FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Archive for the ‘Kulüpler Birliği’ Category

HALUK ULUSOY DOSYASI – 14

leave a comment »

1 Kasım 2006 – Futbolumuz köşeye sıkıştı – Hürriyet

Gözlerin üzerine çevrildiği Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in, kanunun verdiği yetki doğrultusunda bu tavsiye kararını dikkate alarak Futbol Federasyonu’nda Olağanüstü Genel Kurul kararı alacağı öğrenildi.

Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun, “Futbol Federasyonu, olağanüstü genel kurula gitmelidir” şeklindeki tavsiye kararı, futbolun gündemine bomba gibi düştü. Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in, Teftiş Kurulu’nun bu raporu doğrultusunda Futbol Federasyonu’nu olağanüstü genel kurula çağıracağı bildirildi. Olağanüstü genel kurulun, Turkcell Süper Ligi’nin devre arası olan ocak ayında yapılacağı ifade edildi.

Ankara Cumhuriyet Savcısı Ayhan Şan’ın, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ve bazı eski yöneticileri hakkında hazırladığı iddianame sonrası, Teftiş Kurulu’nun bu raporu da adeta şok etkisi yarattı. Federasyon, daha önce belirlediği gibi dün saat 14.00’te Ankara’da toplandı. Haluk Ulusoy başkanlığındaki toplantıda sadece Teftiş Kurulu’nun tavsiye kararı ele alındı. Öte yandan Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun kararı, tavsiye niteliğinde olduğu için, gözler Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’e çevrildi. Bakan Şahin’in, kanunun verdiği yetki doğrultusunda bu tavsiye kararını dikkate alacağı ve olağanüstü genel kurula gideceği öğrenildi.

SORU İŞARETLERİ VE İDDİALAR

Olağanüstü genel kurula gidilebilmesi için 3 yol var. A- Toplam üye sayısının % 40’ının noter kanalıyla yazılı müracatı; B-Federasyon Yönetim Kurulu kararı; C-Spor Bakanı’nın çağrısı üzerine. Ancak her durumda, çağrıda bulunanlar, toplantı sebebini bildirmek zorunda. Bu doğrultuda Bakan çağrı yaparsa, hangi gerekçe ile gündeme seçim maddesini koyacak?

Tavsiye kararı, 2002-04 dönemi ile ilgili iddiaları kapsıyor. Oysa, Ulusoy ve yeni yönetim, 2006 Ocak ayında seçimle göreve geldi. Eski teftiş kurulu raporunun, yeni dönemi kapsaması nasıl mümkün olur?

Rapor, Ulusoy, Ata Aksu, Orhan Saka ve Haldun Kozakoğlu ile ilgili. Ancak Ulusoy dışında hiçbiri federasyon bünyesinde görevli değil. Yeni seçilen yöneticiler, nasıl itham edilir ve seçime gidilir?

Yasada, “Federasyon başkanı, üstüste ya da aralıklarla en fazla 3 kez seçilir” maddesi var. Ulusoy 3 kez seçildi. Adaylığını koyabilecek mi? Hukukçular ikiye bölündü bile. Her dönem, 4 yılı kapsadığı için, bu dönemin bitmediğini savunanlar bulunuyor.

Ulusoy’un “Yeter artık” demesi de bekleniyor. Bundan böyle seçilse bile rahat hareket edemeyeceğini düşünen Ulusoy’un, olağanüstü genel kurulda başkanlığa adaylığını koymayacağı belirtiliyor.

FIFA, siyasi otoritenin, futbolun işine karışmasını istemiyor. Bu doğrultuda çok ağır yaptırımları ve ihraçları bulunuyor. Türkiye de, beklenmedik bir ceza ile karşı karşıya kalabilir.

Yaklaşık 100 kemik oyu bulunan Haluk Ulusoy, başkanlığa adaylığını koymadığı taktirde ilk toplantıda üye salt çoğunluğu sağlanmayabilir. Bu da futbolda ayrı bir krize yol açabilir.

Siyasi saldırıya maruz kaldığını düşünen mevcut yönetim kurulu, her an toplu halde istifa edebilir. Başbakan ve Bakan’a karşı bu tavır sonrası kriz daha da büyüyebilir.

Bu üzücü gelişmelerden milli takımların teknik heyetleri de etkilenebilir.

Ulusoy’un ve yeni yönetimin devre dışı kalması sonrası, görevi hangi başkan ve yöneticiler üstlenecek. Yeni federasyonun, siyasi otoritenin güdümünde kalabileceği iddia ediliyor.

Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu Başkanı Türker Arslan 5 Kasım 2006’da önlerine her hafta Galatasaray ve Beşiktaş hakkında kötü tezahürattan dolayı rapor geldiğini, Fenerbahçe hakkında hiç böyle bir raporun gelmediğini vurgular. Arslan, “Kulüpler kötü tezahüratları mutlaka önlemeye çalışmalı ve bunun temsilci raporlarına girmesini sağlamalı. Ancak, böyle bir savunma ile cezalardan kurtulabilirler” der.

Bu sözlerden kısa bir süre sonrasında, önlerine her hafta dosyası gelen kulüplerden hiç birisine uygulanmamış bir ceza Fenerbahçe’ye verilecektir: 3 maç seyircisiz!

M. Ali Şahin, alışılagelmiş, kanıksanmış (ve artık bıktırmış olan) genel kurul çağrılarından birisini daha 6 Kasım 2006’da yapar. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel’in verdiği ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun da katıldığı yemekte Şahin, Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören ile Antalya Başkanı Sedat Peker’le bir görüşme yapar.

Futbol Federasyonu’nun olağanüstü genel kurula götürülmesi için kulüplerin devreye girmesi gerektiğini savunan Bakan Şahin, “Futbolumuz kaosa sürükleniyor. Genel kurulda delegelerin daha sağduyulu karar vererek seçime katılacaklarına inanıyorum. Sizler genel kurula gidilmesi konusunda öncü olun” der.

Beşiktaş İkinci Başkanı Murat Aksu’nun da hazır bulunduğu davette konuşan başkan Demirören ise, “Bizler kurallar ve kanunların uygulayıcısıyız. Kulüpler Birliği gerekli değişikliği uygun görürse biz de gereğini yaparız” karşılığını verir.

Bu arada Aziz Yıldırım, kulübün resmi internet sitesinde yaptığı açıklamada, Şenes Erzik’in Türk futboluna katkılarının tartışılmaz olduğunu, Futbol Federasyonu’nun özerklik kazanmasında çok önemli katkıları bulunduğunu ifade ederek, “Fenerbahçe Kulübü olarak Sayın Erzik’in böyle bir göreve gelmesinden onur duyarız. Erzik’in, federasyon başkanlığına adaylığını koyması ve bu göreve gelmesi bizi mutlu eder. O zaman kendisine gereken desteği veririz, ancak basında yer aldığının aksine, hiçbir şekilde Sayın Erzik’le bu konuda bir görüşmede bulunmadım” der.

14 Kasım 2006’da toplanan Birinci Lig Kulüpler Birliği Vakfı toplantı için Fenerbahçe Kulübü’ne yapılan davetin, diğer kulüp başkanlarının isteği üzerine iptal edildiğini açıklanır. Başkan Canaydın, Futbol Federasyonu’nun olağanüstü genel kurula götürülüp götürülmemesi konusuyla ilgili, kulüpler birliği olarak herhangi bir oylama yapmaya gerek olmadığı görüşünde birleştiklerini söyler.

Canaydın, Radisson SAS Oteli’nde yapılan ve 4 saat süren toplantı sonrasında yaptığı açıklamada, öncelikle Fenerbahçe ile vakıf arasında geçen davet krizi hakkında bilgi verir. Özhan Canaydın, “Bugün yapılan yönetim kurulu toplatısı için Fenerbahçe Kulübü’ne yapılan rutin davet, kulüp başkanlarının isteği üzerine ikinci bir yazı ile iptal edilmiştir” der.

Fenerbahçe’nin vakıf üyeliğinden ihraç edilmesinin, bu ay sonunda kararlaştırılacağını belirten Canaydın, şöyle devam eder:

“Fenerbahçe’nin vakıf toplantılarına katılmaması, aidatlarını ödememesi, vakfımızı yok sayan ve vakfımızı tanımadıkları yönündeki yazı ve açıklamaları nedeniyle, savunma ve açıklamaları alınmak suretiyle 23 Kasım’daki mütevelli heyeti toplantısında, vakıf üyeliğinden ihraç edilip edilmeyeceği konusunda bir karar alınmasına oy birliği ile karar verdik.”

Nihat Özdemir’in istifa daveti konusunda ise Canaydın, “Olabilir. Şahsi görüşüdür. Biz kulüpler birliği olarak birlik ve beraberlik içinde görevimize devam ediyoruz” der.

15 Kasım 2006 tarihli gazetelerde Merkez Hakem Kurulu, Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’un talimatı ile FIFA listesine girdiği öne sürülen hakem Kuddusi Müftüğlu’na, ligde son 9 haftada hiç maç vermediği yazmaktadır.

Herhangi bir sakatlığı ya da rahatsızlığı bulunmayan Müftüoğlu, FIFA listesi açıklandıktan sonra Süper Lig’de hiç görev alamaz. Ligde ikinci haftada Beşiktaş-Gaziantepspor, dördüncü haftada da Sakaryaspor-Fenerbahçe maçlarında görev yapan Müftüoğlu, o günden bu yana geçen 3 aylık süre içinde ligde bir maça bile çıkamamıştır.

17 Kasım 2006’da Kulüpler Birliği Vakfı Başkanvekili Hilmi Gökçınar, Futbol Federasyonu’nu genel kurula çağırmanın kendi işleri olmadığını, Bakan Şahin’in de olağanüstü genel kurul çağırısı yapmasının siyasi bir davranış olmayacağını söyler. Fenerbahçe’nin eleştirilerini ağır bulduğunu da belirten Gökçınar, “Cepheleşmek kimseye yarar getirmez” der.

Kulüpler Birliği Vakfı Başkanvekili ve Ankaraspor Kulübü Başkanı Hilmi Gökçınar, Bakan Şahin’in görevi gereği konunun içinde olduğunu ve gelişmelerle yakından ilgilendiğini belirterek, ”Bir Teftiş Kurulu raporu söz konusu ve mahkeme devam etmekte. Bakanın 31. maddeden kaynaklanan bir yetkisi de var. Sayın Bakan eğer olağanüstü genel kurulu çağırma yetkisini kullanırsa bu siyasi bir davranış olmaz. Çünkü spordan sorumlu devlet bakanı. Ayrıca şu an için Türk futbolunun politize olduğunu da düşünmüyorum” diye konuşur.

Futbol Federasyonu’nu olağanüstü genel kurula çağırmanın Kulüpler Birliği’nin işi olmadığını vurgulayan Gökçınar;

“Biz birlik olarak kararımızı 2 gün önce verdik. Bir daha gündeme geleceğini sanmıyorum. Biz toplantıda seçim olmalı mı sorusunu değil, böyle bir oylama yapıp yapmamayı oyladık ve gerek olmadığı sonucu çıktı. (Bu bizim işimiz değil) denildi. Böyle diyenler doğal olarak Ulusoy yönetimini destekliyor konumuna geldi. Oysa genel kurul daveti Kulüpler Birliği’nin işi değil. Bir mahkeme var, o mahkemenin sonucu beklenebilir. Ya da delegeler yeterli imzayı bulur genel kurula gidilir. Bunlar doğal şeyler. Gerçek karar mercii delegedir. Şu bir gerçek ki ben Ankaraspor olarak Süper Lig’de mücadele ediyorsam benim federasyonum Ulusoy federasyonudur. Başkan Haluk Ulusoy da olabilir, başkası da olabilir. Beğensek de beğenmesek de bu federasyonu kabullenmek zorundayız. Başka bir federasyon gelirse onu da kabulleniriz. Türk futbolu çok mu huzurlu bir ortam içinde? Hiçbir dönemde olmamıştır. Hep sıkıntı var olmuştur”.

Fenerbahçe Kulübü’nün, Kulüpler Birliği ile ilgili yaptığı açıklamayı değerlendiren Gökçınar, sarı-lacivertli kulübün yaptığı eleştirileri çok ağır bulduğunu ifade ederek, “Büyük takım olmak başka şeyleri gerektirir. Cephe açmak faydalı bir şey değil. Hep büyük kalayım denilebilir, ancak salt kendinizle ilgili bir büyüme isterseniz orada bir yanlışlık var demektir” der.

Gökçınar, “Fenerbahçe, Kulüpler Birliği’nin bir üyesi. Ancak Fenerbahçe yaklaşık 2 yıldır ne başkan ne de temsilci düzeyinde hiçbir toplantıya katılmadı. Biz bütün toplantılara olduğu gibi 2 gün önce İstanbul’da yapılan toplantıya da Fenerbahçe’yi davet ettik. Ancak daha sonra ağırlıklı olarak çok sayıda kulüp başkanı, 2 yıldır toplantılara katılmayan Fenerbahçe’nin bu toplantıya gelmesinin doğru olmayacağı görüşünü sekreteryaya bildirdi. Bunun üzerine Fenerbahçe Kulübü’ne davetin sehven gönderildiği şeklinde ikinci bir yazı daha gönderildi. Benim ya da başka bir kulüp başkanının tek başına davetin iptaliyle ilgili bir girişimi olmadı. Alınan ortak karar doğrultusunda hareket edildi” şeklinde açıklamada bulunur.

Kulüplerin çoğunun Fenerbahçe’nin ortaya koyduğu tavır ve davranışlara pek hoş bakmadığını dile getiren Gökçınar, “Benim bildiğim kadarıyla Fenerbahçe kurucu üye değil, vakfa üye bir kulüptür. Kurucu üyeler vakıf üyeliğinden çıkarılamaz. Aidat ödememeye devam etmek gibi iradeleri var. Bu durum gelecek hafta yapılacak olağan genel kurulda tartışılır. Mütevelli heyeti ve hukuk neyi gerektiriyorsa o yapılır. Ancak şahsi kanaatim kulüplerin bir arada olmasıdır. (Yokum) derlerse yapacak bir şey yok” diye konuşur.

17 Kasım 2006’da Hürriyet’te yeni senaryolar üretilimektedir:

Müthiş senaryo

Bakan Şahin’in girişimleri sonucu, Ulusoy karşıtı kulüp başkanlarının sayısı artacak. Federasyon başkanlığı için Erzik’in adında yoğunlaşma olacak. Özhan Canaydın, Kulüpler Birliği Başkanlığı’nı bırakmak zorunda kalacak.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in, “Yakında hiperaktif açıklamalar yapacağım” şeklindeki sözleri üzerine, Futbol Federasyonu Başkanlığı için yeni senaryolar ortaya atıldı.

Seyrantepe Projesi nedeniyle sıkıntılı günler yaşayan Özhan Canaydın’ın, 23 Kasım’da yapılacak olan Kulüpler Birliği Genel Kurulu’nda başkanlığa adaylığını koymayacağı öğrenildi. İktidar partisi üyesi olan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in, bu yapılanma içerisinde önemli rol oynadığı, Kulüpler Birliği Başkanlığı’na da bu doğrultuda Ankaraspor Başkanı Hilmi Gökçınar’ın getirileceği belirtildi.

Haluk Ulusoy’un yanında sadece Beşiktaş, Sivasspor ve Denizlispor’un kalacağı belirtildi. Kulüpler Birliği’nde bu şekilde sağlanacak çoğunluk sonrası, olağanüstü genel kurulda Ulusoy’un mağlubiyetinin kaçınılmaz olacağı vurgulandı.

Bakan Mehmet Ali Şahin’in, önümüzdeki günlerde ikili temaslara ve yurt içi gezilerine ağırlık vereceği iddia edildi. 3813 sayılı yasa gereği olağanüstü genel kurulu toplama yetkisi bulunan Şahin’in, sağlanacak bu çoğunluk doğrultusunda kongrede delegelere seçim maddesini koyduracağı iddia edildi. Şahin’in, Ankara Cumhuriyet Savcısı Ayhan Şan tarafından Haluk Ulusoy ve kurmay ekibi için istediği hapis cezasını da gündemde tutacağı bildirildi.

Bu arada yeni bir kongre yapılacağı için, Haluk Ulusoy’un başkanlığa tekrar aday olamayacağı ifade edildi.

Başkanlık için en şanslı ismin Şenes Erzik olduğu öğrenildi. UEFA ve FIFA’da üst düzey görevlerde bulunan ve ılımlı tavrı ile dikkati çeken Erzik’e, Bakan Şahin’in de sıcak baktığı kaydedildi. Özerk futbola müdahale edilmesini istemeyen FIFA’nın, bu gelişmelere müeyyide uygulamaması için, Şahin’in olağanüstü genel kurul daveti yapacağı; kongrede ise seçim maddesini delegelerin isteğiyle koyulacağı saptandı.

18 Kasım 2006’da Şahin, yasanın, Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nu olağanüstü toplantıya çağırma görevini kendisine verdiğini belirterek, “Arzu ediyorum ki, bu görevi futbol ailesinin kendisi yapsın. Ama yapmazsa ben yapacağım” diyerek bilmemkaçıncı uyarısını yapar.

Şahin, “Ne yaparsınız efendim?” sorusuna, “Yasa, bu konuda Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nu olağanüstü toplantıya çağırma görevini bana vermiş. Arzu ediyorum ki, bu görevi futbol ailesinin kendisi yapsın. Ama yapmazsa ben yapacağım” yanıtını verir.

21 Kasım 2006’da Memorial 11 Altın Adam yarışmasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ata Aksu, son kulüpler birliği vakfı toplantısının konusunun ”Haluk Ulusoy federasyonu gitsin mi, gitmesin mi?” olduğunu ileri sürerek, ”(Haluk Ulusoy gitsin) diyenlerin tamamı belediye ve belediye bağlantılı takımlar. Bu çok önemli bir gösterge. İsmi kullanılan devlet büyüklerinin ismini kimse kullanmasın. Onlar da bir açıklama yapıp, ‘biz futbolun koruyucusuyuz, kollayıcısıyız. Her türlü katkıyı yapmaya hazırız ama kendi iç mekanizmalarına karışmıyoruz’ derlerse bu mesele çözülür” der.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in bu konuyla ilgili bir beyanatı olduğunu kaydeden Aksu, “Sayın Mehmet Ali Şahin ‘Lütfen kulüpler demokratik haklarını kullansınlar, uzlaşma sağlasınlar, onlar kullanmazsa ben kullanacağım’ diyor. Şimdi bu söylem demokrasinin özüne aykırı. Ben o zaman ‘4’e 1 oyla nasıl ülkenin tamamını yönetiyorsun. 70 milyonun konsensüsü mü var’ diye sorarım. Demokraside karşı görüşler, karşı gruplar var, konsensüs var” diye konuşur.

Son güncel olaylarda siyasi müdahale olduğu kanaatini taşıdığını vurgulayan Aksu, “Bazı duyumlarım, bilgilerim var. Bazı şahıslar, futbolla geçmişte 2-3 yıl öncesine kadar hiçbir ilgisi alakası olmayan insanlar, Türk futboluna kurtarıcı gibi paraşütle indirildiler. O insanlara da acıyorum, kendi kimlikleriyle kişilikleriyle ortada duramazlar, her sıfatlarının sonunda filanın arkadaşı diye eklenir” der.

Toplantıda bir gazetecinin, “Haluk Ulusoy döneminde federasyonun muhasebe müdürü Nihat Saydam ‘Zimmetine para geçirmekten’ 10 yıl hapse mahkum oldu. Ortada dolaşan 875 bin dolarlık bir açık var. Toprakbank, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na (BDDK) geçtikten sonra bu iş ortaya çıktı? İş Bankası’nın daha yüksek faiz verdiği sırada, Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) parası neden Toprakbank’a onun yarı faizine verilmiştir?” şeklindeki sorusu üzerine Aksu;

“Nihat Saydam, birinci Haluk Ulusoy federasyonunda yönetim kurulu üyesiydi, muhasebe müdürü değil. Bir banka müdürüydü kendisi. Laflarım yanlış anlaşılmasın, mahkum olduğuna göre suçlu olduğu belli zaten. Böyle bir olay çıktı. Bu olayı da Türkiye Futbol Federasyonu ortaya çıkardı. Benim imzamla TFF, BDDK’ya müracaat etti. (Böyle bir duyumlarımız var, bundan dolayı TFF’nin bir zararı var mı) diye soruldu. BDDK konuyla ilgili inceleme yaptı. Biz savcılığa da suç duyurusunda bulunduk. BDDK’dan (TFF’nin bir kaybı yoktur, federasyon paralarıyla ilgili hesaplarda bir transfer yoktur) diye yazı geldi. Bu işlemler olurken Haluk Ulusoy, 2. dönem için kongreye gitti, Nihat Saydam hakkında bir suçlama yoktu ama Ulusoy kendisini her ihtimale karşı yönetim kuruluna almadı. Siz 875 bin dolar dediniz ama federasyon müfettişlerimiz 2-2.5 milyon dolar civarında olduğunu bana söylediler.

İş Bankası-Toprakbank meselesine gelirsek, federasyonun iki tane parası var. Bir tanesi Türkiye Futbol Federasyonu Vakfı var. Vakıf parasını İş Bankası’na 10 yıl çekmemek üzere hiçbir tasarruf yetkisi olmamak üzere yüksek miktarla yatırıldı. Vakfın başındaki abimiz de eski İş Bankalı o özellikle takip etti. Bizim sponsorluk anlaşmalarımız da o arada yapılıyordu. 10 yıl çekilmemek kaydıyla yatırıldığı için faiz rakamı yüksek. Onunla ilgili de BDDK’dan rakamların doğru olup olmadığını sorduk, BDDK bu rakamların doğru olduğunu ifade ettiler.”

Trabzonspor – Fenerbahçe maçına Bülent Demirlek’in atanmasını eleştirerek, önceki yıl oynanan Türkiye Kupası finalini hatırlatan Nihat Özdemir’e 24 Kasım’da Futbol Federasyonu’ndan yanıt gelir. Yapılan yazılı açıklamada, “Nihat Özdemir’in beyanları, en hafifinden spor adamlığı sorumluluğuyla bağdaşmamaktadır. Futbol Federasyonu, futbol ailesi mensubunun bulanık suda balık avlama fantezisine seyirci kalmayacaktır” denilir.

Futbol Federasyonu’nun ilkeleri, prensipleri, duruşu ve tarafsız görev anlayışıyla, her şeyden önce tüm kulüplere eşit mesafede durduğu kaydedilen açıklamada, “Fenerbahçe Kulübü Başkan Vekili Nihat Özdemir’in Trabzonspor-Fenerbahçe maçına yapılan hakem atamasına ilişkin beyanları, en hafifinden spor adamlığı sorumluluğuyla bağdaşmamaktadır” ifadesi kullanılır.

Açıklamada daha sonra şu ifadelere yer verilir:

“Gerek federasyonumuz, gerekse federasyonumuza bağlı olarak çalışan kurul ve kişiler hiçbir zaman kasıtlı, önyargılı, tarafgir bir yaklaşım içerisine girerek görev yapmaz. Türkiye Futbol Federasyonu’nun çatısı altında, bu tarz girişimlere zaten müsaade edilmez. Bu çatı altındaki hiçbir kişi, herhangi bir vesileyle herhangi bir oyunun içinde olmaz, olamaz. Hal böyleyken, gerçekçi olmayan, etik durmayan, fair play olgusuyla hiç bağdaşmayan, son derece saygın, değerli ve köklü bir camiayı da bağlayan bu tür söylemlerin, kaos yaratmak dışında bir amaca hizmet etmediğini belirtmekte fayda görüyoruz.

Futbol Federasyonu, dün olduğu gibi bugün de hiçbir kurum ya da futbol ailesi mensubunun bulanık suda balık avlamak fantezisine seyirci kalmayacaktır. Bu ailenin mensupları, futbolun değerlerini yok etmekle değil, korumak ve yüceltmekle yükümlüdür. Aksini yapanlara talimatlarımız gereği gerekli yaptırımlar derhal uygulanacaktır. Türk futbolunun, görevde olduğumuz süre içerisinde böylesine gerçek dışı ve yakışıksız söylemlerin oluşturacağı kaos ortamına sürüklenmesine asla izin verilmeyecektir”.

Fenerbahçe Kulübü Başkan Vekili Nihat Özdemir, hafta sonu Turkcell Süper Ligi’nde oynayacakları Trabzonspor maçına hakem Bülent Demirlek’in atanmasına tepki gösterip şunları söylemiştir:

“Bizi derin düşünceye iten bir manzara var. Geçen sezon kaybettiğimiz Fortis Türkiye Kupası finalinde de hakem Bülent Demirlek’ti. Onun yaptığı bariz hatalar sonucu biz o gün kaybettik. Hatta Merkez Hakem Komitesi Başkanı Mustafa Çulcu bile hakemin hatalı olduğunu söylemişti. Bu maçta yaşanan olaylar yetmiyormuş gibi Demirlek, Almanya’da G.Saray ile Beşiktaş arasında oynanan Süper Kupa’ya da hakem olarak atanmıştır. Biz Bülent Demirlek’in atanmasını kurgunun bir parçası olarak düşünüyoruz.”

Sürekli FIFA ve UEFA’yı tehdit olarak kullananlara karşı Mehmet Ali Şahin, Türkiye’de futbola herhangi bir siyasi müdahale yapılmadığını ifade eder. Bakan Şahin şöyle konuşur:

“Federasyonun saygı değer delegeleri kendi sorunlarını kendileri çözebilecek kabiliyettedirler.

En azından bunu göstermeliler. Ama Futbol Federasyonu Yasası, FIFA’nın ve UEFA’nın da denetiminden geçmiş bir yasadır. Geçtiğimiz yıl 2 maddesiyle ilgili FIFA bize yazı yazarak değiştirmemizi istemişti. (İki maddeyi değiştirin, çünkü bu iki madde siyasetin spora müdahalesi olarak değerlendiriliyor) demişti.

Bir tanesi federasyon başkanı istifa ettiği veya vefat ettiğinde Spordan Sorumlu Bakan, yerine 45 gün süreyle vekil tayin ediyordu. (Bakan bu işi yapmasın, yönetim kurulu yapsın) dendi, yasayı değiştirdik. Şimdi konuştuğunuz 31. maddenin 2. fıkrasında Spor Bakanı’na tanımış olan yetkiyle ilgili ne FIFA’nın, ne UEFA’nın herhangi bir itirazı olmamıştır. Şu anda yürürlükte olan bir yasadır.”

Tüm bu karmaşaya Star TV Telegol’ün yapımcı/sunucusu, Gargamel lakabıyla maruf Serhat Ulueren tüy diker. Kişiliği oldukça tartışmalı bir zata ekranlarını açarak Aziz Yıldırım’ın şike ve teşvik primi paraları verdiğini iddia ettirir.

Aziz Yıldırım, Star TV’ye konuşan Cihan Oskay’a ve ortaya atılan iddialara büyük tepki gösterir. Yıldırım, Cihan Oskay’ın iddialarına karşı yaptığı açıklamasında şunları söyler:

“Bu kişi kendisine sağlanan maddi destek ile yaklaşık 5 ay önce planlamış bir senaryoyu adım adım işlemiş ve sonunda oluşturduğu komplo planını ortaya dökmüştür. Hedef bellidir. Hedef başkan üzerinden Fenerbahçe’yi yıpratmak, önünü kesmek, aşağı çekmektir. Bu amacın, kime ne fayda sağladığı kamuoyunun takdiridir. Kendisi ile mahkemede hesaplaşacağız. Bu komplo, organize bir suçtur ve bu suçun tüm failleri yakalanmalı ve kanun önünde cezalandırılmalıdır.

Aynı televizyon kanalında hatırlanacağı üzere bugün hala Futbol Federasyonu yöneticisi olan Tahir Kıran, ‘Haluk Ulusoy, Fenerbahçe’yi 100. yılında şampiyon yapmayacak’ haberleri üzerine karşı kampanya olarak, kamuoyuna 2005-2006 yılında G.Saray’ın rakiplerine, Fenerbahçe’nin teşvik primi verdiğini iddia etmiş, daha sonra da kulübümüz ve camiamızın büyük tepkisi üzerine söylediklerini yalanlamıştı.

Ancak bu yalanlamanın ardından Tahir Kıran ile röportajı yapan gazeteciler, Fenerbahçe Haysiyet Kurulu’na bu konuşmanın aynen bu şekilde yapıldığını teyit etmişti. Bu nedenle, bugün karşı karşıya kaldığımız komplo, daha önceki bu çelişkili ve yalan dolu açıklamalarla başlatılan kampanyanın halen sürdüğünün göstergesidir.

Şimdi biraz geriye gidelim, Tahir Kıran’ın tam bu açıklamaları yaptığı zamanla (ligler yeni başlamıştı), bu yeni iddiaların alt yapı çalışmaları (telefon kayıtları) ne enteresan ki aynı zamanlara rastlıyor. Bu yayının yapıldığı zamanlama da çok düşündürücüdür. Çünkü yeni iftiraların atıldığı zamana dikkat edin. Pazar günü Trabzonspor ile oynamışız. Berabere de bitebilirdi, kaybedebilirdik de… Bu sonuçlar onların daha çok işine gelecekti. Pazartesi yayın yapılıyor, perşembe günü Celta Vigo, pazar günü de G.Saray maçı var. Üstelik federasyon ile ilgili seçim çalışmalarının çok kızıştığı bir haftadayız.

Federasyonun bu konuda herhangi bir adım atacağını düşünmüyorum. Daha önce yaşadığımız benzer durumlar ve yaptığımız şikayetlerde federasyon, karşı tarafın yalanlamasını yeterli görmüş ve yasal hiçbir işlem yapmamıştır.

Buradan devlete sesleniyorum. Bu iddiayı ortaya atan adam derhal devletimizin yetkilileri tarafından bulunup, emniyete alınmalı ve bu komplonun bütün detayları aydınlatılmalıdır. Devletimiz geç kalmadan bu konuda derhal tavır almalı ve adım atmalıdır.

Bu komplonun içinde yer alanlar futbol içindeki görev ve yetkileri ne olursa olsun derhal tespit edilerek haklarında yasal işlem başlatılmalıdır. Kimse dokunulmaz değildir. Hiçbir hukuk sistemi kanunsuzları korumaz. Ortada organize bir suç vardır…

Fenerbahçe düşmanları bugün yeni bir strateji uygulamaktadır. Sistemli bir şekilde yürütülen bu kampanya, başkan ve başkanın kişiliği üzerinde yoğunlaştırılarak, Aziz Yıldırım yıpratılmaya ve yalnız bırakılmaya çalışılmaktadır. Bu şekilde duyarlı Fenerbahçe camiasının dikkati dağıtılmakta, aslında kulübe karşı yürütülen kampanya başkan üzerinden kamufle edilerek sürdürülmektedir. Unutulmamalıdır ki, başkan Fenerbahçe’nin başkanıdır. Fenerbahçe camiası bu böl ve yönet taktiğine karşı dikkatli olmalıdır… 100. yıl, düşmanların başarıya ulaşması için son derece dikkatle seçilmiş bir dönemdir. Büyük hedeflere koşan kulüp, başkanına yönelik karalama kampanyası ile durdurulmak istenmektedir.

Maalesef bu komplonun içinde kendi şahsi çıkarları için yer alan Fenerbahçeliler de önemli roller oynamaktadır. Bu şahıslar gerçek Fenerbahçeliler tarafından da çok iyi bilinmektedir ve bilinmelidir. Önce Fenerbahçe tarihine, şimdi ise Fenerbahçe’nin tarihi başarılarına ve son olarak da Fenerbahçe Başkanı’na yönelik bu kampanyanın ardında Fenerbahçe’nin başarı ve istikrarlı yapısından rahatsız olan muhalifleri vardır. Bugün son derece önemlidir. Kampanya bugün ulusal bir kanal kullanılarak komploya dönüşmüştür. Bu organize bir suçtur. Bu suça karışanlar mutlaka tespit edilmeli ve failleri cezalandırılmalıdır.

Bu yayını yapanlar, taraflı bir yayın yapmıştır. Bir gazeteci etiği ve sorumluluğuyla davranılmamıştır. Tüm yalanlar ve iftiralar tek taraflı yayınlanmış, şahsım ve kulübüme bu konuda hiçbir şey sorulmamıştır. Bu konuya herkesin dikkatini çekiyorum. Bütün Fenerbahçelileri açacağımız davaya müdahil olmaları yolunda çağrı yapacağım. Yüzbinlerce Fenerbahçeli dava açmalıdır.

Ben parayla bu işleri çözebilecek güçte bir insan olsam, geçen yıl Denizli’de kaybettiğimiz şampiyonluğu çözerdim. Ayrıca Ali Akdeniz’e para verilecek ve Ali Akdeniz de bize gol atacak.

Haziran ayında Tahir Kıran (Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi) müşterek bir dostumuz aracılığıyla benden defalarca randevu istedi. Kendisini bir gün davet ettim. Yanımda kardeşlerim ve o müşterek dostumuz vardı. Bana, “Ulusoy ile barışırsam şampiyonluğun garanti olacağını” söyledi. Ben de benim Ulusoy ile herhangi bir arkadaşlığım ya da dostluğum yok ki, ona küseyim. Benim derdim Fenerbahçe’nin ve Fenerbahçeliler’in hakkını korumaktır. Ben parayla bu işleri çözebilecek güçte bir insan olsam, geçen yıl Denizli’de kaybettiğimiz şampiyonluğu çözerdim. Ayrıca Ali Akdeniz’e para verilecek ve Ali Akdeniz de bize gol atacak. Cihan Oskay ne ofisime geldi, ne de ona para verdim. Ona ancak restaurantına gittiğimde bahşiş vermişimdir.”

Fenerbahçe’nin tepkisi dinmek bilmez. 28 Kasım 2006’da düzenlenen ve yöneticiler Murat Özaydınlı, Ali Yıldırım, Ali Koç, Şekip Mosturoğlu, Hakan Dinçay, Turhan Şahin, Ünal Uzun, Semih Özsoy ve Yüksek Divan Kurulu Başkanı Yüksel Günay’ın da katıldığı basın toplantısında şunlar söylenir:

Kurumsal İlişkilerden Sorumlu Asbaşkan Ali Koç:

“Telegol programı basın ilke ve etik kurallarını ihlal etmiştir. Toplumumuz için daha faydalı konuları tartışmak amacı ile bir araya gelelim isterdim ama olmadı. Pazartesi akşamı Star TV Kanalı’nın Fenerbahçe Spor Kulübü’nün 2000-2001 sezonundaki şampiyonluğu ile ilgili olarak asılsız iddialara yer verilmiştir. Telegol Programı’nda Fenerbahçe Spor Kulübü zan altında bırakılmıştır. Konunun kaynağının kullanılış şekli camiamızı derinden sarsmıştır. Gazetecilik mesleğinin hiçbir etik kuralına riayet edilmeyen programın yayınlanış tarihi de ilginçtir. Turkcell Süper Lig’de lider olduğumuz, UEFA’da mücadele ettiğimiz ve üst üste derbi oynanan bir döneme denk getirilmiştir. Kişilerin şerefine ve namusuna böyle kolay saldırılar gerçekleştirilemez. Unutmayın ki bizim başımıza gelen yarın sizin de başınıza gelebilir. Telegol programı Cihan Oskay’ın sözlerini kayıtsız şartsız hiç sorgulamadan kabul edilmiştir. Cihan Oskay’ın, emniyeti suiistimal ve karşılıksız çekten dolayı tutuklama kararı vardır. Bu kişinin vergi dairesi tarafından yurtdışına çıkış yasağı vardır. Bu kişi çok kısa süre önce sayın başkanımıza övgüler yazarken, Telegol programından da olumsuz şekilde söz ediyordu. Özgeçmişi ve psikolojik durumu göz önüne alındığında Telegol Programı’nın kendisini devlet adamı gibi karşılaşması da hayret verici ayrı bir olaydır.

Telegol, Cihan Oskay’ın sözlerini hiç sorgulamadan doğru kabul edilmiştir. Hakkında emniyeti suiistimal ve karşılıksız çekten tutuklama kararı olan Cihan Oskay’ın, devlet adamı gibi karşılaşması hayret verici.

Sürekli olarak ilgili kişilerin telefon bağlantısına alınacağı söylenirken, başta Ahmet Çakar gibi kişiler yayına bağlanmamış, bağlanmak isteyenler ise bıkmaları için bekletilmişlerdir. Yönetim kurulu üyemiz Şekip Mosturoğlu dahi, yayına bağlanmak için kanal yöneticilerini araya koyması ile ancak bağlanabilmiştir. Sunucunun ilk kez duyduğunu iddia ettiği ses kayıtları, alt yazıları da hazır bir halde yayına verilmiştir. Cihan Oskay’ın kasetler çantamda dediği halde kasetler çok önceden rejide yer almıştır. Ayrıca yayın esnasında (Ben cep telefonu ile mesaj çekmesini bile bilmem) diyen Cihan Oskay’ın kasetleri mükemmel bir şekilde nasıl kaydettiği hiç sorgulanmamıştır. Cihan Oskay’ın sesindeki sabitlik uzmanlar tarafından konuşmanın profesyonel bir ortamda yapıldığını göstermiştir. Serhat Ulueren, Tamer Tuna’ya Cihan Oskay’ın telefon numarasını kendisinin verdiğini söylemiştir. Bu da bunun kanıtıdır.

Yayına bağlanan kişiler iddiaları bir bir çürütürken, yayıncı ve yorumcular olayları sahiplenmeye başlamıştır.

Şike yapıldığı iddia edilen maçlarda Ali Akdeniz Fenerbahçe’ye gol atmıştır. Oktay ise maçta iki golü boş kaleye atamamıştır. Eminim ki biliyorsunuzdur ancak kayıtlar söz konusu olayın yapıldığı iddia edilen zaman diliminde değil, birkaç ay önce yapıldığı görülmüştür. Taraflı yapılmış bu yayıncılık ile tüm etiği ihlal etmişlerdir. Şerefi ve namusu ile bu mesleği yapan tüm gazetecilerin de bu olaya tepki göstermesini bekliyoruz. Bugün bunları gerçekleştiren zihniyetin yarın neler ile geleceğini düşünmek bile istemiyorum.

Tarftarlarımıza şunu söylemek isterim, dimdik ayakta duralım, kimsenin bizi alt edemeyeceğini hatırlatmak isterim.”

Fenerbahçe Kulübü Hukuk ve Kurumsal İlişkilerden Sorumlu Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu:

“2000-2001 sezonunda Fenerbahçe ile ilgili şike ve teşvik iddiaları konusunda hukuki yollardan hakkımızı aramak için başvurulara başladık.

Bu profesyonel oluşumun arkasında olan teknik, parasal, lojistik destek sağlayanlarla adalet önünde hesaplaşacağız

Son derece iyi organize edilmiş bir karalama kampanyasıyla baş başayız. Profesyonel destek almış bir adam, ulusal bir kanalda yayınlanan programı kullanarak akıl almaz iftiralar atmıştır. Bu profesyonel oluşumun arkasında olan teknik, parasal, lojistik destek sağlayanlarla adalet önünde hesaplaşacağımızı duyuruyorum.

Televizyon kanalındaki programın yayınıyla ilgili olarak da Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) nezdinde hem kulübümüz, hem de başkanımız Aziz Yıldırım gereken başvuruları yapacaktır.

Konuyla ilgili manevi tazminat davalarını hem bizler hem de taraftarlarımız açacaklar, ses kayıtlarıyla ilgili adı geçen kişiler de davacı olacaklardır.

Olayın perde arkasının aydınlatılması doğrultusunda, yasaların cevap verdiği ölçüde savcılığa suç duyurusu yapacağız. 2000-2001 sezonundaki Samsunspor-Fenerbahçe maçına ilişkin olarak, futbol federasyonu yönetim kurulu üyesi Tahir Kıran’ın 2005-2006 sezonuna ilişkin iddialarıyla ilgili olarak, futbol federasyonuna, Başbakanlığa, Spordan Sorumlu Başbakan Yardımcısına başvuruda bulunmuştuk.

Şaşırtıcıdır ki federasyon, meczup dediğimiz şahsın saçmalıklarına soruşturma başlatırken, kendi yönetim kurulu üyesinin, röportajı yapan gazeteciler tarafından da doğrulanan beyanlarına, futbol kulübünün araştırma yapılması istemine bugüne kadar maalesef cevap vermemiştir. İsteğimiz bizim ile ilgili ne kadar iddia varsa araştırılması, ancak geçmişte olduğu gibi bunun sürüncemede bırakılmamasıdır. Kulübümüz bir zan altındadır. Derhal soruşturma başlatılarak bu soruşturmanın sonuçları kamuoyuna açıklanmalıdır.

Devletimize sesleniyoruz. Özel bir yasa ile derhal bağımsız güvenilir kurul oluşturulsun. Bugüne kadar ortaya atılan tüm iddiaları araştırsın. Sonuçları ne olursa olsun bu iddialar sonlandırılsın. Suçlular varsa cezalandırılsın. Herkes eteğindeki taşları döksün, kendi kapısının önünü temizlesin. Aksi takdirde bu tartışma ortamı futbola zarar verecektir”.

Aziz Yıldırım:

“Cihan Oskay’ın, ofisime gelerek 150 bin dolar aldığı iddiaları gerçek değildir. Oskay’ı tanıyorum. Kulübe gelip giden, futbolculara verdiğimiz yemeklerde oranın müdürü sıfatıyla oyuncularımız ağırlattığımız bir kişi. Benimle dost olduğunu söylüyor ama benimle dost olabilmesi için sürekli beraber olması gerekir. Bu adam bugün büroma gelse odamı bulamaz.

Ali Akdeniz bu işin içindeyse, neden ilk yarıda Fenerbahçe’ye gol attı. Fenerbahçe galip gelse veya berabere kalsa şampiyon olacak. Ali Akdeniz, bu durumda bize gol atar mı? İkinci bir pozisyona girdi. Onu atsaydı ne olacaktı Fenerbahçe’nin durumu.

Bu yaşananlar, bugünün olayları değildir. Geçen şubat ayındaki kongrede yaptığım açıklamalarda korktuğumu ifade ettim. Değişim için geldiğini söyleyen federasyon başkanının, değişim içinde olmadığını görüyordum çünkü. Yeni dönemin bizler için zor olacağını düşünüyordum, ifade ettim. Başkanlığı bıraktığımı açıkladıktan sonra gelişmeler aynı şekilde devam etti. Her taraftan dedikodu ve laflar duyuyoruz. Samsunspor maçıyla ilgili olaylar konusunda bir süre önce dedikodular duyduk. ‘Tedbir alalım’ dediler. ‘Olmayan bir şey için tedbir alınmaz’ dedim, tedbir almadık.

İddialarda söz konusu olan paraların kime gittiğinin belirlenmesi gerekir. Ben vermedim diyorum. Mustafa Çebi de almadım diyor. Olmayan parayı kim aldı, kim verdi.

Son federasyon seçimlerinde kulis ve kongre çalışması yapmadık. Herhalde yapsaydık bugün bunlar olmazdı.

Gelinen süreçte hep federasyonun yanlışlıklarını dile getirdik ve bunu da hep kamuoyu önünde yaptık. Bu açıklamaları kapalı kapılar ardında yapmadık. Belden aşağı vurmadık. Ne söylediysek kürsüye çıkıp, medyaya, camiamıza anlattık. El altından kasetler hazırlayıp kamuoyuna sunmadık.

Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Tahir Kıran haziran ayında bana geldi. Federasyon ile ilgili düşüncelerini söyledi. ‘Haluk Ulusoy ile barışın’ dedi. Yanımda kardeşim, bir de dostum vardı. Ulusoy ile şahsi problemim yok. Onunla ortak hiçbir noktamız yok. Tek ortak noktamız Fenerbahçe’nin haklarının yenmemesi, bütün kulüplere adaletli davranacak bir federasyonun bizim için yeterli olduğuydu. ‘Yumuşama olursa Fenerbahçe şampiyon olur‘ dedi. Bana söyledi bunları. ‘Fenerbahçe daha rahat şampiyon olur, önünüze zorluklar çıkmaz‘ dedi. Ben bunun olmayacağını kendisine anlattım. Sonra ikinci bir randevu istedi, geldi. Kardeşimin şirketinde randevu verdim. Konuşma yaptık, ama önce benimle teke tek konuşmak istedi. Bana, telefonlarımın dinlendiğini, bu konuşma sırasında bazı cümleler sarf ettiğimi ve bundan dolayı bazı olayların olacağını söyledi. Bunun üzerine ben kardeşlerimi ve dostumu aldım içeriye, onların yanında da tekrar etmesini istedim. Gereğini savcılıkla yapacağım.

Üçüncü sefer geldi. Kardeşimin evine geldi. Marco Aurelio’nun Türk vatandaşı yapılabileceğini, başka oyuncular varsa onların da yapılabileceğini, 15 günlük süre olduğunu ve yeni bir kanun çıkacağını, bunu ortadan kaldıracaklarını söyledi. Federasyon mevzuları yine konuşuldu. Kalktım evime gittim.

Geçen hafta Nihat Özdemir bir konuşma yaptı. İnsanlar ‘Neden konuşuyor’ dedi. Pazartesi günü Tahir Kıran, Şükrü Yazıcıoğlu ve onların bazı dostları ile hakem Bülent Demirlek bir gece kulübünde sabaha kadar beraber oldular. Perşembe günü de bizim maça atandı. Trabzonspor maçının hakeminin ilk ve ikinci devredeki durumunu, pozisyonunu kamuoyu değerlendirsin. Biz bu endişeleri duyduğumuz için Nihat Özdemir’e bu açıklamaları yaptırdık. Bunun dışında, Futbol Federasyonu temsilcilerine müdahale etmeye çalıştılar. Onlara bir şeyler yazdırmaya çalıştılar, ama onlar yazmadı.

Bu görev önce bizlere, kulüplere, fedederasyona ve onun ötesinde de devlete düşüyor. Bunu çözecek devlettir. Bu kadar pisliğe batılmış bir ortamda Futbol Federasyonu bunun altından kalkamaz. Çünkü işin içinde onlar var. Onların olduğu bir yerde temizlik olmaz. Bu temizliği ancak devletin teftiş kurulları veya oluşturacağı kurullar çözebilir. Biz buna hazırız diğer kulüplerin de hazır olduğuna inanıyorum. Federasyon buna hazırlıklı olması lazım. Devleti de bu göreve çağırıyorum.”

Hemen ertesi gün Futbol Federasyonu Başkan Vekili Kemal Kapulluoğlu, disiplin suçu işleyenlerin Disiplin Kurulu’na sevk edileceklerini belirterek, “Federasyonu itham edenlerin elinde kanıt olması gerekir” der.

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın basın toplantısında Futbol Federasyonu’na yönelttiği suçlamaları üzülerek izlediklerini belirten Kemal Kapulluoğlu, “Güzide bir kulüp hakkında öne sürülen iddialara verilecek cevapları beklerken, federasyonun kısmen de olsa hedef alındığını gördük. Gerekli soruşturma yapılacaktır. Disiplin suçu işleyenler Disiplin Kurulu’na sevkedilecektir. Şüphe yok ki Futbol Federasyonu yöneticileri, kişisel olarak da hem hukuk, hem ceza yönünden haklarını genel yargıda arayacaklardır” diye konuşur.

‘Bunların içinde Futbol Federasyonu da var, onların olduğu yerde temizlik olmaz’ ifadesine değinen Kapulluoğlu, “Dayanıksız iddialarla karşı karşıya kalanların hiçbir dayanak göstermeden federasyonu hedef göstermeleri bizi şaşırtmıştır. Federasyonu itham edenlerin elinde kanıt olması gerekir. Takdiri kamuoyuna bırakıyoruz” der.

Üzerlerine düşeni yerine getireceklerini vurgulayan Kapulluoğlu, “Tüm olayları detaylı bir şekilde inceleyeceğiz. 1 hafta 10 gün içinde bitmesini istediler ama bunlar belli bir zaman alır. TFF’yi itham edenlerin de kanıtları aynı süre içinde bize sunulmasını bekliyoruz” der.

Fenerbahçe Kulübü’nün 6 gün önce federasyona başvuruda bulunduğunu hatırlatan Kapulluoğlu, şöyle konuşur; “İddialarla ilgili araştırma yapılmasını istediler. Bugün ise ‘Onlar bunu yapamazlar, çünkü içindeler’ ifadesi var. Bu değişikliğin sebebinin ne olduğunun, dayanaklarıyla ortaya konmasını bekliyoruz”

Devleti göreve çağırmanın gereksiz olduğunu savunan Kapulluoğlu, “Devleti birtakım görevlere çağırmak, olmazsa olmaz bir ilkeden gereksiz bir vazgeçme anlamındadır. Şartlar ne olursa olsun hiçbirimiz, kurumları vareden, kurumların üzerinde durduğu ilkelerden vazgeçmeyi düşünmemeliyiz. Federasyon karar merciidir. Eğer kanıt varsa izlemekle yetinmez gereğini yapar” şeklinde konuşur.

Aynı gün Bursaspor’un TFF ile sürtüşmesinde de yeni gelişmeler yaşanır. Bursaspor kongre üyeleri Lemi Keskin ve Gökhan Celbiş, istedikleri bilginin kendilerine ulaşmaması üzerine Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusu bulunurlar. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) hakkında hazırlık soruşturması başlatır.

Lemi Keskin, 2004 yılında oynanan Çaykur Rizespor-Beşiktaş maçıyla ilgili şike tahkik komisyonu kurulup kurulmadığına ilişkin istedikleri bilginin, 2 ayı aşkın sürede kendilerine ulaşmaması üzerine, 22 Eylül’de Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) hakkında Bursa Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunduklarını söyler.

1 Aralık 2006’da Bakan Şahin, Aziz Yıldırım’ın şike iddialarının araştırılması için devleti göreve çağırmasıyla ilgili olarak ”Aslında ‘devlet bu işe el koysun’ demek, ‘bu siyasiler Türkiye’yi yönetemiyor, askerler el koysun’ demekten farksız” açıklamasında bulundu. Makul bir süre sonra olağanüstü genel kurul çağrısında bulunmak zorunda kalacağını belirten Şahin, “şike iddialarına federasyon el koysun” der.

Aziz Yıldırım’ın talebine böyle bir benzetme yapan bakanın kendisinin ikide birde “işlem yapın yoksa el koyarım” demeçlerinin nasıl tanımlanması gerektiğini de sizler değerlendirin…

http://www.gazetem.net ‘te yazıları yayınlanan Emre Zeytinoğlu’nun bu konudaki tesbitleri çok doğrudur:

Demokratiklik mi? Al birinden vur birine

Hükümet bir yandan şimdiki Futbol Federasyonu’na karşı “akınlar” düzenlerken, diğer yandan da sanki demokratik bir yol izliyormuş görüntüsünü sergilemeye çalışıyor. Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin büyük bir “sorumluluk” numarasıyla Federasyon Başkanı’nı değiştirmenin, kendi işleri arasında olmadığını söylüyor ama, bu arada Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da, Melih Gökçek, Hamdi Akın ve Hilmi Gökçınar adlarını sıralayıp (ya da el altından tezgahlar yürütüp), bunlardan birini Federasyon’a başkan yapmak için debelenip duruyor. Bu adamların kim oldukları belli; bunların futbolla ne ilgisi var?

Erdoğan, “AKP ile Futbol Federasyonu ilişkisi, yalnızca onursal başkan konumundaki belediye başkanları çerçevesinde kalıyor” diyormuş. Erdoğan’ın söylediğini iç rahatlatıcı bir açıklama olarak mı değerlendirmemiz gerekiyor acaba? Bu memlekette, bu konuşmadan sonra rahatlayan var mıdır dersiniz?

Bu konu ile ilgili, kolayca çözümlenemeyecek tuhaf çıkar ilişkilerinin neler olabileceğini, önceki yazılarımda belirtmeye çalışmıştım. Özellikle geçen haftaki yazıdan sonra bana tepki gösterenler oldu. Tepki gösterenler genellikle şöyle düşünüyorlardı: Böylesine karanlık ilişkileri olan Ulusoy’u görevden uzaklaştırabilmek için, hükümetin girişimleri (pek demokratik olmasa da) desteklenmeliydi.

Ulusoy’un taraftarı değilim. Bu demokratiklik geyiğinin nasıl ballı çıkarlar yarattığına da yıllardır tanık olmaktayım. Mesele demokratiklikte değil. Ne iş yaptığını bile bilmediğim, seçimler sırasında kulüplerin desteğini nasıl sağladığı konusunda hiçbir fikir edinemediğim, niçin mafya babalarıyla bu kadar yakın ilişkiler kurduğunu anlayamadığım biri hakkında iyi düşünebilmemin; demokratiklik adına onu savunabilmemin mümkünü yok. Ayrıca Futbol Federasyonu bünyesindeki kurumlara getirilen eleştirilere, futbolumuzun haline bakıp da katılmamak olanaksız. Zaten daha önce de, Bakan Şahin’in “Ulusoy, davalarından aklanmadan başkan olmamalı” yorumuna da destek verdiğimi hatırlatmak isterim. Bakan, “eğer Ulusoy başkan olursa, davalar sağlıklı bir biçimde yürütülemez, çünkü birçok belge gün ışığına çıkmaz” diyordu ki, gerçekten son derece haklıydı.

Fakat Ulusoy, tam bir yüzsüzlük ile seçimlere girdi, Kulüpler Birliği’ni “memnun etti”, Anadolu kulüplerinin çoğundan (nasıl becerdiyse) büyük destek sağladı ve seçimi kazandı. Ve sonra çok açık ki, hükümet işin peşini bırakmadı. Futbol gibi büyük bir pazarın ve toplumsal vitrinin iplerini ele geçirebilmek adına, hep adeti olduğu üzere, meydana balıklama atladı. Adaylar belirleyip, onları kamuoyuna sokuşturmaya çalıştı; hâlâ da çalışıyor.

Derken ortaya bir kez daha şike iddiaları atıldı. Ortalık bir an toz duman oldu. Yine geçen defa yazmıştım: “Bunlardan bir şey çıkmaz, o iddiaları ortaya atanlar, onları medyaya taşıyanlar ve medyada kahramanlık taslayanlar, söz konusu iddiaları bize unutturacak ilk kişiler olacak” diye…

Nitekim öyle oldu. Ortada şike iddialarıyla ilgilenen kimse kaldı mı? Hayır kalmadı. Bakan diyordu ki; “şike iddialarıyla hükümetin ilgilenmesi, askeri darbe gibi bir şey olur.” Büyük lâftı doğrusu… Ama şöyle oldu: Bu iddiaların hemen ardından kabak Futbol Federasyonu’nun başında patladı. Şike iddiaları ansızın gündemden uçup gitse de, Ulusoy’un ipliği pazara çıkıverdi. Onun kişiliği hakkındaki tartışmalar daha da alevlendi ve iş bugünkü duruma geldi dayandı. Ulusoy için düşünürsem; iyi oldu tabii. Bu adamın o mevkide kalmasına tahammülüm yok. Onun gözümün önünden uzaklaşması, demokratik olsa da olur, olmasa da…

Ne var ki buna rağmen, hükümetin müdahalesinin bir işe yarayacağına (ya da çözüme yönelik bir hareket olduğuna) da inanmıyorum. Hükümetin iş başında kaldığı şu süre, bir iktidar gücünü sonuna kadar kullanmak ve olabildiğince çıkar elde etmenin dışında bir işlevle örtüşmedi. Bu benim kişisel fikrim; bu yüzden diğer kişisel fikrim de şu: Hükümetin Futbol Federasyonu’na müdahalesi, asla bataklığın dibindeki Türk Futbolu’nu kurtarmaz. Olsa olsa onu başka bir bataklık adresine postalar. Hepsi bu olur. İşte o şike iddialarının bir anda ayyuka çıkması, sonra da hükümetin işin vahametinden yararlanarak harekete geçmesi, aklıma hiçbir “iyilik” getirmiyor. Getirse getirse, El Kaide’nin yaptığı söylenen 11 Eylül terörünün, ABD’nin işine yaradığını (hem de çok işine yaradığını) getiriyor. Aynı birkaç gün önceki şike iddialarının, Ulusoy tartışmalarını körüklediği ve bunun da hükümetin işine yaradığı gibi… Hükümetin Ulusoy’a düşündüğü “iyilik”, benim “iyilik” kavramımla özdeşleşmiyor.

Özdeşleşmiyor; çünkü Bakan’ın, Türkiye’de spor mahkemelerinin olmaması konusundaki şikayetini anlamıyorum, Futbol Federasyonu’nun yapısal aksaklıklarını giderecek önlemleri niçin hiç dile getirmediğini anlamıyorum, kulüplerin “layık oldukları yönetimi niçin baştan seçmedikleri” konusundaki yakınmalarını hiç anlamıyorum. Yani Bakan, kimi konular için ağlayıp duruyor ve demokratiklik kılıfıyla işi geçiştiriyorsa da, AKP manevraları için “kulüplerin layık oldukları yönetim” fikrini de pekâlâ koruyor.

Ya Türk Futbolu denilince aklıma ne geliyor? Aklıma gelen tek bir cümle: Al birinden vur birine…

Demokratiklik adına, iki çıkar odağından birini tutmak gibi bir zorunluluğu yüklenmiş bizlere yazık. Kazıklanıp duran bir aptal olarak; hem de ne yazık.

4 Aralık 2006’da Hilton Oteli’nde başlayan, 1. Türk Sporu Sponsoruyla Buluşuyor Kongresi’nin açılışına katılan ve fuar alanının da çalışını yapan Mehmet Ali Şahin, burada basın mensuplarının sorularını yanıtlar.

Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nu olağanüstü toplantıya çağırıp çağırmayacağıyla ilgili olarak Bakan Şahin, “Arzu ediyorum ki, şu anda yasanın bana vermiş olduğu genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırma görevini ben yerine getirmeyeyim. Bunu Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu veya delegeleri yerine getirsin. Makul bir süre daha o mercilerin harekete geçmesini bekliyorum. Aksi halde spordan da sorumlu bakan olarak yasanın bana vermiş olduğu bir görevi uzun zaman bekletmem uygun olmaz. Ama benim bir tarihim yok.Bu hakkı bana veren madde FIFA’nın denetiminden geçti ve değiştirilmesi talepleri de olmadı” diye konuşur.

Bakan Şahin, futbolda gündemi işgal eden şike iddialarıyla ilgili olarak, ”Şikeyi araştırma, tespit etme ve karar verme görevi ile sorumluluğu bende değil” derken, konuşmasına şöyle devam eder:

“Futbol Federasyonu’nun bu konuyla ilgili kurulları iddiaların üzerine hassasiyetle ve ciddiyetle gitmelidir. Bu görevi yaparken yasal bir ihtiyaç hissederlerse de bakanlığıma bildirsinler, çünkü geçmişte bir çok yasal düzenlemeyi yaptık. ‘Biz şikenin üzerine gideceğiz. Ama şu bakımdan elimiz kolumuz bağlı, atmak istediğimiz bazı adımları atamıyoruz. Eğer yasal olarak önümüzü açarsanız, şike iddialarının iç yüzünü, arka planını öğrenir, gerekeni yaparız’ diyorlarsa, kendilerinden bu konuda başvuru bekliyorum. Böyle bir başvuru şu ana kadar olmadı. Herhalde mevcut yönetmelikler yeterli.”

Aynı gün Bursaspor kongre üyesi Lemi Keskin, yaptığı açıklamada, 2004 yılında oynanan Çaykur Rizespor-Beşiktaş maçıyla ilgili şike tahkik komisyonu kurulup kurulmadığına ilişkin istedikleri bilginin, 2 ayı aşkın sürede kendilerine ulaşmaması üzerine, 22 Eylülde TFF hakkında Bursa Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunduklarını, bunun üzerine savcılığın TFF hakkında hazırlık soruşturması açtığı bilgisini aldıklarını hatırlatır.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın TFF hakkında hem bilgi edinme yasasına muhalefet hem de şikeyle ilgili ihbarı değerlendirmemekten dolayı soruşturma açtığını öğrendiklerini dile getiren Keskin, “Savcılık, konuyu ‘memur suçları’ kapsamında ele almış. Yani TFF hakkında, hem bilgi edinme yasasına muhalefetten hem de şike ihbarına karşın komisyon kurulmaması iddiasıyla dosya hazırlıyor” der. Keskin, Türk adaletine inandıklarını dile getirerek, şunları söyler:

“Bilgi edinme yasasına göre her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı federasyona, (herhangi bir takımın renkleri nedir veya TFF’de kaç kişi çalışıyor) gibi sorular sorabilir. Federasyon da bu sorulara yanıt vermek zorunda.

Ayrıca TFF, şikeyle ilgili her türlü bilgi, belge ve ihbarı en ince ayrıntısına kadar araştırmak zorunda. Biz TFF’nin bunu yapmadığını düşünüyoruz. Bu çerçevede girişimlerimizi yaptık. Türk sporunun temizlenerek daha güçlü hale gelmesi tek dileğimizdir.

Çaykur Rizespor-Beşiktaş maçında şike yapıldığına ilişkin bilgi ve belgeler, son haftalarda Fenerbahçe’nin adının karıştığı şike iddialarına yönelik bilgi ve belgelerden daha güçlü. O olayda iki kulübü dahi temsil etmeyen iki kişi konuşuyor. Bizim ihbarımızda ise Çaykur Rizespor’un o dönemki ikinci başkanı ile Beşiktaş’ın o dönemdeki kaptanı konuşuyor. Bu konuşmalar da Fenerbahçe olayındaki gibi gizli bir şekilde değil, devletin resmi kurumu tarafından savcılıktan izin alınarak kaydedilmiş. Yani bizim elimizdeki bilgi ve belgelerde daha sağlam kanıtlar var.”

12 Aralık 2006’da Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), 3 Aralık tarihinde oynanan Fenerbahçe-Galatasaray maçında çıkan saha olayları nedeniyle Fenerbahçe’ye 3 maç seyircisiz oynama cezası verir. Kurul, derbide sarı kırmızılı taraftarların sebep olduğu olaylar nedeniyle de G.Saray’a 60 bin YTL ceza keser.

PFDK, sarı-lacivertli kulübe, Fenerbahçe-Galatasaray maçında çıkan olaylar nedeniyle 2 maç, ayrıca Fenerbahçe-Beşiktaş maçında kulüp taraftarlarının çirkin ve kötü tezahüratları nedeniyle aldığı cezanın Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu’nca onandığına, bir sezon içinde aynı fiilin 2. kez tekrar edilmesi nedeniyle de 1 maç kendi sahasında seyircisiz oynamasına karar verir.

Kurul ayrıca, sarı lacivertli kulübü, anons sisteminin talimatlara aykırı şekilde kullanılması nedeniyle bin YTL, yine merdiven boşluklarının boş bırakılmayarak talimatlara aykırı davranışta bulunulması nedeniyle de bin YTL, toplamda 2 bin YTL para cezasına çarptırır.

Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu Başkanı Türker Arslan daha bir ay önce, 5 Kasım 2006’da “önlerine her hafta Galatasaray ve Beşiktaş hakkında kötü tezahürattan dolayı rapor geldiğini, Fenerbahçe hakkında hiç böyle bir raporun gelmediğini” söylemiştir. Buna rağmen daha ilk dosyada Fenerbahçe 3 maç seyircisiz cezası alırken G.Saray ve Beşiktaş’ın puna silme sınırına gelmeleri nedeniyle ceza talimatında değişiklik yapılmıştır.

İşte Ulusoy adaleti…

Haluk Ulusoy, Mersin’de yerel yayımlanan Mersin Gazetesi’nin 12 Aralık 2006’daki organizasyonunda gerçekleştirilen “Sporda Vefa ve Dostluk Gecesi”ndeki ödül töreninde yaptığı konuşmada, salona değişik duygular içinde girdiğini söyler.

Salona girerken ve girdikten sonra iki farklı duygu yaşadığını dile getiren Ulusoy, “Türk Milli Takımı’nın 2002 Dünya Kupası’nda dünya üçüncüsü olduğunda çalınan marşı dinleyerek içeri girmek beni tekrar Japonya’ya, Kore’ye götürdü. İkinci duyguyu ise 23 yaşında geldiğim, 8 yıl boyunca havasını teneffüs ettiğim, ekmeğini yiyip, suyunu içtiğim çok değerli dostlarımla beraber olmakla yaşadım” der.

Yalnızca Türk Milli Takımı’nı dünya üçüncüsü yapan bir başkan olarak anılmak istemediğini vurgulayan Ulusoy, “Gerek federasyonda çalıştığım, gerekse başkanlık yaptığım dönemlerde büyük başarılara imza attım. Federasyon başkanlarının 2-3 ayda bir koltuklarını terkettiği dönemlerde, yüreğimi ve aklımı ortaya koyarak federasyon başkanlığına aday oldum. Ben ve ekibim 7.5 yıl görev yaptık” der.

Ulusoy, futbolda yöneticilik yaşamına amatör bir kulüp olan İstanbul Yeniköyspor’da başladığını, daha sonra Mersin İdmanyurdu’nda kulüp başkanlığı yaptığını ifade ederek, şunları söyler:

“Federasyona gidiş noktasında Mersin İdmanyurdu Kulübü’nün bende emeği oldukça fazla. 1992 yılında Mersin İdmanyurdu’ndan federasyona gittikten sonra da yıllarca çeşitli kademelerde görev yaptım. Federasyon başkanlığına paraşütle gelmedim. Alnımın teriyle, namusumla, şerefimle, haysiyetimle ve kulüplerde yaptığım yöneticiliklerle federasyon başkanı oldum.

Meyve veren ağaç taşlanır. Başkan olduğum günlerde yaşan kaosların üstesinden yönetici arkadaşlarımla birlikte geldik ve büyük başarılara imza attık. Türk Milli Takımı’nı yarı final oynatıp Dünya Kupası’nda 3. yaptık, delinen havuz sistemini ayakta tuttuk. Göreve geldiğimde 55 milyon dolar olan havuz ihalesi, 640 milyon dolara ihale edildi. Görevimiz süresince mali, sportif ve idari yönden büyük başarılara imza attık. Bunda Mersin’in rolü oldukça büyüktür.”

Etkinliğe, Galatasaray Kulübü ve Birinci Lig Kulüpler Birliği Vakfı Başkanı Özhan Canaydın, Dünya ve Olimpiyat Şampiyonu milli güreşçi Hamza Yerlikaya, Kayserispor Teknik Direktörü Ertuğrul Sağlam, Kayserispor Kulübü Genel Menajeri Süleyman Hurma, CNN Türk Spor Müdürü Volkan Çetin ile çok sayıda davetli katılmıştır.

TFF aynı tarihte Mersin’de yaptığı toplantısında, şike yapıldığı iddialarıyla spor gündemini işgal eden 2000-2001 sezonundaki Samsunspor-Fenerbahçe maçıyla ilgili olarak, ilgililerin başvurusu durumunda, olayın zaman aşımına uğraması nedeniyle disiplin talimatlarının uygulanmaması kaydıyla özel bir soruşturma yapılmasına karar verir.

Konuyla ilgili incelemelerin yapıldığı açıklamada, “Söz konusu maçın oynandığı tarihte 1 Kasım 1992 tarihli Futbol Disiplin Talimatı’nın yürürlükte olduğunu, bu talimatın ‘Hileli ve Danışıklı Futbol Müsabakası’ başlıklı 38. ve ‘Sair Hallerde Menfaat’ başlıklı 40. maddelerinin, aynı dönemde yürürlükte bulunan ‘Soruşturma ve Ceza Zaman Aşımı’ başlıklı 68. madde uyarınca, uygulanmasının hukuken mümkün olmadığı görüşünde birleşildi” denilir. Toplantıda ayrıca, 23 Nisan 2006’da yapılan Samsunspor- Ankaragücü ile 14 Mayıs 2006’da yapılan Gaziantepspor-Malatyaspor maçlarına yönelik iddiaların Şike Araştırma Kurulu tarafından soruşturulması sonrası hazırlanan ve şike bulgusuna rastlanmadığı belirtilen raporlar da onanır.

Şenol Güneş 3 yıllığına anlaştığı Güney Kore’nin FC Seul takımı ile ilgili düzenlediği basın toplantısında muhtelif konulara değinir.

“Milli takımdan ayrıldıktan bir süre sonra FC Seul ile anlaşmıştım ama o günlerde Trabzonspor yönetimi istedi ve kamuoyunun da arzusuyla Trabzonspor’a gitmek zorunda kaldım. Kendilerinden özür diledim. Çünkü protokol olmamıştı, fakat söz vermiştim. O zamanki anlaşma şimdi gerçekleşti. 2 artı 1 yıl olmak üzere 3 yıllık anlaştım.

40 yıllık birikimimi Türkiye’de verebilecek imkan olmadığını düşündüğüm için bu kararı aldım. Türkiye’de çocukluğumdaki hedeflerimin birçoğuna kavuştum. Ama tepeye geldikten sonra bir takım düş kırıklığım oldu. Özellikle hukuk ve adalet açısından bu ülke insanına yakışmayan sıkıntılar gördüm. Türkiye’de 40 yıllık birikimimi, tecrübemi hayata geçirme şansı olmadığını gördüğüm için ülke dışında çalışacağım. Trabzonspor’dan ayrıldıktan sonra özellikle kendi kabuğuma çekildim. Ülkede değişen bir şey yok, çok kaos ortamı yaratılmaya çalışıyor. Konuşulan konuların çözüm olmaması için yapıldığını gördüm.

Özellikle şike ve şiddet herkesin sorunu. Oyuncu, yönetici, sivil toplum örgütleri, medya, hakemler… Şikeyi ve şiddeti sadece yöneticilere bırakırsanız, güç yarışmasına girerler ve bunlar çözümlenmez. Her birimin işin içine katılmasıyla bu sorun çözülür. Beyaz sayfa açmak isteyenlerin de kalbinin temiz, iyi niyetli olması gerekiyor.

Futbol Federasyonu’nun Fenerbahçe’ye yönelik şike iddialarıyla ilgili aldığı karar aldatıcıdır, böyle bir karar olmaz. Dalga geçmektir bu. Ülkenin dalga geçilecek insanı yoktur. Bu ülkenin her insanı ve kurumu saygıdeğerdir.”

14 Aralık 2006’da Futbol Federasyonu Profesyonel Disiplin Kurulu (PFDK), Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’a 1 yıl hak mahrumiyeti ve 20 bin YTL para cezası verir.

Kuruldan yapılan yazılı açıklamada, Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın 29 Kasım 2006 tarihinde yaptığı basın toplantısında sarf ettiği, “Bu kadar pisliğe batmış bir ortamın altından federasyon kalkamaz. Çünkü işin içinde onlar var, onların olduğu yerde temizlik olmaz” şeklindeki sözlerinin federasyon ve mensuplarını küçük düşüren, onları hedef göstererek toplum husumetine maruz bırakan ve kişilik haklarına ağır saldırı teşkil ettiği gerekçesiyle, Yıldırım’a 1 yıl hak mahrumiyeti ile birlikte 20 bin YTL para cezası verilmesini kararlaştırır.

Fenerbahçe Kulübü Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu, başkan Aziz Yıldırım’a verilen 1 yıl hak mahrumiyeti cezasının son derece ağır olduğunu savunur;

“Emsallerine uygun olmayan bu cezanın daha önceki bir tarihte alındığı yönünde düşüncemiz var. Bir hukukçu olarak cezayı açıklamakta zorluk çekiyorum. Salı günü yönetim kurulu toplantısı sırasında 3 maç seyircisiz oynama cezası verildiğini öğrenmiştik. Bu sırada da başkanımıza 1 yıl ceza verileceğini dile getirmişlerdi. Ertesi gün de basında bu yayınlandı. Baktığınızda bugün verilen kararın daha önceki bir tarihte alındığı yönünde düşündürüyor. Bu çok ilginç.

PFDK ve Tahkim Kurulu’nun 1 yıldır Fenerbahçe Kulübü aleyhine verdiği kararlar benzer kararlardan daha ağırdır. Bu, söylemleri teyit eden yeni bir karar. Bu eyleme bu cezanın son derece ağır olduğunu düşünüyorum. Sayın başkanımız bu açıklamasını adli suçla ilgili kamuoyunu bilgilendirme toplantısında yaptı ve adli suça ilişkin birtakım bilgileri kamuoyuyla paylaştı. Bu söylemi sırasında Futbol Federasyonu’nun görev ve yetki alanına giren herhangi bir söylemde bulunmadı. PFDK’nın nasıl bir bakış açısıyla kendisini görevli kılarak bu cezayı verdiğini anlamış değilim. Savunmamız da zaten bu yöndeydi.

Bu ceza, ifadenin cezalandırılmasıdır. Avrupa uyum yasalarıyla ifade özgürlüğünün bu kadar genişletildiği bir ülkede, Futbol Federasyonu ile ilgili eleştirilerin ve yorumların bu tip cezalarla cezalandırılması, ifadenin cezalandırılmasıdır. Bu son derece düşündürücüdür. Futbol Federasyonu, kendi futbol hukuku kurallarının uygulamalarıyla ifade özgürlüğünü daraltıyor. Diğer ülkelerde bu denli ağır cezalar olduğunu sanmıyorum. Bunun yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Aynı olaylara, bundan çok daha ağır olaylara bundan daha az cezalar verilmişti. Emsallerine uygun olmayan bir karar verildi.

Yönetim kurulunda bu cezayı değerlendireceğiz. Tahkim Kurulu’na gitme yolunu seçmemiz durumunda, 7 gün içinde başvuru yapmamız gerekiyor.”

Bu arada kulübün internet sitesinde yayınlanan ceza haberinde, başkan Aziz Yıldırım’ın gülen bir fotoğrafının kullanılması dikkat çeker.

16 Aralık 2006’da aralarında Fenerbahçe ve Galatasaray’ın da bulunduğu toplam 15 Süper Lig kulübünün yöneticileri, Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nun toplanması için imza toplama kararı alır. Kulüplerin Haluk Ulusoy’dan desteklerini çekmesinde, Ankaragücü-Fenerbahçe maçından sonra şeref tribününde yaşanan olayların büyük rol oynadığı kaydedilir. Kulüp yöneticilerinin, “Türk futbolu, Haluk Ulusoy taraftarları ve muhalifleri diye ikiye bölündü. Bu karşıtlık şeref tribününde kavgalara yol açacak boyutlara ulaştı. Böyle gitmez. Bu bölünmüşlüğün tek çaresi Haluk Ulusoy’un gitmesidir” görüşünde birleştikleri ifade edilir. Ulusoy’un yerine düşünülen ilk ismin ise Fenerbahçe’nin eski yöneticilerinden Hamdi Akın olduğu bildirilir.

17 Aralık 2006’da Ulusoy’a karşı düzenlenen operasyonun ardında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın olduğu, futbolda son zamanlarda yaşanan huzursuzluk sonucu devreye giren Erdoğan’ın, başta Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin olmak üzere, kurmaylarına gerekli direktifi verdiği iddia edilir.

18 Aralık 2006’da Fenerbahçe Kulübü Başkan Vekili Nihat Özdemir, sarı-lacivertli kulübe verilen 3 maç seyircisiz oynama, kulüp başkanı Aziz Yıldırım’a verilen 1 yıl hak mahrumiyeti ve şike söylentileri ile ilgili, Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesisleri’nde, yönetim kurulu üyelerinin de katılımıyla basın toplantısı düzenler:

“3 ayrı konuda Fenerbahçe Kulübü’ne karşı yapılan tavır ve uygulamalarla ilgili bazı noktalara dikkati çekmek istiyorum. Bunlar kulübümüze yöneltilen asılsız ve karalamaya yönelik iftiralar karşısında yetkili kurulların takındığı tutum. Galatasaray maçından sonra seyircimize verilen 3 maç ceza ile başkanımız Aziz Yıldırım’a verilen 1 yıllık cezadır.

Profesyonel futbol takımımızın çok önemli maçları öncesinde Fenerbahçe’ye verilen cezalar açıklanmaktadır. Şükürler olsun ki, takımımız bu saldırılara ve art niyetli uygulamalara karşın oynadığı maçlardan başarılı sonuçlar alarak ligi lider olarak tamamlamış, Avrupa arenasında Türkiye’yi temsil eden tek takım olmuştur. Ama ne acıdır ki, tur atlamak için çıkacağımız Frankfurt maçı öncesinde de Fenerbahçemize saldırılar devam etti. Önemli maçlarımız öncesinde Fenerbahçemize verilen cezalar açıklanmıştır. Bu açıklamalar da Fenerbahçemizin önemli maçlarına denk getirilmiştir.

Standart dışı uygulamalar tur atlamak için çıktığımız maçta bile devam etmiştir. Mutat olarak perşembe günleri kararını açıklayan Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, takımımıza verdiği 3 maç seyircisiz oynama cezasını UEFA Kupası maçımızın öncesine denk getirmiştir.

Teamül gereği olmasına rağmen Fenerbahçe’nin UEFA Kupası maçını izlemeye bir tek Futbol Federasyonu görevlisi gelmemiştir. Ayrıca bir üst tura çıkmamızla ilgili federasyondan tebrik de gelmemiştir. Fenerbahçe’nin başarılı olması futbolun tepesindeki yönetimi bu kadar mı rahatsız etmektedir? Diğer takımların deplasman maçlarına dahi giden federasyon görevlileri, neden Fenerbahçe’ye karşı böyle bir tutum içindedir? Fenerbahçe Spor Kulübü bu ülkenin takımı değil midir?.

Futbol dünyasında adaleti sağlamaktan sorumlu, başta Futbol Federasyonu olmak üzere Merkez Hakem Kurulu, Disiplin Kurulu ve Tahkim Kurulu gibi federasyona bağlı kurumların çifte standart yaklaşımları Türk futbolunu bölünme ve kaosa sürüklemektedir. Futbol federasyonu ve başındaki yetkililer, eğer Fenerbahçe’yi ağır şekilde cezalandırır ama öte yandan başkalarının yanlışlarına göz yumar ve hatta talimatlarda ve yasalarda değişiklikler yapacak kadar meseleyi ileri götürürse korkarım bu olaylar tekrarlanmaya devam edecek ve yapılan haksızlıklara duyulan tepki tribünlere de sıçrayacak ve taraftarlar arasında infiali daha da ciddi boyutlara taşıyacaktır. Federasyonun geçtiğimiz 1 yıl içindeki tek misyonu, ‘Bizden olanlarla olmayanlar’ şeklinde tarif edilebilecek ayrışmayı derinleştirmek olmuştur. Adalet herkese lazımdır. Verilen cezalar, yönetmelik değişiklikleri gibi uygulamalar kulüpten kulübe değişmiştir. Bu durumlar da ya kulübümüz aleyhine sonuçlanmış ya da rakibimizin lehine sonuçlanmıştır. Söz konusu Fenerbahçe olunca benzer olaylarda farklı tarifeler uygulayan federasyonun ne kantarı ne de topuzu kalmıştır.

2-3 ay önce bir federasyon yöneticisi Rize’de gazetecilere ‘Fenerbahçe teşvik şikeleri yapıyor’ iddiasını ortaya atmıştır. Geçtiğimiz haftalarda da bir meczup çıkıp Fenerbahçemize çamur atmıştır. Yaptığımız inceleme talebine yanıt alamadığımız gibi, bu meczubun sözleri hemen araştırmaya alınmış ve üstüne zaman aşımına uğrandı, denmiştir. 100 yıllık şerefli camiamıza atılan bu çamur federasyon tarafından bu kadar yüzeysel bir şekilde incelenmesini şaşkınlık ile izledik. Konunun tüm yönleri ile araştırılması, açıklığa kavuşturulmasının ardından Fenerbahçemize atılan bu çamurun temizlenmesi ve bu konunun incelenmesi istemekteyiz.

100 yıllık şerefli camiamıza atılan çamurun Futbol Federasyonu tarafından yüzeysel bir şekilde ele alınıp sonuçlandırılmasını asla kabul etmiyoruz. Bu bakımdan Spordan Sorumlu Devlet Bakanımızdan 3813 sayılı yasadan aldığı yetkisine dayalı olarak konu hakkında gerekli işlemleri yapmasını arz ediyoruz. Ayrıca Türk futbolunun 10 yılını kontrol edip, bu kişi ve olaylar hakkında gerekli tüm yasal işlemlerin yapılması gerekir. Aktüel Dergisi’nde yayınlanan Milli Takımımız ile ilgili şike iddialarının da araştırılmasını istiyoruz. Her iddianın tespiti halinde gereğinin yapılacağını arz ediyoruz.

Futbol Federasyonu başkanlığı için Hamdi Akın’ın isminin gündeme gelmesi tamamen bizim dışımızda cereyan etmektedir. Fenerbahçe’nin federasyon seçimi ile ilgi bir resmi açıklaması yoktur. Biz başımıza gelen olaylarla uğraşıyoruz. Ben 20 gün, başkanımız 360 gün ceza aldı. Biz bunlarla mücadele ediyoruz. Başka bir şeyin mücadelesinde değiliz.”

Nihat Özdemir’den sonra söz alan Fenerbahçe Kulübü Hukuksal İlişkilerden Sorumlu Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu, kötü ve çirkin tezahüratlarla ilgili sezon ortasında yapılan talimat değişikliğinin ligdeki sportif yarışmayı etkilediğini vurgular:

“Değişiklik son derece önemlidir. Değişiklik sonucunda bazı kulüpler avantaj elde etmişlerdir. Disiplin talimatında küfüre ilişkin yapılan değişiklik, talimatın 31. maddesindeki değişiklikle sınırlı kalmadı. Küfür sebebiyle talimat değişikliği öncesinde, puan silme aşamasına kadar gelen kulüplerin, 20 Ekim 2006 tarihine kadar küfüre ilişkin almış oldukları cezalar yeni talimatla sıfırlanmış, kulüplerin bu konudaki sabıkaları silinmiş olup, bu kulüpler yeni talimat sonrasında önceki kötü sicillerinin aleyhlerine olabilecek sonuçlarından kurtulmuş bir şekilde sportif yarışmaya devam etmektedirler.

69. maddenin kamuoyu tarafından bilinmediğini düşünüyorum. Açıklayayım;

20.10.2006 tarihine kadar karara bağlanmamış dosyalar hakkında yeni talimat hükümleri uygulanır. Bu talimat değişikliğinden önceki tarihte Ali Sami Yen Stadı’nda oynanan Galatasaray-Beşiktaş maçındaki kötü ve çirkin tezahürat nedeniyle her iki kulüpte Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na (PFDK) sevk edildi. Kurul 19.10.2006 tarihinde her iki kulüp için de ceza kararı vermiştir. Yürürlük tarihi 20.10.2006, yani bir gün önce karar verilmiş. Kulüpler bu karar için Tahkim Kurulu’na gitmişler. 2 Kasım 2006 tarihinde küfür cezaları onanmış. Yani talimat değişikliğinden sonra cezaya hükmedilmiş ve bu şekilde her iki kulüp açısında da 1. ceza oluşmuştur.

Beşiktaş Kulübü daha sonra Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı’nda oynanan müsabakada meydana gelen çirkin ve kötü tezahürat sebebiyle de PFDK’ya sevk edilmiştir. 30 Kasım 2006’da ikinci kez para cezasıyla cezalandırılmıştır. Halbuki futbol disiplin talimatının 31. maddesinin 3. paragrafına göre Beşiktaş’a verilmesi gereken ceza, 1 maç seyircisiz oynama cezasıdır.

Beşiktaş gibi Galatasaray Kulübü de talimat değişikliği sonrasında ilk kesinleşmiş cezası önceki Galatasaray-Beşiktaş maçıyken, daha sonra Galatasaray-Sivasspor maçıyla ilgili PFDK’ya sevk edildi. PFDK sevk üzerine küfürden ceza tayinine yer olmadığına karar vermiştir. Böylece Galatasaray seyircisiz oynama cezasından kurtulmuştur.

Galatasaray-Sakaryaspor müsabakasında da kötü ve çirkin tezahürat vardır, ama burada PFDK’ya sevk dahi yoktur. Galatasaray Kulübü son olarak Kadıköy’de Fenerbahçe’ye karşı yaptığı maçta, her üç temsilcinin raporunda da küfüre ilişkin tespit olmasına rağmen, bu konuda PFDK’ya sevk edilmemiştir.

Fortis Türkiye Kupası’ndaki, hafta sonunda Galatasaray ve Beşiktaş’ın yaptığı maçlarda yoğun şekilde küfür edilmiştir. Söz konusu kötü ve çirkin tezahüratlar nedeniyle, yapılacak işlemleri beklemekteyiz.

Ligin 1. haftasında Kayseri Erciyesspor maçında Appiah rakibine kafa teşebbüsü ile 3 maç ceza aldı. Appiah’ın eyleminin kafa atmaya teşebbüs olduğunu herkes televizyondan izlediği, rakip oyuncu da bu şekilde açıklama yaptığı halde, müsabaka hakemi eylemi tokat atma şeklinde rapor etmiştir.

Almanya’da oynanan Süper Kupa müsabakasında Beşiktaş taraftarlarınca açılan pankart temsilciler tarafından rapor edildi. Beşiktaş PFDK’ya sevk edilmedi. Sadece meşale ve konfeti eyleminden dolayı PFDK’ya sevk edilmiştir. Ancak konu kamuoyunda tartışılınca federasyon tarafından PFDK’ya sevk edilmiştir. Verilen ceza Tahkim Kurulu tarafından kaldırılmıştır.

PFDK’nın Yıldırım’a verdiği ceza, kendisine verilen yetkinin aşılması mahiyetindedir. Başkanımız tarafından adli bir suç ve failleri hakkında yapılan açıklamayı federasyon PFDK’ya sevk ile yeterli görmüş ve bu açıklamaları nedeniyle Yıldırım’a 1 yıl hak mahrumiyeti cezası verilmiştir. Öncelikle başkanımızın açıklamalarının ifade özgürlüğü sınırları içinde olduğunu, olsa olsa eleştiri sınırlarının aşılması niteliğinde olabileceğini ve bu taktirde de ilgililerin ihlal edilen haklarıyla ilgili genel hukuk mercilerine başvuru yolunun açık olduğunu belirtmek istiyorum. Durum böyleyken, PFDK’nın başkanımıza verdiği ceza, kendisine 3813 sayılı yasayla verilen yetkinin aşılması mahiyetindedir.

Başkanımıza 1 yıl ceza verilirken benzer eylemlere PFDK ne cezalar vermiştir? Örneğin İkinci Lig B grubunda yapılan maç sonrasında, müsabık kulüplerden birinin başkanı ‘Sizi iyi satın almışlar, şikeciler kulübümüzü mahvettiniz’ şeklinde açıklamada bulunmuştur. Kulüp başkanına, ceza verilmemiştir. Süper ligde mücadele eden bir kulübün üst düzey bir yöneticisi, hakemlere ve federasyona alenen küfür ettiği ve bu şekilde rapor edildiği halde sadece 2 ay hak mahrumiyeti almıştır.

Adnan Polat, hakemler Cüneyt Çakır ve Cem Papila hakkında açıklamaları için PFDK’ya sevk edilmemiştir. Fenerbahçe maçı sonrası rövanş maçı için kulübümüzü Galatasaray taraftarına hedef gösterdiği halde hakkında işlem yapılmadı.

Geçen yıl Fortis Türkiye Kupası’nda seremoniye katılmayan Fenerbahçe’ye 250 bin YTL para cezası verilirken, iki yıl önce aynı şeyi yapan Beşiktaş ise PFDK’ya dahi sevk edilmemiştir.

Geçen yıl internet sitemizden yapılan bir açıklamaya 50 bin YTL ceza verilirken, internet sitesinden bizimkinden daha sert açıklama yapan Beşiktaş’a 20 bin YTL para cezası verilmiştir.

Geçen yılki Galatasaray-Fenerbahçe Fortis Türkiye Kupası çeyrek final maçındaki olaylar sebebiyle Galatasaray’a 1 maç seyircisiz oynama cezası verilmişti.

Geçen sezonun son haftasında Denizlispor ile yaptığımız maç, tribün olayları nedeniyle aynı saatte başlayan maçlara göre yarım saat daha sonra bitmiş, şampiyonluk ve düşme hattı etkilenmiştir. Bunca olaya rağmen Denizlispor’un sahası 2 maç kapatılmıştır.

Bu sezon Trabzonspor ile yaptığımız maçtaki olayların yoğunluğu, 16. haftadaki Galatasaray ile yaptığımız maçtaki gibidir. Trabzonspor’a sadece 1 maç seyircisiz oynama cezası verilmiştir.

Tespit ettiğimiz bu örneklerin, 1 hafta içinde Fenerbahçe’ye verilen cezalara göre çok daha ağır olduğunu düşünüyoruz ve federasyon kurullarının verdiği kararlarda adaletli olmalarını istiyoruz.”

Konuşmaların ardından basın toplantısı odasına yerleştirilen ekrandan olay çıkan maçlar gösterilirken, verilen ve verilmeyen cezalar alt yazı ile belirtilir. Gösterimde, 2005-06 sezonu Fortis Türkiye Kupası çeyrek finalindeki Galatasaray-Fenerbahçe, 2006-07 sezonu Turkcell Süper Lig’deki Galatasaray-Sakaryaspor, 2006-07 sezonu Turkcell Süper Lig’deki Trabzonspor-Fenerbahçe, 2005-06 sezonu Turkcell Süper Lig’deki Denizlispor-Fenerbahçe ve 2006-07 sezonu Turkcell Süper Lig’deki Sakaryaspor-Ankaragücü maçlarındaki olaylar ekrana getirilir.

19 Aralık 2006’da Mehmet Ali Şahin, Futbol Federasyonu’nu olağanüstü toplantıya çağırmak için hafta sonuna kadar bekleyeceğini söyler. Şahin, “Şık olan genel kurul çağrısını futbol oyunun gerçek aktörlerinin yapması. Dünyanın hiçbir yerinde hakkında bu kadar iddia olan bir yönetim iş başında kalamaz. Bütün bu iddialar karşısında daha fazla pişkinliğe hiç gerek yoktur” der.

“Futbol federasyonunu olağanüstü genel kurul yapmaya davet ediyor musunuz?” sorusuna da Şahin, şu karşılığı verir:

“Yönetim kurulu, bu işi yaparsa çok daha şık olur. Nitekim, İsviçre-Türkiye maçından sonraki bir takım iddialar ve eleştiriler nedeniyle nasıl ki Levent Bıçakçı yönetimi olağanüstü genel kurul kararı alabilmiş ve bu cesareti göstermişse, mevcut federasyonu da bunu göstermelidir. Çünkü hakkında böyle açılmış davalar falan da yoktu. Başbakanlık Teftiş Kurulu raporları da yoktu. Ama bu fedakarlığı göstermişti.

Mevcut federasyon da bunu gösterebilmeli. Genel kurul delegelerinin huzuruna, bütün bu iddialar karşısında ne düşündüğünü ifade edebilmeli ve adeta bir güven oyuna kendisini sunmalıdır. ‘Çok iyi oldu davalar, çok memnun oldum’ demek, bütün bu iddialar ile ilgili olarak ‘işi hafife almak’ demektir.”

Şahin, “Yönetimi olağanüstü genel kurula çağıracak mısınız?” sorusuna ise ”Gayet tabii, çağıracağım. Yasaların bana yüklediği bir görevdir. Şu an gecikmemin nedeni, biraz önce izah ettim. Bu işi, futbol oyunun gerçek aktörleri yapsınlar. Bekliyorum, şık olan budur” der.

Bu çağrıyı ne zaman yapacağının sorulması üzerine de Şahin, “Sanıyorum bu hafta sonuna doğru bazı gelişmeler olur. Yani benim dışımda bazı gelişmeler olur, olmazsa tabii artık harekete geçeceğim” der.

Bir gazetecinin, Fenerbahçe Yönetim Kurulunun açıklamalarını hatırlatması üzerine Şahin, Fenerbahçe Kulübü yöneticilerinin haksızlığa uğradıklarını ifade ettiklerini belirterek, şöyle konuşur:

“Tabi bu konuyla ilgili bakanlığımın yapabileceği tek şey her türlü iddiayı yasa gereği Başbakanlık Teftiş Kuruluna inceletmekten ibarettir. Geçtiğimiz sezon, yani 2004-2005 sözonu ile ilgili, bazı iddialarda da bulunulmuştu ve bu iddialar üzerine Başbakanlık Teftiş Kurulunu görevlendirmiştim. Rapor yeni geldi, çok yeni geldi. Tamamını inceleme imkanı bulamadım. Şu anda iş başında bulunan Futbol Federasyonunun bazı iddiaların üstüne gitmeyerek savsakladığı ve özellikle geçtiğimiz sezon oynanan Denizlispor-Fenerbahçe maçı öncesi ve sonrası ile ilgili de Futbol Federasyonunu kusurlu bulan bir rapor verdi. Henüz masamın üstünde. Tamamını okuyamadım, dolayısıyla orada da Başbakanlık Teftiş Kurulu iş başında bulunan Futbol Federasyonu ile ilgili Genel Kurulun olağanüstü toplanması çağrılmasını bana bir kez daha hatırlatıyor. Şu anda önümde Futbol Federasyonu Genel Kurulunu olağanüstü toplantıya çağrılması lüzumunu gösteren 2 ayrı rapor var.”

“FIFA’nın Türkiye’yi uluslararası müsabakalardan men etmesi yönünde bir çekince mi var?” sorusu üzerine Şahin, şunları kaydeder:

“Şık olanın, böyle bir durum ortaya çıkmışsa eğer, Genel Kurul delegelerinin imza toplayarak Genel Kurulu olağanüstü toplantıya davet etmeleridir diye düşünüyorum. Tıpkı Levent Bıçakçı yönetiminin yaptığı gibi, Futbol Federasyonunun yönetimi de olağanüstü kongre kararı alabilir. Samimi olarak her iki tarafı da olağanüstü kongre için harekete geçmeye davet ettim. Bir siyasinin davetinden ziyade asıl futbol oyununun gerçek aktörlerinin bu işi üstlenmeleri sanırım aleyhimize bir takım girişimlerde bulunacak olan çevrelerin de önüne geçmiş olur diye düşünüyorum.”

“Ankara Cumhuriyet Savcısı Alp Arslan’ın 2004’te Bursaspor’un küme düşmesiyle ilgili olarak, 3 maçla ilgili soruşturma açılmadığı gerekçesiyle 15 federasyon yöneticisini sorguya çağırdı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?” sorusuna Şahin, “savcılığın ne yapacağı konusu bizim dışımızda bir olaydır. Ben de bugün bir gazetemizin haberinden bunu öğrendim. Tabi yargıya intikal etmiş her hangi bir konuda benim beyanda bulunmam gereksiz ve lüzumsuz olur. Bakın dünyanın herhangi bir ülkesinde, iş başında bulunan herhangi bir federasyonla ilgili bu kadar iddialar açılmış olan davalar varken, orada hiç bir federasyon başkanı ve yönetimi ‘oh ya iyi oluyor, son derece memnun oldum’ diyemez. Bakın İtalya’da sanıyorum 1,5-2 sene önce mevcut Federasyon Başkanı hakkında gazetede çıkan bir suistimal iddiası haberi üzerine Federasyon Başkanı istifa etmiş. İtalyan olimpiyat komitesi, bir kayyum tayin ederek Futbol Federasyonu başkanlığına bir süreç başlamış. Biliyorsunuz 3 kulüp öncelikle küme düşürülme kararı ile karşı karşıya kalmıştı, daha sonra itiraz edilmişti. İkisi ile ilgili ceza hafifletilmişti. Bakın başka ülkelerde futbol o kadar önemli ki, özellikle dünyada milyarları aşan insanın izlediği futbol yönetimi o kadar önemli ki, en ufak bir şaibeyi kaldırması kabul edilmez. Dolayısıyla bütün bu iddialar karşısında daha fazla pişkinliğe hiç gerek yoktur. Ben sanıyorum, bir kaç gün daha sabırla bekleyeceğim, çünkü kulüplerimizin saygıdeğer delegeleri de gidişatın iyi olmadığını görüyorlar ve Futbol Federasyonu Genel Kurulunu olağanüstü toplantıya davet etmek için bir çalışma içerisindeler, onun sonucunu bekliyorum” diye yanıt verir.

21 Aralık 2006’da Mehmet Ali Şahin’in açıklamalarına Haluk Ulusoy’dan cevap gelir.

Yurtdışından dönüşünde havaalanında soruları yanıtlayan Haluk Ulusoy, seçimle işbaşına geldiklerini belirterek, genel kurul kararı almayacaklarını açıklar. Ulusoy, “Hakkımda kesinleşmiş bir hüküm yok. Mahkemeye verildim diye genel kurul kararı almak doğru değil” der.

Türk futboluna 30 yılı aşkın bir süredir hizmet ettiğini kaydeden Haluk Ulusoy, “Verdiğim emeklerin karşılığı bu şekilde olmamalı. Ancak ne yazıkki bu ülkede ‘meyve veren ağaç taşlanır’ diye bir anlayış var. Bu ülke insanını sokaklara dökmüş biri olarak başarılı olduğumu düşünüyorum fakat, başarılı insanların önünü kesmek istiyorlar” şeklinde konuşur.

Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in genel kurul kararı alma hakkı ve yetkisinin olduğunu belirten Ulusoy, böyle bir durumda yapacak birşeylerinin olmadığını kaydeder.

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın federayona yönelik sözlerini de değerlendiren Haluk Ulusoy, “Talihsiz bir konuşma oldu. Fakat, hukuk kurullarımız bu konuda gerekli uygulamayı yaptılar. Herkesin kurumlara saygısı olması gerektiğini düşünüyorum. Aziz Yıldırım da böyle düşünmeli” diye konuşur.

Galatasaray Kulübü ve Kulüpler Birliği Başkanı Özhan Canaydın ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in kendisiyle görevi bırakması için görüşme talebinde bulunup bulunmadığı şeklinde yöneltilen soruyu ise Ulusoy, “Böyle bir talep henüz bana gelmedi ama duydum. Benimle görüşmek isteyen herkesle seve seve görüşürüm. Ama bana genel kurul için telkinde bulunulmasına müsade etmem. Çünkü genel kurul öyle iki üç kişinin konuşacağı bir şey değil” şeklinde yanıtlar.

Ulusoy – Şahin düellosu sürmektedir.

25 Aralık 2006’da Devlet Bakanı, siyasete atılacağını ileri sürdüğü Ulusoy’u açıklamaları sonrası topa tutar. Şahin, “Başkan, federasyonu milli iradenin tecelli ettiği yer olan TBMM ile kıyaslayamaz. Bu haddini aşmak olur, kendisini Kaf Dağı’nın üzerinde görmek olur” der.

Şahin şöyle devam eder:

“Bu haddini aşmak olur. Özerklik Türkiye’de bir sporun gelişmesi için mali ve idari bakımdan kolaylık olsun diye federasyonlara verilmiştir. Özerklik hiçbir zaman Ali kıran baş kesenlik değildir, hatta krallık değildir. Federasyonların birilerinin krallığı olmadığını bu ülkede yetkili kurullar mutlaka göstereceklerdir. Sanırım sayın Ulusoy siyasete hazırlanıyor. Siyasi amaçlarına ulaşmak için de Futbol Federasyonu’ndaki başkanlık sürecini kullanıyor. Takip edin göreceksiniz sayın Ulusoy siyasete atılacak.”

Ulusoy, Bakan Mehmet Ali Şahin’in açıklamalarına sert yanıt verir. Bakan’ın sözlerini “nezaketsizlik” olarak niteleyen Ulusoy, “Siyasete girmek benim için hiçbir dönemde öncelikli hedef olmadı” dedi. Futboldaki kaos ortamının oluşmasında Bakan’ın da payı olduğunu savunan Ulusoy, “Bakan’ın yasadaki yetkisini kullanacağını defalarca tekrarlaması siyasi bir baskı” der.

Ulusoy, yaptığı yazılı açıklamada, 2 ay öncesinde aldığı bir kararla, bundan böyle açıklamalarını yazılı olarak yapacağını kamuoyuna duyurduğunu hatırlatarak, ”O açıklamayı yapmaktaki amacım, hem yargı sürecinin başladığı ve aleyhime açılan bir dava ile ilgili yorumda bulunmaktan kaçınmak hem de futbolu, bir dolu spekülasyona yol açarak yıpratan tartışmaların uzağında tutmaya çalışmaktı” der.

O günden bugüne şahsı, federasyon, kurulların icraatlarıyla ilgili çok şey yazıldığını ve söylendiğini kaydeden Ulusoy, şunları söyler:

“Yapmadığım konuşmalar, bana mal edilerek yayınlandı. Özellikle sustum. Futbol daha fazla yara almasın diye, büyük bir sabırla sessiz kalmayı tercih ettim. Sadece bir kez, geçtiğimiz hafta yurt dışı seyahatinden döndüğümde, havalimanında, o da beni karşılamaya geldikleri için basın mensuplarına çok kısa bir açıklama yaptım, ancak geçtiğimiz cumartesi günü Sabah ve Takvim Gazeteleri’nde bana atfen yayınlanan haber ve ardından Sayın Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in haksız, mesnetsiz, kişilik haklarıma saldırıcı boyuta kadar ulaşan sözleri, bu açıklamayı yapmamı kaçınılmaz hale getirdi. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum, gerek Sabah, gerekse Takvim Gazeteleri’nin hiçbir muhabiriyle hiçbir ortamda görüşme yapmadım. Haberde belirtilen hiçbir sözü, hiçbir ortamda ve hiçbir kişiye söylemedim.

Bu ülkede sadece Futbol Federasyonu Başkanlığıyla sınırlı bir makamın temsilcisi değilim. Ülkenin sosyal, ekonomik, kültürel yaşamına da katkılarıyla bilinen, köklü geçmişe sahip bir ailenin ferdiyim. Aileden aldığım edep, her şeyden önce büyüklerimize saygıyı öngörür. İş adamlığı ve yöneticiliğim gereği olan adap ise devleti oluşturan kurumlarla çatışmamayı. Hal böyleyken, Sayın Bakan’ın bana (Milli iradenin tecelli ettiği yer olan TBMM ile kıyaslamaya kalkmak) suçlamasını getirmesinin gerisindeki mantığı anlamakta zorlandığımı belirtmek isterim. Beni ve ailemi çok iyi tanıması gereken sayın bakanın bu hezeyanını en hafifinden nezaketsizlik olarak görmekteyim.

Beni asıl şaşırtan konu daha da farklı. Ülkenin en üst kademesindeki bir siyasetçi, nasıl olur da (kulislerde konuşulanlara göre) diye başlayan bir habere bu denli itibar edebilir? Türkiye’deki medya tavrı ve duruşunu en yakından bilmekle yükümlü olan bir önemli şahsiyet, nasıl olur da kulaktan dolma sözlerle yazıldığını kendi kendine itiraf eden bir haberi bu denli ciddiye alabilir? Devletin her türlü imkânına sahip olan kişilerin, kendilerini bağlayan hatta umulmadık mecralara götüren bu tür açıklamaları, daha titiz bir araştırmanın süzgecinden geçirerek yaptıklarını düşünen biri olarak, sayın bakanın bu tavrı karşısında bir kez daha şaşırdığımı itiraf etmek zorundayım.

Sayın bakan haddimi aştığımı, kendimi Kaf Dağı’nın üzerinde gördüğümü, federasyonu TBMM’yle kıyasladığımı söylüyor. Şunu da içtenlikle belirtmemde fayda var: Bu ülkenin gazilik payesiyle onurlandırılmış en yüce makamıyla bir sürtüşme, bir tartışma, bir kıyaslanmaya girmek gibi bir densizliğin adresi hiçbir zaman olamam. Her zaman haddini bilen, ayakları yere basan, söylem ve eylemleriyle tutarlı durma çabasını sürdüren bir tarzın insanıyım, ama o densizlikleri yapanlara da terbiyem, üslubum ve sorumluluklarım gereği karışamam.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı’na demokrasinin vazgeçilmez gereklerinden biri olarak seçimle geldim. Özerkliği sayın bakanın ifadesinde olduğu gibi asla (kolaylık) unsuru görmedim. Benim özerklik algım (Mali ve idari bakımdan federasyonlara verilen kolaylık) olmadı. Demokrasinin (Ali kıran baş kesenlik), hatta (krallık)la hiçbir şekilde bağdaşmadığını da en iyi bilenlerdenim. Fakat üzüntüm, bu ülkede demokrasiyi diline pelesenk etmiş olanların, demokrasi kültüründen ne denli uzak durduklarını kavramakta hala zorluk yaşamaları.

Siyaset çok saygı duyduğum bir kavramdır. Ama siyasete girmek benim açımdan hiçbir dönemde öncelikli hedef olmadı. Zaten böyle bir hedefi gözetseydim, bakanlık dahil, bana geçmişte yapılan teklifleri değerlendirirdim. Ben hep futbol için yaşamayı, futbolla yaşamayı öncelik sırama koydum.

Bir süredir başta medya olmak üzere, spor kamuoyunda futbolda bir kaos ortamı oluştuğundan, futbolun değerlerinin hızla tükendiğinden söz edilmekte. Bu değerlendirmelere maalesef üzülerek ben de katılıyorum. Göreve geldiğimiz 19 Ocak tarihinden bu yana, inat ve ısrarla Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nu toplayacağını ifade eden, sadece son 50 günde tam 10 kez değişik platformlarda yasanın kendisine verdiği görevi yerine getireceğinden söz eden Sayın Bakan’ın, bu kaos ortamının oluşmasında ve futbolun değerlerinin tüketilmesinde hiç mi katkısı yok, bunu değerli kamuoyunun takdirlerine bırakıyorum.

Ulusoy ailesinin yardımları nedeniyle, bir sokağa da babamın isminin verildiği Sri Lanka’daki seyahat programı sırasında, Sayın Bakan’ın hayal mahsulü bir habere dayandırarak yaptığı bu değerlendirmeleri hem şahsı, hem de temsil ettiği makam adına çok ciddi talihsizlik olarak nitelendiriyorum.

Sayın Bakan’ın Genel Kurul’un toplantıya çağrılması için kulüplerin, genel kurul delegelerinin harekete geçmesini, aksi takdirde yasadaki yetkisini kullanarak kendisinin toplantı çağrısı yapacağını defalarca tekrar edip sonra ötelemesini, kulüplerimiz ve delegelerimiz üzerinde kurulmaya çalışılan siyasi bir baskı ve kaos sebebi olarak algılıyorum.

Futbol ve futbol ailesinin siyasi baskı altında tutulmasına en fazla karşı çıkanlardanım. Kulüplerimiz ve delegelerimize daha fazla baskı yapılmamasını, Sayın Bakan’ın olası bir çağrısının tek muhatabı olarak Türkiye Futbol Federasyonu’nun görülmesini, bu gerçekleşirse çağrı hakkında mevzuat çerçevesinde gereğini yapacağımızı, kamuoyunun bilgisine sunuyorum.”

25 Aralık 2006’da Fenerbahçe eski başkanlarından Ali Şen, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in, şike yapıldığı iddia edilen Denizlispor-Fenerbahçe maçında Futbol Federasyonu’nun hatalı davrandığı yönünde elinde belgeler olduğunu söylediğini hatırlatarak, “Bakanın bu belgeleri derhal açıklaması gerekiyor” der.

Ara not olarak bu belgelerin hala açıklanmadığını, hatta lafının bile edilmediğini hatırlatayım.

Bursaspor’un Çaykur Rizespor-Beşiktaş, Çaykur Rizespor-Akçaabat Sebatspor ve Beşiktaş-Akçaabat Sebatspor maçlarının araştırılmasıyla ilgili talebindeki ısrarı sürmektedir.

25 Aralık 2006’da Lemi Keskin, Gökhan Celbiş ile birlikte, Mayıs 2004 yılında oynanan 3 maçla ilgili, mahkemelerden alınan izinle polisin dinlediği telefon görüşmelerinin basına yansımasıyla Temmuz 2006’da ortaya çıkan delillerin yeniden incelenmesiyle ilgili TFF’ye yaptıkları başvurudan hala net bir sonuç alamadıklarını söylerler.

Bu delillerin bulunduğu dava, dosya ve sayfa numaralarını sundukları TFF’nin, bu güçlü delillerden korktuğunu iddia eden Keskin, vicdani kanaatle dahi ceza verme yetkisi olan TFF’nin, bu güçlü delillere rağmen “Şike Tahkik Kurulu” kuramadığını öne sürer.

Keskin, “Şikeyi teşvik etme, delileri örtbas etme ve görevi kötüye kullanma” iddiasıyla Bursa Cumhuriyet Savcılığı’na yaptıkları suç duyurusunun kabul gördüğünü ve savcılığın olayı “Devlet Memuru Suçları” kapsamına alarak 15 TFF yöneticisinin ifadelerini almaya başladığını belirterek, “Bugüne kadar, ülkemizde şikeyle ilgili savcılıklara yapılan tüm başvurularla ilgili takipsizlik kararı verilmişti. İlk kez bu olayda tüm TFF yöneticilerinin ifadesi alınmaktadır. Bizim hedefimiz, TFF başkanı ve yöneticileri değil. İlgili 3 maçın ve yeni delillerin tekrar incelenmesidir” diye konuşur.

Üç maçla ilgili 27 Aralık’a kadar Şike Tahkik Kurulu kurulmaması halinde konuyu FIFA’ya taşıyacaklarını bildiren Keskin, şöyle devam eder:

“Yapacağımız hamleler, TFF’nin Avrupa ve dünya platformundaki kurumsal kimliğinin tartışılmasına sebep olabilir. Türkiye Futbol Federasyonu bizim federasyonumuzdur. 5 aylık hukuki mücadelemiz ve ulusal gazetelerde manşet haberlerimize rağmen, komisyon kurulmamasının tek sebebi vardır. TFF’nin, bunca girişimimize rağmen yine komisyon kurmazsa Türk halkına vereceği mesaj; ‘Şike yapın biz şikeyi destekliyoruz. Kulüp başkanınız, takım kaptanınız bile anlaşsa farketmez, ama dikkat edin, küfür etmeyin, ederseniz 3 maç ceza veririz’ olacaktır.”

Aynı gün Fenerbahçe’nin katılmadığı Kulüpler Birliği Vakfı toplantısından Türkiye Futbol Federasyonu’na genel kurul tavsiyesi çıkar. Yaklaşık 4 saat süren İstanbul’daki toplantının ardından kısa bir açıklama yapan Kulüpler Birliği Başkanı Özhan Canaydın, toplantıda ağırlıklı olarak Türkiye Futbol Federasyonu’na genel kurul tavsiye edilmesi kararı çıktığını, bazı üyelerin ise genel kurulun Haziran’daki mali genel kurula bırakılması yönünde görüş belirttiğini açıklar.

Canaydın, 7 kulübün bu kararı onaylamadığının hatırlatılması üzerine, “7 kulüp böyle söylediyse, bugünkü toplantımız 17 kulüpten teşkil ediyordu, yorum size ait” diye yanıt verir.

Kararın ardından Gaziantepspor Kulübü Başkanı İbrahim Kızıl, Kulüpler Birliği olarak hiçbir ciddi karar alamadıklarını savunarak, “Böyle devam ederse birlik lağvedilse daha iyidir. Dereyi geçerken at değiştirilmemeli” der.

Kulüpler Birliği Vakfı toplantısından erken ayrılan İbrahim Kızıl, toplantıda, federasyon ile Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin arasındaki tartışmanın konuşulduğunu belirterek, “Kulüpler Birliği olarak bütün kulüplerin sıkıntıları ve geleceği ile ilgili bir adım atmamakla birlikte tamamen kaosun içine gidiyoruz. Bundan dolayı üzüntü duyuyorum. Ciddi hiçbir karar almıyoruz. Birlik beraberlik yok. Birlik olarak neredeyse tamamen bir parti haline geldik. Kutuplaşma olmuştur. Görünen o ki kimse Türk futbolunun ilerlemesi için bir adım atmıyor, ama Kulüpler Birliği tam tersine hükümet ile federasyon arasındaki olaya alet edilen bir kurum haline geldi. Rahatsızım, böyle devam ederse Fenerbahçe’nin dediklerine katılıyorum, birlik lağvedilse daha iyidir.

Kulüpler Birliği şu anda bu kararı verecek yetkide değildir. Bu kararı bakan verir. Bakan bir karar verir veya kongre kararı alır, saygı duyarız. Ondan sonraki hukuki durum nedir, bilemiyorum. Türk futbolunun geleceği için, 3 ayda bir seçim olmaması lazım. Türk futbolunu daha ileri götürebilmek için uğraşırken, ikide bir federasyonla oynamaya kimsenin hakkı yoktur. Bunu şu anda doğru bulmuyorum” diye konuşur.

28 Aralık 2006 tarihinde Bursaspor Kulübü Başkanı Levent Kızıl, Futbol Federasyonu’nun olağanüstü genel kurula gitmesi için imza topladıklarını belirterek, “Şu anda 80 imzaya ulaştık. Yarın federasyona başvuracağız” der.

Ertesi gün ise yeterli imzaya ulaşıldığını belirterek, “Müracaatın 8 Ocak’ta yapılması kararlaştırılmıştır” der.

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 15

Reklamlar