FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Posts Tagged ‘Aziz Yıldırım

ALİ KOÇ “BÖLÜCÜ” MÜ?

leave a comment »

d8acb9adf2c5471bacebdf2d055858f0.jpgFenerbahçe Spor Kulübü başkanı Aziz Yıldırım 19 Mart 2018’de başkan adayı Ali Koç hakkında şunları söyledi:

“Geçen sezonun ortasında, Konya maçımıza 1-2 saat kala Ali Koç başkan adaylığını ‘Her şartta adayım’ diyerek açıkladı. O günden bu güne, tüm camianın dikkati artık kongredeydi. Herkes başta futbol takımımız olmak üzere takımlarımızı 2. plana itti ve kongre konuşmaya başladı. (…) Taraftarlar ikiye bölündü, sosyal medyada uzun süredir güdümlü hesaplar sayesinde başlamış olan gerginlik artık sokağa yansımaya başladı. Tebrik ediyorum kendisini, 3 Temmuz’da başarılamayan ayrışma şimdi başarıldı.”

Gerçekten durum bu mu? Yoksa bu söylem de Aziz Yıldırım’ım “düşman yaratma” alışkanlığının yeni bir örneği mi? Bakalım…

Fenerbahçe’yi bölmek için hiç mi faaliyet olmamış bugüne kadar? Olmuştur ve bundan sonra da olacaktır. Yakın geçmişte değil, çok daha eskilerde, grupların güçlü olduğu dönemlerde de benzeri olaylar yaşanmıştı. Büyük camiaları güçsüzleştirmek için dışarıdan, yönetimlerini ya da kontrollerini ele geçirmek için içeride birçok girişim yapılması şaşılacak bir durum değildir. Ancak Ali Koç’un adaylık açıklamasını böylesi bir faaliyet olarak değerlendirmek büyük bir hatadır.
Öncelikle günümüz itibarıyla Fenerbahçe Spor Kulübü lideri Aziz Yıldırım’dır ve liderin görevi birlikteliği sağlamaktır. Oysa Aziz Yıldırım ne yazık ki tam tersine, ayrıştırıcı bir söylem ve eylem içindedir bir süredir.

2010 yılında tıp dergisi Brain’de İngiliz psikiyatrisler David Owen ve Jonathan Davidson Hubris Sendromu diye bir rahatsızlığı açıkladılar. Yunanca hubris (kibir) kelimesinden gelen adıyla Kibir Sendromu. Makale aslen siyasetçileri temel alıyordu. Ancak anafikri uzun süreli iktidar (güç) sahibi olmakla ilgili olduğundan bizim alanımıza da girdiğini düşünüyorum.

Farklı birçok kriteri arasında “kendisiyle kurumu özdeşleştirmek, kendi bakışı ve çıkarlarıyla (ulusun) kurumunkini özdeşleştirmek”, “kendi yargılarına aşırı güven ve başkalarının öneri ve eleştirilerini küçümsemek”, “her şeyi kişisel olarak başarabileceğine dair kadiri mutlaklık hissi ve abartılmış kendine inanç” gibi özellikler bulunuyor. Tanıdık geldi mi?
Aziz Yıldırım’da “betondan da futboldan da ben anlarım” ifadesiyle vücut buluyor bu durum. Oysa Fenerbahçe’nin futbolda -saha içi ve mali anlamda- geldiği nokta ortada.

Şunu baştan ortaya koyayım; Aziz Yıldırım bir şeytan ya da kötü bir başkan değil. Fenerbahçe’ye büyük hizmetleri geçmiş bir insan. Bunu inkar etmek tarihi inkar etmek olur. Ancak uzun bir süredir yaşadığı “güç (iktidar) zehirlenmesi” kendisini Fenerbahçe ile özdeşleştirmesine, Fenerbahçe için tek doğruyu kendisinin bildiğine, karşı çıkan herkesin düşman ve hain olduğuna inanmasına neden oluyor.

Fenerbahçe 4 Temmuz 2011 günü hiç olmadığı kadar kenetlenmişti. 3 Temmuz 2012’de Aziz Yıldırım’ın tahliyesinden bugüne bu birlik ne yazık ki sürekli erimekte. Bu noktada başkalarını suçlamak yerine başkanın kendisini sorgulaması lazım.
Siz şeffaflıktan uzak bir yönetim tarzında ısrar eder, “aslında ben neler neler biliyorum, vakti gelince konuşurum” ya da “bir konuşsam var ya” şeklinde bazı mesajlar verirseniz – ki bu mesajların adresinin taraftar olmadığı açıktır – taraftar da giderek dışlanmış hisseder. Bir kez belki sesi çıkmaz, ama üç, beş, on kez tekrarlanırsa güven de kalmaz. Hele ki bu “mesajlardan” sonuç da alamıyorsanız.
Ardından bazı eleştiriler gelmeye başladığında eleştirenleri dinlemek yerine doğrudan hedef gösterip hain ilan ederseniz çözülme büyür. 3 Temmuz sürecinde Şişli Etfal’de, Metris’te, Çağlayan’da, Ankara’da, Silivri’de her yerde gördüğüm, omuz omuza olduğum ve bugün o bulundukları noktadan zerre sapmamış insanları hain olarak niteliyorsanız kendi bulunduğunuz noktaya dönüp bakacaksınız. Mehmet Ali Aydınlar ile el sıkışıyor ve çubukluyu bu şahsa teslim ediyorsanız kendinize bakacaksınız.
Ne yapmış Ali Koç da bölüyormuş camiayı? Adaylığını açıklamış.
Tarih 22 Ekim 2016. Aziz Yıldırım “başkan adayı olan çıksın erkek gibi adayım desin” diyor.
Tarih 24 Ekim 2016. Ali Koç “şartlar ne olursa olsun adayım”
E başkanım, sen istemişsin, Ali Koç da davete icabet etmiş. Problem nedir? Hatta ben Aziz Bey’den de bir an önce “erkek gibi” adayım demesini bekliyorum. Zira Fenerbahçe’de an itibarıyla tek adaylı bir seçim kampanyası var. Henüz ikinci bir aday yok. Gözden kaçmasın.

Ali Koç 19 Mart 2018’de Wow Otel’de kongre üyelerine düzenlediği toplantıda 6800 kongre üyesinin kendileri için imza verdiğini söyledi. Bu çok ciddi bir rakam. Hatta çok “psikolojik” bir rakam.
Fenerbahçe’nin son iki başkanlık seçiminde oy sayıları:
-Aziz Yıldırım: 5504
-Hulusi Belgü: 1144

-Aziz Yıldırım: 6821
-M.Ali Aydınlar: 2386

Aziz Yıldırım’ın son seçimdeki 6821 oyu ile 6800 imza yanyana çok manidar duruyor. Elbette bu seçimde hem yeni katılan üyeler, hem de çok daha yoğun bir katılım beklendiğinden başkanlık için gereken oy sayısı daha yüksek olacaktır.

Bu sayılar bazında tırnak içinde bir “bölünme” söz konusu olabilir. Oy verecek kongre üyeleri arasında bir bölünme. Negatif anlamda söylemiyorum bunu. Oyların dağılımını kasdediyorum. Bu seçim -eğer Aziz Yıldırım aday olursa- Fenerbahçe’nin yirmi yıldır en çekişmeli seçimi olacaktır. Belki de bir oyla gelen Aziz Yıldırım bir oyla gidecektir.

Aziz Bey’in bahsettiği, camianın bölünmüşlüğüne pek katılmıyorum. Evet sosyal medyada, sokakta, maç çıkışlarında yaşanan bazı gerginlikler var. Bu da ciddi iki adaylı bir seçim süreci için (ki adaylardan birisi hala resmen aday değil, ama gayrıresmi seçim faaliyetinde) normal bir durum. Ben tersine tabanda ileriye dönük bir birleşme başlangıcı olduğunu düşünüyorum. Herhangi bir kulüpte böylesi tabandan bir seçim kampanyası hatırlamıyorum. Kulüp seçimleri genellikle bir ya da iki adayın ortaya çıkması, kongre gününe kadar medya aracılığı ile bazı vaadlerini yaymaları, kongre günü birkaç konuşma ve oylama şeklinde yürür. Oysa Ali Koç adaylığını aylar öncesinden açıklamış, sadece İstanbul’da değil, birçok kentte kongre üyeleri, temsilci üyeler, taraftarlarla toplantılar yaparak, projelerini anlatarak değişik ve tabandan örgütlenen bir modelle yürüyor.

Taraftarlığı ticarete dökmüş bazı gruplar haricinde, münferit bazda Ali Koç’a ciddi bir teveccüh var. Bunu hepimiz görüyoruz. Şiddetle reddedenler bile bunun farkında. Ancak taraftar nezdindeki teveccüh kongreye yansır mı bilemiyorum. Kongre dinamikleri çok daha farklı işler her kulüpte. Hele ki seçime iktidarda giren her zaman bir adım önde olur.

Fenerbahçe’nin asıl problemi Ali Koç’un adaylığı değil, “ikinci” bir adayın henüz ortaya çıkıp kendi projelerini sunuyor olmaması.

Reklamlar

Written by kesinofsayt

20 Mart 2018 at 08:38

Ali Koç, Aziz Yıldırım, Genel kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , ,

BİR SPONSORLUKTAN ÖTESİ

leave a comment »

19 Ocak 2018 günü Fenerbahçe Spor Kulübü resmi sitesinden futbol takımının forma göğüs sponsorunun Acıbadem Sağlık Grubu olduğunu açıkladı.  Aşağıdaki fotoğrafın kullanıldığı haber Fenerbahçeliler arasında büyük tartışmaları da beraberinde getirdi.

Bu sponsorluk Fenerbahçelileri en sıkı kenetlendikleri (10 Temmuz 2011’de köprüden önce sola dönenler hariç) 3 Temmuz süreci daha tümüyle bitmeden en fazla bölündükleri günlere getirmiş oldu. Aziz Yıldırım’ın taraftarla ilgili bazı uygulamaları, 3 Temmuz sürecinde Fenerbahçe’yi ve kendisini itham eden yorumlar yapan bazı medya mensuplarıyla sıkı fıkı görüntüleri gibi nedenlerle muhtelif kamplara ayrılmış olan taraftar, Mehmet Ali Aydınlar’ın elini sıkan Aziz Yıldırım görüntüsüyle çok sert tartışmalara girdi. 3 Temmuz’un biber gazlı, kovalamacalı günlerinde bir arada duran isimler bile keskin şekilde ikiye bölündü:

  • Kulübün paraya ihtiyacı var ve MAA “zararı cebimden karşılarım” sözünü tutuyor diye anlaşmayı normalleştirenler
  • 3 Temmuz’un önde gelen aktörlerinden birisi olan MAA’nın çubuklu ile bir araya gelmesini 3 Temmuz ruhuna aykırı bularak hiçbir şekilde kabul etmeyenler

Bu satırların yazarı olan bendeniz de ikinci gruba dahilim. Sadece o günlerdeki sözleri, davranışları, suçlamaları ve icraatları bile MAA’yla çubuklunun bir araya gelmemesi için yeterli. Üstelik bugün bu sponsorluk anlaşmasını savunanlar bile “peki MAA neden hala o günlerdeki eylemleri için kamuoyu önünde basit bir özür dilemiyor” sorusuna yanıt veremiyorlar.

Şimdi gelelim paylaşmak istediğim asıl düşüncelere. Spoiler alert: bir miktar komplo teorisi içerir!

Mehmet Ali Aydınlar 9 Şubat’ı 10 Şubat’a (2012) bağlayan gece 00:30’da Mehmet Ali Birand’ın 32. Gün programına konuk oldu. O programda şunları söyledi:

Ben uygulamalarımla şayet Fenerbahçe’ye bir zarar verdiysem, bu zararı şahsen tazmin etmeye hazırım. Bedeli ne olursa olsun.

Fenerbahçe – Acıbadem sponsorluk anlaşmasının bir anlamda Aydınlar’ın bu sözünü tutması olarak yorumlanması gerektiğini öne sürenler var. Savlarında da Aydınlar’ın bu parayı doğrudan ödemesinin hukuki problemler yaratacağı, dolayısıyla böyle dolaylı bir yol izlendiği yer alıyor.

içeriği kulüp tarafından henüz açıklanmadığı gibi KAP’a da hala bildirilmiş değil. Medya üzerinden tartışılan rakamlar dışında bilgimiz yok. Rivayet üç yıl için peşin ödenmek kaydıyla 55m US$ gibi bir rakam olduğu yolunda. Bunun dışında kurulması planlanan Fenerbahçe Üniversitesi’ne, voleybol şubesine kaynak aktarımları gibi ek ödemeler mevcut. 

Ancak hala resmi bir açıklama ve KAP bildirimi gelmemiş durumda.
Güdümlü medyada da hemen hemen yukarıdaki savlarla (bir sözün tutulması) ciddi bir Aydınlar güzellemesi ve PR’ı yapılmakta.

Gelelim itirazlarıma…

Öncelikle şunu kabul etmeliyiz ki bu “operasyon” asla ve asla sadece bir sponsorluk anlaşması değil. Ciddi etkileri olacak, geleceği etkileyecek bir hamle.

Anlaşma lehtarı kişilerin argümanlarından birisi firmaların iktidardan çekindiği için Fenerbahçe’ye göğüs reklamı vermedikleri idi. Oysa ne olduysa, birdenbire iktidara en yakın gruplardan biri tarihi bir anlaşmayla Fenerbahçe’nin kapısını çaldı.
Türkiye’de bu çaptaki bir sermaye aktarımının, hele ki iktidara yakın bir gruptan geliyorsa, birtakım “telkin, icazet ya da emir” olmadan yapılmayacağını biliyoruz.
Aziz Yıldırım ile Mehmet Ali Aydınlar arasındaki söz düellolarını, karşılıklı suçlamaları ve kavgaları da biliyoruz.
Demem o ki, böylesi bir gerilimin birkaç haftada el sıkışma noktasına gelebilmesi, 3 Temmuz davalarının meşhur mahkeme lakırdılarından “hayatın akışına” ters. Tahminim odur ki ayları bulan bir arabuluculuk ve ikna süreci (dolaylı ya da dolaysız) yaşanmış olmalı. Yani sezonun başlamasından çok daha önce “ilk temas”ın kurulmuş olması çok muhtemel.

Gelelim “komplo teorime”…
Fenerbahçe gibi bir camianın, iktidarın sermaye üzerindeki gücü ne olursa olsun forma reklamı bulamaması çok inandırıcı değil. Bu ya Fenerbahçe yönetiminin beceriksizliği, ya da “isteksizliği” idi bence. Yani tahminim odur ki Aziz Bey ile MAA teması çok önceleri başladı ve bu ihtimal nedeniyle Fenerbahçe “tercihen” yarım sezon forma göğüs reklamı olmadan oynamak durumunda kaldı.

Aydınlar’ın verdiği “söz”ü tuttuğu iddiasına gelince…
Hala icazet/telkin/emir konusunda iddialıyım. Bu operasyon bir sözün tutulmasından çok daha öte bir şey. Dolayısıyla bu iddiayı asla ciddiye almıyorum.
Öncelikle bu bir “söz”ün tutulması olsaydı dolambaçlı bir yol izleneceğine doğrudan gerçekleştirilebilirdi. Hukuki porblemler gerekçesi hiç inandırıcı değil. Olası birçok farklı alternatif sosyal medyada konunun uzmanlarınca paylaşıldı, tartışıldı. İstenseydi bir çıkar yol bulunurdu.
İşin daha da anlamsızlaştığı nokta şu; para Mehmet Ali Aydınlar’dan değil, Acıbadem Sağlık Grubu’ndan çıkıyor. Mehmet Ali Aydınlar ise bu grubun %100 sahibi değil. 2011 sonundaki satış ile Aydınlar Ailesi’nin Acıbadem’deki hissesi %25.

Malezya’nın yatırım fonu Khazanah Nasional’ın sağlık birimi Integrated Healthcare, Acıbadem Sağlık’ta yüzde 60 hisse almak üzere anlaşma imzaladı. Aynı zamanda, Khazanah’ın da Acıbadem  Sağlık’tan yüzde 15 hisse alacağı açıklandı.
Khazanah’ın yüzde 70 hisseye sahip olduğu Integrated Healthcare Holdings (IHH) tarafından yapılan açıklamada, satın alma ile Acıbadem Sağlık’ın değerlemesinin 1.68 milyar dolar olduğu belirtildi.

Aydınlar’ın hissesi % 25
Aydınlar ailesi Acıbadem’in geri kalan yüzde 25 hissesine sahip olacak. Acıbadem Sağlık Hizmetleri tarafından KAP’a yapılan açıklamada, “Yüzde 50 oranında Aydınlar ailesi ve yüzde 50 oranında Almond Holding’in hissesi bulunan Acıbadem Sağlık Yatırımları Holding’in (ASYH) devir sonrası ortaklık yapısı yüzde 60 IHH, yüzde 25 Aydınlar ailesi ve yüzde 15 Bagan Lalang olarak değişecektir. Almond Holding Cooperatie UA’nın ise şirkette payı kalmayacaktır” denildi.
Açıklamada, işlem dahilinde, satış bedelinin kısmen nakit, kısmen de yeni ihraç edilecek IHH hisselerinden oluşacağı belirtilerek, “Aydınlar ailesi ASYH’deki yüzde 10 hissesini nakit karşılığı devredecek olup yüzde 15 hissesine karşılık takas yoluyla IHH hissesi alarak bahsi geçen şirkette hissedar olacaktır. Mehmet Ali Aydınlar ASYH ve Acıbadem Sağlık’ı yönetim kurulu başkanı ve CEO olarak yönetmeye devam edecek olup aynı zamanda IHH’de yönetim kurulu uyesi olacaktır” denildi.

Bu bir…
Ayrıca “2004 yılı içinde gelir ve kurumlar vergisi kanununa eklenen hükümlerle, sponsorluk harcamalarının amatör spor dallarında tamamının, profesyonel spor dallarında ise yüzde 50’sinin vergi matrahından indirilmesine olanak sağlandı“…

Yani Aydınlar bahis konusu sponsorluk rakamının %25’ini, hatta onun da %50’sini vergiden düşerek %12,5’unu veriyor. Kalan kısımları Acıbadem’in diğer ortakları ve vergi yoluyla sen,ben, biz ödüyoruz.

Maliyeci değilim. Bu düz mantık hesabımdaki rakamlarda mutlaka ki mevzuat gereği farklılıklar vardır. Ancak “Aydınlar sözünü tutuyor, parayı cebinden ödüyor” savındaki hata, hatta daha da ileri gideyim, yalan kadar bir fark olmadığı kesin.

Zaten anlaşma içeriği henüz KAP’a bildirilmemesine, anlaşmanın mürekkebi kurumadan güdümlü medya algı operasyonuna bakılırsa gerçeğin ne olduğu çok da önemli değil. Asıl hedeflenen bir algı yaratarak Mehmet Ali Aydınlar’a yeniden “muteber Fenerbahçeli” imajının kazandırılması.

“Yüksek mevki”nin hiçbir işi yarıda bırakmadığı, sabırla istediği sonuca yürüme alışkanlığı düşünülürse -belki bu seçimde değil ama- bir sonraki seçimde Aydınlar’ın yeniden Fenerbahçe başkanlığına talip olması şaşırtmayacak beni artık.

Bu yazdıklarımı -dediğim gibi- komplo teorisi olarak göreniniz olacaktır mutlaka. Elbette elimde delilim de yok. Sadece düşüncelerim bunlar. Komplo ya da değil, hepsinin gerçek olma ihtimali var ve hepsi üzerinde düşünülmeye değer.

Fenerbahçelilerin artık her ihtimali düşünmesi ve ihtiyatlı olması gerekiyor.
Ama kongre üyelerinin omzundaki yük çok daha ağır. Mayıs ayında muhtemelen kulüp tarihinin sonuçları ve gelecek açısından en önemli seçimi yapılacak.

İlkeler mi mideler mi daha önemli göreceğiz…

 

İlginizi çekebilecek, konuyla bağlantılı diğer yazılar:

Sözümüz Sanadır

Tutarsızlıklar Prensi

Ünlü Türk Yalanları – 2: Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’nden UEFA Men Etti

Ünlü Türk Yalanları 5

TFF Güven Tazelemelidir

Written by kesinofsayt

24 Ocak 2018 at 19:48

3 TEMMUZ KARMAŞASI

leave a comment »

12 Kasım 2017 günü sosyal medyaya aşağıdaki fotoğraf düştü.

mmuldur

Fenerbahçelilerin çoğunu üzen, ama belki de fazla şaşırtmayan bir görüntüydü bu. Şaşırtmamasının nedeni Aziz Bey’in daha önceleri de Fenerbahçe’ye her fırsatta “çakan” bazı isimlerle bir araya gelme alışkanlığıydı. Şansal Büyüka, Ahmet Hakan gibi isimlerle de program ya da başka nedenlerle bir araya geldiğini kimsenin unuttuğunu sanmıyorum. Üstelik zamanlamaları da taraftarın bu isimlere ya da kurumlarına tepki gösterdiği, boykot kampanyaları yaptığı dönemlere denk gelmişti tesadüfen.

Elbette ki Aziz Yıldırım’ın özel hayatına karışmak kimsenin haddine değil. Ancak her konuşmasında Fenerbahçe’yi, değil özel hayatının, hayatının önüne koyduğuna vurgu yapan bir başkanın, 3 Temmuz sürecinde kendisine kalkan olan kişileri – ki sadece taraftar değil, gazeteciler de var – sırf eleştirdiler ya da kongre çağrısı yaptılar diye silip atarken, aynı dönemde Fenerbahçe’ye, özellikle de yöneticilerine imayı da aşan şekilde şike suçlaması yapan birisiyle mutlu tablolar çizmesi anlaşılabilir bir durum değil.

Aziz Bey o dönemde verilen destansı desteğin Fenerbahçe’ye verilen bir destek olduğunu, kendi şahsına olmadığını, gerçek dostların gerektiğinde hataları da söyleyenler olduğunu, iyi gününde şakşakçılık yapanların kendisini tökezlediği anda ilk satacaklar olduğunu anlayabilir umarım.

“Ne yapmış bu Meriç Müldür?” diyen olursa:

http://www.haberturk.com/yazarlar/meric-muldur-1089/646704-kim-yapti-bu-sikeyi

Kim yaptı bu şikeyi?

Öncelikle emniyet teşkilatını kutlamak gerekir. Müthiş başarılı bir operasyona imza attılar. Operasyon aylar öncesinde başlatıldı ama basına tek bir haber sızmadı.
İkinci, belki de üçüncü dalgada gelecektir de benim merak ettiğim bazı konular da yok değil.
Örneğin, İbrahim Akın nerelerde? İddialara göre ismi maddi menfaat karşılığında şikeyle Fenerbahçe ile anılıyor. Beşiktaş’ında transfer vaadiyle İbrahim’le temas kurduğu ileri sürülüyor. Ama ne kendisinden haber var ne de İstanbulspor Büyükşehir Belediye
Kulübü’nden. Türkiye’de mi, yurt dışında mı? Aranıyor mu, yakalama emri çıkarıldı mı?
Yoksa hiçbiri doğru değil de, suçsuz mu? Öyleyse niye ortaya çıkmıyor?
Merak ettiğim diğer konulara gelirsek…

ŞAİBELİ MAÇ 19 TUTUKLU FUTBOLCU 1!
Sivas-Fenerbahçe maçı şike deniyor. Sivasspor’un başkanı, yöneticisi cezaevine gönderildi de tutuklanan Sivassporlu tek futbolcu kaleci Korcan. Korcan sahada tek başına 4-3’lük skoru dizayn etmiş olamaz. Takım arkadaşlarının da katkısı şart. Bu isimler kimyada kimler?
Buca-Fenerbahçe maçı da şike listesinde. Bucaspor’un ne hocası, ne yöneticisi, ne de tek bir
futbolcusu tutuklandı. Gözaltına alınan bile olmadı. O zaman şikeyi kim yaptı?
Eskişehirspor’a gelirsek. Teşvik primi alındığı, futbolculara da dağıtıldığı iddiası var. Hocası, sportif direktörü cezaevinde. Sezer Öztürk serbest kaldı. Bülent Uygun, Ümit Karan teşvik primlerini dağıttıysa hangi futbolculara verildi? Teşvik aldılarsa neden bir tane bile tutuklanan Eskişehirli futbolcu yok? Ümit Karan geçen sezon futbolcu kadrosundaydı derseniz, o oyuna girdiğinde de Fenerbahçe 2-1 öndeydi. Teşvik primi alındı ama futbolculara verilmediyse bu maç kolay kolay ne şike kapsamına girer, ne de teşvik.
Karabük cephesinden sorgulanan tek isim Emenike. Gençlerbirliği’nden gözaltına
alınan tek futbolcu Mahmut Boz. İkisi de serbest kaldı. Şike iddiası olan maçlardan biri de
Fenerbahçe-Ankaragücü. Tutuklu tek Ankaragücülü futbolcu yok.
Şimdi tüm bu soruların ışığında net olarak “Fenerbahçe küme düşmeli” diyebilir miyiz?
En azından biraz erken gibi geliyor bana.
Şaibe olduğu iddia edilen maç sayısı 19.
Tutuklanan futbolcu sayısı 1.

SORU İŞARETİ KALMAMALI
Tabii bir maçta da yapılsa şike şikedir. Ama tek başına bir Korcan bunu nasıl organize edebilir? Tamam bir hatalı gol yedi de Fenerbahçe’nin attığı gol sayısı 4.
Diğer maçlar deseniz, hepsi gözümüzün önünde. Bazılarında özellikle stoper faciaları varda 90 dakikayı düşünürseniz alayı dişediş mücadele ile geçmiş.
Kabul ediyorum ki ortada titiz bir operasyon, deliller, gerçekler var. Bunları kimse inkar edemez. Yönetici bazında çok ciddi girişimler olduğu net. Bu kişilerin hayatı karardı. En ağır cezaları da alacaklar. Ama Fenerbahçe Kulübü’nün ligden düşürülmesi gerektiği kanaatine varabilmek için bence daha fazla kanıta ihtiyaç var. Kafalarda en ufak bir soru işareti kalmamalı. En azından 8-10 futbolcunun bu işin içinde olduğunun kanıtlanması lazım. Ya
da hakemlerin. Belki de öyle olacak.

***

Emniyete göre şike ama…
Fenerbahçe şike yaptı demeye dilim varmıyor. Ama şurası kesin, rakipfutbolcuların aklını karıştırdı. Hem de sezonun ikinci yarısının çoğu maçında. Bence bazı maçlar da soruşturma kapsamına girmedi.
“Oynama, iyi oynama, fazla sıkma” dendi, “Seni transfer edeceğiz yaşın genç önümüzdeki yıllarda transferin var” gibi vaatlerde bulunuldu. Belki kimi girişimlerinde başarılı oldular, kimileri tarafından da terslendiler. Bunlar yaşandı.
Fakat bunu şikenin içine ne oranda sokabilirsiniz? Etik olmada kesin de şike de  diyemezsiniz.
Herkesin telefon konuşmaları tespit edilmiş. Ancak şu ana kadar servis edilen tapelerde hiçbir takımdan hiçbir futbolcunun, hakemin ismi pazarlıklarda geçmiyor.
Şike kanaatine giren ise polisler. Maçları her ne kadar didik didik etseler de, görüşmeleri belgeleyip bu işe yeltenenlerin ipliğini pazara çıkarsalar da futbol konusunda uzman değiller. Hukukçu da değiller. Simsarların, işgüzarların girişimleri sahalara ne ölçüde yansıdı, uygulandı? Emniyete göre şike olabilir ama federasyon kararını alırken daha başka verilere ete dayanmak zorunda.

***

21 yıl önce ve bugün
Tüm Fenerbahçeliler’in olduğu gibi Aykut Kocaman’ın da içi kan ağlıyor. Nasıl ağlamasın? Bütün bir sezon heyecan kasırgası şeklinde geçmiş. Futbolcu grubu müthiş bir performans göstermiş, şampiyonluk uğruna ter akıtmış, sahada mertçe mücadele etmiş. Ama bazı işgüzarlar çıkmış, bataklık fareleri çıkmış bu alınterine gölge düşürmüş, bunca başarıyı bir kalemde kirletmiş. Yapacak da bir şey yok. O işgüzarların marifetlerinin cezasını tüm Fenerbahçe camiası çekecek.
Aykut Hoca’nın da işaret ettiği gibi Türk futbolunda futbolun içinden gelen insanlar söz sahibi değil. Gerçek aktör olan futbolcular zaten piyon. Türk futbolunu bataklığa çevirenler, nereden nasıl geldiği belli olmayan tipler.
“Ligde şaibe varsa bu 1959’dan itibaren araştırılmalı. Bataklık ancak bu şekilde kurutulur” diyor Aykut Hoca…
Keşke öyle olsa. Ama buna imkân var mı hocam? Hiç değilse bu depremin sevinilecek bir yanı var. Bu bir milat olacak, artık kimse boyundan büyük işlere kalkışamayacak. Buna cesaret bile edemeyecek. Bugüne kadar her şeye seyirci kalındı, yapanın yanına kâr kaldı. Bu ülkede 1990 yılında verilen şike kararı bile uygulanmadı.
Malatyaspor Başkanı Metin Kaya Çağlayan delilleriyle şikeyi ispat etti. Şenes Erzik federasyonu umursamadı. O dönemin yöneticilerinden Levent Bıçakcı yıllar sonra federasyon başkanı olduğunda bir konuşmasında itiraf etti. Ama neye yarar? Acaba 21 yıl önce Tahkim Kurulu’nun bile onayladığı şike kararı cesurca uygulanabilseydi Türk futbolu bugün bu derece kirlenir miydi?

http://www.haberturk.com/yazarlar/meric-muldur-1089/664138-fenerbahce-icin-kural-mi-degisecek

Fenerbahçe için kural mı değişecek?

F.BAHÇELİLER’İN içinde bulundukları durum kolay kolay atlatılabilecek bir travma değil. Her gün değil bir gün ölmek istiyorlar. Haklılar. Keşke Mehmet Berk bir sürpriz yapıp bayram tatilinde iddianameyi hazırlasa. Ardından da öyle ya da böyle bir karar çıksa, en azından kaos ortamı son bulsa. Ancak her şeyin de bir yolu yordamı var. Hukuki prosedürler var.

Aykut Hoca şimdi diyor ki; “Plan belli. Şampiyonlar Ligi’nden atıldık. Şampiyonluğumuz alınacak, küme düşürüleceğiz.”

Tespit doğru. Ama keşke bunları daha önce görebilseydi. Veya gördüyse daha önceleri dile getirebilseydi. Ve hatta, çuvaldızı kendilerine de batırıp kendi yöneticilerinin hatalarına da vurgu yapabilseydi. Bu sürecin bu yönde gelişeceği belliydi. Artık iş işten geçti.

Futbolculara hak veriyorum. Döktükleri gözyaşı var, yeri geldiğinde akıttıkları kan var, alınteri var. Ve bence sahada da hak edilmiş bir şampiyonluk var. Ama neye yarar?

Saha dışında da sizin bu alınterinize, başarınıza gölge düşüren kendi yöneticilerinizin operasyonları var. Çevirmedikleri dolap kalmamış. Belki gözleri dönmüş, belki hırslarının kurbanı olmuşlar. Fakat hatayı da yapmışlar. Ve ne yazık ki faturasını tüm camia ödemek zorunda. Kural bu. Fenerbahçe için kuralın değişecek hali de yok.

İyi ki Ali Koç var
Fenerbahçeli yöneticiler bugüne kadar mantıklarıyla değil duygularıyla hareket ettiler. Federasyonu suçlayıp durdular da kendileri de süreci iyi yönetemedi. Aziz Yıldırım cezaevine girdi, yönetim de bitti, tükendi.

Federasyonu köşeye sıkıştırmaya çalıştılar, tribüne oynadılar. Onlara sorarsanız, bırakın Türkiye’yi, bütün dünya birleşti Fenerbahçe’ye operasyon yapıyor!

Bereket son günlerde Ali Koç dümene geçti de aklıselim açıklamalar geliyor. Uzlaşma yolları arıyor. Krizi en az hasarla atlatmak istiyor. Mağdur durumdalar. Kendi bakış açılarından haklı istekleri, saptamaları da var. Federasyonun, 16 Ağustos’tan sonraki UEFA yazışmalarını açıklamaması dikkat çekici. Ama her bir istekleri karşı taraf adına ciddi riskler taşıyor. O riski de kimse göze almaz. İşin içine devlet de girse kısa sürede çözümlenebilecek bir durum yok ortada.

Önce alkış şimdi ihraç
Federasyon, 13 gün önce Fenerbahçe hakkında elinde imkan olmasına rağmen küme düşürme kararı vermeyip iddianameyi beklemeyi tercih ettiğinde federasyonu ilk alkışlayan Fenerbahçe’ydi.

Şimdi aynı yöneticiler açıklama üstüne açıklama yapıp, federasyonu yerden yere vuruyor. Hedefteki adam öncelikle Mehmet Ali Aydınlar.

Adam başkan olduğuna olacağına pişman oldu.

Çoğu yöneticiden daha iyi Fenerbahçeli. Fenerbahçe’ye katkısı mevcut yönetim kurulundakilerden kat kat fazla. Çıktı Teke Tek’te açıkladı. Kararı UEFA’nın isteği doğrultusunda aldıklarını söyledi. Tehdit kokan mektup da basına yansıdı ki, başkanın söyledikleri kelimesi kelimesine doğru.

Başka ne yapacaktı? Fenerbahçe’yi kollama uğruna Türkiye’yi mi yakacaktı!

Şimdi de duyuyorum ki Aydınlar’ı kulüpten ihraç etmeyi planlıyorlarmış. Acaba ihraç etmeleri gereken isim Aydınlar mı, başkaları mı?

Forma, arma ve gerçekler
Fenerbahçeli taraflar beni şaşırtıyor. Kulüplerine, başkanlarına inanılmaz derecede sahip çıkıyorlar. Camia olarak müthiş bir dayanışma gösteriyorlar.

Dayanışmalarını alkışlıyorum. Ama körü körüne sahiplenmelerini de yadırgıyorum.

Onlara göre federasyon suçlu, UEFA suçlu. Basın hepten suçlu.

İyi güzel de, bu işleri başınıza basın mı açtı, kendi yöneticileriniz mi? 

Her yere öfke kusuyorsunuz da yöneticilerinize niye toz kondurmuyorsunuz?

Camiaya bugünleri yaşatanları niye sorgulamıyorsunuz?

Formaya sahip çıkın, armaya sahip çıkın da gerçekleri de görün. 

G.Saray ve UEFA
Yaşanan süreçte Galatasaray da yayınladığı deklarasyonlar nedeniyle çok eleştirildi. Gerçekten her defasında üstü kapalı olarak, imalı cümlelerle “Fenerbahçe’yi düşürün” dediler. Sanırsınız herkes kirli, Galatasaray temiz.

Bu açıklamalar da rakipleri tarafından haliyle şu şekilde yorumlandı: “Fenerbahçe, Beşiktaş düşsün, Trabzon eksi puanla lige başlasın, meydanı boş bulan Galatasaray da şampiyon olsun istiyorlar.”

Bildirilerdeki ifadeler hoş kaçmadı ama bazıları yanlış da değildi.

Örneğin, “Kangrenli parmağı kesmezsek birileri gelip kolumuzu keser” sözü.

Bu operasyonda iddia edildiği gibi Galatasaray’ın parmağı var mı bilemem ama UEFA geldi, kolumuzu kesti.

Başmüfettiş raconu kesti, UEFA da biletimizi.

UEFA, son dakika golü ile Fenerbahçeli futbolcuların emeğini çaldı. Milyonlarca taraftarın hayalleri ile oynadı. Prestijimizi yerle bir etti.

Zayıf anımızı yakaladı, affetmedi.

Gücü bize yetti. Milan’a, Porto’ya, Real’e, Barca’ya yapamadığını, asla da yapamayacağını bize kolayca uyguladı.

Ve içimizi en çok acıtan da bu oldu.

Sadri Şener’e özgürlük
Fenerbahçeliler’in tepkilerinde en çok hak verdiğim nokta Şampiyonlar Ligi’ne Trabzonspor’un alınmasına gösterdikleri reaksiyon.

Gerçekten şaşırtıcı. Onların da soruşturmada üç dosyası var ve bunlar bizzat federasyon tarafından UEFA’ya iletildi. Buna rağmen federasyonu da bilgilendirmeden Trabzonspor’u Devler Ligi’ne dahil ettiler. Bu bilgilendirme yapılsaydı eminim federasyon çekincelerini iletirdi.

UEFA’nın kararı ülkemiz adına bir yandan da sevindirici ama işin bir ilginç yanı da bu kararın sabahında Sadri Şener’in yurt dışı yasağının kalkması.“Fenerbahçe’ye operasyon yapılıyor” görüşünü savunanların iddialarını sanki inadına destekler nitelikte bir gelişme.

Bir önceki itiraz reddedilmişti. Şimdi kabul edilmiş. Elbette haklı bir gerekçesi vardır. Belki de tesadüftür. Ancak herkes merak ediyor, birilerinin bu konuyu aydınlatmasını bekliyor.

http://www.haberturk.com/yazarlar/meric-muldur-1089/673551-sezon-sonuna-neden-kaldi

Sezon sonuna neden kaldı!

MEHMET Ali Aydınlar ismine ilk günden bu yana sıcak bakanlardan biriyim. Tarafsız kalacağına, kurallara uyacağına, kimsenin hakkını yemeyeceğine inanıyorum. İnancımı da henüz yitirmedim.
Ancak 3 Temmuz’da başlayan süreç ile birlikte kafamda bazı soru işaretleri de oluşmadı değil. Kabul edelim ki federasyon da zor bir dönemden geçiyor. Bu kaos en başta başkanı çok yıprattı. Sayın Aydınlar süreci çok iyi yönetememiş, çelişkili açıklamalar yapmış olabilir. Ancak bunlar yaşanan olayların gelişimi göz önüne alındığında makul karşılanabilir.
Fakat benim makul karşılayamadığım bir yön var. Şike konusunda kararın sezon sonunda alınacak olması.
Aynı federasyon başkanı değil miydi iddianamenin hazırlanmasının ardından derhal karar
vereceklerini açıklayan.
Ne oldu, neler yaşandı, nelerle karşılaştı da fikri değişti?
Başkan bunun nedenini açıklamadı. Herkesin işine geldiği için kimse üzerine gitmedi.
Net bir bilgilendirme yapılmayınca da türlü türlü iddialar ortaya atıldı. Aralarında öyle
iddialar var ki, çok ciddi.
Ancak iddiayı ortaya atanlar, işlerini kaybedebilecekleri gerekçesiyle basına açıklama yapmaya yanaşmıyor. Haliyle yazamıyorum. Gün gelir konuşurlarsa ben de yazarım.

***

Bari suyunu çıkarmayın

Karar, Mehmet Ali Aydınlar’ın bir önceki açıklamasında söylediği gibi iddianamenin mahkemece kabul edilmesinin akabinde alınsa ne olurdu?
Eminim ortalık çok karışırdı.
Soruşturmada adı geçen kulüplerin öyle ya da böyle ceza alması yüksek ihtimal.
Gelişmelerde gösteriyor ki zaten küme düşme cezası çıkmayacak. Ne yapıp edecekler kitabına uyduracaklar.
Puan silme cezası ise kaçınılmaz gözüküyor.
Tüm bu iddiaların, gelişmelerin paralelinde Türk futbolunda neler oluyor?
Kulüpler Birliği yasanın, talimatların değişmesi için harıl harıl çalışıyor.
Bakan, Kulüpler Birliğinin bir bütünlük içinde hareket etmesinin sevindirici olduğunu söylüyor. Özellikle Fenerbahçe’ye yönelik haksız yorumlar yapıldığını, şike skorlara yansımadıysa adaletin yeşil sahada tecelli edeceğini vurguluyor.
Siyasi partiler ziyaret ediliyor. Federasyon da birer ikişer talimatları değiştirmeye başlıyor.
Şimdilik değiştirilenler zararsız olanlar. Ama gerçek hedef meşhur 58. madde. Onun için de zemin hazırlanıyor. O da değişti, değişecek. Yakındır. Doğru, talimat ağır. Değiştirilmesi zorunlu. Ama kulüpler ne diyor? “Küme düşme kaldırılsın.” Bu kadarı da fazla oluyor. Şikeye teşebbüsün, teşviğin karşılığı küme düşürme olmasın, puan şilinsin yeterli. Bunu anlarım. Ama hiç değilse şikeyi affetmeyin, işin bu kadarda suyunu çıkarmayın.

***

Şike madalyası (!)

Şikeşi şikeyle örtbas etmek, bir anlamda şikenin, yasa dışı bahisin önünü açmak üzereyiz.
Avrupa’nın, UEFA’nın gözünde “şikeye tolerans gösteren ülke” olarak anılacağız ama kimin umurunda? Aksine neredeyse madalya vereceğiz!
Hem de bunu federasyonuy|a, kulüpleriyle, basınıyla, siyasileriyle elele vererek yapıyoruz.
Bu ülkede Cemal Nalga skandalı yüzünden bile Galatasaray takımı lige eksi 5 puanla başlatıldı.
Ama konu futbol olunca, para ahlaki değerlerin önüne geçince kararlar da değişiveriyor. Herkes başını kuma gömüyor. Günübirlik kanunlar çıkarılıyor. Yeter ki gönüller bir olsun!
Umarım, Sayın Spor Bakanı Suat Kılıç’ın da dediği gibi şike sahaya yansımadıysa her takımın taraftarı her sonucu benimser.
Benimserse sorun yok da acaba benimser mi?

***

Lig karakolda biter

Diyelim ki Fenerbahçe bu sezon da şampiyon oldu. Akabinde de federasyon şike soruşturmasında kararını açıkladı.
İşte bu durumda federasyonun izleyeceği yolu Halil Özer pazar günü yazdı. Diyelim ki, şike yok şikeye teşebbüs var. O da saha sonuçlarına yansımamış. Fenerbahçe’ye örneğin 9 puan silme cezası verildi. Şampiyonluğu geri alınacak, kupa Trabzon ya da Bursa’ya verilecek. Ama puan silme cezası bir sonraki sezon için uygulanacak. Yani son şampiyonluk geçerli.
Peki, rakipleri ligi Fenerbahçe’yle aynı puanda ya da 1-2 puan geride bitirirse.
İtiraz etmeyecekler mi?
“Fenerbahçe’nin 9 puanı şimdi silinmeli, şampiyon biz olmalıyız” demeyecekler mi?
Haklı değiller mi?
Fenerbahçe, “Bizi Bank Asya’ya düşürün dedik, kabul etmediniz. Ligi siz oynattınız. Bizi
de lige aldınız. Şampiyonluğumuz geçerli” demeyecek mi?
Onlar da haklı değil mi?
Ya da, Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi, üç büyükten biri de Avrupa Ligi vizesi aldı. İtirazlar
gelmeyecek mi?
Ya da, Fenerbahçe şampiyon olamadı da Avrupa Ligi’ne gitme hakkı kazandı. Bu sezon Avrupa dışında kalan, yeniden Avrupa’da olabilmek adına milyonlarca Euro harcayıp yepyeni kadro oluşturan Galatasaray da yine Avrupa vizesi alamadı. Hem de kıl payı. İsyan etmeyecek mi?
Haklı değil mi? Yani sonuçta yeni bir krizin çıkması, Fenerbahçe’nin Avrupa Kupaları’na katılamama durumu dışında kaçınılmaz. Kaostan çıkmak için en ideal çözüm gibi gözükebilir ama “Şampiyonluğu, kupayı şimdi alırım. Cezayı seneye uygularım” mantığı doğru değil. Bu karar baş ağrıtır. Bu lig de karakolda biter.

Written by kesinofsayt

12 Kasım 2017 at 11:59

Aziz Yıldırım, Fenerbahçe, Genel kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

AZİZ YILDIRIM’IN 27 HAZİRAN 2012’DEKİ SAVUNMASI

leave a comment »

Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım davanın 21. gününde şu savunmayı yaptı:

Sayın Başkan, Değerli Heyet;
Bir 3 Temmuz sabahı evlerimizden alındık. Sorgusuz sualsiz ne yaptığımızı bilmeden, kime ne zarar verdiğimizi düşünürken birkaç polis memuru kulağımıza fısıldadı “Siz silahlı suç örgütü kurmuşsunuz” diye; ve bir yıllık öykü böyle başladı.

Silahlı suç örgütü iddiasını ortaya atanlar bu iddiayla bizleri dinlemeye almıştı. Sizin deyiminizle teknik takibe. Tüm deliller bu suçtan dolayı toplandı. Aziz Yıldırım ve arkadaşları Fenerbahçe’yi şampiyon yapmak için Silahlı Suç Örgütü kurmuştu. Evlerimizi aramadılar, bahçelerimizi de kazmadılar. Bu örgütün silahlarını kimse aramadı sormadı… Sonradan anladık ki amaç “bir yerlerden bir örgüt bulmak ve bizleri oraya katmaktı ve öyle de oldu..

Tam silahlı suç örgütü suçlamasına alışmıştık ki sorgular başladı. Gördük ki 6222 sayılı yasa uyarınca “şike” yapmışız. Herhalde “şike” yapmak için “silahlı suç örgütü” kurduk diye düşündük. Tutuklama müzekkerelerinde gördük ki sadece “şike” den tutuklanmışız. Ve yine anladık ki “hakkımızda hüküm verenler” şike suçunun cezasının daha ağır olduğunu anlayınca sağ olsunlar bizleri silahlı suç örgütünden çıkartıp, şike maddesine sokmuşlar. Ve tabi ki tutuklandık.

Bugün anlamaktayım ki Aziz Yıldırım’ın aslında en özgür olduğu günlerinin başlangıç tarihiymiş 3 Temmuz.

Sonra kademeli ve planlı bir zulüm başladı. İtibarsızlaştırma ve toplum önünde küçük düşürme planları hayata geçirilmeye başlandı. 19 maçta şike olduğu, durumun çok vahim olduğu, hatta bizlerin başka suç örgütleriyle irtibatlı olduğuna dair kampanyalar başlatıldı. Televizyonlarda, gazetelerde kendinden menkul adamlar türedi bizlere her gün küfreden, özel resim ve haberlerimizi yayınlayan, bizleri hedef alan iki lafı bir araya getiremeyen bu şahısların birçok ortak noktaları vardı. Savcı ve polis onlarındı. Bizlerse karşıt güçler. Hep aynı ağızdan konuşuyorlardı, aynı yere bağlı olduklarını söylüyorlardı. Sözde bu haberciler. Savcıdan ve polisten, gizlilik kararı olan dosyadan bilgiler alıp basına sızdırma yarışına girmişlerdi. Aslında buna en güzel cevabı Savcı Mehmet Berk vermişti. Medyada ve basında konuşulanların %90’nın yalan olduğunu açıkça ifade eden Savcımız, bu yalanlarla bir yıl boyunca kişiliklerimize tecavüz edilmesine de izin vermiştir. Gerçi aynı Mehmet Berk “Sivas maçının sonucu böyle olmasaydı bu davayı açmayacaktım” demek suretiyle davadaki ciddiyetini ve bakış açısını ortaya koymuştu; ancak Biz anlamamıştık.

Bizler hep sustuk. Aslında ne olup bittiğini anlamaya çalışıyorduk. Tam bu esnada sıra Fenerbahçe’ye gelmişti. Türlü oyunlarla Fenerbahçe’nin de önü kesilmeye hakları zorla elinden alınmaya başlanınca artık bizim için olay açığa çıkmıştı.

İddianameyi beklemeye koyulduk bir dönem. Hakkımızda uygulanan türlü hukuksuzluklara rağmen. Sonra yasanın değişmesi gündeme geldi. Taraf olmadık. Hatta değişmesin diye tavır aldık. Çünkü artık anlamıştık, yapılmak isteneni. Hakkımızda birileri çoktan karar vermiş meydanlara darağacını kurmuşlardı.. Yasa değişikliği sırasında yaşananlarsa tüm kaygımızı haklı kılmış, tek bir Fenerbahçeli dahi bu yasadan yararlanamamıştı. Oysa bu yasanın adı “Aziz Yıldırım” yasasıydı. Ülkenin Cumhurbaşkanı bile böyle söylemişti. Ama bir tek Fenerbahçeli yararlanamamıştı yasadan. Çünkü bizlerin suçu sabitti: FENERBAHÇELİ OLMAK.

Sonra iddianame açıklanınca rahatladık, iddialar yetersizdi. Hukuka açıkça aykırı şekilde toplanan deliller bizleri suçlamaya yetmezdi. İddialar gerekçesizdi, komikti. Tıpkı savcının huzurda verdiği iddianamenin diğer sureti olan mütalaa gibi… Ama iddianamede bir şey değişmiş değiştirilmişti. Bizler bu seferde “Haksız ve Ekonomik Çıkar Amaçlı Suç Örgütü” olmuştuk. Kısacası “silahlı suç örgütünden soruşturulup, şikeden tutuklanıp, haksız ve ekonomik çıkar amaçlı suç örgütünden” yargılanacaktık. Bu kadar telaşa, böylesine önemli  makamları sırf bizleri buralarda yargılamak için bu durumlara düşürmeye ne gerek vardı. İstenilse bizler burada Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinde yargılanmak için dilekçe dahi verebilirdik. En azından devletin ciddiyetine gölge düşürülmemiş olurdu diye düşündük…

Sonra yargılama başladı. İlk defa konuşabiliyor, savunma yapabiliyorduk. Müteşekkirdik… En azından hak ettiğimiz saygıyı görüyorduk. Yargılanma tarafınızdan hızlı bir şekilde yapılıyordu. Yine tutukluyduk ancak daha da özgürdük. Tam bir şeylerin değişmeye, bazı oyunların bozulmaya başladığını düşünmeye başladık. Bu seferde “hızlı bir şekilde ceza vermek için yargılanma yapıldığı” dedikoduları çıktı karşımıza. Şu anda bu dedikodular ve sizlerle baş başayım.

Sizler benim örgüt kurmadığımı, bu insanların örgüt üyesi olmadıklarını çok iyi biliyorsunuz.

Kenan Yaralı’ya şike parası yollamadığımı
İbrahim Akın’a hiç bir Fenerbahçe’li yöneticiden para gitmediğini, bu paraların tespit dahi edilmeden suçlandığımızı,
Kulübüyle sözleşmesi devam eden bir oyuncuya “transfer şikesi” teklif edilemeyeceğini,
Sivas’taki çantanın içinde şike parası değil, biletler olduğunu
Ümit Karan’a, Bülent Uygun’a, Sezer Öztürk’e, Emenike’ye şike veya teşvik teklifinde bulunmadığımızı konuşmalardan açıkça anlıyor, biliyorsunuz.

Üç tarlanın şike söylemi olduğuna kendisi bile inanmayan savcı gibi sizlerde eminsiniz. Bu tür söylemlerle bizlere ceza verilmemesi gerektiğini…

Biz de herkes kadar temiziz derken, diğer takım ve yöneticilerin tapelerini çok iyi biliyorsunuz ve 1300 tapeden tarafıma ait 103 tapeden bir tanesinin bile bu nitelikte olmadığını biliyorsunuz.

Türkiye Cumhuriyeti ve Fenerbahçe’den başka aşkımız ve zayıf noktamız olmadığını, Fenerbahçe’ye ve bizlere yaşatılanları hak etmediğimizi biliyorsunuz.
Bu ülkeyi, bu vatanı bölmeye çalışanlara övgü ve ayrımcılık yarışında olanların konu biz olunca nasıl acımasız olduklarını görüyorsunuz.

Türkiye sevdalısı olarak Türk Sporuna, Türk sporcusuna bu kadar katkı yapan, devletten bir kuruş almadan, stadını yapan, amatör branşlarda kimsenin hayal edemeyeceği şampiyonlukları kazandıran, sporcuları ve Türk sporu için her şeyini vermeye hazır olan Aziz Yıldırım’ın haksız ve çıkar amaçlı suç örgütü kurmadığını çok çok iyi biliyorsunuz.

Bizim tutuklu olmamızın, mahkum olmamızın bizler için önemli olmadığını, yeter ki Fenerbahçe’ye bir zarar gelmemesinin tek düşüncemiz olduğunu biliyorsunuz.

Ben de sizlerin bunları bildiğinizi çok iyi biliyorum. Ve sizlerden bildiğinizi okumaktan vazgeçmemenizi talep ediyorum. Çünkü Aziz Yıldırım’ın bundan önce olduğu gibi bundan sonrada bildiğini ve inandığı yolda yürüyeceğini tüm kamuoyuna ilan ederim.

Vereceğiniz karar sadece Aziz Yıldırım’ın bağımsızlık kararı olmayacaktır. Bu karar aynı zamanda Türk Yargısının bağımsızlığına dair olacaktır. Bilinmelidir ki adaletsizliği engelleyecek gücümüzün olmadığı zamanlar olabilir ancak mücadele etmediğimiz hiçbir zaman olmamıştır ve olmayacaktır.

Bizler hakkımız olmayandan, yasalarda yazılmayanlardan fazlasını hiç istemedik sizlerden. Anayasanın 37.maddesi “Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir mercii önüne çıkarılamaz” dese de bizler neden özel yetkili mahkemelerde yargılandığımızı anlayamadık. Ya da 6222 sayılı yasadan yargılanmamız yapılıp, ceza almamız istenirken neden aynı yasada yer alan ve görevli ve yetkili mahkemeleri açıkça belirten maddelerin tarafımıza uygulanmadığını anlamadık anlatamadık.

Ya da benzer durumlarda bir gün bile tutuklu kalmayan onca insan varken bu bir yıllık esaretimizi açıklayamadık. Yargıtay 4.Hukuk Dairesi 2010/11 sayı 08/06/2010 tarihli kararında “İddianamede yer alan iletişimin tespiti kayıtlarından davacının, şüpheli sıfatı ile tüm yaşam ve faaliyetlerinin çok yakından izlendiği anlaşılmaktadır. Bu denli Teknik imkanlara rağmen kaçma veya delillerin karartılması ihtimalinden söz edilmesi inandırıcı bulunmamaktadır” şeklindeki  tespit ve sonuçların neden ve niçin tarafımızdan esirgendiği  tüm kamuoyu nezdinde izaha muhtaçtır.

Spor Hukukuna ait bir ihtilafın neden spor hukuku düzenlemeleri tahtında çözümlenmediğini defalarca sorduk söyledik. Bu sırada bunu birileri daha söyledi. UEFA…Evet …Fenerbahçe üzerinden oynanan oyunların bittiği bu günlerde UEFA ders niteliğinde bir karar verdi bizlere hepimize…Aslında bu kararda önemli olan kararın kendisi yada sonuçları değildi… Karar sadece spor hukuku yargı organlarının yaptığı yargılamayı esas alıyor, Özel yetkili organize ve Özel Yetkili Savcılık’ın hiçbir işlemi ve tasarrufunun adı dahi anılmıyordu  kararda.

Sayın Başkan,
Bizlerin haklıyken peşinen haksızlığı seçeceğimiz yegane durum; Türkiye Cumhuriyeti menfaatleridir.

Bu kararınız Fenerbahçe’den öte Türk Futbolunun geleceği ile itibarı ile ilgilidir. UEFA kararı göstermiştir ki yapmış olduğunuz bu yargılama, spor hukuku hükümleri itibarı ile tanınmamakta; hatta UEFA da aleyhe durum ve delil olarak dahi değerlendirmeye tabi tutulmamaktadır. Uluslar arası kurum ve kurallarının Türk ve dünya futbolu üzerindeki hakimiyeti kamuoyunun malumudur. Bu nedenle sizlerin sırf soruşturmayı yapan Polis ve Savcıları incitmemek, kamuoyunun bazı kesimlerini tatmin etmek ya da belki de Aziz Yıldırım’ın tasfiyesini sağlamak için sadece vicdanen vereceğiniz karar, inanın Türk futbolunun sonu olacak ve futbolda Türkiye’nin her platformda lekelenmiş damgalanmış 3.dünya ülkesi muamelesi görmemiz sonucunu doğuracaktır.

Unutulmamalı ve şu sıralar sıklıkça hissedilmektedir ki Türkiye her geçen gün “Damarlarındaki asil kanın farkına biraz daha varmak zorundadır”

Bu kararda,
Sorumluluğunuz,
Sorumluluğumuzdan daha az değildir.

Yine de;

Sayın makamınız tahtında tüm Türk yargısına olan inancımı yineler, son sözümüzün “bu sevda bitmez” ve “her koşulda FENERBAHÇE” olduğunu dosta, düşmana ilan ederim.
Bununla birlikte mütalaada yer alan itham ve iddiaların asılsızlığı yapılan savunmalarımızla açıkça ortaya konulmuştur. Hiçbir maçta şike ve teşvik yoktur. Şike teşebbüsünde bulunulmamıştır; teşvik primi verilmemiştir. Tüm Kamuoyunun malumu olduğu üzere, tüm hesaplarımız re’sen atanan Bilirkişi ve Dernekler Masası tarafından incelenmiş ve hiçbir hukuka aykırı tasarrufun ya da usulsüzlüğe tesadüf edilmemiştir. Bu gerçeğin Sayın Mahkemece tespit edileceğine dair olan inancım tamdır.

İşbu açıklamalar ve tespitler tahtında tahliye ve beraat yönünde karar vermenizi, talep ederim.

Aziz Yıldırım
Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı

Written by kesinofsayt

27 Haziran 2012 at 15:04

Aziz Yıldırım, Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

AZİZ YILDIRIM’I BÜYÜK VE İTAATSİZ YAPAN FENERBAHÇE’DİR!

leave a comment »

Written by kesinofsayt

02 Mayıs 2012 at 09:21

Aziz Yıldırım, Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

3 TEMMUZ OPERASYONU KRONOLOJİSİ – 8 (ŞUBAT 2012)

leave a comment »

1 Şubat 2012 – Çarşamba

  • Fenerbahçe Spor Kulübü TFF Hukuk Kurulu Başkanı İlhan Helvacı’yı istifaya davet etti.
  • Türkiye Futbol Federasyonu Hukuk Kurulu Başkanı İlhan Helvacı, “Hukuka aykırı birşey yaptığımı düşünmediğimden istifa etmeyi de düşünmüyorum” dedi.
  • Kulüpler Birliği Başkanı Yıldırım Demirören, Süper Lig kulüp başkanlarını 7 Şubat Salı günü özel gündem maddesiyle toplantıya çağırdı.

2 Şubat 2012 – Perşembe

3 Şubat 2012 – Cuma

  • Samsun dönüşü Fenerbahçe kafilesini havaalanında karşılayanlar arasında Beşiktaşlı bir taraftar pankart açtı.

5 Şubat 2012 – Pazar

6 Şubat 2012 – Pazartesi

7 Şubat 2012 – Salı

  • Kulüpler Birliği TFF seçimi gündemiyle toplandı.
  • Ünal Aysal Cihan Kamer’in “transferde etik davranılmadığı” açıklamasına yanıt verdi.

8 Şubat 2012 – Çarşamba

  • Fenerbahçe Spor Kulübü Külüpler Birliği toplantısında Yıldırım Demirören’i TFF başkanlığına önerdiği yolundaki haberleri yalanladı.

9 Şubat 2012 – Perşembe

  • Mehmet Ali Aydınlar 32. Gün programına katıldı.
  • PFDK Beşiktaş maçındaki olaylar nedeniyle Fenerbahçe’ye 1 maç seyircisiz oynama cezası verdi.

10 Şubat 2012 – Cuma

  • Fenerbahçe Spor Külübü M. Ali Aydınlar’ın 32.Gün programındaki ifadelerini “acz içinde” diye yanıtladı.
  • Futbol Disiplin Kurulu Ocak ayı sonunda soruşturmada adı geçen isimlere 30 bin sayfalık iddianameleri gönderdi. 20 gün süre içinde savunmalarını talep etti.
  • CAS yargıcı Kısmet Erkiner Mehmet Ali Aydınlar’a cevap verdi.

11 Şubat 2012 – Cumartesi

  • Aralarında Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın da bulunduğu 23’ü tutuklu 93 sanık hakkında açılan dava, İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ndeki salonunda görülecek. Şike davasına bakacak 16. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Mehmet Ekinci, sevgililer gününe denk gelen ilk duruşma öncesinde basın mensuplarının sorularını yanıtladı: “Takımları yargılamıyoruz”.

12 Şubat 2012 – Pazar

13 Şubat 2012 – Pazartesi

14 Şubat 2012 – Salı

  • Aziz Yıldırım Mehmet Ali Aydınlar’a hitaben bir mektup gönderdi: “Sözümüz sanadır!”
  • Tarihi dava Silivri’de başladı. Çok sayıda Fenerbahçe taraftarı Silivri’deydi.
  • Fenerbahçe Spor Kulübü’nin 327 sicil numaralı Yüksek Divan Genel Kurul üyesi ve basketbol şubesinin kurucularından, spor tarihçisi Cem Atabeyoğlu vefat etti.
  • Aziz Yıldırım: “Ne şikesi? Memleket elden gidiyor.”

15 Şubat 2012 – Çarşamba

  • “Futbolda şike” iddiaları üzerine aralarında Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın da bulunduğu 23’ü tutuklu 93 sanık için açılan ve Silivri’de görülen davanın ikinci günü sona erdi. Aziz Yıldırım’ın dilekçe vermesine rağmen İsveç’te yaşayan yanlış Hasan Çetinkaya’nın tapeleri iddianameden çıkartılmaması nedeniyle Mahkemede buna tepki gösterildi.
  • Aziz Yıldırım’dan Silivri’deki taraftarlara: “Bu soğukta üşümesinler, evlerine gitsinler. Çağlayan’a bekliyorum.”

16 Şubat 2012 – Perşembe

17 Şubat 2012 – Cuma

18 Şubat 2012 – Cumartesi

20 Şubat 2012 – Pazartesi

  • Çağlayan’da birinci gün
  • TFF başkanlığı için 21 aday başvurdu.
  • Galatasaray Demirören’in adaylığına tepki gösterdi.
  • İbrahim Akın’dan açıklama: “Savcıya yalan söyledim.”

21 Şubat 2012 – Salı

23 Şubat 2012 – Perşembe

  • Tarihi savunmadan notlar: “Bunu yapanları tarih yargılayacaktır.”
  • Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Tahkim Kurulu, futbolcu Serdar Kulbilge ve antrenör Cengiz Demirel’in, şike ve teşvik primi eylemlerinde bulundukları şüphesiyle PFDK’nın verdiği idari tedbir kararının kaldırılması talebinin reddine dair kararına karşı yaptıkları itirazı reddetti.
  • Galatasaray Kulübü’nün, Türkiye Futbol Federasyonu’nun 27 Şubat Pazartesi günü yapılacak Seçimli Olağanüstü Genel Kurulu’nda başkan adaylarından Ata Aksu’yu destekleyeceği öğrenildi.
  • Fenerbahçe Spor Kulübü Habertürk’e bağlı kişilerin tesislerine girişini yasakladı.
  • Yasemin Merçil: “Şikenin tarafları sonucu etkileyebilecek kişiler olmalı, Transfer şikesi diye bir kavram yok ”
  • Vatan Gazetesi Aziz Yıldırım’ın eşkal fotoğrafı için özür diledi.

24 Şubat 2012 – Cuma

  • Şekip Mosturoğlu ve Cemil Turan tahliye edildi. Diğer yöneticilerin tutukluluk hali devam ediyor.
  • Kararın ardından Çağlayan’daki Fenerbahçe taraftarına polis tazyikli su ve biber gazı ile müdahale etti.

25 Şubat 2012 – Cumartesi

  • Eskişehirspor 2 – 1 Fenerbahçe
  • Trabzonspor, şike davası kapsamında tutuklu bulunan Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım ve dün gece tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilen Sivasspor Başkanı Mecnun Odyakmaz’ın iddialarına internet sitesinden yayınladığı açıklama ile çok sert cevap verdi.

27 Şubat 2012 – Pazartesi

  • Yıldırım Demirören TFF başkanlığına seçildi.
  • Lig TV Muhabiri Ömer Güvenç; TFF Başkanı Yıldırım Demirören, Fenerbahçe’ye “Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nde (CAS) UEFA’ya açtığınız davayı geri çekin, 45 milyon Euro’yu Türkiye Futbol Federasyonu olarak biz karşılayalım” dediğini iddia etti. Ömer Güvenç bu sözünün de arkasında olduğunu söyledi.

28 Şubat 2012 – Salı

  • Fenerbahçe Spor Kulübü Fatih Altaylı’yı yalanladı.
  • Fenerbahçe Asbaşkanı Ali Koç CNBC-E canlı yayınına katıldı.

3 Temmuz Operasyonu Kronolojisi 1 – (Temmuz 2011)

3 Temmuz Operasyonu Kronolojisi 2 – (Ağustos 2011)

3 Temmuz Operasyonu Kronolojisi 3 – (Eylül 2011)

3 Temmuz Operasyonu Kronolojisi 4 – (Ekim 2011)

3 Temmuz Operasyonu Kronolojisi 5 – (Kasım 2011)

3 Temmuz Operasyonu Kronolojisi 6 – (Aralık 2011)

3 Temmuz Operasyonu Kronolojisi 7 – (Ocak 2012)

AZİZ YILDIRIM’IN TELEFONU NEDEN DİNLENDİ? (ODA TV)

leave a comment »

Basındaki baskı ve sansüre karşı yayınlanan Marko Paşa, 12 Mart Pazartesi günü piyasaya çıktı. Yıllar sonra yeniden yayınlanan dergide Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu, Aziz Yıldırım’a 2 yıl önce yapılan bir soruşturmaya dair çok ilginç bilgiler verdi.

İşte o yazı:

AZİZ YILDIRIM’IN İKİ YILLIK SORUŞTURMASI

Fethullah Gülen’e dair çok anlatılan bir hikâyedir. Gülen, stadyumdan çıkan Fenerbahçe taraftarıyla karşılaşır. Taraftarın heyecanına, birarada attığı sloganlara öykünen Gülen, “birgün biz de bu taraftarlarla gibi aynı amaç etrafında birlik olabilirsek” diye başlayan bir konuşma yapar. Gülen Cemaati dayanışması ile Fenerbahçe taraftarının kenetlenmesini karşılaştırmak mümkün değil. Ancak Fenerbahçe taraftarının yıllar sonra mahkeme önünde cemaat karşıtı sloganlar atması Türkiye’de son dönemde yaşananların özeti gibi.

Havacıların ve Karacıların Soruşturması

Yaklaşık iki yıl önce Kara Kuvvetleri Askeri Savcılığı’na bir ihbar gelir. Savcılık ihbara dayanarak emekli bir binbaşının ev ve işyerinde arama yapar. Aramalar sonunda bazı belgeler bulunur. Bu belgeler arasında emekli binbaşı ile Aziz Yıldırım arasında imzalanan yasal bir danışmanlık sözleşmesi de vardır. Bu sözleşmeye dayanarak Aziz Yıldırım hakkında telefon dinleme kararı alınır. Yıldırım artık askeri bir soruşturmanın şüphelisidir.

Aynı aramada Hava Kuvvetleri’ne ait altı belge de bulunur. Bu belgelerden dolayı Hava Kuvvetleri Askeri Savcılığı da paralel bir soruşturma başlatır. Süreç derinleşir. Muvazzaf bir hava albayının evinde yapılan bir başka aramada binlerce sayfa askeri doküman ele geçirilir. Bir dizi tutuklama gerçekleşir.

Biri kara biri hava, iki savcılık arasında bir ayrışma başlar. Kara Kuvvetleri Savcılığı, Aziz Yıldırım’ın telefonlarını ihalelere fesat karıştırma suçlamasıyla dinler ve Yıldırım’ı soruştururken, Hava Kuvvetleri Savcılığı aynı fikirde değildir. Havacı Savcılara göre Aziz Yıldırım’ın danışmanlık sözleşmesinde bir suç yoktur. Yıldırım’ın yasal sözleşmesinin başka mecralara sürüklenerek askeri ihalelere müdahale edilmeye çalışıldığını düşünmektedirler.

Aziz Yıldırım’ın katıldığı ihaleler

Şöyle anlatalım…

Aziz Yıldırım’ın kulüp başkanlığından sonra en bilinen özelliği, askeri projelerdeki başarısı.TSK’nın TACAN, TAFİCS gibi çok önemli askeri projelerini gerçekleştiren Yıldırım, değeri milyar dolarla ölçülen pek çok NATO ihalesine de imza attı. Meselenin önemli bir ayrıntısı daha var ki, bu işleri almak yalnızca teklif vermekle ilgili değil. Uluslararası firmalar ile yapılan işbirliği, bu ihaleleri tamamlama tecrübesi, bilgi birikimi, süreklilik ve en önemlisi firmanın ihaleyi veren askeri kurumlarla güven ve uyumu kazananı belirleyen faktörler. Kısacası her işadamının bu projelerde görev alma imkânı bulunmuyor. Sermaye büyüklüğü çoğu zaman yeterli olmuyor. Ülkeler, askeri ve siyasi politikalarına göre kimi partner olarak seçeceklerini belirliyorlar. Bugüne kadar Aziz Yıldırım’ın en güçlü oyuncu olduğu muhakkak. Ancak Yıldırım’ın yerine “Yeni Türkiye” gerçeklerine uyumlu bir ismin sahneye çıkmasının, bu ihaleyi gözleyenler için beklentinin ötesinde bir arzuyu ifade ettiğini söyleyebiliriz.

İşte Kara Kuvvetleri Savcılığı’nın Yıldırım’ı şüpheli olarak izlemeye başlaması önemli bir dönüm noktasında geldi. Askeri tarihin en önemli ihalelerinden olan Sikorsky helikopter ihalesinde, Yıldırım’ın da içinde bulunduğu konsorsiyum, bu soruşturma ile safdışı kalabilirdi. Kara Kuvvetleri Savcılığı, Kamu İhale Kurumu’na Aziz Yıldırım’ı “yasadışı yollarla ihalelere müdahale etmek” suçlamasıyla şikâyet edecek, Yıldırım iki yıla varan bir süre ihalelerden yasaklı olacaktı. Bu, önemli bir oyuncunun safdışı kalması demekti.

Hava Kuvvetleri Savcılığı’nın paralel soruşturma yönetmesi bu gelişmelere engel oldu. Havacı Savcılar, dosya kapsamının aynı olması sebebiyle, iki dosyanın birleştirilmesini istediler. Kara Kuvvetleri Savcılığı’ndaki dosyanın kendilerinin yürüttükleri soruşturmaya eklenmesini talep ettiler. Öyle de oldu. Soruşturma Hava Kuvvetleri Savcılığı’nda birleşti. İki yıl önce Yıldırım’ın ekonomik tasfiye süreci böylece önlenmiş oldu.

İkisi de tutuklandı

Kısa süre sonra ilginç bir dizi gelişme oldu. Hava Kuvvetleri Askeri Savcılığı’nda müdahaleyi yapan Başsavcı Ahmet Zeki Üçok, bir çürük çetesinin başında olduğu gerekçesiyle İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından sorgulandı ve tutuklandı. Savcılığa göre Üçok; para karşılığı çürük raporu veren, arazi yağmalayan hatta fuhuş yapan bir çetenin lideriydi. Gülen cemaatine yakın yayınlarda aleyhinde ağır ithamlarda bulunuldu. Hakkında 413 yıl hapis cezası istendi. İlginç olan, Üçok iddianamede Aziz Yıldırım’a yağma yapmakla suçlanıyordu. Aziz Yıldırım ise ifadesinde iddiaları basından öğrendiğini söylüyor ve mağdur edildiği iddiasını kabul etmiyordu. Üçok, iki yıla yakın tutuklu kaldıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi. Ancak bu kez Balyoz Davası’nda sanık oldu ve tutuklandı.

Aziz Yıldırım ise şike yapan ve maddi menfaat sağlayan bir başka örgütün lideri olmak suçlamasıyla aynı savcılık tarafından soruşturuldu ve tutuklandı. Yıldırım’ın tutuklanmasını şike dışı bir sürece bağladığı gelişmelerin miladı böyle. Aziz Yıldırım’ın “benim telefonum neden dinlenmeye başlandı?” sorusunun karşılığı da burada gizli.

Şimdi mahkeme önünde cemaat karşıtı sloganlar atan Fenerbahçe taraftarı daha anlamlı hale gelmiyor mu? Birileri Şike operasyonu ile askeri ihalelerin aktörünü sahanın dışına itiyor olabilir mi?

Bekleyip göreceğiz.

Odatv.com, 21 Mart 2012

Written by kesinofsayt

22 Mart 2012 at 11:03

Aziz Yıldırım, Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,