FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Archive for the ‘MHK’ Category

ADALETİNİZE TÜKÜREYİM

leave a comment »

On yılı aşkın süredir adım adım ele geçiriliyor her yer, her kurum, hatta bireyler…

Direnen, teslim olmayan ezilmeye çalışılıyor. Kimisi pes ediyor. Pes etmeyenlerin, davasına güvenenlerin kararlılığı ve öfkesi ise törpüleniyor.

Ülkede adaleti sağlayacak kurumların tümünde adaleti hiçe sayanların üstünlüğü var. Ama “iktidar hayatı hedef aldığında, hayat iktidara direniş oluyor.” Hayatına sahip çıkanlar teslim olmuyor, zira Hotsumi Ozaki’nin kızına tavsiyesindeki gibi “acıya hiçbir zaman boyun eğmemek gerekir. Hayatta en kötü şey teslim olmaktır.”

Teslim olmayanların ödediği bedellerin, adaleti sağlamakla yükümlü kurumların kimler tarafından işgal edildiğinin mükemmel bir özeti papazincayiri.blogspot.com da aethewulf tarafından yapılmış. Uzun, detaylı bir yazı, ama üşenmeyin, okuyun, okutun ve dönüp bir daha okuyun…

Bir ilave yapacağım o yazıya; Serhat Ulueren RTÜK’ün kurduğu, spor programlarında etik kuralları belirleyecek alt komisyon üyesi oldu. Adalet beklediğimiz kurumların mikro bir göstergesi sizlere… İftiradan ertelenmiş cezası bulunan, onlarca yalan haberi ortaya çıkmış bir adam etik kuralları belirleyecek…

İşte “yeni” Türkiye’nin adaletin sisteminden bir kesit…

Trabzonlu Yusuf Reha Alp de onca yazısına rağmen PFDK üyesi değil miydi? Şimdiki üyeler çok mu farklı?

Sistem içinde kalarak sistemle savaşılmaz. Sistemi yıkmak, yenisini ve adetlisini kurmak için savaşırsanız umut vardır.

Carlyle’ın dediği gibi “düzen kölelik ve zulüm anlamına geldiğinde, düzensizlik adalet ve özgürlüğün başlangıcıdır”…

NOT: Alıntılar Jacques Verges’in Savunma Saldırıyor kitabındandır. Tavsiye ederim.

Reklamlar

Written by kesinofsayt

21 Aralık 2012 at 14:32

AKP, MHK, PFDK, Siyaset, TFF, Yusuf Reha Alp kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , ,

TFF VE MHK İLE KAVGA YENİ DEĞİL

leave a comment »

Biz geçen yıla kadar teşkilat ve onun kolları ceza heyeti ve hakem komitesiyle anlaşamıyorduk. Bize bu tutumumuzun spor kademelerinin itibarını sarstığı söylendi. Bunun üzerine, ülkede disiplinin yaşaması için onlara yardımcı olduk. Hakemler futbolcularımıza bir ceza verince biz iki katını verdik. Ama sonunda biz zararlı çıktık. Bugün üzülerek söyleriz ki, başta hakemler olarak, spor teşkilatı Fenerbahçe Kulübü’nü yıldırmak için elele vermişlerdir. Biz korunmak değil, adalet istiyoruz. Fenerbahçe Kulübü’nün futbolcusu, ihtar bile almadığı bir maçta, bir favül yapınca tedbirli olarak ceza heyetine verilirken, bir başka kulübün oyuncusu işlediği çok daha ağır bir suçtan sonra, sahalara elini kolunu sallayarak çıkmaktadır. Divan Kurulu’muz yetki tanırsa, durumu halkoyuna açıklayacağız ve sonuna kadar mücadele edeceğiz.

Bu yukarıdaki satırlar günümüzden değil, Fenerbahçe’nin 1965 yılındaki bir bildirisinden alınmıştır (Fenerbahçe Spor Kulübü Tarihi, Dr. Rüştü Dağlaroğlu, s.61).

Benzeri bildiriler, “teşkilat” tarafından Fenerbahçe’ye verilen inanılmaz cezalar Türk Futbol Tarihi’nde sıkça yer alır. Yoksa siz olup bitenlerin yeni mi olduğunu düşünüyordunuz?

Written by kesinofsayt

20 Mart 2012 at 17:32

Fenerbahçe, MHK, TFF kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , ,

HALUK ULUSOY DOSYASI – 13

leave a comment »

7 Nisan 2006’da Nihat Özdemir, Galatasaray’ın Diyarbakırspor ile oynayacağı maçı İzmir’e alan Futbol Federasyonu’na ateş püskürür. Federasyonun aynı olaylarda birbiriyle çelişen kararlar aldığını vurgulayan Özdemir, şunları söyler:

“Fenerbahçe camiası olarak son günlerde yaşanan bazı olaylardan çok rahatsızız. Önümüzdeki hafta Vestel Manisaspor ile oynayacağız. Hem biz, hem onlar, maçı İzmir’de oynamak istiyoruz. Ancak Futbol Federasyonu yönetimi nedense kabul etmeyip, karşılaşmanın Manisa’da oynanacağını açıkladı. Aynı federasyon, 2 maç saha kapama cezası alan Diyarbakırspor’un Galatasaray ile oynayacağı karşılaşmayı İzmir’e aldı.

Üstelik Diyarbakırspor Kulübü, Gaziantep, Adana veya Elazığ’da oynamak istediğini bildirmesine rağmen… Vestel Manisa-Fenerbahçe maçını, iki takım da istemesine rağmen İzmir’de oynatmayan federasyonun, Diyarbakır-Galatasaray maçını neden o kente aldığını çok merak ediyoruz. Diyarbakır’ın sahası 2 maç kapatılmıştı. Acaba Galatasaray karşılaşması İzmir’e alındı diye mi, ceza 1’e düşürüldü?”

Yanıt gelmez elbette…

Deniz Barış davası hala sonuçlanmıştır. 8 Nisan 2006’da Futbol Federasyonu Başkanvekili Affan Keçeci, Fenerbahçeli Deniz Barış’ın lisansının, G.Birliği’nin itirazı üzerine askıya alındığını söyler.

Kararın kendisi kadar Cuma günü mesai saati bitiminde bildirilmesi de Fenerbahçe’de tepki yaratır. Yöneticiler “Önümüz hafta sonu olduğu için bu karara itiraz edemeyeceğiz. Dolayısıyla Deniz Barış’ı pazar günkü Sivasspor maçında oynatma şansımız yok. Federasyon bu konuda bize Tahkim Kurulu’na gidecek zaman bile bırakmadı” derler.

Haluk Ulusoy’un çok tartışılan bir diğer icraati ise, taraftarı olduğu Galatasaray Kulübü’nü maddi açıdan rahatlatmak için özel bir düzenleme yapması olur. Ulusoy, sarı kırmızılı yöneticilerin isteği üzerine, mayıs ayında ödenmesi gereken naklen yayın parasını bir ay önceden öder. Fenerbahçe yönetimi bu konudaki tepkisini, “Bizim paraya ihtiyacımız yok. Ama madem Galatasaray’a veriyorsunuz. O zaman biz de para isteriz. Galatasaray’ın ne ayrıcalığı var?” şeklinde gösterirler. Haluk Ulusoy ise konuyla ilgili soruya, “İhtiyacı olan kulüplere bu tür yardımlarda bulunuyoruz. Galatasaray’ın herhangi bir ayrıcalığı yok. Olayı büyütüyorlar” cevabını verir.

Ulusoy, maçların İzmir’e alınması ve alınmaması polemiğine 8 Nisan 2006’da yanıt verir:

“Bazı kulüp yöneticileri bize hiçbir şey sormadan direkt medyaya konuşuyor. Diyarbakırspor yönetimi, Malatya ve Gaziantep’in takımlarının da düşme potasında olması yüzünden Galatasaray maçının bu şehirlerde oynanmasını istemedi. Adana ve Elazığ’ı biz istemedik, çünkü statları elverişli değildi. Geriye alternatif olarak Ankara ve İzmir kaldı. Biz bütün kulüplere eşit mesafedeyiz. Diyarbakır Valiliği, Diyarbakırspor-Fenerbahçe maçının iptalini istedi. Eğer iptal etseydik, o maç başka bir tarihte seyircili oynanacaktı. Bizim Fenerbahçe’ye karşı bir tavrımız olamaz.”

Fenerbahçe Kulübü ise aynı tarihte Deniz Barış’ın lisansının askıya alınması hakkında resmi internet sitesinde bir açıklama yapar:

“Anayasal suç işleyen Futbol Federasyonu’na karşı kulübümüz ve futbolcumuz doğmuş, doğacak tüm yasal haklarını son dereceye kadar kullanacaktır. Anayasal suç niteliği bir yana bırakılırsa cuma günü saat 18.00 (Hafta sonu tatilinin başladığı saatlerde) kulübümüze tebliğ olunan bu kararın bir uyuşmazlığın çözümünü sağlamaktan ziyade, ortaya çıkan durumdan istifade edilerek her halükarda futbolcumuzu kulübümüzün pazar günkü müsabakasında oynatmamaya yönelik olarak ve özellikle bu saatte verilmiş olduğu aşikardır. Görevdeki federasyon kulübümüz ile ilgili önüne gelen her konuyu kulübümüz aleyhine kullanılabilecek bir fırsat olarak değerlendirmektedir.”

Ulusoy ertesi gün Deniz Barış ile ilgili kararın açıklanma saatinin yanlış olduğunu Fenerbahçeli yöneticilere bizzat ifade eder.

10 Nisan 2006 tarihinde Memorial 11 Altın Adam Yarışması’na konuk olarak katılan Kapulluoğlu, gazetecilerin sorularını yanıtlar.

Yabancı sayısının aynı kalmasıyla ilgili bir soru üzerine Kemal Kapulluoğlu, ligdeki 18 kulüpten 3’nün bu konuda kendilerine hiç cevap vermediğini belirterek, “15 kulüpten 9’u yabancı sayısının artırılmasını istedi. Hiçbirinin de gerekçesi birbiriyle uyumlu değildi. Diğer kulüpler ise mevcut sistemin devamı veya azaltılmasını önerdiler” der.

“Kulüplerin yarıştığı platformla milli takımımızın değerleri her zaman üst üste gelmiyor” diyen Kapulluoğlu, “Futbol Federasyonu’nun sadece milli takımın yarışmacı olarak ayakta tutulması değil, Türkiye’de futbola yapılacak yatırımın Türk gençlerine yapılmasını temin etmek gibi bir yükümlülüğü olduğunu düşünüyoruz. Yabancı sayısını çok büyük serbestlik tanımayan ülkelerin milli takımları daha başarılı oluyor. Bu sene Bükreş’in iki takımı 1’er tane yabancıyla bugün Avrupa kupalarında karşılıklı oynuyor. Bu bir denge meselesidir” diye konuşur.

Kapulluoğlu, Deniz Barış’ın lisansının askıya alınmasıyla ilgili bir soru üzerine ise “Cuma günü akşam geç bir saatte parasal borcun ödenmesi için gönderilen işlemin kişisel olarak o saatte yapılmasını doğru bulmuyorum. Benim görüşüm bu karar alınacaktı ise bile pazartesi günü sabah yürürlüğe girecek diye tebliğ edilmesi doğru olurdu” şeklinde konuşur.

Görüldüğü gibi herkes kararın açıklanma saatini yanlış buluyor, ama her nedense birileri kararı o saate açıklamakta mahzur görmüyor ve bu davranışı nedeniyle açıkça kınanmıyordu bile. Ne de olsa Ulusoy federasyonu iş başındaydı.

Fenerbahçe ile Ulusoy arasında yıllardır var olan gerilim giderek artmaktadır. Ulusoy 12 Nisan 2006’da sert açıklamalar yapar:

“Hiç kimse Futbol Federasyonu’na savaş açamaz. Bu Aziz Yıldırım da olsa. Kimsenin halkı kışkırtmaya, huzuru bozmaya, kaos ve kargaşa yaratmaya hakkı yok. Aziz Yıldırım’ı sağduyuya davet ediyorum.

Galatasaray Kulübü’ne yardım için verdiğimiz hiçbir para yok. Bahsedilen para daha önce Galatasaray’ın hak ettiği bir paradır. Biz bunu verdik. Şimdi de hak eden kulübümüz varsa, o kulübümüze hak ettiği parayı vermekten mutluluk duyarız. Çünkü, kulüplerimiz bizim her şeyimiz.

Futbol Federasyonu’nun bütçesini ve harcamalarını görmek isteyen herkes federasyonun internet sitesine girerek görebilecek. Çünkü harcamalarımızın ve bütçemizin denetlenmesi için yabancı bir kuruluşla anlaştık. Her üç ayda bir yapılacak denetimler Futbol Federasyonu internet sitesinde yayınlanacak.

Benim için ‘bir takımın formasını giymiş’ diyenler halt ediyor. Benim üstümde bir tek forma var. O da kırmızı beyaz, ay yıldızlı Milli Takım forması. Bunu yürekten söylüyorum. Aksini söyleyenler ortalığı karıştırmak isteyenlerdir.

Televizyon programlarında hakemler çok yıpratılıyorlar. Bu konuda önümüzdeki günlerde Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı ile bir görüşme yapacağım. Hakem programlarının kaldırılması veya daha insaflı bir hale getirilmesi için destek isteyeceğim. Hakemlerimiz, televizyonlardaki yorumcularımız gibi öyle ileri, geri al, durdur yaparak karar vermiyorlar. Onlar saniyenin binde biri kadar bir zamanda vicdanlarıyla karar veriyorlar. Elbette ki, hata da yapıyorlar, ancak onların üstüne daha fazla gidilirse büyük yara alacaklar ve zamanla Türk futbolu batacak. Futbol batarsa televizyoncusu, yorumcusu, köşe yazarı ve en sonunda bizler batarız. El birliği ile futbolu batırmayalım, kurtaralım.”

13 Nisan 2006’da MHK kavgası yaşanır. Vestel Manisaspor – Samsunspor maçında kötü bir yönetim gösteren İsmet Arzuman’ın, Merkez Hakem Kurulu (MHK) tarafından uzun süredir dinlendirilmesi üzerine ilginç bir tartışma başlar. Merkez Hakem Kurulu eski asbaşkanı Oğuz Sarvan MHK Başkanı Mustafa Çulcu’yu ağır şekilde eleştirir.

Yıllar önce kötü maç yöneten Çulcu’ya, hakem derneği olarak sahip çıktıklarını ifade eden Sarvan, halen dernek başkanı da olan Çulcu’nun, İsmet Arzuman’ı “yüzüstü bıraktığını” bildirir. Sarvan, dernek başkanlığı ve kurul başkanlığı görevinin bir arada yapılmasının etik açıdan sakıncalı olduğunu ve Arzuman olayında da bunun kanıtlandığını ifade eder.

Hakemlerin hakkını araması gereken dernek başkanının, aynı zamanda MHK Başkanı olması durumunda hakemlerin mağdur duruma düştüğünü vurgulayan Sarvan, bu yüzden İsmet Arzuman’ın 8 haftadır maç alamadığını ve bu gidişle alamayacağını söyler.

14 Nisan 2006 tarihinde Tahkim Kurulu, Deniz Barış’ın yaptığı itiraz başvurusunu reddederken, federasyonun lisansı askıya alma kararını ise oybirliğiyle onar.

15 Nisan 2006’da Ulusoy “Hakem hatalarında art niyet aramamak lazım. Bir hakemin art niyetli olduğuna inanırsam, o hakemin spor hayatını bitiririm. Benim olduğum herde yabancı hakem asla olmayacak” der.

17 Nisan 2006 tarihinde Erol Ersoy, Merkez Hakem Komitesi’ni ağır bir dille suçlar ve hakemliği bırakır. Ersoy, Türkiye – Çek Cumhuriyeti (A) Milli maçı öncesi, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un İzmir’de karşılanması organizasyonuna katılmadığı için Merkez Hakem Komitesi’nin(MHK) kendisine maç vermediğini belirterek, hakemliği bıraktığını açıklar.

23 yıldır yapmakta olduğu futbol hakemliği görevini 21 Ocak 2006 Türkiye Futbol Federasyonu seçimleri sonrasında bırakma kararı aldığını hatırlatan Ersoy, yaptığı yazılı açıklamada, “Yeni atanan MHK Başkanı ve bazı üyeleriyle yapılan görüşmede, deneyimli hakemlere ihtiyaçları olduğunu ve kesinlikle devam etmem gerektiğini ifade etmeleri, ayrıca Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un değiştiğini beyan etmesi, hakemliğe devam etme kararı almama neden olmuştu” der.

Erol Ersoy, Merkez Hakem Komitesi’nde (MHK) yapılmakta olan uygulamaların, daha önceki dönemde izlenen yöntemlerin devam ettiğini ve kişisel ilişkilerin belirleyici olduğunu iddia eder.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin tarafından Başbakanlık Teftiş Kurulu’na yaptırılan, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un görev yaptığı 2002-2004 yıllarının incelenmesiyle ilgili rapor, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na ulaşır. Savcı Ayhan Şan, başkan Haluk Ulusoy’u 18 Nisan 2006’da ifade vermek üzere savcılığa çağırır.

Ankara Cumhuriyet Savcısı Ayhan Şan, Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından yapılan inceleme sonrasında savcılığa gönderilen rapor doğrultusunda, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un, 1998-2000 yıllarıyla ilgili olarak görevlendirilmiş ve Savcı Şan, bu dönemle ilgili olarak dava açılmasını kararlaştırmıştır.

Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüşülen dava reddedilmiş ve Yargıtay tarafından da onanmıştır. Ulusoy’un, 1998-2000 yıllarını içeren incelemede de yine zimmet ve görevi kötüye kullanmak gibi suçlamalar yer almıştır.

25 Nisan 2006’da Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, Trabzonspor – Fenerbahçe maçının oynandığı hafta, yönetim kurulu toplantısını Trabzon’da yapma kararını Fenerbahçe camiasından yükselen tepkiler üzerine geri alır.

Trabzon’a gitmek üzere İstanbul Atatürk Havalimanı’nda buluşan yönetim kurulu üyeleri, gelen tepkiler üzerine Trabzon’da yapılacak toplantıyı iptal eder ve Ankara’da toplanma kararı alır.

26 Nisan 2006’da Vestel Manisa – Fenerbahçe maçı sonrası çıkan olaylar nedeni ile Fenerbahçe’ye 1 maç seyircisiz oynama cezası verilir.

Aynı tarihte PFDK, Fenerbahçe’ye 22 Nisan tarihli Fenerbahçe G.Saray maçının raporlarını gönderir. Raporda, sahaya 10 elma, armut, 26 pet su şişesi, 2 bira kutusu, 5 kalem pil, 4 ayran, 3 çakmak, 24 ses bombası, 1 pet kola şişesi, konfeti atıldığı, 3 küfür içerikli pankart açıldığı, 44 Bengal Ateşi’nin yakıldığı, 16 kez küfür edildiği, 4 kez de ‘Bir Baba Hindi’ tezüharatının yapıldığı yer alır.

3 Mayıs 2006 tarihinde İzmir’de oynanana Fenerbahçe – Beşiktaş Türkiye Kupası maçı da tartışma yaratır. Hakem Bülent Demirlek’in hataları maçı çığırından çıkarır.

Ertesi gün kulübün resmi internet sitesinde Fenerbahçe Yönetim Kurulu imzasıyla bir açıklama yayınlanır:

“Federasyon kurullarının Fenerbahçe’ye karşı taraflı tutumu, lig ve kupa finaline yaklaşan süreçte had safhaya ulaşmıştır. Disiplin Kurulu ve Tahkim Kurulu’nun taraflı kararlarının, rakip takımlarla saha içi mücademize doğrudan müdahale niteliğine bürünmüştür.

Kupa finali öncesi maçın hakeminin, atanması dahil, müsabakanın neticesine tesir edecek hatalar yapacağına dair ciddi duyumlar alınmış ve bu federasyonun en üst düzey yöneticilerine iletilmiştir. Buna rağmen müsabaka hakeminin oyuna tesir eden hatalarını, milyonlar televizyonları başında izledi. Hakem hatalarının bu denli ön plana çıktığı müsabaka sonucunda, kupanın kimlere armağan edildiğini ve götürüldüğünü kamuoyu şaşkınlıkla izlemektedir.

Herkesin gözü önünde, fütürsuzca yaşanan olaylar karşısında tüm kamuoyunu, futbol üzerindeki gözetim ve denetim yetkisi bulunan tüm görevlileri, yazılı ve görsel basınımızı, federasyonun kulübümüze karşı yanlı tutum ve davranışlarına karşı harekete geçmeye davet ediyoruz. Tarihimiz, alın teri ile kazanılmış şampiyonluklarla doludur. Rakiplerimiz ile yüzyıldır sürdürdüğümüz şerefli rekabetimiz bundan sonra da yüzyıllarca sürecektir.

Kulübümüzün alın terine ve emeğine saygı göstermeyen federasyonun tarafgir tutum ve davranışlarına artık bir son vermesini, emeğimizin karşılığını tarafgir eylem ve kararlarla yok etme gayretinde olanların, kulübümüzün şanlı tarihi ve ortak değerleri altında ezileceğini, her türlü engelleme çabasına rağmen 17. lig şampiyonluğu kupasını müzemize götüreceğimize inancımızın tam olduğunu önemle duyuruyoruz.”

Futbol Federasyonu Başkanvekili Affan Keçeci ise hiç bir kulübün, hakem değişikliği için federasyona başvuruda bulunmadığını kaydeder.

Savaş hızlanarak sürer.

18 Mayıs’ta Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), Fenerbahçe’ye, Fortis Türkiye Kupası final maçı sonrası kupa törenine katılmaması nedeniyle 250 bin YTL, maç sırasında yapılan çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle 5 bin YTL, çıkan saha olayları nedeniyle de 10 bin YTL olmak üzere toplam 265 bin YTL para cezası verir.

Hızını alamayan federasyon 21 Mayıs 2006’da, Beşiktaş ile oynanan kupa finali sonrası yayınlanan bildiri nedeniyle Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım ve yönetim kurulu üyelerini topluca Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na (PFDK) sevk eder…

Eğer ki bu doğru bir karar ise, Adnan Polat’ın Fenerbahçe maçının hakemi Cüneyt Çakır ile ilgili konuşmalarına ve Denizlispor Başkanı Ali İpek’in ‘bu lig şaibeli’ açıklamasına neden bir yaptırımda bulunulmadığı sorulmaz!

31 Mayıs 2006 tarihinden itibaren Futbol Federasyonu’nun, 2006-2007 sezonu ile ilgili olarak talimatlarda yaptığı değişiklikler yürürlüğe girer.

Buna göre, kulüplerle futbolcular arasında yapılan özel sözleşmeler kesinlikle tanınmayacaktır. Borcu bulunan kulübün tescili yapılmayacaktır. Süper Lig kulüplerinin gerçekleştirdikleri yabancı oyuncu transferinden alt yapı fonu için alınan paranın yüzde 50’si bir havuzda toplanacaktır.

Yapıldı mı? Kararı sizler verin…

6 Haziran 2006’da Süper Lig hakemlerinin İngilizce sınav sonuçlarının açıklanmasının ardından çok ilginç gelişmeler yaşanmaya başlanır.

3 yıl önce Süper Lig’e aday hakemler arasında listeye alınan ve İngilizce soruların tamamına doğru yanıt verdiği kabul edilen Hamza Mısır’ın, yeni yapılan yazılı sınavda 25 sorudan sadece 5’ine doğru yanıt vermesi, kafalarda soru işareti yaratır. Bülent Yavuz’un Merkez Hakem Kurulu başkanı olduğu dönemde, Süper Lig’e alınan ve Haluk Ulusoy’a yakınlığı ile bilinen Hamza Mısır’ın, 3 yıl gibi kısa bir sürede İngilizce’yi “tamamen unutmuş” olması, değişik yorumlara yol açar. Mısır’ın, 3 yıl önce “kağıt üzerinde” üstün performans göstermesi, bugün ise 20 soruya yanlış cevap vermesi, hakem camiasında çok manidar bulunur.

Bir hatırlatma yapalım; Hamza Mısır, Trabzon’da oynanan Türkiye – Gürcistan maçı esnasında tribünde Ulusoy pankartını açtıran kişidir.

24 Haziran 2006’da, Futbol federasyonunun Türkiye’ye verilen cezayla ilgili FIFA Tahkim Kuruluna yaptığı yeniden değerlendirme başvurusunu görüşen kurul, Türkiye’nin önceki kararla aldığı evinde oynayacağı 6 resmi maçın tarafsız sahada ve kapalı kapılar arkasında oynaması cezasını fazla bularak cezayı 3 maça indirir. Ancak, Türkiye’nin tarafsız sahada yapacağı bu üç maçta veya milli takımın yapacağı resmi olmayan maçlarda da olay meydana gelmesi durumunda eski cezanın aynen geçerli olacağı kaydedilir. Takhim kurulu ayrıca milli futbolcu Emre Belözoğlu ve İsviçreli Benjamin Huggel’in 6 maçlık cezasını da 4 maça çeker.

26 Haziran 2006’da yapılan Futbol Federasyonu Olağan Mali Genel Kurulu’nda konuşan Ulusoy, Türk futbolunda tartışmaların arttığı bir dönemde göreve geldiklerini belirterek, “Ana amacımız Türk futbolunun bilinen sorunlarını çözmek, yeni projeleri hayata geçirmek ve uluslararası arenada dibe vuran itibarını yukarı çıkarmak” der.

Ulusoy şunları söyler:

“FIFA, İsviçre maçında çıkan olaylar nedeniyle Türkiye’yi cezalandırmak istiyordu. Büyük bir hukuk ve diplomasi savaşı verdik. Bu süreçte onursal başkanımız Şenes Erzik’in katkılarını takdirle anıyorum. Bu takım oyununun sonunda hepimizi mutlu eden bir karar çıktı. Ben ve çalışma arkadaşlarım bütün bilgi ve birikimlerimizi ortaya koyup elimizden gelen bütün katkıyı sağladık. Haftalarca süren bu konu, mesaimizin büyük bir bölümünü aldı. Ama genel sorumluluklarımızı da aksatmadık.

Biz federasyon olarak bütün kulüplere eşit mesafedeyiz. Göreve geldiğimizde liglerin ikinci yarısı ve Fortis Türkiye Kupası devam ediyordu. Tarihin en çekişmeli, en mücadeleci ve en heyecan verici ligini yaşadık. Tartışmalar en aza indi. Fortis Türkiye Kupası son derece düzeyli geçti. Futbolu huzur ve güven ortamıyla buluşturmak bizim için çok önemliydi. Şeffaf bir yapıya ulaşmak, kamuoyunun denetimine açık olmak öncelikli hedefimizdi. Uluslararası denetçi bir firmayla anlaştık. Bu firmanın 3 aylık değerlendirme raporunu da geçen hafta açıkladık.

İnsanüstü bir mücadele verdim. (İhanet etmedim) cümlemin altında birşey aramaya gerek yok. Dünya nimetlerinden feragat ederek çalıştım. En iyi şekilde hizmet ettiğime inanıyorum.

Genel kurulda yanlış anlaşıldım. Ben (futbol olarak dibe vurduk) demedim. (İmaj açısından Türk futbolu dibe vurdu) dedim.

Türkiye dünyaya bunca yıldır fair-play örnekleri vermiştir. Türk ve Koreli futbolcuların el ele tutuşarak halkı selamlayan hareketleri posterlere konu olmuştur. Bütün dünyaya örnek olan Türkiye imajı, İsviçre maçıyla birlikte yerlere vurdu. Bunu bizler de söylüyoruz, herkes de kabul ediyor.

İsviçre maçı sonrasında alınan cezayı düşürmek için 5 ay mücadele verdik. Turnuvadan atılmamız gündemdeydi. Biz onu engelledik ve 6 maça kadar indirdik. Sonra bu da bize yetmedi ve üstüne gittik. Her türlü çabayı sarf ederek cezamızı 3 maça kadar indirdik. Bu FIFA tarihinde bir ilktir.

FIFA Başkanı Blatter ile baba-oğul gibi ilişkimiz var. Bunu FIFA’daki herkes biliyor. Beni 18-19 ay sonra göreve getiren genel kurulumuz da demek ki bunu bilerek göreve getirdi.

Şiddet ve küfür futbolun değerlerini yok eden iki tehlikedir. Türkiye’de futbol sahalarında ya futbol oynanacak ya da küfür edilecek. Kararını biz vereceğiz. Küfrü futbol sahalarından kovacağız. Bu konuda herkese görev düşüyor.

Futbol ekonomisini geliştirmek zorundayız. Gerek federasyon olarak gerekse kulüplerimiz olarak kurumsallaşacağız. Çağdaş futbol organizasyonunun uluslararası arenada kalıcı başarılarıyla örnek bir parçası olacağız. Kulüp lisans sistemine uygun bir yapıya ulaşacağız. Gelirlerimizin arttığı, ekonomimizin güçlendiği ama şeffaf bir mali yapıyla her an hesap verebilecek bir konumda olmayı sağlayacağız. Tüm bunları federasyonumuz ve kulüplerimizle birlikte eşzamanlı olarak yapacağız.

5 aylık bütçemizi onaylamanız bize duyulan güveni göstermiş oldu. Beni göreve tekrar siz getirdiniz. Bana verdiğiniz emanete asla ihanet etmedim. Bu emanete namusum gibi, hayatımın bir parçası gibi gördüm. Ülke futbolu için yola çıktım. Ülkemin bayrağını dünyanın en yüksek noktasına nasıl çıkartabiliriz diye çalıştım. 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası’na katılıp final oynayan ve kupayı alan bir ülke olmak için mücadele edeceğiz.”

Mali Genel Kurul’da 1 Haziran 2005 ile 31 Haziran 2006 dönemine ilişkin hesaplar ve faaliyetler ibra edilir. 223 delegeden 161’inin katılımıyla başlayan genel kurulda, federasyon başkanı Haluk Ulusoy’un açılış konuşmasından sonra denetleme kurulu başkanı Engin Berker, son 1 yıllık döneme ilişkin denetleme kurulu raporunu okur.

1 Haziran 2005 ile 18 Ocak 2006 döneminde görev yapan federasyon başkanı Levent Bıçakcı ve yönetimi ile 19 Ocak 2006 tarihinden 31 Mayıs 2006‘ya kadar başkanlıkta bulunan Haluk Ulusoy ve ekibinin hesapları ve faaliyetleri ayrı ayrı oylanarak genel kurul tarafından ibra edilir.

Futbol Federasyonu Olağan Mali Genel Kurulunda onaylanan gelir gider rakamları ise şöyle açıklanır:

Gelirler:

Eğitim gelirleri (1.128.878)
Milli takım gelirleri (11.568.877)
Profesyonel futbol gelirleri (54.398.846)
Amatör futbol gelirleri (6.732.429)
UEFA gelirleri (6.774.825)
Sponsorluk gelirleri (11.148.461)
Cari gelirler (7.802.923)
Şampiyonlar Ligi final maçı gelirleri (4.084.321)

Giderler:

Eğitim giderleri (1.791.884)
Milli takımlar giderleri (23.113.887)
Profesyonel futbol giderleri (16.198.166)
MHK giderleri (2.042.307)
Amatör futbol giderleri (9.913.493)
UEFA ve FIFA giderleri (2.198.863)
Fon giderleri (15.095)
Sponsorluk giderleri (185.872)
AR-GE ve proje giderleri (359.861)
Cari giderler (15.771.892)
Şampiyonlar Ligi giderleri (1.218.709)
Kanunla öngörülen giderler (6.529.081)
Yatırımlar (686.732)

Bu arada 1 Haziran 2005-31 Mayıs 2006 dönemi için hedeflenen toplam gelirin 81.947.513 YTL olmasına karşın, gerçekleşen gelir toplamının 103.639.560 YTL’yi bulduğu, buna karşılık genel kuruldan yetki alınan gider rakamının 81.947.513 YTL olmasına karşın, gerçekleşen toplam giderin 79.925.843 YTL’de kaldığı bildirilir.

Aziz Yıldırım’ın, “Ligin son 6 haftası incelensin” talebine 27 Haziran 2006’da yanıt veren Haluk Ulusoy, “Sadece 6 haftayı değil, tüm ligi de inceleriz. Yeter ki, bize resmi bir başvuru yapılsın” der.

Şike Tahkik Kurulu’nu Malatyaspor’un başvurusu üzerine kurduklarını vurgulayan Ulusoy, “Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın sözü ile hareket edecek değiliz. Bize resmen başvurup, talepte bulunmaları gerekir. Tıpkı Malatyaspor gibi. Malatyaspor, Denizlispor – Fenerbahçe maçının incelenmesi yönünde talepte bulunduğu için Şike Tahkik Kurulu’nu kurduk” diye konuşur.

29 Haziran 2006’da Mehmet Ali Şahin, Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nda alınan “Süper maaş” kararını takibe alır. Yönetim kurulunda bulunan iki üyenin, dolgun ücretle çalışmasının yasalara aykırı olduğunu belirten Bakan Şahin, “Genel kurul kararı da olsa, bu maaşın ödenmesi mümkün değil. Gözetim ve denetim yetkimi kullanarak, gerekeni yaparım” der.

Federasyon Asbaşkanı Kemal Kapulluoğlu ile yönetim kurulu üyelerinden Kemal Ünsal ya da Süheyl Önen’in “Süper maaş” alabilmesi için bu tür bir genel kurul kararı alındığı iddiaları üzerine görüşünü açıklayan Bakan Şahin şöyle konuşur:

“Genel kurula katılmadım. Genel sekreterlikten verilen önergeyi istedim, faksladılar. Delegelerin verdiği önerge üzerine alınan bu karar, Federasyon Yönetim Kurulu tarafından uygulanmadığı sürece hiç bir sorun olmaz. Uygulanırsa Futbol Federasyonu yasasının 10. maddesi (f) bendine aykırı durum oluşur. Geçmişteki yasaya göre iki başkan vekili, bir üye ve Merkez Hakem Kurulu Başkanı’na maaş ödenebiliyordu. Ancak, 2004 yılında yapılan yasa değişikliği ile bu maaş olayları kalktı.

Mevcut yasaya göre, yönetimdekilere sadece huzur hakkı ve harcırah verilebilir. Bunun aksi, yasaya aykırı olur.. Zaten böyle bir aykırılık hissedersem, gözetim ve denetim yetkimi kullanırım, Başbakanlık Denetleme Kurulu’na başvururum, onlar da gereğini yaparlar.”

PFDK 6 Temmuz 2006’da Mahmut Uslu’ya Türkiye Futbol Federasyonu’nu küçük düşürücü açıklamalar yapması nedeniyle 1 ay hak mahrumiyeti cezası verir.

Mahmut Uslu FB TV’deki ‘Futbol Zirvesi’ adlı programda Türkiye Futbol Federasyonu’nu ağır bir dille eleştirmiştir.

PFDK, diğer bir Fenerbahçeli Yönetici Murat Özaydınlı’ya ise ceza tayinini gerektirir bir eylemi bulunduğu konusunda yeterli kanaat elde edilemediği gerekçesiyle ceza vermez.

Kurul ayrıca, Denizlispor Kulübü Başkanı Ali İpek’e 1 ay, eski Malatyaspor Kulübü Başkanı Hikmet Tanrıverdi’ye 45 gün, Samsunspor Kulübü Menajeri Ercan Koloğlu’na 3 ay, eski Samsunspor Kulübü Başkanı Adnan Ölmez’e de 2 ay hak mahrumiyeti cezası vermeyi kararlaştırır.

6 Temmuz 2006’da Lig TV’ye demeç veren Ulusoy, FIFA’daki ceza indiriminden, Fenerbahçe ve başkanı Aziz Yıldırım’a, Fatih Terim’e kadar birçok konuda görüşlerini açıklar. Ulusoy, özetle şunları söyler:

“Göreve geldiğimde maalesef Fenerbahçe’den bir tebrik almadım. Kulüplerin başında olan bize yani Futbol Federasyonu’na önce saygı göstermeleri lazım. Ama Fenerbahçe ile bir türlü yıldızımız barışmadı.

6 yabancıya izin vermekle bir yakınlaşma olur muydu bilmiyorum ama sadece Fenerbahçe için böyle bir şey yapacaksak bu koltukta oturmayalım. Yol bir düşünce bir, Türkiye’yi Avrupa Şampiyonası’na taşımak ve finale kalmak. Bu yolda genci yaşlısı diye bir şey düşünüleceğini sanmıyorum. En güzel örneği Zidane. Elemelerde yardım istenildi ve takıma çağrıldı. Şimdi bakın takımı finalde ve o harikalar yaratıyor.

Türk Milli Takımı’na kim lazımsa o çağrılacak. Yeni kadromuz bizi 2010’lara, 2012’lere taşıyacak. Fatih Terim’le uyumlu bir şekilde çalışıyoruz. Onunla yolları ayırmayı aklımın ucundan bile geçirmedim. Göreve geldiğimizde bir dosya ile karşılaştık. Gittik Blatter’le görüştük. El öptü öpmedi dediler. Öpmedim. Ama ver elini öpeyim dedim. İhraç edilecek durumdayken, cezamızı indirdik. Bu FIFA tarihinde bir ilk.”

Sürekli “Fenerbahçe ile bir problemim yok” diyen Ulusoy, her zaman olduğu gibi bir kez daha kendini tekzip etmiş olur. Ancak QTM’mizde bu da gerekli yankıyı bulmaz elbette.

Fenerbahçe’nin eski teknik direktörü Christoph Daum, 10 Temmuz 2006 tarihinde NTV’ye yaptığı açıklamada ligin 33. haftasında oynanan Beşiktaş-G.Saray maçının şaibeli olduğunu ileri sürer ve incelenmesi gerektiğini savunur. Daum şunları söyler:

“Beşiktaş-G.Saray derbisinde neler oldu incelenmeli. Bütün emeklerimiz boşa gidiyor.

Kimse Türk futbolunda neler olduğunu konuşmuyor. Malatyaspor ortaya bir şey attı. Tamam, Malatyaspor küçük bir şehrin mütevazı takımı ancak, medyanın bunları ele alması lazım. Denizli’deki maç sırasında ve Beşiktaş-G.Saray karşılaşmasında neler oldu, tekrar incelenmesi gerek. Siz bütün bir sene takım olarak çalışıyorsunuz ama bütün emekler son dakikada boşa gidiyor. Bir de nasıl kaybettiğinizi görüyorsunuz. Tüm bunların ardından size olan güveni kaybediyorsunuz. Ben de bunun benim dünyam olmadığını, biraz dinlenmeye ihtiyacım olduğunu düşündüm ve Fenerbahçe yönetimiyle kontratımın feshi için görüştüm, kabul ettiler.”

24 Temmuz 2006 tarihinde Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı’na bir yazı göndererek, basında yer alan futbolda şike iddialarının incelenmesini ve sonucun en kısa sürede kendisine iletilmesini ister.

Öncelikle liglerin ertelenmesi gibi bir durumun söz konusu olmayacağını belirten Şahin, kurula gönderdiği yazıda, şu ifadelere yer verir:

“Türkiye’de futbol, bütün dünyada olduğu üzere en popüler spor dallarının başında gelmekte, kulüplerimizin milyonlarca taraftarı bulunmaktadır.

Bir spor olarak futbolun ‘temizliği’, ‘adalet’ ve ‘güven’ temelinde yükselmektedir. Adalet ve güven duygularının zedelendiği bir ortamda hiçbir kulüp başarının sevincini tam olarak yaşayamayacak, hiç kimse de hak edilmiş bir yenilgi için sorumluluğu üstlenmeyecektir.

Haber ve yorumların odağında bulunan isimler başta olmak üzere tüm bu iddialara konu olan olay ve kişiler hakkında gereken incelemenin başlatılıp, sonuçlarının en kısa sürede bakanlığıma iletilmesi hususunda gereğini arz ederim.”

Spor mahkemeleri kurulması gerektiğini yineleyen Mehmet Ali Şahin, “Türk Ceza Kanunu’nda spor suçlarıyla ilgili herhangi bir madde yok. İtalya’da bu konuyla ilgili kurumsal bir yapının bulunması, sonuca ulaşılmasında etkili olmuştur. Biz de İtalya’dan ve spor mahkemeleri bulunan diğer ülkelerden mevzuatlarını istedik. Ne gibi maddeleri var ve uygulamaları neler. Tecrübelerinden yararlanmak istiyoruz” diye konuşur.

Biz de sayın bakandan bir kez daha rica edelim: Sayın Bakanım, yürütme erkinde şahsınız bulunuyor. Madem ki spor mahkemelerinin gereğine işaret ediyorsunuz, buyurun göreve. Bu mahkemelerini bendeniz, ya da bu forumlarda yazan bizler kuramayacağımıza göre, sizi ve hükümetinizi göreve davet ediyoruz. Gereğini yapınız.

Mehmet Ali Şahin 30 Temmuz 2006’da “Görevini yapmayan gider” der. Şahin şöyle konuşur:

“Şike konusunda yasal bir düzenlemeye ihtiyaç varsa biz bu yasal düzenlemeyi çok kısa sürede gerçekleştiririz. Yeter ki bununla mücadelede olan federasyonlarımız ve kurullar ‘Biz üstüne gideceğiz ama şöyle bir engelimiz var, bunu kaldırın’ desinler hemen kaldıralım. Herkes dikkatli olmak zorunda aksi halde futbolun gerçek aktörleri bindikleri dalı keserler. Özerk olan Futbol Federasyonu’nun iddiaların üzerine gitmesi gerekir.”

1 Ağustos 2006 tarihinde ise Bursaspor kongre üyesi ve eski yöneticisi Lemi Keskin, emniyette ve mahkemede, polisin izin alarak dinlediği, Beşiktaşlı yönetici ve futbolcuların da aralarında bulunduğu kişilerin telefon konuşmalarının olduğunu iddia eder.

Lemi Keskin, polisin mahkeme izniyle dinlediği, Beşiktaşlı yönetici ve futbolcuların da aralarında bulunduğu kişilerin konuşmalarının yer aldığı belgelerle Türkiye Futbol Federasyonu’na (TFF) şike başvurusunda bulunacağını söyler.

Lemi Keskin, TFF Başkanı Haluk Ulusoy’un, şike iddialarıyla ilgili olarak, “Elimiz kolumuz bağlı. Şike konusuna devlet el atmalı” şeklindeki açıklamalarının gerçeği yansıtmadığını belirtir.

TFF Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’da şikeyle ilgili gerekli tedbirler ve cezaların yer aldığını dile getiren Keskin, Kanunun 10. maddesinin (b) fıkrasında yönetim kurulunun görevleri arasında, ”Müsabaka sonuçlarını tescil etmek, müsabakaları ertelemek, ileriye kaydırmak, yarım kalan müsabakalar ile olaylı ve anlaşmalı müsabakalar hakkında karar vermek” hükmünün yer aldığını hatırlatan Keskin, şöyle konuşur;

“Kanunun 25. maddesinde de, (Futbol müsabaka ve çalışmalarında kulüpler ve kişilerce disiplin ve sportmenliğe aykırı fiiller ve bunlara uygulanacak müeyyideler, milli ve milletlerarası teamüllere uygun olarak Federasyon Yönetim Kurulu tarafından hazırlanacak esaslarla tespit edilir. Belirlenecek fiillere uygulanacak cezalar, ihtar, yarışmadan men, hak mahrumiyeti, yarışmayı seyircisiz oynatma, saha kapatma, para cezası, tescil iptali, puan indirme ve küme düşürmedir) deniyor. Bu kanuna göre federasyon şikeyle en etkin şekilde mücadele edebilir.

Avukatım aracılığıyla, 2 sezon önce Çaykur Rizespor-Beşiktaş ve Çaykur Rizespor-Akçaabat Sebatspor maçlarında şike yapılıp yapılmadığına ilişkin TFF’yi göreve çağıracağım.

Bilgi Edinme Yasası uyarınca bana 10 ile 15 gün arasında bilgi vermek zorundalar. Eğer bilgi verilmezse mahkemeye başvuracağım. Ulusoy, şike belgesi olarak, Beşiktaş ile Çaykur Rizespor yöneticilerinin noter kanalıyla yaptıkları şike sözleşmesi istiyor herhalde” yorumunda bulunan Keskin, “Gazetede, polisin izin alarak dinlediği, Beşiktaşlı yönetici ve futbolcuların da aralarında bulunduğu kişilerin telefon konuşmalarının kayıtları var. Telefon konuşmalarının kayıtları, emniyette ve mahkemede de var. Bu telefon konuşmaları, emniyet tarafından başka bir olay için yapılan bir dinleme sırasında kaydedilmiş. Öğrendiğim kadarıyla dava dosyası İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinde 2004/402 esas sayılı dosyadır. Bunlar kesin delildir. Federasyon delil istiyorsa, mahkemeden telefon konuşmalarının kayıtlarını isteyebilir.

Bir Bursasporlu olarak konunun sonuna kadar takipçisi olacağım, gerekirse Emniyet Genel Müdürlüğü’ne de Bilgi Edinme Yasası çerçevesinde telefon konuşmasıyla ilgili kayıtların gerekli mercilere iletilip iletilmediği konusunda danışacağım.

Mücadelemle Bursaspor’un, 2. Lig’de kaybettiği 2 yılı getiremem, ancak en azından itibarını geri kazandırabilirim.

Bir Bursasporlu olarak 37 yıl küme düşmeden Birinci Lig’de mücadele etme başarısı bulunan, gönül verdiğim takımın itibarının geri verilmesini talep ediyorum. Deniyor ki (Beşiktaş 100 yılı aşmış köklü bir kulüp ve şike yapmaz) Bu benim iddiam değil. Devletin resmi organlarında bulunan kayıtlar var. Bırakın küme düşürülmek, Beşiktaş’ın 1 puanı silinsin, 1 lira tazminat versin, bu bana yeter. O zaman içim rahatlayacak. Ancak, Avukatım Yunus Egemenoğlu, Bursaspor’un bu dava sonunda tazminat dahi alabileceğini söylüyor.”

Ulusoy, “kanaat ve bir kişinin ifadesiyle” şikenin ispatlanamayacağını söylerken, şahsına yönelik eleştirilerde bulunan Hasan Doğan’ı topa tutar. Ulusoy Doğan için, “O herkesi satar” yorumunu yapar.

Doğan’ın, “Ulusoy’un diyet borcu var” şeklindeki açıklamasına büyük tepki gösteren Haluk Ulusoy, şunları söyler:

“Benim kimseye diyet borcum yok. Yüreğimi ortaya koyarak seçime girdim. Genel kurul Haluk Ulusoy’u seçti. Bir kişi ‘Haluk Ulusoy seçimden önce bana şu sözü verdi’ desin, görevi bırakırım.

Hasan Doğan’la muhatap olmak istemiyorum ama bu kişinin hala konuşuyor olması yanlış. Bir gece önce ‘Bu işleri senden iyi kimse yapamaz’ deyip, bir gece sonra Portekiz’de, hükümet desteğiyle Levent Bıçakcı’ya gitti. Haluk Ulusoy’u bir gecede satan, Levent Bıçakcı’yı 18 ayda sattı. Ayhan Bermek seçilseydi, onu da 19 ayda satardı. Bizim dava arkadaşlarımızı yarı yolda bırakmama gibi bir şerefli anlayışımız var.

Ortalıkta şike iddiaları dolaşıyor. Kanaat ya da bir kişinin ifadesi ile bir kulüp (Denizlispor) hakkında cezai işlem yapamayız. Bununla ilgili kanun da yok. Konuşmakla olmuyor, somut belge gerekli.

Hükümetin de dahil olduğu Bıçakcı federasyonu başarılı olsaydı, 18 ayda ‘Ben bu işi yapamıyorum’ diye bırakmazdı. Ama Levent Bıçakcı, dürüstlüğüne inandığımız bir kardeşimiz. Tarafsız ve objektif bir şekilde olayların üzerine gittiğimizi göstermek istedik ve onu Şike İnceleme Komisyonu Başkanlığı’na davet ettik.

Ali İpek’le olan dostluğum ölçülemez. Babamın rahatsızlığı esnasında 5 gün yanıma gelmeseydi gönül koyardım. Ali İpek benimleyken bir gün Denizlispor ile ilgili birşey istemedi. Böyle kişiliksiz biri değil. Keşke Adnan Ölmez de Hikmet Tanrıverdi de benimle böyle dost olsalardı. Cemal Aydın beni İstanbul’da ziyaret etti. Futbol konuşmadık. Benim insanlarla ilişkilerim beni ilgilendirir.

Şike iddialarının içinde kim varsa kimliği ne olursa olsun çıkarırız. Spor Mahkemesi kurulmasını biz de istiyoruz. İtalya’daki gibi bir mahkeme kurulur, telefon ve kasetler neticesinde çalışmalar önüme gelirse, G.Saray, Fenerbahçe, Beşiktaş… Hiç fark etmez, küme düşürme ise küme düşürme! Ne gerekiyorsa yaparım. Komisyon çalışmalarına 24 saat sonra başlıyor, hiçbir konuyu zaman aşımına bırakmayız.”

Ağustos 2006’da Futbol Extra Dergisi’ne röportaj veren Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Tahir Kıran, Fenerbahçe ile federasyon arasında sorun olmadığını, Aziz Yıldırım’ın, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ile problemi olduğunu iddia eder.

Aynı zamanda Fenerbahçe Kongre Üyesi olan Tahir Kıran, “Federasyon ile Fenerbahçe’nin ilişkileri niye kötü” şeklindeki bir soru üzerine, “Böyle bir şey yok. Ben Fenerbahçe ile ayrı tutuyorum bunu. Aziz Yıldırım’ın sayın başkanımız Haluk Ulusoy’la bir problemi var” der.

Haluk Ulusoy’un Yıldırım ile bir problemi bulunmadığını anlatan Kıran, şöyle devam eder:

“Aziz Yıldırım seçildiği gün başkanımız kendisine tebrik mesajını göndermiştir, ama Ulusoy seçildiği gün Yıldırım ne kendi adına ne de kulübü adına başkanımıza ve yönetimimize bir tebrik mesajı yollamıştır. Başkanımızın babası hastanede bir ayı aşkın yattı. Bütün Türkiye ziyaretine geldi, ama Fenerbahçe Kulübü’nden bir tek kişi uğramadı. Bir tek Murat Kuş geldi, o da Haluk Ulusoy’la muhabbetinden dolayı geldi. Belki geldiği duyulsaydı o da kaos oluştururdu camianın içinde. ‘Niye gittin Murat Kuş’ diye sorarlardı.

Aziz Yıldırım ile görüşmemde, ‘Sayın başkan, şu federasyonla ilgili demeçlerinizi biraz daha rölantiye alırsanız, zaman içinde bir yakınlaşma söz konusu olur, sizi de bir araya getiririz. Zaten başkanımızın kapısı açık. O federasyon başkanı, sen Türkiye’nin en büyük kulüplerinden birinin başkanısın. Bir araya gelmenizde fayda var’ dedim. Aziz Yıldırım, ‘Fenerbahçe 15 puan farkla şampiyon olur, benim kimseye ihtiyacım yok’ dedi. Bu görüşmemiz, kendisinin bıraktığını açıkladığı zamanda Fransa’dan dönüşünde oldu. Böyle bir cevap aldım ve hayretler içinde kaldım. Aziz Yıldırım bu şekilde devam etmesini istiyor. Haluk Ulusoy’un kimseye karşı bir art niyeti ve ayrımı yok.

Aziz Yıldırım federasyon seçimlerinde benim Haluk Ulusoy’un listesine girmeme karşı idi. Yıldırım’a bunu sorduğumda, ‘Böyle bir şey yok’ cevabını aldım. Halbuki Cemal Aydın’a ve Kemal Ünsal’a Hilton Oteli’nde söylemiş. Ben ve Tahkim Kurulunda yer alan Yılmaz Savaşer için ‘Bu isimler listede var mı’ diye sormuş, ‘Bu isimler olmazsa listeyi destekleyebiliriz’ demiş. Aziz Yıldırım’ın etrafından kümelenmiş insanlar yerlerinden kıpırdamamak için her türlü Bizans oyununun içine giriyor.

Daha önce federasyonda görev aldıktan sonra da Aziz Yıldırım ile görüşme taleplerimize cevap alamadık. En son bu bırakma konusu olduğunda bir arkadaşım vesilesiyle telefonda konuştum. Yurtdışından döndükten sonra da oturup görüştük. İyi mi yapıyor, kötü mü yapıyor, zaman içinde herkes görecek.

Görüşmede Aziz Yıldırım’a ‘Herkesi kucakla’ dedim. Fenerbahçe başkanı, Galatasaray ve Beşiktaş başkanı da dahil herkesi kucaklamak zorunda. Türkiye’de ciddi şekilde bir Fenerbahçe düşmanlığı oluştu. Her gittiği yerde adama küfür edilir mi? Canaydın’a, Demirören’e niye küfredilmiyor? Diyarbakır’a gidiyor, kendi memleketinde bile küfür yiyor. Olaylar bu noktaya geldiyse şapkanı önüne koyup düşüneceksin ‘Ben nerede hata yaptım’. Bir insan her şeyi doğru yapacak diye bir kaide yok ki. ‘Her şeyi ben biliyorum’ dediğin zaman kaybedersin. Bu tür cemiyetlerde ‘Biz’ diyenler hep kazanmış, ‘Ben’ diyenler hep kaybetmiştir.

Bu sezon Türkiye’de ya futbol oynanacak ya futbol oynanacak. Türkiye’de küfür edilen yerde maç bitecek. Küfür varsa futbol yok, futbol varsa küfür yok. Özellikle yönetici demeçlerine karşı özel tedbirler alınacak. Artık ufak tefek değil, acıtacak cezalar verilecek. Mesela Fenerbahçe kupa finalinde kürsüye çıkmadı, tarihi bir ceza verdik. Seneye kaybeden takımın çıkmama ihtimali nedir? Çok zor.“

Fenerbahçe, Tahir Kıran’ın beyanlarıyla ilgili olarak, “Tahir Kıran’ı, kulübümüze ve başkanına yönelik seviyesiz açıklamalarından dolayı şiddetle kınıyor, açıklamaları ile tarafsızlığını kaybetmiş olduğundan kendisini Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu üyeliğinden istifaya davet ediyoruz” denir.

3 Ağustos 2006’da disiplin talimatında değişikliğe giden Futbol Federasyonu, çirkin tezahürata 500 bin YTL para yanı sıra devamı halinde puan silme cezası vermeyi kararlaştırır.

Stat anarşisinin önüne geçilmesi, şike, teşvik, ırkçı tezahüratlar gibi konuları masaya yatıran federasyon, para cezasından, puan silmeye, 2 yıl men etmeden, kulüpleri bir alt lige düşürmeye kadar bir dizi sert tedbir alır. İtalya’daki şike kararlarına benzer disiplin talimatında değişikliğe giden federasyonun aldığı yeni kararlar şöyledir:

“Futbol müsabakalarında çirkin ve kötü tezahürat yapılması halinde, PFDK, ilgili kulübe ilk ihlal için 10 ila 250 bin YTL para cezası verecek. İhlalin başka maçta tekrarlanması halinde bu ceza, 25 ila 500 bin YTL arasında olacak. İhlalin 3. defa tekrarlanmasında kulübün mevcut puanlarından 3’ü silinecek. Bundan sonra yapılacak her ihlalde puan indirimi devam edecek.

Irkçılığa ilişkin eylemlerde ilk ihlalde 3, ikincisinde 6 puan silinecek. Kulüp, 3. ihlalde bir alt lige düşürülecek.

Her türlü şikeyi yapan, yaptıran, bunlara aracı olan ya da bu tür eylemlere teşebbüs eden kişi ve kurumlar ile teşvik primine karışanlar, 6 aydan 2 yıla kadar men edilecek. Kulüpler ise bir alt lige düşme cezası alacak. Şike veya teşvik bulgusunun, takip eden sezonlarda ortaya çıkması halinde ise ilgili kulübe sadece puan silme cezası uygulanacak. Yürürlükte olan 2 yıllık soruşturma zaman aşımı süresi de ortadan kaldırıldı.”

Hasan Doğan 4 Ağustos 2006’da Ulusoy’a cevap verir:

“Federasyon içinde maç satılıyor iddiaları ortada dururken, ‘Hasan Doğan adam satıyor’ diye ortaya çıkmak gündemi değiştirme amaçlı bir iftiradır.

Hasan Doğan futbolun içinde olduğu dönemde Levent Bıçakcı gibi Ayhan Bermek gibi temiz toplum, temiz futbol isteyen değerli futbol adamları ile birlikte olmuştur.

Ne bir mafya lideri ne de şikeye, şaibeye bulaşmış bir kişi ile ortak tek bir fotoğrafı yoktur. Dönemimizde temiz futbolu arzulayan kişiler federasyonda güçlenmiş, geçmişinde şike ve şaibe ile anılan kişiler tasviye edilmiştir. Bütün bunlar Bıçakcı liderliğinde yapılırken kendisine ağır hakaretlerle saldıranların bugün Bıçakcı’nın avukatlığına soyunmasını spor kamuoyu ilgiyle takip etmektedir.

Ulusoy ‘Ben değiştim’ diyerek hakkındaki yolsuzlukları üzerine yıktığı 14 kişilik yönetimini sattığını kabul ediyor demektir.”

23 Ağustos 2006’da Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’ki Sporİst 2006 Spor Zirvesi ve Fuarı’nda gazeteci Şansal Büyüka başkanlığında yapılan “Oyunun Hakimleri” konulu söyleşiye MHK Başkanı Mustafa Çulcu’nun yanı sıra MHK Eski Başkanları Bülent Yavuz ile Serdar Çakır katılır.

Hakemlik görevini bıraktıktan 23 gün sonra kendisini MHK’nın başında bulduğunu anlatan Çulcu, “Ateşten bir gömlekti bu ama benim vücudum ateşe alışık. İşimiz tabii ki zor. Yatırım yapılmayan ama başarı istenen bir sektörün başındayım. Bugüne kadar bana işimde telkinde bulunan kimse olmadı. Benim işime de kimse karışamaz. O zaman zaten maşa olurum” der.

MHK Eski Başkanı Bülent Yavuz, görev yaptığı dönemde bazı kulüp yöneticilerinin kendisini arayarak hakemlere yönelik isteklerde bulunduğunu söyler.

Yavuz, “Geçmişte hakem siparişi görüşmelerinde bulundum. Beni çok aradılar. Görevdeyken bunları inkar ettim çünkü ortalığı bulandırmak istemedim. Süper Lig de dahil bir çok başkan o dönem arayarak hakem istedi veya istemedi. Ben ise onları üslubuyla ve utandırarak reddettim. Hatta bir kulüp başkanı arayarak Serdar Tatlı, Ali Aydın ve Erol Ersoy’u istemediğini söyledi. Bunun üzerine ben de üst üste bu hakemleri maçlarına verdim” şeklinde konuşur.

Hakem siparişinde bulunan isimleri nedense ısrarla açıklamaz.

Neden korkuyorsunuz Bülent Yavuz? Açıklayın da temiz futbol adına sizin de bir katkınız olsun!

29 Ağustos 2006 tarihli Hürriyet Gazetesi’nden:

Ben bunları 100. yıllarında şampiyon yaptırmam

Nihat Özdemir’in “Aleyhimize çalışma var” sözleriyle Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’u işaret ettiği ileri sürüldü. Sarı lacivertlilerin rahatsızlık duyduğu diğer isimler ise Ali Aydın, Şükrü Yazıcıoğlu ve Haluk Ulusoy’un oğlu Saffet.

Fenerbahçe Kulübü Başkan Vekili Nihat Özdemir, Sakaryaspor maçından hemen sonra zehir zemberek bir açıklama yaparak, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor ve maçın hakemi Kuddusi Müftüoğlu’nu suçluyordu…

Bu açıklamalara, muhatapları gerekli yanıtı verdiler. Ancak, Özdemir’in isim vermeden suçladığı bir kesim daha vardı. Fenerbahçe Başkan Vekili, “Artık herkesin kendi takımının formasını giyerek sahaya çıkmasını istiyoruz. Fenerbahçe, duyduğu sıkıntıları spor kamuoyu ile paylaşmaktadır. Aldığımız duyumlara göre Fenerbahçe aleyhine çalışmalar yapılmaktadır. Biz Fenerbahçe’yiz, oyuna gelmeyiz. Ve kurulan bütün oyunların altından kalkmasını da biliriz.”

Bu açıklamalar yenilir yutulur gibi değildi.
– Kimler formalarını giymeliydi?
– Fenerbahçe aleyhine kimler çalışma yapıyordu?
– Ve Özdemir kimleri işaret ediyordu?

Gelin bu açıklamaların perde arkasına geçelim ve Fenerbahçe camiasında, yöneticilerin kulaklarına fısıldananlara değinelim.

Ulusoy’u işaret ediyor

Fenerbahçe yönetimi, Futbol Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’dan rahatsız. Rahatsız, çünkü Ulusoy’un yakın arkadaşlarıyla birlikteyken Fenerbahçe aleyhine konuştuğuna inanıyorlar.

Hatta bir adım daha ileri gidiyorlar ve Ulusoy’un, “100. yılda ben bunları şampiyon yapmayacağım” dediğini ileri sürüyorlar. Bu sözlerin doğruluk payı sorulduğunda da, “Hepsi bizim kulağımıza geliyor. Arkadaşlarıyla birlikte yediği yemeklerde bunlar konuşuluyor. Haluk Bey bunları duymadığımızı sanıyor ama…” yanıtını veriyorlar.

Nihat Özdemir’in açıklamarındaki ‘birinci şifre’nin yani, “Artık herkesin kendi takımının formasını giyerek sahaya çıkmasını istiyoruz” sözlerinin açıklaması buydu.

Peki ya ikinci şifre? Yani, “Fenerbahçe aleyhine kimler, nasıl, çalışma yapıyorlar?” Sarı lacivertliler bu konuda da 3 isim ortaya atıyorlar. Bu isimlerin ilk sırasında Hakem Atama Komitesi Başkanı Ali Aydın var.

Daha önce Fenerbahçe-Ç.Rizespor maçında kart skandalı yaşayan ve Galatasaray- Beşiktaş derbisinde verdiği bir penaltı kararı sonrası hakemliği bırakan Ali Aydın… Ali Aydın daha önce hakkındaki, “Ulusoy’un hangi maça, hangi hakemi istediğini gözlerinden okur” yorumlarına hiçbir yanıt vermemişti.

Aydın, Fenerbahçe tarafından “Aleyhimize çalışıyor” diyerek işaret edilen isimlerden biri. Hatta sarı lacivertliler bir adım daha ileri gidip, “Aydın’ın eşi ile Ulusoy’un eşi o kadar yakın ki…” diye söze başlayıp sonra susuyorlar…

Sarı lacivertililerin gösterdiği iki isim daha var. Biri Futbol Federasyonu Dış İlişkiler Komisyonu’nda görev yapan Şükrü Yazıcıoğlu, diğeri de Haluk Ulusoy’un oğlu Saffet Ulusoy. Fenerbahçe camiası bu iki ismin de hakem atamalarında etkili olduğuna inanıyorlar.

İşte Nihat Özdemir’in açıklamalarının perde arkasında yatan olaylar ve isimler bunlar. Fenerbahçe Başkan Vekili’nin, “Şimdi de temiz lig isteyecekler mi?” diye gönderme yaptığı 3 kulüp; Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor, sarı lacivertlilere yanıt verdiler.

Bakalım bu isimler bugün ne diyecekler?

Fenerbahçe Asbaşkanı Mahmut Uslu, yeni transferlerle birlikte UEFA Kupası’nı kaldıracak bir kadro kurduklarını ve bu kadroyla önemli yerlere geleceklerini söyledi. Uslu, Edu’nun transferi nedeniyle Brezilya’da olduğu için Sakaryaspor maçını izleyemediğini belirterek, “Yenilmişiz. Bu sene yanlışlıklar aleyhimize yapılıyor. Yanlışlar da doğrular da herkese eşit dağılsın. Yoksa bu işin sonu iyi olmaz. Hepimiz aynı gemideyiz, gemi batar” diye konuştu.

Fenerbahçe Kulübü Başkanvekili Nihat Özdemir, Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu aleyhine yaptığı açıklamalarından dolayı 31 Ağustos 2006’da Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na (PFDK) sevkedilir.

Ulusoy, “Ben bunları 100. yıllarında şampiyon yaptırmam” başlıklı haberle ilgili, avukatı aracılığı ile bir açıklama yapar:

“29.08.2006 tarihli haberde, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Sayın Haluk Ulusoy’a atfen ve Fenerbahçe Kulübü’nü kastederek “BEN BUNLARI 100. YILLARINDA ŞAMPİYON YAPTIRMAM” şeklindeki beyanda bulunduğu ifade edilmiş, federasyon başkanını küçük düşürücü ve kişilik haklarına saldırı niteliğinde yayın yapılmıştır. Ayrıca hiçbir yakınlığı ve tanışıklığı olmayan sayın Ulusoy’un eşi ile sayın Ali Aydın’ın eşi arasındaki yakınlıktan bahsedilmesi, gerçek dışı beyanlara sayın Ulusoy’un oğlunun isminin de dahil edilmesi, gerek eşinin ve gerekse oğlunun kişilik haklarına da açıkça saldırı da bulunduğunun göstergesidir. Sayın Haluk Ulusoy’un belirtilen şekilde bir beyanı olmamıştır. Sayın Ulusoy tüm kulüplere aynı mesafede durarak ve tarafsızca görevini ifa etmektedir.”

Ulusoy, A Milli Takımın Malta ile oynayacağı 2008 Avrupa Şampiyonası eleme maçı öncesi 3 Eylül 2006’de Fenerbahçe için “Ben bunları 100. yıllarında şampiyon yaptırmam” şeklinde bir söz söylemediğini ifade eder.

Ulusoy, Lig TV’ye verdiği röportajda şunları söyler:

“Ben içki kullanmıyorum. Çok içki içip ‘zom’ bir vaziyette olmam lazım bunları söylemem için. Allah’ın benim aklımı başımdan almış olması lazım bunları söylemem için. Fenerbahçe gibi güzide bir kulübün şampiyonluğunu engelleyecek, hakkını yiyecek kadar karaktersiz biri olabilir mi? Bunu kim yapabilir? Bir tek kişi çıksın desin ki; ‘Haluk Ulusoy böyle bir şeyi ima etti.’ Fenerbahçe gibi bir kulübün şampiyonluğunu engellemek kimin haddine düşmüş. Ben dahil kim böyle bir oyuna dahil olur?

Fenerbahçe’nin maçlarında hatalar olmuş olabilir. Son dört haftada birçok maçta hata oldu. Bir de insanın aklına çok değişik şeyler geliyor. Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi’nden elendi, gündemi değiştirmek için böyle iddialar ortaya atılabilir, diye düşünüyorum. Beni Fenerbahçe ile bu kadar düşman hale getirmeye kimsenin hakkı yok. Daha da kötüsü, benim hanımımı ve oğlumu ortaya koyuyorlar. Benim hanımım Ali Aydın’ın hanımı ile çok samimiymiş. Benim hanımım bir kere Kuşadası’nda hakem seminerinde Ali Aydın’ın hanımı ile merhabalaşmıştır, o kadar. Benim oğlumun adını ortaya atıyorlar. Oğlum benimle futbol bile konuşmaz.

Her fırsatta beni Fenerbahçe Kulübü ile karşı karşıya getirmek isteyen kesimler var. Buna ne gerek var? Neden beni Fenerbahçe’nin haklarını yiyecekmiş gibi gösteriyorlar ki? Biz bugüne kadar Fenerbahçe Kulübü’nün ne isteği olmuş ise, talimatlar doğrultusunda ne gerekiyorsa yaptık. Benim içim ve vicdanım çok temiz. Allah’a şükür, yatağa yattığımda rahat uyuyorum. Eğer benim içimde en küçük bir kötü düşünce varsa Allah beni taş etsin.

Hakemlerin ilk dört haftadaki performansını maalesef hiç beğenmedim. On üzerinden 6 – 6,5’tan fazla vermem. Bunun üstünde durmamız lazım. Lige neden kötü başladıklarının sebeplerini arayacağız. Bizim bu kadar özveri ile üstünde durduğumuz bir hakem camiasının lige böyle kötü başlamaması lazımdı. Eğer ki bu performans sürerse, tecrübeli hakemlerimiz bile hata yapıyorlarsa biz de gereken neyse onu yaparız.”

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, 4 Eylül 2006’da Futbol Federasyonu’na dilekçeyle başvurarak, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Tahir Kıran’ın, medyada yer alan iddialarıyla ilgili soruşturma açılmasını ister.

Tahir Kıran’ın, medyada yer alan demeçlerinde Fenerbahçe Kulübü ve kendisi hakkında asılsız iddialarda bulunduğunu savunan Aziz Yıldırım, Futbol Federasyonu’na yazdığı ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’e de gönderdiği dilekçede şu görüşlere yer verir:

“31 Ağustos 2006 tarihli Sabah Gazetesi ve 01.09.2006 tarihli Fotospor Gazetesi’nde yer alan, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Tahir Kıran’ın açıklamalarını hayretle ve ibretle izlemekteyiz. Hakarete varan birçok gerçek dışı iftira ve iddianın yanı sıra Kıran, kulübümüzün geçen yıl Galatasaray ile müsabakası olan takımlara beraberlik için 350 bin YTL, galibiyet için 500 bin YTL teşvik primi verdiği, benim Ankara Faal Futbol Hakemleri Derneği’nin daimi konuğu olduğum, hatır şikeleri yaptığım, şike ve kaosun sebebi olduğum şeklinde iddia ve ithamda bulunmaktadır.

Kıran’ın iddia ve isnat ettiği hususlar Futbol Federasyonu’nun Futbol Disiplin Talimatı’nda yaptırıma bağlanan eylemlerdir. Anılan talimatın ‘Suça Teşvik’ başlıklı 32. maddesi, ‘Müsabaka Sonucunu Etkileme’ başlıklı 34. maddesi, müsabaka sonucunu etkilemeye yönelik ‘Yönetim’ başlıklı 37. maddesi, isnat edilen fiiller ile ilgili yaptırımları hükme bağlamaktadır. Tahir Kıran, federasyonunuz yönetim kurulu üyesidir. İsnat ettiği filler ile ilgili bilgi ve belgelere sahip olmadan, bir federasyon yöneticisi olarak böyle bir söylemde bulunması kabul edilemez. İşin ilginç yanı, Kıran gazetelerde yer alan bu söylemini daha sonra yalanlamak ihtiyacını duymadığına göre, bu söylemine sahip çıktığı anlaşılmaktadır.

Kıran’ın açıklamaları esas alınarak, Futbol Federasyonu’nun, isnat edilen fiiller ile ilgili soruşturma açmasını talep etmekteyiz. Kamuoyunda zaman zaman çeşitli çevrelerce dile getirilen şike iddialarından farklı olarak ve ilk kez bir federasyon yöneticisinin, böyle bir iddia ile ortaya çıktığını görmekteyiz. Yöneticiden beklenen, yakınma ve spekülasyon üretmek değil, elindeki bilgi ve belgelere dayalı olarak iddia ettiği olayın soruşturulması için federasyondaki kurulları harekete geçirmektir.

Yapılacak soruşturma neticesinde iddia ve isnat edilen fiillerin tümü ile yalan ve gerçek dışı olduğu ortaya çıktığında, Kıran hakkında disiplin talimatı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Kıran’ın eylemi Futbol Disiplin Talimatı’nın 24. maddesinde yer alan ‘Hakaret’ başlıklı fiil ile örtüşmektedir.

Tarafsız ve sorumlu olması beklenen ve futbol yönetiminde yer alan bir yöneticiden beklenmeyecek davranışları gösteren Tahir Kıran’ın bu tutumu ile ilgili yakınmalarımız ayrıca Spordan Sorumlu Devlet Bakanı’na da iletilecektir.

Futbol Federasyonu’nun haklı yakınmalarımıza sessiz kalması halinde, konuyu UEFA ve FIFA’ya taşıyacağımızı da ayrıca belirtmek isteriz. Tahir Kıran hakkında adli mercilere başvuru hakkımız saklıdır. Gereğinin yapılmasını arz ve talep ederiz.”

Hemen ertesi gün yanıt gelir. Ulusoy, Türk futbolunu ileriye götürebilmek için Kulüpler Birliği toplantılarına katılmayan Fenerbahçe yönetimi ve başkanı Aziz Yıldırım’a çağrıda bulunarak, “Kulüpler Birliği’ne Fenerbahçe Kulübü’nün başkanı da katılsın. Fenerbahçe, büyük geçmişi olan bir kulüptür, ayrı gayrımız yok. Onların da tüm kulüplerin ve federasyonun içinde olması gerekir” der.

Yaptığı açıklamlarla sarı lacivertli camiayla araları açılan federasyon üyesi Tahir Kıran’a da sahip çıkan Ulusoy, “Adam gibi adam, onunla ölünceye kadar da beraber olacağım. Kıran kendi istifa etmediği müddetçe onunla beraberim” diye konuşur.

Ulusoy şöyle devam eder:

“ Aziz Bey, ‘Benim Haluk Ulusoy’la şahsi sorunum yok’ demiş. Benim de kendisiyle en ufak bir şahsi problemim yok. Tabii ki Fenerbahçe ile federasyon arasında ya da diğer kulüplerle federasyon arasında problemler olabilir. Ama bu prablemler kaosla çözülmez, birlik ve beraberlikle çözülür. Ama bir gerçek daha var ki Fenerbahçe ve başkanıyla bizi karşı karşıya getirmek isteyenler var.

Ben Fenerbahçe’yi diğer kulüplerle ayırt etmiyorum ki. Neden zeytin dalı uzatmaya ihtiyacım olsun? Dargınlıkla, kavgayla bir yere varmak mümkün değil. Fenerbahçe Kulübü’nün başında olan kişiler bu işin önderliğini yapmalı. Bunun adı zeytin dalı uzatmak değil ki. Ben, olması gerekeni söylüyorum. Ben Fenerbahçe Kulübü’ne hep saygı duydum. Saygının dışında en ufak bir şey yapmadım Fenerbahçe’ye karşı. Fenerbahçe de aynı saygıyı göstermeli. Fenerbahçe camiasına karşı bende bir sevgisizlik yok. Bu sevgisizlik ortamını kim yarattıysa, O utansın.

Ben Fenerbahçe’den Haluk Ulusoy’a değil, Futbol Federasyonu’na saygı bekliyorum. Benim federasyonuma her kişi ve kurum saygı duymak mecburiyetindedir. Federasyonu yönetebildiğim yere kadar yönetirim. Yönetemediğim yerde de gider derim ki ‘Bana şerefle ve onurla verdiğiniz bu kutsal görevi size iade ediyorum’. Ama ben bunu sadece Genel Kurul’a karşı konuyurum. Ahmet’in, Mehmet’in, yorumcunun, yazarın, bilmem kimin isteğiyle bunu yapmam mümkün değil.

‘Kasımda Haluk Ulusoy gönderilecek’ deniliyor. Beni yıldırmaları mümkün değil. Ben mücadeleyi severim. Daha önce de beni göndermek için şer güçleri vardı. Onlar beni yıpratamadılar ve hiçbir şekilde yıldıramadılar. Türk futbolu benden ne kadar hizmet isterse ben o kadar hizmet edeceğim. Nereye kadar gider, bunun sonunu bilmiyorum ama ben seçimle göreve geldim, gideceksem genel kurulun karar vermesi lazım. Genel Kurul ‘Biz artık teşekkür ederiz’ demedikçe, yazılarla yorumlarla beni bu görevden yollamaları mümkün değil.

Önümüzde bir genel kurul olması için bir ortam mı var? Beni sevmeyen kesimler de olabilir, normaldir. Ama böyle bir yıpratmayla, ‘Üstüne gidersek yollarız Haluk’u’ anlayışıyla bir yere varamazlar. Ama en nihayetinde olağanüstü genel kurul sürecine de genel kurul üyeleri karar verecek. Olduğu takdirde de görevi şerefle teslim ederiz.

Hakkımda açılan soruşturmalar ve duruma müdahale edileceği söylentileri var. Ben bu filmleri çok gördüm, çok yaşadım. Geçmişte yaşanan filmleri sahneye koymayı düşünüyorlarsa, o filmleri koymasınlar. Herkes bu filmlerden bıktı. Aynı filmi bir daha tekrar çekersen tutmaz. Hele kötü bir filmi hiç izlemek istemezler.

Görev sürem tamamlandıktan sonra aday olamayacağım. Artık önümüz kapalı. Ancak kanun değişikliği olursa aday olabilirim.

Haluk Ulusoy gönderilirse, Türk futbolu böyle bir kaosu bir daha kaldıramaz. Çok kötü olur. Türk futbolunu iyi idare etmiş olsalardı ve o koasları yaşamamış olsaydık. Bugünkü çekilen acıyı çekmezdik.”

7 Eylül 2006’da Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy imzasıyla Fenerbahçe Kulübü’ne gönderilen yazıda, Tahir Kıran hakkında yapılan başvurunun incelendiği belirtilirken, “Tahir Kıran, gazetelerde yer aldığı şekilde bir ifadesinin olmadığını, bu şekilde bir beyanı bulunmadığını, yönetim kurulu üyesi olarak görevinin gereklerinin bilincinde olduğunu, sezon sonunda şampiyon olacak takımı, tüm kamuoyu gibi kendisinin de bilmesinin mümkün olmadığını, teşvik primi ödendiğine dair bilgisinin olmadığını, bu konuda bilgisi olması halinde, üyesi bulunduğu kurumu harekete geçireceğini ifade etmiştir” denilir.

Yazıda, “Mevcut açıklama karşısında, bu aşamada federasyonca yapılacak bir işlem olmadığını bilgi edinmenizi rica ederim” ifadesi yer alır.

14 Eylül 2006’da Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu, Fenerbahçe Kulübü Başkanvekili Nihat Özdemir’e verilen 15 günlük hak mahrumiyeti cezasını kaldırır.

Aynı tarihte Hürriyet’te yer alan bir haber ilginçtir:

Devleri seyircisi yıktı

PFDK, taraftarlarının taşkınlığı nedeniyle iki kulübe ağır fatura çıkardı. Küfrün devamı halinde Beşiktaş’ın 3 puanı silinecek. Nihat Özdemir’e de 15 gün ceza verildi.

Taraftarlarının yaptıkları kötü tezahüratlar devlere ağır fatura olarak geri döndü. Futbol Federasyonu Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), yeni talimatları gereği, İnönü ve Ali Sami Yen statlarında yükselen çirkin ve kötü tezahüratlar nedeniyle Beşiktaş ile Galatasaray’a 250’şer bin YTL para cezası kesti. Kurul, Beşiktaş’ın İnönü Stadı’nda Ankaragücü ile oynayacağı ligin 7. hafta maçında da seyircilerinin küfür ve kötü tezahürata devam etmesi halinde, siyah beyazlı ekibin 3 puanını silecek.

Dün yaşanan bu gelişmeler Beşiktaş Kulübü’nde soğuk duş etkisi yarattı. Harekete geçen başkan Yıldırım Demirören, ikinci başkan Murat Aksu ve yönetimini radikal kararlar almaya itti. Beşiktaş İkinci Başkanı Murat Aksu taraftarların kötü söylemlerini artık sona erdirmeleri için yoğun bir çalışma yaptıklarını ve sert önlemler alınması için uğraş verdiklerini ifade ederek şunları söyledi:

“Üç maçta kesilen 250 bin YTL para cezası bizi oldukça üzdü. Taraftar komitelerine, derneklere bu konuda uyarılar yapacağız. Kimsenin Beşiktaş kulübüne zarar vermeye hakkı yoktur. Kötü tezahürat yapan seyirciyi tribündeki taraftarlar kendi aralarında kontrol etmeli. Beşiktaş’ı seven, Beşiktaş’a destek veren herkes bu seferberlikte yerini almalı. A.Gücü maçında özel güvenlik güçleri, tahrik edici davranışlarda bulunan ve küfür eden taraftarları tespit edip, gerekli müdahaleyi yapacaktır.”

Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), birçok dosyasını karara bağladığı toplantısında, Galatasaray’ı da 250 bin YTL para cezasına çarptırdı. Kurul kararında, Gaziantepspor maçında taraftarlarının çirkin ve kötü tezahüratta bulunmalarını gösterdi.

G.Saray ve Beşiktaş’ın puan silme sınırında olması üzerine kısa bir süre sonra TFF bu uygulamayı iptal edecektir. Sezon başında “Artık küfüre taviz yok” diye esip gürleyenlerden ses seda çıkmaz…

21 Eylül 2006 tarihinde Kulüpler Birliği Vakfı Yönetim Kurulu Ankara’da toplanır. Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un da katıldığı toplantıda, kötü ve çirkin tezahüratlara verilen cezalar görüşülür.

Toplantıda söz alan Galatasaray Başkanı Özhan Canaydın, Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören, Bursaspor Yönetim Kurulu üyesi Yunus Egemen ve Konyaspor Basın Sözcüsü Memduh Oğuz, küfüre karşı getirilen cezaların çok ağır olduğunu ifade ederler.

Yunus Egemen, 500 bin YTL’ye varan para cezalarının ve 3 puan silme cezasının kaldırılması gerektiğini savunarak, “Taraftarın yaptığı taşkınlığın faturasını bütünüyle kulübe mal etmek yanlış. Küfüre karşı alınacak en iyi önlem, tribünlerin boşaltılmasıdır.” der.

Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy da kulüp yöneticilerinden gelen talep üzerine, puan silme cezasının kaldırılmasını kabul ettiğini söyler. Kulüpler Birliği’nin konuyla ilgili komisyon kurmasını isteyen Ulusoy, “Bu komisyon, mevcut ceza yönetmeliğinde ne gibi değişiklikler yapabiliriz, onu belirleyecek. Oradan çıkacak sonuca göre de biz gerekeni yapacağız” der.

Aynı tarihte Memorial 11 Altın Adam Yarışması’nın toplantısına konuk olan Şenol Güneş, Türk futbolunda her geçen gün sorunların daha da arttığının görüldüğünü kaydederken, bu camiada 40 yılını geride bırakmaya hazırlandığını dile getirerek şunları söyler:

“Futbolda 20 yılı oyuncu, 20 yılı da teknik adam olarak 40 yılı geride bırakacağım.

Hayatımın en mutsuz dönemini ise Milli Takım’dan ayrıldıktan sonra yaşadım. Maaş almadığım Milli Takım’dan paracı diye kovuldum. Üç maymunu oynamaya gerek yok. Bunu temizleyebilmeliyiz. Namusluları kötü gösterip, namussuzları gizliyoruz.

Futbolda başarının sağlanabilmesi için iyi niyet ön şarttır. Kulüplerin profesyonelleşmesi gerekiyor. Amatör olarak iyi niyetle yönetiliyorlar, ama bu yanlış. Aksi halde yönetimlerin transfer yapması ve teknik direktörlerin kovulması sürer”.

Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu Başkanı Türker Arslan 22 Eylül 2006’da “Türkiye’de şike var mı?” şeklindeki soru üzerine şunları söyler:

“(Şike yok) diyen kimse yok zaten. Şike var tabi. Nasıl var, önümüze gelen dosyalar var. Yıllarca şikeyle ilgili verdiğimiz kararlar var. Kulüp yöneticiliğimde var diyemem. Bugün için İkinci Lig’den, Üçüncü Lig’den dosyalar geliyor ama Turkcell Süper Ligi’den bize son birkaç yıldır intikal etmedi.

Şikeyi tespitte zorlanıyoruz. Şike Tahkik Kurulu araştırmalar yaparken devlet kurumlarından, resmi kişilerden gereken yardımı alamıyor. Şike Tahkik Kurulu, Akçaabat Sebatspor ile ilgili araştırmayı yaparken emniyete, savcılığa birtakım yazılar yazdı, birtakım taleplerde bulundu. (Araştırma yapın, soruşturma yapın) dedi. Cevap dahi vermediler.

Şike Tahkik Kurulu’nun şu anda hiçbir yetkisi yok. Şike Tahkik Kurulu araştırmayı yapar ve bir rapor hazırlar, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’na verir, ama federasyon o karara uyup uymamakta da serbesttir. Şike Tahkik Kurulu birilerini dinler. Spor adamıysa gelmek zorunda, ama spor adamı değilse gelmiyor. Ancak savcı buna yardımcı olacaktır. Bize geçmişte şikeyle ilgili dosyalar gelmedi mi? Onlarca geldi. Bu sene daha gelmedi, ama geçmiş yıllarda şikeyle ilgili çok kararlar verdik. (Şike var) dedik, (yok) dedik. Var dediklerimizin 3 puanı silindi, küme düştüler. Şike Tahkik Kurulu’nun birtakım araştırmaları daha etkin şekilde yapabilecek yetkilere haiz olması lazım. Örneğin adamı çağırdığın zaman gelmelidir. Belki bütün pisliği yapan o kişidir ama gelmiyor, getiremiyorsun. Bu çok önemli.

Federasyonun eline şikeyle ilgili somut bir şey gelmezse herhangi bir şey yapması söz konusu olamaz. Önce Şike Tahkik Kurulu, sonra federasyon, en sonra biz. Biz geçmişte federasyonun (şike yoktur) diye verdiği bir kararı (şike vardır) diye bozduk. O takım hakkında hükmen mağlubiyet kararı verdik.

Bu sezon uygulamaya konulan Futbol Federasyonu Disiplin Talimatı’nın 31. maddesinin amacı kötü tezahüratı önlemektir. Bu talimatlar biraz taraftar gruplarına fırsat verdi gibi ortam doğdu ne yazık ki amaç o değil.

Birtakım kulüplerin bu yeni uygulama konusunda sıkıntıları var. Önümde Antalyaspor’un bir dilekçesi var. Bazı taraftar grupları kendilerine birtakım baskılar yapıyorlar, bir takım taleplerde bulunuyorlar, aksi taktirde gelip küfür edeceklerini belirtiyorlar. Bunun gibi birkaç tane daha örnek var. Bunun içinden nasıl çıkılır zamanla bunu göreceğiz, bu konuda endişeliyim.”

2 Ekim 2006’da Cem Papila FIFA listesinden çıkartıldığı için hakemliği bırakma kararı alır. Papila şunları söyler:

“Her zaman hedefli hareket eden biriyim, hedeflerim de vardı. Beklentilerim, FIFA’da yükselmekti. Bir kademe yükselmiştim, dördüncü kademeye yükselmeyi hedeflerken böyle bir karar alındı. Ben de hedef kalmayınca istifa etmeyi uygun gördüm. FIFA listesinden çıkartılmam benim açımdan sürpriz olmadı, özel sebeplerden dolayı böyle bir kararın alınacağını tahmin ediyordum. Spor hukukçusu veya spor adamı olarak bu camianın içinde kalmak istiyorum. Camia derken de spor camiasını kastediyorum. Kısmet olursa ileri ki günlerde gözlemcilik gibi düşüncem var.”

Ulusoy iktidarları döneminde, süresi dolmadan hakemliği bırakanlar kervanına Papila da katılmış olur. İlk etapta aklıma gelenler Muhittin Boşat, Ali Aydın, Serdar Tatlı, Erol Ersoy… Arşivi kurcalasam başka isimler de aklıma gelecek gibi, ama geçelim şimdilik.

Darısı Kuddusi, Dereli ve Demirlek’in başına diyelim ve Poşet İsmet’i Allah’a havale edelim 🙂

13 Ekim 2006 tarihinde Bursaspor Başkanı Levent Kızıl’dan Ulusoy’a bir tepki gelir.

Ulusoy’un, “Levent ile uzun yıllar çalıştım. Onun hayatı hep ihanet içinde geçmiştir. Bu ilk değil” şeklindeki açıklamasına tepki gösteren Kızıl, şöyle konuşur:

“Sayın Haluk Ulusoy’un beni kendisine ihanetle itham ettiği haberle ilgili kamuoyuna kısa bir bilgi vermek istiyorum. Sayın Haluk Ulusoy’un ve benim ihanetten anladığım tahmin ederim farklı olmalı. Benim anladığım kadarıyla, sözlük anlamıyla ihanet, zamanında sağda solda, ofis ofis gezip kendisi için her türlü hakaret dolu sözleri sarf edip, hakkında en ağır suçlamalarda bulunanlarla bugün kol kola gezmektir. Bununla ilgili isterse örnekleri daha sonra da isimlendirebilirim.

Tahminim Sayın Haluk Ulusoy’un ihanetten anladığı, bizim zamanında tecrübelerimizle edindiğimiz gerçekleri, başta sayın Başkan Haluk Ulusoy ve Türk futbolunun iyiliği için kamuoyuyla paylaşmakla, ihanet içinde olmaya devam edeceğimi kamuoyuna duyururum.”

26 Ekim 2006’da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ‘hizmet nedeniyle emniyeti suistimal ettikleri’ gerekçesiyle, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, eski Başkan vekilleri Ata Aksu ve Orhan Saka ile eski Mali İşler Koordinatörü Haldun Kozakoğlu hakkında, 1 yıl 9’ar aydan 11 yıl 3’er aya kadar hapis istemiyle dava açar.

İddianamede, “Yetkililerin, kurum parasını harcarken, evrensel etik bakımından, en az kişisel varlıklarının sarfı sırasında gösterecekleri hassasiyetle işlem yapmaları gereklidir” denilir.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçlarını Soruşturma Bürosu savcılarından Abdullah Ayhan Şan tarafından hazırlanan iddianamede, soruşturmaya, Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığının ihbarı üzerine Başbakanlık müfettişinin koordinatörlüğünde Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü müfettişlerinin katılımıyla oluşturulan komisyonun raporu üzerine başlandığı kaydedilir.

Sanıkların savunmalarında, federasyonun özerk olduğu ve harcamaların genel kurulca aklanmış olması nedeniyle soruşturma konusu yapılmayacağını dile getirdikleri belirtilen iddianamede, 2002-2004 yılları arasında Satın Alma Talimatı’nın 31. maddesindeki yasaklamalara rağmen Haluk Ulusoy’a ait Fantasia Otel’den yapılan alımlar için 295 bin 629 YTL ödendiği, başkan ve yönetim kurulu üyelerinin konaklama ve seyahat giderlerinin ödenmesinde, “görev onayına ihtiyaç duyulmadığı, hizmetin gerekleri ile harcanan paranın, kurum yararı gözetilerek kullanılması gereği unutularak” 56 bin 298 YTL 27 YKr usulsüz harcamaya yer verildiği ifade edildi.

Federasyon faaliyetleri kapsamında olmayan yılbaşı kutlamaları gibi bazı işler için federasyon bütçesinden toplam 50 bin 575 YTL 6 Ykr usulsüz ödeme yapıldığı kaydedilen iddianamede, hediyelik eşya alımında da Satın Alma Talimatı hükümlerine aykırı hareket edilerek Nokta Ajans firmasından 2001-2004 yılları arasında 208 bin 224 YTL 89 YKr, Koçak firmasından ise 258 bin 808 YTL 22 YKr alım yapıldığı belirtilir.

İddianamede, başkan ve başkan vekilleri için 5’er, yönetim kurulu üyeleri Orhan Saka için iki, İsmail Dilber, Selami Özdemir, Mukan Perinçek ve Ali İpek ile bir kısım görevliler için tahsil edilen limitsiz mobil telefon bedelleri için 28 bin 873 YTL usulsüz ödeme yapıldığı, federasyon adına Türkiye İş Bankasından alınan 4 adet kredi kartından da Ulusoy, Aksu, Kozakoğlu ve eski Genel Sekreter Vekili Metin Kazancıoğlu’nun toplam 7 bin 677 YTL 23 YKr belgesiz tediyat gerçekleştirdiği kaydedilir.

Milli takımın deplasman maçlarına giden kafileler için gerçekleşen harcamaların incelenmesinde de 2002 Dünya Kupası Finalleri organizasyonunun Satın Alma Talimatı hükümlerine aykırı şekilde Plaza Turizm firmasına verildiği, davetli listesinde yer almayan Trabzon Haluk Ulusoy Tesisleri inşaatında kontrolör elemanı Cahit Erdem ve eşi ile Hakan Başeskioğlu, Çağrı Başeskioğlu, Çağatay Taranoğlu, Tolga Özmen adlı kişilerin bilet bedelleri ile yönetim kurulu üyelerinin çocukları veya diğer yakınlarının masraflarının federasyon bütçesinden karşılandığı, bu yolla Ulusoy’un 4, Ata Aksu ve Hüsnü Hayali’nin 3 kişilik masraflarını federasyona ödettiğinin anlaşıldığı ifade edilir.

İddianamede, aynı organizasyonda müteahhit firma tarafından karşılanması gereken bir kısım harcamalar için 59 bin 971 dolar, Ulsan-Seul otobüs ücreti 5 bin 400 dolar ve Türk Evi’ndeki kokteyl için yanlış hesaplama sonucu 2 bin 800 dolar olmak üzere toplam 68 bin 171 dolar tutarındaki 114 bin 159 YTL 96 YKr’nin federasyon tarafından usulsüz şekilde karşılandığına işaret edilir.

Haluk Ulusoy için 24-27 Haziran 2002 tarihleri için Kura Otel’e suit oda bedeli olarak 10 bin 200 dolar ödendiği halde, aynı tarihleri kapsayan 23-27 Haziran 2002 tarihi için Poyal Pines Hotel’de de konaklama ve ekstra ödemeleri yapıldığı aynı durumun 20-24 Haziran 2002 tarihinde iki ayrı otel için de tekrarlandığı, böylece başkan için mükerrer konaklama ve ekstra gider ödemeleri yapıldığı kaydedilir.

İddianamede, 2003 Fransa Konfederasyonu Kupası seyahatinde de işin ihale kurallarına riayet edilmeden Plaza Turizm Firmasına verildiği, bir kısım yöneticilerin eş ve çocukları ile yakınlarının masraflarının federasyon bütçesinden karşıladığı, 24 bin 458 YTL 2 YKr tutarındaki ekstra harcamanın yasal dayanağı olmadığı halde ödendiği, uçak kiralamasına dair toplam 4 bin 556 YTL 19 YKr fazla ödeme yapıldığı, rehberlik servisi için ikinci kez 13 bin 734 YTL 98 YKr ödendiği belirtilir.

Belçika-Türkiye hazırlık maçı, İngiltere-Türkiye Avrupa Şampiyonası grup maçı, Slovakya-Türkiye maçı organizasyonlarının ve Liechtenstein ve İrlanda maçları kafilesini de Satın Alma Talimatı hükümlerine uygun olmadan Plaza Turizm firmasına verildiği kaydedilen iddianamede, bu organizasyonların bazılarında firma çalışanlarının ve kafilelerde yer almayan Ömer Hayali, Mithat Halis, Salim Karabacak, Mustafa Yazıcı, Firuzanfer Arslan ve Nuri Yazıcıoğlu’nun masraflarının federasyonca ödendiği ifade edilir.

İddianamede, Trabzon Haluk Ulusoy Kamp ve Eğitim Tesisleri işi ihalesinde de Satın Alma Talimatı’nın 20. maddesinin ihlal edildiği belirtilerek, iş nedeniyle toplam 705 bin 213 YTL 30 YKr zarara yol açıldığı ve usul yönünden hukuka aykırılıkların bulunduğunun tespit edildiği belirtilir.

İddianamenin hukuki değerlendirme kısmında şöyle denilir:

“Yetkililerin kurum parasını harcarken, önceden yayınlanmış kanun, tüzük, yönetmelik, talimat, genelge ve görüşlere uygun hareket etmekle yükümlü olmaktan başka, evrensel etik bakımından en az kişisel varlıklarını sarfı sırasında gösterecekleri hassasiyetle işlem yapmaları gereklidir.

Şüphelilerin, harcamaların genel kurul tarafından ibra edilmesine, dolayısıyla da zarar gören olmadığına, şikayetçi bulunmadığına ilişkin savunmaları; harcamaların dayanağı belgelerin, genel kurul üyelerince görülüp değerlendirilmesinin fiili imkansızlığı ile genel kurul üyelerinin ayrıntılar konusunda bilgi ve ibralarının söz konusu olamayacağı gerçeği karşısında inanılır görülmemiştir.”

İddianamede, Futbol Federasyonu Başkanı Ulusoy, eski Başkan vekilleri Ata Aksu ve Orhan Saka ve eski Mali İşler Koordinatörü Haldun Kozakoğlu’nun, ”kendilerine teslim edilen kurum parasını, 3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile usulünce yürürlüğü talimatlara, yönetim kurulu kararlarına ve iç genelgelere aykırı biçimde, kendileri veya başkalarının çıkarı için sarf ettikleri” kaydedilir.

İddianamede ayrıca, Trabzon’da yapılan inşaatın kontrolörlük görevini gerçekleştiren Cahit Erdem ile Sayım Adanur’un da “asli-maddi fail” sıfatıyla suçlara iştirak ettikleri belirtilir.

İddianamede, sanıklar Haluk Ulusoy, Ata Aksu, Orhan Saka ve Haldun Kozakoğlu’nun, lehlerine olan 765 sayılı eski Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) “hizmet nedeniyle emniyeti suistimal” fiilini düzenleyen 510 ve ceza artırımını öngören 522 ve 80. maddeleri uyarınca 1 yıl 9’ar aydan 11 yıl 3’er aya kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi.

İddianamede ayrıca, sanıklar Cahit Erdem ve Sayım Adanur hakkında da yine eski TCK’nın 510. ve 522. maddeleri uyarınca 1 yıl 6’şar aydan 7 yıl 6’şar aya kadar hapis cezası istenir.

Eski Futbol Federasyonu Başkan Vekili Ata Aksu, görev yaptıkları dönem için açılan davayla ilgili olarak, adının dosyaya sonradan eklendiğini savunarak, Türk futboluna çok başarılar yaşatmış bir yönetim topyekun mahkum edilmek isteniyor” der. Aksu, gerekirse hapis de yatacaklarını belirtir.

Ata Aksu, görev yaptığı dönemde Türk futboluna büyük emekleri dokunduğuna inandığını belirterek, “Sportif, idari ve mali çok büyük başarılar yakaladık. Herhalde bir hapis yatmamıştık. Demek ki eksik bir hizmetimiz varmış. O da hapis yatmak olsa gerek. Onun için gerekirse hapis de yatarız. Şeriatın kestiği parmak acımaz” ifadelerini kullanır.

İnanılır gibi değil…

Sanki adamlar pasif direniş, işgal güçlerine karşı koyma gibi meşru zemini olabilecek bir konudan dava edilmişler gibi “gerekirse hapis de yatarız” diyebiliyorlar. Ata Aksu Bey; davanın gerekçesini anlamadınız galiba. Özetle zimmet ve dolandırıcılık!!! Anlayın lütfen… Pek övünülesi bir şey değil!

Dava üzerine 27 Ekim 2006’da Haluk Ulusoy’un, Futbol Federasyonu’nun resmi internet sitesine konuya ilişkin yaptığı açıklama şöyledir:

“Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açmış olduğu dava konusunda memnuniyetimi ifade etmek isterim. Aylardır değişik amaçlarla yargısız infaz yapılan bir konunun, sonunda Yüce Türk adaletine intikal etmiş olması hem benim açımdan hem de tüm futbol kamuoyu açısından son derece sevindiricidir.

Daha önceki davada olduğu gibi bu sürecin de aklanmamızla sonuçlanacağından eminim. Gerçekler ortaya çıkacak, herkes gereken cevabı alacaktır.

Yargıya intikal eden bir konuda daha fazla yorum yapmam, görüş bildirmem şu an için mümkün değil. Bu süreçte ilgili tüm kişi ve kuruluşların da adalete ve yasalara aynı saygıyı göstermelerini bekliyorum.

Mahkeme süreci içerisinde savunmanın tüm gereklerinin yerine getirileceğine kimsenin şüphesi olmasın.

Türk adaletine güveniyorum, güvenmeye de devam edeceğim.”

30 Ekim 2006’da Trabzonspor Başkan Yardımcısı İbrahim Hacıosmanoğlu, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’a açılan davanın kasıtlı olduğunu iddia ederek Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in tarafsızlığını kaybettiği için bir an önce istifa etmesi gerektiğini söyler.

Bakan Şahin’in bir önceki kongrede Mehmet Ali Yılmaz’ı desteklemediğini de hatırlatan Hacıosmanoğlu, “Bakanlık yapmış, yani meslektaşı olan, özel futbol yasasını çıkarmış. kulüp yönetmiş Mehmet Ali Yılmaz’ı bile desteklemiyorsa, akıllara, bakanın Trabzon düşmanlığı mı var, sorusu geliyor“ der.

FIFA kokartının alınmasına tepki olarak hakemliği bırakan Cem Papila, Futbol Extra Dergisi’nin Kasım sayısında yer alan röportajında, FIFA listesinde görünen Kuddusi Müftüoğlu’nun Ocak ayında liste dışı kalacağını, bunun Çulcu tarafından planlı bir şekilde yapıldığını belirterek, “Çulcu’nun bu yaptığı şark kurnazlığı. Kuddusi Müftüoğlu liste dışı kaldığında MHK ile federasyonun birbirlerine ne diyeceğini merak ediyorum” der.

Papila’nın röportajının önemli noktaları şöyledir:

“Bakın ortadaki kriterlere göre listenin yedinci sırasına yazılması gereken Bülent Yıldırım altıya, altıya yazılması gereken Müftüoğlu da yediye yazıldı. Şimdi Haluk Ulusoy düşünüyor ki, Kuddusi Müftüoğlu FIFA oldu. Aslında olmadı. Kimse farkında değil, kimse 1 Ocakta Türkiye’nin FIFA kadrosu 6’ya indirilirse şaşırmasın. 1 Ocakta bu liste 6 kişi olarak belirlendiğinde, Müftüoğlu liste dışı kaldığında o zaman Ulusoy Federasyonu ile Çulcu MHK’sı bakalım birbirlerine ne yapacak? Çünkü kadronun aslında 6 kişi olduğunu Çulcu biliyor ama Ulusoy bilmiyor. Kim kimi kandırıyor burada? Mustafa Çulcu’nun bu yaptıkları hep şark kurnazlığı, başka bir şey değil?”

Olayın üzerinden zaman geçmesine rağmen karşılaştığı yanlışı hala unutamadığını belirten Cem Papila, “Ben MHK’nın bağımsız olmasını ümit ediyordum ama son gelişmeler hiçbir şekilde bağımsız olmadığını gösteriyor. Yani kendi iradesiyle kararlar veremediğini gösteriyor. MHK Başkanı dik duramadı bu olayda. MHK Başkanı ve yönetimi en baştan federasyon başkanının bu şekilde bir hakkı olduğunu kabul edip de o göreve gelmişlerse onu bilemem. Ama bunu kabul etmeden geldilerse dik duramadılar demektir. Ne yapmaları gerekirdi? İstifa edeceklerdi. Çulcu dik durup istifa edecekti ama bir sonraki dönem yine MHK Başkanı olabilecekti. İnsanlar söylemleriyle değil yaptıklarıyla anılır. Herkes tarihte yerini alacak” şeklinde konuştu.

Federasyon başkanı Haluk Ulusoy’un, performansından dolayı FIFA listesine alınmadığı yönünde gösterdiği gerekçeye katılmadığını belirten Papila, “Bu inandırıcı ve doğru bir gerekçe de değil. Futbolun patronu kim? Haluk Ulusoy. Peki, patronun savunma verdiği nerede görülmüş? Federasyon Başkanı’nın, MHK’nın bir tasarrufunu onaylarken FIFA listesinde neden değişiklik yapıldığını açıklamak zorunda kalması aslında birçok şeyi anlatıyor. Çünkü ben gerçeği biliyorum. Bu gerçek, geçmişte genel başkan seçiminde Mustafa Çulcu ile karşı karşıya gelmemizdir” diye konuştu.

Mustafa Çulcu’nun MHK başkanlığına geldiği gün FIFA kokartını kaybettiğini belirten Cem Papila, “Hakemliği bıraktım, üzülmedim mi, biraz üzüldüm tabii. Bunca yıl emek harcamışım çünkü. Ama bir kere öldüm. Beni 10 defa daha öldürmelerine izin vermedim. Çünkü bundan sonra 10 defa daha öldürürlerdi beni” açıklamasını yaptı.

Mustafa Çulcu ile aralarındaki olayın sadece Eskişehir’deki seçim olayı olmadığını belirten Papila, “Bizim Çulcu ile ilk kavgamız bundan 1,5 yıl öncesine dayanıyor. Aramızda kötü bir şekilde bir telefon mesajı olayı yaşandı. Bunu sadece dört kişi biliyor. Mustafa Çulcu’nun cep telefonuna hakemlik müessesesiyle ilgili bir mesaj geliyor, altında Cem Papila yazıyor. Ama telefon numarası bana ait değil. O da mesajı alır almaz beni araması gerekirken, hemen yetkilileri aramış. Sonradan o telefon mesajını çekenin de kim olduğunu buldum ve kendilerine gösterdim. Bu benim için çok acı bir olaydı. Ondan beri aramız gergindi zaten” dedi.

Papila, kendisine karşı bu tür talihsiz olayların bir çok defa meydana geldiğini belirterek, mazeretini bildirmesine rağmen Mustafa Çulcu’nun kız kardeşinin düğünü olduğu gün kendisine 2. Lig (B) kategorisi maçı verdiğini söyledi.

Faal hakemken hedefinin hakemliği bıraktıktan sonra Türkiye’yi Avrupa’da FIFA ve UEFA’da önemli bir görevde temsil eden ikinci bir Şenes Erzik olmak olduğunu belirten Papila, şunları söyledi: “Bende bunu yapacak bilgi ve birikim var. Ama bugünkü federasyon bunu düşünecek kapasitede değil, bunu görecek vizyona da sahip değil. En büyük üzüntüm, sadece kişisel sebeplerden dolayı bana bu fırsatı vermediler. Yine aynı şekilde geçen sene de Metin Aydoğan’a FIFA listesi konusunda haksızlık yapıldı. Ben bunu o günkü MHK Başkanı Ufuk Özerten ile paylaşmıştım. (Şık olmadı) dedim. Onu, İstanbul medyasında eski hakemlere yakın bir grup istemedi. Onlar birilerinin menfaatini kollamak amacıyla birilerini FIFA yapmak için Aydoğan’ı yediler.”

Serdar Tatlı’nın hakemliği bırakma nedeninin açıklandığı gibi sakatlık olmadığını belirten Papila, şöyle devam etti:

“Serdar Tatlı’ya en yakın hakem bendim. Serdar’ın bırakmasındaki gerçek neden farklıydı. Bu bizim kendi aramızdaki özel bir şey. Bunu ben açıklayamam. Yani hakemlikten mutlu olarak ayrılan hiç yok gibi. Mustafa Çulcu 45 yaşının ve FIFA kariyerinin sonuna kadar hakemlik yaptı, o bile mutlu ayrılamadı. Biz o kadar gidemedik. Çulcu nasıl gitti, bilemem. O ayrı bir yetenek olsa gerek. Hem 45 yaşının sonuna kadar hem de FIFA’da dördüncü kategoride kalarak bu kadar sürdürebilmek çok büyük bir yetenek. Biz 39 yaşında, hem de üçüncü kategoride kalamadık.”

Hakemlik hayatında “keşke olmasa” dediği hataların olduğunu belirten Papila, “Mesela Vestel Manisaspor-Galatasaray maçında ofsayt gerekçesiyle iptal ettiğimiz bir gol var. Yine Fenerbahçe-Trabzonspor maçında yardımcının yanlış tespit edip ofsayttan gol verdiğimiz bir pozisyon var. Keşke yaşanmasaydı dediğim kararlardı bunlar” itirafında bulundu.

İyi bir Beşiktaş taraftarı olduğunu belirten Cem Papila, Kendisini en çok üzen olaylardan birinin ise Trabzonspor taraftarlarının yaptığı yürüyüş olduğunu belirtti. Papila, “Çünkü ben Trabzonluyum. Bırakın annemin ve eşimin Trabzonlu olmasını, ben Zonguldak’ta Trabzon kültürüyle büyümüş biriyim. Ben o yörenin insanıyım, benim memleketim orası, kendimi Trabzonlu olarak görüyorum” dedi.

Beşiktaş-Samsun maçını hatasız yönettiğini tekrarlayan Papila, o maçın devre arasında Sinan Engin’in soyunma odasına gelerek, verdiği kırmızı kartlarla ilgili kendisine, (Hocam kartlarında, kararlarında haklısın) dediğini söyledi.

Bundan sonraki hedefinin CHP’den milletvekili olarak meclise girmek olduğunu söyleyen Papila, “Daha öncede siyasetin içindeydim. Profesyonel lig hakemi olunca siyasete ara vermek zorunda kaldım. Şimdi kaldığım yerden yoluma devam edeceğim. CHP’nin üyesiyim. En büyük idealim de spor bakanı olarak bilgi ve birikimimle ülkeme hizmet etmek” dedi.

Papila, Fenerbahçe Kulübü Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu ile sınıf arkadaşı olduğunu doğrulayarak, “Sayın Şekip Mosturoğlu ile Hukuk Fakültesi’nden arkadaştık. 1984-88 yılları arasında aynı sınıfta okuduk. Federasyon başkan vekili olduktan sonra kendisiyle yüz yüze gelmedik dersem yalan olmaz. Sadece bayramlarda ve kandillerde birbirimize mesaj atardık, o kadar. Bu konuda hem kendisi hem de ben büyük özen gösterdik” şeklinde konuştu.

“Cem Papila’yı Cem Papila yapan dik duruşudur” diyen Papila, “Ben hatalar yapmadım mı yaptım ama yapmadığım bir tek şey var, kimse için santim eğilmedim. Çok da büyük konuşmak istemiyorum ama eğilirsem sadece çocuklarım için eğilirim. Belki onlar için de eğilmeyebilirim, sınırlarımı zorlarım. Ama etrafımda çok eğilen insan gördüm. Hele o Eskişehir’deki benim dik durduğum seçimde çok insan vardı eğilen” dedi.

Bu sene şampiyonluğun Fenerbahçe, Galatasaray ve Vestel Manisaspor arasında geçeceğini, Beşiktaş ve Trabzonspor’un şansı olmadığını belirten Papila, “Çünkü Beşiktaş takım olamadı. Bu konuda çok önemli zaafları var. Kayseri Erciyesspor maçı sonrası yaşananları televizyondan izledim, arkadaşlığın olmadığı yerde başarı olmaz. Galatasaray’ı geçen sezon şampiyon yapan en önemli faktör takım olmaktı. Ama Beşiktaş takım olamadı” dedi.

31 Ekim 2006’da Başbakanlık Teftiş Kurulu, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’e, Türkiye Futbol Federasyonu’nu Olağanüstü Genel Kurul’a çağırması tavsiyesinde bulunur.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ‘hizmet nedeniyle emniyeti suistimal ettikleri’ gerekçesiyle, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, eski Başkan vekilleri Ata Aksu ve Orhan Saka ile eski Mali İşler Koordinatörü Haldun Kozakoğlu hakkında, 1 yıl 9’ar aydan 11 yıl 3’er aya kadar hapis istemiyle dava açmasının ardından Başbakanlık Teftiş Kurulu da Futbol Federasyonu’na olağanüstü kongreye gitmesini tavsiye eder. Teftiş Kurulu, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’e, Türkiye Futbol Federasyonu’nu olağanüstü genel kurula çağırması tavsiyesinde bulunur.

Ertesi gün Mehmet Ali Şahin, “Futbol Federasyonu’na olağanüstü genel kurul çağrısı yapacak mısınız? FIFA, bunu siyasetin spora müdahalesi olarak değerlendirir mi?” şeklindeki soruya, Bakan Şahin şu yanıtı verir: “Yasalar bakanlığıma hangi görev ve sorumlulukları yüklemişse, bu zamana kadar olduğu gibi bundan sonra da yasaların bakan olarak üzerime yüklediği her türlü görev ve sorumluluğu yerine getireceğim.”

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15

HALUK ULUSOY DOSYASI – 10

leave a comment »

Her devrin teranesi: Küfür eden yandı…

02 Ağustos 2001 tarihinde 41. Uluslararası Hakem Seminerine katılan Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy, “Maçlarda küfürlü ve çirkin tezahürat durumunda hakem müsabakayı tatil edebilecek” der.

Futbol Federasyonu Merkez Hakem Kurulu’nun (MHK) düzenlediği 41. Uluslararası Hakem Semineri Kuşadası’nda [evet, yine Kuşadası… Bilin bakalım hangi otel?] başlar. Seminere katılan UEFA Asbaşkanı ve FIFA Hakem Kurulu Başkanı Şenes Erzik, hakemlikte profesyonelleşme yolunda çalışmaların sürdüğünü, son 2 yılda Türk hakemliğinde önemli adımlar atıldığını söyler.

Yeni sezonda iki önemli konuya kulüplerin dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, şunları söyler:

“Birincisi maçlarda küfürlü ve çirkin tezahürat durumunda hakem müsabakayı tatil edebilecek. Bu durumda çirkin tezahüratı yapan taraftarın takımı hükmen yenik sayılacak. İkincisi de sahaya yabancı madde atılması ve buna engel olunamaması halinde o kulübe müsabakalardan men cezası gündeme gelecek.”

Elbette böyle bir uygulama asla olmaz. Hatta ilerdeki tarihlerde puan silme sınırına gelenler olunca alelacele kurallar dahi değiştirilir. TFF’nin küfürü engelleme yolundaki kararlılığı ve inandırıcılığı Çarşı grubunun küfürü engellemekteki kararlılığı kadardır ancak.

14 Ağustos 2001’de Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün suç duyurusu üzerine hakkında başlatılan soruşturma takipsizlik kararı ile sonuçlanan Federasyon Başkanı Ulusoy için bir üst mahkeme yargılama kararı alır. İtiraz üzerine dosyayı inceleyen üst mahkemenin takipsizlik kararını kaldırması üzerine Ulusoy hakkında TCK 526 uyarınca yetkili merciilerin emirlerine uymamaktan 3-6 ay hapis istemiyle dava açılır.

Davalar ve kavgalar sezonuna her nasılsa biraz ara verilir. Ortam bir süre boyunca göreceli olarak daha sakinleşir. 

29 Ocak 2002’de hakem hatalarının bariz şekilde artması ve bir takımın kollanması üzerine Fenerbahçe Asbaşkanı Mahmut Uslu “Düdükler Kadıköy’de başka çalıyor, Ali Sami Yen’de başka. Sonra da, ‘G.Saray’ın ihtiyacı yoktu’ deniyor. İnsaf!” çıkışını yapar.

G.Saray’ın ligin daha ikinci maçında feryat ettiğini ve ikinci başkan Fatih Altaylı’nın, “Bu hakemlerle Fenerbahçe şampiyon olur” açıklamasını yaptığına dikkat çeken Uslu şunları söyler;

“Herhalde Altaylı kulüpleri şaşırdı. Fenerbahçe yerine Galatasaray bu hakemlerle şampiyon olur demeliydi.

Hakem atamalarına bakın; 2 takımın maçlarına FIFA kokartlı hakem atanıyor, diğer takıma ise acemi hakem. Haluk Ulusoy, bize, ‘Haklısınız ama artık hata olmayacak’ sözünü verdi. Biz de sustuk. Ama hatalar bitmiyor. Şimdi hakem atamalarının değiştirildiği iddiaları var. Bunun yanıtını kim verecek?

Devletin hangi takımı tuttuğu da belli oldu. Başbakan Yardımcısı, Feredasyon Başkanı ve MHK Başkanı hep G.Saray’ın maçlarındalar. Fenerbahçe’nin, Anadolu takımı olduğu bir gerçek. Ama bu kadar da hor görmesinler. Niye Fenerbahçe’nin maçlarına gelmiyorlar?”

Mahmut Uslu derin devlet destekli proje takımı Dinamosaray’ı açıkça işaret etmektedir, ama diğer kulüpler ya işlerine geldiğinden, ya da korkutulup sindirildiklerinden ses çıkartmamaktadırlar.

Ulusoy 31 Ocak 2002’de hakemlere yönelik eleştirilere sert tepki gösterir: “Hakem camiamız çok saygın bir kuruluştur. Onlara her saat dil uzatanlar Allah’tan bulsunlar.”

Ulusoy böyle der demesine de “hakemlere dil uzatanlar”ı Allah’a havale etmek yerine tetikçi hakemleri, PFDK’sı ve Tahkim’i ile kendisi cezalandırmaktadır.

20 Şubat 2002’de polis, futbol camiasını sarsan şike skandalına karışanları tek tek gözaltına almaya başlar. Şike çetesinin başı Susurlukçu Ali Fevzi Bir’in talimatıyla hakemlere kadın bulduğu iddia edilen Dilek Uzun ve 9 kişi gözaltına alınır.

Polisteki sorgularında kadınların “Evet bazı hakemlerle birlikte olduk” dedikleri öne sürülür. Organize Suçlar Şube Müdürlüğü ekiplerince yakalanan Dilek Uzun ile birlikte 22 yaşındaki kız kardeşi Derya Uzun, ağabeyi Hacı Uzun da gözaltına alınır. Dilek Uzun’un ifadesinin ardından, hakemlere gönderildiği iddia edilen Tuğba Demirtaş, Unzile Eyici ile Çiğdem Balıkçı da evlerinden alınarak şubeye getirilirler. Gözaltına alınanlar arasında, İtalya’ya kaçan Ali Fevzi Bir’in koruması Ahmet Topal ve şoförü Ömer Nalıncı ile şike çetesinin içinde yer aldığı bildirilen Ömür Şevket Alpınarlı da bulmaktadır.

Hazır laf buraya gelmişken, Ulusoy’dan bağımsız ama kirli dönemin bariz bir örneği olarak şu şike dosyasını Ecevit Kılıç’ın Kirli Kramponlar kitabından alıntılayayım:

Futbolun karapara aklama dışında bir de bahis boyutu var. Yurt içinde, özellikle yurt dışında maçların sonuçlarına göre bahisler oynanıyor. Ortada trilyonlarca lira dönüyor. Aslında şike gerçeği futbolda kurumsallaşmış durumda. Ancak, yetkili ağızlar, şike gerçeğini bugüne kadar hep inkar ettiler, yok dediler.

Ama İstanbul polisinin istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne yaptığı bir başvuru, yıllardır örtbas edilen şikeyi gözler önüne serdi. İstanbul polisi, Susurluk davasında 4 yıl ağır hapis cezasına çarptırılan Ali Fevzi Bir’in lig maçlarında şike yaptığı duyumunu alıyor. Son yıllarda çetelerin korkulu rüyasi haline gelen dönemin Organize Suçlar Şube Müdürlüğü, Bir’in telefonlarını dinlemek için İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı’na başvuruyor. Telefonların dinlenmesi yanısıra Bir’i tam anlamıyla izlemeye alan polis, Bir’in çete oluşturarak, maçların istediği gibi sonuçlanmasını sağladığını tespit etti. Daha sonra da bu telefon görüşmelerinin kayıtları, delilleri ve diğer tüm belgeleri dosya haline getirdi.

Bu dosyaya göre Ali Fevzi Bir, Türkiye’deki futbol maçları üzerinde Avrupa’da bahis oynuyor. Karşılaşmaların istediği gibi sonuçlanması için hakem Sadık İlhan ve kadın pazarlamacısı Dilek Uzun ile işbirliği yapıyor. Ayrıca Bir’in arkadaşı olan teknik direktörlerin takımlarının kazanması için de Sadık ilhan ve Dilek Uzun devreye giriyor. Sadık İlhan, hakemlerle konusup maçların Bir’in istediği gibi sonuçlanmasını sağlıyor. Dilek Uzun da hakemlerle birlikte olarak ya da birlikte olacak kadınları ayarlayarak yardımcı oluyor. Kadın satıcısı Dilek Uzun’un poliste verdiği ifade, çeteci Ali Fevzi Bir, hakemler ve teknik direktörler arasındaki kirli ilişkileri tamamen açığa çıkarıyordu.

“Para karşılığı fuhuş yapıyorum. 1.5 yıl önce 4. Levent’te Semiha Yıldız adlı kişiyle birlikte ev kiraladım. Semiha Yıldız beni Aliço lakaplı Ali Fevzi Bir ile tanıştırdı. Benim tanıştığım dönemde Kıbrıs’ta kumarhanecilik yapıyordu. Bir gün Aliço telefonla beni aradı. Bana ‘Yanına 3 kız al ve Taksim’deki Euro Plaza Oteli’ne gel’ dedi. Ben, kardeşim ve Tuba Demirtaş otele gittik. Otelin restoranında Aliço, hakemler Sadık İlhan, Cafer Kuştepe, Hasan Serdar Çakıroğlu ve Volkan Uymankuy vardı. Sonra Semih adlı kişi bir kız daha getirdi. Ben hemen kızların erkeklere göre dağıtımını yaptım. Buna göre ben Sadık İlhan’la, tanımadığımız kız Volkan Uymankuy’la birlikte olacaktı. Hasan Serdar Çakıroğlu ertesi gün erkenden kalkacağını bahane ederek kimseyle birlikte olmak istemedi. Kardeşim Derya, Tuba ve hakem Cafer Kuştepe grup seks yapacaklardı. Daha sonra herkes odasına çıktı. Aliço cebinden para çıkarttı ve kişi başına 300 dolar parayı bana verdi ve otelden ayrıldı. Ben de kızların parasını dağıttıktan sonra Sadık İlhan’ın yanına gittim. Sadık İlhan’la cinsel ilişkiye girdim. 2 saat sonra otelden ayrıldık. Aliço 1-2 hafta sonra yeniden aradı. Yanına 4-5 bayan arkadaşını al aynı otele gel dedi. Ben de kızları alıp otele gittim. Otelde Aliço, hakemler Sadık İlhan, Kenan Nurhan Altınsaat, Ferhat Gündoğdu ve Kenan Koçak vardı. Bu kez kızların erkeklere dağılımını Sadık İlhan yaptı. Ben yine Sadık İlhan ile birlikte oldum. Biz otel görevlileriyle hiç muhatap olmuyorduk. Doğrudan Ali Fevzi Bir’in yanına gidiyorduk. Otele girişimizle ilgili herhangi bir kayıt tutulmuyordu. Duyduğum kadarıyla Aliço benim gibi Ebru Güzel, Ebru Sancı ve Pınar adlı bayanları da arıyordu. Bu kadınlardan da benden istediği gibi futbol hakemleriyle ilişkiye girecek bayan istiyordu. (Dilek Uzun’un İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar Şubesi’ndeki 22.02.2002 tarihli ifadesi)

Polis işlem yapılması için dosyayı önce telefon dinleme izni veren İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı’na götürdü. Ancak çete suçları DGM’lerin görev alanından çıkartıldığı için dosya Kadıköy Savcılığı’na gönderildi. Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı hakemlere kadın sunulan otelin Taksim’de olması nedeniyle dosyayı Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcısı’na gönderdi. Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı da görevsizlik kararı vererek tekrar Kadıköy’e verdi. Böylece istemeyerek de olsa şike sorusturmasıni yürütmek zorunda kalan Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Sadık İlhan’ı çıkar amaçlı suç örgütü, rüşvet almak suçlarından tutukladı. Dosya, savcıların bakmak istememesi nedeniyle uzun bir süre adliyeler arasında dolandığı için çetenin lideri Ali Fevzi Bir yurtdışına kaçmıştı. Bir hakkında gıyabi tutuklama kararı veren savcılık, ardından Bir, İlhan, teknik direktörler Samet Aybaba ve Erdoğan Arıca’nın da aralarında bulunduğu 11 kişi hakkında dava açtı. Ancak, Bir ve İlhan bir süre sonra tahliye edildi.

Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı davanın iddianamesi ilginç tespitlerle doluydu. Buna göre Gençlerbirliği Teknik Direktörü Erdoğan Arıca ile Ali Fevzi Bir arasında bir telefon görüşmesi yapılıyordu. Arıca, takımının düşme hattında bulunduğunu, bu durumdan kurtulabilmek ve çıkışa geçebilmek için bir maçı kazanmaları gerektiğini ve Bir’den maçtan galip gelmelerini sağlayacak bir hakem ayarlamasını istiyordu. Bir de Sadık İlhan’i arıyordu. İlhan da bu işi para karşılığında Sabahattin Bitirim’e yaptırabileceğini söylüyordu. Bir, tekrar Erdoğan Arıca ile görüşüp, gereken paranın verilmesi koşuluyla, Sabahattin Bitirim üzerinde Sadık İlhan ile mutabakata varıyorlardı. Bu görüşmeden bir süre sonra oynanan ve hakem Sabahattin Bitirim’in yönettiği

Samsunspor – Gençlerbirliği maçını, Gençlerbirliği 2-0 kazanıyordu. Yani maç, şike çetesinin istediği gibi sonuçlanmıştı. Gaziantepspor Teknik Direktörü Samet Aybaba ile Ali Fevzi Bir arasında yapılan telefon görüşmesinde ise Aybaba, Gaziantepspor’un galibiyeti için yardım talebinde bulunuyordu. Bu görüşmeden sonra İstanbul’da Göztepe – Gaziantep maçı yapılıyor ve maçın hakemleri ise Sadık İlhan, Kenan Kozak, Nurhan Altınsaat ile Ferhat Gündoğdu oluyordu. Maçtan bir gün önce bu hakemler Taksim’deki Euro Plaza Oteli’nde Ali Fevzi Bir’in temin ettiği kadınlarla birlikte oluyorlardı. Kadın satıcısı Dilek Uzun, ifadesinde bu olayı ayrıntısıyla anlatıyordu. Bu maçı Gaziantepspor 3-1 kazandı.

Çete lideri Ali Fevzi Bir ile hakemler, teknik direktörler ve kadın satıcısı Dilek Uzun arasındaki telefon görüşmeleri incelendiğinde maçlarda şike yapıldığı açıkça ortaya çıkıyor. Sohbetler, Yesilçam’ın o unutulmaz repliklerini solda sıfır bırakacak nitelikte. Siz de okuduğunuzda hayretler içinde kalacaksınız. Çünkü, büyük zevkle izlediğimiz futbol maçlarının sonuçlarının önceden ayarlandığını, hakemlerin düdüklerinin bahis ve para için çaldığını ve hatta hangi maçı hangi hakemin yöneteceğinin çete lideri Ali Fevzi Bir tarafından belirlendiğini göreceksiniz.

Gençlerbirliği Teknik Direktörü Erdoğan Arıca ile Ali Fevzi Bir arasında 10 Aralık 2001 günü saat 14.53 ve 15.02’de yapılan telefon görüşmesi:

Arıca: Efendim…
Bir: Erdoğan…
Arıca: Efendim abi…
Bir: Eski o Zeynel Abidin Gökçe’nin oğluymuş da o.
Arıca: Hıı.
Bir: Şey ilgilenecek il hakem kurulunun yardımcısı var İstanbul’un.
Arıca: Evet abi.
Bir: O ilgilenecek, yarın öğleden sonra ararım seni dedi.
Arıca: Tamam abiciğim.
Bir: Genç çocuk öyle fazla da bir şey
Arıca: Fazla da bir sıkıntı olmaz zaten yapamaz ama dedi, şey dedi. Ben bu hafta tam kadro çıkacağım, bir iki eksiğim var ama tam kadro çıkacağım.
Bir: Yok yani kulağa mesaj veririz dedi.
Arıca: O tabi canım ama mesaj gitti onlara, öteki taraftan mesaji gönderdim haberin olsun.
Bir: Tamam ama ona değil başkana göndericen.
Arıca: Ben patrona mesaj gönderdim, Ankara’ya gittim, oradan arattırdım onu.
Bir: İyi tamam, o zaman isimle iste artık.
Arıca: Bilmiyorum artık, yani benim önümüzdeki hafta sıkıntım var, Kırşehir’e gideceğim, onlar da baya heyecanlı.
Bir: Kırşehir’e…
Arıca: Kırşehir’e gideceğim, bu haftayı ben geçerim de abi yani büyük bir sıkıntı olmazsa önümüzdeki haftayı geçmem lazım.
Bir: Alsınlar Ankara’dan versinler işte.
Arıca: Pazartesi veya salı günü açacağım, konuşacağım, onların maçı ne zaman milli takımın maçı ne zaman?
Bir: Yarın.
Arıca: Yarın mı, o zaman pazartesi günü döner onlar, ulaşırım ben onlara.
Bir: Tamam.
Arıca: Bir sıkıntı olursa ararım ben seni.
Bir: Hayatta yapmam, bu işi sırf senin için yapıyorum.
Arıca: Teşekkür ederim.
Bir: Bak rezil oluruz ağabey, rezil.
Arıca: Hiç kimse bilmez, bir sefere ihtiyacım var.
Bir: Bak rezil oluruz.
Arıca: Tamam.
Bir: Arpa verilecek bu adama.
Arıca: Hıı.
Bir: İsmi siz aratacaksınız, ona karışmam.
Arıca: Hı.
Bir: Çünkü yani senin o patronun dandik.
Arıca: Evet.
Bir: Onun, ben onun yerinde olsam a…. koyayım Türkiye ile gırgır geçerim.
Arıca: Ya o adam da hiç bizim bildiğimiz gibi bir adam değil Aliço, bir tanısan adamı yani Türkiye ile gırgır geçecek bir adam da şimdi korkmuş ürkek yani, zavallı bir durumda, başkan öyle bildimiz bir başkan değil şu anda.
Bir: Yani herif gelecek, tırpanı vuracak, ben bi şimdi ben araya birini soktum arkadaşını.
Arıca: Hı.
Bir: Yani bunlar arpayı alır, yanı arpayı aldığını biliyorum da yani ben arpayla böyle şeye girmek istemem.
Arıca: Arpayla ben de girmek istemiyorum Aliço yani.
Bir: Anladın mı?
Arıca: Bu çok…
Bir: Şimdi sana bir şey söyleyeyim, senin bölgen uymuyor, bölgen uysa…
Arıca: Hı.
Bir: Ankara olsa…
Arıca: Ankara.
Bir: Dört beş tane orada var, benim canım ciğerim, derim ki böyle bak mesela bu hafta tesadüf Coşkun’un maçına benim en iyi arkadaşım gitti, söyledik.
Arıca: Evet.
Bir: He bayağı memnun kalmış, Sakarya-Altay maçına…
Arıca: Evet.
Bir: Şeye burada Antep maçında benim canım ciğerim var.
Arıca: Evet.
Bir: Şimdi…
Arıca: Senin canın ciğerin kim abi, onu bize yollasan da bize kıyak yapsın.
Bir: Olmaz olmaz, senin bölgende.
Arıca: Senin bölgende…
Bir: Yok senin bölgende o, aynı yere vermiyorlar.
Arıca: He öyle demek.
Bir: Veremezler, verseler şimdi bir tane var.
Arıca: Hı. Şimdi onları aradım ki bir tane bana dedim isim söyleyin dışarıdan.
Bir: Tamam mı, İstanbul’da var, şimdi hatır için olan şey yapacak anladın mı, bir iki tane pozisyon geçer abi, işi arpayı alacak, işi de verecek abi.
Arıca: Arpa ne abi, arpa devirsin de arpayı ben beceremem ki abi, kulüpten birine söyleyeceğim de o, bilemem, bu işler Ali, rezil oluruz adımız.
Bir: Rezil oluruz.
Arıca: Yani adımız.
Bir: Ben de onu söylüyorum.
Arıca: Adımız karışırsa yani…

Dönelim kendi konumuza yeniden…

20 Şubat 2002’de Devlet Bakanı Fikret Ünlü, basına yansıyan şike iddialarıyla ilgili olarak yaptığı yazılı açıklamada, “Şike olayının varlığının ve olaya karışan sorumluların adli mercilerce tespiti halinde, bu kişilerin spor alanlarından uzaklaştırılması için haklarında gerekli her türlü işlem için gerekeni yapacağımızdan hiç kimse kuşku duymamalıdır” der.

Şike çetesi iddiasında adı geçenlerin, 28 Şubat Perşembe gününe dek savcılığa ifade verecekleri açıklanır. Genelkurmay Başkanlığı Futbol Federasyonu’na bir yazı göndererek, “şike çetesi” iddianamesinde adı geçen asker kökenli hakemlere soruşturma sonuna dek görev verilmemesini ister.

Asker kökenli hakemlerden Sadık İlhan’ın 2 ay önce emekli olduğu, Ali Uluyol, Sabahattin Bitirim ve Harun Yiğit’in ise sivil mahkemelerde sorgulanamayacağı için Ankara’da askeri mahkemede ifade verecekleri kaydedilir.

Şike Dosyası’nda adları geçen futbol hakemlerinden Sebahattin Bitirim, Ali Uluyol ve Harun Yiğit 26 Ocak 2002’de Kadıköy Adliyesi’nde savcılara ifade verirler.

Şike çetesi kurduğu iddiaları ortaya atılan Susurluk davası sanığı Ali Fevzi Bir ile telefon görüşmeleri yaptıkları belirlenen Gaziantepspor Teknik Direktörü Samet Aybaba ve Gençlerbirliği Teknik Direktörü Erdoğan Arıca da Kadıköy Adliyesi’ne ifade verirler.

Tüm bu ifadeler vs bir şeye yaramaz. Sadık İlhan ve Ali Uluyol’un kısa süreli tutuklulukları dışında hiçbir sonuca ulaşılamaz “nedense”…

2002 yılında da TFF cenahında fazla bir değişiklik olmamış, Galatasaray lehine maç ertelemeleri devam etmektedir.

16 Mart 2002’de Galatasaray ile Trabzonspor arasında oynanması gereken Türkiye Süper Ligi karşılaşması Futbol Federasyonu tarafından ileri bir tarihe ertelenir. Trabzonspor Kulübü Başkanı Özkan Sümer, “Galatasararay açıktan açığa kollanmaktadır. Kimse bize sormadı. Karar bize yapılmış bir saygısızlık ve haksızlık” der.

Karara Trabzonspor, Fenerbahçe ve Beşiktaş cephelerinden büyük tepki gelir.

Fenerbahçe Basın Sözcüsü Atilla Kıyat, “11 Eylül olaylarında bizim Leverkusen maçımız ertelendiğinde fikstür sıkışmıştı. Federasyona başvurduğumuzda ‘Ertelemeyi kaldırdık’ demişlerdi. Futbol Federasyonu’nu şaibe altında olmaktan kimse kurtaramaz” açıklamasını yapar.

Asbaşkan Mahmut Uslu ise “Artık Roma’da soyunma odalarında ertelenme kararları alınıyor. Haksız rekabet oluyor” demektedir.

Beşiktaş cephesi de erteleme kararına tepki gösterir. Asbaşkan Yıldırım Demirören, “Biz, Denizlispor’la Türkiye Kupası maçı oynadıktan sonra cumartesi günü G.Saray’ın karşısına çıktık. Biz nasıl erteleme talep etmediysek, rakiplerimizin de öyle yapması gerekir. Ligde çifte standart istemiyoruz. Eğer böyle bir karar alınıyorsa, diğer maçların da ertelenmesi gerekirdi” der.

En ağır eleştiri Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’dan gelir. Aziz Yıldırım şunları söyler:

“G.Saray’ın Şampiyonlar Ligi maçları milli dava değildir. Bunu milli dava gibi düşünmek büyük hata olur. Erteleme kararıyla bütün ligi alt üst ettiler. Haluk Ulusoy’un keyfi hareketi devam ediyor. Kraldan çok kralcılık yapıyor. Sıkıştığı zaman Kulüpler Birliği’ni toplantıya çağırıyor.

Futbol Federasyonu ve Haluk Ulusoy sadece G.Saray Kulübü’nün başkanı değildir. Ulusoy, eşit hizmet vermek istiyorsa G.Saray formasını üzerinden çıkarmalıdır.

Şampiyonu kendi tayin etme yoluna gidiyor ki, bu çok tehlikelidir. Hata yapan kulüp yöneticileri yerine kendilerini Ceza Kurulu’na vermeleri gerekir.

Roma maçı öncesi duyumlar aldık. Futbol Federasyonu Başkanı’nın maçı tehir edeceğini deklare ettiğini duyduk. Federasyon, bize erteleme kararının, başkan gelince toplantıyla alınacağını söyledi. Ama Haluk Ulusoy kararını havalimanında açıklayıp, evine ya da başka bir yere gitti. Ulusoy’un dudağından beklenen iki kelimeyle maç ertelendi. Özerk Futbol Federasyonu’nda amaç, kişilerin ve devletin, federasyon üzerindeki baskısının kalkmasıdır. Özerklik Haluk Ulusoy’un başkanlığına kadar başarıyla yapılmıştır. Özerk olarak yürütme maalesef kişiye bağlı hale geldi. Bu çok tehlikeli.

Geçen sene de aynı oyunlar oynandı. Dünya Kupası nedeniyle ligi öne çektiler, ‘erteleme olmayacak’ dediler.

Fenerbahçe, zamanında Portekiz’de Guimares ile maç yaptığı zaman joplandı, dayak yedi, Türkiye’ye döndü, yine de maç ertelenmedi. Geçen yıl başvurumuza rağmen maçımız ertelenmedi. Barcelona hafta sonunda Real Madrid ile oynayıp, Türkiye’ye gelecek. Bundan kulüpler zararlı çıkar. 8-10 kulüp düşmemek, 3 kulüp şampiyonluk, diğerleri de UEFA kupasına katılmak için mücadele veriyor. Bütün lig alt üst olacak. Peki Galatasaray, Barcelona’yı yenip, çeyrek finale kalırsa ne olacak? Maçlarını yine mi erteleyecekler? Galatasaray kalan maçlarını lig bitince mi oynayacak?

Dünyanın hiç bir yerinde böyle bir olaya rastlayamazsınız. Ulusoy’un yıprattığı Merkez Hakem Kurulu’nun durumu ortada. İstifa etmek ya da genel kurul yapmak zorundadır.

Artık biz de iyi niyetli hareket etmeyiz. Genel kurul için gerekeni yapacağız. Devlet kademeleri de oyunları görüp tavır almalı. Galatasaray turu geçerse Futbol Federasyonu çok zorda kalacak. Bu olayda asıl mağdur olan Trabzonspor’dur. Diğer kulüpler de sesini, tavrını göstermelidir. İkinci, Üçüncü liglerde de aynı sıkıntılar yaşanmaktadır. Ulusoy’u maça davet ettik, Fenerbahçe Stadı’na gelmedi. Biz misafirlerimize sahip çıktık, yine çıkarız.”

Beşiktaş Kulübü İletişim Komitesi Başkanı Mete Düren ise, Futbol Federasyonu’nun, Trabzonspor-G.Saray maçını erteleyerek, yetkilerini aştığını söyler. Düren, erteleme kararının Kulüpler Birliği’ne danışılıp ortak bir görüşle alınması gerektiğini savunarak şunları söyler:

“Federasyon, verdiği bu kararla Türk futbolunu ve G.Saray’ı Avrupa futbol otoriteleri gözünde küçük düşürmüştür. G.Saray ile birlikte Şampiyonlar Ligi’nde mücadele eden 15 takımın bu hafta oynayacağı maçlardan hiçbiri ertelenmemiştir. Bu erteleme, Galatasaray’ın ‘Biz bu büyüklükteki takımlarla başedemiyoruz’ şeklindeki aczini ifade ettirmektedir”

Haluk Ulusoy’un ilk yanıtı sözle olur, sonrasında cezalandırma gelecektir:

“Galatasaray forması ile Anadolu’daki kulüplerimizin forması, eforu, teri, bizim için eşittir. Bugün beni istifaya davet edenler, kendi güç sınırlarını zorlayıp daha önce Genel Kurul önünde kaybedenlerdir. Onları bir kez daha Genel Kurul’un iradesine saygıya davet ediyorum. Bu ülkede ne zaman doğru ve yararlı bir iş yaptıysak, geçmişteki hesapları hala kapatmamış kişi ve grupları karşımızda, bize iftira atarken bulduk.

Bizi, ‘Galatasaray’ın uydusu’ olarak değerlendirenler, Galatasaray’ın geçmişte federasyona yapılan ve reddedilen taleplerini incelediler mi? Fenerbahçe bizim dönemimizde şampiyon olmadı mı? Fenerbahçe Kulübü, pankartlarla beni kınama yürüyüşü yaparken, kaybedilen her maçta bana ve başkanı olduğum federasyona küfür ederken, biz Fenerbahçe Kulübü ve Başkanı’na eşit yönetim anlayışımız doğrultusunda daima kucak açmadık mı?

Galatasaray, içinde bulunduğu koşullarla erteleme kararını haketmiştir. Bugün Türkiye’nin, UEFA ülkeler sıralamasında elde ettiği yedincilikte en büyük pay Galatasaray’a aittir. Türk takımlarının topladığı 32 puanın 19’unu Galatasaray kazandırmıştır. Bu bakımdan kararımız doğrudur.

Bu ülkenin bir takımının uluslararası alanda sürdürdüğü mücadeleyi ‘milli bir dava’ olarak görmeyenler, kendi milliyetçiliklerini sorgulamalıdır. Milli olarak gördüğümüz bu davanın sonuna kadar arkasında, yanında ve içinde olacağız. Bu ülkede şiddete, tribün terörüne yol açacak, futbolu başka arenalara çekecek her türlü beyanata karşı yasanın bize verdiği yetkiye ve talimatlara göre yanıt vereceğiz. Gerekirse ceza uygulayacağız. Biz sadece Genel Kurulumuz’a karşı sorumluyuz ve sadece ona hesap veririz.“

Hemen arkasından, 20 Mart’ta da Aziz Yıldırım disiplin kuruluna sevkedilir.

Futbol Federasyonu Hukuk Kurulu, Trabzonspor-Galatasaray maçının ertelenmesinden sonra, Futbol Federasyonu ile başkanı Haluk Ulusoy hakkında medyaya açıklama yapan Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, yöneticilerden Mahmut Uslu, Murat Özaydınlı ile Trabzonspor Başkanı Özkan Sümer ve yönetici Serdar Bali’yi Disiplin Kurulu’na sevkeder.

28 Mart 2002’de Devlet Bakanı Fikret Ünlü, 2002 Dünya Kupası finallerinin ardından, uygun bir tarihte Futbol Federasyonu’nu olağanüstü genel kurula çağırmayı düşündüğünü söyler.

Yaşanan olaylarla ilgili olarak, asıl görevini yapması gereken kurumun genel kurul olduğunu ifade eden bakan Ünlü, “Başbakanlık Teftiş Kurulu’nu harekete geçirmek her zaman doğru olmaz. Kongre sadece görev değişikliği için toplanmaz. Futbolun problemleriyle ilgili esas görev genel kurulundur. Kamuoyuna yansıyan gelişmelerin tartışılacağı kongrenin, futbolumuza çok büyük katkısı olacağına inanıyorum. Esas olan, kamuoyunu genel kurul kararıyla tatmin etmektir. Bu oluşumun, yargı sürecine de önemli katkıda bulunacağına inanıyorum. Esas amacımız, yaşanan herşeyi, Dünya Kupası finalleri sonrasına ertelemek” der.

Tanıdık mı geldi yine?

2 Nisan 2002’de PFDK Aziz Yıldırım’a 4 ay ve Trabzonspor Başkanı Özkan Sümer’e de 1 ay hak mahrumiyeti cezası verir.

Futbol Disiplin Kurulu gerekçesinde, “Türkiye Futbol Federasyonu tüzel kişiliğine ve yaptığı görev nedeniyle Federasyon başkanına görsel ve yazılı yayın yoluyla ağır biçimde hakaret ettiği nedeniyle cezalandırıldığı” ifadelerine yer verir.

TFF elbette ki Yıldırım’ı yalnız bırakmaz. Fenerbahçe Kulübü Yönetim Kurulu Üyeleri Murat Özaydınlı 45 gün, Mahmut Uslu ise 1 ay hak mahrumiyeti alırlar.

Türk Futbolu’nun gündemine Aziz Yıldırım’ın Şeref Tribünü’ne oturup oturamayacağı girer bu cezalarla birlikte.

5 Nisan 2002’de Futbol Federasyonu’nun, Aziz Yıldırım’ın şeref tribününe alınmaması için GSGM’ye gönderdiği yazı ‘usul’ yönünden hatalı olduğu için iade edilir.

Gençlik ve Spor Genel Müdürü Kemal Mutlu, federasyonun gönderdiği yazının imza bölümünde bulunan ‘Genel Sekreter Aydın Torunoğlu Yerine’ ibaresinin kabul edilemeyeceğini belirterek, “Bu yazının bizzat Genel Sekreter tarafından imzalanması gerekirdi. Bu düzeltmeyi yarın (bugün) yapacaklarını umuyorum. Aksi halde Sayın Yıldırım’ın şeref tribününe girmemesi konusunda herhangi bir engel kalmaz” der.

Ulusoy 6 Nisan 2002’de “Aziz Yıldırım’ı ceza kuruluna sevkeden de, ceza veren de biz değiliz” der. TFF Başkanı’nın bu sözü enteresandır, zira Türkiye’de kimsenin bilmediği başka bir kurumun var olması gerekmektedir bunun için.

Gerçi Ulusoy federasyonun disiplin ve hukuk kurullarına hiçbir şekilde müdahele etmediğini ifade etmeye çalışmaktadır, ama daha önce kulüplere yaptığı baskıları bildiğimiz için pek de inandırıcı gelmemektedir sözleri.

Fenerbahçe’nin kendi dönemlerinde lig şampiyonu olduğunu hatırlatan Ulusoy, “Biz kupalarını vermeye gittik, ama yine hakaret dolu sözlerle karşılaştık. Fenerbahçe, 12 puan geriden gelerek yeniden şampiyonluğa ortak oldu. Eğer bir art niyet olsaydı böyle bir mücadele olabilir miydi?” der.

Türkiye’de herhangi bir kulübün başkanı istediği için federasyon başkanının değişmeyeceğini belirten Ulusoy, şöyle devam eder:

“Kulüpler Birliği’nde 18 kulüp başkanı genel kurulda gelip de bana ‘artık ayrıl’ derse, ben de köşeme çekilirim. Eğer bir kulübün başkanı istedi diye de federasyon başkanı değişecekse, bu ülkenin futboluna yazık. Ben, Avrupa’da başarı istiyorum. Şampiyonlar Ligi’nde 3 takımımızın da oynamasını istiyorum. Avrupa’da başarılara koşacak her takımın formasını giyerim ben. Bunu bir milli dava olarak gördüm.”

2002’de “Kulüpler Birliği’nde 18 kulüp başkanı genel kurulda gelip de bana ‘artık ayrıl’ derse, ben de köşeme çekilirim” diyen Ulusoy, 2007’de 18 değilse de Kulüpler Birliği’nin büyük çoğunluğunun, Genel Kurul delegelerinin de 113’ünün ‘çekil’ bile değil, ‘seçime git’ demesini ciddiye almamakta beis görmeyecektir.

10 Nisan 2002 tarihinde Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Futbol Federasyonu ile arasındaki protokol tribünü yönetmeliğini tek taraflı fesheder. Genel Müdür Kemal Mutlu, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım da dahil olmak üzere cezalı olan tüm kulüp yöneticilerinin protokol tribününe girmesini serbest hale getiren bu kararın gerekçesini şöyle açıklar:

“1996 yılından beri bu yönetmeliğin değiştirilmesi için Futbol Federasyonu’na başvuruda bulunuyorduk. Ancak bir türlü kabul ettiremiyorduk. Bir teşkilat, kendi verdiği cezayı kendisi takip eder, bir başkasına takip ettiremez. Biz, Futbol Federasyonu’nun verdiği cezanın takipçisi olmak istemediğimiz için yönetmeliği tek taraflı feshettik.”

14 Nisan 2002’de Milli Takımlar Teknik Direktörü Şenol Güneş, bazı kesimlerin Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’u istemediğini belirterek, “Demek ki başarı istenmiyor” der. Bu dediklerinin “cezasını” ileride görecektir, Ulusoy’a destek çıkmasının ödülünü milli takımdan neredeyse mahkemelik bir şekilde yollanarak alacaktır.

Aziz Yıldırım, 14 Nisan’daki Beşiktaş maçı öncesi “Bu ligi içime sindiremiyorum” der. Futbol Federasyonu’nu topa tutan Yıldırım şöyle devam eder:

“Her şeyde şaibe var. Ligde şampiyon da şaibeli düşenler de şaibeli. Federasyonda keyfiyet hakim. Bu Türk sporuna zarar veriyor. Federasyonun herkese eşit davranması lazım. Kurumun saygınlığını devam ettirecek insanlar görevde olmalı.

İstanbulspor – Galatasaray maçını izlemedim. Hakem hakkında yazanlar doğruysa bu çok sakıncalıdır. Bunun için herkesi göreve çağırıyorum.

Biz belki de gelecek sezon, 2 veya 3 yıldızı takmayacağız. Federasyon keyfi uygulamalar içinde. Kocaeli – Beşiktaş maçındaki saha reklamlarını ihale etmeden bir kuruluşa verdi. Keyfiyet bitmeli.”

14 Nisan 2002 tarihinde oynanan Fenerbahçe – Beşiktaş derbisi yeni bir gerilim nedeni olur. Beşiktaş Kulübü Başkanı Serdar Bilgili, yönetim kurulu üyeleriyle birlikte 15 Nisan’da Akaretler’deki kulüp binasında düzenlediği basın toplantısında, maçın orta hakemi Muhittin Boşat, Merkez Hakem Kurulu (MHK) ve Fenerbahçe Kulübü hakkında sert açıklamalarda bulunur.

Bilgili, Beşiktaş – Fenerbahçe maçı öncesinde utanç verici girişimlerde bulunulduğunu, sonuçta da tehditlere boyun eğilerek, sahaya birer tetikçi olarak Muhittin Boşat ve Evren Dölek adlı şahısların çıkarıldığını söyler.

Maç yönetimindeki acizliği defalarca kanıtlanmış olan Muhittin Boşat’ın bu maça atanır atanmaz, Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın 11 Nisan Perşembe günü MHK Başkanı Bülent Yavuz’u aradığını söyleyen Bilgili, Yıldırım’ın MHK Başkanı’na, ‘Sahada aleyhimize bir şey olursa, Türkiye’yi başınıza yıkarım’ dediğini kaydeder.

Bilgili, Federasyon ve MHK’nın tehditler altında ezilmişken ve hak mahrumiyeti cezası almış bir kulüp başkanının protokol tribününün ön sırasında devletin üst düzey yetkilileriyle birlikte oturmuşken, Muhittin Boşat gibi acizliği ve yetersizliği defalarca kanıtlanmış bir kişiyle kim olduğu ve ne amaçla bu maça verildiği meçhul Evren Dölek adlı şahsın hangi baskı veya vaatlerle sahaya çıkmış olacağını kestirmenin hiç de zor olmadığını söyler.

MHK’nın kesinlikle değiştirilmesini istediklerini belirten Bilgili, “Şeffaf ve demokratik bir MHK istiyoruz. Bu şartlarda ligin devam etmesi mümkün değildir” der.

İşin bu kısmı canı yanan bir kulüp başkanının haklı ya da haksız serzenişi olarak yorumlanabilir. Ancak olayın asıl ilginç boyutu daha sonra Aziz Yıldırım’ın açıklamalarında ortaya çıkacaktır.

Suçlamaların hedefindeki isimlerden Bülent Yavuz “Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, perşembe günü öğleden sonra beni aradı. Telefon görüşmemizde, Beşiktaş maçından dolayı tereddüt ve kaygılarının olduğunu söyledi. Ben de hiçbir kaygı duymamasını ona ilettim” açıklamasını yapar ve Başkan Yıldırım ile aralarında geçen konuşmayı, görev anlayışı gereği, federasyon başkanı Ulusoy’a aktardığını söyler.

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım 16 Nisan’da bir basın toplantısı düzenler ve Bilgili’nin açıklamalarına yanıt verir:

“Evet, Yavuz’u aradım, maçın hakemini sordum. Boşat’ı açıkladığını söyledi. Endişelerim olduğunu söyledim. Haklarımızın yenmemesini istedim. O da hiçbir şey olmayacağını söyledi. Pazar akşamı eğer aleyhimize herhangi bir olay gelişirse, yani Fenerbahçe veyahut da Beşiktaş’la ilgili. Çünkü ben başından beri ‘adalet istiyorum’ derken, yalnızca Fenerbahçe için istemedim, bütün kulüpler için istedim ve bugün de istiyorum. Yavuz sonra Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’u aramış. Başkanın yanında Beşiktaşlı yöneticiler ve federasyon üyeleri varmış. Ulusoy, megafon yoluyla misafirlerine dinletmiş.

Eğer haklarımızı savunmak için uyarı yaptıysak, bunu da yanlış anladılarsa bunu bugün yine yaparım. Sorumlunun Yavuz ve Ulusoy olduğunu söylerim. Bundan sonra da elimden geleni yaparım. Etik yönden çok enteresan olaylar vardır. Oyunlar oynanıyor. Bunu tek açıklayacak kişi Ulusoy’dur.

Hiçbir zaman telefonunu bize dinletmemiştir. Niçin bu konuşmayı başkalarına dinlettiğini açıklamak zorundadır. Eğer açıklamazsa şaibelerim doğrulanacaktır. Kimler bir şey anlattıysa, o insanlarla tekrar konuşsun. Beşiktaş’ta başarılı olan Sinan Engin ile konuşarak, bizim MHK ilişkilerimizle ilgili anlattıklarına açıklık getirsin.

Bunları söyleyemiyorlar, korkuyorlar. Geçmişteki hadiseleri hatırlattık. Bunun gizlisi saklısı yoktur. Kamuoyuna da açıklarım. Telefonu açık tutup dinletmekte başka şeyler var. MHK’de köstebekler çıkmıştır. Yavuz sorumsuz biri mi? Sorumlu olduğu için aradım. Niye başkanına söylediğini eleştirmiyorum. Doğrusunu da yapmıştır.

Baştan beri söylediklerimde haklı çıktığım bir kez daha ortaya çıktı. Beşiktaş Başkanı’nın bizim gibi Fenerbahçe’nin haklarını savunması için federasyon ile konuşmak gibi bir derdi yok. Demirören ile Ulusoy’un akrabalığı var. İlhan ve Tümer’in transferinde Sayın Ulusoy’un kefaleti vardır. Bunu Samsun deplasmanına gittiğimizde öğrendik.

Bilgili’nin maç oynanmadan hakemle ilgili düşüncesi varsa neden söylemedi. Yenildikten sonra bunu açıklaması çok ilginç. Ben ne söylediysem arkasındayım. Laf olsun diye konuşmam. Hepsini ispat ederim. Belgelerle konuşurum. Bilgili, iki yıldır MHK ile ilişkilerimizden bahsediyor. Eğer bilgi, belge varsa açıklasın. Açıklamazsa zan altında kalacaktır. Döküman ile konuşuyorum. Hangi maçta neler olduğunu tek tek söylüyorum. Ulusoy devre arasında hakem hatası olmayacağını söylüyor. Kendi istediğini yapmak istiyor ve kavga ortamı hazırlıyorlar. Bu federasyonla Türk futbolu bir yere gidemez.

Bülent Yavuz’a Türkiye’yi başınıza yıkarım dediğimi hatırlamıyorum. Eğer söylemişsem arkasındayım. Eğer tezgah var ise bunu söylemek hakkım var. Bunu söylerken hukuki savaşımızı daha da genişleteceğimizi dile getirdim. Fenerbahçe’yi tutun, destekleyin mi dedim? Bunu söyleyebilirler mi? Bugüne kadar böyle bir istekte bulunmuş muyum? Ben Başkan’a da gittim söyledim.

Bülent Yavuz’a, ‘Erol Ersoy’a ceza veriliyor, bu ceza ne zaman kaldırılacak? Neden maçlara verilmiyor?’ diye sordum. ‘Yarın ben de bir hakemi istemezsem, onu da mı cezalandıracaksınız’ dedim.

Ben geçen yıl Ulusoy’un makamına gittim ve endişelerimi dile getirdim. O zaman neden açıklamadı. Tehditten kasıtları nedir?

Ulusoy’dan başka kimse bu maça Muhittin Boşat’ı tayin edemezdi. Madem konuşmamı biliyorlardı, neden müdahale etmediler? Bugün söylentiler var. Diyorlar ki, Boşat Cerrahpaşa’da çalışıyormuş. Sayın Mete Düren ziyaretine gitmiş. Araştırın bakalım. Hata olmuştur. Bunu kabul ediyoruz. Ama bunu Beşiktaş neden bugün söylüyor? Düne kadar neredeydiler?

Beşiktaş’ın hakemlerle ilgili şikayeti olamaz. Bu hafta canları yandığı için ortaya çıktılar. Onların yanındayız. Ama diyoruz ki, herkese adalet olsun. Beşiktaş yöneticileri bizimle konuşurken davamızda haklı olduğumuzu söylüyor ve ertesi gün vazgeçiyorlar. Trabzon – G.Saray maçının ertelemesine bizimle beraber karşı çıktılar. Sinan Engin, Tahkim’e gideceklerini söyledi. Biz gittik, onlar gitmedi. Neden gitmediklerini onlar açıklasın.

Bizim oynadığımız maçlarda Fenerbahçe lehine hakem hatası olmamıştır. Olmuşsa ortalamanın altındadır. Beşiktaş’ın Samsun maçı Samsun’da oynanacaktı. Ankara’ya alındı. A.Gücü maçını hakem hatalarıyla kazandılar. G.Saray maçında Boşat, G.Saray’ın golünü iptal etti. Kadıköy’deki maçta 10 kişilik Beşiktaş bizi yendi. O zaman konuşmayanlar, bugün Fenerbahçe’nin başarısına gölge düşürüyor. O gün ofsayt gol ve verilmeyen penaltı vardı.

Büyümemizi engelleyenlere karşı bu savaşımız devam edecektir. Bizi ikincilik mutlu etmez. Şampiyonlar Ligi’nde 6 milyon dolar kasamıza girecek diye düşüncemiz olamaz. Biz büyük kulüp olmak istiyoruz. Ulusoy’un talimatı olmadan bana 4 ay ceza verilmez. ‘Benim bilgim yok’ diyor. Bu cezayı verenlere ne kadar güvenirsiniz, buna siz karar verin.

Bütün kulüp başkanları ve delegeleri göreve çağırıyorum. Demokratik bir şekilde bunu çözmek gerek. Ama biz her zaman çıkıp konuşacağız. İnanıyorum ki herkesin derdi var. Çıksınlar haklarını arasınlar. Keyfiyetle idare etmeyecek insanlar gelmeli. “

18 Nisan 2002 tarihinde Mahmut Uslu, Bilgili ve Yıldırım’ın açıklamalarının karambolünde Albayrak – Erdemir vakasının unutturulduğunu söyler:

“Birlikte yemeğe çıktılar ama şimdi hiç sesleri çıkmıyor.

Orhan Erdemir, Ahmet Çakar’a dava açıyormuş. Onun bu girişimi Albayrak ile yemeğe gidip gitmediğine açıklık getirmiyor. Eğer doğru değilse niçin susuyorlar? Neden bir açıklama yapmıyorlar? Bu söylentilere neden set çekmiyorlar? Son günlerde yaşanan olaylardan faydalanıp bu gerçeği unutturmaya çalışıyorlar.

Aslında tüm kulüplerin bu ve buna benzer konularda birleşmesi gerekiyor. Biz sadece Fenerbahçe için değil, tüm kulüpler için adalet istedik. Tüm kulüpler bu federasyondan memnun değil. Ama bazılarının çıkarı var susuyorlar. Bakın Göztepe Başkanı’na. Daha dün Rize maçından sonra neler söylüyordu. Bugün neler söylüyor.

Sanki sadece Fenerbahçe Kulübü, şikayetçiymiş gibi bir hava estiriyorlar. Ama şunu anlamıyorlar. Biz sadece adalet istiyoruz. Ama tüm kulüpler için istiyoruz. Sahanın içinde yapılan hakem hataları için değil, atamalarda yapılan yanlışlar için sesimizi yükseltiyoruz. Ve adalet için verdiğimiz bu savaşa sonuna kadar devam edeceğiz.”

18 Nisan 2002’de Beşiktaş Asbaşkanı Yıldırım Demirören, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın kendisi hakkındaki suçlamasına yanıt verir. Demirören, “12 yıldır Ulusoy ailesinin akrabasıyım ve bundan da şeref duyuyorum. İddianın aksine ben Haluk Ulusoy’dan futbolun içine girdikten sonra uzaklaştım. Çirkin yakıştırmalardan kaçınmak gerek” der.

Kimse de çıkıp Demirören’e “yahu madem uzaklaştın, Bülent Yavuz Aziz Yıldırım’ın telefonunu aktarırken ve Ulusoy bunu megafonla dinletirken odada ne işin vardı” diye sormaz. Demirören de kimsenin sormayacağını bildiğinden bol keseden sallamaktadır zaten.

21 Nisan 2002’de G.Saray – A.Gücü maçının hakeminin değiştirilme şekline büyük tepki gösteren Asbaşkanlar Atilla Kıyat, Murat Özaydınlı ve Mahmut Uslu, Futbol Federasyonu’nun iflah olmaz bir hastalığa yakalandığını iddia ederler.

Asbaşkan Atilla Kıyat, Futbol Federasyonu yetkililerini akılsızlık ile suçlayarak;

“Hakemler perşembe yerine cuma günü açıklandı. Benim anlamadığım nokta, Serdar Tatlı seçilirken 4’üncü hakem de seçilmiyor mu? Bu maçın 4’üncü hakemi maçın 5’inci dakikasında asıl hakem sakatlandığında yedek hakemin maç yönetemeyeceğini mi düşündüler? Demek ki 4’üncü hakem olarak atanan hakemin yeterliliğinden şüphe var. Ben Serdar Tatlı’ya acil şifalar diliyorum. Futbol Federasyonuna da acil şifalar diliyorum. Çünkü bu günlerde alınan kararlar ile gösterdiler ki federasyon iflah olmaz bir hastalığa yakalanmışdır. Bunlar aklı başında insanların yapacağı hatalar değildir.”

Asbaşkan Murat Özaydınlı da sert bir dille konuşur;

“Şaibelerin bu kadar konuşulduğu dönemde 4’üncü hakemin tayin edilmemesi şaşırtıcı. Serdar Tatlı gördüğünü çalan bir hakem ama G.Saray maçlarında göremiyoruz. Bizim 4-5 maçımızı yönetti. Keşke bütün maçlarımıza gelse. 25 milyon göz İsmet Arzuman’da olacaktır. Dilerim beklentilere en iyi cevabı verir”.

Asbaşkan Mahmut Uslu da komik gelişmeler olduğuna dikkat çeker;

“Aklı başında işler değil. Eğer sakatlandıysa yedek hakem var. Maçta sakatlansa başka bir hakem mi gelecekti. Süper ligi böyle yönetmek çok yanlış. Federasyon başkanı demek, tek başına yönetmek değil. Serdar Tatlı’ya acil şifalar diliyoruz. Herkese acil şifalar diliyorum”.

25 Nisan 2002’de Fenerbahçe Spor Kulübü resmi internet sitesinden şu sorular sorulur:

Son iki yılda Futbol Federasyonu hangi ihaleleri gerçekleştirmiş, bu ihalelere hangi firmalar davet edilmiş ve hangi firmalara verilmiştir?

Federasyon Başkanı, Tümer ve İlhan örneğinde olduğu gibi hangi kulüpler ve futbolcular için transferlerde menajerlik görevini üstlenmiştir?

Federasyon Başkanı’nın oğlu telefonla hakemlerle itribat kurarak talimat vermiş midir? Başkan, hakem listelerine müdahale etmiş midir?

Futbol Federasyonu futbolculara olan borçları dolayısıyla UEFA ve FIFA’ya karşı hangi kulubümüze kefil olmuştur? Bir taraftan bu kefaletle alınan kulübe yardımcı olurken, Sayın Denizli’nin Fenerbahçe Teknik Direktörü olması nedeniyle, kulübümüzden 500.000 Dolar tazminat alması çifte standart değil midir?

Fenerbahçe de dahil olmak üzere hangi kulüplere alt yapıyı geliştirmek üzere Federasyon kaç para vermiştir? Bu para hangi kulüpler tarafından hakikaten alt yapı için kullanılmış, hangi kulüpler tarafından federasyonun bilgisi dahilinde futbolcu transferleri için kullanılmıştır?

Federasyon Başkanı görevi süresinde hangi maçların belirlenmiş hakemlerini açıklama yapılmadan önce listelere müdahale ederek değiştirmiştir? Sayın Can Bartu’nun da belirttiği gibi Federasyon Başkanının oğlu telefonla hakemlerle itribat kurarak talimat vermiş midir?

Elbette ki yanıt alınamaz.

27 Nisan 2002’de Fenerbahçe Asbaşkanı Mahmut Uslu, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy için Bakanlık ve Başbakanlık Teftiş Kurulu’nu göreve çağırır.

Ulusoy’un federasyonu hanedan gibi yönettiğini dile getiren Uslu, “Çok ciddi iddialar var. Ulusoy bu iddiaları ‘Ben sadece genel kurulda hesap veririm’ diye geçiştiremez. 4-5 milyon milyon dolar gibi rakamlara neyin adına kefil olduğunu ve yarattığı haksız rekabetin nedenini kulüp temsilcilerine anlatmak zorundadır. Bizim Genel Kurul ya da delegelerle federasyonu hanedan gibi yöneten Haluk Ulusoy ile mücadelemiz vardır. Onun haksızlıklarını ortadan kaldırmak için mücadele edeceğiz” diye konuşur.

29 Nisan 2002 tarihinde, kaçan şampiyonluk sonrası futbolcularını teselli eden Fenerbahçe Başkanı, Haluk Ulusoy’u eleştirir;

“G.Saray camiasını kutluyorum. Şaibe derken tüm lig maçlarını kastediyorum. Haluk Ulusoy çekilmezse, bu devam edecektir”.

Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ise , G.Saray’ın bileğinin hakkıyla şampiyonluğa ulaştığını söyler. Ligde şaibe olduğu şeklindeki görüşlerin hiçbirine katılmadığını vurgulayan Ulusoy;

“İnsanların elinde belge yoksa, konuşmaları çok çirkin. Şaibe varsa, beraber konuşalım. Ligde en ufak şaibe olduğuna inanmıyorum. G.Saray saha içinde ve dışında çok iyi bir birliktelik yakaladı ve bu sayede şampiyonluğa ulaştı”.

17 Mayıs 2002 tarihinde Futbol Federasyonu Şike Tahkik Kurulu, “Şike çetesi” davası kapsamında incelemeye alınan 8 maçta şike yapılmadığı kanaatine varır.

Kurul, raporunda, “Söz konusu müsabakaların sonucu hakkında anlaşma yapılmadığı kanaatına ulaşılmış ve anılan müsabakaların hakem raporlarına göre tesciline karar verilmiştir” ifadesini kullanır.

Kurul ayrıca, Türkiye’deki tüm futbol hakemlerinin kredi kartı ve banka hesaplarının incelendiği, bunun sonucunda hesaplarda menfaat niteliğinde para alışverişinin tespit edilmediğini de açıklar.

“Şike çetesi” davası kapsamında, şu maçlarda ayarlama yapıldığı öne sürülmüştür: 11.11.2001 Sakarya – Erzurum, 11.11.2001 Zonguldak – Silifke, 11.12.2001 Karabük – Ank.Demir, 2.12.2001 Aydın – K.Konya, 2.12.2001 Altay – B.Petrol, 8.12.2001 Göztepe – G.Antep, 15.12.2001 G.Antep – Y.Yozgat, 22.12.2001 Bursa – G.Birliği.

19 Mayıs 2002’de Beyşehir Fenerbahçeliler Derneği’nin açılışında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Aziz Yıldırım, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ile ilgili olarak “gitsin” şeklinde bir açıklama yapmadığını belirterek, “Ben ‘Ulusoy üzerinden Galatasaray formasını çıkarsın’ dedim. Ulusoy, Galatasaray Kongre üyesi mi değil mi? Bunu gidin Ulusoy’un kendisine bir sorun” der.

23 Mayıs 2002 tarihinde Çırağan Palace Kempinski Otel’de düzenlenen şirketleşme ile ilgili tanıtım kokteylinden sonra bir açıklama yapan Aziz Yıldırım, “Biz, ‘Haluk Ulusoy, Galatasaray formasını çıkarsın. Çıkarmıyorsa da istifa etsin’ dedik. Bu sözümüzün arkasındayız. Haluk Ulusoy’a, Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım hala karşıdır” der.

Ulusoy’un, kendisiyle biraraya gelmek istediğini ifade eden Aziz Yıldırım;

“Ulusoy aradı. Bir dost meclisinde biraraya gelmek istedi. Ancak kabul etmedim. Ulusoy, Fenerbahçe’nin menfaatlerinin karşısında bir insandır. Bu nedenle biz de Ulusoy’a karşıyız. Şu anda ses çıkarmıyoruz. Çünkü önümüzde Dünya Kupası finalleri var. Milli Takım’ın yara almasını istemiyoruz.. Ama Ulusoy hakkındaki görüşlerimiz değişmemiştir.

Ulusoy, kendi arkadaşlarını toplayıp genel kurul yapmak istiyor. Buna da karşıyız, engel olacağız”.

2002 Haziran ayı Türkiye’nin de yıllar sonra yer aldığı Dünya Kupası’nın olduğu ay olarak tarihe geçecektir. Milli takımın orada başarılı mı başarısız mı olduğu, kamplaşmalar, krizler vs tartışmalar bir yana, bizim konumuz özelinde önemli olan kısım, yine bir Ulusoy klasiği olan “ulufe”lerden birisidir.

8 Haziran 2002’de Hürriyet Gazetesi “Haluk Ulusoy’un kriz ortasında milletin cebinden Kore’ye götürdüğü 271 kişinin listesini” açıklar:

Hürriyet, herkesin günlerdir peşinde koştuğu Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un Güney Kore’ye götürdüğü ‘saltanat kafilesi’nin listesini ele geçirdi.

Ulusoy, ‘Sponsorlar ödüyor, para bizden çıkmıyor’ savunmasının arkasına sığınırken, özel uçakla götürdüğü kafilede eş-dost, yandaş ve kendisini destekleyen milletvekilleri ile bazı gazetecilerin bulunduğu ortaya çıktı.

‘Saltanat kafilesi’ listesinde kimler yok ki? Milletvekilleri, onların eşleri ve çocukları, gazeteciler, delegeler, teknik direktörler, yönetim kurulundaki arkadaşları ve aileleri…

Listedeki bakan ve milletvekilleri arasında en ilginç olanı, Devlet Bakanı Edip Safter Gaydalı… Gaydalı’nın kendisi Kore’ye gitmemiş ama ailesi dört kişiyle temsil ediliyor. Eşi ve üç çocuğu, federasyon adına Kore’de en az 15 gün süreyle Grand Hilton Oteli’nde ağırlanacak. ANAP’lı eski bakanlardan Ersin Taranoğlu da hem kendisi gitmiş, hem de ailesini beraberinde götürmüş. Taranoğlu, eşi ve iki çocuğu, Gaydalı ailesiyle birlikte aynı otelde. Eski İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu da eşi ve iki çocuğu ile birlikte soluğu Kore’de almış..

Kore’ye bildirilen listede ismi bulunan AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan ise daveti kabul etmesine karşın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in liderler zirvesi nedeniyle katılamadı. Listedeki isimlerin çok az bir bölümünün ‘ballı’ geziden vazgeçtiği öğrenildi. Erdoğan’ın ve son anda gelemeyeceğini bildirerek seyahate gitmeyen bazı isimlerin yeri yenileriyle doldurularak, sayı aynen korundu. Bu isimlerin arasında, Herkes İçin Spor Federasyonu Başkanı Göksel Arsoy ile ünlü sinema yıldızı Kadir İnanır da bulunuyor.

Ulusoy’un ‘saltanat kafilesi’ Kore’ye, THY’nin Airbus 340 uçağıyla gitti. Ancak uçak 271 kişilik olmasına ve hemen tamamen dolmasına rağmen, Kore’ye daha az sayıda isimden oluşan bir liste bildirildi.

19 Ağustos 2002’de Fenerbahçe’nin, Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turunda Feyenoord ile oynayacağı rövanş maçı nedeniyle Gaziantepspor maçının ertelenmesi talebi kabul edilir. Futbol Federasyonu, 23 Ağustos Cuma günü oynanacak G.Antepspor maçını ileri bir tarihe erteler.

Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un, Fenerbahçe’nin talebi üzerine, Gaziantepspor Kulübü Başkanı Celal Doğan ile görüştüğü ve maçın ileri bir tarihe ertelenmesine karar verildiği bildirilir.

22 Ağustos 2002’de Ulusoy, Merkez Hakem Kurulu Başkanı Bülent Yavuz ile Trabzonspor Mehmet Ali Yılmaz Tesisleri’ni ziyaret ederek, bordo mavili kulübün yönetim kuruluyla görüşür. Ulusoy, “Trabzon’a gelmişken, kulübe uğramamak mümkün değil. Anadolu’nun bağrından çıkan Trabzonspor’dan bu yıl olmazsa gelecek yıl şampiyonluk bekliyoruz.“ der.

27 Ağustos 2002 tarihindeki Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turu maçında (Fenerbahçe – Feyenoord) Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy yıllar sonra ilk kez Fenerbahçe’nin maçını izlemek için stattadır. Başkan Aziz Yıldırım’ın maçtan 5 dakika önce Şeref Tribünü’ne gelen Ulusoy ile tokalaşmaması dikkat çeker.

Fenerbahçe taraftarı “Ulusoy dışarı” diye tempo tutarlar. Yıldırım, Ulusoy ile ne tribünde ne de VIP Salonu’nda yanyana gelmezler. Ertesi günkü gazete başlıklarının çoğunda “Ulusoy’a büyük öfke” manşetleri vardır.

Eylül 2002’de Fenerbahçe ile Galatasaray arasındaki maçın tarihiyle ilgili olarak anlaşmazlık çıkar. Fenerbahçe, ligin 6. haftasında Kadıköy’de oynanacak derbi maçı, perşembe günü oynayacağı UEFA Kupası 1. tur maçı nedeniyle pazar gününe aldırmak isterken, Galatasaray ise 24 Eylül’deki Şampiyonlar Ligi maçı nedeniyle cumartesi gününde ısrar etmektedir.

Sonuçta karşılaşma 6 Kasım tarihine ertelenir 🙂

30 Eylül 2002 tarihindeki Fenerbahçe – Elazığspor karşılaşmasında İsmet Arzuman 12 dakika içerisinde üç anons yaptırarak bir rekora imza atar.

Arzuman’ın, yanlış kararlarıyla seyirciyi çileden çıkardığını dile getiren Özaydınlı, “Sezona iyi niyetle girdik. Ama sabrımız ilelebet değil. Eğer sahamız kapanırsa, bizim kaybımızı kim karşılayacak?” der.

Hiç bir zaman seyircinin taşkınlığını savunmayacağını hatırlatan Özaydınlı, Hürriyet’e yaptığı açıklamada şunları söyler:

“Birinci anons henüz duyulmadan ikinci anonsa gidilmesinin anlamı var mı? Üstüne üstlük bir tek pet şişe için maçı durdurup, anons yaptırılıyor. Bu da seyirciyi çileden çıkarabiliyor. Bu ligde neler gördük. Sahaya bıçaklar atıldı, pet şişeler yağdı buna karşılık hiç bir anons yapılmadı.

Ortega 90 dakika boyunca sahada dayak yedi. Her ayağına top alındığında faul yapıldı. Hakemler Fenerbahçe’ye penaltı vermekten korkuyor mu? Acaba birilerini üzmekten mi korkuyorlar? Hiç bu kadar sinirlenmemiştim. Hakem kötü maç yönetebilir. Ama seyirciyi asla provoke edemez.

Bu durum karşısında Fenerbahçe’nin sahası kapanırsa, bizim kaybımızı kim karşılayacak? Kötü yönetim gösteren hakeme verilecek 3 maçlık ceza bizim kaybımızı geri getirecek mi? Kimseden bize destek istemiyoruz. Sadece adil yönetim bekliyoruz. Bu da tüm kulüplerin ortak arzusudur.”

Aynı Arzuman bir hafta sonra Trabzon sahasında kıyamet kopmasına rağmen iki anonsu lütfen yaptırır.

8 Ekim 2002’de Altay – Fenerbahçe maçından (6 Ekim) sonra hakemlerin küfür konusundaki tavırları bir kez daha tartışma konusu olur. Sezon başında Futbol Federasyonu tarafından başlatılan anons konusunda hakemlerin çifte standart uygulaması kulüp yöneticilerini isyan noktasına getirir.

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın Altay tarafından gelen küfür karşısındaki tutumu olayı bir kez daha gündeme oturtur. Yıldırım hakemin seyirci kaldığı küfürler karşısında şeref tribünündeki koltuğunu terkederek camlı bölüme geçmiş ve hem emniyetin, hem de hakemin (Ali Aydın) bu olaya seyirci kalmasına büyük tepki göstererek maçı terketmiştir.

Yıldırım, maçtan sonra yakın çevresine şunları der:

“Ben Türk sporuna hizmet ediyorum. Herkese elimi uzatıyorum. Kimseyle hiç bir kavgam yok. Eğer karşılığı buysa, kimse buna dur demiyorsa, o zaman vazgeçeyim. Ben Fenerbahçe stadında 55 bin taraftarımıza hakim oluyorum. Ama bize edilen küfürlere kimse çıkarmıyor. Çok üzüldüm, yazıklar olsun”.

15 Eylül’deki Göztepe – Beşiktaş maçında Serdar Bilgili’ye yapılan küfürlü saldırı için de hakemin (İsmet Arzuman) sessiz kaldığı siyah beyazlı yöneticiler tarafından dile getirilir.

10 Ekim 2002 tarihinde Futbol Federasyonu Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), Fenerbahçe’ye, Elazığspor maçında çıkan olaylar nedeniyle, 1 maç seyircisiz oynama ve 3 milyar lira para cezası verir.

PFDK tarafından verilen cezanın kendilerini fazlasıyla üzdüğünü belirten Fenerbahçe Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi Murat Özaydınlı, “Bizim tek istediğimiz, bu tür cezaların her statta eşit uygulanması. Bu konuda çok hassas davranıyoruz. Eğer bu şekilde olursa şeriatın kestiği parmak acımaz deyip katlanırız” der.

Fenerbahçe yöneticilerinin ısrarla herkes için eşit şartlar ve adalet isteği ne yazık ki diğer kulüplerden destek bulmamaya devam ediyordur. Ulusoy sultası büyüklü küçüklü tüm kulüpleri sindirmiştir.

11 Ekim 2002 tarihli Hürriyet Gazetesi’nden:

Ne düdükmüş be

Elazığspor maçında küfür ve sahaya yabancı madde atılması nedeniyle sarı lacivertliler tarihi bir ceza aldı. Federasyonun küfüre karşı bu sezon aldığı kararın ilk uygulandığı kulüp olan Fenerbahçe, PFDK’nın cezasına Tahkim Kurulu’na başvururak itiraz edecek.

Fenerbahçe – Elazığ maçı sarı lacivertli takıma pahalıya maloldu. Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), maçta yaşananlar nedeniyle Fenerbahçe’ye 1 maç seyircisiz oynama ve 3 milyar lira para cezası verdi. Sarı lacivertliler böylece, 50.000 kişilik stadında 18 Ekim’deki Adanaspor maçını seyircisiz oynayarak yaklaşık 1 trilyon liralık seyirci gelirinden de mahrum kalacak.

Fenerbahçe’nin Şükrü Saraçoğlu Stadı’ndaki Elazığspor maçını yöneten hakem İsmet Arzuman karşılaşmada 12 dakikada üç kez anons yaptırmak için düdüğünü çalmıştı. Arzuman ilk iki anonsu küfürü önlemek, 3. anonsu ise sahaya atılan yabancı maddeler nedeniyle yaptırmıştı.

PFDK, Arzuman’ın, 4. hakem, gözlemci ve temsilci raporlarına dayanarak dünkü toplantısında sarı lacivertli kulübe disiplin talimatının 22. maddesini uyguladı. 17 Eylül 2002 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren bu maddeye göre; hakemin kötü tezahürat nedeniyle birinci anonsu yaptırması durumunda, takımlara ihtar cezası veriliyor.

İkinci anonsta 1 maç saha kapatma ve 1 milyar lira para cezası, 2. anonstan sonra kötü tezahüratın sürmesi durumunda ise 1 maç seyircisiz oynama ve 2.5 milyar lira para cezası uygulanıyor. Fenerbahçe’nin aldığı 500 milyon liralık ek ceza ise, taraftarların sahaya yabancı maddeler atmasından kaynaklandı.

PFDK’nın bu kararıyla sarı lacivertli kulüp tarihi bir ceza aldı. Fenerbahçe, tarihinde ilk kez bir lig maçını seyircisiz oynayacak. Futbol Federasyonu’nun küfüre karşı bu sezon aldığı kararın ilk uygulandığı kulüp olan Fenerbahçe, PFDK’nın verdiği 1 maç seyircisiz oynama ve 3 milyar lira para cezasına Tahkim Kurulu’na başvurarak itiraz edecek.

Elazığspor maçında yaptırdığı 3 anons ile sarı lacivertli camianın şimşeklerini üzerine çeken hakem İsmet Arzuman, ceza sonrası Hürriyet’in görüşme talebini geri çevirdi. Arzuman, “Ben sahada ne gördüysem, ne duyduysam onu çaldım. Bu konuda konuşmam” dedi.

İsmet Arzuman’ın gözlerinin bir tek Kadıköy’de görüyor olması kendisine güzel de bir lakap kazandırır: Poşet İsmet

TFF Başkanı Haluk Ulusoy, Makedonya milli maçı için gittiği Makedonya’da, Fenerbahçe’ye verilen cezayı yorumlarken farklı bir şey söylemiyordur:

“Bu konudaki yönetmelikler ne diyorsa, o yapılmıştır. Biz, Futbol Federasyonu olarak bütün takımlara eşit davranıyoruz. Yapılan işlem talimatlara uygundur. Herkes de kurallara uymalıdır. Fenerbahçe’ye verilen ceza bu açıdan normaldir”.

Erman Toroğlu 11 Ekim 2002 tarihinde “Karar doğru mu?“ başlıklı yazısında şunları söylüyordur:

Bu yönetmelik ölü doğduğunda, “Düzeltilmesi gerekir” demiştim. Sırf Erman Toroğlu dedi diye “Biz geri dönemeyiz” diyen Federasyon sonunda kilitlendi. Fenerbahçe – Elazığ maçından dolayı sarı lacivertli kulübe 1 maç seyircisiz maç oynama cezası veriliyorsa, İnönü ve Ali Sami Yen’in sonsuza kadar kapalı tutulması gerekir. Şu gösteriyor ki, Aziz Yıldırım ve ekibinin Haluk Ulusoy ve ekibinden daha çok çekeceği şeyler var. Bitaraf bir izleyici olarak şunu net söylüyorum; Bu ortam böyle devam ederse bu statlarda çok yakın bir zamanda kan dökülür. Bunun da sebebi Futbol Federasyonu’dur.

Toroğlu her ne kadar doğru tesbitler yapmış da olsa kendisine fazla bir paye veriyor gibidir. Koskoca Ulusoy federasyonu “sırf Erman Toroğlu dedi diye” inat mı yapardı sanki?

17 Ekim 2002 tarihinden bir haber:

Kim yalancı

Fenerbahçe – Elazığ maçında anonslarıyla gündeme düşen hakem İsmet Arzuman’ın maç sonrası özür dilediği yolundaki haberler ortalığı karıştırdı. Şimdi iki taraf da birbirini yalancılıkla suçluyor.

Fenerbahçe – Elazığspor maçında 12 dakikada, küfür için 2, yabancı madde için 1 anons yaptıran hakem İsmet Arzuman’ın maçtan hemen sonra sarı lacivertli kulüp yöneticilerine telefon açarak, özür dilediği yolundaki haber spor kamuoyunun gündemine oturdu. Fenerbahçeli yöneticiler, “Arzuman özür diledi” derken, İsmet Arzuman MHK aracılığıyla bir açıklama yaparak, “Ben kimseden özür dilemedim” dedi.

Erman Toroğlu Ne Demişti?

Bu hakem kardeşlerimiz utanmadan bir de televizyonlara çıkıp, kişilik haklarına dokunulduğundan, rahat bırakılmadıklarından, yoksa çok iyi hakem olduklarından filan bahsediyorlar. Sen açıyorsun Fenerli yöneticiye telefonu, “TV’yi seyrettim. Üzgünüm, hata yaptım” diyorsun. Sonra da hakem kıyafeti giyip, maçlara çıkıyorsun. Bu İsmet Arzuman kendince o kadar akıllı ki, özrü kabahatinden büyük. Federasyon başkanının televizyonlara çıkıp da göstere göstere küfür ettiği ülkede küfürsüz bir maç bekliyorsunuz.

İsmet Arzuman (Maçın hakemi)

İsmet Arzuman, önceki gün MHK aracılığıyla bir açıklama yaptı ve “Fenerbahçeli yöneticilerden özür dilediği yönünde basında çıkan haberlerin gerçeği yansıtmadığını” söyledi. Futbol Federasyonu Merkez Hakem Kurulu’ndan yapılan yazılı açıklamada, “Haberde adı geçen, hakem İsmet Arzuman’ın müsabaka sonrası hiçbir kulüp yöneticisi ile teması ya da görüşmesinin olmadığı” belirtildi.

Bülent Yavuz (MHK Başkanı)

Merkez Hakem Komitesi Başkanı Bülent Yavuz, “Sayın İsmet Arzuman, bizi aradı. Noter aracılığı ile bir tekzip gönderdi. Biz de bu açıklamayı yayınladık ve üzerimize düşeni yerine getirdik” dedi. Yavuz, Hürriyet’in, “Arzuman’a bu konuda konuşma izni verecek misiniz?” sorusuna da, “Biz hakemlere konuşma yasağı getirdik. Kendisi gerekli açıklamayı yaptı” yanıtını verdi.

İlhan Ekşioğlu (Fenerbahçe Asbaşkanı)

Elazığ maçından sonra Alt Yapı İcra Komitesi toplantısına girdik. Bu sırada İsmet Arzuman, yakın arkadaşı Mahmut Akay’ı aradı. “Ben maçta hata yaptım. Kendimi kaybettim. Sizden özür diliyorum” dedi ve telefona beni istedi. Ben de, “Bunları bize değil, çıksın medyaya açıklasın” diyerek telefonuna çıkmadım. Gelen yanıt, “MHK’nın yasakları var, konuşamam. Ama Başkan Aziz Yıldırım’dan bile özür dilemeye hazırım” oldu. Yukarıda Allah var. Eğer bu söylediklerim yalansa, beni mahkemeye versin. Sayın Toroğlu, dünkü Hürriyet’te tüm bunları satırı satırına yazmış. O yazının altına imzamı atarım. Hepsi doğru.

Oktay Sert (Fenerbahçe Alt Yapı Komitesi)

Arkadaşımız Mahmut Akay ile daha önceden arkadaş olan Arzuman, telefonda, “Maçı TV’den izledim ve çok üzüldüm. Fenerbahçe’nin aleyhine olmadığımı hissettirmek için seninle bir maçı tribünden izleyelim. Başkan Aziz Yıldırım, İlhan Ekşioğlu ve Cemil Turan ile beni biraraya getir” dedi. İlhan bey bu talebi reddetti. Başkan Aziz Yıldırım ise, “Bizim hakemle biraraya gelmemiz yakışık almaz. Medyaya konuşsun” dedi. Ben olayın bizzat şahidiyim. Şu anda olayın doğru olduğunu iddia ediyorum ve çocuğumun başına yemin ediyorum. Eğer Arzuman’ın da çocuğu var ise çıksın başına yemin etsin.

Görüldüğü gibi bir delinin kuyuya attığı taşı birçok akıllı çıkartmakta zorlanıyordur. Ama burası Türkiye’dir ve Ulusoy federasyonu “başarıyla Türk Futbolu’nu kurtarmaktadır”.

2002 Ekim’inde “Anonsta 2. Perde”yi izleriz. Günümüzün MHK Başkanı, o devrin FIFA hakemi Mustafa Çulcu G.Saray – Diyarbakırspor maçında, kaleci Şenol’a yönelik “alaycı tezahürat” nedeniyle 1 nolu anonsu yaptırır.

Bu anons yeni bir tartışmayı gündeme getirir: Çulcu, “Alaylı tezahürata karşı bir futbolcunun kişilik hakkını mı korumuştur” yoksa, “seyircinin küfürsüz tezahürat yapma hakkını elinden mi almıştır”…

Görüşler farklıdır:

Bülent Yavuz ( MHK Başkanı)

1. anons kötü tezahürat ve küfür içindir. Ben Galatasaray – Diyarbakırspor maçının raporlarına bakacağım. Raporlar neticesinde bir açıklama yapabilirim. Maçı seyretmediğim için bir yorum yapamam. Olayın içeriğini bilmiyorum.

Şenol Karagöz (Diyarbakır kalecisi)

“I love you, Hagi” diye bağıran G.Saray taraftarının şimdi de benim için aynı tezahüratı dile getirmesi hoş bir şey! Taraftarlar baktılar takımları gol atamıyor, beni sinirlendirmeye çalıştılar. Kendi kalemize gol atınca da doruk noktaya ulaştı. Küfürü düşünürsek, böyle yapmaları bir ölçüde iyi. Onların bu tezahüratı beni daha çok maça motive etti. Hakem alaylı bir ifade olduğu için anons yaptırdı. Kurallarda varsa yaptırması normal.

Erman Toroğlu

Mustafa Çulcu mükemmel bir şekilde devreye girdi ve 1 nolu küfür anonsunu yaptırdı. Nasıl sahadaki bir oyuncu rakip futbolcunun onuruyla, haysiyetiyle oynarsa bu seyirci için de aynıdır. Yani centilmenliğe aykırı harekettir. Ve orada Çulcu bütün direksiyonu eline aldı. Bırakın direksiyonu, bundan sonra oynanacak bütün maçlarda örnek alınacak bir hareket yaptı.

Doğan Koloğlu

Anonsu bu kadar hassaslaştırmak hakeme bir sorumluluk getiriyor. Her zaman kolaylıkla çözebilir misin yapılan hareketi? Ona güvenebiliyorsa Fair-Play anlayışı içinde yapılabilir. Ancak futbolcu da tribünlere kendi elini bir yerlere götürerek tepki veriyorsa, buna ne yapacak ve niye yapmadı? O hareket de atılmayı gerektirirdi. Hakem bariz tepkilere girerse daha doğru olur sanırım. Küfür gibi. Garantiye ceza kesmek lazım. Yoksa sizin kaçırdığınız bir detay sizi eleştirilerin ortasına çekebilir. Bu örnekte olduğu gibi.

Kanat Atkaya (Hürriyet)

Maçı statta izlemek taraftarın en büyük hakkı. Giderek kırpılan haklar taraftarın elini kolunu bağladı. Küfüre hayır, sonuna kadar katılıyorum. Ama taraftar tepkisini nasıl gösterecek. Erol Ersoy’a “I love you Hagi” diye tepki verildiğinde herkes aynı taraftarı alkışlamıştı. “I love you Şenol” diye bağırınca suç oluyor demek ki. Bana göre suç-muç değil.

Bülent Korkmaz ( G.Saraylı futbolcu)

Tam olarak anlayamadık ama bir ‘I love you’ sesi duyduk. Keşke rakip taraftarlar da bize aynı şekilde tezahüratta bulunsa. Bunda bir art niyet aramamak gerekir. Başkaları bir şey arayacaksa onu bilemem.

Mustafa Çulcu ( Maçın hakemi)

Bir şahsın üzerine kötü ve alaycı bir tezahürat vardı. Bu futbolcunun doğrudan performansını etkiler, sinirlendirir. Kaleci Şenol, kötü tezahürat yüzünden sinirlenip aksi bir hareket yapabilirdi. Bu yüzden ben de kötü tehazüratı kesmeleri için bir süre bekledim. Kesilmeyince de anonsu yaptırdım. Kimse sahadaki futbolcu ve hakeme yönelik alaycı tezahürat yapamaz. Bu tribündeki bir başkan veya yönetici için de olsa böyle.

Bütün bu toz duman arasında aslen Ulusoy’u ilgilendirmeyen, ama geçerken değinmek istediğim bir olay, Türkiye’den biraz uzaklarda cereyan etmektedir. Bizler burada “i love you”larla, çekirdek poşetleriyle uğraşırken eloğlu [belki de geleceğin Seyrantepe’sini öngörerek] nelerle uğraşıyordur:

2002 Kasım’ında Avrupa Komisyonu, profesyonel futbol kulüplerinin, devletten sağlanacak maddi destek konusunda, diğer şirketlerle aynı kurallara tabi olduğunu belirterek, Hollanda Hükümeti’nden futbol kulüplerine yardım yapılıp yapılmadığını, yapılmışsa bunun hangi yasal çerçevede ve ne miktarda yapıldığının da bildirilmesini istedi.

Brüksel’in bu uyarısı üzerine, İçişleri Bakanlığı’nın eşgüdümünde ilgili bakanlıklar ve belediyelerin, maddi açıdan zor durumdaki futbol kulüplerine yapılan yardımlar konusunda hemen araştırma başlatıldı.

Hollanda İçişleri Bakanlığı’ndan verilen bilgiye göre, Hollanda’daki 36 profesyonel futbol kulübü, son yıllarda, hükümet, eyalet ve belediye yönetimlerinden milyonlarca Euro tutarında maddi yardım aldı. Bu yardımlar, büyük ölçüde yeni kulüp binası yapılması, eski binaların vestadyumların yenilenmesi amacıyla verildi.

Ayrıca belediyeler kulüplere çok düşük fiyata ya da ücretsiz olarak arsa sağladılar. Bazı kamu kurumları da kulüplerin daha uygun koşullarda borçlanmalarına yardımcı oldular.

Avrupa Komisyonu, bütün bu yardımların, birliğin belirlediği kurallar çerçevesinde yapılmasını istemekteydi. Brüksel, birliğin belirlediği kurallara uygun olarak yapılmamış bütün yardımların geri alınmasını istedi.

Neyse, bizim bu seviyelere gelmemize daha çok vardır. Konumuza dönelim…

Ulusoy 28 Ocak 2003 tarihinde, görev süresinin 2004 yılında dolduğunu belirterek, bundan sonra görev almayacağını söyler.

Valla da billa da söyler…

Türkiye U 18 Milli Takımının Alanya’da Rusya U 18 Milli takımıyla yaptığı hazırlık maçını izleyen federasyon başkanı Haluk Ulusoy, maçın devre arasında yaptığı kısa açıklamada görev süresinin dolmasının ardından tekrar görev almayacağını açıklar.

18 Şubat 2003 tarihinde Futbol Federasyonu Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, Fenerbahçe Kulübü Teknik Sorumlusu Oğuz Çetin’e 1 ay hak mahrumiyeti cezası verir. Cezanın gerekçesi olarak, Ankaragücü karşılaşmasında talimatlara aykırı davranarak, hakem tarafından uyarılmasına rağmen kulübede takım elbise ile yer alması gösterilir.

Ulusoy federasyonu ve bağlı kuruluşları Türk Futbolu’nun kurtuluşunu çekidek poşetlerine ve takım elbiselere bağlamış görünmektedir. Elbette ki Türkiye’ye örnek olması için hep Fenerbahçe seçilmektedir. Ne de olsa TFF herkese eşit mesafededir.

Teknik direktörlük lisansı bulunmayan Oğuz Çetin, Süper Lig’in 11. hafta erteleme maçı olan Beşiktaş karşılaşmasında sahaya takım elbise ile çıkmış, hakem Ali Aydın’ın devre arasındaki uyarısı ile takım elbise yerine eşofman giymiştir. Olay budur.

Kurul cezanın gerekçesini şöyle açıklar:

“Ankaragücü – Fenerbahçe müsabakasında Türkiye Profesyonel Lig Müsabakaları Statüsü’nün 17. maddesinin ‘Stadyumlar’ başlıklı bölümünün 8. maddesinin (b) fıkrasına göre saha kenarında düzenlenmiş yerde oturması kaydı ile sahaya girmeye yetkili antrenörün eşofmanlı olarak yer alması zorunlu olmasına, müsabaka isim listesinde de adının ‘Antrenör’ olarak yazılı bulunmasına ve bu konuda da hakem tarafından uyarılmasına rağmen kulübede takım elbise ile yer alarak talimatlara aykırı davranışta bulunmuştur.”

19 Mart 2002’de Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, olası Irak savaşı nedeniyle lig maçlarının ertelenmesi ya da yerlerinin değiştirilmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını söyler.

Aynı gün basın mensuplarının soruları üzerine, Fenerbahçe Kulübü’nün milli futbolcular Ogün Temizkanoğlu ve Abdullah Ercan’ı kadro dışı bırakmasına üzüldüğünü söyleyen Ulusoy, “Milli Takım’daki tüm oyuncularımızla çok iyi diyaloğumuz var. Kendilerinin benden talebi olursa ve benim yapabileceğim bir şey olursa, elimden gelen yardıma da hazırım” der.

Bir kulübün kadro dışı bıraktığı oyuncuları hakkında federasyon başkanının “yapabileceğim bir şey olursa, elimden gelen yardıma da hazırım” demesi nasıl açıklanabilir ki? Ne kadar da iyi niyetli bir insanmış Ulusoy

31 Mart 2003 tarihide gazetelerde Futbol Federasyonu’nun, İngiltere – Türkiye karşılaşması için özel uçak kiralayarak, aralarında federasyon yönetim kurulu üyeleri, milletvekilleri ve sanatçıların da bulunduğu 93 kişiyi İngiltere’ye götürdüğü yer alır. Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’un amcası Sefer Ulusoy dahi büyük mali güçlük yaşayan ülkenin kaynaklarının bu şekilde harcanmasını eleştirir.

TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti Zonguldak Milletvekili Köksal Toptan, kalabalık bir heyetin götürülmesini nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine, “Milletimizin milli takımımızın başarısına ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bu sıkıntı ortamında vatandaşlarımız mutlu olabilecek. Tabii gidenler masraflarını kendileri ödeyebilirler. Kimler var heyette tam bir bilgim yok” der.

Futbol Federasyonu Başkan Vekili Ata Aksu, Atatürk Havalimanı’nda yaptığı açıklamada, “Sporun içinde olan insanları davet ettik. 20’nin üzerinde milletvekili var. Siyasi partilere yazı göndererek milletvekili gönderilmesini talep ettik. Milli takıma destek olmak için gidiyoruz” der.

5 Mayıs 2003’de UEFA tarafından 2004-2005 sezonunda uygulanmaya başlanacak olan “Kulüp Lisans Sistemi”, Birinci Süper Futbol Ligi kulüplerine tanıtılır. Konunun önemine değinen Futbol Federasyonu Başkan Vekili Orhan Saka, Kulüp Lisans Sistemi’nin önemine değinerek, “Futbol Federasyonu’nun lisansör olarak tanınması ve kulüplerimizin lisans alabilmeleri çok önemli. Futbolumuzun gelişimini sürdürebilmesi için bazı çalışmalar yapmak zorundayız. Aksi halde Dünya ve Avrupa futbolunun gerisinde kalırız. Bugün kulüp temsilcilerini bilgilendireceğiz ve görüş alış verişlerinde bulunacağız. Kulüplerimiz mali yapılarını dengelemek zorunda. İleriki nesillere sağlıklı kulüpler bırakmak zorundayız” diye konuşur.

Saka ayrıca, önümüzdeki sezon yürürlüğe girecek ama uygulaması 2004-2005 sezonunda yapılacak yeni kriterlerin, sportif, alt yapı, idari-personel, hukuki ve mali olmak üzere 5 ana madde de toplanacağı belirtilirken, maddelerin de kendi içinde uygulanması zorunlu, belli konularda esnek, ceza müeyyidesi bulunan veya tavsiye amaçlı olmak üzere sınıflandırılacağı bildirir.

Aynı tarihli haberde TFF’nin, 12 Birinci Süper Lig kulübünün kriterleri yerine getiremeyecek durumda olduğunu sızdırdığı da yer alır. Kulüp isimleri verilmez.

Kulüp lisans sistemine göre, UEFA’nın belirlediği kriterleri yerine getirmeyen kulüpler transfer yapamayacak ve ayrıca Avrupa kupalarında da yer alamayacaktır.

Futbol Federasyonu yetkilileri, futbolcuların transfer döneminde kulüplerle sözleşme yapmadan önce, federasyondan sözleşme yapmayı düşündüğü ekibin kulüp lisans sistemine geçip geçemeyeceğini öğrenmeleri uyarısında bulunurlar.

Oldukça geniş bir biçimde ve en küçük ayrıntısına dek yazılı hale getirilen UEFA normlarının asgari kriterleri ise şöyle belirlenir:

En az 10 bin kişilik stat. Kamp ve eğitim tesisi. Kulüp bütçesinin denkliği. Kişi ve kurumlara geçmiş dönemlere ait borç olmaması. Profesyonel ve idari yapılanmanın gerçekleştirilmesi çerçevesinde 1 teknik direktör ve antrenör, 1 kaleci antrenörü, genç takım antrenörleri, idari yapılanma için genel müdür ve alt personeli, tıbbipersonel, 1 basın ve halkla ilişkiler sorumlusu, 1 menajer.

UEFA kriterleri olarak da bilinen “kulüp lisans sistemi” ile Avrupa futbolunun standardının yükseltilmesi planlanırken, hedefler 10 başlık altında toplanır.

Hedefler şöyledir:

  • Avrupa futbolunun sportif standartlarını iyileştirmek, geliştirmek ve bunun için de kulüplerin kaliteli antrenörler ve sağlıkekibiyle donatılması.
  • Her kulüpte genç futbolcuların yetiştirilmesine öncelik verilmesi ve hatta bunların okul eğitimlerinin sağlanması ve bunun kaliteli antrenör ve öğretmenlerle desteklenmesi.
  • Kulüplerin mali ve ekonomik kapasitelerin iyileştirilmesi, güvenilirliklerinin artırılması ve futbol yatırımcılarının korunması.
  • Kulüplerin mali yapılarının kontrol ve denetim mekanizmalarının kurulması.
  • Kulüpler için mali kriterlerin uygulanmasıyla bir sezon boyunca ulusal ve uluslararası müsabakalarda devamlılığın korunması ve garanti edilmesi.
  • Kulüplerin mevcut stat ve antrenman sahaları gibi sportif altyapılarının iyileştirilmesi gelecekteki taleplere cevap verecek şekilde düzenlenmesi, statların seyirciler ve medya için modern aletlerle donatılması, genç futbolcuların antrenmanları içn her türlüisteklerine cevap verecek malzemenin sağlanması.
  • Kulübün günlük ihtiyaçlarına cevap verecek idari yapısının kaliteli ve yeterli sayıda ve tam zamanlı görev yapacak personelle donatılması.
  • Antrenörler ile futbolcuların hakemlerle çıkabilecek anlaşmazlıkların ortadan kalkması için oyun kurallarına ve fair play prensiplerine uygun karşılıklı işbirliğinin sağlanması, genç futbolcularında faydalanabileceği fikir alışverişinde bulunulması.
  • UEFA yönetimi ve UEFA el kitapçığına uygun olarak ulusal federasyonlar lisans sisteminin kurulması ve uygulanması.
  • Gelecekte gelişecek şartlara göre hedeflerin ve ihtiyaçların lisans sistemine uyarlanması bu geçiş döneminde asgari standartların yürürlüğe girmesi.

Evet, Kulüp Lisans Sistemi yürürlüğe gireli çok oluyor. Ancak TFF’nin bazı kulüplere hala nasıl lisans verdiğini anlamak zor. “Ulusoy işte” deyip geçmek gerek, ama olmuyor.

18 Mayıs 2003’de Merkez Hakem Komitesi’nin aylık olağan toplantısı için Samsun’a giden Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ile milli taımlar teknik direktörü Şenol Güneş’in yakınlaşması dikkat çeker. Güneş, “Bizim aramızda problem yok. Kamuoyunda böyle bir senaryo hazırlandı. Patron ben değilim, patron Haluk Ulusoy. 2004 yılına kadar sözleşmem devam ediyor ve ben görevimin başındayım” derken, Ulusoy “Şenol Güneş, 2004 yılına kadar her ne olursa olsun Milli Takım’ın başındadır” diye konuşur.

20 Mayıs 2003 tarihinde Merkez Hakem Kurulu (MHK) Başkanı Bülent Yavuz, milli takımlar teknik direktörü Şenol Güneş ve yönetim kurulu üyeleriyle birlikte Ordu’da giden Haluk Ulusoy, Futbol Federasyonu’nun katkılarıyla yapılan İdmanyurdu Amatör Spor Kulübü’nün yeni binasını hizmete açar. Türk futbolunun gelişmesi için çaba harcadıklarını belirten Haluk Ulusoy, “Türk futbolu her geçen gün yükseliyor. Çok güzel işler yaptık” diye konuşur (ne kadar tanıdık geliyor).

Televizyon programlarında hakemleri eleştirenlere de yanıt veren Haluk Ulusoy, “Herkes kendi işine baksın. Bazılarının yönettiği maçların kasetlerini piyasaya çıkarırsak sokağa çıkacak durumları olmaz. Daha maç başlamadan hakemlere yüklenmek, Türk futboluna ve Türk hakemliğine zarar verir. Bu anlayış çok yanlış” der.

Uulsoy 26 Haziran 2003’de “Türkiye yakın bir zamanda dünyaya futbolcu üreten bir tarlaya dönecek” der.

Kendisini övmekten had safhada hoşlanan TFF’nin başı göreve geldiklerinden bu yana büyük başarılara imza attıklarını, yönetim ve teknik heyet ile birlikte süper bir kadro oluşturarak, Türk futboluna çağ atlattıklarını söylemeyi de ihmal etmez.

2 Temmuz 2003 tarihinde Nike ile yapılan sponsorluk anlaşmasının Ortaköy Esma Hatun Yalısı’nda gerçekleştirilen basın toplantısında, gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ulusoy, 2004 yılında görev süresinin biteceğini hatırlatarak, “Ayrılacağımı açıkladım. Ancak bu konuda bana çok büyük baskılar geliyor. Büyüklerim ve spor camiasının önde gelen isimleri, benim ayrılmak lafını ağzıma almamamı istiyorlar. Bize verilen görevi en iyi şekilde yapmaya çalıştık. Aldığımız başarıların tesadüfi olmadığını da bu başarıları yineleyerek herkese gösterdik” derken, Şenol Güneş’in başarılı bir teknik direktör olduğunu ve görevinde kalması gerektiğini söyler.

Vallahi de billahi de bir kez daha 2004’de görevi bırakacağını söyler. Ama ne hikmetse 2007’de hala ve inatla koltuğuna yapışmış, bırakmamakta direniyor.

Yahu arkadaş, bir kez olsun sözünün arkasında dur bari. Düş Türk Futbolu’nun yakasından!

Futbol Federasyonu Şike Tahkik Kurulu, çelişkiye düşer. Kurul üyeleri, yaptıkları görüşmeler sonunda “şike duygusuna” kapılır ama delil bulamaz. Kurul 3 Temmuz 2003’de, önceki sezonun son haftasında oynanan İstanbul – Altay, Bursa – G.Birliği ve Diyarbakır – Elazığ maçları hakkında “karşılaşmalarda şike yapıldığı, ancak bunu kanıtlayacak delil olmadığı” görüşüne varır.

Süper Lig’in son haftasında oynanan ve düşme hattını ilgilendiren İstanbulspor-Altay, Bursaspor-Gençlerbirliği ve Diyarbakırspor-Elazığspor maçlarındaki sonuçların ardından, Altay küme düşmüştür. Altay Başkanı Ahmet Taşpınar’ın başvurusu ve bir gazetede bazı oyunculara ait demeçlerin ihbar kabul edilmesi sonucunda Federasyon, Şike Tahkik Kurulu’nu devreye sokmuş ve kapsamlı bir soruşturma başlatmıştır.

4 Temmuz 2003’de Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, İstanbul’da yaptığı toplantıda ligleri tescil eder. Federasyon, Süper Lig’den düşen Altay’ın şike ve teşvik primi iddiasıyla ilgili yaptığı başvurusunu görüşerek yeterli kanıt olmaması nedeniyle disiplin kovuşturmasına gerek olmadığı kararına varır.

Futbol Federasyonu Başkanvekili Ata Aksu, şike iddialarıyla ilgili Altay Kulübü’nün Futbol Federasyonu’na yaptığı başvurunun incelendiğini ve iddia konusu olayda adı geçenler hakkında disiplin kuruluna sevke yer olmadığına yönetim kurulunun oybirliğiyle karar verdiğini söyler.

Anlayacağınız, her ne kadar ligler tescil edilmiş de olsa “şike duygusuna” Şike Tahkik Kurulu bile kapılıyorsa, Aziz Yıldırım ve Fenerbahçeli yöneticilerin her fırsatta dile getirdiği “şaibe” iddiaları gayrıresmi kabul edilmiş olur.

“Oldu da ne oldu” derseniz, yanıtım yok ne yazık ki…

Ulusoy 18 Ağustos 2003’de futbol seyircilerinin neden olduğu şiddet olaylarını, Futbol Federasyonu Disiplin Talimatı ile önlemenin mümkün olmadığını ifade ederek, “Cezalarının caydırıcılığı yok. Bir an önce Spordaki Şiddeti Önleme Yasası’nın çıkarılması gerekiyor” der.

Talimatlar çerçevesinde, olay çıkaran hiç kimsenin gözünün yaşına bakmayacaklarını ifade eden Haluk Ulusoy, yaptığı açıklamada, “Biz gereken önlemleri aldık. Ancak Futbol Federasyonu Disiplin Talimatı ile bu olayların önüne geçmek mümkün değil. Saha kapatma ya da en fazla 2.5 milyar liralık para cezalarının caydırıcılığı yok” der.

“Kimsenin gözünün yaşına bakmayacak” olan Ulusoy federasyonunun Trabzonspor’u kapsam dışında tuttuğu ise uygulamalarından belli olmaktadır. Sahaya giren seyircilere rağmen ciddi bir cezayı Trabzonspor’a bir türlü verememektedir Ulusoy. Sahaya girenler ise her ne hikmetse hep akli dengesi yerinde olmayan kişiler olmaktadır, neyi değiştirecekse!

Trabzon’da oynanan Trabzonspor – Fenerbahçe maçında çıkan olaylar nedeniyle Fenerbahçe bir maç saha kapatma cezasına çarptırılır.

Ulusoy 2 Eylül 2003 tarihinde bu cezadan dolayı bazı kişilerin kendisini sorumlu göstermek istediğini ileri sürer. Ulusoy, cezanın verildiği tarihte İsviçre’de olduğunu ve kendisini haberdar etmediklerini belirterek, “Fenerbahçe Kulübü ve seyircisiyle Haluk Ulusoy’u karşı karşıya getirmek için çığırtkanlık yapanlar var. Ceza doğruydu, yanlıştı tartışmam mümkün değil. Futbolun anayasası olan Tahkim Kurulu, cezanın doğru olup olmadığına karar verecektir” diye konuşur.

TFF’nin başı işine geldiği zaman “ben yaptım, ben ettim” derken, Türkiye futbol kamuoyunun büyük kesimini ilgilendiren bu kadar önemli bir olayda “ben bilmem” diyebilme aymazlığını gösterebilmektedir. Gerekçesi de ilginçtir: “ben İsviçre’deydim”… Ulusoy herhalde hala haberlerin atlı ulaklarla yollandığı ortaçağda yaşadığımıza inanmamızı bekliyordur.

4 Eylül tarihinde de Fenerbahçe için neler neler yaptığını anlatıyordur TFF’nin başı:

“Benim taraflı olduğumu ima ediyorlar. Ama yanılıyorlar. Benim için İnegölspor, Bingölspor, Sivasspor ne ise Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş da aynıdır. Hiçbir kulübe ayrıcalık yapmadım, yapmıyorum da. Kapım tüm kulüplere açık. Fenerbahçe konusunda haksız yükleniyorlar. Söylemek istemiyorum ama Fenerbahçe’ye yaptığımı bugüne kadar hiçbir federasyon başkanı yapmamıştır. Ama yapılanlar söylenmez.

Fenerbahçe’ye kaleci Enke konusunda yardımcı olduk. Yabancı oyuncu için federasyona ödedikleri 100 bin doları geri verdik. Her kulübe hukukçularımız yardımcı oluyorlar. Ama ne Galatasaray ne Beşiktaş ne de Fenerbahçe bizden yardım istemiyor, görüşmüyorlar. Biz yine de bu kulüplerimizin menfaatlerine çalışıyoruz. Fenerbahçe’nin, Fikirtepe Tesisleri’ni yaptık. Kimseye de reklam yapmadık. Sarı lacivertli kulübün menfaatleri için çırpındık. Ama bizi eleştiriyorlar. Bu haksızlık.’’

Ey Fenerbahçeli; duy da bil! Sizler hala Aziz Yıldırım’ı omuzlara alıyorsunuz. Oysa ki Fenerbahçe’yi ihya eden kişi Haluk Ulusoy’muş…

Çok ayıp etmişiz adamcağıza. Üzüldüm şimdi!

Ulusoy’un söyleyecekleri bitmez. Fenerbahçe hakkında bir olumlu laf edince dayanamaz, Galatasaray’a bin vermesi gerektiğini hatırlar. Şimdi gülmemek ya da kızmamak için sıkı durun:

“Olimpiyat Stadı’na 125 ile 150 milyon dolar arasında para harcandı. G.Saray burada oynamak için para almalı. Çünkü birçok sorunu var. Biz bu stadın ağaçlandırılması için her yere müracaat ettik, bize kimse olumlu yanıt vermedi. Yarın Galatasaray, Şampiyonlar Ligi’nde burada bir kazaya uğrar elenirse, bunun zararını kim karşılayacak? Taraftar bu stada 2.5 saatte giriyor, 2.5 saatte çıkıyor. Gününüz yollarda geçiyor. Bu moralle stada gelen taraftarın etkisi de motivasyonu da biter.”

17 Eylül 2003 tarihinde Çaykur Rizespor Genel Sekreteri Mustafa Tüylüoğlu bir basın toplantısı düzenleyerek federasyonun art niyetli olduğunu idda eder. Gerekçesi ise Ç. Rizespor’un Trabzonspor maçında cezalı oyuncu Özgür Vurur’u oynattığı gerekçesiyle hükmen mağlup sayılmasıdır. Tüylüoğlu, “Özgür’ü geçen hafta, İstanbulspor maçında da kadroya aldığımız halde Futbol Federasyonu bizi neden uyarmadı?” der.

Tüylüoğlu, Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe veya Trabzonspor’un böyle bir olay başına gelmesi halinde Futbol Federasyonu’nun sözkonusu kulüpleri uyaracağını savunarak, şöyle konuşur:

“Burada federasyon art niyetli davranmıştır. İstanbulspor maçından sonra Trabzonspor maçı olmasaydı belki de federasyon bizi uyarırdı. Ancak Trabzonspor ile maçımızın olduğunu bildikleri ve federasyon Trabzon ağırlıklı olduğu için böyle bir olayın yaşandığını düşünüyorum. Çünkü Trabzonspor maçını kazanmamızın ardından federasyon cezamızı hemen anında gönderdi. Olayları bu kadar iyi takip eden federasyon İstanbulspor maçında kadroya aldığımız arkadaşımızı, oynatacağımızı forma numarası ile bildirmiş olmamıza rağmen bize uyarıda bulunmadı.”

24 Eylül 2003 tarihinde Galatasaray Kulübü Başkanı Özhan Canaydın ile 2. Başkan ve Basın Sözcüsü Ali Dürüst ve yönetici Refik Arkan, Futbol Federasyonu’na sürpriz bir ziyaret yaparak, Başkanvekili Ata Aksu ile görüşürler.

Canaydın yaklaşık 1,5 saat süren toplantıdan sonra yaptığı açıklamada şunları söyler:

“Galatasaray’ın hakkını kimseye yedirtmeyiz. Kulübümüzün menfaatleri için gereken neyse onların temasını yaptık. Fenerbahçe maçında yaşananları konuşmaya gerek yok. Çünkü tepkiler ortada.

Galatasaray’ın haklarını sadece ben ve yönetimim değil, hiçbir Galatasaray yönetimi yedirtmez. Galatasaray, örflerine uygun, kendine yakışır bir şekilde hareket ediyor. Taraftarımız müsterih olsun. Biz de Federasyon da dimdik ayaktayız.”

Ata Aksu ise görevlerinin bütün kulüplere eşit şekilde davranmak olduğunu ifade ederek, “Kimsenin hakkını kimseye verecek değiliz. Bizim temennimiz hiçbir zaman hata yapılmaması. Bununla ilgili eğitim çalışmaları zaten sürüyor. Galatasaray-Fenerbahçe maçında 1 dakika içinde hata yapılmıştır” der.

Körler sağırlar, birbirini ağırlar!!!

20 Ekim 2003’de, Bursaspor – Fenerbahçe maçı ertesinde, Fenerbahçe Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi İlhan Ekşioğlu bazı açıklamalar yapar. Ekşioğlu bazı kurumların görevini iyi yapmadığını söyleyerek, “Federasyona gidip konuşmamıza gerek yok. Bursaspor maçından sonra verdiğimiz mesaj açık. Herkes ayağını denk alsın, şapkasını önünü koysun. Özellikle deplasmanda oynadığımız maçlara yetersiz hakemler veriliyor. Neden Serdar Tatlı, Ali Aydın ve Bülent Uzun bizim maçlara verilmiyor” der.

Ekşioğlu, Bursaspor maçının ardından futbolun değil, hakem hataların ön plana çıktığını ve hakemin sonuca direkt tesir ettiğini öne sürer. Bursaspor maçında ataklarının ofsayt diye kesildiğini, penaltılarının verilmediğini öne süren İlhan Ekşioğlu, “Ayrıca maçta 6 oyuncu değişikliği yapılmış, 5-6 dakika uzaması lazım, 2 dakika uzatılıyor. Hakem 90 dakika uyarmadığı Hagi’yi uzatmada uyarıp, hem 1 dakika çalıyor hem de son dakikalarda ataklar yapan Fenerbahçe’nin hızını kesiyor. Sonra da maçı zamanından erken bitiriyor” diye konuşur.

Ekşioğlu, hakem İsmet Arzuman’ın [evet evet, o, Poşet İsmet] son 3 haftada 2 maçlarına verildiğini belirterek, “Hakem atamalarında sorun var. Hakem kararlarında da standart yok” der. Fenerbahçe’nin özellikle deplasmanda oynadığı maçlara yetersiz hakemlerin verildiğini ileri süren İlhan Ekşioğlu, “Yanlı kararlar veren, yanlı tutum sergileyen hakemler bize veriliyor. Arzuman, 3 haftada 2 maçımızı yönetiyor. İsmet Arzuman, geçen sezon Elazığspor maçını katletmişti, yaptırdığı anonslardan sonra da sahamız bir maç kapatıldı. Dün Bursa seyircisi 90 dakika küfür etti, bir anons yaptırmadı. Türkiye’de ‘I love you Şenol’a anons yaptırılıyor, bu küfürlere anons yaptırılmıyor. Hakem kararlarında standart olmasını istiyoruz. Merkez Hakem Kurulu’nun (MHK) Fenerbahçe’ye karşı bir tavrı var. Bu hakemin kararları hep tartışma yaratıyorsa, neden ısrarla bize veriyorsun? Bunda ısrar etmenin faydası yok, dinlendireceksin” der.

Ekşioğlu, ilk 4 haftada 4 frikik golü kazandıklarını vurgulayarak,”Artık Fenerbahçe’ye frikik de verilmiyor, pozisyonlar geçiştiriliyor. Yardımcı hakemler de artık sabır taşırmaya başladı” diye konuşur.

Frikikler konusunda aynı serzenişi daha sonra Pierre van Hooijdonk da yapacaktır.

Fenerbahçe’nin Galatasaray ile yaptığı maçtan sonra sarı-kırmızılıların hakemlerle ilgili açıklamalarının bir baskı oluşturduğunun görüldüğünü anlatan Ekşioğlu, “Galatasaray haksız yere sesini çok yükseltmişti. Rakiplerimiz federasyonun üzerinde baskı oluşturup istedikleri hakemlerle maç oynuyor” der.

İlhan Ekşioğlu, Çaykur Rizespor Kulübü Başkanı Ekrem Cengiz’in Galatasaray maçından sonra yaptığı açıklamaların, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy tarafından dikkatle dinlenmesi gerektiğini kaydederek, “Diyarbakırspor da Beşiktaş maçından sonra hakeme tepki gösterdi. Türkiye’nin gözü önünde iki takımın da penaltıları verilmemiştir. Bundan sonra federasyon ve MHK’yi zor günler bekliyor” diye konuşur.

Ama ne federasyonu ne de MHK’yı zor günlerin beklemediği ilerideki günlerde, aylarda, hatta yıllarda görülür ne yazık ki. Zira adaletsizlikle mücadelede Fenerbahçe sürekli yalnız bırakılmaktadır.

Tersine, Ulusoy federasyonu ile zor günler Fenerbahçe’yi bekliyordur…

Aynı gün Fenerbahçe Asbaşkanı Mahmut Uslu da hakemleri ve federasyonu eleştirmektedir:

“Fenerbahçe sahipsiz değildir. Federasyonun atamalara özen göstermesi gerekiyor. Aynı hakem iki hafta önce maçımıza verildi.

Federasyon Başkanı olaylara sahip çıkmalı. Biz puan kaybedebiliriz, kazanabiliriz, önemli değil. Önemli olan ayrımcılık ve adaletsizliğin olmaması. Yetkilileri uyarıyoruz.

Kavga etmeden tepkimizi dile getiriyoruz. Artık ayıp oluyor. Geçen yıldan bu yana devam eden yanlışlıklar var. Sayın Haluk Ulusoy, olaylara sahip çıksın, yapamıyorsa görevini Kulüpler Birliği’ne teslim etsin.”

21 Ekim 2003 tarihinden bir haber:

Futboldaki hortumcuları yakalayın

Fenerbahçe Kulübü Başkanı, Bursa maçı sonrası 3 arkadaşına şunları söyledi: “Hortumcular… Madem ki hükümet hortumcuları ortaya çıkartıyor, futbolun hortumcuları da ortaya çıksın. En büyük hortumcular futbolun içinde. Çünkü en büyük menfaat, en büyük çıkar burada. Bunları toplayıp, temizlesinler.”

İsmet Arzuman’ın Bursa-Fenerbahçe maçını bitiren düdüğü ile birlikte ayağa fırlayan Aziz Yıldırım, Bursasporlu yöneticilerle vedalaştı ve hızlı adımlarla kapıda bekleyen yönetim minibüsüne doğru yöneldi.

Yanındaki üç arkadaşı Yıldırım’a yetişmek için adeta koşuyorlardı.

Her adımı ses getiriyordu. Bu arada ağzından dökülen öfke dolu kelimeleri işitmek için, arkadaki dostları adımlarını sıklaştırarak, Yıldırım’ın yanına gelmeye çalışıyorlardı.

Arabaya binene dek, bu öfke sürüp gitti… Daha sonra minibüste konuşulanlar dinleyenleri yerinden zıplatacak kadar ilginçti. Ve her biri bir olaydı…

Yıldırım’ın ses tonu ve suçlamaları her kelime sonrası biraz daha artıyordu… Ve yanındaki 3 dost dikkatle başkanı dinliyorlardı…

“Açın kulübe telefonu. Bir liste hazırlasınlar. Geçen yıldan bu yana Fenerbahçe’nin haksızlığa uğradığı maçların bir dökümanını çıkarsınlar. Tek tek ve atlamadan. Yeter be…”

3 arkadaştan biri, hemen harekete geçerek, kulübün telefonunu arıyor ve Başkan Aziz Yıldırım’ın direktiflerini tek tek sıralıyordu.

* * *

Ve başkanın öfkesi yol boyunca dinmeden sürüyordu… “Bütün Fenerbahçe derneklerini ayaklandırın. Hepsi harekete geçsin. Yahu, iyi oynamazsın, kötü futbol sergilersin. Bu başka şey. Bu, bizim işimiz. Ama sahadaki adaleti belirlemek de hakemin işi. Sen, benim kötü futboluma göre değil, sahadaki pozisyona göre düdük çalacaksın. Her maç aleyhimize çalınan düdükler canımıza okudu. Olmaz, hakemler Fenerbahçe’yi bu denli baskı altında tutamaz.”

Dostlardan biri araya girmese ve başkanı uyarmasa, duracağı yoktu Yıldırım’ın…

“Aman başkan, suratın kıpkırmızı oldu. Biraz sakin ol. Lütfen…”

Yine dostlardan birinin uyarısı ile şoför arabayı bir kenara çekiyor ve hep birlikte dışarı çıkarak, bir kaç dakikalık mola veriyorlardı… Bu arada başkan, minibüsün etrafında tek başına turlar atıyor, yine kendi kendine konuşuyordu…

* * *

Araba harekete geçtikten bir kaç dakika sonra herkes başkanın narası ile irkiliyordu….

“Yürüyüş ise, yürüyüş…”

Kimse bir şey anlamamıştı başkanın bu sözlerinden. Ama daha sonra her şey açıklık kazanıyordu… “Bu işin peşini bırakmak yok. Dernekler bir program hazırlasınlar. Her birlikte yürüyelim. Önce bir tarih tespit etsinler, söylediğim gibi bir program düzenlesinler. Başbakanlık binasına kadar yürüyüp, oraya bir siyah çelenk bıraksınlar. Futbol Federasyonu’nu, MHK’yı istifaya davet edeceğim. Ve sonuna dek bu işin peşini bırakmıyacağım.”

Yıldırım’ın öfkesi İstanbul’a dek hiç durmadan sürüp gidiyordu…

“Hortumcular… Madem ki hükümet hortumcuları ortaya çıkartıyor, futbolun hortumcuları da ortaya çıksın. En büyük hortumcular futbolun içinde. Çünkü en büyük menfaat, en büyük çıkar burada. Bunları toplayıp, temizlesinler.”

Aziz Yıldırım’ın her sözü, yanındakilerin hayret dolu bakışlarını biraz daha artırıyordu…

“Söyleyin, sizler ne diyorsunuz benim düşüncelerime…”

Kimsenin bir şey söyleyecek hali kalmamıştı, sadece başkandan sakinleşmesini istiyorlardı… Ve başkanın sinir dozajı her geçen dakika daha da artıyordu…

“Sayın Başbakan’a kadar gideceğim. Artık arkalarında eski siyasi güç yok. Siyasi gücü arkalarına alıp, istedikleri gibi at oynatamazlar. Yeter be… Bunlar hortumcu, hortumcu…. Hortumluyorlar Türk futbolunu…”

* * *

İstanbul’a gelene dek başkan hiç susmadan konuşmuştu. Hani, derler ya… Adeta, kurtlarını döküyordu başkan…

Dostlardan biri arabadan inecekti. İzin istedi… Ancak, inene kadar başkan yine haykırışını sürdürüyordu…

“Yahu, bir penaltı verilmedi, federasyonu bastılar. Bizim verilmeyen penaltılarımızı unutturdular. Bizi, haksız çıkardılar. Biz sustukça, onlar bağırıyor. Ve istediklerini kopartıp alıyorlar. Yok bundan böyle, biz de artık bu işin içindeyiz. İstedikleri gibi at oynatamayacaklar. Siyasi gücün arkasına saklanamayacaklar.”

Yol biraz daha uzasa, yine devam edecekti başkan… Belki, daha ilginç şeyler söyleyecekti. Ama söyleyeceğini de söylemişti…

“Hortumcularla savaşacağım”

Girsin, boyunun ölçüsünü alsın

Fenerbahçe’de kongre kulisleri giderek kızışıyor… Şubatta yapılacak seçim öncesinde başkan Aziz Yıldırım ile eski futbol şube sorumlusu Sadettin Saran’ın adaylığı konuşuluyor. Henüz resmi açıklamada bulunmayan Saran’ın ciddi bir şekilde hazırlandığını gören Yıldırım da liste çalışmalarını hızlandırdı.

Yıldırım’ın yakın çevresine “Sadettin’in aday olmasını istiyorum. Girsin de boyunun ölçüsünü alsın” dediği sızan haberler arasında. Fenerbahçe’de başkanlığın her üyenin hakkı olduğunu dile getiren Yıldırım’ın “Kimseye niye aday olmuyor diye eleştiri yapmam. Başkanlık kimsenin tapulu malı değil. Adaylar çoğalmalı” dediği öğrenildi.

FENERBAHÇE’NİN HAZIRLADIĞI LİSTEDEKİ BAZI MAÇLAR

2001-2002 SEZONU

6. Hafta: G.Saray – Fenerbahçe: 2-0. 85 dakika şahsa yapılan küfürlere ses çıkartılmaması ve G.Saray’ın attığı ikinci penaltı. Aslında bu penaltılar normaldir diyenlerden fazla da ses çıkarılmadı (Arif faktörü): Hakem Metin Tokat

17. Hafta Y.Yozgat – G.Saray: 3-3. Sergen’e gösterilmeyen kırmızı kart ve son dakikada uydurulan penaltı. Hakem Selçuk Dereli.

2002-2003 SEZONU

1. Hafta: Washington’un Trabzon deplasmanında sayılmayan çok net golü. Hakem Kuddusi Müftüoğlu

7. Hafta: Cips poşetine kapatılan saha. Ortega’nın 2 Elazığsporlu tarafından biçildiği karşılaşma. Hakem İsmet Arzuman.

21. Hafta: G.Saray – Malatya maçında Suat Usta’nın sarı kartı varken topu elle kesmesi. Hakan Ünsal’ın rakibini tokatlaması. Hakem Ali Aydın.

2003-2004 SEZONU

1. Hafta: İstanbulspor maçında Muhittin Boşat, Van Hooijdonk’un frikiğinin elle durdurulmasına rağmen penaltıyı vermedi.

3. Hafta: Bursa deplasmanında G.Saray 1-0 gerideyken Bursaspor’un verilmeyen nizami golü. Hakem Serdar Tatlı

6. Hafta: G.Saray maçında Luciano’nun penaltı pozisyonundan bahsederken Fenerbahçe’nin 2 penaltısı verilmedi. Hakem Muhittin Boşat

9. Hafta: Beşiktaş-Diyarbakır maçında misafir takımın verilmeyen penaltısı. Hakem Bülent Demirlek.

20 Ekim 2003’de hakemlere bir eleştiri de Fenerbahçeli Pierre Van Hooijdonk’tan gelir. CNNTürk’te yayınlanan Taraftaria programında İhsan Topaloğlu’nun sorularını yanıtlayan Hollandalı futbolcu şunları söyler:

“Hakemler bugüne kadar 5-6 net kritik pozisyonda penaltılarımızı veya frikiklerimizi vermedi. Hakemler bizim lehimize frikik kararı vermekten korkuyor. Diğer takımlar kadar frikik kazanamıyoruz. ‘Bu frikiği verirsem, Hooijdonk buradan gol atar’ diye düşünüyorlar. Bu yüzden de yüzde 100 emin olmadıktan sonra frikik vermiyorlar. Lehimize bugüne kadar sadece bir tane hakem hatası oldu. O da G.Saray maçında Luciano’nun topu elle kestiği pozisyon. Fakat bizim 5-6 tane yüzde 100 penaltı veya frikiklerimiz verilmedi. Örneğin Bursaspor maçında Semih’in düşürülüşü kesin penaltıydı.”

22 Ekim 2003’de Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, eski hakemlerden Sadık İlhan’ın, futbol maçlarında şike yapıldığı yönündeki iddialarıyla ilgili olarak, “Delil varsa üstüne gidilir” der.

Şike iddialarıyla ilgili olarak Futbol Federasyonu ya da Merkez Hakem Komitesiyle herhangi bir irtibat kurmadığını ifade eden bakan Şahin, “Ben hukukçuyum. Bu konularda delil olmadan yorum yapmak yalnış olur. Spora düşürülebilecek en büyük gölde şike ve şike iddialarıdır. Bu iddiaları ortaya atan eski hakem Sadık İlhan’ın, delilleri varsa ilgili mercilere vermesi halinde gereken yapılır, üzerine gidilir. Bunu takip ediyorum” diye konuşur.

Sanki aylar öncesinde devletin izinli ve resmi teknik takibine girmiş aleni şike görüşmelerine karşı bir şey yapılabilmiş gibi…

Ne kadar ilginç; orada da adı en sık geçen Sadık İlhan’dır…

Ulusoy’un her olumlu şeyi kendisine mal edip, tüm sorunları başkakarına yıkmasına Şenes Erzik de dayanamaz.

Ulusoy’un, “Masaya yumruğunu vursun” diyerek pasif kalmakla suçladığı UEFA Asbaşkanı Şenes Erzik,18 Kasım 2003’de “güzel şeyler olduğu zaman Erzik’in adı anılmıyor. Ama iki hakem hatası oldu mu Şenes Erzik hatırlanıyor’’ der.

Ulusoy’un açıklamalarına yanıt veren Erzik, şunları söyler;

“Letonya, dünya sıralamasında 70. sırada. Türkiye ise yedinci. Maçtan sonra tüm yorumları okudum, dinledim. Letonya’nın tuzağına düştük. Oyunlarını bize kabul ettirdiler. Maçın hakemi gergin ve sinirliydi. Veissiere İrlanda ile Bursa’da oynadığımız 2000 Avrupa Şampiyonası baraj maçını yönetti. Yani, ‘nereden çıktı bu hakem?’ denecek bir isim değil. O zaman Haluk Ulusoy dahil herkes beğenmişti hakemi.

Hatta Milli Takım Sorumlusu bir sohbetimiz sırasında, ‘İngiltere maçına Veissiere gelir mi acaba?’ diye sormuştu. Letonya maçında bu hakem iyiydi demiyorum. Ama sonuca etki edecek hatasını kimse görmemiş, ben de görmedim.

‘Letonya maçına davetli değildi, ama olmasa da kendisi gelmeliydi’ diyorlar. Ben sıradan bir taraftar değilim. UEFA 1. Asbaşkanıyım. FIFA İcra Kurulu üyesiyim. Daha da önemlisi Futbol Federasyonu Onursal Başkanıyım. Eğer Türkiye Futbol Federasyonu, Onursal Başkanı’nı yurt dışındaki bir maça davet etmiyorsa ve elini kolunu sallayıp gelmesini bekliyorsa asıl ayıp budur.

Tavsiye ediyorum, götürdükleri davetlilerin listesine bir baksınlar. Milli takım hepimizin takımı. Maçtan önce böyle bir açıklama yapmak istemezdim. Fakat başkan, direkt şahsımı muhatap alıp bu talihsiz açıklamayı yaptığı için cevap vermek durumunda kaldım.”

Evet, Ulusoy her türlü olumlu icraatı kendisine mal etmektedir. Hatta Ebru Köksaldı’nın 26 Ocak 2007’de yazacağı gibi “adam öldürse neredeyse ‘Ama biz Türkiye’yi dünya üçüncüsü yaptık’ diye beraatını isteyeceği” bir tarzda yapar bunu. Peki şu aşağıdakileri TFF değilse kim sahiplenecektir

20 Kasım 2003 – Yeter! Bitsin bu rezalet

Bize birşeyler oldu. Daha düne kadar ay-yıldızlı takımımızın başarıları yanında tribündeki renkli taraftarımızla da örnektik. Ancak son dönemde Fair-Play’i hiçe sayıyoruz ve hep olayların içinde yer alıyoruz. Olaysız maçımız geçmiyor. Sonra da kendimizi savunuyoruz. Yani hem suçta varız, hem de haklıyız diyoruz.

Tüm bunların yanında UEFA’daki suç dosyamız da her geçen gün kabarıyor. Kritik İngiltere maçında soyunma odası koridorlarında gerekli önlemleri almadık, kavgayı önleyemedik ve tüm şimşekleri üzerimize çektik. Daha bunun Türkiye üzerindeki olumsuz etkisini silemeden Ümit Millilerimizin Almanya maçında sinirlerimize hakim olamadık.

Tamam Alman teknik direktör Stielike haddini aşan, politik, küstahca bir açıklama yaptı, ancak ya bizim yaptıklarımız. Milli marşa saygı göstermiyoruz. Üstelik onların sevincine engel oluyoruz. Kaleci Volkan, bir Almanı yere indiriyor, yedek Beyhan sahaya girip rakip futbolculara saldırıyor.

Tribünlerden pet şişeler yağıyor. Statta güvenliği sağlamıyor, olaylara yine çanak tutuyoruz. Her başarısızlıkta da hakemleri hedef gösteriyoruz. Artık buna bir son vermenin zamanı geldi. Yoksa, Türk futbolu ve milli takımımız güçlüklerle edindiği yeri, bir sinir krizinde kaybedecek.

Ümit Milli Takımlar Sorumlusu Levent Kızıl, Alman Ümit Milli Takımı Teknik Direktörü Ulrich Stielike’nin maçtan sonraki sözlerine tepki gösterdi. “Stielike terbiyesizlik yaptı” diyen Kızıl, Alman hocanın, “2 milyon Türk’e iş veren bir ülkeyiz” sözleriyle haddini aştığını belirtirken, “Kendisini çalışma bakanı mı zannediyor? Biz Almanya’nın sömürgesi miyiz? Terbiyesiz, başına büyük dert aldı” yorumunu yaptı.

Türkiye ile Alman Ümit Milli takımları arasında önceki akşam oynanan maçtan sonra çıkan olayları Alman basını skandal olarak değerlendirdi. Radyolar haberi ilk sırada vererek “İstanbul’da görülmemiş skandal yaşandı” dedi. Maç sonrası yaşanan olaylar televizyonların teleteks sayfalarına da konu oldu. İstanbul’da 1-1 sona eren maçtan sonra polis ve güvenlik görevlilerin Alman futbolcularına saldırdığını ileri süren Alman basını, yaşanan olayları inanılmaz olarak yorumladı.

Bir yazı daha:

09 Aralık 2003 – Adamı deli ederler (Erman Toroğlu)

Samet sen çok safsın. Diyeceksin ki, “Yahu Erman Hoca sen de mi delirdin?”

Samet, ben delirmedim. Beni Türkiye’de olanlar delirtiyor. Federasyon temsilcisi raporunda, sahaya giren iki adamın cezai ehliyetinin olmadığını yazmış. Yani “akılları noksan, deli” demiş.

Türk futbolunda öyle şeyler oluyor ki, inanılması mümkün değil. Sonra da diyoruz ki: “Zurnanın son deliği Letonya’ya niye elendik?” Bizi Letonya da eler, Uganda da. Çünkü, şu anlatacağım olaylar, dudak dahil her tarafınızı uçuklatır.

Türkiye’de hukuk denen bir düzen var. Bir de adalet. Türk insanı adalete inanıyor mu? Ben inanmadığı fikrindeyim. Çünkü ben de inanmıyorum. Aslında, bu kullandığım cümle suç. Savcının bir tanesi, “gel buraya arkadaş” der, istediğini yapar.

Bizde sistem, sahtekarların, düzenbazların, üçkağıtçıların lehine işliyor. Nasıl mı? Eğer bir bankayı hortumlayacaksanız, yolsuzluk veya kapkaç yapacaksanız önce kanunu açacaksınız. Oradaki bir kısmı Arapça, bir kısmı Farsça olan cümlelere bakacaksanız.

Samet sen çok safsın

Oradaki açıkları bulduktan sonra artık siz istediğiniz suçu işleyebilirsiniz. Çünkü siz, o suçu işledikten sonra ne kadar komik ceza alacağınızı veya almayacağınızı artık biliyorsunuz demektir.

Buraya kadar yazdıklarım benim hayattan ve üniversitede aldığım hukuk dersleriyle ilgili. Şimdi sadede gelelim.

Samet Aybaba, sen delisin. Niye mi? “Bizim seyircilerimizden sahaya girenler oldu. Trabzonspor’un sahası kapatılmalıdır” diyerek beyanat verdin. Samet sen çok safsın. Hani o senin teknik direktör olduğun Elazığ maçında sahaya girenler var ya, deli olduklarını biliyor muydun?

Diyeceksin ki, “Yahu Erman Hoca sen de mi delirdin?” Samet, ben delirmedim. Beni Türkiye’deki olanlar delirtiyor. Sevgili Samet, o maçta sahaya giren seyirciler yüzünden Trabzonspor’a ceza gelmedi. Neden olduğunu biliyor musun? Çünkü, maçın gözlemcisinin raporunda sahaya girenler hakkında en ufak bir cümle yok. O görmemiş. Demek ki, başka tarafa bakıyordu. Çünkü birileri bir tarafa bakarken, diğerleri başka tarafa bakmaya mecbur sevgili Samet.

Raporda neler yazılmış?

Peki şimdi diyeceksin ki, “Yahu Erman Hoca, bu maçın bir de temsilcisi var. Yani Futbol Federasyonu Başkanı, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nu temsil eden. O ne yapmış?” Bak Samet, zaten bütün olay burada. O ne yapmış biliyor musun? O, sahaya giren bu iki adamın cezai ehliyetinin olmadığını yazmış. Yani “akılları noksan, deli” demiş.

Bak Samet, Türkiye Futbol Federasyonu’nun temsilcilerinin ne muazzam insanlar olduğunu şimdi anladın mı? Bunlar yalnız temsilci değil, araştırmacı temsilci. Yani bir yerde bunlar Mazhar Osman.

Adam tribünden sahaya girenlerin tuhaf insanlar olduklarını bir anda çözmüş. Herhalde yukarıdan vahiy gelmiş. Bu temsilci kim bilmiyorum. Ama raporunda bunları yazdığını biliyorum.

Eğer Futbol Federasyonu’nun yüreği yetiyorsa, o temsilcinin adını ve raporunu açıklasın. Olayı yazmayan gözlemcinin adını versin, açıklasın. Amaaa… Şimdi bu yazıdan sonra o temsilcinin raporu değişir mi? O değişirse bu sefer ben birkaç şey daha yazacağım. Herkes hesabını iyi yapsın.

Bu işlerin sonunda ne oldu? Trabzonspor’a ceza gelmedi. Yani sahaya girenler deliydi. Rapora göre tabii. Ben olsam, ne kadar deli varsa, bundan sonra sahaya salarım. Ceza filan gelmez. Ancak bizim federasyon, delileri kabul ediyor da, dinine yandığımın UEFA’sı kabul etmiyor

UEFA Asbaşkanı Şenes Erzik 16 Aralık 2003’de “11 Altın Adam” yarışmasında basın mensuplarının sorularını yanıtlar Erzik, İngiltere ve Letonya maçları sonrası Haluk Ulusoy ile gerginlik yaşayıp yaşamadığıyla ilgili soru üzerine, “Benim kimseyle atışmam olmadı. 23 Kasım’dan bu yana 1-2 gün dışında hep yurtdışındaydım. Ulusoy’un ne dediği, demediği hakkında bilgim yok. Ayrıca sizlere sormak isterim, Türk futbolunun başındaki bir insanla, UEFA’daki 2. başkan arasında olacak gerginleşmenin kime yararı olur?” diye konuşur

Hakem atamaları ve milli takımın aldığı kötü sonuçların ardından yapılan eleştirilere de değinen Erzik, “Hakemlerin zaman zaman hataları olabilir. Ama her seferinde kulüp ve federasyon yöneticileri mutlaka hata yapan birini aramak yerine ‘Ben nerede hata yaptım’ demeli. Ayrıca milli takım ile benim aramda bir bağlantı göremiyorum, ben federasyon başkanı değilim” der

UEFA’nın, İstanbul’daki terör olayları sonrası Beşiktaş ve Galatasaray’ın Avrupa Şampiyonlar Ligi maçlarını tarafsız sahaya alma kararının sadece sportif olmadığını, siyasi bağlantılarının bulunduğunu söyleyen Şenes Erzik, “UEFA bu kararı alırken, büyük ülkelerin dışişleri ve büyükelçiliklerinden görüş alır. Kararlar öncesi İngiltere ‘Türkiye’ye gitmeyin’ dedi. Buna UEFA’nın gözünü kapaması imkansızdı. Siyasi bağlantıyı gözden kaçırmamak lazım” diye konuşur

25 Aralık 2003 tarihinde Merkez Hakem Kurulu (MHK) Başkanı Bülent Yavuz, hakemlerin günah keçisi yapılmasından rahatsız olduklarını belirterek, “Bir olayın kural hatası mı, yoksa hakem hatası mı olduğu, günlerce tartışılıyor. Ancak bunun doğrusunu bize soran yok. Yapılan olumsuz yayınların art niyetli olduğu fikrindeyim” der.

Erman Toroğlu ise “MHK, hakem tayinlerinde özgür hareket edemiyor” iddiasında bulunur.

Türkiye Spor Yazarları Derneği’nin düzenlediği 41’inci Yıl Sporun Zirvesi Semineri açılış konuşmasını Spordan Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in yaptığı ve 2 gün sürecek seminerin ilk oturumunda ”Adalet dağıtıcıları veya günahkarları” konusu ele alınır. Milliyet Gazetesi Spor Müdürü Necil Ülgen’in başkanlık ettiği oturuma konuşmacı olarak Merkez Hakem Kurulu (MHK) Başkanı Bülent Yavuz ve Hürriyet Gazetesi yazarı yorumcu Erman Toroğlu katılır. Hakemlere değinen Bülent Yavuz, şöyle konuşur:

“Hakemlerin duygusunu bilen yok. Sadece birkaç spor yazarının düşüncesine tabi olarak hakemlerin yargılanmasını yanlış buluyorum. Bir müsabaka öncesi bir hakem tayiniyle ilgili olarak 48 saat yayın yapılıyor. Bu yayınların büyük bölümü de menfi yönde oluyor. Bu tür yayınlardan sonra sahaya maç izlemek için gelen 50 bin kişi de yayınlardan etkileniyor. İşte tel örgüler de bunun için kırılıyor. Bir olayın kural hatası mı, yoksa hakem hatası mı olduğu, günlerce tartışılıyor. Bir pozisyonla ilgili tüm yorumcular farklı kararlar verebiliyor. Ancak bunun doğrusunu bize soran yok. Ben ülke futbolunun çağ atlaması için bu göreve talip oldum. Benim bulunduğum koltuğa gelmek isteyen bir çok eski hakem var. Yapılan bu olumsuz yayınların art niyetli olduğu fikrindeyim.”

Erman Toroğlu ise bazı spor yazarlarının kendisine yönelik eleştirilerini hatırlatarak şunları söyler:

“Ben uzun yıllar kabzımallık yaptım. Sonra futbolculuk, hakemlik, şimdi ise gazetecilik yapıyorum. İnsanların eskiden yapmış oldukları mesleklere göre yargılanmasına karşıyım.

MHK, hakem tayinlerinde özgür hareket edemiyor. Futbol Federasyonuïda özerk olmasından istifade ederek, hakem tayinlerinde rol oynuyor. Maçlardan sonra hakemler hakkında verilen raporların da açıklanması gerekir.

Bülent Yavuz hakemlerin ilk yarıdaki başarı oranını açıklasın.”

Bunun üzerine Yavuz, rakamsal bir oran veremeyeceğini ifade ederek, “Süper Lig’i değerlendirdiğimizde hakemlerimizin başarısı bu yıl geçmiş yıllara göre biraz düşük oldu. Başarımız yüzde 51’in üzerindedir” der. Yavuz, önümüzdeki yıllarda iyi derecede İngilizce bilmeyen bir hakeme Süper Lig’de de görev verilmeyeceğini dile getirir.

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, açılış konuşmasında

“Göreve geldiğimiz günlerde Gençlik Spor Genel Müdürlüğü’ne sizin aranızdan olan Mehmet Atalay’ı getirdik. Atalay’la birlikte sporun hiç bir branşına siyaseti karıştırmama kararı aldık. Sporda yeniden yapılanmanın gerektiğine inandık. Spor Yüksek Kurulu oluşturuldu. Henüz kanunlaşmayan ve taslak halinde bulunan bu tasarının dışında acil çıkartılması gereken bazı yasalar da çıkarıldı. Eğer bu toplantı sonunda bu tasarıya ilave edilmesi gereken maddeler olursa, bunları da değerlendiririz”

der.

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15

HALUK ULUSOY DOSYASI – 9

leave a comment »

14 Temmuz 2000’de ise Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, 1. Lig kulüplerinin 2000/2001 sezon kadrolarında en fazla 6 yabancı oyuncu bulundurabileceği kararını alır. Bu oyunculardan 5’i sahada yer alırken, 1’i tribünde oturacaktır.

Yaklaşık 8 saat süren toplantıdan sonra bir açıklama yapan Asbaşkan Ata Aksu, ‘‘1. Lig’de yer alan kulüplerimiz, 2000-2001 sezonunda en fazla 6 yabancı oyuncu ile sözleşme yapabilecek. Bunlardan 5’inin futbol müsabaka listesinde yer alabilmesine ve oynatılabilmesine karar verdik. Yani kulüpler, diğer oyuncuyu tribünde tutacak. Ayrıca 6. yabancı için, federasyona 50 bin dolar ödeme yapacak’’ diye konuşur.

Hemen ertesi gün TFF kararına tepkiler başlar.

Başta Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray olmak üzere, 18 kulübün oluşturduğu Birinci Lig Kulüpler Birliği, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nu verilen sözleri tutmamakla suçlayarak, ‘‘5 artı 2 için karar alınmıştı’’ yorumunu yaparlar ve kararı protesto ederler.

Fenerbahçe Asbaşkanı Murat Özaydınlı, kararın Türk futboluna bir faydası olmayacağını savunarak, “Bu kuralı hiç çıkarmasalardı daha iyi olurdu. Milyonlarca dolar ödenerek alınacak yabancı futbolcuyu tribünde oturtamayız” derken Mahmut Uslu da, “Ya 6 oyuncu oynamalıydı, ya da 5+2 çıkmalıydı” yorumunu yapar.

Karara en sert tepki gösterenlerden biri de Beşiktaş Kulübü Başkanı Serdar Bilgili olur. Bilgili, “Ben 5 artı 2’nin çıkmasını bekliyordum” derken, “Serbest piyasa ekonomisinin yararlarını düşünmeyen bazı geri kafalılar futbolu da eski zihniyetle yönetmeye kalkıyorlar” ifadesini kullanır.

G.Saray Asbaşkanı ve Basın Sözcüsü Ali Dürüst, federasyonun kulüplerin isteği doğrultusunda karar almadığını vurgulayarak, “Biz 5+2’yi isterken, beş yabancıyı ilk 11’de, geri kalan iki futbolcuyu da 18 kişilik kadroda olacak diye istedik. Transfer planlarımızı da buna göre yaptık. Ancak açıklanan bu karar sadece bizim değil hiçbir kulübün işine gelmez” der.

Türkiye Kulüpler Birliği ve G.Birliği Başkanı İlhan Cavcav, “Bu kararı protesto ediyorum” derken şu açıklamayı yapar: “Federasyon bize verdiği sözü tutmadı. Birlik olarak önümüzdeki günlerde toplanıp bu tutumun değerlendirmesini yapacağız. 5 artı 2’nin amacı sadece 7 oyuncunun oynaması değil, aynı zamanda kulüplerimizde kadroda tutulmayacak futbolcuların bedava gitmesini önlemekti” diye konuşur.

Birliğin Başkan Vekili ve Ankaragücü Başkanı Cemal Aydın da karara çok şaşırdıklarını belirterek, “Federasyon bu kararıyla kulüpleri hiçe saydı. Bunun adı dayatmadır. Biz bu federasyonu kulüplerin federasyonu sanıyorduk ama yanılmışız. Bizden 5 artı 2 için imza istediler, 17 imzayı ittifakla verdik. Madem 5 artı 1 gibi birşey yapacaklardı bizden niye öneri aldılar” diye konuşur.

Federasyon yabancı transferini 5+1 olarak açıklayınca Fenerbahçe Biscan, Galatasaray’da Boksiç’in transferlerini durdurur.

Profesyonel Futbolcular Derneği (PFD) Başkanı Turgay Şeren, Futbol Federasyonu’nun aldığı kararı, “Türk futboluna ihanet” olarak değerlendirir. Şeren, PFD adına şu açıklamayı yapar:

“Bu Futbol Federasyonu’ndan zaten başka bir karar beklemiyorduk. En önemlisi Şeref Has ve İsmail Dilber’in de bu kararın altına nasıl imza attıklarıdır. Gazozcu, otelci, işsiz, güçsüz bir takım insanlardan oluşan Federasyondan başka türlü bir karar beklenemez. Türk futboluna ihanet ettiler. İspanya, Almanya, İtalya, İngiltere, yabancı sayısını üçe düşürmeye çalışırken Futbol Federasyonu’nun bu sayıyı altıya çıkarmasına yazıklar olsun demekten başka yapacak bir şey yok.”

19 Temmuz 2000…

Futbol Federasyonu Başkanı, Mustafa Denizli’nin 500 bin dolarlık tazminatını ödemediği takdirde sahaya çıkamayacağını açıklar. Bu arada federasyon borçlarını ödemeyen kulüplerin sözleşmelerini tescil etmeyeceğini bildirir.

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü ile görüşen Haluk Ulusoy, milli takım teknik direktörlüğü sözleşmesi imzaladıktan bir süre sonra Fenerbahçe’ye transfer olan Mustafa Denizli’nin tazminatının ödenmediğini ifade ederken bu bedeli mutlaka alacaklarını söyler.

Ulusoy ayrıca, yabancılarda 5 artı 1 uygulamasının yeniden gözden geçirileceğini açıklar. Ulusoy, “Kulüplerimizle ilişkilerimizi daha da geliştireceğiz. Onların iyiliği için çalışıyoruz, çalışmaya devam edeceğiz. Yanlış olan birşeyi saptarsak düzeltiriz. Kimseye 5 artı 2 ya da başka bir konuda söz vermedim. Ne dediysem arkasında dururum. Kulüpler Birliği’nin bu konuda yeni bir isteği var. Ben, demokratik bir başkanım. Kulüplerin federasyonuyuz. Konuyu yenide ele alıp, bir kez daha değerlendiririz” diye konuşur. İnsanın içinden “yesinler demokratik başkanı”demek geçer…

Futbol Federasyonu Türkiye Birinci, İkinci ve Üçüncü Lig kulüplerine bir bildiri göndererek borçlarının ödenmesi konusunda uyarıda bulunur. Federasyonun bildirisi şöyledir:

Futbol talimatnamesi 8-B maddesi hükümlerine dayanılarak futbol federasyonu yönetim kurulunun aldığı son karar gereğince, kulüplerin futbol federasyonuna, diğer kulüplere, futbolcu ve antrenörlere olan kesinleşmiş borçları ile ayrıca, FİFA ve UEFA kararları doğrultusunda yabancı futbolculara borçlu federasyonlara bağlı kulüplere, FİFA ve UEFA futbolcu temsilcilerine FİFA ve UEFA maç organizatörlerine ve antrenörlere olan kesinlenmiş borçların tamamını ödemeleri zorunludur. Aksi halde, sözleşmeler tescil edilmeyecektir. Sadece, o kulüp futbolcuları kendi kulüpleri ile mukavelelerini tescil ettirebilirler.

TFF bunu yollar yollamasına da, borçlar ayyuka çıkmışken, futbolcular alacaklarını tahsil edemedikleri gerekçesi ile yurt dışına kaçarken ve UEFA nezdinde kabul görürken nasıl olur da bazı kulüpler hala liglerde yer alabilirler, anlaşılmaz!

24 Temmuz 2000’de Merkez Hakem Kurulu, 2000-2001 sezonunda Birinci Lig’de görev yapacak 37 hakemi açıklar. MHK Başkanı Bülent Yavuz, sezonun hakemler açısından iyi geçeceğine inandıklarını belirterek, “Yeni sloganımız, cesaretli hakemleri desteklemek ve önlerini açmak olacak” der.

Hakemler şunlardır:

Oğuz Sarvan, Metin Tokat, Erol Ersoy, Muhittin Boşat, Mustafa Çulcu, Orhan Erdemir, Bülent Uzun, Murat Ilgaz, Yılnur Önen, Zafer Önder İpek, Ali Uluyol, Ferhat Gündoğdu, İbrahim Çınar, Harun Yiğit, Kuddusi Müftüoğlu, Kazım Erçakır, Sebahattin Şahin, İsmet Arzuman, Sadık İlhan, Reha Biçici, M. Selçuk Dereli, Ali Şahan, Cem Tosyalı, Musa Eryılmaz, Kadir Tozlu, Mustafa Kalkandelen, Metin Seval, İsmet Cengiz, Şahin Taşkınsoy, Ünsal Çimen, Sebahattin Bitirim, Çetin Sarıgül, Bülent Akkaşlı, Mutlu Çelik, Ali Aydın, Sabit Hacıömeroğlu, Serdar Tatlı.

28 Temmuz 2000 tarihinde, kulüplerin isteği üzerine 5+1 kuralında değişiklik yapılır.

Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, altıncı yabancı futbolcunun da 18 kişilik kadroya alınabilmesine karar verir. Buna göre İlk 11’de yer alan yabancılardan birinin çıkması durumunda yedek bekleyen yabancı futbolcu oyuna girebilecektir.

16 Ağustos 2000Hürriyet’ten

Federasyonda usulsüzlük

Futbol Federasyonu’ndan bir keyfi uygulama daha.. Borcu olan kulüplere lisanslarını verip, sahaya çıkmalarını sağlayan Haluk Ulusoy yönetimi, FİFA ve UEFA talimatlarını hiçe sayıyor. Federasyonun bu sezon kendi yayınlayıp kulüplere gönderdiği, “Profesyonel Futbol Talimatı’nın 8.maddesinin b bendi’ne göre”, federasyona, futbolcuya, teknik adam ve menajerlere borcu olan kulüplere lisans vermemesi gerekiyor. Bu madde FİFA ve UEFA’nın da talimatlarıyla, uluslararası bir kural. Ancak federasyon bu sezon, G.Birliği Teknik Direktörü Samet Aybaba ile birçok hakem ve futbolcusuna borcu olan Vanspor’a iltimas geçti. Hukukçular, olayın UEFA veya FİFA’ya aksettirilmesi halinde, Futbol Federasyonu’nun ceza alabileceğini ifade ettiler.

Sadece Vanspor’u yazabilmiştir Hürriyet… Emin midirler acaba?

Tahkim Kurulu 8 Eylül 2000’de, Beşiktaşlı Karhan’ın cezasını bir maça indirir.

Slovak futbolcunun cezasında indirim yapılması siyah beyazlı camiada sevinçle karşılanırken, Fenerbahçe tepki gösterir.

Ahmet Hamoğlu;

“Fenerbahçe maçından çekiniyorduk ama şimdi gönlüm rahat”.

Atilla Kıyat;

“Sabrımızı zorlamayın”.

Karhan Rizespor maçında direkt kırmızı kart gördüğü için Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu tarafından daha önce 2 maç ceza almıştır, bire iner.

2 Kasım 2000’de, Atatürk Kupası’nın töreni esnasında kupa verme krizi yaşanır.

Sürekli sürtüşme halinde olan Fikret Ünlü ile Haluk Ulusoy kupayı verme konusunda da anlaşamazlar.

Seremonide Bakan Ünlü, kupayı Beşiktaşlılara Haluk Ulusoy’un elinden kaparak verir. Olayı izleyenler “Ulusoy, kupayı Beşiktaş kaptanı Rahim’e verecekti. Rahim’in Kupayı başkanımıza verin dediği sırada, bakan kupayı Ulusoy’un ellerinden alarak Bilgili’ye verdi” diye anlatırken, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy bu konuda şunları söyler:

“Atatürk Kupası’nda yaşanan tatsızlığı şanssız bir olay olarak yorumluyorum. Vicdanı olan her insanın gerçekleri gördüğü gibi kabul etmesi gerekir. Diyarbakır’da G.Saray ve Antalyaspor arasında oynanan Türkiye Kupası finalinde nasıl kupayı alıp elimle sayın Bakanımıza verdiysem, dün de aynı şeyi yapacaktım. Ancak olaylar farklı görüldüğü gibi gelişti. Federasyonumuzun düzenlediği bu organizasyona sayın bakan ve diğer yetkilileri ben davet ettim.

Dünyada bu tip organizasyonların nasıl olduğuna da bakılması gerekiyor. Böyle bir hadisenin yaşanması normal değil. Ancak ben devletime son derece saygılı bir insanım. Başında bulunduğum kurumu da en üst seviyeye taşımak isterim. Bunun için de çalışıyorum. İnsanların içinden ne geçirdiğini anlak mümkün değil. Yanlış birşey yaptığımı da sanmıyorum. Devletimizin bakanıdır. Bu konuda veya diğer konularda ne zaman beni görmek isterse ben hazırım”

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü de Kupanın federasyon kupası değil Atatürk kupası olduğunu belirterek yaptığı açıklamada “Maç sonrasında stad hoparlörlerinden kupayı federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’un vereceği açıklandı. Ancak Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü bir vücut çalımıyla kupayı alıp Beşiktaşılalara verdi şeklindeki haber kasıtlı ve yalan bir haberdir. Binlerce izleyicinin tanık olduğu gibi kupayı Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün vereceği anons edilmiş ve gereği de yapılmıştır” der.

23 Kasım 2000’de Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ve diğer yöneticiler hakkında kamu davası açtığını bildirir.

Devlet Bakanı Ünlü, yaptığı yazılı açıklamada, Futbol Federasyonu’nun 1997, 1998 ve 1999 yıllarına ait faaliyetlerini soruşturan Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun düzenlediği raporun, bakanlık tarafından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na intikal ettirildiğini belirtir. Ünlü, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın da rapor doğrultusunda bu kişiler hakkında “Hizmet sebebiyle emniyeti suiistimal, bu şuça iştirak ve resmi mercileri iğfal” suçlarından dava açtığını kaydeder.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ve diğer yöneticiler hakkında açtığı davada, Ulusoy ve Yönetim Kurulu üyeleri hakkında 1 yıl 9’ar aydan 11’er yıla kadar hapis cezası istenir.

Davada, Genel Sekreter Aydın Torunoğlu için de toplam 2 yıldan 12 yıla kadar hapis talep edilimektedir.

Davada, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, Başkan Vekilleri A. Ata Aksu, Mekki Başak, Yönetim Kurulu Üyeleri Nevzat Ergüney, Rahmi Magat, Nihat Saydam, Feti Heper, Ali İpek, Selami Özdemir, Mukan Perinçek, Ufuk Özerten, Orhan Saka, İsmail Dilber, Şeref Has ve Suat Mamat’ın cezalandırılmalarının istendiği Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 64. maddesi delaletiyle aynı kanunun 510, 522 ve 80. maddeleri, 1 yıl 9’ar aydan 11’er yıla kadar hapis cezasını öngörülmektedir.

Federasyon danışmanları Hüsnü Hayali, Burhan Satır, Mehmet Yılman, Selim Killi, Özkan Sümer, Muhsin Bayar ile idari ve teknik personelden Gürel Torağanlı, Oya Kali ve Esra Elibolu’un da aynı maddeler gereği aynı cezalara çarptırılmaları istenmektedir.

Denetim Kurulu Üyeleri Engin Berker, Refik Arkan, Sezai Onaral, Hüsnü Güreli, Asım Özgözükara, Vehbi Karabıyık ve Engin Tekarslan ile idari ve teknik personelden Gıyasettin Şenman, Haldun Kozakoğlu, Ümit Ülger ve Çiğdem Ertan’ın da aynı maddeler uyarınca cezalandırılmaları istenirken, TCK’nın 65/3 maddesinin uygulanması suretiyle bu cezaların 10 ay 15’er günden, 5 yıl 6’şar aya indirilmesi öngörülmektedir.

Genel Sekreter Aydın Torunoğlu’nun ise “resmi mercileri iğfal” suçundan TCK’nın 343/1 ve 71. maddelerine göre 3 aydan 1 yıla, TCK’nın 510, 522 ve 80. maddeleri uyarınca da 1 yıl 9 aydan 11 yıla, toplam olarak da 2 yıldan 12 yıla kadar hapsi istenmektedir.

35 arkadaşıyla birlikte hapis istemiyle dava açılan Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, “Bizim açımızdan herhangi bir hukuki sakınca yok. Doğru bulduğumuz yolda ilerleyeceğiz. Bugüne kadar Türk Futbolu’nun yararı dışında hiçbir icraat yapmadık” diye konuşur. Hakkında 12 yıla kadar hapis cezası istenen Federasyon Genel Sekreteri Aydın Torunoğlu ise tüm suçlamaları reddettiklerini belirterek, “Bunlar hayal mahsulü iddialar. Biz haziran ayında yapılan genel kurulda ibra edildik ve aklandık” der.

25 Kasım 2000’de Futbol Federasyonu’nun eski basın sözcüsü Ufuk Özerten, Haluk Ulusoy ve ekibini topa tutar:

“Yıllarca mücadele ettiğim, karşı olduğum bazı şeylerden dolayı suçlanmam zoruma gidiyor” diye söze giren Özerten, 8 yıl hizmet verdiği Futbol Federasyonu’ndan ayrıldıktan sonra uzun süre sessiz kaldığını, kendisine bir şeyler sorulmasını beklediğini ancak, müfettişler dahil kimsenin kendisine bir şey sormadığını belirtti. “Soruşturma yapan müfettişlere gittim. ‘Benim bildiklerim var. Bana bir şey sormayacak mısınız?’ dedim. ‘Soracağız’ dediler, ancak bugüne kadar ne gelen var ne giden.

Görev yaptığım süre içinde birçok konuda Haluk Ulusoy ve arkadaşlarını uyardım, ancak dinletemedim. O kadar çok yanlış var ki, bazı olaylar belki hukuki olarak kabul edilebilir, ancak ahlaki değil.

En büyük yanlış da Trabzon’daki Haluk Ulusoy Tesisleri’nin ihalesinde yapıldı. Bu ihale 3 kez sudan sebeblere iptal edilmiştir. Düşünün, ayın 24’ünde ayın 30’unda yapılmak üzere ihale kararı alıyorsunuz, sonra da Trabzon Belediyesi’nin 23’ünde gönderdiği bir yazıya dayanarak bunu iptal ediyorsunuz. Öyle ise bu kararı neden aldınız? Bu ihaleye girmesi için bir arkadaşıma söyledim. Ancak sonra, arkadaşımın ihaleden çekilmesi için bana ve kendisine baskı yapıldı. Daha sonra ihale oldu bittiye getirildi. Ve arzulanan kişiye verildi. Bu konuda kendilerine yanlış yapıldığına dair yazı yazdım. Federasyon başkanı, başkan vekilini bana soruşturma için gönderdi. Ben de muhalefet şerhimin arkasında durduğumu söyledim. Bazı şeyleri sigara dumanı gibi görüyorsunuz ama bir şey yapamıyorsunuz.

Yanlışlıklar sadece bunlarla sınırlı değil.

Türk Milli Takımı’nın katılmadığı Fransa’daki Dünya Şampiyonası’nı federasyondan kimler izlemiş, kimlerin parası ödenerek buraya götürülmüş, açın bakın neler göreceksiniz. İstanbul’da bir günde bir kişiye 20 maçta gözlemci parası ödenmiş. Yine İstanbul’da 6 ayda oynanan 4 binin üstünde maçın 2 bin küsürünün parasını 6 kişi almış. Bunları söyledim, kötü kişi oldum. Soruşturma için Engin Berker’i gönderdiler, kendisine, ‘Abi, noteri çağır öyle konuşayım’ dedim. Bana ‘gerek yok’ dedi. Her şeyi anlattım. Raporunun bir kopyasını bana da göndereceğini söyledi. Oradan da hala bir şey gelmedi.”

***

3 Ocak 2001 tarihinde Birinci Futbol Ligi maçlarının TV’den naklen yayın hakkını elinde bulunduran Teleon’un yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle, yayın sözleşmesinin feshedildiği açıklanır.

Futbol Federasyonu’nun İstanbul’daki merkez binasında gerçekleştirilen ve yaklaşık 5 saat süren toplantıdan sonra açıklama yapan Futbol Federasyonu Başkanvekili Ata Aksu, “Futbol Federasyonu, Teleon Reklamcılık ve Filmcilik A.Ş. ile imzalamış olduğu 28 Mayıs 1999 tarihli sözleşmeyi, Teleon’un sözleşme ile kararlaştırılan edimlerini süresinde ve tam olarak yerine getirmemesi ve şu an itibariyle 12.2 milyon doları aşan bir borcu tüm iyi niyetli girişimlere rağmen ödemeden imtina etmesi sebebiyle, bugün saat 18.00 itibariyle fesihetmiştir” der.

Yeni ihale sürecinin başladığını dile getiren Aksu, “En kısa sürede bu ihale yapılacak. Amacımız Futbol Federasyonu’nun şu anki yönetim kurulunun görev süresi kadar sözleşme yapmak” der.

TFF Yönetim Kurulu 06 Ocak 2001 tarihinde Kuşadası’nda Haluk Ulusoy başkanlığında,

(Ulusoy’a ait olan) Fantasia Oteli’nde 3 saatlik bir toplantı yapar. Toplantının ilk bölümünde, naklen yayın ihalesini görüşen yönetim kurulu, Teleon kuruluşunun gerekli vecibelerini yerine getirememesi nedeniyle sözleşmeyi tek taraflı feshetmesinden sonra, ihalenin 19 Ocak tarihinde yapılmasını kararlaştırır.

Daha önceki uygulamanın aksine dijital yayın yapan televizyon kanallarının da ihale kapsamına alınmasına karar verilir.

Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu ayrıca , birinci lig maçlarında hakem ve gözlemcilerin olay olsun olmasın, en geç iki saat içinde raporlarını federasyona bildirmelerini ister.

10 Ocak 2001’de naklen yayın hakkı ile ilgili ihalenin şartnamesi belirlenir. TFF üç buçuk yıllık yayın için ihale açılış bedelinin 465 milyon dolar olduğu bildirir.

İhale şartnamesinin kesin şeklini aldığını, 3.5 yıllık olacak ihalenin, geçmiş dönemlerdekinden önemli farklılıkları bulunduğunu ifade eden Ata Aksu, “Şartname, her hafta için 3 maçın canlı yayınını ve öteki maçların da yurtiçi-yurtdışı yayınını kapsıyor. İhalenin açılış bedeli 465 milyon dolar olarak belirlendi. İhale, şeffaf bir şekilde, zarf usulü ve açık artırma usulüyle gerçekleştirilecektir” der.

Aksu, dijital yayın platformlarının da bir kanal ile birlikte eşit sorumlulukta ve ortak imza ile ihaleye katılabileceklerini açıklar.

Ücret aboneliği dışında, yayıncı kuruluşun satacağı her türlü görüntü ücretinden yüzde 10’un, Futbol Federasyonu’na aktarılacağını ifade eden Aksu, şöyle konuşur:

“Görüntü bedeli 3 bin dolardan fazla olmayacak ve görüntü süresi en fazla 3 dakika olacaktır. Ayrıca tüm kuruluşlar eşit şekilde görüntü alacak. Yeni bir uygulama olarak, bundan sonraki görüntüler yayıncı kuruluşun logosuyla değil, Futbol Federasyonu logosu ile yayınlanacak. Ayrıca görüntüler süreli spor haber programları dışında kullanılamayacak.”

19 Ocak 2001’de ise Türkiye 1. Futbol Ligi maçlarının TV’den naklen yayınıyla ilgili ihale, katılımcı dört firmanın şartnameye uygun teklif vermemesi nedeniyle ertelenir.

İhale Komisyonu Başkanı ve Futbol Federasyonu Başkanvekili Ata Aksu, ihaleye katılmak için başvuran Boyut Prodüksiyon Yayıncılık T.A.Ş., Star TV Hizmetleri A.Ş., Atlas Yayıncılık ve Ticaret A.Ş.’nin tekliflerinin ihale şartnamesine uygun olmaması ve şartlı olması, Atlas Yayıncılık T.A.Ş ve Digitürk’ün ortak teklifinin de hem şartnameye uygun olmaması hem de ihtiyati tedbir kararı bulunması nedeniyle kabul edilmediğini açıklar. Ata Aksu, ihalenin ileri bir tarihe ertelendiğini vurgulayarak, “Hukuki ve teknik açıdan mümkün olan en kısa sürede ihaleyi gerçekleştireceğiz” der.

Futbol Federasyonu Başkanvekili, Yayın Kurulu ve İhali Komisyonu Başkanı Ata Aksu, ertelenen naklen yayın ihalesinden önce yaptığı açıklamada, Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün, yazılı basında çıkan sözlerine tepki gösterir. Ünlü’nün, açıklamasında “İhale muhammen bedeli olan 465 milyon doların düşük olduğunu belirterek soruşturma başlattığını, bunun üzerine federasyonun ihalede yer alan WAP ve WEB haklarını ihale dışına çıkarttığını” kaydeden Aksu, yaşanan ihale sürecindeki bu açıklamanın hukuki sonuçlarının olacağını, bunların da yargısal platforma taşınacağını söyler.

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, futbol maçlarının naklen yayını için açılan ihalenin iptal edilmesini “komik” bulduğunu belirterek, “Bir ihaleyi bile yapamıyorsunuz. Sonra da bakanı suçluyorsunuz. Böyle bir şey olamaz. Halkımız bu konuda mağdur edilmeyecek. Gereken tedbirleri alacağız” der.

Ünlü şöyle devam eder:

“500 milyon doların üzerinde bir ürün, bir hafta gibi kısa bir sürede ve ne kendisinin bağlı olduğu bakanlıktan, ne de kulüplerin görüşleri alınmadan, bir hazırlık yapılmadan ihaleye çıkarılıyor. Devlet, milyon doların üstündeki bir ihale için aylarca uzmanlarını çalıştırıp, fizibilite yaparken, bunlar bu kadar yüksek maliyetli bir ihaleyi hazırlanmadan yapmaya çalışıyorlar.”

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü yaptığı yazılı açıklamada ise şunları belirtir:

“17 Ocak’ta bakanlığa haricen intikal eden teknik şartname ve taslak sözleşmeyi, 3813 sayılı yasanın verdiği yetkiye istinaden incelettim ve bu inceleme sırasında, ihaleye girecek veya kazanacak yayıncı kuruluşlarla, Futbol Federasyonu ve kulüpler arasında doğabilecek fiili ve hukuki sakıncaları, 18 Ocak tarihinde Futbol Federasyonu’na bildirdim. Federasyonca hazırlanan teknik ve idari şartnamede tespit edilen, hukuki ihtilafa konu olabilecek hususlar, bakanlık tarafından gönderilen uyarı niteliğindeki yazıdan önce, bazı spor kulüpleri ve RTÜK tarafından da tespit edilerek federasyona bildirilmiştir. Bakanlığımın, bazı spor kulüplerinin, RTÜK’ün yazılı uyarılarına ve bağımsız yargının kararına rağmen, herhangi bir önlem almadığı anlaşılan Futbol Federasyonu, ’Ben yaptım oldu’ zihniyetiyle hareket ederek bu iheleyi yapmıştır.

3984 sayılı kanuna aykırı olarak, teknik şartnamede öngörülen bazı hususlar İstanbul 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2001/4 nolu kararıyla tedbiren durdurulmuştur.

Tüm bu hususlara rağmen gerek ihale aşamasında, gerekse ihaleden sonra Federasyon Başkan Vekili ve söz konusu ihalenin Komisyon Başkanı Ata Aksu tarafından yapılan açıklamada, bakanlığımın ihaleye müdahale ettiği yolunda, kamuoyunu yanlış ve yanlı bilgilendirdiği anlaşılmıştır.

Bu konudaki açıklamaları içeren bantlar ilgili televizyon kuruluşlarından istenmiş olup, içeriğinin çözümünü takiben bakanlığıma veya şahsıma yönelik beyanlarına göre, gerektiğinde adli merciler nezdinde yasal yollara başvurulacaktır.”

TFF Yönetim Kurulu 20 Ocak 2001’de Futbol Federasyonu’nun Levent’teki merkez binasında olağanüstü toplanır. Başkan Ulusoy, toplantı öncesinde yaptığı açıklamada 1 hafta veya 10 gün içerisinde yeni ihaleyi yapacaklarını, gerekirse maçların televizyondan yayınının yayıncı kuruluş belirleninceye kadar haftalık olarak pazarlanabileceğini söyler. Ulusoy erteleme nedeniyle kendilerinin beceriksizlikle suçlanmasına da tepki gösterir.

Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün ithamları karşısında üzüldüklerini de kaydeden Ulusoy, “Benim, devletin bakanıyla aramda bir sorun olamaz. Ama bir insan olarak bizlere ‘beceriksizler’ denmesine de razı olamam. Sayın bakan bizle konuşmaya gerek duymadığını söylemiş. Bizimle konuşmaya gerek duyulmuyorsa, biz de konuyla ilgili soru sorup, görüş alamayız. Futbol Federasyonu kesinlikle beceriksiz değildir ve başarılıdır. Bir ihale ertelendi diye üzerimize gelinmesini doğru değil. Biz işimizi iyi biliriz. Bu işin de altından kalkacağız. Bundan kimsenin şüphesi olmasın” der.

21 Ocak 2001’de ise Futbol Federasyonu, Kulüpler Birliği’nin isteği üzerine Birinci Futbol Ligi’nin ikinci yarısının başlangıcını henüz belirlenmeyen bir tarihe kaydırır.

Ata Aksu “liglerin ikinci yarısının, başlangıç tarihini naklen yayın çözümlenene kadar ileri bir tarihe kaydırılmasını kararlaştırdık” der.

Basın mensuplarının “Naklen yayın ihalesi ve ödemeler” konusundaki sorularını da yanıtlayan Aksu, şunları söyler:

“İhale tarihi bugün belli olmaz. İhale şartnamesi yeniden gözden geçirilebilir. Ödeme planında değişiklik olabilir. Her türlü alternatifi de değerlendireceğiz. Ana amacımız, havuzu uzun süreli pazarlamak. Bu konuda kulüplerden yazılı görüşler geldi. Ancak, kısa süreli olmasını talep eden kulüp olmadı. Bu arada sözleşmesi feshedilen Teleon televizyonuyla ilgili hukuki süreç de devam ediyor.”

Birinci Lig Kulüpler Birliği Başkanı İlhan Cavcav, toplantıda Futbol Federasyonu’ndan, lig maçlarının naklen yayın sorununun çözülene dek ertelenmesini istediklerini söyler.

24 Ocak 2001’de Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun, Kulüpler Birliği Komisyonu ile yaptığı yaklaşık 2.5 saat süren toplantı sonrası bir açıklama yapan Futbol Federasyonu Başkan Vekili ve İhale Komisyonu Başkanı Ata Aksu, ihalenin bir hafta içinde yapılacağını ve şartnamede iki temel değişiklik yapıldığını açıklar.

Ata Aksu, ihalenin yine kapalı zarf, açık artırma usulü ile yapılacağını, 465 milyon dolar açılış bedelinin geçerli olduğunu belirterek, “İki önemli değişiklik yapıldı: İlki ihale bütün tüzel kişiliklere açıldı. İç ve dış kuruluşlar da bu ihaleye girebilecek. İkincisi ise şifreli kanallarda yayınlanmak kaydıyla ihaleyi alan kuruluş hakkını bir başkasına devrebilir” der.

Bu arada milli takım oyuncularına prim olarak dağıtılan cipleri Galatasaray ikinci başkanı Mehmet Cansun’un verdiği iddia edilir. 26 Ocak 2001’de bir açıklama yapan Mehmet Cansun, 100’er bin dolarlık cip parasını Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’un ödemiş olabileceğini, ancak reklam yapmak istemediği için bu konuda açıklama yapmadığını ifade eder. Ankara’da yapılan Kulüpleri Birliği toplantısına katılan Cansun, yaptığı açıklamada, “Keşke cipleri ben hediye etmiş olsaydım. Bundan gurur duyardım. Ancak ben vermedim” der.

31 Ocak 2001’de naklen yayın ihalesini, şartnameye uygun teklif veren Atlas Yayıncılık T.A.Ş – Digitürk ortaklığı kazanır. 465 milyon Amerikan doları teklif eden Atlas Yayıncılık T.A.Ş – Digitürk ortaklığı, Türkiye Birinci Futbol Ligi maçlarının TV’den yurtiçi ve yurtdışı naklen yayın haklarının 3.5 yıllığına yeni sahibi olur. İhaleye katılan diğer 3 kuruluşun teklifleri şartnameye uygun olmaması nedeniyle kabul edilmez.

Futbol Federasyonu’nun 4. Levent’teki binasında gerçekleştirilen ihaleyi, Atlas Yayıncılık ve Dijital Platform’un (Digitürk) 465 milyon dolarlık teklifinin şartnameye uygun olduğunu ve ihaleyi kazandığını açıklayan Ata Aksu, teklif veren diğer 3 kuruluştan Star TV Hizmetleri A.Ş.’nin, teminat mektubu olmaması, Best Prodüksiyon, boş teklif vermesi, teminat mektubu olmaması ve şartnamenin imzalanmamış olması nedeniyle ve Boyut Prodüksiyon Yayıncılık T.A.Ş’ın da şartlı teklif vermesi nedeniyle tekliflerinin kabul edilmediğini belirtir.

Buna göre yayıncı kuruluş 3.5 yılı kapsayan bu ihale ile 02.002.2001-31.05.2004 döneminde oynanacak 1. Lig karşılaşmalarından her hafta 3 tanesinin canlı yayın hakkı ile gerek bu maçların gerekse yayınlanmayan diğer karşılaşmaların yurtiçi ve yurt dışında bant ve özet yayın hakkını elde etmiş olur.

Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy “Benim dönemimde tarihte görülmeyen başarılara imza atıldığını halk biliyor. Bazı kişiler, hakkımızda kötü yazılar yazıyor. Tarih onları da yargılayacak” der.

Türkiye Birinci Futbol Ligi yayın ihalesinin sonuçlanmasının ardından, Star Televizyonu yetkilisi Cem Şaşmaz’ın, ihaleyi alan kuruluş Digitürk’ün teklifini, ihale sonu olan saat 12.00’den sonra ilettiği biçimindeki iddiasının gerçeği yansıtmadığını söyleyen Futbol Federasyonu Hukuk Kurulu Üyesi Şekip Mosturoğlu, “Digitürk, konsorsiyumunun ihale teklifini, başvuru sonu olan saat 12.00’den sonra ilettiği doğru değil” der.

Bunun çok ciddi bir iddia olduğunu, kanıtlanmaması durumunda ise sahibinin sorumluluk altında kalacağını kaydeden Şekip Mosturoğlu, “Bizim resmi bir memur olarak noterimiz var. Bu iddianın ispatı mümkün değil. Resmi memur önünde verilen beyanlar resmiyet taşır. Bu da ancak diğer bir resmi beyanla ortadan kalkar. Cem Şaşmaz’ın içinde bulunduğu ruh ortamıyla böyle bir açıklama yaptığını düşünüyorum. Sanırım kendisi de bu beyanının sonuçlarını değerlendirecektir. İspatı olmayan bir konunun böyle alenen ihaleden sonra ve bir şirket yetkilisi tarafından söylenmesi hoş değil” diye konuşur.

2 Şubat 2001 tarihinde ise Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Nuri Kayış, naklen yayın ihalesi ile yeniden gündeme gelen digital yayın platformlarının yasal olmadığını açıklar. Kayış, “Digital sistemle yayın yapan kuruluşları biz korsan yayın yapıyorlar kabul ediyoruz. Bunlar hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduk. Futbol Federasyonu’nu digital kanallar konusunda uyardık. Ancak onlar bu uyarıyı dikkate almadığına göre, soruna hukuki platformda çözüm bulunacak” der.

5 Şubat 2001’de Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün Başbakanlık müfettişlerine yaptırdığı soruşturma sonrası açılan davada, Futbol Federasyonu sorumluları, 13’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargıç önüne çıkarlar. Sanıklar hakkında 2 yıldan 10 yıl 9’ar aya kadar hapis cezası istenmektedir.

Federasyon’un o dönemki yönetim kurulu üyeleri Orhan Saka, İsmail Dilber, Ufuk Özerten, Rahmi Magat, Mukan Perinçek, Ali İpek ile Federasyon çalışanlarından Aydın Torunoğlu, Gıyasettin Şenman, Gürel Toraganlı, Haldun Kozakoğlu, Ümit Ülger, Çiğdem Ertan, Burhan Satır’ın TCK’nın 510’uncu maddesine göre “hizmet nedeniyle emniyeti suiistimal ve bu suça iştirak ile resmi mercileri iğfal” suçundan yargılandığı celsede, sanıklar suçlamaları reddeder ve savcılıkta verdikleri ifadelerinin aynen geçerli olduğunu söylerler.

GSGM ve Spor Bakanlığı, davaya müdahil olma talebinde bulunur. Ancak sanık vekilleri Serdar Özersin ve Ayhan Çopuroğlu, şikayet konularının futbol genel kurullarında onandığını, bu sebeple müdahil olma talebinin geçerli olmamasını isterler. Konuyu incelemeye alacağını belirten mahkeme heyeti, davayı 12 Nisan tarihine erteler.

Mahkeme çıkışında konuşan Rahmi Magat, “Biz, hangi takımı nasıl kuracağımızı, hangi seyahate kimi götüreceğimizi, federasyonu nasıl yöneteceğimizi sayın bakana sormadığımız için buralardayız. Sayın Bakan, GSGM’deki memur-amir ilişkilerinden kurtulamamış” derken, Aydın Torunoğlu aklandıktan sonra bakanı mahkemeye vereceğini açıklar.

İDDİANAMEDE NE DENİLİYOR

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün şikayet dilekçesinde, “sanıkların, kuruma ait inşaat, avans işlemlerinde usulsüzlük yaptıkları, mesnetsiz harcamalar yoluyla kurumu zarara uğrattıkları, prim dağıtılması, naklen yayınlar, cep telefonu ödemeleri ile personel alımında keyfi davranarak kurumu kötü yönettiklerinin” öne sürüldüğü belirtiliyor.

İddianamede, otel harcamalarından, mini bar ve ekstra özellikli fatura bedellerinin konaklama giderlerinin birkaç katına ulaştığı ileri sürülerek, “Bu yolla, millete hizmet için tahsis edilen paralar, görevliler ile çevresindeki şahısların 5 yıldızlı otellerde yaşamalarına tahsis edilmiştir” deniliyor.

Milli takım futbolcuları ile antrenör, masör ve benzeri personelin prim ödemeleri ve miktarının saptanmasında, yönetim kurulunun devredençıkarıldığı savunulan iddianamede, eski Milli Takım Teknik Direktörü Mustafa Denizli ile yapılan sözleşmelerde de kurum aleyhine şartlar oluşturulduğu ve Denizli’ye fazla ücret ödenmesi yoluna gidildiği öne sürülüyor.

İddianamede, yönetim kurulu üyeleri ile bir kısım personele verilen cep telefonlarının faturalarının ödenmesinde kurumun zarara uğratıldığı ve personel alımlarında personel talimatı hükümlerine uyulmadığı belirtiliyor.

16 Şubat 2001’de birinci lig maçlarının naklen yayın ihalesini kazanan iki ortaktan Işık TV maç nakillerine şifreli kanaldan yayınlanmasına izin verilmesi için RTÜK’e başvurur.

RTÜK hafta başında Işık TV’nin izin istemini karara bağlar. RTÜK, birinci lig maçlarının Işık TV’den şifreli olarak yayınına izin verir. Ancak bu izni verirken, bu kanalın sahipleri için şok sayılacak iki şart koyar. Buna göre lig maçları ancak analog şifreleme yoluyla naklen yayınlanabilecek ve ancak analog dekoder kullanılabilecektir.

Oysa Işık TV maçları dijital şifreleme yoluyla ve dijital dekoderle yayınlamak istemektedir.

RTÜK bu kararının gerekçesini maç nakillerinin daha önce Cine 5 tarafından analog kanaldan verilmesine ve dijital yayınların kanunsuz olmasına dayandırmaktadır.

RTÜK’ün aldığı bu karar lig maçlarının Işık TV tarafından Digitürk’ün digital platformundan yayınlanmasını kanunen imkansız hale getirir. Işık TV maçları Digitürk’ten naklen yayınlamaya devam ederse, kanunu ihlal etmiş olacaktır.

Bu nedenle RTÜK Digitürk ve Işık TV hakkında suç duyurusunda bulunacaktır.

RTÜK daha önce de Digitürk hakkında suç duyurusunda bulunmuş ve dijital yayınların durdurulmasını istemiştir.

Bunun üzerine İstanbul Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, şirketin sahibi ve üst düzey yöneticileri hakkında 3984 sayılı Kanunun 34’e 1 maddesi gereğince altı aydan iki yıla kadar hapis cezası istenmiştir.

28 Mart 2001’de Galatasary Kulübü, Cumartesi günü oynayacağı Beşiktaş maçının ertelenmesi için Futbol Federasyonu’na resmen başvurur. Salı günü Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde İspanya’nın Real Madrid takımı ile karşılaşacak olan Galatasaray, milli takıma verdiği 10 futbolcunun dinlenme imkanı bulamayacağı gerekçesi ile Federasyon’dan derbi karşılaşmasını ertelenmesini resmen ister.

Beşiktaş Kulübü Menajeri Sinan Engin ise, kendilerinin böyle bir ertelemeyi istemediğini ve bu konuda Futbol Federasyonu’na bir yazı göndererek, ertelemeye karşı olduklarını resmen bildirdiklerini söyler.

Daha önce Galatasaray Kulübü Başkanı Faruk Süren, erteleme ile ilgili olarak siyah beyazlı kulübün Başkanı Serdar Bilgili ile görüşmüş ancak olumlu yanıt alamamıştır.

Aynı tarihte bir açıklama yapan Fenerbahçe Kulübü Başkanvekili Uğur Dündar, Galatasaray ile Beşiktaş arasında hafta sonunda yapılacak derbi karşılaşmasının ertelenmesiyle ilgili olarak yapılan spekülasyonlara değinerek “Federasyon lig fikstürünü sezon başında yapıyor. İkinci bir fikstürün yapılma şansı yok. Benim kanaatime göre, Türk futbolu haftada 2 maç kaldıracak kapasiteye gelmiştir” der.

29 Mart 2001’de Futbol Federasyonu, Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi çeyrek final maçı öncesindeki Beşiktaş maçının ertelenmesi talebini lig takviminin dolu olması reddeder.

Sezon boyu o kadar maç ertelenmiştir ki, ortada takvim falan kalmamıştır zaten.

5 Nisan 2001’de Ankara’da toplanan Kulüpler Birliği toplantısı sonrasında başkan İlhan Cavcav, yabancı futbolcu sayısının serbest bırakılmasını, 18 kişilik maç kadrosunda 5 yabancı oyuncunun yer almasını istediklerini açıklar. Birlik adına açıklama yapan Başkan Cavcav, ayrıca Türkiye Kupası’nın kaldırılmasını veya çeyrek finalden sonra çift maç oynanmasını ister.

7 Nisan 2001’de Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ile yönetimdeki 14 arkadaşı ve Federasyon Genel Sekreteri Aydın Torunoğlu hakkında naklen yayın ihalesinde “İhtiyadi tedbir kararına muhalefet ettikleri” gerekçesiyle 6’şar aya kadar hapis cezası istemiyle dava açılır.

Ankara Cumhuriyet Savcısı Abbas Özden, Cine 5 Filmcilik ve Yapımcılık A.Ş’nin, 1. lig maçlarının televizyondan yurtiçi ve yurtdışı naklen yayın haklarının devri için yapılan ihaleye, “sayısal uydu platformu işleticisi olan şirket ve iştiraklerinin katılamayacağına ilişkin tedbir kararı olmasına rağmen, Dijital Platform İletişim Hizmetleri A.Ş ile Atlas Yayıncılık ve Ticaret A.Ş’nin katılımını sağladıkları” iddiasıyla, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, Başkan vekilleri Ata Aksu ve Orhan Saka, Genel Sekreter Aydın Torunoğlu ile 12 yönetim kurulu üyesi hakkında yaptığı suç duyurusunu sonuçlandırarak, Asliye Ceza Mahkemesi’ne dava açar.

12 Nisan 2001’de Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ve 35 arkadaşı hakkında, 30 Mayıs 2001 tarihinde yapılacak duruşmaya mevcutlu olarak getirilmesi kararı verilir. Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün “görevi kötüye kullanmak ve hizmet sebebiyle emniyeti suistimal” suçlamasıyla Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açtığı davada mahkeme heyeti, davetlere yanıt vermeyip celselere katılmayan Ulusoy’un 30 Mayıs 2001 tarihinde yapılacak duruşmaya polis zoruyla getirilmesini ister.

20 Nisan 2001 tarihinde ise Futbol Federasyonu’nun 1999-2000 sezonunda yaptığı maç ertelemelerinden kaynaklanan maddi zararın karşılanması istemiyle Spor-Toto Teşkilatı’nın Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi’nda açılan davanın reddedilmesinin ardından, Yargıtay’a temyiz davası açan Spor-Toto Teşkilatı, 4. Hukuk Dairesi’nin lehte kararıyla ilk hukuk zaferini kazanır.

Daire, Spor Toto Teşkilatı’nın hazırladığı statü ve fikstüre göre önceden düzenlenen ve bayilere gönderilen oyun kuponlarındaki düzenlemeye karşın, Futbol Federasyonu’nun, karşılaşmaların gün ve saatini öne aldığını veya ertelediğini belirterek, bu durumun teşkilatın daha az kupon satmasına ve zarara uğramasına neden olduğuna karar verir.

Yargıtay, bu nedenleri göz önünde bulundurarak, Ankara 17. Asliye Hukuk Hakimliği’nden, 1999-2000 sezonu içinde saatleri değiştirilen ve ertelenen maçlardan dolayı teşkilatın uğradığı zararın ödetilmesine karar verilmesini ister.

Davanın reddi yönünde karar veren Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararını bozan Yargıtay, karşılaşmaların saatlerinde ve günlerinde yapılan değişikliğin gerekçesinin açıklanmasını ve bu gerekçelerin hukuka uygun olması gerektiğini belirterek, Futbol Federasyonu’nun bu değişiklikleri yapmakta haksız bulunması durumunda, Spor-Toto Teşkilatı’nın zararının tazmin edilmesini karara bağlar. Spor-Toto Teşkilatı’nın Yargıtay’a sunduğu raporda, uğradığı zararı 254 milyar Türk lirası olarak gösterilmektedir.

14 Mayıs 2001’de İkinci Futbol Ligi Yükselme Grubu’nda Süper Lig’e çıkma mücadelesi veren Altay’da yönetim, bir gün önce oynanan olaylı Diyarbakır karşılaşması sonrasında maçın tekrarı için harekete geçer. Altay Başkanı Nafiz Zorlu, hiç bir kamu görevlisi ve federasyonun, üzerine düşen görevi yapmadığını savunarak, “Planlı ve organize bir cinayete kurban gittik” der.

Maçtan önce her kurumu, çıkacak olaylarla ilgili olarak yazıyla uyardıklarını, valilik, emniyet ve federasyonun bu yönde hiç bir uyarıyı dikkate almadığını dile getiren Zorlu, “Böylesine bir maça hakem tayininde büyük yanlışlık yapıldı. Zaten orada biz maç falan oynamadık, bir kurbanlık koyun durumuna düşürüldük. Bölgenin Süper Lig’de olmasını isteyenler bile, şimdi ‘böyle futbola lanet olsun’ demeye başladılar. 87 yıllık bir kulübün geleceği ile böylesine oynanmasını, şiddet ve nefretle kınıyoruz. Tüm kamu görevlileri hakkında en üst mercilere şikayette bulunacağız. Can güvenliğimizi bile sağlayamayanların cezalandırılmasını istiyoruz. Bu maçın tekrarlanması için de girişimlerimizi başlattık” der.

TRT’nin 3 maçı dönüşümlü yayınlamak için başvuruda bulunduğunu, ancak federasyonun yetki belgesi vermediğini kaydeden Zorlu, “Zaten orada haber amaçlı görüntü almak isteyen kameramanları taciz eden, makinalarını alan ve bir odaya hapseden görevliler için ne diyebiliriz ki?” diye konuşur.

16 Mayıs 2001’de Futbol Federasyonu’nun Beylerbeyi’ndeki Atatürk Eğitim ve Araştırma Merkezi’nde toplanan Kulüpler Birliği, Spor Konseyi Yasa Tasarısı’nın gerçekleşmesi halinde lig maçlarına çıkmama kararı aldıklarını açıklar.

Yaklaşık 4 saat süren toplantı sonrasında Kulüpler Birliği adına konuşan Trabzonspor Kulübü Başkanı Özkan Sümer, Spor Konseyi Yasa Tasarısı’nın, Futbol Federasyonu ve futbol kulüplerinin gelirlerinden yüzde 15’lik bir kesinti yapılmasını öngördüğünü, meclis alt komisyonundan çıkan kararın, kabul edilemez olduğunu söyler.

Bu şekilde bir düşüncenin ve uygulamanın, kulüpleri maddi yönden çok güç durumda bırakacağını ve Futbol Fedarasyonu’nun özerk yapısına da aykırı olduğu görüşünde olduklarını söyleyen Özkan Sümer, “Eğer bu yasa gerçekleşirse, Kulüpler Birliği’nin şu andaki 18 takımın müşterek kararıyla, lig müsabakalarına katılmayacağı karar ve kararlılığını burada açıklamış ve ilgili mercilere görüşümüzü bildirmiş olduk” der.

Futbol Federasyonu ile yapılacak toplantı sonrası karara bağlanacak, Türkiye Birinci Futbol Ligi’ndeki 18 kulüpten 16’sının yöneticilerinin katıldığı Kulüpler Birliği toplantısında alınan tavsiye kararları şöyledir:

1- Kulüpler diledikleri sayıda yabancı futbolcu ile sözleşme imzalayabilsinler.
2- Önümüzdeki sezon, bu yabancı futbolcuların 5’i, daha sonraki sezon ise 4’ü oynayabilsin.
3- Genç takımdan yetişen 24 yaş altı futbolcuların, transferine kulüplerinin izin şartı getirilsin.
4- Satıştan kalan futbolculara oynadıkları maç başına ücret ödensin.
5- Liglere verilecek aralarda kulüplerden mutabakat alınsın
6- Yabancı futbolcuların, milli takımlarının hazırlık maçlarına gönderilmemesi için FİFA nezninde girişimde bulunulsun

16 Mayıs 2001’de Futbol Federasyonu’nun, Birinci Futbol Ligi’nin isminin değiştirilmesi istemiyle açtığı davada Danıştay, ismin değiştirilemeyeceğine karar verir.

Sezon başında Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü ile Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy arasında tartışma ve dava konusu olan, Birinci Futbol Ligi’nin isminin değiştirilmesiyle ilgili davada Danıştay, isim değiştirme yetkisinin Futbol Federasyonu’na ait olmadığı yönünde karar verir.

Danıştay 10. Dairesi üyeleri, davayı oy birliğiyle karara bağlar.

17 Mayıs 2001 tarihinde Futbol Federasyonu’nun Levent’teki binasında yapılan toplantıda, Kulüpler Birliği’nin talepleri değerlendirilir. Futbol Federasyonu Başkan Vekili Ata Aksu, yaklaşık 9 saat süren toplantıdan sonra düzenlediği basın toplantısında, yabancı futbolcu oynatma talimatnamesinde değişiklik yaptıklarını kaydederek, “Önümüzdeki sezon Süper Lig’de mücadele edecek takımlara, 8 yabancı futbolcu ile sözleşme imzalama, bunlardan 6’sını esame listesinde bulundurma ve 5’ini ise 11’de oynatma hakkı verildi” der.

Futbol Federasyonu, Kulüpler Birliği’nin, Süper Lig’in 20 takımla oynanması şeklindeki talebini ise reddeder.

Aksu, Üçüncü Futbol Ligi’ne terfi müsabakalarında, Hakkari Köy Hizmetlerispor – Bitlis Tatvanspor maçında şike yapıldığının da Futbol Federasyonu tarafından kabul edildiğini bildirir.

30 Mayıs 2001’de Türkiye Futbol Federasyonu, Profesyonel Futbol Talimatı’nda değişiklikler yapar. Yeni düzenlemelerle “kulüp-futbolcu ihtilafları”na neden olan boşluklar giderilir. Kulüpler artık noter rezervazyonuyla transfer yapamayacak, futbolculara “keyfi” cezalar veremeyecektir.

Bu çerçevede futbolcuya;

  • ceza da belirli ölçütler içinde verilebilecektir
  • keyfi para cezası verilemeyecektir
  • kadro dışı bırakılan futbolcular, başı boş bırakılamayacaktır
  • futbolcuya alacağı, “keyfi” olarak ödenemeyecektir
  • satıştan kalan futbolcuya, kadroya girmesi durumunda ödeme yapılacaktır
  • futbolcu, “hastayım-sakatım” gibi mazeretlerle yükümlülüklerini yerine getirmemezlik yapamazken, kadro dışı bırakılan futbolcuya antrenör ve saha tahsis edilecektir

Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren değişiklikler şöyledir:

  • 15-31 Ocak tarihleri arasında noterde imzalanan sözleşmelerin lisans için gerekli tüm belgelerle birlikte 31 Ocak gününe dek Futbol Federasyonu’na ibrazı zorunludur.
  • İstisnai haller dışında tüm profesyonellik sözleşmeleri 5 yıla kadar süreli olabilir; Sona eriş tarihi 31 Mayıs olarak tespit edilmesi zorunludur.
  • Kulüpler, hazırlayacakları iç yönetmelik ve ceza talimatlarını, 1 Ağustos-30 Ağustos tarihleri arasında federasyona göndermek zorundadır.
  • Kulüpler, kadro dışı bırakılan futbolcuların antrenman yapabilmeleri için en az bir antrenör yönetiminde, antrenman yapabileceği saha göstermek zorundadır.
  • Futbolcular tarafından hastalık ve sakatlık nedeniyle alınacak istirahat raporlarının 5 gün içinde kulübe ve Futbol Federasyonu’na bildirmesi zorunludur. Bildirmediği taktirde futbolcu bir hak talebinde bulunamaz.
  • Futbolcunun uzatmaya esas transfer ücreti bakiyesinin yüzde 50’si garanti ücret olarak, 2’şer ay ara ile 4 taksitte futbolcuya kulüp tarafından ödenir. Bakiye yüzde 50’lik bölüm ise maç başı ödeme olarak kulüp tarafından futbolcuya ödenir. Maç başı ödemeler, futbolcunun resmi müsabakalarda düzenlenen 18 kişilik müsabaka isim listesine girmesi halinde her ayın son iş gününde futbolcuya ödenir.

2 Haziran 2001 tarihinde oynanan Türkiye – Azerbaycan Dünya Kupası Grup Eleme Maçı’nda ciddi bir protokol krizi yaşanır. Hafta içinde Futbol Federasyonu ve GSİM arasında oluşan protokol tribünü krizinin sonuçlandırılmaması üzerine, federasyon, BJK İnönü Stadı’nın kapalı tribününde özel bir bölüm hazırlatır ve Başkan Haluk Ulusoy, FIFA, UEFA, Azeri yetkililer, karşılaşmanın gözlemcileri, Ümit Milli Takım oyuncuları ve Beşiktaş Kulübü Asbaşkanı Yıldırım Demirören ile menajeri Sinan Engin de protokol tribününe girmeyip, karşılaşmayı taraftarlarla birlikte kapalı tribünün alt bölümündeki özel yerden izlerler.

TBMM’nin çıkardığı bir yasa ile protokol tribünlerinin kullanılmasının devlete bırakıldığını ifade eden Fikret Ünlü, “Her ülkenin kendi kuralları vardır. Burada devlet ev sahibidir. Protokol tribününün kullanımı da dolayısıyla bize aittir. Geçmişte bu konularda çok şikayet aldık. Devletin valisi bile bu tribüne giremiyordu. Yapılan yanlış bir harekettir” diye konuşur.

Karşılaşmayı Fikret Ünlü ile protokol tribününden izleyen UEFA Asbaşkanı Şenes Erzik de Futbol Federasyonu’nun bu tür maçlarda sorumlu müessese olduğunu belirterek, “Ancak ortada yasalar varsa, yapılacak bir şey yoktur ve o yasalara uymak zorundayız. Bence bu yapılan doğru bir hareket değil. Uluslararası alanda da bizi zora sokar” der. Bu arada Ünlü ve Erzik, seremoninin kapalı tribün önünde yapılmasına da tepki gösterir.

Tribüne girerken medya mensuplarına açıklama yapan federasyon başkanı Ulusoy, “Bu, ilk defa olan bir şey değil. Bütün milli maçlarda bu tür olaylar oluyor. Artık biz de Futbol Federasyonu olarak bir tavır almaya karar verdik. Protokol tribününde hiçbir yetkisi olmayan kişiler oturuyor. Şeref tribününde kimlerin oturduğunu hepiniz biliyorsunuz, ödül bir yere kadar. Kendilerince burada bir kraliyet kurmuşlar. Beşiktaş’ın stadındaki VIP tribünlerini bile protokole dahil ediyorlar. Bizim davamız, protokol tribününde oturmak değil, prosedürün işlemesi” diye konuşur.

Ulusoy, bundan sonra İstanbul’daki bütün maçları halkla birlikte tribünlerde oturarak izleyeceklerini vurgulayarak, “Biz, zaten tribünlerin içinden geldik. Bu maçın gözlemcisi ve delegesi de karşılaşmayı burada izleyecek. Raporlarında neler yazacaklarını bilemiyorum. Ülkemiz adına bu çirkinliğin hesabını onlar verecek” der.

Hazırlanmakta olan Spor Konseyi Yasa Tasarısı’nı da gündeme getiren Ulusoy, “Türkiye’de futbolu biz idare edeceğiz, herkesin bunu içine sindirmesi gerekiyor. Siyaseti yeniden Türk futbolunun içine çekmeye çalışıyorlar. Futbol Federasyonu makamını kimseye peşkeş çektirmedik ve ayaklar altına aldırmadık” diye konuşur.

Uluslararası karşılaşmalarda sürekli protokol tribünü önünde yapılan seremoni, bu kez yaşanan kriz nedeniyle kapalı tribünün hemen önünde yapılır. İki takım futbolcuları milli marşlar için Federasyon, FIFA ve UEFA yetkililerinin oturduğu bölümün önünde dizilip, protokol tribününü arkalarına alırlar. Böylece ilk kez Türkiye’deki bir uluslararası karşılaşmada, seremoni farklı bir yerde gerçekleşmiş olur.

Federasyon, FIFA ve UEFA yetkililerinin kapalı tribünde yer almasıyla, protokol tribünü de boş kalır. GSİM’nin federasyon için ayırdığı 150 koltuğa kimse oturmaz ve ilk kez milli maçta, protokol tribünü bu kadar boş kalmış olur.

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, Türkiye-Azerbaycan Dünya Kupası Grup Eleme maçında yaşanan “protokol krizine” ilişkin olarak, “Devleti küçük düşürmeye kimsenin hakkı yoktur. Bana değil, devlete sırtlarını çevirdiler” der.

4 Haziran 2001’de Devlet Bakanı Fikret Ünlü, Türkiye – Azerbaycan 2002 Dünya Kupası Eleme Grubu maçında yaşanan protokol krizi nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığı’na olayın sorumluları hakında suç duyurusunda bulunacağını söyler.

BJK İnönü Stadı’nda protokol tribününde 150 koltuğun boş kaldığını hatırlatan Ünlü, “Makedonya maçında aynı krizin yaşanacağını sanmıyorum. Oradaki Gençlik ve Spor Bursa İl Müdürlüğü de yasayı uygulayacaktır. Bursa’da yine onlara yarı yarıya yer ayrılacak. Hatta isterlerse daha fazlasını da verebiliriz. Orada bir kriz yaşanmaz. Bursa’da gelip kuzu kuzu oturacaklar” der.

GSİM, yasanın protokol tribünlerinin takibi ve düzenlenmesi hükme bağladığını ve bu görevi gençlik ve spor il müdürlerine verdiği belirtilen açıklamasında, şu görüşlere yer verir:

“Türkiye – Azerbaycan milli maçından bir gün evvel Futbol Federasyonu 31.05.2001 tarih ve 01/35 sayılı yazıyla yasaya uymayan tüm protokol tribünlerinin kendilerince düzenlenmesini talep etmişlerdir.

İl müdürlüğümüz ise 01.06.2001 tarihinde ivedi ve günlü bir cevap vererek bunun yasaya uymadığını, ancak ülkemizin prestiji açısından yıllardır uygulanan uygulamayı devam ettirerek protokol tribünlerinin yarısı olan 150 kişilik yeri kendilerine tahsis ettiğimiz ve biletlerini ayırdığımız yazı ile bildirilmiştir.

Yani, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü kanunun gereğini yerine getirmiştir. Bu sırada Futbol Federasyonu’na yer ayrılmadığına dair gerçek dışı beyanların doğru olmadığı da gazete ve kameralara yansıyan tribünde ayrılan federasyona tahsis edilen boş koltuk görüntülerinden bellidir.

Bununla birlikte devlet protokolunda mevcut bulunan spordan sorumlu Devlet Bakanı, 1. Ordu Komutanı, Azerbeycan Büyükelçisi, UEFA Asbaşkanı, İstanbul Vali Yardımcıları ve diğer protokolun önünde müsabık takımların duruş düzeni değiştirilmiş, bir milli müsabakada devletimizin itibarı zedelenmiş, kurumların kendilerine verilen yetki kötüye kullanılmıştır.”

Yani, TFF bırakın ulufe dağıtmayı, diyet ödemeyi, tarafgirlik yapmayı, bir milli maçtaki oturma düzenini bile bir krize çevirmeyi başarmakla bir ilke daha imza atmıştır.

Bu kriz ve demeç savaşının ardından TFF İstanbul’da bir daha milli karşılaşma oynatmama gibi ilginç bir karar alır.

5 Haziran 2001’de bu karara ilk tepki DSP İstanbul Milletvekili Erol Al’dan gelir. Al “Futbol Federasyonu kendi işini yapsın. Bu tür tehditlerle ve oldu bittilerle hiçbir yere varamazlar. Futbol Federasyonu yönetimi haddini bilmelidir. İstanbul’u ve İstanbul seyircisini cezalandırmaya hiç kimsenin gücü yetmez. Federasyon yönetimi bunu yaşayarak öğrenecektir” der.

Erol Al, yaptığı yazılı açıklamasında, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Levent Kızıl’ın, “Bundan sonra İstanbul’da milli maç oynanmayacak” şeklindeki açıklamasının tüyler ürpertici olduğunu belirterek, “Türkiye krallıkla yönetilen bir ülke değildir. Haluk Ulusoy ve yönetim kurulu üyeleri de bu ülkenin kralları değildir” der.

Federasyon’un, Gençlik ve Spor İl Müdürü Vedat Bayram’a tepki nedeniyle bu tür bir karar aldığını belirten Erol Al, açıklamasında şu görüşlere yer verir:

“Bu karar futbol tarihimize kara bir leke olarak geçecektir. Futbol Federasyonu kendi işini yapsın, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nün yönetimini de il müdürüne bıraksın. Bu tür tehditlerle ve oldu bittilerle hiçbir yere varamazlar. Futbol Federasyonu yönetimi haddini bilmelidir. Türk sporunun merkezi olan İstanbul’u ve İstanbul seyircisini cezalandırmaya hiç kimsenin gücü yetmez. Federasyon yönetimi bunu yaşayarak öğrenecektir.

Zaten kendilerine bakanlar ile aynı sırada yer verilmektedir. Federasyon yönetiminin, protokol tribününü arpalık olarak görme hakkı ve yetkisi yoktur.

Bu kafayla giderse, esas olarak Futbol Federasyonu milli maç oynatacak stat bulamayacaktır. Federasyon yöneticilerine, ulusal gururumuz milli takımı kullanarak, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ve il müdürlüklerine şantaj yapma olanağını vermeyeceğiz.”

5 Haziran 2001’de Turgay Şeren “Federasyonun son rezaleti“ yazısında şöyle demektedir:

Türkiye – Azerbaycan maçında dünyada eşine rastlanmamış ve rastlanmayacak bir rezalet yaşadık. Özerk Futbol Federasyonu’nun ilk temel taşlarından birini koyanlardanım. Rahmetli Turgut Özal, beni, Coşkun Özarı’yı, Can Bartu’yu ve Sanlı Sarıalioğlu’nu topladığı zaman ondan tek bir şey istedik. Özerk Futbol Federasyonu…

Özal kafasını şöyle bir kaldırdı;

“Coşkun ben seni federasyon başkanı olarak atayacaktım” dedi.

Biz hep birlikte, “Sayın Başbakan biz sadece özerklik istiyoruz” diye yanıt verdik. Rahmetli Özal’da ikna oldu ve yasa çıktı.

Bu yasa Türk Futbolu’na hem maddi, hem de idari açıdan büyük ufuklar açtı. Futbol Federasyonu Başkanlığı, eski dönemde bakanın ve genel müdürün dudaklarının arasındaydı. O günler çok şükür geride kaldı.

Amaa… Bu yasa asla Futbol Federasyonu’na, devlete kafa tutma hakkı vermedi.

Ne yazık ki, bunu Azerbaycan maçında yaşadık. O maçta devlete resmen kafa tutuldu. Ve bu Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un direktifleri ile yapıldı.

Yani federasyon, devlete “Arkadaş ben senden büyüğüm” dedi.

DEVLET DEVLET İSE…

Haluk sen ve arkadaşların stadın her tribününde oturabilirsiniz. UEFA’nın ve FİFA’nın bütün yetkileri ile donatılmış da olabilirsiniz. Ama bu size bu ülkenin yasalarını çiğneme ve Şeref Tribünü’nde oturan devletin temsilcilerini hiçe sayma hakkı vermez.

İnönü Stadı açıldığı günden bu yana bir şeref tribününe sahip. Sen bunu değiştiremezsin. Sen yasaları çiğnemekle değil, yasaları uygulamakla yükümlüsün. Ama son maçta, sen yasaları çiğnedin. Şimdi eğer devlet, devletse sana bunun hesabını sormalı.

NOT: Davranışları ile kamuoyuna örnek olan Gaziantep Büyükşehir Bld. Başkanı Celal Doğan, İzmit Büyükşehir Bld. Başkanı Sefa Sirmen, Samsun Büyükşehir Bld. Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz ile 1.lig, 2.lig ve 3. ligde nice sorumluluklar yüklenmiş kulüp başkanlarının, Haluk’un bu davranışa ne gibi tepki göstereceklerini de merak ediyorum ve bekliyorum.

Yalancı kim?

Burhan Satır. Bu ismi ben de sizin gibi ilk kez duyuyorum. Kim mi Burhan Satır… Anlatayım.

Mercedes Benz- Türk Anonim Şirketi, imzalı yazıya göre, A Milli Futbol Takımı oyuncularına ödül olarak verilen 16 adet Mercedes Marka jeeplerin finansörü.

Yani 1 milyon 100 bin doları veren adam. Ben Burhan Bey’in kim olduğunu çok merak ediyorum. Bunca yıl futbolun içindeyim ismini hiç duymadım. Hatırlayın, Ata Aksu, televizyon ekranında gözümüzün içine baka baka, “Jeeplerin parasını Saffet Ulusoy verdi” demişti.

Ya Mercedes firması yalan söylüyor

Ya da Ata Aksu…

Bu yalan 9 Haziran’daki mali genel kurulda tartışılmalı.

6 Haziran 2001’de Futbol Federasyonu ile Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü arasındaki ‘protokol tribünü’ krizi büyümeye devam eder. Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy, Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün, “Federasyon yetkilileri hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunacağım. Bursa’daki Makedonya maçında kuzu kuzu protokol tribününde oturacaklar” şeklindeki açıklamasına aynı sertlikte yanıt verir. Ulusoy, “Bakan bizi mahkemeye verecekmiş. Biz kuralları uyguladık, ülkemizin itibarını koruduk. İsterse DGM’ye versin. Ben seçimle göreve geldim, sadece seçimle giderim. Vicdanım rahat. Yaptığım her işin hesabını veririm” der.

Ulusoy 7 Haziran 2001’de, naklen yayın ihalesini 465 milyon dolar muhammen bedelle kazanan yayıncı kuruluş Digi-Türk’le, “yıl sonuna kadar 750 bin liralık dolar kurunda” anlaştıklarını açıklar. Aynı tarihte Merkez Bankası dolar alış kuru ise 1.163.100.-TL’dır.

Ulusoy, “2002’de oluşacak dolar kurundan da yüzde 20 indirim yaparak anlaştık. Her yıl, bu değerlendirmeyi toplantılarda ele alacağız” der.

Kurlarla Merkez Bankası Başkanı gibi oynayan bir federasyon başkanına kimse çıkıp da, “kardeşim, o halde niye TL olarak ihaleye çıkmıyorsunuz da US$ olarak ihale açıyorsunuz?” diye sormaz, soramaz…

Sorsa da muhtemelen “ben tarafsız ve demokratik bir insanım. Türk Futbolu’nu ben kurtarıyorum. Ne yaparsam haktır, ne yapsam doğrudur” yanıtını alır, otururdu yerine.

Aynı tarihli bir haberde “Protokol Skandalı” nedeniyle büyük tepki alan ve prestij yitiren Ulusoy’dan, ANAP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz’ın da desteğini çektiği yer almaktadır.

Haber şöyledir:

Mesut Yılmaz, kendisini ziyaret edip, Mali Genel Kurul öncesi Ulusoy adına destek isteyen Diyarbakırspor yöneticilerine, “Haluk Ulusoy’a artık kimse destek veremez, yaptıklarına sahip çıkamaz. Buna ben de dahilim” yanıtını verdi.

Daha sonra Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü ile görüşen Yılmaz, sonuna kadar Bakan’ın yanında yer alacağını Ünlü’ye söyledi.

Ankara’da yapılacak mali genel kurulda, gündeme “seçim” maddesinin getirilmesi bekleniyor. Seçim önerisi için, genel kurul üye tam sayısının en az beşte birinin imzası gerekiyor. Teklifin kabul edilmesi halinde, seçime gidilecek.

23 Haziran 2001’de Turgay Şeren Protokol Krizi’ni bir kez daha köşesine taşıyordu:

Devlet devletse…

Türkiye – Azerbaycan maçı öncesi Futbol Federasyonumuz büyük bir rezalete alet oldu. Neydi bu rezalet? Şeref Tribünü’nde yıllardır olan bir kargaşa var. Milletvekili çocuğunu alır, zorla kapıdan girer. Devletin belirli yerlerini işgal etmiş olanlar eşlerini alır, arkadaşlarını alır, kapıdaki görevlilere hakaret edip, Şeref Tribünü’nün koltuklarında otururlar. Bunlar doğru. Ancak, tüm bu yanlışları, Haluk’un federasyonu da daha büyük bir yanlış ekleyerek, sözde protesto etmeye kalkıştı. Azerbaycan maçında normal prosedür uygulanır, sonra şeref tribünü yanlışını düzeltmek için her türlü çabayı gösterirsin, bizden de destek alırsın. Ama sen bunu yapmadın.

Sen, Futbol Federasyonu olarak İnönü Stadı’nın neresinde oturursan otur. O seni ilgilendirir. Ama sen, askeri bandoyu Türk Milli Takımı’nı ve Azerbaycan Milli Takımı’nı bulunduğun yeri, Şeref Tribünü ilan ederek, FIFA yetkililerini de ‘‘burası şeref tribünü’’ diye kandırıp oraya götürüp, İstiklal Marşımızı sırtları devlet erkanına dönük söyletemezsin.

Ben, o gün maça İstiklal Marşı başlarken girdim ve şaşırdım. Şeref Tribünü’nün yarısı boştu. 1. Ordu Komutanımız, İstanbul Valimiz, Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız, UEFA Asbaşkanımız, Şeref Tribünü’nün ön koltuklarında ayaktaydılar. İstiklal Marşı başlayınca hayretler içinde kaldım. Bu, değil Türkiye’de, dünyada rastlanamayacak bir olaydır. Haluk ve federasyonu, Guinnes’in rekorlar kitabına girmelidir ve 1 numarayı almalıdır.

HAKARET DEVLETE’DİR

Haluk, “Ben, Şeref Tribünü’ndeki uygulamayı protesto ettim. Onun için bunu yaptım” diyor. Ben ve benim gibi düşünenler de diyoruz ki, “Sen devleti protesto edemezsin. Sen, UEFA ve FIFA’dan ne kadar yetki alırsan al, devleti yönetenlere hakaret edemezsin. Hakaret edersen de, eğer devlet devletse -ki dünkü gazetelerde okuduğuma göre devlet devletliğini hatırlamış ve futbol yasasına bir madde ilave edecek- Haluk’un federasyonuna o rezaletin hesabını soracak.”

Bu yapılan hakaret, kişilere gibi gösteriliyor ama düpedüz devlete karşıdır. Şimdi gene gazetelerde okuyorum. Başbakan Yardımcımız Mesut Yılmaz, kulüp yöneticilerine, “Siz, federasyon başkanını yumuşatın. Ben de Spor Bakanı ile konuşacağım. Bu işi tatlıya bağlayalım” demiş. Eğer demişse çok da yanlış yapmış. Sayın Yılmaz, milli takım futbolcularımıza İstiklal Marşımızı o gün şeref tribününde olanlara sırtı dönük söyletmek, oradaki kişilere yapılmış bir suç değildir. Devlete, yani sizin de Başbakan Yardımcısı olduğunuz kuruma karşı işlenmiş bir suçtur ve hakarettir.

Eğer devletimiz devletse, bu suçu cezalandırmalıdır.

24 Haziran 2001’de Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün TBMM’ne yolladığı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifini başkan Haluk Ulusoy FIFA’ya gönderme kararı alır.

Fikret Ünlü’nün hazırlayıp TBMM’ne yolladığı, “Ulusoy’u görevden alma” kanunu olarak nitelendirilen, Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifini üç gün boyunca federasyon hukukçularıyla İstanbul’da inceleyen Ulusoy, kanun taslağını FIFA’ya gönderme kararı alır.

Ulusoy, taslak TBMM’den geçmeden uluslararası federasyonun ihtar yazısı göndermesini umuyordur.

Bir daha Şeren’e dönelim:

29 Haziran 2001 – Özerklik derebeylik değildir

Futbol Yasası’na eklenecek maddeye FIFA ve UEFA karışamaz

Fikret Ünlü’yü bakanlığından ve milletvekilliğinden önce tanıyorum. Sokaklarda özerklik için yapılan mitinglerin başında koşardı. Ama şimdi derebeylik yapmak isteyenler, özerkliğin anlamını bilmeyenler onu karalamaya çalışıyorlar.

Profesyonel Futbol Yasası’nın en büyük destekçilerinden biriyim. Hatta yıllar önce merhum Turgut Özal’a bu yasanın çıkması için rica eden, hatta yalvaranlardan bir tanesiydim. Birkaç kez anlattım. Ama kalın kafalılar pek anlamak istemiyor.

Turgut Özal, beni, Coşkun Özarı’yı, Can Bartu’yu, Sanlı Sarıalioğlu’nu ve Fethi Heper’i Ankara’ya, Başbakanlık Konutu’na çağırdı. Amacı, Coşkun Özarı’yı atayarak federasyon başkanı yapmaktı. Başta ben, hep beraber Özal’a, “Sayın Başbakanım, Futbol Federasyonu Başkanı seçimle gelsin. Öyle bir yasa çıkarılsın ki, özerk yapıya kavuşsun” dedik.

ÖZAL’IN DEDİĞİ OLURDU

Şöyle bir gözlüklerinin üstünden baktı, zamanın Milli Eğitim ve Spor Bakanı Hasan Celal Güzel’e döndü, “Çocuklar doğru söylüyor” dedi, “Bir ay içinde bana bir yasa taslağı hazırlayın, getirin.” Hasan Celal Bey, şöyle bir direnecek gibi oldu. “Bu taslak hazırlanacak beyefendi” dedi, onu iyice bir payladı.

ANAP iktidardaydı, Özal’ın mecliste büyük bir çoğunluğu vardı. İlk imzayı Özal atmışsa, arkasından tüm ANAP milletvekilleri de imzalamayı bir görev biliyorlardı. Ve yasa çıktı. Daha sonra pekçok olaylar yaşandı. Kongrede kavgalar oldu. Kongre başkanı Ata Aksu, o zaman milletvekiliydi. Gitti, federasyon başkanlığı koltuğuna oturdu. Zira bir kaos yaşanıyordu.

Özal, kendi koruma polisleriyle, onu o koltuktan kaldırttı, yasayı da buzdolabına koydu. Şenes Erzik’i de 4 yıl için Futbol Federasyonu Başkanı yaptı ve bunu da TBMM’ye onaylattı. Sonra, M. Ali Yılmaz bu yasayı geliştirdi ve “Profesyonel Futbol Yasası” çıktı. Yani, profesyonel futbol, özerk oldu.

İSTEDİĞİNİ YAPAMAZSIN

Tabii, özerkliğin bir manası var. Özerklik demek, “Ben seçimle geldim. Ben istediğim her şeyi yaparım” anlamına gelmez. Özerk kuruluşların da denetleyicileri vardır. Nitekim, futbol yasasının bir maddesinde, “Spordan Sorumlu Devlet Bakanı’nın Futbol Federasyonu’nu denetleme yetkisi vardır” der, “Gerekli gördüğü zaman da genel kurulu toplar.”

Haluk Ulusoy’un federasyon başkanlığında pekçok olaylar yaşadık. Kendisinin yönetim kurulu üyesi, Özkan Sümer’in asbaşkan olduğu bir Futbol Federasyonu seçiminde kongreye girmediler. Nedeni; 152 kişinin tamamlanmaması içindi. Nitekim, kongre yapılmadı. Düşünün bir kere, bir önceki Futbol Federasyonu’nun asbaşkanı ve iki yönetim kurulu üyesi, “Seçimler yapılmasın. Bir dahaki genel kurula kendi istediğimiz bir başkanın ve yönetim kurulunun seçilmesi için zaman kazanalım” düşüncesiyle 150 kişiyle alay edildi, devletin milyarları sokağa atıldı.

Bugün Haluk Ulusoy federasyon başkanı, İsmail Dilber yönetim kurulu üyesi, Özkan Sümer Trabzonspor Kulübü Başkanı olduğu güne kadar Haluk’un baş danışmanıydı. Yani istediklerine eriştiler.

Spordan Sorumlu Bakanımız Fikret Ünlü, 3813 numaralı yasayı değiştirmek için büyük bir atılıma girdi. Kulüp başkanlarını genel kurul üyesi yaptı.

Ve 250’ye yakın genel kurul üyesini yarı yarıya indirdi. Bu yasa çıkarken de Haluk Ulusoy, federasyon başkanı olarak büyük tepki gösterdi. Asbaşkanı Ata Aksu ile birlikte çalmadıkları kapı kalmadı. Hatta bir ara Mesut Yılmaz bile olaya müdahale etti.

Bakan’ın yasa taslağı önce Futbol Federasyonu’nun antetli kağıtları ve faks numaraları ile donatılmış binlerce faks, üst komisyon, alt komisyon üyelerine çekildi. Sonradan anlaşıldı ki, değişik isimlerle çekilen bu faksların hepsi Futbol Federasyonu’ndan gönderilmiş. Olay, Ünlü’nün hazırladığı daha çok özerkliğe sahip yasanın çıkarılmaması idi. Zira anlamamışlardı. Daha doğrusu anlayamamışlardı.

KOMİSYONLARDA ENGELLENDİ

Önce üst komisyonda yasa taslağı geçmedi, alt komisyonda ise didik didik oldu. Sonra da TBMM’de pekçok itirazlara rağmen Ünlü’nün yasası gerçekleşti. Oysa, Haluk Ulusoy ve arkadaşlarının anlamadığı bir şey vardı. Bu yasa, onlara daha çok özerklik ve hem de seçilebilme şansını çok daha veriyordu. Nitekim, ilk seçimde 80’e yakın oyu aldı ve başkan seçildi. Kulüp yöneticilerimiz, Haluk’un federasyonuna her istediklerini yaptırdılar. G.Saray, Fenerbahçe, Beşiktaş Kulüp Başkanları büyük bir maddi kriz içinde olduklarından Anadolu kulüplerinin havuzdan daha fazla para almak istemelerine göz yumdular. Ne oldu? Haluk, Anadolu kulüplerinin gözdesi haline geldi. Zira ondan büyük menfaatleri vardı.

Türkiye’de bir Başbakanlık Denetleme Kurulu vardır. Yanlış söylüyorsam beni ikaz edin. Bu kurul, ülkenin en büyük denetleme kurullarından biridir. Haluk’un federasyonunu didik didik inceledi. Pekçok hatalarını buldu. Pekçok yanlış harcama, savurganlık buldu. Buldu, buldu, buldu… Ve dosyayı bütün engellemelere rağmen bakanlığa verdi. Fikret Ünlü de savcılığa gönderdi. Savcılık ne yaptı? Haluk’un federasyonundaki tüm üyeleri, hatta görüp de genel kurullarda bizleri, yani genel kurul üyelerini uyarmadıkları için Futbol Federasyonu’nun Denetleme Kurulu’nu da mahkemeye verdi. Bu mahkeme devam ediyor. Sonucu ne olur bilemem. Söylendiğine göre hakim, bilirkişilere teslim etmiş dosyayı. Şimdi bilirkişilerin raporu bekleniyor.

DEVLET HİÇE SAYILDI

Türkiye – Azerbaycan maçında devlet hiçe sayıldı. 1. Ordu Kumandanı, İstanbul Valisi, devleti temsil eden bakan, UEFA Asbaşkanı, şeref tribününde, bizim Haluk ve arkadaşları kapalı tribünde. Onların önünde ordu bandosu, Azerbaycan ve Türk Milli Takımları, İstiklal Marşı söylenirken sırtları şeref tribününe dönük. Ne oldu, biliyor musunuz? Bu, bana göre devlete karşı yapılmış suça, savcı takipsizlik kararı verdi. Yargıya sonsuz itimadım var. Ama bu savcıyı tanımak isterim ve kendisini kutlamak isterim. Nedeni; devleti hiçe sayan insanların yanında olduğu için.

Şimdi Fikret Ünlü’nün futbol yasasına eklemek istediği bir madde var. Herkes ayağa kalktı. Diyorlar ki: “Bu madde eklenirse, FIFA bizi kovar. Milli maçlarımızı iptal eder. Şampiyonlar Ligi’ne iştirak edemeyiz.” Bilen de yazıyor, bilmeyen de konuşuyor, yazıyor.

FIFA, YASAMIZA KARIŞAMAZ

Ne FIFA, ne UEFA, Türkiye’de çıkacak yasalara burnunu sokamaz. Onlar ne zaman hareketlenir, biliyor musunuz? Bu çıkan yasaların sonucunda işin başındaki devlet bakanı, eğer federasyonu görevden alırsa. O zaman da FIFA ve UEFA, hem devlet bakanını ve yanındakileri çağırır, hem de Futbol Federasyonu’nun yetkililerini karşısına alır, her ikisini de dinler. Kim haklıysa ona göre karar verir. Bunun en yakın örneği Yunanistan’dır.

Şimdi yasaya eklenecek bu maddede hiçbir sorun yok. Mahkemedeyken geçen sürede “görevden alınır” lafı çıkarılmış. Mahkeme, federasyon başkanını ve yanındakileri suçlu bulursa, onları mahkum ederse, o zaman ne FIFA, ne UEFA, ne de bugün Haluk Ulusoy federasyonunu işlerine geliyor diye alkışlayanlar, arkasında devlet gücüyle duranlar hiçbir şey yapamaz.

Özerklik demek, derebeylik demek değildir. Biraz daha araştırarak, biraz da işin derinlerine inerek, tetkik edip, ona göre konuşmak, ona göre yorum yapmak gerekir.

Fikret Ünlü göreve geldiğinden beri Türk sporuna çok şeyler verdi. Bakanlığından ve milletvekilliğinden önce tanıyor ve hatırlıyorum. Sokaklarda özerklik için yapılan mitinglerin başında koşardı. Ama şimdi derebeylik yapmak isteyenlerin bu tabii işine gelmiyor.

29 Haziran 2001 tarihinden ilginç bir haber: Engelleme taktiği

TBMM Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Komisyonu’nun dün 3813 sayılı kanunun 37. maddesinde değişiklik gerçekleştirmek üzere yapması gereken toplantı, ‘‘toplantı yeter sayısı olan 9 kişinin gelmemesi üzerine’’ ertelenirken, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’la ilgili şok açıklamalarda bulundu. DSP’li üyelerle MHP’li komisyon başkanı Abdurrahman Küçük ve üye İbrahim Halil Oral’ın katıldığı toplantıya, ANAP, DYP ve MHP’li 4 üye katılmadı. Komisyon ön toplantısı sırasında Siirt Jetpa Başkanı Takiddin Yarayan ile Erzurumspor Başkanı Cemal Polat’ın ağabeyi Cezmi Polat ve ANAP Kocaeli Milletvekili Sefer Ekşi diğer üyelerin toplantıya girişini engelledi.

Ertelenen toplantı sonrası açıklama yapan komisyon başkanı Abdurrahman Küçük, ‘‘Toplantı yeter sayısına ulaşamadık’’ dedi. Bakan Ünlü ise milletvekillerinin özgür iradelerine saygı duyduğunu açıkladı.

Yasanın çıkmasına karşı olan gruptan Takiddin Yarayan ise, yasa değişikliğinin keyfiliği de beraberinde getireceğini vurgulayarak, ‘‘Fevkalade yanlış, mantığı olmayan bir yasa. Bu değişiklik çıksa bile, Anayasa Mahkemesi’nden döner’’ iddiasında bulundu.

TBMM’de dün bu gelişmeler yaşanırken, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ile ilgili şok açıklamalar yaptı. Ünlü, kulüp başkanlarının kendisine şikayette bulundukları Ulusoy’un yanında biraraya gelip, saf değiştirdiklerini iddia etti.

Ünlü, TBMM’de yaptığı açıklamada, “Bana gelip, Haluk Ulusoy’u ve federasyon yönetimini şikayet eden kulüp başkanları var. (Bizi bundan kurtar) diye şikayet edenler, (Altay Başkanı Nafiz Zorlu, federasyon ve Ulusoy aleyhine konuşmaya başladığında, takımı 7. sıradaydı. Sonra birden düşüşe geçip, aşağılara indi ve küme düştü. Zorlu’nun konuşmasının faturasını Altay ödedi) diye yakınanlar var. Federasyonun keyfiliğinden şikayet ediyorlar. Ancak, bu arkadaşlar biraraya gelince her şey değişiyor. O yakınan, yaka silken tepkili insanlar, birden Ulusoy taraftarı olup çıkıyor. Ancak her şey bitmedi; Federasyonun keyfi tutumunu, elindeki gücü kötü kullanmasına FİFA ve UEFA kurallarını da unutmayarak izin vermeyeceğiz” dedi.

Ünlü’nün “kulüp başkanlarının kendisine şikayette bulundukları Ulusoy’un yanında biraraya gelip, saf değiştirdiklerini iddia etmesi” sizlere günümüzle ilgili bir çağrışım yapmıyor mu? Tesadüf mü dersiniz?

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15

HALUK ULUSOY DOSYASI – 8

leave a comment »

2000’in ilk günleri milli takım oyuncuları – TFF arasındaki prim krizi ile geçer.

Aralık sonunda 10 milyarlık primi reddeden milliler, primlerden kesilecek vergilerin kendileri tarafından ödenmesine karşı çıkarak, vergileri de TFF’nin ödemesini isterler.

1 Ocak 2000 tarihli Hürriyet Gazetesi’nden:

Milli maçlar öncesinde vaad edilen prim miktarına kamuoyundan büyük tepki gelmesi Futbol Federasyonu’nun bu konuda geri adım atmaya zorladı. 100’er milyar lira telaffuz edilirken, daha sonra bu miktar 60’ar milyar liraya çekildi. Bu arada her futbolcuya bir lüks Jeep sözü de kaynayıp gitti.

Futbol Federasyonu, ay yıldızlı oyuncuların primlerinin 25’er milyarlık kısmının havuzda toplanan paralar, kalanın da hakedilen kazançlar olduğunu belirtip, bundan doğacak vergilerin oyuncular tarafından ödenmesini istedi. Milli Takımlar Sorumlusu Selami Özdemir, bu konuda “Havuzda toplanan 25’er milyar liranın brütü yaklaşık 40 milyar lira tutuyor. Eğer bu rakamı net olarak düşünürsek, o zaman da brüt 75-80 milyar liraya varıyor. Dolayısıyla primler totalde çok büyük rakamlara ulaşıyor. 99 yılında bu primleri verdiğimiz zaman vergisi daha yüksek çıkıyor. Çünkü geçmişte ödenen primler de dikkate alınıyor” açıklamasını yaparken, futbolcular vergilerin kendileri tarafından değil, federasyon tarafından ödenmesi koşulunda ısrar ediyorlar.

Milli Takımlar Sorumlusu Selami Özdemir, “Futbolcularımız bu primi hakettiler. Ancak Türk toplumundan büyük tepki gelince ne yapacağımızı şaşırdık. Bir de üstelik prim vergisi geldi. Biz söz verdik. Sözümüzü yerine getirmezsek, yönetimde kalırım ama milli Takımlar Sorumluluğu görevimden istifa ederim” dedi.

Öte yandan Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy daha önce primlerden vergi kesilmemesi için Maliye Bakanlığına müracaat etmişti. Ancak bu konuda henüz bir sonuç alınamadı.

A milli takımımız 1999 yılını namağlup kapattı. Tarihinde ikinci Avrupa Futbol Şampiyonası finallerine katılma hakkını kazanan milli takımımız, 7 resmi karşılaşmada 3 galibiyet, 4 beraberlik elde etti. 11 gol atan milliler, filelerinde 4 gol gördü. Milli takımımızın deprem nedeniyle Norveç ile deplasmanda oynaması gereken özel karşılaşma da iptal edilmişti.

Fenerbahçe yeni yıla da sıkıntılı başlar. 8 Ocak 2000’deki G.Birliği deplasmanı 2-2 sonuçlanır. G.Birliği’nin 28 dakika 10 kişi oynamış olmasına rağmen Fenerbahçe Teknik Direktörü Zdenek Zeman hakemden şikayeçidir. Zeman, “İlk yarı iyi oynadık. Ancak bu yarıda hakemden şikayetimiz var. Moldovan’a yapılan penaltıyı ve kırmızı kartı değerlendirmiş olsaydı, maçın şekli değişirdi” der.

9 Ocak’ta oynanan Kocaelispor – G.Saray maçından önce iki takım yöneticileri Kocaelispor’dan Dobrowski’nin Galatasaray’a transferi için görüşürler. G.Saray 2-1 kazanır.

Kongre öncesi sıkıntıları ve gerilimleri yaşayan Fenerbahçe’de 12 Ocak 2000’de teknik direktör Zeman istifa eder.

15 Ocak 2000’de Fenerbahçe’nin olağanüstü kongresi, 3 büyük grubun ortak önergesi ile iptal edilir. Genel kuruldan Aziz Yıldırım ve ekibinin şubattaki olağan kongreye kadar göreve devam etmesi kararı çıkar.

16 Ocak 2000’de, yeni binyılın ilk derbisinde Fenerbahçe Beşiktaş’ı 2-1 yener.

23 Ocak’ta G.Saray uzun süre sonra ilk kez puan kaybeder. İstanbulspor’la 0-0 biten maç sonrası Fatih Terim hakemlerin (Mustafa Kalkandelen)üzerine yürür.

Bu karşılaşmanın gözlemcisi Habib Kızılöz, Futbol Federasyonu’na yolladığı raporunda isim belirtmemesine rağmen “Galatasaray teknik heyeti maçtan sonra hakem triosunun üstüne yürüyüp, hakaret etti” yazar.

Raporda ayrıca, Hagi’nin centilmenlik dışı davranışlarda bulunduğu yer alır. Federasyon hukuk kurulu Kızılöz’ün bu yorumunu yetersiz bulur ve ek rapor ister.

Terim ise hakeme yönelik yaptığı hareketleri doğru bulmadığını ifade eder ve “bende şık durmadı. Bu şekildeki tepkimi normal karşılamıyorum, bahanesi de yok. Bana yakışmadı” der.

25 Ocak’ta MHK Başkanı Hilmi Ok “son haftalarda normalin üzerinde hakem hataları oldu. Hata yaptık, bunu kabul ediyoruz. Bu hataları mutlaka düzelteceğiz. Formsuz hakemlere 6 hafta, 8 hafta, hatta gerekirse bir sezon maç vermeyeceğiz” der.

Hagi’nin İstanbulspor maçında Emre’ye attığı dirsek, ortalığı karıştırmaya devam etmektedir. Federasyon önce Hagi’nin tedbirsiz olarak disiplin kuruluna sevkedildiğini açıklar. Hemen ardından Gaziantepspor Kulübü Başkanı Celal Doğan, federasyonun Gaziantepli asbaşkanı Ata Aksu’yu telefonla arar ve “Bu ne biçim iştir. Televizyonda herkes olayı gördü” diye çıkışır ve karşılaşmayı naklen yayınlayan televizyon kuruluşunun bantları hızla disiplin kurulunun eline ulaştırılır. Aksu, hemşehrisi Celal Doğan ve bantları Ankara’ya getiren Fenerbahçeli bir yöneticinin önerisiyle, disiplin kurulu başkanı Talay Şenol’u arayarak tedbir kararını aldırır.

Bu arada Hagi’nin ceza kuruluna tedbirsiz gönderilmesi yolunda Haluk Ulusoy’un ağırlığını koyduğu fısıldanmaktadır.

1 Şubat’ta PFDK Terim’e 10 gün, Hagi’ye 3 maç ceza verir. Cezaya alışkın olmayan Hagi kızar:

“Ceza çok ağır ve bunu haketmedim. Ancak Benim ve hocamın aldığı ceza G.Saray’ın yükselişini durduramayacak. Benim ve G.Saray’ın başarısını arzu etmeyen bazı basın organlarının da desteği ile federasyon ve kamoyunun etkilenmesi ile verilmiş bir cezadır”.

2. Başkan Mehmet Cansun;

“Az vermişler, 4 maç bekliyorduk. Cezaya üzülmüyorum. G.Saray o devreyi çoktan geçti. Eskiden 1 kişi ceza alsa üç gün ağlardık. Ancak Emre’ye dirsek atan Hagi’yi, Suat’a yapılan hareketi de TV gösteriyor. O gözlemciler niye bunu da raporlarına yazmıyorlar? Hagi’yi görüp de Suat’a dirsek atan çocuğa kimse ceza vermiyorsa, bu çifte standartı yaratanlar utansınlar”.

Türkiye Kupası’nda G.Saray ile karşılaşan Trabzonspor’un başkanı M. Ali Yılmaz 2 Şubat’ta “Hagi ve Terim’e cezaları bizim verdirdiğimiz ima ediliyor, buna tenezzül etmeyiz. Yıllarca federasyonu etkilemekle suçlanan bir kulübün şimdi bu tür bir tavır sergilemesini garip karşılıyorum” der.

Aynı tarihte Fenerbahçe Samandıra’daki yeni tesislerinde ilk antrenmanına çıkar.

Tesis 17 Şubat 2000’de ise resmi bir törenle açılır. Törende Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, eski başkanlardan Faruk Ilgaz, Metin Aşık, Hasan Özaydın gibi bir çok ünlü isim yer alırken, kurdelayı Yıldırım ve Ali Şen birlikte keserler.

Aziz Yıldırım 20 Şubat 2000’de ikinci kez başkan seçilir.

Yine Turgay Şeren’e kulak verelim:

02 Mart 2000 – Turgay Şeren: Ünlü, Sakın Yılma

Lütfen komisyon üyeleri, alt komisyonu bir an önce toplayın, bütün kulislere, karşı çıkmalara ve engelleme çabalarına rağmen aslan gibi ortaya çıkarak Profesyonel Futbol Yasası’nı Türk futboluna kazandıran ve Türk Futbolu’nun önünü açan Fikret Ünlü’ye destek olun. Aksi takdirde hepiniz, Türk Futbolunda hiç de iyi hatırlanmayacaksınız…

Yazıklar olsun… TBMM, Milli Eğitim Kültür Gençlik ve Spor Komisyonu, Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız Fikret Ünlü’nün hazırladığı Profesyonel Futbol Yasası’nı alt komisyona havale etti. Hatırlayacaksınız… Bakanlar Kurulu’ndan bu yasa çıkarken, bir iki ANAP’lı bakan, -ki başlarında Yüksel Yalova geliyor- en son imza attılar. Yani, nazlanarak… Bunun nedeni de bugünkü Futbol Federasyonu’na ve başkanına yakınlıkları ve dostluklarıydı. Yani onlar için Türk Futbolu, Türk Sporu hiç önemli değil. Dostluklar, kulisler önemli. Nitekim, komisyonda üç koalisyon partisinin bir kanadı olan ANAP’lılar da DYP ve Fazilet Partisi’ne uydular. Onlar da yasa taslağının alt komisyona gitmesi için oy verdiler. İnanılır gibi değil. Fikret Ünlü diye aslan gibi bir Spor Bakanı çıktı, Sayın Mehmet Ali Yılmaz’ın büyük emeklerle hazırladığı yalnız zamanla birkaç eksiği olduğu ortaya çıkan 3813 sayılı yasayı bir yasa taslağı hazırlayarak düzeltti. Her kafadan düzgün sözler, düzgün sesler çıktı. Zira Fikret Ünlü her kesimin fikrini aldı.

Futbol Federasyonu 8-9 aydır bu yasa hazırlığını bildiği halde en ufak bir taslak hazırlığında bulunmadı. Nedeni bilinmez. Son zamanda aklı başına gelir gibi oldu. Ancak büyük bir hata yaptı. Öneri paketi ile gideceğine işine geleceği üzere yasa taslağının Bakanlar Kurulu’na gitmesini önlemek için zaman üstüne zaman kazanmak istedi. Tabii bunu hiç kimse yutmadı. Fikret Ünlü de yutmadı. Ve Ünlü’nün hazırladığı dört dörtlük Profesyonel Futbol Yasa Taslağı Bakanlar Kurulu’na geldi ve imzalandı. Sıra Milli Eğitim Kültür ve Gençlik Spor Komisyonu’ndaydı. Şimdi size bazı olayları anlatayım da gülün yahut ağlayın.

Futbol Federasyonu pek çok kulübe, komisyona bu yasa taslağının geçmemesi için faks çekmesi için gerekli talimatları verdi. Hatta metinlerini bile gönderdi. Diyeceksiniz ki, kulüpler neden çekti, bu faksları? Onu da izah edeyim. Kulüplerin yüzde 99’u Futbol Federasyonu’na çeşitli nedenlerle borçlu. Mesela, Aydınspor’un yabancılarla ilgili olan UEFA’ya borcunu bu federasyon ödedi. Şöyle bir dikkat ederseniz, Yüksel Yalova da Aydın milletvekili ve de Aydınspor’un eski başkanı…

Samsunlu milletvekilleri de yasa tasarısının komisyondan geçmemesi yönünde oy kullanmışlar. Haklılar… Çünkü Samsunspor’un UEFA’ya olan borcunu da Haluk Ulusoy federasyonu ödedi.

Gelelim, Ersin Taranoğlu’na… O da ANAP’ın sözü geçenlerinden. Haluk Ulusoy’un çok yakınıdır. Yücel Seçkiner’in Türkiye’de olmadığı bir zamanda iki dakikalık bir faksla Haluk Ulusoy’u Futbol Federasyonu Başkanı yap mıştır. Tabi ki onun tarafında olacaktır. Beni hayretler içinde bırakan İbrahim Yazıcı kardeşimdir. Sporun, futbolun içinden gelen birisidir. Nasıl böyle dört dörtlük bir yasa alt komisyona gitsin diye oy vermiştir.

Sayın komisyon üyeleri… Benim hiçbir yerden hiç bir beklentim yok. Türk Milli Takımı’na ve Galatasaray takımına 20 yıl hizmet ettim. Şimdi de yazılarımla, inandıklarımla Türk Futbolu’na hizmet ettiğime inanıyorum ve bu konuda kendimle iftihar ediyorum.

Lütfen sayın komisyon üyeleri. Lütfen, alt komisyonu bir an önce toplayın, bütün kulislere, karşı çıkmalara ve engelleme çabalarına rağmen aslan gibi ortaya çıkarak Profesyonel Futbol Yasası’nı Türk futboluna kazandıran ve Türk Futbolu’nun önünü açan Fikret Ünlü’ye destek olun. Aksi takdirde hepiniz, Türk Futbolunda hiç de iyi hatırlanmayacaksınız.

Son sözüm Yücel Seçkiner’e… Sen de kulis yaparak eski yasanın gündemde kalmasını ne yazık ki isteyenlerdensin. Biliyormusun ki, şu anki genel kurulun yüzde 90’ı uçaklar dolusu Haluk Ulusoy’un daveti ile milli maçlara gitti. 10 yıldızlı otellerde kaldı ve sen şimdi bu insanlardan kurulu genel kurul kalsın diyorsun. Sana da yazıklar olsun.

4 Mart’ta oynanan maçta Fenerbahçe Trabzonspor’u 2-1 yener. Maçın hemen başında Oulare’nin golüyle öne geçen Fenerbahçe, Osman’a engel olamayınca son 8 dakikaya berabere girer. Ancak Moldovan maçı 2-1’e taşır. 90. dakikada kazanılan penaltıyı Hami kullanır ve Rüştü kurtarır.

G.Saray Antalya deplasmanında 3-1 galip gelerek ikinci Beşiktaşla 11 puanlık farkı korur.

6 Mart 2000’de G.Saray Asbaşkanı Ali Dürüst, küfüre karşı İçişleri Bakanlığı’nı göreve çağırır:

“Tribünlerden gelen küfürler yüzünden Antalya’da aldığımız galibiyetin sevincini doyasıya yaşayamadık. Statlardaki küfüre karşı alınacak önlemler bir an önce İçişleri Bakanlığı önderliğinde masaya yatırılmalı”.

Bu arada Fenerbahçe’nin 13 kez cezalı duruma düşen futbolcuları yüzünden 23 haftada 7 maça bazı as oyuncularından yoksun çıktığı ve 8 puan kaybettiği haberi gazetelerde yer alır. Kartların Fenerbahçeli futbolcuların hırçınlığından mı, hakemlerin Fenerbahçe’ye daha rahat kart gösteriyor olmasından mı bu kadar çok olduğu konusunda yorum yapılmaz.

9 Mart’ta G.Saray Dortmund’u ikinci maçta da yenerek UEFA Kupası’nda çeyrek finale yükselir. Medyamız bu haberi allayıp pullar: “G.Saray UEFA Kupası’nda çeyrek finale yükselen ilk Türk takımı oldu”…

Oysa ki 1968-69 sezonunda Göztepe, o yıllardaki adıyla Fuar Şehirleri Kupası’nda yarı finale kadar yükselmişti.

Mart ortasındaki bir haberde Fenerbahçe’nin transfer listesindeki Rosenborg’un forvet oyuncusu Carew’in fiyatının pahalı geldiği yer almaktadır.

Erman Toroğlu 15 Mart’ta hakem Sami Şamar’a 500 milyon lira tazminata mahkum olur. Toroğlu Sami Şamar için “Bunu insan olan yapmaz. Yapsa yapsa, magandalar yapar. Bizim erkek hakemlere bir güzel dayak çekiyorlar. Sami Şamar, şerefli Türk ordusunda astsubay. FİFA maçlarında yan hakem. Avrupa’ya çıkınca Türkiye’yi temsil edecekler. Kimbilir orada neler yaparlar. Bu magandaların kesin olarak ihraç edilmeleri gerekir. Bir yazıyla da FİFA’ya bildirmek lazım. Böylesini insan olan yapmaz diyeceğim, hayvanlara hakaret olacak” demiştir.

26 Mart 2000 tarihinde, G.Saray’ın UEFA yarıfinaline çıktığı haftasonunda G.Saray ve Fenerbahçe Ali Sami Yen’de karşılaşırlar. Maçı Johnson’un 81. dakikada attığı golle Fenerbahçe 1-0 kazanır.

Aynı gün Süleyman Seba’nın Beşiktaş’taki 16 yıllık başkanlığı sona erer, Serdar Bilgili başkanlığa seçilir.

28 Mart 2000 tarihinde, Danıştay Onuncu Daire Başkanlığı, Futbol Federasyonu’nun, Birinci Lig’de “Telsim” isminin kullanılmasını engelleyen karara karşı açtığı yürütmeyi durdurma istemi davasında oybirliği ile red kararı verir.

29 Mart 2000’de Devlet Bakanı Fikret Ünlü, Futbol Federasyonu Yasası’nın değişikliği konusunda yapılan toplantıda istediği değişikliklerin yüzde 90’lık bölümünü üyelere kabul ettirir.

Toplantıda Birinci Lig kulüplerinden ikişer temsilcinin yanı sıra, kongre tarihinde ilk 10 sırayı alan takımlardan birer temsilci daha eklenmesi karara bağlanırken, İkinci Lig’den temsilci sayısı 20’den 25’e yükseltilir.

Komisyon, alt komisyonun önerdiği TSYD, ASGD ve sporla ilgili üniversitlerden iki temsilcinin delege oluşunu kabul etmeyerek yasa değişikliğinden çıkartır. Futbol Federasyonu başkanları konusunda da 6 aydan az süreyle görev yapmamış olmak koşulu getirilince delge sayısı 18’den 8 e düşer.

İlk değişiklik tasarısında Federasyon Genel Kurulu’nu 109 üye ile yapmayı planlayan Fikret Ünlü alt komisyondan gelen delege sayısını 131’e çıkaran öneriyi usta manevralarla 107’ye düşürür. Komisyon yasa değişikliğinin öncelikle olarak meclis genel Kurul gündemine getirilmesini ve 3 ay içinde değişmiş yasa ile genel kurul yapılmasını da karara bağlar.

31 Mart tarihinde Milli Takım kalecisi Rüştü “Jip krizi”nin tek sorumlusu olarak futbolcuların gösterilmesinin kasıtlı yapıldığını ifade eder, “tek suçlu federasyondur. Beni ve arkadaşlarımı Türk Ulusu önünde küçük düşürmeye çalışıyorlar” der.

Rüştü olayın gelişimini de anlatır:

“Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy geldi. Bizlere ‘Şampiyonaya gidin size birer jip’ dedi. Alpay ayağa kalktı ‘Sayın başkan sizin kullandığınız Range Rover gibi mi?’ dedi. Ulusoy, parmağını havaya kaldırdı bizleri göstererek ‘Hepinize birer Range Rover’ diye yanıtladı.

Ancak bu noktadan sonraki tüm gelişmeleri federasyon sulandırdı. Kamuoyunda bizleri suçlu gibi göstermeye çalıştılar. Şimdi soruyorum. Biz mi istedik bu jipleri. ‘Bize jip vermezseniz çıkıp oynamayız mı?’ dedik. ‘Maça çıkmıyoruz mu’ dedik. Sorun jiplerin verilip verilmemesi ya da markası değil. Bunların hepsi hayal mahsulu. Biz karşımızda dürüst insanlar bulamıyoruz. Bazı köşe yazarları da bilip bilmeden onlara yardımcı oluyorlar.

Simdi de bu jipleri 16 futbolcuya dağıtacaklarını söylüyorlar. Milli Takım kadrosu 20 hatta 22 kişi. 4 maç oynayan Milli Takımımız’ın galibiyetinde rol oynayan bazı arkadaşlarımız jip alamayacak. Ama bizler alacağız. Ve o Milli Takım’dan siz dostluk, arkadaşlık, sevgi, birlik, beraberlik ve başarı bekleyeceksiniz. Olmaz böyle şey. “

5 Nisan 2000 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde “Cip Krizi” ile ilgili haber:

Ve kriz bitti
Millilere 16 adet Mercedes cip verilecek

Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un futbolculara vaadettiği cipleri Milli Takım’ın sponsoru Mercedes firması dağıtacak

Futbol Federasyonu ile Milli Takım futbolcularının arasını açan “cip krizi” nihayet çözümlendi. Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’un futbolculara vaad ettiği cipleri Milli Takım’ın sponsoru Mercedes firması verecek.

Aylardır kamuoyunu meşgul eden ve futbolcularla, Futbol Federasyonu’nu karşı karşıya getiren krizin Milli Takımlar Teknik Direktörü Mustafa Denizli’nin girişimleri sonucu aşıldığı bildiriliyor.

Kriz süresince, Futbol Federasyonu ile jipler konusunda devamlı temas halinde bulunan ve “Avrupa Şampiyonası Finallerine başı ile vücudu uyumlu bir takımla gitmek istiyorum” diyen Mustafa Denizli de sıkıntılı günler yaşamıştı.

Tüm bu gelişmeler üzerine Federasyon ile Mercedes firması arasında dün cipler için bir görüşme yapıldı ve anlaşmaya varıldı. Buna göre Milli Takımı Avrupa Şampiyonası finallerine taşıyan 16 futbolcuya piyasa değeri 160 bin mark (Yaklaşık 44 milyar Türk lirası lira) olan Mercedes marka cip verilecek.

Avrupa Şampiyonası Elemeleri’nde milli formayı giyen 26 futbolcu arasından 16’sı cip alacak. Federasyon cip dağıtacağı 14 ismi belirledi. 2 isim ise henüz kesinlik kazanmadı.

Cip Alacak Futbolcular:
Engin İpekoğlu
Rüştü Reçber
Alpay Özalan
Okan Buruk
Arif Erdem
Sergen Yalçın
Tayfur Havutçu
Tugay Kerimoğlu
Abdullah Ercan
Hakan Şükür
Fatih Akyel
Ogün Temizkanoğlu
Tayfun Korkut
Ali Eren

14 Nisan’da şampiyonluk için çekişen Beşiktaş ve G.Saray karşılaşırlar. G.Saray 6 puan öndedir ve karşılaşma 1-1 biter. Hakem Oğuz Sarvan Beşiktaş’ın 1-0 önde olduğu 69. dakikadaki penaltıyı vermez. Beşiktaş 79. dakikada kendi kalesine attığı golle G.Saray’a yaklaşma şansını yitirir, ki golde kaleci Fevzi’nin büyük hatası vardır.

Evet, belki bıktınız ama Ulusoy federasyonu yolsuzluklarını en sık yazan kalem Turgay Şeren. Bir tane daha:

26 Nisan 2000Bu ne saltanat – Turgay Şeren

Haluk Ulusoy, federasyon seçimlerinde oy kullanacak delegeleri ve kulüp başkanlarını eşleri ile birlikte, Avrupa Futbol Şampiyonası finallerine davet etti. Devlet kasasından yapılan bu davet, Futbol Federasyonu Genel Kurulu öncesi Ulusoy’un oy kullanacaklara bir seçim yatırımı olarak değerlendiriliyor.

İşte ibret belgesi

SAYIN BAŞBAKAN

Bu davetler nasıl yapılıyor. Ve devlet, ‘‘DUR ARKADAŞ, BU PARALARI NEREDEN ÖDÜYORSUN’’ diye niye sormuyor.

SAYIN BAHÇELİ

Savurganlığın mimarı Ulusoy yine de Futbol Federasyonu Başkan Adayı. Bir tek şey soracağım. Biz Türk Ulusu olarak buna layık mıyız?

SAYIN YILMAZ

Hiç bir şey yapmadan bu savurganlığı ve yağmayı izlemeye devam mı edeceksiniz. Ne zaman harekete geçeceksiniz.

Elimde bir belge var… 14 Nisan 2000 tarihini taşıyor. Bu belgenin altında Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un katmerli imzası var.

Belgenin içeriğini yandaki kupürde okuyacaksınız (Not: Ne yazık ki küpür okunaklı değil – Behçet).

Haluk Ulusoy, Futbol Federasyonu antetli yazısında, “A Milli Futbol Takımımız’ın Euro 2000 finallerine katılmasıyla ülkece büyük bir mutluluğu yaşadık” diyor. Bu doğru… Ancak, şimdi yazacaklarımı dikkatle okuyun.

Ulusoy, davet mektubu gönderdiği kişiyi eşi ile birlikte bu heyecanı yaşamak üzere, finallere davet ediyor. Bu mektuplar Türkiye Birinci Ligi’nde oynayan kulüplerde başkanlık yapanlarla eşlerine, daha önce federasyon başkanlığı yapmış kişilerle eşlerine, bugünkü Futbol Federasyonu kurullarında görev yapanlarla eşlerine ve ayrıca 6-7 Haziran tarihlerinde oluşturmak istediği Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nda oy kullanacak delegelerle eşlerine gönderildi.

Artık bu davete kimler icabet eder onu bilemem. Kongrede Haluk Ulusoy lehine oy kullanmak için sunulan bu rüşveti hangi başkanlar, hangi eski federasyon başkanları ve hangi oy kullanma yetkisine sahip genel kurul üyeleri ve daha bilmediğimiz hangi davetliler içine sindirerek kabul edecek.

Haluk Ulusoy, tüm milli maçlara giderken uçak dolusu davetli taşıdı. Bunlar 3813 sayılı yasanın genel kurul üyeleriydi. Şimdi sıra Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız Fikret Ünlü’nün, büyük mücadelelerden sonra savaşarak yasalaştırdığı yeni kanunun, genel kurul üyelerini kendi cephesine çekmeye geldi. Yani aynı çirkinlik bir kez daha yaşanacak.

Türkiye Futbol Federasyonu, bizlerin vergilerinden oluşan bütçesinden bu davetleri nasıl yapıyor. Ve devlet, “DUR ARKADAŞ, BU PARALARI NERDEN ÖDÜYORSUN” diye niye sormuyor.

Savurganlık bu kadarla da kalmıyor. Milli futbolculara dağıtılan Mercedes cipleri hepimiz biliyoruz. Tüm basının CİP KRİZİ diye isimlendirdiği bu olayı Futbol Federasyonu, gazetelerin verdiği tencere- tava sertifikası gibi, futbolculara Mercedes sertifası vererek kapattı. Ancak bu ciplerin dağıtımı haziran ayı sonuna bırakıldı.

Yani genel kurul sonrasına. Haluk seçilirse ne ala. Paralar yine federasyonun kasasından çıkacak. Ya seçilemezse. İşte o zaman seçilecek yeni başkan ve üyeler bu fatura ile karşı karşıya bırakılacak.

Yani ortada cip, mip yok. Sadece sertifika ve vaat var. Hem de az buz değil. Tam 1 milyon 200 bin dolarlık bir vaat. Çünkü 16 cipin toplam fiyatı bu. Haluk, yeniden başkan seçilirim hayaliyle sertifikaları dağıttı.

Sayın Başbakan Bülent Ecevit, Başbakan Yardımcısı sayın Devlet Bahçeli ve hükümet ortağı Anavatan Partisi Genel Başkanı Sayın Mesut Yılmaz, hiç bir şey yapmadan bu savurganlığı ve yağmayı izlemeye devam mı edeceksiniz?

Futbol Federasyonu, Avrupa Şampiyonası için Amsterdam’ın ünlü bir otelinde 80 oda ayırttı. Haberiniz var mı? Bu 80 oda yetmemiş ki, bir de ŞATO kiralamışlar. Herhalde, bu şatoda Haluk Ulusoy ve eşi kalacak.

Şu garipliğe bakın. Bu savurganlığın mimarı Haluk Ulusoy yine de Futbol Federasyonu Başkan Adayı.

Bir tek şey soracağım. Biz Türk Ulusu olarak buna layık mıyız?

Fenerbahçe, sezon boyu Daum’du, Lorant’tı derken 29 Nisan 2000’de milli takımlar teknik direktörü Mustafa Denizli ile sözleşme imzalar.

30 Nisan’daki maçta Fenerbahçe Erzurum deplasmanında 5-1 galip gelirken büyük tribün olayları yaşanır. Sahaya atılan maddeler nedeniyle hakem Erol Ersoy anons yaptırır ve maç bir süre durur.

3 Mayıs’ta Şeren şunları yazar:

Turgay Şeren: Hilmi Ok ve Çakır’a

Bu iki ismi Türk futbol kamuoyunun bilmemesi, hatırlamaması mümkün değil. Hilmi Ok, yıllardan beri MHK Başkanı’dır. Serdar Çakır halen hakemlik yapmakta, aynı zamanda da Faal Hakemler Derneği’nin başkanıdır. Bu iki dostun unvanları süper. Ama olaylara bu kadar sağır, kör bakan kurul başkanları bir daha ne görülür, ne işitilir.

Önce gelelim Hilmi Ok’a. Hilmi Ok, kardeş kadar sevdiğim takım arkadaşımdır. Çok iyi bir futbolcuydu, sonra da çok iyi bir hakem oldu, FIFA Kokartı kazandı. Yıllar önce Hilmi Ok’un yönettiği Eskişehirspor-Mersin İY karşılaşması var. Maçın bitimine 20 dakika kala yan hakem kafasına tribünden atılan bir taşla bayılmıştı. Orta hakem Hilmi Ok, soyunma odasına girdi ve maçı tatil etti. Sonra Futbol Federasyonu, Eskişehirspor’a 3 maç ceza verdi, şampiyonluğa oynayan bu takım az daha küme düşüyordu.

Ne oldu Ok?

İki gün önce Tamer Güney ile bunu konuştuk. Zira Güney o zaman Eskişehirspor antrenörüydü, beni doğruladı. Herhalde Hilmi Ok da bu olayı hatırlar. Pekii, be Hilmi kardeşim, Erol Ersoy’un yönettiği iki müsabakada hakemlerin başları yarıldı. Kimbilir daha görmediğimiz, yahut olmadığımız müsabakalarda hakemlerin başına neler atılıyor, ne küfürler ediliyor. Sen demedin mi ki, fiili tecavüz olursa hakem maçı tatil eder ve o saha kapatılır. En önemlisi de o takıma sahasında en az 2-3 maç seyircisiz oynama cezası verilir. Ne oldu? Ersoy’un ilk olayında Trabzonspor 2 milyar ceza aldı, şimdi Erzurumspor da herhalde 2 yahut 3 milyar ceza alacak, bu iş de kapanacak. Benim iddiam, ille Trabzonspor’un, şu takımın, bu takımın sahasının kapanması değil. Hakemlerin bu olayda bir örnek davranış içinde olmaları ve diğer takımlara da güzel bir ders vermeleri. Bu hangi takım olur, hangi şehir olur hiç önemli değil. Sen hala köşende oturuyorsun.

Boykot

Gelelim Çakır’a. Çakır ile 2-3 kez telefonda konuştuk. Kardeşim dedim, tribünlerden çok galiz küfürler tempolanıyor. Sizin hakemler olarak en ufak bir reaksiyonunuz yok. Ağabey dedi, bize verilen talimat şu: Küfür edildiği zaman anons yaptırın ancak maçı tamamlayın. Haa, fiili bir tavranış olursa o zaman maçı durdurun, tatil edin. Eee, şimdi soruyorum Serdar Çakır’a, geçen gün telefonda da sordum. Siz dernek başkanı olarak hakemlerinizi korumak için ne gibi bir davranış içine girdiniz. Yahut gireceksiniz. Bir boykot yapmayı düşünmez misiniz? Böyle bir davranış içine girerseniz, ben ve benim gibi futbol adamlarının hepsi sizin yanınızda olur. Ama ne yazık ki, sen de Hilmi Ok gibi sus pussun be kardeşim.

Hani hakemler pısırık değildi. Sen harekete geçmek için kimden korkuyorsun. Türk futboluna yazık ediyorsunuz. Asla hiç kimseye güdümlü olmayın.

Yine “cip” konusu 🙂

14 Mayıs 2000Skandal mektup – Turgay Şeren

Futbol Federasyonu’ndan Bakan’a

Cipler hususunda, Bakanlık tarafından yöneltilen soruların federasyonumuzca cevaplandırılabilmesi mümkün değildir

Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın, milli futbolculara verilecek cipler konusunda sorduğu sorulara, Futbol Federasyonu’ndan inanılmaz bir yanıt geldi. Federasyon, Ata Aksu imzalı mektupta Bakan Fikret Ünlü’ye, “Federasyonumuzun söz konusu cipler ile alakalı hiçbir maddi vecibesi veya taahhüdü bulunmamaktadır” dedi.

Futbol Federasyonu’na günlerdir şunu soruyorum: “Milli Takım futbolcularına verilen Mercedes marka ciplerin bedelini kim ödedi?” Ancak federasyon hep sustu. Onlara bir de söz verdim. “Yanıtınızı aynen yayınlayacağım.”

Ne yazık ki bugüne kadar ne Haluk Ulusoy’dan, ne de federasyondan bu yazılara hiç bir yanıt gelmedi.

Önceki gün Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Fikret Ünlü’ye fakslanan ve altında Türkiye Futbol Federasyonu Başkanvekili Ata Aksu’nun imzası bulunan bir belge elime geçti. Okudukça tüylerim diken diken oldu.

Bu belgede dile getirilen ifadelerin gerçekle hiç bir ilgisi yok. Bana yanıt vermekten kaçınan federasyon, Sayın Bakana bakın neler yazmış.

Bu utanç vesikasını hep birlikte okuyalım ve yorumlayalım.

Yazının başında Ata Aksu çok çirkin sataşmalar yapıyor. “Peşin hükümlü bazı kişilerin abartmasıdır bu cip olayları” gibi, ona yakışan suçlamalarda bulunuyor. Tabii bu suçlamaları yapanın utanması lazım. Ancak Ata Aksu nasıl utanır onu bilemiyorum.

Şimdi gelelim Federasyonun Spor bakanlığına gönderdiği açıklamaya:

“27.04.2000 tarihli Bakanlığınızı bilgilendiren Federasyon açıklamasında da izah edildiği üzere, milli takım oyuncularına verilen cipler tamamen Federasyonumuz dışında olup, Federasyonumuz söz konusu cipler ile alakalı olarak her nam altında olursa olsun bir bedel ödememiştir. Federasyonumuzun söz konusu cipler ile alakalı hiçbir maddi vecibesi ve/veya taahhüdü bulunmamaktadır.

BU SEBEPLE SÖZ KONUSU CİPLERİN HANGİ KAYNAKTAN KARŞILANDIĞI, KEZA MALİ VECİBELERİNİN HANGİ KAYNAKTAN KARŞILANACAĞI, FEDERASYONUMUZ TARAFINDAN BİLİNEN BİR KONU OLMAYIP, BU HUSUSTA SAYIN BAKANLIK TARAFINDAN YÖNELTİLEN SORULARIN FEDERASYONUMUZ TARAFINDAN CEVAPLANDIRILABİLMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR.”

Yukarıdaki yazıyı defalarca okuyun, tam bir utanç vesikasıdır. Şimdi gelelim benim söyleyeceklerime…

Federasyon, Fikret Ünlü’ye gönderdiği mektupta Bakanlığın soruları için “Cevaplandırılabilmesi mümkün değildir” diyor. Oysa aynı Futbol Federasyonu, Mercedes firmasının taahhüt mektubunu Milli futbolculara tek tek vermişti.

Ey Ata Aksu, sen, Fanatik Gazetesi’ndeki federasyonla ve başkanınla ilgili röportajında, “Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy futbolculara bu sözü vermiştir ve verdiği sözün arkasında da duracaktır” demedin mi? Sonra defalarca sana sorulan cipler konusunda başkan Ulusoy’un bunu cebinden karşılayacağını söylemedin mi? Şimdi nasıl oluyor da Futbol Federasyonu’nun ve başkanının bu konuyla uzaktan yakından ilgisi olmadığını söyleyerek önce Spordan Sorumlu Devlet Bakanı’nı sonra da Türk futbol kamuoyunu yanıltmak istiyorsun? Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, milli takım futbolcularının gözlerinin içine baka baka bu sözü vermedi mi? İstersen yerini de ben hatırlatayım. Finlandiya maçı dönüşü uçakta. Hatta Alpay’ın, “Sayın Başkanım, sizin altınızdaki Range Rover gibi mi?” sorusuna, “Evet Range Rover” cevabını vermedi mi? Bunları ne çabuk unutuyorsun da, futbol federasyonumuzun ciplerle hiçbir alakası yoktur gibi sözleri yüzün kızarmadan ifade edebiliyorsun?

Arkadaş, Mercedes fabrikasının verdiği garanti sertifikalarını, milli takım futbolcularına federasyon tarafından dağıtmadın mı? Bu sertifikaları Futbol Federasyonu’nun İcra Kurulu Koordinatörü Metin Kazancıoğlu imza kaşılığı futbolculara tek tek teslim etmedi mi? Nasıl oluyor da Futbol Federasyonu’nun bu konunun dışında olduğunu iddia ediyorsun ve bunları gerçekmiş gibi gösteriyorsun?

Ayrıca Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, cip krizini önlemek için hem Mustafa Denizli hem de milli takım futbolcuları ile Mövenpick Oteli’nde günlerce toplantı yapmadı mı? Sen Ata Aksu, bu cipleri finanse etmek için kapı kapı otomobil firmalarını dolaşmadın mı? Onlarla günlerce pazarlık yapmadın mı?

Ey Türk futbolunu yöneten Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, Başkan Vekili Ata Aksu ve Yönetim Kurulu üyeleri… Konuştukça, birşeyler yapmak istedikçe, kedi pisliğini kapar gibi davrandıkça yanlışlarınızı gizlemek çabasında olduğunuz sürece, dibe batıyorsunuz. Şu anda da dibe oturmuş durumdasınız. Ne yazık ki Türk futbolu sizler tarafından yönetiliyor.

Ey spor kulüplerimizin başkanları. Yeni yasaya ben çok destek verdim, nedeni, sizlerin hep söylediğiniz bir şeyin gerçekleşmesiydi: “Futbol federasyonu, kulüplerin federasyonudur. Taban birliklerinin aramızda işi yoktur.” Bu yasa size bu şansı verdi. Türk futbolunu yönetecek futbol federasyonunun seçimini sizler yapacaksınız. Bu federasyonun başkanını ve onun tespit edeceği yönetim kurulu üyelerini mi seçeceksiniz? Bunu yaparsanız, sizlere de yazıklar olsun.

Son derece başarısız bir sezon geçiren Fenerbahçe 14 Mayıs günü İnönü Stadı’nda Beşiktaş derbisine çıkar. G.Saray bir gün önce Altay’a yenilmiş ve Beşiktaş’ın kazanması halinde şampiyonluk düğümü son haftaya kalacaktır. Maç öncesinde Fenerbahçe yöneticileri ne birileriyle Papermoon’da yemek yerler, ne de başka görüşmeler yaparlar. Formsuz Fenerbahçe formda Beşiktaş’ı 2-1 yener ve G.Saray şampiyon olur. F.Bahçe teknik direktörü Turhan Sofuoğlu sezon boyu oynadığı tüm derbileri kazanmıştır.

17 Mayıs tarihinde G.Saray UEFA Kupası’nı kazanır.

Hemen ardından G.Saray’a devletin para ödülü vermesi gerektiği konusu işlenmeye başlanır.

Tüm partiler bunu sahiplenici açıklamalar yaparlar. Yıllardır G.Saray’a destek olan Mesut Yılmaz ve ANAP bu önerinin en sıkı destekçileridir. G.Saray’dan ayrılacağı konuşulan Fatih Terim 23 Mayıs tarihindeki Ankara turunda ANAP Meclis Grubu’nda konuşur:

“G.Saray’da kalmak adına, istikrar adına ve bu çok sevdiğim, hepsi benim birer evladım olan oyuncularımdan, sizlerden ayrılmamak adına her türlü fedakarlığı sonuna kadar yapacağımdan hiç şüpheniz olmasın”.

Aynı gün Galatasaray’ın TBMM turunda, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, “25 milyon dolar ödül verilecek” der. Devlet Bakanı Fikret Ünlü rakamı onaylar ve yasanın gecikme olasılığına karşı öngörülen para ödülünün önceden verilmesine çalıştıklarını söyler.

TBMM’de tam destek G.Saray, TBMM destek turunda 25 milyon dolarlık ödülü kaptı. Başbakan Bülent Ecevit, Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli, ANAP lideri Mesut Yılmaz, DYP lideri Tansu Çiller ve FP lideri Recai Kutan’ı birbiri ardına ziyaret eden sarı kırmızılı yöneticiler, ‘‘ödül yasası’’ konusunda tam destek sözü aldılar.

Fenerbahçeliler Derneği Yönetim Kurulu, G.Saray’a yapılacak maddi yardım konusunun “abartıldığını” savununan bir yazılı açıklama yapar. Para yardımının abartılı bir miktar olmasının diğer kulüplere haksızlık olduğu belirtilir.

26 Mayıs 2000 tarihinde Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun Futbol Federasyonu ile ilgili yaptığı soruşturmanın dosyaları bakanlığa ulaşır. 12 klasörden oluşan dosyaları Gençlik ve Spor Müdürlüğü Müfettişlerine incellettiren Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün, dosyalarda yer alan usulsüz harcamalar ve ihaleler nedeniyle federasyonu savcılığa vereceği bildirilir. Raporda savcılığa ve defterdarlıklara gönderilmesi gereken bölümlerin fotokopilerinin çekildiği de ifade edilir.

İşte raporda öne sürülen ve suç unsuru taşıyan iddialar:

Usulsüz İhale

1- Futbol Federasyonu’nun 4. Leventte bulunan binasının oto parkının üstünün kapatılması ve arka bahçeye yapılan işler için bir firmaya verilecek şekilde ihale manüple edildiği, bu nedenle suç işlendiği

2- Beylerbeyi tesislerindeki dekarsyon ve tadilat işlemleri için bir firmadan teklif alındığı, ancak zaten aynı işin aynı firmaya 22 gün önce verilmiş olduğunun tesbit edildiği

3- Trabzon da yapılacak tesisler için herhangi bir teknik özellik şartnamesi hazırlanmadan, başka firma ve kişilerden teklif alınmadan, yönetim kurulu kararı olmaksızın, tesislerin proje işlerinin bir mimara verildiği

Otel Harcamaları

4- Federasyon başkanı Haluk Ulusoy , yönetim kurulu, genel sekreteri ve başkan danışmanlarının otel faturalarında ekstra harcamalar olarak tabir edilen giderlerin fatura toplamlarının çok üzerinde olduğu

5- Ulusoy’un danışmanlarının otel faturalarının çok yüksek olduğu aynı gün, aynı isimle aynı ve farklı odalar kiraladıkları

6- Bütün bu işlemlerin 300 kişinin çalıştığı futbol federasyonunda el yazısı notlarla verildiği, ve serbest meslek makbuzu alınmadığı

Raporda ayrıca usulsüz harcamaların zimmet çıkartılarak, bu harcamaları yapanlardan tahsil edilmesi gerektiği de belirtilir.

29 Mayıs 2000 tarihinde Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, Futbol Federasyonu yetkilileri hakkında adli soruşturma başlatılması amacıyla dosyayı Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na gönderir.

Başbakanlık müfettişleri, Ünlü’nün oluruyla 110 sayfalık raporu 28 Mayıs’ta Ankara Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Mesutoğlu’na iletirler. Savcılık, emniyeti suistimal iddiaları içeren dosyayı 20 gün içinde inceleyerek, gerekli gördüğü taktirde Asliye Ceza Mahkemelerine sevkedecektir.

07 Haziran 2000 tarihli Hürriyet Gazetesi’nden:

Büyük baskı

Bugün yapılacak başkanlık seçimi öncesi federasyonun kulüplere yolladığı fakslar şaşkınlık yarattı. Ve skandal olarak yorumlandı.

İMZALAYIP YOLLAYIN

Haluk Ulusoy federasyonu, Türkiye Futbol Federasyonu Yasası çıkarken, üyelere uyguladığı baskıyı aynen bugün yapılacak federasyon başkanlığı seçimlerinde de tekrarlıyor. Üyelere gönderilen hanesinde, “Haluk Ulusoy” adının bulunduğu faksta aynen şunlar yazılıyor ve imzalanıp yollanması isteniyor.

“Türkiye Futbol Federasyonu” Genel Kurul Başkanlığı’na – ANKARA

Türkiye Futbol Federasyonu başkan adaylığına Sayın Haluk Ulusoy’u teklif ediyorum.

Saygılarımla

Genel Kurul Delegesi ve imza

Bu yazıyı görenler, “Bu resmen baskı, aba altından sopa göstermek gibi” yorumunu yapıyorlar.

Kulüplere yollanan bu faks futbol kamuoyunda şaşkınlık yarattı. Bazı kulüp başkanlarının, kazanırsa yardımdan oluruz korkusuyla, gelen faksı kerhen imzalayıp, federasyona yolladıkları ve bunu bir baskı olarak gördükleri bildiriliyor. ‘Federasyon gittikçe güvenirliğini yitiriyor’ yorumları yapılmasına neden oluyor.

Yaptığı harcamalar yüzünden Başbakanlık müfettişlerinin raporlarıyla savcılığa sevkedilen Futbol Federasyonu Yönetimi, aklanmak için genel kurula çıkıyor. Spor Toto Teşkilat Müdürü Erdenay Oflas’ın, kongre ilanının yasal sürede yapılmadığı gerekçesiyle Ankara 13.Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açtığı davayı hakim Yetkin Görbil reddetti.

Bugün saat 10.00’da TÜBİTAK Feza Gürsoy Salonu’nda yapılacak toplantıda çoğunluk sağlandığı takdirde, Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’la, ona rakip çıkan milli takımlar eski sorumlusu Ayhan Bermek, kozlarını paylaşacak. Çoğunluk sağlanamazsa, toplantı yarına ertelenecek. Kongrede, ana statü, yeni futbol yasası, milli takımların prim sistemleri ve 5+2 konuları da tartışılacak.

Futbol Federasyonu başkanlığı seçimi için adaylığını koyan Ayhan Bermek, seçimlerinin sadece futbol kulüplerini değil, tüm ülke insanını ilgilendirdiğini vurguladı. Bermek, “Ülkemizin dünyadaki yerine önemli bir katkı sağlayacak olan futbol, yeni çağa uygun yönetime bir an evvel kavuşmalıdır. Fırsat kaçmamalıdır, bunun vebali büyüktür” dedi.

Programının “itibar ve güven programı” olduğunu kaydeden Bermek, “Kulüplerimizin ihtiyacı olan yeni kaynakları yaratmak, Türk futboluna topyekün kalkınmayı adaletle yerine getirecek olan vizyonumu sizlerle birlikte hayata geçirebilmek, Türk futbolunu geri dönülmeyecek bir biçimde dünyada hakettiği yere getirmek ve herkesin daha fazla kazanması, hakça paylaşması için adayım” diye konuştu.

Genel istek üzerine başkanlığa adaylığını koyduğunu ifade eden Ayhan Bermek, “İyiki de koymuşum. Aksi halde yarın (bugün) seçim değil, tasdik olacaktı. Tek adaylı bir seçimin tek ayağı topal olurdu” dedi. Yeni yönetim anlayışının; adil, tarafsız, şeffaf, demokratik yönetim olacağını vurgulayan Bermek, kaynak artırımının esas alınacağını, bunun için de daha büyük gelir pastası üzerinde duracaklarını ifade etti.

Bermek, “Spor Toto gelirlerinin federasyona devri, büyük kulüplerin de ortak olacağı gayrimenkul yatırımı planlaması ve diğer kaynakların hayata geçirilmesi suretiyle hedeflenen kaynak artırımı sağlanacaktır” dedi. Tarafsızlık ilkesine de özen göstereceklerini ifade eden Bermek, bütün kulüplerin federasyonu olacaklarını ifade etti.

Başkan adayı Bermek, “Bu seçimde galip gelmek önemli ama Türk futbolunun galip gelmesi daha da önemli. Biraz tehirli olarak yola çıktık. Ama inançlıyız. Yarınki (bugün) seçimlerle sağduyunun hakim olacağına inanıyorum” dedi. Kendi vizyonuna ve felsefesine uygun bir ekiple çalışacağını belirten Bermek, yönetim kurulu listesini ise yarın (bugün) açıklayacağını söyledi.

Ayhan Bermek, hakem ve hakem gözlemcilerin aynı birimce atanmasına karşı olurken, Merkez Hakem Kurulu’nun, kendisince en zayıf noktasının bu olduğunu söyledi. Bermek, birlikte çalıştığı federasyonlarda da eksikler olduğunu vurgulayarak, “Bunları o zaman da görüyordum. Ama o zaman iktidar değildim. Şimdi bu eksiklikleri gidermek için iktidar olmak istiyorum” diye konuştu.

Ayhan Bermek, genel kurulun daha sonra iptal edilmesi durumunda tutumunun ne olacağı şeklindeki bir soruya ise “Ben zoraki aday olmadım. İnançla aday oldum, demokrasiye inanıyorum. Ben Türkiye için varım ve beni isteyenler olduğu sürece de var olacağım” yanıtını verirken, federasyonu dışarıdan değil Pembe Köşk’ten yöneteceğini açıkladı. Bermek, naklen yayınlarda haber amaçlı görüntüler hakkındaki sorunların hatırlatılması üzerine de “Mukavele şartları yerine getirilir” diye konuştu.

7 Haziran 2000 tarihinde yapılan seçimi kazanan Haluk Ulusoy yeniden başkanlığa seçilir. Ulusoy 103 delegenin 82’sinin oyunu alırken, diğer aday Ayhan Bermek 21 oyda kalır.

Ulusoy’un listesi şöyledir: Bayram Yağcı, Selami Özdemir, Haşim Saitoğlu, Mukan Perinçek, Cem Özgür, İsmail Dilber, Levent Kızıl, Şeref Has, Hüsnü Hayali, Murat Aksu, Hikmet Çinçin.

Denetleme Kurulu: Engin Berker, Sezai Onaral, Refik Arkan, Vehbi Karabıyık, Vahap Adıyaman.

Tahkim Kurulu: Türker Arslan, Celil Demircioğlu, Erkan Vardar, Gürol Kaymak, Sabri Ersavaş.

Aynı gün Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ve çiçeği burnunda yönetimi, yabancı futbolcu kontenjanı olarak kulüplere 5+2 statüsünü çıkaracakları konusunda söz verirler. Beşiktaş Başkanı Serdar Bilgili, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Trabzonspor Başkanı Mehmet Ali Yılmaz ve Galatasaray Asbaşkanı Mehmet Cansun’un yanında Kulüpler Birliği’nin bu konuda yazılı istekleri bulunduğunu açıklayan Haluk Ulusoy, yeni sezonda bu konunun kulüplerin isteği doğrultusunda düzenleneceğini açıklar.

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15

HALUK ULUSOY DOSYASI – 7

leave a comment »

3 Ağustos 1999’da Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), TSYD Kupası’ndaki Fenerbahçe-Galatasaray maçında topsuz alanda rakip futbolcuya kasıtlı tekme attığı için Galatasaraylı Fatih Akyel’i 3 maç cezalandırır. Kurul, aynı maçta çıkan olaylar nedeniyle de Fenerbahçe Kulübü’ne 2.5 milyar lira para cezası verir.

6 Ağustos 1999’da Galatasaray, ligin ilk haftasında deplasmanda Gaziantepsor’a 2-1 yenilirken son günlerde sinirli davranışlarıyla dikkati çeken Galatasaray’ın Rumen oyuncusu Hagi’nin, Florya’da bir gazeteciyi tartakladıktan sonra attığı golü takiben, Gaziantepspor yedek kulübesine el kol hareketleri yapması normal karşılanır. Konuk ekip, Hagi’nin hareketine tepki gösterirken, bu futbolcuyu hakeme şikayet eder ama cezalandırılmaz.

14 Ağustos 1999’da Fenerbahçe ligin ikinci haftasında Kadıköy’de Kocaelispor’la 1-1 berabere kalırken geçen seneki gibi bir hakem faciası yaşanır.
66 ıncı dakikada sağdan ceza alanına giren Boliç üç Kocaelisporlu futbocunun arasından çıkmak isterken kendini yerde bulur ancak hakem Oğuz Sarvan pozisyonu devam ettirir.
82 inci dakikada ise Kocaelispor’lu Osman, Alpay’ı omuz darbesiyle ceza alanı içinde yere yıkar ancak pozisyonu bu kez görmezden gelemeyen Sarvan penaltı yerine çift vuruş kararı vererek durumu geçiştirir.

Fenerbahçe maç sonrası gene tepkilidir. Başkan Aziz Yıldırım, beraberliğin faturasını hakem Oğuz Sarvan’a keser:

“İyi oynamadık ama hakem hataları da maçın kaderini etkiledi. Nasıl ki penaltıyı Kocaeli için gayet rahat veriyorsa Alpay’ın pozisyonunda da aynı karara varması gerekiyordu. Orada ya penaltı olur, ya da Alpay sarı kart görür. Oğuz Sarvan’a bu yakışmadı. Yine çifte standart uygulandı.

Hakemler kendilerine verilen talimatlar gereği baskı altındalar. Sürekli olarak büyük takımları kötü niyetli görüyorlar. Bu nedenle kararlarını iyi niyetle vermiyorlar.”

Basın Sözcüsü Abdullah Kiğılı:

“Alpay’a yapılan harekete penaltı verilmemesi ‘hakem faciası’ dır. Daha ikinci haftadan hakem hatalarına kurban gitmeye başladık. İleride daha büyük facialar çıkabilir. Eğer Fener yine hedef seçilmişse bu kadar yatırıma gerek yoktu. PAF takımımızla çıkalım.”

Galatasaray, deplasmanda Trabzonspor’u 2-1 yenerken sarı kırmızılılar, Trabzonspor’un golü bulduğu penaltı pozisyonu öncesinde Hagi’nin kasti faulle yere düşürüldüğünü ancak Ersoy’un görmezlikten gelerek, oyunu devam ettirdiğini ve bunun sonucunda penaltı meydana geldiğini iddia etmektedirler. Trabzonsporlular ise maçın 57 inci dakikasında oyundan atılan Selim’in haksız yere kırmızı kart gördüğü kanısındadırlar.

31 Ağustos 1999’da Galatasaray, Şampiyonlar Ligi ile Türkiye Ligi maçlarının arasındaki gün sayısını üçten, dörde çıkartmak için Futbol Federasyonu’na başvurmaya hazırlanmaktadır.

Yoğun maç trafiğinin kendilerini yoracağını söyleyen Teknik Direktör Fatih Terim;

“Rizikoya girilecekse, bunu Türkiye Ligi için yaparım, Şampiyonlar ligi bizim için daha önemli. Haftada üç maç yapacağız. Lig maçlarımızı cuma gününe kaydırabilirsek, Şampiyonlar Ligi’nde salı veya çarşamba günü oynayacağımız maçlar için, üç veya dört gün dinlenme olanağı bulmuş oluruz. Şampiyonlar Ligi maçından hemen iki gün sonra, yani cuma günü maç oynamamız bizim için farketmez. Önemli olan Şampiyonlar Ligi’ne yorgun çıkmamak.”

3 Eylül 1999’da Galatasaray’ın istediği olur ve Futbol Federasyonu, sarı – kırmızılı ekibin Türkiye Ligi maç programını Şampiyonlar Ligi’ne göre yeniden belirler.

Yeni düzenlemeye göre Galatasaray ligin üçüncü haftasında Ankaragücü, 4. haftasında Adanaspor ile Cumartesi günleri oynayacaktır. 5. haftadaki Samsunspor müsabakası Cuma yapılacaktır. Sarı – kırmızılılar 6. haftada Antalyaspor ile Cumartesi, 7. haftada Bursaspor ile Cuma, 8. haftada Göztepe ile Cumartesi ve 9. haftada Fenerbahçe ile Cuma günü karşılaşacaktır.

8 Eylül 1999’da Milli Takım, kolayca galibiyetle ayrılmayı beklediği karşılaşmada Moldova ile 1-1 berabere kalır. Hakemlerin yönetimini beğenmeyen Haluk Ulusoy, Şenes Erzik’i de eleştirir:

“Denizleri rahatça geçtik, çayda boğulmaktan zor kurtulduk. Bu maçtan kazandığımız bir puana sevinemiyorum.

Hayatımda ilk defa bir hakemin profesyonelce bir maç yönettiğini gördüm. Çok ince ve ısrarlı bir profesyonel anlayışla tüm taktir haklarını aleyhimize kullanarak ataklarımızı durdurmaya, topu Moldavya’ya kazandırmaya çalıştı. Bu durum bana Türk’ün Türkiye’deki Türklerden başka hiç bir yerde dostunun olmadığını bir kez daha gösterdi. Şayet Türkiye dışındaki örgütlerde görevli Türk dostlarımız bu maça gelse ya da bu maçta ki hakem atamasıyla ilgilenseydi, herhalde durum böyle olmazdı.

Şenes Erzik, UEFA’nın asbaşkanıdır. Maçlarımıza gelme arzusunu bildirseydi, biz onu başımızın üstünde taşır, uçağımızda ve otelimizde ağırlayarak varlığıyla onur duyardık. Maalesef varlığından bizi mahrum etti. O nedenle Türk’ün Türkiye’deki dostlarından başka dostu olmadığını söylüyorum. dışarıdaki dostlarımız ve büyüklerimizden umduğumuz destek ve katkıyı bulamadığımızı düşünüyorum.”

9 Eylül 1999’da Şenes Erzik Ulusoy’a ateş püskürür. Kendisini Moldova maçına gelmediği için suçlayan Futbol Federasyonu Başkanı’ndan davet almadığını söyleyen Şenes Erzik, “Sayın Haluk Ulusoy, Türk futbolunu bıraktığımız yerden daha ileri götürmek istiyorsa, önce kurumlarına ve bu kurumlara kendisinden önce hizmet edenlere sayglı olsun” der.

FIFA ve UEFA İcra Kurulu Üyesi Şenes Erzik, kendisi hakkında ağır suçlamalarda bulunan Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’a tepkisini şöyle dile getirir:

“Haluk Ulusoy, benim başlarının üstünde yerim olduğunu söylüyor. Ancak bu ifade kesinlikle yalan. Çünkü beni hiçbir zaman hiçbir maça davet etmediler. Futbol Federasyonu’nun çeşitli oy hesapları yaparak, 60 delegeyi ve bazı milletvekillerini bu maça davet ettiğini öğrendim. Bunun üzerine Federasyon Asbaşkanı Mekki Başak ile görüştüm ve kendisine 9 Ekim’deki maç için Almanların beni iki gün öncesinde onur konuğu olarak davet ettiklerini söyledim. Federasyon eğer bu maça delegeleri ve milletvekillerini davet ediyorsa, bu federasyonunun onursal başkanı olan beni de davet etmesi gerekir. Tüm bunları İrlanda maçından önce söyledim. Buna Başak’ın yanı sıra Koordinatör Metin Kazancıoğlu, Genel Sekreter Aydın Torunoğlu da tanıktır. Ben özellikle davet edilmedim. Tabii ki kendim de giderim ama taşıdığım titrler itibarıyle 60 delege davet ediliyorsa, benim de davet edilmem gerekir. Benim dönemimde böylesine popülist bir politika uygulaması hiçbir zaman yapılmamıştır. Bir kez İrlanda maçına davet düzenledik, ancak sonra bu uygulamanın milli takım teknik adam ve futbolcularını rahatsız ettiğini görerek vazgeçtik.

Bana başımızın üstünde yeri var diyen başkan, acaba bir kere bu maçlar oynanmadan önce fikrimi sormuş mu? Önemli konularla ilgili benim aradığım zaman telefonuma çıkmış mı? Bütün bunların cevabını veremez, çünkü hiçbir zaman çıkmadı. Sürekli benimle ters düştü. Çeşitli konularda FIFA ve UEFA’ya başvuruları oldu. Ben iki yerde de İcra Kurulu üyesi olduğum halde bu başvurular konusunda bana akıl danışmadılar. Bırakın danışmayı, bilgi bile vermediler. Kaç kez Türkiye’nin böyle başvurusu sürpriz olarak karşıma çıktı.

Federasyon başkanı sadece başarılı ve keyifli günlerin sorumluluğunu üstlenmemelidir. Kötü veya beklenmedik sonuçlarda da mazeret arkasına sığınmamalı, maçı iyi yönetmiş hakemleri suçlamamalı, tüm sorumluluğu üstüne almalıdır. Ben hiçbir zaman mazeret arkasına sığınmadım. Hepsinin sorumluluğunu kendim taşıyıp, hesabını kendim verdim. Türkiye Futbol Federasyonu delegelerinin seçtikleri onursal başkan olarak, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı sayın Haluk Ulusoy’u ilk ve son kez uyarıyorum. Türk futbolunu bıraktığımız yerden daha ileri götürmek istiyorsa, önce kurumlarına ve bu kurumlara kendisinden önce hizmet eden insanlara sayglı olsun ve sahip çıksın”.

Erzik’in bu sözlerinden (60 delegeyi ve bazı milletvekillerini bu maça davet ettiğini öğrendim) Ulusoy’un kaynaklarını, oy hesapları ve şirin gözükmek uğruna dilediğince

Har vurup harman savurmasının yeni bir uygulaması olmadığını öğreniriz.

Hemen ardından Turgay Şeren bu konuyu gazetesine taşır:

11 Eylül 1999 – Fikret Ünlü, olaya el koy – Turgay Şeren

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, hiç vakit geçirmeden Başbakanlık Teftiş Kurulu’nu harekete geçirip, Futbol Federasyonu’nun savurgan harcamalarının hesabını sormalıdır.

Dünkü gazeteleri dikkatle okudunuz mu? Şenes Erzik’in isyanı var. Uzun zamandan beri UEFA Asbaşkanı, hem UEFA’nın hem de FIFA’nın İcra Kurulu Üyesi olan Erzik suskunluğunu koruyordu. Birdenbire neden böyle infilak etti? Yazının içeriğini okursanız, ona hak verirsiniz. Perşembe günü çok sevdiğim Emekli Orgeneral Çevik Bir, derneğimizi ve vakfımızı ziyaret etti. Şenes Erzik de vakfımızın ikinci başkanı olarak oradaydı. Kendisi ile bu konuyu uzun uzun konuştum. Anlatırken, Erzik’in gözleri yerlerinden fırlıyordu. Haluk için, “O tanıdığım ve gördüğüm en büyük yalancı” dedi. Nitekim dünkü gazetelerin manşetlerinde de bu sözler aynen çıktı. Haluk, UEFA ile bir sorunu olduğu zaman “Erzik nerede?” diye soruyor. “İyi, güzel de, Haluk ve federasyonu UEFA’dan herhangi bir şey istemeden önce neden bana danışmıyor Turgay? Bunu bana izah et” dedi. Cevabım aynen şöyle: “Bunun izahı yok Şenes Bey.”

“İcra Kurulu toplantısında otururken birden arkadaşlar Türk Federasyonu’ndan gelen müracaatı gündeme getiriyorlar. Tabii bana da soruyorlar haklı olarak. Herhalde haberi vardır diyorlardır içlerinden. Ne yazık ki Turgay, hiçbir müracaatlarından haberim yok. Ve toplantıda onların müracaatından haberim oluyor. Ayıp değil mi? Bu, UEFA’nın içindeki en yüksek mevkiilerdeki bir Türk için üzüntü verici değil mi?”

Bu kısım Şenes Bey’in anlattıkları. Şimdi gelelim Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız Fikret Ünlü’ye neden olaya el koy dediğime…

Şenes Bey’in bir ihbarı var. Gazetelerde, hem de manşetlerde… “Haluk, Milli Takımın her deplasman maçında 60 kişiye yakın genel kurulu üyesini ve milletvekillerini davetli olarak götürüyor” diyor. Sen Futbol Federasyonu Başkanısın Haluk. Sen, Futbol Federasyonu’nun paralarını babanın çiftliği gibi çarçur edemezsin. Edersen de özerkliği ile övündüğümüz Profesyonel Futbol Federasyonu’nu denetleme yetkisi olan Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız var. Başbakanlık Teftiş Kurulu var. Çok iyi hatırlıyorum, Şenes Erzik Federasyonu zamanında, bu teftiş kurulu 3 yahut 4 kez Şenes Erzik’in hesaplarını kontrol etti. Demek ki, istenilince kontrol edilebiliyor.

Şimdi Fikret Ünlü, hiç vakit geçirmeden Başbakanlık Teftiş Kurulu’nu harekete geçirmelidir. Ve Futbol Federasyonu’nun bu savurgan harcamalarının hesabını sormalıdır. Haydi bakalım Sayın Ünlü. Uzun zamandan beri değişik konularda Futbol Federasyonu ile kapışıyorsunuz. Bu benim yazdığım ve söylediğim en önemli konu. Türk futbolunun kazandığı paralar “Yağmacı Hasan’ın böreği” gibi dağıtılırsa, burada size görev düşüyor. Bekliyorum ve görmek istiyorum.

16 Eylül 1999’da Galatasaray Şampiyonlar Ligi karşılaşmasında sahasında Hertha Berlin ile 2-0 geriden geldiği karşılaşmayı 2-2 beraberlikle bitirir.

Mehmet Cansun yabancı oyuncu kısıtlamasının kendilerini engellediğinden şikayetçidir:

“Chelsea, Milan ve Hertha Berlin bir başka boyutta oynuyor. Biz başka boyutta. Temelden gelen yanlışlar nedeniyle biz bu zihniyetle Avrupa’da sadece figüranlık yapabiliriz. Yabancı kısıtlamasını getiren anlayış bize futbolda hala 1980 öncesindeki Türkiye’nin halini yaşatıyor.

Avrupalı haklı. Neden biliyor musunuz? Yıllardır bizden adam almıyorlar diye hayıflanıyoruz, kızıyoruz. İşte Hertha Berlin maçını gördünüz. Sen Avrupalı olsan kimi alırsın? Sadece Hakan Şükür. Biraz da K.Hakan. Onların dışında fizik olarak tamamen sırıttık. Adamlar geçen yıl hisselerini 700 milyon marka sattılar. 60 milyon mark harcayıp 9 yabancı oyuncu aldılar. Rakipler 10’dan fazla yabancı alıyor, biz federasyonun yasaklamaları yüzünden Bruno’yu bile güç bela oynatıyoruz. Şampiyonlar liginde yabancı kısıtlamasıyla karşı karşıya olan tek takım biziz.”

18 Eylül 1999’da Mehmet Cansun’un serzenişleri derhal dikkate alınır.

Futbol Federasyonu, Avrupa Kupalarında sınırsız yabancı oynatılması için yeşil ışık yakar. Başkan Haluk Ulusoy, kulüplerin de istemesi halinde uygulamayı gelecek sezondan itibaren başlatabileceklerini açıklar.

Uygulamanın milli takımı olumsuz yönde etkilemeyeceğine değinen Ulusoy, “AB’ye girmemiz an meselesi. Serbest dolaşım nasıl olsa gelecek Bu işten korkmamak lazım” der.

Federasyon üyelerinden Orhan Saka ligde yabancı sayısının dörde düşürülmesi, Avrupa Kupalarında isteyenin istediği kadar oyuncu oynatması düşüncesinden yana olduğunu belirtir.

Rekabet Kurulu 23 Eylül 1999’da yaptığı toplantıda Teleon’un diğer yayın kuruluşlarına Türkiye Profesyonel 1.Ligi maçlarının haber amaçlı görüntülerini vermesi konusunda ihtiyati tedbir kararı alır. Karara göre, görüntüler 1.Lig maçları bitiminden 45 dakika sonra talep sahiplerine bedeli karşılığında teslim edilmek zorundadır.

6 Ekim 1999’da Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, konuk olarak katıldığı Renault Mais Şeref Kürsüsü yarışmasında naklen yayınlar konusunda kızgın açıklamalar yapar.

Ünlü, naklen yayın ihalesi yapılmadan önce maç yayınlarının şifresiz olmasını istediğini, ancak Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un anlayış göstermediğini belirtirken şunları söyler:

“Benim isteğim en azından Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da şifresiz yayın yapılmasıydı. Ancak aleyhimde kampanya başlatılıp, yayın yapıldı. Ben Haluk Ulusoy’a telefon edip, ihalenin 1-2 gün ertelenmesini istedim ancak Ulusoy bu iyiniyeti ve anlayışı göstermedi.

Türkiye 1. Futbol Ligi’nin adı Türkiye Telsim 1. Futbol Ligi yapıldı ve buna karşı çıktım. Ancak Futbol Federasyonu bu işi kendi kafasına göre yapmış. İtirazlarımız kabul olmadı, biz de hukuki yollara başvurduk. İş mahkemeye yansıdı. Mahkememiz halen sürüyor. 26 Ekim’de bir duruşma daha var. Türkiye adını yazılı metinlerde bile koruyamaz hale gelirsem ne ben bakanlık yapabilirim, ne de bana bakanlık yaptırırlar”

Bir televizyon kuruluşunun spor müdürü “İhaleyi alan firma görüntüleri vermediği için yayınlayamıyoruz” derken, Ünlü, “İhaleyi alan firmanın 45 dakika sonra isteyen bütün televizyonlara, bedeli 2 bin doları geçmemek üzere görüntü vermesi ve özet yayın yaptırması zorunludur. Bu kurala uyulmazsa, federasyonun tek taraflı fesih hakkı var. Yasal prosedür içinde arkadaşlarımı uyarıyorum. Görevlerini yerine getirsinler, getirmezlerse ben görevimi yaparım” ifadesini kullandı.

9 Ekim 1999’da Avrupa Şampiyonası Eleme Grubu’ndaki son maçta Almanya ile Münih’te 0-0 berabere kalan Milli Takım, Euro 2000 şansını play – off maçlarına bırakır.

Apak ve Polat görseydi – İslam Çupi

Almanya – Türkiye milli maçını açık bir kanal aracılığı ile 70 milyon Türk insanına verememek, bir ulusun ortak beklentilerini bilememenin umursamazlığından kaynaklanmaktadır. Haluk Ulusoy kardeşimin direksiyonundaki futbol federasyonu, depremden moralman çökmüş Türk insanına pahalılık ve enflasyondan kıvranan ulusumuza yüzyılın maçını bir açık kanalla verip herkesin kararmış ruhunu açmak niyetini asla taşımamaktadır.

Haluk Ulusoy federasyonu için icraat paradır. Türkiye’de futbola ait herşey ihalelidir. Türkiye ligleri, Türkiye liginin isim hakkı, milli maçlar, herşey bir açık arttırmaya bağlanmıştır. İhaleyi verip vermeme gibi bir kanuni tercihe bakılmaksızın herşey en çok parayı boca edenin olmaktadır. İhaleyi alanın maddi şartları nasıldır, bu ücretlerle kaç kişi abone olur, bu aboneler ihale parasını karşılar mı karşılamaz mı, alan kuruluş ikinci taksidi verir mi vermez mi, akçalı önemli meseleler futbol federasyonunun umurunda değildir. Devletin mahkemeleri bu meseleleri çözücüdür, o itilaflar geldiğinde.

Bu federasyon dünyada gündüz oyunu diye tanımlanan ligin bir maçı haricindeki oyunları güneş ışığında oynatmak ve futbolcuları karbonmonoksit’in en çok kustuğu gecelerden kurtarmak gibi bir sağlık koruyucu tedbirini düşünmez. Bu federasyon birinci ligin başındaki Türkiye sözcüğünü para için Telsim ile değiştirmekte beis görmez. Devlet bu değişikliği yapamazsın diye mahkemeye verir. İdari mahkeme devleti haklı görmesine rağmen Haluk Ulusoy Telsim ibaresini kullanmakta ısrar eder. Telsim ibaresi reklamı veren kuruma ne kazanıyorsun diye sorduğunda o da meçhul. Herhalde hiçbir şey…

Milli Takımımız şimdi baraj maçlarına kaldı. Teknik direktör Mustafa Denizli isteyecek ligler yine bu iki maçın önemine göre tehire uğrayacak. O zaman ligler ne zaman bitecek? Bunlar Haluk Ulusoy’un umurunda değil. Milli takım Avrupa futbol şampiyonası finaline gitsin, kendisi de bu derece ile böbürlensin de geride ne olursa olsun. O naklen yayın paraları ve satışa çıkardığı manevi değer ücretlerini toplasın, onları kendisini seçen ve gelecekte tekrar seçecek olanlara versin de, gerisi biraz kül biraz duman…

Türk futbolunun gelişmesine bak… Orhan Şeref Apak ve Hasan Polat gibi iki dev federasyon başkanından Haluk Ulusoy’a düştük. Onlar kampta fazla içilen bir tek coca – cola’nın hesabı için devlete aylarca hesap verirlerdi. Haluk Ulusoy ise milli takıma Türkiye’deki asgari ücret komikliğine bakmadan milyarlar dağıtıyor. Apak ve Polat’ın takımlarındaki oyuncular bir kere Dünya kupası finallerine gitmişlerdi. Ulusoy’un takımı ise Avrupa’daki derecelerle cirit atıyor. Çünkü Orhan Şeref Apak ile Hasan Polat’ın Avrupa’sında eser yok artık. O futbolun yerine, şimdilerde lodos yelleri esiyor, eski kıtada…

Ünlü – Ulusoy sürtüşmesi devam etmektedir (aklınıza bir benzerlik geliyor mu?).

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü 13 Ekim tarihinde bir açıklama yaparak Futbol Federasyonu yönetimini sert bir dille eleştirir:

“Türkiye’de futbol giderek gelişip güzelleşiyor. Teknik boyutlarıyla bakıldığında futbolcularımızın ve antrenörlerimizin performansından şikayetimiz yok. Ancak federasyonun yönetim tarzında sıkıntılar var, özerkliği yanlış algılamanın da ötesinde sanki kendi özgür iradeleriyle hareket etmiyorlar gibi bir izlenim uyandırıyor. Yaşadığımız örnekler benim de bu kanımı güçlendiriyor. Yayın kargaşasını önlemek federasyonun görevidir. Yazılı ve sözlü uyarılarım var. Verdiğim süre sınırlı, sorunu çözemezlerse gerekeni yapacağım.

Milli maçların yayını şifreli olamaz. Kura çekiminin bile naklen yayınlandığı bir milli organizasyonun kendi halkına yansıtılmasında şifre kullanılamaz. Bu bir kamu görevidir. Vatandaş onlarca televizyon kanalının olduğu bir ülkede 1960’lardaki gibi radyodan maç dinlemeye başladı. Gelinen noktayı kimse savunamaz.

Ligin adı yasalarda, tüm yazışmalarda ve halk arasında Türkiye 1.Futbol Ligi olarak kullanılıyor. Bu isim adı üstünde milli karakterde bir organizasyonu tarif ediyor. Bir firmanın adı ile özdeşleştirilemez. Bir firmanın faliyeti gibi algılanmaya müsait düzenlemelere gidilemez.

Bu anlayışı demokratik hukuk devletinin bana yüklediği sorumluluk bilinci içerisinde çözüme ulaştıracağım.”

14 Ekim 1999’da Futbol Federasyonu, bütün eleştirilere rağmen milli takımın S.İrlanda ile oynayacağı baraj maçının naklen yayınını, ihale açmaksızın Star TV’ye verir. Bedeli 1 milyon 50 bin dolardır. Saha içi reklam gelirleri ve bu gelirlerin yurt dışı payı hakkı da Star TV’nin olur.

Kanal D, ATV, Show TV, Kanal 6, NTV ve Cıne 5 yayınladıkları bir deklerasyonla federasyonu kınarlar.

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü:

“Türkiye’de futbol giderek gelişip güzelleşiyor. Teknik boyutlarıyla bakıldığında futbolcularımızın ve antrenörlerimizin performansından şikayetimiz yok. Ancak federasyonun yönetim tarzında sıkıntılar var, özerkliği yanlış algılamanın da ötesinde sanki kendi özgür iradeleriyle hareket etmiyorlar gibi bir izlenim uyandırıyor. Yaşadığımız örnekler benim de bu kanımı güçlendiriyor.

Yayın kargaşasını önlemek federasyonun görevidir. Yazılı ve sözlü uyarılarım var. Verdiğim süre sınırlı, sorunu çözemezlerse gerekeni yapacağım.

Milli maçların yayını şifreli olamaz. Kura çekiminin bile naklen yayınlandığı bir milli organizasyonun kendi halkına yansıtılmasında şifre kullanılamaz. Bu bir kamu görevidir. Vatandaş onlarca televizyon kanalının olduğu bir ülkede 1960’lardaki gibi radyodan maç dinlemeye başladı. Gelinen noktayı kimse savunamaz.

Ligin adı yasalarda, tüm yazışmalarda ve halk arasında Türkiye 1.Futbol Ligi olarak kullanılıyor. Bu isim adı üstünde milli karakterde bir organizasyonu tarif ediyor. Bir firmanın adı ile özdeşleştirilemez. Bir firmanın faliyeti gibi algılanmaya müsait düzenlemelere gidilemez.

Bu anlayışı demokratik hukuk devletinin bana yüklediği sorumluluk bilinci içerisinde çözüme ulaştıracağım.”

Futbol Federasyonu Asbaşkanı ve Yayın Kurulu Başkanı Ata Aksu, yasal olmayan birşey yapmadıklarına dikkat çeker;

“2. Lig yayınını TRT’ye verirken kimse ses çıkarmadı. Bunun farkı nerede. Holding gibiyiz. İstediğimizi almak ve satmak hakkına sahibiz.”

15 Ekim 1999 tarihinde Hulki İlgün Hürriyet’teki “Çiftlik” başlıklı yazısında şunları yazar:

İstanbul’dan Ümit Işık, Ankara’dan Feridun Erdinç, fakslarında sözleşmişler gibi aynı soruyu soruyorlar: “Futbol Federasyonu, Haluk Bey’in çiftliği mi?.. Söylenenlere göre Almanya maçına yine bir değil, bu defa iki uçak dolusu delege ve eşleri götürülmüş. Kimin parasıyla gidiyor bu insanlar?.. Hiç utanmıyorlar mı?… Hem maçları bize veremiyorlar, hem de bizim paramızla Avrupa’da cirit atıyorlar. Yok mu bu işin soranı, hesabını isteyeni? Bu nasıl bir çiftlik ki gelen yiyor, giden yiyor!…

Yani Haluk Bey ve yandaşları koltuklarında kalacak diye, bizim paramızla kazığı biz mi yiyoruz?”

Vallahi kardeşler, olayı ben de duydum, şaşırdım kaldım. Bildiğiniz gibi daha önceki milli maçlarda da aynı rezalet yaşandı. Yazarak ilgilileri uyardım, “Önleyin bu rezilliği” dedim. Anlaşılan delegeler Federasyon yönetiminin koltuk oyları, Gezdirip, yedirir, içirir, oylarını alırlar, keyiflerine bakarlar.

Olay “deve” misali beyler. Federasyonun hangi olayı doğru ki, avantadan seyahat olayı eğri olsun. Ayrıca utanmayan Federasyon değil, senin benim paramla, beleşten dünyayı gezen “avantacı” delegelerdir. Ama susmayın kardeşler. Ben de susmayacağım… Yazın bana, ben de bıkmadan usanmadan hesap soracağım.

Elbette Ulusoy’dan yine kimse hesap filan soramaz…

15 Ekim 1999’da Bakanlar Kurulu’nun toplantısında Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Ünlü’nün önerisiyle hazırlanan kararname imzaya açılır. Bakanlar tarafından imzalanan kararname şu üç önemli kararı içermektedir:

– Futbol Federasyonu tarafından adı Telsim Ligi olarak değiştirilen birinci lig, kararname ile gerçek adına kavuşturuldu. Bundan böyle Türkiye Birinci Ligi olarak anılacak ve başka hiçbir isim alamayacak.

– Keyfi davranış içine giren Futbol Federasyonu’nun hesapları da kararname ile masaya yatırılacak. Federasyonun hesapları Başbakanlık müfettişleri tarafından incelenecek. Futbol Federasyonu’nun özellikle milli maçların televizyon kanallarına ihalesiz verilmesi ve yurt dışındaki harcamalarını üzerinde durulacak.

– Milli maçların yayınları da şifresiz kanallardan verilmesi kararname ile karara bağlandı. Bundan böyle hiçbir milli maç şifreli kanaldan yayınlanamayacak.

16 Ekim 1999’da Fenerbahçe, Rıdvan’ın MTK maçıyla istifasından sonra teknik direktörlüğe getirilen Zeman’la çıktığı ilk lig mücadelesinde deplasmanda Trabzonspor’a 2-0 yenilir. Zeman, İtalya’da alışık oldu şekilde takımı sahaya 4-3-3 düzeninde sürer.

Trabzonspor maçın başlarında bulduğu golle 1-0 öne geçerken karşılaşmanın 71 inci dakikasında Alpay, Selahattin’e dokunmadığı pozisyonda ikinci sarı kartı görüp hakem Bülent Uzun tarafından atılır. Hemen ardından Ogün’ün pozisyona itirazı sonrası Fenerbahçe dokuz kişi kalır. Sonrasında ev sahibi ekip tek kale oynarken bitime 10 dakika kala maçın skorunu tayin eden gol gelir. Hakem Bülent Uzun, “Ogün kolumdan çekip, ‘terbiyesizlik yapma’ dedi. O nedenle kırmızı çıkardım” diye konuşur. Fenerbahçe’liler ayrıca Moldovan’ın ceza sahası içinde düşürüldüğü pozisyona uzun süre itiraz ederler.

Trabzonsporlu Selim, Fenerbahçe maçına bir kaç dakika kala canlı yayın yapan TV röportajcısıyla konuşurken, Fenerbahçe seyircisinin davranışlarını yorumlar: “Ukalalık etmesinler… Hadlerini bilsinler! Oturup maç seyretsinler!”

Stadın güvenliğini sağlayan emniyet güçlerinin duyarsızlığı nedeniyle karşılaşma öncesi olaylar çıkar. Açık tribünün köşesinde yer alan 500 kadar Fenerbahçeli taraftara taş atılması sonucu başlayan karşılıklı kavgayı güvenlik güçleri önlemekte yetersiz kalırlar. Fenerbahçeli futbolcular tünelden çıkarken yabancı cisim yağmuruna tutulurlar. Maç sırasında da maraton tribününde oturan taraftarlar sahaya sürekli pet şişe atarlar. Sezon başında Fenerbahçe’ye transfer olan Ogün ve Abdullah’a uzun süre küfür edilir, top Abdullah’ın ayağına her geldiğinde sahaya şişe yağar.

Aziz Yıldırım maç sonrasında çok sinirlidir:

“Aleyhimize oyunlar devam ediyor. Federasyon mafya yöntemleriyle iş görmeye çalışıyor. Bu lig böyle bitmez. Bizim oyunlarla mücadele etme şeklimiz değişir. Devletin artık işe el atması, federasyonu şahıslardan kurtarması gerekiyor.

Hakemler federasyonun tepkisinden korkuyor ve lehimize karar vermekten çekiniyor. Ogün ve Abdullah’a sürekli küfür edildi, anons bile yapılmadı. G.Saray maçımızı neden erteliyorlar? Çünkü Milan’la oynayacak, sonra bizimle karşılaşacak. Bunu G.Saray’ı kollamak için mi yapıyorlar?

Seyircimizi tellere kilitliyorlar, emniyet müdür yardımcısı ‘anahtarı kaybettim’ diyor. Taraftarı polisle karşı karşıya getirdiler. 17 kişi yaralandı.”

17 Ekim 1999 tarihinde bazı televizyon kanallarında Ulusoy’un gizlice banda alınan bazı sözleri yayınlanır. Bantta Ulusoy “Kanal D’nin de ATV’nin de avradını s….m”, derken, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’yü kastederek “gereğini yapacakmış, buyursun da yapsın bakalım” demektedir.

Aynı gün Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, Trabzonspor maçında yaşanan olaylardan bahisle Futbol Federasyonu, MHK ve hakem Bülent Uzun’a ateş püskürür. Yıldırım, “Önümüzü kesmek için her yolu deniyorlar. Burnuma pis kokular geliyor. Bunlar yetmezmiş gibi, kulüplerden kazandıkları paraları başkalarına peşkeş çekiyorlar” der.

Aziz Yıldırım şöyle devam eder:

“Deniyor ki, ‘MHK özerk bir kuruluştur, onlara kimse müdahale edemez.’ Kesinlikle yalan. MHK üyeleri, Almanya’ya eğer kendi imkanları ile gitmişlerse söyleyecek bir sözüm yok. Federasyon götürdüyse, bu durumu kamuoyuna izah etmek zorundalar.

Görülüyor ki, Ulusoy federasyonu özerkliğini kaybetmiş, keyfi olarak idare edilen bir kurum haline gelmiş. Devleti hiçe sayıyor. Devletin de artık böyle bir federasyona dur demesi ve olaylara el koyması gerekiyor.

Trabzon’daki olayların sorumluları Federasyon, MHK ve hakem Bülent Uzun’dur. Sonuçla ilgili herhangi bir şikayetim yok. Benim şikayetim, bu neticeyi sağlamaya çalışanlara. Sayın Başkan M.Ali Yılmaz, hafta içinde, Bülent Uzun’un yönettiği maçları sürekli kaybettiklerini belirterek, onu etki altına aldı. Maçın sonunda da gördük ki, o kadar korkmasına gerek yokmuş.

Moldovan’a ceza alanı içerisinde yapılan harekete penaltı verilmedi. Arkasından Alpay gereksiz yere oyundan atıldı. Rüştü hakemi uyardı, tepki gösteren Ogün’e kırmızı kart çıktı. Fener’in kadrosunu azaltmak için her yola başvuruyorlar. Maçın 1. dakikasından sonuna kadar sahaya durmadan su şişeleri, ayran şişeleri atıldı. Sergen korner atmaya gittiğinde bir eli kafasındaydı. Taşlar atıldı, Bülent Uzun bir kez olsun anons yaptırmadı. Hakem, ‘Ogün beni tuttuğu için attım’ diyor. O zaman G.Saray-G.Antep maçında Hagi’nin yaptığı hareket neydi? Bu tür olaylar nedeniyle her maçta en az 3-5 futbolcunun atılması gerekir. Trabzon’da şahsına yönelik hiçbir hareket olmadı. Galip geldikleri için Trabzonspor’u kutluyor, olayları yatıştırmak için çaba harcayan sayın M.Ali Yılmaz’a teşekkür ediyorum.”

Trabzonspor – Fenerbahçe maçının gözlemcisi Seyfi Gözaydın, maç ile ilgili raporunda olayları ayrıntılarıyla anlatırken ağır ifadeler kullanır.

Emniyet güçlerinin Trabzonsporlu taraftarlara hoş görünmek için taraflı davrandığının belirtildiği raporda, taraftarların acımasızca dövüldüğü, sahaya yabancı cisim yağdırıldığı, hakem Bülent Uzun’un da hata yaptığı yazılır.

Gözlemci Seyfi Gözaydın’ın Futbol Federasyonu’na ulaşan raporunda, olayların maç öncesi Trabzonsporlu taraftarların Fenerbahçe tribünlerine taş atmalarıyla başladığı ifade edilr. 250 kişilik grup üzerine atılan taşlar nedeniyle iki Fenerbahçeli taraftarın başlarından yaralandığı ve ambulansla hastane kaldırıldığının belirtildiği raporda, polisin olaya seyirci kaldığı kaydedilir.

Sarı – Lacivertli taraftarların Vali’yi istifaya davet eden tezahuratından sonra tribünlere 100 kadar polisin girdiği ve Fenerbahçeli taraftarları acımasızca dövdüğünün belirtildiği raporda maç sonrası yaşanan tablo nedeniyle Aziz Yıldırım’ın arkadaşlarıyla birlikte sahaya inerek olaya müdahale ettiği anlatılır.

Bu sırada tribünden atlayan iki Trabzonspor taraftarının Yıldırım’a saldırmak istediği, Trabzonspor başkanı M.Ali Yılmaz’ın da saha içinde olması nedeniyle müdahale ettiği kayda geçer.

Raporda 15 dakika süren olaylar sırasında güvenlik güçlerinin Fenerbahçeli taraftarları joplarla dövdüğü, sahaya dönük kapının açılmasından sonra yaralı seyircilerin ambulanslarla hastaneye götürüldüğü belirtilir.

Karşılaşmanın gözlemcisi, maç sırasında özellikle Abdullah’ın topla buluştuğu anlarda tribünlerden su şişeleri, davul tokmakları ve bozuk para atıldığını rapor ederken, hakem Bülent Uzun tarafından oyunun durdurulup uyarı anonsu yapılmadığı, bunun da hata olduğu vurgulanır.

İKİ FARKLI BÜLENT UZUN

1 – Böyle şeylerle her yerde karşılaşan Bülent Uzun

Trabzonspor – Fenerbahçe maçının hakemi Bülent Uzun, sahaya atılan maddeleri ve edilen küfürleri, “Böyle şeyler Türkiye’nin heryerinde oluyor” diye yorumlar.

Uzun, gazetecilerin sorularını yanıtlamaktan kaçınırken, yaptığı kısa değerlendirmede, “3. dakikada anons mu yaptırılır? Antalya maçında kafama tokmak yedim, yine de anons yaptırmadım. Dünkü (önceki günkü) maçta da tezahürat ve yabancı maddeleri rahatsız edici bulmadım”.

2 – G.Saray maçını 5 dakika durduran Bülent Uzun

Yabancı madde yağmuruna ve küfürlere duyarsız kalan, Türkiye’nin her yerinde bunlarla karşılaştığını söyleyen Bülent Uzun, bir önceki sezon, 26 Nisan 1999’da oynanan Trabzon – Galatasaray karşılaşmasını, aynı gerekçeler yüzünden, 5 dakika durdurmuştur. Galatasaray’ın 3 – 0 kazandığı maçta, tribünlerden atılan maddeler yüzünden anons yaptıran Uzun, güvenlik gerekçesiyle yan hakeminin yerini de değiştirmiştir.

18 Ekim 1999’da Aziz Yıldırım şunları söyler;

“Bu seyirci sahaya iner. Kimse de önleyemez. Maçları doğru yönetsinler. Hem hakkımızı gasp edeceksin, hem de bunu beyan edeceksin. Toplum psikolojisinde bu insanları tutamazsınız.

Biliyorlar ki bir kere şampiyon olsak, beş sene devamı gelecek. Bizi kimse tutamayacak. O yüzden telaş içindeler. Hakkımızın yendiğini MHK üyesi Bülent Yavuz da açıkladı. Yavuz çıkıp, resmen Fenerbahçe’yi yiyoruz, dedi. Hep hatalar Fenerbahçe’ye rastlıyor, diye konuştu. Sonunda onlar da anladı”.

Galatasaray tarih boyunca alışıldığı üzere cevap vermekte fazla geç kalmaz. Başkan Faruk Süren;

“Fenerbahçe önce kendi kapısının önünü temizlesin. Büyük bir haksızlıkla karşı karşıya kalıyoruz. Fenerbahçe kendi uğradığı haksızlık yüzünden olayı bize bağlıyor. Takımımızın, futbolcularımızın ve teknik adamlarımızın başarılarını şaibe altına almak istiyorlar. Eğer bildikleri somut bir şey varsa lütfen ortaya çıkarsınlar. Aksi taktirde kendilerini müfteri ilan ederim.

Elbette son maçta hakemler hatalı. Ama o iş başka, bize saldırmak başka. Bizi hedef göstererek mazeret üretiyorlar. Kendi yaptıkları transferler, aldıkları hocalar doğru, sadece hakemler hatalı. Böyle bir şey var mı?”

Trabzon’da yaşanan olaylara tepki gösteren Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım hakkında soruşturma açılır. Futbol Federasyonu Hukuk Kurulu, maç sonrasında Yıldırım’ın bazı televizyon kuruluşlarına verdiği demeçlerde teşkilata ve federasyon başkanı Haluk Ulusoy’a yönelik hakaret ve itham edici sözler bulunduğu gerekçesiyle, ceza dosyası düzenlemeye karar verir.

Yine de hoşgörü (!) göstererek Yıldırım’ın, “G.Saray kollanıyor” sözlerini bir eleştiri olarak yorumlarlar.

Federasyon Hukuk Kurulu, yine basın yoluyla Ulusoy’a “şerefsiz” dediği savunulan sarı lacivertli yönetici Hulusi Belgü’yü ceza kuruluna yollar. Kurul, Alpay hakkında suç duyurusunda bulunmazken, hakem Bülent Uzun’a “ulan” diye hitap eden Ogün’ü de ceza kuruluna sevkeder.

Lütfen biraz ciddiyet – İslam Çupi

Ben futbol federasyonunun Haluk Ulusoy seçildikten sonra güvenirliğini tarafsızlığını her teşekkül için aynı ağırlıkta ve sevecenlikte oluşunu çok hızlı biçimde kaybettiği inancındayım. Futbol olarak tarihinin en zayıf günlerini yaşayan Fenerbahçe’nin üstüne hakemlerle gelindiği artık bir gerçektir.

Bu baskının son örneği Trabzonspor’daki atılmalar ve saha dışı olaylardır. Trabzon valisi ve emniyet müdürü maçtan sonraki beyanları sebebiyle derhal istifa etmelidir. Ama şartlar ne olursa olsun Fenerbahçe Türkiye’de bir cumhuriyettir. Bir gün bu cumhuriyetin idaresine öyle haşin adamlar oturur ki bunun hesabı federasyondan ve Ulusoy’dan fena sorulur.

Ben 1960’dan sonra Devlet Bakanı Malik Yolaç’ın Ankara’da bir milli takım kampını ziyaretinde Can Bartu’nun ayak ayak üstüne atışını ve pozisyonu bozmayışını devlet ciddiyeti ile bağdaştırmadığı için ikisi de Modalı olan ve Bartu’nun çocukluğunu bilen bakanın o esnada futbolcuyu azarlayacak yerde, futbol federasyonu başkanı olan imparator Orhan Şeref Apak’ı görevinden azlettiği günleri biliyorum.

Lütfen biraz devlet ciddiyeti futbol federasyonu…

Turgay Şeren yine Ulusoy’a yüklenir:

19 Ekim 1999 – Oteline dön Haluk – Turgay Şeren

Federasyon başkanlığı onayın 5 dakika sürdü. Kiğılı istifa etti, akraban Taranoğlu seni atadı. Ve cümbüş başladı. Federasyon binasını kahveye çevirdin. Ulusoy soyadı ülkemizde saygındır. Sen bu ismi de kemirdin kemirdin kemirdin.

Uzun zamandan beri Futbol Federasyonu Başkanımız Haluk ile yıldızlarımız barışmadı. Nedeni, federasyon başkanı olduğu günden itibaren, o koltukta yakışıksız işler yaptı. Dile kolay, Türk futbolunun başındasın sen Haluk. Oraya nasıl kuş gibi kondun, hepimiz biliyoruz.

Yakın akraban Taranoğlu kısa bir süre için Spordan Sorumlu Bakan olmuştu. Abdullah Kiğılı istifa etti, 5 dakika sonra senin federasyon başkanlığı onayın Spor Bakanlığı’ndan geldi. Seni çok uyardım Haluk. Sen zannettin ki ben senin düşmanınım. Asla, senin düşmanların etrafına topladığın danışmanların, bir de üstelik son olarak asbaşkan yaptığın Ata Aksu. Ata Aksu’yu şöyle bir hatırlayalım.

Futbol Federasyonu’nun küfürcü başkanını görev arkadaşları da hoş karşılamadı. İlk tepki Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu üyesi Ufuk Özerten’den geldi. Özerten, Ulusoy’un ATV ve Kanal D’ye küfür edip, ‘‘Gereğini yapacakmış. Buyursun yapsın’’ diyerek Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’ye de meydan okumasını eleştirdi.

Özerten, Bu olayı hoş karşılamanın mümkün olmadığını belirterek, ‘‘Kurumsal yapı zedeleniyor’’ uyarısında bulundu. Özerten, konuyu yarın yapacakları yönetim kurulu toplantısında konuşacaklarını ve kimin haklı, kimin haksız olduğunu belirleyeceklerini ifade etti.

Rahmetli Turgut Özal zamanında olaylı özerk Futbol Federasyonu seçimi iptal edildi. Bizim Ata pılısını pırtısını topladı, Futbol Federasyonu Başkanlığı koltuğuna oturdu. Turgut Özal ona haber gönderdi, ‘‘O koltuktan kalk, Gaziantep’e dön’’ dedi. Ata yerinden bile kıpırdamadı. Sonra ne oldu biliyor musunuz. Başbakanlığın emri ile polisler geldi, Ata’yı koltuğundan kaldırdı ve Futbol Federasyonu’nun Ankara’daki bürosundan kovdu. Şimdii, bu Ata bizim Haluk’un başdanışmanı, asbaşkanı ve onun akıl hocası.

Profesyonel futbolculardan çok uzaksın dedim, Haluk. Kulüp yöneticileri futbolcu kıyımı yapıyor, dedim. Satıştan kalan futbolcuların taksitlerini ödememek için yalan yanlış cezalar uyduruyorlar, dedim. Ama sen, kulak arkası ettin. Zira, kulüp yöneticilerinin çoğu genel kurul üyesi, onlara karşı gelemezsin. Onlar senin Futbol Federasyonu koltuğunun ayakları. Onlarsız çöker gidersin.

Talimatname gereği, kulüplerin lisansları, futbolcuların ve antrenörlerin federasyonca yasallaşmış alacakları ödenmeden vize olmaz. Sen bu kuralı da deldin, Haluk. Futbolcular perişan, senin umurunda mı? Senin için varsa yoksa genel kurul üyeleri.

Sana oy vereceklerin hepsini peşine takıp ülke ülke dolaştırdın, Haluk. Mazeretin de şu oldu, ‘‘Ben kendi paramla onları götürüyorum’’ dedin. Bu da ayıp Haluk. Yani onlara bir yerde rüşvet veriyorsun anlamına gelmiyor mu söylediklerin?

Futbol Federasyonu kurulunun da üstüne ölü toprağı serilmiş. Herhalde onlar da bir daha bu maroken koltuklara oturamayacağını düşünerek sana sıkı sıkı sarılmışlar. Artık deniz bitti, Haluk. Kanal D’ye ve atv’ye ana avrat söverken seni televizyonda izledim. Hem utandım, hem de üzüldüm. Ulusoy soyadı ülkemizde saygındır, Haluk. Sen bu ismi de kemirdin kemirdin kemirdin.

Aç dünkü gazeteleri bak, senin için neler yazıyorlar. Yapacağın şey şu: Sessiz sedasız istifa et, esas mesleğin olan oteline dön.

Türk futbol tarihinde sen ve senin federasyonun bir kabus ve utanç devri olarak hatırlanacak. Daha fazla direnme, Ata Aksu gibi sen de polislerle oradan kovulma.

19 Ekim 1999’da Ulusoy’un baskı yöntemlerinden birisine şahit oluruz.

Haluk Ulusoy Federasyonu, 3.lig kulüplerine bir faks göndererek imzalanmasını ister. Kulüplere, “Faksı imzalayın, eğer yönetim değişirse ayakta duramazsınız. Bizim sayemizde yaşıyorsunuz” denilir.

Gönderilen faks metni şöyledir:

Sayın Haluk Ulusoy Futbol Federasyonu Başkanı

Tarih, hep kötülerle iyilerin kavgasından bahseder. Şahsi menfaatlerini, toplumun menfaatlerinin önünde tutan insanlar, bulundukları toplumu sürekli çatışma içinde tutarlar. Eğer toplumun namuslu insanları güçlerini birleştirip, kötülere karşı kavga vermezse, sonunun hüsran olduğu hep bilinir.

Bu bağlamda Türkiye Futbol Federasyonu’na yapılan çirkin saldırıları kınıyoruz. Federasyon’un yanında olduğumuzu bildiriyoruz.

Saygılarımızla.

………. Kulübü

Aynı tarihte Futbol Federasyonu’nun milli maç seyahatlerine uçak dolusu misafir götürmesi her kesimden eleştiri alırken, Asbaşkan Ata Aksu bu uygulamayı da savunur:

“Bunda bir yanlışlık bulmuyorum. Delegelerin yurt dışına götürülmesi oy kaygısından değil. Politik bir yaklaşım yok. Genel Kurul’u parlemento olarak düşünün, milletvekilleri olarak düşünün. Parlemento üyeleri, milletvekilleri yurt dışına gitmiyor mu? Benim başarıma, üzüntüme, çalışmama niye ortak olmasınlar? Neden onları yok sayalım?”

Bu arada bir yurt gezisinin Futbol federasyonu’na 100 bin dolara malolduğu saptanır.

Ata Aksu, İrlanda maçının ihale yapılmadan Star televizyonuna verilmesi ile ilgili olarak ise, “Federasyon özel hukuk hükümlerine tabi tüzel kişiliğe sahiptir. İhale yapmak zorunda değiliz. Yönetimin takdiri. Bunda en ufak hukuki bir sakınca yok. Kendi denetim mekanizmamız var. Kimse bulanık suda balık avlamasın” der.

Milli takımın Almanya ile oynadığı maça 84 misafir götürülmüştür. Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’un davetlisi olarak Berlin’e götürülen kişilerin yemek, konaklama ve yol paraları federasyon tarafından karşılanırken kafilede genel kurul delegeleri, eşleri, federasyon danışmanları, yönetim kurulu üyelerinin arkadaşları da yer almıştır.

20 Ekim 1999’da Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, bir süre önce televizyonlarda yayınlanan küfür olayı ile ilgili olarak;

“Söylememem gerekirdi ama bende bir insanım. Ağzımdan bu sözler çıktı. Bu dostane bir konuşma arasında söylenen bir laftır. Onlara güvendim. Ama herşeye rağmen böyle sözler sarfetmemem gerekirdi. Üzüntülüyüm. Türkiye’de yaşayan herkesten bu sözlerim nedeniyle özür diliyorum.

Fenerbahçe’nin hakem konusundaki tepkileri doğal olabilir. Ama biz hiç bir hakemimizin art niyetli olduğuna inanmıyoruz. Varsa artniyetli olanlar çıkıp bizi uyarsınlar. Hiç bir zaman federasyon takımları şampiyon yapmaz. Böyle bir mantık olamaz. Biz neden Fenerbahçe’ye karşı art niyetli olalım ki? Biz tüm kulüplerin federasyonuyuz”

Futbol Disiplin Kurulu, Fenerbahçe maçında çıkan olaylar nedeniyle Trabzonspor’dan savunma ister. Savunma şöyledir:

“Fenerbahçe otobüsü maç sonrası kesinlikle taşlanmamıştır. Böyle bir olay olmadığı gibi, uydurmadır ve gözlemcinin de bunu görmesi mümkün değildir. Abdullah’ın aleyhine tezahürat olabilir. Bunun nedeni de hafta boyunca yapılan açıklamalar nedeniyle Trabzonspor taraftarının bu oyuncuya karşı tepki duymasıdır.

Bir futbolcunun moralini bozmak açısından küfüre yer vermeden olumsuz tezahürat da doğal karşılanmalıdır. Ama sahaya atılan pet şişeleri kesinlikle tasvip etmiyoruz. Bu ne yazık ki Türkiye’nin tüm statlarında yaşanmaktadır.

Aziz Yıldırım ve yöneticiye saldırı olayı da doğru değildir. Kaldı ki maç bittikten sonra Aziz Yıldırım’ın ve yöneticilerin sahanın içine izinsiz girmesi de kabul edilemez. Yönetmenliklere aykırıdır. Maç başında, maç içinde ve maç sonunda Fenerbahçe taraftarının aşırı tahriki vardır. Buna rağmen, Trabzonspor taraftarı olgun davranmıştır. Maç boyunca da 2 takım futbolcuları, yöneticileri, teknik kadroları arasında en küçük bir sorun yaşanmamıştır.”

21 Ekim 1999 tarihinde Bakanlar Kurulu’nun Resmi Gazete’de yayımlanan kararı ile Türkiye 1. Futbol Ligi’nin herhangi başka bir ad altında yürütülemeyeceği hükmü getirilir. Milli maçların da canlı, banttan, özet veya haber amaçlı görüntü olsun, televizyondan şifresiz olarak yayınlanması karara bağlanır.

Aynı tarihte Futbol Federasyonu hakkındaki suçlamalar sonrası Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün isteği ile harekete geçirilen Başbakanlık Teftiş Kurulu, federasyon hakkında incelemelere başlar. Başbakanlık Teftiş Kurulu müfettişleri, Türkiye Futbol Federasyonu’nun Ankara ve İstanbul’daki binalarına giderek, kayıtları incelemeye alırlar. Federasyonun Ankara’daki belgeleri de müfettişlerin incelemeleri amacıyla İstanbul’a gönderilir.

22 Ekim 1999’da Kanal D, Türkiye 1. Lig karşılaşmalarının yayını konusunda çıkan tartışmalar sırasında “Avradını s… Kanal D’nin de ATV’nin de” diyen Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’a 250 milyar liralık tazminat davası açar. Ayrıca, Ulusoy hakkında, hakaret suçundan dava açılması için, Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunur.

23 Ekim 1999’da Divan Kurulu’nda konuşan Aziz Yıldırım;

“Topyekün savaş içindeyiz. Galatasaray da bu savaşta bir piyon.

Fenerbahçe’nin başka dostu yok. Galatasaray hakemler ve federasyon tarafından korunuyor. Ancak esas olay, Anadolu kulüplerinin üç büyüklerin hegemonyasına son vermek için yaptıkları organizasyondur. Galatasaray da bu oyunun bir piyonudur. Küçük kulüpler televizyon gelirleri ile bütçe sıkıntılarından kurtulmak için federasyonla birlikte bir mücadele içindeler. İki üç kulüp başkanı federasyonu idare ediyor. Fenerbahçe, Anadolu kulüpleri içinde en büyüğüdür. Ancak geçen yıllardaki yanlış politikalarla diğerlerinden uzaklaştırıldı. Yan yana gelmesi de artık çok zor.

Benden hakem için yardım isteyenler şu anda çıkarları olduğundan dolayı federasyonun arkasındalar. Çünkü federasyon, televizyon gelirlerini bankalardan alabilmeleri için onlara hesaplarında temlik olmadığına dair yazı veriyor. Hepsinin hesabı temlikli. Artık topyekün bir savaş içine girmeliyiz. Hakem hatalarını federasyon da, MHK de kabul ediyor. Ancak art niyet yok diyor. Art niyetsiz hata olmaz. Hata bir iki defa olur. On defa olursa bunun arkasında kasıt vardır”

24 Ekim 1999’da 10.000’e yakın Fenerbahçeli taraftar Bağdat Caddesi’nde toplanıp Şükrü Saraçoğlu Stadı’na kadar yürüyerek, Futbol Federasyonu ile Merkez Hakem Kurulu’nu protesto ederler. Taraftarlar, yol boyunca, “Ulusoy istifa” diye haykırlar.

Ulusoy ve Hilmi Ok’un fotoğraflarının yeraldığı bir bildiriyle, “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak mesajı veren taraftarlar, G.Saray’a da gönderme yaparak, “Geçmiş olsun.. Ayağına sağlık Chelsea. Artçı şok devam ediyor” gibi pankartlar açarlar. Taraftarlar, “Haluk federasyonu yok, Cimbom Avrupa’da yok” diye tempo tutarlar.

29 Ekim 1999 tarihinde, Fenerbahçe maçında çıkan olaylar nedeniyle 1 maç saha kapama cezası alan Trabzonspor’un itirazı Tahkim Kurulu’nda kabul edilir ve ceza kaldırılır.

12 Kasım 1999’da Fenerbahçe Teknik Direktörü Zeman, milli maçlar nedeniyle 21 Kasım Pazar gününe kaydırılan derbi maçının, Galatasaray’ın UEFA Kupası karşılaşması nedeniyle ileri bir tarihe alınmasına karşı olduğunu söyler. Ancak Ulusoy federasyonu 17 Kasım’da maçı 29 Aralık tarihine ertelediğini açıklar. Zdenek Zeman, “Karar skandaldır” yorumunu yapar.

Alınan bu erteleme kararının tamamen G.Saray’ı korumak için yapılan bir operasyon olduğunu ileri süren Başkan Aziz Yıldırım, Federasyonun tamamen kendine yakışan bir karar aldığını ifade eder, “Biz pazar günü oynamak istiyoruz. G.Saray da erteleme istememiş. Yabancı futbolcularımız bu tarihlerde gitmek isteyecekler. Bu nasıl iştir anlam vermek mümkün değil. Bu karar kesinlikle yanlıştır. Maça tam konsantre olmuşken böyle yanlışlık olmaz“ der.

Asbaşkan Necdet Ersoy da konuyla ilgili olarak Federasyonu suçlarken, “Artık yapacakları tek şey kaldı. Federasyon bayrağının üstüne G.Saray’ı da dahil etsinler. G.Saray’ın milli futbolcuları maçın erteleneceği pazartesi gününden biliyordu. Federasyon Fenerbahçe camiasına açıkca meydan okuyor. Tahrike devam ediyor” diye konuşur.

Asbaşkan Kiğılı, “Çıksınlar G.Saray’a göre lig kursunlar” der.

18 Kasım’da Genel Sekreter Köksal Özbek, Asbaşkan Abdullah Kiğılı, Futbol Şubesi Sorumlusu Ali Yıldırım ve yönetici Rint Akyüz bir basın toplantısı düzenler ve “Bu maçı oynamak istiyoruz. Tahkim’e başvuracağız” açıklamasında bulunur. Özbek, “Büyük sıkışıklığa giren lig daha da çıkmaza götürülüyor. İtirazımızın sebebi iki kulübün de erteleme talebinde bulunmamasıdır” der.

30 Kasım 1999’da, Kanal D’den sonra Sabah ve ATV de Türkiye 1. Ligi maçlarının yayını konusunda çıkan tartışmalar sırasında küfür eden Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’a 300 milyar liralık tazminat davası açarlar.

5 Aralık 1999’da Fenerbahçe sahasında Bursaspor ile karşılaşır. 2-0 öne geçtiği karşılaşmada 2-2 berabere kalan Fenerbahçe’nin 87. dakikada bir penaltısı hakem İlhami Kaplan tarafından verilmez.

Fenerbahçe 8 Aralık 1999’da, teknik direktör Zeman’ın, “Sergen bu saatten sonra bize faydalı olamaz. Ayrılmasında bir sakınca yoktur” demesi üzerine Sergen’in sözleşmesini fesheder.

Bu arada G.Saray’da mali sorunları aşmak için kulüp hisselerinin AIG’e satışı tartışılmaktadır. Kulüpte dönen dolapları 11 Aralık 1999’da Turgay Şeren yazar:

Turgay Şeren: Galatasaraylı göreve

Galatasaray Spor Kulübü’nün bugün olağanüstü kongresi var. Faruk Süren başkan olduğundan beri bu kaçıncı olağanüstü kongre, sayısını bilemiyorum ama oldukça kalabalık.

Hatırlayacaksınız, Faruk Süren bir Amerikan şirketi olan AIG ile anlaşma yapmak üzereydi. Neydi bu anlaşma? G.Saray Spor Kulübü’nün yüzde 42 hissesini 28 milyon dolara bu şirkete satacak ve gününü gün edecekti. Ocak ayında ödenmesi gereken 10 milyon dolar ödenecek, kısa bir süre gelen para ile rahat edilecekti. Ancaak Galatasaraylı o kadar aptal değil. Aklı başında olanlar ayaklandı. Görelim bakalım dediler şu ön anlaşmayı. Oysa Faruk Süren’in amacı hiç fazla konuşmadan, olayları alevlendirmeden olağanüstü kongreyi toplayıp yandaşları ile birlikte kongreden bu satışın kararını çıkarıp sırtüstü yatmaktı.

G.Saray kongresi 7 kişilik bir komisyon seçti. Ki bu komisyon, her zaman söyledim, kendi konularının en üst kişileridir. Çoğu hukuk profesörüdür, yeminli mali uzmanlardır. Sonuçta rapor hakkında fikirlerini söylediler. Dediler ki; AIG ile yapılacak bu anlaşma Galatasaray’ın felaketi olur. G.Saray’ın geleceği ipotek altına alınır.

Sonra Faruk Süren, Galatasaray kongre üyelerine bir bildiri dağıttı. O bildirinin içinde böylesine güzide Galatasaraylılar’dan kurulu, Galatasaray’da duayen olmuş kişilerin yazdıkları bu rapora itibar edilmemesini ima etti. Ve açık açık da “Bunlar düzeltilemeyecek şeyler değil” dedi. Yani komisyonun raporu önemli değil demeye getirdi. Ben bu komisyonun raporunu tanıdığım mali uzmanlara ve hukukçulara didik didik ettirdim. Bu 7 kişi fevkalade bir rapor hazırlamış. Bir tek yanlışları yok diye de geçen gün yazdım. Süren’den ve yandaşlarından tıs çıkmadı, zaten çıkamazdı.

Tekrar ediyorum, bu bir hisse senedi satışı değildir. Bu yıllık yüzde 40 faizle alınan dolara endeksli bir kredidir. Geçenlerde Türk ekonomisinde en büyük yerlere gelmiş, Galatasaray’ın yetiştirdiği dört dörtlük İnan Kıraç, AIG ile yapılacak bu anlaşmaya karşı çıktı. Faruk Süren’in cevabı: “O da 8 bin Galatasaray üyesinden bir tanesi.” Vay, vay, vay… Peki, Faruk Süren’in yakasından Galatasaray Başkanlığı etiketi alınırsa o ne olacak acaba? Geçenlerde Borsa gazetesinde okudum. Süren’in sahip olduğu Bricolage Transtürk Yapı Market Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin 600 milyar liralık halka açılma başvurusu işlemden kaldırılmış.

Geçen gün divanda sınıf arkadaşım olacak birisi çıkmış, abuk sabuk laflar etmiş. Ben, bir kısımın mideden bağlı, bir başkasına anlamıyorlar, bir diğerleri için de G.Saraylı değil, yüreklerinde pislik var diye yazdım. Onu da ikinci bölümde düşünüyordum, yani anlatılanı anlamayanlar kısmında. Zira G.Saray Lisesi’nde sıfır bir öğrenciydi. O kendine birinci yazdığımı yakıştırmış. Yani mideden bağlı kısmını. Herhalde doğru yapmış. Benim de oğlum G.Saray Spor Kulübü’nden 3.5 yıldır 10 bin dolar aylık alsa, ben de Faruk Süren’in şakşakçısı olurum! Haddini bil Özdemir Kalpakçıoğlu.

Fenerbahçe 14 Aralık 1999 tarihinde Türkiye Kupası maçında Pendikspor’a 2-1 yenilir ve elenir. Zeman istifa eder, ama istifası kabul edilmez.

Aynı akşam kaptan Rüştü tesislerden ayrılırken saldırıya uğrar.

16 Aralık’ta Türkiye Kupası’nda Siirt Jet-Pa’yı penaltı atışlarında 5-2 yenerek turu geçen Altay, Siirt’te yaşadığı olayları kınar. Maç boyunca taş yağmuruna tutulan, teknik patronu Celal Bölgen ölümden dönen, üç futbolcusu da sakatlanan siyah beyazlılar, Jet-Pa antrenörü Uğur Tütüneker’in tribünleri sürekli tahrik ettiğini iddia ederler.

Özerkliğin ne olduğu, neleri kapsadığı tartışmaları o yıllarda da sürmektedir. Turgay Şeren’in 24 Aralık’ta yazdığı yazı bu konudadır ve günümüzle büyük benzerilikler taşımaktadır. Hatta 2007 Şubat’ında yazılsa ya da basılsa, amiyane tabirle “cuk oturur” (not: yazıda geçen “bakan” M. Ali Şahin değil, Fikret Ünlü):

Turgay Şeren: Özerk değil, özel

Rahmetli Turgut Özal, 3813 Sayılı Futbol Yasası’nın temel atıcısıdır. Sonra da zamanın Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Yılmaz belirli değişikliklerle bu yasayı çıkarmıştır. Yasanın eksik tarafları vardır. Dört yıl için seçilen Genel Kurul üyeleri, kulüpleri küme değiştirse de yerlerini muhafaza etmektedirler. Bu, büyük hatadır. Genel Kurul, üçte iki çoğunluk toplanmadan açılamamaktadır. Bu, büyük sıkıntılar doğurmuştur. En önemlisi, Futbol Federasyonu Başkanı seçimleridir. Başkan, Genel Kurul içinden yönetim kurulu üyelerini seçmeli, artı iki veyahut üç inandığı, güvendiği teknisyeni dışarıdan yönetim kuruluna almalıdır, Genel Kurul 100 kişiyi geçmemelidir. Artı Denetleme ve Tahkim Kurulu kesinlikle Bakanlık tarafından atanmalıdır.

Şimdi garip bir tartışma başlatıldı; Bakan tekrar özerkliği yok ediyor diye. 3813 sayılı yasanın en büyük özerkliği maddi imkanların Futbol Federasyonu emrine verilmesidir. Bir portakal suyunun Beden Terbiyesi’nin onayıyla içildiği milli takım kampları şimdi Avrupa’nın en güzel yörelerinde yapılmakta ve futbolcularımız hak ettiği rahatlığı yaşamaktadırlar. Bu büyük bir aşamadır.

Ancaak, yasa, gene de devletin Futbol Federasyonu’nu denetim ve gözetim altında tutmasını emreder. Emreder etmesine de, ne yazık ki bugüne kadar devletin dışında herkes federasyona egemen olmuştur. Ne yazık ki bu konuda yetkili bakan yahut başbakanlık en ufak bir yetkisini kullanamamıştır. Kullanması da söz konusu değildir. Yetkilinin yapacağı tek şey, Genel Kurul’u toplamaktır; o da üçte iki çoğunluk gelirse.

Şimdi Haluk Ulusoy Federasyonu, Başbakanlık Teftiş Kurulu’nca didik didik ediliyormuş. Yönetim kurulunun aldığı kararlar çerçevesinde eğer harcamalar yapılmışsa ne soruşturulabilir? Esas, harcama yetkileri aşılmış mıdır, bütçe delinmiş midir, federasyon baba çiftliği gibi yönetilmiş midir bunlar araştırılmalıdır. Türk futbol kamuoyu önünde araştırılmadan dahi olaylar iyi veya kötü sinema şeridi gibi geçmektedir. Şimdi Bakan Fikret Ünlü yeni yasaya birkaç madde ekleyerek, Futbol Federasyonu’nun özerkliğine hiç dokunmadan bazı denetimler getirmektedir. Bu, özerkliğe karşı gelmek değildir. Bu, Futbol Federasyonu ve heyetini karar verirken düşünmeye mecbur etmektir. En basiti, hala 100 milyar liralık milli takımımızın primi lafta kalmıştır.

Tekrar ediyorum, bu ne kadar özerk olursa olsun, özel bir yasadır. Ve bu yasayı kimse şahsi çıkarları için kullanamaz. En önemli kısmı da devletin her türlü imkanlarıyla donatılan Futbol Federasyonu’nun devletçe denetlenmesidir. Türkiye’de yaşayan hiç kimse buna hayır diyemez, hakkı yoktur. Hatta ne UEFA, ne FIFA.

Fenerbahçe yeni binyıla büyük sıkıntılarla girmektedir.

1999’un son gününde Futbol Federasyonu, 2000 Avrupa Şampiyonası Finalleri’ne katılma primini 60’ar milyar liradan 10’ar milyar liraya indirir. Bunun üzerine Milli Takım futbolcuları bu primi almayacaklarını Teknik Direktör Mustafa Denizli aracılığı ile federasyona bildirirler ve parayı almazlar.

Federasyonun prim miktarındaki bu indirimi, Başbakanlık Teftiş Kurulu’nca başlatılan sorusturma nedeniyle yaptığı iddia edilir.

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15