FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Archive for the ‘Old Santi’ Category

OLD SANTİ – HAKEMİ DE YENECEKSİN DERLER YA!

leave a comment »

oldsantiDün akşam GS – Tuzla maçında Türkiye büyük bir rezillik yaşandı. Tuzla’lılar için, GS’li olmayanlar için ise bir destan.

Maç öyle bir maçtı ki, sanki televizyonda tarihi, epik bir film seyrettim.

Tuzla ikinci lig takımı diyorlar. Resmen üçüncü lig takımı. Birinci lige süper, ikinci lige birinci lig dedikleri için ikinci lig diyorlar.

Sonuçta iki grupta oynanan 3. ligin kırmızı grubunda oynuyor Tuzla. Bütün oyuncuları Türk.

Teknik kadro ve sahadaki haksızlıklara karşı yılmadan mücadele eden bu kahraman Tuzla takımını kutluyorum. Helal olsun.

Hani hakemi de yeneceksin derler ya aynen öyle oldu.

Tabii bu arada, GS yalakası olan ve işini kaybetmekten korkan ASpor spikeri ile birlikte fanatik GS yorumcusu sahada bu haksızlıklar yapılırken oralı bile olmadı.

Hatta yapılanları haklı göstermeye çalıştılar.

Spiker maç sonunda GS’nin bu rezilliğini ört bas etmek için Tuzla’nın aslında liginde sadece dokuz gol yemiş bir dev olduğunu anlatmaya çalıştı. Artık kimlerin tepkisinden korkuyorsa.

Maç içinde Adem denen ahlaksız adamın da ne olduğu tescillenmiş oldu.

Oyun olarak çaresiz kaldı. Gitti topu eline almış kalecinin ayağına kasten bastı. Yanında refleksle yapılmış bir hareket değil. Kaleciden uzak bir noktadan yanına gitti ve ayağını kaldırarak taaaak adamın ayağına bastı.

Oyun ile hiç alakası olmayan, sadece rakibini sakatlamaya yönelik bu hareketin ardından ne oldu?

Adem ne yaptım ki gibi hareketler yaparak yerde kıvranan kalecinin yanından ayrıldı. Hakem de kaleciye sarı kart gösterdi.

Kırmızı kart ise tam bir fiyasko. Topu topuğuyla GS’li futbolcuların da olduğu yere itekleyen Tuzlalı futbolcuyu ikinci sarıdan gözünü kırpmadan attı hakem efendi.

Ama maçın sonunda sanki her zaman sonunda haklının kazandığı tv dizileri gibi, Tuzla on kişi kaldığı karşılaşmada beklentilerin aksine beraberlik golünü yemedi.

Aksine on kişiyle bir gol daha atmayı başardı.

Hakem GS oyunu kazansın diye maçı sekiz dakika uzattı. On dakikaya yakın oynattı.

GS’de ışık görse belki daha da uzatacak ama GS o kadar kötü ki, maç uzasa on kişilik Tuzla takımından bir gol daha yiyecek GS takımı, maç 3-0 olacak, tarihi hezimet olacak.

Gerçi on kişi ile alınmış 2-0’lık galibiyet bile bu senenin en spektaküler sonuçlarındandır. GS için elbette hezimettir.

Umarım İstanbul’a gelen “Süper” ligimizin Anadolu takımları da bu maçta Tuzla’lı oyuncuların mücadelelerini izlemiş, ilham almış, ders almışlardır.

Gerçek hayatta kahraman Tuzla’lıların yendiği GS’ye karşı umarım onlar da böyle şerefleriyle mücadele ederler.

Hakem de bu geceyi unutmasın. Bahsettiğim iki hakem kararı dışında hakem Tuzla’lıları zor duruma düşürmek için daha nice kararlar verdi.

Ama nafile. Maçın sonucu istediği gibi olmayınca bakalım GS‘li abilerine durumu nasıl izah edecek. Onlar maç içinde yaptıklarına bakmaz, sonuç bekler.

Tuzla’nın kahraman futbolcularını tekrar kutlar, özellikle sağ açıklarını futbol bilgisi dolayısıyla tebrik ederim. Futboldan para kazanmak ülkemizde gerçekten şans ve torpil işi.

Bu kadar akılcı ve disiplinli futbol oynatan Teknik Direktörleri Gürses Kılıç da umarım çok iyi yerlere gelir, ismini bundan böyle bol bol duyarız.

Ama alt liglerde bu kadar kaliteli idareciler varken “Süper” ligimizde nasılsa kapalı devre teknik direktör kast sistemi devreye girer. İşinden kovulan teknik direktör, bir hafta sonra rakibinde işe başlar.

Böylece Avrupa kupalarına beş takımla katılıp sadece 3800 puan toplayan “süper” lig takımları da orta oyunlarına devam eder.

OLD SANTI

Written by kesinofsayt

05 Aralık 2019 at 11:40

Galatasaray, Genel, Old Santi kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , ,

OLD SANTI – FENERBAHÇE BEKO’DA DEĞİŞİM RÜZGARI

leave a comment »

oldsantiGeçtiğimiz sene normal sezonda oynadığı maçlardaki performansı ile Euroleague’de şampiyonluğun en büyük adayı gösterilen Fenerbahçe Beko, özellikle uzun rotasyonunda yaşadığı sakatlıklar nedeniyle hedeflerine ulaşamadı.

Sezonun daha başında kısa, delici, atletik oyun kurucu olarak transfer edilen Tyler Ennis’in, daha sonra da takımın pivotu Lauvergne’in sezonu kapatmaları, zaten değişmeli savunma nedeniyle oldukça yıpranacak Sarı Lacivertli oyuncuların ekstra yük almalarına, maçlarda ritm problemleri yaşamalarına ve ilave sakatlıklar ile karşı karşıya kalmalarına neden oldu. Vesely, Kalinic, Green ve Datome de art arda ağır sakatlıklar geçirdiler.

Basketbol artık tamamen bir ritm sporu oldu. Değişmeli savunma da rakibin ritmini ve düzenini bozan, böylelikle maç temposunu sizin ayarlamanıza imkan veren taktik bir silah. Ayrıca, switch edilerek yapılan savunmayı Fenerbahçe’deki kısa oyuncuların savunma zaaflarını da örten ilave bir araç olarak nitelendirebiliriz.

Yukarıda saydığımız avantajlarına karşın, geçtiğimiz sezon uygulanan değişmeli savunma sistemi, takımda aşırı bir efor harcanmasına ve kendilerinden fiziksel olarak güçlü oyuncular ile mücadele etmek zorunda kalan kısa forvetlerin de formlarının düşmesine sebep oldu. Lauvergne ve Vesely’nin yaşadıkları sakatlıklar Melli’yi tam anlamıyla takımın hamalı ve joker oyuncusu haline getirdi. Onun yorulması veye faullerinin artması dolayısıyla kenara gelmesi sonrası oluşan zorunlu diziliş değişiklikleri ise bu defa Fenerbahçe’nin ritm ve tempo kaybı yaşamasına neden oldu.

Geçtiğimiz senenin en önemli problemlerinden biri de maç sıkıştığı anlarda takım hücum ederken, Dixon’ın da yaşlanması sebebiyle, Larkin gibi sazı eline alacak, sorun çözecek delici bir şutörün takımda bulunmamasıydı. Sloukas dışında oyuncu kurucu pozisyonundaki eksiklik de takımın zayıf noktaları arasında yer alıyordu. Sarı Kanaryaların, Sinan’ın da aldığı dakikaların sınırlı olabilmesi nedeniyle, topa yön verecek ikinci bir oyun kurucusu yoktu. Baskı yenilen ve Yunan yıldızın kenara geldiği dakikalarda takım sürekli sorunlarla karşı karşıya kaldı.

Sütten ağzı yanan Sarı Lacivertliler bu sene transferde işi sıkı tutuyor. Melli ve Gurudic’in NBA yapmaları, Green ve Ennis’in de takımdan ayrılmalarının ardından işleyen sistemin sürdürülmesinin yanında yaşanılan problemlere de ilaç olacak değişim sağlanmaya çalışılıyor. Bu sezon Fenerbahçe anlaşılan hibrid bir oyun modeli benimseyecek.

Bu bağlamda takıma ilk olarak Nando De Colo monte edildi. Fransız oyun kurucu, geçtiğimiz sene Sloukas’ın tek oyun kurucu olması ve savunmada kısaların “size” olarak yetersizliği gibi problemleri çözmesinin yanı sıra kendi pozisyonunu da yaratan bir süper yıldız. Hemen ardından takıma yine 1.98’lik boyuyla Avrupa için oldukça iyi fiziğe sahip ve eli düzgün bir oyun kurucu olan Leo Westerman ilave edildi. Obradovic kanımca geçen sene Sloukas’ın tek oyun kurucu olarak kalmasından ve kısaların da çok kısa olmasından çok yorulmuş. Kısa transferlerinde Avrupalı kısaların tercih edilmesi nedeniyle takımda eksik kalan atletizm ise ligin en iyi dört numaralarından Derrick Williams ile telafi edildi. Amerikalı dört numara hücumda Nando de Colo gibi müthiş bir silah. Her üç oyuncu da Obradovic sistemine yatkın ve kuvvetli koçlar ile çalışmış oyuncular olarak İstanbul’a geliyorlar. Fenerbahçe’nin sistemine de adapte olacaklardır.

Şu ana kadar yapılan transferler Fenerbahçe’nin yaralarına merhem olacak nokta transferler oldu. Ancak o çok arzulanan Euroleague şampiyonluğu için yeterli olacak mı? Özellikle geçtiğimiz sene yaşanmış olan talihsizlikten sonra ve özellikle Barcelona spektaküler transferler ile müthiş bir atılım yapmış vaziyetteyken.

Bilindiği üzere uzun oyuncuların oynama süreleri kısalar kadar fazla değildir. Çabuk yorulurlar ve savunmadan düşerler. Sakatlıklara, özellikle diz altı sakatlıklarına maruz kalırlar. Sakatlıklardan geri dönme süreleri daha uzundur; döndükten sonra da form tutmaları çok uzun sürer. Obradovic gibi savunmaya önem veren bir koçun takımında uzunların yedeklenmesi çok önemlidir. Uzun oyuncunuz eksikse rakibiniz sizi sahada taktiksel olarak kolaylıkla sıkıştırabilir.

Uzun oyuncu yedeklenmesinin bir diğer önemi de uzun oyuncuların kolaylıkla aldıkları faullerdir. Kısa oyuncular isterlerse faul almayabilir, ama pota altı mücadelesinde, özellikle hakemlerin hangi temasa faul çaldıklarının net olmadığı günümüz basketbolunda, uzun oyuncuların faul problemi ile karşı karşıya kalmaları çok daha olasıdır. Maçın daha ilk çeyreğinde art arda iki faul alan bir Ahmet’e ya da kısa sürede üçleyen Vesely’ye geçtiğimiz yıllarda çok şahit olduk.

Sonuç olarak, Fenerbahçe bu sene de bu ve benzeri problemleri yaşamak istemiyorsa mutlaka bir uzun almak durumunda. Elbette, sağlık ekibi de gözden geçirilmeli. Aksi taktirde yapılan bunca yatırım heba olabilir.

OLD SANTI

Written by kesinofsayt

31 Temmuz 2019 at 07:02

Euroleague, Genel, Old Santi kategorisinde yayınlandı

OLD SANTİ: SONUNDA BÜYÜK FİNAL GELDİ

leave a comment »

oldsantiEuroleague’in tek maçlık Rus Ruleti biçiminde oynanan Final Four turnuvasının ardından Avrupa’nın şampiyonu CSKA Moskova olmuştu. Şimdi artık Türkiye’deki basketseverlerin ilgisi Yeni Dünya’nın kralının belli olacağı NBA finallerinin yanı sıra Türkiye Şampiyonu’nun belli olacağı yedi maçlık seride. Anadolu Efes ile Fenerbahçe Beko Tahincioğlu Basketbol Ligi Şampiyonu olmak için Pazar gününden itibaren çok zorlu bir maç trafiğine girerek kozlarını paylaşacaklar. Sabaha karşı NBA maçları, akşamları da Türkiye Ligi finalleri için ekran başı ve salonlarda olacağız.

Bir kaç sene öncesine Avrupa’nın en önemli liglerinden olan Türkiye Basketbol Ligi, önemli ölçüde güç kaybetti. Örneğin, bu sene Euroleague Şampiyonu olan CSKA Moskova takımının önemli iki oyuncusu Higgins ve Clyburn önceski sezonlarda ligimizde yıldızlaşmış oyunculardı. Ancak, bu sene ekonomik krizin de etkisiyle ligimizdeki kaliteli yabancı sayısı ciddi bir biçimde azaldı. Bir çok takımımız sezon öncesinde liglerden çekilirken, bir çok takım da bütçelerini küçülttü. Neyse ki finale gelen iki takımımız bu furyadan etkilenmemeye çalışarak kadrolarını güçlendirdi ve Avrupa’nın en tepesinde bizleri temsil ederek gururlandırdılar.

Euroleague’de hep eleştirdiğimiz şekilde tek maçlık düellodan Anadolu Efes muhteşem bir performans sonrası galip ayrılmıştı. Sakat oyuncularının fazla olmasından dolayı moralce de yitik durumda olan Fenerbahçe Beko, özellikle süperstar Shane Larkin’in skorer oyunu karşısında direnç gösterememişti.

Fenerbahçe Beko’nun sakatları halen iyileşmiş ve oynayacak durumda değil. Şube sorumlusu Cenk Renda, sakat olan Luigi Datome, Vesely ve Green’in bireysel antremanlara başladığını ancak final serisinde de oynamalarının beklenmediği ifade etti. Lauvergne ve Ennis ise bilindiği üzere sezonu kapatmıştı. Dolayısıyla, sadece beş yabancı oyuncu oynatılmasına izin verilen Türkiye Liginde o beş oyuncuyu bile oynatamayacak durumda Fenerbahçe Beko. Kalinic, Melli, Sloukas ve Guduric’i yabancı kontenjanından oynatacak olan Sarı Lacivertliler, bu oyuncuları maçlarda ortaya çıkabilecek bir sakatlık veya yorgunluk durumunda değiştirebilecek durumda değil. Efes ise dokuz yabancı oyuncusunu zorlu yedi maçlık seride dinlendirerek, hatta stratejisine göre değiştirerek rakibi karşısında daha avantajlı olacak.

Sarı Kanaryalar bu dezavantajlarına karşın bir konuda Efes takımına karşı avantajlı durumda. O da tüm sezon boyunca gerek Euroleague, gerek Türkiye liginde önemli dakikalar ve sorumluluk alan Türk oyuncuları. Önceki senenin çıkıştaki genç oyuncuları Buğrahan, Sertaç Şanlı ve Metecan Anadolu Efes takımında fazla süre bulamadıkları için basketbollarını geliştiremezken, rakipleri Fenerbahçe’de Kaptan Melih Avrupa’nın en keskin şutörlerinden biri haline geldi. Ali Muhammed’in katkısı zaten biliniyor. Sinan ise bu sezon takımın önemli dişlilerinden biri haline gelmiş durumda. Takımın diğer Türk oyuncusu Ahmet ise önceki sezona karşın kötü bir performans göstermesine karşın Fenerbahçe’nin tek beş numara pozisyonundaki oyuncusu. Egehan’ın her girdiği maçta verdiği katkıyı da unutmamak gerekiyor.

Sonuç olarak saha avantajı ve yabancı kontenjanı açısından Anadolu Efes avantajlı olmasına karşın Fenerbahçe Beko’nun avantajı Türk oyuncularından gelecek olan katkı olacak. Her iki takımda finale kalana kadar iyi basketbol oynayarak, rahat bir şekilde geldi. Bizleri çok zevkli, sert bir seri bekliyor. Hak eden , dirençli olan kazanacak.

OLD SANTİ

Written by kesinofsayt

09 Haziran 2019 at 11:07

basketbol, Fenerbahçe, Genel, Old Santi kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

OLD SANTİ: PERİ MASALI BÖYLE Mİ BİTECEK?

leave a comment »

oldsantiEuroleague’in tek maçlık Rus Ruleti biçiminde oynanan Final Four turnuvasının ardından eski kıtanın şampiyonu CSKA Moskova olmuştu. Şimdi artık tüm basketseverlerin ilgisi Yeni Dünya’nın kralının belli olacağı NBA finallerinde. Amerika’nın şampiyonu NBA’in en güçlü, en iyi ve en dirençli takım olacak. Kimse şanssızlıklardan şikayet edemeyecek. Zira zorluklar ile finale ulaşan iki finalist arasında oynanacak yedi maçlık serinin ardından dört galibiyete ulaşan takım şampiyon olabilecek.

Son yıllarda bilindiği üzere NBA finallerinin hakim takımı Golden State Warriors. San Fransisco temsilcisi Stephen Curry, Klay Thompson, Draymond Green, Andre Iguodala,Shaun Livingston gibi yıldızları yetmezmiş gibi geçtiğimiz sene kadrosuna Kevin Durant’ı da ekledi. Golden State takımı süratli bir şekilde oynadığı basketbol ve inanılmaz şut yüzdeleri ile basketbol severlerin gönlüne taht kurmuştu. Basketbolseverlerin gözünde seksenlerin Lakers, doksanların Chicago Bulls’u olmuştu Golden State Warriors. Renkleri sarı lacivert, ancak ambleminde GS olan San Fransisco yıldızlarını Türk basketbolseverler de kolaylıkla sahiplenmişti. Son dört senedir finallere damga vuran Batı Konferansı temsilcisinin finalde karşısına doğu yakasından çıkan rakip her sene kral Lebron James’in takımı Cleveland Cavaliers olmuştu. İki takımın aralarında oynadığı dört finalin üçünü beklendiği üzere Golden State kazanırken, Cleveland bu düellolardan sadece birini 2016 yılında kazanabildi. Cleveland’ın ilk NBA finalini David Blatt yönetiminde 2015 yılında oynadığını hatırlatalım. Blatt’ın Avrupa tarzı basketbolu elde edilen bu başarıya karşın, Cleveland yöneticilerine, özellikle de Lebron’a uymayınca hoca takımdan ayrılmak durumunda kalmıştı.

Ancak, geçtiğimiz sene Lebron doğu yakasından batı yakasına, çocukluğumuzun takımı Los Angeles Lakers’a transfer olunca, Cleveland bırakın finali play offları dahi göremedi. Doğu Konferansının finali Yunanlı siyahi yıldız Giannis Antetokounpo’nun ve bizim Ersan’ın oynadığı Milwaukee Bucks ile eski San Antonio’lu Kawhi Leonard’ın takımı Toronto Raptors arasında oynandı. Tüm Kanada Raptors’u milli duygular ile sahiplendi ve salonlarında ancak Avrupa salonlarında rastlayacağımız bir atmosfer yaratmayı başardılar. Onların mücadeleleri ve tutkuları, her sene Golden State’in şampiyon olmasından bıkan Amerikan halkını da etkiledi. Finaller öncesinde yapılan anketlerde Golden State’i destekleyen eyaletler sadece California ve Nevada olurken ülkenin geri kalanı Toronto’nun kazanmasını istiyordu.

Kuruluşu 1995 yılı yani sadece 24 senelik bir tarihi olan Raptors’un ilk büyük yıldızı ve Kanadalılara basketbolu sevdiren oyuncu Vince Carter. Bilindiği üzere Kanada’nın birinci sporu Buz Hokeyi ve Toronto Raptors öncesinde halkın basketbola ilgisi minimum düzeyde. Takımın sembolü de takım kurulduğu dönemde çok büyük gişe hasılatı yapmış ve inanılmaz bir popülarite sağlayan Jurasic Park filminden esinlenmiş. Raptors bir nevi dinazor. Salonları tıklım tıklım dolu olan Toronto taraftarlarının dışarıda kalanları maçları salonun önündeki mekandan maçı takip ediyorlar. Seyrettikleri yerin adı da Jurasic Park.

Bu sene Kawhi Leonard önderliğinde yüksek galibiyet yüzdesine ulaşmayı başaran Kanada temsilcisi büyük bir sürpriz yaparak Boston Celtics ve Milwaukee Bucks gibi favori takımları geçerek finale çıkmayı ve ev sahibi avantajını elde etmeyi başardı. Kadrolarında Kawhi dışında Big Burito lakaplı İspanyol pivot Mark Gasol, Pascal Siakam, Kyle Lowry ve Serge İbaka gibi NBA’in kalburüstü yıldızlarını barındıran Kanada takımında Fred VanVleet de kenardan gelmesine rağmen ölümcül şutları ve mücadelesiyle takımına müthiş katkı veriyor.

Toronto ev sahibi avantajını ele geçirip, rakibin süper yıldızı Kevin Durant de ilk iki maçta sakatlığı nedeniyle oynamayacak durumda olunca, Kanadılar şampiyonluk neden olmasın demişlerdi. İlk maçı özellikle Pascal Siakam ve VanVleet’in müthiş oyunuyla kazanan Kırmızılar, ikinci maçta ilk yarıyı önde geçmelerine karşın felaket bir üçüncü çeyrek oynayınca mağlup olmaktan kurtulamadılar. Golden State’in yıldızları 18-0’lık inanılmaz seriyle Kanadalıları hayal kırıklığına uğrattı ve seri 1-1’e geldi. San Fransisco temsilcisi avantajı ele geçirmesine karşın demir adam sakatlanan Klay Thompson ve Kevon Looney’i kaybetti.

Seri Çarşamba gününden itibaren San Fransisco’daki Oracle Arena’ya taşınıyor. Herkes peri masalının bittiğini ve Golden State’in kalan maçları kazanacağını ve tekrar şampiyon olacağını düşünüyor. Heyecanla bekliyoruz.

OLD SANTİ

Written by kesinofsayt

06 Haziran 2019 at 07:17

basketbol, Genel, Old Santi kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

OLD SANTİ: BİR FINAL FOUR HİKAYESİ

leave a comment »

Sezon başında Wannamaker, Nunnaly ve Jason Thompson Fenerbahçe Beko’dan ayrılmıştı. Wannamaker, Belgrad’da iyi oynadığı Final Four turnuvası öncesinde sezon boyunca özellikle son topları kullanmada sorunlar yaşamış, Jason Thompson da etkileyici NBA kariyerine karşın Türkiye’deki performansı ile beklentilerin açık ara gerisinde kalmıştı. Nunnaly ise ilk geldiği sene takıma uyum sağlayamamasına, hatta bazı taraftarlarca “naneli” diye lakap takılmasına rağmen giderek artan uyumu ve istikrarlı oyunu ile takımın ana dişlilerinden biri haline gelmişti. Wannamaker ve Nunnaly şanslarını NBA takımlarında denemeye karar verdiler. Thompson ile de Fenerbahçe Beko sözleşme yenilemedi. Bennet’dan sonra Thompson da beş numara pozisyonu için hayal kırıklığı olmuştu. Gidenlerin içinde haliyle tek üzüldüğüm Nunnaly’nin ayrılmasıydı. Giden üç oyuncunun yerine takıma iki oyuncu transfer edildi. Bunlardan ilki, Joffrey Lauvergne, NBA patentli, Partizan eğitimli, post up hareketlerinin kralı, Kalinic ve Datome gibi basketbol bilgisi ve zekası ile takımımızın hedeflerine ulaşmasını sağlayacak büyük bir yıldızdı. Fransız Yıldızın transferi ile pivot pozisyonu için sonunda turnayı gözünden vurduk diye düşünmüştüm, “sezonun MVP’si bile olabilir”. Diğer transferimiz ise D-League’den gelen genç oyun kurucu Tyler Ennis olmuştu. Taraftarlar oyun kurucu pozisyonuna Teodosic veya benzeri pahalı bir yıldız transfer edilmesini beklerken, Gherardini ve Obradovic, tercihlerini belki de bütçe sınırlaması nedeniyle genç Kanadalı’dan yana kullanmışlarıdı. Ennis’in en önemli özelliği diğer siyahi guardlarda olan skorer kimlikten ziyade gerçek bir numara gibi oyunu yönlendirmesi ve taktik disiplini nedeniyle Avrupa basketboluna uygunluğuydu.

Diğer taraftan rakipler genelde zayıflamış, geçen sezona damgasını vuran Doncic NBA yolunu tutmuş, Yunan takımları ekonomik krizin etkilerini iyiden iyiye hissetmeye başlamış, kendi aralarındaki rekabet birbirlerine zarar vermeye başlamış, Barcelona kendine gelememiş, önceki sezon final four yapan Zalgiris ise en spektaküler oyuncuları Micic ve Pangos’u rakiplerine kaptırmıştı. Sezona dokuz yeni transferi ile güçlü giren tek takım Anadolu Efes’ti. Ama geçtiğimiz sene Euroleague’de sonuncu oldukları için hiç kimse onları fazla ciddiye almıyordu.

Fenerbahçe Beko taraftarları özellikle Obradovic’e olan güvenleri nedeniyle bu sene takımlarından Euroleague şampiyonluğu bekliyordu. Kalinic bir röportajında “hepimiz bu sene daha bir açız. Dört final fourda sadece bir şampiyonluk aldık, yüzdeyi düzeltmemiz lazım” diyordu. Dolayısıyla, bizler de takımımızın final foura kalacağına peşinen güvenerek daha sezon başından Vitoria’daki yerlerimizi ayırttık. Takım da zaten kendisinden beklendiği gibi sezona çok hızlı bir giriş yaptı ve Kasım ayında art arda zorlu deplasmanları kolaylıkla geçti. Fenerbahçe adeta rakip tanımıyordu. Sezon beklendiği gibi başladı demiştim ama Obradovic takıma genelde yavaş yavaş vites arttırırdı. Bu sene ise bütün seneyi beşinci viteste mükemmel bir şekilde oynuyorlardı. Takımın erken formunu artık takımın oturmasına, ana oyuncuların setleri ezbere bilmesine ve birbirini tanımasına yormuştum.

Her şey güzel gidiyordu ancak rakiplerden ziyade en önemli problemimiz her sene olduğu gibi sakatlıklar oldu. Daha sezon başında sakatlanıp sezonu kapayan Tyler Ennis’in yerine Euroleague’de iyi bir kariyeri olan Erick Green transfer edildi. Ancak, sezon ortasında Joffrey Lauvergne bir ayak burkulmasından sakatlanınca takım dengesini kaybetti. Sakatlık skorlara fazla yansımamasına rağmen Joffrey’nin yokluğu takımdaki diğer oyuncuların üzerine gereğinden fazla yük bindirdi; Ahmet de kötü bir sezon geçirdiği için ana rotasyondaki oyuncular gereği kadar dinlenemediler ve böylece Zalgiris ile oynanan play off maçları bittiğinde sakat sayısı, Vesely, Kalinic ve Datome de eklenince beşe yükseldi. Halbuki her şey güzel başlamıştı.

Hepimiz, ne olursa olsun, final maçlarında sakatların en azından Vesely, Kalinic ve Datome’nin sahada olabileceğini düşünüyorduk. Obradovic ve oyuncular Final Four öncesi Fener Ol programına katıldılar. Basketbolcularımız ve teknik ekip bir arada güçlü bir görüntü verdiler. Bize de şampiyonluk için umut ve cesaret verdiler. Program sayesinde onlara harika bir şekilde veda edildiğini düşünüyorduk. Efsane Koç Obra, “sakatlarımız var, ama yüzde yüzümüzü vereceğimizden emin olabilirsiniz” demişti. Hepsiyle gurur duyuyorduk. Ne olursa olsun koçumuza güveniyorduk. Şapkadan tavşan çıkaracaktı. Efes ne kadar tam kadro olsa ve bir aydır inanılmaz bir form yakalamışsa da biz takımımıza güveniyorduk.

Onaltı Mayıs Perşembe günü sabahın köründe takımımızın peşinde Sabiha Gökşen Havalimanına geldik. Her taraf sarı lacivert giyinmiş taraftarlarla doluydu. Taraftarların enerjisi havalimanını ısıtmıştı. Biraz maceralı da olsa biletlerimize kavuşmuştuk. Dört saatlik bir yolculuğun ardından Madrid Barajas Havalimanı’na indik. Bavullarımızı alıp iki adet Peugeot 108 kiraladık. Hava otuz dereceydi. Maceraya hazırdık.

olds01

Bilbao havalimanı yerine Madrid’i tercih etmemiz hem bilet fiyatları hem de Türkiye’den Bilbao’ya yapılan uçak seferlerinin Madrid’e olduğu kadar sık olmamasıydı. Dolayısıyla, Madrid’den maçların oynanacağı Vitoria Gasteiz kentine 350 km yani yaklaşık İstanbul-Eskişehir kadar bir mesafe araba kullanmamız gerekiyordu. Bu arada Vitoria-Gasteiz kentinin isminin iki isimden oluşması sizlere ikinci bir Vitoria kenti olduğu intibaını uyandırmasın. Vitoria, şehrin İspanyolca ismiyken Gasteiz ise Bask dilindeki karşılığı. Dolaysıyla bu bölgenin insanları her iki ismi de kullanarak dil problemine bir şekilde çözüm bulmuşlar. Bilindiği üzere İspanya’da 17 adet özerk bölge 2 tane de özerk şehir bulunuyor. Özerk bölgelerin en bilinenleri Galiçya, Katalonya, Endülüs, Kanarya Adaları ile bizim gideceğimiz Vitoria Gasteiz’ın da başkenti olduğu Bask Otonom bölgesi.

Madrid otuz dereceyken kuzeye doğru gittikçe aracın termometresi gittikçe düşüyordu. Bitki örtüsü volds02e genelde çevre yolu kenarındaki yapılar Türkiye’yi andırıyordu. Mola verdiğimiz Burgos isimli şirin kenttte sıcaklık onbeş onaltı dererecelere indi. Spor seyahatleri aynı zamanda kültürel turizme de evriliveriyor. Bizim de burada ziyaret ettiğimiz kentin en önemli yapısı Unesco Dünya Mirası listesinde de yer alan Burgos Katedrali’ydi. 1221 yılında yapımı başlayan yapının tamamlanması neredeyse 350 sene kadar sürmüş ve 1557’de tamamlanmış. Yapının Gotik mimarinin ilk dönemini başlatan eser olduğu söylenmekte ve oldukça etkileyici. Her taraf hediyelik eşya satan dükkanlar ve küçük barlar ile doluydu.

Buradaki molamız bittiğinde tekrar konaklayacağımız noktaya doğru yola koyulduk. Hava karardığında varış noktamız olan Briones kasabasına vardık. Bu bölge üzüm bağlarıyla ünlü İspanya Şarap Rotası’nın önemli bir merkeziydi. Biz de gerekeni yapacaktık.

Briones’te iki adet ev kiralamıştık. Bölge hem şirin hem de çevredeki diğer yerleşim yerlerine göre daha hesaplıydı. Kasabada yaptığımız gezi sırasında her tarafta satılık evler gördük. Bu evlerin özellikle Avrupa birliği vatandaşı olmak isteyen yabancılara pazarlandığını öğrendik.

olds03.jpg

Ev sahibimiz tek kelime ingilizce konuşamayan ancak anlamadığımız halde bize İspanyolca bir şeyler anlatmaya çalışan yaşlı bir hanımdı. Arabadan inip kendisine Bueno Sera deyince oldukça ümitlenen sempatik hanım tek bildiğim İspanyolcanın bu kelimeden ibaret olduğunu anlayınca hayal kırıklığına uğradı. Tavsiyesi üzerine gecenin geç saatinde yemek yiyecek bir yer bulduk. Garsonumuz hiç şaşırmadığımız üzere ingilizce konuşamayan bir arkadaştı. Evet, İspanyollar İngilizce konuşamıyor.

olds04

Ertesi günü kasabanın şirin bir kafesinde kahvaltı ettik ve çevrede oksijen dolu bir yürüyüş yaparak enerji topladık. Ne de olsa maç günü gelmişti.

Yaklaşık elli kilometrelik kısa bir yolculuğun ardından salonun yakınına park ettik. Fenerbahçeli taraftarlar barlarda cafelerde çoğunluktaydı. Öğrendiğimize göre 4.000 kadar taraftar gelmişti. Büyük ihtimalle gelen taraftarların büyük kısmının Ülker Salonunda da kombinesi vardı. Kısaca taraftarın üçte biri buradaydı. Sarı Kanaryaların dışında en büyük grup Baskonia taraftarıydı. Bas ko nia lö lö lö lö tezahüratları ile eğleniyorlardı. Realliler de vardı, CSKA’lılar da. Ancak bize göre oldukça az sayıda. Efes mi? 300 kadar beyaz yakalı geldiği söylendi bizlere. Belki de Galatasaray’ın Başakşehir ile olan şampiyonluk maçı nedeniyle Efes’e destek vermeye büyük bir grup gelmemişti.

olds05

Sonunda maç saati geldi ve Fernando Buesa Arena’ya geldik. Dokuz tane giriş kapısı olduğundan salona giriş oldukça rahattı. Maçta en önemli eksiklik bu kadar fazla sayıda taraftar gelmesine karşın organize olunamasıydı. Özellikle internetten satılan bilet sayısının sınırlı olması dolayısıyla taraftar dağılmıştı. Bizim de sağımızda Baskonia, solumuzda Real Madrid, önümüzde Zalgiris taraftarları oturuyordu. Yani salonda Fenerbahçeliler açısından karışık ve bireysel bir ortam söz konusuydu.

Az sayıda gelen CSKA ve Efes taraftarları tribünde çapraz bir şekilde ancak bir arada oturuyorlardı. Her iki tribün de organize ve davullar ile gelmişlerdi. Dolayısıyla seslerini duyuruyorlardı.

Sonunda her sene olduğu gibi nefis bir saha içi şovuyla Euroleague başladı. Seyircilere cep telefonlarına takılmak üzere turuncu saydam bir kağıt verdiler. Bütün salon Euroleague’in turuncu rengine büründü.

olds06

Heyecan git gide artıyordu. Fenerbahçe Beko ve Anadolu Efes oyuncuları sahaya çıktılar. Datome’yi kenarda görünce önce ümitlendik ama o her gelen topu tekrar arkadaşlarına geri verip şut bile atmayınca oynamayacağını sadece arkadaşları ile birlikte olmak için sahaya geldiğini anladık.

Maça bu saatten sonra fazla girmeyeceğim. Vesely ve Kalina haftalar sonra sahadaydılar. Ama birlikte antreman yapılmadığı belli oluyordu. Setlerde sürekli hatalar yapılıyor, oyuncularımız organizasyonu bırakıp bireysel olarak bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Vesely hiç kullanmadığı kadar orta mesafe şut kullandı. Fenerbahçe, Fenerbahçe gibi oynamıyordu. Efes de ise inanılmaz bir açlık vardı. Larkin, Ergin Ataman’ın eski oyuncuları Hawkins ve Domercant gibi sazı eline almış, sanki elli sayı atmak istercesine oynuyordu. Micic de ona ayak uydurunca üçüncü çeyrekte sanki beyaz bayrağı çektik. Dördüncü çeyrekte Biberovic sahaya girdiğinde maçı kaybettiğimizi anladık. Yıkılmıştık. Bu sene böyle bitmemeliydi ama yapacak bir şey yok. Bu takımın sonsuz kredisi vardı.

Bir sonraki maçta Real Madrid ile CSKA Moskova kozlarını paylaştılar. Real’de Llull, CSKA’da Serrod sakatlıktan çıkmıştı. CSKA daha zengin bir kadro olduğundan fazla etkilenmeyeceğini ama Real’in etkilenebileceğini düşünüyordum. Real bütün maçı önde götürmesine karşın Llull’un üç adet sekiz metreden art arda sallayıp girmeyen şutları sonucu momentumu kaybedince karşılaşmayı CSKA kazandı. Real sayı atınca Real taraftarları, atamayınca ise Baskonia taraftarları Lull, Llull, Llull diye bağırıyordu. Maçı kaybedince Madrid taraftarları büyük hayal kırıklığına uğramıştı. Yanımda oturan Real taraftarı ile iki mağrur ama mağlup taraftar olarak bir geleneği yerine getirerek el sıkıştık ve atkılarımızı değiş tokuş yaptık. Finalde onlarla karşılaşacağız sanıyordum ama üçüncülük maçı oynamak kısmetmiş.

Ertesi günü Fenerbahçe seyircisi için seyahat tam anlamıyla kültür seytahatine dönüştü. Hatta final maçı biletlerini satmak için iskontolu bir şekilde viagogo sitesine koyduk. Biletlere maalesef Real de kaybettiği için herhalde, alıcı çıkmadı.

Üzgün ve moralsiz Fenerbahçe taraftarları kendilerini Bilbao’ya atıp mağlubiyeti unutmak istiyorlardı. Önce dünyaca meşhur Gugenheim müzesine giderek modern resmin dibine vuruldu. Hele Morandi’nin eserleri taraftarı çok etkiledi. Morandi’nin tabloları moralleri yükseltti.

olds07

Daha sonra kendilerini Pintxos barlara atan Fenerbahçeliler Bilbao’yu şarkılarla tezahüratlarla inletti. Buradaki görevini yerine getirdikten sonra San Sebastian’a geçerek meşhur Cheese Cake’ten yedikten sonra taraftarlar bu bölgenin Pintxos barlarındaki diğer Fenerbahçe’lilerle bir araya geldiler. Şiddetli bir şekilde yağmur yağıyordu. Moralli Efes taraftarları Fenerbahçelilerden destek istedi. Gerekenin yapılacağı kendilerine ifade edilerek final günü tekrar Vitoria Gasteiz’a gelindi.

Final günü ortalık sakindi. Kimsede heyecan yoktu. Efesliler zaten etrafta yoktu. Üçüncülük maçı beklendiği üzere tatsız tuzsuz geçti. Üstüne üstlük Green ayağını burkup sedyelik olunca, daha sonra da Vesely ağrıları dolayısıyla oyunu terkedince iyice tadımız kaçtı; bu iki oyuncu çıkınca fark da açıldı. Oyuna zaten pek asılmadık. Şampiyonluk beklerken dördüncü olduk.

Final maçı ise muhteşem bir şekilde başladı. En iyi takımla en formda takım karşı karşıya geliyordu. Larkin yine muhteşem oynuyordu. CSKA’nın yıldızları ile adeta tek başına savaşıyordu. Ama CSKA’lılar yumuşak ve naif bir takım değildi. Önce Hines Larkin’e bir sol omuz koydu. Ardından da Othello Hunter Efes’in bücürünü sert bir müdahele ile yıktı. Bütün maçı omuzunu tutarak oynayan Larkin buna rağmen maçta 27 sayı atmayı başardı. Ama Larkin’in tek başına bir şey yapamayacağı belliydi. Yıldızlar topluluğu olan CSKA özellikle Clyburn ve Higgins’in harika oyunuyla Efes’e hiç şans tanımadı. Ümitlenmelerine bile izin vermedi. Lamonica maça heyecan getirmeye çalışsa da kazanması gereken takıma engel olmadı.

Fenerbahçe seyircisi maç boyu diğer taraftarlar gibi güzel hareketleri alkışlayan tarafsız bir bakış açısıyla maçı seyretti. Bazı taraftarlar münferit olarak tepki koydu ama daha fazla sayıdaki Fenerbahçe taraftarı maç boyunca Efes’e destek verdi. Baskonia’lılar zaten eski oyuncuları Larkin nedeniyle Efes Efes diye Mavi Beyazlıları destekliyorlardı. Hatta Efes’in kaybedeceğini anlayınca çoğu maçı erken terketti

Böyle böyle son 21 saniyeye gelindi. Fark dört topa kadar çıkmıştı ve Efes’in kaybettiği belli olmuştu. 2008 felaketini unutmamayan Fenerbahçe seyircisi Ergin Ataman’a “mola alsana, mola alsana” diye tezahürat yapmaya başladılar. Kendini kaybeden Ataman yenilginin de etkisiyle seyirciye galiz küfürler edince tezahüratlar şiddetlendi.

Maç sonrası Baskonia’lılar Larkin için MVP diye bağırıyorlardı. Ama ödülü kazanan takımın oyuncusu Clyburn aldı. Fenerbahçe taraftarları MVP diye tezahürat yaparak daha önce Türkiye’de de oynayan Amerikalı oyuncuyu kutladı.

Maç sonrası bütün İspanyollar barlarda “mola alsana” olayını konuşuyordu, anlamaya çalışıyordu. Elbette anlatan da oldukça fazlaydı.

Final Four renkli ama tam istediğimiz gibi geçmemişti. Maalesef, Türkiye’nin kazandığı tek Euroleague kupası, ki Türkiye’nin takım sporlarında kazandığı en önemli kupadır, hala 2017 senesinde Fenerbahçe’nin kazandığı kupaydı. Kupa, müzemizde basketbol tarihinde kazanılan ilk ve tek kupa olarak yer alıyordu.

Seneye biz yine çok umutluyuz. İnşallah sakatlıksız ve hatalarımızdan arınmış bir şekilde bu defa başaracağız.

OLD SANTİ

Written by kesinofsayt

02 Haziran 2019 at 20:25

Euroleague, Genel, Old Santi kategorisinde yayınlandı

OLD SANTİ: ÇOK BÜYÜK TAKIMIZ, ÇOK

leave a comment »

oldsantiFenerbahçe Beko normal sezonu lider bitirdikten sonra neredeyse eşleşmek istediği rakibi seçmiş, ligin sekizincisine karşı ev sahibi avantajını kapmıştı. Üstüne üstlük takımımızın Zalgiris Kaunas serisi spektekular bir galibiyet ile başlayınca Sarı Kanaryalar için işlerin çok kolay olacağını düşünmüştük. Ancak, play off serisi oynuyorduk, maçlar oynanmadan önce hiç bir zaman bir galibiyet için çantada keklik diyemezdiniz. Evimizdeki ikinci maçta hem yorgunluk, hem de ilk maç sonrası rakibi küçümsemenin de etkisiyle beklemediğimiz bir şekilde kaybettik. Son saniyelerdeki çabamıza rağmen Ulanovas ve Walters’in skorer oyunun da etkisiyle maçı kaybederek ev sahibi avantajımızı yitirince moralimiz bozuldu. Zalgirio Arena’da basketbol aşığı onbeşbin Litvanyalının yaratacağı atmosferi biliyorduk. Lauvergne’in oynamaması, Vesely’nin formsuzluğu bizi pota altında zayıf kılacaktı. Ancak, Salı günü Litvanya’da oynanan ilk karşılaşmada özellikle Guduric ve Datome’nin ekstra performansı sayesinde kötü başlamamıza rağmen stresli maçı kazanmayı bildik. Galibiyete rağmen endişeliydik, zira Vesely oyunuyla hiç iyi sinyaller vermemiş, Melli oyuna girememiş, ayrıca takımımızın joker oyuncusu Kalinic’i gereksiz bir pozisyonda sol omuzundaki sakatlık nedeniyle kaybetmiştik. Takım her şeyini vermiş, iyice yıpranmıştı.

Şimdi Litvanya’da bir maçımız daha vardı. Sakatlıklar belimizi bükmüş, Green istediğimiz seviyeye gelememişti. Litvanyalılar karşısında tek avantajımız seride önde olmamız nedeniyle psikolojik olarak güçlü olmamızdı. Kaybedersek İstanbul’da bir maçımız daha olacaktı. Ama maç saatinde oynayıp oynamayacağı belli olacak denilen Kalina’yı kolunda askıyla görünce moralimiz biraz bozuldu. Kaunas’lılar organizasyon olarak da maça sanki bir Final Four organizasyonu gibi hazırlanmışlardı. Etkileyici bir marşın ardından karşımıza ful konsantre olarak çıktılar.

Maç öncesi Obradovic Usta bazı farklı oyunlarımız olacak demişti. Öyle de oldu. Bobby muhteşem başlayınca dengelerini bozduk. Vesely de formda günlerine nazire yaparcasına başladı. Üçlük yüzdemiz, içeriye drive’larımız ile rakibi yıldırdık ve rekor sayı bularak ilk çeyreği bitirmeyi başardık. 16-30. Biz attıkça rakibimiz de istediği organizasyonları yapacak fırsatı bulamadı. Melih, Datome ve Guduric’in basketleri rakibin ritmini iyice bozdu. Rakip ikinci yarı farkı biraz kapatır gibi oldu, tek sıkıntımız özellikle uzunlarımızın aldığı faullerdi. Ahmet maça bozuk başladı ama Obra’nın ısrarı ile oyunda kalarak maç ilerledikçe o da kendini de bulmaya başladı. Onun katkısı çok önemli.

Dördüncü çeyrekte uzunlarımız dörder faulü buldu. İşler oldukça sıkıntılı bir döneme girdi derken kenardan gelen Green, attığı dörtte dört ikilik ve bir üçlükle kendisinin bir yıldız olduğunu hatırlattı. İçeriye girerek bulduğu sayılar bizi çok rahatlattı. Maçı kazandıysak Green’in bu geceki katkısı yadsınamaz. Maçın kazanılmasında görünmez bir başka kahraman daha vardı. O da Sinan’dı elbette. Sayı atamasa da yaptığı savunma, yaptığı blok ve hep doğru yerde bulunarak takımı rahatlatması ile galibiyette önemli rol oynadı.

Kaptan, Ali Muhammed, Ahmet ve Sinan. Alın size dört oyuncu ile Türk oyuncu katkısı. Artık kimse bu konuda Fenerbahçe Beko’yu eleştirmez herhalde. Türk takımları içinde yerli oyunculardan en çok katkıyı alan takımız.

Bu atmosferde bu önemli takım karşısında deplasmanda iki maçı da kazanarak art arda beşinci kez Final Four yapan takımımız tarihe geçti. Bu kadar sıkıntı ve eksiğe rağmen gerçekten büyük iş. Herkese, başta efsanevi koçumuz Obradovic olmak üzere herkese helal olsun. Obra’nın yirmidört sezonda onsekizinci Final Four’u.

Bu zor günlerde Fenerbahçe taraftarına ilaç gibi gelen bu galibiyetin ardından Darüşşafaka maçında deplasmanda bile salon ful olmalı ve takıma teşekkür edilmeli. Onlar her şeyi hak ediyor.

Şimdi şampiyonluğa sadece iki maç kaldı. Neredeyse bir ay kadar süre boyunca yaralarını saracak ve stratejisini belirleyecek Fenerbahçe Beko eminim ki şampiyon olarak hepimizi mutluluktan uçuracak. San Sebastian yolcusu kalmasın.

OLD SANTİ

Written by kesinofsayt

26 Nisan 2019 at 08:19

OLD SANTİ: EUROLEAGUE PLAY OFF’LARINDA İKİNCİ HAFTA BAŞLARKEN

leave a comment »

oldsantiEuroleague’de ev sahibi avantajı elde eden takımlardan sadece Real Madrid bu avantajını değerlendirerek ikinci haftaya 2-0 önde gitmeyi başarabildi. Onu da OAKA deplasmanında oldukça sert bir atmosfer bekliyor. Temsilcilerimiz Fenerbahçe Beko ve Anadolu Efes ise ilk maçlarını kazanırken, evlerinde oynadıkları ikinci maçlarda duvara tosladılar. Anadolu Efes’in yenilgisi otoritelerce beklentiler dahilindeyken, normal sezonu yirmibeş galibiyet ile tamamlayan Fenerbahçe Beko’nun mağlubiyeti ise sürpriz oldu.

Aslında Sarı Lacivertlilerin Zalgiris Kaunas karşısında farklı kazandıkları ilk maç bende bazı şüpheler uyandırmıştı. Neredeyse genlerine bile çok iyi şut atmak işlenmiş bir millet olan Litvanyalılar ilk karşılaşmada hemen hemen hiç şut kullanmamıştı. Hatta maçı izlerken “Jasicevicius nasıl böyle oynatıyor bu takımı? Olympiakos olsa neyse ama çalıştırdığı takım başka, Zalgiris şut takımı” diye düşünmüştük. Bunu da ikinci maçta gördük. İlk maç boş şut pozisyonlarında dahi tereddüt eden Zalgirisliler ikinci maçta el üstü bile dinlemeden fişek gibi üçlükleri yazdılar. İlk maçta kilitlediğimiz Brian Davies de bu maç neden normal sezonun index ratingi en yüksek üç oyuncusundan biri olduğunu gösterdi. Keşke bizim de böyle bir beş numaramız olsaydı dedirtti bizlere.

Temsilcimiz ise ne yaptı? İnanılmaz top kayıpları, yanlış verilen kararlar, boş şutlar, pota altından en basit pozisyonları bile değerlendirememeler. Belli ki Fenerbahçeli oyuncular ikinci maça iyi konsantre olmamış, rakibin tuzağına düşmüş. Üstüne üstlük Vesely’nin hala hazır olmaması, Ahmet’in yeterli seviyeye çıkamaması ve Lauvergne’nin hala iyileşmemesi ribauntlarda da Sarı Lacivertlilerin elini zayıflattı. Rakip ortaya düşen topları topladı, hücum ribauntlarında devleşti. Kalina bile geldiğinden beri en kötü maçını oynadı diyebiliriz.

İlk maçta Pau Ribas ve Seraphine’in oynamaması ve seyirci desteği ile zafer kazanan diğer temsilcimiz Efes ise ikinci maçta biraz yorgunluk, biraz da panik sebebiyle başarılı olamadı. Genellikle doksanlı skorlarla maç kazanan Mavi Beyazlılar Pesic’in defansif oyunu karşısında bocaladılar. Şut takımlarının iki maç haftalarında yaşadıkları sıkıntıyı yaşadılar ve her zaman giren atışlar girmedi.

Baskonia ise normal sezonun son maçı CSKA karşısında gösterdikleri direncin tesadüf olmadığını gösterdi. Seriyi San Sebastian’a taşıyan İspanyollar ateşli taraftarıyla işi burada bitirirlerse hiç şaşırmam.

Temsilcilerimize gelince Fenerbahçe Beko’nun ikinci maçta alınan mağlubiyetten gerekli dersleri çıkardığını, Obradovic’in oyuncuların ayaklarını yere basmalarını sağlayacağını düşünüyorum. Zalgiris taraftarı baskın olmasına karşın OAKA’dan bile çıkmayı başarmış Sarı Lacivertliler daha güçlü oldukları rakiplerini zor da olsa geçecektir. Ancak, Salı günkü karşılaşma çok önemli. Bir kaza olursa Perşembe günü panik, hekam kararları gibi faktörler takımı bozabilir.

Anadolu Efes’un Barcelona karşısında işi ise çok zor. İlk maçta oynamayan oyuncular dışında takımın en önemli yıldızlarından Adam Hanga’ya da az süren veren Pesic, ikinci maçta elde edilen zaferi Hanga ve Ribas’ın ekstra performansları sayesinde elde etti. İspanya’da oynanan normal sezon karşılaşmasını 15 sayı farkıyla kaybeden temsilcimizin hedefi en az bir maçı kazanarak seriyi İstanbul’a taşımak olmalı. Motum’un oynayacak duruma gelmesi çok önemli.

Written by kesinofsayt

23 Nisan 2019 at 16:17

Genel, Old Santi kategorisinde yayınlandı

OLD SANTİ: İSPANYA YOLUNDA SON İKİ ENGEL: ZALGİRİS VE BARCELONA

leave a comment »

oldsantiFenerbahçe Beko ve Anadolu Efes normal sezon maçları sonunda ev sahibi avantajını kaptıktan sonra, İspanya’ya gidebilmek için önlerindeki son engel olan play off serisine bu hafta başlıyorlar. Ligi lider bitiren Sarı Kanaryalar ilk maçını Salı günü Zalgiris ile oynarken, dördüncülük koltuğunu kapan Efes ise Çarşamba günü Barcelona ile kapışacak.

Zalgiris Kaunas deyince basketbolseverlerin aklına elbette kırk yaşındayken basketbolu bu takımda bırakan Avrupa basketbolunun bir numarası Arvydas Sabonis geliyor. Amerikalılar tarafından Avrupalı Larry Bird olarak nitelendirilen efsanevi basketbolcu, oyun mentalitesiyle Avrupa basketbolunun gelişmesine büyük katkıda bulunmuştu. Litvanya takımının Avrupa’daki başarılarının mimarı ise yolu Türkiye’den de geçen Saulius Stombergas. Yıldız oyun kurucu Zalgiris’in 1998 yılında Eurocup ve hemen ertesi senede Euroleague şampiyonu olmasında başrolü oynamıştı. Bu şampiyonluk Litvanya ekibinin kazandığı tek Euroleague şampiyonluğu olmuştu.

Takımın şu anki koçu ve Litvanya basketbolunun en büyük yıldızlarından Sarunas Savicevicius da basketbol hayatı boyunca farklı takımlarda oynadıktan sonra basketbolu Zalgiris’te bırakmıştı. Obradovic ile çok yakın ve farklı bir ilişkisi olan eski Fenerbahçeli koç takımına Fenerbahçe gibi komple basketbol oynatmaya çalışıyor. Sezon başında Micic, Pangos gibi önemli oyuncularını kaybeden Litvanya ekibi için bu sene inişli çıkışlı bir sezonun ardından play off oynamak bile başarı sayılabilir. Ancak,bundan sonrası zor gözüküyor. Zira, sekizinci olunca lig lideri Fenerbahçe ile eşleşmek durumunda kaldılar.

Fenerbahçe, Zalgiris karşısında ağır favori olmasına karşın Lauvergne’in ilk iki maçta oynayamayacak olması dolayısıyla sıkıntı çekeceğe benziyor. Ligi lider bitirmesine rağmen, özellikle hücum ribauntlarında ligin en kötü istatistiklerine sahip Sarı Lacivertliler de Vesely’nin erken faul problemine girmemesi çok önemli. Play off yapamayan Mike James ve Nikola Milutinov’un ardından Euroleague’de en yüksek Index Rating’e sahip olan Brandon Davis’i durdurmak serinin kazanılmasında anahtar faktör olacak. Zalgiris ne kadar komple basketbol oynamaya çalışsa da Brandon Davies Litvanyalılar için elzem bir oyuncu. Davies, geçtiğimiz ay deplasmanda Real Madrid karşısında kazanılan karşılaşmada da, rakibin pivotu Tavares ile adeta bir düelloya girmiş ve 27 sayı atarak takımının play off yapmasına büyük katkıda bulunmuştu. Fenerbahçe Beko-Zalgiris eşleşmesinin ardından Fenerbahçe’nin 3-0 ya da en kötü 3-1 gibi bir skorla Final four’a ulaşacağını düşünüyorum.

Anadolu Efes-Barcelona eşleşmesi ise oldukça çekişmeli maçlara sahne olacak gibi görünüyor. Her iki ekip de birbirlerine karşı kendi evinde oynadıkları maçları farklı kazanmışlardı. Bu nedenle temsilcimizin saha avantajını kaybetmemesi için çok dikkatli olması gerekiyor. İçeride kaza ile kaybedilecek bir maçın ardından yitirilen avantajı deplasmanda telafi etmek mümkün olmayabilir. Pesic’in defansif oyunu karşısında, maçlarını yüksek skorlar yaparak kazanmaya alışmış olan Anadolu Efes’in yıldızları oldukça yıpranacak. Euroleague’de A sınıfı lisans sahibi olan takımlar içinde şampiyonluğu bulunmayan tek takım olan Efes, rotasyonu geniş tutarak bench katkısı alabilmeli. Turun 3-2 gibi bir skor ile temsilcimiz lehine olmasını umuyorum.

Old Santi

Written by kesinofsayt

16 Nisan 2019 at 07:48

OLD SANTİ: MACCABI İLE ESASLI BİR ANTREMAN MAÇI

leave a comment »

oldsantiBir önceki gece oynanan maçlar sonucunda Euroleague normal sezonunun sıralaması belli olunca bu geceki Maccabi karşılaşması bizim için iyi bir antreman, rakip için de prestij maçına dönüşmüştü. Aslında play off’ta beklediğim rakip kesinlikle Baskonia’ydı. Ne yapıp edip en zorlu rakibi bulduk diye düşünmüştüm ki, Zalgiris yılın en büyük sürprizlerinden birine imza atarak Real Madrid’i yendi ve rakibimiz olmayı başardı. Baskonia ise CSKA ile eşleşti. Eminim onları çok zorlayacaklar, hatta bir sürpriz bile çıkarabilir.

Bu gece bizde pivotlar Vesely ve Lauverne yoktu. Zaten ribauntlarda ligin en kötü istatistiklerine sahiptik. Üstüne üstlük Maccabi Tarık Black, O’ Briant ve Tyus ile ribuntlarda ligin en iyi iki takımından biriydi. Ne yapacakları, stratejileri belliydi. Herşeye rağmen normal sezonu galibiyetle kapamak, kendi sahamızdaki yenilmezlik rekorunu daha ileriye taşımak istiyorduk. Sloukas ve Guduric sahada olacaktı.

Maça seyircinin telefon ışıklarıyla süslediği muhteşem tanıtım ile başlayacaktık. İlk beşimiz Dixon, Green, Kalinic, Melli ve Ahmet’den oluşuyordu. Ahmet jump ballu çekti ama top Maccabi’lilerde kaldı. İlk sayıları da süre bitmek üzereyken Wilbekin’in Tarık Black ile yaptığı ikili oyundan buldular. 0-2. Topu dolandırdık, Kalinic boş şut pozisyonunda basketi bulamadı ama hücum ribauntu sonrası Dixon bizim hesabı üçlük basketi ile açtı. 3-2. Tarık Black bu defa karşısnda daha kararlı bir Melli buldu ve sayıyı yaptırmadık. Ancak geçiş hücumunda Green şutu kaçırınca, Wilbekin’in Black’e yaptırdığı alley oop sayılarına maruz kaldık. 3-4. Karşılıklı kaçan şutların ardından Green ile sol dipten üçlüğü bulduk. Di Bartelemou sol dipten hemen cevap verdi. 6-7. Ahmet müsait pozisyonda pota altında kaçırınca Black ile basket faulü buldular. Bu gidişle bu akşam Black MVP olacak diye düşünüyordum. 6-10. Kalinic şık pivot hareketleri ile sağdan potaya yaklaştı ama kaçırdı, ribaundu aldık ve Green’in orta mesafe şutu ile sayıyı yaratmayı başardık. 8-10. Maçta kısır bir dönem başladı. Black, Kalinic, Dixon sırayla boş hücumlar yaptılar. En sonunda Briant da potamıza felaket bir şut gönderdi. Ancak, top potadan geri sekti ve Coleiro’nun kucağına düştü. O da mecburen sayıyı yaptı. 8-12. Molaya gittik. Mola sonrası Dixon ile yine topu kullanamadık. Çok hızlı geldiler ve Coleiro smacı buldu. 8-14. Green’in orta mesafe basketi yine imdadımıza yetişti. 10-14. Maccabi savunmayı sertleştirme niyetindeydi. Bunun için en önemli kozları Di Bartelemou diyebiliriz. Bir nevi Doğuş Balbay. Kalinic’e yine bir sert faul yapınca koç Sfairopolis onu kenara aldı. Bizde de Yunan Yıldızımız 2:46 kala oyuna girdi. Girer girmez ikili oyunla Ahmet’e smacı yaptırdı. 12-14. Buna rağmen Black’i durduramıyorduk. Maccabi’liler pota altında onu yine topla buluşturdular. Amerikalı etrafında kolları yukarıda üç Fenerbahçeli olmasına rağmen rahatça basketi buldu. 12-16. Dönüşünde Guduric klasik hareketleriyle potaya giderek sayılarını lehimize kazandırdı.14-16. Topu yine kaptık ve en sonunda Sloukas’ın nefis pası sol dipten Gigi bizi öne geçirmeyi başardı. 17-16. Black yine oyuna ve skora müdahele etti, orta mesafe şutu ile Maccabi’yi öne tekrar öne geçirdi. 17-18. Hücıuma çıkarken hata mı yaptık,geri pası mı oluyor derken Sloukas mücadelesi ve aklı ile Coleiro’ya kolay basket imkanı vermedi ve rakip steps yapmak durumunda kaldı. Bu pozisyonu kaptırsak belki de momentum Maccabi’ye geçecekti. Kostas, Ahmet’in perdelerinden bir sağa, bir sola adeta dans edercesine dolaştı ve üçlüğü potanın göbeğine gönderdi. 20-18. Çeyreğin bitmesine 3:25 kala Datome ile akıllıca bier faul yaptık. Son toplar onlarda kaldı. Çok az süreleri var, derken Wilbekin üçlük fake’i ile Guduric’i tuzağına düşürdü. Türk pasaportlu oyuncu üç faul atışından ikisini değerlendirince çeyrek 20-20 bitti.

İkinci çeyreğe biz başladık. Guduric Ahmet’e perde yapacam derken faul yapıncva hücum sırasını kaybettik. Bu arada ikinci çeyrekte Biberovic sahadaydı. Ahmet Tyus tehditine rağmen faul çizgisine gelmeyi başardı. Basket faul olacak pozisyondan sıfır sayı çıkardık. Roll de hızla sahamıza geld ama atamadı. Oyun sıkışır gibi oldu ama sloukas son anda Datome’nin içeriye katını iyi görüp faulü kazandırdı. İlk sayılarımızda yine Sloukas’ın pasıyla Datome’nin sağ çaprazdan bulduğu üçlük basket ile bulduk. 23-20. Kohen’in topu girmeyince Ahmet ribaundu kaptı. Ama bu çeyrek istediğimiz gibi hücum edememeye başladık. Onlar da üs üste hücum ribaundu çekmelerine karşın bu fırsatları sayıya dönüştüremediler. En sonunda ahmet sol dipte Sloukas’ı buldu. O da skoru 25-20’ye taşıdı. Genç yıldızlarıo Avdija ile üçlük basketi buldular. Ardından Jeremy Pargo güzel bir reverse hareketi ile turnikeden basket faulü çıkardı ve takımını öne geçirdi. 25-26. Bir an boş kalan Sloukas faul çizgisinin ardından yine üçlük basketi yarattı ve yine öne geçtik. 28-26. Pargo yine yılan gibi geldi ama Guduric’in bloğuna maruz kaldı. Pargo bir de üçlük denedi ama bu da girmedi. Amerikalı yıldız üç-dört sene öncesinin en önemli yıldızlarındandı ama bayağı geri gitmiş. Guduric ise topu ileri geri çekerek önünü boşaltmayı başararak basktei takımımıza kazandırdı. 30-26. Wilbekin’in faulden bulduğu sayıya Datome sol çaprazdan üçlük basket ile karşılık verdi. 33-28. Genç yıldız Avdija Datome nazire yaparcasına bir üçlük daha attı. 33-31. Maç başa baş geçiyordu. Guduric, Datome ve Biberovic katlar ile potaya gittiler ama genç yıldızımız Pargo’nun faulğne maruz kaldı. Faul atışlarından birini değerlendirdik. 34-33. Topu kaparak özellikle Melih ile çok güzel çevirdik ve faul çizgisine gelmeyi başardık. Sloukas bir sayı çıkardı. Mola alkılar. Mola sonrası Datome fade awayden basketi bulunca skor da 38-35 oldu. Datome bir de pota altından sayı buldu. Black bu benim işlim dercesine aynı tarz bir basket attı. Biberovic sürenin farkında olmadan drive edince süre bitti. Obra kızar gibi olup onu kenara aldı. Seyirci buna rağmen alkışlayınca, Obra da kızmaktan vazgeçti genç oyuncuya.Son 8 saniye kala Kalinic fauşden bir sayı daha çıkardı. Roll ile hızla sahamıza gelen Maccabi Caleiro ile bunu değerlendirememesine rağmen Black topu tiplemeyi başarınca dengeyi yakaladı. Devre 41-41 bitti.

İkinci yarıya biz başladık ama 24 saniyede hücum etmeyi başaramadık. Onlar ise sağ dipten Wilbekin ile üçlüğü bularak hemen öne geçmeyi başardı. 41-44. Dixon sahayı boylamasına kat etti ve yine kötü bir tercih kullandı. Topu kapan Maccabi hızla topu O’Bryant’a çıkardı. İçeriye hızla drive eden siyahi yıldız basket faulü alarak takımına üç sayı kazandırdı. 41-47. Bizim boş atağımız takiben De Bartelemeou da Black’ı pota altında bulunca fark iyice açıldı. 41-49. Mola aldık ama mola sonrası yine iyi top kullanamadık. Wilbekin içeriye drive etti ve sol eliyle potalı şut atarak farkı çift hanelere taşıdı. Üstüne üstlük hakemden faul de istiyordu. Ama tam tersine Wilbekin Datome’ye faul yapınca faul sayıları üçledi ve kenara gelmek zorunda kaldı. Obra baktı ki olacak gibi değil. Ahmet’i kenara alarak beş kısaya döndü. Sloukas hızla potaya drive etti ama O Bryant’ın sert faulüne maruz kaldı. Seyirci faule bayağı bir tepki göstererek hareketlendi. Sonunda 6:42 kala bu çeyrekteki ilk sayılarımızı bulduk. 43-51. Ama dönüşünde o da faul yaparak üçlemek durumunda kaldı. Guduric sol turnikeye giderken bu defa da o O Bryant’ın sert faulüne ve başına müdahelesine maruz kaldı. Haliyle sportmenlık dışı fauller geldi. Guduric de faullerden skoru 45-51’e getirdi. Bu arada rakibin genç yıldızı Avdija bir basket de içeriden buldu. 45-53. Ama o da dönüşte faul yapanlar kervanına katıldı. Kalinic faulden 1000’ci sayılarını yapıyor derken rakip hızla gelerek Wilbekin ile skoru 47-55’e taşıdı. Bugün nedense oyunda olmayan Melli bir de hücum faul yaptı. İki tarafın yaptığı boş atışlar serisi tekrar etti. Datome’nin serbest atışları ile yine sayı bulduk. 49-55. Maccabi hücumunda Black de bu defa Melli duvarına çarpınca hücum faulü yapmış oldu. Kalinic geçiş hücumunda önce basketi yapamadı ama sonra hücum ribaundunu alarak yaptığı tiple basketi kazandırdı. 51-57. Son top onlarda kaldı. Hızla geldiler. Topu Coleiro çok dengesiz kullandı ama bu defa da Black onun topunu tipledi. Böylece son çeyreğe 8 sayı geride girdik. 51-59.

Sezonun ve maçın son çeyreğine sekiz sayı geride giriyorduk. Ne takımlara burada yenilmeyen Fenerbahçe Beko Maccabi’ye mi yenilecek ve yenilmezlik ünvanını kaybedecekti. Hiç sanmıyorum. Yine tek çeyrekte bitiririz işi. Bakalım kahramanlar neler yapacak? Nasıl sevindirecek bizleri?

Son çeyreğe Jeremy Pargo ile onlar başladı. Biz de beş kısa ile sahadaydık. Nitekim rakibin girmeyen topunda ribaundu Datome aldı. Ama bu hücumu sayıya çeviremedik. Melli ise sonunda Avdija’ya blok yaparak oyuna girdi. Sloukas öldürücü üçlüğünü atarak farkı beşe indirdi. 54-59. Pargo felaket bir şut atınca top bize geçti. Seyirci de oyuna ağırlığını koymaya başladı. Datoma dönerek imza atışlarından birini yapınca skor 56-59 oldu. Molaya gittiler. Mola sonrası Kalinic topu yine kaptı. Melli de çok güzel bir tiple ilk sayılarını yapmış oldu. 58-59. Michael roll ile farkın azalmasına müsaade etmediler. 58-61. Guduric ters turnikeyle hemen cevap verdi. 60-61. Ama Datome dörtledi. Oyuna Kaptan girdi. Roll bir sayı daha arttı. Oyunda bayağı bir çekişme vardı. İki taraf da geri adım atmıyordu. Tyus Kalinic’e bloğu yaptı eyvah dedik ama aynı Kalinic geri gelip topu kaptı. Sloukas süratle sağdan içeriye drive ederek beraberliği getirdi. 63-63. Topu da kaptık. Melli Sloukas’a sanki pivotmuş gibi anlamsız bir pas verince bu defa kaptırdık. Allahtan O Briant da boş şutu değerlendiremedi. Melih çok akıllı bir şekilde içeriye drive edecekken sportmenlik dışını yaptırarak rakibin dengesini bozdu. Kaptanın basketleriyle sonunda öne geçtik. 65-65. De Bartelemeou Kalinic’i devirince Sfairopoulas çıldırdı ve tekniği aldı. Faulleden gelen sayıların ardından Melih bir de Wilbekin’in üstünden şutu baskete çevirince 68-63 yaptık skoru.Mola aldılar. Mola sonrası Guduric faullerden skoru 70-63’e getirdi. Bu basket sonrası biz durduk rakip ard arda sayılar atmaya başladı. Maçın bitmesine 2:15 kala yine öndeydiler. 71-72. Melih2in kaçırdığı şut sonrası kalina ribauntu aldı ve sloukas’ın turnikesiyle tekrar öne geçtik. 72-71. Black ikili oyun ile basket faul almayı başardı ama faulü atamadı. 72-73. Kostas yine potaya gitti. 74-73. Hemen ardından O Bryant potamıza yüklendi ve yine faulü almayı başardı. Datome beşlemiş oldu. Faullerden birini kaçırınca skor yine dengeye geldi. 74-74. Kaptan Melli ters eşleşmeyi yakalyınca hemen pası uzattı ve o da faulü aldı. Ama Melli de bir faul kaçırma modasına uydu. 75-74. Bir faul de onlar attı ve skor 75-75’e geld. Son top Sloukas’a kaldı. O da ne aynı meşhur CSKA final maçındaki gibi Slouklas düştü. Ama bu defa topunu kaptırmadı ve son saniyede mucize bir üçlükle maçı getir. 78-75.

Böylece evimizdeki so maçta da yenilmedik.

Böylece evimizdeki 15 maçı da kazandık.

“Şaaampiyon, şaaampiyon…”

Herkes yerlerde, Sloukas’a sarılmış durumda. Obra mutlu.

Herkese, hepinize helal olsun. Teşekkürler. Lideriz, inşallah şampiyon da olacağız.

Sırada Zalgiris ile play off maçları var. Seri zevkli ama galibiyetlerimizle kısa sürecek inşallah.

OLD SANTİ

Written by kesinofsayt

06 Nisan 2019 at 00:25

OLD SANTI: MİLANO’DA TAKIM RUHU GALİBİYETİ GETİRDİ

leave a comment »

oldsantiFenerbahçe Beko’nun Milano maçı öncesi dört önemli oyuncusu yoktu. Üstelik ikisi en değerli pivotlar. Diğeri de son maçların en formda ismi, takımın direksiyonu Sloukas. Eh bir de Ennis var. Onu unuttuk zaten. Olimpia Milano’nun play offlarda yer alabilmesi için son şansı. Rakip açısından çok önemli maç. Bizim de liderlik için sadece haftaya Maccabi karşısında galip gelmemiz yeterli. Normalde ne beklersiniz? Eğer Koç Obradovic’se her maç önemli, her maç ciddiye alınmalı, rakibe ve kendinize saygı duyulmalı. Bu nedenle sıralamadaki yeri ne olursa olsun, yıldızlar topluluğu Milano karşısında üstelik deplasmanda hiç de kolay teslim olmayacağımızı düşünüyorum.

Milano’da ilk beşimiz Green, Black Mamba, Kalinic, Melli ve Ahmet’den oluşuyordu. Ahmet jump ball’u aldı. Klasik bir Fenerbahçe seti sonrası top Dixon ile buluştu. Boş pozisyonu cesur yüreğimiz üçlükle bitirdi. Milano Micov ile potaya yüklendi ve ardından Ahmet’e faulü yaptırdı. Micov faulleri sayıya çevirince skor 2-3’e geldi. Green’in harika pasıyla Dixon pota altında top ile buluştu. Onun ters turnikesini Tarcevski inişe geçmeden bloklayınca 2-5 öne geçtik. Ardından Milano James ile bir de top kaybı yaptı. Maalesef top kaybını Melli’nin şutu ile girmeyince cezalandıramadık. Sonunda eski göz ağrımız Nunnaly sağ dipten üçlüğü buldu ve skor dengeye geldi. 5-5. Karşılıklı top kayıpları sonrası Dixon asisti ile Ahmet’e pota altından sayıyı yaptırdı ve tekrar öne geçtik. 5-7. Milano’da benzer bir smaç sayıyı Tarcevski ile bulunca skor yine dengeye geldi. 7-7. Bir de top kaybı yapınca Milano maçta ilk kez bir geçiş oyunu sonrası maçta öne geçti. 9-7. Bu sayının ardından bir top kaybı daha yaptık. Neyse ki Micov müsait pozisyonu değerlendiremedi. Şans yanımızdaydı. Melli post up hareketleri ile potaya yaklaştı ve aniden topu Dixon’a çıkardı. Motivasyonu üst düzeyde olan Black Mamba üçlüğü göbeğine çaktı. 9-10. Milano’nun Fenerbahçe’den eksiklerine rağmen çekindiği belliydi. Onlar için neredeyse ölüm kalım maçıydı. Belki de bu yüzden ayakları birbirine dolanıyor ve boyuna hatalar yapıyorlardı. Nitekim Brooks ile abuk bir top kaybı daha yaptılar. Dixon’un süratle getirdiği top sonrası Ahmet’e geçirdiği pas nefis bir trailer smaç ve sayı getirdi Kanaryalara. 9-12. Hemen ardından Mike James bir top kaybı daha yaptı. Seyirci homurdanmaya başladı. Bu gidişle Armani’nin tekstil fabrikalarını basacaklar. Pianigiani mola almak zorunda kaldı. Mola sonrası Nunnaly Green’in şutuna faul yapınca, çizgiden bulduğumuz sayılar ile farkı açmaya başladık. 9-14. Nunnaly bugün çok motive. Kardeşim sanki NBA’e gideyim diyen Fenerbahçe. Neyse, ardından Kalinic’in baskısıyla rakip bir top kaybı daha yaptı. Dixon da karşı potaya yine yıldırım gibi gitti. Meşhur göz yaşı damlası girmedi, ama topu Ahmet tipledi ve basketi yaptı. 9-16. Karşı ataklarında Mike James’in turnikeye girerken ayağı kaydı ve tehlikeli bir şekilde düştü. Bir kişi fazla hücum etmeye alışık olmayan centilmen takımımız topu kaybetti ve Micov’un ceza üçlüğüne maruz kaldı.12-16. Kısa rotasyonumuza rağmen iki defa hücum ribauntu yaptık ama olmadı. Dixon da mecburen maçın en motive adamlarından Nunnaly’ye faulü yaptı. Çizgiden gelen sayılar sonrası skor 14-16’ya kadar geldi. Beş numara edasıyla karşı potaya yaklaşan Kalinic’e faul yaptılar. Faul sonrası topu Dixon’a çıkardık. O da gerekeni yaptı. 14-19. Ardından biz de onları çizgiye getirdik. Birini attılar. Bu arada Kaptan oyuna girdi. Dixon topu sektirdi, sektirdi, hatta geri sahaya geçiyordu yanlışlıkla, ama sonunda Datome’yi nefis gördü. Ölümcül üçlük son saniyede İtalyan yıldızımızdan geldi bu defa. 17-22. Son topu Milano temsilcisi James ile kullanamayınca çeyrek bu skorla bitti.

İkinci çeyreğe Milano başladı. Enteresan bir şekilde iki takımda da pivot oyuncusu sahada yoktu. Eyvallah Pianigiani dedik. Jerrels’den topu çaldık. Geçiş hücumunda Green basketi bulamadı ama Melli’nin çabası hücum ribaundunda bize faulü kazandırdı. Karşılıklı boş hücumlar sonrası Green Kalinic’i pota altında top ile buluşturdu ve basketi kazandık. 17-24 . Ancak, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray’ın eski oyuncusu Curtis yürüyerek üç sayıyı buldu. 20-24. Ama bizim de Black Mamba’mız var. Kimselere değişmeyiz. Dixon bu defa Kalinic’i sağ çaprazda pota altında top ile buluşturdu. Günün iyi isimlerinden Sırp Yıldız sayıyı yapmakta zorlanmadı. 20-26. Kalina savunmada da bloğu çaktı ama Green’e faulü çaldılar. Kuzminskas çizgiden skoru 22-26’ya getirdi. Kalinic maça ağırlığını koymaya başladı. Birebiri ile faulü alıp yine çizgiye geldi. 22-28. Rakip bocaladı ama Jerrels’in ekstra sayıları ile oyuna tutunmaya başardılar. 24-28. Her şeye rağmen oyunun kontrolü bizdeydi. Green çembere kat ederek sayıyı yaptı. 24-30. Rakip bizim karşımızda amatör kaldı diye düşünüyordum. Kuzminskas topu baskımız karşısında dışarı atınca top yine bize geçti. Top kayıpları rakibin moralini bozuyor; seyircinin homurdanmasına neden oluyordu. Pianigiani seneye kalamaz diye düşüyordum. Tek şansı İtalyan olması. İtalyan Koç çareyi mola almakta buldu yine. Mola sonrası Milano Litvanyalı dört numara ile sayıyı buldu. 26-30. Ardından da Jerrels’in üç sayılık basket faulü ile maçı bir anda dengeye taşıdılar. 30-30. Bu defa biz molaya gittik. Mola sonrası süper yıldızımız Kaptan ile muhteşem bir üçlük basket atınca yine öne geçtik. 30-33. Melih çok farklı bir seviyeye geldi. Karşılıklı top kayıpları sonrası Guduric de soldan turnikeyi baskete çevirince fark yine beş oldu. 30-35. Jerrels pota altında Tarczevski’yi yine buldu ve smaç basketi yedik. Ancak Green hemen bir üçlük basket ile rakibe cevap verdi. 32-38. Ardından Melli’nin yaptığı blok Milano’daki Fenerbahçe seyircisini harekete geçirdi. Bu enerjiyle bir geçiş hücumu şansı daha bulduk ve Dixon, Green’den aldığı pası basket ile değerlendirdi. 32-40. Dixon yine ortalığı karıştırdı ve rakip bir top kaybı daha yaptı. Kaptan’ın şutu girmedi ama Melli hücum ribauntu ile çizgiye gelmeyi başardı. 32-42. Pozisyon sonrası Kalinic ve Tarczevski karşılıklı teknik faul aldılar. Ardından rakibin ayakta kalan oyuncularından Jerrels ile bir basket faul daha buldu Milano. 35-42. Nefis bir Fenerbahçe hücum setinde Kaptan tüm dikkatleri üzerine çekti. Bundan yararlanan Kalina boş kalan Guduric’i gördü ve cezayı kesmesini sağladı. Fark çift hanelere çıktı.35-45. Rakibin uzunu Tarczevski üçüncü faulü yapınca Milano’nun morali iyice bozuldu. Green ile bir de sol çaprazdan üçlük bulduk. 35-48. Rakip üst üste aldığı mağlubiyetler nedeniyle çok kırılgan durumdaydı. Adeta bizim futbol takımı gibi olmuş diye içimden geçirdim. Buna rağmen Jerrels ile üçlüğü buldular. 38-48. Green bu baskete hemen cevap vermek istedi ama acele attığı gereksiz şutu top kaybı ve faule neden oldu. Nunnaly skoru çizgiden 40-48 yaptı. Biraz ümitlendiler. Guduric topu vurarak hızlı bir şekilde turnikeye girdi ve faulü aldı. Birini atamayınca skor 42-49’da kaldı. Onlar da yine top kaybı yapınca, ilk yarının son topu Black Mamba’ya kaldı. O da gerekeni yaptı. Üçlüğü son saniyede göbeğine koydu. Rakip çöktü. İlk yarı 42-52 bitti.

İkinci yarıya Dixon, Green, Kalina, Melli ve Melli beşiyle çıktık. İlk yarı bizim 5 rakibin ise 12 top kaybı vardı. Karşılıklı top kayıplarının ardından Green üçüncü faulünü yaparak kenara gelmek zorunda kaldı. Ardından Nunnaly yine yüklendi.Faulü aldı. Çizgiden skoru da 44-52’ye taşıdı. Guduric çok temiz bir üçlükle kendisine cevabı yapıştırdı. 44-55. Eski oyuncumuz sanki beni geri alınm dercesine mücadele ediyordu. Bu defa da üç sayılık şut pozisyonunda aldığı faul ile çizgiye geldi ve skoru 47-55’e taşıdı. Ardından bir basket daha geldi Nunnaly’den. Sonunda onu yine Black Mamba durdurdu. İsmail Şenol’un kahkahaları ile 49-58 öne geçtik. Çeyreğin bitmesine 6:27 kala Ahmet de üçledi. Faul hakkımızı çok erken doldurduk. Rakip bundan yararlanmasını bildi. Habire çizgiye gelmeye çalıştı. Bu sayede farkı azaltmayı başardı. Nunnaly’nin basket faulden çıkardığı iki sayı ile çeyrek 68-78 lehimize sona erdi.

Son çeyreğe girerken rakibin en önemli yıldızlarından Nedovic henüz sayı bulamamıştı. Milano ayakta kalan iki oyuncusundan Nunnaly ile şuta kalktı. Nunnaly kaçırdığı şutun ribauntunu alarak takımına basketi kazandırdı. 70-73. Hücum sırası bize geçtiğinde Kalinic süratle potaya yüklendi. Nunnaly kendini numaradan yere attı. Sayıyı aldık ama Nunnaly’ye teknik faul çalmadılar. James ile hızlıca geldiler ama şansımıza potadan sek top sayı olmadı. Ardından Kalina Sinan’ın nefis asisti ile basket faulü buldu. 70-78. Milano yine Nunnaly ile hücum etti ama eski oyuncumuz bu defa kaçırdı. Karşı hücumumuzda Kaptan da kaçırdı ana ünlü pivotumuz Kalinic hücum ribaundunu alarak faulü lehimize kazandırmayı başardı. Faul sonrası Melih ile bir şut pozisyonu daha bulduk. Seviye atlayan Kaptan hiç tereddütsüz bu ikinci şansı üçlük basket ile tamamladı. 70-81. Son çeyrekte harikalar yaratan Sinan topu çalıp bir de turnikeden sayı bulunca fark onüç oldu. 70-83. Mola geldi. Bu takımda Türk oyuncu yok diyenlere selam olsun. Kaptan, Sinan, Ahmet ve Dixon fark yaratmaya devam ediyorlar. Seneye Biberovic de geliyor. Mola sonrası Brooks yüklendi ve faulü aldı. Ancak çizgide başarılı olamayınca top bize geçti. Kalinic sırtı dönük oyuncuları sanki çok basit bir işmiş gibi yapmaya devam ediyordu. 74-87. Pianigiani çaresiz bir mola daha aldı. Mola sonrası Mike James basketi buldu. 76-87. Jerrels pozisyonda faul olduğunu sert bir şekilde iddia edince tekniği aldı. Karşılıklı acele şutlar kaçtı. Sinan mükemmel bir şekilde topu yönlendirip takımı rahatlatıyordu. Bu defa da potaya drive etti ve son anda sağ çaprazda Datome’yi gördü. O da üçlüğü atmakta zorlanmadı. 76-91. Dağılan rakip yine top kaybı yaptı. Sinan da pota altında kaptanı gördü. Maçı artık kazanmıştık. Türk seyirciler 100 diye bağırdılar. Sarı Lacivertliler 104 yaptı. Maç da 87-104 bitti. Anlaşılan bir gün evvel 2018 yılında Türkiye’de yılın Teknik Adamı seçilen Obradovic 2019 yılında da bu payeyi bırakmayacak.

Bu sonuçla Fenerbahçe normal sezonu lider tamamlarken sekizinci sıradan gelecek rakibini beklemeye başladı. Fenerbahçe seyircisine de play off öncesi Maccabi maçına gelip takıma teşekkür etmek kaldı.

OLD SANTİ

Written by kesinofsayt

29 Mart 2019 at 11:01