FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Posts Tagged ‘doping

KESİNOFSAYT PODCAST 011 – Demirören’in istifası, Güneş milli takıma, Ergin Ataman

leave a comment »

Gündemin hareketlenmesi nedeniyle yaptığımız bu ekstra bölümde:

– Yıldırım Demirören’in TFF başkanlığından istifası, İddaa ve bahis, TFF başkanlığı için olası adaylar,
– Şenol Güneş’in milli takımın başına geçeceğinin resmen açıklanması,
– Jaap Uillenberg’in VAR’ın Türkiye’deki uygulanma biçimindeki hatalar hakkında söyledikleri,
– Fenerbahçe Beko – Anadolu Efes Euroleague maçı ve sonrasında Ergin Ataman’ın Fenerbahçe taraftarını Euroleague yönetimine şikayet etmesi,
– Doping, Taurasi, Turgay Atasü

Timecode:
– 02:40 Yıldırım Demirören’in istifası ve olası başkan adayları
– 10:51 Şenol Güneş’in milli takımın başına geçeceğinin açıklanması
– 14:10 Şenol Güneş’in Fenerbahçe problemleriyle ilgili podcast (bölüm 10) Behcet-uestuen – Kesinofsayt-podcast-10-demiroren-medyasi-fenerbahceye-karartma-mi-uyguluyor
– 15:16 Futbolda yapılanma ile ilgili podcast (bölüm 9) Behcet-uestuen – Kesinofsayt-podcast-bolum-009-futbolda-yapi-ya-da-sistem
– 17:10 Jaap Uillenberg’in TFF yayın organı Tam Saha Dergisi’nde VAR’ın Türkiye’deki uygulamasına dönük eleştirileri www.tff.org/Resources/Tamsaha/172/
– 19:53 Vahap Beyaz’ın Sözcü’deki haberi skor.sozcu.com.tr/2019/02/12/yanli…oglu-var-961097/
– 22:55 Euroleague / Ergin Ataman – doping
– 28:37 Turgay Atasü doping açıklaması www.sabah.com.tr/spor-haberleri/2…oping_yapmasaydi

İletişim:
E posta: kesinofsayt@gmail.com
Twitter: twitter.com/kesinofsayt

Podcast yayınlarımızı
Spotify üzerinden open.spotify.com/show/4esjFYIeOZeFJDF0JRlKAa
veya
Spreaker üzerinden www.spreaker.com/show/kesinofsayt
veya
ITunes üzerinden itunes.apple.com/tr/podcast/kesin…d1448305424?mt=2
veya
Youtube üzerinden www.youtube.com/playlist?list=PLs…hFiSNz_gAu19ZDqIx
dinleyebilirsiniz.

FOOTBALL LEAKS – FIFA’NIN DOPİNG SORUŞTURMASINI BALTALAMASI

leave a comment »

football-leaks-doping-fifa

Kanadalı avukat ve doping uzmanı Richard McLaren, Ağustos 2017’nin sonunda İsviçre’ye iki günlük bir gezi planlıyordu. Gündemde, Zürih’teki FIFA genel merkezinde bir toplantı vardı ve burada María Claudia Rojas ile görüşmeyi umuyordu.

Kolombiyalı Mayıs 2017’den bu yana küresel futbol örgütünde bir tür başsavcı olmuştu. FIFA’nın Etik Komitesi bünyesindeki Araştırma Komisyonunun başkanıydı ve görevi organizasyonu kanserli bir tümör gibi saran yolsuzlukla mücadele etmekti. İşi FIFA Etik Kurallarını ihlal etmiş olabilecek FIFA görevlileri hakkında potansiyel suçlayıcı delillerin toplanmasıydı.

Ve bu tam olarak da McLaren’in sunacağı şeydi: potansiyel suçlayıcı belgeler…

Zürih’teki buluşmada hedeflerden birisi uluslararası spor politikalarında ağırlığı olan Vitaly Mutko idi. Mutko geçmişte Rusya spor bakanı ve FIFA Yürütme Komitesi üyesi olarak görev yapmıştı. Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in sırdaşlarındandı. 2017 yazında Rusya Futbol Birliği’nin başkanı olmasının yanı sıra 2018 Dünya Kupası Organizasyon Komitesi başkanıydı.

McLaren Zürih’te FIFA baş araştırmacısı Rojas ile anahtar belgeleri paylaşmayı umuyordu. Belgeler Mutko’yu Rusya’da devlet tarafından yönetilen sistemli dopingin arkasındaki kişilerden birisi olarak işaret ediyordu.

Ancak İsviçre’deki ilk gizli toplantıdan kısa bir süre önce, FIFA araştırmacısı özürlerini gönderdi. McLaren’e buluşmadan iki gün önce FIFA sekreteryasından gönderilen bir e-postada “Bayan María Claudia Rojas bu hafta Zürih’e seyahat için uygun değil” deniliyordu. Departmanından üç ast elemanı toplantıya gönderiyordu.

Bu hikaye dönen entrikalardan sadece biridir. Bu, FIFA’nın organizasyon içindeki sorunların kanıtlarını araştırmak için ne kadar az ilgi gösterdiğini ve bunlardan sorumlu üst düzey görevlileri koruduğunu göstermektedir.

Hikayenin bir tarafında María Claudia Rojas bulunmaktadır. Güney Amerikalı yargıç beklenmedik bir şekilde Mayıs 2017’de FIFA’nın Etik Komitesi Araştırma Ofisi başkanı seçildi. FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun kendisine yardım etmeye istekli olduğu düşünüldü ve beyaz yakalı suç uzmanı İsviçreli ceza avukatı Cornel Borbély’nin yerini aldı. Infantino’nun muhalifi olan Borbély, FIFA soruşturmalarını gayretle sürdürmüş, sonuçta çok sayıda yozlaşmış resmi görevliyi örgüt dışına çıkartmış birisiydi.

Diğer tarafta, potansiyel sorunları ortaya çıkarma arzusuyla tanımlanan Richard McLaren bulunmaktadır. Dünya Anti-Doping Ajansı (WADA) için özel bir araştırmacı olarak Rus hükümetinin bir spor doping programı yürütmekte olduğuna dair şüpheler uyandıran Soçi’deki 2014 Kış Olimpiyatları’nı takip etmesinin üstünden yarım yıldan uzun bir süre geçti. Şimdi, 2017 yazının sonunda, FIFA adına Rus futbol sahnesine daha yakından bakmaya hazırdı.

McLaren ve araştırmacılar ekibi, Vitaly Mutko’nun başrol oynadığı bozuk bir sistemi anlattılar. WADA için hazırladığı raporlarında McLaren, Mutko’nun Rusya’daki pozitif doping testlerinin manipülasyonunu yönlendirdiğini, kontrol ettiğini ve denetlediğini yazdı. Buna profesyonel futbolcular da dahildi.

İddiaları Batı’nın karalama kampanyası diyerek reddeden Mutko’nun pozisyonu FIFA açısından gelecek yıl Rusya’da gerçekleşecek Dünya Kupası nedeniyle son derece hassastı. Fakat tam olarak da bu nedenle Rojas, ilgili kişinin isminin ya da mevkiisinin ne olduğuna bakmaksızın kanıtları araştırmalıydı. Pozisyonu ona gerekli bağımsızlığı ve hareket alanını garanti ediyordu.

Ama Rojas tam tersine taktik manevralarla kaçamak davrandı.

McLaren ile olan ilk etkileşimlerinde, Rojas, onunla görüşmesini iptal etmiş olmasına rağmen, onu dışarıdan bir araştırmacı olarak görevlendirmek istediğini gösterdi. Ancak sürekli oyalanmak McLaren’i rahatsız ediyordu.

Asıl tiyatro Eylül ayının ortalarında yaşandı. Rojas McLaren’e kendisini FIFA’nın Etik Komitesi için özel bir araştırmacı olarak görevlendirmek istediğini yazan bir bir e-posta gönderdi. Bu işbirliğinin ne şekilde olabileceğiyle ilgili somut önerilerini talep etti. McLaren kendisi ve soruşturma ekibinin ay sonuna kadar bir öneriler paketi hazırlayacağını yazarak mesajını şöyle bitirdi: “Bize ilgi duyduğunuz için teşekkür ederiz.”

McLaren önerisini 29 Eylül’de Etik Komitesine gönderdi. Ancak 10 Ekim’e kadar hala bir cevap alamayınca “Size bir teklif vermemin üstünden bir haftadan fazla bir süre geçti” yazdı ve ek bilgi gerekip gerekmediğini sordu.

Yine cevap gelmedi. Haftalar geçti.

23 Kasım’da McLaren gözden geçirilmiş yeni bir öneri sundu. Üzerinde pazarlık edilemeyecek olduğunu düşündüğü birkaç adımda ısrar etti. Bunların içinde Rus laboratuvarından şüpheli örneklerin yeni bir analizinin yanı sıra, muhbirlerle ve tanıklarla röportajlar vardı.

Rojas 28 Kasım’da teklifi reddetti. Soruşturmaya olan yaklaşımı, McLaren ve ekibi için çok geniş görünüyordu. McLaren hemen cevap verdi ve geri adım atmadı. Soruşturma çalışmalarında herhangi bir dış müdahaleyi kabul etmeyi reddettiğini yazdı. Rojas’a Rusya’daki devlet kontrollü doping sistemi üzerinden analiz etmenin yetersiz olacağını bildirdi. Bilgi sahibi ve tanıklarla yapılan görüşmeler de dahil olmak üzere daha derin bir soruşturmanın vazgeçilmez olduğu konusunda ısrar etti.

Rojas hemen geri dönüş yaptı. 12 Aralık’ta McLaren’e yeşil ışık yaktı ve ofisi onun adına bir mektup yazdı. Başlığı “Gizli – McLaren Bağımsız Araştırma Raporu” idi.

“Yukarıda belirtilen açıklamaların ışığında dikkatli bir şekilde yeniden analiz edildikten sonra Bayan María Claudia Rojas, gözden geçirilmiş önerinizle hemfikirdir.” Mektubun belirttiği tek şey bir sözleşme hazırlamaktı; “tasarıyı kısa bir süre için gözden geçireceğiz.”

Ancak bu da zamana oynamaktan başka bir şey değildi. 20 Aralık’ta McLaren Rojas’a işbirlikleri için hala bir sözleşmeleri olmadığını hatırlatmak için yazdı. Rojas’ın sekreteryasını “zaman baskısı artıyor” diye uyardı, “çok yakında başlamazsak, bu işi yapmak gittikçe zorlaşacak”. Zamanın geçmesiyle işbirliği hakkında fikirlerini değiştirebilecek önemli tanıklardan endişe duyduğunu belirtti.

McLaren en önemli tanıkla temasa geçmeye istekliydi: Moskova ve Soçi’deki doping laboratuvarlarının eski başkanı Grigory Rodchenkov. Rodchenkov, Rus doping programının içindeki ana unsurlardan biriydi. Fakat 2015’te, hayatının tehlikede olabileceğinden korktu ve ABD’ye kaçtı, bütün bildiklerini açıkladı ve Rusya’da bir halk düşmanı oldu. McLaren Rodchenkov’a erişimi olan çok az insandan biriydi.

Rojas’ın ofisi Noel tatili öncesinde tekrar temas kurdu. Sekreteryadan McLaren’e taslak sözleşmenin Ocak 2018’de hazır olacağını bildiren kısa bir mesajdı. Noel ya da Yılbaşı kutlaması yoktu.

Dünya Kupası yılına girildi ve Ocak ortasına gelindi. McLaren hala Zürih’ten bir mesaj bekliyordu. 16 Ocak’ta bir kez daha Rojas’ın sekreteryasına başvurdu.

Yine Rojas kişisel olarak cevap vermedi, işi sekreteryaya bıraktı. Mc Laren’e FIFA baş araştırmacısı ile telefon ya da video konferans için zamanı olup olmadığı soruldu. İngilizce bilmediği için müzakerelerin İspanyolca olmasını istedi. Bu da McLaren’in bir tercümana ihtiyacı olduğu anlamına geliyordu. 22 Ocak’ta saat 15.30’da görüşme konusunda fikir birliğine varıldı.

Bu telekonferanstan sonra McLaren’i zayıflatma çabaları arttı. Üç gün sonra Rojas’ın ofisi WADA genel müdürü Olivier Niggli’ye ismiyle bir mektup yazdı. Mektupta küresel anti-doping ajansının “dopingle mücadelede kapsamlı deneyime sahip olduğu ve Niggli’nin üç bağımsız şirket veya uzmanı tavsiye etmesininin mümkün olup olmadığı” soruluyordu.

Mektup, McLaren’e karşı bir hakaretten başka bir şey değildi. Son yıllarda, Ontario’dan hukukçu olarak dopingle mücadelede küresel çapta ün kazanmış başka kimse yoktu. McLaren dünyanın en iyi anti-doping araştırmacısı olarak kabul edilmekteydi.

Bu pusudan sonra McLaren artık Rojas’a ulaşamadı. Şubat ayının sonunda Rojas’ın sekreteryasına “bana neler olduğunu bildirir misiniz?” diye yazdı. FIFA baş araştırmacısı bu e-postaya yine şahsen cevap vermedi.

Bunun yerine personeli aracılığıyla McLaren’e kendisinin doğru iletişim kişisi olmadığını ve Etik Komisyonu’nun FIFA’daki doping soruşturmalarından sorumlu olmadığını bildirdi.

Bu mektupla Rojas’ın engelleme stratejisi istenen etkiye ulaştı. Rusya’daki Dünya Kupası öncesinde ev sahibi ülke hakkında rahatsız edici gerçekleri ortaya çıkarabilecek bağımsız bir soruşturma önlenmiş oldu. Aylar süren engellemelerden sonra soruşturmanın sorumluluğunu, doğruca FIFA’dan emir alan Dopingle Mücadele Birimi’ne itti. Bağımsız soruşturma yapılması engellenmiş oldu.

Bu klasik FIFA’ydı; sürekli şeffaflıktan bahsederken arka planda bunu engellemek için her şey yapılıyordu.

***

McKenzie Lake Avukatlar Hukuk Bürosu Ontario’da bir binanın 18. katındadır. Soğuk ve yağmurlu bir Ekim günü Richard McLaren Almanya’dan gelen konuğunu konferans salonuna aldı.

McLaren Football Leaks belgelerini inceledikten sonra “Artık neden onlardan bu kadar uzun bir haber alamadığımı anladım” diyor, “perde arkasında farkında olmadığım şeyler oluyormuş.” Özellikle bir anı hafızasından çıkmıyor: 22 Ocak’ta Rojas ile telefon konferansı. McLaren, Colorado Vail’de bir kayak tatilindeydi ve saatinin alarmını sabah saat 7.30’da FIFA araştırmacısı ile görüşmek üzere ayarladı. Bu onların ilk doğrudan etkileşimleriydi ve sonuncusu da oldu. McLaren, “İspanyolca konuştu ve tercüman tercüme etti” diyor, “bütün görüşmenin 10 dakikadan fazla sürdüğünü sanmıyorum.”

Görüşmede McLaren, üç önemli ayı daha önce kaybettiklerini açıkça belirtiyor. İlk planda doping soruşturmasının Dünya Kupası’nın Haziran ayındaki başlangıcından önce, 2018 Mart ayı sonuna kadar tamamlanmasını öngörmüştü. Rojas telekonferansta işbirliğine istekli olduğunu ve yakında bir sözleşme yapacağını tekrarlamıştı.

Ve sonra McLaren Rojas’ın 2018 Şubat sonlarında Zürih’teki sekreteryasına gönderdiği e-postayı ilk kez okudu. Rojas “telefon görüşmesi sırasında McLaren’ın teklifini hiçbir zaman kabul etmediğini” yazmaktaydı. “Şimdi geriye baktığımda hiç bir zaman bir araştırma yapmak istemediklerini düşünüyorum ve yapmadılar da” dedi McLaren.

Rojas, EIC tarafından doping müfettişi McLaren ile olan etkileşimleri hakkında sunulan sorulara ayrıntılı bir cevap vermedi.

13 Şubat 2018’de gözden geçirilen ve güncellenen bir FIFA belgesi var. Doping, Rusya ve Dünya Kupası ile ilgili potansiyel olarak rahatsız edici sorulara önceden hazırlanmış cevaplar içeriyor.

Mesaj açık: FIFA Anti-Doping Ünitesi her şeyi kontrol altında tutuyor. “Bugüne kadar attığımız her adımdan haberdar olan WADA ile yakın işbirliği içinde çalışıyoruz”. Evet belgede “FIFA geniş kapsamlı soruşturmalar yürütmüştür”, ve hayır, “soruşturmamızda herhangi bir gecikme yaşanmamıştır. FIFA ilk andan itibaren futbolcuların dahil olup olmadığını belirlemek için kapsamlı araştırmalar yapmıştır”.

Rus futbolunda bir şeylerin doğru olmadığıyla ilgili ciddi işaretler vardı. Bunu Football Leaks belgelerinde görebilmekteyiz.

Rus Futbol Birliği, FIFA’ya Rusya’daki kulüplerde oynayan ve doping şüphelisi onbir profesyonel oyuncunun isimlerini içeren bir liste göndermişti. FIFA’nın alamadığı ise söz konusu doping testlerine ait kayıtlardı. Rus Futbol Birliği genel sekreteri “Moskova’daki anti-doping laboratuvarı ne yazık ki gizlilik nedeniyle onları vermedi” diye FIFA’ya bir mektup yazdı, “doping kontrol protokollerinin kopyaları sadece sporcuların yazılı onayını aldıktan sonra sağlanabilir. Ne yazık ki, tatildeyken ya da Rusya topraklarında ikamet etmediği için artık sporculardan izin almak imkansız.”

Şaka gibi.

Dünya Kupası’nın başlamasından sadece üç hafta önce, 22 Mayıs 2018’de FIFA, “yetersiz kanıt” nedeniyle Rus milli takım oyuncularının dopingle yaptığından şüphelenilen tüm soruşturmaların kapatıldığını açıklayan bir basın açıklaması yaptı.

FIFA, söz konusu oyuncuların isimlerini vermedi. Ancak Gianni Infantino onbir isim içeren listenin farkındaydı ve asistanı Ocak ayı başında onu bilgilendirdi. Listede yer alan iki kişi takımlarında ilk onbirde başladılar: Sergei Ignashevich ve Mário Fernandes. Her ikisi de CSKA Moskova oyuncusu.

Kendileriyle görüşüldüğünde ne Fernandes ne de Ignashevich doping şüpheleri hakkında yorum yapmadılar. Rus anti-doping ajansı ise sadece gizliliği sürdürmek zorunda olduğunu belirtti. Rus Futbol Birliği, FIFA’ya 11 isim verdiğini doğruladı, ancak Ignashevich ve Fernandes davalarında askıya alınma nedeni olmadığını söyledi.

 

http://www.spiegel.de/international/world/football-leaks-fifa-anti-doping-foot-dragging-a-1240037-amp.html adresinden özetlenerek çevrilmiştir. 

Written by kesinofsayt

24 Kasım 2018 at 16:26

FOOTBALL LEAKS – DOPİNG; RAMOS, RONALDO, KONTROLLER

leave a comment »

football-leaks-doping

4 Haziran 2017 Pazar günü, Viyana’nın güneyindeki Avusturya’da bulunan Seibersdorf’taki doping laboratuvarına bir örnek geldi. 3324822 kod numarasını taşıyordu ve Galler’den gelmişti. Mühürlü şişenin içinde, Cardiff Millennium Stadium’da Juventus’la Şampiyonlar Ligi finalinde karşılaşan Real Madrid’li bir oyuncudan alınan 110 mililitre idrar vardı.

Yaklaşık bir ay sonra, 5 Temmuz’da Seibersdorf laboratuvarının başkan yardımcısı Cenevre Gölü kıyılarında UEFA olarak bilinen Avrupa Futbol Federasyonları Birliği’nin genel merkezine bir rapor gönderdi. Avusturyalılar numuneyi analiz etmişler ve ağrıyı gidermeye ek olarak bir anti-enflamatuar etkiye sahip bir kortizon preparasyonu olan deksametazon izleri içerdiğini bulmuşlardı. Ayrıca konsantrasyonu arttırıyor ve öforik (enerji verici) bir etkiye sahip. Bu madde Dünya Dopingle Mücadele Ajansı (WADA) tarafından tutulan yarışmalarda yasaklı maddelerin bulunduğu listede yer almaktadır.

UEFA’nın sağlık ünitesinin, Cardiff’teki Şampiyonlar Ligi finalini takip eden 3324822 numaralı örnek için hangi oyuncunun imza attığını belirlemek zor değildi. Her şeyden önce, örnek kodlarla oyuncuları eşleştiren belgelere sahiplerdi.

Bu örnek, hem Real Madrid hem de İspanyol milli takımının kaptanı Sergio Ramos’a, bir kez Dünya Kupası’nı kazanmış olan, iki kez Avrupa şampiyonluğunu kazanan ve üç kez Şampiyonlar Ligi şampiyonu olan bir oyuncuya aitti. O dünyanın en iyi futbolcularından birisiydi.

Deksametazon vakası daha önce kamuya açıklanmamış ve dosya UEFA’da kilitli dolaplarda kalmıştır. Davayla ilgili tüm anormalliklere rağmen ne oyuncuya ne de Real Madrid takımına karşı disiplin cezası verilmemiştir. Gerçekten de, UEFA’nın davanın olayı halının altına süpürmesi üst düzey Avrupa futbolunda anti-doping savaşına oldukça umutsuz bir ışık tutuyor.

Raporun Avusturya’dan gelmesinden iki gün sonra, UEFA’nın anti-doping biriminin bir üyesi, bir açıklama için Ramos ile temasa geçti. Oyuncu, 10 Temmuz’da UEFA çalışanına ilk adıyla hitap ederek dört satırlık kısa bir ifadeyle yanıt verdi. Yazdığına göre Real Madrid takım doktoru onu maçtan önceki gün tedavi etmişti. Tüm gerekli ek ayrıntılar doktorun hazırladığı “sağlık raporunda” yere almaktaydı. “Umarım bu, durumu tam olarak açıklığa kavuşturur” diye bitiriyordu Ramos yanıtını.

WADA deksametazon kullanımı için net kurallar koymuştur. Maç öncesinde tedavi amaçlı ilaç kullanımına izin verilir. Ancak böyle bir uygulamanın doping testi sırasında takım doktoru tarafından rapor edilmesi zorunludur. Doktorun bunu yapmayı ihmal etmesi ve bir sporcunun kanında deksametazon izleri bulunması ise doping şüphesi olarak kabul edilir. Bir sonraki zorunlu adım da doping soruşturmasının başlatılmasıdır.

Ramos’un kendini yüz yüze bulduğu problem buydu. Numune 3324822’ye ekli formda, son yedi gün içinde alınan ilaçların listelenmesi gereken alanda, deksametazondan hiçbir şekilde söz edilmemektedir.

Formda Real Madrid savunmacısının sadece eklem içi bir iğne aldığı belirtiliyordu: Celestone Chronodose. Omzuna 1.2 mililitre ve dizine de aynı dozda başka bir enjeksiyon yapılmıştı. Deksametazon gibi, Celestone Chronodose, daha iyi bilinen adıyla betametazon, bir glukokortikoiddir ve ayrıca bir anti-enflamatuar etkiye sahiptir. Ayrıca WADA yasaklı maddeler listesindedir.

UEFA raporunda Ramos’un ödül töreninin hemen ardından, 3 Haziran’da saat 22.38’te Cardiff’teki doping kontrol istasyonuna geldiği belirtiliyor. Kan örneği ve idrar örneğinin alınması iki saat sürüyor ve Ramos gece yarısından sonra 00: 26’da ayrılıyor. Aynı zamanda İspanyol ragbi takımının da doktoru olan Dr A. kendisine tüm bu işlem boyunca refakat ediyor. Ramos ile birlikte doping kontrol formunu imzalıyor.

Deksametazon bulgusunun ardından Dr. A. günah keçisi rolünü üstleniyor. Mesaj çok açıktır: Ramos masumdur işi batıran doktordur.

Ramos sol dizinde ve sol omzunda “kronik patolojiler”den dolayı acı çektiği için doktor, Şampiyonlar Ligi finalinden iki gün önce oyuncuya iki doz deksametazon vermiştir. Maçtan sonraki doping raporunda yanlış ilaçları yazmış olması kupa zaferinin sarhoşluğundan ve “doping kontrolünün gerçekleştiği özel koşullardan” kaynaklanmaktaydı.

Karışıklıkla aynı kriterlere tabi iki benzer maddeyi karıştırmakla insani bir hata yapmıştı. Dr A. “asla bir dopingle mücadele yönetmeliğini ihlal etmeyi amaçlamadığını” yazmaktadır.

Doktorun ifadesi UEFA’nın anti-doping biriminde makul bulunur. Sergio Ramos ve Real Madrid’e gönderilen cevaba göre organizasyon 1,2 mililitre deksametazonun iki intravenöz enjeksiyonunun, oyuncunun idrar örneğinde bulunan deksametazon konsantrasyonunun kaba eşdeğerini üreteceğini doğrulayan bir uzmana başvurmuştur. Oyuncu ve doktorun idari bir hata yaptığı “çok muhtemel”dir.

UEFA böylece davasını kapatır. “Gelecekte sizden ve ekibinizin doktorundan doping kontrol formunu doldururken ve ilaç beyanını tamamlarken daha ihtiyatlı olmalarını rica ediyoruz” denilir kulübe yollanan mektupta.

Soruşturma sonucuna göre UEFA kararın WADA kodlarına “uygun” olarak alındığını belirtir. Kararın Lozan’daki Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi’ne (CAS) taşınmasının yolu açıktı. Ne Ramos ne de takım doktoru ve Real Madrid karar hakkında yorum yapmadı.

Yine de Ramos deksametazon vakasında, sporcunun şöhreti ve takımın aurasının büyüklüğünün testlerin nasıl uygulandığı üzerinde etkisi olduğu görülebilmektedir.

Yine Real Madrid’i içeren bir uyuşturucu testi vakasına bakalım.

Cardiff’teki Şampiyonlar Ligi finalinden dört ay önce, 1 Şubat 2017’de, UEFA’dan iki doping kontrol memuru antranmanda on Real Madrid oyuncusu üzerinde habersiz testler yapmak için Madrid’e gitti. Ancak UEFA çalışanları denetimin kontrolünü kısmen kaybettiler. Bunu iki hafta sonra Real Madrid’e gönderilen bir raporda ana hatlarıyla belirttiler. Takımın genel direktörü José Ángel Sánchez’e ve Cristiano Ronaldo’ya birer mektup gönderildi.

Rapora göre, Ronaldo “test için her zaman seçildiğini” iddia etti. UEFA kontrolörleri iğneyi ikinci kez yerleştirdikten sonra süperstar bir kez daha “memnuniyetsizliğini gösterdi”. UEFA yetkilileri bu olayın “doping kontrol istasyonunda çok fazla gerilime neden olduğunu” yazdılar.

Durum giderek daha da tatsızlaştı. Ronaldo ve Alman milli takım oyuncusu Toni Kroos’tan kan alındıktan sonra, Real Madrid’in sağlık personeli aniden gelerek kalan sekiz oyuncuya iğneleri uyguluyor. UEFA denetçileri bunu “istisnai olarak” kabul ediyorlar, zira “doping kontrol istasyonundaki gerginlik çok yüksekti”.

Habersiz testler için net kurallar ve yöntemler vardır. Kulüpler doping kontrol memurlarının işlerini bağımsız olarak ve hiçbir müdahale olmadan yapabileceklerini garanti etmelidir. Ayrıca oyuncuların onlarla idrar örneği almak için tuvalete kimin eşlik edeceği ya da kanlarını kimin alacağı konularında söz hakları yoktur. Doping kontrol memurları gerekirse damar aramak için bir oyuncuya üç kez iğne takabilir. Ancak bir kulüp UEFA memurlarının çalışmalarını devralmak için kendi doktorlarını gönderdiğinde işler daha da kötüleşir.

Yaşananların ardından UEFA Real Madrid’den “geri bildirim” talep etti. Cevap netti. Genel Direktör Sánchez iki UEFA memurunu yetersizlikle suçladı. Testler sırasında durumun kontrolden çıkmasını bu elemanların “profesyonel yetenek, beceri veya uzmanlık” eksikliğine bağladı. Ronaldo’yu savunurken, “saygılı bir şekilde durumdan yakındı” dedi. Bunu sürekli test için seçildiğinden değil, anti doping memurunun damarı bulamayıp iğneyi tekrar batırmasından kaynaklandığını söyledi.

Real Madrid’i ve en iyi oyuncularından birinin itibarına zarar verebilecek bir başka dosya daha var. Bu sefer söz konusu dosya UEFA’nın elinde değil, İspanyol anti-doping ajansı AEPSAD’ın elinde. Ve yine odak Sergio Ramos.

Bu yıl Nisan 15’te bir Pazar gecesi Real Madrid deplasmanda FC Malaga’ya karşı bir lig maçı oynadı ve 2-1 kazandı. Son düdüğü takiben anti-doping yapan bir memur Ramos’a yaklaştı ve doping testine girmesini istedi. Daha sonra olanları 21 Eylül 2018’de Real Madrid’in tıbbi şefine gönderilen iki sayfalık bir mektupta İspanyol anti-doping ajansının Doping Kontrol Birimi başkanı açıklıyor.

Anti doping memurunun raporuna göre Ramos memura idrar örneğini vermeden önce duş alıp alamayacağını sordu. Takım arkadaşlarının onu beklediğini ve en kısa zamanda Madrid’e geri uçmak istediklerini söyledi. Memur raporunda Ramos’a bu izni vermediğini, zira Ramos’un ve kendisine refakat eden takım doktorunun “hoşnutsuzluklarını” dile getirdiklerini belirtti. Rapora göre her ikisi de maçlardan sonra duş alınmasına izin verildiğinde ısrar ettiler. Ama anti-doping subayı geri adım atmadığını ve Ramos’un test edilmeden önce duş almasına izin vermemekte ısrarcı olduğunu belirtti.

Ama Sergio Ramos memuru görmezden gelerek onun önünde duş aldı. Anti-doping memuru raporunda “tüm uyarılarıma rağmen” yazdı. Memurun ikazlarına rağmen buna uymamanın ciddi sonuçlara yol açabileceği uyarısına rağmen yaptığını belirtti. Sıkı prosedürlerin için iyi nedenleri vardır. Bunlar sporcuların idrar testinin sonuçlarını manipüle etmelerini önlemek için tasarlanmıştır.

Bu yüzden böyle açık düzenlemeler vardır. İspanya’da bir sporcunun idrar örneği vermeden önce duş alması veya banyo yapması ülkenin anti-doping yasalarının ihlali anlamına gelebilir. İspanya parlamentosu son yıllarda ülkenin doping yasasını güçlendirdi. Ramos’un suçlandığı transgresyon, paragraf 22.1.e altında bulunabilir. Şöyle demektedir: “Doping kontrol prosedürlerinin bir kısmına engel olunması.”

Muhtemel cezaları oldukça ağır. Bir kulüp 300.000 Euro’ya kadar para cezasına çarptırılabilir, puanı silinebilir, hatta alt lige gönderilebilir. Bir takım doktoru dört yıla kadar askıya alınabilir ve bir oyuncu dört yıllık spordan men edilebilir.

İspanyol anti-doping ajansının Sergio Ramos’a karşı yaptığı suçlamaların öğrenilmesinin ardından, ekibin baş hukuk danışmanı 30 Eylül 2018’de Real Madrid Genel Direktörü Sánchez’e gönderilen bir e-postada bu korku senaryosunu özetledi. Avukat, “Cezalar son derece sert” diye yazdı.

Eylül 2018’in sonlarında İspanyol anti-doping ajansından gelen mektubu aldıktan sonra Ramos’un suçlamalara cevap vermek için 10 günü vardı.

Hem o hem de Real Madrid, gazetecilik ağı EIC’in yoruma yönelik talebine cevap vermeyi reddettiler. İspanyol anti-doping ajansı, “mevcut davada soruşturma sonucunun, bir anti-doping ihlali oluşturan bir durumun var olduğuna karar verebilecek yeterli delili oluşmadığından” kapandığını belirtti.

İspanyol anti-doping ajansının Ramosla ilgili soruştumada resmi bildirimin neden beş aydan fazla sürdüğü ile ilgili olarak sorulan sorular yanıtsız kaldı.

http://www.spiegel.de/international/world/football-leaks-doping-tests-and-real-madrid-a-1240035.html adresinden özetlenerek çevrilmiştir. 

Bu yayının ardından Real Madrid kulübü resmi sitesinden bir açıklama yayınladı:

Der Spiegel’in kaptanımız Sergio Ramos ile ilgili olarak yayınladığı raporlarla ilgili olarak, kulüp aşağıdakileri ifade etmek istemektedir:

1. Sergio Ramos, anti-doping düzenlemelerini asla ihlal etmemiştir.

2. UEFA, Dünya Dopingle Mücadele Derneği (WADA) ve UEFA’nın kendi uzmanları tarafından gerçekleştirilen testlerin ardından, bu tür durumlarda alışılageldiği üzere, özel bilgi talebinde bulundu ve söz konusu olayı kapatmıştır.

3. Söz konusu yayın tarafından yayımlanan içeriğin geri kalanı açısından, raporların açıkça yetersiz kaldığı düşünüldüğünden kulüp herhangi bir yorumda bulunmayacaktır

Written by kesinofsayt

23 Kasım 2018 at 22:46

DR. JEKYLL VE MR HYDE

leave a comment »

Galatasaray basketbol takımı oyuncusu David Hawkins’te 22 Aralık 2012 tarihinde Royal Halı Gaziantep BB ile oynanan maç sonrasındaki doping kontrolünde yasaklı maddeye rastlandığı açıklandı. Henüz B numunesi açılmadı. Sonuç beklenecek. Ancak “konunun uzmanı” Prof.Dr. Turgay Atasü WADA’nın hoşgörüsünden bahsetmeye başladı.

atasu

Oysa aynı Atasü Fenerbahçe Kadın Basketbol takımı oyuncusu Diana Taurasi’de “doping  bulunduğu iddiaları” üzerine (henüz B numunesi açılmadan) cezayı kesmişti bile.

2010 Aralık ayında Fenerbahçe Bayan Basketbol Takımı sporcusu Diana Taurasi’de doping maddesi bulunduğu açıklandı. Futbol Federasyonu Doping Kurulu Başkanı ve Basketbol Federasyonu Sağlık Kurulu Başkanı olan Prof. Dr. Turgay Atasü, daha B numunesi açılmamışken  ”Taurasi’nin B numunesinde de bir değişiklik olmaz. Ben bugüne kadar böyle bir değişiklik görmedim. Taurasi bu duruma göre normalde 2 sene ceza alır. Dünya basketbolunun zirvesinde biri ama ne yapalım, o da kullanmasın. Hiçbir suçlu (Ben yaptım) demez.” buyurmuştu. Şubat 2011′de Türkiye Doping Kontrol Merkezi (Hacettepe) analiz sertifikalarını hata oldu diyerek geri çekti.

Sayın Atasü’de forma rengine göre oluşan bir Dr. Jekyll ve Mr. Hyde durumu oluşabiliyor demek ki. Atasü Taurasi’de hata olduğu ortaya çıkmasına rağmen hala bir özür dilemiş değil.

Written by kesinofsayt

24 Ocak 2013 at 11:06

Fenerbahçe, Galatasaray kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , , ,

HALUK ULUSOY DOSYASI – 6

leave a comment »

5 Ocak 1999’da PFDK, 23 Aralık 1998’de oynanan A.Gücü-G.Saray maçında hakemlere hakaret etmek ve eylemini ısrarla sürdürmekten Terim’e 1 ay hak mahrumiyeti cezası verir.

G.Saray Teknik Direktörü Fatih Terim;

“Doğru söyleyeni 9 köyden kovuyorlar. Her şeye rağmen doğrulardan vazgeçmem. Onlar meydanı boş buldu, istedikleri gibi konuşuyor. Hiç sesimiz çıkmasın susalım mı? Zaten bozuk olan bütün mekanizmalar gibi bu dişli de işlemiyor”.

8 Ocak 1999’da Fenerbahçe Basın Sözcüsü Abdullah Kiğılı ise Haluk Ulusoy’u ağır bir dille eleştirir;

“Kendilerine güvenemediklerinden normal seçim yapamıyorlar. Federasyonu yamalı bohçanın da yamalısına çevirdiler. Bu kaçıncı asbaşkanlık seçimi? Bu federasyon ile Türk futbolu bir adım gidemez. Asbaşkanlık seçimlerine katılmayarak tavrımızı ortaya koyduk ve bundan da dönmeyeceğiz.

Yaptıkları tek şey masraf. İnanılmaz bir talan var. Biz görevdeyken Başbakanlık Teftiş Kurulu beş kere denetime geldi. Şimdi onları tekrar göreve çağırıyoruz. Bursa’da büro varken Sakarya’ya büro açılıyor. Trabzon’da büro açmak için 200 milyar harcanıp denize dolgu yapıldı. Herkese mavi boncuk dağıtılıyor. Bunlar devletin, tüyü bitmemiş yetimin paraları. Haluk Ulusoy’un değil. Bir an önce aklını başına toplamalı.

Seçim yapılacak delegeleri Yılmaz Ulusoy arıyor. Burası Ulusoy şirketler grubu mu? Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy mu, amcası Yılmaz Ulusoy mu? En geç mart ayında naklen yayın ihalesi yapılmak zorunda. Ancak hiçbir hazırlık yapılmadı. Geçen yıl yaşanan kaosu sezon başında ATV ile Fenerbahçe birlikte çözdüler. Federasyonun hiçbir katkısı olmadı. Haluk Ulusoy aklını başına toplayıp hemen seçime gitmeli. Federasyonu yamalı bohça olmaktan kurtarmalı.”

Aynı tarihte Beşiktaş’tan da bir çıkış gelir. Beşiktaşlı yönetici Cengiz Eltutar, Futbol Federasyonu’nu ağır bil dille suçlayarak, “Her türlü üçkağıtçılık ve ayak oyunlarının oynandığı bir federasyonun içinde Beşiktaş’ın bulunması yakışmaz. Ya üçkağıtçıların içinde olacaksınız ya da dışarda durup onurunuzu koruyacaksınız” yorumunu yapar.

Aynı Beşiktaş’ın daha sonraki yıllarda Ulusoy federasyonlarıyla nasıl iç içe olduğu düşünülünce şu onur meselesi insanın aklına bir kez daha gelmiyor değil.

Turgay Şeren, Hürriyet gazetesinde çıkan yazısında yapılacak olan kongrenin yasal olmadığı iddiasındadır. Özetle şunları söyler;

1.- Bu genel kurul eğer oluşursa ve bir kişi de mahkemeye giderse inanıyorum ki, iptal olur.

2.- Yücel Seçkiner ve etrafındaki hukuk ulemaları 3813 sayılı yasayı hiçe sayarak genel kurulun yapılmasına imkan sağladı.

Ankara’da yapılacak Profesyonel Futbol Genel Kurulu’ndaki asbaşkanlık seçimi, 3813 sayılı yasaya aykırıdır.

Nedeni;

3813 sayılı yasaya göre, asbaşkan seçimi başkanla birlikte yapılır.

Bu konuda deneyimli Avukat Erdoğan Tuncer, aynı zamanda genel kurul üyesidir. Avukat Levent Bıçakçı’nın tecrübeli ve yetenekli avukatlardan oluşan geniş bir avukatlık bürosu vardır. Onlar da benimle aynı fikirdedirler. Ama ne hikmetse Bakan Yücel Seçkiner kanmıştır yahutta kandırılmıştır. Etrafındaki hukuk danışmanları onu yanıltmışlardır.

Bu genel kurul eğer oluşursa ve bir kişi de mahkemeye giderse inanıyorum ki iptal olur. Türk futbolunu düşünen kesinlikle yoktur. Sadece gününü gün etmek isteyenlerin büyük bir çoğunluğu genel kurulu oluşturmaktadır.

Geçtiğimiz günlerde Fenerbahçe Spor Kulübü’nde Köksal Özbek, Abdullah Kiğılı, Galatasaray’dan Ateş Ünal Erzen, Beşiktaş’tan da Tankut Dinç toplandılar. Ve Fenerbahçe Kulübü bir deklarasyon yayınladı, genel kurula iştirak etmiyor. Yani şunu demek istiyor, “Ben bu genel kurula ve Haluk’un federasyonuna güvenmiyorum.” Beşiktaş ise iki üyesini Ankara’ya gönderecekmiş ama oy kullanmayacaklarmış.

10 Ocak 1999’da Juventus ile anlaşma aşamasına gelen G.Saraylı Hakan Şükür, Swissotel’de Başbakan Mesut Yılmaz’a sürpriz bir ziyarette bulunur.

Mesut Yılmaz görüşme sonrası yaptığı açıklamada, Hakan’ın salı günü İtalya’ya gideceğini ve kendisiyle vedalaşmaya geldiğini belirtir;

“Hakan’la dertleştik. İtalya’ya transferinin perde arkasındaki olayları anlattı. Ben Galatasaray taraftarı olarak üzüldüm. Geri dönülemeyecek bir noktaya gelmiş”.

Hakan da, “Ağabey-kardeş ilişkisi içinde olduğumuz Sayın Başbabakan ile herşeyi konuştuk” der.

11 Ocak 1999’da Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu’nda yapılan seçimlerde, asbaşkanlıklara 122 oy alan Ata Aksu ile Süleyman Seba tarafından aday gösterilen ve 108 oy alan Mekki Başak seçilirler.

Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy, Fenerbahçe’ye cevap verir;

“Yayın konusunu çözdüklerini söylüyorlar. O zaman Kiğılı neden 1.5 ayda kaçtı?”

Parasını alamadığı için Galatasaray’dan ayrılmak isteyen Filipescu konusunda Faruk Süren’in değişik bir yaklaşımı vardır;

“Filipescu’nun çok üstüne gittiler. Kimi tükürdü, kimi dirsek attı. Adam bundan rahatsız oldu. Bizde yılda 800 bin dolar alırker, Betis’in 400 bin dolarına evet diyor.

Her tarafta bir G.Saray korkusu var. Takımı yıldızlarla doldurduk. Bundan rahatsızlık duyanlar var. Biri gelir, biri gider, çark böyle döner.”

13 Ocak 1999’da Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, toplanarak 4 olan yabancı sayısını, ikinci yarıdan itibaren 5’e çıkarır. Toplantı sonrası açıklamada bulunan Basın Sözcüsü Ufuk Özerten, yönetim olarak, 4 olan yabancı sayısının, ikinci yarıdan itibaren 5 olmasına karar verdiklerini belirtir;

“Bu kararda da en etkili olan düşünce tarzı, yabancı futbolcular ve kulüplerin UEFA ve FIFA nezdinde, sayı bakımından düştükleri problemlerin ortadan kaldırılması ve kulüplerin rahatlamasıdır. İnanıyoruz ki, Türk futbolcularının önü 5 yabancıyla kesinlikle kesilmeyecektir. Rekabet daha iyi şartları ortaya çıkaracaktır.”

Trabzonspor Kulübü Asbaşkanı Hikmet Onur;

“Herkes istediği kadar yabancı oyuncu alabilmeli. Yabancı sınırlaması kalksın ve serbest kalsın. Teknik kadro ihtiyaç duyarsa, biz de 5. yabancıyı almaya hazırız.”

18 Ocak 1999’da Fatih Terim hakemleri uyarır;

“Ligin ilk yarısında hakem hataları nedeniyle puanlar kaybettik. Artık hepsinin peşindeyim. Hakemler, en büyük destekçilerini kaybettiler.”

25 Ocak 1999 – İslam Çupi

Haluk Ulusoy federasyonu, seçimlerde bünyesine her türlü dalavera ve üç kağıt bulaşmasına rağmen, üstüne üstlük seçimlere tabanca ve mafya bulaşmasına rağmen, tüzel kişilik olarak hala işbaşında görülmemiş bir sağlam ayakla durmaktadır. Dördüncü kuvvet basının spor kanadı, futbol kanadı ile her türlü bombardımana rağmen Haluk Ulusoy ve arkadaşları, sanki Türkiye’nin birinci kuvveti olarak karşımızda ve iktidarda duruyor.

Benim futbolu içime sevda olarak düşürmemin yaşı bu yıl altmışa vardı. Bunun kırk yılı ise gazetecilikte geçti. Ben basın hayatımda Orhan Şeref Apak, Ulvi Yenal ve Hasan Polat gibi dev federasyon başkanları gördüm. Basın tarafından sürekli eleştirildikleri zaman her üçünün devamlı ayakta kalmak yerine devrildiklerine tanık oldum. Hem de birkaç kere… Geldiler ve gittiler.

Ben bu devlerin gidiş ve gelişleri karşısında, federasyonu karar ve adam bakımından bu kadar defolu olan, seçimlere her girişinde şaibe karışan, asbaşkanlarından yoksun hayli zaman geçiren, ama başkanıyla ayakta dimdik duran Haluk Ulusoy’dan başka bir sağlamcı görmedim. Türkiye’ye ve basına büyü mü yaptı, bu eski kamyoncu bilinmez…

Haluk Ulusoy futbolda her şeyi hazırlanmış ve pişmiş bulmadı mı Türkiye’de…

Sahaların hepsi çimendi. Merkez Hakem Komitesi ayakta idi. Naklen yayınlar tıkır tıkır işliyordu. Kümeler tayin ve tespit edilmişti. Milli takımlar ve antrenörler hazırdı. Çok uğraşılan naklen yayınlar havuzu, Aziz Yıldırım’ın kendi ayaklarıyla safınıza gelmesiyle Ali Şen’in haklı kazan kaldırışını bitirmişti Fenerbahçe’de…

Haluk Ulusoy’un futbolumuza “yapılmış başarı” diyebileceği tek armağanı var mı Türkiye’ye… Gerek futbolcularına gerekse antrenör ve teknik direktörüne bir Avrupa üst düzey ülkesinin harcamasına yakın bir sarf yapılan Türkiye’de milli takımların dişe dokunur bir başarısı söylenebilir mi?

Biz basın olarak bir otuz yıl “futbol özerk olsun, futbol özerk yönetilsin” diye mücadele verdik. Meğerse çok özel Ulusoy’a rastlamak varmış sonunda…

27 Ocak 1999’da borç içinde yüzen Galatasaray Kulübü Başkanı Faruk Süren ile yönetimi hedef alan protestoları İstanbulspor – Galatasaray maçında da sürer. Bayrampaşa Stadı’nı dolduran taraftarlar, Faruk Süren ve yönetimini istifaya davet ederek slogan atarlar. “Galatasaray bizimdir, bizim olacak”, “Süren istifa, Süren istifa” diye bağıran taraftarlar, tribüne de, “Komisyon alan sensin, taraftara tinerci diyemezsin” yazılı pankartı asarlar.

Aradan geçen onca yıl ve benzer onca olaya rağmen Galatasaray’ın en korkulacak zamanlarının böyle dönemleri olduğu gerçeği hala bir türlü anlaşılamaz.

29 Ocak 1999’da 5. yabancı futbolcu oynatma kararı Tahkim Kurulu tarafından durdurulur. 5 inci yabancıyla anlaşan kulüpler, Futbol Federasyonu’na sert tekpi gösterip istifaya çağırırlar.

Futbol federasyonu bütün gün üç kulübün durumu ve izlenecek politikayı belirlemek için toplantı yaparken, gerekirse kulüplere tazminat ödeme kararı verir.

Profesyonel Futbolcular Derneği Başkanlığına getirilen Turgay Şeren;

“5 yabancı konusunda Tahkim Kurulu’nun aldığı karar esasında Futbol Federasyonu tarafından alınmalıydı. Federasyonun canı istediği zaman istediği kararları alması mümkün değildir. Tahkim Kurulu’nu kararından dolayı kutluyoruz. Gayemiz, ileriki yıllarda yabancı sayısını kademeli olarak 3’e, sonra da 2’ye indirilmesi. Türk futbolunu yabancı çöplüğünden kurtaracağız. Milli Takımımızın oluşması için de bu son derece önemlidir.”

Futbol Federasyonu’nun 5. yabancı oynatma kararının Tahkim Kurulu tarafından durdurulması Samsunspor Kulübü Başkanı İsmail Uyanık tarafından da desteklenir. Uyanık, 5. yabancı hakkının Türk futboluna darbe indireceğine inandıklarını, bu yüzden de Tahkim Kurulu’na itiraz eden tek kulübün kendileri olduğunu belirterek, “Bir büyük yanlıştan dönülmüştür. Bazı Anadolu kulüplerinin bu karara öfke duymalarına anlam veremiyoruz”.

2 Şubat 1999’da Futbol Federasyonu’nun önce 5.yabancıya izin vermesi, ardından da Tahkim Kurulu’nun bu konuda Mayıs ayına dek yürütmeyi durdurma kararı alması ortalığı karıştırır.

Geçen bu süre içinde iki kulüp, 5. yabancının lisanslarını çıkarırlar. Bu sure içinde Tahkim’e başvurulduğu için federasyonun lisans işlemlerini itiraz sonuçlanana kadar durdurması gerekimekteyken Federasyon, Tahkim’in kararını beklemeden bir kulübe 26 Ocak, diğerine de 28 Ocak’ta lisans verir.

Bu durumda G.Saray ve Erzurum’un, maçdan sonraki 24 saat içinde itiraz etmeleri halinde geçersiz lisanslı oyuncu oynattıkları için Altay ve G.Birliği’nin hükmen mağlup olması gerektiği, Altay ve G.Birliği, eğer bu hafta 5. yabancı ile oynamaya kalkarsa, rakipleri de 24 saat içinde itiraz ederse mağlup olacağı iddia edimektedir. Ayrıca konunun UEFA’ya bildirilmesi konusunda hem ligin geçersiz sayılacağı, hem de seneye Avrupa Kupaları’na takım gönderilemeyeceği iddia edilmektedir.

Beşiktaş Kulübü Başkanı Süleyman Seba;

“Beşinci yabancı futbolcu olayına Beşiktaş Kulübü olarak temelden karşıyız. Bu gibi kararlar sezon başında uygulanmak koşulu ile alınabilir. Sezon ortasında bu işler olmaz. Kulüplerin para diye kıvrandığı bir ortamda, mevcut transfer taksitlerini dahi ödemekte zorlandığı bir ortamda beşinci yabancı onayını gündeme getirmek dahi yanlış. Bazı kulüpler beşinci yabancı futbolcu trasferlerini yapmışlar bile. Ancak bu futbolcular oynatılırsa büyük kargaşa doğar.”

Galatasaray Başkanı Faruk Süren, Federasyon ile Tahkim Kurulu arasında yaşanan krizin kulüplere danışılmadan alınan bir karar nedeniyle doğduğunu söyler.

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım;

“Daha önceden tahkim kurulu ile görüşmesi gerekirdi. Bu olayın ortaya çıkması Federasyonun bazı kulüpleri koruyormuş kokusunu vermektedir. Türk futbolu için federasyon hafif kalmaktadır. Federasyon olmasına rağmen kulüplerin menfaatine çalışmamaktadır.”

Trabzonspor Başkanı Mehmet Ali Yılmaz;

“Federasyon 5 yabancı kararını çıkardı. Tahkim ise bunu iptal etti. O arada bazı kulüpler 5.yabancıyı aldılar. Tahkim’in kararıyla birlikte kulüpler arasında eşitsizlik yaratılmıştır. Ya tüm kulüpler 5 yabancı hakkından yararlanır ya da hiçbiri bu hakka sahip olmaz. Böyle bir uygulama futbolun yeniden kaos içine girmesine neden olur. Bu bir an önce düzeltilsin.”

Eleştirileri cevaplayan Haluk Ulusoy;

“Kulüpler istedi, biz uyguladık. Bu tip eleştiriler yüzünden istifa edecek biri değilim. Beni Genel Kurul seçti. Başkanlıkta kalıp kalmayacağıma da genel kurul karar verir.

Biz durup, dururken bu kararı almadık. 4 + 2 isteyenler çoğunluktaydı. Sınırsız olmasını isteyenler de vardı. Tribünde oturan değil, sahada top koşturan oyuncuya karar verdik, beş yabancıyı çıkardık. Transfer 31 Ocak’ta bitti. Alan aldı, almayan bugün eleştiriyor. Bizim en büyük hatamız kulüplerden bu konudaki isteklerini yazılı olarak almamamız. Hiç kimse lafının arkasında durmuyor. Futbol Federasyonu, Tahkim Kurulu’nun verdiği karara ise saygı duyacaktır”.

7 Şubat 1999’da Trabzonspor, sahasında Altay’a 3-0 yenilirken maçın ikinci yarısında tribünden atılan bir taş, Altaylı Birkiç’in başına gelir. Numune Hastanesi’ne kaldırılan Birkiç’in başına iki dikiş atılır.

Fenerbahçe, Ankara’da Gençlerbirliği’ni 3-0 yenerken 5 yabancı oynatan Gençlerbirliği için itirazda bulunur. Bu durum Futbol Federasyonu Basın Sözcüsü Ufuk Özerten’i sinirlendirir;

“Onlar kendilerine baksın. Fenerbahçe’nin 9 yabancısı yasal da, G.Birliği ile Altay’ın yabancıları mı yasal değil? Fenerbahçe, Högh, Uche, Moldovan, Baliç, Boliç, Moshoeu, Dimas, Murat Yakın, Mustafa Doğan’la sahada mücadele ediyor. Futbol Federasyonu’nun onayladığı her işlemin yasaldır.”

11 Şubat 1999’da Fenerbahçe, Ufuk Özerten’e cevap verir;

“Fenerbahçe’nin bugün takımında yer verdiği yabancı oyuncular, sezon başlamadan önce Futbol Federasyonu’nun aldığı kararlar ve uyguladığı kurallar çerçevesinde görev yapan oyunculardır”.

19 Şubat 1999’da üst üste 9 maç kazanan Fenerbahçe, Samsun deplasmanından 1-1’lik beraberlikle dönerken maçın 32 inci dakikasında Vural’n tekmesi sonucu Metin Diyadin’in ayağı iki yerden kırılır. Hakem Ali Uluyol bu pozisyonda sarı kartına başvurur. Tibiya kemiğinde iki yerde kırık meydana gelen Metin, sezonu kapar.

Fenerbahçeli Metin Diyadin’in ayağının kırıldığı pozisyonda hakemin Vural’a sarı kart göstermesini doğru karar olarak yorumlayan karşılaşmanın gözlemcisi İlyas Ayan raporunda, Ali Uluyol’un sertliğe prim tanıdığını, bunun dışında iyi bir yönetim gösterdiğini vurgular.

Aynı maçta Celil’e tekme attığı için oyundan atılan Murat Yakın ceza kurulna sevk edilir. Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu da Fenerbahçeli futbolcuya iki maç oynamama cezası verir. Murat, böylece Fenerbahçe’nin Karabük ve G.Saray maçlarında forma giyemeyecektir.

Ayak kırılabilir – İslam Çupi

Fenerbahçe İstanbulspor maçında Sarı – Siyahlı futbolcu Güven’in ayağı kırılınca, Mustafa Doğan’ı bir numaralı futbol haini ilan edenler, bu hareketin kasti ve bile bile yapıldığından dem vuranlar, sanki olay orada bitecekmiş gibi ithamlarını hep Fenerbahçe ve Mustafa Doğan’ın üstüne attılar.

Beşiktaş ve özellikle Galatasaraylı futbolcu ve yöneticiler olayın vahametini büyütmek için İstanbulsporlu genç futbolcunun hastahane odasında ve yatağının başında üzüntü fotoğraflarını çektirip, Mustafa Doğan’ı yerin öteki katlarına gömüp serzenişin en büyüğünü yaptılar. Suni gözyaşından tutun da, tedirgin hastahane fotoğraflarıyla haber gazetelerinin spor sayfalarını ve görüntülü medyanın spor saatlerini işgal ettiler.

Beşiktaşlılar neyse de, Galatasaraylılar futbolcu ve yöneticisiyle, Fenerbahçe’ye duydukları muğberiyet ve kinden ötürü bu görüntüyü sanki arkası hiç olmayacakmış gibi bir vefa duygusu içinde ölümsüzleştirdiler. Hain Fenerbahçe, mağdur İstanbulspor diye…

Hiç olmayacakmış zannedilen bu ayak kırılma işi aradan bir kaç ay geçtikten sonra Fenerbahçeli Metin Diyadin’e Samsun’da Samsunspor maçı oynanırken tosladı. Vural hareketten sonra harap yüzü ile olaydan duyduğu üzüntüyü dile getirip Metin Diyadin ve Fenerbahçelilerden özür dilerken Beşiktaş ve özellikle Galatasaray’dan “tıss” yok.

Halbuki herkesin seyrettiği bu maçta olaya o talihsiz nokta konduktan sonra bir Allah’ın kulu Galatasaraylı telefona sarılıp geçmiş olsun lafını etmedi. İstanbulspor maçından sonra gencecik bir futbolcu için ağıt yakanlar, hastahane odalarında üzüntü fotoğrafı çeken Galatasaraylı dostlar eğer Metin Diyadin olayında bir telefonu esirgiyorlarsa, onun altında unutkanlık değil, başka bir buzağı aranır.

Bunu o anda kimse yapmıyor, Metin Diyadin’i İstanbul’da ameliyat olduğu hastahanede ziyaret etmiyor ve hüzün fotoğrafları çektirmiyorlarsa, bunun adı sahtekarlık olur ve olaya maruz kalan size Rostard’ın sözü ile “İstemez eksik olsun” diyorsa yeryüzünden göğe kadar haklıdır.

Fenerbahçe’nin şikayetçi olduğu başka bir konu aleyhine verilen penaltılardır, Fenerbahçe ligde yediği 14 golden 7 tanesini penaltıdan yemiştir. Son 10 haftada da yenilen üç golün üçü de yine penaltılardan gelmiştir.

28 Şubat 1999’da Lider Fenerbahçe deplasmanda 60 dakika 10 kişi oynayan Karabükspor’la golsüz berabere kalırken maçın hakemi Mustafa Çulcu, Fenerbahçe’nin Baliç’in ayağından kazandığı golü geçerli saymaz.

72. dakikada Karabükspor ceza sahasında yaşanan karambolde, top bir anda kaleci Veysel ile Baliç arasında kalır. Rakibinden daha atik davranan Veysel topu bloke etmek için plonjon yapar fakat tam olarak hakim olamaz. Topu söküp alan Baliç, Veysel’den sıyrılıp meşin yuvarlağı filelere gönderirken hakem Mustafa Çulcu, Baliç’İn kaleciye faul yaptığı gerekçesiyle golü saymaz.

7 Mart 1999’da Şampiyonu belirlemede büyük önem taşıyan karşılaşmada Galatasaray, Fenerbahçe’yi 2-0 yenerken gene olaylar vardır.

Maç öncesi statta eski açık tribününde kendilerine ayrılan yere, dolu olduğundan giremeyen 250 kadar Fenerbahçeli taraftar, G.Saraylılar’ın bulunduğu tribüne girmek zorunda kalırlar. Taraftarlar, köşede bayrak ve flamalarını çıkarınca olanlar olur. İki takım taraftarı birbirine şişe ve bozuk para atarlarken bazı taraftarlar izdiham nedeniyle bayılır.

Polis, Fenerbahçeli taraftarları çıkararak Fenerbahçe tirübünde polis için ayrılan yere oturtur. Sarı lacivertli taraftarlar oturdukları koltukları sökerek sahaya atarlarken yaklaşık 5 milyar liralık hasar meydana gelir.

Futbol Federasyonu, maçın hakemi Orhan Erdemir, gözlemcisi Ertuğrul Dilek ve federasyon temsilcisi Hasan Dindaroğlu’nun raporları doğrultusunda, her iki takım da disiplin kuruluna sevkedilip, savunmalarını istenir.

Dindaroğlu yazdığı raporunda, tribünlere sahte basılmış biletlerle girildiğinin belgelendiğini belirterek şunları yazar:

“Fenerbahçeli taraftarlar kendilerine ayrılan yerleri doldurup taşınca, emniyet güçleri tarafından sahanın içinden bir başka tribüne alındı. Bu esnada tüm koltukları kırdılar ve sahanın içine attılar. Galatasaraylıların ise tribünlerde renkli maytaplar, sis bombaları yaktılar.”

11 Mart 1999’da Galatasaraylı Hasan Şaş’ın Sakaryaspor ile oynanan Türkiye Kupası yarı final ilk maçına, doping içeren ilaç kullanarak çıktığı belirlenir. Köln’de yapılan idrar tahlilinde (A) numunesi dopingli çıkarken, (B) numunesinde de aynı sonuca varıldığı taktirde, 6 aydan 1 yıla kadar hak mahrumiyeti cezasına çarptırılması beklenmektedir. Kurallar gereği kulübe ceza verilmemektedir.

Sakarya-Galatasaray maçı sonrasında doping testine giren Hasan Şaş’ın idrarından alınan (A) örneği, Almanya’daki Köln Doping Merkezi’ne gönderilir. Köln’den, Futbol Federasyonu’na gönderilen raporda, Hasan Şaş’ın idrarında, doping maddesi içeren ilaçlarda bulunan ve kullanımı yasak olan “Efedrin” maddesine rastlandığı belirtilir.

Hasan Şaş:

“İdrar örneği alan federasyon doktorlarına, grip olduğum için bir gün önce Aferin ilacı aldığımı söyledim ve bunun rapora yazılmasını istedim. Ancak yazmadılar. Ben kasıtlı olarak dopig yapmış olsam, futbol hayatımı erkenden noktalamış olurum. Ben böyle bir şey yaparak rakip takımın oyuncularına saygısızlık bulunmam.

Ben Adana çocuğuyum. Biz şalgamla büyüdük. Benim dopingle kesinlikle işim olmaz. Böyle bir şey yapmış olsam ilk önce kendime ihanet etmiş olurum. Fatih Hocam da beni takımdan alırdı. Böyle bir işin ortaya çıkması beni bir hayli üzdü. Kendimi suçlu hissediyorum.”

Fatih Terim:

“Doktorun, Hasan’a ‘Aferin’ verdiğini biliyorduk. Bu durumu, maçtan önce ve sonra federasyon yetkililerine bildirdik. Aslında Hasan’ı o maçta oynatmayacaktım ama Hakan sakatlanınca oyuna almak zorunda kaldım. Birileri gene ortalığı karıştırmak istiyor. Yazık bu çocuğa. Çok masumane sebeple alınmış bir ilaç. Neden bu boyutlara getiriliyor. Olayda ne yanlış var? Çirkin saldırılara gerek yok.”

Burhan Uslu:

“Hasan Şaş’ın grip olduğu ve Aferin ilacı aldığı, Sakaryaspor maçı sonrasında idrar testi yapan doktorlara bildirildi. Ben, Sakaryaspor maçına gidemedim. Diğer doktor arkadaşımız Serhan Kurtulmuş olayı federasyon yetkililerine bildirmiş. “

Ali Dürüst:

“Kulübümüzün genç doktorları, maçtan bir gün önce hastalanan Hasan Şaş’a Aferin veriyor. Ama bu durum, doping kontrolü yapan doktora söyleniyor. O da, ‘Bir şey olmaz’ diyor.”

Fenerbahçe Kulubü Başkanı Aziz Yıldırım:

“Bu çok düşündürücü bir olaydır. Galatasaray gibi, Türk sporunun lokomotifi olan bir kulüpten böyle bir şeyin çıkması hiç de iyi bir olay değil. Türk sporu için bir lekedir. Akıllara başka sorular da gelebilir. Dost bir kulübün böyle bir olayda yaralanması bizi üzüyor.”

Fenerbahçe Kulübü Basın Sözcüsü Abdullah Kiğılı:

“Galatasaray’ın bundan sonraki tüm maçlarında doping kontrolü isteyeceğiz. Sağlık kurulunun sporculara verilmemesi gereken ilaçların listesini sezon başında kulüplere verir. Büyük bir kulüp böyle bir hata yapamaz. Olay çok vahimdir. Galatasaray’ın maçlarında göstermiş olduğu yüksek kondisyonun sebebi şimdi daha iyi anlaşılmaktadır”.

Fenerbahçe Yönetim Kurulu üyesi Necdet Ersoy:

“Bu olay G.Saray gibi kültürü ve büyüklüğü ile övünen bir camiaya yakışmamıştır. Ali Sami Yen stadının soyunma odalarına doping kontrolü vardır diye yazılmasının nedenini şimdi daha iyi anladık. Bu yazıları oraya yazacaklarına aynaya daha iyi baksınlar belki bir şeyler anlarlar. Bundan böyle G.Saray’ın her maçında doping kontrolü yapılmalıdır”.

Galatasaray Yönetim Kurulu ise yayınladığı bir bildiri ile Hasan Şaş’a verilen ilacın doping değil, tedavi amacını taşıdığını vurgular:

“Maç sonrası yapılan doping kontrolünde bu ilaçların verildiği futbolculumuz ve doktorumuz tarafından beyan edilmiştir. Bir gün sonra da bu hususlar yazılı olarak Türkiye Futbol Federasyon Sağlık Kurulu’na beyan edilmiştir. Sadece ülkemizde değil tüm dünyada soğuk algınlığına karşı sık kullanılan ve en etkin ilaçlarından biri olan A-ferin doping amacıyla değil, sadece tedavi amacıyla verilmiş bulunmaktadır.

Galatasaray Spor Kulübü olarak test sonuçlarına itiraz etmeyeceğimizi de şimdiden beyan ederiz. Zira kulübümüz bu ilacın tedavi maksatlı olarak futbolcuya verildiğini daha idrar örneği alınmadan şifai, alındığının ertesi günü ise yazılı olarak beyan etmiş bulunmaktadır. Türkiye Futbol Federasyonu Sağlık ve Hukuk Kurulları’nın yukarıda belirtilen hususları gözönüne alarak bu konuyu değerlendireceğini ve doping amaçlı bir kullanım olmadığını ortaya çıkartacağını umuyor ve bekliyoruz.”

16 Mart 1999’da Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), G.Saray-Fenerbahçe maçında tribünde yaşanan olaylar nedeniyle iki kulübe para cezası verir. PFDK, G.Saray’a 1 milyar lira, Fenerbahçe’ye de 750 milyon lira para cezası verilmesini uygun görür.

23 Mart 1999’da Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’ndan yapılan yazılı açıklamada, “17 Şubat’ta oynanan Sakaryaspor- Galatasaray Türkiye Kupası maçında doping içeren madde kullandığı tespit edilen Hasan Şaş’a 6 ay müsabakalardan men cezası verilmiştir” denilir.

PFDK, Hasan Şaş’ın doping içeren madde kullanmasını sağlayan ve dopingli olduğunu bildiği halde bunu engellemeyen Galatasaray Kulübü Doktoru Serhan Kurtulmuş’a da bir yıl hak mahrumiyeti cezası verir.

Hasan Şaş;

“Doping içeren madde olduğunu bilmediğim bir ilaç aldım ve başıma bunlar geldi. Böyle ceza alacağımı bilseydim gerçeğini alırdım. Benimle uğraşanlar rahatlamış oldular. Çok yıprandım ama sağlık olsun. Genç bir insanım, bunu da atlatırım.”

Yönetici Ateş Ünal Erzen, Hasan Şaş’a verilen 6 aylık cezanın çok yüksek olduğunu belirterek, “Hastalık amacıyla alınmış bir ilaç. Cezası olacaktır ama bu kadar yüksek değil. Biz savunmamızı hazırlayıp, Tahkim Kurulu’na başvuracağız” der.

24 Nisan 1999’da Fenerbahçe, mutlak bir penaltısının verilmediği maçta deplasmanda Gaziantepspor’la 2-2 berabere kalırken evsahibi takımın çok sert futboluna ve yıldırma taktiğine hakem Metin Tokat sessiz kalır. İlyas’la çarpışan Erol’un burnu kırılır.

Joachim Löw;

“Neredeyse tüm takım sakatlandı. Bir türlü tam kadro çıkaramıyoruz. Üstelik kadromuz da yetersiz. Bana da yapacak fazla birşey kalmıyor”.

Futbol Federasyonu’nun 6 Mayıs 1999 tarihinde yaptığı toplantıda Haziran ayından itibaren 5. yabancının transfer edilmesini onaylanır. Ulusoy, UEFA Kupası’na katılacak ikinci takımı belirlemek için Türkiye Kupası’nda yarı final oynayan MKE Ankaragücü ile Sakaryaspor arasında bir maç yaptırmayı planladıklarını belirterek, “Ancak UEFA’nın, İsrail’de yapılan son toplantısındaki karara göre, bu kupaya, lig sıralamasında 3. ve 4. sırayı alan takımları göndermemiz gerekiyor. Bu konuyu da toplantıda ele alacağız” der.

10 Mayıs 1999’da ligde şampiyonluk trenini kaçıran Fenerbahçe, oynanan 31 maçta 52 sarı 5 kırmızı kart görerek bir rekora imza atmıştır. Fenerbahçe’nin kart rekortmeni Mustafa Doğan 8 sarı kart görürken üç kez cezalı duruma düşmüştür. 6 sarı 1 kırmızı kart gören Murat Yakın’da listede ikinci sıradadır. Son olarak Bursaspor’da karşılaşmasında kırmızı kart gören Baliç’e 2 maç ceza gelir.

14 Mayıs 1999’da Şampiyonluğu garantilemek üzere olan Galatasaray, Ankaragücü deplasmanından 2-1’lik galibiyetle döner. Burak, ilk yarının uzatma dakikalarında Galatasaray’ı 1-0 öne geçirdiği golde ofsayt pozisyonundadır.

Ankaragücü’nün savunma oyuncusu Faruk Salman, Galatasaray maçında önce sırtını ısırıp, ardından maç çıkışı kendisine kafa atan Vedat için, “Ona tasma takın.. Çünkü başkalarını da ısırabilir” diye konuşur. Faruk’a “geçmiş olsun” diyen takım arkadaşları, ısrarla “Kuduz aşısı” olması telkininde bulunurlar.

15 Mayıs 1999’da Fenerbahçe, Hakem Sadık İlhan’ın çığırından çıkardığı maçta Kocaelispor ile berabere kalır.

Hakem Sadık İlhan son 2 dakika içinde Dimas ve Sergen’i kırmızı kartla oyun dışı bırakır.

Sadık İlhan, Kocaelispor golü öncesi Osman’ın Sergen’e yaptığı faulleri görmezlikten gelir. Sarı kartı olan Zeki’nin Moldovan’a attığı tekmeleri de aynı şekilde görmezlikten gelerek kendisini ihraç etmez. Daha sonra da rakip ceza sahası içinde Sergen’e yapılan faulde penaltıyı çalmaz.

Maçın bitimiyle birlikte Fenerbahçe Stadı savaş yerine döner, hakem üçlüsü; Sadık İlhan, Kenan Altınsaat ve Sami Şamar karşılaşmanın bitimi ile birlikte saldırıya uğrarlar.

Sahaya giren bir taraftarın hakemi yumruklamasına güvenlik güçleri engel olurken, Fenerbahçeli futbolcular da Sadık İlhan’ın çevresini sararak uzun süre protesto ederler. İlhan ve yan hakemleri soyunma odasına giderken, tribünlerdeki taraftarlar koridora uzanan tenteyi parçalarlar. Bu arada koridorda da bazı taraftarlar hakemlere saldırmaya çalışırlar. Hakem üçlüsü ise uzun süre bekledikten sonra polis minibüsüyle staddan uzaklaştırılır.

Aziz Yıldırım, Sadık İlhan’a küfür eden Sergen ve maçtan sonra hakemlere saldıran Moldovan’ın da Disiplin Kurulu’na sevk edilirler. Hakem ve gözlemci raporlarında olaylar ayrıntılı bir şekilde yazılırken, bu rapor doğrultusunda Fenerbahçe’nin sahasının kapatılması, Yıldırım’a en az 3 ay hak mahrumiyeti, Sergen’e 2, Moldovan ise 3 ile 6 maç arası ceza verilmesi beklenmektedir.

Fenerbahçe yönetimi, Kocaelispor maçında yaşanan olaylardan sonra ayağa kalkar. Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy ve MHK Başkanı Hilmi Ok’a savaş açan yönetim, çete suçlaması yaptığı bu ikiliyi devirmeyi planlamaktadır. İlk olarak, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı’na Ulusoy ile Ok’u şikayet edilecektir.

Başkan Aziz Yıldırım, iki kurumu da “teşkilat” olmakla eleştirirken;

“Bugüne kadar huzur ortamı olmasını düşünüyor ve susuyorduk. Ama artık gerekirse kavga, gerekirse kaos çıksın, durmayacağız. Her türlü mücadeleyi yapacağız. Fenerbahçe’nin hakkını bunlara yedirmeyeceğiz.

Son Galatasaray maçlarında tekmeler havada uçuştu, ama en ufak bir kart görmedik. Bizim Karabük’te attığımız gol sayılmıyor, aynı golü bir hafta sonra Galatasaray atınca normal oluyor. Kocaelili futbolcuların sertliğini herkes gördü. İkinci kart hakemin cebinden çıkmadı. Sergen’i oyundan atarken hiç mi vicdanı sızlamadı? Futbolcumuz gole giderken düşürülüyor, hem kırmızı kart, hem de faul vermesi lazım, devam diyor. Tetikçi sahadaydı.”

Basın Sözcüsü Abdullah Kiğılı;

“Bu federasyon ile bu işlerin yürümeyeceği belli oldu. Bundan sonra bütün icraatlarını takip edeceğiz. Her hafta MHK’nin hakemlerini de takip edeceğiz ve karşılarında olacağız. Artık sessizliğimizi korumayacağız”.

Galatasaray’da Vedat, A.Gücü maçındaki hareketleri nedeniyle Florya’da teknik direktör Fatih Terim tarafından sorgulanır. Faruk’un maçta sürekli kasıtlı olarak Hakan ve Burak’a vurduğunu belirten Vedat, “Ben Faruk’a ‘Neden sert oynuyorsun’ diye sordum. O da bana, ‘Sana ne oyununa bak’ diye karşılık verdi. Yine bir korner atışında, normal olarak itiş kakış oluyordu. O sırada dönüp bana ana avrat küfür etti. Maçı annem de seyrediyordu. Çok sinirlendim ve ısırdım. Maçtan sonra soyunma odasının dışında karşılaştık, bana el hareketi yaptı. Ben de kendimi tutumadım ve kafa attım” savunmasını yapar.

Vedat’ın, vatani görevini sürdürdüğü askeri birliğinde de hakkında rapor hazırlandığı ve büyük olasılıkla askeri mahkemeye çıkartılacağı beklenmektedir.

Mayıs 1999’da TFF – Fenerbahçe savaşı kızışmaya başlar. Fenerbahçe yönetimi, Kocaelispor maçında yaşanan olaylardan sonra, sezon başından beri sürdürdüğü uzlaşmacı tavrı bırakır. 17 Mayıs 1999 tarihli Hürriyet’ten:

Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy ve MHK Başkanı Hilmi Ok’a savaş açan yönetim, çete suçlaması yaptığı bu ikiliyi devirmeyi planlıyor. Sarı lacivertli yönetim ilk etapta, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı’na Ulusoy ile Ok’u şikayet edecek. Sarı lacivertli camianın da bu iki kurum ve başkanına tavır alması için kampanya başlatılacak.

Bu sezon ilk kez federasyon ve hakemler aleyhine açıklamalarda bulunan Başkan Aziz Yıldırım ile federasyonun yolları da ayrıldı. Ali Şen döneminden sonraki uzlaşmacı tutum yeniden kavgaya dönüştü. Önümüzdeki günlerde Fenerbahçe ile federasyon arasındaki söz düellolarının ve zıtlaşmaların sürmesi bekleniyor.

Havuz ihalesi konusunda da federasyona tavır almayı planlayan Fenerbahçe yönetimi adına bugün Basın Sözcüsü Abdullah Kiğılı’nın basın toplantısı yapıp, bu sezon yaşanan hakem olaylarıyla ilgili belgeli açıklamalarda bulunması bekleniyor. Öte yandan üç büyük kulübün havuz ihalesiyle ilgili toplantısında da Fenerbahçe, isteklerinden ödün vermeyecek.

17 Mayıs’ta Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, yöneticiler Abdullah Kiğılı ve Ali Yıldırım’ın federasyon hakkındaki “bunlar çete” açıklamalarına tepki gösterir. Ulusoy, “bizi hedef göstermesinler. Onların söylediklerine tavuklar bile gülüyor. Bizim olduğumuz yerde çete olmaz, çeteyi içlerinde arasınlar” der.

Aynı tarihte, naklen yayın ihalesi öncesinde, G.Saray, Fenerbahçe ve Beşiktaş kulüp başkanları ve yöneticileri, Trabzonspor Kulübü Başkanı’ndan da vekalet alarak Akaretler’deki Beşiktaş Kulübü’nde bir araya gelirer. Toplantıya Beşiktaş Kulübü Başkanı Süleyman Seba, Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, Basın Sözcüsü Abdullah Kiğılı, Galatasaray Kulübü Başkanı Faruk Süren ile sarı kırmızılı yöneticilerden Ateş Ünal Erzen ve Ali Dürüst katılır. Beşiktaş, Galatasaray, Trabzonspor ve Fenerbahçe Kulüpleri adına konuşan Faruk Süren, Futbol Federasyonu’na defalarca çektikleri ihtarnameye rağmen, ihale şartnamesinde dört büyük kulübün havuz sisteminde yer almayacağına dair hiçbir açıklama yapılmadığını kaydeder.

Süren dört büyük kulübün havuz sisteminde olmayacağını bir kez daha vurgular.

18 Mayıs 1999’da Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu resmi bir yazıyla Fenerbahçe Kulübü’ne, ‘‘Aziz Yıldırım ne demek istediğini açıklasın’’ diye sorar.

Federasyon yönetim Kurulu Üyesi İsmail Dilber;

“Sayın Yıldırım neyi niçin söylediğini çok iyi hesaplamak zorundadır ve bu çete ithamını en kısa sürede açıklamak zorundadır”.

20 Mayıs 1999’da Fenerbahçe Yönetim Kurulu bir deklarasyon yayınlayarak Futbol Federasyonuna cevap verir. Futbol Federasyonunun başında seçimle getirilmiş bir diktatör olduğununa temas eden bildiride şöyle denilir;

“Sayın Ulusoy kavramları hep birbirine karıştırmaktadır. ‘Çeteler oluştuğu’ tabirine alınganlık gösterdiği gibi, her tenkidi şeref ve haysiyete saldırı olarak yorumlamaktadır. Kısacası Sayın Ulusoy’a itimadımız kalmamıştır. Tez elden görevini erbabına bırakması gerekmektedir.

Şu anda Türkiye Futbol Federasyonu’nun başında seçimle getirilmiş bir diktatör oturmaktadır. Kulüplerimizi büyükler ve Anadolu takımları diye bölmüştür”.

Birinci Futbol Ligi maçlarının naklen yayınıyla ilgili ihale 20 Mayıs 1999 tarihinde yapılır. Futbol Federasyonu’nun 4. Levent’teki binasında gerçekleştirilen ihalenin ikinci turunda 120 milyon 500 bin ABD Doları veren Tele On, 1999 – 2000 ve 2000 – 2001 sezonunda oynanacak karşılaşmaların yayın hakkını alır. İhaleyi kazanan Tele On, vergiler ve Futbol Federasyonu’nun payı ile birlikte, ilk yıl için 155 milyon dolar ödeyecektir. İki yıllık toplam maliyet ise 320 milyon doları bulacaktır.

Televizyonlardan canlı yayınlanan ihaleye, Galaksi, İnterstar, Tele On, CINE5 ve Fun kuruluşları katılır. İhalenin ilk turunda en düşük teklifi veren Fun, elenir. İkinci tura katılan 4 yayın kuruluşu, toplam 40 defa fiyat artırımına giderler. İlk turda verilen en yüksek fiyat olan 110 milyon 650 bin ABD doları ile başlayan ikinci turda, yayıncı kuruluşlar en az 100’er bin ABD doları artırımla ihaleye devam ederler.

İkinci turda CINE5 yetkilileri, Galaksi TV’nin 115 milyon ABD dolarlık teklifinin ardından ihaleden çekildiklerini açıklarlar. Galaksi TV’nin 118 milyon 800 bin ABD doları teklifini İnterstar TV 100 bin dolar artırır. Daha sonra da Teleon TV’nin 120 milyon 500 bin ABD dolarlık teklifi karşısında Galaksi TV ihaleden çekildiğini açıklar. Ardından İnterstar’ın da ihaleden çekilmesiyle Tele On, Futbol Federasyonun açtığı ihaleyi kazanmış olur.

22 Mayıs 1999’da Fenerbahçe Teknik Direktörü Joachim Löw;

“Hakem hatalarına karşı konuşmak gerektiğini geç öğrendim. Ben yıllarca Almanya’da futbol oynadım ve sorumluluk aldım. Benim ülkemde hakemler ve federasyon aleyhine hiç kimse konuşamaz, hakkını arayanlar kanuni yollara başvurur. Biz sustukça kaybettik.”

23 Mayıs 1999’da Antalya deplasmanından 1-1’lik beraberlikle dönen Galatasaray 3 üncü şampiyonluğuna ulaşırken Beşiktaş ikinci olarak Şampiyonlar Ligi’ne katılmaya hak kazanır. Fenerbahçe ise tarihinde ilk kez açık farkla lider bitirdiği bir ilk yarının ardından sezonu üçüncü olarak kapatır.

25 Mayıs 1999’da Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, Kocaelispor maçı sonrası Fenerbahçe Kulübü’ne olaylar nedeniyle 2.5 milyar, hakeme tekme vurduğu için Moldovan’a 5 maç ve hakeme hakaret eden Sergen’e de 2 müsabakadan men cezası verir.

Ankaragücü maçında rakip takım futbolcusuna fiili saldırıda bulunan Vedat İnceefe de 6 ay resmi maçlardan men cezası alır.

28 Mayıs 1999’da Profesyonel Futbolcular Dernegi yaptigi yazili aciklamada Futbol Federasyonu’nun 1 – 2 Haziran tarihlerindeki genel kuruluna katilmayacaklarini açıklar:

“Futbol Federasyonu 5 yabancı kararını onaylayarak, Türk Futbolu’na en büyük ihaneti yapmıştır. Haluk Ulusoy ve arkadaşları, iki kulüp başkanının oyuncağı olmuş ve adeta onların robotu gibi hareket etmişlerdir. Türk futbolcusunun önünü kesen, yeşermeye başlayan Türk futbolunun gençlerini karanlığa sürükleyen Futbol Federasyonu’nun aldığı 5 yabancı kararından dolayı, 1 ve 2 Haziran tarihlerinde yapılacak Futbol Federasyonu Genel Kurul Toplantısı’na iştirak etmeme kararI aldık.”

Ulusoy – Spordan Sorumlu Bakan zıtlaşmalarının ikincisi (ilki Yücel Seçkiner) yeni bakan Fikret Ünlü ile gerçekleşir. Devlet Bakanı Fikret Ünlü, 2 Haziran tarihindeki Futbol Federasyonu Mali Kongresi’nde yaptığı konuşmada, “Federasyon, yayın ihalesindeki uyarılarımı dikkate almamış ve olayın sosyal boyutunu gözardı etmiştir” der.

Ünlü şöyle devam eder:

“Özerk federasyonun, futbolun yaygınlaştırılması ve sevdirilmesi ile ilgili görevleri arasında yer alan, maç yayınlarını sosyal boyutundan, halk boyutundan soyutlayarak ele almış olması çok düşündürücüdür. Futbol Federasyonu, bu görevini ihmal etmiştir. Yayın ihalesini uyarılara rağmen büyük hevesle yapmak yolunu seçmiştir. Bu konularda yasal telkin görevimi, gözetim görevimi sonuna kadar yerine getirdim, ancak başarılı olamadım. Takdirini kamuoyuna bırakıyorum. Gelir düzeyi düşük yörelerimiz, özellikle de Güneydoğu için şifresiz yayın sağlanması konusunda ısrarlıyım.”

Aziz Yıldırım, 8 Haziran 1999’da Ulusoy federasyonundan ilk cezasını alır. Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, olaylı Kocaelispor maçı sonrasında yaptıkları açıklamalar nedeniyle, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’a 3 ay, Futbol Şubesi Sorumlusu Ali Yıldırım’a da 1 ay hak mahrumiyeti cezası verir.

Kötü ve küfürlü tezahürat konusuna çözüm arayışları ise sürmektedir o yıllarda da.

Temmuz 1999’da Kuşadası’nda yapılan Uluslararası Futbol Hakem Semineri’nde konuşan MHK Üyesi Bülent Yavuz, çirkin tezahüratın önüne geçmek için hakemlerin üzerlerine düşen görevi yerine getirmelerini isterken, Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy da, “Küfürün kökünü en sert tedbirlerle kazıyacağız” demektedir.

Bülent Yavuz hakemlerden talimatnamenin 27. maddesini eksiksiz uygulamalarını ve daha cesur olmalarını ister:

“Seyircilerin oyuna fiili müdahalesi olmaksızın, edebe aykırı tezahüratların hakem ve oyuncuları etkilemesi halinde üç aşama uygulanacak. Önce hakem oyunu durdurup anons yaptıracak. Aynı davranışlar sürerse, ikinci kez maçı durdurup, iki takım kaptanından yardım isteyecek. Tüm bu çabalara rağmen kötü tezahürat devam ederse, hakem oyunu bir kez daha durdurup soyunma odasının yolunu tutacak ve her iki kulüp başkanından seyirciye çağrı yapmasını isteyecek. Bunlar da başarısız olursa, müsabakayı iptal edecek ve maç 24 saat sonra seyircisiz olarak tekrarlanacak.”

5 Temmuz 1999’da, kaybedilen şampiyonluğun ardından yeni sezonu Ogün, Abdullah, Alpay, Johnson, Preko, Oulare gibi iddialı transferlerle ve Rıdvan Dilmen’in yönetiminde şampiyonluk parolasıyla açan Fenerbahçe’de Başkan Aziz Yıldırım, bir önceki sezon yaşanan hakem olaylarına bu kez göz yummayacaklarını belirtir;

“Ulusoy taraf olmazsa, bize karşı komplo görmediğimiz sürece kavga etmeyiz. Fenerbahçe’nin hakkını kimse yemeye kalkmasın. Yoksa bunun hesabını sorarız. Federasyon başkanı hakem atamalarında etkili oluyor.

Böylesine büyük transferler yapmamızın sebebi, sahada güçlü olup, saha dışı olayları bile burada yenmek içindir. Ancak dış etkenlerle sahada baş edemezsek, saha dışında üzerlerine çökeriz. Avrupa’da her takımla başedebilecek seviyeye geldik. Rıdvan Dilmen ve ekibi takıma çok hakim”.

25 Temmuz 1999’da, daha lig başlamadan TSYD Kupası maçında ortalık gerilir. Fenerbahçe, Galatasaray ile 1-1 berabere kalırken Johnson’un kaburgası kırılır ve sevkedildiği hastanede sol böbreğinde de kanama olduğu ve iki gün daha yatması gerektiği açıklanır.

Johnson, sakatlandığı pozisyonda Hagi’nin kasıtlı hareket yaptığını iddia ederek, “bu onunla son karşılaşmamız olmayacak. Gaziantep’teyken de aynı şeyleri yapmıştı. İlk maçta hesaplaşacağız” der.

Rıdvan Dilmen;

“Bir futbolcunun kaburgası göğsüne yediği diz nedeniyle kırılıyorsa şaşırmak gerekir. Bana göre hareket kasıtlıydı. Bu tip olaylar çok üzücü. Benim de futbol hayatım böyle sakatlıklarla bitti”.

Galatasaray tribünleri Fenerbahçe’ye transfer olan Alpay’a ve eşine 90 dakika küfür ederlerken Alpay maç sonunda Taffarel ile tartışır. Fatih Akyel, topsuz alanda attığı tekme sebebiyle kırmızı kart görür.

Faruk Süren, Alpay’a ve edilen küfürlere tepkilidir;

“Alpay, Taffarel’i adeta öldürme teşebbüsünde bulundu. Hakem direk kırmızı kart göstermeliydi. Bu çocuğa ne oluyor? Bu kadar hırsının sebebi nedir? Bu sene hakemlerden çok çekeceğimiz var. Çok formsuzlar. Anlaşıldı ki bizi dördüncü kez şampiyon yapmak istemiyorlar.

Saha kapatmak caydırıcı olmaz. Seyirci 10 bin kilometrelik sahaya da gider taşkınlığını orada da yapar. Bu tip olayları önlemek için maçları seyircisiz oynatmak gerekir. Bu ceza, formaya, takıma bakmaksızın verilsin. Küfürü yapan G.Saray ise bize verilsin. Hem de bir değil 5, 10 maç seyircisiz cezası verilsin.”

26 Temmuz 1999’da Fenerbahçe, yayınladığı basın bildirisinde, G.Saraylı futbolcu ve yöneticileri sert bir dille eleştirip, TSYD maçında çıkan olaylarda, ezeli rakiplerini sorumlu tutar:

“G.Saray yavuz hırsız gibi. Hem suçlular, hem de güçlü görünmek istiyorlar. Oyuncularını Fenerbahçe’ye karşı olumsuz yönde motive etmekte, sahada son derece kabul edilmez sertlikler yapıp, oyunu çığırından çıkartmakta, hakeme tahakküm etmekte, seyirciyi tahrik etmekte ve müsabaka sonrasında da sütten çıkmış ak kaşık rolüne soyunarak, psikolojik savaş vermektedir.

Biz, G.Saray’ı temsil edenlerin tedavi edemedikleri Fenerbahçe fobisine bir anlam veremiyoruz. Fenerbahçeli oyuncuların kaburgasını kıran, yerde iken tekme atan oyuncuların, maç sonrası suçlamalarını da evsahibinden baskın çıkma gayreti olarak görüyoruz.

Ayrıca, G.Saray yönetimine de olayı kendileri çıkarıp, sonra rakibi suçlama yöntemlerine son vermesini ve amigo yöneticileri kendi bünyelerinde aramalarını tavsiye ediyoruz.”

Ulusoy federasyonu Ağustos 1999’da Galatasaray Spor Kulübü’ne, Şampiyonlar Ligi’nde oynayacakları ve rakipleriyle eşit şartlarda yarışabilmeleri için iki ekstra yabancı daha alabilme izni verir.

Ne ilginç değil mi? Oysa yıllar sonra Fenerbahçe’nin bu konudaki talebini görüşmeye dahi gerek duymaz aynı Ulusoy.

İlgili yazılar:

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15