FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Posts Tagged ‘Ergenekon

FENER MADEM ŞİKE YAPTI, NİYE KÜME DÜŞÜRMÜYORSUNUZ

leave a comment »

TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar Fenerli. Belli ki Fenere karşı Operasyona karşı tepkiyi azaltmak için için TFF’nin başına onu getirdiler. Amaç Feneri fazla tepki almadan ele geçirmekti, TFF’nin başında mesela bir Galatasaraylı olsaydı operasyon daha zor olurdu.
Aydınlar TFF’nin başına getirilirken operasyondan haberdar mıydı? Sanmıyorum. Belki de hala seçilmiş şanssız bir kurban olduğundan habersizdir.
Daha önce de yazdım. Türkiye’de şike olmuştur, ancak bu operasyonun şikeyle alakası yoktur. Bu bir Türk futbolunu tamamen ele geçirme operasyonudur.
Koskoca UEFA da mı operasyonda rol aldı, diye soracaksınız.
UEFA tek bir delil bile görmeden savcı ve polisin ifadesine göre karar verdi. Savcı ve polise göre Fener şike yapmıştı, başka şike yapan takım yoktu. UEFA ne yapsındı?
Fener yönetimi ve taraftarı operasyonu yapanlara, “Madem biz şike yapmışız, bu yüzden Avrupa Şampiyon Kulüpler’den atıldık, o zaman bizim küme düşürülmemiz gerekir” diyorlar.
Fener yönetimi ve taraftarı amacın Feneri ele geçirmek olduğunu anladılar, olan bitenin farkındalar, takımlarının Ergenekon kapsamına sokulduğunu görüyorlar. Operasyonu yapanların yüzündeki maskeyi düşürmek için, “Madem şike yapmışız, bizi küme düşürün, kurallar bunu gerektiriyor” diyorlar.
Fenerin şike yaptığını iddia edenler, Fener yönetiminin isteğine, kurallar da onu gerektirmesine rağmen Feneri neden küme düşürmüyor?
Feneri mümkün olan en az hasarla ele geçirmek istiyorlar da ondan. Paramparça olmuş bir futbol sektörü işlerine gelmez de ondan.
Fenerliler bu gerçeğin farkındalar, “bizi küme düşürün” diye, operasyonu yapanlar da köşeye sıkışmış bir halde, can havliyle, “düşüremeyiz” diye bas bas bağırıyorlar.
Bizim yandaş yazarlar da ekranlara çıkmış şikeyi tartışıyor.
Hadi oradan madrabazlar, sanki bilmiyorsunuz Fenerin başına gelenlerin bir Ergenekon tertibi olduğunu… Bırakın şikeyi de, yüreğiniz yetiyorsa Deniz Feneri savcılarının başına gelenleri tartışın.
Fenerse o da fener…

A. Metin Akpınar, Odatv.com, 28 Ağustos 2011

Reklamlar

Written by kesinofsayt

28 Ağustos 2011 at 05:48

Ergenekon, Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

MEÇHULE GİDEN BİR LİG KALKAR BU FEDERASYONDAN

leave a comment »

Türkiye’nin derdi çok. Askerî vesayet ile ilgili davalar (Ergenekon, Balyoz, İnternet Andıcı, Amirallere Suikast) devam ederken; başımızda Suriye gailesi, Ramazan’da artan PKK terörü, birilerinin Güneydoğu’da özerklik ilan etme kabadayılığı derken, bir de futbolda şike soruşturması var.

3 Temmuz’daki ilk gözaltılardan beri gündemdeki bu son konuyla ilgili olarak, önceki gün Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) beklenen “tarihî açıklama”sını yaptı. Tam bir “Eski Türkiye” uyanıklığı… Ne şiş yansın ne kebap çabaları… Dağ nasıl fare doğurur bilmeyenlere, canlı yayında allanıp pullanarak sergilenen “tarihî” bir örnek… Topu, ayaklarda dolaştırdıktan sonra yargının ayağına atmak… Hâlbuki TFF özerk bir kuruluş. Neden özerk? Kanaat belirtmek, kararlarını bağımsız verebilmek için. Madem yargıya göre hareket ediliyor, bundan önce küme düşürülen takımlar için niye yargı kararı istemediniz? Madem, TFF yargıya göre karar veriyor, bundan sonra gol mü değil mi, ona da hâkimler karar versin. Golü yiyen takım, bölge idare mahkemesine gitsin, çıkan karara göre siz de puan verirsiniz… Ancak itirazı falan var o işlerin. Gelmez ayın son perşembesine de ligleri devam ettirirsiniz…
Ne diyor şimdi Federasyon? “Ortada henüz iddianame yok. Deliller, şüpheliler ve kulüplerle paylaşılmadan ceza verilmesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hükümlerine ve adil yargılamaya aykırı. Şüphelilerin dosyaları görememesi, disiplin cezası verilmesini engellemektedir. Bu aşamada vicdanî bir karara ulaşılamamıştır. Soruşturmanın tarafımızdan adil biçimde yapılması için gizlilik kararının kaldırılması gerekmekte. Bunun için iddianame beklenecektir. İddianame açıklandıktan sonra tüm deliller elimize ulaşacak, ilgili kişi ve kurumların savunması alınacak, ardından karar verilecektir.”
Ne anladınız? Yargıya saygılı gibi görünüp işin içinden sıyrılma… Ama sıyrılamıyorsun ki. Ligler 9 Eylül’de başlıyor. Yöneticisi, futbolcusu, seyircisi herkes havaya girmiş. O sırada pat iddianame açıklanıyor. Ne yapacaksın? Ayıkla bakalım pirincin taşını. TFF aldığı, daha doğrusu alamadığı bir kararla, Türkiye’de futbolu bir meçhulün içine atmıştır. En tahkimli mahalle olan “futbol mahallesi”nin dediği olmuştur.
Aslında istedikleri olamayacaktır. Çünkü bir, “Eski Türkiye”ye göre iş tutmak artık bir anlam taşımıyor. Yakında görürüz…
İki, Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) henüz sözünü söylemedi. İşin sonunda Yunanistan gibi rezil olmak da var. Onlar da, küme düşen takımı yeniden kurtardılar ama UEFA o takımı 5 yıl kupalara katılmaktan men etti. Yani “git kumda oyna” dedi…
TFF son kararıyla nasıl bir tezat içinde olduğunu öyle bir ilan etti ki, asıl manşet orada. Sayın Başkan diyor ki: “Eğer kendilerini şüpheli görenler varsa, Avrupa kupalarına katılmayabilirler. Olumsuz bir durum ortaya çıkarsa UEFA ceza verecektir.”
Dünya tarihinde, bakın iddialı bir laf ediyorum, futbolun tarihinde böyle bir karar var mı? Kim çıkar da “ben katılmıyorum” der ve suçlu olduğunu ilan eder? Sen 26 klasöre, 14 bin belgeye bakıp, kanaat oluşturamıyorsun, şüphelenmiyorsun, ama kulüplere dönüp “hadi aslanım, ne yaptığınız malum, üstlenin şu suçu” diyorsun… Yani, “biz mahalle baskısıyla, kulüplerin kazanç hesaplarıyla, maçları yayınlayan kuruluşun menfaatleri nedeniyle bir karar veremiyoruz. Ama siz kendinizi biliyorsunuz, ona göre davranın…” diyorsun. Günler, saatler süren toplantılardan sonra onca insanın birlikte verdiği karar böyle mi olur?
Daha önce de yazdım. Nasıl Genelkurmay karargâhı, Ergenekon dava sürecini yönetemediyse, TFF da şike soruşturması krizini yönetemiyor. Ne oldu? Askerler hangi noktaya geldi? O koskoca generaller ne diyor şimdi: “Biz yapmadık K yaptı…” Yani “Komutan”da bütün kabahat… Emir-komuta içinde ne yaptıysak, Genelkurmay Başkanı’nın emri ile yaptık… TFF’yi bekleyen de aynı akıbet. Acaba o mahallede komutan kim?

Hüseyin Gülerce, Zaman, 17 Ağustos 2011

Written by kesinofsayt

17 Ağustos 2011 at 06:00

Ergenekon, Fenerbahçe, Hüseyin Gülerce, TFF kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , ,

ŞİKE AMAÇLI TERÖR ÖRGÜTÜ

leave a comment »

Çok dalgalı operasyonlardaki akıl almaz usul hatalarını anlatmak için aylar önce şöyle bir örnek vermiştim:
Bir futbol maçı düşünün… Oyuncu topu yarım metre dışarıdan çevirip çok güzel bir gol atıyor. Maçı yorumlayanlar “top dışarıdan çevrildi, ama gol muhteşemdi. O kadar hata olur. Gol sayılmalı” diyor. Bu ne kadar kabul edilemezse, Silivri davaları için de, “Usul hatalarını boş verin, davaların amacı önemli”denemez. İkisi de aynı şey…
Kaderin cilvesine bakın ki; bir pazar sabahı “şike operasyonlarına” uyandık. Onlarca ev aranıyor, gözaltı listeleri uzayıp gidiyor. Daha pazar operasyonunun eni boyu belli olmadan birkaç gün sonra “2. dalga şoku”başlıyor. İkinci dalganın ayrıntıları kesinleşmeden haber uçuruluyor:
3. dalga yolda…
Görünen o ki, usule uymama, usule ilişkin yasaları uygulamama özel yetkili mahkemelerin (ÖYM) “usulü” haline geldi!

***

Damdan düşenin derdini damdan düşen anlar. Daha ilk gün, işin seyrine bakınca, “Dilerim Silivri davalarına benzemez” diye hayıflanmıştım.
Gidiş aynı gidiş…
Her şeyden önce bir şike soruşturmasının ÖYM’lerin kapsamında olabilmesi için “silahlı bir örgütün” olması gerekiyor.
Futbol takımlarının topu, tankı, tüfeği var mı?
Futbol topunu farklı yorumlamış olabilirler.
Potansiyel olarak baktığınızda, ÖYM’lerin usullü usulsüz kapsama alanını düşündüğünüzde topun etrafındaki herkes “şike amaçlı terör örgütünün”üyesi olabilir!
3. dalgayı heyecanla bekleyenler bunun ne kadar ayırdında bilemiyorum.
İddianamenin yazılması, kabulü, duruşmaların başlaması aylar alacak. 2012’nin başını bulacak. Oysa Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) kendisini 15-20 gün içinde karar verme yükümlülüğünde hissediyor.
Neye dayanarak karar verecek?
Savcılıkça gönderilen 26 klasör ve yaklaşık 100 bin sayfadan oluşan“delillere”!
Gelinen bu noktada TFF ne karar verirse versin bir kesim memnun olmayacak. Bu memnuniyetsizlik salt kararı beğenmeme duygusallığına değil; tartışmalı soruşturma süreçlerine dayalı olacak.
Şu an şike iddialarıyla ilgili iki mahkeme var:
ÖYM ve TFF…

***

Oluşturulmaya çalışılan iklime bakılırsa şike davasının sonuçlanması değil, açılması önemli. Zira, medya mahkemesinin de katılımıyla dava daha açılmadan hüküm verilmiş oluyor. Ya da istenen amaca ulaşılmış oluyor.
Türk Ceza Yasası’nda yazılı olmasa da böylesi operasyonların hedefindeki kişilere uygulanan fiili cezalar da var.
Örneğin; hakkında bir haftada 50 manşet haber yapılmasına, 40 tartışma programında masaya yatırılmasına, kalan kısımlarının yorumculara parçalar halinde sunulmasına…
Kazanma heyecanının, paranın ve rekabetin olduğu yerde elbet giderilmesi gereken olumsuzluklar da yaşanabilir. Ancak yöntem bu olmamalı. Şu anda yapılan çekiçle sinek ezmeye girişmek.
Temmuz ayının son haftasında İtalya’da yine bir şike iddiası vardı. Ama ne insanlar bir pazar günü sabahın köründe alınıp götürüldü ne de karar vericilerden önce medya mahkemesi kuruldu. 18 kulüp ve 26 kişi hakkında İtalya Futbol Federasyonu bünyesindeki kurul inceleme başlattı. İşin içine ne terör örgütü iddiası girdi, ne silah…

***

Lise son sınıfa kadar Fenerbahçe’nin yenildiği günlerde yemek yiyemezdim. Kardeşim de öyleydi. Annem ikimize söylenirdi:
“Golleri yiyen futbolcular çoktan karnını doyurmuştur.”
Biyoloji kitabımın kapağındaki Hayatspor posteri hâlâ gözümün önünde:
“Cemil-Osman-Ender, Filelere Gönder.”
Üniversite yıllarında başka gençlik heyecanları öne çıktı. Ama Fenerbahçelilik tabii ki devam etti. Kan grubu gibi bir şey.
Eşim Galatasaraylı. Kızımı zorlamadım ama, ona bir şey alırken elim sarı-lacivert renklere gider.
Futbolda olduğu gibi taraftarlıkta da rakip varsa güzeldir.
Temiz bir lig her sağduyulu kişinin özlemidir.
Ama yaşananlara bakınca, şu soruyu sormadan edemiyorum:
Amaç futbolu temizlemek mi yoksa bazılarını futboldan temizlemek mi?

Mustafa Balbay, Cumhuriyet, 31 Temmuz 2011

Written by kesinofsayt

31 Temmuz 2011 at 06:12

Ergenekon, Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

PKK MECLİSTE, FENERBAHÇE HAPİSTE

leave a comment »

Hedef şike değil Türk futbolu.
Geçtiğimiz haftalarda tüm Türkiye gündemi yine bir AKP operasyonuyla sarsıldı. Tüm siyaset gündemi ve terör bile unutuldu. Ancak bu sefer tutuklananlar Atatürkçü generaller veya aydınlar değildi.
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın gözaltına alınmasıyla başlayan süreç bazıları tarafından gündem saptırma olarak algılanmaktadır. Oysa bu olayın gündem saptırmayla hiçbir alakası yoktur. Çünkü faşizmin toplumu kontrol edebilmesi için atılmış çok hayati bir adım söz konusudur. Futbol sadece gündem saptıran bir eğlence değildir. Kitlelerin ulusal, siyasi, kültürel ve sınıfsal duygu ve taleplerini dile getirebildiği en temel sosyal arenayı futbol camiası oluşturur.
Faşizm aydınları, üniversiteleri, mahkemeleri, askerleri ve sokakları susturduktan sonra, kendinden bağımsız kalan ve halkın kendini ifade edebileceği son alan olan futbol sahasına müdahale etmektedir.

Bu anlamda Fenerbahçe çok önemli bir semboldür. Çünkü Türkiye’de Anadolu kulüpleri belediyeler kanalıyla zaten AKP’nin spor kollarına dönüşmüştür. Diğer iki büyük kulüp Beşiktaş ve Galatasaray ise sağlıksız mali yapılarından dolayı hükümetin pençesindedir. Ancak Aziz Yıldırım yönetimi ve Fenerbahçe kendi taraftarına dayanarak AKP iktidarından bağımsız ve güçlü bir yapı oluşturabilmiştir. İşte bu AKP faşizmi için affedilemez bir durumdur. Hele ki Fenerbahçe taraftarının geleneksel gericilik karşıtı ve ulusalcı tavırları asla kabul edilemez.
Aslında ilk başta müdahale Fenerbahçe kulüp yöneticilerine gibi görünebilir. Bu yüzden futbol fanatizminden kurtulamamış kimseler AKP karşıtı bile olsa sırf Aziz Yıldırım düşmanlığından operasyonu desteklediler. Beşiktaş Çarşı grubu ve Trabzon taraftarları da bu hataya düştü.
Oysa burada Aziz Yıldırım bir simgeydi. Türk futbolunda bağımsız ve güçlü son figürdü. Esas müdahale Türk futboluna ve Türk futbol seyircesinedir.
Her şehit haberinden sonra tribünleri bayraklarla donatan, “Hepimiz Ermeniyiz” saldırısına karşı “Hepimiz Türk’üz” yanıtını veren, Ermeni açılımına karşı Azeri bayrağını dalgalandıran, hatta gerektiğinde Tayyip Erdoğan’ı yuhalayan Türk seyircisi…
İşte asıl hedef onlardır… Nitekim Aziz Yıldırım düşmanları çok hazin bir şekilde içine düştükleri tuzağı görmüştür. Operasyonun bütün büyük kulüpleri hedef alan ve hizaya sokan boyuta ulaşmasıyla çocukça düğün yapanlar şaşkınlık içinde kalmıştır.

Şike değil Ergenekon operasyonu
Şimdi soruyoruz: Eğer Fenerbahçe şike yaptıysa, neden Aziz Yıldırım özel yetkili mahkemede hem de 87 yıl gibi astronomik bir ceza talebiyle yargılanmaktadır?
Eğer Aziz Yıldırım şike yaptıysa ancak asliye veya ağır cezada yargılanır. Büyük ihtimalle de tutuksuz olarak.
Öncelikle operasyon ile ilgili sapı samandan ayırmak vakti gelmiştir. Medyanın kopardığı fırtınanın tersine bu operasyon şike operasyonu değildir. Operasyon bir Ergenekon operasyonudur.
Operasyonu 2010 Aralık ayında başlatan meşhur Ergenekon savcısı Zekeriya Öz’dür. Bugün devam ettiren ise Balyoz davasında askerleri tutuklatan savcılardır.
Operasyonu Emniyet ve savcılık kaynakları “Ergenekon Terör Örgütüne futbol kanalıyla para aktaran silahlı çeteye” yönelik bir operasyon olarak tanımlamaktadır. Yani soruşturulan bazılarının iddia ettiği gibi şike değil, darbe amaçlı kurulduğu varsayılan farazi Ergenekon örgütünün futbol ayağıdır.
Bu ise Türkiye’yi egemenlik altına alan iktidar güdümlü, özel yetkili faşist yargı sisteminin geldiği noktayı çok açık bir şekilde göstermektedir. Hukuk açısından operasyon tam bir kanunsuzluk örneğidir. Ergenekon Operasyonu bile son operasyona göre daha hukuki kalmaktadır.
Çünkü birilerinin sözde darbe yapmak için çete kurması anlaşılabilir. Peki ama şike yapmak için neden çete kurulsun. Hem de silahlı çete… Şike ile silahın ne alakası var? Hatta daha da ileri gidilsin ve bu çete Ergenekon’la bağlantı kursun. Ve hatta hatta Ergenekon’a para aktarsın. İyi de amaç Fener’i şampiyon yapmak değil miydi? Buna inanan varsa Mehmet Baransu veya ROK (Rasim Ozan Kütahyalı) olsun!

AKP’ye göre her iki kişiye bir çete düşüyor
Şike ile çetenin, çete ile Ergenekon’un düz mantıkla bağdaştırılması Ortaçağ engizisyonuna çok bariz örnektir. AKP döneminde kim neyle suçlanırsa suçlansın önce çete kurmakla suçlanıyor.
Hukuk devletini katleden bu el çabukluğunun tek nedeni vardır. AKP iktidarının bundan sonra istediği her dava “Özel Yetkili Mahkemelerde” görülecektir. Böylelikle soruşturma süresince sanıkların tüm anayasal özgürlükleri çiğnenebilir, anında tutuklanabilir, hakkındaki suçlamaları öğrenmeden yıllarca hapiste yatabilir ve iddianame yazılana kadar yandaş medya tarafından terörist, katil, hırsız ya da şikeci olarak damgalanabilir. Faşizm özel yetkili mahkemelerle bir kara delik yaratmıştır ve artık kimse bu kara delikten kaçamamaktadır.

Soruşturma için kanun çıkarmak
Yürütmenin yargı üstündeki tahakkümüne belki de en iyi örnek bu son operasyondur. Bu operasyon hukuk tarihinde belki de bir ilk yaratmıştır. Soruşturma için özel kanun hazırlanmıştır.
Düşünün bir kere, soruşturma 2010 Aralık ayında başlıyor. Ancak soruşturmayı yürütenler hukuki açıdan kendilerini yeteri kadar güçlü hissetmiyor ve AKP iktidarından soruşturma için özel kanun rica ediyorlar. 13 Nisan 2011′de Sporda Şiddeti ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair KanunMeclis’ten çıkarılıyor ve Cumhurbaşkanı tarafından onaylanıyor.
Bir savcı kendini nasıl bu kadar güçlü hissedebilir? Çünkü ona soruşturmayı başlat diyen bizzat Başbakandır. Başı sıkışan özel yetkililer Başbakana rica eder ve hemen yeni kanun çıkarılır. “Sporda şiddet” ile şike ve teşvik priminin ne alakası var diyebilirsiniz. Ama olsun bu kanuna şike ile ilgili 5 ile 12 yıl arası değişen çok ağır maddeler konur.
Tabii herkes şiddete karşı, şikeye de… Ama amaç şikeyi temizlemek değil bir kişiyi temizlemek.
İş burada bitmez. Savcılara göre sürekli şike yapılmaktadır. Para dolu çantaların fotoğrafları çekilmektedir. Şampiyonluk bu yolla saptanmaktadır. Ama ne hikmetse ne polis ne savcılık suçüstü yapmaz. Çünkü operasyonun başlaması için seçimlerin bitmesi gerekmektedir. Bu bile operasyonun Ankara’dan yönetildiğinin göstergesidir. Sonunda seçimler biter. Lig de biter ve soruşturmayı başlatma emri veren siyasi erk düğmeye basar. Operasyonu da başlatır.
Ondan sonra gelsin palavralar: “Konu yargıya intikal etmiştir. Bağımsız yargıya saygı duymak lâzım…”

AKP’nin mahkemesi yandaş medya
Peki madem konu yargıya intikal etti, hükmü nasıl bu kadar çabuk verdik? Bütün yandaş medya ve özellikle Taraf gibi polis bültenleri Aziz Yıldırım ve diğerleriyle ilgili çoktan iddianameyi yazmış, yargılamış, hükmü vermiş ve cezayı infaza başlamış.
Bunun adına Ergenekon hukuku deniyor. Soruşturma gizli olduğu için sizin hakkınızdaki hiçbir delili ve hatta iddiayı bile öğrenemiyorsunuz. Avukatlarınız sizi savunmak için tek bir adım bile atamadığı gibi bazen sizinle aynı “çeteden” içeri düşüveriyor.
Siz müebbetle yargılanmanıza rağmen dosyanıza ulaşamazken, her gün medya sizinle ilgili telefon çözümleri, gizli görüntüler, suç senaryolarıyla dolup taşıyor.
Artık bir sanığın hakkındaki suçlamaları öğrenmesinin tek yolu var. Baransu veya Tayyar gibi polis muh(a)birleri televizyona çıkacak, şok açıklama yapacak. Çünkü soruşturma dosyası herkese yasaktır ama bir tek faşist medyaya serbesttir.
Ve tıpkı Ergenekon operasyonunda olduğu gibi polis çıkıyor açıklama yapıyor: “19 maçta şike tespit edildi.” İyi de buna polis mi karar verecek? Ne hakla böyle bir açıklama yapabilirler? Bunun adı polis devleti değil de nedir?

Sıra medyaya da gelecek
Sonra medya kampanya başlatıyor: Kulüpler küme düşürülsün. Federasyon hemen karar versin. Vay be… Beyefendilere bak. Hani konu yargıya intikal etmişti. Bu yüzden Aziz Yıldırım ve diğerleri içeride çile çekmek zorundaydı. Oysa medya dosyayı çoktan kapatmış.
Özellikle medyadaki Kürtçü ve yandaş kalemler azgın bir şekilde, masumiyet ilkesini göz ardı ederek Aziz Yıldırım’ı infaz ediyorlar. Bunda Aziz Yıldırım’ın Yaşar Büyükanıt ve TSK ile yakın ilişkilerinin önemli bir rolü var. Bunu biz iddia etmiyoruz. Kendileri açıkça söylüyorlar. Zaten onlar için TSK ile ilişkili olmak linç edilmek için yeterli…
Fotoğraflar yayınlanıyor. Çanta varmış. Çantada para varmış. İspat? Gereksiz. Polis öyle dedi. Sonra biri telefonda öbürüne demiş ki “Ayşe tatile çıktı.” Demiş mi bilmiyoruz? Dese ne yazar? Böyle kanıt mı olur? Telefon sapıklarının kanıtları bunlar.
Özel Yetkili Mahkemelerin klasik yöntemleri… Telefon dinle, ortam izle… Fotoğraf çek, aynı kareye giren aynı çetededir… Tabii bir de pişmanlık yasası ve itirafçıyı unutmayalım. Zavallı İbrahim Akın bu oltaya düşen tek kişi oldu. Sonra beni kandırdılar dedi. Ergenekon’da da aynısı olmamış mıydı? Tek eksiğimiz gizli tanıklar… Yakında onlar da ortaya çıkar…
Yandaş medyanın biraz dışında kalan büyük sermaye medyası ve Doğan Medya ise bu şaklabanlığın her zamanki gibi parçası oldular. Oysa Zaman yazarı ve Feto’nun kankası Hüseyin Gülerce müjdeyi verdi: “Bu daha başlangıç yakında medya operasyonu başlayacak…”
Bugün Aziz Yıldırım’ı linç edenler o zaman ne diyecek? “A bizim patron Ergenekoncuymuş” mu diyecek? Göreceğiz.

Tayyip’in ahlaksız teklifi
Şu anda Türk futbol kulüpleri önemli bir sınavla karşı karşıyadır. Türk futbolu hayatta kalacak mıdır yoksa Kürt-İslam çetesi kendi futbol camiasını mı yaratacaktır?
Artık federasyon başkanını Tayyip belirlemektedir. Milli takım teknik direktörünü Tayyip belirlemektedir. Şampiyonu Tayyip belirlemektedir. Anadolu kulüplerinin başkanlarını Tayyip belirlemektedir. Sıra Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’a gelmiştir.
Tayyip Erdoğan’ın konu ile ilgili yaptığı açıklama son derece vahimdir. Tayyip kendisinin de Fenerbahçeli olduğunu belirtmiş ve Fenerbahçe taraftarını sakin olmaya çağırmış. “Kişisel suçla kurumsal suçu” ayırmak gerekir diyerek de açıkça Fenerbahçe camiasına ahlaksız bir teklif yapmıştı. Söylediği özetle şudur. Kişisel olarak bizim gözümüzde Aziz Yıldırım suçludur. Artık onu kurtaramazsınız. Gelin Fener’in başına yandaş bir başkan bulalım. Kurumu bu işten kurtaralım. Oysa söylediği yalandır. Çünkü kişi şike yaptıysa kurum da cezayı öder.
Fenerbahçe taraftarı operasyonun ilk günü: “Cemaat Fener’le başa çıkamaz”, “PKK Meclis’te Fenerbahçe hapiste” diyerek onurlu tavrını sergiledi. Camiayı önemli bir sınav bekliyor. Küme düşme pahasına başkanlarına sahip çıkmalı ve yandaş bir kulübe dönüştürülmemek için direnmeliler.
Aynı tavır Galatasaray ve Beşiktaş’tan da beklenmelidir. Çünkü AKP ve yandaşlarının İstanbul kulüplerine olan düşmanlığı aslında Cumhuriyet’e olan düşmanlıktan kaynaklanmaktadır. Bu kulüpler Cumhuriyet’in yarattığı değerlerdir. Her üçü Kurtuluş Savaşı’na katılmıştır. Şimdi sözde Anadoluculuk yaparak Türk futbolunun mirasını yok etmek istiyorlar.
Kısacası bize teslim olanlar lige devam etsin, geri kalanlar ligden düşsün deniyor. Hodri meydan! Düşürün Fenerbahçe’yi ligden. Bu AKP’nin tarihinde bir rezalet, Fenerbahçe tarihinde ise onur sayfası olur. AKP Abdülhamit ve İngiliz işgal kuvvetlerinin yanında “onurlu” yerini alır. Sonuçta Türklük nasıl ayakta kalacaksa, Türk futbolu da ayakta kalacaktır.

Ali Özsoy, Türksolu.org, 26 Temmuz 2011

Written by kesinofsayt

26 Temmuz 2011 at 06:16

YILDIRIM’IN SUÇU ORDUYLA SAMİMİYETTİR

leave a comment »

Kimse kendisini kandırmasın. Futbolda şike soruşturması adı altında yürütülen operasyon; Fenerbahçe kimliğinde bulunan değerleri ezme operasyonudur.
Neden mi?
Bir: Son Divan Kurulu toplantısının da gösterdiği üzere; Fenerbahçe; Atatürk’ün kulübüdür de ondan. Bu ülkede Atatürk ile ilgili kavramlar da kurumlar da teker teker yok edilecektir.
İki: Atatürk bağlantısı yüzünden subaylar genelde Fenerbahçe’yi tutarlar. Ordu ile Fenerbahçe arasındaki bu görünmez bağ da Türkiye’den Atatürk’ün damgasını silmeye uğraşanları rahatsız etmektedir. Başbakan Erdoğan; sadece TSK’yı değil, onunla sivil bağı bulunan kurumları da dize getirmek peşindedir.
Üç: Aziz Yıldırım ile üst düzey subaylar arasındaki ilişki; ordunun yavaş yavaş ortadan kaldırılıp yerine iktidarın özel polis ordusunun kurulduğu şu süreçte sürdürülemez hale gelmişti. Bu yüzden hem Fenerbahçe’nin hem de Aziz Yıldırım’ın devredışı bırakılması gerekiyordu.
Dört: Fenerbahçe’yi ezme operasyonu; Başbakan Erdoğan’ın, temiz toplum yaratan lider portresinin kuvvetlendirilmesine ayrıca hizmet edecekti.
Çünkü; Başbakan Erdoğan; 2014′te Cumhurbaşkanlığı seçimine girecek ve bir rakiple yarışacak. Orada; halktan oy alabilmek için ‘Şikecilerden hesap soran siyasetçi!’ unvanını kullanacak. Bu iş için de en sıkı Fenerbahçeli olan Aziz Yıldırım kurban seçilmiştir.

İLK TAŞI ATANLAR GÜNAHSIZ MI?
Fenerbahçe seyircisinin basına yönelik tepkisini onaylamak mümkün değildir; lakin onlara kızanların biraz düşünmesini istiyorum:
Bu ülkede, şike sadece 2011 yılında mı yapıldı?
Açıkça söyleyelim ki futbolumuzda ‘büyükler; büyük şike; küçükler küçük şike yapar.’
Bunu bilmiyormuş gibi yapanlar; sadece bu soruşturma ile şikeden haberdar olmuş gibi konuşanlar ve yazanlar; sahtekardırlar.
Aziz Yıldırım’a ilk taşı atanlardan Galatasaray Kulübü Başkanı’na, bu işlerdeki ayrıntıları öğrenmesi için Fatih Terim ve Mehmet Ağar ile konuşmasını öneriyorum. Bence şike konusunda en son konuşması gereken kulüp başkanı odur.
O yüzden tekrar ediyorum: Şimdiye kadar bütün büyükler büyük şike; küçükler de küçük şike yaptılar. Herkes de bu işleri olağan gördü.
O yüzden; kimse, ortada temiz elbise dolabı gibi dolaşmaya kalkışmasın.

TEDRİCİYET PRENSİBİ
Başa dönersek:
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım; aslında, askeri ihaleler üzerinden ilk Ergenekon davasına dahil edilmek istendi. Ama davanın ciddiyetini zedeleyeceğini düşünerek bu işi ertelediler.
Yani Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe operasyonu; Tayyip Erdoğan’ın kesin kontrolünde bir Türkiye oluşturmak planının parçalarından birisi olarak devreye sokuldu. Askerin işini Başbakan Erdoğan; bir adım daha attı. Artık Fenerbahçe ile Aziz Yıldırım’a sıra gelmişti.
Aziz Yıldırım’ın gafleti; Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Fenerbahçeli olduğunu sanmasıydı. O; Sayın Erdoğan’ın Fenerbahçe’ye zarar vermeyeceğini düşünüyordu.
Ama Başbakan Erdoğan; Türkiye’ye tam hakim olabilmek için; Fenerbahçe gibi ordu ve Atatürk ile manevi bağlantısı bulunan kurumların da belini kıracaktı; kırdı da…
Atmıyorum:
2004 yılında Korkut Özal, Nuriye Akman’a açıkladı:
‘Tayyip Erdoğan; siyasette tedriciyyet prensibine göre hareket eder. Yani bir sorunu çözmek; bir engeli ortadan kaldırmak istediğinde acele etmez; onun tümünün birden üstüne gitmek yerine parça parça halleder. Tıpkı; bir mühendisin; kendi hesap tahtasını; yemesi gibi.
İki mühendisten birisi; 1 metreye 1 metre boyutlarındaki hesap tahtasını göstererek, ‘Ben bu tahtayı yerim.’ demiş. Öbürü, bunun imkansız olduğunu söyleyince, iddiaya girmişler. ‘Yerim’ diyen mühendis, tahtayı 360 parçaya bölmüş. Her gün testere ile kesip 1 parçasını öğüterek yemiş ve 1 yıl içinde tahtayı bitirmiş. İşte Tayyip Erdoğan da böyledir. Önüne bir engel mi çıktı? Onu hemen halledemeyeceğini anlayınca; tedriciyyet prensibine göre hareket ederek parça parça işini bitirir.’
Başbakan Erdoğan’ı çok yakından tanıyan Korkut Özal’ın söylediği gibi; şimdilerde Sayın Başbakan, Türkiye’yi 360 parçaya bölmüş; yiyor. O parçalardan birisi ordu ise birisi de Fenerbahçe idi.
Ne yazık ki tahtanın çok az parçası kalmıştır; yani Türkiye yakında bitecektir.

YILDIRIM ÖLEBİLİR
Fenerbahçe-Atatürk-Ordu-Aziz Yıldırım…
Bu ilişkinin bir parçası olan Aziz Yıldırım’ın işi çok zor. Şike adı altında oluşturulan belgelerin; onu hedef aldığı kesin. Şike işinde diğer kulüpler ve kişiler sadece dolgu malzemesi olarak; yani gerçek operasyon anlaşılmasın diye yer alıyorlar.
Ergenekon soruşturmasında hükümetin alkış çavuşluğunu yapan gazeteler; şimdi de Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe’ye saldırıyor. Soruşturma belgeleri; yasak olmasına karşın basına sızdırılıyor ve kimse de buna engel olmuyor. Bu durum bile olayın içyüzünün siyasi olduğunu göstermeye yeter.
Aziz Yıldırım’ın ezilmesi ile; artık yukarıdaki denklemin hiçbir savunucusu ve yandaşı kalmayacak. Onun başına gelecek facia ne kadar etkili olur ise; yukarıdaki kavramlara sahip çıkanlar o kadar korkutulmuş, kıstırılmış olacaklar.
O yüzden hasta olmasına karşın; Aziz Yıldırım serbest bırakılmıyor. Sayın Yıldırım, uğradığı yüksek hayal kırıklığının da etkisiyle hapishanede ölebilir. Yazdığı mektubun da gösterdiği üzere; bu psikolojik çöküş ile var olan hastalıklarının birleşmesi onun için yaşamsal tehlike yaratıyor.
Ama bu tehlikeyi yargıçların dikkate alacağını da sanmıyorum. Çünkü; Aziz Yıldırım’ın başına ne kadar büyük dert açılırsa; toplum o kadar korkutulmuş ve sindirilmiş olacak.
Herkesi uyutsalar da beni kandıramazlar. Son sözüm şudur: Aziz Yıldırım işinin futbol şikesiyle ilişkisi yok ama siyasi şikeyle çok kuvvetli bağlantısı var.

Rıza Zelyut, Güneş Gazetesi, 25 Temmuz 2011

Written by kesinofsayt

25 Temmuz 2011 at 06:18

Ergenekon, Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

TSK-FUTBOL: AİDİYET VE HUKUK

leave a comment »

Ağustos sıcaklarını ilk defa hatırlayan Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), nihayet liglerin ertelenmesinin işaretini verdi.

Günlerdir ayağında top dolaştıran Federasyon, nihayet dümen kırmanın bir bahanesini de bulmuş oldu. Genelkurmay’ın, Ergenekon ve Balyoz davalarında yaptığı hatayı, TFF de yapıyor; süreci yanlış yönetiyorlar. İşte en son tutuklu Albay Dursun Çiçek, kendi isteği ile verdiği ifadede, internet andıcı konusunda dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ dâhil, üstlerini işaret etti. Daha önce de vurguladım; davalar uzuyorsa, kurumlar, yargıya yardımcı olmadıkları içindir. Bir belgedeki imza ıslak mı, değil mi diye kaç tane kriminal laboratuvar dolaştırıldı. Yetmedi, dönemin koskoca Genelkurmay Başkanı elinde sallayarak “bu bir kâğıt parçası” dedi. Aynı komutan, Beykoz’da dolu LAW silahları bulunmuşken, eline boş olanı alıp, arkasında TSK’nın bütün generalleri oturuyorken, “işte boru” deyip şov yaptı. Hâlbuki bir belgenin, asıl mı, sahte mi olduğunu, en iyi kurum içindekiler bilir. Yargıya yardımcı olunsa, uzayan davalar şimdiye kadar çoktan biterdi.
Genelkurmay ve TFF, süreci neden yanlış yönetiyorlar? En önemli sebep, Türkiye’deki değişimin/demokratikleşmenin okunamamasıdır. İkincisi de, yeni durumu bir türlü kabullenememedir. Kurumlar içindeki vesayetçi zihniyet sahipleri ise kabullenememeden de öte, bu durumu bir türlü hazmedemiyorlar. Düştükleri duruma bir türlü inanamıyorlar. Vesayetçilerin gafleti, bir gün kendilerinin de yargıda ifade vereceklerini hiç hesaba katmamış olmaları. İçine düştükleri durumun geçici olduğunu zannettiler. Kaybolan kontrollerini yeniden kazanabileceklerine inandılar, inandırıldılar. Askerden daha askerci “siviller” onları, “biz de sizi bir şey zannediyorduk, yazıklar olsun” diye sürekli tahrik ettiler. Ama yargı yılmadı. Böyle olunca da her geçen gün, sürecin yanlış yönetilmesinin faturası ağırlaştı.
Karargâh’taki komutanların, meslekî aidiyet duygusunun tesirinde kaldıkları, bunun da insanî bir durum olduğu söylenebilir. Doğrudur da. Yıllarca birlikte çalıştığınız, çoluk çocuk tanıştığınız insanlarla aranızda bir yakınlık olur. Ayrıca koskoca bir silahlı kuvvetler camiası… Bu yüzden gelinen kavşaktaki soru çok ağır: Aidiyet mi, hukuk mu?
Aynı soru, futbol camiası için de geçerli. Üstelik milyonlarca taraftar, karda kışta, zor günde, iyi günde takımlarına sahip çıkıyor ve destek veriyor. Onun için soru onlar için de zor: Takım mı, aidiyet duygusu mu, yoksa hukuk mu?
Hukuk, yanlış yapanın adalete boyun eğmesidir. Adalet, kirden, yanlıştan arınmayı, utançla yaşama yerine açık alınla yürümeyi sağlar. Kim yanlış yaptıysa yanına kâr kalmamalıdır. Onun için de vicdanlar devreye girmelidir. Aidiyetin getirdiği duygusallığı bir kenara bırakıp, yüreklere taş basıp, adaletten yana, hukuktan yana tavır konulmalıdır. Hangi vicdanlı, insaflı taraftar; hile ve şike sayesinde kazanılmış bir kupa ile gurur duyabilir? Böyle bir durumu sineye çekebilir? Doğrusu, artık hukuk devreye girmişse, herkesin aidiyet yerine ahlakî zemini korumaya çalışmasıdır. Toplum dürüst ve temiz olmadıkça, yukarıdakilerden adalet istemenin anlamı olabilir mi?
***
Fenerbahçelilere zaruri bir açıklama:
Eski bir Fenerbahçeli futbolcu, bir televizyon programında, benim Zaman’da çıkan yazımdaki ifadelerimi çarpıtarak, yazmadıklarımı yazmış gibi anlatarak, üstelik hakarete varan bir kışkırtıcılıkla, Fenerbahçe camiasını tahrik ederek ileri geri laflar etti. Programın moderatörü kendisini sık sık ikaz etmek zorunda kaldı, “cevap hakkı doğuyor” dedi. Eski bir tanıdığım olduğu için mesele yapmak istemedim. Ancak dost çevremdeki Fenerbahçelilerden gördüm ki, aleyhte bir hava estiriliyor. Herkesle gönül köprüleri kurmak için çabalayan bizler gibi insanların, milyonlarca Fenerbahçeliyi karşısına alması asla söz konusu olamaz.

Hüseyin Gülerce, Zaman, 22 Temmuz 2011

Written by kesinofsayt

22 Temmuz 2011 at 06:20

Ergenekon, Fenerbahçe, Hüseyin Gülerce, TFF kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , ,

ERGENEKON SURUNDA İKİNCİ GEDİK

leave a comment »

Fenerbahçe şampiyon olunca, Trabzon’dan, şahsen de tanıdığım bir okuyucumuz, bana e-mail attı.

“Ergenekon’u pek güzel yazıyorsunuz ama Başbakan’ın Fenerbahçe’yi şampiyon yapmasını yazmaya cesaretiniz yok.” dedi. Şaşırdım kaldım. Bir de, Trabzon’da AK Parti aleyhinde büyük bir hava estiğini, Trabzonluların AK Parti’yi cezalandıracaklarını yazmaz mı? Böyle bir şey olamayacağını dilim döndüğünce anlatmaya çalıştıktan sonra, biraz da kızgınlıkla, “Kardeşim siz de Eskişehir’le berabere kalmasaydınız.” dedim. Şimdi öğreniyoruz ki, bazı Trabzonsporlu yöneticiler, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım ve futbolcu Alex ile 19 Nisan 2011′de yaptığı görüşmenin ardından, Başbakan’ı siyaseten zor durumda bırakmak için CHP ve MHP teşkilatlarını da kullanarak, Trabzon halkını galeyana getirme planları yapmışlar.
Futbolda şike ve çete soruşturması, göreceksiniz daha neleri ortaya serecek. Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’dan sonra, Beşiktaş Kulübü Teknik Direktörü Tayfur Havutçu’nun ve iki futbolcunun daha tutuklanması, büyük depremin de habercisi. Hepimiz hazır olalım, kelimenin tam anlamıyla futbolda yer yerinden oynayacak.
Bazıları, depremin büyüklüğünü tahmin edemedikleri için ayağında top dolaştırıyor. Mesela Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) tavrı böyle. “Savcının iddianamesini bekleyeceğiz.” diyor. Diyor ama futbolcuların bazılarının şikeyi itiraf ettikleri manşetlere çekilirken, Federasyon’un o beklemenin altında kalmayacağını kim söyleyebilir? Dağdan bir kartopu yuvarlandı ve giderek çığa dönüşüyor. Yeni TFF, galiba kucağında bulduğu kor ateşin farkında değil. Şu anda liglerin zamanında başlaması bile tehlikede. Katılacak takımlar UEFA’ya bildirildi ama yer yerinden oynamaya başladığında o bildirimin ne hükmü olur?
Futboldaki kirlilik, futbol yöneticileri ile siyaset ilişkileri, fakat en önemlisi vesayet sisteminde futbol yönetiminin işlevi, bundan böyle yargıda sorgulanacak. Türkiye’nin bütün kirli alanlarını, evet artık yargı temizleyecek. Vesayetin baskısından, hegemonyasından, ideolojik odaklardan kurtulan yargı, bugüne kadar dokunulmayan, dokunulamayan hangi alan varsa, kim varsa hepsine dokunacak. Tabii bu durum, siyasetteki, yargıdaki, medyadaki, bir kısım barolardaki zevatı rahatsız edecek, ediyor da… Eski Türkiye’nin alışkanlıkları kolay değişmeyecek, direnmeler olacak. Hatta tehdit falan da savrulacak. Fakat bunların o zevata faydası olmayacağı gibi, yaptıkları ters tepecek. CHP’nin “yemin etmeyeceğiz” diye tutturması bunun en açık örneği. İnatları ters tepti ve geldiler, kuzu kuzu yemin ettiler. Etmeselerdi, daha beter bir duruma düşeceklerdi.
Futboldaki soruşturmanın sarsıntıları, vesayetin surlarında, Ergenekon davasından sonra ikinci büyük gediği açabilir. Ben bu olayı, Danıştay saldırısının Ergenekon davasına bağlanması kadar önemli görüyorum. Devlet içindeki hukuk dışı yapılarla mücadelede ilk dönüm noktası, Danıştay saldırısının Ergenekon davası ile birleştirilmesi olmuştur. Laik kesimin ezberlerinin ilk bozulduğu yerdir bu bağlantı. Sivas’ta Madımak Oteli’nin yakılmasının, Gazi olaylarının, Alevi kesiminin önde gelenlerine suikast planlarının, Ergenekon davası içinde yer alması da Alevi kesimin ezberlerini bozmuştur. Vesayetin tutunduğu zemin birden kaymaya başlamıştır. CHP’de bir kaset olayı ile lider değişimi ve Ergenekon sanıklarının CHP tarafından aday yapılmaları; aslında, Alevi ve laik kesimlerin yeniden kazanılması, kayan zemine yeniden tutunma çabalarıdır. Futboldaki deprem, bu çabaları da berhava edecektir. Bu kadar net söylüyorum.
Zorda olan, futbolun ağaları değil, asıl vesayetin ağalarıdır. Direnmelerinin anlamsız olduğunu kabul etmedikleri için daha hızlı tasfiye olacaklardır. Futbolun dokunulmazlarına dokunulunca, bir kısım medyada da telaş başladı. Ama pek çok arkadaş, “sıra medyaya da gelecek” demişlerdi. Galiba haklı çıkacaklar…

Hüseyin Gülerce, Zaman, 15 Temmuz 2011

Written by kesinofsayt

15 Temmuz 2011 at 06:25

Ergenekon, Fenerbahçe, Hüseyin Gülerce kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,