FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Archive for the ‘UEFA’ Category

#FENERBAHÇELİSORUYOR

with one comment

Bugüne kadar birçok başarılı videoya imza atan Casual Project (Evren Topaloğlu – twitter.com/evrentopaloglu / Sinan Demir – twitter.com/Demir_Sinan / Emre Çakmak – twitter.com/emreckmak ) mahkemeye çok az kala yine harika bir işe imza atmışlar.

Bu videodan esinlenen Fenerbahçeliler de bugün twitter’ı soruya boğdular. İşte sizlere bu sorulardan bir derleme:

#fenerbahcelisoruyor Dünyada tutuklandıktan sonra ilk mahkemeye çıkması 227 gün süren çağdaş bir ülke var mı ? by @tolgazengin

#fenerbahcelisoruyor Bursaspor’un hamisi bakan Faruk Çelik, TS’nin ŞL’den aldığı 30 milyon$’ı neden istemiyor? O tapelerle ŞL’ye mi gidilir? by @HipiLangstrumpf

#fenerbahcelisoruyor Zekeriya ÖZ’ün başlattığı hangi soruşturmada somut delil ele geçirildi, hangi dava karara bağlandı. by @ozlumertt

#fenerbahcelisoruyor devleti bes trilyon dolandiran sadri sener ince ince desteki nerden almistir. neden bu paranin akibeti sorulmamakdadir by @muratbul1907

#fenerbahcelisoruyor 12 takım 19 maçta 3 tanecik futbolcuyla mı şike yaptı, Korcan, İ. Akın, İskender 132 futbolcuya bedel iş mi yaptılar? by @HipiLangstrumpf

#fenerbahcelisoruyor MİT davası savcısı hemen görevden alınırken,sayfalarca tape basına servis edilen şike davası savcısı niye hala görevde? by @tolgazengin

#fenerbahcelisoruyor Ayva çiçek açmış yaz mı gelecek ? Basın Kadıköye nasıl girecek ? by @fenerbahcenins2

#fenerbahcelisoruyor eğerbişey yoksa neden cezaevnde diyenlre adnan menderesi deniz gezmişleri asanda bu ülkenin hakimi ve mahkemesi dğlmydi by @demarcoxx

#fenerbahcelisoruyor Helvacı nasıl oluyorda hala görevde kalabılıyor???  by @zerdacal

#fenerbahcelisoruyor 6222 değişim sonrası meclisten geçtiğinde Aziz Yıldırım yasası diyenler dünkü MİT yasası adına neden susuyor?? by @demarcoxx

#fenerbahcelisoruyor gizlilik ihlal edildiği halde savcı neden gorevden alınmadı ? by @anntirikot

#fenerbahcelisoruyor UEFA ya gönderilen ilk iddianamede Göksel gümüşdag yokken,ikinci iddianamede var,hayirdir …  by @kinyas1907

#fenerbahcelisoruyor Korcan’a araba alındığı söylendi sonra ortaya çıktıki ablasına alınmş.daha sonra öğrenldi ki Korcanın ablası dahi yktu. by @MGTRKMN

#fenerbahcelisoruyor Lütfü istifa ederken dediği belgeleri açıklayacak mı ? @ygt_erkin

#fenerbahcelisoruyor Aziz Yıldırım’ın evinden çıkan silahlara ne oldu? by @emreckmak

#fenerbahcelisoruyor Korcan’ın olmayan kız kardeşine alınan mini cooper nerede ? by @esra_karaoglu

#fenerbahcelisoruyor Operasyon neden seçimlerden sonra yapıldı. by @Fenerist__

#fenerbahcelisoruyor Sadri Şener suçsuzsa neden yurtdışı yasağı kondu,Karakollara gidip imza attı? by @FENERBAHmEt

#fenerbahcelisoruyor Aziz yıldırımın evinde bulundu denen silahlar nerede ?  by @fbhaber

#fenerbahcelisoruyor “Aziz Yildirima yapilan muameleden haberdarmisiniz?Avukatlariyla gorusturulmuyor biliyormusunuz?Bunu duzeltecekmisinz?” by @aAdvo

#fenerbahcelisoruyor Tapelerde O. Peker’in sınavı geçtiğini duyunca sorular çalınmış, sınav tekrarlanmalı diyen Ş. Mosturoğlu neden içeride? by @fenerinmacivar

#fenerbahcelisoruyor Neden suçüstü yapılmadı,toplnn delillr hukuka uygun mu?Neden seçim sonrsı beklndi?Emnytte iddia oynndı mı by @onurktk_

#fenerbahcelisoruyor ee 19 maçta şike var ama silivriye neden sadece fenerbahçe taraftarı gidiyor? ne pis la bu fenerliler.. by @geronimoapo

#fenerbahcelisoruyor kupayı hala istiyomusun sadri? by @semaankarali

#fenerbahcelisoruyor Fenerbahçeliler konuşurken adaleti etkilemek oluyor da diğerleri konuşunca neden olmuyor? by @minecuca

#fenerbahcelisoruyor polis fezlekelerini soruşturma safhasında Mehmet Baransu’ya kim sızdırdı? by @papazincayiri

#fenerbahcelisoruyor Ts kendini temiz hissederek “kupa kupa” diye bağırırken, Bjk neden bu kadar suskun kaldı ? by @ygt_erkin

#fenerbahcelisoruyor wikileaks belgelerındeki hukumet trabzonspor iliskileri duyarlı turk medyasının neden ilgisini cekmedi by @tozluparkeler

#fenerbahcelisoruyor Mahmut Özgener, nereye kayboldu ? by @ygt_erkin

#fenerbahcelisoruyor yanlıs hasan cetınkaya’yı dinleyıp onun konusmalarından sike sonucu cıkaran savcılıgın ıddıanamesıne ne kadar guvenılır by @tozluparkeler

#fenerbahcelisoruyor Tayfur Havutçu 6 ay içeride tutuldu, pardon mu denecek? Beşiktaş neden suskun? Önemli değil mi? by @papazincayiri

#fenerbahcelisoruyor Mehmet Ali Aydınlar dün neden Mehmet Baransu ile beraberdi. by @ozlumertt

#fenerbahcelisoruyor son 5 maçın sonucunu biliyorduk diye medyaya sızan haberleri yalanlamak için neden 50 gün beklendi? by @papazincayiri

#fenerbahcelisoruyor Bütün özel üniversite kampüsleri dağ başındayken Acıbadem’e neden şehrin göbeğinde kampüs verildi? by @gevezecadi

#fenerbahcelisoruyor bu yaşatılanların hesabını SANDIKTA SORMAYACAĞIMIZI MI SANDINIZ? by @12numaraorg

#fenerbahcelisoruyor şike olduğu söylenen 19 maçın gözlemci raporlarını görebilir miyim? Sahaya yansımamış şike nasıl gerçekleşmiş olabilir? by @HipiLangstrumpf

#fenerbahcelisoruyor Şike yaptıysak neden düşürmüyorlar ? by @ygt_erkin

#fenerbahcelisoruyor Milletvekili Şamil Tayyar, Cumhurbaşkanı’na MİT için yasa değişmesin diye mektup yazdı mı?” by @akgulkadir

#fenerbahcelisoruyor Mecnun Odyakmaz’in Zeki Mazlumun tum girisimlerine ragmen şikeye karşı duruşu neden cezalandirildi  by @tozasor

#fenerbahcelisoruyor 90+4. Dakikada Santos’un gol attigi Antep macından bır gun önce Sadri ile Tolunay otelin lobisinde ne konuştu!? by @uur11

#fenerbahcelisoruyor 2 Temmuz günü hangi sebeple Başbakan’a brifing verildi? Yargı yürütmeden izin almak zorunda mı? Utanmadınız mı? by @papazincayiri

#fenerbahcelisoruyor NASIL KOYDU AYKUT KOCAMAN??? by @RedBurcu

#fenerbahcelisoruyor 10 Temmuz günü Bağdat Caddesinde sonra Lefter’in cenazesinde duydukların hoşuna gitti mi? (O kendini biliyor) by @papazincayiri

#fenerbahcelisoruyor Mehmet Ali Aydınlar, Aziz Yılmaz ve Hakan Bilal Kutlualp ile görüşme yapmışmıdır yaptıysa bu görüşmenin amacı nedir ? by @LifeIs1907

#fenerbahcelisoruyor aziz yıldırım’ın evinde arama yapıldıktan sonra sanki silahlar onun evinden çıkmışcasına video montajını kimler yaptı? by @Aziz_Baskan

#fenerbahcelisoruyor kişiye özel yasa olmaz diyen Cumhurbaşkanı örtülü ödenekten bir kulübe para aktarılması karşısında neden suskun? by @papazincayiri

#fenerbahcelisoruyor Cornu’ nun hukuk şirketini kim çalıştırıyor ve bu hukuk şirketinin dava ile ne alakası var ? by @ygt_erkin

#fenerbahcelisoruyor sike operasyonua sizofreniyle alakası nedir ? Rakip futbolcu yok, hakem yok. Fenerbahce sıkeyı kendi kendınemı yapmıs by @tozluparkeler

#fenerbahcelisoruyor ”Mustafa Kemal’in askerleriyiz.”dediğimiz içinmi bu ince ayar meselesi by @gkhanbiliz

#fenerbahcelisoruyor Lütfi aribogan neden her TFF yönetiminde var??? Yoksa MİTçimi?? by @kdrdmrdr

#fenerbahcelisoruyor Bir galatasaray başkanına “20 milyon gs’li AKP’ye oy verdi” dedirttiren o büyük “kurgu” nedir? by @papazincayiri

#fenerbahcelisoruyor kopyala yapıstır iddianameye guvenmiyoruz. Telefon gorusmelerının tamamı nerede, imha edildikleri dogru mu by @tozluparkeler

#fenerbahcelisoruyor AZİZ Yıldırım’ın emniyetteki fotografını sızdıranlar hangi cezaya çarptırıldı gorevden alındılar mı by @tota1907

#fenerbahcelisoruyor wikileaks belgelerındeki hukumet trabzonspor iliskileri duyarlı turk medyasının neden ilgisini cekmedi by @tozluparkeler

#fenerbahcelisoruyor 19 maçta şike vardı, iddianamede tenzilata gidildi. Fazlasını iddia edenler meslekten men edildi mi? by @papazincayiri

#fenerbahcelisoruyor talepleri iddianameden önce kimler basına sizdirdi ist başsavcısı mit operasyonundaki hassasiyeti neden göstermedi by @esracestan

#fenerbahcelisoruyor polis fezlekelerini soruşturma safhasında Mehmet Baransu’ya kim sızdırdı? by @papazincayiri

#fenerbahcelisoruyor yemekler yendı agırlık coktu alkolde alındı soylenenler yanlıs olabilir sacmalıgıyla bır kulubun kaderi cizilebilir mi by @tozluparkeler

#fenerbahcelisoruyor “sanat eseri soruşturma” yapanlar MİT müsteşarına PKK’lı dediği zaman geçmişte söylediklerinizden hiç mi utanmadınız?  by @papazincayiri

#fenerbahcelisoruyor Fatih TERİM resmi imzayı atmak için 2 Ağustos tarihini beklemesi tesadüfmüdür ?  by @LifeIs1907

#fenerbahcelisoruyor madem 200-300bin dolara maç satacak şerefsiz dolu,Fenerbahçe sonucu belli maçlar için 12 milyon euro prim neden ödedi? by @1907Eko

#fenerbahcelisoruyor özellikle savcıya soruyorum transfer şikesi nasil oluyor (6s nin yaptıkları transfer şikesi degilse nedir) by @tota1907

#fenerbahcelisoruyor geçen sene fb-antep maçı öncesi sadri şener hangi maksatla antep kampını ziyaret etti ?  by @fener_RM

#fenerbahcelisoruyor Emenike’yi en çok suçlayan Bülent ATAMAN neden ifadeye çağırılmamıştır ? by @LifeIs1907

#fenerbahcelisoruyor bejeke ve tese nin ne işi var avrupada? Onlara aklanma garantisimi verildi? by @gamzeb1907

#fenerbahcelisoruyor MİT müsteşarından PKK’lı, kitaptan bomba yaratan Baransulu akıllarla lince kalktığınız için hiç utanmayacak mısınız? by @papazincayiri

#fenerbahcelisoruyor FB kulübünü, leş yiyicilerine bırakacağımızı,gerçekten düşünen var mı… by @kinyas1907

#fenerbahcelisoruyor cemaat yayın organları taraf ve zaman gazetelerinin futbola birdenbire ilgi duymaya baslamasının nedeni nedir by @tozluparkeler

#fenerbahcelisoruyor Giresunspor’un kulübünde bulunan silahlar neden Aziz Yıldırım’da yakalanmış gibi gösterilip ilişiklendirildi.!? by @bin900yedi

#fenerbahcelisoruyor Şike veya teşvik olduğu iddia edilen 19 maçta yazılan gözlemci raporları nerede?  by @EdaGlbrkSy

#fenerbahcelisoruyor Metriste bir gece yarısı “aman savunmanda bize dokunma” diyenler kimlerdi? by @avukatfb

Bu sorular da @FENERLEAKS tarafından:

#fenerbahcelisoruyor Melih Gökçek’in dinleme aracı var mı?

#fenerbahcelisoruyor Mahmut Özgener neden saklanıyor? Neden konuşturulmuyor?

#fenerbahcelisoruyor Fenerbahçe TFF’den para çekip şike yaptıysa parayı veren suç ortakları neden dışarıda?

#fenerbahcelisoruyor A. Yıldırım’ın aylarca süren teknik takipte hemen herkesle tapesi varken, yöneticilerinden MAA ile neden bu kadar az  konuşması var? A.Yıldırım – MAA tapeleri #hasir6 mı ediliyor?

#fenerbahcelisoruyor Ünal Aysal “MAA’nın istifası kurguyu bozar” derken hangi kurgudan bahsetti?

#fenerbahcelisoruyor Gizli tanık acaba bir kez olsun “doğru” bilgi verebilecek mi?

#fenerbahcelisoruyor Etik Kurulu bşk.nın sözlerine rağmen hala bu raporla işlem isteyenlerin aklı başında mı?

#fenerbahcelisoruyor Lütfi Arıboğan “Cornu’ya dava açacağım” dedi mi?

#fenerbahcelisoruyor Tapelerde açıkça halkı isyana teşvik girişiminde bulunan Şakar, Şener ve Canalioğlu hakkında işlem yapılıyor mu?

#fenerbahcelisoruyor Şener’in “altı trilyonu alalım, bire bitiririz“i için neden hiç bir devlet kurumu işlem yapmıyor?

#fenerbahcelisoruyor Bursaspor neden susuyor?

#fenerbahcelisoruyor Çalınan menajerlik sınavı soruları ilk kimlere geldi? Sorumluları şimdi nerede?

#fenerbahcelisoruyor Lütfi Arıboğan alt küme takımlarına “rüşvet” teklif etti mi?

#fenerbahcelisoruyor Platini, 2007’de Aziz Yıldırım’ın gönderdiği iki dosya hakkında ne işlem yaptı? Acaba UEFA Hukuk Kurulları Platini’yi bilgilendirmemiş olabilir mi? 🙂

#fenerbahcelisoruyor Dava gerçekten siyasi değil mi?

#fenerbahcelisoruyor Ünal Aysal “1-2 takım düşer” bilgisini kimden aldı?

#fenerbahcelisoruyor Vekil Şükür “duyabileceğimiz farklı şeyler“i açıklayacak mı?

#fenerbahcelisoruyor TS’ye HES’ten para aktarırken, HES neleri, kimleri mahvedecek?

#fenerbahcelisoruyor “İnce”ci Erdoğan Bayraktar nerelerde? Ne yapıyor?

#fenerbahcelisoruyor Operasyon öncesi ve süresince borsa hareketleri inceleniyor mu? SPK?

#fenerbahcelisoruyor Digitürk’ün zararı karşılandı mı?

#fenerbahcelisoruyor Yadigar Boğa ne oldu?

#fenerbahcelisoruyor Bakan Suat Kılıç neden bütün il müdürlerini değiştirdi?

#fenerbahcelisoruyor “Fenerbahçe – GS maçı oynanmayacak” diyenler neredeler? Ne yapıyorlar?

#fenerbahcelisoruyor TFF Genel Sekreterliğine illa ki GS’li birileri mi oturmalı?

#fenerbahcelisoruyor Savcı Mehmet Berk Etik Kurul Raporu’nu ne yaptı? Rapor sonradan değiştirildi mi?

#fenerbahcelisoruyor Gökhan Gönül’ün sakatlığını Fenerbahçe’ye bildirmeyen milli takım doktorları ne yapıyor?

#fenerbahcelisoruyor “Fenerbahçe başkanı şu an nerede” diyen Erzik’e hala güvenen Fenerbahçeli var mı?

#fenerbahcelisoruyor Şener’e niye yurtdışı yasağı kondu? Niye kaldırıldı?

#fenerbahcelisoruyor Bilyoner kapandı mı? 🙂

#fenerbahcelisoruyor 1 Milyon dolar ne oldu?

#fenerbahcelisoruyor TFF, LigTV, TRT ne konularda anlaştı? Kaç görüşme oldu?

#fenerbahcelisoruyor Fenerbahçe’nin GS’ye verdiği teşvik ne oldu?

#fenerbahcelisoruyor Süper Kupa ne oldu?

#fenerbahcelisoruyor UEFA “sonradan ihraç mümkün” dedikten sonra ne değişti?

#fenerbahcelisoruyor Aziz Yıldırım henüz tutuklanmadan adres olarak neden Metris yazıldı?

#fenerbahcelisoruyor MAA “delillere göre hareket edeceğiz” dedikten sonra hangi delilleri gördü de bu hale geldi?

#fenerbahcelisoruyor Melih Gökçek operasyonu önceden biliyor muydu? Başka kimler biliyordu?

TUTARSIZLIKLAR PRENSİ

with 2 comments

Mehmet Ali Aydınlar 9 Şubat’ı 10 Şubat’a bağlayan gece 00:30’da Mehmet Ali Birand’ın 32. Gün programına konuk oldu.  Programda müstafi TFF Başkanı’ndan ziyade Fenerbahçe muhalefetinin lideri gibi konuştu. Lütfi Arıboğan’a, İlhan Helvacı’ya, Şenes Erzik’e, Gianni Infantino’ya teşekkür eden Aydınlar, Fenerbahçe yöneticilerinin tümüne muhtelif suçlamalar getirdi.

Programın bir yerinde “ben yalan söylemeyi beceremem, hemen anlarsınız” dedi. Ne tesadüftür ki bu lafı tam da Rıdvan Dilmen ve Aykut Kocaman ile yaptığı görüşmeyi anlatırken etti. Mehmet Ali Aydınlar’a ilk yalanlama da – daha doğrusu düzeltme- Rıdvan Dilmen’den geldi.

“Yılların gazetecisi” Mehmet Ali Birand, hiç bir şekilde sorularıyla sıkıştırmadığı konuğunu, söylediklerinin çoğu tutarsızken “tatmin edici, inandırıcı” buldu. Muhtemelen kendisindeki Galatasaray genlerinden kaynaklanan şu tweetleri yolladı:

Bakalım Mehmet Ali Aydınlar ne derece “tatmin edici, inandırıcı” idi…


Soru: TFF başkanlığına aday olmanızı Başbakan mı istedi?
Mehmet Ali Aydınlar
: İşin doğrusu kulüpler istedi. Ben de bu istekleri kırmayıp görevi kabul ettim. Çok çalışan bir insanım. Yıllardır futbol camiasının içindeyiz. Başbakan ile sadece istişarede bulundum.

Analiz:

Önce kısa bir kronoloji yapalım.

  • 4 Haziran 2011 tarihinde Mahmut Özgener’in TFF başkanlığını bırakacağı, yerine Göksel Gümüşdağ’ın aday olacağı haberleri çıktı.
  • 5 Haziran 2011 tarihinde Mahmut Özgener Lig TV’ye aday olmayacağını açıkladı.
  • Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören, 10 Haziran 2011‘de villasında Trabzonspor Başkanı Sadri Şener, Gaziantepspor Başkanı İbrahim Kızıl ve Galatasaray Başkanı Ünal Aysal yurtdışında olduğu için yardımcısı Adnan Öztürk’ü misafir etti ve aday olarak Mehmet Ali Aydınlar’ı belirlediler.
  • 13 Haziran 2011 tarihinde Göksel Gümüşdağ “on yıldır Türk futbolunun içindeyim. Her kademede görev yaptım. Kulüpler Birliği Vakfı ve alt birliklerin desteğini alarak başkanlığa adaylığımı koyuyorum”diyerek adaylığını açıkladı.
  • 15 Haziran 2011‘de Başbakan’ın “uzlaşın” çağrısı üzerine Göksel Gümüşdağ, Mehmet Ali Aydınlar lehine adaylıktan çekildi.  (Alternatif link)
  • 16 Haziran 2011 Mehmet Atalay çekildi.
  • 24 Haziran 2011 tarihinde başbakan Mehmet Ali Aydınlar’ı kabul etti.
  • 29 Haziran 2011 tarihinde Mehmet Ali Aydınlar TFF başkanlığına seçildi.

Siyasetin futbolun ne kadar içinde olduğunu 3 Temmuz Operasyonu sürecindeki siyasi dahli anlatırken yazmıştım. Ayrıca başbakanın TFF başkanlık seçimindeki rolü, savcılığın ek klasörlerindeki tapelerde bile mevcut:

Tapedeki görüşme tarihine dikkatinizi çekerim: 30 Nisan 2011… Daha Özgener’in başkanlığı bırakacağı, Mehmet Ali Aydınlar’ın adı filan hiç bir yerde yok. Ancak başbakan bu ismi telaffuz ediyor ve Mehmet Ali Bey hala bunu inkar ediyor.


Soru: Kişisel izleniminiz nedir, şike var mı? Savcı ile konuştuktan sonra şüphe duydunuz mu?
Mehmet Ali Aydınlar: 
70 klasör tape var. Bunları ben yazmadım. “Hiçbir şey yok” şeklinde davranmak doğru mu bilmiyorum. İçeride anlatılanları duyunca şaşırdım. “Hiçbir şey olmamış” diyemedim.

Analiz: “O dönemin” TFF başkanının bu ifadesinden, savunma olmadan, sadece polis / savcı soruşturmasından şikeye ikna olduğu anlaşılıyor. Kendisi ne kadar “kibarlaştırmaya” çalışsa da ifade çok net.
Aynı Aydınlar, kararları hemen başlangıçta almama nedenlerini ise “masumiyet karinesi ve savunmaların alınmaması”na bağlayabiliyordu ama… Kendisi savunma olmaksızın “birşey olmamış diyemem” dese de savunmadan bahsedebiliyordu yüzü kızarmadan.


Soru: Olayın UEFA boyutunda neler yaşandı?
Mehmet Ali Aydınlar: UEFA’ya gittik. Bir an önce karar verilmesini istediler. Bence de bir an önce karar vermek gerekiyor. “UEFA’yı dinlemeyelim” diyenler var. Yunanistan’da mahkeme devam ederken, Olympiakos Volou küme düşürüldü. Tahkim, cezayı kaldırdı. UEFA, devreye girdi ve Volou’yu 3 lig birden düşürdü.

Analiz:

Müstafi TFF Başkanı “yine” doğru bilgi alamamış ya da bilerek manipülasyon yapıyor.  Yunanistan’daki şike soruşturması, Koriopolis’te Yunanistan Futbol Federasyonu Olimpakos Volou ve Kavala için küme düşürme kararı aldı. Ancak Yunan Tahkim’i kararı bozup eksi puan cezasına hükmetti. Olympiakos Volou Uefa Avrupa Kupası’nda yer aldığı için (yani UEFA’nın organizasyonunda) ve katılmadan önce temiz olduğuna dair bir belge verdiği (ki bizim takımlarımız da bunu vermek zorunda) için, üstelik kendi federasyonu tarafından suçlu bulunduğundan ötürü üç sene men cezası aldı. Kavala UEFA kupalarında yer almadığı için UEFA ile muhatap dahi olmadı.  Gelelim bu takımların üç alt lige düşmelerine… Bu kararı bahis konusu kulüpler, suçu sabit görülen eski yöneticileriyle bağlarını kesmedikleri için hükümet aldı.
Koriopolis hakkında detaylı ve güzel bir çalışmaya şuradan ulaşabilirsiniz.


Mehmet Ali Aydınlar Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’nden men edilmesi süreciyle ilgili olarak da

15 Ağustos’ta Nihat Özdemir aradı. “TFF’ye gelebilir misiniz?” dedim. Ali Koç ile birlikte geldiler. “Etik Kurulu raporunu inceledim.Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’ne gitmemesi sizin yararınıza. Giderseniz Fenerbahçe çok daha büyük cezalarla karşılaşabilir. Fenerbahçeliliğiniz gereği bu şampiyonaya gitmemelisiniz” dedim.

açıklamasını yaptı.

Bu konudaki tartışmalar o dönemde de çok yapılmıştı. Fenerbahçe Spor Kulübü Asbaşkanı Ali Koç’un ilk açıklamasına buradan ulaşabilirsiniz.

Ayrıca, bu konuyu incelediğimiz Ünlü Türk Yalanları – 2: Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’nden UEFA Men Etti yazısına da buradan ulaşabilirsiniz.

Elbette ki burada “sen dedin, ben dedim”e geliyoruz. Ancak Mehmet Ali Aydınlar’ın Rıdvan Dilmen ile yaşananlarda görüldüğü üzere olayların başını, sonunu yok sayarak çıkarımlar yapması, kendisine Mehmet Ali Birand kadar güvenmemizi engelliyor.


Soru: Yıldırım Demirören “UEFA’ya karşı dik durmadınız” eleştirisinde bulundu…
Mehmet Ali Aydınlar: O dönemde İsviçre’nin Sion takımı ile ilgili bir soruşturma yapılmıştı. İsviçre Futbol Federasyonu, dik durdu. Daha sonra FIFA, İsviçre Federasyonu’na bir yazı gönderdi. “Sion’un oynadığı bütün maçlar için eksi 3 puan ceza vereceksiniz. Aksi takdirde sizi men ederim, Basel’i de Şampiyonlar Ligi’nden çıkartırım” dedi. Dik durmanın bedeli bu. Milli Takımı riske atamazdım. UEFA ile neyin kavgasını vereceğim? UEFA, ancak vereceğiniz kararların kendi normlarına uyması halinde kararlarınıza karışmıyor.

Analiz:

Doğru, Sion CAS’taki davaların birisini kaybetti. Ancak CAS o davayı “esastan” reddetmedi. Usül ile ilgili bir red çıktı. Beş maddeden ikisi ile dava döndü. Sion’un UEFA ve FIFA aleyhine CAS’ta ve İsviçre Federal Mahkemeleri’nde davaları sürüyor. Mehmet Ali Bey’e bu konuda da “hukukçuları” yeterli bilgi iletmemiş sanırım.


Soru: Neden Beşiktaş ve ve Trabzonspor Avrupa kupalarından men edilmedi?
Mehmet Ali Aydınlar: Fenerbahçe’nin yerine Trabzonspor alındı. Bunu ben de bir TV kanalında öğrendim. Trabzonspor’u gönderenin biz olduğumuz söylendi. UEFA’nın uygulamasına göre, katılmayan takımın yerine sıralamadaki ilk takım alınıyormuş. Şampiyonlar Ligi, UEFA’nın kontrolünde. İsterse alır, isterse almaz. Almıyor, tavırlarını koymuşlar.

Analiz:

Öncelikle ” UEFA’nın uygulamasına göre, katılmayan takımın yerine sıralamadaki ilk takım alınıyormuş” cümlesine dikkatinizi çekerim. “Alınıyormuş” diyen, miş’li bilgiye sahip bir federasyon başkanının “süreci çok iyi yönettik” demesi ne kadar inandırıcı, tartışılır…

Ayrıca, Trabzonspor’un Şampiyonlar Ligi’ne gönderilmesi ile ilgili ciddi tartışmalar sürüyor. 7 Şubat 2012 tarihinde Vatan Gazetesi’ndeki bir haberde göre Trabzonspor’u TFF’nin gönderdiği bilgisi yer alıyor. Haberde “UEFA, Şampiyonlar Ligi statüsünün 2. maddesinin 7 ve 10. ek maddelerine dikkat çekerek ‘Sizin uygulamanıza paralel hareket edilmiştir’ “ diyor.  TFF bu süreçte şeffaf davranmadığı için yazışmaların ve uygulamanın ne şekilde yapıldığı konusu karanlıkta kalıyor.


Mehmet Ali Aydınlar programda

O dönemde “TFF, Fenerbahçe’yi göndermedi” diye çok eleştirildik. Kendi camiam olduğu için bu, beni çok yaraladı. Aykut Kocaman ve Rıdvan Dilmen ile görüşmem oldu. O görüşmede Rıdvan Dilmen, “Başkanım Fenerbahçe’yi göndermediğinizde ben sizi çok eleştirmiştim. Çok haklıymışsınız. Sizden özür dilerim” dedi. Ben de O’na, “Benden daha çok özür dilersin” yanıtını verdim.

dedi. 10 Şubat 2012 tarihinde, NTVSpor’da Yüzde Yüz Futbol programında Rıdvan Dilmen özür olayını kabul etti. Ancak “neden” olduğunu Mehmet Ali Aydınlar’ın açıklamasını, aksi takdirde ertesi gün kendisinin açıklayacağını söyledi. Mehmet Ali Aydınlar’dan haber çıkmayınca 11 Şubat 2012 tarihli programda işin içyüzünü açıkladı.

Rıdvan Dilmen şunları söyledi:

Mehmet Ali Bey 3 Ocak’ta beni aradı ve görüşmemiz gerektiğini söyledi. Orduspor maçı öncesi bir araya geldik. Bana UEFA’ya gittiği ve oradakilerle görüştüğünü anlattı. Fenerbahçe’nin cezasını tamamladığını ve önümüzdeki sezon için Avrupa’ya gidebileceğini dile getirdi. Ancak “bunlar medyaya yansırsa ben de UEFA da yalanlayacağız” dedi. Ben de hemen telefonumla Aykut Kocaman’ı aradım ve yanımıza gelmesini söyledim. Mehmet Ali Bey bize “Fenerbahçeli yöneticiler şike yapmış. Size eksi puan verilecek” dedi. Bu esnada Aykut Kocaman “Başkanım o zaman bizi küme düşürün” cevabını verdi. Ben de ayağa kalktım ve başkanım ben size çektiğim mesajdan dolayı özür dilerim” dedim. “Ultraslan’dan Sebahattin’i bilir misiniz?” diye sordum, tanımam dedi. “O bile Fenerbahçe’den sizin kadar nefret etmiyordur” dedim, çıktım. O günden beridir görüşmüyoruz.


Mehmet Ali Aydınlar, Fenerbahçe’nin CAS’taki davasından lehte bir sonuç alınamazsa UEFA’nın Fenerbahçe’ye daha büyük ceza vereceğini iddia etti. Oysa aynı Aydınlar Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’ne göndermeyerek UEFA tarafından verilebilecek olası bir cezayı önlediğini iddia ediyordu.

Mehmet Ali Bey’in tutarsızlıklarına alıştığımız için buna çok şaşırmadık. Ancak “yılların gazetecisi” Mehmet Ali Birand’ın bu çelişkilere dikkat çekmesini beklerdik. Sanırım “Liseli Medya”dan hala bunu beklediğimiz için biraz safız.

Programda Mehmet Ali Aydınlar tüm Fenerbahçe yöneticilerini suçlarken (hatta karar verme yetkileri olmadığını iddia ederken) “polis suçlu, savcı suçlu, siyasiler suçlu, Lütfi Arıboğan ve İlhan Helvacı suçlu, ben suçluyum, onlar haklı” diye sitayişte bulundu. Şenes Erzik’e, Platini’ye ve Infantino’ya da teşekkür etti. Bu konudaki yorumu sizlere bırakıyorum!

Mehmet Ali Aydınlar’ın tüm program boyunca söylediği yegane doğru şuydu: “Soruşturmada adece Fenerbahçe’nin adı geçmiyor, iddianamede birçok kulübün adı var.

Written by kesinofsayt

12 Şubat 2012 at 00:27

HALUK ULUSOY DOSYASI – 12

leave a comment »

Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, 2 Haziran 2004’de 2003-04 Sezonu Profesyonel Futbol Ligleri ile PAF Ligi’ni tescil eder. Başkanvekili Ata Aksu, İstanbulspor ile Bursaspor Kulüplerinin yaptığı, “Rizespor-Akçaabat Sebatspor maçının anlaşmalı karşılaşma olduğu” şeklindeki başvuruları görüştüklerini kayderken, Şike Tahkik Kurulu’nun verdiği ‘Anlaşmalı maç oynanmamıştır’ kararını onayladıklarını söyler.

Aksu, ligde yabancı futbolcu planlamasında bir değişiklik yapmadıklarını ifade eder. Daha önce belirledikleri gibi liglerde sözleşme yapılan 6 futbolcunun aynı anda oynayabileceğini anlatan Başkanvekili, 2005-06 sezonundan itibaren de yabancı futbolcu sayısının 5’e indirileceğini hatırlatır. Aksu, federasyonun, İkinci Lig (A) Kategorisi’ndeki takımlara, Türk Cumhuriyetlerinden futbolcu transferine izin verdiğini bildirir.

Başkanvekili Ata Aksu, futbolcuların sözleşmeleriyle ilgili olarak da şunları söyler:

“Futbolcu, tek taraflı fesih yapması halinde aynı yıl içinde başka bir takımla sözleşme yapamayacak.”

Aynı gün Beşiktaş Kulübü’nün yeni başkanı Yıldırım Demirören ve yöneticiler, Futbol Federasyonu’na nezaket ziyaretinde bulunur. Ziyaret sonrası başkanı Haluk Ulusoy, “Beşiktaş, Yıldırım Demirören önderliğinde doruğa ulaşacaktır. 3-4 kulüp başkanının biraraya gelip havuz sistemi hakkında konuştuğunu gözlemledim. Şu bilinsin: Benim olduğum yerde Beşiktaş’ın haklarını kimseye yedirmem” der.

Yani yine TFF başkanlığı yerine kulüp başkanlığına soyundu Ulusoy. Hatırlarsanız daha önce de Galatasaray basın sözcüsü gibi bir demeci olmuştur. Ulusoy’un tarafsızlığı ve herkese eşit mesafede olma anlayışının ne olduğu konusunda çarpıcı bir örnek daha…

Spordan Sorumlu Devlet eski Bakanı ve Trabzonspor’un eski başkanı Mehmet Ali Yılmaz, 3 Haziran 2004 tarihinde Futbol Federasyonu başkanlığına aday olduğunu açıklar. Mehmet Ali Yılmaz, “Futbol Federasyonu Kanunu’nu çıkartan ve uygulayan kişi olarak, kendimi aday olma konusunda vebal altında hissettim” der.

10 Haziran 2004 tarihli bir haber Ulusoy’un adaylığının tehlikede olduğunu yazmaktadır:

3813 sayılı TFF Kuruluşu ve Görevleri Hakkındaki Kanunu’un 7. maddesinin 1. fıkrasına, “Başkan, en fazla üst üste 2 dönem seçilebilir” ibaresi eklenirken, bazı hukukçular, rektörlük ve baro seçimlerini emsal göstererek, Haluk Ulusoy’un başkan adayı olamayacağı tartışmasını başlattı. Danıştay 5. Dairesi’nin İstanbul Üniversitesi (İÜ) Rektörlüğü için yapılan seçim işlemine ilişkin verdiği kararın, TFF Kanunu’na benzerliğini öne süren hukukçular, şu benzer örnekleri verdi:

Daha önce Konya Barosu’nda 3 dönem başkanlık yapan Abdullah Akçay’ın, bir kez daha seçilmesi sonrasında mazbatasını alamaması nedeniyle Yüksek Seçim Kurulu’na yapmış olduğu itiraz sonucunda, Yüksek Seçim Kurulu şu kararı verdi:

“Avukatlık Kanunu’nun 96. maddesinde, baro başkanının 2 yıllık bir görev süresi için seçileceği ve yeniden seçilmenin mümkün olduğu hükme bağlanmışken, bu maddeye 02.05.2001 gün ve 4667 sayılı kanunla ek yapılarak, görev süresinin 2 dönemden fazla olamayacağı belirtilmiştir. Dosyadaki belgelerden Av.Abudullah Akçay’ın daha önce 23.10.1996-14.10.1998 ve 14.10.1998-11.10 200 yıllarında baro başkanlığıı yaptığı bu tarihte 3. kez seçildiği, başkanlığı yürütürken, 13.10.2002 tarihinde aynı göreve yeniden seçildiği anlaşılmıştır. Yasanının 96. maddesiyle getirilen baro başkanlığının 2 dönemden fazla olamayacağı yolundaki sınırlamanın, 4667 sayılı yasanının yürürlüğe girdiği 02.05.2001 tarihinden önceki dönemleri de kapsayıp kapsamadığı konusu, uyuşmazlığı özünü oluşturmaktadır. 4667 sayılı yasayla 96. maddeye eklenen hükümle, baro başkanlığı süresini en çok 2 dönemle sınırlayan genel bir düzenleme getirilmiştir. Bu 2 dönemi yasanın yürürlüğünden önce tamamlamış olanların genel kurulun dışında kalmaları, ancak geçici bir maddeyle buna olanak veren istisnai bir düzenleme yapılmasıyla mümkün olup, yasada bu imkanı veren geçici bir maüdde bulunmamamaktadır. Bu huhkuki durum karşısında 4667 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 02.05.2001 tarihinden önce 3 dönem baro başkanlığı yapan Av.Abdullah Akçay’ın 13.10.2002 tarihinde yapılan baro başkanlığı seçiminde aday olmasında ve seçilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.”

Bu hükümle Konya Barosu Başkanlığı seçimlerinin yenilenmesine karar verilirken, emsal karar olarak İ.Ü. rektör seçimlerinde verilen karar gösterildi.

Kararda, “Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’nun 01.07.1994 gün ve 19931/758 esas, 1994/536 karar sayılı kararlarına konu edilen ve İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü için yapılan seçim işlemine ilişkin Danıştay 5. Dairesi’nin 16.09.1993 ve 1992/3747 esas, 1993/3178 karar sayılı kararının onanmasına karar verilmiştir. Danıştay 5. Dairesi’nin temyize tabi söz konusu kararında da açıklandığı üzere ‘2 dönemden fazla rektörlük yapılamaz’ hükmüyle, rektörlük süresini en çok 2 dönemle sınırlayan genel bir kural getirildiği, bu dönemleri yasanın yürürlüğünden önce tamamlamış olanların genel kural kapsamı dışında kalmalarının, ancak geçici maddeyle getirilecek ayrık bir düzenlemeyle mümkün olduğu ve böyle bir düzenlemenin bulunmadığı vurgulanarak, Danıştay 5. Dairesi’nin söz konusu kararı onanmıştır” hükmü yer aldı.

Konuyla ilgili olarak açıklamada bulunan Ankara Barosu Başkanı Semih Güner, Konya Barosu seçimleri sonrasında Yüksek Seçim Kurulu’nun, yapılan itiraz nedeniyle seçimi iptal ettiğini, söz konusu kararı Karaman Barosu Başkanı Bayram Ali Bulut’a da uyguladığını söyledi. Güner, 2 dönem başkanlık yapmış, Kütahya ve Zonguldak Barosu’na aday olan kişilerin ise itiraz olmadığı için görevlerini sürdürdüğünü kaydetti.

Futbol Federasyonu Kanunu’nda yapılan değişikliğin Avukatlık Kanunu’ndakiyle söylem olarak aynı olduğunu belirten Güner, Haluk Ulusoy’un adaylığı konusunda da sıkıntı yaşanacağını ifade etti. Güner, “Yüksek Seçim Kurulu, baro seçimlerinde uyguladığı kararı, Futbol Federasyonu seçimlerinde de uygularsa, sıkıntı yaşanır” diye konuştu.

2 Haziran günü “Şu bilinsin: Benim olduğum yerde Beşiktaş’ın haklarını kimseye yedirmem” diyen Ulusoy’a ilk destek 15 Haziran 2004’de Beşiktaş Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören’den gelir. Demirören, Futbol Federasyonu Başkanlığı seçimlerinde Haluk Ulusoy’u desteklediklerini söyler. Ulusoy için, ‘Türk futbolunun mimarı’ benzetmesini yapan Demirören, “Futbolumuz onun yönetiminde altın çağını yaşamıştır” der ve şöyle devam eder:

“Ulusoy ve ekibi, kanun ve kurumlara saygılı bir yönetim şekli ile Türkiye’deki futbol kulüplerine çağ atlatmıştır. Futbol Federasyonu Başkanı ve yönetimi, kulüplerin yayın hakları konusunda doğrulardan asla taviz vermemiştir. Görevde bulunduğu süre içerisinde yaptığı çalışmalarla Türk futbolunu ve futbolcusunu Avrupa’da saygın bir hale getirmiştir. A Milli Takımımız’ın dünya üçüncülüğünü elde etmesinde, Haluk Ulusoy federasyonu en önemli rolü oynamıştır. Futbol Federasyonu, kulüplerin haklarını koruma konusunda sorumlu kurumdur. Türk futbolunun geleceği açısından, futbolcularımızın yetişmesi ve tesisleşme konusunda büyük başarılara imza atan Haluk Ulusoy’un yaptıkları, bundan sonra yapacaklarının teminatıdır.

Biz de 101 yıllık geçmişi olan kulübümüzün haklarını sonuna kadar koruyacağız. Beşiktaş Kulübü olarak Haluk Ulusoy ve ekibine sonuna kadar destek vereceğiz.

Hakkımızı kimseye yedirmeyiz. Özellikle naklen yayın konusunda Türkiye’de en yüksek parayı alacak kulüplerin başında geliyoruz. Futbol Federasyonu’nun aldığı kararlara saygı gösteriyoruz. Rakiplerimizin bizden farklı bir uygulama görmesini kabullenemeyiz.”

Eee, ne oldu? Daha 17 Mayıs’ta Beşiktaş’ın teknik direktörü Lucesku Fenerbahçe’nin şampiyon yapıldığını söylememiş miydi?

Lucesku

“Türkiye’de kimin şampiyon olacağı ocak ayında belli oluyor. Bu sezon şampiyon olamayacağımızı ocak ayından itibaren haykırmaya başladım. Çünkü ligin ikinci yarısında tam kadro ile mücadele edemedik.

Sahada yaptığımız mücadeleler, kontrataklar hep kesildi. Sesimizi duyuramadık. Bu sezon Fenerbahçe şampiyon yapıldı. İddia ediyorum bu sistem devam ederse Beşiktaş 10 yıl daha şampiyon olamaz. Göreceksiniz bu yıl Fenerbahçe gelecek yıl başka bir takım ve daha sonraları değişik takımlar şampiyon yapılacak.”

dememiş miydi?
O zaman niye bunları söylemedi Demirören?
Elbette yanıtı olmayan sorular bunlar!

17 Haziran 2004 tarihinde Futbol Federasyonu’nun 26-27 Haziran’da Ankara’da yapılacak seçimli olağan genel kurulunda oy kulanacak delegeler belirlenir.

Seçimlerde oy kulanacak delegeler ve bağlı bulundukları kurumları ile kulüpler şöyledir:

TFF Başkanlığı’nı asaleten 6 aydan fazla yapanlar:
A.Faik Gökay, Hasan Polat, S.Sahir Gürkan, M.Kemal Ulusu, Erdenay Oflas, Ali Uras, Halim Çorbalı, Cemal Saltık, Yılmaz Tokatlı, Haluk Ulusoy

Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK):
Togay Bayatlı, Erdoğan Arıpınar, Altan Ayanoğlu, Türker Aslan

FİFA ve UEFA İcra Kurulu Komisyonları:
Şenes Erzik, Necdet Çobanlı, Levent Bıçakçı, Süheyl Önen, Mehmet Binnet

Üniversiteler Spor Federasyonu:
Kemal Tamer

İşitme Engelliler Federasyonu:
Oktay Aktaş

Büyükler Olimpiyat, Dünya, Kıta Şampiyonası Finali ile Avrupa Şampiyonası En Az Yarı Final Yönetmiş Faal Olmayan Hakemler:
Muzaffer Sarvan

(A) Milli Takım Teknik Direktörleri:
Coşkun Özarı, Şeref Görkey, Doğan Andaç, Metin Türel, Fethi Demircan, Yılmaz Gökdel, Mustafa Denizli, Tınaz Tırpan, Fatih Terim, Şenol Güneş

(A) Milli Futbolcular:
Oğuz Çetin, Recep Çetin, Hami Mandıralı, Lefter Küçükandonyadis, Cemil Turan, Gökhan Keskin

Profesyonel Futbolcular Derneği:
Turgay Şeren, Candemir Berkman

Türkiye Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu:
Orhan Saka

Türkiye Futbol Adamları Derneği:
Hadi Neşet Türkmen, Adem Yılmaz

Türkiye Futbol Antrenörleri Derneği:
İsmail Dilber, Özkan Sümer

Türkiye Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği:
Mustafa Çulcu, Hilmi Ok, Mevlüt Güzel

Birinci Süper Lig:
Fenerbahçe: Aziz Yıldırım, Nihat Özdemir, Nihat Özbağı, Murat Özaydınlı, Mahmut Uslu, H.Bilal Kutlualp, Davut Dişli

Trabzonspor: Atay Aktuğ, Nevzat Şakar, Sıtkı Hacısalihoğlu, Muammer Saka, İbrahim Şahin, Süleyman Atal, Hüsnü Hayali

Beşiktaş: Yıldırım Demirören, Murat Aksu, Kenan Öner, Can Akın Çağlar, Adnan Demir, Hakan Kalkavan, Latif Ayaz

Galatasaray: Özhan Canaydın, Ergun Gürsoy, Refik Arkan, Mehmet Helvacı, Selami Özdemir, Mustafa Sarıgül, Cengiz Özyalçın

Gaziantepspor: Celal Doğan, Ata Aksu, Asım Atmaz, M.Bülent Mamatoğlu, Yavuz Sözmen

Denizlispor: Zafer Katrancı, Ali İpek, Sedat Semirci, Yurdal Duman, M.Turgut Dalaman

Samsunspor: İsmail Uyanık, Galip Öztürk, Refik Moral, Tarık Kaptan, Süleyman Salur

Malatyaspor: Hikmet Tanrıverdi, Metehan Berktaş, Süleyman Karaman, Yunus Akdaş, Serdar Seda Güzelaydın

Ankaragücü: Cemal Aydın, M.Kemal Ünsal, Serdar Özkazanç, Ömer Çobanoğlu, Reşat Kılıç

Gençlerbirliği: İlhan Cavcav, Atilla Aytek, Abdülkadir Aksoy, M.Ufuk Özertem, Fatih Atay

Konyaspor: Mehmet Köseoğlu, İbrahim Faruk Turhan, Mehmet Okdut, Halil İbrahim Kaplan, Yusuf Genç

Diyarbakırspor: Ahmet Göksu, Selahattin Altındağ, Mahsun Akbulut, Mustafa Alpaslan, Erdal Batmaz

Akçaabat Sebatspor: Veli Sezgin, H.Baki Eyüpoğlu, Şenol Bulut, Serkan Kılıç, Haşim Sayitoğlu

Çaykur Rizespor: Ekrem Cengiz, Cemil Kazancı, Orhan Kanburoğlu, Tahir Kıran, Hasan Ekşi

İstanbulspor: Serdar Öcal, Zeyyat Kafkas, Vasif Soner Çokbilgin, Ali Akkuş, Nedim Türkmen

Sakaryaspor: Selahattin Aydın, M.Yavuz Köprülüoğlu, Abdullah Şen, Erkan Pizrenli, Zeki Çalışkan

Kayseri Erciyesspor: Memduh Büyükkılıç, Ahmet Demircioğlu, Ali Rıza Hasoğlu, Rıfat Besceli, Coşkun Bayraktar

Büyükşehir Belediye Ankaraspor: K.Ramazan Coşkun, M.Emin Katipoğlu, Hilmi Gökçınar, Ahmet Gökçek, Tanju Güvendiren

İkinci Lig (A) Kategorisi:
Bursaspor: Hikmet Şahin, Levent Kızıl
Adanaspor: Çağdaş Ergin, Şahabeddin Yavuzer
Elazığspor: Mustafa Yıldız, Mustafa Urhan
Vestel Manisaspor: Cengiz Ergün, Semih Vardarer
Kocaelispor: Halil İbrahim Saral, Ahmet Yıldırım
Kayserispor: Enver Kemaloğlu, Erol Bedir
Antalyaspor: M.Tevfik Türel, Fettah Tamince
Sivasspor: Mecnun Odyakmaz, Nihat Öztürk
Altay: Ahmet Taşpınar, Mahmut Özgener
Türk Telekomspor: Ferudun Bilgin, Biral Aydemir
Yimpaş Yozgatspor: Dursun Uyar
Karşıyaka: Levent Aziz Güngil
İstanbul Büyükşehir Belediyesi: Nuri Albayrak
Çanakkale Dardanelspor: Osman Niyazi Önen
Karagümrük Kyoto: Cem Duruakan
Sarıyer: M.Sedat Özsoy
Mardinspor: Süleyman Bölünmez
İkinci Lig (B) Kategorisi:
Adana Demirspor: Nevzat Toplukafa
Bucaspor. Yusuf Muhafız
Uşakspor: Asım Kalelioğlu
Nazilli Belediyespor: Esat Ergüler
Marmaris Belediyespor: M.Ali Acar
Eskişehirspor: Halil Ünal
Göztepe: İskender Tuğsuz
Kardemir Karabükspor: Hikmet Ferudun Tankut
Kartalspor: Mevlüt Vural
Orduspor: Şükrü Bodur
Yalovaspor: Nusret Karaalioğluİzmirspor: Ahmet Şakir Uzun
Adıyamanspor: Nöyfel Bozdoğan
Hatayspor: M.Tahir Oktay
Gaziantep Büyükşehir Belediyespor: M.Sait Güven
Tarsus İdmanyurdu: Eyüphan Eyüpoğlu
Şanlıurfaspor: Sebahattin Cevheri
Üçüncü Lig:
Karamanspor: Kamil Eroğlu
Batman Belediyespor: Hüseyin Kalkan
Muşspor: Mustafa Söylemez
Gençlerbirliği ASAŞ Spor: Turgay Kalemci
Ünyespor: Osamn Çakıroğlu
Giresunspor: Osman Çırak
Pendikspor: Fikri Ilgar
Beykoz 1908: Hasan Bülbül
Beylerbeyi: Muzaffer Oflaz
OYAK Renault: Alpay Şar
Denizli Belediyespor: Namık Kemal Eraslan

24 Haziran 2004 tarihinde Mehmet Ali Yılmaz, adaylıktan çekilir. Yılmaz kararını şöyle açıklar:

“Henüz seçilme kriterleri konusunda dahi bir karara varılamadı. Genel kuruldan 15 gün önce, delegelerin belirlenmesi ve onlara genel kurul gündeminin bildirilmesi gerekiyordu. Fakat bu olmadı. Delegelerin nasıl belirleneceği ve gazete ilanlarıyla genel kurula davet işleminin nasıl yapılacağı kanunda gösterilmesine karşın, uygulamada nasıl yapılacağı belli değil. Ayrıca kanunda, 2 dönemden fazla başkanlık yapılamayacağı maddesinin yorumu gibi çeşitli boşluklar bulunuyor.

Genel kurulun tartışılır olacağı ve mahkemelere gidileceği apaçık görülmekte. Çok eski bir spor adamı olan benim için, böyle bir kongreye katılarak olası iddiaları güçlendirmek, kaos yaratmak ve futbolun zarar görmesine sebep teşkil ediyor olmak mümkün değildir”.

Futbol Federasyonu’nun 26 Haziran’da Ankara’da yapılacağı açıklanan genel kurulu, ertelenir. Gençlerbirliği yöneticisi ve Futbol Federasyonu Genel Kurul Delegesi Abdülkadir Aksoy, 25 Haziran 2004’de Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak, kongre ilamının ardından yasal işlemlerin yapılmadığı gerekçesiyle tedbir koydurur. Buna karşılık Futbol Federasyonu avukatları da aynı mahkemeye tedbir kararının iptali için başvurur. Ancak saat 17.00’ye kadar ikinci başvuruya ilişkin karar çıkmadığı için kongre ileri bir tarihe ertelenir.

Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin aldığı ihtiyati tedbir kararı sonrasında bir toplantı yaparak, yeni genel kurul tarihinin, 22 – 23 Temmuz olduğunu açıklar. Açıklamayı yapan Futbol Federasyonu Başkan Vekili Ata Aksu, isteseler genel kurulu yapabileceklerini, ancak hukuksal bir sorun yaşamamak için yeni tarih belirlediklerini söyler. Aksu, Futbol Federasyonu’nun yine mahkeme kapılarına düştüğünü ifade ederek, “Bu yola gidenler hangi amacı güdüyorlar, hedefleri ne, anlayabilmiş değiliz” diye konuşur. Bu arada görev süresi 7 Haziran’da sona eren Futbol Federasyonu’nun arada geçen sürede bulunduğu hukuki durum ve parasal harcamaların getireceği sakıncaların yeni bir mahkeme yolunu da açabileceği kaydedilir.

26 Haziran 2004’de Silivri’nin Çanta Beldesi’nde İstanbul Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nün yaptırdığı açık basketbol ve voleybol alanlarının açılışını yapan Mehmet Ali Şahin, basın mensuplarının soruları üzerine, Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nun ihtiyati tedbir kararı nedeniyle ertelenmesi konusunda görüşlerini açıklar.

Şahin, bunun bir yargı kararı olduğunu ve yargı kararlarının herkesi bağlayacağını belirterek, “Endişeye gerek yok. Yasaya göre liglerin tescili tarihinden itibaren 45 gün içinde Futbol Federasyonu genel kurulu yapılabilir. Yine yasaya göre 25 Temmuz’a kadar seçimlerin yapılması mümkündür. Nitekim yönetim kurulu da 22 ve 23 Temmuz için genel kurul tarihi vermiştir” diye konuşur.

Naklen yayın ihalesinin gecikmesi nedeniyle bazı endişelerin yaşandığının dile getirildiğini kaydeden Şahin;

“Şu anda Futbol Federasyonu görevinin başındadır. Naklen yayın ihalesini yapma ve süreci başlatma bakımından herhangi bir yasal engel yoktur. Federasyon özerktir. Ben spordan sorumluyum ama özerk federasyonların özerkliğine son derece saygılıyım, işlerine müdahale etmem, gözetim ve denetim yetkilerimin sınırları içinde hareket ederim. Kendilerine tavsiyem şudur: Bir an önce naklen yayın ihalesini başlatırlarsa faydalı bir iş yaparlar ve spekülasyonları önlemiş olurlar diye düşünüyorum. 22 Temmuz’dan önce naklen yayınla ilgili süreci başlatırlarsa, Türk futboluna daha önce yapmış oldukları hizmetlerin üstüne bir yenisini eklemiş olurlar.”

27 Haziran 2004’de futbolun özerkliğe kavuşmasında büyük pay sahibi olan Turgay Aksoylu yaşanan kaosu değerlendirir:

Soru: Türk futbolunun özerkliğe ilk adımını atmasında rolünüzün büyük olduğu kamuoyunda bilinmekte. O dönemde neler yaşandı?
Cevap: Futbol dünyasının değerli hocaları, spor yazarları, Türk futbolunun gelişmesi için özerkliğin şart olduğu fikrinde birleşiyorlardı. Ben de bu düşünceleri Turgut Bey’e açtım. Büyük bir coşkuyla tüm spor adamlarını konuta çağırmamı istedi. Coşkun Özarı başta olmak üzere Lefter, Can Bartu, rahmetli Metin Oktay, Turgay Şeren ve spor müdürlerini konuta çağırdım. O görüşmelerde Gündüz Tekin Onay ve Tamer Güney Hoca’nın hazırladığı taslak (Avrupa ülkelerinden gelen taslakların tercümesi yapıldı) tarafımdan Başbakan’a verildi. Başbakan bu taslağı Spordan Sorumlu Bakan’a verdi. Bakan, taslakta değişiklikler yaparak adeta yarı-özerklik üzerinde durdu, yetkiyi vermemek için direndi. Günlerce konutta kalıp durumu Turgut Bey’e bildiriyordum. O dönem de bir güç savaşı yaşanıyordu. Bürokrasi direndi, olay uzadı. İlk defa buradan açıklayacağım, aradan bir sene geçtikten sonra Turgut Bey, Spor Bakanı’nı değiştirdi. (Aksoylu’nun ismini vermediği bakanın Hasan Celal Güzel olduğu ifade edildi) Daha sonra özerklikle ilgili yasa çıktı. Bu yasanın çıkışında şimdi AKP Amasya Belediye Başkanı olan Sayın İsmet Özarslan’ın çok katkısı oldu.

Soru: Son aylarda özerklik tartışılır duruma geldi. Başbakanlık müfettişleri teftiş raporları hazırladı. Bunlar için ne diyeceksiniz?
Cevap: Benim de içinde bulunduğum dönemde, ilk özerk Futbol Federasyonu zamanında böyle iddialar olmadı. Sayın Başkan Şenes Erzik bu konuda çok titiz ve duyarlıydı. Yayın gelirleri arttığı için bu dönemde iddialar çoğaldı. Doğruluğunu bilmiyorum, inşallah dedikodudan ibarettir.

Soru: Şenes Erzik ile birlikte çalıştığınız ilk özerk Futbol Federasyonu’nda Piontek, Derwall ve Fatih Terim gibi isimlerle çalıştınız. Hatta pek çok ünlü isim dış ilişkilerinizi götürüyordu. Bu konuda ne diyeceksiniz? Şenes Erzik başarılı oldu mu?
Cevap: Şenes Erzik’i başkanlık için Turgut Bey’e önerdiğimde bana, ‘Niye partiyi kurarken Şenes Bey’i getirmedin’ diye sordu. Eğer o dönem yanlış bir tercih yapsaydım hem Turgut bey hem Türk futbolu yara alırdı. Sayın Erzik şu anda Avrupa futbolunun ikinci adamı, UEFA başkanının yerine pek çok toplantıya başkanlık yapıyor.. Yaklaşık 2 yıl sonra yapılacak seçimlerde en büyük şansı olan başkan adayı. Bence Avrupa Birliği için gün istediğimiz dönemde kendisine sahip çıkmak bir devlet politikası olmalıdır. UEFA’nın başında bir Türk olması, Türkiye açısından gurur verici olur. Rahmetli Turgut Bey olsaydı her ülke başkanını arar, kendisine destek vererek başkan olmasını sağlardı. Sayın Başbakanımız’ın da aynı desteği vereceğini düşünüyorum.

Soru: Genel kurul ertelendi. Bundan sonra ne gibi gelişmeler olur?
Cevap: Sayın Haluk Ulusoy, zor dönemde görev aldı, havuz kaosunun çözülmesini sağladı. Dünya üçüncülüğündeki rolü inkar edilemez. Ulusoy, artılarıyla anılmak istiyorsa daha fazla yıpranmadan bu görevi bırakmalı. Yasada yer alan madde gerek Haluk Ulusoy’un gerek Şenes Erzik’in tekrar başkanlık yapmasını engelliyor. Genel kurulda seçimden sonra alınacak mahkeme kararı da Haluk Bey’in başkanlığını engeller. Çünkü yasa yeni bir yasa değil. Eski kanuna yapılan bir ekleme. Bundan dolayı genel kuruldan sonra da bir darbe yemesi Türk futboluna zarar verir.

Soru: Mehmet Ali Yılmaz tekrar başkanlığa aday olur mu?
Cevap: Sayın Yılmaz’ın Türk futboluna katkıları olmuştur. Bakanlık görevinden sonra, bu görevi yapması kendisi için bir soruna yaratmayacaksa, geçici bir dönem otoritesi ile bu problemlerin altından kalkar.

Soru: MHK’nın genel kurulca seçilmesi doğru bir karar mı?
Cevap: Burada asıl önemli nokta, MHK’nın başına saygın bir ismin gelmesi ve gözlemcilerin ayrı bir kurum tarafından atanmasıdır. Uygulama bu olmalıdır. Hakemler, gözlemcilerin kendisine yakın olmadığını görürse gereken her türlü ihtimamı gösterir. Aksi halde, bu ahbap-çavuş ilişkisi devam eder. Kimse elindeki gücü bir başkasına vermek istemez. Bakıyorsunuz, en kötü idare edilen maçlardan sonra bile hakemlerin notu 8-9 oluyor. Bu sistem başırıyı getirmez. Yabancı dil, eğitimli, üniversite mezunu gençler gözlemcilik kurumuna kazandırılmalı. Buna karşı çıkanlar, diyorlar ki, ‘Gözlemci eski hakemlerden seçilmeli.’ Böyle şey olmaz. Şenes Erzik hakem mi? Hayır, ama o Avrupa Finali’nde gözlemcilik yapıyor. Değişmesi gereken yapı işte bu.

Gençlerbirliği Kulübü Başkanı İlhan Cavcav, 28 Haziran 2004’de Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un yasadaki yeni düzenlemeye göre yeniden başkan olamayacağını söyler. Cavcav, “Sürecin kanunlara uygun işlemesi gerekir. Haluk Ulusoy’un tüm bunlara rağmen ısrarını anlayabilmiş değilim” der.

Futbol Federasyonu Başkanı Ulusoy’un 2 dönem başkanlık yaptığını ve 3812 sayılı yasadaki yeni düzenlemelere göre yeniden başkan olmaya hakkının bulunmadığını savunan Cavcav, “Bir önceki sezon çok başarılı olmamıza karşın bize çelme takıldı. 27 yıldır başkanlık yapıyorum. Geçen sezon kadar şaibeli bir sezon geçirmedik. Yine basında okuduğum kadarıyla federasyonun harcamalarında 750 milyar liralık bir açık var. Bilinçsiz bir şekilde harcama yapılıyor. Sayın Ulusoy, naklen yayın ihalesini de elinde bir seçim kozu olarak tutuyor. Bizim için fark etmez, ancak diğer 17 kulüp bizim kardeşimizdir ve beraber hareket ediyoruz. Haluk Ulusoy’un tüm bunlara rağmen ısrarını anlayabilmiş değilim” der.

3 Temmuz 2004 tarihinde Ulusoy’un adaylığını önlemeye çalışan kulüpler, UEFA Tahkim Kurulu Asbaşkanı Levent Bıçakcı’ya teklif götürür.

Şenes Erzik döneminde Futbol Federasyonu Hukuk Kurulu’nda yer alan, 14 yıldan bu yana UEFA Tahkim Kurulu üyeliği yapan ve son 2 yıldır asbaşkanlık görevini yürüten, aynı zamanda FIBA Hukuk Kurulu üyesi de olan Bıçakcı’nın adaylığına, Avrupa futbolundaki büyük etkisi ve lobi gücü dolayısıyla Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in de onay verdiği belirtilmektedir.

İddialara göre, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Beşiktaş Kulübü Asbaşkanı Murat Aksu, aday olması yönünde Bıçakcı’ya teklif götürür. Levent Bıçakcı’nın da aday olma konusunda yeşil ışık yaktığı, ancak son kararını Türkiye’ye döndükten sonra açıklayacağı bildirilir.

Levent Bıçakcı adının ortaya atılması, Haluk Ulusoy’u rahatsız eder. Arkadaşlarıyla bir toplantı yaparak seçime girip girmeme kararını tartışan Ulusoy, ‘sonuna kadar devam’ kararı alır. Gelişmelerle ilgili bir açıklama yapan Ulusoy, futbola siyasetin karıştırılmaya çalışıldığını belirterek, şunları söyler:

“Adaylıktan çekilmem söz konusu değil. Bazı gruplar, yönetim kurulu için bana birkaç isim önerdi. Ben kabul etmeyince de, adaylığımı engellemek için spekülasyonlar yapılmaya başlandı. Devletime ve hükümetime saygım sonsuz. Ancak, federasyon seçimlerinin politize edilmesi beni çok üzüyor.”

Anlayacağınız Ulusoy’un “işe siyaset giriyor” tehdit/söylemi çok da yeni değildir.

4 Temmuz 2004’de Süper Lig’de futbol maçlarının yayın ihalesi öncesi TRT ile Digital Platform İletişim Hizmetleri Anonim Şirketi (Digitürk), işbirliği anlaşması imzalar. Futbol Federasyonu tarafından 4 yıl süreyle satışı yapılması beklenen Birinci Süper Futbol Ligi maçlarının yayın haklarıyla ilgili olarak TRT ve Digitürk ortak hareket edecektir.

TRT Genel Müdürü Şenol Demiröz, Genel Müdür Müşaviri Cevdet Tellioğlu, İstanbul Bölge Müdürü Orhan Ertanhan, Digitürk Yönetim Kurulu Başkanı Ali İhsan Karacan ve Genel Müdür Ertan Özerdem ile birlikte TRT’nin Harbiye’deki binasında düzenlediği basın toplantısında konuyla ilgili bilgi verir.

Demiröz, Türk futbolundaki hem kulüplerin hem de milli takımların seviyesinde daha da büyük başarılar elde edilmesine destek verilmesi ve futbol yayınlarının başta Anadolu olmak üzere daha geniş halk kitlelerine ulaşmasının sağlanması amacıyla TRT ile Digitürk’ün bir işbirliği anlaşmasına imza attığını açıklar.

Futbol Federasyonu tarafından 4 yıl süreyle satışı yapılması beklenen Birinci Süper Futbol Ligi maçlarının yayın haklarıyla ilgili olarak TRT ve Digitürk’ün ortak hareket etme kararı aldığını kaydeden Şenol Demiröz, “Geçtiğimiz dönemde yayın haklarını elinde bulunduran Digitürk, önümüzdeki 4 sezon için tekrar talip olmuştur. Seyircilerin özellikle açık kanallardan maç yayını konusundaki yoğun taleplerini karşılayabilmek amacıyla TRT ile Digitürk arasında maçların yayını konusunda ön anlaşma sağlanmıştır” der.

Ön anlaşma şartlarıyla ilgili de bilgi veren Demiröz, şöyle devam eder:

“Ön anlaşmaya göre, TRT, federasyondan her hafta 5 maçın yayın hakkının satın alınması halinde 2 maçı, 4 maçın yayın hakkının alınması halinde ise bir maçı canlı yayınlayacak. TRT, ayrıca Digitürk’ün yayınlayacağı maçları karşılaşmaların bitiminden 48 saat sonra tekrarını yayınlama hakkına sahip olacak. Süper ligin geniş maç özetleri 20’şer dakika halinde TRT’den yayınlanacak, diğer kuruluşlara 3 dakika görüntü verilecek.

Türk futbolunun belirli bir standartlara kavuşması ve yeşil sahalarda centilmenliğin ön plana çıkmasıyla sadece futbol değil yapılacak bütün spor yayınlarında toplumu tahrik ve kişileri rencide edici, küçük düşürücü görüntü ve yorumlardan kaçınılması dileğiyle bu ön anlaşma hayırlı olsun.”

8 Temmuz 2004’da Futbol Federasyonu Merkez Hakem Kurulu (MHK) başkanlığına adaylığını açıklayan eski Federasyon başkanlarından Kemal Ulusu, “Haluk Ulusoy’un yeniden seçilmesi halinde kanunlar gereği görevden alınacağını” iddia eder.

İzmir’de kulüp başkanları ve basın mensupları için düzenlediği toplantıda Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’un yeniden aday olması konusuna değinen Kemal Ulusu şöyle konuşur:

“İlk seçimlerden evvel, bir delege olarak, ‘Bu Genel Kurul iptal olur, seçilirse Haluk Ulusoy’un görevden alınma durumu olur’ diyerek, federasyonu uyardım. Şimdi de tüm hukukçuların birleştiği gibi, Ulusoy’un görevden alınma ihtimali çok büyük. Hatta yüzde 100 diyebilirim.

Türk hakemliğinin yurt dışında temsil edilememesinin yanı sıra, yurt içindeki hakem olayları da büyük boyutlara ulaşmıştır ve tüm kulüpler MHK yönetiminden rahatsızdır.

Hakemleri suçlamıyorum. Hepsi gerçekten pırıl pırıl arkadaşlar. İyi yönetilemedikleri ve ‘biraz da tahmin ediyorum’ müdahale olduğu için, bu arkadaşlar gerektiği şekilde kendilerini maçlara veremiyorlar. Bunun neticesinde de büyük hakem olayları meydana geliyor”.

Türkiye Futbol Adamları Derneği (TÜRFAD) Genel Başkanı Hadi Türkmen, “Futbol Federasyonu’nda önümüzdeki dönem, Türk futbolunun özerkliğini zedelemeyen, demokratik yapısını rahatsız etmeyen, yarışma mantığında adayların çıkacağını ve programları ve kadrolarıyla bu hizmete layık olabilecekleri bir dönem yaşamamızı diliyorum” der:

“Geçmiş yıllarda Futbol Federasyonu’nda çeşitli görevlerde bulundum. Haluk Ulusoy’un döneminde de onun önerisiyle birlikte çalıştık. Ancak 6 ay sonra, demokratik bir seçimde göreve gelen Futbol Federasyonu’ndan maalesef demokratik olmayan bir yöntemle görevimden uzaklaştırıldım. Beni en çok üzen nedenlerini kimsenin araştırmamasıydı.

Yüzde 72 gibi bir çoğunluğa sahip Kulüpler Birliği bile henüz destekleyeceği adayı tespit etmiş durumda değil. Sanıyorum adaylar önümüzdeki hafta kesinleşir.”

Levent Bıçakçı 12 Temmuz 2004’de, Türkiye Spor Yazarları Derneği’nin (TSYD) Levent’teki merkezinde düzenlediği basın toplantısında Türk futboluna istikrar, objektiflik, saydamlık ve güven getirmek için aday olduğunu açıklar.

Bıçakçı, Futbol Federasyonu’na özerklik kazandıran Şenes Erzik başkanlığındaki yönetim kurulunda görev alanlardan biri olduğunu vurgulayarak, “Türk futbolunun bugünkü başarılarının temellerinin atıldığı dönemde hukuki ve idari altyapının hazırlanmasında önemli sorumluluklar aldım. 1990 yılından bu yana UEFA Tahkim Kurulu üyelik görevini yürütmekteyim. Ayrıca 1998’den beri de Uluslararası Basketbol Federasyonları Birliği’nde hukuk kurulu üyesiyim. Gerekli deneyime sahibim” diye konuşur.

Levent Bıçakçı, o ana kadar 13 kulübün desteğini aldığını ifade eder. Bıçakçı, haziran ayında Portekiz’de UEFA Tahkim Kurulu toplantıları nedeniyle görevli olduğunu ve iptal edilen Futbol Federasyonu Genel Kurulu’na gelemediğini vurgulayarak, “Genel kurulun iptal edilmesi sonrası birçok kulüp başkanı beni arayarak ısrarla başkanlığa aday olmamı istedi. Bir haftadır bunun için çalışıyorum. Yönetim kurullarında yer alacak isimleri oluşturmak için yoğun çalışıyorum. Ancak henüz kurulları tam olarak oluşturmadım. Yarın UEFA Tahkim Kurulu toplantısı için yurtdışına çıkacağım. Akşam Türkiye’ye dönerek çalışmalarımı sürdüreceğim” der.

Avukat Bıçakçı, genel kurul toplantısı öncesi siyasi destek aldığı yönünde çıkan haberleri de yalanlayarak, “Hiçbir siyasi kimliğim yoktur ve genel kurul toplantısı için de hiçbir siyasi kimlikten destek almadım. Ayrıca hiçbir politikacı ile bu konuda bir görüşme yapmadım. Sadece kulüp başkanlarıyla görüştüm” diye konuşur.

Hemen ertesi gün kulüpler görüşlerini bildirmeye başlarlar.

Fenerbahçe Kulübü İkinci Başkanı ve Basın Sözcüsü Nihat Özdemir:

“Fenerbahçe Kulübü olarak genel kurulda Levent Bıçakcı’yı destekliyoruz. Futbol Federasyonu’nda daha önce yaptığı hizmetler ve UEFA’daki etkin görevleri nedeniyle Fenerbahçe olarak seçimde kendisine oy vereceğiz.”

Trabzonspor Kulübü Asbaşkanı Nevzat Şakar:

“Federasyon seçimi ile ilgili tavrımızı yarın yapacağımız toplantıdan sonra netleştireceğiz.”

Galatasaray Kulübü İkinci Başkanı ve Futbol Şube Sorumlusu Ergun Gürsoy:

“Yönetim kurulu olarak henüz net bir karar vermedik. Ancak daha önceki tavrımız Haluk Ulusoy’dan yanaydı. Genel kurulda kimi destekleyeceğimize başkan ve yönetim kurulu karar verecek.”

Beşiktaş Kulübü Basın Sözcüsü Reha Muhtar:

“Başkanımızın daha önce Haluk Ulusoy’a verilmiş sözü var.”

Gaziantepspor Kulübü Başkanı Celal Doğan:

“Seçimlerde Avukat Levent Bıçakcı’yı destekleyeceğiz. Türk futbolunun uluslararası alanda daha büyük saygınlık kazanmasını, daha geniş ufuklara yönelmesini arzulayan ve Türkiye’nin spor kamuoyunu oluşturan bir kişi olarak, Levent Bıçakcı’nın başkanlık için aday olmasına sevindik ve destek vereceğiz. Bıçakcı genç, çağdaş ve objektif biri. Bilgi birikimine ve tecrübesine güveniyoruz.”

Gençlerbirliği Başkanı İlhan Cavcav:

“Aday olarak gösterilen Sayın Bıçakcı’nın dürüst, haysiyetli, Türkiye liglerindeki tüm takımlara eşit mesafede bulunan ve bu şekilde de hareket edecek olan bir şahsiyet olmasından dolayı kendisini destekliyor, bu konuda tüm kulüplerin de benimle aynı görüşü paylaşacağını umuyorum.”

Samsunspor Kulübü Başkanı İsmail Uyanık:

“Levent Bıçakcı’nın adaylığı Türk futbolu adına bir şanstır. Canı gönülden destekliyoruz. Haluk Ulusoy’a geçmişteki hizmetleri nedeniyle teşekkür ediyoruz. Samsunspor olarak bugün doğru yerde durmak gerektiğinin bilincindeyiz. Yoksa futbol tarihi bizden hesap sorar.”

İstanbulspor Kulübü İkinci Başkanı Orhan Seyfi Güner:

“Kulüp olarak genel kurulda hangi başkan adayını destekleyeceğimize karar vermedik. Şu anda net bir şey yok. Bizim genel kurulda 5 oyumuz var. Demokratik olarak delegelerimiz istediği adaya oy verebilir.”

Çaykur Rizespor Kulübü Asbaşkanı ve Basın Sözcüsü Erol Yıldırım:

“Levent Bıçakcı, UEFA’da kariyer yapmış bir isim. Kendisini iyi tanıyoruz. Türk futbolunun içinden gelmiş biri. Başarılı olacağına inanıyoruz. Kendisine sıcak bakıyoruz. Türk futboluna iyi hizmetler vereceği inancındayız. Kazanan Türk futbolu olsun diyoruz.”

Kayserispor Kulübü Başkanı Memduh Büyükkılıç:

“Levent Bıçakcı’nın Futbol Federasyonu Başkanlığı’na aday olması bizi sevindirdi. Bıçakcı, spor kamuoyu tarafından sevilen bir kişi. Kendisinin adaylığını olumlu bir girişim olarak değerlendiriyoruz. Kayserispor kamuoyu da Bıçakcı’nın adaylığını desteklemektedir. Kendisinin bu görevde başarılı olacağına inanıyoruz, hayırlı olsun.”

Diyarbakırspor Kulübü Başkanı Ahmet Göksu:

“Biz daha önce de Futbol Federasyonu seçiminde Levent Bıçakcı’yı destekleyeceğimizi açıklamıştık. Mardin, Batman, Şanlıurfa, Diyarbakır ve Elazığ olarak ortak hareket ederek Bıçakcı’nın yanında yer alıyoruz.”

Sakaryaspor Kulübü Başkanı Selahattin Aydın:

“Bıçakcı’nın adaylığına yönelik her hangi bir değerlendirme yapmam söz konusu değil. Biz daha önce Haluk Ulusoy’u destekleyeceğimizi açıkladık. Ancak ikinci bir seçim dönemi geldi. Şartlar nasıl gelişir, bilemiyorum. İsimleri değerlendireceğiz.”

14 Temmuz 2004’de Türkiye Futbol Adamları Derneği’nin (TÜRFAD), Futbol Federasyonu seçimleri öncesi gelişmeleri değerlendirmek amacıyla organize ettiği Büyük Kulüp’teki toplantıdan önce basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Ali Şen, Levent Bıçakcı’nın başkan adaylığı için “Şimdi Bıçakcı’nın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın adayı olduğunu söylüyorlar. Ancak kesinlikle Bıçakcı, Erdoğan’ın adayı değildir. Başbakanın adını kimse kullanmasın” der.

Fenerbahçe taraftarının, Levent Bıçakcı’yı federasyon başkanı olarak görmek istemeyeceğini ileri süren Şen, “Çünkü ben 1994’te görevdeyken bu insanlarla mücadele ettim. Türk futbolu bunlara kalmamalı. Ben, bunların Fenerbahçe düşmanı olduğunu söylemiştim. Fenerbahçe taraftarı, düşmanlık yapan kişileri unutmadı” şeklinde konuşur.

Ali Şen, şimdiki başkan Haluk Ulusoy’a da değinerek, “Ulusoy ile zaman zaman sürtüşmelerimiz olmuştur. Ancak Ulusoy’un Türk futboluna yaptığı hizmetler de göz ardı edilemez. Ulusoy iyi çalıştı. Şimdi futbolda birbirini satanları, ihanet edenleri görüyorum, üzülüyorum” der.

Ali Şen’in bahsettiği sürtüşmelerden ilkini yazının başlarında belirtmiştim. Bir daha hatırlayalım. Yorum sizin:

Ulusoy’un Fenerbahçe ile ilk sürtüşmesi yine havuz konusundan olur. 5 Şubat 1998 tarihinde, Federasyon’un Fenerbahçe – Altay maçını kasıtlı olarak saat 14.00’e aldığını ileri süren Başkan Ali Şen, “Maçın saat 14.00’te oynanması demek UEFA yayın kurallarına göre o maçın yayınlanmaması demektir. Federasyon bu kararla milyonlarca vatandaşı hem karşısına aldı, hem de alay etti. Futbol Federasyonu kimin federasyonudur? Halkın sırtından para kazanmak isteyenlerin mi, yoksa kulüplerin ve halkın federasyonu mudur? Futbol Federasyonu ne yazık ki, hiç bir sorunun altından kalkmadığı gibi, yeni sorunlar üretmekte çok usta” der.

Bu arada, Futbol Federasyonu’nun Ali Şen’i tedbirli olarak ceza kuruluna vereceği şeklindeki haberler üzerine Fenerbahçe Başkanı şunları söyler: “Beni Altay maçında tedbirli olarak ceza kuruluna vereceklermiş. Başkanlığım zaten haftaya bitiyor. Vatandaş Ali Şen’in stadın hangi Şeref Tribününe sokmamaya, hangi kanun maddesine göre olacağını tesbit etsinler. Böyle gülünç duruma düşen bu federasyon nasıl Türkiye’de hizmet edecektir.”

Fenerbahçeli futbolcular, 15 Şubat’ta görev süresi dolacak olan Başkan Ali Şen’e Çapari Restoran’da 5 Şubat 1998’de bir veda yemeği verirler. Başkan Şen konuşmasında federasyona çatarak, “Görevi bıraksam dahi bu federasyonun ipini çekeceğim. Erzik nasıl gittiyse Ulusoy’da öyle gidecek” der.

14 Temmuz 2004’de Trabzonspor Basın Sözcüsü İbrahim Şahin, Futbol Federasyonu seçimlerinde Haluk Ulusoy’a verdikleri desteğin devam ettiğini söyler.

15 Temmuz 2004 tarihinde Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, Süper Lig maçlarının televizyondan naklen yayın hakları ihalesini onaylar. Federasyon Başkanvekili Ata Aksu kurul toplantısının ardından yaptığı açıklamada, “Digitürk 135 trilyon 950 milyar liraya ihaleyi kazanmıştır” der.

Aksu, şöyle konuşur:

“Bu rakam, sadece kulüplere ödenecek 1 yıllık ücrettir. Bu rakama Futbol Federasyonu ve organizasyon payını eklersek 152 trilyon 619 milyar, KDV’yi de ilave edersek 180 trilyon 90 milyar lira eder. 4 yıllık ihale karşılığı, her yıl TÜFE artışlarını da eklersek, yaklaşık 850 trilyon liradır. Bu da bugünkü kurla 600 milyon dolara tekabül etmektedir. Yani Türk sporuna 600 milyon dolarlık bir gelir girmiştir.

Digitürk, 2004-05, 2005-06, 2006-07 ve 2007-08 sezonlarında, 31 Mayıs 2008’e kadar Süper Lig’de her hafta 4 maçın yurtdışına ve yurtiçine canlı yayınını, tüm maçların da bant ve özet yayınını almış bulunmaktadır. İhale sözleşmesi süresince gelişecek üretim teknolojilerini kullanarak, yurtiçi ve yurtdışına her türlü görsel yayını yapabilecektir.”

Fenerbahçe Kulübü, Digitürk’ün 4 yıllık süreyle daha aldığı Birinci Süper Futbol Ligi maçlarının televizyondan naklen yayın haklarıyla ilgili ihalede muammen bedelin düşük tutulduğu gerekçesiyle Futbol Federasyonu’na tepki gösterir.

Sarı-lacivertli kulübün ikinci başkanı ve basın sözcüsü Nihat Özdemir, ihale sonucu ortaya çıkan rakamlar nedeniyle yayın gelirlerinde bir önceki sezona oranla 3.5 milyon dolar kayıplarının olacağını, bunun da bütçelerini tutturma açısından büyük sıkıntı yaratacağını kaydeder.

Fenerbahçe Kulübü olarak, geçen sezon sözleşmede yer alan haklarını alamadıkları için yayıncı kuruluş Digitürk ile mahkemelik olduklarını vurgulayan Nihat Özdemir, “Durum böyleyken, yeni çıkan muammen bedel öyle düşüktür ki, bu rakam geçen sezon Digitürk’ün kulüplere ödediği rakamın altındadır. Türkiye’de ne değişti ki bu ödenilen rakam geçen seneki rakamı dahi tutturamamaktadır. Futbol Federasyonu Olağan Genel Kurulu’na bir hafta kala gibi önemli bir zamanda bu muammen bedelin düşük tutulması Fenerbahçe Kulübü olarak aklımıza çok önemli kuşkular getirmektedir” der.

Geçen sezon Fenerbahçe Kulübü olarak kendilerine yayın haklarından 14 milyon dolar pay düştüğünü, yeni bütçelerinin bu rakamlara göre hazırlandığını anlatan Özdemir, şöyle devam eder:

“Bugünkü ihale sonucu Fenerbahçe’nin eline ancak 10.5 milyon dolar para geçecektir ve bu bizim bütçe hesaplarımızı altüst etmiştir. Nereden bakarsanız bakın bir anda 3.5 milyon dolar gibi bütçemizde bir açık vermek durumunda kaldık. Bunun için Fenerbahçe Kulübü olarak bu muammen bedelin düşük tutulmasına kesin itirazımız var. Bütün giderlerimiz döviz ve Türk Lirası bazında artarken, Birinci Süper Futbol Ligi’nde yer alan 18 kulübün en önemli gelir kaynaklarının başında gelen yayın ihalesinden elde edilen gelirlerin düşürülmesi yalnız Fenerbahçe için değil, ligdeki 18 takım için de büyük sorun yaratacaktır.”

Trabzonspor Basın Sözcüsü İbrahim Şahin ise, naklen yayın ihalesindeki belirsizliğin ortadan kalkmasının çok iyi olduğunu söyler.

Şahin, naklen yayın paralarının kulüplerin en önemli geçim kaynağı olduğunu ifade ederek, “Futbol Federasyonu’nun bu ihaleyi yapması kulüpler için çok önemli. Belirsizliğin ortadan kalması açısından çok iyi oldu. Onun için Futbol Federasyonu’na teşekkür ediyoruz” der.

16 Temmuz 2004’de Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray, Federasyon’a ortak bir ultimatom vererek, naklen yayın ihalesinde belirlenen bedelle sözleşme imzalanmamasını isterler.

Galatasaray Kulübü adına başkan yardımcısı Refik Arkan, Beşiktaş Kulübü adına ikinci başkan Murat Aksu, Fenerbahçe Kulübü adına da asbaşkan Murat Özaydınlı imzasıyla federasyona gönderilen ortak açıklamada, şöyle denilir:

“Türkiye Futbol Federasyonu’nun baz aldığı muhammen bedelin beklentilerimiz ve geçmiş üç sezonun gerçekleşen değerinin altında olduğu aşikardır.

Bu sebeple, sözkonusu ihaleden kaynaklanan bedel üzerinden, kulüpler ile görüşmeden, herhangi bir sözleşme imzalanmamasını, aksi halde hukuki zeminde kulüplerimizin haklarının korunması amacıyla hareket edeceğimizi bilgilerinize arz ederiz.”

TFF’den eleştirilere yanıt gecikmez:

Gerçekleştirilen ihale, Birinci Süper Lig müsabakalarının yayın haklarının devrine ilişkin yaptığımız 4. satış işlemidir. Önceki ihalelerde ve her konuda olduğu gibi açıklık ve rekabet ilkeleri çerçevesinde kulüplerimiz için elde edilecek en yüksek devir bedeline ulaşmak temel amacımızdı.

İhale öncesi Kulüpler Birliğimizin yapmış olduğu toplantıda da başkanlar seviyesinde görüşler tek tek alınarak federasyonumuza aktarılmış, ayrıca bir yazı ile de bildirilmiştir. Bunun üzerine geçmiş dönemlerden daha yüksek bir muhammen bedel ile ihaleye çıkılmıştır. Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu muhammen bedeli matematiksel gerçekler ve ekonomik koşulları da göz önüne alarak belirlerken, bir önceki dönemde yayıncı tarafından kulüplerimize ortalama ödenen reel rakamlar olan 89,4 milyon dolar rakamı 94 milyon dolar seviyesine arttırılarak ihaleye çıkış rakamı olarak belirlenmiştir. Kaldı ki, bu rakam çift turlu yapılacak ihalenin başlangıç rakamıdır ve ihale TV’lerden naklen yayınlanarak kamu oyunun gözleri önünde açık, net ve şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmiştir.

Hal böyle iken, bazı kulüplerin ve bazı yayın organlarının ihaleyi tartışılır hale getirici söylem ve beyanlarını hayret ve esef ile karşılıyoruz, Hakka ve emeğe saygısızlık olarak değerlendiriyoruz.

Hizmet edenlere teşekkür edilmeyeceğini biliyoruz, bir şeyi daha biliyoruz, hakkı teslim etmek ve tebrik etmek de bir erdemdir.

Ulusoy 19 Temmuz 2004’de Futbol Federasyonu Olağan Genel Kurulu’nda başkanlığa yeniden aday olmayacağını resmen açıklar.

22 Temmuz 2004 tarihindeki Futbol Federasyonu Olağan Genel Kurulu’nda konuşan Ulusoy, 7 yılllık görev süresinde hatalarının da olduğunu, ancak artılarının daha fazla olduğunu ve bunu tarihin yazacağını söyler.

Ulusoy şöyle der:

“7 yıllık görevim süresince, Futbol Federasyonu’nun bayrağını başarıyla taşıdım. Bu süre içerisinde eksiklerimiz, hatalarımız olmuştur. Ancak artılarım, eksilerimden her zaman fazladır. Bütün yaptıklarımızın tüm şeffaflıkla gözler önünde olduğunu görüyorum. Bunun aksini söyleyenler olsa da ben tarihi kimsenin silemeyeceğini söylüyorum.

7 yıl önce federasyon mahkeme kapılarında ve büyük bir kaos içerisinde idi. O günlerde federasyonun buhranlı dönemini bırakıp kaçanlardan bazılarının bugün yönetime aday olduklarını görüyorum. Gönül isterdi ki o dönemde de federasyonda görev alsınlar ve bu kaostan federasyonu el birliğiyle kurtarmak için verdiğimiz mücadelede yanımızda olsalardı. Ben ve arkadaşlarım, inandığımız hiçbir davada ödün vermeden dürüstlüğümüzle çalışarak, federasyonu bugünkü haline getirdik.

Federasyon başkanlığım döneminde kulüplerin zararına olacak hiçbir şey yapmadık. Adam gibi oturdum, adam gibi çekip gideceğim. Federasyonu hiç kimseye peşkeş çekmedim. Ben veda etmiyorum. Ben bir müddet aranızdan ayrılıyorum. Çünkü futbol benim hayatım ve her şeyimdir. Ben futbolun içinde olacağım. Ancak hangi kademesinde olacağımı şu an için bilmiyorum. 7 yıllık görevim süresince futbol için çalıştım. Bundan sonra bu çalışmalara devam edeceğim. Ancak sizlerden son bir şey istiyorum. Ben sizlere hakkımı helal ettim, sizler de bana helal edin”.

Futbol Federasyonu’nun seçimli genel kurulunda 192 delegeden, 109’unun oyunu alan Levent Bıçakcı, futbolun yeni patronu olur. Diğer aday Mehmet Ali Yılmaz ise 83 oy alır. Başkanlık yarışından daha önce çekilen eski başkan Haluk Ulusoy ise seçimlerde oy kullanmaz.

Merkez Hakem Kurulu (MHK) seçimlerinde, Mehmet Ali Yılmaz ile birlikte seçimlere giren Sabri Çelik, MHK başlanı olur. 3 adayın yarıştığı seçimde, Sabri Çelik başkanlığındaki kurul, 83 oy alarak yarışı kazanır.

MHK’da asil ve yedek üye olarak şu isimler yer alır:

Asil: Sabri Çelik (başkan), Muhittin Boşat, Necmi Temizel, Mevlüt Güzel, Murat Ilgaz, Alican Lakot, Mahmut Çetiner, Ali Kunak, Salih Türktunç

Yedek: İsmet Cengiz, Mehmet Çayan, Mekki Keskin, Musa Eryılmaz, Dursun Cumali Sucu, Erdoğan Alan, Metin Karaarslan, Nazif Altınpınar, Yaşar Karaca.

Levent Bıçakcı’nın Yönetim, Tahkim ve Denetleme Kurulları listesinde asil ve yedek olarak şu isimler yer alır:

Asil: Asım Atmaz, Cemil Kazancı, Davut Dişli, Erdal Atalay, Erdoğan Turgut, Hasan Doğan, Mahmut Özgener, Mehmet Baykan, Osman Çağlıkoç, Rıfat Bescili, Serdar Güzelaydın, Şekip Mosturoğlu, Ufuk Özerten, Zekeriya Alp

Yedek: Göksel Gümüşdağ, Celal Koladoğlu, Mustafa Urhan, Metehan Berktaş, Cüneyt Tanman, Ufuk Baloğlu, Nöyfel Bozdoğan, Yılmaz Gökdel, Sinan Bür, Erkan Erkli, Haluk Çiftçi, Cihangir Onger, Mahsun Akbulut, Murat Dağlı

Tahkim Kurulu:

Asil: Prof.Dr.Samim Ünan, Prof.Dr.Selçuk Öztek, Erkan Vardar, Ali Turan, Av.Gürol Kaymak

Yedek: Av.Refik Moral, Av.Ömer Faruk Ergin, Prof.Dr.Fahrettin Aral, Doç.Dr.Metin Fevzioğlu, Kahraman Berk

Denetleme Kurulu:

Asil: Sezai Onaral, Sedat Eratalar, Halil Kaya Özer, Vehbi Karabıyık, Burhan Gezgin

Yedek: Kazım Çalışkan, Sait Feten, Feridun Güngör, İmran Coşkun, Ayhan Durgun.

Kulüpler Birliği ve Ankaragücü Kulübü Başkanı Cemal Aydın, seçimlerde, siyasal otoritenin büyük rol oynadığını söyler. Aydın, “Kulüpler Birliği olarak birlikteliğimizi sağlayamadığımızı bir kez daha gördük. Kulüpler Birliği Başkanlığı’ndan ayrılıyorum. Bana çok baskı var, ama kalmak anlamsız” der.

23 Temmuz 2004’de Merkez Hakem Kurulu (MHK) başkanlığına aday olan Kemal Ulusu, seçimi kazanan Sabri Çelik’in listesinin, yasaya aykırı ve usulsüz hazırlandığını, bu nedenle iptalini isteyeceklerini açıklar.

Ulusu, yaptığı açıklamada, kongre gününden 1 gün öncesine kadar adı ve bir faaliyeti olmayan Sabri Çelik’in, gece yarısı kendisine verilen talimatla, alelacele listesini hazırlayıp, ertesi sabah seçime girdiği iddiasında bulunur.

Ulusu, “MHK’nın kuruluşuna dair kanunun 15. maddesine göre Sabri Çelik’in listesi kanuna aykırı ve usulsüz şekilde hazırlanmıştır. Bu sebepten dolayı Sabri Çelik’in listesinin hukuken iptali istenecektir. Kanunun gerekçelerinde bu hususlar açık seçik belirtilmektedir” der.

Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu ve bireylerin yasal haklarını kullanma özgürlüğünü bulunduğunu ifade eden Ulusu’nun açıklamasında, “Bilinçli ve bilgiyle hazırlanmış benim listeme karşı birkaç saatte, gece yarıları hazırlanmış olan bu listenin kanuna uygun olmaması dolayısıyla, seçimde ikinci olan Kemal Ulusu’nun listesinin geçerli olması için, gerekli hukuki çalışmalara bugün başlanmıştır. Adaletin en kısa zamanda tecelli edeceğinden eminim” denilir.

29 Temmuz 2004’de 44. Uluslararası Futbol Hakem Semineri’nde konuşan Futbol Federasyonu’nun yeni başkanı Dr.Levent Bıçakcı, “Hakemlik kurumu, son yıllarda ciddi sıkıntılar yaşamıştır” der. Konuşmasında MHK üyelerine seslenen Bıçakcı, şunları söyler:

“Dünya Kupası eleme maçlarında puan bile almadığımız yıllarda Türk hakemi, 1974 Dünya Kupası’nda maç yönetmiş, yine aynı hakem Avrupa Süper Kupası finalini yönetmiştir. 1980 ve 1990’lı yıllarda Türk hakemlerinin Avrupa ve dünyada başarılarına şahit olduk. Fakat ne yazık ki son yıllarda Türk hakemlerini önemli Avrupa maçlarında göremiyoruz. Bunları bir eleştiri olarak değil, gözlem olarak söylüyorum.

Hakemlik ve gözlemcilik kurumlarını federasyon çatısı altında birbirinden ayıracağız. Bir maça atanan hakemle onu denetleyen gözlemcinin ayrı kurullar tarafından atanmasını sağlayarak, kuvvetler ayrılığı prensibini getireceğiz.

UEFA’da olduğu gibi Birinci Süper Lig maçlarına bir delege ve bir gözlemciyi, diğer bir deyişle hakem denetçisini atayacağız. Bunlar ligin ilk haftasından itibaren göreve başlayacak. Hakemlik kurumunu, yöneticisi ve hakemiyle profesyonelleştireceğiz.

Lütfen hakem tayinlerinde, ‘hakeme maç değil, maça hakem’ prensibiyle hareket edin. Tüm hakemleri formda oldukları sürece, tüm takımların maçlarına verin. Ödül ve ceza mekanizmalarını adil çalıştırarak hakemleri motive edin.”

Bıçakçı, yabancı oyuncu sayısı konusunda ise “Yabancı futbolcu kontenjanının 6+2 olması konusunda bir şey söylemek için erken. Konu, yönetim kurulumuzda görüşülüp, tartışılacak. Hukuki bir takım engeller var. Fatih Terim çok yakın arkadaşım, çok eski arkadaşım. Çok da sevdiğim bir hoca. Ancak, Ersun Yanal’la sözleşmemiz devam ediyor ve Milli Takım’da hoca değişikliği gündemimizde yok” der.

28 Eylül 2004 tarihinde Ulusoy’un başarılı döneminin bir başka bilançosu açıklanır.

Türkiye, Avrupa Futbol Federasyonları Birliği’nden (UEFA) en çok ceza alan ülke olur. Futbol Federasyonu, UEFA tarafından verilen disiplin ve ceza raporları sonuçlarına göre Türkiye’nin en çok ceza verilen ülkeler arasında başı çektiğini açıklar. Milli takımlar arasında yapılan değerlendirmede ilk sırayı 200 bin İsviçre Frangı (Yaklaşık 238 milyar TL) cezayla Türkiye alırken, Yunanistan ikinci, İtalya ise üçüncü sırada yer alır.

Kulüpler bazında ise Beşiktaş ve G.Saray ilk 5’te. AEK’nın (Yunanistan) 190 bin İsviçre Frangı ile ilk sırayı aldığı listede, Beşiktaş 158 bin frank (188 milyar TL) ile 4., Galatasaray ise 147 bin frank (175 milyar TL) ceza ile 5. sırada yer bulur. UEFA raporlarına göre son 3 sezonda gözlemlenen cezalardaki artış trendi geçen sezon da sürdü ve 2003-04 sezonunda yüzde 9’luk bir artış kaydedilir.


BIÇAKÇI DÖNEMİ KONUMUZ DIŞINDA, O YÜZDEN O DÖNEMİ ATLIYORUZ


30 Aralık 2005 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Anayasa Mahkemesi’ne açtığı davanın ilk aşaması görüşülür. Mahkeme, bu talebin 5 Ocak gündeminde görüşülmesine karar verir. Bu madde değiştiği takdirde Ulusoy’un adaylık konusunda önündeki en büyük engel kalkmış olacaktır.

1 Ocak 2006’da Mehmet Ali Yılmaz, Anayasa Mahkemesi’nin Haluk Ulusoy’un Futbol Federasyonu Başkanlığı için önünü açması halinde adaylıktan çekileceğini açıklar.

Anayasa Mahkemesi’nin 5 Ocak Perşembe günü yapacağı toplantıda, kanunun, ‘Federasyon başkanları üniversite mezunu olmalı‘ maddesini görüşeceğini hatırlatan Yılmaz, şunları söyler:

“Haluk Ulusoy, Türk futboluna büyük katkılar sağladı ve çıtayı dünya 3’üncülüğüne kadar yükseltti. Ayrıca ekonomik anlamda önemli gelirler elde etti. Federasyon, milli takım ve kulüplerin gelirlerini, hatta hakemlerin ücretlerini arttırdı. Yani Türk futbolunda kalite arttı. Bu yüzden ben sonuna kadar kendisini destekliyorum.”

Ulusoy 2 Ocak 2006’da Ankara’da Ankaragücü Başkanı Cemal Aydın’la akşam yemeğinde buluşur. Seçimlerde birlikte hareket etme kararı alan ikilinin mahkemeden Ulusoy aleyhine karar çıkması durumunda Cemal Aydın’ın başkanlığa aday olacağı belirtilir.

5 Ocak 2006 tarihinde ise Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Haşim Kılıç, CHP’nin 5340 Sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle açtığı davanın da karara bağlandığını söyler.

Kılıç, yasayla 3289 sayılı Kanuna eklenen, “Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay Başkan ve üyeleri ile adli ve idari yargı hakim ve savcıları; Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile özerk federasyonlar tarafından organize edilen sportif faaliyetlerde, bu kanunda öngörülen veya özerk federasyonlar bünyesinde bulunan kurullarda görev alabilirler” maddesindeki, “… bu Kanun’da öngörülen veya özerk federasyonlar bünyesinde bulunan kurullarda …” bölümünün, Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğini kaydeder. Kılıç, bu düzenlemenin hakim ve savcıların özerk federasyonlar bünyesinde görev almalarını düzenlediğini anımsatır. Yasadaki, “hakkında idari makamlar veya yargı mercilerince müsabakalara giriş yasağı verilenler, müsabakanın başlamasından iki saat önce bulunduğu yerin karakoluna giderek müsabaka süresince burada bulunmak zorundadır. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyen veya yasaklı olmasına rağmen spor alanına girenlere üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir” hükmünün de iptal edildiğini ifade eden Kılıç, ayrıca Futbol Federasyonu Başkanlığı için “yüksekokul mezunu olma” şartını arayan yasa hükmünün, Anayasa’ya aykırı bulunarak iptaline karar verildiğini bildirir. Kılıç, bu maddeye yönelik iptal kararının, 3’e karşı 8 üyenin oyuyla, yürürlüğü durdurma kararının ise oybirliği ile alındığını söyler.

Bu kararla, Futbol Federasyonu Başkan adaylığı için adı geçen lise mezunu Haluk Ulusoy için de adaylık yolu açılmış olur.

Ulusoy 6 Ocak 2006’da Türkiye Spor Yazarları Derneği’nin Levent’deki merkezinde bir basın toplantısı düzenleyerek, adaylığını kısıtlayan yasal düzenlemenin anayasa mahkemesinin kararı ile ortadan kalktığını ifade ederek, “Huzurunuzda Türk yargısına minnetlerimi sunuyorum. Ülkemizin bir hukuk devleti olduğunun güzel bir örneği olmuştur. Özgürlükleri güçlendiren iyi bir uygulama olmuştur. Sayıları milyonlarla ifade edilen üniversite mezunu olmayan herkesin önü açılmıştır. Demokrasinin sade insanların rejimi olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır” der.

Türk futbolunun bugün içine düştüğü durumun şahsına özel sorumluluklar yüklediğini kaydeden Ulusoy;

“Mesele zor, zahmetli, karmaşık ama çözümsüz değildir. Gün, kimin kimden kaç oy aldığı gün değildir. Gün birlik beraberlik günüdür, kongreyi kimin kazandığı gün değildir. Kongere tek adaylı olmalıdır. Yarışma parçalanmak getirecekse, güç kaybettirecekse fayda yerine zarar verecektir. Bu noktada Kulüpler Birliği Vakfı’nı göreve davet ediyorum. Kulüpler birliği birlik içinde olup, bölünmez, parçalanmaz tek bir yumruk halinde şahsımı göreve davet ettiği takdirde, taban birlikleri de beni aday olarak gösterirse sorumlu davranacağım. Görevden kaçmam. Türk futbolunu hep birlikte ayağa kaldırmak mecburiyetindeyiz.”

Haluk Ulusoy, Türk futbolunun geldiği noktada çok adaylı seçimin bir yarar getirmeyeceğini ileri sürer.

Çok adaylı seçimi 1.5 yıl önce yaşadıklarını ifade eden Ulusoy, “1.5 yıl önce gördük ve neler kaybettirdiğini yaşadık. Kamplara dönmüş ve çatışmalara sahne olmuş bir seçim, 6 ay veya 1 yıl sonra yeniden bir seçimi getirir. Türk futbolu dibe vurmuş durumda, yeni kaos yaratılmaması için tek aday olmalıdır. Aslında demokrasiler için çok adaylı seçimler iyidir. Ama gün o gün değildir” ifadesini kullanır.

Konuşmasının başında Anayasa Mahkemesi kararını değerlendirirken “Demokrasinin sade insanların rejimi olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır” diyerek demokrasiyi öven Ulusoy, birkaç dakika sonra “çok adaylı bir seçimin yararlı olmayacağını” söyleyerek demokrasiye yeni bir tanım getirmeyi de başarmıştır: “Demokrasi bana yaradığı sürece iyi, aleyhimde ise kötüdür.

Ulusoy, Kulüpler Birliği Vakfı ve taban birliklerinin öğleden sonra alacağı kararların kendisinin adaylık kararını yönlendireceğini söyler.

Adaylığını açıklarken, “Adalet” kavramını ön plana çıkaran Ayhan Bermek’e isim vermeden çok sert bir çıkış yapan Ulusoy, “Ben adaletten şeffaflıktan bahsetmiyorum, bahsedenleri de kınıyorum” ifadesini kullandı. Ulusoy şunları söyler:

“Şimdi ‘Adalet’ deniliyor, bundan önceki tüm başkanların hepsi adaletliydi. Geçmişe saygısı, olmayanın geleceğe saygısı olmaz. Geçmişe vefası olmayana Allah gelecekte hiçbir başarı vermez. Bunu esefle kınıyorum. Adalet kurulacakmış, yok muydu, Şenes beyin, Levent Bıçakçı’nın zamanında adalet yok muydu, hepsi Türk futboluna hizmet vermek için çalıştılar. Bundan sonra gelecekler de hata yapar ama bilerek hata yapma lüksleri yoktur.”

Geçmişte Fenerbahçe Kulübü başkanı Aziz Yıldırım ile yaşadığı sorunlarının hatırlatılması ve “Kendisiyle görüşecek misiniz?” sorusu üzerine Ulusoy, “Kendisi ile kişisel bir problemim yok, görüşürüm” der.

6 Ocak 2006’da toplanan Kulüpler Birliği, 3.5 saatlik toplantıda, Haluk Ulusoy ile Ayhan Bermek ismi üzerinde tartışır. Oylamada 14-3 Ulusoy, üstünlük sağlar.

İlk turda desteklenecek isimler arasında Haluk Ulusoy’a 9, Ayhan Bermek’e 3 oy çıktı. 5 üye ise çekimser olduğunu belirtir. Bunun üzerine yeniden bir oylama yapılır. Bu turda çekimserler de Ulusoy ismi üzerinde birleşir. Oylama sonucunda 14-3 Ulusoy üstünlüğü vardır. Böylece Kulüpler Birliği, Ulusoy’u destekleme kararı alır.

Toplantı sonunda üyelerle birlikte medyanın önüne çıkan Kulüpler Birliği Başkanı Özhan Canaydın, Haluk Ulusoy’u destekleme kararı aldıklarını resmen açıklar. Canaydın şunları söyler:

“17 kulüp temsilcisi ve başkanı oturup konuştuk. Adaylığını açıklayanlar dışında başka aday var mı veya olabilir mi, kendi içimizden birini çıkartabilir miyiz diye bunu da değerlendirdik. Ve oy çokluğu ile Haluk Ulusoy’u destekleme kararı aldık. Diğer adaylara da başarılar diliyoruz. Temiz bir sayfa açılacağına inanıyoruz”.

Konya ile iki Kayseri temsilcisinin Ayhan Bermek’i destekliği öğrenilir. Konyaspor Başkanı Ahmet Şan da toplantı sonrası yaptığı değerlendirmede, “Kulüpler Birliği’nin aldığı kararı sonuna kadar destekleyeceğiz. ” diye konuşur.

Toplatıya A.Gücü’nün başını çektiği “Kemik Ulusoycular” grubu, “İsim açıklamayalım” görüşünün ağır bastığı toplantıya, beraberindeki 7 kulüple birlikte “isimleri tartışalım, görüşümüzü açıklayalım” biçiminde net bir tavırla girer. Ulusoy’un ismi gündeme geldikten sonra “başkan adaylığından sadece Haluk Ulusoy için çekilirim. Aksi halde başkanlığa adayım” şeklinde tavır koyan ve son gelişmeler üzerine adı Ulusoy’un Başkan Yardımcısı olarak telaffuz edilen Cemal Aydın’ın önderliğindeki Ankaraspor, Trabzon, Denizli, Beşiktaş, Samsun, Diyarbakır ve G.Antep kulüp temsilcileri, oylarının Ulusoy’a olduğunu açıklarlar.

Sivas, G.Birliği, V.Manisa, Kayseri, K.Erciyes, Ç.Rize ve Konya temsilcileri ise ilk turda çekimser oy kullanır. G.Saray Başkanı Özhan Canaydın, “Levent Bıçakçı ile devam edelim” derken, Malatya Başkanı Hikmet Tanrıverdi, “Şenes Erzik’in başkanlığı, Türk futbolu için en uygunudur” görüşünü savunur.

2. tur görüşme ve oylamada Kayseri, K.Erciyesspor, G.Saray, Ç.Rize ve Sivas da “Ulusoy’a oy verelim” diyen gruba destek verir; G.Birliği, Malatya, Konya ve V.Manisa ise çekimserlik durumunu sürdürdü. Böylelikle Kulüpleri Birliği Vakfı, Ulusoy’u 13 evet, 4 çekimser oyla destekleme kararı alır.

9 Ocak 2006’da CNN Türk’te yayınlanan “Spor Özel” programına konuk olan Mehmet Ali Şahin, halen yargıda olan bir konu üzerine yorum yapmanın seçim öncesi sıkıntı yaratıp yaratmayacağı yolundaki soruya, “Ben bir hukukçuyum, bunu biliyorum. Ancak bugün futbolun yönetimine talip olanlar sütten çıkmış ak kaşık gibi ortalıkta dolanıyorlar” cevabını verir.

“Eğer Haluk Ulusoy seçime girer ve kazanırsa bu dosyaları kendi federasyonu mu takip edecek?” şeklindeki soruya Şahin şu yanıtı verir:

“Elbette takipçisi Ulusoy olacaktır. Ama şu ihtimal de var, davalar geri çekilebilir ve düşer. Benim hayret ettiğim yakın geçmişte Ulusoy’u şikayet edenlerin, bugün birlikte hareket etmesi. Birinci Lig kulüp başkanlarına kızgın ve kırgınım. Hatta o dönemin Kulüpler Birliği Başkanı, bana bizzat gelip, şikayette bulunmuştu. Ulusoy hakkındaki bu şikayetlerin komisyonda zabıtları var. Üstelik kulüplerin bu şekilde seçimini ve adaylarını açıklamasını demokratik bulmuyorum. 17 kulüp çıkıp bir tek aday üzerine anlaşıyor. Bu doğru değil. Hasan Doğan da olsa, Haluk Ulusoy da olsa yanlış.

Ulusoy yönetiminin önce Trabzon’daki belgesiz harcamalarını açıklaması gerekiyor. Benim önümde Başbakanlık Teftiş Kurulu raporları mevcut. Mesela federasyonun bazı yönetim kurulu üyeleri avans almış, kapatmamış. Avansı kapatmamak olur mu? Bunların hesabı nasıl verilecek? Mesela Trabzon tesislerini yapan müteahhit, eşi ile birlikte Marmaris’te bir otelde ağırlanmış. Faturayı federasyon ödemiş. Elimizde fatura var. Sadece Trabzon tesislerindeki usulsüzlüğün bedeli 1,5 milyon. Faizleri ile birlikte 2 milyona ulaşıyor. Bunun hesabını kim verecek? Tabii ki Haluk Ulusoy yönetimi verecek.”

Futbol Federasyonu eski Başkanvekili Ata Aksu, CNN-Türk’teki canlı yayında Bakan Mehmet Ali Şahin’in açıklamalarına yanıt verirken, bütün davalardan beraat ettiklerini söyler. Aksu şöyle der:

“Sayın Şahin’in uslüp ve hiddetini yadırgadım. Kulüpler Birliği’nin tek aday göstermesi herkesin arzusuydu. Anti demokratik bir şey yok ki. Taban birlikleri tek aday üzerinde birleşiyorsa bu çok önemlidir. Usulsüz harcamalar var diye mahkemeye çıktık, 36 kişi beraat etti. Bütün davalardan beraat ettik. Şimdi dava açılsın, sevinirim şaibelerden kurtuluruz alnımızın akıyla çıkarız. Devlet Üstün Hizmet Madalaysı aldık. Var mı başka alan? Yargıda aklanırız geliriz. Bizi suçladıkları, otellerde konaklanma, usulsüz harcama dedikleri 15 bin YTL. Bu mantıkla davası olanlar ve devam eden kamu ve hükümette davalı birçok isim var. Onların da istifa etmesi lazım. Eğer göreve gelirsek bakanla aramızda hiçbir sürtüşme olmaz. Ayhan Bermek’in üzülmesini istemem. Bu yüzden tek aday olsun dedim. Ulusoy büyük destek alıyor. Şu anki tablonun değişmesi için deryanın değişmesi gerekir. ‘Bayram ola, hayır ola’ diyorum. Bayramın birinci veya ikinci günü açıklaması gelecektir. Bu destek karşısında sessiz kalması düşünülemez.”

Ulusoy Federasyonu hakkındaki suçlamaları içeren rapor şöyledir:

Burhan Satır
29.04.2004 Belçika Seyahati 191.21 Euro belgesiz harcama 15.09.2003 Avusturya maçı 55 Euro belgesiz harcama 15.09.2003 Avusturya maçı 502.23 Euro yanlış hesap 25.05.2004 Seyahat 689 Euro belgesiz harcama

01.12.2003 Seyahat gideri 702 Euro fazla ödeme, yanlış hesap, belgesiz harcama 22.08.2003 Almanya 167 Euro belgesiz harcama 24.06.2003 Seyahat gideri 249 Euro belgesiz harcama 20.05.2003 Seyahat gideri 86 Euro belgesiz harcama 01.12.2003 havaalanı 600 Euro mahseti anlaşılamaz, yiyecek-içecek 115 YTL belgesiz 07.06.2004 Seyahat-yiyecek-içecek

855 Euro belgesiz harcama, seyahat-yiyecek-içecek-uçak-tren-çamaşır 2.115 Euro belgesiz. (Satır hakkında İstanbul Sarıyer Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açılmış durumda.)

İsmail Dilber
27.05.2004 Seyahat 1.164 Euro belge kabul edilmeyen kağıtlar, yanlış hesap. (Dilber’e Beyoğlu 35. Noterliğinden ihtarname çekilmiş, dönüş bekleniyor. Makbuz ibrazı bekleniyor. Belgeleyemediği taktirde dava açılacak.)

Sadettin Güler
23.10.2002 Ceket alımı 660 YTL. Belgesiz

08.10.2002 Hediyelik eşya-ceket 1.377 YTL belgesiz. (Güler’den belge istenmiş gelmediği taktirde dava açılacak.)

Hüsnü Hayali
04.09.2000 Polonya maçı 100 Dolar bahşiş, 314 dolar bakiye yok. (Hayali’den belge istenmiş, gelmediği taktirde dava açılacak.)

İlhan Peksan
01.06.2004 Japonya 200 dolar belgesiz harcama (Peksan’dan belge istenmiş, gelmediği takdirde dava açılacak)

Can Çobanoğlu
20.05.2003 İtalya,Slovakya, Avusturya, İran ve Fransa gezileri 3.589 dolar kredi kartı slipi. Seyahat gideri dışındaki giderler:

04.08.2003 898 Euro kredi kartı kopyası

28.07.2003 6.128 Euro kredi kartı kopyası (Çobanoğlu’ndan harcamalarla ilgili belge bekleniyor. Gelmediği taktirde dava açılacak.)

Tamer Çelik
15.10.2003 İsviçre büro kiralama 3.451 İsviçre frangı. Görevlendirme onayı yok

11.11.2003 640 Euro harcama, 1.203 İsviçre frangı görev onayı yok. (Çelik hakkında Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açıldı)

19.06.2002 Rakkas Bar Restaurant 800 YTL yemek, 372 YTL içki

18.06.2004 Deniz Tur.Don.AŞ 2.840 YTL yemek, 1.065 YTL içki, Girne Colany Otel 5.596.406.858 TL

Grand Duma Otel Milano 2.599.466.267 TL

25.10.2002 Haluk Ulusoy, Hüsnü Hayali, Bahri Köse (Trabzon tesisleri müteahiti) 1.994.392.184 TL

Amerikalı Misafirler yemek içki bedeli 19.178.511.000 (4 günlük yemek)

Kapatılmayan Hesaplar
Hüsnü Hayali 667.205.634 TL.

Haşim Sayitoğlu 139.083.544 TL.

Orhan Saka 2.706.000.000 TL.

Mukan Perinçek 4.320.000.000 TL.

Uçak Biletleri
Burhan Cahit Eldem Trabzon uçak bileti eşi ile 248 YTL

27.07.2002 Ata Aksu eşi kızı yurtdışı uçak bileti 7.148.940.080

17.07.2002 tarihindeki 13.423.650.000 TL’lik giderlerin ne olduğu belli değil

18.06.2002 tarihinde 29.369.600.000 TL. Hakan ve Çağrı Başeskioğlu konaklama ve seyahat giderleri. Seyahat giderlerinde bu kişilerin ismi bulunmamakta.

17.07.2002 12 kişilik 34.059.200.000 TL’lik harcama

29.06.2002 33.193.750.000 TL’lik uçak bileti harcaması

19.06.2002 3.602.200.000 TL’lik uçak bileti harcaması

Liechtenstein-İrlanda maçı
Ömer Hayali’nin federasyon delege listesinde ismi bulunmamaktadır. İlgili harcama tutarı 1.413 Euro.

Mithat Halis Federasyon delege listesinde ismi bulunmamaktadır. İlgili harcama tutarı 704.859.089 TL.

Slovakya-Türkiye
Ömer Hayali delege listesinde yer almamaktadır. İlgili harcama 653.30 Euro

Trabzon Haluk Ulusoy Tesisleri
Trabzon Haluk Ulusoy Tesisleri ile ilgili raporda 1.289.108.968.384 TL’lik zarar sorumlularından yasal faizi ile istenmiştir.

Ulusoy 14 Ocak 2006’da Levent’teki Türkiye Spor Yazarları Derneği’nde (TSYD) düzenlediği basın toplantısında, adaylığıyla ilgili geçen süreçte futbol ailesinde kendisine yönelik bir birliğin sağlandığını tespit ettiğini kaydederek, “Futbolun içinden gelen bir başbakanımız ile spora gereken önemi veren hükümetimizin varlığı, kararımı vermem için yeterli olmuştur. Sizlerin huzurunda ve 70 milyonun önünde 19-20 Ocak’ta yapılacak olağanüstü genel kurulda Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı’na aday olduğumu açıklıyorum” der.

Ulusoy şunları söyler:

“Başbakanımızın önderliğinde ülkemizin son dönemde özgürlükler, demokrasi, ekonomi, turizm ve Avrupa Birliği gibi alanlarda yakaladığı başarıya, futbolu da dahil etmek federasyonumuzun ana hedefi olacaktır.

Medyada yer alan adaylıktan çekilmeme ilişkin baskı yapıldığı iddiaları tamamen gerçek dışıdır. Aynı zamanda başta Sayın Başbakanımız olmak üzere, hükümet üyelerine karşı yapılmış saygısızlık olup, süreç demokratik ortamda gelişmektedir.

2004’deki genel kuruldan bu yana geçen süre görev yaptığım 7,5 yılın değerlendirilmesi ve muhasebesinin yapılması açısından iyi bir fırsat oldu. Futbol dünyasına dışarıdan bakma imkanı buldum. Bir inziva dönemiydi. 7,5 yılın artısını ve eksisini değerlendirdiğimde başarılarımı ve artılarımı Türk Milleti’nin takdirine bırakıyorum. Noksanlarımı ve kusurlarımı tek tek gözden geçirdim. Bunlardan gerekli dersleri çıkardım, değiştim… Futbolu geliştirip, bugün bulduğum yerden değil dün bıraktığım yerden daha ileriye götürmeye geliyorum. Bunu yeni bir ruh ve yeni bir vizyon ile yeni bir kadro ile gerçekleştireceğiz. Başarının şartı uzlaşma, uzlaşmanın şartı ise konuşabilmek, fikirlere hürmet ederek görüşlerimizi paylaşabilmektir. Kurtarıcı adamlar, mucize fikirler yerine ortak aklı, ilmi ve tecrübeyi hakim kılmaktır. İşte başarının altın anahtarı budur.“

14 Ocak 2006’da Başbakanlık Sözcüsü Akif Beki, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın özerk kuruluşların iç işleyişlerine müdahale etmeme prensibine bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bağlı kalmayı sürdüreceğini bildirir.

Beki, yaptığı yazılı açıklamada, Futbol Federasyonu kongresiyle ilgili son gelişmeler üzerine Başbakan Erdoğan’ın değerlendirmelerini kamuoyu ve futbol camiasıyla paylaşma gereği duyduklarını belirtir.

Futbol Federasyonu’nun özerk bir kuruluş olduğunu vurgulayan Beki, Başbakan Erdoğan’ın özerk kuruluşların iç işleyişlerine müdahale etmeme prensibine bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bağlı kalmayı sürdüreceğini ifade eder. Beki, “Başbakan, bu kuruluşların siyasetin dışında tutulması için gerekli özeni bugüne kadar göstermiştir ve göstermektedir.

Bazı adayların Sayın Başbakan ya da hükümetin desteğine sahiplermiş gibi bir izlenim vermeleri her şeyden önce Türk futboluna ve kurumsal olarak Futbol Federasyonumuza zarar verecektir.

Sayın Başbakan, bu tür çabaları yadırgamakta ve adayları gerek kendi tarafsızlığına, gerekse federasyonun özerk yapısına gölge düşürücü söz ve davranışlardan uzak durmaya çağırmaktadır.

Türk kamuoyu ve futbol camiası bilmelidir ki Sayın Başbakan bu tartışmaların dışındadır” der.

Bu arada Futbol Federasyonu’nun usulsüz harcamaları arasında gösterilen 660 milyon liralık ceket alımı araştırmasında çok ilginç bir sonuca varılır. Başbakanlık Teftiş Kurulu raporlarına da konu olan ceketlerin, dünyaca ünlü İtalyan hakem Pierluigi Collina ve yardımcılarına verildiği saptanır.

2002 Dünya Kupası finalleri öncesi 14 Kasım 2001’de Ali Sami Yen Stadı’nda Avusturya ile oynadığımız ve 5-0 kazandığımız baraj maçı öncesi satın alınan ceketlerin, mihmandar Sadettin Güler tarafından Collina ve arkadaşlarına verildiği belgelenir.

Dönemin Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ve Merkez Hakem Kurulu Başkanı Bülent Yavuz’un inisiyatifi ve direktifi doğrultusunda gerçekleşen hediye ceket alımının, Zeytinburnu’nda bulunan bir imalathaneden yapıldığı kayıtlara geçer. FIFA kokartlı eski hakemlerden olan ve uluslararası müsabaka için Türkiye’ye gelen tüm hakemlerin mihmandarlığını yapan ve camiada saygın bir yeri olan Sadettin Güler, Futbol Federasyonu’nun açtığı soruşturma doğrultusunda olayı ayrıntılı bir şekilde anlatır.

Güler, piyasa değeri yaklaşık 300’er dolar olan deri ceketlerin her birinin, sıkı bir pazarlık sonucu 100’er dolara alındığını Futbol Federasyonu’na bildirir. 20 gün önce İstanbul’da Futbol Federasyonu Hukuk Kurulu üyelerine ifade veren Güler, “alışverişin bir imalathaneden yapılması” nedeni ile fatura alımının gerçekleşmediğini söyler. Dolar kurunun 2002 Kasım’ında 1 milyon 650 bin lira olduğunu belirten Güler, 4 ceket için toplam 660 milyon lira ödediğini bildirir.

Dünyada tüm ev sahibi ülke federasyonları tarafından misafirperverlik gereği yapılan hediye alımı nedeni ile başı ağrıyan Güler, federasyona verdiği ifadesinde, “Collina’yı iyi tanırım. Dostumdur. Bunda abartılacak bir durum yok. Ülkemin konukseverliği doğrultusunda ufak bir hediye aldık. Gerekirse bu hediyelerin parasını fazlasıyla cebimden ödemeye hazırım. Yeter ki, ülkemize ve futbolumuza bir zarar gelmesin” der.

Halen İstanbul İl Hakem Kurulu Başkanlığı yapan Güler ayrıca, “Müsterihim. Tek üzüntüm, Collina’nın adının deşifre edilmesi nedeni ile ülkemizin ve futbolumuzun zarar görecek olmasıdır” der. Futbol Federasyonu da bu ifade karşısında Sadettin Güler hakkında dava açılmasını kararlaştırır.

İddialar üzerine Collina “Hayatımda hiç maç öncesi veya sonrası armağan almadım. Prensiplerime aykırıdır ve bu itham ‘Grande Bugie’ (koca bir yalandır)” der.

M. Ali Şahin 16 Ocak 2006’da NTV’ye yaptığı açıklamada, Haluk Ulusoy ile herhangi bir şahsi problemi olmadığını belirterek, “Tüm adaylar benim için saygıdeğerdir, ancak sayın Ulusoy’un 7.5 yıllık başkanlığı döneminin son 3 yılıyla ilgili Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun 400 küsur sayfalık bir teftiş raporu var” diye konuşur.

Müfettişlerin, raporun son bölümünde, “Ulusoy’un görevde kalmasında sakınca vardır” şeklinde bir değerlendirme yapmayı düşündüklerini, ancak kendisinin o tarihte görevde olmaması nedeniyle bu şekilde bir değerlendirme yapamadıklarını ifade eden Bakan Şahin, siyasetçiler olarak özerk alana müdahale etmemeye özen gösterdiklerini kaydeder.

Şahin, şunları söyler:

“Sayın Ulusoy, federasyon başkanı seçildiği taktirde, müfettişler görüşlerini bana tekrar bildirecekler. Ben de genel kurulun hemen arkasından Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nu toplantıya çağıracağım. Kendisinin aklanması gerektiğini düşünüyorum. Aklanmadan aday olmamalıdır.

Ulusoy, hükümetin başarılı olduğunu söylüyor ve bu başarıya katkı sağlayacağı yönünde açıklamalarda bulunuyor. Bu açıklamalar, sayın Başbakanımızı son derece üzmektedir. Nitekim basın müşavirliğimiz tarafından 2 kez açıklama yapılmak zorunda kalınmıştır.

Devletin bir adamı olarak devletin müfettişlerinin raporlarının gereğini yapmak durumundayım. Türkiye’de kimsenin futbolu kaosa sürüklemeye hakkı yoktur.”

Aynı tarihte “Haluk Ulusoy’un destekçisi, siyasi iradeyle bağlantı noktası” olarak anılan Melih Gökçek şunları söylüyordur:

“Evet, Ulusoy’u destekliyorum. Futbola başkan olmasını da istiyorum ama hiçbir şekilde siyasi bağlantı sağlamam, bu işe siyaseti sokmam mümkün değil. Bu nedenle sayın Başbakan’a gitmem, bu işlere girip kendisiyle ters düşmem de mümkün değil. Birileri anlamadığım biçimde Başbakan’ın adını kullanıyor. Zaten sayın Erdoğan da bunun rahatsızlığını hissedip -ben bu işlere girmiyorum- diye açıklama yaptı. Ancak, sayın Erdoğan bu işe girerse, bana da bu konuda bir talimat verirse, hoşuma gitse de gitmese de siyasi terbiye gereği, buna uyar gereğini yaparım. Benim terbiyeme göre, -Başbakanımın emri olur- der hemen uygularım.

Siyasi kişiliğimi, belediye başkanı elbisemi dolaba asıp, spor işleriyle uğraşıyorum. Çünkü benim hoşuma gidiyor spor.. Siyasilerin sporla uğraşmasını ancak spor adamı kimlikleriyle kabul ederim.. Tıpkı benim yaptığım gibi.. Yaşamı spor içinde geçen bir kişi olarak, sayın Haluk Ulusoy’a da söylediğim gibi tüm kulüplerin temsil edildiği bir yapı oluşmalı.. Her kulübün bir temsilcisi olmalı, futbolun kurullarında. Herkese yetecek kadar kurul var, yoksa da oluşturulmalı. Herkesin söz hakkı, bunun yanı sıra da sorumluluğu olmalı futbolun yönetiminde. Futbolun kurtuluşu, gelişmesi, büyümesinin formülü burada”.

TFF seçiminin hemen öncesinde, 18 Ocak 2006’da, İsviçre’de yaşayan avukat Mustafa Bakraç, FIFA Başkanı Joseph Blatter’e gönderdiği şikayet dilekçesinde, Türkiye’de futbolda en zor seçimin olacağını ve bunun sebebinin de seçimlere siyasetin karışmasından kaynaklandığını ifade ederek, federasyon delegelerine baskı yapıldığını, bunun da hukuk devletine karşı, demokrasi ve FIFA kurallarına aykırı bir seçim olacağı görüşlerine yer verir.

Ulusoy, Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in kendisine açıkça tavır alması nedeniyle yaşanan son gelişmeler için ilginç bir yorum yaparak içinde bulunduğu durum ile Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın’ın yaşadığı olaylar arasında paralellik kurar: “Beni de Rektör Yücel Aşkın gibi linç etmek istiyorlar”.

Seçim çalışmaları için Ankara Sheraton Oteli’nde karargah kuran Ulusoy, oy kullanacak delegelerle bire bir görüşmeler yaparak, kendi tarafına çekmeye çalışmaktadır. Planlarını ve projelerini anlatan Haluk Ulusoy, “Kimseyle kavga etmek istemiyorum. Spor adamına kavga yakışmaz. Son günlerde yaşananlara inanın çok üzülüyorum. Bana yapılanları içime sindiremiyorum. Bazıları beni Rektör Yücel Aşkın gibi linç etmek istiyor, devr-i sabık yaratmaya çalışıyorlar. Olayın acı tarafı bana bu haksızlığı yapanların hepsinin de arkadaşım olmaları” diye dert yanar.

Ulusoy, başkan seçildiği taktirde yapmayı planladıklarının yer aldığı bir kitapçık hazırları. Kitapçıkta yer alan önemli maddeler şöyledir:

  • Süper Lig Birliği kurularak, 2008-2009 sezonunda yayınlar, marka ve gelir paylaşımını bu birliğe devredilecek.
  • Süper Ligin yanı sıra 2 ve 3. ligler için de birlik kurulacak.
  • Hakem notları açıklanmayacak. 3’er aylık değerlendirmeler yapılacak.
  • Yabancı futbolcu sayısı ve kriterlerinde değişiklik yapılacak.
  • Pazarlama için yeni departman kurulacak. Gelir artırıcı çalışmalar, kulüpler ve sponsorlar ile birlikte yapılacak.
  • Almanya’da amatör küme takımları finanse edilip, buralardan yetişecek Türk çocukları futbolumuza kazandırılacak.
  • Futboldan emekli olmuş bakıma muhtaç, hakem, teknik direktör, antrenör ve futbolcuların barınmaları için huzurevleri açılacak.

19 Ocak 2006’da Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu’ndaki başkanlık yarışını Haluk Ulusoy kazanır. Genel kurulda başkanlık için yarışan iki adaydan Haluk Ulusoy, 211 geçerli oydan 109’unu, Ayhan Bermek ise 102’sini alırken, seçim sonucu taban birliklerinin oy kullandığı 6. sandığın açılmasından sonra Ulusoy lehine döner.

Aralarında Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor’un bulunduğu Birinci Süper Lig kulüplerinin oy kullandığı 1. sandıkta 48 delege oy kullanırken, Ayhan Bermek’e 28, Haluk Ulusoy’a 20 oy çıkar. Diğer süper lig kulüplerinin yer aldığı ve 40 delegenin oy kullandığı 2. sandıkta da Bermek 23, Ulusoy 16 oy alır. Eski federasyon başkanlarının oy kullandığı 3. sandıktaki 36 oydan, 13’ünü Bermek, 22’sini Ulusoy kazanır. İkinci ve Üçüncü Lig kulüp delegelerinin oy kullandığı 4. sandıkta Bermek’e 17, Ulusoy’a 11 oy çıkar. Yine İkinci ve Üçüncü Lig delegelerinin yer aldığı 5. sandıkta bu kez Ulusoy 19-14 üstünlük sağlar. Son sandık açılmadan önce Ayhan Bermek, sayılan oylardan 95’ini alırken, Ulusoy’a 88 oy çıkmıştır. Fakat taban birliklerinin belirlediği 28 delegenin oy kullandığı 6. ve son sandıkta Haluk Ulusoy, Ayhan Bermek’e 21-7 gibi büyük bir fark atınca, seçimden 109-102’lik üstünlükle federasyon başkanı olarak çıkmayı başarır.

Ulusoy seçim sonuçlarının ardından şunları söyler:

“Bana güvenen Türk halkına teşekkür ediyorum; beni tekrar başkan olarak görmek istediler. Ayrıca basın ve medya kuruluşlarına da teşekkür ediyorum. Medyamız bu süreçte çok duyarlı davrandı. Mükemmel bir gazetecilik örneği gösterdi. Genel kurul üyeleri bana teveüccüh göterdiler ve bir dönem daha futbol federasyonu başkanı olarak görmek isteyerek, oylarını bu yönde kullandılar. Hepsine çok teşekkür ediyorum. Adaylık sürecinde benden desteklerini esirgemeyen annem, babam ve aileme de ayrıca teşekkür etmek istiyorum.

Ülke futbolunu bıraktığım yerden daha ileriye götürmek için, malzemecisinden yöneticine kadar tekrar zincirin halkalarını oluşturacağız. Türk bayrağını en yüksek yerlere yine taşıyacağız.

M. Ali Şahin’in açıklamaları bakanın görüşleridir. Biz saygıda kusur etmeyiz, sayın bakanımıza ziyarete gideriz. Türk futbolunu kalkındırmak için sayın Bakana da Başbakana da ihtiyacımız var. Bunu tek başımıza yepmamız mümkün değil. Bunu elbirliği ile yapacağız.”

Olağanüstü genel kurulda oylama öncesi faaliyetler ve yapılan konuşmalar şöyledir:

Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu’nun başlamasına dakikalar kala Sheraton Oteli’nin lobisinde bir araya gelen başkan adayları Ayhan Bermek ve Haluk Ulusoy, dostluk mesajları verdi.

Kulüpler Birliği ve Galatasaray Kulübü Başkanı Özhan Canaydın ile birlikte otelin lobisinde kahve içerek sohbet eden Bermek ve Ulusoy, 2 eski dost olduklarını vurgulayarak, seçim sonunda kazananın Türk futbolu olması temennisinde bulundular.

Haluk Ulusoy’un Türk futbolu için önemli çalışmalar yapmış, büyük başarılara imza atmış bir federasyon başkanı olduğunu ifade eden Bermek, “Bu kez 2 hemşehri rakip olduk. Türk futboluna biraz da ben hizmet etmek istedim. Bu nedenle aday oldum. Seçimi kazanırsam Ulusoy’un başlattığı çalışmaları sürdürmek ve onun tecrübelerinden istifade etmek istiyorum” dedi.

Haluk Ulusoy ise genel kurulun ülke futboluna hayırlı uğurlu olmasını dilediğini belirterek, şöyle konuştu: “Biz iki eski dostuz. Bu ülke futboluna hizmet etmek için karşı karşıya değil yan yanayız. Seçim sonunda kaybeden olmayacak. Ben Türk futboluna 7.5 yıl hizmet ettim. Kazandığım başarılar ortada. Genel Kurul bir dönem daha görev verirse en iyi şekilde hizmet ederek eski başarılarımızın üzerine çıkacağımıza inanıyorum. Eksik kalan bazı projelerimizi de tamamlamak istiyorum.”

Özhan Canaydın ise iki başkan adayının centilmence yarış içinde seçime girmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirirken, “Dün akşamki Kulüpler Birliği toplantısı beraberlik doğurdu. Hangi aday kazanırsa, Türk futbolu kazanacak. Bundan eminim. Her şey çok güzel olacak” diye konuştu.

Genel Kurul’da divan başkanlığı yapmak istemediğini dün açıklayan Gaziantepspor Kulübü Başkanı Celal Doğan, bugün de bu kararında ısrar edince, genel kurul daha önce açıklandığı gibi saat 11.00’de başlayamadı. Daha sonra Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin tarafından ikna edilen Celal Doğan, Divan Kurulu Başkanlığı yapmayı kabul etti.

Divan Kurulu’nda ayrıca Fatih Atay, Seyfi Güner ve Feridun Tankut yer aldı. Genel Kurul 223 delegeden 211’inin hazırun defterini imzalaması ve Celal Doğan’ın açılış konuşmasının ardından yapılan saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Otelin teknik işlerden sorumlu müdürünün akredite kartı bulunmadığı gerekçesiyle genel kurul salonuna alınmaması nedeniyle İstiklal Marşı, banttan değil hep birlikte müziksiz okundu. Teknik aksaklıklar genel kurul salonunda görev yapan kameramanların da sıkıntı yaşamasına neden oldu.

Daha önce Genel Kurul’a katılıp katılmayacağı tartışma konusu olan Fenerbahçe Kulübü delegeleri de, kulüp başkanı Aziz Yıldırım liderliğinde genel kurul salonuna geldiler. Ayrıca Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin ile Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay da genel kurul salonunda yer aldılar.

Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu’nda bir konuşma yapan başkan Levent Bıçakcı, Türk futbolunun çıtasını yükseltme çalışmalarının bazı kesimleri rahatsız ettiğini söyledi.

Türk futbolunun gelişmesi için yaptıkları çalışmaların bazı kesimlerin hoşuna gitmediği belirten Bıçakcı, “18 aylık görev süremizde Türk futbolu için çağın gereklerini yerine getirmeye çalıştık. Türk futbolunun çıtasını yükseltme çalışmalarımız bazı kesimlerin hoşuna gitmedi. Bazı kesimler de engellemeye çalıştı” dedi.

Bıçakcı, buna rağmen tüm zorlukları göğüslediklerini ifade ederek, ”Biz çalışmalarımızı bu doğrultuda sürdürdük. Son günlerde gelen seçimi erteletme taleplerini de hep geri çevirdim” diye konuştu.

Göreve seçileceklerin kendilerini aşması gerektiğini ifade eden Bıçakcı, “Çıtayı yükselttik. Göreve gelecek olanlar bunu aşmak zorundadır. Görev süremiz boyunca federasyonun kurumsallaşması için çalıştık. Çünkü kurumsallaşmayı gerçekleştirirsek, federasyonun kişilere ihtiyacı olmaz” dedi.

Bıçakcı, Türk futbolunun en çok huzura ve güvene ihtiyacı olduğu bir dönemi yaşadığını dile getirerek, şunları söyledi: “İnsanların şahsi ikballerini değil, Türk futbolunu düşünmelerini istiyorum. Çünkü Türk futbolunun huzura, güvene birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacı olduğu bir dönemdeyiz.”

Bu arada, Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu Divan Başkanlığı’na seçilen Celal Doğan, UEFA adına Şenes Erzik’in kongreyi takip edeceğini söyledi.

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, UEFA kriterlerinin uygulanması konusunda sorumluluğun yalnızca kulüplere değil, bakanlık ve hükümete de ait olduğunu söyledi.

Genel Kurulu’nda konuşan Şahin, Türkiye’de 52 tane federasyon bulunduğunu, Futbol Federasyonu’nun en çok sevilen ve halkın en çok gündeminde olan branşın federasyonu olduğunu belirtti.

Futbolun arkasında ciddi bir halk desteğinin varlığına dikkat çeken Şahin, “Futbol büyük ekonomik imkanları kullanmaktadır. Bu kaynak yaklaşık 300 milyon dolar civarındadır. Diğer federasyonlarımızın kaynağı ise 45 milyon dolar civarındadır. Ancak kulüplerimizin sorumluluğu önümüzdeki seneden itibaren daha da artacaktır. UEFA kriterlerinin uygulanması yönünde hızla ilerliyoruz. Önümüzdeki yıldan itibaren bu kriterleri ülkemize taşımak federasyonların önemli görevlerinden biri olacaktır. UEFA kriterleri içinde de en önemlisi mali kriterdir. Kulüplerin gelir ve giderlerinin denk olması gerekiyor. Acaba şu anda kaç kulüp bu kriterlere uygun hale geldi? Bu eksiklikleri giderme sorumluluğu sadece kulüplere değil, bakanlığa ve hükümete de aittir” diye konuştu.

Bakan Şahin, futbol sektöründe hızla artan gelirin başka kurumların da iştahını kabarttığını söyledi. Önceki yıllarda kulüplerin tek gelir kaynağının maç hasılatları olduğunu hatırlatan Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sonra naklen yayın gelirleri devreye girdi. Ama İddaa oyununu başlatmak suretiyle 131 milyon YTL kaynak elde edildi. Böyle süratle artan gelir başka kurumların da iştahını kabartıyor. Eğer kulüpler İddaa oyunundan birlikte yararlanmak istemezlerse çok büyük bir geliri kaybederler. O nedenle beni bu konuda yalnız bırakmayın. İkinci ve Üçüncü liglerin de bu kaynaktan yararlanacağı bir sistem geliştirilmeli. Sadece birkaç kulübün değerlendirildiği formül yanlış olur. Mesela isimlendirme çalışmalarını diğer liglere de yaymalıyız. Sponsorluğun kapsam alanını genişletmekle iyi yaptığımızı düşünüyorum. UEFA kriterleri için bunları mutlaka yapmak zorundayız. Eğer bir kulüp bu kriterler yüzünden Avrupa kupalarına katılamazsa bunun sorumluluğu öncelikle benim bakanlığıma sonra da hükümete aittir. Türk futbolunun gelişmesi için verdiğimiz desteği geçmişte olduğu gibi gelecekte de sürdüreceğiz.”

Şeffaflık konusunda takipçi olacaklarını vurgulayan Şahin, “Hesap ve kitapları daha düzgün tutalım. Kulüplerimizden istediğimiz daha şeffaf ve daha hesapverirlik içinde olmalarıdır” dedi.

Olağanüstü genel kurulda yapılan kura çekimi sonrasında ilk konuşma hakkını elde eden başkan adaylarından Ayhan Bermek, konuşmasına bir saptama yaparak başladı ve Türk futbolunun bir kaos içinde olmadığını belirtti. Türk futbolunda istenmeyen durumlar yaşandığını ve mevcut yönetimin sorumluluk duygusu sonucu seçim kararı alındığını ifade eden Bermek, bundan daha medeni, daha demokratik bir süreç düşünülemeyeceğini dile getirerek, şunları söyledi: “Birikim ve deneyimlerimi Türk futbolunun hizmetine sunmak için aday oldum. Şahsımın değil, fikirlerimin futbola hakim olması için başkan olmak istiyorum. Beni destekleyenler, Türk futbolunda özlem duyulan ilkelerin peşinde gidenlerdir. Bu bir bayrak yarışıdır. Bu uzun soluklu yarışta sizlerden aldığımız destekle ipi göğüsleyeceğimize inanıyoruz. Bu sonucu, Türk futboluna ve Türkiye’ye hizmet için bütün kalbimizle istiyoruz. Türk futbolunu en iyi şekilde temsil edeceğiz. Türk futbolunu dünya üzerinde zevkle seyredilen bir ekol haline getireceğiz.”

Bermek, amaçlarının, Türk futbolunu ülke ekonomisine ve Türkiye markasına değer katan bir yapı haline getirmek olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti: “Amacımız Türk futbolunu hak ettiği yere taşımak. Futbol Federasyonu, isimlerle değil kurumsal yapısıyla gündeme gelecek. Keyfi uygulamalar, yap boz kararlar değil, kurallar ve standartlar futbola yön verecek. Şeffaf ve disiplinli bir yönetim anlayışını, hukukun üstün olduğu bir Türk futbolunu hakim kılacağız.

İlk iş olarak özellikle İkinci ve Üçüncü Lig takımlarını sıkıntıya sokan tescil ücretini kaldıracağız. Adam ve kulüp kayırma, tahkimden dönen kararlar, hakem şaibeleri, kaynakların adaletsiz dağılımı ve formasını üstünden çıkarmayan yöneticiler olmayacak” dedi.

Başkan adaylarından Haluk Ulusoy da “Temmuz 2004’de yine bu otelde yaptığımız konuşmada (veda etmiyorum ara veriyorum) demiştim. Şimdi ara bitti karşınızdayım” dedi.

Ulusoy, 30 yıldır futbol camiası içinde kulüp başkanlığı da dahil olmak üzere çeşitli görevlerde bulunduğunu ifade ederek, şöyle konuştu: “30 yıldır sizlerin arasında olmaktan gurur duyuyorum. Bundan sonra da beraber yürüyeceğiz. 7.5 yıl federasyon başkanlığı yapmış olmam, bana bugün yeniden aday olma sorumluluğunu yükledi. Bu noktaya gelene kadar bana destek veren kulüplerin sözlerine güvendim ve aday oldum. Beni bugüne kadar mahcup etmeyen bu arkadaşlarımın şimdi de mahcup etmeyeceklerine eminim.”

Haluk Ulusoy, federasyon başkanlığı yaptığı dönemde gerek yönetimini gerekse futbol camiasını mahcup edecek hiçbir davranışının bulunmadığını vurgulayarak, “Bugüne kadar 1 kuruş haram para kursağımızdan geçmedi. Bu konuda gerek federasyon yönetimini gerekse futbol camiasını mahcup etmedim. Bundan sonra da mahcup edecek hiçbir şey yapmayacağım. Federasyon başkanı seçildiğim takdirde bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra kursağımızdan tek kuruş haram para geçmeyecektir. Size bu konuda namus sözü veriyorum. Benim Allah’tan ve sizden başka güveneceğim kimse olmadı. Yine sizlere ve Allah’ıma güveniyorum” diye konuştu.

Ulusoy, seçilmeleri halinde yönetimle kurullar ve kurumlar arasında iyi bir koordinasyon sağlayacak çalışmayı başlatacaklarını, engelli vatandaşların spor yoluyla topluma entegrasyonunun sağlanması için de her türlü çalışmayı yapacaklarını söyledi.

Amaçlarının ve hedeflerinin ortak olduğunu bildiren Ulusoy, konuşmasını şöyle tamamladı: “Şimdilik hiçbir projeden bahsetmek istemiyorum. Çünkü biz projelerimizi kulüp başkanları ve yöneticileri, futbolcular, futbolla ilgili olan tüm kurul ve kuruluşlarının yetkilileri ve temsilcileri ve spor yazarlarıyla bir otele kapanıp 3 gün boyunca yapacağımız çalışma sonrasında birlikte oluşturacağız. En geç 1 ay içinde de hayata geçireceğiz. Şimdiki düşüncelerim ve projelerim bunlardır. Bunun için hepinizden destek ve oy istiyorum.”

Ulusoy’un Kurulları Şöyledir:

Ulusoy’un tahkim kurulu asil üyeleri, Askeri Yargıtay Onursal Üyesi Tanju Güvendiren, Av. Türker Aslan, Noter Erkan Vardar, Prof. Dr. Aziz Can Tuncay, Doç. Dr. Ümit Kocasakal’dan oluşurken, yedek üyelerin isimleri şöyle: Av. Yılmaz Savaşer, Av. Faruk Kazancı, Av. Ömer Faruk Engin, Doç. Dr. Erdoğan Bülbül, Doç. Dr. Erkan Küçükgüngör.

Ulusoy’un denetleme kurulu asil ve yedek üyeleri ise şu isimlerden oluşuyor:

Asil üyeler: Engin Berker, Sezai Onaral, Vehbi Karabıyık, Cemil Başoğlu, Biltekin Özdemir.

Yedek üyeler: Ahmet Mithat Kantarcı, Suphi Ilgar, Abdülkadir Kuşin, Özkan Saraç, Burhan Gezgin.

Ayhan Bermek’in Listesi:

Yönetim Kurulu Asil Üyeleri: Hasan Doğan, Kemal Yardımcı, Mahmut Özgener, Erol Bedir, Davut Dişli, Mehmet Baykan, Ahmet Göksu, Ömer Gürsoy, Asım Atmaz, Fahrettin Çuroğlu, Mahmut Kemal Eraslan, İlhan Kavur, Hüseyin Şahin, Göksel Gümüşdağ.

Yönetim Kurulu Yedek Üyeler: Ahmet Çelebi, Kadir Gözükara, Nöyfel Bozdoğan, Arif Koşar, Faruk Bayraktar, Fahrettin Eserdi, Celal Kolatoğlu, Suphi Acar Yalçınkaya, Kadir Tıngıroğlu, Muhsin Korulay, Musa Soykara, Burak Karabacak, Bülent Ünlüsarvan.

Tahkim Kurulu Asil Üyeler: Doç.Dr. Halil Akkanat, Doç. Dr. Ömer Ekmekçi, Av. İbrahim Kadirbeyoğlu, Av. Cihan Türsen, Av. Osman Karakuş’tan oluşurken,

Tahkim Kurulu Yedek Üyeler: Av. Deniz Tolga Aytöre, Av. Zeki Diren, Yard. Doç.Dr. Ali Kemal Yıldız, Yard Doç.Dr. Melikşah Yasin, Beyoğlu Başsavcıvekili Atıf Perçin.

Haluk Ulusoy’un yeniden Futbol Federasyonu Başkanı seçilmesinin hemen ardından Bakan Mehmet Ali Şahin’den ültimatom gelir.

Spordan sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin, TFF Yasası’nın 31. maddesinin kendisine verdiği yetkiye dayanarak Başbakanlık Teftiş Kurulu’ndan federasyon başkanlığına seçilen Haluk Ulusoy hakkında mütalaa isteyeceğini, mütalaa geldikten sonra da gereğini yapacağını kaydeder. Ulusoy’u görevden alma yetkisi bulunmadığını belirten Şahin, TFF Genel Kurulu’nu olağanüstü kongreye davet edeceğini söyler.

Meclis Genel Kurulu’nda gündem dışı söz alan CHP İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek, hükümeti TFF seçimlerine müdahele etmekle suçlayarak, bu sürecin “futbola hizmet etme süreci değil, futbola hükmetme süreci” olduğunu kaydeder. Şimşek, Bakan Mehmet Ali Şahin’i de istifaya çağırır.

Şimşek’in konuşmasına yanıt vermek için kürsüye gelen Bakan Şahin ise istifa etmeyeceğini belirterek şöyle der:

“İşte elimde 30’a yakın dava açılmış. Sayın Ulusoy başkanlığa geldiğinde hem davalı hem davacı. Cumhuriyet savcılıkları, TFF’yi uygulamalarıyla zarara uğrattığı, haksız birtakım parasal ilişkilerle sorumlu tuttuğu bir kişinin aklanmadan aday olmamasını istedim. Bu hususun eleştirilecek değil, takdir edilecek bir davranış olduğu kanaatindeyim. Ben elimde bulunan imkanları kendi şirketlerime akdarmadım ki, istifa edeyim, ben elimde bulunan imkanları kurumdaki üyelere aktarmadım ki istifa edeyim. Ben yönetim kurulu üyelerinin aldığı avansları kapattırmama gibi bir hata yapmadım ki istifa edeyim. Bunu yapanların istifa etmesi gerekir.

Ulusoy’un aday olmaması gerektiğini söylerken temiz toplum, temiz spor adına bir davranışta bulundum ve bundan da asla pişman değilim. TFF Yasası’nın 31. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak Başbakanlık Teftiş Kurulu’ndan, Ulusoy görevde kalmış olsaydı rapor verildiğinde müfettişler ne mütalaa vereceklerse şimdi o mütalaayı isteyeceğim. O mütalaa geldikten sonra da gereğini yapacağım. Görevden alma yetkim yok. Genel kurulu olağanüstü kongreye davet edeceğim”.

Yapılacak Olağanüstü Genel Kurul’da Haluk Ulusoy’un yeniden aday olması halinde ne yapacaklarının sorulması üzerine de Bakan Şahin, “Sayın Ulusoy, yeniden aday olamaz. Aday olması halinde üçüncü kez seçilmiş olur” der.

ANAP Grup Başkanvekili Süleyman Sarıbaş, ise özerk, bağımsız kurullara hükümetin karışmaması gerektiğini ifade ederken, “Sayın bakanın birlikte çalıştığı bir sürü bürokrat hakkında da bir sürü müfettiş raporu var. Siz dokunulmazlığın ardına sığınacaksınız sonra ‘müfettiş raporu var ben milletin hakkını koruyacağım’ diyeceksiniz. Peki başka milletin hakkına tecavüz edenlerin hakkını niye koruyorsunuz. Adam bileğinin hakkıyla, eze eze, size rağmen geldi. Kutluyorum” diye konuşur.

20 Ocak 2006’da Hürriyet Gazetesi’ndeki bir haber şöyledir:

Hoşgeldin kaos

Kongre beklenenin aksine kavgasız geçti. Ama sonrasında kriz çıktı. Bakan Mehmet Ali Şahin, “Müfettişler, Ulusoy’un görevde kalmasında sakınca görürse genel kurulu toplarım” diye konuştu.

Futbol Federasyonu’nun 37. başkanı Haluk Ulusoy oldu. Olağanüstü genel kurulda başkanlık için yarışan iki adaydan Ulusoy, 211 geçerli oydan 109’unu, Ayhan Bermek ise 102’sini aldı. Ankara Sheraton Oteli’nde yapılan kongre, beklenenin aksine sakin bir havada geçti. Bunda Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in kongre salonunda yaptığı ılımlı konuşma önemli rol oynadı. Bakan Şahin, konuşmasında sadece Türk sporunun sorunlarına değinerek, “Kulüplerden şöyle bir istirhamım var. Daha şeffaf olalım. Hesaplarınızı daha dikkatli tutun” dedi.

Daha sonra başkan adayları Ayhan Bermek ve Haluk Ulusoy kürsüye çıktı. Bermek, Ulusoy’un geçmişteki icraatlerine gönderme yaparak, ” Keyfi uygulamalar, yap boz kararlar değil, kurallar ve standartlar futbola yön verecek” diye konuştu. Haluk Ulusoy ise seçim konuşması yaparken Bakan Şahin’e mesaj gönderdi. Ulusoy, “Görev yaptığım dönemde boğazımdan haram kuruş geçmedi” ifadesini kullandı.

Kongrede daha sonra oylamaya geçildi. Yapılan oylama sonucunda Haluk Ulusoy, 211 geçerli oydan 109’unu alırken, Ayhan Bermek’e 102 oy çıktı. 1997-2004 yılları arasında da başkanlık yapan Ulusoy, böylelikle 18 ay aradan sonra yeniden göreve gelmiş oldu.

FEDERASYON SEÇİMİNİN PERDE ARKASI

Haluk Ulusoy nasıl kazandı?

1-) Ekibinde liderler vardı. En başta da Melih Gökçek, Nuri Albayrak ve Yıldırım Demirören, Ulusoy’un seçilmesi için inanılmaz bir mücadele verdiler.
2-) Devlet Bakanı Şahin’in Ulusoy aleyhindeki demeçleri, özerk futbolu savunan delegelerden tepki gördü. Böyle düşünenler Ulusoy’a oy verdi.
3-) Seçim çalışmalarında adam adama markaj uyguladı. Kongreden bir gün önce, güvendiği adamları delegelerle bire bir görüştürdü.
4-) Antrenörler, eski futbolcular ve hakemlerden oluşan taban birlikleriyle bağlarını hiç koparmadı. Onlarla kurduğu dostluğun karşılığını aldı.
5-) Hakkındaki olumsuz imajı silmek için, sürekli “Değiştim. Hatalarımdan ders aldım” mesajı verdi. Listesini yeni isimlerden oluşturdu.
6-) Mazlum ve mağdur pozisyonuna düşmenin karşılığını gördü. İktidarın Ayhan Bermek’i desteklediği imajı kendisinin işine yaradı.

AYHAN BERMEK nasıl KAYBETTİ?

1-) Listesini oluştururken tutarlı olamadı. “Yönetim kuruluma aldım” dediği MHK Başkanı Ufuk Özerten’i, baskılar üzerine son anda listeden çıkardı.
2-) Siyasilerden kopamadı. Listesini, Başbakan Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen işadamları Hasan Doğan ve Cihan Kamer ile birlikte yaptı.
3-) Büyük bir taktik hatası yaparak, kulüplerin delegelerine listesinde yer vermedi. Oy potansiyeli olan kişileri listesine almadı.
4-) Eskinin devamı olduğu imajını çizdi. Kamuoyunda çok eleştirilen Levent Bıçakcı federasyonundan 7 kişiyi listesine aldı.
5-) Etkileyici bir proje sunamadı. Delegeleri ve futbolseverleri tatmin edecek herhangi bir program ortaya koyamadı.
6-) Son yıllarda camiadan çok kopuk kaldı. Haluk Ulusoy camiadan bir an olsun kopmadı. Ama Bermek, özellikle son 5 yılda futbol dünyasından uzaktı.

Federasyonun yeni kurulları

Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu’nda, başkanlık seçiminin ardından yönetim, tahkim ve denetleme kurulu üyelikleri için ayrı bir seçim yapıldı. Haluk Ulusoy, bu seçimde Ayhan Bermek’e büyük fark attı. Ulusoy’un yönetim kurulu asil üyeleri 125 oy alırken, Bermek’in listesi 19 oyda kaldı. Bu seçimde 2 oy geçersiz, 5 oy da boş kullanıldı. Ulusoy, tahkim kurulu seçiminde 119’a 22, denetleme kurulunda da 128’e 17 üstünlük sağladı.

Asil: Affan Keçeci, N.Kemal Ünsal, Kemal Kapulluoğlu, Galip Asal, Metehan Bektaş, Mustafa Urhan, İbrahim Usta, Rafet Kırgız, Süheyl Önen, Turan Özen, Cihangir Önger, Tahir Kıran, Erdal Batmaz, Ender Alkoçlar.

Tahkim Kurulu: Asil üyeler: Askeri Yargıtay Onursal Üyesi Tanju Güvendiren, Av. Türker Aslan, Noter Erkan Vardar, Prof. Dr. Aziz Can Tuncay, Doç. Dr. Ümit Kocasakal.

Denetleme Kurulu: Asil üyeler: Engin Berker, Sezai Onaral, Vehbi Karabıyık, Cemil Başoğlu, Biltekin Özdemir

Sandıklara Göre Oy Dağılımı:

1. Sandık (4 Büyükler ve Süper Lig Kulüpleri)
Ulusoy 20, Bermek 28

2. Sandık (Süper Lig Kulüpleri)
Ulusoy 16, Bermek 23

3. Sandık (Eski Başkanlar)
Ulusoy 22, Bermek 13

4. Sandık (2.ve 3. Lig Kulüpleri)
Ulusoy 11, Bermek 17

5. Sandık (2. ve 3. Lig Kulüpleri)
Ulusoy 19, Bermek 14

6. Sandık (Taban Birlikleri)
Ulusoy 21, Bermek 7

Ulusoy, Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in TBMM’de “Teftiş Kurulu raporları doğrultusunda olağanüstü genel kurulu yeniden toplayacağım” şeklindeki sözlerine 20 Ocak 2006’da yanıt verir:

“Teftiş kurulu raporlarına göre suç duyurusunda bulunabilecek herhangi bir ibare yok. Bakan Meclis’te neden böyle bir açıklama yaptı, anlayamıyorum. Yeni bir Teftiş Kurulu raporunun getireceği yer yine genel kuruldur. Raporlar hiçbir suç unsuru taşımıyor. Genel kurul iki adaylı bir seçimden Haluk Ulusoy’u başkan olarak seçmiştir. Eğer bu yönde bir girişim olursa daha sonra biz de gerekli açıklamayı yaparız.

Söz veriyorum, herkesin başı dik olacak. Her bakımdan temiz olduğum için başkanlığa aday oldum ve kazandım.”

Federasyonun eski Hukuk Kurulu üyelerinden ve yeni federasyon yöneticisi Av. Kemal Kapulluoğlu:

“şu anda Haluk Ulusoy, futbol ailesinin bir bireyi oldu. FIFA, zaten Türkiye’deki seçim sürecini incelemeye aldı. FIFA ailesinden bir bireyin siyasiler tarafından böyle rahatsız edilmesine göz yummaz. Dünyada bunun örnekleri var. Yunanistan’da, Portekiz’de, Azerbeycan’da olduğu gibi. Böyle bir durum sonucunda hemen Türkiye’nin üyeliğini tartışmaya açarlar. Bu da sırasıyla uyarı, askıya alma ve üyelikten atmaya kadar gider. Çünkü, FIFA, siyasetin işlerine karışmasını istemiyor. Levent Bıçakcı yönetiminin göreve geldiği ilk günlerde sayın bakan hakemlerin torbadan çekilerek belirlenmesini istemiş, FIFA anında Türkiye’yi uyarmıştı.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Şahin’in genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırma yetkisinin bulunuyor. Kendileri, genel kurul için bize bir yazı yazar. Federasyon yönetimi olarak uygun bir üslupla nedenlerini sorar ve sonra da cevaplarını veririz. Genel kurulun hemen bu istek üzerine toplanıp seçime gitmesi, diye bir süreç olmaz. Sayın bakanın ve danışmanlarının bu olayda daha hassas davranmaları gerektiğine inanıyorum. Yoksa FIFA’nın kararlarına ülke olarak katlanmak zorunda kalırız.“

Ulusoy seçildikten sonra önündeki problemler şunlardır:

  • Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından hazırlanan rapor doğrultusunda eski federasyonun, kendisine açtığı 23 davadan aklanmaya çalışacak.
  • Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in olağanüstü genel kurul kararı aldırması durumunda, başkanlığını sürdürebilmek için siyasi ve hukuki mücadele verecek.
  • İsviçre maçındaki olaylardan az bir ceza ile kurtulabilmemiz lobi çalışmalarının başarısına bağlı. Bu alanda bütün yük Ulusoy ve yönetiminin sırtında olacak.
  • Fatih Terim’in istifa kararı sonrasında milli takımlar teknik direktörü atanacak.
  • Federasyonu sağlıklı bir şekilde yönetebilmesi için bütün kulüplerin desteğini almak zorunda. Başta Fenerbahçe olmak üzere, kendisine karşı olan ve seçimde kendisine oy vermeyen kulüplerle ilişkiler nasıl olacak?

TFF seçimi bitmişti bitmesine de kavgası hala sürmektedir. Futbol Federasyonu seçimleri öncesi ismi sık sık gündeme gelen eski başkanvekili Hasan Doğan, Star televizyonunda yayınlanan Telegol programına bir röportaj verir ve ortalığı karıştırır. Federasyon seçimlerini Trabzonspor Kulübü Başkanı Nuri Albayrak ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in etkilediğini ileri süren Doğan;

“Onların desteği olmasa Ulusoy kazanamazdı. Futbol Federasyonu bu 2 kişinin kontrolüne geçmiştir. Yorumlar iktidarın Ulusoy’a karşı kaybettiğini söylüyor. Peki Gökçek ve Albayrak CHP’ye mi geçti?

Haluk Ulusoy’un şahsıyla ilgili değil ama o dönemdeki kirlilikler Başbakanı etkiledi. AK Parti topyekün bir tavır koysa Haluk Ulusoy kazanamazdı.

Gökçek’in Anayasa Mahkemesi’nden kararın çıkmasında bile etkili olduğuna inanıyorum. Haluk Ulusoy diyet borcu ile iktidar olmuştur. Bu federasyon Haziran’da gider. Diyetler ödenecek.!”

Programa kendi isteğiyle telefonla bağlanan Ankaraspor’un Onursal Başkanı Melih Gökçek ise Hasan Doğan’ı ağır bir dille eleştirir:

“Hasan Doğan seçildikten sonra diyet borcu mu ödedi? Bu nedenle mi bizim için de aynı şeyleri düşünüyor? Beş kişilik bir grupta, yeni yönetimde olması gerektiğini söyledim. Kendisi de bana aynen ‘Bugün veya yarın yapılacak seçimde, gerek başkan adayı, gerek ikinci kişi olarak hiçbir yönetimin içerisinde yer almayacağımı defalarca dile getirdim. Eğer seçime girersem, bunu basın mensuplarına izah edemem. Bana (etek giy) derler’ cevabını verdi. Ve Hasan Doğan seçime girdi”.

24 Ocak 2006’da Ulusoy, genel sekreter Lütfi Arıboğan ve dışilişkiler sorumlusu Süheyl Önen, UEFA’nın düzenlediği Federasyon Başkanları ve Genel Sekreterleri Toplantısı’na katılmak üzere İsviçre’nin Nyon kentine giderler.

Haluk Ulusoy ve beraberindeki heyetin, bu toplantının ardından, 27 Ocak Cuma günü Montreaux’da yapılacak 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası grup eleme maçları kura çekiminde de yer alacakları bildirilir.

Ulusoy, olaylı Türkiye-İsviçre milli maçıyla ilgili FIFA Disiplin Komitesi’nin duruşmasıyla ilgili temaslarının olup olmayacağıyla ilgili bir soruya ise, “Gidiş sebebimiz o değil. Ama bize sorulan bir şey olursa, cevabını veririz” diye yanıt verir.

TFF seçiminin perde arkası ile ilgili haberler ve iddialar bitmek bilmez. 26 Ocak 2006 tarihli Hürriyet Gazetesi’nden:

Etek giydik küpe gönder

Seçimden 2 gün önce bir eski dostu aradı Ulusoy’u, “Helallik” istedi. Cevabı; “Hayırdır sen mi ölüyorsun yoksa ben mi?” oldu. Bir başkası çocukluk arkadaşıyla fena halde kavga ettiğini söylüyordu. Bir diğeri de “Eteklik giydik, bize küpe gönder” diyordu.

KİMSENİN tanımlayamadığı bir görüntü vardı ilk kez.. Herkes mutsuzdu Futbolun Kongresi öncesi.. Haluk Ulusoy ile Ayhan Bermek arasında içten içe kıran kırana; görünür yüzüyle son derece centilmence geçen bir “Futbol” kongresi.. İşin doğrusu, bu genel kurul bir hesaplaşma idi.. Bir buçuk yıl önce “sen kenara çekil” denilen Ulusoy ile diyen Hasan Doğan’ın hesaplaşmasıydı yaşanan.. Bu gerçek öykü, Ulusoy’un zaferleştirilen başkanlığına giden 7 uzun günün kısa hikayesi idi.. Olaylara tanık olan Ulusoycu ve Bermekçi 6 farklı kişinin anlattığı kısa anektodların öyküleştirilmiş biçimiydi.. Tarihe tanıklık eden futbol misyonerlerinin hikayeleriydi..

Tarih 12 Ocak 2006 Perşembe.. Yer, Haluk Ulusoy’a ait Fantasia Oteli’nin İstanbul Levent’teki Bürosu.. O gün çok hareketli. 5 Ocak tarihinde Anayasa Mahkemesi’nden aday olabilme vizesi alan Ulusoy, bunu kullanıp kullanamayacağı konusundaki kararı verecek. Küçük ancak önemli bir aşama kalmış adaylık yolunda.. Bu nedenle 13 Ocak’ta açıklayacağı adaylığına ilişkin bir işaret bekliyor Ulusoy. En yakınındaki kişi olan Şükrü Yazıcıoğlu’nun bilmediği bir şeyler vardı.. O geciktikçe “Ulusoy aday olmayacak” iddiaları daha yüksek tonda seslendirilmeye başlamış.

Akşam üzeri Kulüpler Birliği Vakfı Başkanı Özhan Canaydın, Ulusoy ile bir araya geliyor. 3 saat süren görüşmede Canaydın, “aday olacağım” diyen Ulusoy’a “G.Saray 7 delegesiyle sizin yanınızdadır” teminatını verip bürodan ayrılıyor. Görüşme sürerken, büroya A.Gücü Başkanı Cemal Aydın, Bursaspor Başkanı Levent Kızıl ve Beşiktaş İkinci Başkanı Murat Aksu geliyor. Kızıl, Aydın’a bir not vererek, “Ulusoy’u desteklemek, adamlığımın gereğidir” cümlesini eliyle yazıyor. Ancak Kızıl, son anda fikir değiştirip, kongrede Ayhan Bermek’e oy veriyor. Delegesi Hüseyin Şahin’i Bermek’in listesine koyduruyor.

Gecenin ilerleyen saatlerinde Şükrü Yazıcıoğlu’nun telefonu çalıyor. Arayan kişi, Haluk Ulusoy’u soruyor, babası Saffet Ulusoy’un evinde olduğu yanıtını alıyor. Oysa gerçek çok farklı.. Ulusoy, Albayrakların Yeni Şafak’taki bürosunda oturuyor saatin 01.30’u gösterdiği o anlarda. Ev sahibi Nuri Albayrak, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Hasan Doğan ve Murat Aksu, İstanbul’daki başbakan Erdoğan’ı ziyaret ederek “Malum konuyu” görüşüyordu. Erdoğan, “biz bir şeye karışmayalım, taraf olmayalım” diye noktayı koyuyor. Ulusoy evinden çağrılıp, başbakanın görüşü tebliğ ediliyor Albayrak, Gökçek, Doğan ve Aksu tarafından.. Sadece “geçmişinden kurtulup, yepyeni bir ekiple gelmelisin” diye ortak bir istek iletiliyor Ulusoy’a. Bir de Hasan Doğan’ın isteği vardır.. “İşin sadece yüzde yetmişi çözüldü, Pazar sabahı başbakanla birlikte kahvaltı yapacağız, kalan yüzde otuzunu da çözeceğim. Adaylığını açıklamak için iki gün bekle” biçiminde. Ancak bu tartışma yaratıyor. Ulusoy, Doğan’ı değil “sen onu boş ver, hemen açıkla” diyen Albayrak, Gökçek ve Aksu’ya kulak veriyor. 14 Ocak cumartesi günü adaylığını açıklıyor…

TSYD’den çıkıp bürosuna dönüşünde kader birliği yaptığı, hiç yanından ayrılmayan Cemal Aydın ile odaya kapanıp, durum değerlendirmesi yaptı. Ulusoy-Aydın görüşmesinden “tavsiyeye uyulmasının uygun olacağı” kararı çıkıyor, “beni listeden affet, enin her zaman yanındayım” diyerek jest yapan Aydın ile dava arkadaşı Ata Aksu liste dışı kalıyordu. Aslında eskilerden kimse yoksu listesinde ama Hüsnü Hayali, bunu kabullenemiyor ve Ankara’daki kongreye bile gelmeyerek dostuna tepkisini koyuyordu açıkça.. Olumsuz hava sonrası tek olumlu şey Melih Gökçek’in Hürriyet’e yaptığı “Başbakanımın emri olur” röportajı idi.. Ancak yine de yaratılan hava, kendisinin önü kesildiği ve Ayhan Bermek’e yol verildiği biçimindeydi.. Çıktı otelden, Melih Gökçek’in yanına gitti. Gökçek, moral verdi. Sonra Cemal Aydın’ın Kavaklıdere’deki ofisinin yolunu tuttu Ulusoy.. Sivas Başkanı Mecnun Odyakmaz da geldi, durum değerlendirmesi yapıldı. Öğleden sonra sessizce kalktı, otele gitti, 23. kattaki 2304 nolu suit odasına çıktı. Dışarıda hareket vardı.. Ulusoyculuğu tescilli Cemal Aydın ile Bermek’in açık destekçisi Hasan Doğan asansörde karşılaşıyor ve sarılıp öpüşüyordu rakip ikili. Ne olduğunu anlamaya çalışan Ulusoy’un 2304 nolu odasının iki önemli ziyaretçisi vardı.. Malatya Başkanı Hikmet Tanrıverdi ile Ç.Rize Başkanı Ekrem Cengiz. Tanrıverdi, “Başkan, hiç kimse mutlu değil. Bu işi nasıl çözeceğiz?” diye dert yandı.. İşte bu sözler, Ulusoy’un inanılmaz itiraflarının da anahtarı oldu. O ana kadar sessiz sakin bekleyen başkan, birden coştu:

“Arkadaşlar, bu yaşananlardan benim mutlu olduğumu mu sanıyorsunuz. Bu kaos, en çok beni üzüyor. Bugün bir arkadaşım beni aradı, helallik istedi. Dedim ki -sen mi ölüyorsun yoksa ben mi?- (Erol Bedir.. Ulusoy’un yanındaydı, son anda Bermek listesine geçti..) Sonra bir başka arkadaşım telefon etti. Çocukluktan beraber büyüdüğü bir arkadaşıyla çok sert tartışıp, küsmüşler.. Köprüleri atmışlar, bu seçim yüzünden.. (Ender Alkoçlar bu kişi.. Levent Kızıl ile olan kavgasını anlatıyor.) Bir başka kişi aradı -Başkanım biz etek giydik bir de küpe gönderin.. Bizi affet, hakkını helal et- diye konuştu.(Bu kişiyi açıklamadı.. Birkaç kişinin aynı şeyi söylediği iddia ediliyor ama sır olarak kaldı bu cümlelerin sahibi.)

İlişkiler iyi görünüyor ama böylesine çirkin olayları da yaşıyoruz. Bunlar beni üzüyor, canım konuşmak bile istemiyor”

Bu cümlelerin ardından, herkesin söylemesinden korktuğu baklayı ağzından çıkardı: “Ben üzerime düşeni yaparım. Adımsa, adımı korkmadan atarım. Günlerdir onurum ayaklar altına alınıyor. Onurumun kurtulması gerek. Bir adım atılacaksa, karşılıklı atılır. Bermek çekilsin ben de hemen bırakayım.”

Teklif haznesi tükenen Cemal Aydın, Doğan’a son bir uyarı yapıyor. “Siz kulüpler birliği diyorsunuz ama hesabı yanlış yapıyorsunuz. 6 Ocak’taki birlik toplantısından bir gün önce Ankara Beştepe’deki görüşmemizde bana 11 oyunuz olduğunu söylediniz; ben de size -ben çıksam 7-8 oy alırım.. Haluk bey fazlasını alır- demiştim. Haklı çıktım. Şimdi de diyorum ki, -bu seçimi, Haluk Ulusoy kazanır.” der Aydın. İşte bu son yaşananlar, dönüm noktası olur seçimin.. Ulusoy ekibini motive eden Bermekçilerin “siz bu maçı kaybettiniz kardeşim” tavrıdır.. Ulusoy’un kaybettiği düşünüldüğü anda kazanmasının kıvılcımı işte burada çakmıştır. G.Saray, Beşiktaş, Gaziantep, A.Gücü, Ankaraspor, D.Bakır, Sivas, Denizli ve Samsun başkanlarının yaptığı değerlendirmede Celal Doğan, Ulusoy’a hitaben çok önemli bir konuşma yapar.. Der ki, “Çok baskı altında olduğunu biliyorum. Sana tavsiyem, seçime gir, kazanınca da kürsüye çık ve istifa ettiğini açıkla..”

Bu konuşmanın hemen ardından Özhan Canaydın, ani bir çıkışla, “iktidara rağmen aday olmandan, bazı kulüpler rahatsız herhalde.. En fazla da Trabzonspor rahatsız” deyince ortalık bir anda gerilir. Nuri Albayrak, “bizim hiçbir rahatsızlığımız olmaz. Biz başından beri Ulusoy’un yanındayız. Bu işlerin bu noktaya gelmesinin tek sorumlusu Hasan Doğan’dır. Başbakanı yanıltan, Türk futbolunu kaosa sürükleyen kişi Hasan Doğan’dır. Oyumuzu Haluk Ulusoy’a vereceğiz ve onu başkan yapacağız” dedi.

Artık dönüş yoktur. Haluk Ulusoy, bu konuşmanın ardından emin olur ki, seçime girmekten başka çaresi yok. Kulüpler Birliği’ne “Ayhan Bermek deklarasyonu” için giren grup hayal kırıklığına uğrar. “Bu toplantıda son raconu ben keseceğim” diye iddialı konuşan Canaydın, üç saat süren ve “havanda su dövme” diye nitelenen görüşmenin ardından “kulüpler serbest” açıklaması yaparken, Ulusoy ekibi artık rahatlamıştır.

Sonra gece 01.00’den itibaren liste yapılmaya başlar.. Listedeki her üye ile tek tek konuşulur ve Ankara’da 19 Ocak sabahı gün ışırken futbolun yeni yöneticilerinin listesi hazırdır. Geç başlayarak yaklaşık 120 oy getireceği hesaplanan listenin medyaya sızası da önlenmiştir.

Sonra.. Seçim ve perde…

Son tirad ise kulaklarda hala:

“İnsanın hırsı, asla aklının önüne geçmemelidir”

Seçimden bir gün önce kulüpler birliği toplantısı vardır. Ama işin ilginç tarafı, başkan Özhan Canaydın öğlene kadar ortada yoktur.

İki taraf da stratejilerini belirlemiş, Ayhan Bermek kazanacak olmanın gururu ile başı dik gezer; Haluk Ulusoy ise “ne pahasına olursa olsun onur mücadelesine devam. Savaşı yitireceksem bile çarpışarak ölürüm ama asla teslim olmam” diye konuşur çevresine. Küçük gruplar halinde toplantılar yapılır, yoğun kulis faaliyetleri bire bir çalışmalarla sürer tüm hızıyla.

26 Ocak 2006’da Anayasa Mahkemesi’nden Ulusoy ile ilgili kararın çıkmasında büyük rol oynayan ve kendisine Tahkim Kurulu Başkanlığı sözü verilen Tanju Güvendiren, kurulun kendi içinde yaptığı oylamada başkan seçilemeyince ortalık karışır.

Askeri Yargıtay Onursal Üyesi olan Güvendiren, Tahkim Kurulu’nun ilk toplantısında başkanlığı, 4’e 1 oy ile Türker Arslan’a kaptırınca, diğer kurul üyelerine karşı çok ağır sözler sarfederek toplantıyı terk eder. Kendisine başkanlık sözü verildiğini belirten ve bazı kişileri “adam olmamakla” suçlayan Güvendiren, toplantı tutanağına da imza atmaz. Prestiji ile oynandığını ifade eden Güvendiren, bundan sonra da toplantılara iştirak etmeyeceğini bildirir.

Tanju Güvendiren’in, Haluk Ulusoy’un seçimi kazanmasında en büyük rolü oynayan Melih Gökçek’in yakın dostu olduğu bildirilir. Güvendiren TFF Genel kurulunda da Ankaraspor delegesidir.

Güvendiren’in, Gökçek’in ricası ile Anayasa Mahkemesi’nden Haluk Ulusoy ile ilgili kararın ivedi ve lehte çıkmasını sağladığı öne sürülür. Gökçek’in de genel kurul gecesi Ulusoy’a, “Benim için Tanju bey çok önemli. Eğer Tahkim Kurulu Başkanı yapmazsan desteğimi çekerim” şeklinde baskı yaptığı ifade edilir. Ulusoy da bunun üzerine Güvendiren’i Tahkim Kurulu’nun başına, Türker Arslan’ı ise ikinci sıraya yazar. Ancak Güvendiren’in kurul içi başkanlık seçimini 4’e 1 kaybetmesi planları alt üst eder.

27 Ocak 2006’da, Haluk Ulusoy’un daha önceki başkanlığı döneminde FIFA listesinden çıkartılan Erol Ersoy, Merkez Hakem Kurulu üyeleri ile yaptığı görüşmeden “devam et” mesajı alır.

Kendisi ile birlikte FIFA listesinden düşürülen Metin Tokat’ın hakemliği bırakması, Orhan Erdemir’in ise MHK’ya girmesi sonucu kafası karışan Ersoy, hakemliği bırakma aşamasında kritik bir karar verir. Kendisi gibi İzmirli olmasına rağmen, MHK üyelerinden Mevlüt Güzel ile yıldızı hiç barışmayan Ersoy, başta başkan Mustafa Çulcu olmak üzere kurulun önde gelen isimleri ile yaptığı görüşmeden, “Sakın bırakma. Sen güvenilir bir isimsin. Kaliteni herkes biliyor. Yolumuza birlikte devam edelim” mesajını alır. Erol Ersoy, bunun üzerine hakemliğe devam etmeyi kararlaştırır.

30 Ocak 2006 tarihinde Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, G.Birliği’ne 1 milyon Euro tazminat ödemeye mahkum edilen Deniz Barış davasını bozar .

Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu’nun verdiği bir kararın Yargıtay tarafından bozulması Türk futbolunda bir ilk olur.

Yargıtay başvurusunu Tahkim Kurulu eski üyesi olan Fenerbahçe avukatı Haluk Burcuoğlu yapar ve Yargıtay, Gençlerbirliği ile Deniz Barış arasında yapılan sözleşmenin özel hukuk alanında düzenlendiğine karar verir.

Tahkim’in kararları kesin olmasına ve FIFA’nın bu konuda talimatı bulunmasına karşın, Fenerbahçe ve Deniz Barış’ın bunu delmesi ortalığı karıştırır. Lisans tescil sırasında tüm kulüplerden bu yönde muvaffakatname alan federasyon, Yargıtay’ın kararı karşısında şaşkına döner. FIFA’nın ilk planda Futbol Federasyonu’na bir ihtar yollayacağı, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun ise talimatlara aykırı davranan Deniz Barış’ı Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na sevkedeceği bildirilir. Fenerbahçeli futbolcunun asgari 6 ay hak mahrumiyeti cezası alacağı beklenmektedir.

Karar üzerine söylenenler:

Türker Arslan (Tahkim Kurulu Başkanı):
Yargıtay ilk defa Tahkim Kurulu’nun bir kararını bozdu. Futbol ile ilgili her türlü olayın Tahkim Kurulu’nda karara bağlanması gerekir. Adli makamlarca verilecek kararın sıkıntı yaratacağı bir gerçek. Konuyu biliyoruz ama dosya henüz bize intikal etmedi. Geldiğinde gerekli incelemeyi yapacağız. Ama Türk futbolunda bir ilk gerçekleşti.

Samim Ünal (Tahkim Kurulu eski başkanı)
Futbol Federasyonu yasasında özel sözleşme ve tek tip sözleşme ayrımı yok. Her şeye Tahkim Kurulu bakar. Yargıtay’ın verdiği kararın yerinde olduğunu sanmıyorum. Ama Yargıtay’ın da eski içtihadı budur. Zamanında Tahkim Kurulu’nun yaptığı ayrımdan dolayı bu kaynaklandı. Hukukta boşluk olmayacağı için böyle bir sonuç ortaya çıktı.

Bu kararın hemen ardından Deniz Barış Disiplin Kurulu’na sevkedilir. Deniz’in lisansının iptali gündeme gelirken, oyuncunun avukatı Burcuoğlu, “Ceza verirlerse Tahkim üyeleri hakkında dava açarız” der.

Lisans tescili sırasında “Tahkim’in kararları kesindir. Adli makamlara başvurmayacağız” şeklinde taahhütname veren Fenerbahçe’nin ise bu olayda kusuru olmadığı kanaatine varılır. Deniz Barış kişisel olarak Yargıtay’a başvurduğu için Fenerbahçe hakkında işlem yapılmayacağı ifade edilir.

Deniz Barış’ın avukatı Haluk Burcuoğlu ise, Futbol Federasyonu’nun müvekkiline ceza veremeyeceğini öne sürer. Burcuoğlu, “Yargıtay, Tahkim Kurulu’nun almış olduğu kararı bozmuş ve son sözü söylemiştir. Artık hukuki süreç yeniden başladı. Deniz, Futbol Federasyonu ve Tahkim Kurulu’nun aldığı karardan dolayı maddi ve manevi kayba uğramıştır. Eğer, Deniz bu durumdan şikayetçi olmamı isterse Tahkim Kurulu’nda Deniz’in lisansının askıya alınması için oy kullanan 3 üye hakkında suç duyurusunda bulunuruz” diye konuşur.

4 Şubat 2006’da Galatasaray Sportif Direktörü Bülent Tulun, Futbol Federasyonu’nun, sözleşme imzaladıkları oyuncu Okan Koç’a lisans vermek zorunda olduğunu iddia eder. Tulun, federasyonun transfer yönetmeliğine göre oyuncuya geçici lisans vermek zorunda olduğunu kaydederek, “Okan Koç’un oynamasına engel olamazlar” der. Transfer yönetmeliğinde futbolcuların maaşlarının her ayın 1’i ile 5’i arasında ödenmek zorunda olduğunun yazdığını kaydeden Bülent Tulun, “Aksi takdirde futbolcular sözleşmelerini tek taraflı feshedebilirler. Okan Koç da bunu yaptı. Geçici lisans vermek zorundalar” diye konuşur.

6 Şubat 2006’da olaylı Türkiye – İsviçre maçıyla ilgili olarak FIFA Disiplin Kurulu Türkiye’ye 6 maç saha kapama cezası ve 200 bin Frank para cezası verir.

FIFA’nın açıklamasında, saha ve stat koridorlarındaki olaylarda adı geçen milli futbolcu Alpay Özalan’a 6 maç men cezası ve 15 bin İsviçre Frangı para cezası artı bin İsviçre Frangı duruşma masrafı, Emre Belözoğlu’na 6 maç men cezası ve 15 bin İsviçre Frangı para cezası artı bin İsviçre Frangı duruşma masrafı, Serkan Balcı’ya 2 maç men cezası ve 5 bin İsviçre Frangı para cezası artı 500 İsviçre Frangı duruşma masrafı cezaları verildiği belirtilir.

FIFA Disiplin Kurulu, Milli Takım antrenörü Mehmet Özdilek’e de 12 ay hak mahrumiyeti ve 15 bin İsviçre Frangı para cezası artı bin İsviçre Frangı duruşma masrafı cezası verir.

7 Şubat 2006’da, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in isteği doğrultusunda Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun Haluk Ulusoy’un geçmiş yönetim dönemleriyle ilgili yaptığı inceleme sonucunda ortaya çıkan ve usulsüzlük olarak nitelenen konuların açıklığa kavuşturulması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatılmasına karar verir.

Ulusoy 8 Şubat 2006’da FIFA Disiplin Komitesi’nin, İsviçre maçında yaşananlar nedeniyle Türkiye’ye verdiği 6 maç seyircisiz oynama cezasıyla ilgili, ”FIFA sanırım tarihinde en ağır ikinci kararını verdi. Böyle bir karar beklemiyorduk, şok olduk. Büyük bir hukuki mücadelenin içine gireceğiz. Önümüzde uzun ve meşakkatli bir yol var” der.

10 Şubat 2006’da Vatan Gazetesi’nde İbrahim Seten imzasıyla yer alan habere göre göre, 1 Şubat 2006, Çarşamba günü FIFA’nın Zürich’teki merkez binasında şöyle bir olay gelişmiştir:

Türkiye Futbol Federasyonu’nun yeni başkanı Haluk Ulusoy, FIFA Başkanı Sepp Blatter’e nezaket ziyaretinde bulundu. Saat 17.00’deki randevuda olaylı İsviçre maçı gündeme geliyor. Blatter, tüneldeki olaylarla ilgili olarak ağır suçlamalarda bulunuyor. Duydukları karşısında zor anlar yaşayan Ulusoy, o anda bütün protokol kurallarını bir tarafa bırakıp, FIFA Başkanı’nın sağ elini sıkıca tutuyor, öpüyor, alnına götürüyor. Blatter’in elini bırakmıyor, bu sefer de kalbinin üstüne koyuyor. Şaşıran Blatter, “Ne yapıyorsunuz Mr. President?” diye gayrı ihtiyari soruyor. Ulusoy da, “Bu bir Türk geleneğidir. Babaların eli öpülür ve babalar affeder. Beni bundan sonra manevi evladın say. Ben buraya gelirken, olayların bu kadar kötü olduğunu bilmiyordum. Bizi affet, babalığını göster.” dedi. Olaylı İsviçre maçının üzerinde daha 24 saat bile geçmeden düzenlediği basın toplantısı ile şimşekleri üzerine çeken Blatter, “Tamam, tamam” deyip FIFA Genel Sekreteri Urs Linsi’yi odasına çağırarak gerekli talimatı veriyor: “Urs, sanıyorum Türkiye dosyasını tekrar gözden geçirmemiz gerekiyor. Lütfen gerekeni yapın.”

Fatih Terim’le devam kararının çıktığı dünkü Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nda yaşananları tek tek anlatan Ulusoy, şu açıklamada bulunuyor: “Ben Blatter ve Linsi’nin yaklaşımından cezamız 2 veya 3 maça indi diye mutlu olmuştum. Meğerse, biz Blatter’in manevi evladı olmadan önce Türkiye 2008 Avrupa Şampiyonası’ndan ‘tard’ (ihraç) edilmiş… 2008’de yokmuşuz”

11 Şubat 2006 tarihinde Ulusoy “Benim kişisel olarak üstüme düşen ne görev varsa yapmaya hazırım. Af da dilerim, ceza da çekerim. El de öperim, etek de” der.

Ancak Ulusoy el öpme iddiaların gerçeği yansıtmadığını belirtirken, “Blatter’in elini öpmedim. Ama gerekirse elini de öperim” der.

Aynı tarihte yine Tahkim Kurulu problemi vardır.

Menajeri Hakan Azman ile imzaladığı sözleşmeyi çiğnediği için 1 milyon dolar cezaya çarptırılan Alpay’ın, “Cezam kalkmazsa İsviçre maçlarına çıkmam” dediği ve söz aldığı iddia edilir. Sözler tutulmayıp ceza yürürlüğe girince, ortalık karışır, Tahkim Kurulu dağılır.

Olay şöyle gelişir:

Alpay, Hakan Şükür’ün önerisi ile menajer Hakan Azman’la 31 Ocak 2000’de sözleşme imzaladı. O dönem Fenerbahçe’de kiralık oynayan Alpay, Siirt Jet-Pa Kulübü Başkanı Fadıl Akgündüz’ün “Seni Aston Villa’ya sattım. Yarın gidiyorsun” sözleri ile İngiltere yolunu tuttu. Hakan Azman, “Sözleşme şartlarına uymadı. Alpay’ın bana cezai şart gereği 500 bin doların yanı sıra sözleşme ücretinin yüzde 10’u olan 325 bin paundu ödemesi lazım” diyerek Futbol Federasyonu’na başvurdu. Federasyon yönetim kurulu, 12 Mart 2002’de Alpay’ın, 666 bin paundluk sözleşme ücretinin yüzde 10’unun Hakan Azman’a ödenmesini kararlaştırdı.

Araya önce 2002 Dünya Kupası girdi. Alpay’ın morali bozulacağı gerekçesi ile dosyaya el sürülmedi. 2004 Avrupa Şampiyonası elemeleri sırasında da “Alpay’ı üzmeyelim” denilerek dosya yine rafa kaldırıldı. Hakan Azman, 9 Ağustos 2005’de Tahkim Kurulu’na başvurarak, Alpay’ın transfer ücretinin 666 bin paund değil, 3 milyon 253 bin paund olduğunu, bu doğrultuda kendisine yüzde 10’luk komisyon gereği 325 bin paundun ve de sözleşmede öngörülen 500 bin doların, 5’er yıllık yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiğini bildirdi.

Kurul 20 Ekim 2005’de toplanarak 325 bin paund menajerlik ücreti ve 500 bin dolarlık ceza tazminatının yarısı olan 250 bin doların Alpay tarafından ödenmesine 10 dakikada karar verdi. Karar, Erkan Vardar’ın muhalefet şerhi ile 4’e 1 alındı. Ama gerekçeli karara “oybirliği ile” yazıldı. Yönetim Kurulu bunu öğrendi, ortalık karıştı. Kararın ertesi günü Gürol Kaymak ve Erkan Vardar istifa etti. Tahkim dağıldı. Karar, açıklanmadı, adeta devlet sırrı gibi saklandı. Ancak, Alpay, haberi Tahkim Kurulu’ndaki bir dostu vasıtasıyla öğrendi. Bunun üzerine rest çekti, İsviçre maçlarına çıkmayacağını söyledi. Levent Bıçakçı başta olmak üzere yönetim kurulunda ve Tahkim Kurulu’nda görevli çok sayıda isim, “Karar düzeltilecek” diyerek Alpay’ı zor da olsa ikna etti.

Verilen sözler unutuldu. Kararın düzeltilmeyeceğini anlayan Alpay, Yargıtay’a başvurdu. Tecrübeli futbolcu, “Hakan Azman’ı yolda görsem tanımam. Hakan Şükür’ün aracılığı ile tanıştım. Aston Villa’ya gitmemde en ufak bir katkısı olmadı. Üstelik ben Aston Villa’da çok az oynadım ve transfer ücretimi de alamadım. Derdimi anlatamadım. Şimdi cebimden yaklaşık 1 milyon dolar çıkacak. Çocuğumun rızkını, hiç hak etmeyen birine vermiş olacağım” dedi. Menajer Hakan Azman ise “Ortada bir sözleşme var. Alpay sözleşmeyi çiğnedi. Tahkim Kurulu’ndan doğru karar çıktı” diye konuştu.

El öpme hadisesinin yankıları ve polemiği bir türlü bitmez. 17 Şubat 2006 tarihinde Ulusoy hala bu konuyu anlatmaktadır:

“Ben olmasam 2008 Avrupa Şampiyonası ile birlikte 2010 Dünya Kupası’ndan da ihraç edilebilirdik.

Yaşım 48, kimin elini öpüp öpmeyeceğimi çok iyi biliyorum. Blatter ile aramızda 10 yıldır baba-oğul ilişkisi var. Kendisine çok yakınım. Biz onunla öpüşürüz, başımı göğsüne koyarım. ‘Sen babamsın, biz evladınız, gerekirse elini bile öperim’ dedim. ‘Ulusoy yes, no bile bilmiyor, nasıl bu kadar yakın oluyor?’ diyorlar. Ben FIFA ve UEFA ailesinde çok sevilen bir başkanım. Ülkemi de en iyi biçimde temsil ediyorum. Gerekirse ülkemin menfaatleri için el de öperim. Bunu ülkem adına yaparım, kendim için değil. 2008 Avrupa Şampiyonası ile birlikte, belki de 2010 Dünya Kupası’ndan bile ihraç edilebilirdik. İsviçre’ye gittiğimde böyle bir hava vardı. Çalışmalarımızdan sonra olayı buraya getirebildik.” 6 maçlık cezada indirim olacağını tahmin ettiğini belirten Ulusoy, “İnşallah FIFA Tahkim Kurulu indirim yapar da CAS’a gitmek zorunda kalmayız. FIFA Tahkim Kurulu’ndan indirim kararı çıkacağına inanıyorum”.

Bu arada ligler devam ediyor ve ciddi şiddet olayları yaşanıyordur. En ciddi olaylardan birisi 26 Şubat 2006’da Diyarbakır’da, Diyarbakırspor – Konyaspor maçında yaşanır.

Diyarbakır’daki olaylı maçla ilgili olarak 100 kişi gözaltına alınır. Maçın 87’nci dakikasında yarıda kalmasına yol açan olaylara karışanlar, Emniyet Müdürlüğü’nün çektiği görüntülerden tek tek tesbit edilmeye başlanır.

Bu arada stadın içinde ve dışında meydana gelen olaylarda 20 polis yaralanır.

Atatürk Stadyumu savaş alanına döner. Stadyumdaki 9000 koltuğun parçalanarak sahaya atıldığı açıklanır.

Ulusoy, şidet olaylarına karşı “Biz daha yeni bir federasyonuz. Göreve başlayalı 35-40 gün oldu. Bu konuda çok ciddi çalışmalarımız var. Talimatlarda bir takım değişikliklere gideceğiz. Şiddeti önlemek için üzerimize düşen görevi yapacağız” der.

1 Mart 2006’da Tahkim Kurulu’nda Tanju Güvendiren krizi ise hala bitmemiştir.

Ulusoy, Tahkim Kurulu Başkanlığı seçimini kaybettikten sonra mazeret beyan etmeden üç toplantıya katılmadığı için üyelikten düşürülmesi kararlaştırılan Tanju Güvendiren için devreye girer. Ulusoy, Güvendiren’in kurula seçilmesini sağlayan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’e, “Tatsızlık çözülecek, Güvendiren göreve devam edecek” der.

3 Mart 2006 tarihinde, Futbol Federasyonu’nun 1 Haziran 2005’te Olağan Mali Genel Kurulu’nda oy çokluğu ile alınan yayın gelirlerinin 18 Süper Lig kulübüne eşit olarak dağıtılması kararını Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi bozar.

Fenerbahçe, G.Saray, Beşiktaş ve Trabzonspor’un kararın iptaliyle ilgili başvurusunu mahkeme kabul eder. Mahkeme yayın gelirinin dağıtımıyla ilgili karar yetkisinin Genel Kurul’da değil, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nda olduğu gerekçesiyle “eşit paylaşım” kararını iptal eder. Mahkeme ayrıca Genel Kurul kararı için önerge veren 72 delegeden 19’unun havuz konusunda hak sahibi olmadığına da karar verir. Mahkemeden çıkan bu karar ayrıca Mali Genel Kurul’da alınan kararın ardından 2.Lige düşen payı da ortadan kaldırmış olur.

14 Mart 2006’da Futbol Federasyonu, bağımsız denetleme kurumu Deloitte Denetim SMM A.Ş ile sözleşme imzalar. Kemal Kapulluoğlu konu hakkında şunları söyler:

“Bundan sonra federasyonumuzun kaynakları ve faaliyetleri sırasında yaptığı harcamaları, kuruluş yasamızda belirlenmiş denetleme organları dışında, uluslararası kariyeri olan bağımsız bir denetleme kurumu aracılığıyla kamuoyunun da denetimine açıyoruz. Futbol, bu ülkenin sadece sportif anlamda değil, günlük yaşamda da üzerinde en fazla konuşulan, tartışılan ve fikir yürütülen olgularının başında geliyor. Tıpkı sahada oynanan oyunda olduğu gibi böylesıne yoğun ilgi gören bu olgunun, idari ve mali anlamda da kamuoyuna açık tutulmasının yararına inanıyoruz.

13 Şubat’ta, bu sektörün önde gelen kuruluşlarından, hazırlanan şartnameye uygun teklif vermelerini istedik. 20 Şubat tarihine dek bu teklifler federasyona iletildi. 21 Şubat’ta, en uygun teklifi veren firmanın tespiti yapıldı, 8 Mart’taki yönetim kurulu toplantısında da Deloitte Denetim SMM A.Ş ile anlaşma imzalanması kabul edildi.

Deloitte, 3’er aylık periyotların yanı sıra federasyonun yıllık mali yapı denetimini de gerçekleştirecek Bu denetlemeler sonrasında oluşacak tablo, federasyonumuz tarafından basın yayın organları aracılığıyla düzenli olarak kamuoyuna yansıtılacak. Bundan böyle gerek genel kurul üyelerimiz, gerekse kamuoyu, dilediği zaman bu bilgilere ulaşma olanağını bulacak. Futbolda yeni bir döneme başlıyoruz. Bu yöntem ile artık federasyonun harcamalarına ilişkin spekülasyonlarının da ortadan kalkacağına inanıyoruz”.

22 Mart 2006’da Tahkim Kurulu’nda problem haline gelen Tanju Güvendiren problemi çözülür. Üç toplantıya katılmadığı için üyelikten düşürülmesi kararlaştırılan ve bu konuda hakkında tutanak hazırlanan Tanju Güvendiren, federasyon başkanı Haluk Ulusoy’un müdahalesi sonucu af kapsamına girer.

Ancak Güvendiren hakkında hazırlanan ve kayıtlara geçen tutanağın nasıl sümenaltı edileceği de merak konusu olur. Tahkim Kurulu’nun bu uygulamasının hukuki sorun yaratacağı ileri sürülür.

Elbette ki herşey kılıfına uydurulur, konu kapanır…

Aynı gece Ali Sami Yen Stadı’nda Türkiye Kupası maçında karşılaşan G.Saray – Fenerbahçe maçında yaşananlar tartışılmaya başlanır. Maç boyunca sahaya yağmayan madde kalmaz.

Fenerbahçe İkinci Başkanı Nihat Özdemir, derbiyi yorumlayarak, “Sadece bizim oyuncularımıza değil, Hasan Şaş’a bile attılar. Bu yapılanlar cezasız kalmamalı. G.Saray’ın sahası ne olacak? Bir an önce kararı bekliyoruz. Bizim için takımın başına bir şey gelmemesi, tur atlamaktan çok daha önemli. O kadar olaylar olmaya başladı ki, çocuklar çok etkilendi. Devre arasında takımı sahadan çekmeyi bile aramızda tartıştık” der.

Karşılaşmanın 4. hakemi Fırat Aydınus ve temsilciler Mehmet Haluk Gözen ve Gökhan Berker tam 78 kez ağza alınmayacak küfürler edildiğini, sayısı belirlenebilen 221 adet yabancı maddenin sahaya atıldığını, tribünlerde 5 adet Bengal Ateşi (Göz yakıcı gösteri meşalesi) yakıldığını ve 9 adet ses bombası patlatıldığını tesbit ettiler.

Profesyonel Disiplin Kurulu da, 06/941 sayılı bir belgeyle G.Saray Kulubü’nden Fenerbahçe maçında yaşanan olaylarla ilgili olarak 3 gün içinde savunma istedi. Aksi halde savunma hakkından vazgeçmiş sayılacağını bildirir.

Maçın hakem ve temsilci raporları şu şekildedir:

Saat 18.43: Maraton Üst tribününden 16-17 adet pet şu şisesi atıldı. 3 kez Fenerbahçe’ye küfür edildi.
Saat 18.44: Numaralı tribün dışındaki tüm tribünlerden 5 kez Fenerbahçe’ye, 4 kez Tuncay’a küfür edildi. Yeni açık tribünlerinden 3 adet bomba tabir edilen patlayıcı atıldı.
Saat 19.03: Eski ve Yeni Açık ile Maraton tribünleri 3’er kez küfürlü tezahürat yaptı.
Saat 19.05: Misafir takım ısınmak için sahaya çıktığında 15 adet pet şişe ve su bardağı ile yabancı madde atıldı. Tüm tribünler 4’er kez küfür etti. Eski Kale Arkası’ndan ses gücü yüksek patlayıcı atıldı.
Saat 19.15: Isınma devam ederken, 3 kez tehdit ve tahrik içeren tezahürat yapıldı. 3 kez küfür edildi, sahaya sayısız pet, bardak, şişe ve yabancı madde atıldı.
Saat 19.27: Tuncay’a biri 3, diğeri 4 kez olmak üzere 7 kez küfürlü tezahürat yapıldı.
Saat 19.30: Maraton ve Eski Açık tribününden yoğun katılımla 4 kez konuk ekibe küfür edildi.
Saat 19.32: Yapılan anonsa rağmen Tuncay’a yine 7 kez küfürlü tezahüratta bulunuldu.
Saat 19.33: Isınmasını sürdüren konuk ekibe Maraton tribününden 8-9 adet pet bardak ve şişe atıldı.
Saat 19.38: Konuk ekip ısınmasını tamamlayıp soyunma odasına giderken, Maraton tribününden 15-20 adet pet bardak, şişe, küçük parlak yabancı madde, körüğe yanaştığında ise yeni açıktan yine pet bardak, şişe ve 3,5-4 cm çaplı 30 gram ağırlıkta avizelerde kullanılan cam küre atıldı.
Saat 19.50: 8 kez konuk ekibe tribünler küfür etti. 2 Bengal Ateşi yakıldı.
Saat 20.01: Maraton tribünü sahaya arka arkaya 4 kez 2’şer adet su bardağı attı.
Saat 20.04: Sahaya 1 adet su bardak altlığı atıldı.
Saat 20.05: Maraton Üst ve Orta bölümünden 6 adet pet su şişesi ve bardağı atıldı.
Saat 20.06: Yeni Açık tribününden sahanın yeşil zeminine ulaşan 7-8 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.08: Konuk ekibin golünden sonra sahaya 9-10 adet pet su bardağı, küçük buz parçaları, 1 adet boş kanyak şişesi atıldı. 9×15 cm ebadındaki şişe alıkonuldu.
Saat 20.11: Eski açık tribününden köşe gönderi civarına 11 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.12: G.Saray’ın beraberlik golünden sonra sahaya toplam 8 adet su bardağı atıldı. 4 adet Bengal Ateşi yakıldı.
Saat 20.15: Sahaya 6 adet su bardağı atıldı.
Saat 20.22: Futbolcular arasındaki bir gerginlik sonrası yeşil zemine isabet eden 14 adet pet su bardağı atıldı. 3 kez Fenerbahçe’ye küfür edildi.
Saat 20.29: Eski Açık tribününden 1 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.31: Bir hakem kararı sonrası Maraton tribününden ikinci yardımcı hakeme 1 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.33: Konuk ekibin korner atışı sırasında köşe gönderine 20-25 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.34: Taç atışı sırasında konuk ekip futbolcusuna 5-6 su bardağı ile sopa gibi algılanan boru şeklinde mukavva atıldı.
Saat 20.36: G.Saray’ın ikinci golü sonrası 2 adet bengal ateşi yakıldı.
Saat 20.42: Maraton trubününden sahaya 4 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.45: 6-7 adet bozuk para, buz parçaları, 3 adet pet su bardağı sahaya atıldı. Reklam panolarının arkasında 2 adet atom diye tabir edilen ses bombası patladı.
Uzatma Dakikaları: 4 adet pet su bardağı atıldı. 3 kez konuk ekibe küfür edildi. Hakem ilk yarıda iki kez sahayı temizletti.
Saat 21.03: Sahaya toplam 8 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 21.04: Sahaya 4 adet bardak atıldı. Hakem oyunu durdurup yardımcılarını orta alana topladı. Ancak futbolcularınızın hakemi ikna etmeleri sonrası 2 dakikalık beklemeden sonra maç yeniden başladı.
Saat 21.06: Seyircinizin bulunduğu Maraton tribününden sahaya 10-12 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 21.09: Fenerbahçe’ye 3 kez küfürlü tezahüratta bulunuldu.
Saat 21.10: Aynı mahiyetteki küfür müştereken 3 kez daha tekrarlandı.
Saat 21.11: Numaralı tribünden yeşil zemine 2 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.16: Eski Açık tribününden sahaya 13-15 adet pet su bardağı ve tanımlanamayan ufak çaplı yabancı madde atıldı.
Koltuklar kırıldı
Saat 20.28: Rakip takımın beraberlik golünden sonra numaralı tribünün üst tarafından atom diye tabir edilen ses bombası sesi duyuldu.
Saat 20.33: Takımınızın attığı gol sonrası 2 adet bengal ateşi yakıldı.
Saat 20.35: Hakemin bir kararı sonrası 8 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.45: 1 adet su bardağı atıldı.
Uzatma Dakikaları: Numaralı tribünün üst tarafından yeşil zemine 1 adet çakmak atıldı, 2 adet Bengal ateşi yakıldı. Bu ateşlerden biri rakip takım seyircisinin bulunduğu tribüne fırlatıldı. 3 kez Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’a müştereken küfür edildi. Tribünlerde onlarca koltuk kırıldı, sahaya atıldı. Yabancı maddelerden bazıları yardımcı hakeme ve futbolculara isabet etti.

SAHAYA NELER ATILDI?
Pet şişe
Pet bardak
Ses bombası
Çakmak
Mukavva
Bengal Ateşi
Avize parçaları
Kanyak şişesi
Koltuk
Buz parçaları
Bozuk para

27 Mart 2006’da Futbol Federasyonu Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, Türkiye Kupası çeyrek final ikinci maçında Fenerbahçe ile oynanan karşılaşmada sahaya atılan yabancı maddeler nedeniyle Galatasaray’a 1 maç seyircisiz oynama cezası verir.

Hakemler 24-26 Mart 2006 tarihlerindeki Süper Lig ve A Kategorisi maçlarına onar dakika geç çıkarlar.

Hakemler, kendilerine yönelik saldırıların son haftalarda artması üzerine eylem yapma kararı alırlar ve uygularlar.

Ulusoy, kendisine hakemlerin şikayetlerini anlatan ve eylem yapmak istediklerini bildiren Çulcu’yu, bu düşünceden vazgeçirmek için çok uğraşır. Liglerde sona gelinmesi nedeniyle tansiyonun yüksek olduğunu vurgulayan Ulusoy, “Şu aşamada eylem yapmanız ortamı daha da gerer” der. Ancak, hakemlerden yoğun baskı gören Çulcu, Ulusoy’a olumsuz yanıt verip, kesinlikle eylem yapacaklarını ifade eder.

Özellikle Diyarbakırspor-Sivasspor maçında Özgüç Türkalp’in dövülüp ölümle tehdit edilmesi ve Samsunspor-Kayserispor karşılaşmasında da Kuddusi Müftüoğlu’nun saldırıya uğraması, MHK’nin eylem kararında önemli rol oynar.

TFF, Fenerbahçe’nin V.Manisa ile oynayacağı maçı, başvuruya rağmen İzmir’e almazken, G.Saray’ın Diyarbakırspor maçını, Diyarbakır’ın itirazına rağmen İzmir’e verince ortam yeniden gerilir!

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15

BURSASPOR NİYE SUSTU?

leave a comment »

2003-2004 sezonunun son haftasına dört takım küme düşme korkusuyla girdiler. Elazığspor ve Adanaspor çok önceden küme düşmeyi garantilemişti. 16. sıradaki Bursaspor’un 37, 15. İstanbulspor’un 38, 14. Rizespor ve 13. A.Sebatspor’un 39’ar puanı bulunuyordu. Son haftada bu dört takımın da maçlarını kazanmasıyla (Bursaspor 1-0 Samsunspor, Konyaspor 0-2 İstanbulspor, A.Sebatspor 3-2 Ankaragücü, Ç.Rizespor 1-0 Beşiktaş) Bursaspor 40 puanla son takım olarak küme düştü. Bursaspor böylece lig tarihinin en yüksek puan ve en iyi averajla (0) küme düşen takımı oldu. Beşiktaş bir hafta önce de kendi sahasında A.Sebatspor’a 2-0 mağlup olmuştu.

Son hafta karşılaşmalarında Beşiktaş Ç.Rizespor’a yenilmese Bursaspor ligde kalacaktı. Beşiktaş’ın o maçı bilerek kaybettiği iddiaları, en azından bazı futbolcuların işin içinde olduğu iddiaları çok konuşuldu. Son haftada Ankaragücü kaybetmeseydi Bursaspor yine kümede kalacaktı. Ancak öfkenin Ankaragücü’ne dönmemesinin nedenleri vardı: Öncelikle Bursaspor ve Ankaragücü taraftarı arasındaki yakınlık, sonra da Ankaragücü’nün maç sonrasındaki şikayetleri. Ankaragücü yöneticileri maçın devre arasında koridorlarda tehdit edildiklerini, silah çekildiğini iddia ettiler, ama hiç bir işlem yapılmadı. Kulüpler Birliği ve Ankaragücü başkanı Cemal Aydın içişleri bakanına şikayet edeceklerini söyledi:

Kulüpler Birliği ve Ankaragücü Başkanı Cemal Aydın, Akçaabat Sebat maçında yaşanan olaylarla ilgili olarak İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’ya gideceklerini söyledi. Maçın devre arasında koridorlarda yaşanan olaylardan, İlçe Emniyet Emniyet Müdürlüğü’nü sorumlu tutan Cemal Aydın, “Olaylar çok çirkin ve futbola yakışmıyor. Mülki amirler amigo olamaz” dedi.

Devlet Bakanı M. Ali Şahin, A.Gücü Başkanı Cemal Aydın’ı arayıp ‘Geçmiş olsun’ der ve olaylar hakkında bilgi alır. Şahin, bu ve benzeri olaylara asla müsamaha etmeyeceğini belirterek, ‘Gereğini yapacaklarını’ söyler. Bakan Şahin, A.Gücü yöneticisi M.Kemal Ünsal, doktor yönetici Salim Sırrı Türker ve futbolcularının da bilgisine başvurulacağını sözlerine ekler. Bu arada A.Gücü Başkanı Cemal Aydın, Akçaabat’ta olaylara seyirci kaldığını belirttiği emniyet güçlerini İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’ya şikayet edeceğini söyler.

A. Sebatspor’a hem yenildiklerini, hem de tekmeli-tokatlı saldırıya uğradıklarını belirten A.Gücü’nün kaptanı Hakan Kutlu, “Koridordaki 35-40 kişilik saldırganlar arasında yumruk yumruğa çarpışmalar yaşandı” der ve konuyla igili şunları söyler:

“Her futbolcu bir-iki kişi yıkıp, soyunma odasına ulaşabildi. Soyunma odasının kapı dillerini bantlayıp kapatılmasını önlediler. Biz futbolcu olarak dürüstçe mücadele ettik. Formamızın onuru için dimdik durduk. Bize hep ‘Korkmayın, kimse sahada kalmaz’ derlerdi. Bunun gerçek olmadığını Akçaabat’ta gördüm.”

A.Sebatspor Kulübü Başkan Yardımcısı Baki Eyüboğlu, Ankaragücülülerin iddialarını, ‘Saçma’ ve ‘Kabul edilemez’ şeklinde yorumlarken, “Bizi bırakıp Sakarya’daki olaylara baksınlar” der.

Bu olaylar yüzünden Bursaspor’un tüm nefreti Beşiktaş’a döner. 2006 yılında Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Örtbas Edilen Şike Belgeleri (Lube Ayar) yazı dizisinde şunlar yazılmaktadır:

 Mayıs 2004. İddiasını kaybeden Beşiktaş’ta başkan Serdar Bilgili, teknik direktörü Mircea Lucescu. Beşiktaş, son maçında kümede kalmak için mutlaka 3 puana ihtiyacı olan Rizespor’la oynamaya hazırlanıyor. 15 Mayıs’taki maç için Rizespor son kozlarını oynuyor. O günlerdeki telefon konuşmaları, Sedat Peker’e yönelik “Kelebek operasyonu” için yapılan teknik takibe takılıyor. Telefon kayıtlarında “evladımız” sıfatıyla anılan Sergen, maça çıkmıyor. Emre Aşık, kötü oynuyor, Tümer 78. dakikada oyundan alınıyor. Serdar Topraktepe, “müsait” bir pozisyonda geri dönerek olası bir golün önüne geçiyor! Ve Beşiktaş, Rize’ye verilen “ilginç” bir penaltıyla maçı 1 – 0 kaybediyor. Sonuçta Rizespor 42 puanla 1. Lig’de kalıyor. 40 puanlı Bursaspor ise küme düşüyor.

(…)

Rizespor Futbol Şube Sorumlusu Peker, maç günü 0543 334 34.. numaralı hattı arıyor. Dosyada hattın sahibi belirtilmiyor. Aldığımız bilgilere göre, numara o tarihte Sergen’e aitti.
15 Mayıs 2004 (Saat 12.37)
VP: Sen oynamayacakmışsın, haberin olsun!
X: Tamam abi. Merak etme abi.
VP: Aman gözünün yağını … seyirci var ya! Var ya kalbim durmaya başladı ya!
X: Yok be, bir şey olmaz ya. Sen kafanı takma.

18 Mayıs 2004’de Bursaspor Kulübü, Birinci Süper Futbol Ligi’nin tescil edilmemesi için UEFA’ya başvurur. Kulüp Başkanı Fikret Üstenci, “Türkiye’de şu anda Futbol Federasyonu kalmadığı gibi, masa başı oyunlar, kurulan bölge birliği, kaba kuvvet, silah dayamalar ve şaibelerle lig bu hale gelmiştir. Kulübümüzün haklarını korumak için UEFA ve Şike Tahkik Komisyonu’na başvurduk. Bizim burada temennimiz bu şaibeli ligin tescil edilmemesidir” der.

Tüm bu yaşananlar, söylentiler, iddialar nedeniyle Bursaspor taraftarı ile Beşiktaş arasında ciddi bir gerilim başlar. Bursaspor’un Süper Lig’e dönüşünden sonra karşılıklı olarak deplasmana seyirci götürülmez.

2010-2011 sezonunun 32 haftasında 7 Mayıs 2011 tarihinde Beşiktaş Bursa’ya misafir olacaktı. Bu kez olaylar stadda çıkmadı. Maç öncesinde şehir savaş alanına döndü. Bursaspor taraftarının polisle çatışması üzerine Beşiktaş kafilesi stada dahi giremedi ve maç  “iptaledildi.

Futbol Federasyonunun Hukuk İşlerinden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Yunus Egemenoğlu, LigTV’ye yaptığı açıklamada, maçın iptaline ilişkin kararın Bursa Valiliği, emniyet müdürlüğü, maç temsilcisi ve hakemlerle yapılan bilgi akışı sonrası alındığını söyledi.
“Bütün bu gördüklerimizden sonra müsabaka talimatı uyarınca maç güvenliğiyle ilgili olaylar ve seyirci olayları nedeniyle müsabaka talimatının verdiği yetkiyle bu maçın oynanmamasına karar verdik” diyen Egemenoğlu, şunları kaydetti:
“Bu karar tehir, erteleme değildir. Bu karar maçın oynanmaması yönündeki bir karardır. Müsabaka talimatı gereğince Yönetim kurulumuz maçın akıbetiyle ilgili ivedi olarak toplanarak bir karar verecektir. Yönetim kurulumuzun aldığı karar doğrultusunda da hem açıklama, hem de gerekenler yapılacaktır. Kararı alan merci maçın hakemi değil, futbol federasyonu yönetim kuruludur. Bu karar erteleme değildir. Maçın oynanmaması yönünde verilmiş bir tedbir kararıdır.”

Olaylarda 25’i polis 34 kişi yaralandı, 100’ün üzerinde gözaltı vardı.

12 Mayıs 2011’de TFF Bursaspor’un 3-0 hükmen mağlubiyetine karar verir. Ayrıca Bursaspor beş maç saha kapatma ve üç deplasman maçına taraftar götürmeme cezasına çarptırır.

Bursaspor’un Tahkim Kurulu’na yaptığı itiraz 26 Mayıs 2011 tarihinde reddedildi.

İlginçtir, Tahkim Kurulu Talimatnamesi madde 14 şunu der:

KARARLARIN KESİNLİĞİ:
Madde 14 – Kurul kararları kesindir; idari veya yargısal mercilerin onayına tabi olmadığı gibi, bu kararlara karşı idari veya yargısal mercilere de başvurulamaz. Bununla birlikte Kurul’un, Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun ihtiyari hakem sıfatıyla incelediği ihtilaflar hakkında vereceği kararlara karşı kanuni müracaat yolları saklıdır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun kararların açıklanması, maddi hataların düzeltilmesi ve yargılamanın yenilenmesi hakkındaki hükümleri saklıdır.

Tahkim Kurulu kararının kesin nihai hüküm olduğu gerçeği ortadayken TFF Yönetim Kurulu 24 Ağustos 2011 tarihinde Bursaspor’un saha kapatma cezasını kaldırdı:

12 Mayıs’ta verilen tedbir kararının üzerinden geçen 3.5 aylık süreçte, Bursaspor’un oynadığı 2 Spor Toto Süper Lig maçları ve FC Gomel ve RSC Anderlecht UEFA Avrupa Ligi maçları incelendiğinde Bursaspor taraftarlarının herhangi bir saha olayı gerçekleştirmediği belirlendi.

Bununla birlikte tedbir kararının verilmesinin hukuki dayanağı olan Futbol Müsabaka Talimatı’nın 17. maddesinde;

“TFF Yönetim Kurulu, tedbir niteliğinde olmak üzere, müsabaka güvenliğinin yerel idareler tarafından sağlanamadığına, sağlanamayacağına veya seyirciler tarafından bozulduğuna kanaat getirdiği illerde müsabakaları oynatmamaya ve bu illerde oynanması gereken müsabakaların bir kısmını veya tamamını başka bir ilde oynatmaya yetkilidir.” ifadesi yer almaktadır.

Bu çerçevede Bursa İl Emniyet Müdürlüğü’ne yazı yazılarak, Bursaspor’un 2011-2012 sezonunda sahasında oynayacağı Spor Toto Süper Lig maçlarında, Bursaspor taraftarlarının olay çıkartma riskinin bulunup bulunmadığı, emniyet görevlilerince rakip takım kafilelerinin ve müsabakaların güvenliğinin sağlanıp sağlanamayacağının sorulmasına, verilecek yanıtın olumlu olması şartına bağlı olarak, Bursaspor’un sahasında oynayacağı müsabakalara dair verilen tarafsız sahada seyircisiz oynamaya ilişkin tedbir kararının kaldırılmasına, bununla birlikte Bursaspor Kulübü’nün Spor Toto Süper Lig’de rakip sahada oynayacağı 3 resmi müsabakaya taraftarlarının alınmamasına ilişkin tedbir kararının aynen devamına” karar verildi. Buna göre Bursaspor’un yeni sezonda oynayacağı ilk 2 deplasman maçına taraftar alınmayacak.

TFF aynı gün Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’nden men ettiğini açıkladı

(BİLGİ NOTU: TFF Yönetim Kurulu’nun Bursaspor’un cezasını Tahkim Kurulu kararı sonrasında kaldırması konusunda bilgi aldığımız bir spor hukuku avukat dostumuz bu işlemin Tahkim Kurulu kararının iptali değil, TFF Yönetim Kurulu’nun “yeni” bir kararı olarak algılanması gerektiğini belirtti.)

Bursaspor Kulübü 25 Ağustos 2011 tarihinde “Bursaspor’un UEFA nezdindeki konumu” hakkında bir bildiri yayınladı:

Dün alınan karar doğrultusunda UEFA Şampiyonlar Ligi’ne katılacak takımlar ile ilgili tespit yapılırken, bu tespit kriterleri göz önünde bulundurulduğunda  2010-2011 sezonunu 3. Sırada tamamlayan Bursaspor Kulübünün UEFA nezdindeki konumunda herhangi bir değişikliğin gündeme gelmemesine anlam veremiyoruz. Lig sıralamasındaki değişikliklerin belirli dayanakları olması gerekliliği ile Bursaspor’un durumunun yeniden incelenmesi konusunda haklarımızın sonuna kadar aranacağından kimsenin şüphesi olmasın. Söz konusu durum sonrası maddi ve manevi kayıplarımızn telafisi konusunda hukuki açıdan girşimlerimiz başlatılacaktır.

Bursaspor’un UEFA’ya Trabzonspor yerine kendilerinin gitmesi yolundaki itirazı da reddedildi.

UEFA, Bursaspor’un Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’nden çıkartılarak Trabzonspor’un dahil edilmesine yönelik yaptığı itirazına cevap verdi ve bu kararın Türkiye Futbol Federasyonu’na ait olduğunu bildirdi.

Bursaspor’un UEFA’dan beklediği yazı kulübe ulaştı. UEFA, Yeşil-beyazlı kulübün Şampiyonlar Ligi organizasyonuna Fenerbahçe’nin yerine Trabzonspor’un lig ikincisi sıfatıyla dahil edilmesine yönelik itirazı değerlendirdi. Buna göre UEFA’dan gelen yazıda, konunun muhattabının UEFA olmadığı ve kararı Türkiye Futbol Federasyonu’nun aldığı belirtildi.

Bursaspor Hukuk Kurulu, aynı itirazı eş zamanlı olarak Futbol Federasyonu’na yaptığı için güzünü federasyona çevirdi. Federasyondan da cevap bekleyen Yeşil-beyazlı kulüp, istediği sonucu alamazsa bu kez Tahkim Kurulu’na başvuracak.

Bursaspor’un ayrıca CAS yolunu da araştırdığı öğrenildi. Bursaspor, Trabzonspor’un Şampiyonlar Ligi’ne dahil edilmesi kararını UEFA’nın verdiğini öne sürerek CAS’da hakkını arayacak, bu görüşü kabul edilmediği takdirde tazminat yolunu denemeye çalışacak.

Ardından ne olduysa oldu, Bursaspor’un gerek TFF, gerekse UEFA nezdindeki girişimleri sona erdi.

Cezaların kaldırılmasından kısa süre sonra Bursaspor’un Şampiyonlar Ligi konusundaki itirazının son bulması doğal olarak akla bazı sorular getiriyor. Ne yazık ki Türkiye’de bazı soruların yanıtlarını bulabilmek, ancak öküz ölüp ortaklık bozulduğunda birileri konuşmaya başlayınca mümkün oluyor.

(NOT: Bu arada Bursa’daki olaylarda tutuklanan taraftarların “seyir yasakları” da kaldırıldı.)

Written by kesinofsayt

06 Şubat 2012 at 11:40

Bursaspor, Genel, TFF, UEFA, Şampiyonlar Ligi kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , ,

UEFA’NIN 23 AĞUSTOS 2011’DE TFF’YE GÖNDERDİĞİ MEKTUP

leave a comment »

Written by kesinofsayt

03 Şubat 2012 at 15:22

YARGILAMANIN İADESİ

leave a comment »

Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’nden men edilmesi sürecini artık bilmeyen kalmadı muhtemelen. Yine de hafızalarını tazelemek isteyenler buradan yeniden okuyabilirler.

Kısaca;

  • M.A.Aydınlar 11 Temmuz 2011 tarihinde yaptığı açıklamayla 2010-2011 sezonu UEFA’ya tescil edildiği şekilde bildirildiğini açıkladı.
  • 18 Temmuz 2011 tarihinde Lütfi Arıboğan ve İlhan Helvacı Nyon’a giderek UEFA yetkilileri ile görüştüler.
  • 22 Ağustos 2011′de UEFA Hukuk Müşaviri Pierre Cornu İstanbul’a geldi. Lütfi Arıboğan, İlhan Helvacı ve M.A.Aydınlar ile görüştü.
  • 24 Ağustos 2011 tarihinde TFF Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’nden men ettiğini açıkladı.
  • 25 Ağustos 2011 tarihinde Habertürk TV’de Fatih Altaylı’nın Teke Tek programına bağlanan Mehmet Ali Aydınlar şunu söylüyordu:

Yazıda, Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’ne katılamayacağını, bu konuda Fenerbahçe’nin özveride bulunmasını istiyordu. Bunu federasyonun engellemesini, aksi taktirde 8 yıla kadar ceza verebileceklerinden bahsediyordu. Ben de Fenerbahçe yöneticilerine bunu tebliğ ettim. Bu bizim kararımız, yaptırımımız değil, UEFA’nın kararı.

31 Ocak 2012 tarihinde istifa kararı alan M.Ali Aydınlar kararının gerekçelerini şöyle açıklıyordu:

Bazı spor programlarındaki yorumcuların şahsıma hakarete varan söylemlerinin dozunu artırarak seviyesiz saldırıları, devam etmem konusunda yeniden düşünmeye sevk etti.

CAS Hakimi Sayın Av.Kısmet Erkiner’in açıklamalarının doğruluğunu araştırdım ve ilgili raporun maalesef Federasyonumuza 6 Eylül ve 3 Kasım tarihlerinde ulaştığını bugün öğrendim.

UEFA yetkililerinin bize karşı farklı, CAS’ta farklı tavır almaları, UEFA gibi Avrupa futbolunun çatı örgütü olan bir kuruluşun yapmış olduğu uygulamanın, içinde bulunduğumuz ortamın ne kadar güvensiz ve samimiyetsiz olduğunu gösterdi.

Buraya kadar olanlardan TFF Başkanı’nın da -ifadeleri doğruysa, zira bugüne kadar birçok çelişkisine rastladık- bazı şeylerden habersiz olduğunu anlıyoruz. Saklanan bilgi ve belgeler TFF’nin ve hukuk kurullarının “doğru karar” alma yetisini sekteye uğratmıştır.

Fenerbahçe Spor Kulübü TFF’nin men kararı üzerine Tahkim Kurulu’na başvurmuş, kurul başvuruyu 25 Ağustos 2011 tarihinde görüşerek itirazı reddetmiştir. Karar metni şöyledir:

Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 3. maddesi TFF’ye UEFA’nın yetkili organları tarafından verilmiş kararlara uyma yükümlülüğünü getirmiştir.  Aynı şekilde TFF Statüsü’nün 2. Maddesinin c, i ve l bentleri  ve 13. Maddesinin a ve k bentleri uyarınca da  gerek TFF’nin gerekse de TFF’ye üye olan futbol kulüplerinin FIFA ve UEFA’nın koyduğu tüm kural ve talimatlara uyma zorunluluğu bulunmaktadır. TFF Statüsünün  80. maddesinin II. fıkrası hükmü uyarınca da  TFF,  UEFA ve FIFA  kural ve talimatlarına uygun karar almak zorundadır.

Yine 2011-2012 Şampiyonlar Ligi Talimatı’nın (Regulation of the UEFA Champions League- 2011/2012 edition) 2.o4 maddesi, müsabakalara katılacak kulüplere UEFA Statü, talimat, karar ve düzenlemelerine uyacaklarını teyit zorunluluğu getirmektedir. Bu Talimatın 2.05 maddesine göre, 27 Nisan 2007’den beri yürürlükte bulunan UEFA Statüsünün madde 50/3 hükmü gereğince, bir kulübün ulusal veya uluslararası maçlarda maç sonucu belirlemeye yönelik bir faaliyetinden şüphe duyması halinde UEFA, bu kulübün şampiyonlar ligine  katılmasını engelleme kararı alabilmektedir.

Yukarıda yazılan mevzuat hükümleri çerçevesinde UEFA 23 Ağustos 2011 tarihinde TFF’ye gönderdiği yazılı bildirim ile gerekçesini de göstererek Fenerbahçe Spor Kulübünün bu seneki Şampiyonlar Ligine Katılma yeterliliği bulunmadığını belirtmiştir.
2011-2012 Şampiyonlar Liginin düzenleyicisi UEFA olup TFF UEFA’nın üyesidir. Fenerbahçe Spor Kulübü de TFF ‘nin üyesidir. Yukarıda anılan mevzuat ve 2011-2012 Şampiyonlar Ligi Talimatına göre üyelik yükümlülükleri uyarınca gerek TFF’nin gerekse de Fenerbahçe Spor Kulübü’nün UEFA’nın her türlü karar, talimat ve bildirimlerine uyma yükümlülüğü bulunmaktadır.

Bu hukuki mevzuat kapsamında yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda TFF Yönetim Kurulu’nun  24 Ağustos 2011 tarihli ve 7 sayılı toplantısında aldığı kararda mevzuat hükümlerine aykırı bir yön bulunmadığı anlaşıldığından yapılan itirazın ve yürütmenin durdurulması talebinin REDDİNE  (2011/ 294 K.);

Yani açıkça UEFA’nın  “Fenerbahçe Spor Kulübünün bu seneki Şampiyonlar Ligine Katılma yeterliliği bulunmadığını belirttiği”ni gerekçe göstererek talebi reddetmiştir. Oysa CAS Hakimi Kısmet Erkiner “UEFA’nın CAS’a vermiş olduğu savunmanın 6.3 paragrafında UEFA ‘Şayet TFF elinde bulunan delillerden tatmin olmaz ve kulüp yetkililerinin şike yaptığı konusunda bir karara varamazsa, UEFA’ya kulübü Şampiyonlar Ligi’nden çekmenin erken bir karar olduğunu söyleme yetkisindedir. TFF bu savunmayla bize Fenerbahçe’yi ihraç edeceğini bildirmeseydi biz onu oynatırdık’ diyor” açıklamasını yaptı. M.Ali Aydınlar da istifa gerekçesinde bunu doğruladı.

Sonuç:

  • Tahkim Kurulu eksik ve kendisinden gizlenen belgeler nedeniyle yanlış bir karar vermiştir.
  • Tahkim Kurulu’nun duruşmasında TFF avukatı İlhan Helvacı’dır.

TFF Futbol Disiplin Talimatı‘nın 93. maddesi

Disiplin Kurullarının, kesinleşen bir kararında dayanılan delillerin gerçeğe aykırı oldukları veya kararı etkileyecek yeni bir delilin meydana çıktığı veya kararın yerine getirilmesi tamamlanmadan önce mevzuatta ilgililer lehine bir değişiklik yapıldığı takdirde; ilgili kişi veya kulüpler ile soruşturma merciileri, kararı veren Disiplin Kurulu’ndan yargılamanın iadesini talep edebilirler. Bu talep üzerine ilgili Disiplin Kurulu, inceleme sonucuna göre, önceki kararın değiştirilmesine yer olmadığına karar verebileceği gibi yeni bir karar da verebilir.

demektedir.

Şimdi bu hatanın düzeltilmesi için ne yapılacağını merak etmekte ve beklemekteyiz.

NOT: Konu twitter’da @futbolhukuku tarafından gündeme getirilmiştir. İkazı ve bilgilendirmesi için teşekkür ederiz.

Written by kesinofsayt

01 Şubat 2012 at 10:34

HALUK ULUSOY DOSYASI – 7

leave a comment »

3 Ağustos 1999’da Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), TSYD Kupası’ndaki Fenerbahçe-Galatasaray maçında topsuz alanda rakip futbolcuya kasıtlı tekme attığı için Galatasaraylı Fatih Akyel’i 3 maç cezalandırır. Kurul, aynı maçta çıkan olaylar nedeniyle de Fenerbahçe Kulübü’ne 2.5 milyar lira para cezası verir.

6 Ağustos 1999’da Galatasaray, ligin ilk haftasında deplasmanda Gaziantepsor’a 2-1 yenilirken son günlerde sinirli davranışlarıyla dikkati çeken Galatasaray’ın Rumen oyuncusu Hagi’nin, Florya’da bir gazeteciyi tartakladıktan sonra attığı golü takiben, Gaziantepspor yedek kulübesine el kol hareketleri yapması normal karşılanır. Konuk ekip, Hagi’nin hareketine tepki gösterirken, bu futbolcuyu hakeme şikayet eder ama cezalandırılmaz.

14 Ağustos 1999’da Fenerbahçe ligin ikinci haftasında Kadıköy’de Kocaelispor’la 1-1 berabere kalırken geçen seneki gibi bir hakem faciası yaşanır.
66 ıncı dakikada sağdan ceza alanına giren Boliç üç Kocaelisporlu futbocunun arasından çıkmak isterken kendini yerde bulur ancak hakem Oğuz Sarvan pozisyonu devam ettirir.
82 inci dakikada ise Kocaelispor’lu Osman, Alpay’ı omuz darbesiyle ceza alanı içinde yere yıkar ancak pozisyonu bu kez görmezden gelemeyen Sarvan penaltı yerine çift vuruş kararı vererek durumu geçiştirir.

Fenerbahçe maç sonrası gene tepkilidir. Başkan Aziz Yıldırım, beraberliğin faturasını hakem Oğuz Sarvan’a keser:

“İyi oynamadık ama hakem hataları da maçın kaderini etkiledi. Nasıl ki penaltıyı Kocaeli için gayet rahat veriyorsa Alpay’ın pozisyonunda da aynı karara varması gerekiyordu. Orada ya penaltı olur, ya da Alpay sarı kart görür. Oğuz Sarvan’a bu yakışmadı. Yine çifte standart uygulandı.

Hakemler kendilerine verilen talimatlar gereği baskı altındalar. Sürekli olarak büyük takımları kötü niyetli görüyorlar. Bu nedenle kararlarını iyi niyetle vermiyorlar.”

Basın Sözcüsü Abdullah Kiğılı:

“Alpay’a yapılan harekete penaltı verilmemesi ‘hakem faciası’ dır. Daha ikinci haftadan hakem hatalarına kurban gitmeye başladık. İleride daha büyük facialar çıkabilir. Eğer Fener yine hedef seçilmişse bu kadar yatırıma gerek yoktu. PAF takımımızla çıkalım.”

Galatasaray, deplasmanda Trabzonspor’u 2-1 yenerken sarı kırmızılılar, Trabzonspor’un golü bulduğu penaltı pozisyonu öncesinde Hagi’nin kasti faulle yere düşürüldüğünü ancak Ersoy’un görmezlikten gelerek, oyunu devam ettirdiğini ve bunun sonucunda penaltı meydana geldiğini iddia etmektedirler. Trabzonsporlular ise maçın 57 inci dakikasında oyundan atılan Selim’in haksız yere kırmızı kart gördüğü kanısındadırlar.

31 Ağustos 1999’da Galatasaray, Şampiyonlar Ligi ile Türkiye Ligi maçlarının arasındaki gün sayısını üçten, dörde çıkartmak için Futbol Federasyonu’na başvurmaya hazırlanmaktadır.

Yoğun maç trafiğinin kendilerini yoracağını söyleyen Teknik Direktör Fatih Terim;

“Rizikoya girilecekse, bunu Türkiye Ligi için yaparım, Şampiyonlar ligi bizim için daha önemli. Haftada üç maç yapacağız. Lig maçlarımızı cuma gününe kaydırabilirsek, Şampiyonlar Ligi’nde salı veya çarşamba günü oynayacağımız maçlar için, üç veya dört gün dinlenme olanağı bulmuş oluruz. Şampiyonlar Ligi maçından hemen iki gün sonra, yani cuma günü maç oynamamız bizim için farketmez. Önemli olan Şampiyonlar Ligi’ne yorgun çıkmamak.”

3 Eylül 1999’da Galatasaray’ın istediği olur ve Futbol Federasyonu, sarı – kırmızılı ekibin Türkiye Ligi maç programını Şampiyonlar Ligi’ne göre yeniden belirler.

Yeni düzenlemeye göre Galatasaray ligin üçüncü haftasında Ankaragücü, 4. haftasında Adanaspor ile Cumartesi günleri oynayacaktır. 5. haftadaki Samsunspor müsabakası Cuma yapılacaktır. Sarı – kırmızılılar 6. haftada Antalyaspor ile Cumartesi, 7. haftada Bursaspor ile Cuma, 8. haftada Göztepe ile Cumartesi ve 9. haftada Fenerbahçe ile Cuma günü karşılaşacaktır.

8 Eylül 1999’da Milli Takım, kolayca galibiyetle ayrılmayı beklediği karşılaşmada Moldova ile 1-1 berabere kalır. Hakemlerin yönetimini beğenmeyen Haluk Ulusoy, Şenes Erzik’i de eleştirir:

“Denizleri rahatça geçtik, çayda boğulmaktan zor kurtulduk. Bu maçtan kazandığımız bir puana sevinemiyorum.

Hayatımda ilk defa bir hakemin profesyonelce bir maç yönettiğini gördüm. Çok ince ve ısrarlı bir profesyonel anlayışla tüm taktir haklarını aleyhimize kullanarak ataklarımızı durdurmaya, topu Moldavya’ya kazandırmaya çalıştı. Bu durum bana Türk’ün Türkiye’deki Türklerden başka hiç bir yerde dostunun olmadığını bir kez daha gösterdi. Şayet Türkiye dışındaki örgütlerde görevli Türk dostlarımız bu maça gelse ya da bu maçta ki hakem atamasıyla ilgilenseydi, herhalde durum böyle olmazdı.

Şenes Erzik, UEFA’nın asbaşkanıdır. Maçlarımıza gelme arzusunu bildirseydi, biz onu başımızın üstünde taşır, uçağımızda ve otelimizde ağırlayarak varlığıyla onur duyardık. Maalesef varlığından bizi mahrum etti. O nedenle Türk’ün Türkiye’deki dostlarından başka dostu olmadığını söylüyorum. dışarıdaki dostlarımız ve büyüklerimizden umduğumuz destek ve katkıyı bulamadığımızı düşünüyorum.”

9 Eylül 1999’da Şenes Erzik Ulusoy’a ateş püskürür. Kendisini Moldova maçına gelmediği için suçlayan Futbol Federasyonu Başkanı’ndan davet almadığını söyleyen Şenes Erzik, “Sayın Haluk Ulusoy, Türk futbolunu bıraktığımız yerden daha ileri götürmek istiyorsa, önce kurumlarına ve bu kurumlara kendisinden önce hizmet edenlere sayglı olsun” der.

FIFA ve UEFA İcra Kurulu Üyesi Şenes Erzik, kendisi hakkında ağır suçlamalarda bulunan Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’a tepkisini şöyle dile getirir:

“Haluk Ulusoy, benim başlarının üstünde yerim olduğunu söylüyor. Ancak bu ifade kesinlikle yalan. Çünkü beni hiçbir zaman hiçbir maça davet etmediler. Futbol Federasyonu’nun çeşitli oy hesapları yaparak, 60 delegeyi ve bazı milletvekillerini bu maça davet ettiğini öğrendim. Bunun üzerine Federasyon Asbaşkanı Mekki Başak ile görüştüm ve kendisine 9 Ekim’deki maç için Almanların beni iki gün öncesinde onur konuğu olarak davet ettiklerini söyledim. Federasyon eğer bu maça delegeleri ve milletvekillerini davet ediyorsa, bu federasyonunun onursal başkanı olan beni de davet etmesi gerekir. Tüm bunları İrlanda maçından önce söyledim. Buna Başak’ın yanı sıra Koordinatör Metin Kazancıoğlu, Genel Sekreter Aydın Torunoğlu da tanıktır. Ben özellikle davet edilmedim. Tabii ki kendim de giderim ama taşıdığım titrler itibarıyle 60 delege davet ediliyorsa, benim de davet edilmem gerekir. Benim dönemimde böylesine popülist bir politika uygulaması hiçbir zaman yapılmamıştır. Bir kez İrlanda maçına davet düzenledik, ancak sonra bu uygulamanın milli takım teknik adam ve futbolcularını rahatsız ettiğini görerek vazgeçtik.

Bana başımızın üstünde yeri var diyen başkan, acaba bir kere bu maçlar oynanmadan önce fikrimi sormuş mu? Önemli konularla ilgili benim aradığım zaman telefonuma çıkmış mı? Bütün bunların cevabını veremez, çünkü hiçbir zaman çıkmadı. Sürekli benimle ters düştü. Çeşitli konularda FIFA ve UEFA’ya başvuruları oldu. Ben iki yerde de İcra Kurulu üyesi olduğum halde bu başvurular konusunda bana akıl danışmadılar. Bırakın danışmayı, bilgi bile vermediler. Kaç kez Türkiye’nin böyle başvurusu sürpriz olarak karşıma çıktı.

Federasyon başkanı sadece başarılı ve keyifli günlerin sorumluluğunu üstlenmemelidir. Kötü veya beklenmedik sonuçlarda da mazeret arkasına sığınmamalı, maçı iyi yönetmiş hakemleri suçlamamalı, tüm sorumluluğu üstüne almalıdır. Ben hiçbir zaman mazeret arkasına sığınmadım. Hepsinin sorumluluğunu kendim taşıyıp, hesabını kendim verdim. Türkiye Futbol Federasyonu delegelerinin seçtikleri onursal başkan olarak, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı sayın Haluk Ulusoy’u ilk ve son kez uyarıyorum. Türk futbolunu bıraktığımız yerden daha ileri götürmek istiyorsa, önce kurumlarına ve bu kurumlara kendisinden önce hizmet eden insanlara sayglı olsun ve sahip çıksın”.

Erzik’in bu sözlerinden (60 delegeyi ve bazı milletvekillerini bu maça davet ettiğini öğrendim) Ulusoy’un kaynaklarını, oy hesapları ve şirin gözükmek uğruna dilediğince

Har vurup harman savurmasının yeni bir uygulaması olmadığını öğreniriz.

Hemen ardından Turgay Şeren bu konuyu gazetesine taşır:

11 Eylül 1999 – Fikret Ünlü, olaya el koy – Turgay Şeren

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, hiç vakit geçirmeden Başbakanlık Teftiş Kurulu’nu harekete geçirip, Futbol Federasyonu’nun savurgan harcamalarının hesabını sormalıdır.

Dünkü gazeteleri dikkatle okudunuz mu? Şenes Erzik’in isyanı var. Uzun zamandan beri UEFA Asbaşkanı, hem UEFA’nın hem de FIFA’nın İcra Kurulu Üyesi olan Erzik suskunluğunu koruyordu. Birdenbire neden böyle infilak etti? Yazının içeriğini okursanız, ona hak verirsiniz. Perşembe günü çok sevdiğim Emekli Orgeneral Çevik Bir, derneğimizi ve vakfımızı ziyaret etti. Şenes Erzik de vakfımızın ikinci başkanı olarak oradaydı. Kendisi ile bu konuyu uzun uzun konuştum. Anlatırken, Erzik’in gözleri yerlerinden fırlıyordu. Haluk için, “O tanıdığım ve gördüğüm en büyük yalancı” dedi. Nitekim dünkü gazetelerin manşetlerinde de bu sözler aynen çıktı. Haluk, UEFA ile bir sorunu olduğu zaman “Erzik nerede?” diye soruyor. “İyi, güzel de, Haluk ve federasyonu UEFA’dan herhangi bir şey istemeden önce neden bana danışmıyor Turgay? Bunu bana izah et” dedi. Cevabım aynen şöyle: “Bunun izahı yok Şenes Bey.”

“İcra Kurulu toplantısında otururken birden arkadaşlar Türk Federasyonu’ndan gelen müracaatı gündeme getiriyorlar. Tabii bana da soruyorlar haklı olarak. Herhalde haberi vardır diyorlardır içlerinden. Ne yazık ki Turgay, hiçbir müracaatlarından haberim yok. Ve toplantıda onların müracaatından haberim oluyor. Ayıp değil mi? Bu, UEFA’nın içindeki en yüksek mevkiilerdeki bir Türk için üzüntü verici değil mi?”

Bu kısım Şenes Bey’in anlattıkları. Şimdi gelelim Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız Fikret Ünlü’ye neden olaya el koy dediğime…

Şenes Bey’in bir ihbarı var. Gazetelerde, hem de manşetlerde… “Haluk, Milli Takımın her deplasman maçında 60 kişiye yakın genel kurulu üyesini ve milletvekillerini davetli olarak götürüyor” diyor. Sen Futbol Federasyonu Başkanısın Haluk. Sen, Futbol Federasyonu’nun paralarını babanın çiftliği gibi çarçur edemezsin. Edersen de özerkliği ile övündüğümüz Profesyonel Futbol Federasyonu’nu denetleme yetkisi olan Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız var. Başbakanlık Teftiş Kurulu var. Çok iyi hatırlıyorum, Şenes Erzik Federasyonu zamanında, bu teftiş kurulu 3 yahut 4 kez Şenes Erzik’in hesaplarını kontrol etti. Demek ki, istenilince kontrol edilebiliyor.

Şimdi Fikret Ünlü, hiç vakit geçirmeden Başbakanlık Teftiş Kurulu’nu harekete geçirmelidir. Ve Futbol Federasyonu’nun bu savurgan harcamalarının hesabını sormalıdır. Haydi bakalım Sayın Ünlü. Uzun zamandan beri değişik konularda Futbol Federasyonu ile kapışıyorsunuz. Bu benim yazdığım ve söylediğim en önemli konu. Türk futbolunun kazandığı paralar “Yağmacı Hasan’ın böreği” gibi dağıtılırsa, burada size görev düşüyor. Bekliyorum ve görmek istiyorum.

16 Eylül 1999’da Galatasaray Şampiyonlar Ligi karşılaşmasında sahasında Hertha Berlin ile 2-0 geriden geldiği karşılaşmayı 2-2 beraberlikle bitirir.

Mehmet Cansun yabancı oyuncu kısıtlamasının kendilerini engellediğinden şikayetçidir:

“Chelsea, Milan ve Hertha Berlin bir başka boyutta oynuyor. Biz başka boyutta. Temelden gelen yanlışlar nedeniyle biz bu zihniyetle Avrupa’da sadece figüranlık yapabiliriz. Yabancı kısıtlamasını getiren anlayış bize futbolda hala 1980 öncesindeki Türkiye’nin halini yaşatıyor.

Avrupalı haklı. Neden biliyor musunuz? Yıllardır bizden adam almıyorlar diye hayıflanıyoruz, kızıyoruz. İşte Hertha Berlin maçını gördünüz. Sen Avrupalı olsan kimi alırsın? Sadece Hakan Şükür. Biraz da K.Hakan. Onların dışında fizik olarak tamamen sırıttık. Adamlar geçen yıl hisselerini 700 milyon marka sattılar. 60 milyon mark harcayıp 9 yabancı oyuncu aldılar. Rakipler 10’dan fazla yabancı alıyor, biz federasyonun yasaklamaları yüzünden Bruno’yu bile güç bela oynatıyoruz. Şampiyonlar liginde yabancı kısıtlamasıyla karşı karşıya olan tek takım biziz.”

18 Eylül 1999’da Mehmet Cansun’un serzenişleri derhal dikkate alınır.

Futbol Federasyonu, Avrupa Kupalarında sınırsız yabancı oynatılması için yeşil ışık yakar. Başkan Haluk Ulusoy, kulüplerin de istemesi halinde uygulamayı gelecek sezondan itibaren başlatabileceklerini açıklar.

Uygulamanın milli takımı olumsuz yönde etkilemeyeceğine değinen Ulusoy, “AB’ye girmemiz an meselesi. Serbest dolaşım nasıl olsa gelecek Bu işten korkmamak lazım” der.

Federasyon üyelerinden Orhan Saka ligde yabancı sayısının dörde düşürülmesi, Avrupa Kupalarında isteyenin istediği kadar oyuncu oynatması düşüncesinden yana olduğunu belirtir.

Rekabet Kurulu 23 Eylül 1999’da yaptığı toplantıda Teleon’un diğer yayın kuruluşlarına Türkiye Profesyonel 1.Ligi maçlarının haber amaçlı görüntülerini vermesi konusunda ihtiyati tedbir kararı alır. Karara göre, görüntüler 1.Lig maçları bitiminden 45 dakika sonra talep sahiplerine bedeli karşılığında teslim edilmek zorundadır.

6 Ekim 1999’da Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, konuk olarak katıldığı Renault Mais Şeref Kürsüsü yarışmasında naklen yayınlar konusunda kızgın açıklamalar yapar.

Ünlü, naklen yayın ihalesi yapılmadan önce maç yayınlarının şifresiz olmasını istediğini, ancak Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un anlayış göstermediğini belirtirken şunları söyler:

“Benim isteğim en azından Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da şifresiz yayın yapılmasıydı. Ancak aleyhimde kampanya başlatılıp, yayın yapıldı. Ben Haluk Ulusoy’a telefon edip, ihalenin 1-2 gün ertelenmesini istedim ancak Ulusoy bu iyiniyeti ve anlayışı göstermedi.

Türkiye 1. Futbol Ligi’nin adı Türkiye Telsim 1. Futbol Ligi yapıldı ve buna karşı çıktım. Ancak Futbol Federasyonu bu işi kendi kafasına göre yapmış. İtirazlarımız kabul olmadı, biz de hukuki yollara başvurduk. İş mahkemeye yansıdı. Mahkememiz halen sürüyor. 26 Ekim’de bir duruşma daha var. Türkiye adını yazılı metinlerde bile koruyamaz hale gelirsem ne ben bakanlık yapabilirim, ne de bana bakanlık yaptırırlar”

Bir televizyon kuruluşunun spor müdürü “İhaleyi alan firma görüntüleri vermediği için yayınlayamıyoruz” derken, Ünlü, “İhaleyi alan firmanın 45 dakika sonra isteyen bütün televizyonlara, bedeli 2 bin doları geçmemek üzere görüntü vermesi ve özet yayın yaptırması zorunludur. Bu kurala uyulmazsa, federasyonun tek taraflı fesih hakkı var. Yasal prosedür içinde arkadaşlarımı uyarıyorum. Görevlerini yerine getirsinler, getirmezlerse ben görevimi yaparım” ifadesini kullandı.

9 Ekim 1999’da Avrupa Şampiyonası Eleme Grubu’ndaki son maçta Almanya ile Münih’te 0-0 berabere kalan Milli Takım, Euro 2000 şansını play – off maçlarına bırakır.

Apak ve Polat görseydi – İslam Çupi

Almanya – Türkiye milli maçını açık bir kanal aracılığı ile 70 milyon Türk insanına verememek, bir ulusun ortak beklentilerini bilememenin umursamazlığından kaynaklanmaktadır. Haluk Ulusoy kardeşimin direksiyonundaki futbol federasyonu, depremden moralman çökmüş Türk insanına pahalılık ve enflasyondan kıvranan ulusumuza yüzyılın maçını bir açık kanalla verip herkesin kararmış ruhunu açmak niyetini asla taşımamaktadır.

Haluk Ulusoy federasyonu için icraat paradır. Türkiye’de futbola ait herşey ihalelidir. Türkiye ligleri, Türkiye liginin isim hakkı, milli maçlar, herşey bir açık arttırmaya bağlanmıştır. İhaleyi verip vermeme gibi bir kanuni tercihe bakılmaksızın herşey en çok parayı boca edenin olmaktadır. İhaleyi alanın maddi şartları nasıldır, bu ücretlerle kaç kişi abone olur, bu aboneler ihale parasını karşılar mı karşılamaz mı, alan kuruluş ikinci taksidi verir mi vermez mi, akçalı önemli meseleler futbol federasyonunun umurunda değildir. Devletin mahkemeleri bu meseleleri çözücüdür, o itilaflar geldiğinde.

Bu federasyon dünyada gündüz oyunu diye tanımlanan ligin bir maçı haricindeki oyunları güneş ışığında oynatmak ve futbolcuları karbonmonoksit’in en çok kustuğu gecelerden kurtarmak gibi bir sağlık koruyucu tedbirini düşünmez. Bu federasyon birinci ligin başındaki Türkiye sözcüğünü para için Telsim ile değiştirmekte beis görmez. Devlet bu değişikliği yapamazsın diye mahkemeye verir. İdari mahkeme devleti haklı görmesine rağmen Haluk Ulusoy Telsim ibaresini kullanmakta ısrar eder. Telsim ibaresi reklamı veren kuruma ne kazanıyorsun diye sorduğunda o da meçhul. Herhalde hiçbir şey…

Milli Takımımız şimdi baraj maçlarına kaldı. Teknik direktör Mustafa Denizli isteyecek ligler yine bu iki maçın önemine göre tehire uğrayacak. O zaman ligler ne zaman bitecek? Bunlar Haluk Ulusoy’un umurunda değil. Milli takım Avrupa futbol şampiyonası finaline gitsin, kendisi de bu derece ile böbürlensin de geride ne olursa olsun. O naklen yayın paraları ve satışa çıkardığı manevi değer ücretlerini toplasın, onları kendisini seçen ve gelecekte tekrar seçecek olanlara versin de, gerisi biraz kül biraz duman…

Türk futbolunun gelişmesine bak… Orhan Şeref Apak ve Hasan Polat gibi iki dev federasyon başkanından Haluk Ulusoy’a düştük. Onlar kampta fazla içilen bir tek coca – cola’nın hesabı için devlete aylarca hesap verirlerdi. Haluk Ulusoy ise milli takıma Türkiye’deki asgari ücret komikliğine bakmadan milyarlar dağıtıyor. Apak ve Polat’ın takımlarındaki oyuncular bir kere Dünya kupası finallerine gitmişlerdi. Ulusoy’un takımı ise Avrupa’daki derecelerle cirit atıyor. Çünkü Orhan Şeref Apak ile Hasan Polat’ın Avrupa’sında eser yok artık. O futbolun yerine, şimdilerde lodos yelleri esiyor, eski kıtada…

Ünlü – Ulusoy sürtüşmesi devam etmektedir (aklınıza bir benzerlik geliyor mu?).

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü 13 Ekim tarihinde bir açıklama yaparak Futbol Federasyonu yönetimini sert bir dille eleştirir:

“Türkiye’de futbol giderek gelişip güzelleşiyor. Teknik boyutlarıyla bakıldığında futbolcularımızın ve antrenörlerimizin performansından şikayetimiz yok. Ancak federasyonun yönetim tarzında sıkıntılar var, özerkliği yanlış algılamanın da ötesinde sanki kendi özgür iradeleriyle hareket etmiyorlar gibi bir izlenim uyandırıyor. Yaşadığımız örnekler benim de bu kanımı güçlendiriyor. Yayın kargaşasını önlemek federasyonun görevidir. Yazılı ve sözlü uyarılarım var. Verdiğim süre sınırlı, sorunu çözemezlerse gerekeni yapacağım.

Milli maçların yayını şifreli olamaz. Kura çekiminin bile naklen yayınlandığı bir milli organizasyonun kendi halkına yansıtılmasında şifre kullanılamaz. Bu bir kamu görevidir. Vatandaş onlarca televizyon kanalının olduğu bir ülkede 1960’lardaki gibi radyodan maç dinlemeye başladı. Gelinen noktayı kimse savunamaz.

Ligin adı yasalarda, tüm yazışmalarda ve halk arasında Türkiye 1.Futbol Ligi olarak kullanılıyor. Bu isim adı üstünde milli karakterde bir organizasyonu tarif ediyor. Bir firmanın adı ile özdeşleştirilemez. Bir firmanın faliyeti gibi algılanmaya müsait düzenlemelere gidilemez.

Bu anlayışı demokratik hukuk devletinin bana yüklediği sorumluluk bilinci içerisinde çözüme ulaştıracağım.”

14 Ekim 1999’da Futbol Federasyonu, bütün eleştirilere rağmen milli takımın S.İrlanda ile oynayacağı baraj maçının naklen yayınını, ihale açmaksızın Star TV’ye verir. Bedeli 1 milyon 50 bin dolardır. Saha içi reklam gelirleri ve bu gelirlerin yurt dışı payı hakkı da Star TV’nin olur.

Kanal D, ATV, Show TV, Kanal 6, NTV ve Cıne 5 yayınladıkları bir deklerasyonla federasyonu kınarlar.

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü:

“Türkiye’de futbol giderek gelişip güzelleşiyor. Teknik boyutlarıyla bakıldığında futbolcularımızın ve antrenörlerimizin performansından şikayetimiz yok. Ancak federasyonun yönetim tarzında sıkıntılar var, özerkliği yanlış algılamanın da ötesinde sanki kendi özgür iradeleriyle hareket etmiyorlar gibi bir izlenim uyandırıyor. Yaşadığımız örnekler benim de bu kanımı güçlendiriyor.

Yayın kargaşasını önlemek federasyonun görevidir. Yazılı ve sözlü uyarılarım var. Verdiğim süre sınırlı, sorunu çözemezlerse gerekeni yapacağım.

Milli maçların yayını şifreli olamaz. Kura çekiminin bile naklen yayınlandığı bir milli organizasyonun kendi halkına yansıtılmasında şifre kullanılamaz. Bu bir kamu görevidir. Vatandaş onlarca televizyon kanalının olduğu bir ülkede 1960’lardaki gibi radyodan maç dinlemeye başladı. Gelinen noktayı kimse savunamaz.

Ligin adı yasalarda, tüm yazışmalarda ve halk arasında Türkiye 1.Futbol Ligi olarak kullanılıyor. Bu isim adı üstünde milli karakterde bir organizasyonu tarif ediyor. Bir firmanın adı ile özdeşleştirilemez. Bir firmanın faliyeti gibi algılanmaya müsait düzenlemelere gidilemez.

Bu anlayışı demokratik hukuk devletinin bana yüklediği sorumluluk bilinci içerisinde çözüme ulaştıracağım.”

Futbol Federasyonu Asbaşkanı ve Yayın Kurulu Başkanı Ata Aksu, yasal olmayan birşey yapmadıklarına dikkat çeker;

“2. Lig yayınını TRT’ye verirken kimse ses çıkarmadı. Bunun farkı nerede. Holding gibiyiz. İstediğimizi almak ve satmak hakkına sahibiz.”

15 Ekim 1999 tarihinde Hulki İlgün Hürriyet’teki “Çiftlik” başlıklı yazısında şunları yazar:

İstanbul’dan Ümit Işık, Ankara’dan Feridun Erdinç, fakslarında sözleşmişler gibi aynı soruyu soruyorlar: “Futbol Federasyonu, Haluk Bey’in çiftliği mi?.. Söylenenlere göre Almanya maçına yine bir değil, bu defa iki uçak dolusu delege ve eşleri götürülmüş. Kimin parasıyla gidiyor bu insanlar?.. Hiç utanmıyorlar mı?… Hem maçları bize veremiyorlar, hem de bizim paramızla Avrupa’da cirit atıyorlar. Yok mu bu işin soranı, hesabını isteyeni? Bu nasıl bir çiftlik ki gelen yiyor, giden yiyor!…

Yani Haluk Bey ve yandaşları koltuklarında kalacak diye, bizim paramızla kazığı biz mi yiyoruz?”

Vallahi kardeşler, olayı ben de duydum, şaşırdım kaldım. Bildiğiniz gibi daha önceki milli maçlarda da aynı rezalet yaşandı. Yazarak ilgilileri uyardım, “Önleyin bu rezilliği” dedim. Anlaşılan delegeler Federasyon yönetiminin koltuk oyları, Gezdirip, yedirir, içirir, oylarını alırlar, keyiflerine bakarlar.

Olay “deve” misali beyler. Federasyonun hangi olayı doğru ki, avantadan seyahat olayı eğri olsun. Ayrıca utanmayan Federasyon değil, senin benim paramla, beleşten dünyayı gezen “avantacı” delegelerdir. Ama susmayın kardeşler. Ben de susmayacağım… Yazın bana, ben de bıkmadan usanmadan hesap soracağım.

Elbette Ulusoy’dan yine kimse hesap filan soramaz…

15 Ekim 1999’da Bakanlar Kurulu’nun toplantısında Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Ünlü’nün önerisiyle hazırlanan kararname imzaya açılır. Bakanlar tarafından imzalanan kararname şu üç önemli kararı içermektedir:

– Futbol Federasyonu tarafından adı Telsim Ligi olarak değiştirilen birinci lig, kararname ile gerçek adına kavuşturuldu. Bundan böyle Türkiye Birinci Ligi olarak anılacak ve başka hiçbir isim alamayacak.

– Keyfi davranış içine giren Futbol Federasyonu’nun hesapları da kararname ile masaya yatırılacak. Federasyonun hesapları Başbakanlık müfettişleri tarafından incelenecek. Futbol Federasyonu’nun özellikle milli maçların televizyon kanallarına ihalesiz verilmesi ve yurt dışındaki harcamalarını üzerinde durulacak.

– Milli maçların yayınları da şifresiz kanallardan verilmesi kararname ile karara bağlandı. Bundan böyle hiçbir milli maç şifreli kanaldan yayınlanamayacak.

16 Ekim 1999’da Fenerbahçe, Rıdvan’ın MTK maçıyla istifasından sonra teknik direktörlüğe getirilen Zeman’la çıktığı ilk lig mücadelesinde deplasmanda Trabzonspor’a 2-0 yenilir. Zeman, İtalya’da alışık oldu şekilde takımı sahaya 4-3-3 düzeninde sürer.

Trabzonspor maçın başlarında bulduğu golle 1-0 öne geçerken karşılaşmanın 71 inci dakikasında Alpay, Selahattin’e dokunmadığı pozisyonda ikinci sarı kartı görüp hakem Bülent Uzun tarafından atılır. Hemen ardından Ogün’ün pozisyona itirazı sonrası Fenerbahçe dokuz kişi kalır. Sonrasında ev sahibi ekip tek kale oynarken bitime 10 dakika kala maçın skorunu tayin eden gol gelir. Hakem Bülent Uzun, “Ogün kolumdan çekip, ‘terbiyesizlik yapma’ dedi. O nedenle kırmızı çıkardım” diye konuşur. Fenerbahçe’liler ayrıca Moldovan’ın ceza sahası içinde düşürüldüğü pozisyona uzun süre itiraz ederler.

Trabzonsporlu Selim, Fenerbahçe maçına bir kaç dakika kala canlı yayın yapan TV röportajcısıyla konuşurken, Fenerbahçe seyircisinin davranışlarını yorumlar: “Ukalalık etmesinler… Hadlerini bilsinler! Oturup maç seyretsinler!”

Stadın güvenliğini sağlayan emniyet güçlerinin duyarsızlığı nedeniyle karşılaşma öncesi olaylar çıkar. Açık tribünün köşesinde yer alan 500 kadar Fenerbahçeli taraftara taş atılması sonucu başlayan karşılıklı kavgayı güvenlik güçleri önlemekte yetersiz kalırlar. Fenerbahçeli futbolcular tünelden çıkarken yabancı cisim yağmuruna tutulurlar. Maç sırasında da maraton tribününde oturan taraftarlar sahaya sürekli pet şişe atarlar. Sezon başında Fenerbahçe’ye transfer olan Ogün ve Abdullah’a uzun süre küfür edilir, top Abdullah’ın ayağına her geldiğinde sahaya şişe yağar.

Aziz Yıldırım maç sonrasında çok sinirlidir:

“Aleyhimize oyunlar devam ediyor. Federasyon mafya yöntemleriyle iş görmeye çalışıyor. Bu lig böyle bitmez. Bizim oyunlarla mücadele etme şeklimiz değişir. Devletin artık işe el atması, federasyonu şahıslardan kurtarması gerekiyor.

Hakemler federasyonun tepkisinden korkuyor ve lehimize karar vermekten çekiniyor. Ogün ve Abdullah’a sürekli küfür edildi, anons bile yapılmadı. G.Saray maçımızı neden erteliyorlar? Çünkü Milan’la oynayacak, sonra bizimle karşılaşacak. Bunu G.Saray’ı kollamak için mi yapıyorlar?

Seyircimizi tellere kilitliyorlar, emniyet müdür yardımcısı ‘anahtarı kaybettim’ diyor. Taraftarı polisle karşı karşıya getirdiler. 17 kişi yaralandı.”

17 Ekim 1999 tarihinde bazı televizyon kanallarında Ulusoy’un gizlice banda alınan bazı sözleri yayınlanır. Bantta Ulusoy “Kanal D’nin de ATV’nin de avradını s….m”, derken, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’yü kastederek “gereğini yapacakmış, buyursun da yapsın bakalım” demektedir.

Aynı gün Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, Trabzonspor maçında yaşanan olaylardan bahisle Futbol Federasyonu, MHK ve hakem Bülent Uzun’a ateş püskürür. Yıldırım, “Önümüzü kesmek için her yolu deniyorlar. Burnuma pis kokular geliyor. Bunlar yetmezmiş gibi, kulüplerden kazandıkları paraları başkalarına peşkeş çekiyorlar” der.

Aziz Yıldırım şöyle devam eder:

“Deniyor ki, ‘MHK özerk bir kuruluştur, onlara kimse müdahale edemez.’ Kesinlikle yalan. MHK üyeleri, Almanya’ya eğer kendi imkanları ile gitmişlerse söyleyecek bir sözüm yok. Federasyon götürdüyse, bu durumu kamuoyuna izah etmek zorundalar.

Görülüyor ki, Ulusoy federasyonu özerkliğini kaybetmiş, keyfi olarak idare edilen bir kurum haline gelmiş. Devleti hiçe sayıyor. Devletin de artık böyle bir federasyona dur demesi ve olaylara el koyması gerekiyor.

Trabzon’daki olayların sorumluları Federasyon, MHK ve hakem Bülent Uzun’dur. Sonuçla ilgili herhangi bir şikayetim yok. Benim şikayetim, bu neticeyi sağlamaya çalışanlara. Sayın Başkan M.Ali Yılmaz, hafta içinde, Bülent Uzun’un yönettiği maçları sürekli kaybettiklerini belirterek, onu etki altına aldı. Maçın sonunda da gördük ki, o kadar korkmasına gerek yokmuş.

Moldovan’a ceza alanı içerisinde yapılan harekete penaltı verilmedi. Arkasından Alpay gereksiz yere oyundan atıldı. Rüştü hakemi uyardı, tepki gösteren Ogün’e kırmızı kart çıktı. Fener’in kadrosunu azaltmak için her yola başvuruyorlar. Maçın 1. dakikasından sonuna kadar sahaya durmadan su şişeleri, ayran şişeleri atıldı. Sergen korner atmaya gittiğinde bir eli kafasındaydı. Taşlar atıldı, Bülent Uzun bir kez olsun anons yaptırmadı. Hakem, ‘Ogün beni tuttuğu için attım’ diyor. O zaman G.Saray-G.Antep maçında Hagi’nin yaptığı hareket neydi? Bu tür olaylar nedeniyle her maçta en az 3-5 futbolcunun atılması gerekir. Trabzon’da şahsına yönelik hiçbir hareket olmadı. Galip geldikleri için Trabzonspor’u kutluyor, olayları yatıştırmak için çaba harcayan sayın M.Ali Yılmaz’a teşekkür ediyorum.”

Trabzonspor – Fenerbahçe maçının gözlemcisi Seyfi Gözaydın, maç ile ilgili raporunda olayları ayrıntılarıyla anlatırken ağır ifadeler kullanır.

Emniyet güçlerinin Trabzonsporlu taraftarlara hoş görünmek için taraflı davrandığının belirtildiği raporda, taraftarların acımasızca dövüldüğü, sahaya yabancı cisim yağdırıldığı, hakem Bülent Uzun’un da hata yaptığı yazılır.

Gözlemci Seyfi Gözaydın’ın Futbol Federasyonu’na ulaşan raporunda, olayların maç öncesi Trabzonsporlu taraftarların Fenerbahçe tribünlerine taş atmalarıyla başladığı ifade edilr. 250 kişilik grup üzerine atılan taşlar nedeniyle iki Fenerbahçeli taraftarın başlarından yaralandığı ve ambulansla hastane kaldırıldığının belirtildiği raporda, polisin olaya seyirci kaldığı kaydedilir.

Sarı – Lacivertli taraftarların Vali’yi istifaya davet eden tezahuratından sonra tribünlere 100 kadar polisin girdiği ve Fenerbahçeli taraftarları acımasızca dövdüğünün belirtildiği raporda maç sonrası yaşanan tablo nedeniyle Aziz Yıldırım’ın arkadaşlarıyla birlikte sahaya inerek olaya müdahale ettiği anlatılır.

Bu sırada tribünden atlayan iki Trabzonspor taraftarının Yıldırım’a saldırmak istediği, Trabzonspor başkanı M.Ali Yılmaz’ın da saha içinde olması nedeniyle müdahale ettiği kayda geçer.

Raporda 15 dakika süren olaylar sırasında güvenlik güçlerinin Fenerbahçeli taraftarları joplarla dövdüğü, sahaya dönük kapının açılmasından sonra yaralı seyircilerin ambulanslarla hastaneye götürüldüğü belirtilir.

Karşılaşmanın gözlemcisi, maç sırasında özellikle Abdullah’ın topla buluştuğu anlarda tribünlerden su şişeleri, davul tokmakları ve bozuk para atıldığını rapor ederken, hakem Bülent Uzun tarafından oyunun durdurulup uyarı anonsu yapılmadığı, bunun da hata olduğu vurgulanır.

İKİ FARKLI BÜLENT UZUN

1 – Böyle şeylerle her yerde karşılaşan Bülent Uzun

Trabzonspor – Fenerbahçe maçının hakemi Bülent Uzun, sahaya atılan maddeleri ve edilen küfürleri, “Böyle şeyler Türkiye’nin heryerinde oluyor” diye yorumlar.

Uzun, gazetecilerin sorularını yanıtlamaktan kaçınırken, yaptığı kısa değerlendirmede, “3. dakikada anons mu yaptırılır? Antalya maçında kafama tokmak yedim, yine de anons yaptırmadım. Dünkü (önceki günkü) maçta da tezahürat ve yabancı maddeleri rahatsız edici bulmadım”.

2 – G.Saray maçını 5 dakika durduran Bülent Uzun

Yabancı madde yağmuruna ve küfürlere duyarsız kalan, Türkiye’nin her yerinde bunlarla karşılaştığını söyleyen Bülent Uzun, bir önceki sezon, 26 Nisan 1999’da oynanan Trabzon – Galatasaray karşılaşmasını, aynı gerekçeler yüzünden, 5 dakika durdurmuştur. Galatasaray’ın 3 – 0 kazandığı maçta, tribünlerden atılan maddeler yüzünden anons yaptıran Uzun, güvenlik gerekçesiyle yan hakeminin yerini de değiştirmiştir.

18 Ekim 1999’da Aziz Yıldırım şunları söyler;

“Bu seyirci sahaya iner. Kimse de önleyemez. Maçları doğru yönetsinler. Hem hakkımızı gasp edeceksin, hem de bunu beyan edeceksin. Toplum psikolojisinde bu insanları tutamazsınız.

Biliyorlar ki bir kere şampiyon olsak, beş sene devamı gelecek. Bizi kimse tutamayacak. O yüzden telaş içindeler. Hakkımızın yendiğini MHK üyesi Bülent Yavuz da açıkladı. Yavuz çıkıp, resmen Fenerbahçe’yi yiyoruz, dedi. Hep hatalar Fenerbahçe’ye rastlıyor, diye konuştu. Sonunda onlar da anladı”.

Galatasaray tarih boyunca alışıldığı üzere cevap vermekte fazla geç kalmaz. Başkan Faruk Süren;

“Fenerbahçe önce kendi kapısının önünü temizlesin. Büyük bir haksızlıkla karşı karşıya kalıyoruz. Fenerbahçe kendi uğradığı haksızlık yüzünden olayı bize bağlıyor. Takımımızın, futbolcularımızın ve teknik adamlarımızın başarılarını şaibe altına almak istiyorlar. Eğer bildikleri somut bir şey varsa lütfen ortaya çıkarsınlar. Aksi taktirde kendilerini müfteri ilan ederim.

Elbette son maçta hakemler hatalı. Ama o iş başka, bize saldırmak başka. Bizi hedef göstererek mazeret üretiyorlar. Kendi yaptıkları transferler, aldıkları hocalar doğru, sadece hakemler hatalı. Böyle bir şey var mı?”

Trabzon’da yaşanan olaylara tepki gösteren Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım hakkında soruşturma açılır. Futbol Federasyonu Hukuk Kurulu, maç sonrasında Yıldırım’ın bazı televizyon kuruluşlarına verdiği demeçlerde teşkilata ve federasyon başkanı Haluk Ulusoy’a yönelik hakaret ve itham edici sözler bulunduğu gerekçesiyle, ceza dosyası düzenlemeye karar verir.

Yine de hoşgörü (!) göstererek Yıldırım’ın, “G.Saray kollanıyor” sözlerini bir eleştiri olarak yorumlarlar.

Federasyon Hukuk Kurulu, yine basın yoluyla Ulusoy’a “şerefsiz” dediği savunulan sarı lacivertli yönetici Hulusi Belgü’yü ceza kuruluna yollar. Kurul, Alpay hakkında suç duyurusunda bulunmazken, hakem Bülent Uzun’a “ulan” diye hitap eden Ogün’ü de ceza kuruluna sevkeder.

Lütfen biraz ciddiyet – İslam Çupi

Ben futbol federasyonunun Haluk Ulusoy seçildikten sonra güvenirliğini tarafsızlığını her teşekkül için aynı ağırlıkta ve sevecenlikte oluşunu çok hızlı biçimde kaybettiği inancındayım. Futbol olarak tarihinin en zayıf günlerini yaşayan Fenerbahçe’nin üstüne hakemlerle gelindiği artık bir gerçektir.

Bu baskının son örneği Trabzonspor’daki atılmalar ve saha dışı olaylardır. Trabzon valisi ve emniyet müdürü maçtan sonraki beyanları sebebiyle derhal istifa etmelidir. Ama şartlar ne olursa olsun Fenerbahçe Türkiye’de bir cumhuriyettir. Bir gün bu cumhuriyetin idaresine öyle haşin adamlar oturur ki bunun hesabı federasyondan ve Ulusoy’dan fena sorulur.

Ben 1960’dan sonra Devlet Bakanı Malik Yolaç’ın Ankara’da bir milli takım kampını ziyaretinde Can Bartu’nun ayak ayak üstüne atışını ve pozisyonu bozmayışını devlet ciddiyeti ile bağdaştırmadığı için ikisi de Modalı olan ve Bartu’nun çocukluğunu bilen bakanın o esnada futbolcuyu azarlayacak yerde, futbol federasyonu başkanı olan imparator Orhan Şeref Apak’ı görevinden azlettiği günleri biliyorum.

Lütfen biraz devlet ciddiyeti futbol federasyonu…

Turgay Şeren yine Ulusoy’a yüklenir:

19 Ekim 1999 – Oteline dön Haluk – Turgay Şeren

Federasyon başkanlığı onayın 5 dakika sürdü. Kiğılı istifa etti, akraban Taranoğlu seni atadı. Ve cümbüş başladı. Federasyon binasını kahveye çevirdin. Ulusoy soyadı ülkemizde saygındır. Sen bu ismi de kemirdin kemirdin kemirdin.

Uzun zamandan beri Futbol Federasyonu Başkanımız Haluk ile yıldızlarımız barışmadı. Nedeni, federasyon başkanı olduğu günden itibaren, o koltukta yakışıksız işler yaptı. Dile kolay, Türk futbolunun başındasın sen Haluk. Oraya nasıl kuş gibi kondun, hepimiz biliyoruz.

Yakın akraban Taranoğlu kısa bir süre için Spordan Sorumlu Bakan olmuştu. Abdullah Kiğılı istifa etti, 5 dakika sonra senin federasyon başkanlığı onayın Spor Bakanlığı’ndan geldi. Seni çok uyardım Haluk. Sen zannettin ki ben senin düşmanınım. Asla, senin düşmanların etrafına topladığın danışmanların, bir de üstelik son olarak asbaşkan yaptığın Ata Aksu. Ata Aksu’yu şöyle bir hatırlayalım.

Futbol Federasyonu’nun küfürcü başkanını görev arkadaşları da hoş karşılamadı. İlk tepki Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu üyesi Ufuk Özerten’den geldi. Özerten, Ulusoy’un ATV ve Kanal D’ye küfür edip, ‘‘Gereğini yapacakmış. Buyursun yapsın’’ diyerek Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’ye de meydan okumasını eleştirdi.

Özerten, Bu olayı hoş karşılamanın mümkün olmadığını belirterek, ‘‘Kurumsal yapı zedeleniyor’’ uyarısında bulundu. Özerten, konuyu yarın yapacakları yönetim kurulu toplantısında konuşacaklarını ve kimin haklı, kimin haksız olduğunu belirleyeceklerini ifade etti.

Rahmetli Turgut Özal zamanında olaylı özerk Futbol Federasyonu seçimi iptal edildi. Bizim Ata pılısını pırtısını topladı, Futbol Federasyonu Başkanlığı koltuğuna oturdu. Turgut Özal ona haber gönderdi, ‘‘O koltuktan kalk, Gaziantep’e dön’’ dedi. Ata yerinden bile kıpırdamadı. Sonra ne oldu biliyor musunuz. Başbakanlığın emri ile polisler geldi, Ata’yı koltuğundan kaldırdı ve Futbol Federasyonu’nun Ankara’daki bürosundan kovdu. Şimdii, bu Ata bizim Haluk’un başdanışmanı, asbaşkanı ve onun akıl hocası.

Profesyonel futbolculardan çok uzaksın dedim, Haluk. Kulüp yöneticileri futbolcu kıyımı yapıyor, dedim. Satıştan kalan futbolcuların taksitlerini ödememek için yalan yanlış cezalar uyduruyorlar, dedim. Ama sen, kulak arkası ettin. Zira, kulüp yöneticilerinin çoğu genel kurul üyesi, onlara karşı gelemezsin. Onlar senin Futbol Federasyonu koltuğunun ayakları. Onlarsız çöker gidersin.

Talimatname gereği, kulüplerin lisansları, futbolcuların ve antrenörlerin federasyonca yasallaşmış alacakları ödenmeden vize olmaz. Sen bu kuralı da deldin, Haluk. Futbolcular perişan, senin umurunda mı? Senin için varsa yoksa genel kurul üyeleri.

Sana oy vereceklerin hepsini peşine takıp ülke ülke dolaştırdın, Haluk. Mazeretin de şu oldu, ‘‘Ben kendi paramla onları götürüyorum’’ dedin. Bu da ayıp Haluk. Yani onlara bir yerde rüşvet veriyorsun anlamına gelmiyor mu söylediklerin?

Futbol Federasyonu kurulunun da üstüne ölü toprağı serilmiş. Herhalde onlar da bir daha bu maroken koltuklara oturamayacağını düşünerek sana sıkı sıkı sarılmışlar. Artık deniz bitti, Haluk. Kanal D’ye ve atv’ye ana avrat söverken seni televizyonda izledim. Hem utandım, hem de üzüldüm. Ulusoy soyadı ülkemizde saygındır, Haluk. Sen bu ismi de kemirdin kemirdin kemirdin.

Aç dünkü gazeteleri bak, senin için neler yazıyorlar. Yapacağın şey şu: Sessiz sedasız istifa et, esas mesleğin olan oteline dön.

Türk futbol tarihinde sen ve senin federasyonun bir kabus ve utanç devri olarak hatırlanacak. Daha fazla direnme, Ata Aksu gibi sen de polislerle oradan kovulma.

19 Ekim 1999’da Ulusoy’un baskı yöntemlerinden birisine şahit oluruz.

Haluk Ulusoy Federasyonu, 3.lig kulüplerine bir faks göndererek imzalanmasını ister. Kulüplere, “Faksı imzalayın, eğer yönetim değişirse ayakta duramazsınız. Bizim sayemizde yaşıyorsunuz” denilir.

Gönderilen faks metni şöyledir:

Sayın Haluk Ulusoy Futbol Federasyonu Başkanı

Tarih, hep kötülerle iyilerin kavgasından bahseder. Şahsi menfaatlerini, toplumun menfaatlerinin önünde tutan insanlar, bulundukları toplumu sürekli çatışma içinde tutarlar. Eğer toplumun namuslu insanları güçlerini birleştirip, kötülere karşı kavga vermezse, sonunun hüsran olduğu hep bilinir.

Bu bağlamda Türkiye Futbol Federasyonu’na yapılan çirkin saldırıları kınıyoruz. Federasyon’un yanında olduğumuzu bildiriyoruz.

Saygılarımızla.

………. Kulübü

Aynı tarihte Futbol Federasyonu’nun milli maç seyahatlerine uçak dolusu misafir götürmesi her kesimden eleştiri alırken, Asbaşkan Ata Aksu bu uygulamayı da savunur:

“Bunda bir yanlışlık bulmuyorum. Delegelerin yurt dışına götürülmesi oy kaygısından değil. Politik bir yaklaşım yok. Genel Kurul’u parlemento olarak düşünün, milletvekilleri olarak düşünün. Parlemento üyeleri, milletvekilleri yurt dışına gitmiyor mu? Benim başarıma, üzüntüme, çalışmama niye ortak olmasınlar? Neden onları yok sayalım?”

Bu arada bir yurt gezisinin Futbol federasyonu’na 100 bin dolara malolduğu saptanır.

Ata Aksu, İrlanda maçının ihale yapılmadan Star televizyonuna verilmesi ile ilgili olarak ise, “Federasyon özel hukuk hükümlerine tabi tüzel kişiliğe sahiptir. İhale yapmak zorunda değiliz. Yönetimin takdiri. Bunda en ufak hukuki bir sakınca yok. Kendi denetim mekanizmamız var. Kimse bulanık suda balık avlamasın” der.

Milli takımın Almanya ile oynadığı maça 84 misafir götürülmüştür. Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’un davetlisi olarak Berlin’e götürülen kişilerin yemek, konaklama ve yol paraları federasyon tarafından karşılanırken kafilede genel kurul delegeleri, eşleri, federasyon danışmanları, yönetim kurulu üyelerinin arkadaşları da yer almıştır.

20 Ekim 1999’da Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, bir süre önce televizyonlarda yayınlanan küfür olayı ile ilgili olarak;

“Söylememem gerekirdi ama bende bir insanım. Ağzımdan bu sözler çıktı. Bu dostane bir konuşma arasında söylenen bir laftır. Onlara güvendim. Ama herşeye rağmen böyle sözler sarfetmemem gerekirdi. Üzüntülüyüm. Türkiye’de yaşayan herkesten bu sözlerim nedeniyle özür diliyorum.

Fenerbahçe’nin hakem konusundaki tepkileri doğal olabilir. Ama biz hiç bir hakemimizin art niyetli olduğuna inanmıyoruz. Varsa artniyetli olanlar çıkıp bizi uyarsınlar. Hiç bir zaman federasyon takımları şampiyon yapmaz. Böyle bir mantık olamaz. Biz neden Fenerbahçe’ye karşı art niyetli olalım ki? Biz tüm kulüplerin federasyonuyuz”

Futbol Disiplin Kurulu, Fenerbahçe maçında çıkan olaylar nedeniyle Trabzonspor’dan savunma ister. Savunma şöyledir:

“Fenerbahçe otobüsü maç sonrası kesinlikle taşlanmamıştır. Böyle bir olay olmadığı gibi, uydurmadır ve gözlemcinin de bunu görmesi mümkün değildir. Abdullah’ın aleyhine tezahürat olabilir. Bunun nedeni de hafta boyunca yapılan açıklamalar nedeniyle Trabzonspor taraftarının bu oyuncuya karşı tepki duymasıdır.

Bir futbolcunun moralini bozmak açısından küfüre yer vermeden olumsuz tezahürat da doğal karşılanmalıdır. Ama sahaya atılan pet şişeleri kesinlikle tasvip etmiyoruz. Bu ne yazık ki Türkiye’nin tüm statlarında yaşanmaktadır.

Aziz Yıldırım ve yöneticiye saldırı olayı da doğru değildir. Kaldı ki maç bittikten sonra Aziz Yıldırım’ın ve yöneticilerin sahanın içine izinsiz girmesi de kabul edilemez. Yönetmenliklere aykırıdır. Maç başında, maç içinde ve maç sonunda Fenerbahçe taraftarının aşırı tahriki vardır. Buna rağmen, Trabzonspor taraftarı olgun davranmıştır. Maç boyunca da 2 takım futbolcuları, yöneticileri, teknik kadroları arasında en küçük bir sorun yaşanmamıştır.”

21 Ekim 1999 tarihinde Bakanlar Kurulu’nun Resmi Gazete’de yayımlanan kararı ile Türkiye 1. Futbol Ligi’nin herhangi başka bir ad altında yürütülemeyeceği hükmü getirilir. Milli maçların da canlı, banttan, özet veya haber amaçlı görüntü olsun, televizyondan şifresiz olarak yayınlanması karara bağlanır.

Aynı tarihte Futbol Federasyonu hakkındaki suçlamalar sonrası Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün isteği ile harekete geçirilen Başbakanlık Teftiş Kurulu, federasyon hakkında incelemelere başlar. Başbakanlık Teftiş Kurulu müfettişleri, Türkiye Futbol Federasyonu’nun Ankara ve İstanbul’daki binalarına giderek, kayıtları incelemeye alırlar. Federasyonun Ankara’daki belgeleri de müfettişlerin incelemeleri amacıyla İstanbul’a gönderilir.

22 Ekim 1999’da Kanal D, Türkiye 1. Lig karşılaşmalarının yayını konusunda çıkan tartışmalar sırasında “Avradını s… Kanal D’nin de ATV’nin de” diyen Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’a 250 milyar liralık tazminat davası açar. Ayrıca, Ulusoy hakkında, hakaret suçundan dava açılması için, Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunur.

23 Ekim 1999’da Divan Kurulu’nda konuşan Aziz Yıldırım;

“Topyekün savaş içindeyiz. Galatasaray da bu savaşta bir piyon.

Fenerbahçe’nin başka dostu yok. Galatasaray hakemler ve federasyon tarafından korunuyor. Ancak esas olay, Anadolu kulüplerinin üç büyüklerin hegemonyasına son vermek için yaptıkları organizasyondur. Galatasaray da bu oyunun bir piyonudur. Küçük kulüpler televizyon gelirleri ile bütçe sıkıntılarından kurtulmak için federasyonla birlikte bir mücadele içindeler. İki üç kulüp başkanı federasyonu idare ediyor. Fenerbahçe, Anadolu kulüpleri içinde en büyüğüdür. Ancak geçen yıllardaki yanlış politikalarla diğerlerinden uzaklaştırıldı. Yan yana gelmesi de artık çok zor.

Benden hakem için yardım isteyenler şu anda çıkarları olduğundan dolayı federasyonun arkasındalar. Çünkü federasyon, televizyon gelirlerini bankalardan alabilmeleri için onlara hesaplarında temlik olmadığına dair yazı veriyor. Hepsinin hesabı temlikli. Artık topyekün bir savaş içine girmeliyiz. Hakem hatalarını federasyon da, MHK de kabul ediyor. Ancak art niyet yok diyor. Art niyetsiz hata olmaz. Hata bir iki defa olur. On defa olursa bunun arkasında kasıt vardır”

24 Ekim 1999’da 10.000’e yakın Fenerbahçeli taraftar Bağdat Caddesi’nde toplanıp Şükrü Saraçoğlu Stadı’na kadar yürüyerek, Futbol Federasyonu ile Merkez Hakem Kurulu’nu protesto ederler. Taraftarlar, yol boyunca, “Ulusoy istifa” diye haykırlar.

Ulusoy ve Hilmi Ok’un fotoğraflarının yeraldığı bir bildiriyle, “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak mesajı veren taraftarlar, G.Saray’a da gönderme yaparak, “Geçmiş olsun.. Ayağına sağlık Chelsea. Artçı şok devam ediyor” gibi pankartlar açarlar. Taraftarlar, “Haluk federasyonu yok, Cimbom Avrupa’da yok” diye tempo tutarlar.

29 Ekim 1999 tarihinde, Fenerbahçe maçında çıkan olaylar nedeniyle 1 maç saha kapama cezası alan Trabzonspor’un itirazı Tahkim Kurulu’nda kabul edilir ve ceza kaldırılır.

12 Kasım 1999’da Fenerbahçe Teknik Direktörü Zeman, milli maçlar nedeniyle 21 Kasım Pazar gününe kaydırılan derbi maçının, Galatasaray’ın UEFA Kupası karşılaşması nedeniyle ileri bir tarihe alınmasına karşı olduğunu söyler. Ancak Ulusoy federasyonu 17 Kasım’da maçı 29 Aralık tarihine ertelediğini açıklar. Zdenek Zeman, “Karar skandaldır” yorumunu yapar.

Alınan bu erteleme kararının tamamen G.Saray’ı korumak için yapılan bir operasyon olduğunu ileri süren Başkan Aziz Yıldırım, Federasyonun tamamen kendine yakışan bir karar aldığını ifade eder, “Biz pazar günü oynamak istiyoruz. G.Saray da erteleme istememiş. Yabancı futbolcularımız bu tarihlerde gitmek isteyecekler. Bu nasıl iştir anlam vermek mümkün değil. Bu karar kesinlikle yanlıştır. Maça tam konsantre olmuşken böyle yanlışlık olmaz“ der.

Asbaşkan Necdet Ersoy da konuyla ilgili olarak Federasyonu suçlarken, “Artık yapacakları tek şey kaldı. Federasyon bayrağının üstüne G.Saray’ı da dahil etsinler. G.Saray’ın milli futbolcuları maçın erteleneceği pazartesi gününden biliyordu. Federasyon Fenerbahçe camiasına açıkca meydan okuyor. Tahrike devam ediyor” diye konuşur.

Asbaşkan Kiğılı, “Çıksınlar G.Saray’a göre lig kursunlar” der.

18 Kasım’da Genel Sekreter Köksal Özbek, Asbaşkan Abdullah Kiğılı, Futbol Şubesi Sorumlusu Ali Yıldırım ve yönetici Rint Akyüz bir basın toplantısı düzenler ve “Bu maçı oynamak istiyoruz. Tahkim’e başvuracağız” açıklamasında bulunur. Özbek, “Büyük sıkışıklığa giren lig daha da çıkmaza götürülüyor. İtirazımızın sebebi iki kulübün de erteleme talebinde bulunmamasıdır” der.

30 Kasım 1999’da, Kanal D’den sonra Sabah ve ATV de Türkiye 1. Ligi maçlarının yayını konusunda çıkan tartışmalar sırasında küfür eden Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’a 300 milyar liralık tazminat davası açarlar.

5 Aralık 1999’da Fenerbahçe sahasında Bursaspor ile karşılaşır. 2-0 öne geçtiği karşılaşmada 2-2 berabere kalan Fenerbahçe’nin 87. dakikada bir penaltısı hakem İlhami Kaplan tarafından verilmez.

Fenerbahçe 8 Aralık 1999’da, teknik direktör Zeman’ın, “Sergen bu saatten sonra bize faydalı olamaz. Ayrılmasında bir sakınca yoktur” demesi üzerine Sergen’in sözleşmesini fesheder.

Bu arada G.Saray’da mali sorunları aşmak için kulüp hisselerinin AIG’e satışı tartışılmaktadır. Kulüpte dönen dolapları 11 Aralık 1999’da Turgay Şeren yazar:

Turgay Şeren: Galatasaraylı göreve

Galatasaray Spor Kulübü’nün bugün olağanüstü kongresi var. Faruk Süren başkan olduğundan beri bu kaçıncı olağanüstü kongre, sayısını bilemiyorum ama oldukça kalabalık.

Hatırlayacaksınız, Faruk Süren bir Amerikan şirketi olan AIG ile anlaşma yapmak üzereydi. Neydi bu anlaşma? G.Saray Spor Kulübü’nün yüzde 42 hissesini 28 milyon dolara bu şirkete satacak ve gününü gün edecekti. Ocak ayında ödenmesi gereken 10 milyon dolar ödenecek, kısa bir süre gelen para ile rahat edilecekti. Ancaak Galatasaraylı o kadar aptal değil. Aklı başında olanlar ayaklandı. Görelim bakalım dediler şu ön anlaşmayı. Oysa Faruk Süren’in amacı hiç fazla konuşmadan, olayları alevlendirmeden olağanüstü kongreyi toplayıp yandaşları ile birlikte kongreden bu satışın kararını çıkarıp sırtüstü yatmaktı.

G.Saray kongresi 7 kişilik bir komisyon seçti. Ki bu komisyon, her zaman söyledim, kendi konularının en üst kişileridir. Çoğu hukuk profesörüdür, yeminli mali uzmanlardır. Sonuçta rapor hakkında fikirlerini söylediler. Dediler ki; AIG ile yapılacak bu anlaşma Galatasaray’ın felaketi olur. G.Saray’ın geleceği ipotek altına alınır.

Sonra Faruk Süren, Galatasaray kongre üyelerine bir bildiri dağıttı. O bildirinin içinde böylesine güzide Galatasaraylılar’dan kurulu, Galatasaray’da duayen olmuş kişilerin yazdıkları bu rapora itibar edilmemesini ima etti. Ve açık açık da “Bunlar düzeltilemeyecek şeyler değil” dedi. Yani komisyonun raporu önemli değil demeye getirdi. Ben bu komisyonun raporunu tanıdığım mali uzmanlara ve hukukçulara didik didik ettirdim. Bu 7 kişi fevkalade bir rapor hazırlamış. Bir tek yanlışları yok diye de geçen gün yazdım. Süren’den ve yandaşlarından tıs çıkmadı, zaten çıkamazdı.

Tekrar ediyorum, bu bir hisse senedi satışı değildir. Bu yıllık yüzde 40 faizle alınan dolara endeksli bir kredidir. Geçenlerde Türk ekonomisinde en büyük yerlere gelmiş, Galatasaray’ın yetiştirdiği dört dörtlük İnan Kıraç, AIG ile yapılacak bu anlaşmaya karşı çıktı. Faruk Süren’in cevabı: “O da 8 bin Galatasaray üyesinden bir tanesi.” Vay, vay, vay… Peki, Faruk Süren’in yakasından Galatasaray Başkanlığı etiketi alınırsa o ne olacak acaba? Geçenlerde Borsa gazetesinde okudum. Süren’in sahip olduğu Bricolage Transtürk Yapı Market Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin 600 milyar liralık halka açılma başvurusu işlemden kaldırılmış.

Geçen gün divanda sınıf arkadaşım olacak birisi çıkmış, abuk sabuk laflar etmiş. Ben, bir kısımın mideden bağlı, bir başkasına anlamıyorlar, bir diğerleri için de G.Saraylı değil, yüreklerinde pislik var diye yazdım. Onu da ikinci bölümde düşünüyordum, yani anlatılanı anlamayanlar kısmında. Zira G.Saray Lisesi’nde sıfır bir öğrenciydi. O kendine birinci yazdığımı yakıştırmış. Yani mideden bağlı kısmını. Herhalde doğru yapmış. Benim de oğlum G.Saray Spor Kulübü’nden 3.5 yıldır 10 bin dolar aylık alsa, ben de Faruk Süren’in şakşakçısı olurum! Haddini bil Özdemir Kalpakçıoğlu.

Fenerbahçe 14 Aralık 1999 tarihinde Türkiye Kupası maçında Pendikspor’a 2-1 yenilir ve elenir. Zeman istifa eder, ama istifası kabul edilmez.

Aynı akşam kaptan Rüştü tesislerden ayrılırken saldırıya uğrar.

16 Aralık’ta Türkiye Kupası’nda Siirt Jet-Pa’yı penaltı atışlarında 5-2 yenerek turu geçen Altay, Siirt’te yaşadığı olayları kınar. Maç boyunca taş yağmuruna tutulan, teknik patronu Celal Bölgen ölümden dönen, üç futbolcusu da sakatlanan siyah beyazlılar, Jet-Pa antrenörü Uğur Tütüneker’in tribünleri sürekli tahrik ettiğini iddia ederler.

Özerkliğin ne olduğu, neleri kapsadığı tartışmaları o yıllarda da sürmektedir. Turgay Şeren’in 24 Aralık’ta yazdığı yazı bu konudadır ve günümüzle büyük benzerilikler taşımaktadır. Hatta 2007 Şubat’ında yazılsa ya da basılsa, amiyane tabirle “cuk oturur” (not: yazıda geçen “bakan” M. Ali Şahin değil, Fikret Ünlü):

Turgay Şeren: Özerk değil, özel

Rahmetli Turgut Özal, 3813 Sayılı Futbol Yasası’nın temel atıcısıdır. Sonra da zamanın Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Yılmaz belirli değişikliklerle bu yasayı çıkarmıştır. Yasanın eksik tarafları vardır. Dört yıl için seçilen Genel Kurul üyeleri, kulüpleri küme değiştirse de yerlerini muhafaza etmektedirler. Bu, büyük hatadır. Genel Kurul, üçte iki çoğunluk toplanmadan açılamamaktadır. Bu, büyük sıkıntılar doğurmuştur. En önemlisi, Futbol Federasyonu Başkanı seçimleridir. Başkan, Genel Kurul içinden yönetim kurulu üyelerini seçmeli, artı iki veyahut üç inandığı, güvendiği teknisyeni dışarıdan yönetim kuruluna almalıdır, Genel Kurul 100 kişiyi geçmemelidir. Artı Denetleme ve Tahkim Kurulu kesinlikle Bakanlık tarafından atanmalıdır.

Şimdi garip bir tartışma başlatıldı; Bakan tekrar özerkliği yok ediyor diye. 3813 sayılı yasanın en büyük özerkliği maddi imkanların Futbol Federasyonu emrine verilmesidir. Bir portakal suyunun Beden Terbiyesi’nin onayıyla içildiği milli takım kampları şimdi Avrupa’nın en güzel yörelerinde yapılmakta ve futbolcularımız hak ettiği rahatlığı yaşamaktadırlar. Bu büyük bir aşamadır.

Ancaak, yasa, gene de devletin Futbol Federasyonu’nu denetim ve gözetim altında tutmasını emreder. Emreder etmesine de, ne yazık ki bugüne kadar devletin dışında herkes federasyona egemen olmuştur. Ne yazık ki bu konuda yetkili bakan yahut başbakanlık en ufak bir yetkisini kullanamamıştır. Kullanması da söz konusu değildir. Yetkilinin yapacağı tek şey, Genel Kurul’u toplamaktır; o da üçte iki çoğunluk gelirse.

Şimdi Haluk Ulusoy Federasyonu, Başbakanlık Teftiş Kurulu’nca didik didik ediliyormuş. Yönetim kurulunun aldığı kararlar çerçevesinde eğer harcamalar yapılmışsa ne soruşturulabilir? Esas, harcama yetkileri aşılmış mıdır, bütçe delinmiş midir, federasyon baba çiftliği gibi yönetilmiş midir bunlar araştırılmalıdır. Türk futbol kamuoyu önünde araştırılmadan dahi olaylar iyi veya kötü sinema şeridi gibi geçmektedir. Şimdi Bakan Fikret Ünlü yeni yasaya birkaç madde ekleyerek, Futbol Federasyonu’nun özerkliğine hiç dokunmadan bazı denetimler getirmektedir. Bu, özerkliğe karşı gelmek değildir. Bu, Futbol Federasyonu ve heyetini karar verirken düşünmeye mecbur etmektir. En basiti, hala 100 milyar liralık milli takımımızın primi lafta kalmıştır.

Tekrar ediyorum, bu ne kadar özerk olursa olsun, özel bir yasadır. Ve bu yasayı kimse şahsi çıkarları için kullanamaz. En önemli kısmı da devletin her türlü imkanlarıyla donatılan Futbol Federasyonu’nun devletçe denetlenmesidir. Türkiye’de yaşayan hiç kimse buna hayır diyemez, hakkı yoktur. Hatta ne UEFA, ne FIFA.

Fenerbahçe yeni binyıla büyük sıkıntılarla girmektedir.

1999’un son gününde Futbol Federasyonu, 2000 Avrupa Şampiyonası Finalleri’ne katılma primini 60’ar milyar liradan 10’ar milyar liraya indirir. Bunun üzerine Milli Takım futbolcuları bu primi almayacaklarını Teknik Direktör Mustafa Denizli aracılığı ile federasyona bildirirler ve parayı almazlar.

Federasyonun prim miktarındaki bu indirimi, Başbakanlık Teftiş Kurulu’nca başlatılan sorusturma nedeniyle yaptığı iddia edilir.

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15