FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Archive for the ‘Old Santi’ Category

OLD SANTI – FENERBAHÇE BEKO’DA DEĞİŞİM RÜZGARI

leave a comment »

oldsantiGeçtiğimiz sene normal sezonda oynadığı maçlardaki performansı ile Euroleague’de şampiyonluğun en büyük adayı gösterilen Fenerbahçe Beko, özellikle uzun rotasyonunda yaşadığı sakatlıklar nedeniyle hedeflerine ulaşamadı.

Sezonun daha başında kısa, delici, atletik oyun kurucu olarak transfer edilen Tyler Ennis’in, daha sonra da takımın pivotu Lauvergne’in sezonu kapatmaları, zaten değişmeli savunma nedeniyle oldukça yıpranacak Sarı Lacivertli oyuncuların ekstra yük almalarına, maçlarda ritm problemleri yaşamalarına ve ilave sakatlıklar ile karşı karşıya kalmalarına neden oldu. Vesely, Kalinic, Green ve Datome de art arda ağır sakatlıklar geçirdiler.

Basketbol artık tamamen bir ritm sporu oldu. Değişmeli savunma da rakibin ritmini ve düzenini bozan, böylelikle maç temposunu sizin ayarlamanıza imkan veren taktik bir silah. Ayrıca, switch edilerek yapılan savunmayı Fenerbahçe’deki kısa oyuncuların savunma zaaflarını da örten ilave bir araç olarak nitelendirebiliriz.

Yukarıda saydığımız avantajlarına karşın, geçtiğimiz sezon uygulanan değişmeli savunma sistemi, takımda aşırı bir efor harcanmasına ve kendilerinden fiziksel olarak güçlü oyuncular ile mücadele etmek zorunda kalan kısa forvetlerin de formlarının düşmesine sebep oldu. Lauvergne ve Vesely’nin yaşadıkları sakatlıklar Melli’yi tam anlamıyla takımın hamalı ve joker oyuncusu haline getirdi. Onun yorulması veye faullerinin artması dolayısıyla kenara gelmesi sonrası oluşan zorunlu diziliş değişiklikleri ise bu defa Fenerbahçe’nin ritm ve tempo kaybı yaşamasına neden oldu.

Geçtiğimiz senenin en önemli problemlerinden biri de maç sıkıştığı anlarda takım hücum ederken, Dixon’ın da yaşlanması sebebiyle, Larkin gibi sazı eline alacak, sorun çözecek delici bir şutörün takımda bulunmamasıydı. Sloukas dışında oyuncu kurucu pozisyonundaki eksiklik de takımın zayıf noktaları arasında yer alıyordu. Sarı Kanaryaların, Sinan’ın da aldığı dakikaların sınırlı olabilmesi nedeniyle, topa yön verecek ikinci bir oyun kurucusu yoktu. Baskı yenilen ve Yunan yıldızın kenara geldiği dakikalarda takım sürekli sorunlarla karşı karşıya kaldı.

Sütten ağzı yanan Sarı Lacivertliler bu sene transferde işi sıkı tutuyor. Melli ve Gurudic’in NBA yapmaları, Green ve Ennis’in de takımdan ayrılmalarının ardından işleyen sistemin sürdürülmesinin yanında yaşanılan problemlere de ilaç olacak değişim sağlanmaya çalışılıyor. Bu sezon Fenerbahçe anlaşılan hibrid bir oyun modeli benimseyecek.

Bu bağlamda takıma ilk olarak Nando De Colo monte edildi. Fransız oyun kurucu, geçtiğimiz sene Sloukas’ın tek oyun kurucu olması ve savunmada kısaların “size” olarak yetersizliği gibi problemleri çözmesinin yanı sıra kendi pozisyonunu da yaratan bir süper yıldız. Hemen ardından takıma yine 1.98’lik boyuyla Avrupa için oldukça iyi fiziğe sahip ve eli düzgün bir oyun kurucu olan Leo Westerman ilave edildi. Obradovic kanımca geçen sene Sloukas’ın tek oyun kurucu olarak kalmasından ve kısaların da çok kısa olmasından çok yorulmuş. Kısa transferlerinde Avrupalı kısaların tercih edilmesi nedeniyle takımda eksik kalan atletizm ise ligin en iyi dört numaralarından Derrick Williams ile telafi edildi. Amerikalı dört numara hücumda Nando de Colo gibi müthiş bir silah. Her üç oyuncu da Obradovic sistemine yatkın ve kuvvetli koçlar ile çalışmış oyuncular olarak İstanbul’a geliyorlar. Fenerbahçe’nin sistemine de adapte olacaklardır.

Şu ana kadar yapılan transferler Fenerbahçe’nin yaralarına merhem olacak nokta transferler oldu. Ancak o çok arzulanan Euroleague şampiyonluğu için yeterli olacak mı? Özellikle geçtiğimiz sene yaşanmış olan talihsizlikten sonra ve özellikle Barcelona spektaküler transferler ile müthiş bir atılım yapmış vaziyetteyken.

Bilindiği üzere uzun oyuncuların oynama süreleri kısalar kadar fazla değildir. Çabuk yorulurlar ve savunmadan düşerler. Sakatlıklara, özellikle diz altı sakatlıklarına maruz kalırlar. Sakatlıklardan geri dönme süreleri daha uzundur; döndükten sonra da form tutmaları çok uzun sürer. Obradovic gibi savunmaya önem veren bir koçun takımında uzunların yedeklenmesi çok önemlidir. Uzun oyuncunuz eksikse rakibiniz sizi sahada taktiksel olarak kolaylıkla sıkıştırabilir.

Uzun oyuncu yedeklenmesinin bir diğer önemi de uzun oyuncuların kolaylıkla aldıkları faullerdir. Kısa oyuncular isterlerse faul almayabilir, ama pota altı mücadelesinde, özellikle hakemlerin hangi temasa faul çaldıklarının net olmadığı günümüz basketbolunda, uzun oyuncuların faul problemi ile karşı karşıya kalmaları çok daha olasıdır. Maçın daha ilk çeyreğinde art arda iki faul alan bir Ahmet’e ya da kısa sürede üçleyen Vesely’ye geçtiğimiz yıllarda çok şahit olduk.

Sonuç olarak, Fenerbahçe bu sene de bu ve benzeri problemleri yaşamak istemiyorsa mutlaka bir uzun almak durumunda. Elbette, sağlık ekibi de gözden geçirilmeli. Aksi taktirde yapılan bunca yatırım heba olabilir.

OLD SANTI

Written by kesinofsayt

31 Temmuz 2019 at 07:02

Euroleague, Genel, Old Santi kategorisinde yayınlandı

OLD SANTİ: SONUNDA BÜYÜK FİNAL GELDİ

leave a comment »

oldsantiEuroleague’in tek maçlık Rus Ruleti biçiminde oynanan Final Four turnuvasının ardından Avrupa’nın şampiyonu CSKA Moskova olmuştu. Şimdi artık Türkiye’deki basketseverlerin ilgisi Yeni Dünya’nın kralının belli olacağı NBA finallerinin yanı sıra Türkiye Şampiyonu’nun belli olacağı yedi maçlık seride. Anadolu Efes ile Fenerbahçe Beko Tahincioğlu Basketbol Ligi Şampiyonu olmak için Pazar gününden itibaren çok zorlu bir maç trafiğine girerek kozlarını paylaşacaklar. Sabaha karşı NBA maçları, akşamları da Türkiye Ligi finalleri için ekran başı ve salonlarda olacağız.

Bir kaç sene öncesine Avrupa’nın en önemli liglerinden olan Türkiye Basketbol Ligi, önemli ölçüde güç kaybetti. Örneğin, bu sene Euroleague Şampiyonu olan CSKA Moskova takımının önemli iki oyuncusu Higgins ve Clyburn önceski sezonlarda ligimizde yıldızlaşmış oyunculardı. Ancak, bu sene ekonomik krizin de etkisiyle ligimizdeki kaliteli yabancı sayısı ciddi bir biçimde azaldı. Bir çok takımımız sezon öncesinde liglerden çekilirken, bir çok takım da bütçelerini küçülttü. Neyse ki finale gelen iki takımımız bu furyadan etkilenmemeye çalışarak kadrolarını güçlendirdi ve Avrupa’nın en tepesinde bizleri temsil ederek gururlandırdılar.

Euroleague’de hep eleştirdiğimiz şekilde tek maçlık düellodan Anadolu Efes muhteşem bir performans sonrası galip ayrılmıştı. Sakat oyuncularının fazla olmasından dolayı moralce de yitik durumda olan Fenerbahçe Beko, özellikle süperstar Shane Larkin’in skorer oyunu karşısında direnç gösterememişti.

Fenerbahçe Beko’nun sakatları halen iyileşmiş ve oynayacak durumda değil. Şube sorumlusu Cenk Renda, sakat olan Luigi Datome, Vesely ve Green’in bireysel antremanlara başladığını ancak final serisinde de oynamalarının beklenmediği ifade etti. Lauvergne ve Ennis ise bilindiği üzere sezonu kapatmıştı. Dolayısıyla, sadece beş yabancı oyuncu oynatılmasına izin verilen Türkiye Liginde o beş oyuncuyu bile oynatamayacak durumda Fenerbahçe Beko. Kalinic, Melli, Sloukas ve Guduric’i yabancı kontenjanından oynatacak olan Sarı Lacivertliler, bu oyuncuları maçlarda ortaya çıkabilecek bir sakatlık veya yorgunluk durumunda değiştirebilecek durumda değil. Efes ise dokuz yabancı oyuncusunu zorlu yedi maçlık seride dinlendirerek, hatta stratejisine göre değiştirerek rakibi karşısında daha avantajlı olacak.

Sarı Kanaryalar bu dezavantajlarına karşın bir konuda Efes takımına karşı avantajlı durumda. O da tüm sezon boyunca gerek Euroleague, gerek Türkiye liginde önemli dakikalar ve sorumluluk alan Türk oyuncuları. Önceki senenin çıkıştaki genç oyuncuları Buğrahan, Sertaç Şanlı ve Metecan Anadolu Efes takımında fazla süre bulamadıkları için basketbollarını geliştiremezken, rakipleri Fenerbahçe’de Kaptan Melih Avrupa’nın en keskin şutörlerinden biri haline geldi. Ali Muhammed’in katkısı zaten biliniyor. Sinan ise bu sezon takımın önemli dişlilerinden biri haline gelmiş durumda. Takımın diğer Türk oyuncusu Ahmet ise önceki sezona karşın kötü bir performans göstermesine karşın Fenerbahçe’nin tek beş numara pozisyonundaki oyuncusu. Egehan’ın her girdiği maçta verdiği katkıyı da unutmamak gerekiyor.

Sonuç olarak saha avantajı ve yabancı kontenjanı açısından Anadolu Efes avantajlı olmasına karşın Fenerbahçe Beko’nun avantajı Türk oyuncularından gelecek olan katkı olacak. Her iki takımda finale kalana kadar iyi basketbol oynayarak, rahat bir şekilde geldi. Bizleri çok zevkli, sert bir seri bekliyor. Hak eden , dirençli olan kazanacak.

OLD SANTİ

Written by kesinofsayt

09 Haziran 2019 at 11:07

basketbol, Fenerbahçe, Genel, Old Santi kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

OLD SANTİ: PERİ MASALI BÖYLE Mİ BİTECEK?

leave a comment »

oldsantiEuroleague’in tek maçlık Rus Ruleti biçiminde oynanan Final Four turnuvasının ardından eski kıtanın şampiyonu CSKA Moskova olmuştu. Şimdi artık tüm basketseverlerin ilgisi Yeni Dünya’nın kralının belli olacağı NBA finallerinde. Amerika’nın şampiyonu NBA’in en güçlü, en iyi ve en dirençli takım olacak. Kimse şanssızlıklardan şikayet edemeyecek. Zira zorluklar ile finale ulaşan iki finalist arasında oynanacak yedi maçlık serinin ardından dört galibiyete ulaşan takım şampiyon olabilecek.

Son yıllarda bilindiği üzere NBA finallerinin hakim takımı Golden State Warriors. San Fransisco temsilcisi Stephen Curry, Klay Thompson, Draymond Green, Andre Iguodala,Shaun Livingston gibi yıldızları yetmezmiş gibi geçtiğimiz sene kadrosuna Kevin Durant’ı da ekledi. Golden State takımı süratli bir şekilde oynadığı basketbol ve inanılmaz şut yüzdeleri ile basketbol severlerin gönlüne taht kurmuştu. Basketbolseverlerin gözünde seksenlerin Lakers, doksanların Chicago Bulls’u olmuştu Golden State Warriors. Renkleri sarı lacivert, ancak ambleminde GS olan San Fransisco yıldızlarını Türk basketbolseverler de kolaylıkla sahiplenmişti. Son dört senedir finallere damga vuran Batı Konferansı temsilcisinin finalde karşısına doğu yakasından çıkan rakip her sene kral Lebron James’in takımı Cleveland Cavaliers olmuştu. İki takımın aralarında oynadığı dört finalin üçünü beklendiği üzere Golden State kazanırken, Cleveland bu düellolardan sadece birini 2016 yılında kazanabildi. Cleveland’ın ilk NBA finalini David Blatt yönetiminde 2015 yılında oynadığını hatırlatalım. Blatt’ın Avrupa tarzı basketbolu elde edilen bu başarıya karşın, Cleveland yöneticilerine, özellikle de Lebron’a uymayınca hoca takımdan ayrılmak durumunda kalmıştı.

Ancak, geçtiğimiz sene Lebron doğu yakasından batı yakasına, çocukluğumuzun takımı Los Angeles Lakers’a transfer olunca, Cleveland bırakın finali play offları dahi göremedi. Doğu Konferansının finali Yunanlı siyahi yıldız Giannis Antetokounpo’nun ve bizim Ersan’ın oynadığı Milwaukee Bucks ile eski San Antonio’lu Kawhi Leonard’ın takımı Toronto Raptors arasında oynandı. Tüm Kanada Raptors’u milli duygular ile sahiplendi ve salonlarında ancak Avrupa salonlarında rastlayacağımız bir atmosfer yaratmayı başardılar. Onların mücadeleleri ve tutkuları, her sene Golden State’in şampiyon olmasından bıkan Amerikan halkını da etkiledi. Finaller öncesinde yapılan anketlerde Golden State’i destekleyen eyaletler sadece California ve Nevada olurken ülkenin geri kalanı Toronto’nun kazanmasını istiyordu.

Kuruluşu 1995 yılı yani sadece 24 senelik bir tarihi olan Raptors’un ilk büyük yıldızı ve Kanadalılara basketbolu sevdiren oyuncu Vince Carter. Bilindiği üzere Kanada’nın birinci sporu Buz Hokeyi ve Toronto Raptors öncesinde halkın basketbola ilgisi minimum düzeyde. Takımın sembolü de takım kurulduğu dönemde çok büyük gişe hasılatı yapmış ve inanılmaz bir popülarite sağlayan Jurasic Park filminden esinlenmiş. Raptors bir nevi dinazor. Salonları tıklım tıklım dolu olan Toronto taraftarlarının dışarıda kalanları maçları salonun önündeki mekandan maçı takip ediyorlar. Seyrettikleri yerin adı da Jurasic Park.

Bu sene Kawhi Leonard önderliğinde yüksek galibiyet yüzdesine ulaşmayı başaran Kanada temsilcisi büyük bir sürpriz yaparak Boston Celtics ve Milwaukee Bucks gibi favori takımları geçerek finale çıkmayı ve ev sahibi avantajını elde etmeyi başardı. Kadrolarında Kawhi dışında Big Burito lakaplı İspanyol pivot Mark Gasol, Pascal Siakam, Kyle Lowry ve Serge İbaka gibi NBA’in kalburüstü yıldızlarını barındıran Kanada takımında Fred VanVleet de kenardan gelmesine rağmen ölümcül şutları ve mücadelesiyle takımına müthiş katkı veriyor.

Toronto ev sahibi avantajını ele geçirip, rakibin süper yıldızı Kevin Durant de ilk iki maçta sakatlığı nedeniyle oynamayacak durumda olunca, Kanadılar şampiyonluk neden olmasın demişlerdi. İlk maçı özellikle Pascal Siakam ve VanVleet’in müthiş oyunuyla kazanan Kırmızılar, ikinci maçta ilk yarıyı önde geçmelerine karşın felaket bir üçüncü çeyrek oynayınca mağlup olmaktan kurtulamadılar. Golden State’in yıldızları 18-0’lık inanılmaz seriyle Kanadalıları hayal kırıklığına uğrattı ve seri 1-1’e geldi. San Fransisco temsilcisi avantajı ele geçirmesine karşın demir adam sakatlanan Klay Thompson ve Kevon Looney’i kaybetti.

Seri Çarşamba gününden itibaren San Fransisco’daki Oracle Arena’ya taşınıyor. Herkes peri masalının bittiğini ve Golden State’in kalan maçları kazanacağını ve tekrar şampiyon olacağını düşünüyor. Heyecanla bekliyoruz.

OLD SANTİ

Written by kesinofsayt

06 Haziran 2019 at 07:17

basketbol, Genel, Old Santi kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

OLD SANTİ: BİR FINAL FOUR HİKAYESİ

leave a comment »

Sezon başında Wannamaker, Nunnaly ve Jason Thompson Fenerbahçe Beko’dan ayrılmıştı. Wannamaker, Belgrad’da iyi oynadığı Final Four turnuvası öncesinde sezon boyunca özellikle son topları kullanmada sorunlar yaşamış, Jason Thompson da etkileyici NBA kariyerine karşın Türkiye’deki performansı ile beklentilerin açık ara gerisinde kalmıştı. Nunnaly ise ilk geldiği sene takıma uyum sağlayamamasına, hatta bazı taraftarlarca “naneli” diye lakap takılmasına rağmen giderek artan uyumu ve istikrarlı oyunu ile takımın ana dişlilerinden biri haline gelmişti. Wannamaker ve Nunnaly şanslarını NBA takımlarında denemeye karar verdiler. Thompson ile de Fenerbahçe Beko sözleşme yenilemedi. Bennet’dan sonra Thompson da beş numara pozisyonu için hayal kırıklığı olmuştu. Gidenlerin içinde haliyle tek üzüldüğüm Nunnaly’nin ayrılmasıydı. Giden üç oyuncunun yerine takıma iki oyuncu transfer edildi. Bunlardan ilki, Joffrey Lauvergne, NBA patentli, Partizan eğitimli, post up hareketlerinin kralı, Kalinic ve Datome gibi basketbol bilgisi ve zekası ile takımımızın hedeflerine ulaşmasını sağlayacak büyük bir yıldızdı. Fransız Yıldızın transferi ile pivot pozisyonu için sonunda turnayı gözünden vurduk diye düşünmüştüm, “sezonun MVP’si bile olabilir”. Diğer transferimiz ise D-League’den gelen genç oyun kurucu Tyler Ennis olmuştu. Taraftarlar oyun kurucu pozisyonuna Teodosic veya benzeri pahalı bir yıldız transfer edilmesini beklerken, Gherardini ve Obradovic, tercihlerini belki de bütçe sınırlaması nedeniyle genç Kanadalı’dan yana kullanmışlarıdı. Ennis’in en önemli özelliği diğer siyahi guardlarda olan skorer kimlikten ziyade gerçek bir numara gibi oyunu yönlendirmesi ve taktik disiplini nedeniyle Avrupa basketboluna uygunluğuydu.

Diğer taraftan rakipler genelde zayıflamış, geçen sezona damgasını vuran Doncic NBA yolunu tutmuş, Yunan takımları ekonomik krizin etkilerini iyiden iyiye hissetmeye başlamış, kendi aralarındaki rekabet birbirlerine zarar vermeye başlamış, Barcelona kendine gelememiş, önceki sezon final four yapan Zalgiris ise en spektaküler oyuncuları Micic ve Pangos’u rakiplerine kaptırmıştı. Sezona dokuz yeni transferi ile güçlü giren tek takım Anadolu Efes’ti. Ama geçtiğimiz sene Euroleague’de sonuncu oldukları için hiç kimse onları fazla ciddiye almıyordu.

Fenerbahçe Beko taraftarları özellikle Obradovic’e olan güvenleri nedeniyle bu sene takımlarından Euroleague şampiyonluğu bekliyordu. Kalinic bir röportajında “hepimiz bu sene daha bir açız. Dört final fourda sadece bir şampiyonluk aldık, yüzdeyi düzeltmemiz lazım” diyordu. Dolayısıyla, bizler de takımımızın final foura kalacağına peşinen güvenerek daha sezon başından Vitoria’daki yerlerimizi ayırttık. Takım da zaten kendisinden beklendiği gibi sezona çok hızlı bir giriş yaptı ve Kasım ayında art arda zorlu deplasmanları kolaylıkla geçti. Fenerbahçe adeta rakip tanımıyordu. Sezon beklendiği gibi başladı demiştim ama Obradovic takıma genelde yavaş yavaş vites arttırırdı. Bu sene ise bütün seneyi beşinci viteste mükemmel bir şekilde oynuyorlardı. Takımın erken formunu artık takımın oturmasına, ana oyuncuların setleri ezbere bilmesine ve birbirini tanımasına yormuştum.

Her şey güzel gidiyordu ancak rakiplerden ziyade en önemli problemimiz her sene olduğu gibi sakatlıklar oldu. Daha sezon başında sakatlanıp sezonu kapayan Tyler Ennis’in yerine Euroleague’de iyi bir kariyeri olan Erick Green transfer edildi. Ancak, sezon ortasında Joffrey Lauvergne bir ayak burkulmasından sakatlanınca takım dengesini kaybetti. Sakatlık skorlara fazla yansımamasına rağmen Joffrey’nin yokluğu takımdaki diğer oyuncuların üzerine gereğinden fazla yük bindirdi; Ahmet de kötü bir sezon geçirdiği için ana rotasyondaki oyuncular gereği kadar dinlenemediler ve böylece Zalgiris ile oynanan play off maçları bittiğinde sakat sayısı, Vesely, Kalinic ve Datome de eklenince beşe yükseldi. Halbuki her şey güzel başlamıştı.

Hepimiz, ne olursa olsun, final maçlarında sakatların en azından Vesely, Kalinic ve Datome’nin sahada olabileceğini düşünüyorduk. Obradovic ve oyuncular Final Four öncesi Fener Ol programına katıldılar. Basketbolcularımız ve teknik ekip bir arada güçlü bir görüntü verdiler. Bize de şampiyonluk için umut ve cesaret verdiler. Program sayesinde onlara harika bir şekilde veda edildiğini düşünüyorduk. Efsane Koç Obra, “sakatlarımız var, ama yüzde yüzümüzü vereceğimizden emin olabilirsiniz” demişti. Hepsiyle gurur duyuyorduk. Ne olursa olsun koçumuza güveniyorduk. Şapkadan tavşan çıkaracaktı. Efes ne kadar tam kadro olsa ve bir aydır inanılmaz bir form yakalamışsa da biz takımımıza güveniyorduk.

Onaltı Mayıs Perşembe günü sabahın köründe takımımızın peşinde Sabiha Gökşen Havalimanına geldik. Her taraf sarı lacivert giyinmiş taraftarlarla doluydu. Taraftarların enerjisi havalimanını ısıtmıştı. Biraz maceralı da olsa biletlerimize kavuşmuştuk. Dört saatlik bir yolculuğun ardından Madrid Barajas Havalimanı’na indik. Bavullarımızı alıp iki adet Peugeot 108 kiraladık. Hava otuz dereceydi. Maceraya hazırdık.

olds01

Bilbao havalimanı yerine Madrid’i tercih etmemiz hem bilet fiyatları hem de Türkiye’den Bilbao’ya yapılan uçak seferlerinin Madrid’e olduğu kadar sık olmamasıydı. Dolayısıyla, Madrid’den maçların oynanacağı Vitoria Gasteiz kentine 350 km yani yaklaşık İstanbul-Eskişehir kadar bir mesafe araba kullanmamız gerekiyordu. Bu arada Vitoria-Gasteiz kentinin isminin iki isimden oluşması sizlere ikinci bir Vitoria kenti olduğu intibaını uyandırmasın. Vitoria, şehrin İspanyolca ismiyken Gasteiz ise Bask dilindeki karşılığı. Dolaysıyla bu bölgenin insanları her iki ismi de kullanarak dil problemine bir şekilde çözüm bulmuşlar. Bilindiği üzere İspanya’da 17 adet özerk bölge 2 tane de özerk şehir bulunuyor. Özerk bölgelerin en bilinenleri Galiçya, Katalonya, Endülüs, Kanarya Adaları ile bizim gideceğimiz Vitoria Gasteiz’ın da başkenti olduğu Bask Otonom bölgesi.

Madrid otuz dereceyken kuzeye doğru gittikçe aracın termometresi gittikçe düşüyordu. Bitki örtüsü volds02e genelde çevre yolu kenarındaki yapılar Türkiye’yi andırıyordu. Mola verdiğimiz Burgos isimli şirin kenttte sıcaklık onbeş onaltı dererecelere indi. Spor seyahatleri aynı zamanda kültürel turizme de evriliveriyor. Bizim de burada ziyaret ettiğimiz kentin en önemli yapısı Unesco Dünya Mirası listesinde de yer alan Burgos Katedrali’ydi. 1221 yılında yapımı başlayan yapının tamamlanması neredeyse 350 sene kadar sürmüş ve 1557’de tamamlanmış. Yapının Gotik mimarinin ilk dönemini başlatan eser olduğu söylenmekte ve oldukça etkileyici. Her taraf hediyelik eşya satan dükkanlar ve küçük barlar ile doluydu.

Buradaki molamız bittiğinde tekrar konaklayacağımız noktaya doğru yola koyulduk. Hava karardığında varış noktamız olan Briones kasabasına vardık. Bu bölge üzüm bağlarıyla ünlü İspanya Şarap Rotası’nın önemli bir merkeziydi. Biz de gerekeni yapacaktık.

Briones’te iki adet ev kiralamıştık. Bölge hem şirin hem de çevredeki diğer yerleşim yerlerine göre daha hesaplıydı. Kasabada yaptığımız gezi sırasında her tarafta satılık evler gördük. Bu evlerin özellikle Avrupa birliği vatandaşı olmak isteyen yabancılara pazarlandığını öğrendik.

olds03.jpg

Ev sahibimiz tek kelime ingilizce konuşamayan ancak anlamadığımız halde bize İspanyolca bir şeyler anlatmaya çalışan yaşlı bir hanımdı. Arabadan inip kendisine Bueno Sera deyince oldukça ümitlenen sempatik hanım tek bildiğim İspanyolcanın bu kelimeden ibaret olduğunu anlayınca hayal kırıklığına uğradı. Tavsiyesi üzerine gecenin geç saatinde yemek yiyecek bir yer bulduk. Garsonumuz hiç şaşırmadığımız üzere ingilizce konuşamayan bir arkadaştı. Evet, İspanyollar İngilizce konuşamıyor.

olds04

Ertesi günü kasabanın şirin bir kafesinde kahvaltı ettik ve çevrede oksijen dolu bir yürüyüş yaparak enerji topladık. Ne de olsa maç günü gelmişti.

Yaklaşık elli kilometrelik kısa bir yolculuğun ardından salonun yakınına park ettik. Fenerbahçeli taraftarlar barlarda cafelerde çoğunluktaydı. Öğrendiğimize göre 4.000 kadar taraftar gelmişti. Büyük ihtimalle gelen taraftarların büyük kısmının Ülker Salonunda da kombinesi vardı. Kısaca taraftarın üçte biri buradaydı. Sarı Kanaryaların dışında en büyük grup Baskonia taraftarıydı. Bas ko nia lö lö lö lö tezahüratları ile eğleniyorlardı. Realliler de vardı, CSKA’lılar da. Ancak bize göre oldukça az sayıda. Efes mi? 300 kadar beyaz yakalı geldiği söylendi bizlere. Belki de Galatasaray’ın Başakşehir ile olan şampiyonluk maçı nedeniyle Efes’e destek vermeye büyük bir grup gelmemişti.

olds05

Sonunda maç saati geldi ve Fernando Buesa Arena’ya geldik. Dokuz tane giriş kapısı olduğundan salona giriş oldukça rahattı. Maçta en önemli eksiklik bu kadar fazla sayıda taraftar gelmesine karşın organize olunamasıydı. Özellikle internetten satılan bilet sayısının sınırlı olması dolayısıyla taraftar dağılmıştı. Bizim de sağımızda Baskonia, solumuzda Real Madrid, önümüzde Zalgiris taraftarları oturuyordu. Yani salonda Fenerbahçeliler açısından karışık ve bireysel bir ortam söz konusuydu.

Az sayıda gelen CSKA ve Efes taraftarları tribünde çapraz bir şekilde ancak bir arada oturuyorlardı. Her iki tribün de organize ve davullar ile gelmişlerdi. Dolayısıyla seslerini duyuruyorlardı.

Sonunda her sene olduğu gibi nefis bir saha içi şovuyla Euroleague başladı. Seyircilere cep telefonlarına takılmak üzere turuncu saydam bir kağıt verdiler. Bütün salon Euroleague’in turuncu rengine büründü.

olds06

Heyecan git gide artıyordu. Fenerbahçe Beko ve Anadolu Efes oyuncuları sahaya çıktılar. Datome’yi kenarda görünce önce ümitlendik ama o her gelen topu tekrar arkadaşlarına geri verip şut bile atmayınca oynamayacağını sadece arkadaşları ile birlikte olmak için sahaya geldiğini anladık.

Maça bu saatten sonra fazla girmeyeceğim. Vesely ve Kalina haftalar sonra sahadaydılar. Ama birlikte antreman yapılmadığı belli oluyordu. Setlerde sürekli hatalar yapılıyor, oyuncularımız organizasyonu bırakıp bireysel olarak bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Vesely hiç kullanmadığı kadar orta mesafe şut kullandı. Fenerbahçe, Fenerbahçe gibi oynamıyordu. Efes de ise inanılmaz bir açlık vardı. Larkin, Ergin Ataman’ın eski oyuncuları Hawkins ve Domercant gibi sazı eline almış, sanki elli sayı atmak istercesine oynuyordu. Micic de ona ayak uydurunca üçüncü çeyrekte sanki beyaz bayrağı çektik. Dördüncü çeyrekte Biberovic sahaya girdiğinde maçı kaybettiğimizi anladık. Yıkılmıştık. Bu sene böyle bitmemeliydi ama yapacak bir şey yok. Bu takımın sonsuz kredisi vardı.

Bir sonraki maçta Real Madrid ile CSKA Moskova kozlarını paylaştılar. Real’de Llull, CSKA’da Serrod sakatlıktan çıkmıştı. CSKA daha zengin bir kadro olduğundan fazla etkilenmeyeceğini ama Real’in etkilenebileceğini düşünüyordum. Real bütün maçı önde götürmesine karşın Llull’un üç adet sekiz metreden art arda sallayıp girmeyen şutları sonucu momentumu kaybedince karşılaşmayı CSKA kazandı. Real sayı atınca Real taraftarları, atamayınca ise Baskonia taraftarları Lull, Llull, Llull diye bağırıyordu. Maçı kaybedince Madrid taraftarları büyük hayal kırıklığına uğramıştı. Yanımda oturan Real taraftarı ile iki mağrur ama mağlup taraftar olarak bir geleneği yerine getirerek el sıkıştık ve atkılarımızı değiş tokuş yaptık. Finalde onlarla karşılaşacağız sanıyordum ama üçüncülük maçı oynamak kısmetmiş.

Ertesi günü Fenerbahçe seyircisi için seyahat tam anlamıyla kültür seytahatine dönüştü. Hatta final maçı biletlerini satmak için iskontolu bir şekilde viagogo sitesine koyduk. Biletlere maalesef Real de kaybettiği için herhalde, alıcı çıkmadı.

Üzgün ve moralsiz Fenerbahçe taraftarları kendilerini Bilbao’ya atıp mağlubiyeti unutmak istiyorlardı. Önce dünyaca meşhur Gugenheim müzesine giderek modern resmin dibine vuruldu. Hele Morandi’nin eserleri taraftarı çok etkiledi. Morandi’nin tabloları moralleri yükseltti.

olds07

Daha sonra kendilerini Pintxos barlara atan Fenerbahçeliler Bilbao’yu şarkılarla tezahüratlarla inletti. Buradaki görevini yerine getirdikten sonra San Sebastian’a geçerek meşhur Cheese Cake’ten yedikten sonra taraftarlar bu bölgenin Pintxos barlarındaki diğer Fenerbahçe’lilerle bir araya geldiler. Şiddetli bir şekilde yağmur yağıyordu. Moralli Efes taraftarları Fenerbahçelilerden destek istedi. Gerekenin yapılacağı kendilerine ifade edilerek final günü tekrar Vitoria Gasteiz’a gelindi.

Final günü ortalık sakindi. Kimsede heyecan yoktu. Efesliler zaten etrafta yoktu. Üçüncülük maçı beklendiği üzere tatsız tuzsuz geçti. Üstüne üstlük Green ayağını burkup sedyelik olunca, daha sonra da Vesely ağrıları dolayısıyla oyunu terkedince iyice tadımız kaçtı; bu iki oyuncu çıkınca fark da açıldı. Oyuna zaten pek asılmadık. Şampiyonluk beklerken dördüncü olduk.

Final maçı ise muhteşem bir şekilde başladı. En iyi takımla en formda takım karşı karşıya geliyordu. Larkin yine muhteşem oynuyordu. CSKA’nın yıldızları ile adeta tek başına savaşıyordu. Ama CSKA’lılar yumuşak ve naif bir takım değildi. Önce Hines Larkin’e bir sol omuz koydu. Ardından da Othello Hunter Efes’in bücürünü sert bir müdahele ile yıktı. Bütün maçı omuzunu tutarak oynayan Larkin buna rağmen maçta 27 sayı atmayı başardı. Ama Larkin’in tek başına bir şey yapamayacağı belliydi. Yıldızlar topluluğu olan CSKA özellikle Clyburn ve Higgins’in harika oyunuyla Efes’e hiç şans tanımadı. Ümitlenmelerine bile izin vermedi. Lamonica maça heyecan getirmeye çalışsa da kazanması gereken takıma engel olmadı.

Fenerbahçe seyircisi maç boyu diğer taraftarlar gibi güzel hareketleri alkışlayan tarafsız bir bakış açısıyla maçı seyretti. Bazı taraftarlar münferit olarak tepki koydu ama daha fazla sayıdaki Fenerbahçe taraftarı maç boyunca Efes’e destek verdi. Baskonia’lılar zaten eski oyuncuları Larkin nedeniyle Efes Efes diye Mavi Beyazlıları destekliyorlardı. Hatta Efes’in kaybedeceğini anlayınca çoğu maçı erken terketti

Böyle böyle son 21 saniyeye gelindi. Fark dört topa kadar çıkmıştı ve Efes’in kaybettiği belli olmuştu. 2008 felaketini unutmamayan Fenerbahçe seyircisi Ergin Ataman’a “mola alsana, mola alsana” diye tezahürat yapmaya başladılar. Kendini kaybeden Ataman yenilginin de etkisiyle seyirciye galiz küfürler edince tezahüratlar şiddetlendi.

Maç sonrası Baskonia’lılar Larkin için MVP diye bağırıyorlardı. Ama ödülü kazanan takımın oyuncusu Clyburn aldı. Fenerbahçe taraftarları MVP diye tezahürat yaparak daha önce Türkiye’de de oynayan Amerikalı oyuncuyu kutladı.

Maç sonrası bütün İspanyollar barlarda “mola alsana” olayını konuşuyordu, anlamaya çalışıyordu. Elbette anlatan da oldukça fazlaydı.

Final Four renkli ama tam istediğimiz gibi geçmemişti. Maalesef, Türkiye’nin kazandığı tek Euroleague kupası, ki Türkiye’nin takım sporlarında kazandığı en önemli kupadır, hala 2017 senesinde Fenerbahçe’nin kazandığı kupaydı. Kupa, müzemizde basketbol tarihinde kazanılan ilk ve tek kupa olarak yer alıyordu.

Seneye biz yine çok umutluyuz. İnşallah sakatlıksız ve hatalarımızdan arınmış bir şekilde bu defa başaracağız.

OLD SANTİ

Written by kesinofsayt

02 Haziran 2019 at 20:25

Euroleague, Genel, Old Santi kategorisinde yayınlandı

OLD SANTİ: ÇOK BÜYÜK TAKIMIZ, ÇOK

leave a comment »

oldsantiFenerbahçe Beko normal sezonu lider bitirdikten sonra neredeyse eşleşmek istediği rakibi seçmiş, ligin sekizincisine karşı ev sahibi avantajını kapmıştı. Üstüne üstlük takımımızın Zalgiris Kaunas serisi spektekular bir galibiyet ile başlayınca Sarı Kanaryalar için işlerin çok kolay olacağını düşünmüştük. Ancak, play off serisi oynuyorduk, maçlar oynanmadan önce hiç bir zaman bir galibiyet için çantada keklik diyemezdiniz. Evimizdeki ikinci maçta hem yorgunluk, hem de ilk maç sonrası rakibi küçümsemenin de etkisiyle beklemediğimiz bir şekilde kaybettik. Son saniyelerdeki çabamıza rağmen Ulanovas ve Walters’in skorer oyunun da etkisiyle maçı kaybederek ev sahibi avantajımızı yitirince moralimiz bozuldu. Zalgirio Arena’da basketbol aşığı onbeşbin Litvanyalının yaratacağı atmosferi biliyorduk. Lauvergne’in oynamaması, Vesely’nin formsuzluğu bizi pota altında zayıf kılacaktı. Ancak, Salı günü Litvanya’da oynanan ilk karşılaşmada özellikle Guduric ve Datome’nin ekstra performansı sayesinde kötü başlamamıza rağmen stresli maçı kazanmayı bildik. Galibiyete rağmen endişeliydik, zira Vesely oyunuyla hiç iyi sinyaller vermemiş, Melli oyuna girememiş, ayrıca takımımızın joker oyuncusu Kalinic’i gereksiz bir pozisyonda sol omuzundaki sakatlık nedeniyle kaybetmiştik. Takım her şeyini vermiş, iyice yıpranmıştı.

Şimdi Litvanya’da bir maçımız daha vardı. Sakatlıklar belimizi bükmüş, Green istediğimiz seviyeye gelememişti. Litvanyalılar karşısında tek avantajımız seride önde olmamız nedeniyle psikolojik olarak güçlü olmamızdı. Kaybedersek İstanbul’da bir maçımız daha olacaktı. Ama maç saatinde oynayıp oynamayacağı belli olacak denilen Kalina’yı kolunda askıyla görünce moralimiz biraz bozuldu. Kaunas’lılar organizasyon olarak da maça sanki bir Final Four organizasyonu gibi hazırlanmışlardı. Etkileyici bir marşın ardından karşımıza ful konsantre olarak çıktılar.

Maç öncesi Obradovic Usta bazı farklı oyunlarımız olacak demişti. Öyle de oldu. Bobby muhteşem başlayınca dengelerini bozduk. Vesely de formda günlerine nazire yaparcasına başladı. Üçlük yüzdemiz, içeriye drive’larımız ile rakibi yıldırdık ve rekor sayı bularak ilk çeyreği bitirmeyi başardık. 16-30. Biz attıkça rakibimiz de istediği organizasyonları yapacak fırsatı bulamadı. Melih, Datome ve Guduric’in basketleri rakibin ritmini iyice bozdu. Rakip ikinci yarı farkı biraz kapatır gibi oldu, tek sıkıntımız özellikle uzunlarımızın aldığı faullerdi. Ahmet maça bozuk başladı ama Obra’nın ısrarı ile oyunda kalarak maç ilerledikçe o da kendini de bulmaya başladı. Onun katkısı çok önemli.

Dördüncü çeyrekte uzunlarımız dörder faulü buldu. İşler oldukça sıkıntılı bir döneme girdi derken kenardan gelen Green, attığı dörtte dört ikilik ve bir üçlükle kendisinin bir yıldız olduğunu hatırlattı. İçeriye girerek bulduğu sayılar bizi çok rahatlattı. Maçı kazandıysak Green’in bu geceki katkısı yadsınamaz. Maçın kazanılmasında görünmez bir başka kahraman daha vardı. O da Sinan’dı elbette. Sayı atamasa da yaptığı savunma, yaptığı blok ve hep doğru yerde bulunarak takımı rahatlatması ile galibiyette önemli rol oynadı.

Kaptan, Ali Muhammed, Ahmet ve Sinan. Alın size dört oyuncu ile Türk oyuncu katkısı. Artık kimse bu konuda Fenerbahçe Beko’yu eleştirmez herhalde. Türk takımları içinde yerli oyunculardan en çok katkıyı alan takımız.

Bu atmosferde bu önemli takım karşısında deplasmanda iki maçı da kazanarak art arda beşinci kez Final Four yapan takımımız tarihe geçti. Bu kadar sıkıntı ve eksiğe rağmen gerçekten büyük iş. Herkese, başta efsanevi koçumuz Obradovic olmak üzere herkese helal olsun. Obra’nın yirmidört sezonda onsekizinci Final Four’u.

Bu zor günlerde Fenerbahçe taraftarına ilaç gibi gelen bu galibiyetin ardından Darüşşafaka maçında deplasmanda bile salon ful olmalı ve takıma teşekkür edilmeli. Onlar her şeyi hak ediyor.

Şimdi şampiyonluğa sadece iki maç kaldı. Neredeyse bir ay kadar süre boyunca yaralarını saracak ve stratejisini belirleyecek Fenerbahçe Beko eminim ki şampiyon olarak hepimizi mutluluktan uçuracak. San Sebastian yolcusu kalmasın.

OLD SANTİ

Written by kesinofsayt

26 Nisan 2019 at 08:19

OLD SANTİ: EUROLEAGUE PLAY OFF’LARINDA İKİNCİ HAFTA BAŞLARKEN

leave a comment »

oldsantiEuroleague’de ev sahibi avantajı elde eden takımlardan sadece Real Madrid bu avantajını değerlendirerek ikinci haftaya 2-0 önde gitmeyi başarabildi. Onu da OAKA deplasmanında oldukça sert bir atmosfer bekliyor. Temsilcilerimiz Fenerbahçe Beko ve Anadolu Efes ise ilk maçlarını kazanırken, evlerinde oynadıkları ikinci maçlarda duvara tosladılar. Anadolu Efes’in yenilgisi otoritelerce beklentiler dahilindeyken, normal sezonu yirmibeş galibiyet ile tamamlayan Fenerbahçe Beko’nun mağlubiyeti ise sürpriz oldu.

Aslında Sarı Lacivertlilerin Zalgiris Kaunas karşısında farklı kazandıkları ilk maç bende bazı şüpheler uyandırmıştı. Neredeyse genlerine bile çok iyi şut atmak işlenmiş bir millet olan Litvanyalılar ilk karşılaşmada hemen hemen hiç şut kullanmamıştı. Hatta maçı izlerken “Jasicevicius nasıl böyle oynatıyor bu takımı? Olympiakos olsa neyse ama çalıştırdığı takım başka, Zalgiris şut takımı” diye düşünmüştük. Bunu da ikinci maçta gördük. İlk maç boş şut pozisyonlarında dahi tereddüt eden Zalgirisliler ikinci maçta el üstü bile dinlemeden fişek gibi üçlükleri yazdılar. İlk maçta kilitlediğimiz Brian Davies de bu maç neden normal sezonun index ratingi en yüksek üç oyuncusundan biri olduğunu gösterdi. Keşke bizim de böyle bir beş numaramız olsaydı dedirtti bizlere.

Temsilcimiz ise ne yaptı? İnanılmaz top kayıpları, yanlış verilen kararlar, boş şutlar, pota altından en basit pozisyonları bile değerlendirememeler. Belli ki Fenerbahçeli oyuncular ikinci maça iyi konsantre olmamış, rakibin tuzağına düşmüş. Üstüne üstlük Vesely’nin hala hazır olmaması, Ahmet’in yeterli seviyeye çıkamaması ve Lauvergne’nin hala iyileşmemesi ribauntlarda da Sarı Lacivertlilerin elini zayıflattı. Rakip ortaya düşen topları topladı, hücum ribauntlarında devleşti. Kalina bile geldiğinden beri en kötü maçını oynadı diyebiliriz.

İlk maçta Pau Ribas ve Seraphine’in oynamaması ve seyirci desteği ile zafer kazanan diğer temsilcimiz Efes ise ikinci maçta biraz yorgunluk, biraz da panik sebebiyle başarılı olamadı. Genellikle doksanlı skorlarla maç kazanan Mavi Beyazlılar Pesic’in defansif oyunu karşısında bocaladılar. Şut takımlarının iki maç haftalarında yaşadıkları sıkıntıyı yaşadılar ve her zaman giren atışlar girmedi.

Baskonia ise normal sezonun son maçı CSKA karşısında gösterdikleri direncin tesadüf olmadığını gösterdi. Seriyi San Sebastian’a taşıyan İspanyollar ateşli taraftarıyla işi burada bitirirlerse hiç şaşırmam.

Temsilcilerimize gelince Fenerbahçe Beko’nun ikinci maçta alınan mağlubiyetten gerekli dersleri çıkardığını, Obradovic’in oyuncuların ayaklarını yere basmalarını sağlayacağını düşünüyorum. Zalgiris taraftarı baskın olmasına karşın OAKA’dan bile çıkmayı başarmış Sarı Lacivertliler daha güçlü oldukları rakiplerini zor da olsa geçecektir. Ancak, Salı günkü karşılaşma çok önemli. Bir kaza olursa Perşembe günü panik, hekam kararları gibi faktörler takımı bozabilir.

Anadolu Efes’un Barcelona karşısında işi ise çok zor. İlk maçta oynamayan oyuncular dışında takımın en önemli yıldızlarından Adam Hanga’ya da az süren veren Pesic, ikinci maçta elde edilen zaferi Hanga ve Ribas’ın ekstra performansları sayesinde elde etti. İspanya’da oynanan normal sezon karşılaşmasını 15 sayı farkıyla kaybeden temsilcimizin hedefi en az bir maçı kazanarak seriyi İstanbul’a taşımak olmalı. Motum’un oynayacak duruma gelmesi çok önemli.

Written by kesinofsayt

23 Nisan 2019 at 16:17

Genel, Old Santi kategorisinde yayınlandı

OLD SANTİ: İSPANYA YOLUNDA SON İKİ ENGEL: ZALGİRİS VE BARCELONA

leave a comment »

oldsantiFenerbahçe Beko ve Anadolu Efes normal sezon maçları sonunda ev sahibi avantajını kaptıktan sonra, İspanya’ya gidebilmek için önlerindeki son engel olan play off serisine bu hafta başlıyorlar. Ligi lider bitiren Sarı Kanaryalar ilk maçını Salı günü Zalgiris ile oynarken, dördüncülük koltuğunu kapan Efes ise Çarşamba günü Barcelona ile kapışacak.

Zalgiris Kaunas deyince basketbolseverlerin aklına elbette kırk yaşındayken basketbolu bu takımda bırakan Avrupa basketbolunun bir numarası Arvydas Sabonis geliyor. Amerikalılar tarafından Avrupalı Larry Bird olarak nitelendirilen efsanevi basketbolcu, oyun mentalitesiyle Avrupa basketbolunun gelişmesine büyük katkıda bulunmuştu. Litvanya takımının Avrupa’daki başarılarının mimarı ise yolu Türkiye’den de geçen Saulius Stombergas. Yıldız oyun kurucu Zalgiris’in 1998 yılında Eurocup ve hemen ertesi senede Euroleague şampiyonu olmasında başrolü oynamıştı. Bu şampiyonluk Litvanya ekibinin kazandığı tek Euroleague şampiyonluğu olmuştu.

Takımın şu anki koçu ve Litvanya basketbolunun en büyük yıldızlarından Sarunas Savicevicius da basketbol hayatı boyunca farklı takımlarda oynadıktan sonra basketbolu Zalgiris’te bırakmıştı. Obradovic ile çok yakın ve farklı bir ilişkisi olan eski Fenerbahçeli koç takımına Fenerbahçe gibi komple basketbol oynatmaya çalışıyor. Sezon başında Micic, Pangos gibi önemli oyuncularını kaybeden Litvanya ekibi için bu sene inişli çıkışlı bir sezonun ardından play off oynamak bile başarı sayılabilir. Ancak,bundan sonrası zor gözüküyor. Zira, sekizinci olunca lig lideri Fenerbahçe ile eşleşmek durumunda kaldılar.

Fenerbahçe, Zalgiris karşısında ağır favori olmasına karşın Lauvergne’in ilk iki maçta oynayamayacak olması dolayısıyla sıkıntı çekeceğe benziyor. Ligi lider bitirmesine rağmen, özellikle hücum ribauntlarında ligin en kötü istatistiklerine sahip Sarı Lacivertliler de Vesely’nin erken faul problemine girmemesi çok önemli. Play off yapamayan Mike James ve Nikola Milutinov’un ardından Euroleague’de en yüksek Index Rating’e sahip olan Brandon Davis’i durdurmak serinin kazanılmasında anahtar faktör olacak. Zalgiris ne kadar komple basketbol oynamaya çalışsa da Brandon Davies Litvanyalılar için elzem bir oyuncu. Davies, geçtiğimiz ay deplasmanda Real Madrid karşısında kazanılan karşılaşmada da, rakibin pivotu Tavares ile adeta bir düelloya girmiş ve 27 sayı atarak takımının play off yapmasına büyük katkıda bulunmuştu. Fenerbahçe Beko-Zalgiris eşleşmesinin ardından Fenerbahçe’nin 3-0 ya da en kötü 3-1 gibi bir skorla Final four’a ulaşacağını düşünüyorum.

Anadolu Efes-Barcelona eşleşmesi ise oldukça çekişmeli maçlara sahne olacak gibi görünüyor. Her iki ekip de birbirlerine karşı kendi evinde oynadıkları maçları farklı kazanmışlardı. Bu nedenle temsilcimizin saha avantajını kaybetmemesi için çok dikkatli olması gerekiyor. İçeride kaza ile kaybedilecek bir maçın ardından yitirilen avantajı deplasmanda telafi etmek mümkün olmayabilir. Pesic’in defansif oyunu karşısında, maçlarını yüksek skorlar yaparak kazanmaya alışmış olan Anadolu Efes’in yıldızları oldukça yıpranacak. Euroleague’de A sınıfı lisans sahibi olan takımlar içinde şampiyonluğu bulunmayan tek takım olan Efes, rotasyonu geniş tutarak bench katkısı alabilmeli. Turun 3-2 gibi bir skor ile temsilcimiz lehine olmasını umuyorum.

Old Santi

Written by kesinofsayt

16 Nisan 2019 at 07:48