FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Archive for the ‘Gazeteciler’ Category

MİLAT MI ŞİKE Mİ

leave a comment »

SABAH Yazarı Ahmet Çakar’ın dün sabaha karşı Twitter’da yazdıkları gündem yarattı… Çakar’ın 1993-94 sezonunda Galatasaray ile Manchester United arasında oynanan Şampiyonlar Ligi eleme turu rövanş maçı hakkında yazdıkları “20 yılda hakem hataları ve tuhaf işlerden 3 Büyükler fazlaca yararlanmış ama en çok da Galatasaray yararlanmıştır laflarımı tv’lerden çok duymuştunuz” diye başladı ve şöyle devam etti:

“Mesela her şey düzgün olsa idi; G.Saray İstanbul’da M.United’ı eleyip ilk kez Şampiyonlar Ligi’ne giremezdi. GS’lilerin milat dediği maçı siz bir de Sami Çölgeçen, Kurt Röthlisberger ve Adnan Polat’a sorun. Ağır iddia: Ben ve Sami Çölgeçen birlikte bir odaya gireceğiz. KURAN’ı da masaya koyacağız ve göz göze gelip en sevdiklerimiz üzerine yemin edeceğiz. Ben diyeceğim ki; 2 Kasım 1993 gecesini hatırlıyor musun Sami Abi? O soğuk geceyi… Hani Sarıyer Urcan’da yenilen balıktan sonra saat 24:00… Sami gözlerime bakıp ‘Eeee’ diyecek. Saat 24:00 sularında Kurt Röthlisberger sana “I can help you because tomorrow is very important for Turkey and GS” (Sana yardım ederim çünkü yarın Türkiye ve GS için çok önemli) dedi mi, demedi mi diyeceğim. Elimiz KURAN’da ve en sevdiklerimizin üzerine yemin ederek.

‘KOD ADI RAHMİ’
Mesela Erman’ın bir dönem FIFA hakemi olan Serdar Çakman-Adnan Polat ikilisini sizlere anlatmasını çok isterim. Aynı Kurt Röthlisberger Avrupa’da bazı takım ve milli takımların (Türk de var) hakem bağlama operasyonlarında kullanılmış ve İsviçre polisi tarafından yakalanmıştır. Türkiye operasyonlarında kod adı Rahmi idi. Ona bu kod adını bulan ve takan eski TFF Başkanı Levent Bıcakcı idi.”

3 Kasım 1993′te neler oldu?
Galatasaray ile Manchester United 3 Kasım 1993′te Ali Sami Yen Stadı’na Şampiyonlar Ligi’ne girebilmek için çıktılar. İngiltere’deki ilk maç 3-3 sona erdiği için golsüz beraberlik bile temsilcimizi Şampiyonlar Ligi’ne taşıyordu. Eric Cantona, Roy Keane, Bryan Robson, Peter Schmeichel gibi yıldızların forma giydiği Manchester United’ı golsüz beraberlikle eleyen Galatasaray, Şampiyonlar Ligi’ne giren ilk Türk takımı olurken, UEFA ertesi sezon statüyü değiştirip 8′den 16 takımlı formata geçmişti.

CANTONA ATILMIŞTI
Maç bittikten sonra kırmızı kart gören Cantona, hakem Röthlisberger’i maça az uzatma eklediği için çok sert eleştirmiş ve 4 maç ceza almıştı.

Ömürboyu men cezası
Kurt Röthlisberger, 1990′ların başında en önemli hakemlerden biriydi. 1951 doğumlu olan İsviçreli, ülkesinde 1990′dan 1994′e kadar beş yıl üst üste en iyi hakem seçildi. 26 Mayıs 1993′te Marsilya-Milan Şampiyonlar Ligi finalini yönetti. 1994′te ABD’deki Dünya Kupası’nda Almanya-Belçika maçındaki yönetimi sonrası ülkesine gönderildi. 30 Ekim 1996′da Grasshoppers-Auxerre Şampiyonlar Ligi maçı öncesi İsviçre ekibinin menajeri Erich Vogel’a 100 bin İsviçre Frangı’na hakemi ayarlayabileceğini söylediği gerekçesiyle UEFA’nın soruşturmasına uğradı. 11 Nisan 1997′de UEFA ve FIFA faaliyetlerinden ömür boyu men edildiği açıklandı.

Sabah

Written by kesinofsayt

05 Eylül 2011 at 04:59

MEÇHULE GİDEN BİR LİG KALKAR BU FEDERASYONDAN

leave a comment »

Türkiye’nin derdi çok. Askerî vesayet ile ilgili davalar (Ergenekon, Balyoz, İnternet Andıcı, Amirallere Suikast) devam ederken; başımızda Suriye gailesi, Ramazan’da artan PKK terörü, birilerinin Güneydoğu’da özerklik ilan etme kabadayılığı derken, bir de futbolda şike soruşturması var.

3 Temmuz’daki ilk gözaltılardan beri gündemdeki bu son konuyla ilgili olarak, önceki gün Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) beklenen “tarihî açıklama”sını yaptı. Tam bir “Eski Türkiye” uyanıklığı… Ne şiş yansın ne kebap çabaları… Dağ nasıl fare doğurur bilmeyenlere, canlı yayında allanıp pullanarak sergilenen “tarihî” bir örnek… Topu, ayaklarda dolaştırdıktan sonra yargının ayağına atmak… Hâlbuki TFF özerk bir kuruluş. Neden özerk? Kanaat belirtmek, kararlarını bağımsız verebilmek için. Madem yargıya göre hareket ediliyor, bundan önce küme düşürülen takımlar için niye yargı kararı istemediniz? Madem, TFF yargıya göre karar veriyor, bundan sonra gol mü değil mi, ona da hâkimler karar versin. Golü yiyen takım, bölge idare mahkemesine gitsin, çıkan karara göre siz de puan verirsiniz… Ancak itirazı falan var o işlerin. Gelmez ayın son perşembesine de ligleri devam ettirirsiniz…
Ne diyor şimdi Federasyon? “Ortada henüz iddianame yok. Deliller, şüpheliler ve kulüplerle paylaşılmadan ceza verilmesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hükümlerine ve adil yargılamaya aykırı. Şüphelilerin dosyaları görememesi, disiplin cezası verilmesini engellemektedir. Bu aşamada vicdanî bir karara ulaşılamamıştır. Soruşturmanın tarafımızdan adil biçimde yapılması için gizlilik kararının kaldırılması gerekmekte. Bunun için iddianame beklenecektir. İddianame açıklandıktan sonra tüm deliller elimize ulaşacak, ilgili kişi ve kurumların savunması alınacak, ardından karar verilecektir.”
Ne anladınız? Yargıya saygılı gibi görünüp işin içinden sıyrılma… Ama sıyrılamıyorsun ki. Ligler 9 Eylül’de başlıyor. Yöneticisi, futbolcusu, seyircisi herkes havaya girmiş. O sırada pat iddianame açıklanıyor. Ne yapacaksın? Ayıkla bakalım pirincin taşını. TFF aldığı, daha doğrusu alamadığı bir kararla, Türkiye’de futbolu bir meçhulün içine atmıştır. En tahkimli mahalle olan “futbol mahallesi”nin dediği olmuştur.
Aslında istedikleri olamayacaktır. Çünkü bir, “Eski Türkiye”ye göre iş tutmak artık bir anlam taşımıyor. Yakında görürüz…
İki, Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) henüz sözünü söylemedi. İşin sonunda Yunanistan gibi rezil olmak da var. Onlar da, küme düşen takımı yeniden kurtardılar ama UEFA o takımı 5 yıl kupalara katılmaktan men etti. Yani “git kumda oyna” dedi…
TFF son kararıyla nasıl bir tezat içinde olduğunu öyle bir ilan etti ki, asıl manşet orada. Sayın Başkan diyor ki: “Eğer kendilerini şüpheli görenler varsa, Avrupa kupalarına katılmayabilirler. Olumsuz bir durum ortaya çıkarsa UEFA ceza verecektir.”
Dünya tarihinde, bakın iddialı bir laf ediyorum, futbolun tarihinde böyle bir karar var mı? Kim çıkar da “ben katılmıyorum” der ve suçlu olduğunu ilan eder? Sen 26 klasöre, 14 bin belgeye bakıp, kanaat oluşturamıyorsun, şüphelenmiyorsun, ama kulüplere dönüp “hadi aslanım, ne yaptığınız malum, üstlenin şu suçu” diyorsun… Yani, “biz mahalle baskısıyla, kulüplerin kazanç hesaplarıyla, maçları yayınlayan kuruluşun menfaatleri nedeniyle bir karar veremiyoruz. Ama siz kendinizi biliyorsunuz, ona göre davranın…” diyorsun. Günler, saatler süren toplantılardan sonra onca insanın birlikte verdiği karar böyle mi olur?
Daha önce de yazdım. Nasıl Genelkurmay karargâhı, Ergenekon dava sürecini yönetemediyse, TFF da şike soruşturması krizini yönetemiyor. Ne oldu? Askerler hangi noktaya geldi? O koskoca generaller ne diyor şimdi: “Biz yapmadık K yaptı…” Yani “Komutan”da bütün kabahat… Emir-komuta içinde ne yaptıysak, Genelkurmay Başkanı’nın emri ile yaptık… TFF’yi bekleyen de aynı akıbet. Acaba o mahallede komutan kim?

Hüseyin Gülerce, Zaman, 17 Ağustos 2011

Written by kesinofsayt

17 Ağustos 2011 at 06:00

Ergenekon, Fenerbahçe, Hüseyin Gülerce, TFF kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , ,

FENERBAHÇE’NİN DÜŞÜRÜLMESİNİN EKONOMİK MALİYETİ

leave a comment »

Türkiye şike soruşturmasıyla çalkalanıyor. Verilecek cezaların ekonomik etkisi de çok büyük olacak. Örneğin eğer Fenerbahçe küme düşürülürse sadece ilk 2 yılda Süper Lig ve Avrupa gelirleri 100 milyon dolar azalacak. Yan etkilerle bu rakam dokuz-on misli olarak düşünülmek zorunda…

Ülkemizde 3 Temmuz 2011 sonrasında gün ışığına çıkan şike depremi için kolay çözüm yok. Hukuk açısından bakarsak ilginç bir yerdeyiz. Olayın önemli taraflarından biri olan UEFA kaçak güreşiyor. Topu Türkiye Futbol Federasyonu’na (TFF) atıyor. Çünkü bir karar verilip de sonra bu kararın tersi Türk mahkemelerinden nihai karar olarak çıkarsa, açılabilecek olan tazminat davalarından korkuyor. Dün itibarıyla yargı cephesinden bilgi ve belgelerin TFF’ye aktarılacağı haberi geldi. Ama dev boyuttaki ‘gerçek bilgi ve belge’ hangi hızla aktarılacak, ne zaman TFF  incelemesi bitecek, bu tabii bilinmeyen bir şey. Bu nedenle şu anda ‘Bir haftada incelemeyi bitirirler’ türü tezler de doğru değil.

TFF MİNİMALİST DAVRANDI
TFF minimalist davranmak zorundaydı. Nitekim en milimalist şey hiçbir karar vermemekti. TFF bunu bir basamak aştı ve Süper Kupa’nın oynanmamasına karar verdi. Kamuoyunun bir kısmı memnun oldu, bir kısmı ise sıradan bir adım olarak yorumladı. Ortada ligin ertelenmesi olasılığı kaldı. Biz bekleyeceğiz. Ne zaman ne olacağı konusundaki belirsizlik de devam edecek…

200 milyar $’lık bir ekonomi!
TUĞRUL Akşar’ın analizlerine göre futbolun asli gelirleri, Avrupa toplamında 22.5 milyar dolar civarında. Buna ek olarak da 200 milyar dolar civarında turizmden eğlenceye, yemek ve içme sektörüne kadar birçok sektöre ek katkı var ve futbol gelirinin dokuz misli bir ek gelir yaratılıyor. Belirsizlik arttığı zaman bu  futbol geliri küçülüyor. Sponsorlar çekiliyor, reklam azalıyor, yani  kulüp geliri hızla düşüyor. Marka değerini ise hiç dikkate almadık!

ÇOK ZARAR DOĞACAK
BUNU söylemek, cezaları affedin demek de değil. Bir kulübün karar mekanizmasında olan, yetkili  insanların yaptığı kanun dışı ve ceza gerektiren şeyler, kurumu da bağlar. TFF de zaten bu nedenle adaletin kararını beklemek zorunda. Ama şimdi eline geçecek şike ‘bilgi ve belgeleri’, iş savcıların düşündüğü kadar vahim ise, patlamaya hazır bomba olarak uzun süre önümüzde duracak!

Toplam gelirin %13’ü Fenerbahçe’den
VARSAYIM olarak Fenerbahçe’ye verilecek bir küme düşme cezası, toplam futbol gelirinin yüzde 13 kadarını yaratan kulübü fena sallar. 2010-2011 Süper Lig gelirlerini 20 milyon TL ve 2010-2011 Avrupa gelirlerini 45 milyon TL kadar azaltabilir ve toplam 65 milyon TL zarar verirdi. Buna 2011-2012 gelirleri olarak da bir 100 milyon TL eklenir ve toplam iki yılda, 100 milyon dolar direkt gelir düşüşü olabilirdi. Toplam ekonomik etkisi ise nerede ise dokuz on misli olarak düşünülmek zorunda.

Deniz Gökçe, 23 Temmuz 2011

Written by kesinofsayt

23 Temmuz 2011 at 19:36

Deniz Gökçe, Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

TSK-FUTBOL: AİDİYET VE HUKUK

leave a comment »

Ağustos sıcaklarını ilk defa hatırlayan Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), nihayet liglerin ertelenmesinin işaretini verdi.

Günlerdir ayağında top dolaştıran Federasyon, nihayet dümen kırmanın bir bahanesini de bulmuş oldu. Genelkurmay’ın, Ergenekon ve Balyoz davalarında yaptığı hatayı, TFF de yapıyor; süreci yanlış yönetiyorlar. İşte en son tutuklu Albay Dursun Çiçek, kendi isteği ile verdiği ifadede, internet andıcı konusunda dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ dâhil, üstlerini işaret etti. Daha önce de vurguladım; davalar uzuyorsa, kurumlar, yargıya yardımcı olmadıkları içindir. Bir belgedeki imza ıslak mı, değil mi diye kaç tane kriminal laboratuvar dolaştırıldı. Yetmedi, dönemin koskoca Genelkurmay Başkanı elinde sallayarak “bu bir kâğıt parçası” dedi. Aynı komutan, Beykoz’da dolu LAW silahları bulunmuşken, eline boş olanı alıp, arkasında TSK’nın bütün generalleri oturuyorken, “işte boru” deyip şov yaptı. Hâlbuki bir belgenin, asıl mı, sahte mi olduğunu, en iyi kurum içindekiler bilir. Yargıya yardımcı olunsa, uzayan davalar şimdiye kadar çoktan biterdi.
Genelkurmay ve TFF, süreci neden yanlış yönetiyorlar? En önemli sebep, Türkiye’deki değişimin/demokratikleşmenin okunamamasıdır. İkincisi de, yeni durumu bir türlü kabullenememedir. Kurumlar içindeki vesayetçi zihniyet sahipleri ise kabullenememeden de öte, bu durumu bir türlü hazmedemiyorlar. Düştükleri duruma bir türlü inanamıyorlar. Vesayetçilerin gafleti, bir gün kendilerinin de yargıda ifade vereceklerini hiç hesaba katmamış olmaları. İçine düştükleri durumun geçici olduğunu zannettiler. Kaybolan kontrollerini yeniden kazanabileceklerine inandılar, inandırıldılar. Askerden daha askerci “siviller” onları, “biz de sizi bir şey zannediyorduk, yazıklar olsun” diye sürekli tahrik ettiler. Ama yargı yılmadı. Böyle olunca da her geçen gün, sürecin yanlış yönetilmesinin faturası ağırlaştı.
Karargâh’taki komutanların, meslekî aidiyet duygusunun tesirinde kaldıkları, bunun da insanî bir durum olduğu söylenebilir. Doğrudur da. Yıllarca birlikte çalıştığınız, çoluk çocuk tanıştığınız insanlarla aranızda bir yakınlık olur. Ayrıca koskoca bir silahlı kuvvetler camiası… Bu yüzden gelinen kavşaktaki soru çok ağır: Aidiyet mi, hukuk mu?
Aynı soru, futbol camiası için de geçerli. Üstelik milyonlarca taraftar, karda kışta, zor günde, iyi günde takımlarına sahip çıkıyor ve destek veriyor. Onun için soru onlar için de zor: Takım mı, aidiyet duygusu mu, yoksa hukuk mu?
Hukuk, yanlış yapanın adalete boyun eğmesidir. Adalet, kirden, yanlıştan arınmayı, utançla yaşama yerine açık alınla yürümeyi sağlar. Kim yanlış yaptıysa yanına kâr kalmamalıdır. Onun için de vicdanlar devreye girmelidir. Aidiyetin getirdiği duygusallığı bir kenara bırakıp, yüreklere taş basıp, adaletten yana, hukuktan yana tavır konulmalıdır. Hangi vicdanlı, insaflı taraftar; hile ve şike sayesinde kazanılmış bir kupa ile gurur duyabilir? Böyle bir durumu sineye çekebilir? Doğrusu, artık hukuk devreye girmişse, herkesin aidiyet yerine ahlakî zemini korumaya çalışmasıdır. Toplum dürüst ve temiz olmadıkça, yukarıdakilerden adalet istemenin anlamı olabilir mi?
***
Fenerbahçelilere zaruri bir açıklama:
Eski bir Fenerbahçeli futbolcu, bir televizyon programında, benim Zaman’da çıkan yazımdaki ifadelerimi çarpıtarak, yazmadıklarımı yazmış gibi anlatarak, üstelik hakarete varan bir kışkırtıcılıkla, Fenerbahçe camiasını tahrik ederek ileri geri laflar etti. Programın moderatörü kendisini sık sık ikaz etmek zorunda kaldı, “cevap hakkı doğuyor” dedi. Eski bir tanıdığım olduğu için mesele yapmak istemedim. Ancak dost çevremdeki Fenerbahçelilerden gördüm ki, aleyhte bir hava estiriliyor. Herkesle gönül köprüleri kurmak için çabalayan bizler gibi insanların, milyonlarca Fenerbahçeliyi karşısına alması asla söz konusu olamaz.

Hüseyin Gülerce, Zaman, 22 Temmuz 2011

Written by kesinofsayt

22 Temmuz 2011 at 06:20

Ergenekon, Fenerbahçe, Hüseyin Gülerce, TFF kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , ,

ERGENEKON SURUNDA İKİNCİ GEDİK

leave a comment »

Fenerbahçe şampiyon olunca, Trabzon’dan, şahsen de tanıdığım bir okuyucumuz, bana e-mail attı.

“Ergenekon’u pek güzel yazıyorsunuz ama Başbakan’ın Fenerbahçe’yi şampiyon yapmasını yazmaya cesaretiniz yok.” dedi. Şaşırdım kaldım. Bir de, Trabzon’da AK Parti aleyhinde büyük bir hava estiğini, Trabzonluların AK Parti’yi cezalandıracaklarını yazmaz mı? Böyle bir şey olamayacağını dilim döndüğünce anlatmaya çalıştıktan sonra, biraz da kızgınlıkla, “Kardeşim siz de Eskişehir’le berabere kalmasaydınız.” dedim. Şimdi öğreniyoruz ki, bazı Trabzonsporlu yöneticiler, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım ve futbolcu Alex ile 19 Nisan 2011′de yaptığı görüşmenin ardından, Başbakan’ı siyaseten zor durumda bırakmak için CHP ve MHP teşkilatlarını da kullanarak, Trabzon halkını galeyana getirme planları yapmışlar.
Futbolda şike ve çete soruşturması, göreceksiniz daha neleri ortaya serecek. Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’dan sonra, Beşiktaş Kulübü Teknik Direktörü Tayfur Havutçu’nun ve iki futbolcunun daha tutuklanması, büyük depremin de habercisi. Hepimiz hazır olalım, kelimenin tam anlamıyla futbolda yer yerinden oynayacak.
Bazıları, depremin büyüklüğünü tahmin edemedikleri için ayağında top dolaştırıyor. Mesela Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) tavrı böyle. “Savcının iddianamesini bekleyeceğiz.” diyor. Diyor ama futbolcuların bazılarının şikeyi itiraf ettikleri manşetlere çekilirken, Federasyon’un o beklemenin altında kalmayacağını kim söyleyebilir? Dağdan bir kartopu yuvarlandı ve giderek çığa dönüşüyor. Yeni TFF, galiba kucağında bulduğu kor ateşin farkında değil. Şu anda liglerin zamanında başlaması bile tehlikede. Katılacak takımlar UEFA’ya bildirildi ama yer yerinden oynamaya başladığında o bildirimin ne hükmü olur?
Futboldaki kirlilik, futbol yöneticileri ile siyaset ilişkileri, fakat en önemlisi vesayet sisteminde futbol yönetiminin işlevi, bundan böyle yargıda sorgulanacak. Türkiye’nin bütün kirli alanlarını, evet artık yargı temizleyecek. Vesayetin baskısından, hegemonyasından, ideolojik odaklardan kurtulan yargı, bugüne kadar dokunulmayan, dokunulamayan hangi alan varsa, kim varsa hepsine dokunacak. Tabii bu durum, siyasetteki, yargıdaki, medyadaki, bir kısım barolardaki zevatı rahatsız edecek, ediyor da… Eski Türkiye’nin alışkanlıkları kolay değişmeyecek, direnmeler olacak. Hatta tehdit falan da savrulacak. Fakat bunların o zevata faydası olmayacağı gibi, yaptıkları ters tepecek. CHP’nin “yemin etmeyeceğiz” diye tutturması bunun en açık örneği. İnatları ters tepti ve geldiler, kuzu kuzu yemin ettiler. Etmeselerdi, daha beter bir duruma düşeceklerdi.
Futboldaki soruşturmanın sarsıntıları, vesayetin surlarında, Ergenekon davasından sonra ikinci büyük gediği açabilir. Ben bu olayı, Danıştay saldırısının Ergenekon davasına bağlanması kadar önemli görüyorum. Devlet içindeki hukuk dışı yapılarla mücadelede ilk dönüm noktası, Danıştay saldırısının Ergenekon davası ile birleştirilmesi olmuştur. Laik kesimin ezberlerinin ilk bozulduğu yerdir bu bağlantı. Sivas’ta Madımak Oteli’nin yakılmasının, Gazi olaylarının, Alevi kesiminin önde gelenlerine suikast planlarının, Ergenekon davası içinde yer alması da Alevi kesimin ezberlerini bozmuştur. Vesayetin tutunduğu zemin birden kaymaya başlamıştır. CHP’de bir kaset olayı ile lider değişimi ve Ergenekon sanıklarının CHP tarafından aday yapılmaları; aslında, Alevi ve laik kesimlerin yeniden kazanılması, kayan zemine yeniden tutunma çabalarıdır. Futboldaki deprem, bu çabaları da berhava edecektir. Bu kadar net söylüyorum.
Zorda olan, futbolun ağaları değil, asıl vesayetin ağalarıdır. Direnmelerinin anlamsız olduğunu kabul etmedikleri için daha hızlı tasfiye olacaklardır. Futbolun dokunulmazlarına dokunulunca, bir kısım medyada da telaş başladı. Ama pek çok arkadaş, “sıra medyaya da gelecek” demişlerdi. Galiba haklı çıkacaklar…

Hüseyin Gülerce, Zaman, 15 Temmuz 2011

Written by kesinofsayt

15 Temmuz 2011 at 06:25

Ergenekon, Fenerbahçe, Hüseyin Gülerce kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

TAHTA BAŞINDA TEK AYAK ÜSTÜNDE

leave a comment »

Futboldaki şike ve çete operasyonunun hedefinde, Fenerbahçe’nin olduğunu söylemek, alınganlık ve taraftarlık psikolojisi ile belki hoş görülebilir. Ama işin aslının öyle olmadığı besbelli.

Trabzonspor ve Beşiktaş yöneticileri, eski Futbol Federasyonu başkanı da ifade veriyor. Yargılama safhasına gelindiğinde daha büyük dalgalarla da karşılaşabiliriz.
Bazıları, bu son operasyona “Futbolun Ergenekon’u” denmesinden rahatsız oldular. Hâlbuki “Ergenekon” sembol bir isim. Anlatılmak istenen, devlet içindeki hukuk dışı yapıların varlığı. “Ergenekon davası”nın önemsenmesinin sebebi de, bu ülkede yüzyıldır, darbecilerden, cuntacılardan ve onları himaye eden vesayetçi yapıdan ilk defa hesap sorulmaya başlanması. Türkiye; kirli ve karanlık ilişkiler ağının tutsak aldığı bir ülke olarak, Avrupa Birliği’ne üye kabul edilebilir mi? Vesayetin kurduğu statüko ile Türkiye, demokrasinin ve özgürlüklerin evrensel standartları ile buluşabilir mi? Bazılarının anlamamakta direndiği asıl nokta burası. Konu yerel değil, küresel… Yeni Türkiye’de artık askeri bürokrasiye yaslanıp, kendinde güç vehmeden kibirli, kasıntı, küçük dağları ben yarattım diyen vesayet ağalarına yer yok.
Vesayetle bağlantılı hiçbir kişinin, kurumun artık gücü yok. İşte CHP… Ne dediler; “Silivri’deki iki arkadaşımız yemin etmedikçe, biz de yemin etmeyeceğiz…” Ama sonunda yemin ettiler… Ben, yemin eden CHP’lilerin hiçbirinin yüzünde, milletvekili olma heyecan ve neşesini göremedim. Tam tersine, “biz ne ettik böyle” burukluğu vardı… Tahta başında disiplin cezası alıp tek ayak üzerinde duran öğrencilerin mahcubiyeti, yüzlerinden okunuyordu… Çünkü anlamsız, mesnetsiz, desteksiz bir tavır almışlardı. Koskoca CHP’yi vesayete rehin bırakmayı, kendi partililerine bile izah edemediler. Aklı olan, vesayete rehin olmaktan kurtulur, yüzünü halka ve demokratikleşmeye döner.
Türkiye, yüzyıllık bir temizlik yapıyor. Çünkü bu ülkede bir asırdır bütün renkler kirlendi. Darbeler, bütün değerleri yozlaştırdı, bütün kurumları yıprattı, öne çıkan insanların şahsiyetleri ile oynandı. Yivi seti olmayan, beli düz durmayan tiplerin işgaline uğradık. Vesayetin kozmik adamları her yanımızı sardı. Siyaset, yargı, medya, üniversiteler, iş dünyası, sendikalar, barolar, futbol, sanat, edebiyat, hepsi vesayetin görünmez kılınması için el ele tutuştular. Zincirlerle birbirine bağlanmış bir yapıdan söz ediyoruz. Türkiye şimdi o zincirleri kırıyor.
Mesele futbolda şike, çete meselesi değil. Mesele Aziz Yıldırım meselesi değil, Fenerbahçe meselesi hiç değil. Beşiktaş, Galatasaray, Trabzonspor meselesi de değil. Kimse, sorumluluğunu unutup, taraftarı tahrik etmesin. Ergenekon davasını, Cumhuriyet mitingleri ile özünden saptırmak isteyenler nasıl umduklarını bulamadılarsa, futbol takımlarının taraftarlarını sokağa dökmeye çalışanlar da başarısız olacaklardır. Referandumdaki yüzde 58 ile seçimlerdeki yüzde 50′yi, iyi anlamak lazım. Ortada, demokratikleşme için sivil siyasete, AK Parti iktidarının reform ve özgürlüklerin genişletilmesi hamlelerine destek veren bir irade var. Başbakan Erdoğan, bu iradenin hakkını vermede kararlı görünüyor. Kendisinden beklenen ve kendisine yakışan da odur.
Yeni Türkiye’nin, hukukun üstünlüğüne kilitlenen yeni yargısını da unutmayalım. Darbecilerden, cuntacı zihniyetin sahiplerinden millet adına hesap sormakta kararlı savcılara ve yargıçlara ne kadar ihtiyacımız varmış… Asıl onların yüreğini alkışlamalı, onların cesaretini övmeliyiz. Hatırlayınız, “Susurluk davası” sırasında, özellikle laik-solcu kesimler; “İtalya’daki Gladio davasının savcı ve yargıçları gibi bizde niye cesur ve dürüst savcılar, yargıçlar yok” diye haykırmışlardı. Şimdi tam tersi davranıyorlar. Bu hukuk adamlarını yıpratmaya, karalamaya çalışıyorlar. Ama nafile. Bütün renkler kirlerinden arınıyor..

Hüseyin Gülerce, Zaman, 13 Temmuz 2011

Written by kesinofsayt

13 Temmuz 2011 at 06:29

FENERBAHÇE %99 KÜME DÜŞECEK

leave a comment »

Gazete Habertürk’ten Atilla Türker’den iddialı çıkış. Habertürk TV’de polisin bugün yaptığı açıklamanın herşeyi ortaya koyduğunu söyleyen Türker, soruşturma sonunda adı geçen takımlardan bir kaç tanesinin liglerden düşürüleceğini iddia etti. İşte Türker’in o iddialı sözleri:
“Bundan sonra 19 maçta adı geçen, bir kaç tanesi hele bir tanesi çok büyük bir takım mutlaka küme düşecektir. Eldeki belgeler, onu gösteriyor ki bunlar aylardır toplanıyor. Bazı arkadaşlar, iki gün önce Sayın Futbol Federasyon Başkanı Aydınlar’ın yerinde olmak istemediğini söyledi. Ben ise bunun tam aksine düşünüyorum, aslında şimdi başkanın yerinde olmak isterdim. Şimdi önünüze ısıtılmış, hazır bir yemek gibi önünüze geldi. Emniyetin elindeki belgeler, fotoğraflar ve ses kayıtları var. Üstelik emniyet, bugün bir açıklama yaptı ve 19 maçta şike yapıldığına dair belgelerin olduğunu söyledi. Talimat açık, Futbol Federasyonu’nun Disiplin Talimatı’nın 55. maddesi. Talimat o kadar net ki şunu söylüyor: Şike yapan takım ligden düşürülür. Önünüze bu belgeler gelecek, yönetim kurulu olarak oturacaksınız; a,b,c,d,e takımları için karar vereceksiniz. Bazıları şikeye teşebbüs etmiştir; ancak onlarda yeni yasaya göre suç işlemişlerdir. Yeni Şiddet Yasası’nda ayrı bir bölüm var ceza ve adli diye. Oradaki cezayı zaten konuşmak istemiyorum. Orada 5 ila 15 yıl arasında hapis cezası var, bu paraya da çevrilmiyor.”
“FEDERASYON CEZA YAĞDIRACAK”
Son kararın Tahkim Kurulu’na ait olduğunu söyleyen Türker, düşürülen takımların ilgili yasaya göre -20 puandan başlayacağını iddia etti. Türker şunları söyledi:
“İlk başta asgari 10 gün içinde azami 15 gün içerisinde toplanacak ve cezaları yağdıracak. Bir yada iki takım ligden düşürülecek. Bazı takımlar Süper Lig’den düşürülebileceği gibi Bank Asya’da -20 puan geriden başlayacaklar. Bu konuda mağdur olan takımlar ise Tahkim Kurulu’na başvuracak ve hakkını isteyecek. Tahkim Kurulu’ndan öte bir kurum yok zaten anında yürürlüğe girecek.”
STÜDYOYU ŞOKE EDEN İDDİA
Türker, şike soruşturmasında asıl tartışılan takımın Fenerbahçe olduğunu söyledi. Eldeki deliller ve Federasyon’un ilgili düzenlemelerinin herşeyi açıkça ortaya koyduğunu söyleyen Türker, Fenerbahçe’nin yüzde 99.9 ligden düşürüleceğini iddia etti. İşte herkesi şaşırtan o açıklama:
“Gerçekleri ortaya koymak gerekir. En azından tartışılan takım Fenerbahçe. Yani Fenerbahçe küme düşecek mi düşmeyecek mi? Şimdi ilk gün ortaya çıktığında mümkün değil deniliyordu. Pazartesi oldu bizim takım yapmaz denildi. Salı oldu bizim takım yapmış denilmeye başlandı. Bugün oldu bizim takım çok kötü şeyler yapmış denildi. Olaylar ortada, belgeler ortada, talimat ortada. Büyük bir operasyon sonunda, sabahın köründe özel yetkili savcılar bu olaya el koyuyorsa en tepedeki kişiler bunu onaylıyorsa ortada çok büyük olaylar vardı. Zaten emniyet bugün açıkladı ben size söyleyeyim. Öyle gizli kapaklı konuşmaya da gerek yok. Fenerbahçe, yüzde 99.9 küme düşürülecek. Açık konuşmak istiyorum asıl sorun Trabzonspor’un durumu. Fenerbahçe’nin şampiyonluğu elinden alınacak şampiyonlar ligine katılamayacak. Burada Trabzonspor acaba Şampiyonlar Lig’in katılacak mı? Diyelim ki elemelere katılacak ve sonra da şampiyonlar ligine gidecek. Bu dünya tarihinde görülmemiş bir olay tek yani. ”

Internethaber

Written by kesinofsayt

07 Temmuz 2011 at 03:43

Atilla Türker, Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

FUTBOLUN DOKUNULMAZLARI

leave a comment »

Futbolda ilk defa şike ve örgütlü suçlarla ilgili geniş çaplı bir soruşturma başlatıldı.

Aralarında Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın da bulunduğu 60’tan fazla kişi gözaltına alındı. Öyle şaşkınlık falan da yok. Ve herkesin aklına ilk gelen, Ergenekon oldu. Birden “futbolun Ergenekonu” lafı konuşulmaya başlandı. Futboldaki kirlilik için neden bu kadar gecikildiği sorgulanır oldu. Çünkü tıpkı Susurluk gibi, futboldaki hukuk dışı yapıların üzerine, bugüne kadar hep gidiliyor gibi yapılıp gidilmedi. Rantın, kara para aklamanın, şikenin, çetelerin cirit attığı bir alana nihayet sıra geldi.

Pekiyi şimdi ne oldu da, futbolda da, “dokunulmaz” denilenlere dokunuluyor, girilemez denilen alanlara giriliyor? Çünkü Ergenekon ve Balyoz davaları gösterdi ki, bu ülkede artık dokunulmazlar kalmadı. Görevdeki orgeneral rütbeli komutanların tutuklandığı bir Türkiye’de, futbolun ağalarına da dokunmanın yolu açıldı. Çünkü hükümet yeni Türkiye için büyük onay aldı. 12 Eylül referandumu ve 12 Haziran seçimleri gösterdi ki, toplumun yarısı, büyük bir kararlılıkla demokratikleşmeye destek veriyor. Yargı da, Meclis de, hükümet de, medya da, bu desteğin gereğini yapmak zorundadır.

Meselenin özü şu: Türkiye, artık eski Türkiye değil. Eski çamlar bardak oldu. Bazıları bu gerçeği hâlâ kabullenmek istemiyor. Hâlâ eskiye, vesayetin kol gezdiği o karanlık günlere dönmeye dair bir umutları var. Sanki bir sabah uyandıklarında bir şey olacakmış, bir şeyler değişecekmiş havasındalar. Hâlâ, kendilerine yeniden gün doğacağını düşlüyorlar… Düşününüz, bu rüya ile CHP’nin oylarının son seçimde yüzde 40’ın üzerine çıkacağı beklentisine girenler oldu. Hâlâ neye tosladıklarını anlamadıkları ise şuradan belli; yüzde 26 oy almalarına rağmen CHP yöneticileri hâlâ kendilerinde bir güç vehmediyorlar. Hâlbuki “Yeni CHP” falan yok, “Yeni Türkiye” var. Gitmekte inat ettikleri yolun üzerinde, kocaman bir kaya duruyor. Üzerinde de “Yeni Türkiye” yazıyor. Çarpıp durdukları kaya, bu kayadır…

Halkın sandığa yansıyan yüzde 50’lik iradesini hâlâ okuyamıyorlar. Bu güçlü iradenin, bu demokratikleşme ikliminin, Başbakan Erdoğan’a ve AK Parti hükümetine nasıl bir cesaret ve kararlılık verdiğini göremiyorlar. CHP’nin yemin etmeme inadında da bu körlük var. Tamam, Sayın Başbakan, “tükürdüklerini yalayacaklar” derken ağır konuştu, ama söylemek istediği, CHP’nin bu kafayla bir yere varamayacağıdır. Çok açık ki, CHP rehin alınmış gibi davranıyor.

Pekiyi, artık herkesten hesap sorulduğu ortada iken futbol ağaları nasıl böylesine pervasız olabilmişlerdir? Çünkü güç aldıkları odaklar, tıpkı yüzde 40 için iddiaya giren işadamını inandırdıkları gibi, onlara da “merak etmeyin, tekrar geleceğiz” telkini yapmışlardır. Silahlı Kuvvetler içindeki cuntacı zihniyetin, pes etmeyişindeki haleti ruhiye de budur.

Artık futboldaki Ergenekon’a da neşter vuruluyor. “Futbolda Ergenekon olur mu?” sorusu bugün anlamsız bir sorudur. Vesayet varsa, darbecileri vardır. Darbeciler varsa, medyaları, işadamları, çeteleri, kozmik adamları vardır. Vesayet, hukuk dışı örgütlenmelerle ayakta durur. Bu ülkede yüzyıldan beri vesayet rejimi var. Onun için hukuk dışılık her sosyal grubun, devlet ygıtının, anayasal kurumların içinde hükümferma olmuştur. Mücadele, vesayet ile demokratikleşme arasındadır. Bugün inisiyatif sivil iradenin elindedir. Vesayetin bütün ağaları, bu arada futbolun ağaları da kaybetmeye mahkûmdur.

Hüzeyin Gülerce, Zaman

Written by kesinofsayt

06 Temmuz 2011 at 01:47

Ergenekon, Gazeteciler, Hüseyin Gülerce kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

G.SARAY BU PARAYLA KURTULMASIN DAHA İYİ

leave a comment »

Bir süredir spor kamuoyunda bir isim dolaşıyor: Ünal Aysal
Galatasaray’ı kurtaracak adam olarak kendini gösteriyor. Bir grup G.Saraylı da onun peşine takılmış gidiyor. Gelin size bir de ben bu
“Kurtarıcı Ünal Aysal”ı anlatayım.
Aysal’ı G.Saray Kulübü’ne sokan benim. Kendisi bana Mehmet Ali Birand tarafından getirildi ve“Belçika’da yaşayan bir G.Saraylı. G.Saray Adası’nıkiralamak istiyor” diye takdim edildi.
Ben de G.Saray’ın bütün mal varlıklarını gelire çevirmek isteyen bir yönetici olarak kendisiyle görüştüm. Yönetimdeki arkadaşlarıma tanıştırdım. G.Saray’la ilgili pek çok projemizi kendisiyle paylaştık. Adanın kiralanmasına, stat yapımına ve daha pek çok projeye talip oldu.
Sonra bir gün devletin çok üst kademelerinden birisi beni uyardı:
“Ünal Aysal, sizin G.Saray anlayışınıza uymaz. SizG.Saray’ı hep temiz tuttunuz. Devletle  yapan,devletten ihale alan kimseyi bu kulüptennemalandırmadınız. Ünal Bey size yakışmaz” dedi.
Ve bir rapor gönderdi. Burada Ünal Aysal‘ın devlete“süper pahalı fiyatla” enerji sattığı belgeleniyordu. Ereğli’deki bir doğalgaz santralinin sahibiydi ve bu santral Türkiye’ye kilovat saati 12 cent civarında bir fiyatla enerji satarak “Türkiye rekoru kırıyordu.”
Durumu Aysal‘a sordum. “Evet ama istiyorlarsasantrali devlete satarım” dedi.
Ancak santral için belirlediği fiyat da normalin kat be kat üzerindeydi.
Bunun üzerine G.Saraylı dostlarımı Ünal Aysalkonusunda uyarmaya başladım.
Ancak o bir kere G.Saray’a elini sokmuştu. Eski BaşkanMehmet Cansun‘la ortak bir şirket kurdu (Cansun’un başkanlık dönemi bittikten sonra). Bu arada kulüp parasızlıktan kıvranıyordu. Ünal Aysal da “İyi G.Saraylırolünde” finansörlük yapıyordu. Ama elindeki G.Saray hisseleri zaten Aysal‘ın riskini sıfırlıyordu. Üstelik de kulübe verdiği her kuruş için sayfalarca sözleşme imzalatıyordu.
Aysal, G.Saray sayesinde büyük bir tanınmışlık elde ediyor, herkes tarafından saygın işadamı, G.Saray’ı kurtaracak para babası olarak görülüyordu.
Ama kimse o paranın Türkiye halkına pahalı enerji satarak kazanıldığıyla ilgilenmiyordu.
Ünal Aysal‘n Ünimar şirketinin Türkiye’ye şimdiye kadar 465 milyon dolar zarar verdiğini gösteren Sayıştay raporu gazete sayfalarında yer bulamazken, Aysal‘ın sportif yönü ortaya atılıyordu.
Ben Hürriyet’te olduğum dönemden başlayarak ÜnalAysal‘a karşı tavır almaya başladım. Hâlâ devam ediyorum.
O şimdi Sabah gazetesini suçluyor. Suçlayabilir. Ama ben G.Saray’ı yönetecek kişilerin, G.Saray’ı basamak olarak kullanmalarına karşı olduğum için bunları yazmaya devam edeceğim.
İster beğensin ister beğenmesin.

Fatih Altaylı, Sabah

Written by kesinofsayt

22 Mart 2006 at 04:12

Ünal Aysal, Fatih Altaylı, Galatasaray kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,