FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Posts Tagged ‘AKP

ADALETİNİZE TÜKÜREYİM

leave a comment »

On yılı aşkın süredir adım adım ele geçiriliyor her yer, her kurum, hatta bireyler…

Direnen, teslim olmayan ezilmeye çalışılıyor. Kimisi pes ediyor. Pes etmeyenlerin, davasına güvenenlerin kararlılığı ve öfkesi ise törpüleniyor.

Ülkede adaleti sağlayacak kurumların tümünde adaleti hiçe sayanların üstünlüğü var. Ama “iktidar hayatı hedef aldığında, hayat iktidara direniş oluyor.” Hayatına sahip çıkanlar teslim olmuyor, zira Hotsumi Ozaki’nin kızına tavsiyesindeki gibi “acıya hiçbir zaman boyun eğmemek gerekir. Hayatta en kötü şey teslim olmaktır.”

Teslim olmayanların ödediği bedellerin, adaleti sağlamakla yükümlü kurumların kimler tarafından işgal edildiğinin mükemmel bir özeti papazincayiri.blogspot.com da aethewulf tarafından yapılmış. Uzun, detaylı bir yazı, ama üşenmeyin, okuyun, okutun ve dönüp bir daha okuyun…

Bir ilave yapacağım o yazıya; Serhat Ulueren RTÜK’ün kurduğu, spor programlarında etik kuralları belirleyecek alt komisyon üyesi oldu. Adalet beklediğimiz kurumların mikro bir göstergesi sizlere… İftiradan ertelenmiş cezası bulunan, onlarca yalan haberi ortaya çıkmış bir adam etik kuralları belirleyecek…

İşte “yeni” Türkiye’nin adaletin sisteminden bir kesit…

Trabzonlu Yusuf Reha Alp de onca yazısına rağmen PFDK üyesi değil miydi? Şimdiki üyeler çok mu farklı?

Sistem içinde kalarak sistemle savaşılmaz. Sistemi yıkmak, yenisini ve adetlisini kurmak için savaşırsanız umut vardır.

Carlyle’ın dediği gibi “düzen kölelik ve zulüm anlamına geldiğinde, düzensizlik adalet ve özgürlüğün başlangıcıdır”…

NOT: Alıntılar Jacques Verges’in Savunma Saldırıyor kitabındandır. Tavsiye ederim.

Written by kesinofsayt

21 Aralık 2012 at 14:32

AKP, MHK, PFDK, Siyaset, TFF, Yusuf Reha Alp kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , ,

SANDIKTA GÖRÜŞÜR(MÜY)ÜZ!

leave a comment »

Bu yazıyı yazmadan oldukça düşündüm, zira çok ince bir zemin. Ancak yazılmalıydı ve yazıldı…

Fenerbahçe Spor Kulübü’ne yapılan 3 Temmuz darbesinden sonra Fenerbahçe taraftarı (bazı küçük aykırılıklar dışında) müthiş bir birliktelik gösterdi, gösteriyor. Operasyonu yapanlara karşı tepkisini demokratik yollarla her ortamda, bıkmadan, usanmadan sürekli gösteriyor. Kafasında şüphesi olanlar bile iddialar yığını ve savunmalardan sonra şüphesinden arındı ve yöneticilerine bağlılığı, inancı tazelendi. 3 Temmuz öncesinde, art niyetli olmadan Aziz Yıldırım’a muhalif olanlar bile tümüyle başkanın yanındalar şu anda.

İlk toz dumandan sonra operasyonun cemaatin devlette konumlandırılan birimleri tarafından ve hükümetin onayıyla yapıldığı kanısı iyice yerleşti birçok Fenerbahçelinin kafasında. Gösterilerde, yürüyüşlerde her siyasi kesimden, her dini inançtan, her toplumsal katmandan insan sevdasının yanında saf tutuyor. Ve hemen her gösteride cemaat ve hükümet aleyhinde sloganlar atılıyor, “sandıkta görüşürüz” tezahüratı dinmiyor. Gerçekten de böyle bir gücü var mı Fenerbahçe’nin, Fenerbahçelinin? “Var” diyenler bir daha düşünsünler. Mesela Trabzon kentindeki oy potansiyeli nedeniyle, onları küstürmemek adına Trabzonspor’un her türlü şımarıklığına göz yuman siyasiler Fenerbahçe’ye neden aynı yakınlığı, anlayışı göstermiyorlar sizce? Evet, Fenerbahçeliler çok daha büyük bir oy potansiyeline sahip. Hem de tek bir kentte değil, tüm ülkede. Ama sandığa gidildiğinde işler hiç de öyle olmadı, olmuyor… Oysa Fenerbahçelilerin siyasi parti / Fenerbahçe tercihi farklı yapılsa, yapılabilse belki de herşey bir anda değişecek.

Bu yazı aslen AKP’ye oy veren Fenerbahçeliler için yazıldı. Sadece nacizane bir ricadır, daha ötesi değil. Olamaz da… Zira bizim “başkaları” gibi insanların siyasi iradesine ipotek koymak gibi bir misyonumuz yok.

Lütfen önceliklerinizi düşününün; sevdanız mı, siyasi görüşünüz mü? Sevdanıza el uzatanlara sessiz kalmak mıdır doğrusu, yoksa sevdanıza sahip çıkmak mı? Mutlaka karşı bir görüşe meyletmek mecbur değil. Sandığa gitmemek, hatta daha da güzeli, sarı laci çubukluyla gidip “boş oy” vermek de bir tercihi, bir tepkiyi belirtir. “Sizler, hepiniz bana sahip çıkmadınız, ben de sizi istemiyorum” demektir bu…

Lütfen, ilk seçimlere kadar düşününün. Ama iyi düşünün…

Sevdanız mı, onu parçalamaya, elinizden almaya çalışanlar mı?

NOT: Bu satırların yazarı AKP’ye oy vermemiştir. Diğer kitle partilerine de güvenmemektedir ve onlara da oy vermeyecektir. Sözün özü; bu yazı “başka” bir siyasi partinin “çaktırmadan” propagandası değildir. 

Written by kesinofsayt

17 Nisan 2012 at 11:12

AKP, Fenerbahçe, Siyaset, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

YETER! BEN DE MÜDAHİLİM…

leave a comment »

Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan Sızıntı – Wikileaks’te Ünlü Türkler kitabını okumadıysanız bile duymuşsunuzdur mutlaka.

Dünyayı sarsan, gizli Amerikan diplomatik kriptolarının Wikileaks üzerinden tüm dünyada yayınlanması ülkemizde de ses getirmişti “kısa bir süre”! Gerçi kitapta örnekleriyle gösterildiği gibi Türk medyasının bir kısmı belgeleri sansürledi, manipüle etti. Ancak gerçekler gizli kalmıyor…

Kitap OdaTV’de gazetecilik yaparken Ergenekon Soruşturması nedeniyle tutuklanan Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu imzasını taşıyor. Bu iki ismin siyasi görüşlerine katılmayabilirsiniz, yazdıklarına ya da yorumlarına da katılmayabilirsiniz. Dünyaya bakış açınıza göre bu normaldir. Ancak reddedilemeyecek tek olgu belgelerin gerçek olduğu. Zaten Amerikan Hükümeti de belgelerin gerçekliğini onaylıyor. Kitapta söz edilen belgelerde Amerikalı diplomatların (elçi, ataşe, müsteşar, danışman vs) ABD’ye çoğu “gizli kaydıyla” yolladığı değerlendirmeler yer alıyor. Bilgilerin büyük çoğunluğu ilgili diplomatların duyum, izlenim, birebir görüşmelerle edindikleri bilgiler gibi “subjektif” içeriğe sahip. Ancak bazıları doğrudan polis tarafından bu diplomatlara verilen “birifinglere” dayanıyor.

Sonuç olarak içeriklerinin, yani bu diplomatlarını ABD hükümetine aktardığı bilgilerin çoğunun “doğruluğu”nun kanıtı yok. Ama belgeler en azından şunu net bir şekilde gösteriyor: ABD’nin Türkiye’ye, Türk makamlarına (sivil, asker) bakış açıları ve diplomatların bu “subjektif” bilgileri karşılığında oluşturulan politikalar. En net gerçek ise şu: ABD hükümeti kendi ali menfaatleri uğruna Türkiye’de AKP iktidarını destekliyor, Kemalist / ulusalcı / asker kesime ise ABD aleyhindeki  siyasetleri nedeniyle sıcak bakmıyor. Hatta tasfiyesi işine geliyor.

Yazarların yorumlarından uzak durmak isteyen herkes, İngilizce bilmek kaydıyla, belgelerin asıllarına ulaşıp okuma imkanına da sahip. Yani gizlenen, saklanan birşey yok.

Yine tartışmasız bir gerçek Taraf Gazetesi’nin sürece doğrudan müdahil olduğu ve belgeleri resmen sansürleyerek yayınladığı. Yani yayınladıkları belgelerde, Taraf yazarlarının sevmediği, istemediği kişi ve kurumlar aleyhindeki kısımların olduğu, “aynı belgede olsa dahi” lehteki herşeyin yok edildiği… Wikileaks belgeleri de orada, Taraf Gazetesi’nin arşivi de… Dileyen herkes bakabilir. Zor değil!

“Bunca laf Fenerleaks’te ne arıyor” diye homurdanmaya başlamışsınızdır. Tamam!

AKP / Cemaat karşıtı kişi, grup ve kurumların tümünün hemen hemen aynı yöntemlerle ve hatta aynı kişilerce (savcı, polis, medya) mahkemelere sürüklendiği, hatta içeri alındığı kitaptaki “az” sayıdaki belgeyle bile net şekilde görülüyor.
Soruşturmanın her aşamasındaki kişi ve kurumların, üstüne üstlük yöntemlerin ve kamuoyu oluşturmak için “kullanılan”  medyanın (başta Taraf) aynılığı “Şike Davası”nın “aslında ne olduğu“nu çok net bir şekilde gösteriyor. Davaya “sanık olarak dahil olmalarına rağmen” kendilerini sanık değil “müdahil” görenlerin de bu cüreti nereden aldıklarının ipuçları burada.

Mümkünse kitabı edinin, okuyun. Siyasi görüşünüz ne olursa olsun…
İngilizceniz varsa Wikileaks sitesinde  orijinal belgeleri okuyun.
Okuyun ve Türk medyasının manipülasyonlarına gelmeyin. Sevseniz de sevmeseniz de Aziz Yıldırım’ın şu sözleri çok önemli, bir saniye düşünün sadece: “Ne şikesi kardeşim, memleket elden gidiyor”…

Sağcı, solcu, ateist, muhafazakar, dinci… Ne olursanız olun. Türkiye ABD’ye satılıyor. Farkedin!

Yazının Bonusu: WIKILEAKS BELGELERİNDE TRABZONSPOR

Wikileaks belgelerinde Trabzonspor ile ilgili iddialar da dikkat çekiciydi.
8 Haziran 2005 tarihinde ABD Büyükelçisi Eric Edelman’ın Siyasi İşler Danışmanı John Kunstadter tarafından kaleme alınan “gizli” ibareli notun 7. Maddesi, AKP Trabzon Milletvekili Faruk Nafiz Özak hakkında önemli bilgiler veriyordu.
John Kunstadter, Özak’ı “Milli Görüş’ün Sufi çizgisinden” diye tanımlarken, “sessiz, mesafeli ve Erdoğan’a sadık” bir isim olarak tarif ediyordu.
Konunun daha iyi anlaşılması için önce Özak’ın geçmişinden bahsedelim…
Dindar bir aileden gelen Faruk Nafiz Özak, din adamı yetiştiren Trabzonlu Hafız Ali Haydar Özak’ın oğluydu. Gençlik yıllarından itibaren futbola ilgi duyan Özak, 1967 yılında kurulan Trabzonspor’un ilk profesyonel oyuncularından biriydi. Çeşitli aralıklarda Trabzonspor’da futbol oynayan Özak’ın Trabzonspor’daki profesyonel futbol yaşamı, takımın şampiyon olduğu 1975-1976 sezonuna kadar sürdü. Özak, aktif futbol yaşamından sonra futboldan kopmadı. 1978 yılından itibaren spor basınında köşe yazarlığı yapan Özak, 1982 yılından sonra da Trabzonspor’da çeşitli kademelerde yöneticilik yaptı.
AKP’nin içinde ağırlığı sürekli konuşulan müteahhit grubundan olan Özak, Doğu Karadeniz’e inşaat malzemesi satan pek çok şirketin temsilciliğini yürütüyordu. Kısacası Özak, Trabzon’da inşaat, din ve futbolla tanınan bir isimdi.
Özak’ın genel olarak sağ hükümetlerle olumlu bir ilişkisi olmasına rağmen, aktif siyaset yaşamı 3 Kasım 2002 seçimleriyle başladı. Özak, bu seçimlerde parlamentoya Trabzon milletvekili olarak girdi. Bu seçimlerde AKP, Trabzon’da %43 oy alarak birinci parti oldu ve 8 milletvekilliğinden 6’sını kazandı. 2. Parti olarak 2 milletvekili çıkaran CHP’nin oy oranı %14 idi.

2004 Yerel Seçimleri

Bu seçimlerden sadece 1,5 yıl sonra gerçekleşen 2004 Mart yerel seçimleri AKP açısından bir hezimetti. AKP Trabzon Belediye Başkan Adayı Mazhar Yıldırımhan bu seçimlerde % 35.46 oy alırken, CHP adayı Volkan Canalioğlu % 35.97’lik oy oranı ile Trabzon Belediye Başkam seçildi. Türkiye’de iktidarda olan partinin oylarının yerel seçimleri olumlu yönde etkilemesi geleneği Trabzon’da bozulmuştu. AKP, Karadeniz’de önemli bir kalesini kaybetti.

Özak Bakan Oldu

2004 seçimlerinde yaşanan kaybın ardından, tam bir yıl sonra, kabinede önemli bir değişiklik meydana geldi. Erdoğan tarafından başarısız bulunan Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü, Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki Ergezen ile Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Güldal Akşit görevden alınırken, Güçlü’nün yerine Diyarbakır Milletvekili Mehmet Mehdi Eker, Ergezen’in yerine Trabzon Milletvekili Faruk Özak, Akşit’in yerine de İstanbul Milletvekili Nimet Çubukçu atandı. Bu durum Abdullah Gül ve Erdoğan arasındaki dengeler bağlamında bir başka bölümde ele alındı.
Bu değişim ile Faruk Özak, hükümet içinde önemli bir pozisyona yükseldi. Ankara kulislerinde konuşulanlara göre, Özak’ın Bayındırlık Bakanlığı görevine gelmesi beklenmedik bir gelişmeydi. Adı Trabzonspor ile özdeşleşen müteahhit kökenli Özak, Bayındırlık Bakanlığı ile aynı zamanda pek çok inşaat projesinin kaderini de eline alıyordu.

Aktuğ Görevden Ayrılıyor

Özak’ın göreve gelmesinin ardından Trabzonspor’da da bir değişim yaşanıyordu. O tarihte, Trabzonspor’un başkanlığı görevini eski bir CHP’li Belediye Başkanı olan Atay Aktuğ yürütüyordu. Aktuğ’un başkanlığındaki Trabzonspor, 2003-2004 sezonunda ligin son haftalarına kadar kovaladığı şampiyonluğu Fenerbahçe’ye 4 puan farkla kaptırarak 72 puanla 2. olmuştu. Trabzonspor, 2004-2005 sezonunda da son haftaya kadar süren mücadelede 77 puanla yine Fenerbahçe’nin 3 puan gerisinde kalarak ligi 2. sırada bitirmişti. Uzun yıllardır “4. Büyük” görüntüsünden uzaklaşmış Trabzonspor için lig ikinciliği önemli bir başarı sayılabilirdi. Ancak takımın Kıbrıs Rum Kesimi takımlarından Anorthosis Famagusta’ya Şampiyonlar Ligi ön eleme turunda elenmesi, Trabzonspor yönetimi için istifa seslerinin yükselmesine neden oldu.

Aslında Anorthosis Famagusta, kamuoyunda tanınmayan bir kulüp de olsa, o yıl inanılmaz bir başarıya imza atıyordu. Trabzonspor’un ardından Rapid Wien ve Olympiakos gibi iki Avrupa takımını da eleyerek Şampiyonlar Ligi’ne kalan Anorthosis; Nikopolidis, Kovacevic, Djordjevic, Zewlakow, Raul Bravo gibi önemli isimleri barındıran Olympiakos’u 3-0 gibi bir skorla yeniyordu. Şampiyonlar Ligi’nde ise Panathinakos’u yenip Werder Bremen ile iki maçta beraber kalıyor, Inter ile 3-3’lük sürpriz bir beraberlikle Şampiyonlar Ligi’nde 6 puan toplayarak son anda gruptan çıkamıyordu. Inter’in aynı grupta 8 puan topladığı düşünülürse, bu durum Anorthosis’in başarısının tesadüf olmadığının göstergesiydi. Ancak Trabzonspor’un elenmesi kulüp içinde çatlak seslerin artmasına neden oldu.

Başkan Atay Aktuğ, Trabzonspor’un 18 Aralık 2005’teki kongresinde aday olmazken, kongreyi AKP ile iyi ilişkileri ile bilinen Albayrak Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkanı Nuri Albayrak kazandı. Albayrak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu yıl İstanbul Büyükşehir Belediyespor’un başkanlığı görevine gelmiş ve bu görevi 11 yıl sürdürmüş bir isimdi. Nuri Albayrak, AKP döneminde devlet ihaleleri alan bir şirketin, Yeni Şafak gibi hükümete yakın bir gazetenin sahipliğini yapan bir grubun başında olmanın yanı sıra, İstanbul Büyükşehir Belediyesinde Belediye Meclis üyeliği görevi de yapmıştı. Kısacası, Albayrak’ın Başbakan Erdoğan ile yakın ilişkisi hemen herkesçe biliniyordu. Başbakan Erdoğan’ın kızı Esra’nın Berat Albayrak ile evliliği sayesinde Albayraklar ile Erdoğan akraba olmuştu. Erdoğan, Nuri Albayrak’ın kızının düğününde şahitlik yapacak kadar aileye yakındı. Nuri Albayrak’ın Aktuğ’un yerine göreve gelmesinin kulüp içinde AKP’nin hâkimiyeti anlamına geleceği açıktı.

Albayrak’ın Harcamaları

Albayrak döneminde kulüp Atay Aktuğ ile kıyaslanmayacak türde bir başarısızlık yaşadı. 2005-2006 ve 2006-2007 sezonlarını 52’şer puanla 4. bitiren takım, 2007-2008 sezonunda ligi 49 puanla 6. olarak tamamlıyordu. Nuri Albayrak pek çok yorumcu tarafından başarısız bulunurken, dikkat çekici bir durum vardı. Albayrak döneminde kulüp daha öncesiyle kıyaslanmayacak ölçüde büyük harcamalar yapıyordu. Milan Stepanov, Fatih Akyel, Kaleci Jefferson, Kiki Musampa, Umut Bulut, Ersen Martin, Marcelinho, Ceyhun Eriş, Ayman, Risp gibi önemli futbolcular yüksek ücretlerle transfer ediliyordu. Yüksek maliyetli bu oyuncular Trabzonspor’a başarı getirmedi ancak sadece 2 yılda Trabzonspor, Nuri Albayrak’a yaklaşık 50 milyon dolar borçlandı. Albayrak, iki yılda Trabzonspor’un doğal gelirleri bir yana Trabzonspor için fazladan 50 milyon dolar harcamıştı.

Sanırız tablo netleşti…

2004 yılında Trabzon’da kaybedilen seçimin ardından, Faruk Nafiz Özak 2005 yılında Bayındırlık Bakanı oldu. Kısa süre sonra ise Trabzonspor’da AKP’ye yakın bir başkan seçimleri kazandı. Trabzonspor’da bu tarihten sonra sportif başarısızlığa rağmen büyük harcamalar gerçekleşti. Bu dönemde Haluk Ulusoy Tesisleri gibi önemli yatırımlar TFF tarafından Trabzonspor’a bırakıldı. Başbakan Erdoğan’ın desteği ile TOKİ Trabzonspor için yeni stat yapımına başladı. Yapılan tesisleşme ve yeni stat projeleri kentte bilboardlarda duyuruldu. Söz konusu çalışmalar, AKP muhalifleri tarafından Trabzonspor üzerinden seçim yatırımı olarak yorumlandı.

2009 Yerel Seçimleri

Nitekim Trabzon’da 2009 yerel seçimlerinde tablo 2004’e göre çok değişti. 2009 yerel seçimlerinde AKP % 47,8 oy oranı ile Trabzon Belediye Başkanlığı seçimlerini kazandı. îkinci olan CHP’nin ise oy oranı % 41 idi.
Tüm bu gelişmeler Wikileaks belgelerinde ABD’li diplomatların dilinden ilginç bir şekilde yorumlanıyordu. John Kunstadter’ın yazdığı raporda, AKP’nin ve Başbakan Erdoğan’ın mevcut popülaritesini korumak adına sporun da kullanıldığı, bu çerçevede 2004 yerel seçimlerinde AKP’nin Trabzon’da yaşadığı bozgunun tekrarlanmaması için Devlet Bakanı Özak’ın Trabzonspor seçimlerine müdahil olduğu, uzun süre kendisinin de yönetiminde görev aldığı ve 1996 yılına kadar 2,5 yıl başkanlığını yaptığı Trabzonspor’un başına AKP çizgisine yakın bir başkanın seçilmesini sağladığı, aynı zamanda Trabzonspor’a Başbakanlığın örtülü ödeneğinden, futbolcu alımında kullanılmak üzere milyonlarca dolar ayrıldığı ifade ediliyordu.
Bu şok iddiaya göre, AKP Trabzonspor’u örtülü ödenek ve işadamları yoluyla destekleyerek, Trabzon’da güç kazanmak amacıyla kullanmak istiyordu. Bunun için Trabzonspor yönetimine de kendisine yakın isimleri seçtirmek için çalışıyordu. Türkiye’de sporun siyaset için kullanıldığı hemen herkesin bildiği bir sırdı. Sportif başarıların genelde siyasete tahvil edilmesi nedeniyle, siyasetçiler çoğu zaman spor üzerinden kendilerine destek sağlıyordu. Trabzon’da olanlar bunun bir örneği miydi? Yoksa Kunstadter’in ifadeleri bir yorumdan mı ibaretti?

Özak Spor Bakanı Oldu

Nitekim Kunstadter’i haklı çıkaracak bir dizi gelişme daha yaşandı. Faruk Özak 2009 yılında Spordan Sorumlu Devlet Bakanı oldu. Özak, artık Futbol Federasyonu Başkanlığı’nın bağlı olduğu bakanlıktaydı. Trabzonspor, bu tarihten sonra 2010-2011 sezonunda çok önemli transferler ile sezonu ikinci bitirdi. Açılan şike davası düşünülürse belki de geçmişe dönük bir şampiyonluk yaşayacak. Trabzonspor’un başarısı yalnızca sportif bir başarı mıydı, yoksa siyasetin bu başarıda payı var mıydı?
Yayınlanan şike iddianamesinin eklerinde söz konusu ilişkileri derinleştiren ilginç bir telefon konuşması yer alıyor. Konuşma Trabzonspor Asbaşkanı Nevzat Şakar ile Türkiye Futbol Federasyonu eski Başkanı Haluk Ulusoy arasında 25 Nisan 2011 tarihinde gerçekleşiyor. Şakar, Ulusoy’a Başbakan Erdoğan ile yaptıkları görüşmenin ayrıntılarını anlatıyor. Erdoğan-Şakar görüşmesini ayarlayan kişi Faruk Özak. Şakar, Başbakan’dan neler talep ettiklerini ve Erdoğan’ın Trabzonspor’a neler vermeyi taahhüt ettiğini şöyle anlatıyor:

Nevzat Şakar: Efendim Haluk.
Haluk: Bitti mi abi.
Nevzat Ş.: He, he bitti Haluk.
Haluk: Haydi geçmiş olsun nasıl geçti abi?
Nevzat Ş.: İyi Haluk işte, başkan şeyleri anlattı. Ona Şampiyonlar Ligin’de maç oynamamız için stadımızın UEFA kriterlerine göre eksikleri var. Bunları tamamlamak için de yaklaşık 6 trilyon liraya kulübün ihtiyacı var.
Haluk: Evet.
Nevzat Ş.: O da Faruk Abi’ye talimatı verdi.
Haluk: Tamamdır yani.,
Espriler falan oldu mu?
Nevzat Ş.: Bir de Akyazı Stadı’nın orada yapılacak bize verilmesi gerekiyormuş. Altyapı binası 5 tane saha A takımının oteli, kalacağı otel idare binasının, bizim yönetim binası falan, filan işte onların hepsinin orada yaklaşık 100 dönüm araziyle kulübümüze tahsis edilip ve bütün şeylerinin kendileri tarafından yapılmasını…
Haluk: Bunların hepsini onların kendisi mi yapacak abi?
Nevzat Ş.: Evet.
Haluk: Bize verecek ama.
Nevzat Ş.: Bize verecek ama bunlar tabii ki şeyin karşılığında olacak.
Haluk: Avni Aker karşılığında.
Nevzat Ş.: Avni Aker karşılığında atıyorum Akçaabat sahası falan filan.

(…)

Nevzat Ş.: Trabzon’a ilgi duyduğunu söylüyor işte. İyi iyi oldu yani. Faruk Abi vardı.
Haluk: Hee.
Nevzat Ş.: Sadri Bey, ben, Necmettin Bey, bir de Erdoğan Bayraktar, Erdoğan Bayraktar bundan sonrasında da zaten o işlenecek.
Haluk: Halledecek.

6 trilyon lira, bir stat, altyapı binası, 5 tane saha, bir otel, otelin idare binası, yönetim binası, 100 dönüm arazi ve bütün işleri. Erdoğan’ın Trabzonspor’a bir görüşmede vaat ettikleri bunlar. Görev Erdoğan Bayraktar’ın…
Wikileaks belgeleriyle ortaya çıkan iddialar, Albayrak’tan sonra Trabzonspor’un başına gelen Sadri Şener tarafından “Kulüp hesaplarını incelettik. Sözü edilen dönemlerde böyle bir para girişi yok,” sözleriyle yanıtlandı. Bakan Özak ise “Bunlar yalan ve palavradır,” sözleriyle iddialara cevap verdi.
Söz konusu iddia, örtülü ödeneğin kullanımı konusunda da soru işaretleri yarattı. Son dönemde hem Wikileaks belgeleriyle, hem de Hanefi Avcı’nm iddialarıyla siyasal avantaj yaratmak amacıyla kullanıldığı iddia edilen örtülü ödeneğin akıbeti bir gün tüm hesapların açıklanmasıyla beraber ortaya çıkacak. Bu konuyla ilgili olarak ilginç bir rakam vererek bölümü noktalayalım. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında Örtülü ödenek harcaması 121 milyon TL iken 2010 yılında bu harcama 385 milyon TL olarak gerçekleşti.

Sızıntı, Wikileaks’te Ünlü Türkler, sayfa 138 – 145

Dayanamadım, şunu da yazacağım:
10 Nisan 2012 tarihli Takvim Gazetesi’nde Ergun Diler nam bir köşe yazarı Aziz Yıldırım’ın neden hedef olduğunu sözümona “analiz” ediyor:

Bu zincir Aziz Yıldırım’a kadar uzandı. Kendisi de NATO işleri yaptı. Para kazandı. Dayısının açtığı yolda yürürken hiç zorlanmadı.
Yaptığı iş ve sahip olduğu ilişkiler sonucu ASKERLE arası hep iyi oldu. Hem darbeciyle hem de MİLLİ askerlerle oturup kalkıyordu. Bütün bunlarda bir sakınca görmüyordu.
Ama akıllı bir adamdı.
Türkiye’nin değiştiğini anladı.
Darbe yanlısı askerin SİVİL İRADEYE mesafesini gördü.
Özellikle 27 Nisan e-muhtırasından sonra Erdoğan’ın yanında yer almaya özen gösterdi. Tanıdığı birçok rütbeliye “YANLIŞ YOLDASINIZ” dedi.
Eskişehirspor’un soyunma odasında ne aradığını bir türlü bilmediğim AZİZ YILDIRIM için düğmeye o zaman basıldı! Şike var mıydı, yok muydu bilmiyorum.
Ama Yeni Türkiye’ye uygun hareket etmeye çalışan Aziz Yıldırım birilerinin HEDEFİ oldu.
NATO‘nun zengin ettiği aile artık ABD‘nin hasmıydı!

Yahu, Aziz Yıldırım darbeci askere karşı sivil iktidarın, haydi yazarın yaptığını yapmayalım, açıkça söyleyelim AKP’nin yanında yer alsa;
1. İktidarın korumasında olur,
2. İktidarla birlikte darbeci askere karşı hareket eden ABD ile elele yürüyor olur.

Bu adamlara gazetelerde köşeler veriliyor ya, çok yanıyorum.
NOT: (Takvim = Çalık Grubu)

Written by kesinofsayt

11 Nisan 2012 at 00:16

AKP, Ergenekon, Fenerbahçe, Siyaset, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , , ,

GÖNÜLLERLE KİŞİLERİ AYIRABİLECEK MİSİNİZ?

leave a comment »

UEFA’nın 36. Olağan Kongresi İstanbul’da yapıldı. Türkiye’deki şike soruşturması nedeniyle özel bir anlam atfedilen toplantıya, bugüne kadar siyasetin futbola karışmasına “sıfır tolerans” gösterdiğini iddia eden UEFA’nın, bizzat başkanı aracılığıyla siyaseti bulaştırması damgasını vurdu. Siyasi müdahaleler nedeniyle bazı ülke federasyonlarına yaptırımlar uygulayan UEFA, bu kez kongre öncesinde Ankara’ya kadar giderek Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü. Birbuçuk saatlik toplantıda şike konusunun gündeme gelmediği açıklaması ise sadece gülümsetti.

Ardından, İstanbul’da yapılan UEFA Kongresi’nin açılışında Başbakan Erdoğan konuştu. Erdoğan konuşmasında şunları söyledi:

“Hukukta bildiğiniz gibi suçların şahsiliği ilkesi vardır. Bir de bizim siyasetçiler olarak gerçek kişi ve tüzel kişi noktasında zaman zaman muhatap olduğumuz sıkıntılar vardır. Gerçek kişi ve tüzel kişi noktasında değerlendirmeyi iyi yapmak lazım. Gerçek kişilerin işlediği suçlar sebebiyle eğer tüzel kişilik suç ve ceza almaya kalkarsa burada sadece bir tüzel kişi, kurum ceza almıyor. Yeri geliyor, milyonlarca o tüzel kişiliğin sempatizanı olan kişiler, belki bir şehir, birkaç şehir, burada cezalandırılmış oluyor. Burada suçların şahsiliği ilkesinden hareketle kim olursa olsun, bu şikeyi ve suçu kim işlemişse, cezaların caydırıcılığından hareketle en büyük cezayı alması en önemli adımdır ve bunun yapılması lazım. Oradan hareketle bunun sürdürülmesi inanıyorum ki, özellikle futbola olan, spora olan aşkı ve sempatiyi daha farklı bir şekilde geliştirecek ve onları sürekli olarak geri götürmeyecektir”

Kongre sonrasında ise Platini basın toplantısında şu ifadeleri kullandı:

“Ankara’da 2 gün önce kendisiyle görüştüm. Bana da aynı şeyi ifade ettiler. (Haklısınız) dedim, ancak sistem bu şekilde oluşturulmuş. Bu şekilde oluyor. On yıllardır böyle oluyor. Disiplin komitesi bağımsız bir komite. Ben de size katılıyorum. Bir kulüp başkanı usulsüzlük yaparsa, takımı cezalandırılmamalı. Sayın Başbakan haklı, ama uzun süredir sistem bu şekilde yürüyor, bedeli kulüp ödüyor.”

Hani o görüşmede şike konusu gündeme gelmemişti?

Hani o görüşme sadece nezaket ziyaretiydi?

Hani o görüşmede sadece başbakanı kongreye davet etmişti sayın Platini?

UEFA’nın yalanlar zincirine bir halka daha eklenmesi hiçbirimizi şaşırtmadı.

Devam edelim;

Platini -kendi ifadesiyle- Erdoğan’a 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası’nın Türkiye’ye verilmesi için (olimpiyatların alınmaması halinde) oy vereceğini de söylemiş. Yani UEFA’yı CAS’an davaya çözüm bulunması karşılığında rüşvet önermiş açıkça. Sayın başbakanın “yargı bağımsızdır, kararı bekleyelim” yerine aniden “kişilerle kurumları ayıralım” temasına geçişi de rüşvetin kabul edildiğinin göstergesi.

Aziz Yıldırım, sevseniz de sevmeseniz de bugün hala Fenerbahçe Spor Kulübü’nün başkanıdır. Bu satırların yazarı olan bendeniz de 3 Temmuz 2011 öncesinde Aziz Yıldırım’ın bazı icraatlarını eleştirenlerdendim.

Ancak gün itibarıyla Aziz Yıldırım “kişi” olmanın ötesinde, dokuz ayda müthiş bir direniş kültürü geliştiren Fenerbahçeliler’in gönlündedir, “kişi” değil, Fenerbahçe’nin ta kendisi olmuştur.

“Yeni” Türkiye’nin kudretli iktidarı şu anda herşeyi yapabilecek güce sahip. Sayın başbakan süren dava esnasında dahi “kişilerle kurumları” ayırtabilecek bir güce muktedir. Kendisini engelleyebilecek, “önce adalet” diyebilecek hiç bir merci yok ne yazık ki. Yani dediğini yapabilir. Bunu ilerleyen günlerde göreceğiz.

Sadece tek bir sorum var:

“Gönüllerle kişileri de ayırabilecek misiniz?”

Written by kesinofsayt

26 Mart 2012 at 09:15

ÜNAL AYSAL BİLYONER’E GÖRE HAKLI

leave a comment »

Ünal Aysal 26 Ocak 2011 tarihinde katıldığı 32. Gün programında 20 milyon Galatasaraylı’nın AKP’ye oy verdiğini söyledi. Rakamları nereden buldu, nasıl hesapladı, yüzyüze görüşme yöntemiyle mi bunu çıkardı bilinmez. Ancak Bilyoner’e göre (hayır, “o” Bilyoner değil) büyük oranda haklı gibi.

Hoş, 3 Temmuz’dan bu yana “sandıkta görüşürüz” diyen Fenerbahçeliler’in de çok umurunda değil ya!

2011 Genel Seçim İllere Göre Dağılım

Bilyoner Taraftar Haritası

Written by kesinofsayt

27 Ocak 2012 at 15:06

AKP, Ünal Aysal kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

KEREM ALTAN ŞİKEYİ NEREDE ARAYACAĞINI BİLMİYOR

leave a comment »

Önce tespit:

Spor Toto 2. Lig Beyaz Grup Kocaeli, oynadığı 16 maçın sadece birini kazandı; 11 gol atıp 76 gol yiyerek sıralamanın en altında bulunuyor.

Bu grupta düşmeme mücadelesi veren bir diğer takım Diyarbakırspor.

A. Sebat takımı ise, 3. Lig 1 Grup’ta oynadığı 19 maçta 1 galibiyet, 1 beraberlik alarak 4 puanla son sırada…

Örnekleri uzatmayalım; demek istediğimiz şu; bir dönem Birinci Lig’te top koşturan kimi takımlar sonra neden böylesine büyük düşüşler yaşıyorlar?

Öyle ya, Siirt’ten Van’a; Elazığ’dan Erzurum’a, Zonguldak’tan Rize’ye, Yozgat’tan Malatya’ya kadar kimi şehir takımları (hatta Buca gibi ilçe takımları) Birinci Lig’e yükseldiler. Ve sonra yok olup gittiler. Niye?

İşte asıl sorun bu. Yoksa şike öyle yasalarla filan önlenemez. Futbola “demokrasi” kâğıtta yazılanlarla, hapis korkusuyla gelmez. Gelemez.

O halde meselenin temeline bakmak lazım. Bu takımlar nasıl sihirli bir değnek değmiş gibi süper lige çıkıvermişlerdir? Tüm maçlarını parayla satın alıp şike yaparak değil herhalde.

Futbol ile siyaset ilişkisini koparmadan; takımları kurumsallaştırmadan istediğin yasayı çıkar, hiçbir önemi yoktur. Şike başka şekilde yapılıyor.

Bir ton kömür, iki paket makarna yanına bazen şehrin gücüne ve seçtiğinin kuvvetine göre ilin takımının başına talih kuşu konuveriyor. Kömürle ısınıyor, makarnayla doyuyor ve şehrinin takımıyla gurur duyuveriyor!

ANAP’ın takımları vardı; DYP’nin Çiller döneminde takımları oldu. Şimdi AKP’nin takımları var. Yarın başka partinin takımı olacak. Tabii, ANAP, DYP gibi AKP de tarih olacak; yenisinin yeni takımı olacak. İnanmayan bu yazıyı saklasın!

Hadi Başbakan Erdoğan’ın takımı olduğu için yazalım, Kasımpaşa bu sezon yine Süper Lig’e çıkacağa benziyor. İyi de 10 yıl önce Kasımpaşa bunu düşünebilir miydi; ne oldu da böyle birinci lig ile sürekli flört eder hale geldi; Süper Lig’e çıktı? Ekonomik geliri mi arttı; büyük bir alt yapı kurup endüstriyel bir kulüp mü oldu? Ne, ne, ne? Ne buradaki sır?

Sadece siyaset şikesi, hepsi bu.

Siz istediğiniz kadar yasa değiştirin.

Ve siz istediğiniz kadar cemaatin Fenerbahçe operasyonunu görmeyip göz boyamaya devam edin.

Yok mu o iki paket makarna bütün mesele işte o! Makarna siyasetinin olduğu ülkede futbol ancak makarna’dan oynanır…

Odatv.com

Written by kesinofsayt

26 Ocak 2012 at 07:56

AKP, Siyaset kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

ÜNLÜ TÜRK YALANLARI – 4: DAVA SİYASİ DEĞİL

with 2 comments

3 Temmuz 2011 tarihinde başlatılan ve kamuoyunda Şike Davası olarak bilinen operasyonun arka planının siyasi olduğuna inananların sayısı tahmin edilenden de fazla. Ancak iddianamede birçok kulüp ve birçok kulüpten yönetici olmasına rağmen, medyada sadece Fenerbahçe’nin suçlandığı sanrısı yaratanların ve Fenerbahçe’nin süreçten büyük yara almasını umut edenlerin ortak kanısı soruşturmanın hiçbir siyasi yönü olmadığı yolunda…

Gerçekten öyle mi? Dava basit bir sportif kanunsuzluk davası mı? Bakalım…

İlk paragrafta bahsedilen, davayı siyasi görmeyenlerin bile Türkiye’de siyasetle futbolun içiçe olduğunu inkar edeceğini sanmıyorum. Liglerdeki “Belediyespor”lar siyasetin en ciddi uzantıları. Bu “Belediyespor”ların en üst ligdeki temsilcisi ise İstanbul Büyükşehir Belediyespor. Başkanı ise 29 Haziran 2011’deki federasyon seçimine kadar Emine Erdoğan’ın ağabeyinin kızıyla evli olan Göksel Gümüşdağ’dı. Aynı Gümüşdağ Kulüpler Birliği’nde Aziz Yıldırım’ın yardımcısıydı.
Benzeri bir yapılanmayı Ankara’da da görmekteyiz. Önce Ankaraspor, sonra Ankaragücü, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in doğrudan ya da dolaylı (Ahmet Gökçek) kontrolündeydi. Hüsranla sonuçlanan (kulüpler için elbette) iki deneyim!
(Meraklısına not: soruşturmada isimleri geçen yukarıdaki ikili savcılığa “lütfen” çağırıldılar. Hatta Gümüşdağ çağırılmadı bile. “Kendisi istediğinde” gitti.)

Anadolu’nun irili ufaklı şehirlerinde benzeri yapılanmaları görmek de mümkün!
Hemen her ilde, her takıma TOKİ’yi kullanarak stat yapma vaadleri, Galatasaray’ın stat açılışında yaşananlar da siyaset – futbol ilişkisinin diğer uzantıları!

Gelelim yeniden asıl konumuza…

Öncelikle davanın baş aktörlerine dikkat etmek gerekiyor: Şampiyonluğu son ana kadar süren bir yarışla elde eden Fenerbahçe ve ilk devreyi dokuz puan farkla bitirmesine rağmen avantajını koruyamayarak averajla ikinci olan Trabzonspor…
Trabzonspor’un birinci lige çıktığı 1974-1975 sezonundan itibaren şampiyonluğa yarıştığı hemen her sezonda rakibi Fenerbahçe olduğundan iki kulüp arasında rekabeti de aşan bir sürtüşme oluşmuştu. Sürekli olaylı maçlar oynanıyordu.
15 Ağustos 2003 tarihinde oynanan
 Trabzonspor – Fenerbahçe maçındaki tribün olayları nedeniyle “deplasman” takımı Fenerbahçe saha kapatma, evsahibi Trabzonspor ise 2,5 milyar lira para cezası aldı. Ulusoy’lu yılların çok tartışılan kararlarından birisi olan bu cezayı başbakan Recep Tayyip Erdoğan da adil bulmadığını açıkladı ve Trabzon’dan büyük tepki çekti.  2004 yerel seçimlerinde AKP Trabzon’da seçimi CHP’den aday olan Volkan Canalioğlu’na (evet, “o” Canalioğlu)  372 fark ile kaybetti. Bu başbakanı çok etkiledi. Hatta annesine “Trabzon’u kaybettik  anneciğim” diye dert yandığı bile anlatıldı o dönemde.

Yani, başta başbakan olmak üzere AKP’nin (ve elbette CHP’nin de) Trabzon’a siyasi meyili biliniyordu.

Mesela 14 Mayıs 2009 tarihinde, Bordo-Yeşil HES Projesi’nde Giresunspor ile Trabzonspor arasındaki uyuşmazlığı Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Faruk Özak çözmüştü. Dikkatinizi çekerim; iki spor kulübü arasında, bir spor bakanının çözdüğü konunun sporla hiç alakası yok! Sorun çözüldükten sonra Trabzonspor ile Giresunspor ihaleye ortak girdiler. İhalede Giresunspor’u başkan Olgun Aydın Peker temsil etti. Yani bugün Aziz Yıldırım’ın ilişkisi nedeniyle tutuklu yargılanmasına neden olan Olgun Peker ile Sadri Şener ortaktılar…

***

Sezon boyunca AKP’li milletvekilleri ve bakanların Trabzonspor’a dolaylı ya da doğrudan desteğini izledik. İşlerin kızıştığı sonlara doğru bu “müdahaleler” artmaya başladı.

Fenerbahçe 16 Nisan 2011 tarihinde Gaziantepspor ile oynayacakken, birkaç hafta öncesinde rakibine stad müjdesi geliyordu mesela…

3 Nisan 2011’de tarihinde çıkan bir haberde Maliye Bakanı Şimşek’in Gaziantep’e yeni stad için hazırlıkları tamamladığı bildiriliyor.

Maliye Bakanlığı Basın Müşavirliğinden edinilen bilgiye göre, aylardır büyük bir heyecan ile beklenen dev stadın hazırlıkları geçtiğimiz hafta sonu tamamlandı.

Stat ile ilgili çalışmalara Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın prensipte onay vermesinin ardından başlandı. İlk adımı geçtiğimiz yıl Maliye Bakanı Şimşek’in başkanlığında Gaziantep Valisi, milletvekilleri, Büyükşehir Belediye Başkanı ve Gaziantepspor Kulüp Başkanının toplanmasıyla atıldı. Daha sonra stat ile ilgili müzakerelere Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, TOKİ ve Maliye Bakanlığı arasında devam edildi.

Maliye Bakanı Şimşek çalışmaların her aşamasını takip edip, müdahil oldu. Dün, Maliye Bakanı Şimşek, Gaziantep Milletvekilleri ve Spordan sorumlu Devlet Bakanı Faruk Nafiz Özak ile makam odasında, TOKİ aracılığı ile Gaziantep’e kazandırılacak stadyumun ön protokolü imzalandığı öğrenildi.

Bakan Şimşek’in uzun zamandır Gaziantepli sporseverlerin ve hemşehrilerinin en temel sorunlarından biri olarak gördüğü yeni stat yapımı için bürokratik birçok engeli aşmak için zaman zaman yoğun bir mesai harcadığı öğrenilirken, Şimşek’in son olarak 25 bin olarak belirlenen stadın kapasitesini 33 bine yükselttiği bildirildi.

Trabzonspor ise Gaziantepspor ile 1 Mayıs 2011’de oynayacaktı. Tesadüfe bakın ki Devlet Bakanı Faruk Özak 29 Nisan 2011 günü Gaziantep’te yeni stad için protokol imzalamaya gelmişti. Törende kendisinin Trabzon birinci sıradan, TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar’ın ise ikinci sıradan milletvekili adayı olduğunu hatırlatmadan edemedi..
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de konuştu:

”Çok büyük bir başarı gösterdiler. Ben stada her gittiğimde en azından bir iki maçta tempo tutuldu, ‘yeni stat’ diye. Biz de gerçekten bütün arkadaşlarımızla uzun süre bu projeye ilişkin çalışmalar yaptık. En nihayetinde Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız, TOKİ Başkanımız, bütün bu görüşmeler sonucunda gerçekten dünya standartlarında, bütün turnuvaların oynanabileceği, çok iyi bir stat için bugün ilk adımı atacağız. Bu adım 33 bin kişilik Gaziantepspor’un gerçekten önümüzdeki dönemde kendisine yakışır, ilimize yakışır bir stat için bir protokol imzalayacağız ve inşallah da yakın bir zamanda TOKİ bunun gereğini yerine getirecek.

Bundan neredeyse dokuz ay sonra Gaziantep Olay Haber’de çıkan haberin başlığı ise şöyle: “Gaziantep’e stad başka bahara!” Zira “olay”ın aciliyeti geçmiş artık…

Fenerbahçe’nin 8 Mayıs 2011’de Karabükspor ile oynayacağı maçtan iki hafta önce ise Karabükspor’un stadının modernizasyonu için Karabük Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan onay çıkıveriyordu.

Süper Lig için gün saymaya başlayan Kardemir Karabükspor’un maçlarını oynadığı Dr. Necmettin Şeyhoğlu Stadı’nın modernizasyonu için Karabük Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan onay çıktı.

Yenişehir bölgesinde bulunan ve sit alanı içersinde yer alan stadyum için hazırlanan avam projeyi görüşmek üzere toplanan Karabük Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun projeye onay verdiği öğrenildi.

Geçtiğimiz Cuma günü yapılan toplantı sonrası stadyumun koruma amaçlı imar planının değişikliği görüşüldüğünü söyleyen Kültür ve Turizm Müdürü İbrahim Şahin, “Stadyumum avam projesine göre bir yapı yapılmasına ilişkin bazı değişikliklerle kabul edildi. Amaç hasıl oldu diyebiliriz. Öngörülen avam proje yapıma uygun görüldü. İstişareler sonrası Belediyenin önerisi ile bazı değişiklikler oldu. Stadyumun sit alanı içersinde olmasından dolayı hemen hemen hiçbir yeri değişmeyecek. İçerden yükselerek büyüme olacak. Yeri ve konumunda ise hafif bir konumsal değişiklikler olacak. Çok ciddi bir konum değişikliği yok” dedi.

Daha ortada soruşturmanın dedikodusu bile yokken birçok siyasinin (milletvekili ve bakan düzeyinde) Trabzonspor’a açık destek verdiğini de biliyoruz.

Mesela Devlet Bakanı Faruk Özak Trabzon’un milattan öncesinden beridir spor kenti olduğunu savunarak, hükümetin Trabzon’a 27 milyon dolar akıttığını söyleyebiliyordu. Üstelik “devletin” bakanı olduğunu unutup, komşu kentleri aşağılama pahasına:

Niye bunlar Trabzon’da da Zonguldak’ta, Samsun’da, Rize’de, Ordu’da değil. İşte Başbakanımızın ve bizlerin Trabzon sevdasından, sizlerin kalitesinden, kapasitesinden, sizlerin spora olan katkısından.

4 Mayıs 2011, Mehmet Ali Şahin: Trabzon’un şampiyon olmasını istiyorum… Bu açıklamadan 18 gün sonra Karabükspor – Trabzonspor maçı oynanacaktı. Açıklamayı yapan M.Ali Şahin Karabük milletvekili adayı ve Karabükspor Onursal Başkanı’ydı aynı zamanda…

AKP’nin Trabzonspor’a örtülü ödenekten para aktarımları Wikileaks belgelerine dahi girdi…

***

Spor Toto Süper Lig tüm bu toz duman arasında bitti.
Trabzon halkı şampiyonluğun kaybedilmesinin suçunu kulüp yönetimine, teknik direktöre ya da futbolculara değil, iktidar partisine çıkardı doğal olarak. AKP il binasına yürüdüler, iktidarı protesto ettiler. Zira kentte sezon boyunca yaratılan hava nedeniyle halk futbolculardan çok siyasilere güvenir hale gelmişti.

2 Haziran 2011 tarihinde TFF ligleri tescil etti. Federasyon başkanı Mahmut Özgener seçimde aday olmayacağını açıkladı ve başkanlık için İBB Başkanı ve Kulüpler Birliği ikinci başkanı Göksel Gümüşdağ ile Mehmet Atalay’ın adları geçmeye başladı. Ancak bir hafta içinde herşey tersine döndü ve aniden Mehmet Ali Aydınlar’ın adı ortaya atılıverdi. Bugün Mehmet Ali Aydınlar’ı Aziz Yıldırım’ın seçtirdiği, Fenerbahçe’nin adamı olduğunu iddia edenler şu mükemmel yazıda gerçekleri yeniden hatırlayabilirler.
Bu arada 12 Haziran 2011 tarihinde de ülkede genel seçimler yapılmış, AKP % 50 oy alarak tek başına iktidarını korumuş, hatta güçlendirmişti. Operasyonun başlaması için tüm şartlar hazırdı. Düğmeye basıldı…

Soruşturmanın başlamasıyla birlikte, özellikle hükümet / cemaate yakın medya ve gazeteciler -ki birçoğunun o güne kadar futbolla ilgili hiçbir demeci, yazısı yok / futbolla ilgileri bile yok- aniden futbol meraklısı kesildiler. Ahmet Altan, Mehmet Altan, Sanem Altan, Kerem Altan’lı tam kadro Altan sülalesi, Mehmet Baransu, Rasim Ozan Kütahyalı gibi “yeni nesil” yüzler, Hüseyin Gülerce gibi cemaatin sözcüleri bir anda futbol yazarı oldular. Aynı simaları, aynı günde birkaç kanalda birden görür hale geldik. Siyasetin ekranlardaki / sütunlardaki temsilcileri olarak hem muhbir (zira tüm “gizli” belgeler bu isimler tarafından sızdırıldı), hem savcı (iddia etmedikleri şey kalmadı), hem hakim (kararları net ve tartışılmaz şekilde dikte ettiler) oldular. K.Murat Yılmaz’ın ifadesindeki gibi: “Ancak, Gökhan Gönül’e sol bek oyuncusu diyen kimselerin de futbol hakkında ahkam kesmesi kabul edilebilir bir durum değil“di….

Cemaatin sözcülerinden Hüseyin Gülerce operasyonun ilk günlerinde “Ergenekon Surunda İkinci Gedik” başlıklı yazısında federasyonu açıkça tehdit edebiliyordu:

Bazıları, depremin büyüklüğünü tahmin edemedikleri için ayağında top dolaştırıyor. Mesela Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) tavrı böyle. “Savcının iddianamesini bekleyeceğiz.” diyor. Diyor ama futbolcuların bazılarının şikeyi itiraf ettikleri manşetlere çekilirken, Federasyon’un o beklemenin altında kalmayacağını kim söyleyebilir?

3 Temmuz 2011’de başlayan soruşturmanın ertesi günü Fenerbahçe mahkemeye yayın yasağı için başvurdu. Ancak reddedildi. Bundan birbuçuk ay sonra Aziz Yıldırım Cumhurbaşkanı’na bir mektup yazdı.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Yürütülmekte olan şike ve teşvik soruşturması adıyla anılan ve benim ve yönetici arkadaşlarımın tutuklu bulunduğumuz soruşturma hakkında bazı bilgileri ve özellikle de çarpıklıkları sizinle paylaşmak istiyorum. Sizin şunu bilmenizi isterim ki, bizler de en az “Temiz benim, diyenler kadar temiziz.”

SİLAHLI ÖRGÜT KURMAKLA SUÇLANIYORUZ
Malumlarınız olduğu üzere 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun, 14 Nisan 2011’de yürürlüğe girmiştir. Yaşadığımız sürecin en başından bu yana bizler de ve kamuoyu da bizlerin bu kanun maddelerine göre yargılanacağımızı düşünüyorduk. Ekte sizlere sunduğum tutuklama müzekkerelerinde bile açıkça gözükmektedir. Ancak aradan geçen bir ayı aşkın sürenin sonunda gerçeğin bu olmadığını görmeye başladık. Şike ve Teşvik Soruşturması’nı yürüten sayın savcı bizleri silahlı organize örgüt kurmaktan yargılamak üzere iddianame hazırlamaktadır. Halbuki spor suçları için bir kanun çıkarılmıştır. 6222 sayılı Kanun’un 23. maddesi; “Bu kanun kapsamına giren suçlardan dolayı yargılama yapmaya, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun ihtisas mahkemesi olarak görevlendireceği Asliye veya Ağır Ceza Mahkemeleri yetkilidir” demektedir.

SAVCI, SONUÇLARI NASIL BİLİYOR?
6222 sayılı Kanun’un çıkmasından önce yasalarda şike ve teşvikle ilgili ceza hükmü bulunmamaktadır. Dolayısıyla yasanın çıkmasından önce oynanmış maçlara ilişkin açılan bir soruşturmaya, örgütlü suç maskesi giydirilip Sporda Şiddet Yasası’ndan yargılamaya çalışmak gibi tuhaf bir uygulama yapılmaya çalışılmaktadır.

Sayın Savcı son beş maçta şike olduğunu, maçların skorlarını maçlar oynanmadan önce bildiğini söylemiştir. Yine benzer şekilde Sayın Savcı son maçımız olan Sivasspor maçını kaybetmemiz veya berabere kalmamız ve şampiyon olamamamız halinde bu soruşturmayı açmayı düşünmediğini belirtmiştir.

O DELİLLER BİR AN ÖNCE AÇIKLANSIN
Sayın Savcı eğer bu kadar kesin bilgilere sahip idiyse bir hukuk adamı olarak yapması gereken Cumhuriyet Savcılığı’nda bir heyet teşkiliyle maç neticelerini skorlarıyla tespit ettirmekti. Eğer bunu yapmış olsa idi şu anki kaos da ortadan kalkmış olurdu. Bunu yapmamış ve yapmaya gerek dahi görmemiş olduğuna göre Sayın Savcı’nın elinde çok başka sağlam ve geçerli deliller olduğu düşünülmektedir. Bu durumda da Sayın Savcı’nın yapması gereken 6222 sayılı Kanun’a göre 3. Ağır Ceza Mahkemeleri’nin olduğu yerlerdeki Cumhuriyet Savcılıkları’na soruşturma dosyalarını göndererek, davanın bir an önce açılmasını sağlamaktır.

HANİ GİZLİLİK KARARI VARDI, NE OLDU?
Ancak hukuk ve kuralları bu kadar açık ve yapılması gerekenler bu kadar ortada iken Sayın Savcı, 2010’da başladığını öne sürdüğü bir “Silahlı örgüt” suçlaması ile bizleri yargılamak istemektedir. Bu nasıl bir çarpıklıktır? Şike soruşturması yapılırken neden her gün görüştüğüm Sayın Bakan, Genel Müdür, Kulüp Başkanları… gibi kişilerin hiçbiriyle, benimle ilgili soruşturma kapsamında görüşülmemekte, hiçbirine benimle ilgili soru sorulmamaktadır? Kamuoyuna Trabzonspor Başkanı, ikinci başkanı ve bazı kişilerin ifadeleri gizlilik kararı olduğu gerekçesiyle verilmemekte ancak benim dahi göremediğim bana sorulacak sorular (telefon dinlemeleri kaynaklı) internet sitelerinde yayınlanmaktadır.

KULÜBÜMÜZE KARŞI TAVIR İÇİNDE
Sayın Savcı benden daha ünlü bir kişiyi alacağını söylemiştir. Bu kişi kimdir ve neden hâlâ çağırılmamış ya da gözaltına alınmamıştır? Bu durum akıllara Sayın Savcı’nın da aslında düştüğü hataların farkında olduğunu ya da kasten bana ve kulübümüze karşı bir tavır içerisinde olduğu düşüncesini akıllara getirmektedir.

Sayın Savcı da bilmektedir ki, olmayan suçları işkenceyle, dayakla, hakaretlerle çeşitli baskılar ve kamuoyunda kafa karışıklığı yaratarak meydana getiremezsiniz. Adalet sonunda tecelli edecektir. Ancak bu süre zarfında başta kulübümüz olmak üzere bizler ve Türk sporu çok büyük kayıplar yaşayacaktır. Bunların hesabını kim verecektir?

ÇARPIKLIKLAR BİR AN ÖNCE GİDERİLSİN
Yapılması gereken ivedilikle hukukun en temel kurallarının bu soruşturma için de işler duruma getirilmesi ve soruşturmadaki çarpıklıkların giderilerek bizlere ve kısaca Türk sporuna adil yargılanma hakkının verilmesidir. Bugün tüm bu çarpıklıkların neticesinde Metris Cezaevi’nde tutulan ben ve yönetici arkadaşlarım adına zamanı geldiğinde tüm çarpıklıkları gözler önüne serebilmeyi umuyorum.

Saygılarımla
Aziz YILDIRIM

Bu mektup üzerine savcı Mehmet Berk yazılı bir açıklama ile “son beş maçın sonucunu biliyorduk” diye bir ifadesi olmadığını bildirdi. Ancak “sayın savcı son maçımız olan Sivasspor maçını kaybetmemiz veya berabere kalmamız ve şampiyon olamamamız halinde bu soruşturmayı açmayı düşünmediğini belirtmiştir” sözlerine bir yalanlama gelmedi. Olayın siyasi olduğu noktasındaki en ciddi kuşkulardan birisi de burada oluştu. Eğer ki dava gerçekten sportif bir hukuksuzluk üzerine kurulmuş ise Fenerbahçe’nin şampiyon olup olmamasının bir önem taşımaması gerekirdi. Aslolan eylemin kendisiydi.

İş bu noktaya gelince, acilen, 22 Ağustos 2011 tarihinde davaya yayın yasağı getirildi. 24 Ağustos tarihinde Fenerbahçe’ye Avrupa yasağı gelirken, 25 Ağustos’ta Sadri Şener’in yurtdışı yasağı kaldırıldı.

3 Temmuz operasyonundan kısa bir süre sonra Deniz Feneri Davası başladı, tutuklamalar oldu. Ancak ilginçtir ki dava savcılarının önce görev yerleri değiştirildi, sonra da haklarında soruşturma başlatıldı. Gerekçe mi? Buyurun, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’den dinleyelim:

Bu değişikliği nedeni, niçin yapılmıştır? Soruşturmaya muhatap olan kişilerin avukatları HSYK’ya bir dilekçe vermişler ve soruşturma savcılarını şikayet etmişlerdir. Bu şikayet içerisinde kayda değer bulunan husus, Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin vermiş olduğu bir kararın, soruşturma savcıları tarafından değiştirildiği, tahrifat yapıldığı ve bu tahrifata işlem yapıldığı iddialarıdır. Bunun üzerine HSYK konunun incelenmesini ve gerek görülmesi halinde soruşturulmasını içeren bir karar almıştır. Ben de Adalet Bakanı olarak, HSYK başkanı sıfatıyla bu soruşturma kararına onay vermişimdir. Yapılan incelemeden sonra müfettişler soruşturmaya geçme ihtiyacı duymuşlardır. Bu soruşturmaya geçme ve savcıların savunmalarını isteme olayından sonraAnkara Cumhuriyet Başsavcılığı bu değişikliğe gitmiştir.

“BU SORULARIN CEVABININ BULUNMASI GEREKİYOR”
Bakan Ergin, cevabı verilmesi gereken sorular olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Gerçekten Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin vermiş olduğu bir karar üzerinde soruşturma savcıları oynama yapmışlar mıdır? Bir değişikliğe gitmişler midir? Bu karar üzerinde oynama yapılarak başka bir karar üretilmiş ve bu karardan işlem tesis edilmiş midir? Soruşturma savcılarının böyle bir değişiklik yapma yetkileri, hakları var mıdır? Böyle bir değişiklik yapılmış ise bu değişikliğe niçin ihtiyaç duymuşlardır? Bütün bu soruların cevapları bulunması gerekiyor. Bu cevaplara göre konunun değerlendirilmesi gerekiyor. Tüm bunların hiçbirini kale almadan, bunlara bakmaksızın sadece ‘savcıların görevinin değiştirildiği’ penceresinden konuya yaklaşım, buradan konuyu istismar eden bakış açılarının sağlıklı olmadığını düşünüyorum. Burada mahkeme kararında savcıların talep etmiş olduğu tedbirlerin bir kısmı kabul edilmiş ve tedbirler uygulanmıştır. Ama mahkemenin reddetmiş olduğu tedbir talepleri de var.

Aynı esnada bir diğer Fener’in, Fenerbahçe’nin avukatlarının aynı gerekçelerle davanın davcısı Mehmet Berk hakkındaki dilekçe ve şikayetleri geri çevrilmişti. Zira siyaset için Fener’den Fener’e fark vardı.
Zaten kısa süre sonra Deniz Feneri Davası tutukluları tahliye edildiler. Başbakan yardımcısı Bülent Arınç tahliyeleri sevinçle karşıladı:

“Tahliye edilmiş olmaları kim olursa olsun, bizim için sevinç doğurur. Bir insanın hürriyetinin bağlayıcı hale gelmesi, tutukluluk ya da hükümlülük hoş değil”

3 Aralık 2011 tarihinde iddianame açıklandı. Ardından da ek klasörler. Hepimiz harıl harıl tape çalışmaya başladık. Sekiz ay süren, yüzlerce kişinin dinlemeye alındığı teknik takipte ilginçtir birkaç kısa pasaj haricinde hiçbir siyasetçi yoktu. Futbolun bu kadar içindeki siyasilerin ne kulüp başkanlarıyla, ne federasyon yöneticileri ile tek kelimesi bulunmuyordu. Bunların ayıklandığını düşünmek çok da paranoyakça değildi herhalde…

Aynı şekilde, 19 maçta şike olduğu iddia edilirken, iddianamede maçların isimleri geçerken, bu takımlardan bazılarının tek tük futbolcu / yöneticisi sorguya alınırken, çoğundan HİÇ KİMSE “bilgisine başvurmak üzere” dahi çağırılmadı bile. Nasıl şike idiyse bu davadaki…

Tapelerde Trabzonspor – AKP ilişkisinde “severim de döverim de” anlayışını gördük. Onca maddi manevi desteğe rağmen Sadri Şener – Nevzat Şakar ikilisinin şımarıkça başbakana “gider yapalım” konuşmaları mesela:

Ya da CHP milletvekili, eski belediye başkanı Volkan Canalioğlu’nu kışkırtma girişimleri:

Tapelerde siyasilerle akçeli ilişkiler de mevcut (zaten şu para aktarımları hiç bitmiyor):

Yine para… AKP il teşkilatının şike / teşvik için 5 milyon dolara kadar çıkabileceğini rahatlıkla konuşabiliyorlar. Bu ifadenin doğru olup olmamasından daha korkuncu, bu imajın verilmiş olması. Bir siyasi partinin il teşkilatından şike amacıyla bu kadar büyük bir meblağın alınabileceğine insanlar durup dururken inanmazlar. Demek ki gerek söylemle, gerek eylemle bu inanç yerleştirilmiş insanlara…

Mahkeme süreci yürüyor. Buna karşın siyasiler hiç boş durmuyor.

Siyasilerin “her daim” en başında Türk Telekom Arena açılışında yuhalanan Erdoğan Bayraktar geliyor.

9 Ocak 2012
TRABZON’da bir açılışa katılan Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, Trabzonspor’un hakkı olan şampiyonluk kupasını almak için çok ince ayarlı bir çalışma yaptıklarını söyledi.

Trabzon Belediyesi’nin yapımını tamamladığı bir yolun açılış törenine katılan AK Parti Trabzon Milletvekili ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, konuşmasının bir bölümünde Trabzon’un Türkiye için çok önemli olduğunu belirterek şunları söyledi:”Trabzon gülerse Türkiye güler. Trabzon kalkınırsa Türkiye çok büyük mesaj verir. Şimdi bizim hakkımız olan Trabzonsporumuz’un kupasını almak için de çok ince ayarlı bir çalışma yapıyoruz. İnşallah hakkı olan Trabzonsporumuzun kupasını da Trabzonspor’un müzesine getireceğiz. Allah inşallah bunu bize nasip edecek.

Bayraktar bu sözlerinin ardından törene katılanlardan büyük alkış aldi, açılışın ardından bir grup Trabzonspor taraftarı da Bakan Bayraktar’a bordo – mavili kaşkol taktı.
Konuşmanın videosu 

Tapelerde adı geçen Volkan Canalioğlu da boş durmuyor elbette:

CHP Trabzon Milletvekili Volkan Canalioğlu, Gençlik ve Spor Bakanı Kılıç ile TFF Başkanı Aydınlar a birer mektup göndererek, Trabzonspor un Kupasını istedi.

Canalioğlu, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç ile TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar’a birer mektup göndererek, şanlı bir tarihe sahip olan Trabzonspor’un daha çok  mağdur edilmemesi gerektiğini ifade etti.

Eh, AKP ve CHP işin içindeyse MHP boş duracak değil ya. Soruşturmanın ilk günlerinde Fenerbahçe, Sivasspor ve Mersin İ.Yurdu’na Bank Asya’da başarılar dileyen mesaj atan Lütfü Türkkan, Ocak ayında da “önemli bir kaynağından” Aziz Yıldırım’ın tutukluluk halinin sona ereceğini öğrendiğini twitterdan panpalarına duyuruyordu.

32 kısım tekmili birden bir oyun oynanıyor. Bazı safdiller hala bunun futbolu temizlemek için yapılan bir operasyon olduğuna inanıyorlar. İnansınlar elbette. Ancak ben mecliste bile bu kadar yoğun siyaset göremiyorum “nedense“!

Behçet Üstün

İlgili yazılar:

Ünlü Türk Yalanları – 1: Emenike’nin Para Sayarken Görüntüleri Var

Ünlü Türk Yalanları – 2: Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’nden UEFA Men Etti

Ünlü Türk Yalanları – 3: SPK Fenerbahçe’nin Düşmesine İzin Vermez

Ünlü Türk Yalanları – 5: TFF (Bodrum Bodrum)