FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Archive for the ‘Trabzonspor’ Category

IRKÇILIK… VE SOS OLARAK İKİYÜZLÜLÜK!

leave a comment »

15 Nisan 2012 Pazar günü Fenerbahçeliler için son derece güzel ve keyifli bir gündü. Önce güzel bir havada haksızlığa ve adaletsizliğe karşı anlamlı bir yürüyüş yapıldı. Yürüyüşün sonunda da aylardır anlamsız talepleriyle Fenerbahçe’yi tahrik etmeye çabalayanlara karşı hiç bir taşkınlık, hiç bir küfür, hakaret içermeyen bir maçta ezici bir oyunla futbol dersi verildi. Staddaki herkes mutlu bir günün keyfiyle evlerine döndüğünde yeni bir gündemle karşılaştılar. Trabzonsporlu futbolcu Zokora maç esnasında Emre’nin kendisine ırkçı söylemde bulunduğundan bahsediyordu ve “mümtaz ve duyarlı” Türk medyasının birinci gündem maddesi bu olmuştu. Aylardır “masumiyet karinesi” diye birşey olduğunu, bir kimsenin suçu ispatlanmadıkça masum olduğunu anlatamadığımız değerli medya mensuplarımız darağaçlarını kurmuş, pek de alışkın olmadığımız şekilde ilgili talimat maddelerini ortaya dökmüş, Emre’nin acil infazını istiyorlardı. Hoş, “istiyorlardı” lafı biraz hafif kaçıyor aslında. İstiyorlardı değil de infazı gerçekleştiriyorlardı demek daha doğru olacak sanırım.

Gelelim işin teorisine… Irkçılık TDK tarafından “insanların toplumsal özelliklerini biyolojik, ırksal özelliklerine indirgeyerek bir ırkın başka ırklara üstün olduğunu öne süren öğreti, rasizm” olarak tanımlanıyor. Yani aslen hayata ve insanlara ideolojik bir bakış ve yaşam tarzı ırkçılık. Neredeyse tüm futbol hayatında farklı din ve ırktan futbolcu ile bir arada oynamış bir oyuncunun ilginç bir zamanlama ile bu suçlamayla karşılaşması oldukça kafa karıştırıcı. Emre’nin yayıncı kuruluşa bağlanarak lafı evelemesi de kendisi adına olumsuz bir durum elbette. Ola ki bu sözleri sarf ettiyse dahi bunu ırkçı olduğundan değil de haddini fazlasıyla aşan bir hakaret amacıyla yaptığını düşünüyorum. Elbette bu düşünce varsayılan söylem gerçekleştiyse onu hafifletmez. Irkçı söylem, gerekçesi ne olursa olsun kabul edilemez bir durumdur. Forma rengine göre de hafifletilemez.

Ancak bugün çığlıklar atarak cadı avına çıkanların samimiyetsizliği de bu söylemin kendisi kadar değilse bile sadece bir kademe altındadır. Bugün Emre’nin varsayılan lafına karşı “insanlık adına” savaş açanların şu aşağıdakiler için neler düşündüklerini çok merak ediyorum:

  • 1996-97 sezonu. İstanbulspor ile oynanan maç sonrasında Galatasaray teknik direktörü Fatih Terim rakip takımın teknik direktörü Saffe Susic için ‘‘Benim ülkemde hele bir Sırp bana hiç böyle laf edemez’’ dedi.
  • 1998-99’da Trabzonspor başkanı Mehmet Ali Yılmaz takımın İngiliz oyuncusu Kevin Campbell için ‘‘Golcü diye aldık yamyam çıktı’’ yorumunu yaptı.
  • 2000-01’de Fenerbahçe iki Yugoslav oyuncu Lazetic ve Mirkovic’i kadrosuna dahil edince başta Kazım Kanat olmak üzere bazı spor yazarlarından ‘‘bu Sırpların burada işi ne?’’ sesleri yükseldi.
  • 2002’nin mayıs ayında İsrail-Filistin sorunu alevlendiğinde İstanbul’da ve Konya’daki protesto gösterilerinde Revivo’ya yönelik ‘‘Hitler şimdi seni daha iyi anlıyorum’’ sloganı atıldı.
  • 17 Aralık 2008: Trabzonsporlu taraftarlar TFF’ye yürüyorlar. Atılan slogan “Ermeni Oğuz’a (kasdedilen MHK başkanı Oğuz Sarvan) soykırım”!
  • 27 Ocak 2011 tarihinde oynanan Galatasaray – Sivasspor Türkiye Kupası maçında Galatasaray tribünlerinden Pini Balili’ye ırkçı tezahüratlar yapıldı.
  • 10 Haziran 2011 tarihinde NTV’de başbakan R.T.Erdoğan: “Ne Ermeniliğimiz kaldı, ne Rumluğumuz“.
  • 20 Kasım 2011: İnönü Stadı’nda oynanan Beşiktaş – Galatasaray maçında trübünler Eboue’ye maymun dedi.
  • 21 Kasım 2011 tarihinde BJK TV yorumcusu Burhan Akdağ Eboue için “bu görüntüler National Geographic TV’de her gün veriliyor” dedi.
  • 1 Nisan 2012 tarihinde Trabzon’da oynanan Trabzonspor – Fenerbahçe maçında tribünlerde açılan pankart:

Bu yukarıdakiler kısa bir araştırma ile bulunan bazı örnekler. Ermeni / Rum tohumu lafının ne kadar sık kullanıldığını hepimiz biliyoruz. Irkçılığın (ayrımcılığın) bir başka türü de kadına yönelik ayrımcılık. Yine başbakana ait olan “kadın mı kız mı bilmiyorum” en önde gelen örneklerden.

Bir kez daha soruyorum şimdi: Emre’yi infaz edenler bu yukarıdakilere karşı en ufak bir itirazda bulundular mı? Unutmayalım, haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır. Ama haksızlığı işine geldiği gibi bazen görmezden gelen, bazen ucuz kahramanlık yapan daha da beterdir.

Tamam, bu sözleri söylediyse Emre’yi asalım. Ama darağacına yalnız mı gidecek?

Written by kesinofsayt

16 Nisan 2012 at 08:45

BU PFDK İLE Mİ?

leave a comment »

TFF PFDK Kurulu:

Halit Fahri Gültekin (başkan), Av.Sinan Gürsoy (başkan vekili), Av.Serdar Ölmez (raportör), Av. Memduh Oğuz (üye), Av. Yusuf Reha Alp (üye), Av. Tolga Erol (üye), Av. Kadir Er (üye)

Yukarıda ismi geçenlerden Av. Yusuf Reha Alp çok öncelerden, delilleri, iddianameyi, savunmaları görmeden kesin kararını vermiş ve bunu da kamuoyu ile paylaşmış bir isim. Ve bu kişinin içinde bulunduğu kurum Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe hakkında karar verecek!

Sayın Alp şu anki başkanı Yıldırım Demirören’e de demediğini bırakmamış. Aşağıda bulacaksınız. Ama şimdi “midesi sağlam” birisi olarak Demirören TFF’sinde görevli. Ne diyelim, Allah ıslah etsin.

4 Ekim 2011, www.trabzonhaber.com (Yayından kaldırıldı)

Hürriyet gazetesi, geçen sezondan bu yana Trabzonspor ile ilgili oldukça ilginç yayınların altına imza atmakta.
Trabzonspor ile rakibi arasında açılan puan farkını sahada kapatmanın zorluğunu anlayan gazetenin Fenerbahçeli yönetim kadrosu, devre arasında yayınladığı ve kamuoyunu manipüle etmeye yönelik olduğu aşikar “Penaltılar irdelenmeli” haberiyle istediği etkiyi yaratmasını bilmişti.
Trabzonspor’un bu süreci, her zamanki gibi, yanlış yönetmesiyle hakemler ve futbol federasyonu baskı altına alınmış, bunun üzerine bir de (şampiyonluğu garanti altına alabilmek için, bizim ancak sezon sonunda öğrenme şansı bulduğumuz), anlaşmalı maçlar oynanmış ve netice itibarıyla Trabzonspor’un şampiyonluğu göz göre göre elinden (ç)alınmıştı.
Geçtiğimiz sezon bitiminde yapılan bir röportajda, “Önümüzdeki sezon Eskişehirspor, Sivasspor ve Ankaragücü takımlarını iyi takip edin, çünkü Trabzonspor’un ahını alanların beli hiçbir zaman doğrulmamıştır” demiştim. Cumhuriyet (Fenerbahçe değil ama ha, Türkiye Cumhuriyeti’nden bahsediyoruz burada!) Savcılığı, sezon bitimini bile beklemeden bu takımlardan, en azından şimdilik, ikisinin belini kırıvermiş, işi kaderin elinden çekip almıştı. Benim “ah alanlar” kategorisine sokmadığım Fenerbahçe de, bu işin bonusu olarak önümüze konmuştu.
Emniyet Müdürlüğü ve yargının bu cesurca operasyonuna, Türkiye Futbol Federasyonu’nun (tıpkı onlardan beklendiği gibi) aynı cesaretle katılamaması sonucu bu sezon maalesef bu üç takımın katılımı ile başladı. Bize çocukluğumuzdan beri hep aynı örnekle bir şey anlatmaya çalışan büyüklerimiz (“Elmalarla armutlar toplanmaz!”), şu sorunun cevabını veremediler elbette : Suçlular ile suçsuzların aynı kefeye konduğu başka bir medeni ülke var mıdır acaba?
Ülkemizin garip bir adeti olarak tarihe not düşelim de, bizden sonraki kuşaklar okuduğunda (söz uçar yazı kalır ne de olsa!) vücutlarının pislikleri akıtmaya yarayan bölgeleri ile gülsünler : Suç var, suçlu var, gel gör ki ceza yok!
Şimdi elbette bazı aklıevveller, henüz yargılama sürecinin tamamlanmadığı ve aksi ispat edilinceye kadar herkesin masum olduğu ilkesini hatırlatacaklar. Onlara uzun uzun ceza muhakemesi açısından geçerli ve aynı zamanda da gerekli olan bu ilkenin spor hukuku söz konusu olduğunda hangi noktada devreye gireceğini anlatamayacağım. Düşünme kabiliyeti olan varsa aralarında, sahada kırmızı kart gören bir futbolcunun, neden, “Bir dakika, benim bu hareketim böyle bir ağır cezayı gerektirmiyordu. Görüntüleri yeniden seyredelim, gerekirse şahit göstereyim, yargılamam yapılsın, kart ondan sonra verilsin” diyemeyeceğini düşünsünler, kâfi.
Sadece, ortalığa dökülen telefon kayıtları, maç incelemeleri, soruşturmada adı geçen kişilerin birbirleriyle ispatlanan ilişkileri ve savcının görüşü bile şikenin varlığını alenen tescil etmeye yeterliyken, üstüne bir de UEFA’nın Fenerbahçe’yi ihraç ve Trabzonspor’u davet kararı gelmesine rağmen, Türkiye (!) Futbol Federasyonu, yine cesur olamadı ve kendisinden beklenen kararı veremedi. Bu noktada, Trabzonspor olarak belki de bu kirli oyunun bir parçası olmayacağımız ve acil olarak bir karar verilene kadar böylesi pis bir ligde yer almayacağımızı deklare etmemiz gerekiyordu. Tuttuk tam tersini yaptık, federasyona süre verdik, lige başladık, Fenerbahçe’nin durumunu anladığımızı belirten demeçler verdik ve yasanın değiştirilerek şike yapanlara hapis cezası verilmemesini kabul eden kulüplerden biri olduk. Oysa, haklılığımızın verdiği güçle oluşturabileceğimiz kamuoyu desteği, bin tane Fenerbahçe’yi yıkmaya yeterdi, olmadı ıskaladık.
Tüm bu süreçte Hürriyet gazetesi, Trabzonspor ile ilgili provokatif yayınlarına devam etti. Özellikle Feridun Niğdelioğlu, Ercan Saatçi ve Funda Ayaz gibi isimler, bir şeyleri sürekli olarak kaşımanın ve karşı tarafı tahrik etmenin son derece vahim sonuçlar doğuracağını düşünmeden yazdılar, çizdiler. Bu kadroya arada bir de olsa Ertuğrul Özkök de katıldı ve mezkur korodan çıkan kakafoni, Türk futbolunun zaten kirli olan ortamını daha da fazla kirletmekten başka bir amaca hizmet etmedi.
Gazeteler, elbette, resmi yayın organları değildir. Yorum ve buna dayalı olarak eleştiri, elbette herkesin olduğu gibi gazetecilerin de en doğal hakkı ve aynı zamanda görevidir de. Ancak bu görevi yerine getirirken, kendinize amaç olarak, “Halkın doğru haberi alma hürriyetini” değil de, “Bağlı bulunduğunuz camiaya hizmet etme” şiarını benimserseniz, bunun adına gazetecilik denmez. Tıpkı yazdığınız sayfalara gazete denemeyeceği gibi.
Hürriyet, benim, “Acaba bugün ne yazmışlar?” diye merakla okuduğum, Ahmet Hakan, Yılmaz Özdil, Özdemir İnce, Hadi Uluengin, İsmet Berkan gibi pek çok değerli yazarla dolu. Ancak tüm bunların yanında, gözünü hırs bürümüş ve kulak kesildikleri camialardan başka herkesin sesine sağır olan insanların bu gazetedeki varlığı, ülkenin geleceği açısından beni dehşete düşürüyor. “Ülkenin geleceği açısından” diyorum, çünkü, bu ülkenin, öyle veya böyle, en etkili gazetelerinden birinin, yaptığı haberleri sadece ve sadece bir çevrenin çıkarına dayalı olarak yapmak gibi bir haber namussuzluğu içine girmesini çocuklarımıza nasıl açıklayacağız? Bu hal, kısaca, “Evladım bu ülkede düzen böyle işliyor” diye geçiştirilemeyecek kadar önemlidir. Biz, çocuklarımıza, “Bu ülkede namusluların sesi, namussuzlardan daha çok ve daha gür çıkar evladım” demek istiyoruz.
Evet, biliyoruz, Hürriyet gazetesi çok satıyor. Ama doğru bir azınlığın, yanlış bir çoğunluktan daha kalabalık olduğunu da biliyoruz. Aynı siyasi fikri paylaşmasak dahi, dürüstlüğüne hiç tanımadan kefil olabileceğimiz Yılmaz Özdil gibi bir gazetecinin yazı yazdığı bir gazetede, koskoca bir camiayı “Onursuzluk”la itham eden bir cümlenin haber değeri taşıdığını düşünen sözde gazetecilerin de oluşuna şaşırıyor, bunu haber yapmakta hiç sakınca görmeyen editörlerin varlığına inanamıyoruz. Tüm bunlara rağmen, yine de efendiliğimizi koruyup, sakin bir şekilde tepki vermek gerektiğine dair insanlara uyarı mesajları atıyoruz. Çünkü biliyoruz ki :
KÖPEKLERİN AĞZI DEĞDİ DİYE DENİZ KİRLENMEZ!

14 Kasım 2011, www.trabzonhaber.com

Yakın tarihte açıklanacak olan Şike iddianamesinden ne bekliyorsunuz ?
Bugüne kadar dedikodu ya da tevatür olarak ortada dolanan şeylerin bir temele oturtulmasını bekliyorum her şeyden önce. Koparılan bunca gürültünün boşa olmadığının çok sağlam delillerle ortaya konulmasını bekliyorum. Ligin, özellikle ikinci yarısında, hep sezdiğimiz ancak bir türlü “Kesin vardır” diyemediğimiz kirli ilişkilerin net bir şekilde ortaya konulup, kafamızdaki tüm şüphelerin giderildiği bir iddianame bekliyorum. En azından artık bilgi kirliliği ortadan kalkacak, bu da çok önemli bir gelişmedir.
Bu iddianame sonunda nasıl kararlar çıkabilir? Örneğin Fenerbahçe küme düşer, Trabzon’a bir şey olmaz diyebiliyor musunuz ?
– İddianame yazılmadan bunları söyleyebilmek için, Tanrı’nın sizi kahinlikten daha ileri bir derece ile ödüllendirmesi gerekiyor. Ama bu kadar gürültü koparıldığına ve insanlar bu kadar zamandır içeride tutulduğuna göre, çok somut belgeler göreceğimiz garanti. Trabzonspor ile ilgili en ufak bir iddia beklemiyorum açıkçası. Bundan en ufak bir şüphem yok. Karışmış olsak, niye hiçbir sorumluya bugüne kadar en ufak bir yaptırım uygulanmadı? Aziz Yıldırım bunca zamandır içeride de bizimkilere neden hiç dokunulmadı? Korkudan değil ya! Trabzonspor aleyhine, dosyada somut hiçbir şey olmadığı için.

30 Kasım 2011, www.trabzonhaber.com

Sayın Alp, sporda şiddet yasasını değiştirmek üzere meclis toplanarak yeni bir yasa çıkardı. Şimdi top Cumhurbaşkanı’nda. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? 
– Hiçbir konuda uzlaşamayan, anlaşamayan, birbirlerine demedik laf bırakmayan milletvekilleri, biliyorsunuz, bugüne kadar iki konuda anlaşabildi sadece. Biri, Ankara’da kurulan yeni TOKİ evleri ile ilgili, diğeri de şike yasası. Birbirlerini meclis kürsülerinde itekleyen vekiller, birbirlerine, meclis tutanaklarına göre edilmedik hakaret bırakmayan adamlar, şimdi kendileri için özel yapılan uygun fiyatlı TOKİ evlerinde komşu olacaklar. Akşamları da, soydukları meyveler eşliğinde, beraber Meclis TV’yi seyredip, “Ulan amma güzel tiyatroymuş” diyecekler herhalde.
İkinci uzlaşı da şike yasası. Bu yasa meclisten çıktığı andan itibaren Türkiye’de futbol koca bir bok çukuruna dönmüştür artık. Bok da biliyorsunuz yediğimiz güzel şeylerin sonuçta vardığı iğrenç noktadır. Futbol da, içinde pek çok güzellik barındıran ve muhteşem olması beklenen bir oyunken, ortaya çıkan sonuç itibarıyla “bok” ile tanımlanabilecek kadar kirlenmiş bir şeydir artık Türkiye’de. Kişiye özel yasa çıkarttı bu meclis, çok enteresan. Ama bilmedikleri bir şey var. Bu çıkardıkları yasa da, kurtarmak istedikleri adamı kurtarmayacak. Çünkü büyük ihtimalle o malum şahıs hakkında  “çete” suçlaması ile iddianame hazırlandı ve yargılaması da ona göre yapılacak. O halde bu oynanan oyun nedir? Berbat bir tiyatro bile değildir. Fenerbahçeli taraftarlara hoş görünmek için “Bak kardeşim biz elimizden gelen her şeyi yaptık ama n’apalım savcıya sözümüz geçmiyor” demenin bir başka yolu. Çukurovalıların bu durumu anlatan muhteşem bir sözü vardır : İtle dalaşma, çalıyı dolaş, derler. Yapılan da aynı bu. Biz, bizleri temsil etsinler, insan gibi yaşayabileceğimiz, uygarlık seviyesinde hayatımızı idame ettirebileceğimiz yasaları çıkarsınlar diye meclise adam yolluyoruz, onlar, memleketin başka hiçbir sorunu yokmuş gibi, 6 ay önce yaptıkları yasayı değiştirme gayreti içine giriyorlar. Sonra da bunlara sokakta adam yerine koyup, selam veriyoruz, hürmet ediyoruz falan.
Şikenin cezası ağırmış. Sana ne! Yahu sen yapmadıktan sonra cezası idam olsa ne yazar? Yanlışlıkla da işlenebilecek bir suç değil ki bu, hani “ulan büyük bir hataya kurban gidiyorum” diyesin. Tam tersine, planlı, programlı, taammüden, organize olarak, büyük paralarla işleyebileceğin bir suç. Yani sen şike yapmazsan kimse sana kumpas kurup, “bak sen de işin içindesin” diyemez. Her şeyiyle sürecin içinde olman gerekiyor ceza alman için. E yoksa karın ağrın, yoksa bir sıkıntın, cezası işkenceyle öldürülmek bile olsa ne gocunuyorsun sen?
Çok net söylüyorum : Bu bir utanç yasasıdır! Değişikliği isteyen her kulüp de, yasanın altında imzası olan her vekil de ömrü boyunca bu utancı boynunda taşımaya mahkûm olmuştur. Şimdi tek beklentim UEFA’nın devreye girerek, şikecileri aklama çabası içindeki Türkiye’yi tüm uluslar arası organizasyonlardan men etmesidir. UEFA bunu yaptığında bu imza atanlar nasıl büyük bir ayıbın altına imza attıklarının ve bir kişiyi kurtarıp bundan kendilerine oy devşirme anlayışının bu ülkeye ne kadar pahalıya patladığının farkına varacaklardır diye umut ediyorum. Elbette ki, sayın Cumhurbaşkanı’nın, vicdanının sesini dinleyerek bu ayıbı temizleme ihtimalini de göz ardı etmek istemiyorum. Umarım, toplumun tamamında derin yaralar açacak olan bu değişikliği onaylamayarak bu halkın Cumhurbaşkanı olduğunu gösterir.
8 Nisan 2012, www.trabzonhaber.com
–Federasyon seçimleri için bolca aday var . Kimler ciddi bir yarış içinde olur? Sizce siyaseti temsil eden var mı ?
– Belli ki yarış Demirören ile Ata Aksu arasında geçecek. Demirören süper lig kulüplerinin desteğine, Aksu da, Galatasaray ve taban birliklerinin gücüne güveniyor. Siyaset var mı yok mu bilemem. Ama Türkiye’de “kolbastı derneği”nin seçimleri de olsa oraya bile siyaset bulaştığı söylenirken, en önemli sosyal aktivitesini yönetecek adamlar seçilirken siyaset karışmıyor demek abesle iştigal olur sanırım. Aslında tuhaf olan bizim hala futbolu konuşabiliyor olmamız. Demek ki bizde de esaslı mide varmış kardeşim.. Bu kadar yolsuzluğun, hırsızlığın, arsızlığın, namussuzluğun, şerefsizliğin kol gezdiği bir alanda, biz, hala, “aman lig şöyle olur, aman federasyon seçimleri böyle olur” diye çok bilmiş yorumlar yapabiliyorsak, bizde de bir sorun var demektir. Doğru olan, Türkiye’de futbolla, bu rezil arena tamamen temizlenene kadar ilgilenmemektir aslında. Temizlenir mi derseniz, asla, hiçbir zaman temizlenmez derim. O halde? O haldesi şu, demek ki bu çapulcu, menfaatçi ve şikeci tayfafa, “alın lan sizin olsun futbolunuz.. biz bu rezilliğinize ortak olmuyoruz” diyerek, izzeti ikbal ile babı hükümetten çekilmektir. Bunun haricindeki tüm yorumlar, “osur osur ipe diz”den öteye gitmez.
—— Aydınların istifası sonrası şimdi nasıl bir süreç bizleri bekliyor ? Küme düşme yaşanacak mı ? Kupa Trabzona gelecek mi ?
– Hiç kimse fuzuli yere hayal kurmasın. Fenerbahçe küme düşmez, kupa da Trabzonspor’a gelmez. Kim başkan seçilirse seçilsin, yargı kararı beklenir. Yargı da kararını beş seneye ancak verir, kesinleşmesi boku püsürü, o süreç uzar da uzar. Kesinleştiğinde de bu kupayı Trabzonspor’a vermeye kalktıklarında, “alın o kupayı da münasip bir tarafınıza sokun” diyebilecek bir başkan ve yönetim kurulu görevde olur inşallah da, en azından biraz şişimiz iner. Türkiye’de tüm oyun, zaten, Fenerbahçe’yi nasıl düşürmeyiz, Fenerbahçelileri nasıl üzmeden bu süreci atlatırız üzerine kurulu. Şimdi Demirören başkanlığa aday. Bak, bütün Beşiktaşlılar zil takıp oynuyor. Niye? Biz bu adamı Türk futbolunu kurtarsın diye başkan yapacağız. İlk işim UEFA ile konuşup ikna etmek olacak diyor adam. Demirören’in bırakın UEFA’yı falan, konuşarak sokaktaki dilenciyi ikna etme şansı var mı Allasen? Neyiyle ikna edecek? Bilgisiyle mi? Birikimi ile mi? Üstün belagatiyle mi? Konulara olan hakimiyeti ile mi? Sevimliliği ile mi? Güvenilirliği ile mi? Becerisi ile mi? Akıllar üstü hukuk bilgisiyle kanunlarda bulabileceği boşluklar ile mi? Neyle? Biri çıkıp da bunu sorsun ona, o da ikna etsin bizi… Bak görüyor musun Türk futbolu ne halde.. Sonra da marka değeri.. Avrupalılar bize kıçıyla gülüyor biz marka değeri dedikçe biliyorsun değil mi? Milli takım hocan belediyeden, federasyon başkanın şike davasında sanık kulübün başkanı, yorumcun hükümetten, bir hakemin Avrupa’da yok, takımların tel tel dökülüyor, ulusal takımın zaten yerlerde, şike ve şaibe dolu bir milli ligin var, sonra da marka değeri marka değeri!.. Komik bir ülke burası. Demirören o kadar rahat ki, UEFA ile anlaşamazsam ceza verirler, Türk takımalrı da Avrupa’ya gitmez diyebiliyor. E seneye zaten Beşiktaş’ın büyük ihtimalle Avrupa’ya gidememe durumu var, çünkü bütçe felaket, UEFA zaten izin vermeyecek. Demirören efendi de çok zeki ya, bakın diyecek benim bir suçum yok UEFA tüm Türk takımlarına ambargo uyguluyor..
–Şike davasında savunma dönemi başladı. Bu süreçte Trabzonspor’un başını ağırtabilecek bir durum görüyor musunuz? Ya da   acaba dediğinizi bir şey var mı ?
– Trabzonspor anasının ak sütü kadar ak, tertemiz bir kulüp. Ne acabalık, ne de başka herhangi bir süphelik tek durumu yok Trabzonspor’un. Herhangi bir yöneticisi şu soruşturmada ceza alsın, ya da kulüp bir şekilde bu işin içine dahil edilsin ben hukuku konuşmayı bırakırım, bu kadar net. Ama durum böyle de ne oluyor? Hala kupamızı verin diye yalvaran biziz. Diğer şaibe dolu, beni düşüremezsin, puanımı da silemezsin diye posta koyuyor, hükümet dahil, herkes ve her kurum da paşa paşa “aman diyim, bir formül bulalım da seni de rahatlatalım”ın peşine düşüyor. Sen bu ortamda temiz olsan ne? Rahmetli Cemil Meriç, “bir ülkede insanlar sağcı solcu, Müslüman ateist, Kürt Türk diye değil, namuslu namussuz diye ikiye ayrılır” derdi. Biz namuslu tarafız, ama ne yazık ki korkak ve zayıfız. O yüzden bizden, hiç kimse kusura bakmasın ama, bir cacık olmaz.
 10 Nisan 2012, Telegol programı, video…

Written by kesinofsayt

11 Nisan 2012 at 10:36

YETER! BEN DE MÜDAHİLİM…

leave a comment »

Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan Sızıntı – Wikileaks’te Ünlü Türkler kitabını okumadıysanız bile duymuşsunuzdur mutlaka.

Dünyayı sarsan, gizli Amerikan diplomatik kriptolarının Wikileaks üzerinden tüm dünyada yayınlanması ülkemizde de ses getirmişti “kısa bir süre”! Gerçi kitapta örnekleriyle gösterildiği gibi Türk medyasının bir kısmı belgeleri sansürledi, manipüle etti. Ancak gerçekler gizli kalmıyor…

Kitap OdaTV’de gazetecilik yaparken Ergenekon Soruşturması nedeniyle tutuklanan Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu imzasını taşıyor. Bu iki ismin siyasi görüşlerine katılmayabilirsiniz, yazdıklarına ya da yorumlarına da katılmayabilirsiniz. Dünyaya bakış açınıza göre bu normaldir. Ancak reddedilemeyecek tek olgu belgelerin gerçek olduğu. Zaten Amerikan Hükümeti de belgelerin gerçekliğini onaylıyor. Kitapta söz edilen belgelerde Amerikalı diplomatların (elçi, ataşe, müsteşar, danışman vs) ABD’ye çoğu “gizli kaydıyla” yolladığı değerlendirmeler yer alıyor. Bilgilerin büyük çoğunluğu ilgili diplomatların duyum, izlenim, birebir görüşmelerle edindikleri bilgiler gibi “subjektif” içeriğe sahip. Ancak bazıları doğrudan polis tarafından bu diplomatlara verilen “birifinglere” dayanıyor.

Sonuç olarak içeriklerinin, yani bu diplomatlarını ABD hükümetine aktardığı bilgilerin çoğunun “doğruluğu”nun kanıtı yok. Ama belgeler en azından şunu net bir şekilde gösteriyor: ABD’nin Türkiye’ye, Türk makamlarına (sivil, asker) bakış açıları ve diplomatların bu “subjektif” bilgileri karşılığında oluşturulan politikalar. En net gerçek ise şu: ABD hükümeti kendi ali menfaatleri uğruna Türkiye’de AKP iktidarını destekliyor, Kemalist / ulusalcı / asker kesime ise ABD aleyhindeki  siyasetleri nedeniyle sıcak bakmıyor. Hatta tasfiyesi işine geliyor.

Yazarların yorumlarından uzak durmak isteyen herkes, İngilizce bilmek kaydıyla, belgelerin asıllarına ulaşıp okuma imkanına da sahip. Yani gizlenen, saklanan birşey yok.

Yine tartışmasız bir gerçek Taraf Gazetesi’nin sürece doğrudan müdahil olduğu ve belgeleri resmen sansürleyerek yayınladığı. Yani yayınladıkları belgelerde, Taraf yazarlarının sevmediği, istemediği kişi ve kurumlar aleyhindeki kısımların olduğu, “aynı belgede olsa dahi” lehteki herşeyin yok edildiği… Wikileaks belgeleri de orada, Taraf Gazetesi’nin arşivi de… Dileyen herkes bakabilir. Zor değil!

“Bunca laf Fenerleaks’te ne arıyor” diye homurdanmaya başlamışsınızdır. Tamam!

AKP / Cemaat karşıtı kişi, grup ve kurumların tümünün hemen hemen aynı yöntemlerle ve hatta aynı kişilerce (savcı, polis, medya) mahkemelere sürüklendiği, hatta içeri alındığı kitaptaki “az” sayıdaki belgeyle bile net şekilde görülüyor.
Soruşturmanın her aşamasındaki kişi ve kurumların, üstüne üstlük yöntemlerin ve kamuoyu oluşturmak için “kullanılan”  medyanın (başta Taraf) aynılığı “Şike Davası”nın “aslında ne olduğu“nu çok net bir şekilde gösteriyor. Davaya “sanık olarak dahil olmalarına rağmen” kendilerini sanık değil “müdahil” görenlerin de bu cüreti nereden aldıklarının ipuçları burada.

Mümkünse kitabı edinin, okuyun. Siyasi görüşünüz ne olursa olsun…
İngilizceniz varsa Wikileaks sitesinde  orijinal belgeleri okuyun.
Okuyun ve Türk medyasının manipülasyonlarına gelmeyin. Sevseniz de sevmeseniz de Aziz Yıldırım’ın şu sözleri çok önemli, bir saniye düşünün sadece: “Ne şikesi kardeşim, memleket elden gidiyor”…

Sağcı, solcu, ateist, muhafazakar, dinci… Ne olursanız olun. Türkiye ABD’ye satılıyor. Farkedin!

Yazının Bonusu: WIKILEAKS BELGELERİNDE TRABZONSPOR

Wikileaks belgelerinde Trabzonspor ile ilgili iddialar da dikkat çekiciydi.
8 Haziran 2005 tarihinde ABD Büyükelçisi Eric Edelman’ın Siyasi İşler Danışmanı John Kunstadter tarafından kaleme alınan “gizli” ibareli notun 7. Maddesi, AKP Trabzon Milletvekili Faruk Nafiz Özak hakkında önemli bilgiler veriyordu.
John Kunstadter, Özak’ı “Milli Görüş’ün Sufi çizgisinden” diye tanımlarken, “sessiz, mesafeli ve Erdoğan’a sadık” bir isim olarak tarif ediyordu.
Konunun daha iyi anlaşılması için önce Özak’ın geçmişinden bahsedelim…
Dindar bir aileden gelen Faruk Nafiz Özak, din adamı yetiştiren Trabzonlu Hafız Ali Haydar Özak’ın oğluydu. Gençlik yıllarından itibaren futbola ilgi duyan Özak, 1967 yılında kurulan Trabzonspor’un ilk profesyonel oyuncularından biriydi. Çeşitli aralıklarda Trabzonspor’da futbol oynayan Özak’ın Trabzonspor’daki profesyonel futbol yaşamı, takımın şampiyon olduğu 1975-1976 sezonuna kadar sürdü. Özak, aktif futbol yaşamından sonra futboldan kopmadı. 1978 yılından itibaren spor basınında köşe yazarlığı yapan Özak, 1982 yılından sonra da Trabzonspor’da çeşitli kademelerde yöneticilik yaptı.
AKP’nin içinde ağırlığı sürekli konuşulan müteahhit grubundan olan Özak, Doğu Karadeniz’e inşaat malzemesi satan pek çok şirketin temsilciliğini yürütüyordu. Kısacası Özak, Trabzon’da inşaat, din ve futbolla tanınan bir isimdi.
Özak’ın genel olarak sağ hükümetlerle olumlu bir ilişkisi olmasına rağmen, aktif siyaset yaşamı 3 Kasım 2002 seçimleriyle başladı. Özak, bu seçimlerde parlamentoya Trabzon milletvekili olarak girdi. Bu seçimlerde AKP, Trabzon’da %43 oy alarak birinci parti oldu ve 8 milletvekilliğinden 6’sını kazandı. 2. Parti olarak 2 milletvekili çıkaran CHP’nin oy oranı %14 idi.

2004 Yerel Seçimleri

Bu seçimlerden sadece 1,5 yıl sonra gerçekleşen 2004 Mart yerel seçimleri AKP açısından bir hezimetti. AKP Trabzon Belediye Başkan Adayı Mazhar Yıldırımhan bu seçimlerde % 35.46 oy alırken, CHP adayı Volkan Canalioğlu % 35.97’lik oy oranı ile Trabzon Belediye Başkam seçildi. Türkiye’de iktidarda olan partinin oylarının yerel seçimleri olumlu yönde etkilemesi geleneği Trabzon’da bozulmuştu. AKP, Karadeniz’de önemli bir kalesini kaybetti.

Özak Bakan Oldu

2004 seçimlerinde yaşanan kaybın ardından, tam bir yıl sonra, kabinede önemli bir değişiklik meydana geldi. Erdoğan tarafından başarısız bulunan Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü, Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki Ergezen ile Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Güldal Akşit görevden alınırken, Güçlü’nün yerine Diyarbakır Milletvekili Mehmet Mehdi Eker, Ergezen’in yerine Trabzon Milletvekili Faruk Özak, Akşit’in yerine de İstanbul Milletvekili Nimet Çubukçu atandı. Bu durum Abdullah Gül ve Erdoğan arasındaki dengeler bağlamında bir başka bölümde ele alındı.
Bu değişim ile Faruk Özak, hükümet içinde önemli bir pozisyona yükseldi. Ankara kulislerinde konuşulanlara göre, Özak’ın Bayındırlık Bakanlığı görevine gelmesi beklenmedik bir gelişmeydi. Adı Trabzonspor ile özdeşleşen müteahhit kökenli Özak, Bayındırlık Bakanlığı ile aynı zamanda pek çok inşaat projesinin kaderini de eline alıyordu.

Aktuğ Görevden Ayrılıyor

Özak’ın göreve gelmesinin ardından Trabzonspor’da da bir değişim yaşanıyordu. O tarihte, Trabzonspor’un başkanlığı görevini eski bir CHP’li Belediye Başkanı olan Atay Aktuğ yürütüyordu. Aktuğ’un başkanlığındaki Trabzonspor, 2003-2004 sezonunda ligin son haftalarına kadar kovaladığı şampiyonluğu Fenerbahçe’ye 4 puan farkla kaptırarak 72 puanla 2. olmuştu. Trabzonspor, 2004-2005 sezonunda da son haftaya kadar süren mücadelede 77 puanla yine Fenerbahçe’nin 3 puan gerisinde kalarak ligi 2. sırada bitirmişti. Uzun yıllardır “4. Büyük” görüntüsünden uzaklaşmış Trabzonspor için lig ikinciliği önemli bir başarı sayılabilirdi. Ancak takımın Kıbrıs Rum Kesimi takımlarından Anorthosis Famagusta’ya Şampiyonlar Ligi ön eleme turunda elenmesi, Trabzonspor yönetimi için istifa seslerinin yükselmesine neden oldu.

Aslında Anorthosis Famagusta, kamuoyunda tanınmayan bir kulüp de olsa, o yıl inanılmaz bir başarıya imza atıyordu. Trabzonspor’un ardından Rapid Wien ve Olympiakos gibi iki Avrupa takımını da eleyerek Şampiyonlar Ligi’ne kalan Anorthosis; Nikopolidis, Kovacevic, Djordjevic, Zewlakow, Raul Bravo gibi önemli isimleri barındıran Olympiakos’u 3-0 gibi bir skorla yeniyordu. Şampiyonlar Ligi’nde ise Panathinakos’u yenip Werder Bremen ile iki maçta beraber kalıyor, Inter ile 3-3’lük sürpriz bir beraberlikle Şampiyonlar Ligi’nde 6 puan toplayarak son anda gruptan çıkamıyordu. Inter’in aynı grupta 8 puan topladığı düşünülürse, bu durum Anorthosis’in başarısının tesadüf olmadığının göstergesiydi. Ancak Trabzonspor’un elenmesi kulüp içinde çatlak seslerin artmasına neden oldu.

Başkan Atay Aktuğ, Trabzonspor’un 18 Aralık 2005’teki kongresinde aday olmazken, kongreyi AKP ile iyi ilişkileri ile bilinen Albayrak Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkanı Nuri Albayrak kazandı. Albayrak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu yıl İstanbul Büyükşehir Belediyespor’un başkanlığı görevine gelmiş ve bu görevi 11 yıl sürdürmüş bir isimdi. Nuri Albayrak, AKP döneminde devlet ihaleleri alan bir şirketin, Yeni Şafak gibi hükümete yakın bir gazetenin sahipliğini yapan bir grubun başında olmanın yanı sıra, İstanbul Büyükşehir Belediyesinde Belediye Meclis üyeliği görevi de yapmıştı. Kısacası, Albayrak’ın Başbakan Erdoğan ile yakın ilişkisi hemen herkesçe biliniyordu. Başbakan Erdoğan’ın kızı Esra’nın Berat Albayrak ile evliliği sayesinde Albayraklar ile Erdoğan akraba olmuştu. Erdoğan, Nuri Albayrak’ın kızının düğününde şahitlik yapacak kadar aileye yakındı. Nuri Albayrak’ın Aktuğ’un yerine göreve gelmesinin kulüp içinde AKP’nin hâkimiyeti anlamına geleceği açıktı.

Albayrak’ın Harcamaları

Albayrak döneminde kulüp Atay Aktuğ ile kıyaslanmayacak türde bir başarısızlık yaşadı. 2005-2006 ve 2006-2007 sezonlarını 52’şer puanla 4. bitiren takım, 2007-2008 sezonunda ligi 49 puanla 6. olarak tamamlıyordu. Nuri Albayrak pek çok yorumcu tarafından başarısız bulunurken, dikkat çekici bir durum vardı. Albayrak döneminde kulüp daha öncesiyle kıyaslanmayacak ölçüde büyük harcamalar yapıyordu. Milan Stepanov, Fatih Akyel, Kaleci Jefferson, Kiki Musampa, Umut Bulut, Ersen Martin, Marcelinho, Ceyhun Eriş, Ayman, Risp gibi önemli futbolcular yüksek ücretlerle transfer ediliyordu. Yüksek maliyetli bu oyuncular Trabzonspor’a başarı getirmedi ancak sadece 2 yılda Trabzonspor, Nuri Albayrak’a yaklaşık 50 milyon dolar borçlandı. Albayrak, iki yılda Trabzonspor’un doğal gelirleri bir yana Trabzonspor için fazladan 50 milyon dolar harcamıştı.

Sanırız tablo netleşti…

2004 yılında Trabzon’da kaybedilen seçimin ardından, Faruk Nafiz Özak 2005 yılında Bayındırlık Bakanı oldu. Kısa süre sonra ise Trabzonspor’da AKP’ye yakın bir başkan seçimleri kazandı. Trabzonspor’da bu tarihten sonra sportif başarısızlığa rağmen büyük harcamalar gerçekleşti. Bu dönemde Haluk Ulusoy Tesisleri gibi önemli yatırımlar TFF tarafından Trabzonspor’a bırakıldı. Başbakan Erdoğan’ın desteği ile TOKİ Trabzonspor için yeni stat yapımına başladı. Yapılan tesisleşme ve yeni stat projeleri kentte bilboardlarda duyuruldu. Söz konusu çalışmalar, AKP muhalifleri tarafından Trabzonspor üzerinden seçim yatırımı olarak yorumlandı.

2009 Yerel Seçimleri

Nitekim Trabzon’da 2009 yerel seçimlerinde tablo 2004’e göre çok değişti. 2009 yerel seçimlerinde AKP % 47,8 oy oranı ile Trabzon Belediye Başkanlığı seçimlerini kazandı. îkinci olan CHP’nin ise oy oranı % 41 idi.
Tüm bu gelişmeler Wikileaks belgelerinde ABD’li diplomatların dilinden ilginç bir şekilde yorumlanıyordu. John Kunstadter’ın yazdığı raporda, AKP’nin ve Başbakan Erdoğan’ın mevcut popülaritesini korumak adına sporun da kullanıldığı, bu çerçevede 2004 yerel seçimlerinde AKP’nin Trabzon’da yaşadığı bozgunun tekrarlanmaması için Devlet Bakanı Özak’ın Trabzonspor seçimlerine müdahil olduğu, uzun süre kendisinin de yönetiminde görev aldığı ve 1996 yılına kadar 2,5 yıl başkanlığını yaptığı Trabzonspor’un başına AKP çizgisine yakın bir başkanın seçilmesini sağladığı, aynı zamanda Trabzonspor’a Başbakanlığın örtülü ödeneğinden, futbolcu alımında kullanılmak üzere milyonlarca dolar ayrıldığı ifade ediliyordu.
Bu şok iddiaya göre, AKP Trabzonspor’u örtülü ödenek ve işadamları yoluyla destekleyerek, Trabzon’da güç kazanmak amacıyla kullanmak istiyordu. Bunun için Trabzonspor yönetimine de kendisine yakın isimleri seçtirmek için çalışıyordu. Türkiye’de sporun siyaset için kullanıldığı hemen herkesin bildiği bir sırdı. Sportif başarıların genelde siyasete tahvil edilmesi nedeniyle, siyasetçiler çoğu zaman spor üzerinden kendilerine destek sağlıyordu. Trabzon’da olanlar bunun bir örneği miydi? Yoksa Kunstadter’in ifadeleri bir yorumdan mı ibaretti?

Özak Spor Bakanı Oldu

Nitekim Kunstadter’i haklı çıkaracak bir dizi gelişme daha yaşandı. Faruk Özak 2009 yılında Spordan Sorumlu Devlet Bakanı oldu. Özak, artık Futbol Federasyonu Başkanlığı’nın bağlı olduğu bakanlıktaydı. Trabzonspor, bu tarihten sonra 2010-2011 sezonunda çok önemli transferler ile sezonu ikinci bitirdi. Açılan şike davası düşünülürse belki de geçmişe dönük bir şampiyonluk yaşayacak. Trabzonspor’un başarısı yalnızca sportif bir başarı mıydı, yoksa siyasetin bu başarıda payı var mıydı?
Yayınlanan şike iddianamesinin eklerinde söz konusu ilişkileri derinleştiren ilginç bir telefon konuşması yer alıyor. Konuşma Trabzonspor Asbaşkanı Nevzat Şakar ile Türkiye Futbol Federasyonu eski Başkanı Haluk Ulusoy arasında 25 Nisan 2011 tarihinde gerçekleşiyor. Şakar, Ulusoy’a Başbakan Erdoğan ile yaptıkları görüşmenin ayrıntılarını anlatıyor. Erdoğan-Şakar görüşmesini ayarlayan kişi Faruk Özak. Şakar, Başbakan’dan neler talep ettiklerini ve Erdoğan’ın Trabzonspor’a neler vermeyi taahhüt ettiğini şöyle anlatıyor:

Nevzat Şakar: Efendim Haluk.
Haluk: Bitti mi abi.
Nevzat Ş.: He, he bitti Haluk.
Haluk: Haydi geçmiş olsun nasıl geçti abi?
Nevzat Ş.: İyi Haluk işte, başkan şeyleri anlattı. Ona Şampiyonlar Ligin’de maç oynamamız için stadımızın UEFA kriterlerine göre eksikleri var. Bunları tamamlamak için de yaklaşık 6 trilyon liraya kulübün ihtiyacı var.
Haluk: Evet.
Nevzat Ş.: O da Faruk Abi’ye talimatı verdi.
Haluk: Tamamdır yani.,
Espriler falan oldu mu?
Nevzat Ş.: Bir de Akyazı Stadı’nın orada yapılacak bize verilmesi gerekiyormuş. Altyapı binası 5 tane saha A takımının oteli, kalacağı otel idare binasının, bizim yönetim binası falan, filan işte onların hepsinin orada yaklaşık 100 dönüm araziyle kulübümüze tahsis edilip ve bütün şeylerinin kendileri tarafından yapılmasını…
Haluk: Bunların hepsini onların kendisi mi yapacak abi?
Nevzat Ş.: Evet.
Haluk: Bize verecek ama.
Nevzat Ş.: Bize verecek ama bunlar tabii ki şeyin karşılığında olacak.
Haluk: Avni Aker karşılığında.
Nevzat Ş.: Avni Aker karşılığında atıyorum Akçaabat sahası falan filan.

(…)

Nevzat Ş.: Trabzon’a ilgi duyduğunu söylüyor işte. İyi iyi oldu yani. Faruk Abi vardı.
Haluk: Hee.
Nevzat Ş.: Sadri Bey, ben, Necmettin Bey, bir de Erdoğan Bayraktar, Erdoğan Bayraktar bundan sonrasında da zaten o işlenecek.
Haluk: Halledecek.

6 trilyon lira, bir stat, altyapı binası, 5 tane saha, bir otel, otelin idare binası, yönetim binası, 100 dönüm arazi ve bütün işleri. Erdoğan’ın Trabzonspor’a bir görüşmede vaat ettikleri bunlar. Görev Erdoğan Bayraktar’ın…
Wikileaks belgeleriyle ortaya çıkan iddialar, Albayrak’tan sonra Trabzonspor’un başına gelen Sadri Şener tarafından “Kulüp hesaplarını incelettik. Sözü edilen dönemlerde böyle bir para girişi yok,” sözleriyle yanıtlandı. Bakan Özak ise “Bunlar yalan ve palavradır,” sözleriyle iddialara cevap verdi.
Söz konusu iddia, örtülü ödeneğin kullanımı konusunda da soru işaretleri yarattı. Son dönemde hem Wikileaks belgeleriyle, hem de Hanefi Avcı’nm iddialarıyla siyasal avantaj yaratmak amacıyla kullanıldığı iddia edilen örtülü ödeneğin akıbeti bir gün tüm hesapların açıklanmasıyla beraber ortaya çıkacak. Bu konuyla ilgili olarak ilginç bir rakam vererek bölümü noktalayalım. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında Örtülü ödenek harcaması 121 milyon TL iken 2010 yılında bu harcama 385 milyon TL olarak gerçekleşti.

Sızıntı, Wikileaks’te Ünlü Türkler, sayfa 138 – 145

Dayanamadım, şunu da yazacağım:
10 Nisan 2012 tarihli Takvim Gazetesi’nde Ergun Diler nam bir köşe yazarı Aziz Yıldırım’ın neden hedef olduğunu sözümona “analiz” ediyor:

Bu zincir Aziz Yıldırım’a kadar uzandı. Kendisi de NATO işleri yaptı. Para kazandı. Dayısının açtığı yolda yürürken hiç zorlanmadı.
Yaptığı iş ve sahip olduğu ilişkiler sonucu ASKERLE arası hep iyi oldu. Hem darbeciyle hem de MİLLİ askerlerle oturup kalkıyordu. Bütün bunlarda bir sakınca görmüyordu.
Ama akıllı bir adamdı.
Türkiye’nin değiştiğini anladı.
Darbe yanlısı askerin SİVİL İRADEYE mesafesini gördü.
Özellikle 27 Nisan e-muhtırasından sonra Erdoğan’ın yanında yer almaya özen gösterdi. Tanıdığı birçok rütbeliye “YANLIŞ YOLDASINIZ” dedi.
Eskişehirspor’un soyunma odasında ne aradığını bir türlü bilmediğim AZİZ YILDIRIM için düğmeye o zaman basıldı! Şike var mıydı, yok muydu bilmiyorum.
Ama Yeni Türkiye’ye uygun hareket etmeye çalışan Aziz Yıldırım birilerinin HEDEFİ oldu.
NATO‘nun zengin ettiği aile artık ABD‘nin hasmıydı!

Yahu, Aziz Yıldırım darbeci askere karşı sivil iktidarın, haydi yazarın yaptığını yapmayalım, açıkça söyleyelim AKP’nin yanında yer alsa;
1. İktidarın korumasında olur,
2. İktidarla birlikte darbeci askere karşı hareket eden ABD ile elele yürüyor olur.

Bu adamlara gazetelerde köşeler veriliyor ya, çok yanıyorum.
NOT: (Takvim = Çalık Grubu)

Written by kesinofsayt

11 Nisan 2012 at 00:16

AKP, Ergenekon, Fenerbahçe, Siyaset, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , , ,

SİZ BU OLUP BİTENLERİ YENİ Mİ SANIYORSUNUZ? – 2

leave a comment »

Üstüste tam 9 maçı deplasmanda yapmak zorunda bırakılan Fenerbahçe 6 Kasımda 1-0 kazandığı Beşiktaş maçından sonra, 5 Mart 1978 e kadar tam 119 günlük bir sürgün döneminde Diyarbakır, Ankara, Adana, Zonguldak, tekrar Ankara, Bolu, Trabzon, Samsun ve Mersin’de çıkardığı canlı ve güzel oyunlarla genel sempati yaratmış ve yalnız bir hafta için ve gol averajıyla Trabzonspor’a kaptırdığı liderliği sonuna kadar başarı ile sürdürüp, çok değerli bir şampiyonluğa daha ulaşmıştır. Bunlardan 8 Ocak 1978 Trabzon deplasmanı birçok yönden tarihsel bir anıdır.
Bir hafta önce Orhan Cebe’nin, basının deyimiyle, (ÖC ALIR GİBİ), Antiç’i oyundan atması hem Boludaki maçın kaybına, hem de Trabzonda oynayamamasına neden olmuş ve 4 puanlık avantaj da 2 ye inmiştir.
Orhan Cebe’nin bu tutumu Trabzonspor’a doping olmuştur. Ancak, amacı takdir eden Fenerbahçeli futbolcular, bu kez oyunu bozmakta kararlı idiler. Nitekim, Trabzonda rekorlar kırılan maç, Fenerbahçe’nin hırslı ve baskılı oyunu sonucu golsüz bitmiş ve 2 puan fark korunmuştur.
Günlerdir tahrik edilen ve galibiyeti çantada keklik sayan seyirci, yenilmeyen Fenerbahçelilerle otobüslerini azgınca taşladı. Saha komiseri ve gözlemci raporlarının:
(MAÇTAN SONRA SAHA VE FENERBAHÇELİ FUTBOLCULAR PATLAYICI MADDE, TAŞ VE PORTAKAL YAĞMURUNA TUTULDULAR…), şeklindeki açıklığına rağmen, Federasyonca sadece bir maçın (SAMSUN) a alınması ve tekme atıp oyun dışı edilen kaptanlarına ise hiç ceza verilmemesine karşın, bu derece korunan Trabzonspor’un, hâla da:
— ŞAMPİYONLUĞUMUZU KİMSE ENGELLEYEMEYECEKTİR!.. yolundaki bildirisi Fenerbahçe kulübünün, anarşi’nin kolgezdiği bir dönemde, nasıl bir Teşkilat ve ne tür bir rakiple mücadele zorunda kalmış olduğunu açıklar.
Trabzonda, 8 Ocak 1978 günü, her türlü dezavantaja ve azgınca saldırılara, kulüplerinin kişiliğine yaraşır bir cesaret ve şuurla, karşı koyan Fenerbahçe 11 i şunlardır:
İVANÇEVİÇ-ONUR, CEM, COŞKUN, YENAL-ENGİN, EMİN, ÖNDER-TUNA, CEMİL(K), ŞEVKİ..
Bu mevsim Fenerbahçe’nin puanlarına saldırılar, 20 Kasım ve 12 Martta D.Bakır ve Ordu’da olduğu gibi, hiç olmazsa özür dilemek nezaketini gösteren Ziya Türkdoğan dışında, Orhan Cebe-Nihat Özbirgül vurucu gücüyle sürdürüldü.
Trabzonsporla puan farkını 3 den bire indiren 2 Nisan 1978 Adanaspor yenilgisi, bir hakemin bir takımı nasıl vurabileceğine tipik bir örnektir. Fahri Somer’in:
(— HAKEMLER FENERBAHÇEYİ FUTBOLDEN EDİYOR.) başlıklı yazısı ilginçtir:
(- BİR HAKEM, “İHSAN TÜRE”, FENERBAHÇE’NİN KUPADAN ELENMESİNE YARDIMCI OLMUŞTU. ORHAN CEBE DE DÜN SARI-LÂCİVERTLİ TAKIMIN YENİLMESİNE, “ÇANAK TUTTU”).

NECMİ TANYOLAÇ,”TERCÜMAN” DA İSYAN EDİYOR:
(İNSAFLI OLALIM. FENERBAHÇE VURUŞA VURUŞA ÖLDÜ DÜNKÜ MAÇTA. O HIRSLI, O GAYRETLİ FUTBOLUYLA DÜN ÇOK TAKIMI YIKARDI. YİNE İNSAFLI OLALIM, FENERBAHÇE’NİN SADECE GOLÜNÜ VE PENALTISINI DEĞİL, BELKİ ŞAMPİYONLUĞUNU DA CEBE İNDİREN HAKEM CEBE YE DE ARTI GİT. SAHALARDA KAN DÖKÜLMEDEN GİT!.. DİYELİM…)

ALDIĞIMIZ BU ELEŞTİRİLER, yazılanların pek azını yansıtıyor. Bunları da futbolumuz ve Türk futbol hakemliği adına üzülerek sayfalarımıza alıyoruz.. Sadece uyarmış olmak amacıyla. Son olması dilekleriyle… Nitekim, kaleci İvançeviç’in 22 Şubat 1978 günlü basındaki yakınmaları ilginçtir:
(— ANTİÇ TEKME ATTI DİYE 3 MAÇ CEZA ALDI.. OYSA, BENİM AYAĞIMI KIRIYORLARDI. YERDE KANLAR İÇİNDE YATARKEN NİHAT ÖZBİRGÜL, DURUMU 3 METREDEN GÖRDÜĞÜ HALDE, BİR SARI KART BİLE ÇIKARMADI… TEKME ATAN FENERBAHÇELİ İSE CEZALANIYOR, F.B. Lİ DEĞİLSE CEZALANMIYOR. YAĞDIRILAN CEZALAR SADECE FENERBAHÇEYE!..) Türk futbolunun geri kalış nedenlerinden birine parmak basan bu sözlerin de uyarı olması dilenir.
Fenerbahçe kulübü, 24.haftamn D.Bakırspor maçından önce, artık çaresiz kalarak, bir deklarasyon yayınladı. Bu bildiride, futbolcularına ve özellikle milli takım kaptanı Cemil Turan’a kıyasıya sallanan tekmeleri kınamış, B.T.G.M. lüğü teşkilâtını ve bu tekmelere göz yuman hakemleri, kamuoyu önünde resmen uyarmıştır.
Fenerbahçe 19 Şubatta Samsun yenilgisiyle Trabzonspor’a kaptırdığı liderliği, bir hafta sonra, Mersinde tekrar yakaladı. Böylece, Karadeniz sahillerinde kaçırılan liderlik, 7 gün sonra, Akdeniz kıyılarında geri alınmak gibi ilginç bir olay yaşanmıştır.
Fenerbahçe takımı bu mevsim birçok maçta canlı ve duyarlı idi. Haksızlıklara, tertiplere uğrarken, mücadeleden yılmadı. Bu nedenle, kazandığı bu şampiyonluk da normalin üstünde bir değer taşır. 2 Nisan 1978 deki Adanaspor maçından sonra, antrenör KALOPEROVİÇ’in Tercüman gazetesinde yayınlanan ve acı gerçekleri dile getiren sözleri bu şampiyonluğun değerini kat kat arttırmıyormu;
(13 KİŞİYE KARŞI OYNAYAN ÇOCUKLAR DAHA NE YAPSIN!.. YENİLGİDE HİÇBİR KUSURLARI YOK.
BU GÜNE KADAR HAKEMLER İÇİN HİÇ KONUŞMADIM. AMA, ARTIK DAYANILACAK GİBİ DEĞİL… ORHAN CEBE’NİN YAPTIĞI BİR PROVOKASYON’DUR. RAKİBİMİZİN AŞIRI SERTLİĞİNE GÖZ YUMARAK ÖNCE FUTBOLCULARIMIZIN SİNİRLERİNİ BOZDU. SONRA DA ŞEVKİ’NİN MÜKEMMEL GOLÜYLE 2 PENALTIMIZI VERMEDİ. HAKEMLERİN BU TUTUMLARINA KARŞI İDARECİLERİMİZİN TEDBİR ALMALARI LÂZIM… FENERBAHÇE’NİN ŞAMPİYONLUĞUNU DEĞİŞİK YOLLARLA ENGELLEMEK İSTİYORLAR!…)

(…………………………)

Sezona 7 Ağustos’ta Avrupa Kupa Galipleri şampiyonu ve daha sonra “Süper Kupa” yı kazanan ünlü “ANDERLECHT” i 3-0 yenerek giren Fenerbahçe, 1-0 lık Galatasaray galibiyeti ve Beşiktaş’la 0-0 berabere kalarak T.S.Y. kupasını 5. kez kazanmış ve 13 Eylülde UEFA Kupası şampiyonu, “EİNDHOVEN” i de, Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasında, 2-1 yenip tekrar sansasyon yarattıktan 4 gün sonra, 17 Eylül 1978 de Trabzonda “İNSANCIL!..” bir penaltı ile düpedüz çelmelenmiştir.
Tam deyimiyle, (yaratılan bu penaltı), hem Fenerbahçe’den çalman puanın rakibe aktarılması, hem de ona moral ve güç kazandırılması bakımlarından, 1978-79 liginin kaderini etkileyen çok önemli bir olaydır ve kısaca şöyle olmuştur:
Fenerbahçe’nin canlı ve baskılı oyununun beklenen golünü, Erol 80. dakikada atıp Trabzonspor 1-0 yenik duruma düşünce, San-Lâcivertli futbolcular üzerine taş ve sopa yağmuru başladı. Hatta, sahaya fırlayan silahlı bir saldırganı yakalayan güvenlik güçleri mutlak bir faciayı önlemiş oldular. Taşkınlıklarından çok ürken hakem Yavuz Tunç, kurtuluşu 88. dakikada Trabzonspor lehine bir penaltı yaratmakta bulmuştur. Bu dakikadaki Trabzon atağında İVANÇEVİÇ mükemmel bir yatışla topu Tuncay’ın ayaklarından almış, ancak hakem, hemen penaltı noktasını göstermiştir.
(YAVUZ TUNÇ TRABZONSPOR’A ARMAĞAN ETTİĞİ PENALTI İLE KONUK TAKIMIN GALİBİYETİNİ ÇALDI..), başlıklı “HÜRRİYET” gazetesinde, korkunç olayların bir bölümü ertesi gün de:
(TRABZONLULAR DA FENERBAHÇE’YE HAK VERDİ..), başlığı altında şöyle yansıtılmıştır:
(YAĞMUR GİBİ YAĞAN TAŞ VE SOPALARDAN FUTBOLCU VE HAKEMLER UZUN SÜRE SAHADAN ÇIKAMADILAR. TRABZON, SİLAH SESLERİNDEN TEXAS’A DÖNDÜ. FENERBAHÇELİLER YAVUZ TUNÇ’A ATEŞ PÜSKÜRÜYORLAR. TRABZONLULAR İSE VERİLEN PENALTIYA GÜLÜYORLAR. ANTRENÖR ÖZKAN SÜMER:
— OLAYLAR BAŞLAYINCA HAKEMİN PENALTI VERECEĞİNİ SÖYLEDİM. MAÇIN KONTROLÜNÜ KAYBETMİŞTİ. TOP TOPLAYAN ÇOCUKLAR BİLE DÜŞSE DÜDÜĞÜ ÇALACAKTI. İVANÇEVİÇ TUNCAY’A DOKUNMADI BİLE… FENERBAHÇE’Yİ BU KADAR İYİ GÖRMEMİŞTİM. BİZDEN ÇOK ÜSTÜNDÜ. PENALTI KARARI ÇOK KOMİK. HAKEM BU PENALTI KARARIYLA HAYATINI KURTARDI…)
Hakem Yavuz Tunç:
“— … HATALARIM OLMADI, DEMİYORUM. FAKAT, ÖLÜM KOKAN BİR ATMOSFER İÇİNDE, BERABERLİĞE DAHÎ TAHAMMÜLÜ OLMAYAN BİR KÜTLE ÖNÜNDE YAPACAK BAŞKA BİR ŞEY BULAMADIM. HATALI DA OLSA, VERDİĞİM PENALTI KARARIYLE BİR ÇOK CİNAYETİ ÖNLEDİM. BİR HAKEM DEĞİL, İNSANLARI SEVEN BİR VATANDAŞ OLARAK, VERDİĞİM KARARDAN DOLAYI ÜZGÜN DEĞİLİM!…”, derken, gözlemci raporunda:
“MAÇIN SEYİRCİNİN ETKİSİ ALTINDA” YÖNETİLDİĞİ, PENALTININ HİÇ BİR KURALA UYMADIĞI, SONUCU ETKİLEYEN YANLIŞ KARARLAR VERİLDİĞİ” vurgulanmıştır.
Maçın dosyası Federasyon Hukuk Kurulu’na verilmişse de, Genel Müdür Sabahaddin Erman ile Federasyon başkanı Sahir Gürkan o hafta istifa edip yerlerine Fikret Ünlü ve Güngör Sayarı gelmiş, olay da, belki, Trabzon M.Vekillerinin arzularıyla, Trabzonspor’a yollanan bir (UYARI MEKTUBU) ile Teşkilatça, hasıraltı edilmiştir.
Serapa ağır suçlarla dolu bu korkunç dosya UEFA nın eline geçse nasıl bir tepki yaratırdı ve ne yaparlardı?!. Bir zamanlar, FİFA Türkiye’yi, Avrupa’dan çıkarıp, Asya grubuna atınca, uzun mücadeleler sonunda yerimizi koruyabilmiştik!…
17 Eylül 1978 Trabzonspor-Fenerbahçe maçı ve sonrası, “Türk futbol tarihi” nin ağlatıcı bir sayfasıdır. Fenerbahçe’nin bir şampiyonluğu daha çalınıp başkalarına mal edildi…. Ne çıkar!… zaten; türlü nedenlerle, arz mı edilmişti, şu güne kadar!..

Rüştü Dağlaroğlu, 1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ

Written by kesinofsayt

10 Nisan 2012 at 14:11

Fenerbahçe, TFF, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

NEREDE UEFA’NIN SOPASI?

leave a comment »

1 Nisan 2012 tarihinde Trabzon’da oynanan Trabzonspor – Fenerbahçe karşılaşmasının 41. dakikasında Fenerbahçe Christian Baroni’nin attığı golle 1-0 öne geçti. Ertesi gün pozisyonun ofsayt olup olmadığı hakkında “sallamalar” havada uçuşuyordu.

Ahmet Çakar – Sabah

Ve gelelim maçın en kritik anına. Aslında bu kritik an maçın dönüm noktası. Fenerbahçe’nin attığı golde yardımcı Serkan Ok ofsayt bayrağını kaldırdı. Ama Aydınus buna rağmen golü verdi. Pozisyon gol mü yoksa ofsayt mı? Bir oyuncu sadece ofsayt pozisyonunda diye ofsaytla cezalandırılmaz. Ya topa dokunacak, ya rakibe müdahalesi olacak, ya oyuna müdahalesi olacak ya kendi takımına avantaj sağlayacak. Top Caner tarafından oynandığında Cristian topa doğru koşuyor. Aynı anda Sow da sabit durmayıp ya da aksi yöne koşmayıp topun olduğu yere doğru kısa bir koşu yapıyor. Ve pas olarak atılmış bu top Sow’un ayağının birkaç santim önünden geçerek Cristian tarafından gol yapılıyor. Üstelik Sow bu koşuyu yaparken hemen geri dönen Trabzonsporlu Giray’ın koşu yolunu da belli oranda tıkıyor. Her ne kadar topa dokunmasa da Sow’un yaptığı hareket rakibe ve oyuna bir müdahale olarak algılanmalı. Dolayısıyla bu kadarından dolayı Fırat Aydınus hatalıdır.

Muhittin Boşat – Cumhuriyet

Fenerbahçe’nin kazandığı gol öncesinde top arkadaşının ayağından çıktığı anda Sow ofsayt pozisyonundaydı ancak topa dokunmamasına rağmen arkadan gelen Baroni’ye doğru koşarak rakiplerinin şaşırarak duraklamasına neden oldu ve yardımcı hakem Serkan Ok da Sow’un bu durumu için ofsayt bayrağı kaldırdı. Ancak Aydınus hatalı bir yorum yaparak yardımcısına bayrağını indirmesini işaret edip oyunu devam ettirdi ve Baroni topu rakip ağlara gönderdi. Bu pozisyonda re’sen oyunu devam ettirmek Fırat Aydınus için çok önemli bir yanlıştı.

Erman Toroğlu – Hürriyet

Önce Fenerbahçe’nin attığı gol. Ofsayt mı değil mi, tartışalım. Topun son oynandığı an; önce, topa yakın, net ofsayt pozisyonundaki Fenerbahçeli Sow hareket ediyor. Nereye doğru? Topa doğru. Pozisyonun içinde mi? Evet. Rakip defansı aldatıyor mu? Evet. Trabzonsporlu futbolcular, pozisyon ofsayt diye bırakınca, arkadan Baroni ofsayt olmayan pozisyonda geliyor ve güzel bir vuruşla golü yapıyor. Yoruma açık bir pozisyon. Benim yorumum; ofsayt.

Bülent Yavuz – Habertürk

Gelelim pozisyona; kural, “Ofsayttaki bir oyuncunun topa dokunması halinde ya da hareketlenmesi ile rakibe veya oyuna müdahalesi olursa bu oyuncu ofsaytla cezalandırılacaktır” der. Sow, top en son ayaktan çıktığı anda her yerden görülebilecek şekilde açık ofsaytta. Topla oynamıyor ama topa hareketleniyor. Arkadan gelen Cristian gol yapıyor. Hakem, Sow’u oyuna ve rakibe müdahale etmediği için dikkate almıyor ve bu yüzden gol veriyor. Oysa Sow topa hareketlenerek savunma oyuncularının topla oynamasına engel oluyor. Özellikle Trabzonlu Giray, Sow önünde olmasa topa net bir şekilde müdahale edecek durumda. Sow’un topun önünde durması Trabzonlu savunma oyuncusunun oynamasına yüzde yüz engel oluyor. Senegalli, aktif oyun içerisinde ve Trabzonlu savunma oyuncularına müdahale ediyor. Topun hemen yanında durarak da Cristian’ın topa vurmasına büyük bir avantaj sağlıyor. İşte bu yüzden kurala göre gol iptal edilmeliydi.

Markus Merk – Maraton:

Bana göre bu pozisyonda bayrak kaldıran yardımcı hakem haklı… Çünkü Sow burada kesinlikle ofsayt. Top ona doğru atılıyor ve o da topa doğru hareket ediyor.
Hareket edince de Trabzonsporlu futbolcuları yanıltıyor. Sow burda aktif pozisyonda. Yani net olarak Fenerbahçe’nin golü ofsayt.
Burda Fırat Aydınus’un kararı çok cesur ama, bu kararı yardımcısı Serkan Ok’a bırakmalıydı.

Hıncal Uluç – Fotomaç:

Yardımcı hakem, bayrak kaldırdığı halde Fenerbahçe’ye bir gol verdi, evlere şenlik… Buna eğer ‘Pasif ofsayt’ diyorsa hakemlik lisansı derhal iptal edilmeli. Çünkü bu adam hakemliği bilmiyor.
Pasif ofsaytın en basit kuralı şudur:
Oyuncu hareketlenmeyecek ya da topun aksi yönünde hareketlenecek.
Sowne tarafa doğru hareketleniyor?
Topa doğru… Topa doğru hareketlenen bir santrfor rakip savunmayı ve kaleciyi aldatır mı? O zaman nasıl pasif oluyor? Aktif olarak oyunun içinde olduğunu her haliyle gösteren bir adama ‘pasif’ diyor hakem ve buradan gol çıkıyor!

Trabzonspor Kulübü:

Böylesine zorlu bir karşılaşmada yediğimiz birinci golün ofsayt olması, (…)

Haydi Trabzonspor’unkini anladık. Ama bu isimlerden Bülent Yavuz, Ulusoy döneminin büyük kısmının MHK başkanı, hakem hocası idi. Diğer isimler de Türkiye’de yakın tarihin, en azından isim olarak, önemli hakemleri, yorumcuları. Hiç mi gelişmeleri, kuralları, yorumları takip etmezler? Uluç için birşey söylemeye gerek yok zaten 🙂
Bir de “yüzyılın hakemi, ulemalar uleması, büyük insan, muhteşem adam” Markus Merk var. Türkiye’ye gide gele o da “olmuş”…

Bu isimlerin bazıları “UEFA sopası”nı çok seviyorlar. O sevdikleri “sopa”yı UEFA kafalarına indirmiş bu sefer:

Milliyet, 04 Nisan 2012

Trabzonspor-Fenerbahçe maçının FIFA kokartlı hakemi Fırat Aydınus’a, Türkiye Futbol Federasyonu Merkez Hakem Kurulu Eğitimcisi ve UEFA Hakem Komitesi Üyesi Jaap Uilenberg’den özel teşekkür geldi.
Fırat Aydınus, Avni Aker Stadı’nda pazar akşamı oynanan karşılaşmanın 41. dakikasında Cristian Baroni’nin attığı golü, yardımcısı Serkan Ok’un, Moussa Sow için kaldırdığı ofsayt bayrağına rağmen geçerli saymıştı. Aydınus’un spor kamuoyunda tartışma yaratan bu kararı, UEFA Hakem Komitesi Üyesi Uilenberg’den övgü aldı.
Spor Toto Süper Lig maçlarını her hafta dikkatle takip eden Jaap Uilenberg’in, Merkez Hakem Kurulu yetkililerini arayarak pozisyonu doğru yorumladığı için Fırat Aydınus’a teşekkür ettiği ortaya çıktı. Hollandalı hakem hocası, Cristian’ın golle sonuçlanan pozisyonunun hakem seminerlerinde ders olarak gösterileceğini de bildirdi.
Jaap Uilenberg’in bu golün pasif ofsaytla ilgili birçok soruya yanıt olabileceğini düşündüğü ifade edildi.

Written by kesinofsayt

04 Nisan 2012 at 08:45

TFF’YE, PFDK’YA AÇIK DAVET

with one comment

TFF Disiplin Talimatı madde 44

MADDE 44 – AYRIMCILIK
(1) Irk, dil, din, etnik köken ayrımcılığı yaparak insanlık onurunu herhangi bir şekilde zedeleyen
(a) Futbolculara dört ila sekiz müsabakadan men cezası,
(b) Kulüp yöneticilerine ise kırk beş ila doksan gün hak mahrumiyeti cezası ve Süper Lig kulübü yöneticileri için 20.000.-TL’den 80.000.-TL’ye kadar, 1. Lig kulübü yöneticileri için 10.000.-TL’den 40.000.-TL’ye kadar, 2. Lig kulübü yöneticileri için 7.500.-TL’den 15.000.-TL’ye kadar, 3. Lig kulübü yöneticileri için 5.000.-TL’den 10.000.-TL’ye kadar
para cezası,
(c) Diğer kişilere dört ila sekiz müsabakada soyunma odasına ve yedek kulübesine giriş yasağı, veya otuz ila altmış gün arasında hak mahrumiyeti cezası verilir.
(2) Mensupları 1. fıkrada tanımlanan fiili gerçekleştiren kulüplere ise ayrıca Süper Lig için 50.000.-TL’den 150.000.-TL’ye kadar, 1. Lig için 30.000.-TL’den 75.000.-TL’ye kadar, 2. Lig için 15.000.-TL’den 30.000.-TL’ye kadar, 3. Lig için 7.500.-TL’den 15.000.-TL’ye kadar para cezası verilir.
(3) Ayrıca ihlalin ağırlığına göre kulübe bir veya daha fazla müsabakayı seyircisiz oynama, saha kapatma, hükmen mağlubiyet, puan silme ve ihraç gibi ek cezalar da verilebilir.
(4) Müsabaka öncesinde, esnasında ve sonrasında her türlü ideolojik propaganda yapmak yasaktır. Bu yasağa uyulmaması halinde bu maddede belirtilen cezalar uygulanır.

Buyurun:

İŞLEM YAPACAK MISINIZ?

 

Written by kesinofsayt

02 Nisan 2012 at 14:05

Trabzonspor kategorisinde yayınlandı

BİR BAŞKA MEHMET ALİ: MEHMET ALİ YILMAZ

leave a comment »

TFF Başkanlığı kaosunda adı geçenlerden birisi de eski Trabzonspor Başkanı ve eski Spor Bakanı Mehmet Ali Yılmaz. Her seçimde olmasa da her iki TFF seçiminde adı gündeme gelen bir isim Yılmaz.

Kimdir Mehmet Ali Yılmaz?

Bir Mafya Tarafı Vardır

9 Haziran 2004 tarihli Hürriyet Gazetesi‘nden:
Türkiye Faal Futbol Hakemleri Derneği Rize şubesinin düzenlediği konferansa katılan Trabzon eski başkanı Özkan Sümer, Federasyon Başkanlığı’na soyunan M. Ali Yılmaz için ilginç ifadeler kullandı. Sümer soru bölümünde, “Siz başkan olmadan önce Yılmaz’ın karşısına kimse çıkmak istemiyordu. Siz başkan olduktan sonra yeni adaylar ortaya çıkmaya başladı. Ne diyorsunuz” şeklindeki soruya “Tabi M. Ali Yılmaz’ın, yani onursal başkanın bir gücü vardı. Bir caydırıcı tarafı vardı. Yani açıkçası böyle bir mafya tarafı vardı” yanıtını verdi.

Mehmet Ali Yılmaz’ın mafyöz ilişkileri hakkında birçok kaynak mevcut. Üstelik Yılmaz bu ilişkilerini saklamak ihtiyacı da duymuyor. Hatta zaman zaman övünç kaynağı olarak görüyor.

Mesela Ecevit Kılıç’ın Kirli Kramponlar‘ının bir bölümünde şunları görüyoruz:

Çakıcı’nın Ankara’da sahneye çıkması Yılmaz sayesinde oldu. Ankara Oteli’nin giriş katındaki restoranda dönemin bakanları Yılmaz, Ömer Barutçu, Mehmet Batatlı, Cavit Çağlar ve Yıldırım Aktuna oturuyordu. Bir süre sonra masaya bir kişi geliyordu. Yılmaz, bu kişiyi büyük bir samimiyetle karşılıyordu. Daha sonra masadaki bakanlara tanıştırıyordu: “Kendisi hemşerimdir, Alaattin Çakıcı” diyordu. Bu tanıştırmadan sonra Çakıcı artık mesken olarak Ankara’yı tutuyordu. Devlet görevlileriyle ilişkilerini gittikçe geliştirip, büyük ihalelerin istediği kişilere verilmesini sağlayacak düzeye getirdi.

Bunun basında yer alması üzerine Yılmaz, “Çakıcı delikanlı çocuktur. Konuşur da yemek de yerim. Üstelik Trabzonlu olması nedeniyle benim hemşerimdir. Alaattin’le konuşma yasağı mı var!” diye rest çekerek kendisini savunuyordu. Bu açıklaması üzerine kurucusu olduğu DYP, Yılmaz’ı kınayarak kendisinin partileriyle ilgisinin olmadığını açıkladı.

Daha sonra Yılmaz’ın yalnızca Çakıcı’yı ağırlamakla kalmadığı, gözaltına alındığında eziyet görmemesi için devreye girdiği de açığa çıktı. Çakıcı, 1992 yılında İstanbul Emniyeti tarafından gözaltına alınıyordu. Bunu haber alan ve o dönemde Devlet Bakanlığı yapan Yılmaz ile Ömer Barutçu, Çakıcı için hemen hareke geçiyordu. Gece yarısı harekete geçerek o dönemde İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne yeni atanan Necdet Menzir’in kıramayacağı bazı aracıları arıyordu. Aracılardan Necdet Menzir’e ulaşmalarını istiyordu. İsteği ise “Menzir adamlarına talimat versin, Çakıcı’yı içeride dövmesinler.” Ama bu sonucu değiştirmiyor, Çakıcı, emniyette bir güzel hırpalanıyordu. Menzir, yıllar sonra olayla ilgili şöyle konuşuyordu: “Hatırladığım kadarıyla o konu Çakıcı ile ilgili değil, eşi Uğur Kılıç ile ilgiliydi. Uğur Kılıç, yanında çalışan bir garsonun evine ateş açtırmış. Bu nedenle emniyetçe gözaltına alınmış. O dönemde bazı kişiler kıramayacağım bir arkadaşımı arayarak bana haber gönderdiler. Kadına eziyet edilmesin diye ricada bulundular.”

Yılmaz, yalnızca Çakıcı’ya mı sahip çıktı? Diğer ülkücü mafya liderleri öksüz mü kaldı? Tabii ki hayır. Çakıcı’ya sahip çıkan Yılmaz Sedat Peker’e de amcalık yaptı. Sedat Peker, Türk idealini temsilen dünyadaki bütün Türkleri internet aracılığıyla buluşturmak amacıyla www.ozturkler.com diye bir site açtı. Hilton’da yapılan gecede Yılmaz, Türk dünyasına hizmeti geçen Türkçülere birer plaket verdi. Yani ev sahipliğini Peker’in adına Yılmaz yaptı. Peker’le olan ilişkisi eleştirilen Yılmaz, ona da toz kondurmayarak “O da bizim yeğenimizdir. Onun daha genç olması sebebiyle yeğenimiz diyoruz. O da Karadenizlidir. İyi çocuktur. O da zaman zaman masamızda bulunmuştur. İnsan sevdiği insanlarla oturmaz mı!” diyordu. (Hürriyet, 24 Eylül 1998)

Yılmaz’ın mafya ile ilişkisi yalnızca bunlarla sınırlı değil. Yılmaz’ın adı 1995′te Bursa’da öldürülen tefeci Nesim Malki dosyasında da sıkça geçiyor. Malki, öldürülmeden bir süre önce 15 Haziran 1994′te İstanbul’daki evinin önünde Hasan Akdoğan ve Tuncay Şeker’in silahlı saldırısına uğradı. Malki’yi vurmayı başaramayan bu kişilere talimatı daha sonra Alaattin Çakıcı adına Futbol Federasyonu Başkanı adayı olan Mustafa Kefeli’nin verdiği ortaya çıktı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı yıllar sonra Kefeli’nin yakalanması üzerine olayla ilgili dava açtı. Davanın iddianamesinde en çok Mehmet Ali Yılmaz’ın adı geçiyor. Kefeli ifadesinde Malki’nin Kıbrıs’ta banka açmasını o dönemde Kıbrıs’tan Sorumlu Devlet Bakanlığı görevini yürüten Yılmaz’ın sağladığını belirtiyor.

Cavit Çağlar, Kıbrıs’ta banka açmak isteyen Malki’ye yardımcı olması için Kefeli’yi arıyor. Kefeli’de Mehmet Ali Yılmaz’ı arıyor. Yılmaz ile Kefeli çok eski arkadaşlar. Kefeli, konuyu Yılmaz’a açıyor. Bankanın açılması durumunda Malki’nin DYP’ye yüklü miktarda para yardımı yapacağını söylüyor. Yılmaz, Kıbrıs’ta bir bakanı arıyor ve bir süre sonra Malki’nin Tuncabank’ı faaliyete geçti. Ancak, Malki DYP’ye söz verdiği yardımı yapmadı. Yılmaz, sürekli Kefeli’yi arayıp, söz verilen yardımın yapılmasını istedi. Malki bir türlü yardımı yapmayınca, kendisine bir ceza verilmesi planlanıyordu. Bunun için Kefeli’nin adamları Hasan Akdoğan ve Tuncay Şeker Malki’ye yönelik silahlı saldırı düzenliyor ama Malki yaralanmadan kurtuluyor. (3 Ekim 2001 tarihli ifadesi)

Mehmet Ali Yılmaz’ın adalet anlayışı da hemşerilik boyutunda son derece güçlüdür (!).  Gökdeniz Karadeniz’in 2005’teki bahis şikesinden ceza alması konusunda, kendisi görevde olsa ceza almayacağını söyleyecek kadar cesurdur. Üstelik de federasyon başkanlığı değil bahsettiği konum, Trabzonspor Başkanlığı…

26 Ekim 2005 tarihli Hürriyet Gazetesi:

Ben Olsam Gökdeniz Ceza Almazdı
Trabzonspor’un onursal başkanı, Aktuğ yönetiminin kulübün haklarını koruyamadığını söyledi, ‘Gerekirse bu gidişe dur diyeceğim’ dedi.
Trabzonspor’un onursal başkanı Mehmet Ali Yılmaz, gündemdeki konulara ilişkin çarpıcı açıklamalar yaptı. Uygun görüldüğü taktirde Futbol Federasyonu başkanı olabileceğini belirten Yılmaz, Trabzonspor’un da sıradan bir takım olduğunu söyledi. DHA’ya konuşan Yılmaz, şunları
söyledi:
‘Levent Bıçakçı’nın Futbol Federasyonu Başkanlığı’na getirilmesi, Başbakan’a yakın adamlar tarafından sağlandı. Şimdiki federasyon, oluşumundan itibaren biraz şüpheli bakılan bir federasyon olduğu için, oluşturdukları kurumların yaptıkları bakımından da Türk futbolunu güçlü, güvenilir bir şemsiye altına alamadıkları kesin.
Trabzonspor son 4 yıldır korku ile izlenen, küme düşmesin diye üfleyerek tutulan, küçük bir büyük olarak kalmaya başladı. Sıradan bir takım oldu. Böyle sürerse bu sıradanlığından kurtulması çok zor. O zaman yeniden gönlümüz razı olmayacak, dur, diyeceğiz. Başkan olsaydım, Gökdeniz olayı başka olurdu. Federasyon ceza veremezdi. Çünkü ben neye göre ceza verdiğinin hesabını sorarım. Ceza verilmesi, Trabzon için bir kara lekedir. Ben olsam Şenol Güneş’in gelmesini istemezdim. Ziya Doğan başarılıydı.’

Olası bir federasyon başkanlığında “adalete” nasıl bakacağı, kimlerden ne destek alacağı konusunda ufak ipuçları var yukarıdaki satırlarda. Gerisi hayal gücünüze kalmış.

Bir de UEFA / FIFA’ya bakış açısı için örnek verelim:

Prestijimiz ve ulusal itibarımız sarsılıyor. ‘Bu hükümet her şeyle başa çıkıyor, bir Haluk Ulusoy’la başa çıkamıyor’ görüntüsü, üzücü ve güvensiz. Bir yasa çıkmışsa tüm ülkeyi bağlar ve uygulanır. Nasıl bir saçmalıktır anlamadım. Hâlâ UEFA ve FIFA’dan bahsediliyor. Ülkenin bu zibidilerle ne işi var”

(…)

FIFA’nın Türkiye üzerinde yaptırımı yoktur. Bu kadar saçma bir ülkede yaşamak istemiyorum…

Written by kesinofsayt

18 Şubat 2012 at 00:01

Mehmet Ali Yılmaz, TFF kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,