unutmaz.

Dünyanın her yerinde sahaya giren, şov yapan, soyunan ve pankart taşıyan insanlar var. Hiçbirinin sahası kapanmıyor. Sahaya giren kişi hakkında soruşturma başlattık. Gerekenleri yaptık. Diyarbakır kalecisi Şenol’un büyük tahrikleriyle olay abartıldı. Diyarbakırsporlu futbolcular çocuğa yumruk attı. Trabzonspor, masa başındaki oyunlarına ve İstanbul’daki güç odaklarına karşı. Fenerbahçe bir maç yenilirse biz şampiyonuz. Biz maç kaybetmeyi düşünmüyoruz”.

Aktuğ’un bu gayet açık ve aleni tehdidi karşısında ne olmasını beklersiniz? Çağdaş ve yasaların hakim olduğu bir ülkede elbette ki çok, ama çok büyük bir ceza almasını değil mi? Ama ne yazık ki öyle bir yerde yaşamıyorduk. Burası Ulusoy’un çiftliği idi ve bu bariz tehdit yutuldu paşa paşa.

PFDK Trabzonspor’a sadece 2.5 milyar lira para cezası verir.
İlginç bir de tesadüf: maçın hakemi Poşet İsmet’tir…

Trabzonspor 2003/04 sezonu sabıka dosyası da hayli kabarıktır:

  • 15 Ağustos 2003 tarihinde Trabzonspor – Fenerbahçe maçındaki olaylar nedeniyle 2,5 milyar lira
  • 25 Ekim 2003 tarihinde Trabzonspor – Malatyaspor maçındaki olaylar nedeniyle 1 milyar lira
  • 7 Kasım 2003 tarihinde Trabzonspor – Bursaspor maçında hakemin 1 no’lu anonsu yaptırmasından dolayı ihtar
  • 14 Aralık 2003 tarihinde Galatasaray – Trabzonspor maçındaki olaylar nedeniyle 1 milyar lira
  • 20 Aralık 2003 tarihinde Trabzonspor – Gençlerbirliği maçındaki olaylar nedeniyle 2,5 milyar lira
  • 1 Şubat 2004 tarihinde Fenerbahçe – Trabzonspor maçındaki olaylar nedeniyle 1,5 milyar lira
  • 11 Şubat 2004 tarihinde Trabzonspor – Konyaspor maçındaki olaylar nedeniyle 2,5 milyar lira
  • 7 Mart 2004 tarihinde Trabzonspor – Beşiktaş maçındaki 1 no’lu anons yüzünden ihtar ve olaylar nedeniyle 2,5 milyar lira

Erman Toroğlu 5 Mayıs 2004 tarihli “Yersenkirşen!” başlıklı yazısında bu konuyu ele alır:

Denizlispor’a ceza gelmedi, çünkü oradaki olay Denizlispor’un ceza yemek için çanak tutması idi. Ama, Trabzonspor’un sahasının kapatılmaması tam bir fiyasko. Sekiz defa olay dosyası Disiplin Kurulu’na giden bir takım, hele şu son maçtan sonra saha kapatma cezası almıyorsa, bu, Atay Aktuğ’un Haluk Ulusoy’a karşı yaptığı tehdidi tutturmasıdır.

O zaman 8 dakika soyunma odasına giren ve sonra maça devam eden hakem İsmet Arzuman’a niye ceza vermiyorsunuz? Hatta ve hatta bu İsmet Arzuman’ın Trabzon’daki bir hastaneden, bundan önceki olaylarda olduğu gibi bir deli raporu alması lazım. Çünkü akıllı adam maçı bırakıp soyunma odasına gitmez.

Herhalde bütün hakemlerin çişi geldi ki, içeriye tuvalete girdiler! Hani bir şehir vardır biliyor musunuz, Almanya’da, adı Gelsenkirchen… Bu, Türkiye’de yersenkirşen olarak okunur. Demek ki, Ulusoy Şirketler Grubu’na otobüs dahil her tehdit her zaman tutuyor. Not: Bu maç Şampiyonlar Ligi’nde oynanan bir Trabzonspor-Bayern Münih karşılaşması olsaydı, acaba saha kaç maç kapanırdı? Cevap; Trabzonspor en az bir sezon Avrupa kupalarından ihraç edilirdi.

PFDK kararı Fenerbahçe’de büyük öfke yaratır. Yönetim Kurulu adına ilk tepki Asbaşkan Mahmut Uslu’dan gelir:

“Bu, tarihte görülmemiş bir rezalet ve skandaldır. Futbol Federasyonu’nun çifte standart uyguladığı bir kez daha belgelenmiştir. Bizim sahamızı fındık fıstık atıldı diye kapatanlar, sahanın içine adamın girdiği bu olayda böyle bir ceza veriyorlarsa, bunun arkasında iyi niyet aramak güçtür.

Trabzon muhatabımız değil Bunun hesabını Futbol Federasyonu ve bu kararı alan Disiplin Kurulu nasıl verecektir. Eğer Diyarbakırspor kalecisi Şenol o anda ellerini arkaya koymasaydı, sahaya giren adam mutlaka ona vuracaktı. Biz bu konuda Trabzonspor’a bir şey demiyoruz. Onlar kesinlikle bizim muhatabımız değil. Kendi kulüplerinin çıkarlarını korumak için ne gerekiyorsa yaptılar.

Haziran ayında Futbol Federasyonu Başkanlığı seçimi yapılacak. Bu karar bir seçim yatırımıdır. Seçim hesapları uğruna Türk futbolunu kurban ediyorlar. Böyle bir iki yüzlülük, rezalet ve ayıp olmaz. Ama Fenerbahçe Kulübü olarak biz, bu işin takipçisi olacağız”

Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’nun (PFDK), önce saha kapatma cezası verdiği, ancak daha sonra İstanbul’dan gelen bir telefon üzerine kararını değiştirdiği ileri sürülür. İddiaya göre olay şöyle gelişir:

Ankara’da toplanan PFDK, saat 14.00’te Trabzonspor’a saha kapatma cezası verdi. Ancak daha sonra PFDK Başkanı Talay Şenol, İstanbul’dan bir kişiyle telefon görüşmesi yaptı. Şenol, bu görüşmenin ardından kurul üyelerini tekrar toplantıya çağırdı. Saat 15.45’te tekrar toplanan PFDK, saha kapatma cezasını, para cezasına çevirdi.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, “Disiplin ve tahkim kurullarının sporla ilgili verecekleri kararlar, yargı kararları gibi vatandaşın vicdanında olumlu şekilde yerini almalıdır. Talimatla kararlar veren disiplin ve tahkim kurullarını bu ülkede görmek istemiyoruz. Vatandaşın vicdanını sızlatacak, tartışma yaratacak kararlar görmek istemiyoruz. Bu cümleleri açtığımızda arkasından neler gelebileceğini siz sporsever dostlarımın iyi anladığı kanaatindeyim” der.

Ulusoy ise Trabzonspor’a verilen ceza konusunda kamuoyunun yanlış yönlendirildiğini söyler. Ulusoy, “Hayal görüyor, senaryo yazıyorlar. Telefonla hiç bir kurumun karar alamayacağını herkes bilmeli. Hukuk ülkesinde yaşıyoruz. Bu insanlar Türk futbolunun önünü kesmeye çalışıyorlar” der.

Asbaşkan Orhan Saka ise Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’nun (PFDK) verdiği kararın geçerli olduğunu ileri sürerek şöyle konuşur:

“Bu söylentiler çok ayıp. 3 saat süren PFDK toplantısında insanlar zaman zaman dışarı çıkarlar. Kimsenin de telefon görüşmesi yaptığı yoktur. PFDK toplantısında bir üye ret oyu vermiştir. Çirkin söylentiler ile Türk futbolunu yaralamak istiyorlar. Tüm kurullarımıza güvenimiz sonsuzdur. Kimsenin etki yapması mümkün değildir.”

6 Mayıs 2004’de PFDK kararının gerekçesini açıklar:

Karşılaşmada görevli hakem, 4. hakem, gözlemci ve temsilciler, olayları tüm detaylarıyla raporlarında yazdı. Ancak PFDK, sahaya giren seyircilerin Diyarbakırsporlu futbolculara herhangi bir saldırıda bulunmamasını ve yeşil kırmızılı yedek oyuncular ile teknik elemanların sahaya girmelerini gerekçe göstererek, saha kapatma cezası vermedi. Maçta çıkan olaylar, Trabzonspor’un savunması ve kurulun kararı şöyledir:

SALDIRIYA TEŞEBBÜS
Müsabakanın 87. dakikasında, Trabzonspor seyircisinin Diyarbakırspor yedek kulübesine ve oyun alanına çakmak, pet şişe vb. atıldı. Atılan cisimlerden biri 4. hakemin dizine, bir tanesi başına isabet etti, bir anahtarlık da Diyarbakırspor Teknik Direktörü’nün kafasına geldi. Bu durumu protesto eden Diyarbakırspor Kaleci Antrenörü, bir pet şişeyi Trabzonspor taraftarına fırlatınca, yabancı madde atılması hızlandı ve tüm yedek futbolcular ile teknik elemanlar saha içine girdi. Bunun üzerine hakem 3 numaralı anonsu yaptırırken, 88. dakikada oyun alanına giren bir şahıs Diyarbakırspor kalecisine saldırmaya teşebbüs etti. Daha sonra her iki takımın yedekleri ve teknik elemanları sahaya girdi. Bu esnada ikinci bir şahıs da oyun alanına girdi. Her iki şahıs da herhangi bir saldırıda bulunmadan tesirsiz hale getirildi. Olayların sakinleşmesi için hakemler soyunma odasına girerek 5 dakika bekledi ve sahanın boşaltılması sonrasında sahaya döndü. Hakemler sahaya çıkmadan 4 numaralı anonsu yaptırdı.

TAHRİK ETTİLER
Diyarbakırsporlu futbolcuların aşırı sertlikle Trabzonsporlu oyuncuları sakatlaması ve kart cezası sınırındaki oyuncularını tahrik etmeye çalışması, seyirci üzerinde baskı oluşturdu. Konuk takımın kaleci antrenörü tribüne pet şişe attı.

PARA CEZASI
Olaylara Trabzonspor Kulübü’ne mensup futbolcu, idareci ve teknik heyetin katılmamış olması, Diyarbakırspor kaleci antrenörünün pet şişeyi seyircilere fırlatması, sahaya sadece Trabzonspor kenar yönetiminin değil, Diyarbakırspor kenar yönetiminin de girmesi, sahaya giren kişinin hakemlere ve konuk takım oyuncularına yönelik eyleminin bulunmaması nedeniyle Trabzonspor’a para cezası verilmesinin uygun olacağı kararlaştırılmıştır.

5 Mayıs 2004’de Şike Tahkim Kurulu Üyesi Taner Ünlü, 24 Nisan’da Rize Atatürk Stadı’nda oynanan ve konuk A.Sebatspor’un 1-0 kazandığı maçla ilgili olarak, Ç.Rizesporlu futbolcular ve A.Sebat kalecisi Metin Aktaş’ın ifadesini alır. Kaleci Metin Aktaş, “Maçtan sonra kullandığım bir kelime başımızı sıkıntıya soktu. Ben orada (Sert oynamadılar) diyecekken (Bizi sıkıntıya sokmadılar) kelimesini kullandım” der.
[Not: Metin Aktaş’ın adı daha sonra Trabzonspor’lu Gökdeniz’in de adının karıştığı bahis amaçlı şike olayında da gündeme gelecek ve ceza alacaktır]
Futbol Federasyonu Şike Tahkim Kurulu Üyesi Taner Ünlü, Çaykur Rizesporïun kadrosunda yer alan 18 futbolcuyla Akçaabat Sebatsporïun kalecisi Metin Aktaş’ın ifadesine başvurur. Çaykur Rizespor teknik direktörü Yılmaz Vural’ın maçın 43’üncü dakikasında soyunma odasına gitmesi, karşılaşmanın bitiminde görevinden istifa etmesi, maçtan sonra da kaleci Metin Aktaş’ın açıklamalarının ardından İstanbulspor ve Bursaspor kulüplerinin “karşılaşmada şike yapıldığını” iddia ederek Futbol Federasyonu’na bildirimde bulunmaları nedeniyle başlatılan soruşturmada ilk olarak futbolcuların ifadeleri alınır.

Süper Lig’de sona yaklaşılırken ortaya çıkan “şike ve teşvik primi” iddialarıyla ilgili olarak, futbolun zirvesi, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin başkanlığında Ankara’da 6 Mayıs 2004 tarihinde toplanır. Yaklaşık 3.5 saat süren toplantıda, Mehmet Ali Şahin’in yanısıra, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, Kulüpler Birliği Vakfı ve Ankaragücü Kulübü Başkanı Cemal Aydın ile Gaziantepspor ve Samsunspor dışındaki Birinci Süper Lig’de mücadele eden 16 kulübün başkan ya da yönetici düzeyinde temsilciler hazır bulunur. Spordan Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, toplantının ardından yaptığı açıklamada, futbol dünyasında son haftalarda meydana gelen tartışmalara değinir ve spekülasyonların, sektöre zarar verdiğini söyler. Şahin, federasyon, bakanlık ve kulüp yöneticilerinin bu konuda daha duyarlı olacağını kaydeder.

Toplantıda herkesin sorumlu davranması gerektiği ve kötü örneklerin dışlanmasının açıkça beyan edildiğini ifade eden Şahin, “Başkanlar, 2 hafta süreyle her türlü tartışmadan uzak kalacaklarını beyan etti. Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu kararlarının tartışmaya açık olmaması istendi. Rekabetin kurallara uygun yapılması görüşü benimsendi. Başkanlar, Futbol Federasyonu’nun kuruluş ve yapısıyla ilgili yasada yapılacak değişikliklerin, genel kurul öncesinde bitirilmesini istediler. Kulüp başkanları, düşme hattındaki takımların maçlarının naklen yayınlanmasını talep ettiler. Futbol Federasyonu Başkanı Ulusoy, yayınca kuruluşla bu konu hakkında görüşmelerde bulunacak” der.

Toplantıda, tüm kulüp temsilcilerinin altına imza koyduğu ortak deklarasyon açıklanır:

DEKLARASYON:

“Teşvik primi eğer bir futbol kulübü tarafından kendi sporcularına motivasyon ve başarılarını artırmak için belirli ölçütlerdahilinde veriliyorsa kuşkusuz ki olumlu bir uygulamadır.

Ancak inancımız ve kararımız odur ki eğer teşvik primi bir futbol kulübüne yahut oyuncuları ile teknik kadrosuna bir başka futbol kulübüile oynayacağı bir karşılaşma için üçüncü bir futbol kulübü yararına veriliyorsa haksızdır, adaletsizdir ve herşeyden önemlisi, tıpkı şike suçu gibi ahlaken yanlış bir uygulamadır.

Bu anlamıyla teşvik primini biz burada toplananlar kesinlikle kabul etmiyor ve bu iddia ve söylentilerin önüne geçebilmek için her türlü çabayı göstereceğimizi spor kamuoyu önünde ilan ediyoruz.

Hakemler tıpkı hakimler gibi toplumdaki adalet ve hakkaniyet duygularını olumlu ya da olumsuz yönde değiştirecek her kesimin dikkatle ve titizlikle yaklaşması gereken çok önemli unsurlardır.

Hakemlerimiz hakkında bundan böyle spor kamuoyunun yanlış anlayabileceği, futbolun üzerinde durduğu zemini bozacak tartışmalardan kaçınacağımıza, yönetici, teknik kadro ve futbolcu düzeyinde, hakemlerimiz hakkında kamuoyu önünde, medya aracılığıyla konuşup açıklama yapmayacağımızı da ilan etmiş bulunuyoruz”

7 Mayıs 2004 tarihinde Futbol Federasyonu üyesi Murat Aksu federasyondaki üyeliğinden istifa eder. Aksu, 30 Mayıs’taki Beşiktaş kongresinde Yıldırım Demirören’in listesinden seçime gireceğini açıklar.

Bu arada Başbakanlıktaki toplantının detayları medyada yer almaya başlar.

Toplantıda, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım ve Gençlerbirliği Başkanı İlhan Cavcav, Bakan Mehmet Ali Şahin’in önünde Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ile söz düellosuna girmişlerir:

Cemal Aydın: Arkadaşlar, hepiniz Kulüpler Birliği Başkanı olarak bana geldiniz, federasyondan, MHK’den, Tahkim Kurulu’ndan ve Disiplin Kurulu’ndan şikayetçi olduğunuzu söylediniz. Federasyon hatalı işler yapıyor, dediniz. Ben gittim federasyonla konuştum, kötü adam ben oldum. Şimdi niye konuşmuyorsunuz?

Aziz Yıldırım: Beyler, başkan haklı. İçeride başka, dışarıda başka konuşulmaz.

İlhan Cavcav: (Ulusoy’a dönerek) Bak kardeşim ben 70 yaşına geldim. Senin yaşın kaç bilmiyorum.

Haluk Ulusoy: 46 yaşındayım başkan.

İlhan Cavcav: Senin her türlü ekibinden şikayetçiyim. Şu ana bazı konularda faydalı işler yaptın. Ama misyonun bitti. Git artık.

Haluk Ulusoy: Ben daha gencim başkan. Asıl misyonunu tamamlayan sensin. Yaşlandın, senin bırakman lazım, benim değil.

İlhan Cavcav: Sayın bakanım. Biz konuşuyoruz, biz kötü oluyoruz. Biz bu federasyon ile önümüzdeki sezona başlarsak, küme düşeriz. Gençlerbirliği’ni küme düşürürler. Kulüpler bu federasyondan korkuyor. İstemiyorlar bu federasyonu ama, korktukları için ses çıkarmıyorlar. Sayın bakan, yeni kanun çıkmadan yapmayın bu seçimi. Oldu bittiye getirmek istiyorlar seçimi de.

Aziz Yıldırım: Ben 7 yıldır Fenerbahçe Kulübü Başkanlığı yapıyorum. 7 yıldır da bu federasyonla çalıştım. 1 gün oy vermedim, vermem de bu federasyona. Kimsede güven kalmadı bu federasyona.

Haluk Ulusoy: Ben, Ulusoy İmparatorluğu’nu bırakıp, Türk futbolu için göreve soyundum. Sizi kimse mutlu edemedi, edemez de. Ama ne yapsanız yapın, beni deviremeyeceksiniz. Şenes Erzik bile mutlu edemedi sizi.

Aziz Yıldırım: Naklen yayın gelirleri 600 milyon dolardı. Bu para 400 milyon doların altına düştü. 3 kuruş için devlet memurunu hapse gönderiyoruz ama, bu paranın hesabını soramıyoruz.

Haluk Ulusoy: O günkü ekonomik şartlar altında sanki başka çaremiz mi vardı? Digitürk’ün önerdiği o parayı kabul etmek zorundaydık.

Aziz Yıldırım: Herşeye karışıyorsun. Kimsenin federasyona güveni kalmadı. Ne hakem tayinlerine, ne de federasyonun diğer kurullarına…

Haluk Ulusoy: Genç, dinamik bir hakem kadromuz var. Hakem tayinleri doğru, Tahkim Kurulu doğru, Disiplin Kurulu doğru… Hepsi doğru işler yapıyor. Siz bunları karalamakla geçmişinizi inkar ediyorsunuz.

Aziz Yıldırım: Tetikçi hakemlerin var. Versene Mutlu Çelik’i Fenerbahçe maçlarına. O bir tetikçi, niye vermiyorsun?

Haluk Ulusoy: Sen istediğin için vermiyorum. İşler öyle bir hale geldi ki, aleyhime yazan Erman Toroğlu bile MHK Başkanlığı’na aday olsa destekleyeceğim. Ama o zaman bile aleyhime konuşulur.

Fikret Üstenci (Bursaspor Başkanı): Küme düşme hattındaki takımların maçları naklen yayınlansın.

Adnan Sezgin (İstanbulspor Başkanı): Ligde teşvik primi var.

Ahmet Taşpınar (Altay Başkanı): Spora siyaset karışıyor.

09 Mayıs 2004 tarihinde Ulusoy şunları söyler:

“Başkanlık yaptığım iki dönemde olduğu gibi yeni yasayı da TBMM çıkartacaktır. Bizim devletimize saygımız sonsuzdur. Biz de mevcut yasanın bazı bölümlerinin değişmesi gerektiğini söylemiştik. Yayınla ilgili bazı hususların eklenmesi, ligimizin adına sponsor bulabilmemiz, bazı idari düzenlemeler gibi…

Bizim sıkıntımız kulüplerimizin adınadır. Çünkü, biz bir yola çıktık. İster mevcut yasa, ister yeni yasa fark etmez. ‘Ben adayım’ dedim, bu değişmez. İnşallah genel kurul delegelerimizin teveccühü ile bu göreve de geliriz. Ancak bildiğiniz gibi yayıncı kuruluşun anlaşması bu sezon sonu bitmektedir. Ve yeni ihale genel kuruldan sonra yapılabilir. Çünkü yeni yasanın, Resmi Gazete’de yayınlanmasıdan sonra, 15 gün içinde çağrı süresi var.

İhaleden sonra peşinatları en erken temmuz ayının 2. yarısında alabilirler. Halbuki transfer bildiğiniz gibi 1 Haziran’da başlıyor. Kulüplerimiz haziran ortası gibi kampa giriyorlar. UEFA ve Şampiyonlar Ligi’ndeki takımlarımızın temmuz sonuna doğru maçları var. Peki kulüplerimiz transferi neye göre ve hangi para ile yapacaklar? Bu durum seneye rekabete zarar verebilir. Mali durumu iyi olan 1-2 kulüp dışında kimse rahat transfer yapamaz.”

Aynı tarihte Erman Toroğlu’nun yazısında üstü kapalı bir şekilde söyledikleri TFF ve bağlı kurumlarında neler olduğuna ışık tutmaktadır:

Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’un, kurulları hakkında (MHK, Tahkim Kurulu, Disiplin Kurulu) söyledikleri garibime gitti. Bir federasyon başkanının kurullarını bu kadar çabuk aslanların önüne atmaması gerekirdi. Yarın, bir gün, o kurul başkanları da bazı şeyleri söylerlerse, o cesaretleri gösterirlerse ne olur? Eğer o kurul başkanlarının cesaretleri yoksa, o zaman Ulusoy onlara az bile yapıyor. Çünkü fazlasıyla hak ediyorlar.

Ne yazık ki o kurul başkanları birşeyler söyleme cesaretini asla bulamazlar.

Trabzonspor’un cezasının görüşüldüğü PFDK toplantısının tartışmaları ise hala bitmemiştir. 11 Mayıs 2004’de Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu Başkanı Türker Arslan, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in, Tahkim Kurulu ile ilgili açıklamalarına tepki gösterir.

Levent’teki Futbol Federasyonu binasında kurul üyeleriyle birlikte basın toplantısı düzenleyen Arslan, Bakan Şahin’in 7 Mayıs’ta gazetelerde yer alan açıklamalarında “Talimatla karar veren Disiplin ve Tahkim Kurullarını bu ülkede görmek istemiyorum. Spor kamuoyunu ve vatandaşlarımızın vicdanını sızlatacak, sonu gelmeyen tartışmalar yaratacak kararları da artık görmek istemiyorum. Eğer bu kararlar bu şekilde alınıyorsa yapılanlar hergün tartışılıyorsa bu Türk sporuna sürülmüş en ağır lekedir. Şiddetle bu konunun üzerine gideceğiz” sözleriyle ifade ettiği düşüncelerinin Tahkim Kurulu tarafından esef, üzüntü ve endişe ile karşılandığını söyler.

Tahkim Kurulu’nun seçilerek göreve gelmiş, meslek hayatında 20 yılını doldurmuş, kişilikli, onurlu ve bağımsız hukukçulardan oluştuğunu vurgulayan Arslan, “Kurul üyelerinin kimseye minnet borçları bulunmamaktadır. Sayın Bakan’ın kariyerlerini bilmediği, kişiliklerini öğrenmediği, kendileri ile şahsen tanışmak gereğini dahiduymadığı kurul üyelerini (Emirle karar veren insanlar…) olarak suçlaması kendisi açısından talihsizliktir. (Ülkesinde görülmek istenmeyen…) insanlar olarak nitelenmek, futbol anarşisi ve çirkinliklerinin müsebbibi ve hedefi olarak gösterilmek kurul üyelerini derinden yaralamış, onurunu kırmıştır” diye konuşur.

Arslan, Tahkim Kurulu’nun federasyonun en bağımsız yargı organı ve özerkliğin göstergesi olduğunu ifade ederek şunları söyler:

“3813 sayılı yasa ile getirilen özerk Futbol Federasyonu’nun yapısı içinde, bağımsız Tahkim Kurulu’na ilişkin düzenleme ve Tahkim Kurulu Talimatı FIFA ve UEFA tarafından dünyada örnek kuruluşlardan biri olarak gösterilmektedir. Şimdi bu yasadaki Tahkim Kurulu’nun oluşumuyla ilgili 13. madde değiştirilmek isteniyor. Buna göre Tahkim Kurulu üyelerinin (2 Yargıtay’dan, 1 Danıştay’dan) 3’ü atamayla, 2’si de Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nda seçimle belirlenecek. Atamalar bağımsızlığı, özerkliği ciddi bir şekilde zedeler. İmza aşamasında olan yasa değişikliği FIFA tüzüğünün17. maddesine de uygun değildir. Sistem gözden geçirilebilir, revizeedilebilir. Ancak atama sistemini getirirseniz, bu sistemi dibinden yok edersiniz. Siyasi iradeye saygımız sonsun, ama bu konuda yanlışyapılmaması için kamuoyuna bu açıklamaları yapıyoruz.

Bakan Şahin’in açıklamasının ardından kurulumuz toplanarak, sayın Şahin’e üzüntülerimizi belirten bir mektup yazdık. İstifa etme konusunu da görüştük. Bizim istifamız da 15 gün içinde Genel Kurul gerektirir. Türk sporuna zarar vermek istemiyoruz”.

13 Mayıs 2004 tarihinde Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’da değişiklik yapan tasarıyla ilgili bilgi verir:

“Yeni yasa tasarısı 18 Mayıs Salı günü TBMM’nin konuyla ilgili komisyonunda görüşülecek ve 20 Mayıs Perşembe günü de büyük bir ihtimalle yasalaşacak.

Yeni yasa tasarısıyla genel kurul delege sayısı 106’dan 215’e çıkarılıyor.

Kulüpler, 156 delegeyle temsil edilecek. Bu yasayla Merkez Hakem Kurulu da genel kurul tarafından seçilecek. Tahkim Kurulu’nun 2 asil ve 2 de yedek üyesini de hukuk fakülteleri ile spor yüksek okullarının öğretim üyeleri arasından seçilecek. Merkez Hakem Kurulu’nu, kulüpleri, şikayet etmeyecekleri yöneticileri seçebilmeleri için genel kurula seçtiriyoruz. Ayrıca, federasyon başkanının seçtiği ve maaş ödediği 3 üyeyi de genel kurulun seçmesini sağlıyoruz ve bunlara da para verilmesini ortadan kaldırıyoruz. Ayrıca federasyon aşbaşkanlarını yönetim kurulu seçecek.

Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nun daha katılımcı bir yapıya kavuşturulmasını hedefliyoruz. Genel kurulun delegelerinin büyük bölümünü kulüp temsilcileri oluşturacak. Engelliler ve Üniversiteler Spor Federasyonu başkanları da delege olacak. Çünkü bu federasyonların da futbol organizasyonları var. 6 aydan fazla milli takım teknik direktörlük görevi yapmış Türk vatandaşı antrenörler de delege olabilecek. Türk futbolunun duayeni sayılan ve en az 40 kez (A) milli formayı giymiş 8 kişi de delege olacak. Kanun çıktıktan sonraki ilk genel kurulda ise 75 kez (A) milliolmuş ve faal olmayan 6 futbolcu da delege olacak. Federasyon başkanı 2 dönem başkanlık yapabilecek. Mevcut başkan Haluk Ulusoy da seçimlere katılabilecek. Kanuna göre, seçimler futbol liglerinin tescilinden sonra 45 gün içinde yapılacak.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü çatısı altında faaliyet gösteren bazı federasyonların başkanlarının seçilme kriterleri arasında üniversite mezunu olmak ve yabancı dil bilmek koşulu aranmasına karşın, bu yasaya böyle bir madde koymadık.

Başkan ve yönetim kurulu üyesi seçilme şartları konusunda yabancı dil bilme ve yüksekokul mezonu olma şartı koyamazdık. ‘Kişisel amaçlarla bu yasa yapıldı tepkisi gelebilir’ diye, spekülasyon olacağını düşünerek, TBMM’ye yasayı böyle gönderdik.

Tahkim ve Merkez Hakem Kurulu üyeleri için güvenceleri olsun diye yasa maddesine, ‘üyeler istifa etmedikçe veya çekilmiş sayılmadıkça yerlerine yenisi görevlendirilemez’ hükmü koyduk. Ayrıca Merkez Hakem Kurulu’nun ayrı bütçesi olması hükmünü getirdik.

Tahkim Kurulu ve PFDK bazı kararlarını talimatla karar veren kurullar görüntüsü çizmişlerdir. Kamu vicdanını rahatsız edecek görüntülerdir. Tahkim Kurulu’nun Şenol Güneş konusunda verdiği karar tam bir hukuk kepazeliğidir. Bu karara göre şu anda 2 tane Milli Takımlar Teknik Direktörü vardır. 1’i Ersun Yanal, diğeri de Şenol Güneş’tir. Buyrun, canlı yayından kayıt edilmiş federasyon başkanı Haluk Ulusoy’un Şenol Güneş’in sözleşmesinin feshedildiğini söylediği konuşmayı hep birlikte dinleyelim. Bundan sonra federasyon başkanvekili Ata Aksu’nun noter kanalıyla Şenol Güneş’e çektiği fesihnameye bakalım. Ancak tüm bunlara rağmen Tahkim Kurulu Şenol Güneş’e başvurusunun, sözleşmesinin feshedilmediğini öne sürerek reddedildiğini bildiriyor. Bu haksızlık. Bu dosyayı hukukçu olmam nedeniyle inceledim. Şenol Güneş’e haksızlık edilmiştir. Türk futboluna hizmet etmiş birine böyle davranılamaz. Konuyu Başbakanlık Teftiş Kurulu’na havale edeceğim. Görev ihmali var mı? Bir suç işlenmiş mi, işlenmemiş mi? ona bakacak. Profesyonel Disiplin Kurulu da aynı olaylara farklı kararlar vererek, tartışılır hale gelmiştir”.

13 Mayıs 2004’de Fenerbahçe Kulübü Başkanvekili Nihat Özdemir, şampiyonluk kupasını kendilerine Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in vereceğini söyler.

Futbol Federasyonu 14 Mayıs 2004’de, sözleşmesi feshedilen eski Milli Takımlar Teknik Direktörü Şenol Güneş’in durumu ile ilgili bir açıklama yapar.

Güneş’e 3.5 yıllık görev süresi içinde federasyon tarafından toplam 3 trilyon 846 milyar lira doğrudan, sponsorlar tarafından da 69 bin dolar ödeme yapıldığı belirtilen açıklamada, şöyle denilir:

“Şenol Güneş, gelecek yeni teknik direktörün önünü açması gerektiği şeklindeki federasyon yaklaşımını maddi mülahazalarla geri çevirmiş, fakat kamuoyuna maddi hiçbir beklentisi olmadığı şeklinde yanlış bir mesaj vermiştir. Güneş’e, 23 Mart 2004 tarihinde, sözleşmesinin sona ereceği temmuz ayına kadar olan 5 aylık maaş toplamı olan 297 milyar 264 milyon lira da ödenmiştir.”

Mehmet Ali Şahin aynı tarihte Feshane’deki 3. Uluslararası Sponsorluk Konferansı’nda Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu yetkilileriyle aralarında yaşanan tartışmalar konusunda kimseye bir baskısının sözkonusu olmadığını söyler:

“Ben geçmişte Anayasa Mahkemesi’nin dahi birçok kararlarını eleştirdim. Ama Anayasa Mahkemesi’nin üyeleri çıkıp da ‘Bize baskı var istifa ediyoruz’ demediler. Bundan rahatsızlık duymaya gerek yok.

Tahkim Kurulu’nun, Milli Takımlar eski teknik direktörü Şenol Güneş hakkında aldığı karara gelince. Hakemin verdiği kararlar da Tahkim Kurulu’nun verdiği kararlar da kesindir. Ancak olayda hukuki cezai sorumluluk gerektiren bir durum varsa bunu da yetkili teftiş kurulları inceleyebilir. Bundan rahatsızlık duyacak birşey yoktur. Şenol Güneş’in tek başına ortada bırakılmış olduğunu hissettim. İki defa bana geldi. Psikolojik olarak çok rahatsızlık içinde olduğunu görünce, destek olmak gerekir, diye düşündüm.”

Bu arada liglerin bitmesinin ardından şaibe söylentileri yeniden dile getirilmeye başlar. 16 Mayıs 2004’de Bursaspor Teknik Direktörü Nejat Bijediç, “Türkiye 1.Lig tarihinde 40 puanla ligden düşme ilk kez gerçekleşti. Biz sahada ne yapmamız gerekiyorsa yaptık. Demek ki yapamadığımız birşeyler vardı. Herhalde saha dışında kaybettik” der.

17 Mayıs 2004’de A.Sebatspor-A.Gücü maçının devre arasında yaşananlara devlet el koyar. Devlet Bakanı M. Ali Şahin, A.Gücü Başkanı Cemal Aydın’ı arayıp ‘Geçmiş olsun’ der ve olaylar hakkında bilgi alır. Şahin, bu ve benzeri olaylara asla müsamaha etmeyeceğini belirterek, ‘Gereğini yapacaklarını’ söyler. Bakan Şahin, A.Gücü yöneticisi M.Kemal Ünsal, doktor yönetici Salim Sırrı Türker ve futbolcularının da bilgisine başvurulacağını sözlerine ekler. Bu arada A.Gücü Başkanı Cemal Aydın, Akçaabat’ta olaylara seyirci kaldığını belirttiği emniyet güçlerini İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’ya şikayet edeceğini söyler.

A. Sebatspor’a hem yenildiklerini, hem de tekmeli-tokatlı saldırıya uğradıklarını belirten A.Gücü’nün kaptanı Hakan Kutlu, “Koridordaki 35-40 kişilik saldırganlar arasında yumruk yumruğa çarpışmalar yaşandı” der ve konuyla igili şunları söyler:

“Her futbolcu bir-iki kişi yıkıp, soyunma odasına ulaşabildi. Soyunma odasının kapı dillerini bantlayıp kapatılmasını önlediler. Biz futbolcu olarak dürüstçe mücadele ettik. Formamızın onuru için dimdik durduk. Bize hep ‘Korkmayın, kimse sahada kalmaz’ derlerdi. Bunun gerçek olmadığını Akçaabat’ta gördüm.”

A.Sebatspor Kulübü Başkan Yardımcısı Baki Eyüboğlu, Ankaragücülülerin iddialarını, ‘Saçma’ ve ‘Kabul edilemez’ şeklinde yorumlarken, “Bizi bırakıp Sakarya’daki olaylara baksınlar” der.

Aynı tarihte Beşiktaş Teknik Direktörü Mircea Lucescu Fenerbahçe’nin şampiyon yapıldığını söyler. Lucescu’nun açıklamaları şöyledir:

“- Türkiye’de kimin şampiyon olacağı ocak ayında belli oluyor. Bu sezon şampiyon olamayacağımızı ocak ayından itibaren haykırmaya başladım. Çünkü ligin ikinci yarısında tam kadro ile mücadele edemedik.

Sahada yaptığımız mücadeleler, kontrataklar hep kesildi. Sesimizi duyuramadık.

– Bu sezon Fenerbahçe şampiyon yapıldı. İddia ediyorum bu sistem devam ederse Beşiktaş 10 yıl daha şampiyon olamaz. Göreceksiniz bu yıl Fenerbahçe gelecek yıl başka bir takım ve daha sonraları değişik takımlar şampiyon yapılacak.

– Türkiye’ye geldiğim günden bu yana 4 kez yılın teknik adamı seçildim. Bu bana yeter. Ben demek ki kötü bir teknik adam değilim. Ama konuşmalarım bazı kesimleri rahatsız etti. Bazıları ısrarla ‘Sesini kes Lucescu’ diye karşıma çıktı. Hatta bazıları işi yüzsüzlüğe vurup Lucescu’nun söylediklerinin tamamının doğru olduğunu söylese de üzerinde ciddi durmadı.

– Her takıma eşit seviyede yaklaşılmadığını belirttim. Bu eşitsizlik olayları başlattı. Bakın şimdi benim dediklerim tek tek ortaya çıkıyor. Tribün terörü ve taraftarların isyanı, takımların ligde nasıl kalabildikleri. Takımların deplasmanlarda yaşadıkları terör ortamının oluşacağını sezon başında haykırmıştım.

Bakın gazete manşetlerine, şampiyonluklar, futbolun güzel yüzleri değil, futbolun terörü ve çirkin yüzleri süsleyecek. İşte böyle olumsuzlukların olmaması için bunların önlenmesini istemiştim.

– Beşiktaş yönetimi bana süper transfer yapacaklarını söyledi. Evet doğrudur. Ama ben süper transfer yerine futbolcuların alacakları olan paraların ödenmesinin, alınacak oyuncudan daha tesirli olacağını savundum. 100’üncü yılda şampiyon olurken tüm isteklerimiz yapıldı. Paralar ödendi ve başarılar geldi.

– Bazıları futbolcuların aldıkları ücreti açıklayarak başarısızlığın faturasını kesmek istiyor. Futbolcu dünyanın en çok para kazanan insanıdır. Çünkü onun 5 ya da 10 sene çalışma süresi vardır. Bu süre zarfında para kazanabilir. Takımda her şey para ile ölçülmez. Bir de futbolcunun kafa yapısını rahatlatmak gerek. Bu da düzgün para ödemesi ve motivasyon ile gerçekleşir.

– 28 Mayıs’ta Türkiye’ye döneceğim. Çünkü oluşacak yeni yönetim ile konuşmam olacak. İsterlerse benimle çalışırlar. Yeni sezon için transfer çalışmalarını sürdürüyorum. Taraftarlarımız merak etmesinler, başarıya gidecek formüllere sahibim. Beşiktaş ile 2 yıllık mukavelem var. Ayrılmak istemiyorum.”

Görüldüğü gibi şampiyon olan takım da, şampiyonluğu kaybeden de, küme düşen de, kümede kalan da ligden ve federasyondan şikayetçidir. Ama Ulusoy hala “ben Türkiye’nin en başarılı TFF başkanıyım” diye dolaşmaktadır ortalarda.

Gerçi Lucesku’nun açıklamaları ne denli ciddiye alınabilirdi, tartışmalıdır. Zira Rumen teknik adam her gittiği yerde kendisinden başka herkesi suçlamayı, hatta “ağlamayı” alışkanlık haline getirmiştir. Türkiye’den sonra gittiği Ukrayna’da da kendi takımının şampiyon yapılmak istenmediğini, önlerinin kesildiğini söyleyebilmektedir. Üstelik daha bir yıl önce şampiyon olmuşken… Aynı Türkiye’deki gibi!

18 Mayıs 2004’de Bursaspor Kulübü, Birinci Süper Futbol Ligi’nin tescil edilmemesi için UEFA’ya başvurur. Kulüp Başkanı Fikret Üstenci, “Türkiye’de şu anda Futbol Federasyonu kalmadığı gibi, masa başı oyunlar, kurulan bölge birliği, kaba kuvvet, silah dayamalar ve şaibelerle lig bu hale gelmiştir. Kulübümüzün haklarını korumak için UEFA ve Şike Tahkik Komisyonu’na başvurduk. Bizim burada temennimiz bu şaibeli ligin tescil edilmemesidir” der.

19 Mayıs 2004’de Gençlerbirliği Kulübü Başkanı İlhan Cavcav, Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’un hata yaptığını ve misyonunu tamamladığını söyler:

“Kulüpler Birliği olarak toplanıp, ne yapacağımıza karar vereceğiz. Adayımızı belirleyerek, Kulüpler Birliği olarak blok oyla belirlediğimiz adayı destekleyeceğiz. Eğer Kulüpler Birliği olarak kendi aramızda anlaşamazsak ve aynı durum devam ederse, Gençlerbirliği olarak seçimleri protesto ederek 5 delegemizle oy kullanmayacağız.

Haluk Ulusoy kurullara müdahale ederek hata etmiştir. Ona, ‘Kurullarını değiştir’ dedik, ona, ‘Kurulların kararlarına müdahale etme’ dedik. Aslında kurulların da hatası yok. Tek hataları Ulusoy onlara karıştığında istifa etmemeleriydi. Biz bunu Haluk Ulusoyïa ilettik. Kendisi bu uyarımızı başka değerlendirdi. Ulusoyï a en büyük desteği Kulüpler Birliği Başkanı iken ben verdim. Geçen yıl bizimle çok oynadı. Gençlerbirliği’ne çok kötülük yapıldı. Ancak, şerefli bir kulüp olarak kimseye hakımızı yedirmeyiz. Herkes bunu böyle bilsin”.

21 Mayıs 2004’de Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım ile Galatasaray Başkanı Özhan Canaydın’ın öncülük ettiği 5 kulübün başkanları, yabancı futbolcu kontenjanının sekize çıkması için Futbol Federasyonu’na başvurma kararı alır.

Yıldırım ve Canaydın Swiss Otel’de, aynı zamanda Kulüpler Birliği Başkanı olan Ankaragücü Başkanı Cemal Aydın, Gaziantepspor Başkanı Celal Doğan ve İstanbulspor Başkanı Adnan Sezgin ile bir toplantı yaparak, yeni sezona yönelik görüş alışverişinde bulunur.

Başkanlar, “Futbol gelirlerinin yüzde 98’ini sağlayan Süper Lig kulüplerinin istemediği federasyon başkanı Haluk Ulusoy’u o koltukta oturtmayız” derler.

Naklen yayın gelirleri, mafya-futbol-siyaset ilişkileri, yabancı futbolcu sayısı, hakem tayinleri ve federasyon seçimleri konusunda görüş alış verişinde bulunan başkanlar, şaibe altında kalan futbolun kurtulması için Haluk Ulusoy’un görevden ayrılması gerektiği konusunda görüş birliğine varırlar.

Toplantıda alınan kararlar ve konuşmalar şöyledir:

Futbola mafya, pislik ve siyaset girdi. Artık milyonlarca doların döndüğü bir bahis kurumu var. Öyle duyumlar alıyoruz ki, bazı futbolcular bir kulübe imza atıyor, ama daha sonra başka kulüplere gidiyor. Bunlar mafyanın futbola ne derece girdiğinin en önemli belgesi. Futbolcular mafyanın eline düşmüş. Bu yaraları halletmemiz gerekiyor. Eğer bunları temizleyemezsek, tüm kulüpler mahvolur. Artık her türlü pislik var bu işin içinde.

Ankaragücü Başkanı Cemal Aydın’ı federasyon başkanlığı için aday gösterelim. Eğer Ulusoy federasyonu ile devam edersek, önümüzdeki yıl bu işlerin önünü alamayız. İstenildiği kadar kanun çıkarılsın, Haluk Ulusoy’un başkanlığında bu işler yürümez. Eğer tüm kulüpler Cemal Aydın’a destek vermezse, bizler birlikte hareket edelim ve genel kurulu boykot edelim. Ayrıca Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun da raporlarının kamuoyuna açıklanmasını isteyelim.

Futbolun en büyük sektör olduğu İtalya’da şike savcılığı kuruldu. Oysa bizde kimse hareket bile etmiyor. Transferden, maçlara kadar futbolun içinde ne tür pislik ararsanız var. Yeni yasa çıkar çıkmaz Kulüpler Birliği olarak toplanıp, Bakan’a, hatta Başbakan’a gidelim. Durumu anlatalım. Ulusoy’un yeni kadrosunda öyle isimler var ki, topu bomba sanıp karakola götürürler. Bu adamlarla nasıl yola çıkar ve futbolumuzu pislikten arındırırız?

Her yerde dedikodu çarkı dönüyor. Futbol gelirlerinin yüzde 98’ini sağlayan Birinci Lig kulüplerinin istemediği bir kişiyi o koltukta oturtmayacağımızın bilinmesi gerekir. Tüm kulüpler şikayetçi bu federasyondan ama korkudan seslerini çıkartamıyorlar. Gençlik Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay ve Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’den sonra Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da federasyon başkanlığı için kimseye icazet vermediğini açıklaması gerekir.

Toplantı sonrasında Ankaragücü Başkanı Cemal Aydın şunları söyler:

Bundan önce Haluk Ulusoy, Kulüpler Birliği’nden görüş almadan adaylığını açıklamazdı. Bu kez bize danışma gereğini bile duymadı. Çünkü çevresinde futbolla ilgisi olmayan kişilerin etkisi altında. Ben ona, ‘Paris’i istiyorsun ama bindiğin tren Atina’ya gidiyor. Öylesine sarhoşluk içindesin ki, farkında bile değilsin’ dedim.

En sonunda, ‘Uyandığında, ne çevrendeki dalkavukları yanında bulacaksın, ne de istediğin yerde olacaksın’ diye uyardım. Umursamadı bile. Kulüplerin desteğine ihtiyacı olmayan kişiyi seçimlerde göreceğiz. Her ülkede federasyon başkanları tribünlerde özel olarak ağırlanır. Ama bizim başkanımız maçlara gidemiyor. Tepki alıyor, stadı terk etmek zorunda kalıyor. Bu işte bir arıza var. Yaşananlardan midem bulanıyor, kusmam gerekiyor. Böyle bir ortamda daha fazla kalamayız.’

İstanbul’daki toplantıya, Gençlerbirliği, Adanaspor, Konyaspor, Diyarbakırspor, Elazığspor ve diğer kulüpler de destek veriyorlar. Ulusoy’dan yana tavır açıklayan ASKK gibi bazı kuruluşlar tabanlarının sesine kulak vermelidirler.

Aziz Yıldırım’ın toplantıda ilginç bir öneri getirdiği de iddia edilir: “Verin bize yetkiyi Fener TV’de yayınlayalım maçları.”

23 Mayıs 2004’de Türkiye Kalite Derneği (KalDer) ve Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin (TMOK) işbirliği ile İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen Sporda Kalite Sempozyumu’nda konuşan UEFA 1. Başkan Yardımcısı Şenes Erzik, Avrupa’daki futbol kulüplerini belirli bir standarta ulaşmak için UEFA’nın çalışmalar yaptığını ifade ederek, “Bu kulüplere kurumsal iletişimin önemini anlattık. Düzgün ve kaynağı güvenilir yatırımlara güven vermenin gerektiğini düşündük ve tüm faaliyetlerinin denetlenmesini istedik. UEFA Kriterleri Projesi birkaç kez ertelendi. Ancak, 2004-05 sezonundan itibaren UEFA kriterlerinin uygulanması lisans alan 52 ülkede uygulanacak” der.

UEFA kriterlerinin uygulanacağını, ancak bunun yanında etik ve fair play uygulamalarının çok önem taşıdığını anlatan Erzik, “Biz istediğimiz kadar disiplin uygulamalarını getirelim, etik ve fair play anlayışının vurgulanmadığı ortamlar olursa, burada federasyonların, UEFA’nın ve kulüplerin işi zor. Bana göre, etik değerlere kıymet veren, fair play anlayışıyla yürümesi gereken ve futbolda kalite anlayışını ortaya koyan proje, UEFA Kriterleri Projesi’dir” diye konuşur.

Aziz Yıldırım 24 Mayıs 2004 tarihinde Fenerbahçe TV’de Yalçın Türk’ün sorularını yanıtlar. Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in, futboldaki şike ve teşvik primi iddialarıyla ilgili olarak tüm kulüplerin yöneticilerini bir araya getirdiği toplantıya değinen Yıldırım, “Bakan bizi çağırdığı zaman Haluk Ulusoy istifa etmeliydi. Üç senedir oynanan oyunları ve tezgahları çıkarın. Özellikle bu sezon rezillik” der.

Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürür:

“Ben diyorum ki, federasyon adalet dağıtmalı. Bunun dışında bir şey söylemedim. Ben dört yıldır aynı şeyleri söylüyorum. Bu federasyonla bunların olmayacağını söylüyorum. Bu sezon yaşananlara el koymalıydı. Bunu yapamıyorsa da istifa etmeliydi. Eğer bu olmuyorsa devlet el koysun dedim.

Fenerbahçe’de Divan Kurulu seçimi var, Haluk Ulusoy içinde. Fenerbahçe kongresinde bana karşı aday çıkacak, gidiyor onlarla görüşüyor. Galatasaray’da bir aday, Trabzonspor’da bir aday destekliyor. Çıksın ‘yalan söylüyor’ desin. Ama diyemez. Haluk Ulusoy’un bu tavrını değiştiremezsiniz. Federasyonu istedikleri gibi yönetiyorlar. Ama kulüpler de bundan memnun. İstediklerini yaptırıyorlar. Ben Fenerbahçe için değil, Türk futbolu için konuşuyorum. Yarın bahisler oynanacak. Büyük paraların döndüğü yerde başka büyük olaylar çıkacak. Yoksa benim Haluk Ulusoy ile şahsi hiçbir meselem yok. Federasyon Türk futbolunu batağın içine çekmiştir.

Bakan Şahin ile yapılan ben, G.Birliği Başkanı İlhan Cavcav ve A.Gücü Başkanı Cemal Aydın’dan başka konuşan olmadı. Herkes mutlu gibi görünüyor ama, herkes dışarıda başka konuşuyor.

Havuzun devam etmesinde herkesten çok benim payım var. Biz havuzu bozmak istemiyoruz. Biz, ‘Fenerbahçe’nin hakkını verin’ diyoruz.”

TBMM, mafya, çete eleştirileri arasında Futbol Federasyonu yeni yasasını 26 Mayıs 2004 tarihinde kabul eder. Yeni yasaya göre Futbol Federasyonu başkanları için dil bilme ve üniversite mezunu olma şartı aranmazken, CHP’nin bu yöndeki önergesi TBMM’de kılpayı oyla reddedilir.

Yasanın en çok ilgi çeken bölümü, Futbol Federasyonu Başkanlarının ‘yüksekokul mezunu ve dil bilen’ kişilerden seçilmesidir. CHP, iki ayrı önerge vererek, ‘başkanın yüksekokul mezunu ve İngilizce, Fransızca ve Almanca’dan birini iyi derecede konuşma zorunluluğu’ getirilmesini ister.

CHP’li Ahmet Ersin konuşmasında Alaattin Çakıcı dokundurması yaparak, şunları söyler:

“Sayın bakan Alaattin’in lambasından çıkan cini görene kadar, futbola mafya bulaştığını kabul etmedi. Koruma ordusunun arkasından başını uzatıp, korkmayın demek kolay. Bu ülkede futboldaki mafyayı yazan spor yazarları silahlı saldırıya uğruyor. Failleri aramızda geziyor. Devlet bu gruplara karşı aciz kaldı. İstanbul Teksas’a döndü, o emniyet müdürü de, o bakan da hala koltuğunda oturuyor.”

YASA NE GETİRİYOR

  • Federasyon Genel Kurulu’nun üye sayısı 106’dan, 215’e çıkarıldı. Federasyon başkanları, en fazla iki dönem seçilebilecek. Milli maçlar şifreli yayınlanmayacak.
  • Liglere Avrupa ülkelerinde olduğu gibi sponsorların isimleri verilebilecek.
  • Genel Kurul, 4 yılda bir futbol liglerinin tescil tarihinden itibaren en geç 45 gün içinde, Mali Genel Kurul ise her yıl haziran ayında, Yönetim Kurulu’nun belirleyeceği tarihte olağan olarak toplanacak.
  • Başkanın görev süresi 4 yıl olacak, başkan seçimi, genel kurulda yönetim kurulunun 14 üyesinin seçiminden önce yapılacak.
  • Yönetim kuruluna, liglerin isimlerini ve iki başkanvekilini belirleme, sporculara doping kontrollerini yaptırma, sporda şiddetin önlenmesi için gerekli tedbirleri alma ve aldırma yetkileri de verildi.
  • Tahkim kurulu, 5 asıl, 5 yedek hukukçu üyeden oluşacak. Tahkim Kurulu üyeleri 4 yıl için genel kurulca seçilecek. 2 asıl ve 2 yedek üye üniversitelerin hukuk fakülteleri ile spor yüksek okullarında görev yapan hukukçu öğretim üyeleri arasından seçilecek.
  • Milli karşılaşmalarda protokol tribünü, federasyon tarafından düzenlenecek. Türkiye futbol liglerinin isim haklarından elde edilen gelirlerin yüzde 35’i Üçüncü Lig, yüzde 25’i 2. Lig kulüplerine eşit olarak dağıtılacak. Kalan yüzde 40’lık kısım ise federasyon payı kesildikten sonra en üst lige katılan kulüplere yine eşit dağıtılacak.

Ulusoy 29 Mayıs 2004’de Samsun’da, kendi adının verildiği alt yapı tesislerinin açılışında Merkez Hakem Kurulu (MHK) Başkanı’nı bundan böyle Futbol Federasyonu Genel Kurulu üyelerinin belirleyeceğini belirterek, “Daha önce MHK Başkanı’nı biz atıyorduk. Ben Kulüpler Birliği’ne ‘Aranızdan birini seçin, onu başkan yapın’ dedim. Ben herkesle çalışırım. Kendime güveniyorum. Kimse hakem hataları yüzünden benim aileme dil uzatmasın. Ulusoy ailesine dil uzatanların dilini keserler. Kimse haddini aşmasın. Benim de sinirlerimi bozmasın” der.

Yabancı sayısı konusunda kesin noktayı geçen yıl koyduklarını hatırlatan Ulusoy, “Önümüzdeki sezon yabancı sayısı 6 olacak. Bir sonraki yıl da 5’e indirilip dondurulacak. Benim olduğum yerde yabancı sayısı 7 olmayacak” diye konuşur.

Ulusoy, havuz sistemi konusunda, “Kendisini havuzun dışına itmek isteyen, ya da daha fazla pay isteyen İstanbul’daki bir kulübümüz bunu aklının ucundan bile geçirmesin. Benim olduğum yerde bu kesinlikle olmaz. Büyük kulüpler zaten yeteri kadar para kazanıyor” diyerek, Fenerbahçe’ye gönderme yapar. Ulusoy, Türkiye liglerinde şike ve şaibenin olmadığını da sözlerine ekler.

Ulusoy’un Fenerbahçe’ye saldırısı bitmez. Ertesi gün Trabzonspor Kulübü’nü ziyaret ederek Başkan Atay Aktuğ ile görüşen Ulusoy, burada basın mensuplarıyla yaptığı sohbette şunları söyler:

“Federasyon başkanı her işi karışıyor, diyorlar. Nasıl bir karışma ise son 4 yıl içinde 2 kere şampiyon oluyorsunuz. Geçmişte ‘Fenerbahçe Kulübü başkanı isterse federasyon başkanı gider’ dediler. Ben 7 yıldır oturuyorum, beni yollayamadılar. Güçleri de yetmeyecek benim buradan gitmeme. Geçmişte federasyon başkanlığı yapan Şenes Erzik ve Abdullah Kiğılı’nın gitmesinde en büyük rolü de Fenerbahçe Külübü üstlenmiştir. Yani Fenerbahçe Kulübü kendi içinden çıkan insanlara dahi iyi gözle bakmamıştır.”

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15