FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Posts Tagged ‘Levent Bıçakçı

HALUK ULUSOY DOSYASI – 15

leave a comment »

04 Ocak 2007 tarihinde yazılı bir açıklama yapan Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, görevlerini sürdürdüklerini belirterek, Haziran ayında yapılacak Mali Genel Kurul’da istenildiği takdirde seçim konusunu görüşmeye hazır olduğunu duyurur.

Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun yaptığı toplantının ardından açıklanan metin şöyledir:

“Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, 25 Aralık 2006 tarihinde yaptığı açıklamanın son bölümünde, “Futbol ve futbol ailesinin siyasi baskı altında tutulmasına en fazla karşı çıkanlardanım. Kulüplerimiz ve delegelerimize daha fazla baskı yapılmamasını, Sayın Bakan’ın olası bir çağrısının tek muhatabı olarak Türkiye Futbol Federasyonu’nun görülmesini, bu gerçekleşirse çağrı hakkında mevzuat çerçevesinde gereğini yapacağımızı, kamuoyunun bilgisine sunuyorum” demişti.

Bu ifadeleri içeren bir açıklama yapmasının gerisinde, hiç kuşkusuz bugün yaşanan dramatik tabloyu günler öncesinden görerek futboldaki kaos ortamının daha da tırmandırılmaması için bir uyarıda bulunmak istemi vardı.

Sonraki günlerde, değerli kamuoyunun da yakından bildiği gibi, Olağanüstü Genel Kurul çağrısı yapmak için başlatılan hareket, hedeflediği rakama ulaşamadı ve önceden açıklanan takvimi 8 Ocak tarihine erteledi.

Bu süre içerisinde, üzülerek belirtmeliyiz ki Genel Kurul’da oy kullanma hakkında sahip kulüplerimiz ile delegelerimiz üzerinde, önceden başlatılan baskı ve tehditler giderek artan bir şiddet ve özerklik tarihinin hiçbir döneminde yaşanmayan bir boyuta ulaştı.

Başta siyasiler olmak üzere, sporla ilgili bazı kurumların üst düzey yöneticileri, bazı belediye başkanları, bazı mülki amirlerin de içinde bulundukları bu hareket, özellikle de son günlerde sadece kaygı değil, futbol adına utanç verici bir hal aldı.

Öyle ki bu baskılar, bu kurumlardan birine bağlı olarak çalışan bazı genel kurul delegelerinin, görevlerinden uzaklaştırılabilecekleri tehdidiyle karşılaşmalarına kadar bile vardı.

Çok sayıda genel kurul delegesinden gelen bu ve benzer yakınmalar, aklıselimi tamamen dışlamış bazı çevrelerce, futbolun bu ülkede hangi noktalara taşındığının ibretle izlenmesi gereken belgeseli haline dönüştürüldü.

Futbolu kamplara bölmek için her yolu mübah sayan bir zihniyetin, futbol ailesi bünyesinde yarattığı tahribatın bugün ulaştırıldığı boyut, son derece endişe vericidir.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Sayın Haluk Ulusoy, değişik defalarda Haziran ayında yapılacak Olağan Mali Kurul sırasında, istenildiği takdirde futbolun seçimi de dahil her türlü sorununu görüşmeye ve tartışmaya hazır olduğunu açıkladı. Yönetim Kurulu olarak dün olduğu gibi bugün de Sayın Başkanımızla aynı noktadayız.

Futbolun siyasi müdahalelerle, baskı ve tehditlerle değil, Genel Kurul delegelerinin özgür iradeleriyle kendi kaderini kendisinin belirlemesinden yanayız.

Bu tür müdahalelerde bulunanları da siyaset güdümlü bu girişime öncülük yaparak alet olanları da şiddetle kınıyoruz.

Sayın Ulusoy Futbol Federasyonu Başkanlığı koltuğuna yapışıp yaşamayı hiçbir zaman düşünmedi. Gerek kendisi, gerekse en yakın çalışma arkadaşları olarak bizler, her dönemde futbol için daha fazla ne yapılabileceğinin, futbol ailesine daha fazla neyi katabileceğimizin, bu ülke futbolunu uluslararası platformda daha büyük başarılara nasıl taşıyacağımızın hesabı içerisinde olduk. Futbolun daha huzurlu, daha mutlu, daha hoşgörülü, daha saygın ve daha başarılı bir ortama taşınmasından öte bir hesabımız yok.

Bir kez daha altını çizmekte yarar görüyoruz; Amaca ulaşmak için futbolun değerlerini altüst eden her türlü yöntemi deneyen bu zihniyeti şiddetle kınıyor ve karşısında duruyoruz.

Futbolun huzura, barışa, dostluğa, zorlamayla yok edilen değerlerini yeniden oluşturmaya gereksinimi var. Dün olduğu gibi, bugün de sergilediğimiz bu duruşun temel sebebi, bazı çevrelerin sandığı gibi koltuk aşkı değil, futbolun özerkliğini sonuna kadar savunma sorumluluğumuzdur. Bir yandan liglerin, diğer yandan Milli Takımımızın Avrupa Şampiyonası Grup Eleme maçlarının oynanacağı bir takvimde, futbolun gündemini seçimle işgal etmeyi, futbola verilecek en büyük zarar olarak görüyoruz.

Hizmete devam ediyor ve Genel Kurul iradesi dışındaki hiçbir zorlamadan yılmayıp görevimizi sürdürüyoruz. Haziran ayında, futbolun bugünkü sorunları ile futbola bugün sorun olanları, futbolun en üst düzey organı olan Genel Kurul’un gündemine TFF Yönetim Kurulu olarak bizzat taşıyacağımızı değerli kamuoyunun bilgisine, saygıyla sunarız.”

5 Ocak 2007’de Ulusoy başkanlığında toplanan Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, haziran ayında yapılacak mali genel kurulda seçim kararı alınmasını ve temmuzda da sandık başına gidilmesini kararlaştırır.

Levent Kızıl başkanlığında oy toplama işini hızlandıran muhalefet ise, bu karara tepki gösterdi ve seçimin, yasal prosedür içinde en geç nisan ayı içinde yapılması gerektiğini ifade eder.

8 Ocak 2007’de Bursaspor Kulübü Başkanı Levent Kızıl, Futbol Federasyonu’nu olağanüstü genel kurul toplantısına çağırmak için noterden tasdikli 106 imzayı, federasyona gönderdiklerini açıklar.

Kızıl, “Seçim için delegelerin yüzde 40’nın imzası gerekiyordu ama biz yüzde 60’nın imzasını aldık” der.

Seçimli yönetimlerde ortaya çıkan güvensizlik durumunda işleri tekrar normalleştirecek enstrümanlardan birinin seçim olduğunu kaydeden Kızıl, “Futbol ailesinin en büyük organı olan genel kurulun delegeleri olarak bu kaosa seyirci kalamazdık. Yasanın bize tanıdığı imkanlar çerçevesinde başvuruyu yaparak gerekli yasal süreci bugün itibariyle başlatmış bulunuyoruz. Başvurumuzla yapmak istediğimiz, yapılacak bir seçimle kaybolan güven ve adalet duygularını geri getirmek, futbol ekonomisini sağlıklı ve yasal olarak büyütecek altyapının kurulmasını sağlamak, icra organı olarak Futbol Federasyonu’nun kurumsallaşması ve sürekli başarı için gerekli iklimi yaratmaktır” diye konuşur.

Futbol Federasyonu yönetimini eleştiren Levent Kızıl, “Yönetimi elinde bulunduranların, yapmadıkları icraatlar ve yarattığı kaoslar yadsınamaz bir gerçek. Konuyu kişiselleştirmeleri ve başka platforma çekme çabaları, en hafifinden hedef saptırmaktır” der.

Seçim sürecinin yanlışlığı ve futboldaki kaosu artıracağı iddialarının külliyen yalan olduğunu ifade eden Kızıl, “İddia sahipleri, var olduğunu kabul ettikleri kaosun sona erdirilmesi konusunda samimilerse, mevcut yasa ve statümüz 21 günde seçimi mümkün kılmaktadır. Dolayısıyla 2. devrenin başına yetişecek bir yasal takvim imkanı bulunmaktadır. Tepkiler ve talepler karşısında seçime gitmeyen bir yönetimin, Türk futbolunun geleceği gibi bir kaygısı olduğunu söylemek mümkün değil. Olsa olsa, söylenebilecek şey, koltuk hırsı ve ‘benden sonrası tufan’ anlayışıdır” şeklinde konuşur.

Mevzuatın öngördüğü şekilde yapılmış bir başvurudan sonra seçimin kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Kızıl, “Mevzuattaki maksimum süreleri kullanmaya çalışmak, hukuku zorlayacak yorumlar yapmak, ‘koltuğa yapışmayız’ iddialarıyla da çelişir. Buradan futbol kamuoyu ve değerli spor medyası da başta olmak üzere futbol ile ilgili her kesime sesleniyoruz; bugünden itibaren kaosu ortadan kaldıracak seçimin en kısa sürede yapılması için çaba sarf etmek, imza sahipleri kadar sizlerin de sorumluluğunuzdadır” der.

Geçen yılki seçimlerde Haluk Ulusoy’u desteklediğinin hatırlatılması üzerine Kızıl, “Bir sene evvelki seçimde, 4 sene başkanlığımı yapmış başkanın arkasında olduğumu söylemiştim. İnsanlar nikah yapıyor, ayrılıyor. Ulusoy ile kişisel sevgim ve saygımda azalma, eksilme olmaz, ama burada görev yapıyoruz. Bir yıldır Türk futbolunda icraat yapılmamaktadır. Telefonlarımıza bile çıkılmıyor. Bugünün geleceğini Fenerbahçe-Bursaspor maçından evvel söylemiştim. Türk futbolunun kaosta olduğunda herkes hemfikir” şeklinde konuşur.

Bu girişiminden sonra Burasspor’a farklı davranılıp davranılmayacağı sorusuna Kızıl, “İyi takım sahada kazanır. Galatasaray maçında verilmeyen penaltılar ve birçok haksızlık olmasına rağmen girdiğimiz pozisyonları değerlendirsek kazanırdık. Öyle bir şey olacağını tahmin etmiyorum” yanıtını verir.

Kızıl, “Federasyonun hiçbir şey yapmadığını söylüyorsunuz. (A) Milli Takım’ın başarısı ve İsviçre maçından sonraki cezaların düşmesi konusunda ne düşünüyorsunuz” sorusunu, “Cezalar kimin tarafından düşürülmüştür bilemem. Şenes Bey’e sorabilirsiniz. Milli takım federasyonun değil, Türk halkınındır. Sahaya çıkıp yönetim kurulu oynamıyor. Altyapıda adaletsiz dağıtım yapıldı. FIFA listesine müdahale edildi. Bir sürü bekleyen konularımız var. Vergi stopajları geldi dayandı, bir çalışma yok. Cezanın düşmesinde payları olduysa hepsine teşekkür ederiz. Bildiğim kadarıyla en büyük pay Şenes Erzik’indir” şeklinde yanıtlar.

Bu arada TFF imzaların fotokopilerini kabul etmez. 106 delegenin imzasından oluşan fotokopiden ibaret örneğin, orjinal nüshalarının gelmesi halinde bu girişimi ciddiye alacaklarını belirten Federasyon yetkilileri, bunun hukuken de uygunsuz olduğunu bildirirler.

Bakan Şahin 9 Ocak 2007’de Futbol Federasyon Başkanlığı için kimseyi aday olarak önermediğini, önermesinin de doğru olmayacağını ifade ederek, “Böyle bir yetkim ve görevim de yok” der.

Aynı gün Futbol Federasyonu eski başkanı Av.Dr. Levent Bıçakcı, UEFA’da görev yapan bir futbol adamı olarak Futbol Federasyonu konusunda bu aşamaya gelinmesinin kendisini hiç memnun etmediğini belirterek, “Türk futbolunun daha fazla yara almaması adına seçimlerin yasadaki sürelere bağlı kalmaksızın derhal yapılması doğru olacaktır” der.

Bıçakcı, Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) ana statüsünün olağanüstü genel kurula ilişkin maddesinin farklı yorumlara sebep olacak nitelikte yoruma açık bir şekilde düzenlendiğini vurgulayarak, “Bu madde uyarınca yasal işlemlerin en kısa süre içinde tamamlanarak olağanüstü seçim genel kurul tarihi belirlenmelidir. Kaldı ki, 106 delegenin yazılı müracaatının yapıldığı göz önünde bulundurulursa TFF Yönetim Kurulu’nun ivedilikle olağanüstü genel kurulu toplaması, genel kurulun iradesine uygun olarak hukukun gereği olmaktadır” der.

TFF’nin genel kurulu Haziran ayına almaya çalışmasına bir açıklama da eski hakem Metin Tokat’tan gelir. 9 Ocak tarihli yazısında:

Neden Haziran?

Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, Genel Kurul’un Haziran ayında toplanması gerektiği konusunda bir açıklama yaptı. Bu açıklama içinde öne sürülen gerekçeler ve ortaya atılan iddialar ilk bakışta kamuoyu tarafından masumane ve geçerli nedenlere dayalı gibi görülebilir.

Özellikle “Genel Kurul delegelerinin özgür iradeleriyle kendi kaderini kendisinin belirlemesinden yana olunması gerektiği ve Genel Kurul’da oy kullanma hakkına sahip kulüpler ve delegeler üzerinde, başlatılan baskı ve tehditlerin giderek arttığı” yolundaki açıklamalar demokrasiyi savunan her birey tarafından doğru değerlendirilebilir. Ancak bu açıklamayı yapan zihniyetin de, bu ilkelere bağlı olması ve asla taviz vermemesi durumunda düşünceler geçerlilik kazanabilir.

Anılar canlandı

Ne var ki yapılan bu açıklama ben ve benimle birlikte 26 Nisan 2004 tarihindeki Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği Genel Başkanlığı Genel Kurulu’nu yaşayan tüm hakem ve gözlemci camiasının zihninde antidemokratik tavırların nasıl sergilendiği konusundaki bazı anıları bir anda canlandırıverdi.

Bu satırların yazarı genel başkanlık için adaydır. Genel Kurul’un toplanmasına yedi gün kalmıştır ve başka aday yoktur. Dönemin MHK Başkanı Bülent Yavuz, on gün önce yapılan süper lig hakem seminerinde, “Metin Tokat kardeşim bu işi çok iyi yürütmektedir. Adayımız yine kendisidir” diyerek bir açıklama yapmıştır. Ancak bu açıklamaya rağmen bugün, “Genel Kurul delegelerinin özgür iradeleriyle kendi kaderini kendisinin belirlemesinden yanayız” diyen zihniyet düğmeye basmış ve bir hafta içinde Haluk Ulusoy tarafından Mustafa Çulcu, Genel Başkan adayı olarak ortaya çıkarılmıştır.

Talimat verildi

MHK başkanı başta olmak üzere tüm MHK üyelerine Federasyon Başkanı ve Yönetim Kurulu üyelerince “Koşullar ne olursa olsun Metin Tokat, Genel Başkan olmayacak, bir yanlışlık olursa…” talimatı verilmiştir. İşte o andan itibaren inanılmaz bir çalışma ve inanılmaz bir baskı başlamıştır. Hatta bu baskılar tehdit aşamasına geçmiş ve “Metin Tokat’ın listesinde yer alan hakem ya da gözlemciler bu işi bırakmayı göze alsınlar” biçimine dönüşmüştür. 25 Nisan 2006 Pazar gecesi genel kurul öncesi verilen yemekte bütün MHK üyeleri masaları tek tek gezerek hakem ve gözlemcilere bu talimatı bizzat iletmişlerdir. MHK Bölge Sorumlularının toplantıları gece yarılarına kadar sürmüş; hatta baskı o denli büyümüştür ki, bazı MHK üyeleri Kuran’a el bastırmak gibi bir yol bile seçmişlerdir. Ve gece yarısından sonra gelen telefonlardaki bütün söylemler birbirinin benzeridir: “Hocam lütfen beni affet, seni çok sevdiğimi, hep yanında olduğumu biliyorsun ama…”

Burada Cem Papila’nın hakkını teslim etmek lazım. Sözünde durarak iki listeye de girmemiştir. Sonuçta bugün yaşadığı sıkıntının temelinde o günkü dik duruşu yatmaktadır.

İşte özgür irade

İşte bugün demokrasiyi ve özgür iradeyi savunanların öteki yüzünü ortaya koyabilecek kısa bir özet.

Geçtiğimiz federasyon seçiminde Haluk Ulusoy lehine oy kullanarak seçilmesine katkısı olan delegelerden kaçının federasyonda maaşlı olarak çalıştığı, kaçının alt kurullarda görev yaptığını kamuoyu çok iyi biliyor. İşte size demokrasi ve özgür irade…

Neden Haziran? Ki o tarihte de yapılıp yapılmayacağı da belli değil ya.

Ligin ikinci devresinin başlamasıyla birlikte verilecek tavizler çoğalacak. Seçim için imza veren kulüplerle diğerleri arasında oynanacak tüm maçlarda olabilecek masum hakem hatalarının nelere mal olabileceğini düşünmek bile çok zor.

Federasyonun kulüplere tesis yardımı adı altında dağıtacağı paraların hangi kulüplere verilebileceğini tahmin etmek zor olmasa gerek.

Profesyonel Disiplin Kurulu’nun vereceği cezalarda takım farkı gözetip gözetmeyeceği veya Tahkim Kurulu’nun bu cezalardaki indirim oranını neye göre yapacağı hepimizin malumu.

Futbolun daha huzurlu, daha mutlu, daha hoşgörülü, daha saygın ve daha başarılı bir ortama taşınmasından öte bir hesabı olmayanların, yapılabilecek en kısa sürede Genel Kurulu toplayarak ya kendilerine GÜVEN tazelemeleri ya da yeni bir oluşum için ortamı hazırlamaları gerekmektedir.

Doğru olan da en çok ihtiyaç duyulan da budur.

10 Ocak 2007’de Sabah Gazetesi yazarı Serdar Ali Çelikel de konuya değinmektedir:

Federasyon ve seçim

Ulusoy Federasyonu, 106 delegenin imzasıyla seçime çağrıldı. Dün rakam 111’e çıktı. Gençlerbirliği 4 imza daha gönderdi. Ankara Bugsaş Kulübü de 1… Altay bugün 2 imza daha verecek ve toplam sayı 113’e ulaşacak. Yani bugün genel kurul delege sayısının yüzde 51’i seçim istediğini beyan etmiş olacak. Konu çetrefilli. Madde madde gidelim:

20 promosyon oy ne oldu?

İlk kez bu satırların sahibi yazmıştı. Ulusoy “70 imza bile toplayamazlar. 70’i toplasınlar 20 imza da benden” demişti. Bugün 113 imza konuşuluyor. Şimdi Haluk Başkan 20 imzayı toplayacak mı; merak ediyorum.

Ulusoy, “Erken seçim isteyen kendine baksın” dedi mi?

Sabah okurları iyi bilir. Ali Erdoğan imzasıyla bir manşet atmıştık. Haberimiz şuydu:

“Ulusoy, seçimin yapılmasını isteyen hükümetle ilgili yakın çevresine, ‘Meclis’teki bazı gruplar ve bazı kuruluşlar da ülkede erken genel seçim istiyor. Seçim isteyen kendine baksın’ diyor.” Bakan Şahin bu haberimiz üzerine sert bir açıklama yapmıştı. Haberle ilgili 2 gün boyunca hiç tepki vermeyen Haluk Başkan, Bakan’ın açıklamaları karşısında haberimizi yalanladı. Daha 3 gün önce Fanatik Gazetesi’nde sevgili Gökmen Özdenak’a konuşan Ulusoy, aynen şu cümleyi kurdu:

“Erken seçim isteyen kendine baksın.”

Ulusoy koltuğa yapışır mı?

“Yapışmam” diyor ama seçimi geciktirmek için her şeyi yapacağını düşünüyorum. Çünkü bence Ulusoy’un yaşam biçimi, federasyon başkanlığı. Haluk Ulusoy, federasyon başkanlığı yapamazsa; motivasyonunu, moralini büyük ölçüde yitirir. Zaten babası sayın Saffet Ulusoy, 16 Ocak’taki seçimden önce kendisine “Oğlun aday olmasın” diyenlere şu cevabı vermişti:

“Oğlum 1.5 senedir ruh gibiydi. Gözümün önünde eridi.” O yüzden Haluk Bey koltukta bir gün daha fazla kalmak isteyecektir.

Seçim ne zaman olur?

Bence yarın olmalı. Kesinlikle lig başlamadan yapılmalı. Ulusoy, “Futbolun iyiliği için seçim olmamalı, Milli Takım etkilenir” diyor.

1-Milli Takım, Ulusoy’la başarılı olacak, başkasıyla olamayacaksa hemen lağvedilsin. Ya da Ulusoy kalırsa teknik adama da gerek olmadığından Fatih Terim gönderilsin.

2-Madem Ulusoy yönetimi, futbolun geleceğini ve Milli Takım’ı düşünüyor. O zaman lig başlamadan seçimi yapsın. Şimdi biraz geleceğe 2. yarının ilk hafta maçlarına gidelim. İlk maç A.GücüBursa. Maçı bir hakem hatasıyla A.Gücü kazanırsa ne olur? Bursaspor, ” Biz Ulusoy’a muhaliftik, Ankaragücü ise Ulusoy yandaşıydı. Ulusoy’un hakemleri bizim gibileri doğruyor. Ama 113 delegenin hepsi mi doğranacak?” derse, Ulusoy ne cevap verir çok merak ediyorum. Aynı maç ikinci senaryo: Maçı bir hakem hatasıyla Bursaspor kazandı. Bu kez Ankaragücü, “Biz Ulusoy yandaşı, Bursa karşıtıydı. Hakemler bu durumdan etkilendi. ‘Bursa’yı bilerek yakıyorlar’ demesinler diye hakemler bizi bitirdi. Ulusoy aleyhine imza vermeyen 112 delegenin hepsi mi doğranacak?” derse, Ulusoy’un ne cevap vereceğini daha çok merak ediyorum. Federasyon yönetimi samimi olmalı, seçimi bir an önce yapmalı.

Ulusoy aday olur mu?

Bence olmalı. Seçimi bir an önce yapıp tekrar sandık iradesinin karşısına çıkmalı. Bir daha kazanırsa Bakan Şahin’i, Levent Kızıl’ı, Özhan Canaydın’ı, Aziz Yıldırım’ı istifaya çağırmalı. Kalan dönemini tamamladığı gibi kanunu değiştirip, bir 3 dönem daha seçilmeli. Ama ne olursa olsun sandıktan kaçmamalı ve seçimi geciktirmemeli. Boğulmakta olan futbola suni teneffüsü yapmalı.

Siyasi baskı var mıydı?

Hem evet, hem hayır. Evet Bakan Şahin ve hükümetin bir kısmı, Ulusoy’u istemiyordu. Bunun için çeşitli girişimler yaptılar. Ama ya çok beceriksizlerdi ya da anlatılan kadar yoğun bir baskı yoktu. Bir örnek vereyim: Beşiktaş Asbaşkanı Murat Aksu, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun oğlu. Başbakan Aksu’yu çağırıp, “Biz bu Ulusoy’u istemiyoruz. Beşiktaş da onu destekliyor. Oğluna söyle o yönetimden istifa etsin. Bize zarar veriyor” dese ne olurdu?

Beşiktaş kongresinin bile rengi değişirdi. Benim baskıdan anladığım bu. Bu kadar baskı oldu mu? Hayır. Ama bir etki var mıydı? Evet. Bir de şunu sormak gerek: Ulusoy, Bermek’e karşı kazanırken 102 karşıt oy yok muydu? Yani bu imza veren delegelerin hepsi mi devlete göbekten bağlı? Ulusoy’u gerçekten istemeyen bir kişi bile yok mu?

Levent Kızıl aday olur mu?

Gerçekten son basın toplantısında söylediği gibi bu kadar imza bir daha toplanmaz. Bu işi Kızıl’dan başkası da yapamazdı. Kızıl, bu organizasyon yeteneğiyle çok istediği federasyon başkanlığı için artı puanlar kazandı. Şimdi üstüne yapışan görevi yaptı. Ancak bana kalırsa Kızıl bu dönem aday olmayı düşünmüyor.

Seçim neyi değiştirir?

En önemlisi futbol camiasına nefes aldırır. Sonra yeni yönetimin (Haluk Ulusoy da olsa) projelerini, vizyonlarını, yapacaklarını sorgulama zamanı gelir nasıl olsa.

Futbol Federasyonu muhaliflerinin arasında Hasan Doğan adının geçmesi, Ankaraspor Onursal Başkanı’nı kızdırır. Melih Gökçek 11 Ocak’ta, “Bırakın yönetimde yer almasını, kulis yaptığını anlarsam beni seven insanların tek biri orada olmaz. Bu doğru ise buyursun kendi yapsın der ve çeker gideriz. İlk söylediğim sözün arkasındayım. Bizim tek başkan adayımız var, o da Hamdi Akın. Boşuna bir başka aday konuşulmasın, adı gündeme getirilmesin” der.

Aynı gün Tahkim Kurulu Başkanı Türker Aslan ilginç açıklamalar yapar. Bir soruyu yanıtlayan Tahkim Kurul Başkanı Arslan, verecekleri kararlarla ilgili olarak kendilerine gelen talep ve baskılarla ilgilenmediklerini, hukukun gereğini yerine getirdiklerini ifade ederek, ”Gece yarıları bana kimlerin telefon ettiğini söylesem şaşarsınız” der. Verdikleri kararların her zaman arkasında olduklarını ifade eden Türker Arslan, şunları söyler:

”Verdiğimiz kararlarda tarafların memnun olması ya da memnun olmaması çok normal. Kararlarımızı verdiğimizde onun arkasındayız. Bu kararları verene kadar bize talepler baskılar geliyor mu? Bunlar bizi hiç ilgilendirmiyor. Ben 13 yıldır bu görevin içindeyim. Bana hiç telefon gelmedi mi? Rica gelmedi mi? Gelmez olur mu… Gece yarıları bana kimlerin telefon ettiğini söylesem şaşarsınız, ama bu konuları dikkate almadan hukukun gereğini yaptığımızdan emin olabilirsiniz.’

Kulüp yöneticilerine verilen hak mahrumiyeti cezalarının kapsamı konusunda çok açık bir hüküm bulunmuyor. Hak mahrumiyeti cezasının amacına ulaştığı inancında değilim. Pratikte bir sonucu olduğu fazla görünmüyor.

Bugüne kadar 4 federasyon başkanıyla çalıştım ve şimdiye kadar hiç birisinden (Şu karar şöyle olabilir mi) şeklinde bir telkinle karşılaşmadım.

“Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), çok dar bir zaman içerisinde çalıştığı için geniş bir araştırma yapma şansına sahip değil. Maçla ilgili gelen raporları değerlendirerek bir an evvel olayı sonuçlandırmak zorunda.

Örneğin; Mersin İdmanyurdu’nun bir maçıyla ilgili iki oyuncu Selim ve Birkant’la ilgili temsilcilerin raporlarında maç sonunda hakemlere ağır küfürler ettikleri hatta fiziki müdahaleye yeltendikleri, ancak olayların önlendiği bilgileri vardı. Bu oyunculara 4’er maç ceza verilmişti. Olayla ilgili görüntüler ibraz edildi, izledik. Halbuki Selim’in küfür etmeyi bırakın olayları yatıştırmak için çok büyük çaba sarf ettiğini görüntülerden tespit ettik. Temsilci de bu olaylarla ilgili açık bir şey yazmamış. Gözlemci ve temsilciyi kurula çağırdık. Sonuçta olayların 3-5 numaralı oyuncular (Selim ve Birkant) değil, 7-10 numaralı oyuncular olduğunu tespit ettik. Böylece biz bir hukuki hatanın oluşmasını engelleme imkanı bulduk.”

Geçen sezonlarda Beşiktaş forması giyerken Fenerbahçe ile yaptıkları maçta Nobre’ye yaptığı bir hareketten dolayı Emre’nin ve Fenerbahçe’nin Trabzonspor ile yaptığı maçta Semih’e verilen cezaların kaldırılmasıyla ilgili fikri sorulan Arslan, iki olayda da kendisinin görevde olmadığını hatırlatarak, ”Ne Emre’nin ne Semih’in cezaları kaldırılmazdı. Her iki kararı da doğru bulmuyorum” der.

12 Ocak tarihinde Ergun Babahan imza olayının perde arkasına kendi yorumunu getirir:

Futbol Federasyonu

Fenerbahçe Kulübü ve taraftarının Haluk Ulusoy yönetimine sıcak bakmadığı bir gerçek. Aynı iddia Ulusoy yönetimi için de söylenebilir. Hıncal Uluç’un deyimiyle; G.Saraylı olan Ulusoy sarılacivertlilere sıcak bakmıyor.

Şimdi Ulusoy yönetimi için bir güvensizlik beyanı sözkonusu.

Ancak bundan çok önce Fenerbahçe yönetimi ve taraftarı Ulusoy yönetimine güvensizlik oyunu vermişti.

Bu beyanda Fenerbahçe’nin rolü belirleyici değil. Daha belirleyici olan, iktidardan stat yapımı, inşaat izni gibi konularda beklentisi olanlarda. Bu beklenti içinde olanlar, iktidara yakın veya iktidar yanlısı yönetimlerle işbirliği yapıp olağanüstü kongre çağrısı yaptılar. Zaten Spordan Sorumlu Devlet Bakanı da uzun süreden beri bu çağrının yapılmasını istiyordu.

Buradan çıkacak ilk sonuç şudur: İktidar futbola müdahale etmiştir ve bunun için kendisinden beklentisi olan yöneticileri kullanmıştır.

İkinci sonuç ise Türkiye’de özerkliğin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsız bir devlet olması kadar olduğudur.

Yani, KKTC Cumhurbaşkanı nasıl sıradan bir üstgeçiti yıkmak için Ankara’dan izin ve onay olmak zorundaysa, federasyonlar da iktidarın adamı ve ekibi olmak durumundadır. Bu çıplak bir gerçektir.

İktidara kim gelirse gelsin, bağımsız kurul, özerk federasyon gibi tanımlar hiçbir inandırıcılığı olmayan boş kavramlardır. Peki ne yapmalı?

İktidarın futboldan elini çekmeyeceği kesin. O yüzden federasyon başkanlığına başbakanın bile saygı duyacağı bir isim ve ekip bulmak şart.

Türkiye gibi ülkelerde kurumlardan çok kişiler önem kazanıyor. Bu öyle bir isim olmalı ki, en karşısındaki kulüpler bile “Bu adam bu işi yapar” duygusuna sahip olsun. Yoksa, Türkiye’de futbol içine girdiği kaosta yuvarlanmaya devam eder. Federasyon, onun yetkili kurulları tarafından atanan hakemler tartışıldığı sürece, kulüplerin başına futboldaki başarı dışında amaçları kovalayan insanlar geldiği sürece spordaki kirlilik devam eder.

Hiç olmazsa saygın bir isimde birleşin. Yoksa bindiğiniz dalı keseceksiniz.

Futbol Federasyonu Başkanvekili Affan Keçeci ligtv.com.tr adresli internet sitesinde 13 Ocak’ta yer alan röportajında, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un önceki başkanlığı dönemiyle ilgili yargıya intikal eden konular olduğunu, ancak bunların karara bağlanmadığını belirterek, “19 Ocak 2006 tarihinde seçim kongresi oldu ve sayın Haluk Ulusoy başkanlığında yönetime seçildik. O günden beri durdurak bilmez bir çalışma içindeyiz. Tüm görevlerimiz ve de federasyonun kuruluşu, yasada net olarak belirtilmiş olduğundan o doğrultuda hareket etmekteyiz. Tabi ki o doğrultuda hareket ederken bir takım statü ve talimatlar da var, onlar da harfiyen yerine getirilmekte” diye konuşur.

Keçeci, seçime gidilmesi yönünde bazı kulüplerin imza toplamasıyla ilgili soruyu, “Burada yapılan yanlışlık var. Şu anda sayın Haluk Ulusoy’un başkanlığındaki yönetim kurulunda yer alan 2 başkanvekili ve 12 üye arkadaşlarımızın hepsi ilk defa görev alan insanlar. Sayın Ulusoy ile ilgili olarak daha önceki dönemde teftiş kurulunun vermiş olduğu bir rapordan ötürü yargıya intikal eden bir konu var. Yargıdaki konunun, neticesinin de alınması gerekir. Yapmış olduğumuz görevde bir seneyi doldurmak üzereyiz. Bu 1 sene içinde toplanan imzalarla ‘Bu yönetim kurulu gitsin’ dendiği vakit bunun gerekçesinin ortaya konması lazım. Toplanan imzalarla ilgilenmiyorum” yanıtını verir.

Keçeci, federasyon yönetim kurulunun seçim konusunu haziran ayındaki mali genel kurulda gündeme getirme yönünde olduğunu ifade ederek, “Bugüne kadar federasyona birçok başkan ve yönetici geldi. İmza toplama konusundan dolayı doğacak olan olağanüstü kongreler olursa ondan sonra ne olur? Her seçim sonrası imza toplanmaya başlar” der.

Daha önce açıklama yaptıklarını ve “Haziran ayında bunu konuşalım” dediklerini hatırlatan Keçeci, “Haziran ayına ne kalmış zaten. İmza toplamayla ilgili zaten aşağı yukarı o günlere denk geliyor. İnsanların almış aldığı tüm kararlara saygım vardır. Aldıkları kararı tasvip ederim etmem ayrı konu. Ancak bildiğim bir şey vardır, şu anda son derece önemli bir süreç var. Önümüzde önemli 2 maçımız var.”

16 Ocak tarihinde ilginç bir iddia ortaya atılır. Ulusoy’un kemik destekçilerinden, akraba Demirören’in, Haluk Ulusoy’un ayrılması durumunda, geçen seçimdeki rakibi Fikret Orman’ı Futbol Federasyonu başkanlığına önermeyi planladığı sızdırılır. Konu hakkında yalanlama veya doğrulama yapılmaz.

Seçimin geciktirilmesindeki sakıncalara dikkat çeken isimlere 17 Ocak’ta Ahmet Çakar da katılır:

Kapıdaki tehlike

İmzalar toplandı. Artık seçim kaçınılmaz. Kulüplerin bir kısmı seçim için ya da diğer bir deyimle Haluk Ulusoy’un gitmesi için imza verdiler. Bir kısım kulüpler de istikrar kisvesine sığınarak Haluk Ulusoy savunuculuğuna soyundular. Otomatik olarak Türk futbolu kulüpler bazında iki kampa bölündü. Bir tarafta Beşiktaş ve Trabzon’un başını çektiği Ulusoycular, diğer tarafta da Fenerbahçe ve Galatasaray’ın başını çektiği Ulusoy karşıtları..

Bu tablo, en çok hakemlerin işini güçleştirecek . Zaten tecrübe ve yetenek sıkıntısı yaşayan hakemler böylesine bir tabloda daha zorlanacaklar. Üstelik başlarında kulağına küpe takacağını ilan edebilecek kadar gayri ciddi bir MHK Başkanı varken, ikinci devre işleri hiç de kolay olmayacak.

Ulusoycular, imzacılara kızabilirler.. “İmzaları niye toplayıp da kaos yarattınız” diyebilirler.Halbuki onların isteği istikrar değil. Ulusoy federasyonu ve beraberinde getirdiği şartlar, Ulusoy’u savunan kulüplere imtiyaz sağlıyor. Şimdi bu imtiyazın iltimasa dönüşmesi için yoğun bir çaba sarf edecekler ve Haluk Ulusoy’u savunan kulüpler açık açık söylemeseler de federasyondan, kurumlardan, hakemlerden hep destek arzulayacaklar. Daha da kötüsü; imza vermiş kulüpler de ” Acaba bizim kafamız kopartılacak mı? ” endişesiyle seçim gününü bekleyecekler.

Bu tabloyu çözmek beklenti ve korkuları azaltmak Ulusoy federasyonunun elinde. Eğer onlar Türk futbol liglerinin ikinci yarıda huzurlu geçmesini istiyorlarsa ve söyledikleri gibi iyi niyetli iseler, derhal seçim yapmalılar. Bu tarih, kanun gereği imzaların toplanmasından 21 gün sonrasına tekabül ediyor. Yani yaklaşık ocak ayının son günleri.. Yaparsın seçimi, aday olursun veya olmazsın, kazanırsın ya da kazanamazsın ama bu davranışınla futbolumuzun kapısında bekleyen müthiş tehlikeyi bertaraf edersin. Ulusoy ve arkadaşları bu tavrı gösterirler mi bilemiyoruz. Göstermeyip, “Federasyon olarak demokratik ve kanuni haklarımızı kullanıyoruz” diyerek seçimi geciktirebilirler. Ya da imza verenlere “Sizler imzaları verirken Türk futbolunu ne kadar düşünüyorsanız, şimdi biz de seçimi geciktirerek aynı şekilde düşünüyoruz” diyebilirler. Karar Ulusoy federasyonunun.. Kısasa kısas derlerse, Allah futbolumuzun yardımcısı olsun.

Aynı tarihte Turgay Demir şunları yazar:

Türk futbolu, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in bir türlü yapmadığı çağrı ve genel kurul isteyen delegelerin noter tasdikli imzaları ile Futbol Federasyonu’nun zaman kazanmaya yönelik oyalama taktiği arasında sıkışıp kaldı. Şahin’in, yasaya rağmen genel kurul çağrısı yapmamasının ardından toplanan imzalar, suyun kendi yatağında akacağı şeklinde yorumlanmıştı. Ancak öyle olmadı. Muhalefet, imzaları birer birer toplarken “70 imza bulsunlar 20 de benden” diyen Haluk Ulusoy, imzalar 113’e ulaşınca tavır değiştirdi. Önce Haziran’daki mali genel kurulda seçim konusunun tartışılabileceği gündeme getirilerek imza kampanyası zayıflatılmaya çalışıldı. Bu taktik başarısız oldu ve Levent Kızıl başkanlığındaki muhalif cephe önce 96, sonra 113 imzayı buldu. Ne var ki genel kurul çağrılarına kayıtsız kalmaya kararlı görünen Ulusoy Federasyonu bu defa imzaların tek tek verilmesi gerekçesiyle toplu imzaları geçersiz saydığını ortaya koyan bir tavır sergilemeye başladı. Federasyona göre, her delege tek tek notere gidip genel kurul istediğine dair dilekçe göndermeliydi. Muhalif cephe bu tavrı, “Federasyon, kulağının üzerine yatıyor” diye yorumlarken, genel kurul için önlerinde iki seçenek kaldığını da seslendirmeye başladı. Birincisi; ilk hareketi kulüplerden bekleyen Bakan Şahin’in toplanan imzalar sonrası genel kurul çağrısı yapması. İkincisiyse, bir ya da birkaç genel kurul üyesinin mahkeme kararıyla genel kurulun yapılmasını sağlaması olacak. Gelinen noktada Bakan Mehmet Ali Şahin yetkisini kullanmadığı taktirde yüce divanlık bile olabileceğinin bilincinde. Şimdi soru şu: Bakan Bey mi yüce divanlık olacak, yoksa Türk futbolu mu mahkemelik?

M. Ali Şahin ise federasyon delegelerine seslenir: Korkmayın!

Mehmet Ali Şahin, spordan sorumlu bir bakan olarak kimseyle alıp vereceği bulunmadığını belirterek, “Sayın Ulusoy ile de yok, ama hukuki bir süreç var, hukuki sürecin getirmiş olduğu bir nokta var. Herkes bunu görmeli ve buna göre hareket etmeli.

Yapılan, yalnızca yasaların buyurduğu biçimde hareket etmek ve bunun sonucunun ortaya çıkmasından ibaret. 2003-2004 yıllarında sayın Ulusoy görevdeyken, basın-yayın organlarında mevcut federasyon yönetimiyle ilgili birçok iddia yer aldı. Ben de yasanın bana verdiği gözetim ve denetim görevinin bir gereği olarak, bütün bunları incelemeleri ve soruşturmaları için Başbakanlık Teftiş Kurulu’nu göndermiştim. Kurul raporunu 1 yıl sonra verdi. Sayın Ulusoy o sırada görevde değildi, ancak Başbakanlık Teftiş Kurulu, hukuki ve cezai işlemlerin yapılması gibi bir sorumluluk yüklüyordu bana ve nitekim dönemin Futbol Federasyonu, çoğu İstanbul’da, o raporda öngörülen haksız uygulamalardan kaynaklanan 30 civarında geri alım davaları açtı.

Bu davalar şu anda İstanbul’da mahkemelerde devam ediyor. Deniliyor ki ’17 bin YTL için yargılanıyorum’. Ben yarın bakanlıktan, İstanbul’da açılmış olan bu hukuk davalarıyla ilgili dosya numaralarını, hangi mahkemelerde açıldığını ve devam etmekte olduğunu, duruşma günlerini sizlere bildireceğim. Lütfen, sizlerin yargı muhabirleri vardır, takip etsinler. Kim hakkında ne kadar geri alım davaları açılmış, bunların hangisi kurul raporuna bağlı olarak, onun isteği doğrultusunda sonuçlanmış? Yani dava, açılanlar aleyhine sonuçlanmış, bunları orada gözlemleyeceksiniz ve ne kadarlık bir meblağ olduğunu da orada görmek imkanına sahip olacaksınız.

Beni asıl rahatsız eden şey, davacı Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un, davalı Haluk Ulusoy’a dava açmış olması. Sayın Ulusoy, sayın Ulusoy’a karşı davalı. Böyle bir garabet rahatsız etmiyor mu kimseyi? Davacı avukatını da sayın Ulusoy görevlendiriyor, davalı durumundaki kendisinin avukatını da sayın Ulusoy görevlendiriyor. Böyle birşey olabilir mi? Yani bu anlayışla ‘Bir görev sorunsuz şekilde devam ediyor’ denebilir mi? Nitekim bütün bunlar karşısında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 11 yıla kadar ağır hapis istemiyle bir dava açtı. Bunun üzerine de Başbakanlık Teftiş Kurulu, spordan sorumlu bakan olarak bana, görevden kalmasında sakınca gördüğü için Futbol Federasyonu’nu olağanüstü toplantıya davet etme görevini verdi. Futbol kamuoyunun, Futbol Federasyonu Genel Kurulu delegelerinin, kendi sorunlarını kendilerinin çözmesinin daha doğru olacağını düşündüm. Nitekim duyarlı genel kurul delegeleri 113 imza toplayarak Futbol Federasyonu Başkanlığı’na başvurdu. Şimdi yapılması gereken, genel kurulun bir an önce toplanması ve orada tüm bu anlattıklarımın değerlendirilmesidir.

Genel kurulun seçtiği kişilerin genel kurulun karşısına çıkmaktan korkmalarını anlamıyorum. Gelin sizi seçenlerin karşısına çıkın, sizi seçenleri ikiyüzlülükle itham etmeyin. ‘Efendim bunlar imza verdiler ama isteyerek vermediler’ demek, bu genel kurulun saygıdeğer 113 delegesini çok ağır şekilde itham etmektir. Bir federasyonun başkanı, kendisini seçen delegelere bu kadar ağır ithamlarda bulunamaz.”

Hemen ertesi gün Şahin’e yanıt gelir:

“Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin’in dün “Futbol Federasyonu Başkanı Ulusoy’a cevap verme anlamında değil ama bir bilgi kirlenmesi olduğunu sezdiğim bazı konuları kamuoyuna hatırlatmak istiyorum” diyerek yaptığı açıklamasında, bazı hususların gerçeği yansıtmadığını üzülerek görmüş bulunmaktayız.

Cevap verme anlamında değil ama bilgi kirlenmesine yol açan bu açıklamanın sonrasında, Sayın Bakan’ın kişisel yorumuyla izah etmeye çalıştığı konuların gerçek boyutunu değerli kamuoyuna açıklamanın zorunluluk haline geldiğini belirtmekte yarar görmekteyiz.

Sayın Bakan “2003-2004 yıllarında Sayın Ulusoy görevdeyken, basın yayın organlarında mevcut federasyon yönetimiyle ilgili bir çok iddia yer aldı. Ben de yasanın bana verdiği gözetim ve denetim görevinin bir gereği olarak, bütün bunları incelemeleri ve soruşturmaları için Başbakanlık Teftiş Kurulu’nu görevlendirmiştim. Kurul raporunu 1 yıl sonra verdi. Sayın Ulusoy o sırada görevde değildi. Ancak Başbakanlık Teftiş Kurulu, hukuki ve cezai işlemlerin yapılması için bana sorumluluk yüklüyordu” diyor.

Oysa Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından hazırlanan rapor, Sayın Bakan’ın sözlerinin tam tersini söylüyor. Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından hazırlanan raporun 320. sayfasında, bu konuyla ilgili şu görüşlere yer veriliyor:

“Türkiye Futbol Federasyonu’ndaki suiistimaller hakkında işlem tesis edilebilmesi için yapılacak şikâyet ve bildirimlerde, müştekinin suçtan zarar gören olması gerektiği, zarar görenin federasyon tüzel kişiliği olacağı tespitine yer verildiği görülmektedir. Bu durumda, heyetimizce tespit edilen ve suç teşkil eden hususlar hakkında Devlet Bakanlığınca suç duyurusunda bulunulmasına imkân olmadığı, bu konuda Futbol Federasyonu tüzel kişiliğince bir işlem yapılabileceği anlaşılmaktadır…”

Raporda yazılı yargı kararına dayalı görüşten de anlaşılabileceği gibi, Sayın Bakan aylardır, Teftiş Kurulu’nun kendisine “hukuki ve cezai işlemlerin yapılması gibi bir sorumluluk yüklediğini” belirterek kamuoyunu yanlış yönlendiriyor. Mevzuat çerçevesinde Sayın Bakanın yüklenebileceği tek sorumluluk, yargıyı harekete geçirmek değil Genel Kurulu toplantıya çağırmaktır.

Sayın Bakan, Sayın Levent Bıçakcı yönetimini kastederek, “Dönemin Futbol Federasyonu, çoğu İstanbul’da, o raporda öngörülen haksız uygulamalardan kaynaklanan 30 civarında geri alım davası açtı. Bu davalar şu anda İstanbul Mahkemelerinde devam ediyor. – Sayın Ulusoy kastedilerek – Deniliyor ki 17 bin YTL için yargılanıyorum. Kim hakkında ne kadar geri alım davası açılmış, bunların hangisi kurul raporuna bağlı olarak, dava açılanlar aleyhine sonuçlanmış, göreceğiz” diyor. Yapılacak açıklama Sayın Ulusoy’un beyanını teyit edecektir.

Sayın Bıçakçı Federasyonu tarafından, kastedilen dönemde 32 dava açılmıştı. Sayın Ulusoy hakkında açılan dava sayısı üç. Bunlarda da dava konusu edilen meblağ tutarı 19.923 YTL. Diğer davalıların ise zaten şu an Türkiye Futbol Federasyonu ile hukuki bir bağı bulunmuyor.

Sayın Bakan, “Sayın Ulusoy, Sayın Ulusoy’a karşı davalı. Şimdi böyle bir garabet rahatsız etmiyor mu kimseyi? Kim görevlendiriyor avukatları? Davacı avukatını da Sayın Ulusoy görevlendiriyor, davalı durumundaki kendisinin avukatını da Sayın Ulusoy görevlendiriyor. Böyle bir şey olabilir mi?” diyor.

Siyasete girmeden önceki mesleği avukatlık olan Sayın Bakan, bu sözleri sarfederken her şeyden önce kendi meslektaşlarına hakaret ediyor. Avukatların talimatla iş yaptıklarını vurgulamak istiyor. Konuşmasının bir yerinde, Sayın Ulusoy’a “Seni seven delegeleri itham ediyorsun” diye suçlayan Sayın Bakan, galiba farkına varmadan ve nezaket sınırlarını aşarak bir dönem kendisinin de yaptığı avukatlık mesleğini rencide ediyor. Söz konusu dava, Sayın Bakan’ın da ifade ettiği gibi, Sayın Bıçakcı Federasyonu döneminde açılmıştı. O davadaki avukat, Yönetim Kurulumuz göreve başladıktan sonra da değiştirilmedi. Kendisine bu davalar konusunda hiçbir talimat verilmedi. Sayın Bakan ya da kamuoyu tarafından istenildiği takdirde İstanbul ya da Ankara Barosu’ndan oluşturulacak bir heyet, bu konuda dilediği araştırmayı yapabilir ve o avukatın görevini mesleki anlamda ne denli özgür ve titiz biçimde yaptığını ortaya çıkarabilir. Asıl garabet, Sayın Bakan’ın dediği gibi değil, bu konunun, durup durup bir yıl sonra gündeme taşınması. Son 1 yıl içerisinde futbol ve Futbol Federasyonu ile ilgili 60’a yakın açıklama yapan ve bu noktaya hiç değinmeyen Sayın Bakan, ne oldu da garabet diye nitelendirdiği bu olayı aylar sonra hatırladı?

Sayın Bakan, “Bu anlayışla ‘bir görev sorunsuz şekilde devam ediyor’ denilebilir mi? Nitekim bunlar karşısında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 11 yıla kadar ağır hapis istemiyle bir dava açtı” diyor.

Ceza davaları hapis süresi talebiyle açılmaz. Başsavcılığın açtığı dava sonrası medyada yer alan ceza süresine bağlı bir yoruma paralel görüş bildirmek, hukukçu kimliğini taşıyan Sayın Bakan’ın, engin hukuk deneyimiyle ne ölçüde örtüşüyor? Kaldı ki Sayın Bakan açıklamalarında hukuk sürecinin başladığından da söz ediyor. Oysa başlayan hukuk değil, yine bir hukukçunun çok iyi bilmesi gerektiği gibi yargı süreci. Ve bu süreçte, hukuka göre suskun kalmak zorunluluğunu sanırız herkesten fazla Sayın Bakan’ın bilmesi gerekiyor.

Sayın Bakan, “Genel Kurul’un seçtiği kişiler, neden Genel Kurul karşısına çıkmaktan bu kadar korkuyor? Gelin sizi seçenlerin karşısına çıkın, sizi seçenleri ikiyüzlülükle itham etmeyin. ‘Efendim bunlar imza verdiler ama isteyerek vermediler’ demek, bu Genel Kurul’un saygıdeğer 113 delegesini çok ağır şekilde itham etmektir, rencide etmektir” diyor.

Sayın Ulusoy’un yaptığı açıklamalar iyi incelenirse, itham etmenin, rencide etmenin ötesinde çok farklı bir gerçeği anlatıyor. Delegenin baskı altında tutulduğunu başta ve en iyi biçimde Sayın Bakan olmak üzere, artık herkes biliyor. Türkiye Futbol Federasyonu’na günlerdir bu konuda, Genel Kurul’un toplanması için imza veren delege şikâyetleri geliyor.

Her şey bir tarafa, Sayın Bakan’ın iki ay içinde 11 kez tekrarladığı, “Delegeler harekete geçsin, yoksa ben yetkimi kullanacağım” beyanı kendi başına siyasi etki, baskı değil midir?

Yönetimimiz delegeyi itham etmemekte, maruz kaldıkları baskı yüzünden onlar açısından üzüntü duymaktadır.

Türkiye Futbol Federasyonu yönetimi olarak Genel Kurul karşısına çıkmaktan değil, futbolun özerkliğinin siyasi müdahale ve baskılarla zedelenmesinden endişe ediyoruz. Nitekim bugüne dek olduğu gibi, bugünden sonra da özerkliğin zedelenmemesi için kararlı duruşumuzu sürdürme ilkesini benimsiyoruz. Futbolun tüm sorunlarına hukuk çerçevesinde ve Genel Kurul iradesiyle çözüm bulunmasını istiyoruz.

Aksi davranışlara gücümüzün yettiği sürece izin vermeyeceğimizi bir kez daha vurguluyor ve dün yapılan açıklamanın bilgi kirlenmesine yol açmaması için bu görüşleri değerli kamuoyuyla paylaşmayı ödev biliyoruz.”

Hakkını vermek lazım, Ulusoy tüm bu kavga dövüş arasında kendisine destek veren kulüplere kıyak yapmaktan bir an geri kalmaz. Ulusoy’un en büyük destekçilerinden Trabzonspor’un yabancı kontenjanı sıkıntısını jet bir kararla ortadan kaldırır.

Futbol Federasyonu, ihtilaflı bulunan yabancıların kontenjan dışında tutulmasına karar verir ve Trabzonspor, herhangi bir engele takılmadan Risp’e hemen imza attırır.

Muhtemelen “hazır bunu yapmışken tam yapayım” diye düşünen Ulusoy, 17 Şubat‘ta İstanbul’da düzenlenecek Trabzon Futbol Gecesi’ne de toplam 300 bin YTL değerinde 150 bilet alır.

Bakan Şahin’in Ulusoy’un yanıtına tepkisi gecikmez.

Şahin19 Ocak 2007’de, Ulusoy’a ait Kuşadası’ndaki otele yapılan 1.5 trilyonluk ödeme ile işadamı Saadettin Güler’e yapılan 1.5 milyar liralık ödemelerle ilgili Federasyon’un inceleme başlatarak, en kısa sürede dava açmasını ister.

Mehmet Ali Şahin imzası ile Futbol Federasyonu Başkanlığı’na gönderilen yazıda, Haluk Ulusoy hakkında Teftiş Kurulu’nun 29 Temmuz 2005 tarihli Raporu’ndaki bilgilere yer verilir. Adı geçen raporda, “Haluk Ulusoy’a ait Kuşadası Fantasia Otel’e… gerçekleştirilen alımlar nedeniyle 2001-2004 döneminde 1.457.748.592.947 TL ödeme yapıldığı tespit edilmiştir. Aynı şekilde Haluk Ulusoy Seyahat ve Nakliyat ve Ticaret AŞ’ye 1.1.2002-31.12.2003 tarihleri arasındaki alımlar nedeniyle 295.629.000.000 TL ödendiği belirlenmiştir” denilir.

Bakan Şahin, yapılan işlemlerin Federasyon’un satın alma talimatında yer alan “Teklif Alınamayacak veya Alım Yapılamayacak Kişi ve Kurumlar” düzenlemesine aykırı olduğunu bildirir. Mehmet Ali Şahin, Raporda Fantasia Oteli’ne yapılan ödemelerle ilgili olarak herhangi bir ihale ve inceleme yapılmadığının vurgulandığı, doğrudan hizmet alımına gidildiğini kaydeder.

Şahin Federasyon’a gönderdiği yazıda ayrıca, işadamı Saadettin Güler ait masraf listesinde hediyelik eşya alımı, deri ceket alımı şeklinde toplam 1.377.000.000 TL belgesiz masraf bulunduğuna da işaret ederek, şunları söyler:

“Tarafınzadan henüz bir dava konusu yapılmadığı ilgi (b) yazınızla anlaşılmış olan bu iş ve işlemlerle ilgili olarak da Hukuk Kurulunuzca inceleme yapılarak, en kısa sürede ilgili kişiler hakkında söz konusu parasal miktarların tahsili için dava açılmasını ve tüm gelişmelerle ilgili olarak, Bakanlığıma en kısa sürede bilgi verilmesini rica ederim.”

22 Ocak’ta Gürcan Bilgiç de kayıtsız kalamaz konuya:

Ulusoy’cular

Başta Hıncal Uluç ağabeyimiz olmak üzere son günlerde Haluk Ulusoy Federasyonu’na karşı olan hamleleri eleştirenler var. Spora siyasetin karışmasına karşılar. Temel de haklılar da…

Ama yıllardır Ulusoy’u eleştirirken, O’nu durdurmak adına devletin kurumlarını harekete geçmesi için uyaran, yazılar yazan, bilgiler veren de onlar. Şimdi bu işe karıştıkları için iktidarı eleştiriyorlar.

İddaa ödeneklerinin durdurulmasını, iktidarın kulüplere gösterdiği sopa ucu olduğunu söylüyorlar. Daha önce de Ulusoy’a yandaş olan kulüplere yapılan ödemeleri, hakem atamalarını, ceza kurulu kararlarını söylüyorlardı.

Ulusoy’un Eyüp Sultan’da kestirdiği koyunlar ile mafya bağlantısı kurmuşlardı. Şimdi bu konuda eleştirdikleri Ulusoy’a karşı yapılan hareketi kınıyorlar. Ahmet Çakar daha ilk günden beri yazıyor. Ulusoy’a oy veren hakemlerin hepsi bugün Merkez Hakem Kurulu’nda.

Ulusoy’a seçimi kazandıranların neredeyse tamamı Federasyon’dan öyle

ya da böyle maaşa bağlandı. Kimi, neye karşı savunuyorlar. 113 delege seçim için imza vermiş…

İmza verenler arasında İç İşleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun oğlu olan, Beşiktaş delegesi Murat Aksu var mı? Yok… O zaman bu nasıl politika hamlesi? Futbolu eleştirenler ve yönetmeye çalışanlar, geçmiş tecrübeleri ışığında daha adaletli bir lig oluşturmak istiyor. İktidar sadece bu safta yer aldığı için, idealler uğruna eleştirilmemeli. Aksine takdir edilmeliydi.

24 Ocak tarihinde Atilla Gökçe’nin yazısı ciddi suçlamalar içermektedir. Ama isim vermez ne yazık ki:

Erzik’i Platini’ye şikayet ettiler

Futbolda yaşadığımız ve tanık olduğumuz kaosu nihayet UEFA’ya da taşımayı başardık!

Bunun için kendimizi ne kadar kutlasak azdır.

Bizans’tan devraldığımız komplo kültürünü UEFA gündemine sokmak her kula nasip olmaz yani.

Uzatmadan açalım…

Biliyorsunuz, Haluk Ulusoy Federasyonu’nun devrilmesi için açılan siyaset katkılı kampanya, bizzat olağanüstü kongre imzacılarının da iddia ettiği gibi futboldaki kaosu henüz sonlandıramadı. Aksine, ligin ikinci yarısı başlarken huzursuzluk daha da arttı.

Bir yandan TFF, noter kanalı ile kendisine ulaşan imza sayısının henüz 60’ı geçmediğini açıklıyor, öte yandan imzacılar ısrarla 106 imzayı topladıklarını, belgeyi federasyona gönderdiklerini ileri sürerek Ulusoy yönetiminin acilen kongre tarihini belirlemesini istiyor.

Zor adam!

Bu süreç yaşana dursun, Haluk Ulusoy’u göndermenin planlarını yapanlar, henüz bir aday ve program etrafında birleşip organize olmuş değiller.

Hamdi Akın’ın adı, ilk günlerin heyecanını ve sıcaklığını kaybetti.

Futbol insanları, “Bari hepimizin saygı duyacağı bir adam bulalım” derken, Şenes Erzik’i yeniden keşfetti.

Erzik, medyanın da, kulüplerin de, siyasetin de saygı duyduğu karizmatik kişiliğiyle elbette gayet doğal biçimde öne çıktı.

Ne var ki, siyasetçiler saygı duyuyordu ama, istedikleri gibi yönlendiremeyecekleri için ona soğuk ve mesafeli duruyorlardı. Erzik, işbaşına gelirse kimseyi dinlemez, telkinlere kulak asmaz, hiç kimsenin nabzına göre şerbet vermez, iktidarını da kimseyle paylaşmazdı.

Bir çok spor adamı için de Erzik, “zor adam”dı… Kurulların, gündeme ve kulübe göre karar almasını, ceza standartlarının vaziyete göre değişmesini asla kabul etmez, bu tür beklentileri seçildiği an sıfırlardı.

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in sürekli ve ısrarlı rövanş kampanyasına, yıpratma demeçlerine karşı direnç gösteren ve hiç hesaplamadığı biçimde siyasal bir çatışmanın içine giren işbaşındaki Haluk Ulusoy Federasyonu da, Erzik’e saygı duyuyor, ama aynı zamanda kendi direnişinin de bu arada güme gideceğini hesaplıyordu.

Eski çatışmalardan Erzik defterini henüz kapatmamış olanlar da vardı.

İki mektup gitti

…Ve UEFA’nın Düsseldorf’daki kongresinde Lennart Johansson’a karşı başkan adayı olarak ortaya çıkan Michel Platini’ye iki mektup gitti…

Mektuplardan biri, kurumsal kimlikle yazılıydı…

Öteki, Platini’nin iyi tanıdığı bir Türk’ün imzaladığı “arkadaş mektubu” ydu.

İçerik mi ?

Gözümle görmedim… Güvendiğim kaynaklar, özet içeriği açıkladılar :

“Erzik’i asbaşkan olarak seçme!”

Bu mesajın altını da kendilerine göre doldurmuşlardı. Elbette UEFA kongresinin son yıllarda görülmemiş hararetli çekişme ortamında bu mektubun yaratacağı tahribatı hepimiz biliyoruz.

O mektupları kimler gönderdi ? Günü gelince hep beraber öğreniriz.

Gözlerini kırpmadılar

Şenes Erzik, içerideki tartışmalardan hep uzak durdu… UEFA ve FİFA’daki kariyerinin gölgelenmemesi için elinden geleni yaptı.

Ama kısır ve kirli ortamdan yine de kendini soyutlayamadı.

Onun çözüm olmaması için, uluslararası kimliğine saldıranlar, gözlerini bile kırpmadılar.

Erzik bir yandan 12 yıldır birlikte çalıştığı Johansson’un, bir yandan da UEFA’nın çehresini değiştirmeye çalışan 30 yıllık dostu Platini’nin arasında sıkışmış durumda.

UEFA kongresi, yarın başkanı seçecek….

Asbaşkanların ve İcra Kurulu’nun seçimi Cuma günü yapılacak. 6 koltuk için Erzik’in de aralarında olduğu 13 aday mücadele edecek.

Platini’nin o iki mektubu aldıktan sonra, seçimi kazandığı takdirde Erzik’e pek de destek vermeyeceği biliniyor.

Bir kısır çekişme uğruna görüyorsunuz, ne değerler harcanıyor!

24 Ocak 2007’de Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı Haluk Ulusoy, eski başkan vekilleri Ata Aksu ve Orhan Saka ile eski Mali İşler Koordinatörü Haldun Kozakoğlu’nun yanı sıra Trabzon’da yapılan inşaata ilişkin kontrolörlük görevini gerçekleştiren Cahit Erdem ile Sayim Adanur’un, “hizmet nedeniyle emniyeti suistimal ettikleri” ve bu suça “asli-maddi fail” sıfatıyla iştirak ettikleri iddiasıyla 1 yıl 9’ar aydan 11 yıl 3’er aya kadar hapis istemiyle yargılanmalarına başlanır.

Ankara 17. Asliye Ceza Mahkemesindeki davanın ilk duruşmasına, sanıklardan Sayim Adanur ve avukatı Fethullah Uysal ile diğer sanıkların avukatları katılır.

Başbakanlık ve Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı adına Hazine avukatları da, davaya katılma talebinde bulunarak, duruşmada hazır bulunurlar.

Cumhuriyet Savcısı Zeynep Doğar, Hazine avukatlarının davaya katılma talebiyle ilgili, deliller toplandıktan ve kamu zararının mevcut olup olmadığı hususu ve zarar varsa bunun niteliği tespit edildikten sonra karar verilmesi yönünde görüş bildirir.

Sanık Sayim Adanur da hakkındaki suçlamaları kabul etmeyerek, mimar olarak çalıştığını ve Trabzon’da yapılan Haluk Ulusoy Spor ve Kamp Tesisleri inşaatının projesinin kendisine ait olduğunu söyler. Proje kendisine ait olduğu için inşaatın kontrolörlüğünün de kendisine verildiğini anlatan Sayim Adanur, mevzuata ve sözleşmelere uygun olarak işini yaptığını savunur.

Sanık Haluk Ulusoy’un avukatı Metin Aslan, müvekkilleri hakkında, usül açısından takip şartı olan şikayet olmadığını savunarak, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 223/8. maddesi uyarınca davanın düşürülmesine karar verilmesini ister.

Şikayetçi Devlet Bakanlığının “uğradığı herhangi bir zararın söz konusu olmadığını” savunan Aslan, “TFF kamu kuruluşu değildir, özel bir tüzel kişiliktir. Kullandığı tek bir kuruş, kamu kaynağı yoktur. Bu yüzden bakanlığın zararı da mümkün değildir. Hazine’nin müdahillik talebinin reddine karar verilsin” der.

Ulusoy’un avukatlarından Serdar Mermut da “Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun düzenlediği raporda, Devlet Bakanlığınca suç duyurusunda bulunulması imkanının olmadığına, bu konuda sadece TFF tüzel kişiliğince bir işlem yapılabileceğine” işaret edildiğini belirterek, Hazine avukatlarının davaya katılma talebinin reddedilmesi gerektiğini söyler.

Avukat Ersan Şen ise 3813 sayılı TFF Kanunu’nun 5-6. maddelerine göre, iddianameye konu fiillerin tartışıldığını ve raporlanarak TFF Genel Kurul üyelerine gönderildiğini anlatır. TFF Genel Kurulu’nda, Ulusoy ve yönetim kurulu üyelerinin “tek tek aklandığını” savunan avukat Şen, iddianamedeki eylemlerle Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın doğrudan ya da dolaylı bir ilişkisi bulunmadığını, sanıklar hakkındaki denetimi yasalara göre TFF Genel Kurulu’nun yapması gerektiğini ve Devlet Bakanlığı’nın sorunu ancak TFF Genel Kurulu’na taşıyabileceğini öne sürer.

Sanıkların daha önce de aynı iddialarla Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandıklarını, beraat ettiklerini ve beraat kararının Yargıtay tarafından onandığını ifade eden Şen, Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nden bu dava dosyasının istenilerek, incelenmesini talep eder.

Şen, “TFF bu ülkeye dünya üçüncülüğü kazandırmıştır. Para bu memleketin futbolu, futbolcuları ve başarısı için harcanmıştır. Hazine’nin kamu zararı olduğu iddiasıyla davaya katılma talebinin reddini istiyoruz” diye konuşur. Diğer sanıkların avukatları da Hazine’nin davaya katılma talebinin reddedilmesini isterler. Avukatlar, ayrıca müvekkillerinin ifadeleri alındıktan sonra savunmalarını yapacaklarını belirtirler.

Yargıç Ali Muzaffer Mutlu, sanık avukatlarının talebi doğrultusunda Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nden söz konusu dava dosyasının istenilerek incelenmesine, savunmalar tamamlandıktan ve deliller toplandıktan sonra iddianamedeki suçlamalara ilişkin bilirkişi incelenmesi yaptırılması konusunda karar verilmesini kararlaştırır.

Mutlu, Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığını adına Hazine avukatlarının davaya katılma talebine ilişkin gelecek duruşma karar verilmesine de karar vererek, duruşmayı erteler.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçlarını Soruşturma Bürosu savcılarından Abdullah Ayhan Şan tarafından hazırlanan İddianamede, TFF Başkanı Ulusoy, eski başkan vekilleri Ata Aksu ve Orhan Saka ile eski Mali İşler Koordinatörü Haldun Kozakoğlu’nun, “kendilerine teslim edilen kurum parasını, 3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile usulünce yürürlüğü talimatlara, yönetim kurulu kararlarına ve iç genelgelere aykırı biçimde, kendileri veya başkalarının çıkarı için sarf ettikleri” iddiasıyla, 765 sayılı eski Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 510, 522 ve 80. maddeleri uyarınca 1 yıl 9’ar aydan 11 yıl 3’er aya kadar hapisle cezalandırılmaları istenir.

İddianamede, ayrıca Trabzon’da yapılan inşaatın kontrolörlük görevini gerçekleştiren Cahit Erdem ile Sayım Adanur’un hakkında da “asli-maddi fail” sıfatıyla suçlara iştirak ettikleri gerekçesiyle eski TCK’nın 510. ve 522. maddeleri uyarınca 1 yıl 6 aydan 7 yıl 6 aya kadar hapis cezası istenir.

İmza karmaşası ise sürüyordu. Bursaspor Kulübü Başkanı Levent Kızıl, olağanüstü genel kurul için 113 imza gönderildiğini söylerken, Futbol Federasyonu Asbaşkanı Kemal Kapulluoğlu, kendilerine 60 imzanın ulaştığını açıklar.

Kızıl, 9 Ocak tarihi itibarıyle Futbol Federasyonu’na 113 imza iletildiğini öne sürerek, “Kimlerin imza verdiğini tek tek açıkladım. Bu imzalar, noterde verildi. Yine noter kanalıyla federasyona gönderildi. Aradan 15 gün geçti. Bu süre içerisinde, bu imzaların federasyona ulaşmaması mümkün mü? Topladığımız imzalara ne oldu? Futbol Federasyonu, ince hesaplar peşinde. Toplanan imzalar, noter kanalı ile gönderildiği için, yasal sürecin de başlaması gerekir.

Ortada büyük bir sorumsuzluk ve ciddiyetsizlik var. Federasyon yetkililerini, göreve davet ediyorum. İmzalar, en kısa zamanda ortaya çıkartılsın ve gereken yapılsın” der.

Futbol Federasyonu Asbaşkanı Kemal Kapulluoğlu ise, “Bize şu ana kadar 60 civarında imza geldi. Yani yeterli sayıya henüz ulaşılamadı. Bu gecikmenin nedenini bilemiyorum. Ama bazı imzaların Levent Kızıl aracılığıyla gönderildiği söyleniyor. Bu yüzden, bir gecikme yaşanmış olabilir” şeklinde konuşur.

26 Ocak 2007’de Başbakanlık Teftiş Kurulu’ndan iki müfettiş, Türkiye Futbol Federasyonu’nun Ankara’daki genel merkezine giderek, kongrenin toplanması için verilen imzaların tesbitini yapar.

Teftiş kurulunun iki müfettişi önce İstabul’da bulunan Futbol Federasyonu’na gider. Yetkililer, genel merkezin Ankara’da olduğu belirtilince başkente gitmek zorunda kalırlar.

Ankara’daki genel merkeze gelen iki müfettiş, burada kulüp yetkilileri tarafından verilen imzaları inceleyerek, doğruluklarını tesbit ederler. Müfettişler, yazdıkları raporu Başbakanlığa bildirirler.

Sonuç bu yazının yazıldığı 31 Ocak tatihinde henüz açıklanmamıştır.

31. UEFA Kongresi için Almanya’nın Düsseldorf kentinde bulunan Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy değişik bir manevraya girişerek yumuşama sinyali verir. Ulusoy Türkiye’de federasyonla ilgili yaşanan olayları “talihsizlik” olarak nitelendirir.

Ulusoy, Türk ve yabancı gazetecilere yaptığı açıklamada, Türk futbolunun geleceği için karşılıklı savaşın bitmesinin gerektiğini bildirir.

Bu olaylarda kaybedenin Türk futbolu olacağını savunan Ulusoy “Yaşadığımız olayları talihsizlik olarak nitelendiriyorum. Geçen yıl seçime girdik ve kazandık. Bana güvendiler ve beni seçtiler. Bugün de burada Türkiye Futbol Federasyonu’nu temsil ediyorum. Ancak maalesef seçildiğimiz günden bu yana durmak bilmeyen aleyhime gereksiz bir kampanya başlatıldı. Lüzumsuz ve gereksiz bir kampanyaydı bu. Ama biz görevimizin başındayız. Yurtiçinde ve yurtdışında Türk futbolunu en iyi şekilde temsil ettiğimize inanıyoruz. Bu mücadelenin sonundan alnımızın akıyla çıkacağımızı düşünüyoruz” diye konuşur.

Başkan Haluk Ulusoy, ” Türkiye’de mücadele hiç bitmiyor. Ama Türk futbolunun geleceği için karşılıklı savaşın bitmesi gerekir. Bu durum UEFA’daki konumumuzu da etkiliyor. Burada herkes ne olup bittiğini biliyor. Bugün Polonya Federasyonu Başkanı bana ‘Ülkenizde olanların aynısı bizde de oldu’ dedi. Makedonya Federasyonu Başkanı da aynı durumdan muzdarip. UEFA ve FIFA, ülkemizde olanları yakından izliyor ve spora siyasetin karışmasına kesinlikle karşı geliyorlar. Michel Platini, Lennart Johansson ve Sepp Blatter, Türkiye’de nelerin olduğunu çok iyi biliyorlar. Biraz daha dikkatli olmamız gerekir. Yoksa kaybeden Türk futbolu olacak. Daha sağduyulu olmamız lazım. Türk futbolu yurtdışında çok seviliyor ve hiç kimse bu olayları tasvip etmiyor” ifadelerini de kullanır.

26 Ocak tarihinde Platini UEFA’nın yeni başkanı seçilir.

Ulusoy seçimlerde TFF olarak oylarını Platini’ye verdiklerini söyler. Verdiği desteğin önemine değinen Ulusoy kendilerinin vereceği kararı bekleyen bazı federasyonlar olduğunu ve onların kendilerine uyarak hareket ettiklerini iddia eder.

Platini ile ağabey – kardeş ilişkileri olduğunu da söyler.

Türk halkı ile alay mı ettiği anlaşılamayan Ulusoy’un maskesi birkaç gün içinde düşecektir. Alman Bild Gazetesi, Fransız L’Equipe Gazetesi ve Alman Sat1 Televizyonu Platini’ye oy veren ülke federasyonlarını açıklarlar. Platini’ye oy veren 27 ülke federasyonu arasında Türkiye yoktur.

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Written by kesinofsayt

25 Şubat 2012 at 13:19

HALUK ULUSOY DOSYASI – 12

leave a comment »

Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, 2 Haziran 2004’de 2003-04 Sezonu Profesyonel Futbol Ligleri ile PAF Ligi’ni tescil eder. Başkanvekili Ata Aksu, İstanbulspor ile Bursaspor Kulüplerinin yaptığı, “Rizespor-Akçaabat Sebatspor maçının anlaşmalı karşılaşma olduğu” şeklindeki başvuruları görüştüklerini kayderken, Şike Tahkik Kurulu’nun verdiği ‘Anlaşmalı maç oynanmamıştır’ kararını onayladıklarını söyler.

Aksu, ligde yabancı futbolcu planlamasında bir değişiklik yapmadıklarını ifade eder. Daha önce belirledikleri gibi liglerde sözleşme yapılan 6 futbolcunun aynı anda oynayabileceğini anlatan Başkanvekili, 2005-06 sezonundan itibaren de yabancı futbolcu sayısının 5’e indirileceğini hatırlatır. Aksu, federasyonun, İkinci Lig (A) Kategorisi’ndeki takımlara, Türk Cumhuriyetlerinden futbolcu transferine izin verdiğini bildirir.

Başkanvekili Ata Aksu, futbolcuların sözleşmeleriyle ilgili olarak da şunları söyler:

“Futbolcu, tek taraflı fesih yapması halinde aynı yıl içinde başka bir takımla sözleşme yapamayacak.”

Aynı gün Beşiktaş Kulübü’nün yeni başkanı Yıldırım Demirören ve yöneticiler, Futbol Federasyonu’na nezaket ziyaretinde bulunur. Ziyaret sonrası başkanı Haluk Ulusoy, “Beşiktaş, Yıldırım Demirören önderliğinde doruğa ulaşacaktır. 3-4 kulüp başkanının biraraya gelip havuz sistemi hakkında konuştuğunu gözlemledim. Şu bilinsin: Benim olduğum yerde Beşiktaş’ın haklarını kimseye yedirmem” der.

Yani yine TFF başkanlığı yerine kulüp başkanlığına soyundu Ulusoy. Hatırlarsanız daha önce de Galatasaray basın sözcüsü gibi bir demeci olmuştur. Ulusoy’un tarafsızlığı ve herkese eşit mesafede olma anlayışının ne olduğu konusunda çarpıcı bir örnek daha…

Spordan Sorumlu Devlet eski Bakanı ve Trabzonspor’un eski başkanı Mehmet Ali Yılmaz, 3 Haziran 2004 tarihinde Futbol Federasyonu başkanlığına aday olduğunu açıklar. Mehmet Ali Yılmaz, “Futbol Federasyonu Kanunu’nu çıkartan ve uygulayan kişi olarak, kendimi aday olma konusunda vebal altında hissettim” der.

10 Haziran 2004 tarihli bir haber Ulusoy’un adaylığının tehlikede olduğunu yazmaktadır:

3813 sayılı TFF Kuruluşu ve Görevleri Hakkındaki Kanunu’un 7. maddesinin 1. fıkrasına, “Başkan, en fazla üst üste 2 dönem seçilebilir” ibaresi eklenirken, bazı hukukçular, rektörlük ve baro seçimlerini emsal göstererek, Haluk Ulusoy’un başkan adayı olamayacağı tartışmasını başlattı. Danıştay 5. Dairesi’nin İstanbul Üniversitesi (İÜ) Rektörlüğü için yapılan seçim işlemine ilişkin verdiği kararın, TFF Kanunu’na benzerliğini öne süren hukukçular, şu benzer örnekleri verdi:

Daha önce Konya Barosu’nda 3 dönem başkanlık yapan Abdullah Akçay’ın, bir kez daha seçilmesi sonrasında mazbatasını alamaması nedeniyle Yüksek Seçim Kurulu’na yapmış olduğu itiraz sonucunda, Yüksek Seçim Kurulu şu kararı verdi:

“Avukatlık Kanunu’nun 96. maddesinde, baro başkanının 2 yıllık bir görev süresi için seçileceği ve yeniden seçilmenin mümkün olduğu hükme bağlanmışken, bu maddeye 02.05.2001 gün ve 4667 sayılı kanunla ek yapılarak, görev süresinin 2 dönemden fazla olamayacağı belirtilmiştir. Dosyadaki belgelerden Av.Abudullah Akçay’ın daha önce 23.10.1996-14.10.1998 ve 14.10.1998-11.10 200 yıllarında baro başkanlığıı yaptığı bu tarihte 3. kez seçildiği, başkanlığı yürütürken, 13.10.2002 tarihinde aynı göreve yeniden seçildiği anlaşılmıştır. Yasanının 96. maddesiyle getirilen baro başkanlığının 2 dönemden fazla olamayacağı yolundaki sınırlamanın, 4667 sayılı yasanının yürürlüğe girdiği 02.05.2001 tarihinden önceki dönemleri de kapsayıp kapsamadığı konusu, uyuşmazlığı özünü oluşturmaktadır. 4667 sayılı yasayla 96. maddeye eklenen hükümle, baro başkanlığı süresini en çok 2 dönemle sınırlayan genel bir düzenleme getirilmiştir. Bu 2 dönemi yasanın yürürlüğünden önce tamamlamış olanların genel kurulun dışında kalmaları, ancak geçici bir maddeyle buna olanak veren istisnai bir düzenleme yapılmasıyla mümkün olup, yasada bu imkanı veren geçici bir maüdde bulunmamamaktadır. Bu huhkuki durum karşısında 4667 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 02.05.2001 tarihinden önce 3 dönem baro başkanlığı yapan Av.Abdullah Akçay’ın 13.10.2002 tarihinde yapılan baro başkanlığı seçiminde aday olmasında ve seçilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.”

Bu hükümle Konya Barosu Başkanlığı seçimlerinin yenilenmesine karar verilirken, emsal karar olarak İ.Ü. rektör seçimlerinde verilen karar gösterildi.

Kararda, “Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’nun 01.07.1994 gün ve 19931/758 esas, 1994/536 karar sayılı kararlarına konu edilen ve İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü için yapılan seçim işlemine ilişkin Danıştay 5. Dairesi’nin 16.09.1993 ve 1992/3747 esas, 1993/3178 karar sayılı kararının onanmasına karar verilmiştir. Danıştay 5. Dairesi’nin temyize tabi söz konusu kararında da açıklandığı üzere ‘2 dönemden fazla rektörlük yapılamaz’ hükmüyle, rektörlük süresini en çok 2 dönemle sınırlayan genel bir kural getirildiği, bu dönemleri yasanın yürürlüğünden önce tamamlamış olanların genel kural kapsamı dışında kalmalarının, ancak geçici maddeyle getirilecek ayrık bir düzenlemeyle mümkün olduğu ve böyle bir düzenlemenin bulunmadığı vurgulanarak, Danıştay 5. Dairesi’nin söz konusu kararı onanmıştır” hükmü yer aldı.

Konuyla ilgili olarak açıklamada bulunan Ankara Barosu Başkanı Semih Güner, Konya Barosu seçimleri sonrasında Yüksek Seçim Kurulu’nun, yapılan itiraz nedeniyle seçimi iptal ettiğini, söz konusu kararı Karaman Barosu Başkanı Bayram Ali Bulut’a da uyguladığını söyledi. Güner, 2 dönem başkanlık yapmış, Kütahya ve Zonguldak Barosu’na aday olan kişilerin ise itiraz olmadığı için görevlerini sürdürdüğünü kaydetti.

Futbol Federasyonu Kanunu’nda yapılan değişikliğin Avukatlık Kanunu’ndakiyle söylem olarak aynı olduğunu belirten Güner, Haluk Ulusoy’un adaylığı konusunda da sıkıntı yaşanacağını ifade etti. Güner, “Yüksek Seçim Kurulu, baro seçimlerinde uyguladığı kararı, Futbol Federasyonu seçimlerinde de uygularsa, sıkıntı yaşanır” diye konuştu.

2 Haziran günü “Şu bilinsin: Benim olduğum yerde Beşiktaş’ın haklarını kimseye yedirmem” diyen Ulusoy’a ilk destek 15 Haziran 2004’de Beşiktaş Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören’den gelir. Demirören, Futbol Federasyonu Başkanlığı seçimlerinde Haluk Ulusoy’u desteklediklerini söyler. Ulusoy için, ‘Türk futbolunun mimarı’ benzetmesini yapan Demirören, “Futbolumuz onun yönetiminde altın çağını yaşamıştır” der ve şöyle devam eder:

“Ulusoy ve ekibi, kanun ve kurumlara saygılı bir yönetim şekli ile Türkiye’deki futbol kulüplerine çağ atlatmıştır. Futbol Federasyonu Başkanı ve yönetimi, kulüplerin yayın hakları konusunda doğrulardan asla taviz vermemiştir. Görevde bulunduğu süre içerisinde yaptığı çalışmalarla Türk futbolunu ve futbolcusunu Avrupa’da saygın bir hale getirmiştir. A Milli Takımımız’ın dünya üçüncülüğünü elde etmesinde, Haluk Ulusoy federasyonu en önemli rolü oynamıştır. Futbol Federasyonu, kulüplerin haklarını koruma konusunda sorumlu kurumdur. Türk futbolunun geleceği açısından, futbolcularımızın yetişmesi ve tesisleşme konusunda büyük başarılara imza atan Haluk Ulusoy’un yaptıkları, bundan sonra yapacaklarının teminatıdır.

Biz de 101 yıllık geçmişi olan kulübümüzün haklarını sonuna kadar koruyacağız. Beşiktaş Kulübü olarak Haluk Ulusoy ve ekibine sonuna kadar destek vereceğiz.

Hakkımızı kimseye yedirmeyiz. Özellikle naklen yayın konusunda Türkiye’de en yüksek parayı alacak kulüplerin başında geliyoruz. Futbol Federasyonu’nun aldığı kararlara saygı gösteriyoruz. Rakiplerimizin bizden farklı bir uygulama görmesini kabullenemeyiz.”

Eee, ne oldu? Daha 17 Mayıs’ta Beşiktaş’ın teknik direktörü Lucesku Fenerbahçe’nin şampiyon yapıldığını söylememiş miydi?

Lucesku

“Türkiye’de kimin şampiyon olacağı ocak ayında belli oluyor. Bu sezon şampiyon olamayacağımızı ocak ayından itibaren haykırmaya başladım. Çünkü ligin ikinci yarısında tam kadro ile mücadele edemedik.

Sahada yaptığımız mücadeleler, kontrataklar hep kesildi. Sesimizi duyuramadık. Bu sezon Fenerbahçe şampiyon yapıldı. İddia ediyorum bu sistem devam ederse Beşiktaş 10 yıl daha şampiyon olamaz. Göreceksiniz bu yıl Fenerbahçe gelecek yıl başka bir takım ve daha sonraları değişik takımlar şampiyon yapılacak.”

dememiş miydi?
O zaman niye bunları söylemedi Demirören?
Elbette yanıtı olmayan sorular bunlar!

17 Haziran 2004 tarihinde Futbol Federasyonu’nun 26-27 Haziran’da Ankara’da yapılacak seçimli olağan genel kurulunda oy kulanacak delegeler belirlenir.

Seçimlerde oy kulanacak delegeler ve bağlı bulundukları kurumları ile kulüpler şöyledir:

TFF Başkanlığı’nı asaleten 6 aydan fazla yapanlar:
A.Faik Gökay, Hasan Polat, S.Sahir Gürkan, M.Kemal Ulusu, Erdenay Oflas, Ali Uras, Halim Çorbalı, Cemal Saltık, Yılmaz Tokatlı, Haluk Ulusoy

Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK):
Togay Bayatlı, Erdoğan Arıpınar, Altan Ayanoğlu, Türker Aslan

FİFA ve UEFA İcra Kurulu Komisyonları:
Şenes Erzik, Necdet Çobanlı, Levent Bıçakçı, Süheyl Önen, Mehmet Binnet

Üniversiteler Spor Federasyonu:
Kemal Tamer

İşitme Engelliler Federasyonu:
Oktay Aktaş

Büyükler Olimpiyat, Dünya, Kıta Şampiyonası Finali ile Avrupa Şampiyonası En Az Yarı Final Yönetmiş Faal Olmayan Hakemler:
Muzaffer Sarvan

(A) Milli Takım Teknik Direktörleri:
Coşkun Özarı, Şeref Görkey, Doğan Andaç, Metin Türel, Fethi Demircan, Yılmaz Gökdel, Mustafa Denizli, Tınaz Tırpan, Fatih Terim, Şenol Güneş

(A) Milli Futbolcular:
Oğuz Çetin, Recep Çetin, Hami Mandıralı, Lefter Küçükandonyadis, Cemil Turan, Gökhan Keskin

Profesyonel Futbolcular Derneği:
Turgay Şeren, Candemir Berkman

Türkiye Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu:
Orhan Saka

Türkiye Futbol Adamları Derneği:
Hadi Neşet Türkmen, Adem Yılmaz

Türkiye Futbol Antrenörleri Derneği:
İsmail Dilber, Özkan Sümer

Türkiye Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği:
Mustafa Çulcu, Hilmi Ok, Mevlüt Güzel

Birinci Süper Lig:
Fenerbahçe: Aziz Yıldırım, Nihat Özdemir, Nihat Özbağı, Murat Özaydınlı, Mahmut Uslu, H.Bilal Kutlualp, Davut Dişli

Trabzonspor: Atay Aktuğ, Nevzat Şakar, Sıtkı Hacısalihoğlu, Muammer Saka, İbrahim Şahin, Süleyman Atal, Hüsnü Hayali

Beşiktaş: Yıldırım Demirören, Murat Aksu, Kenan Öner, Can Akın Çağlar, Adnan Demir, Hakan Kalkavan, Latif Ayaz

Galatasaray: Özhan Canaydın, Ergun Gürsoy, Refik Arkan, Mehmet Helvacı, Selami Özdemir, Mustafa Sarıgül, Cengiz Özyalçın

Gaziantepspor: Celal Doğan, Ata Aksu, Asım Atmaz, M.Bülent Mamatoğlu, Yavuz Sözmen

Denizlispor: Zafer Katrancı, Ali İpek, Sedat Semirci, Yurdal Duman, M.Turgut Dalaman

Samsunspor: İsmail Uyanık, Galip Öztürk, Refik Moral, Tarık Kaptan, Süleyman Salur

Malatyaspor: Hikmet Tanrıverdi, Metehan Berktaş, Süleyman Karaman, Yunus Akdaş, Serdar Seda Güzelaydın

Ankaragücü: Cemal Aydın, M.Kemal Ünsal, Serdar Özkazanç, Ömer Çobanoğlu, Reşat Kılıç

Gençlerbirliği: İlhan Cavcav, Atilla Aytek, Abdülkadir Aksoy, M.Ufuk Özertem, Fatih Atay

Konyaspor: Mehmet Köseoğlu, İbrahim Faruk Turhan, Mehmet Okdut, Halil İbrahim Kaplan, Yusuf Genç

Diyarbakırspor: Ahmet Göksu, Selahattin Altındağ, Mahsun Akbulut, Mustafa Alpaslan, Erdal Batmaz

Akçaabat Sebatspor: Veli Sezgin, H.Baki Eyüpoğlu, Şenol Bulut, Serkan Kılıç, Haşim Sayitoğlu

Çaykur Rizespor: Ekrem Cengiz, Cemil Kazancı, Orhan Kanburoğlu, Tahir Kıran, Hasan Ekşi

İstanbulspor: Serdar Öcal, Zeyyat Kafkas, Vasif Soner Çokbilgin, Ali Akkuş, Nedim Türkmen

Sakaryaspor: Selahattin Aydın, M.Yavuz Köprülüoğlu, Abdullah Şen, Erkan Pizrenli, Zeki Çalışkan

Kayseri Erciyesspor: Memduh Büyükkılıç, Ahmet Demircioğlu, Ali Rıza Hasoğlu, Rıfat Besceli, Coşkun Bayraktar

Büyükşehir Belediye Ankaraspor: K.Ramazan Coşkun, M.Emin Katipoğlu, Hilmi Gökçınar, Ahmet Gökçek, Tanju Güvendiren

İkinci Lig (A) Kategorisi:
Bursaspor: Hikmet Şahin, Levent Kızıl
Adanaspor: Çağdaş Ergin, Şahabeddin Yavuzer
Elazığspor: Mustafa Yıldız, Mustafa Urhan
Vestel Manisaspor: Cengiz Ergün, Semih Vardarer
Kocaelispor: Halil İbrahim Saral, Ahmet Yıldırım
Kayserispor: Enver Kemaloğlu, Erol Bedir
Antalyaspor: M.Tevfik Türel, Fettah Tamince
Sivasspor: Mecnun Odyakmaz, Nihat Öztürk
Altay: Ahmet Taşpınar, Mahmut Özgener
Türk Telekomspor: Ferudun Bilgin, Biral Aydemir
Yimpaş Yozgatspor: Dursun Uyar
Karşıyaka: Levent Aziz Güngil
İstanbul Büyükşehir Belediyesi: Nuri Albayrak
Çanakkale Dardanelspor: Osman Niyazi Önen
Karagümrük Kyoto: Cem Duruakan
Sarıyer: M.Sedat Özsoy
Mardinspor: Süleyman Bölünmez
İkinci Lig (B) Kategorisi:
Adana Demirspor: Nevzat Toplukafa
Bucaspor. Yusuf Muhafız
Uşakspor: Asım Kalelioğlu
Nazilli Belediyespor: Esat Ergüler
Marmaris Belediyespor: M.Ali Acar
Eskişehirspor: Halil Ünal
Göztepe: İskender Tuğsuz
Kardemir Karabükspor: Hikmet Ferudun Tankut
Kartalspor: Mevlüt Vural
Orduspor: Şükrü Bodur
Yalovaspor: Nusret Karaalioğluİzmirspor: Ahmet Şakir Uzun
Adıyamanspor: Nöyfel Bozdoğan
Hatayspor: M.Tahir Oktay
Gaziantep Büyükşehir Belediyespor: M.Sait Güven
Tarsus İdmanyurdu: Eyüphan Eyüpoğlu
Şanlıurfaspor: Sebahattin Cevheri
Üçüncü Lig:
Karamanspor: Kamil Eroğlu
Batman Belediyespor: Hüseyin Kalkan
Muşspor: Mustafa Söylemez
Gençlerbirliği ASAŞ Spor: Turgay Kalemci
Ünyespor: Osamn Çakıroğlu
Giresunspor: Osman Çırak
Pendikspor: Fikri Ilgar
Beykoz 1908: Hasan Bülbül
Beylerbeyi: Muzaffer Oflaz
OYAK Renault: Alpay Şar
Denizli Belediyespor: Namık Kemal Eraslan

24 Haziran 2004 tarihinde Mehmet Ali Yılmaz, adaylıktan çekilir. Yılmaz kararını şöyle açıklar:

“Henüz seçilme kriterleri konusunda dahi bir karara varılamadı. Genel kuruldan 15 gün önce, delegelerin belirlenmesi ve onlara genel kurul gündeminin bildirilmesi gerekiyordu. Fakat bu olmadı. Delegelerin nasıl belirleneceği ve gazete ilanlarıyla genel kurula davet işleminin nasıl yapılacağı kanunda gösterilmesine karşın, uygulamada nasıl yapılacağı belli değil. Ayrıca kanunda, 2 dönemden fazla başkanlık yapılamayacağı maddesinin yorumu gibi çeşitli boşluklar bulunuyor.

Genel kurulun tartışılır olacağı ve mahkemelere gidileceği apaçık görülmekte. Çok eski bir spor adamı olan benim için, böyle bir kongreye katılarak olası iddiaları güçlendirmek, kaos yaratmak ve futbolun zarar görmesine sebep teşkil ediyor olmak mümkün değildir”.

Futbol Federasyonu’nun 26 Haziran’da Ankara’da yapılacağı açıklanan genel kurulu, ertelenir. Gençlerbirliği yöneticisi ve Futbol Federasyonu Genel Kurul Delegesi Abdülkadir Aksoy, 25 Haziran 2004’de Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak, kongre ilamının ardından yasal işlemlerin yapılmadığı gerekçesiyle tedbir koydurur. Buna karşılık Futbol Federasyonu avukatları da aynı mahkemeye tedbir kararının iptali için başvurur. Ancak saat 17.00’ye kadar ikinci başvuruya ilişkin karar çıkmadığı için kongre ileri bir tarihe ertelenir.

Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin aldığı ihtiyati tedbir kararı sonrasında bir toplantı yaparak, yeni genel kurul tarihinin, 22 – 23 Temmuz olduğunu açıklar. Açıklamayı yapan Futbol Federasyonu Başkan Vekili Ata Aksu, isteseler genel kurulu yapabileceklerini, ancak hukuksal bir sorun yaşamamak için yeni tarih belirlediklerini söyler. Aksu, Futbol Federasyonu’nun yine mahkeme kapılarına düştüğünü ifade ederek, “Bu yola gidenler hangi amacı güdüyorlar, hedefleri ne, anlayabilmiş değiliz” diye konuşur. Bu arada görev süresi 7 Haziran’da sona eren Futbol Federasyonu’nun arada geçen sürede bulunduğu hukuki durum ve parasal harcamaların getireceği sakıncaların yeni bir mahkeme yolunu da açabileceği kaydedilir.

26 Haziran 2004’de Silivri’nin Çanta Beldesi’nde İstanbul Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nün yaptırdığı açık basketbol ve voleybol alanlarının açılışını yapan Mehmet Ali Şahin, basın mensuplarının soruları üzerine, Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nun ihtiyati tedbir kararı nedeniyle ertelenmesi konusunda görüşlerini açıklar.

Şahin, bunun bir yargı kararı olduğunu ve yargı kararlarının herkesi bağlayacağını belirterek, “Endişeye gerek yok. Yasaya göre liglerin tescili tarihinden itibaren 45 gün içinde Futbol Federasyonu genel kurulu yapılabilir. Yine yasaya göre 25 Temmuz’a kadar seçimlerin yapılması mümkündür. Nitekim yönetim kurulu da 22 ve 23 Temmuz için genel kurul tarihi vermiştir” diye konuşur.

Naklen yayın ihalesinin gecikmesi nedeniyle bazı endişelerin yaşandığının dile getirildiğini kaydeden Şahin;

“Şu anda Futbol Federasyonu görevinin başındadır. Naklen yayın ihalesini yapma ve süreci başlatma bakımından herhangi bir yasal engel yoktur. Federasyon özerktir. Ben spordan sorumluyum ama özerk federasyonların özerkliğine son derece saygılıyım, işlerine müdahale etmem, gözetim ve denetim yetkilerimin sınırları içinde hareket ederim. Kendilerine tavsiyem şudur: Bir an önce naklen yayın ihalesini başlatırlarsa faydalı bir iş yaparlar ve spekülasyonları önlemiş olurlar diye düşünüyorum. 22 Temmuz’dan önce naklen yayınla ilgili süreci başlatırlarsa, Türk futboluna daha önce yapmış oldukları hizmetlerin üstüne bir yenisini eklemiş olurlar.”

27 Haziran 2004’de futbolun özerkliğe kavuşmasında büyük pay sahibi olan Turgay Aksoylu yaşanan kaosu değerlendirir:

Soru: Türk futbolunun özerkliğe ilk adımını atmasında rolünüzün büyük olduğu kamuoyunda bilinmekte. O dönemde neler yaşandı?
Cevap: Futbol dünyasının değerli hocaları, spor yazarları, Türk futbolunun gelişmesi için özerkliğin şart olduğu fikrinde birleşiyorlardı. Ben de bu düşünceleri Turgut Bey’e açtım. Büyük bir coşkuyla tüm spor adamlarını konuta çağırmamı istedi. Coşkun Özarı başta olmak üzere Lefter, Can Bartu, rahmetli Metin Oktay, Turgay Şeren ve spor müdürlerini konuta çağırdım. O görüşmelerde Gündüz Tekin Onay ve Tamer Güney Hoca’nın hazırladığı taslak (Avrupa ülkelerinden gelen taslakların tercümesi yapıldı) tarafımdan Başbakan’a verildi. Başbakan bu taslağı Spordan Sorumlu Bakan’a verdi. Bakan, taslakta değişiklikler yaparak adeta yarı-özerklik üzerinde durdu, yetkiyi vermemek için direndi. Günlerce konutta kalıp durumu Turgut Bey’e bildiriyordum. O dönem de bir güç savaşı yaşanıyordu. Bürokrasi direndi, olay uzadı. İlk defa buradan açıklayacağım, aradan bir sene geçtikten sonra Turgut Bey, Spor Bakanı’nı değiştirdi. (Aksoylu’nun ismini vermediği bakanın Hasan Celal Güzel olduğu ifade edildi) Daha sonra özerklikle ilgili yasa çıktı. Bu yasanın çıkışında şimdi AKP Amasya Belediye Başkanı olan Sayın İsmet Özarslan’ın çok katkısı oldu.

Soru: Son aylarda özerklik tartışılır duruma geldi. Başbakanlık müfettişleri teftiş raporları hazırladı. Bunlar için ne diyeceksiniz?
Cevap: Benim de içinde bulunduğum dönemde, ilk özerk Futbol Federasyonu zamanında böyle iddialar olmadı. Sayın Başkan Şenes Erzik bu konuda çok titiz ve duyarlıydı. Yayın gelirleri arttığı için bu dönemde iddialar çoğaldı. Doğruluğunu bilmiyorum, inşallah dedikodudan ibarettir.

Soru: Şenes Erzik ile birlikte çalıştığınız ilk özerk Futbol Federasyonu’nda Piontek, Derwall ve Fatih Terim gibi isimlerle çalıştınız. Hatta pek çok ünlü isim dış ilişkilerinizi götürüyordu. Bu konuda ne diyeceksiniz? Şenes Erzik başarılı oldu mu?
Cevap: Şenes Erzik’i başkanlık için Turgut Bey’e önerdiğimde bana, ‘Niye partiyi kurarken Şenes Bey’i getirmedin’ diye sordu. Eğer o dönem yanlış bir tercih yapsaydım hem Turgut bey hem Türk futbolu yara alırdı. Sayın Erzik şu anda Avrupa futbolunun ikinci adamı, UEFA başkanının yerine pek çok toplantıya başkanlık yapıyor.. Yaklaşık 2 yıl sonra yapılacak seçimlerde en büyük şansı olan başkan adayı. Bence Avrupa Birliği için gün istediğimiz dönemde kendisine sahip çıkmak bir devlet politikası olmalıdır. UEFA’nın başında bir Türk olması, Türkiye açısından gurur verici olur. Rahmetli Turgut Bey olsaydı her ülke başkanını arar, kendisine destek vererek başkan olmasını sağlardı. Sayın Başbakanımız’ın da aynı desteği vereceğini düşünüyorum.

Soru: Genel kurul ertelendi. Bundan sonra ne gibi gelişmeler olur?
Cevap: Sayın Haluk Ulusoy, zor dönemde görev aldı, havuz kaosunun çözülmesini sağladı. Dünya üçüncülüğündeki rolü inkar edilemez. Ulusoy, artılarıyla anılmak istiyorsa daha fazla yıpranmadan bu görevi bırakmalı. Yasada yer alan madde gerek Haluk Ulusoy’un gerek Şenes Erzik’in tekrar başkanlık yapmasını engelliyor. Genel kurulda seçimden sonra alınacak mahkeme kararı da Haluk Bey’in başkanlığını engeller. Çünkü yasa yeni bir yasa değil. Eski kanuna yapılan bir ekleme. Bundan dolayı genel kuruldan sonra da bir darbe yemesi Türk futboluna zarar verir.

Soru: Mehmet Ali Yılmaz tekrar başkanlığa aday olur mu?
Cevap: Sayın Yılmaz’ın Türk futboluna katkıları olmuştur. Bakanlık görevinden sonra, bu görevi yapması kendisi için bir soruna yaratmayacaksa, geçici bir dönem otoritesi ile bu problemlerin altından kalkar.

Soru: MHK’nın genel kurulca seçilmesi doğru bir karar mı?
Cevap: Burada asıl önemli nokta, MHK’nın başına saygın bir ismin gelmesi ve gözlemcilerin ayrı bir kurum tarafından atanmasıdır. Uygulama bu olmalıdır. Hakemler, gözlemcilerin kendisine yakın olmadığını görürse gereken her türlü ihtimamı gösterir. Aksi halde, bu ahbap-çavuş ilişkisi devam eder. Kimse elindeki gücü bir başkasına vermek istemez. Bakıyorsunuz, en kötü idare edilen maçlardan sonra bile hakemlerin notu 8-9 oluyor. Bu sistem başırıyı getirmez. Yabancı dil, eğitimli, üniversite mezunu gençler gözlemcilik kurumuna kazandırılmalı. Buna karşı çıkanlar, diyorlar ki, ‘Gözlemci eski hakemlerden seçilmeli.’ Böyle şey olmaz. Şenes Erzik hakem mi? Hayır, ama o Avrupa Finali’nde gözlemcilik yapıyor. Değişmesi gereken yapı işte bu.

Gençlerbirliği Kulübü Başkanı İlhan Cavcav, 28 Haziran 2004’de Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un yasadaki yeni düzenlemeye göre yeniden başkan olamayacağını söyler. Cavcav, “Sürecin kanunlara uygun işlemesi gerekir. Haluk Ulusoy’un tüm bunlara rağmen ısrarını anlayabilmiş değilim” der.

Futbol Federasyonu Başkanı Ulusoy’un 2 dönem başkanlık yaptığını ve 3812 sayılı yasadaki yeni düzenlemelere göre yeniden başkan olmaya hakkının bulunmadığını savunan Cavcav, “Bir önceki sezon çok başarılı olmamıza karşın bize çelme takıldı. 27 yıldır başkanlık yapıyorum. Geçen sezon kadar şaibeli bir sezon geçirmedik. Yine basında okuduğum kadarıyla federasyonun harcamalarında 750 milyar liralık bir açık var. Bilinçsiz bir şekilde harcama yapılıyor. Sayın Ulusoy, naklen yayın ihalesini de elinde bir seçim kozu olarak tutuyor. Bizim için fark etmez, ancak diğer 17 kulüp bizim kardeşimizdir ve beraber hareket ediyoruz. Haluk Ulusoy’un tüm bunlara rağmen ısrarını anlayabilmiş değilim” der.

3 Temmuz 2004 tarihinde Ulusoy’un adaylığını önlemeye çalışan kulüpler, UEFA Tahkim Kurulu Asbaşkanı Levent Bıçakcı’ya teklif götürür.

Şenes Erzik döneminde Futbol Federasyonu Hukuk Kurulu’nda yer alan, 14 yıldan bu yana UEFA Tahkim Kurulu üyeliği yapan ve son 2 yıldır asbaşkanlık görevini yürüten, aynı zamanda FIBA Hukuk Kurulu üyesi de olan Bıçakcı’nın adaylığına, Avrupa futbolundaki büyük etkisi ve lobi gücü dolayısıyla Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in de onay verdiği belirtilmektedir.

İddialara göre, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Beşiktaş Kulübü Asbaşkanı Murat Aksu, aday olması yönünde Bıçakcı’ya teklif götürür. Levent Bıçakcı’nın da aday olma konusunda yeşil ışık yaktığı, ancak son kararını Türkiye’ye döndükten sonra açıklayacağı bildirilir.

Levent Bıçakcı adının ortaya atılması, Haluk Ulusoy’u rahatsız eder. Arkadaşlarıyla bir toplantı yaparak seçime girip girmeme kararını tartışan Ulusoy, ‘sonuna kadar devam’ kararı alır. Gelişmelerle ilgili bir açıklama yapan Ulusoy, futbola siyasetin karıştırılmaya çalışıldığını belirterek, şunları söyler:

“Adaylıktan çekilmem söz konusu değil. Bazı gruplar, yönetim kurulu için bana birkaç isim önerdi. Ben kabul etmeyince de, adaylığımı engellemek için spekülasyonlar yapılmaya başlandı. Devletime ve hükümetime saygım sonsuz. Ancak, federasyon seçimlerinin politize edilmesi beni çok üzüyor.”

Anlayacağınız Ulusoy’un “işe siyaset giriyor” tehdit/söylemi çok da yeni değildir.

4 Temmuz 2004’de Süper Lig’de futbol maçlarının yayın ihalesi öncesi TRT ile Digital Platform İletişim Hizmetleri Anonim Şirketi (Digitürk), işbirliği anlaşması imzalar. Futbol Federasyonu tarafından 4 yıl süreyle satışı yapılması beklenen Birinci Süper Futbol Ligi maçlarının yayın haklarıyla ilgili olarak TRT ve Digitürk ortak hareket edecektir.

TRT Genel Müdürü Şenol Demiröz, Genel Müdür Müşaviri Cevdet Tellioğlu, İstanbul Bölge Müdürü Orhan Ertanhan, Digitürk Yönetim Kurulu Başkanı Ali İhsan Karacan ve Genel Müdür Ertan Özerdem ile birlikte TRT’nin Harbiye’deki binasında düzenlediği basın toplantısında konuyla ilgili bilgi verir.

Demiröz, Türk futbolundaki hem kulüplerin hem de milli takımların seviyesinde daha da büyük başarılar elde edilmesine destek verilmesi ve futbol yayınlarının başta Anadolu olmak üzere daha geniş halk kitlelerine ulaşmasının sağlanması amacıyla TRT ile Digitürk’ün bir işbirliği anlaşmasına imza attığını açıklar.

Futbol Federasyonu tarafından 4 yıl süreyle satışı yapılması beklenen Birinci Süper Futbol Ligi maçlarının yayın haklarıyla ilgili olarak TRT ve Digitürk’ün ortak hareket etme kararı aldığını kaydeden Şenol Demiröz, “Geçtiğimiz dönemde yayın haklarını elinde bulunduran Digitürk, önümüzdeki 4 sezon için tekrar talip olmuştur. Seyircilerin özellikle açık kanallardan maç yayını konusundaki yoğun taleplerini karşılayabilmek amacıyla TRT ile Digitürk arasında maçların yayını konusunda ön anlaşma sağlanmıştır” der.

Ön anlaşma şartlarıyla ilgili de bilgi veren Demiröz, şöyle devam eder:

“Ön anlaşmaya göre, TRT, federasyondan her hafta 5 maçın yayın hakkının satın alınması halinde 2 maçı, 4 maçın yayın hakkının alınması halinde ise bir maçı canlı yayınlayacak. TRT, ayrıca Digitürk’ün yayınlayacağı maçları karşılaşmaların bitiminden 48 saat sonra tekrarını yayınlama hakkına sahip olacak. Süper ligin geniş maç özetleri 20’şer dakika halinde TRT’den yayınlanacak, diğer kuruluşlara 3 dakika görüntü verilecek.

Türk futbolunun belirli bir standartlara kavuşması ve yeşil sahalarda centilmenliğin ön plana çıkmasıyla sadece futbol değil yapılacak bütün spor yayınlarında toplumu tahrik ve kişileri rencide edici, küçük düşürücü görüntü ve yorumlardan kaçınılması dileğiyle bu ön anlaşma hayırlı olsun.”

8 Temmuz 2004’da Futbol Federasyonu Merkez Hakem Kurulu (MHK) başkanlığına adaylığını açıklayan eski Federasyon başkanlarından Kemal Ulusu, “Haluk Ulusoy’un yeniden seçilmesi halinde kanunlar gereği görevden alınacağını” iddia eder.

İzmir’de kulüp başkanları ve basın mensupları için düzenlediği toplantıda Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’un yeniden aday olması konusuna değinen Kemal Ulusu şöyle konuşur:

“İlk seçimlerden evvel, bir delege olarak, ‘Bu Genel Kurul iptal olur, seçilirse Haluk Ulusoy’un görevden alınma durumu olur’ diyerek, federasyonu uyardım. Şimdi de tüm hukukçuların birleştiği gibi, Ulusoy’un görevden alınma ihtimali çok büyük. Hatta yüzde 100 diyebilirim.

Türk hakemliğinin yurt dışında temsil edilememesinin yanı sıra, yurt içindeki hakem olayları da büyük boyutlara ulaşmıştır ve tüm kulüpler MHK yönetiminden rahatsızdır.

Hakemleri suçlamıyorum. Hepsi gerçekten pırıl pırıl arkadaşlar. İyi yönetilemedikleri ve ‘biraz da tahmin ediyorum’ müdahale olduğu için, bu arkadaşlar gerektiği şekilde kendilerini maçlara veremiyorlar. Bunun neticesinde de büyük hakem olayları meydana geliyor”.

Türkiye Futbol Adamları Derneği (TÜRFAD) Genel Başkanı Hadi Türkmen, “Futbol Federasyonu’nda önümüzdeki dönem, Türk futbolunun özerkliğini zedelemeyen, demokratik yapısını rahatsız etmeyen, yarışma mantığında adayların çıkacağını ve programları ve kadrolarıyla bu hizmete layık olabilecekleri bir dönem yaşamamızı diliyorum” der:

“Geçmiş yıllarda Futbol Federasyonu’nda çeşitli görevlerde bulundum. Haluk Ulusoy’un döneminde de onun önerisiyle birlikte çalıştık. Ancak 6 ay sonra, demokratik bir seçimde göreve gelen Futbol Federasyonu’ndan maalesef demokratik olmayan bir yöntemle görevimden uzaklaştırıldım. Beni en çok üzen nedenlerini kimsenin araştırmamasıydı.

Yüzde 72 gibi bir çoğunluğa sahip Kulüpler Birliği bile henüz destekleyeceği adayı tespit etmiş durumda değil. Sanıyorum adaylar önümüzdeki hafta kesinleşir.”

Levent Bıçakçı 12 Temmuz 2004’de, Türkiye Spor Yazarları Derneği’nin (TSYD) Levent’teki merkezinde düzenlediği basın toplantısında Türk futboluna istikrar, objektiflik, saydamlık ve güven getirmek için aday olduğunu açıklar.

Bıçakçı, Futbol Federasyonu’na özerklik kazandıran Şenes Erzik başkanlığındaki yönetim kurulunda görev alanlardan biri olduğunu vurgulayarak, “Türk futbolunun bugünkü başarılarının temellerinin atıldığı dönemde hukuki ve idari altyapının hazırlanmasında önemli sorumluluklar aldım. 1990 yılından bu yana UEFA Tahkim Kurulu üyelik görevini yürütmekteyim. Ayrıca 1998’den beri de Uluslararası Basketbol Federasyonları Birliği’nde hukuk kurulu üyesiyim. Gerekli deneyime sahibim” diye konuşur.

Levent Bıçakçı, o ana kadar 13 kulübün desteğini aldığını ifade eder. Bıçakçı, haziran ayında Portekiz’de UEFA Tahkim Kurulu toplantıları nedeniyle görevli olduğunu ve iptal edilen Futbol Federasyonu Genel Kurulu’na gelemediğini vurgulayarak, “Genel kurulun iptal edilmesi sonrası birçok kulüp başkanı beni arayarak ısrarla başkanlığa aday olmamı istedi. Bir haftadır bunun için çalışıyorum. Yönetim kurullarında yer alacak isimleri oluşturmak için yoğun çalışıyorum. Ancak henüz kurulları tam olarak oluşturmadım. Yarın UEFA Tahkim Kurulu toplantısı için yurtdışına çıkacağım. Akşam Türkiye’ye dönerek çalışmalarımı sürdüreceğim” der.

Avukat Bıçakçı, genel kurul toplantısı öncesi siyasi destek aldığı yönünde çıkan haberleri de yalanlayarak, “Hiçbir siyasi kimliğim yoktur ve genel kurul toplantısı için de hiçbir siyasi kimlikten destek almadım. Ayrıca hiçbir politikacı ile bu konuda bir görüşme yapmadım. Sadece kulüp başkanlarıyla görüştüm” diye konuşur.

Hemen ertesi gün kulüpler görüşlerini bildirmeye başlarlar.

Fenerbahçe Kulübü İkinci Başkanı ve Basın Sözcüsü Nihat Özdemir:

“Fenerbahçe Kulübü olarak genel kurulda Levent Bıçakcı’yı destekliyoruz. Futbol Federasyonu’nda daha önce yaptığı hizmetler ve UEFA’daki etkin görevleri nedeniyle Fenerbahçe olarak seçimde kendisine oy vereceğiz.”

Trabzonspor Kulübü Asbaşkanı Nevzat Şakar:

“Federasyon seçimi ile ilgili tavrımızı yarın yapacağımız toplantıdan sonra netleştireceğiz.”

Galatasaray Kulübü İkinci Başkanı ve Futbol Şube Sorumlusu Ergun Gürsoy:

“Yönetim kurulu olarak henüz net bir karar vermedik. Ancak daha önceki tavrımız Haluk Ulusoy’dan yanaydı. Genel kurulda kimi destekleyeceğimize başkan ve yönetim kurulu karar verecek.”

Beşiktaş Kulübü Basın Sözcüsü Reha Muhtar:

“Başkanımızın daha önce Haluk Ulusoy’a verilmiş sözü var.”

Gaziantepspor Kulübü Başkanı Celal Doğan:

“Seçimlerde Avukat Levent Bıçakcı’yı destekleyeceğiz. Türk futbolunun uluslararası alanda daha büyük saygınlık kazanmasını, daha geniş ufuklara yönelmesini arzulayan ve Türkiye’nin spor kamuoyunu oluşturan bir kişi olarak, Levent Bıçakcı’nın başkanlık için aday olmasına sevindik ve destek vereceğiz. Bıçakcı genç, çağdaş ve objektif biri. Bilgi birikimine ve tecrübesine güveniyoruz.”

Gençlerbirliği Başkanı İlhan Cavcav:

“Aday olarak gösterilen Sayın Bıçakcı’nın dürüst, haysiyetli, Türkiye liglerindeki tüm takımlara eşit mesafede bulunan ve bu şekilde de hareket edecek olan bir şahsiyet olmasından dolayı kendisini destekliyor, bu konuda tüm kulüplerin de benimle aynı görüşü paylaşacağını umuyorum.”

Samsunspor Kulübü Başkanı İsmail Uyanık:

“Levent Bıçakcı’nın adaylığı Türk futbolu adına bir şanstır. Canı gönülden destekliyoruz. Haluk Ulusoy’a geçmişteki hizmetleri nedeniyle teşekkür ediyoruz. Samsunspor olarak bugün doğru yerde durmak gerektiğinin bilincindeyiz. Yoksa futbol tarihi bizden hesap sorar.”

İstanbulspor Kulübü İkinci Başkanı Orhan Seyfi Güner:

“Kulüp olarak genel kurulda hangi başkan adayını destekleyeceğimize karar vermedik. Şu anda net bir şey yok. Bizim genel kurulda 5 oyumuz var. Demokratik olarak delegelerimiz istediği adaya oy verebilir.”

Çaykur Rizespor Kulübü Asbaşkanı ve Basın Sözcüsü Erol Yıldırım:

“Levent Bıçakcı, UEFA’da kariyer yapmış bir isim. Kendisini iyi tanıyoruz. Türk futbolunun içinden gelmiş biri. Başarılı olacağına inanıyoruz. Kendisine sıcak bakıyoruz. Türk futboluna iyi hizmetler vereceği inancındayız. Kazanan Türk futbolu olsun diyoruz.”

Kayserispor Kulübü Başkanı Memduh Büyükkılıç:

“Levent Bıçakcı’nın Futbol Federasyonu Başkanlığı’na aday olması bizi sevindirdi. Bıçakcı, spor kamuoyu tarafından sevilen bir kişi. Kendisinin adaylığını olumlu bir girişim olarak değerlendiriyoruz. Kayserispor kamuoyu da Bıçakcı’nın adaylığını desteklemektedir. Kendisinin bu görevde başarılı olacağına inanıyoruz, hayırlı olsun.”

Diyarbakırspor Kulübü Başkanı Ahmet Göksu:

“Biz daha önce de Futbol Federasyonu seçiminde Levent Bıçakcı’yı destekleyeceğimizi açıklamıştık. Mardin, Batman, Şanlıurfa, Diyarbakır ve Elazığ olarak ortak hareket ederek Bıçakcı’nın yanında yer alıyoruz.”

Sakaryaspor Kulübü Başkanı Selahattin Aydın:

“Bıçakcı’nın adaylığına yönelik her hangi bir değerlendirme yapmam söz konusu değil. Biz daha önce Haluk Ulusoy’u destekleyeceğimizi açıkladık. Ancak ikinci bir seçim dönemi geldi. Şartlar nasıl gelişir, bilemiyorum. İsimleri değerlendireceğiz.”

14 Temmuz 2004’de Türkiye Futbol Adamları Derneği’nin (TÜRFAD), Futbol Federasyonu seçimleri öncesi gelişmeleri değerlendirmek amacıyla organize ettiği Büyük Kulüp’teki toplantıdan önce basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Ali Şen, Levent Bıçakcı’nın başkan adaylığı için “Şimdi Bıçakcı’nın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın adayı olduğunu söylüyorlar. Ancak kesinlikle Bıçakcı, Erdoğan’ın adayı değildir. Başbakanın adını kimse kullanmasın” der.

Fenerbahçe taraftarının, Levent Bıçakcı’yı federasyon başkanı olarak görmek istemeyeceğini ileri süren Şen, “Çünkü ben 1994’te görevdeyken bu insanlarla mücadele ettim. Türk futbolu bunlara kalmamalı. Ben, bunların Fenerbahçe düşmanı olduğunu söylemiştim. Fenerbahçe taraftarı, düşmanlık yapan kişileri unutmadı” şeklinde konuşur.

Ali Şen, şimdiki başkan Haluk Ulusoy’a da değinerek, “Ulusoy ile zaman zaman sürtüşmelerimiz olmuştur. Ancak Ulusoy’un Türk futboluna yaptığı hizmetler de göz ardı edilemez. Ulusoy iyi çalıştı. Şimdi futbolda birbirini satanları, ihanet edenleri görüyorum, üzülüyorum” der.

Ali Şen’in bahsettiği sürtüşmelerden ilkini yazının başlarında belirtmiştim. Bir daha hatırlayalım. Yorum sizin:

Ulusoy’un Fenerbahçe ile ilk sürtüşmesi yine havuz konusundan olur. 5 Şubat 1998 tarihinde, Federasyon’un Fenerbahçe – Altay maçını kasıtlı olarak saat 14.00’e aldığını ileri süren Başkan Ali Şen, “Maçın saat 14.00’te oynanması demek UEFA yayın kurallarına göre o maçın yayınlanmaması demektir. Federasyon bu kararla milyonlarca vatandaşı hem karşısına aldı, hem de alay etti. Futbol Federasyonu kimin federasyonudur? Halkın sırtından para kazanmak isteyenlerin mi, yoksa kulüplerin ve halkın federasyonu mudur? Futbol Federasyonu ne yazık ki, hiç bir sorunun altından kalkmadığı gibi, yeni sorunlar üretmekte çok usta” der.

Bu arada, Futbol Federasyonu’nun Ali Şen’i tedbirli olarak ceza kuruluna vereceği şeklindeki haberler üzerine Fenerbahçe Başkanı şunları söyler: “Beni Altay maçında tedbirli olarak ceza kuruluna vereceklermiş. Başkanlığım zaten haftaya bitiyor. Vatandaş Ali Şen’in stadın hangi Şeref Tribününe sokmamaya, hangi kanun maddesine göre olacağını tesbit etsinler. Böyle gülünç duruma düşen bu federasyon nasıl Türkiye’de hizmet edecektir.”

Fenerbahçeli futbolcular, 15 Şubat’ta görev süresi dolacak olan Başkan Ali Şen’e Çapari Restoran’da 5 Şubat 1998’de bir veda yemeği verirler. Başkan Şen konuşmasında federasyona çatarak, “Görevi bıraksam dahi bu federasyonun ipini çekeceğim. Erzik nasıl gittiyse Ulusoy’da öyle gidecek” der.

14 Temmuz 2004’de Trabzonspor Basın Sözcüsü İbrahim Şahin, Futbol Federasyonu seçimlerinde Haluk Ulusoy’a verdikleri desteğin devam ettiğini söyler.

15 Temmuz 2004 tarihinde Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, Süper Lig maçlarının televizyondan naklen yayın hakları ihalesini onaylar. Federasyon Başkanvekili Ata Aksu kurul toplantısının ardından yaptığı açıklamada, “Digitürk 135 trilyon 950 milyar liraya ihaleyi kazanmıştır” der.

Aksu, şöyle konuşur:

“Bu rakam, sadece kulüplere ödenecek 1 yıllık ücrettir. Bu rakama Futbol Federasyonu ve organizasyon payını eklersek 152 trilyon 619 milyar, KDV’yi de ilave edersek 180 trilyon 90 milyar lira eder. 4 yıllık ihale karşılığı, her yıl TÜFE artışlarını da eklersek, yaklaşık 850 trilyon liradır. Bu da bugünkü kurla 600 milyon dolara tekabül etmektedir. Yani Türk sporuna 600 milyon dolarlık bir gelir girmiştir.

Digitürk, 2004-05, 2005-06, 2006-07 ve 2007-08 sezonlarında, 31 Mayıs 2008’e kadar Süper Lig’de her hafta 4 maçın yurtdışına ve yurtiçine canlı yayınını, tüm maçların da bant ve özet yayınını almış bulunmaktadır. İhale sözleşmesi süresince gelişecek üretim teknolojilerini kullanarak, yurtiçi ve yurtdışına her türlü görsel yayını yapabilecektir.”

Fenerbahçe Kulübü, Digitürk’ün 4 yıllık süreyle daha aldığı Birinci Süper Futbol Ligi maçlarının televizyondan naklen yayın haklarıyla ilgili ihalede muammen bedelin düşük tutulduğu gerekçesiyle Futbol Federasyonu’na tepki gösterir.

Sarı-lacivertli kulübün ikinci başkanı ve basın sözcüsü Nihat Özdemir, ihale sonucu ortaya çıkan rakamlar nedeniyle yayın gelirlerinde bir önceki sezona oranla 3.5 milyon dolar kayıplarının olacağını, bunun da bütçelerini tutturma açısından büyük sıkıntı yaratacağını kaydeder.

Fenerbahçe Kulübü olarak, geçen sezon sözleşmede yer alan haklarını alamadıkları için yayıncı kuruluş Digitürk ile mahkemelik olduklarını vurgulayan Nihat Özdemir, “Durum böyleyken, yeni çıkan muammen bedel öyle düşüktür ki, bu rakam geçen sezon Digitürk’ün kulüplere ödediği rakamın altındadır. Türkiye’de ne değişti ki bu ödenilen rakam geçen seneki rakamı dahi tutturamamaktadır. Futbol Federasyonu Olağan Genel Kurulu’na bir hafta kala gibi önemli bir zamanda bu muammen bedelin düşük tutulması Fenerbahçe Kulübü olarak aklımıza çok önemli kuşkular getirmektedir” der.

Geçen sezon Fenerbahçe Kulübü olarak kendilerine yayın haklarından 14 milyon dolar pay düştüğünü, yeni bütçelerinin bu rakamlara göre hazırlandığını anlatan Özdemir, şöyle devam eder:

“Bugünkü ihale sonucu Fenerbahçe’nin eline ancak 10.5 milyon dolar para geçecektir ve bu bizim bütçe hesaplarımızı altüst etmiştir. Nereden bakarsanız bakın bir anda 3.5 milyon dolar gibi bütçemizde bir açık vermek durumunda kaldık. Bunun için Fenerbahçe Kulübü olarak bu muammen bedelin düşük tutulmasına kesin itirazımız var. Bütün giderlerimiz döviz ve Türk Lirası bazında artarken, Birinci Süper Futbol Ligi’nde yer alan 18 kulübün en önemli gelir kaynaklarının başında gelen yayın ihalesinden elde edilen gelirlerin düşürülmesi yalnız Fenerbahçe için değil, ligdeki 18 takım için de büyük sorun yaratacaktır.”

Trabzonspor Basın Sözcüsü İbrahim Şahin ise, naklen yayın ihalesindeki belirsizliğin ortadan kalkmasının çok iyi olduğunu söyler.

Şahin, naklen yayın paralarının kulüplerin en önemli geçim kaynağı olduğunu ifade ederek, “Futbol Federasyonu’nun bu ihaleyi yapması kulüpler için çok önemli. Belirsizliğin ortadan kalması açısından çok iyi oldu. Onun için Futbol Federasyonu’na teşekkür ediyoruz” der.

16 Temmuz 2004’de Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray, Federasyon’a ortak bir ultimatom vererek, naklen yayın ihalesinde belirlenen bedelle sözleşme imzalanmamasını isterler.

Galatasaray Kulübü adına başkan yardımcısı Refik Arkan, Beşiktaş Kulübü adına ikinci başkan Murat Aksu, Fenerbahçe Kulübü adına da asbaşkan Murat Özaydınlı imzasıyla federasyona gönderilen ortak açıklamada, şöyle denilir:

“Türkiye Futbol Federasyonu’nun baz aldığı muhammen bedelin beklentilerimiz ve geçmiş üç sezonun gerçekleşen değerinin altında olduğu aşikardır.

Bu sebeple, sözkonusu ihaleden kaynaklanan bedel üzerinden, kulüpler ile görüşmeden, herhangi bir sözleşme imzalanmamasını, aksi halde hukuki zeminde kulüplerimizin haklarının korunması amacıyla hareket edeceğimizi bilgilerinize arz ederiz.”

TFF’den eleştirilere yanıt gecikmez:

Gerçekleştirilen ihale, Birinci Süper Lig müsabakalarının yayın haklarının devrine ilişkin yaptığımız 4. satış işlemidir. Önceki ihalelerde ve her konuda olduğu gibi açıklık ve rekabet ilkeleri çerçevesinde kulüplerimiz için elde edilecek en yüksek devir bedeline ulaşmak temel amacımızdı.

İhale öncesi Kulüpler Birliğimizin yapmış olduğu toplantıda da başkanlar seviyesinde görüşler tek tek alınarak federasyonumuza aktarılmış, ayrıca bir yazı ile de bildirilmiştir. Bunun üzerine geçmiş dönemlerden daha yüksek bir muhammen bedel ile ihaleye çıkılmıştır. Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu muhammen bedeli matematiksel gerçekler ve ekonomik koşulları da göz önüne alarak belirlerken, bir önceki dönemde yayıncı tarafından kulüplerimize ortalama ödenen reel rakamlar olan 89,4 milyon dolar rakamı 94 milyon dolar seviyesine arttırılarak ihaleye çıkış rakamı olarak belirlenmiştir. Kaldı ki, bu rakam çift turlu yapılacak ihalenin başlangıç rakamıdır ve ihale TV’lerden naklen yayınlanarak kamu oyunun gözleri önünde açık, net ve şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmiştir.

Hal böyle iken, bazı kulüplerin ve bazı yayın organlarının ihaleyi tartışılır hale getirici söylem ve beyanlarını hayret ve esef ile karşılıyoruz, Hakka ve emeğe saygısızlık olarak değerlendiriyoruz.

Hizmet edenlere teşekkür edilmeyeceğini biliyoruz, bir şeyi daha biliyoruz, hakkı teslim etmek ve tebrik etmek de bir erdemdir.

Ulusoy 19 Temmuz 2004’de Futbol Federasyonu Olağan Genel Kurulu’nda başkanlığa yeniden aday olmayacağını resmen açıklar.

22 Temmuz 2004 tarihindeki Futbol Federasyonu Olağan Genel Kurulu’nda konuşan Ulusoy, 7 yılllık görev süresinde hatalarının da olduğunu, ancak artılarının daha fazla olduğunu ve bunu tarihin yazacağını söyler.

Ulusoy şöyle der:

“7 yıllık görevim süresince, Futbol Federasyonu’nun bayrağını başarıyla taşıdım. Bu süre içerisinde eksiklerimiz, hatalarımız olmuştur. Ancak artılarım, eksilerimden her zaman fazladır. Bütün yaptıklarımızın tüm şeffaflıkla gözler önünde olduğunu görüyorum. Bunun aksini söyleyenler olsa da ben tarihi kimsenin silemeyeceğini söylüyorum.

7 yıl önce federasyon mahkeme kapılarında ve büyük bir kaos içerisinde idi. O günlerde federasyonun buhranlı dönemini bırakıp kaçanlardan bazılarının bugün yönetime aday olduklarını görüyorum. Gönül isterdi ki o dönemde de federasyonda görev alsınlar ve bu kaostan federasyonu el birliğiyle kurtarmak için verdiğimiz mücadelede yanımızda olsalardı. Ben ve arkadaşlarım, inandığımız hiçbir davada ödün vermeden dürüstlüğümüzle çalışarak, federasyonu bugünkü haline getirdik.

Federasyon başkanlığım döneminde kulüplerin zararına olacak hiçbir şey yapmadık. Adam gibi oturdum, adam gibi çekip gideceğim. Federasyonu hiç kimseye peşkeş çekmedim. Ben veda etmiyorum. Ben bir müddet aranızdan ayrılıyorum. Çünkü futbol benim hayatım ve her şeyimdir. Ben futbolun içinde olacağım. Ancak hangi kademesinde olacağımı şu an için bilmiyorum. 7 yıllık görevim süresince futbol için çalıştım. Bundan sonra bu çalışmalara devam edeceğim. Ancak sizlerden son bir şey istiyorum. Ben sizlere hakkımı helal ettim, sizler de bana helal edin”.

Futbol Federasyonu’nun seçimli genel kurulunda 192 delegeden, 109’unun oyunu alan Levent Bıçakcı, futbolun yeni patronu olur. Diğer aday Mehmet Ali Yılmaz ise 83 oy alır. Başkanlık yarışından daha önce çekilen eski başkan Haluk Ulusoy ise seçimlerde oy kullanmaz.

Merkez Hakem Kurulu (MHK) seçimlerinde, Mehmet Ali Yılmaz ile birlikte seçimlere giren Sabri Çelik, MHK başlanı olur. 3 adayın yarıştığı seçimde, Sabri Çelik başkanlığındaki kurul, 83 oy alarak yarışı kazanır.

MHK’da asil ve yedek üye olarak şu isimler yer alır:

Asil: Sabri Çelik (başkan), Muhittin Boşat, Necmi Temizel, Mevlüt Güzel, Murat Ilgaz, Alican Lakot, Mahmut Çetiner, Ali Kunak, Salih Türktunç

Yedek: İsmet Cengiz, Mehmet Çayan, Mekki Keskin, Musa Eryılmaz, Dursun Cumali Sucu, Erdoğan Alan, Metin Karaarslan, Nazif Altınpınar, Yaşar Karaca.

Levent Bıçakcı’nın Yönetim, Tahkim ve Denetleme Kurulları listesinde asil ve yedek olarak şu isimler yer alır:

Asil: Asım Atmaz, Cemil Kazancı, Davut Dişli, Erdal Atalay, Erdoğan Turgut, Hasan Doğan, Mahmut Özgener, Mehmet Baykan, Osman Çağlıkoç, Rıfat Bescili, Serdar Güzelaydın, Şekip Mosturoğlu, Ufuk Özerten, Zekeriya Alp

Yedek: Göksel Gümüşdağ, Celal Koladoğlu, Mustafa Urhan, Metehan Berktaş, Cüneyt Tanman, Ufuk Baloğlu, Nöyfel Bozdoğan, Yılmaz Gökdel, Sinan Bür, Erkan Erkli, Haluk Çiftçi, Cihangir Onger, Mahsun Akbulut, Murat Dağlı

Tahkim Kurulu:

Asil: Prof.Dr.Samim Ünan, Prof.Dr.Selçuk Öztek, Erkan Vardar, Ali Turan, Av.Gürol Kaymak

Yedek: Av.Refik Moral, Av.Ömer Faruk Ergin, Prof.Dr.Fahrettin Aral, Doç.Dr.Metin Fevzioğlu, Kahraman Berk

Denetleme Kurulu:

Asil: Sezai Onaral, Sedat Eratalar, Halil Kaya Özer, Vehbi Karabıyık, Burhan Gezgin

Yedek: Kazım Çalışkan, Sait Feten, Feridun Güngör, İmran Coşkun, Ayhan Durgun.

Kulüpler Birliği ve Ankaragücü Kulübü Başkanı Cemal Aydın, seçimlerde, siyasal otoritenin büyük rol oynadığını söyler. Aydın, “Kulüpler Birliği olarak birlikteliğimizi sağlayamadığımızı bir kez daha gördük. Kulüpler Birliği Başkanlığı’ndan ayrılıyorum. Bana çok baskı var, ama kalmak anlamsız” der.

23 Temmuz 2004’de Merkez Hakem Kurulu (MHK) başkanlığına aday olan Kemal Ulusu, seçimi kazanan Sabri Çelik’in listesinin, yasaya aykırı ve usulsüz hazırlandığını, bu nedenle iptalini isteyeceklerini açıklar.

Ulusu, yaptığı açıklamada, kongre gününden 1 gün öncesine kadar adı ve bir faaliyeti olmayan Sabri Çelik’in, gece yarısı kendisine verilen talimatla, alelacele listesini hazırlayıp, ertesi sabah seçime girdiği iddiasında bulunur.

Ulusu, “MHK’nın kuruluşuna dair kanunun 15. maddesine göre Sabri Çelik’in listesi kanuna aykırı ve usulsüz şekilde hazırlanmıştır. Bu sebepten dolayı Sabri Çelik’in listesinin hukuken iptali istenecektir. Kanunun gerekçelerinde bu hususlar açık seçik belirtilmektedir” der.

Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu ve bireylerin yasal haklarını kullanma özgürlüğünü bulunduğunu ifade eden Ulusu’nun açıklamasında, “Bilinçli ve bilgiyle hazırlanmış benim listeme karşı birkaç saatte, gece yarıları hazırlanmış olan bu listenin kanuna uygun olmaması dolayısıyla, seçimde ikinci olan Kemal Ulusu’nun listesinin geçerli olması için, gerekli hukuki çalışmalara bugün başlanmıştır. Adaletin en kısa zamanda tecelli edeceğinden eminim” denilir.

29 Temmuz 2004’de 44. Uluslararası Futbol Hakem Semineri’nde konuşan Futbol Federasyonu’nun yeni başkanı Dr.Levent Bıçakcı, “Hakemlik kurumu, son yıllarda ciddi sıkıntılar yaşamıştır” der. Konuşmasında MHK üyelerine seslenen Bıçakcı, şunları söyler:

“Dünya Kupası eleme maçlarında puan bile almadığımız yıllarda Türk hakemi, 1974 Dünya Kupası’nda maç yönetmiş, yine aynı hakem Avrupa Süper Kupası finalini yönetmiştir. 1980 ve 1990’lı yıllarda Türk hakemlerinin Avrupa ve dünyada başarılarına şahit olduk. Fakat ne yazık ki son yıllarda Türk hakemlerini önemli Avrupa maçlarında göremiyoruz. Bunları bir eleştiri olarak değil, gözlem olarak söylüyorum.

Hakemlik ve gözlemcilik kurumlarını federasyon çatısı altında birbirinden ayıracağız. Bir maça atanan hakemle onu denetleyen gözlemcinin ayrı kurullar tarafından atanmasını sağlayarak, kuvvetler ayrılığı prensibini getireceğiz.

UEFA’da olduğu gibi Birinci Süper Lig maçlarına bir delege ve bir gözlemciyi, diğer bir deyişle hakem denetçisini atayacağız. Bunlar ligin ilk haftasından itibaren göreve başlayacak. Hakemlik kurumunu, yöneticisi ve hakemiyle profesyonelleştireceğiz.

Lütfen hakem tayinlerinde, ‘hakeme maç değil, maça hakem’ prensibiyle hareket edin. Tüm hakemleri formda oldukları sürece, tüm takımların maçlarına verin. Ödül ve ceza mekanizmalarını adil çalıştırarak hakemleri motive edin.”

Bıçakçı, yabancı oyuncu sayısı konusunda ise “Yabancı futbolcu kontenjanının 6+2 olması konusunda bir şey söylemek için erken. Konu, yönetim kurulumuzda görüşülüp, tartışılacak. Hukuki bir takım engeller var. Fatih Terim çok yakın arkadaşım, çok eski arkadaşım. Çok da sevdiğim bir hoca. Ancak, Ersun Yanal’la sözleşmemiz devam ediyor ve Milli Takım’da hoca değişikliği gündemimizde yok” der.

28 Eylül 2004 tarihinde Ulusoy’un başarılı döneminin bir başka bilançosu açıklanır.

Türkiye, Avrupa Futbol Federasyonları Birliği’nden (UEFA) en çok ceza alan ülke olur. Futbol Federasyonu, UEFA tarafından verilen disiplin ve ceza raporları sonuçlarına göre Türkiye’nin en çok ceza verilen ülkeler arasında başı çektiğini açıklar. Milli takımlar arasında yapılan değerlendirmede ilk sırayı 200 bin İsviçre Frangı (Yaklaşık 238 milyar TL) cezayla Türkiye alırken, Yunanistan ikinci, İtalya ise üçüncü sırada yer alır.

Kulüpler bazında ise Beşiktaş ve G.Saray ilk 5’te. AEK’nın (Yunanistan) 190 bin İsviçre Frangı ile ilk sırayı aldığı listede, Beşiktaş 158 bin frank (188 milyar TL) ile 4., Galatasaray ise 147 bin frank (175 milyar TL) ceza ile 5. sırada yer bulur. UEFA raporlarına göre son 3 sezonda gözlemlenen cezalardaki artış trendi geçen sezon da sürdü ve 2003-04 sezonunda yüzde 9’luk bir artış kaydedilir.


BIÇAKÇI DÖNEMİ KONUMUZ DIŞINDA, O YÜZDEN O DÖNEMİ ATLIYORUZ


30 Aralık 2005 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Anayasa Mahkemesi’ne açtığı davanın ilk aşaması görüşülür. Mahkeme, bu talebin 5 Ocak gündeminde görüşülmesine karar verir. Bu madde değiştiği takdirde Ulusoy’un adaylık konusunda önündeki en büyük engel kalkmış olacaktır.

1 Ocak 2006’da Mehmet Ali Yılmaz, Anayasa Mahkemesi’nin Haluk Ulusoy’un Futbol Federasyonu Başkanlığı için önünü açması halinde adaylıktan çekileceğini açıklar.

Anayasa Mahkemesi’nin 5 Ocak Perşembe günü yapacağı toplantıda, kanunun, ‘Federasyon başkanları üniversite mezunu olmalı‘ maddesini görüşeceğini hatırlatan Yılmaz, şunları söyler:

“Haluk Ulusoy, Türk futboluna büyük katkılar sağladı ve çıtayı dünya 3’üncülüğüne kadar yükseltti. Ayrıca ekonomik anlamda önemli gelirler elde etti. Federasyon, milli takım ve kulüplerin gelirlerini, hatta hakemlerin ücretlerini arttırdı. Yani Türk futbolunda kalite arttı. Bu yüzden ben sonuna kadar kendisini destekliyorum.”

Ulusoy 2 Ocak 2006’da Ankara’da Ankaragücü Başkanı Cemal Aydın’la akşam yemeğinde buluşur. Seçimlerde birlikte hareket etme kararı alan ikilinin mahkemeden Ulusoy aleyhine karar çıkması durumunda Cemal Aydın’ın başkanlığa aday olacağı belirtilir.

5 Ocak 2006 tarihinde ise Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Haşim Kılıç, CHP’nin 5340 Sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle açtığı davanın da karara bağlandığını söyler.

Kılıç, yasayla 3289 sayılı Kanuna eklenen, “Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay Başkan ve üyeleri ile adli ve idari yargı hakim ve savcıları; Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile özerk federasyonlar tarafından organize edilen sportif faaliyetlerde, bu kanunda öngörülen veya özerk federasyonlar bünyesinde bulunan kurullarda görev alabilirler” maddesindeki, “… bu Kanun’da öngörülen veya özerk federasyonlar bünyesinde bulunan kurullarda …” bölümünün, Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğini kaydeder. Kılıç, bu düzenlemenin hakim ve savcıların özerk federasyonlar bünyesinde görev almalarını düzenlediğini anımsatır. Yasadaki, “hakkında idari makamlar veya yargı mercilerince müsabakalara giriş yasağı verilenler, müsabakanın başlamasından iki saat önce bulunduğu yerin karakoluna giderek müsabaka süresince burada bulunmak zorundadır. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyen veya yasaklı olmasına rağmen spor alanına girenlere üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir” hükmünün de iptal edildiğini ifade eden Kılıç, ayrıca Futbol Federasyonu Başkanlığı için “yüksekokul mezunu olma” şartını arayan yasa hükmünün, Anayasa’ya aykırı bulunarak iptaline karar verildiğini bildirir. Kılıç, bu maddeye yönelik iptal kararının, 3’e karşı 8 üyenin oyuyla, yürürlüğü durdurma kararının ise oybirliği ile alındığını söyler.

Bu kararla, Futbol Federasyonu Başkan adaylığı için adı geçen lise mezunu Haluk Ulusoy için de adaylık yolu açılmış olur.

Ulusoy 6 Ocak 2006’da Türkiye Spor Yazarları Derneği’nin Levent’deki merkezinde bir basın toplantısı düzenleyerek, adaylığını kısıtlayan yasal düzenlemenin anayasa mahkemesinin kararı ile ortadan kalktığını ifade ederek, “Huzurunuzda Türk yargısına minnetlerimi sunuyorum. Ülkemizin bir hukuk devleti olduğunun güzel bir örneği olmuştur. Özgürlükleri güçlendiren iyi bir uygulama olmuştur. Sayıları milyonlarla ifade edilen üniversite mezunu olmayan herkesin önü açılmıştır. Demokrasinin sade insanların rejimi olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır” der.

Türk futbolunun bugün içine düştüğü durumun şahsına özel sorumluluklar yüklediğini kaydeden Ulusoy;

“Mesele zor, zahmetli, karmaşık ama çözümsüz değildir. Gün, kimin kimden kaç oy aldığı gün değildir. Gün birlik beraberlik günüdür, kongreyi kimin kazandığı gün değildir. Kongere tek adaylı olmalıdır. Yarışma parçalanmak getirecekse, güç kaybettirecekse fayda yerine zarar verecektir. Bu noktada Kulüpler Birliği Vakfı’nı göreve davet ediyorum. Kulüpler birliği birlik içinde olup, bölünmez, parçalanmaz tek bir yumruk halinde şahsımı göreve davet ettiği takdirde, taban birlikleri de beni aday olarak gösterirse sorumlu davranacağım. Görevden kaçmam. Türk futbolunu hep birlikte ayağa kaldırmak mecburiyetindeyiz.”

Haluk Ulusoy, Türk futbolunun geldiği noktada çok adaylı seçimin bir yarar getirmeyeceğini ileri sürer.

Çok adaylı seçimi 1.5 yıl önce yaşadıklarını ifade eden Ulusoy, “1.5 yıl önce gördük ve neler kaybettirdiğini yaşadık. Kamplara dönmüş ve çatışmalara sahne olmuş bir seçim, 6 ay veya 1 yıl sonra yeniden bir seçimi getirir. Türk futbolu dibe vurmuş durumda, yeni kaos yaratılmaması için tek aday olmalıdır. Aslında demokrasiler için çok adaylı seçimler iyidir. Ama gün o gün değildir” ifadesini kullanır.

Konuşmasının başında Anayasa Mahkemesi kararını değerlendirirken “Demokrasinin sade insanların rejimi olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır” diyerek demokrasiyi öven Ulusoy, birkaç dakika sonra “çok adaylı bir seçimin yararlı olmayacağını” söyleyerek demokrasiye yeni bir tanım getirmeyi de başarmıştır: “Demokrasi bana yaradığı sürece iyi, aleyhimde ise kötüdür.

Ulusoy, Kulüpler Birliği Vakfı ve taban birliklerinin öğleden sonra alacağı kararların kendisinin adaylık kararını yönlendireceğini söyler.

Adaylığını açıklarken, “Adalet” kavramını ön plana çıkaran Ayhan Bermek’e isim vermeden çok sert bir çıkış yapan Ulusoy, “Ben adaletten şeffaflıktan bahsetmiyorum, bahsedenleri de kınıyorum” ifadesini kullandı. Ulusoy şunları söyler:

“Şimdi ‘Adalet’ deniliyor, bundan önceki tüm başkanların hepsi adaletliydi. Geçmişe saygısı, olmayanın geleceğe saygısı olmaz. Geçmişe vefası olmayana Allah gelecekte hiçbir başarı vermez. Bunu esefle kınıyorum. Adalet kurulacakmış, yok muydu, Şenes beyin, Levent Bıçakçı’nın zamanında adalet yok muydu, hepsi Türk futboluna hizmet vermek için çalıştılar. Bundan sonra gelecekler de hata yapar ama bilerek hata yapma lüksleri yoktur.”

Geçmişte Fenerbahçe Kulübü başkanı Aziz Yıldırım ile yaşadığı sorunlarının hatırlatılması ve “Kendisiyle görüşecek misiniz?” sorusu üzerine Ulusoy, “Kendisi ile kişisel bir problemim yok, görüşürüm” der.

6 Ocak 2006’da toplanan Kulüpler Birliği, 3.5 saatlik toplantıda, Haluk Ulusoy ile Ayhan Bermek ismi üzerinde tartışır. Oylamada 14-3 Ulusoy, üstünlük sağlar.

İlk turda desteklenecek isimler arasında Haluk Ulusoy’a 9, Ayhan Bermek’e 3 oy çıktı. 5 üye ise çekimser olduğunu belirtir. Bunun üzerine yeniden bir oylama yapılır. Bu turda çekimserler de Ulusoy ismi üzerinde birleşir. Oylama sonucunda 14-3 Ulusoy üstünlüğü vardır. Böylece Kulüpler Birliği, Ulusoy’u destekleme kararı alır.

Toplantı sonunda üyelerle birlikte medyanın önüne çıkan Kulüpler Birliği Başkanı Özhan Canaydın, Haluk Ulusoy’u destekleme kararı aldıklarını resmen açıklar. Canaydın şunları söyler:

“17 kulüp temsilcisi ve başkanı oturup konuştuk. Adaylığını açıklayanlar dışında başka aday var mı veya olabilir mi, kendi içimizden birini çıkartabilir miyiz diye bunu da değerlendirdik. Ve oy çokluğu ile Haluk Ulusoy’u destekleme kararı aldık. Diğer adaylara da başarılar diliyoruz. Temiz bir sayfa açılacağına inanıyoruz”.

Konya ile iki Kayseri temsilcisinin Ayhan Bermek’i destekliği öğrenilir. Konyaspor Başkanı Ahmet Şan da toplantı sonrası yaptığı değerlendirmede, “Kulüpler Birliği’nin aldığı kararı sonuna kadar destekleyeceğiz. ” diye konuşur.

Toplatıya A.Gücü’nün başını çektiği “Kemik Ulusoycular” grubu, “İsim açıklamayalım” görüşünün ağır bastığı toplantıya, beraberindeki 7 kulüple birlikte “isimleri tartışalım, görüşümüzü açıklayalım” biçiminde net bir tavırla girer. Ulusoy’un ismi gündeme geldikten sonra “başkan adaylığından sadece Haluk Ulusoy için çekilirim. Aksi halde başkanlığa adayım” şeklinde tavır koyan ve son gelişmeler üzerine adı Ulusoy’un Başkan Yardımcısı olarak telaffuz edilen Cemal Aydın’ın önderliğindeki Ankaraspor, Trabzon, Denizli, Beşiktaş, Samsun, Diyarbakır ve G.Antep kulüp temsilcileri, oylarının Ulusoy’a olduğunu açıklarlar.

Sivas, G.Birliği, V.Manisa, Kayseri, K.Erciyes, Ç.Rize ve Konya temsilcileri ise ilk turda çekimser oy kullanır. G.Saray Başkanı Özhan Canaydın, “Levent Bıçakçı ile devam edelim” derken, Malatya Başkanı Hikmet Tanrıverdi, “Şenes Erzik’in başkanlığı, Türk futbolu için en uygunudur” görüşünü savunur.

2. tur görüşme ve oylamada Kayseri, K.Erciyesspor, G.Saray, Ç.Rize ve Sivas da “Ulusoy’a oy verelim” diyen gruba destek verir; G.Birliği, Malatya, Konya ve V.Manisa ise çekimserlik durumunu sürdürdü. Böylelikle Kulüpleri Birliği Vakfı, Ulusoy’u 13 evet, 4 çekimser oyla destekleme kararı alır.

9 Ocak 2006’da CNN Türk’te yayınlanan “Spor Özel” programına konuk olan Mehmet Ali Şahin, halen yargıda olan bir konu üzerine yorum yapmanın seçim öncesi sıkıntı yaratıp yaratmayacağı yolundaki soruya, “Ben bir hukukçuyum, bunu biliyorum. Ancak bugün futbolun yönetimine talip olanlar sütten çıkmış ak kaşık gibi ortalıkta dolanıyorlar” cevabını verir.

“Eğer Haluk Ulusoy seçime girer ve kazanırsa bu dosyaları kendi federasyonu mu takip edecek?” şeklindeki soruya Şahin şu yanıtı verir:

“Elbette takipçisi Ulusoy olacaktır. Ama şu ihtimal de var, davalar geri çekilebilir ve düşer. Benim hayret ettiğim yakın geçmişte Ulusoy’u şikayet edenlerin, bugün birlikte hareket etmesi. Birinci Lig kulüp başkanlarına kızgın ve kırgınım. Hatta o dönemin Kulüpler Birliği Başkanı, bana bizzat gelip, şikayette bulunmuştu. Ulusoy hakkındaki bu şikayetlerin komisyonda zabıtları var. Üstelik kulüplerin bu şekilde seçimini ve adaylarını açıklamasını demokratik bulmuyorum. 17 kulüp çıkıp bir tek aday üzerine anlaşıyor. Bu doğru değil. Hasan Doğan da olsa, Haluk Ulusoy da olsa yanlış.

Ulusoy yönetiminin önce Trabzon’daki belgesiz harcamalarını açıklaması gerekiyor. Benim önümde Başbakanlık Teftiş Kurulu raporları mevcut. Mesela federasyonun bazı yönetim kurulu üyeleri avans almış, kapatmamış. Avansı kapatmamak olur mu? Bunların hesabı nasıl verilecek? Mesela Trabzon tesislerini yapan müteahhit, eşi ile birlikte Marmaris’te bir otelde ağırlanmış. Faturayı federasyon ödemiş. Elimizde fatura var. Sadece Trabzon tesislerindeki usulsüzlüğün bedeli 1,5 milyon. Faizleri ile birlikte 2 milyona ulaşıyor. Bunun hesabını kim verecek? Tabii ki Haluk Ulusoy yönetimi verecek.”

Futbol Federasyonu eski Başkanvekili Ata Aksu, CNN-Türk’teki canlı yayında Bakan Mehmet Ali Şahin’in açıklamalarına yanıt verirken, bütün davalardan beraat ettiklerini söyler. Aksu şöyle der:

“Sayın Şahin’in uslüp ve hiddetini yadırgadım. Kulüpler Birliği’nin tek aday göstermesi herkesin arzusuydu. Anti demokratik bir şey yok ki. Taban birlikleri tek aday üzerinde birleşiyorsa bu çok önemlidir. Usulsüz harcamalar var diye mahkemeye çıktık, 36 kişi beraat etti. Bütün davalardan beraat ettik. Şimdi dava açılsın, sevinirim şaibelerden kurtuluruz alnımızın akıyla çıkarız. Devlet Üstün Hizmet Madalaysı aldık. Var mı başka alan? Yargıda aklanırız geliriz. Bizi suçladıkları, otellerde konaklanma, usulsüz harcama dedikleri 15 bin YTL. Bu mantıkla davası olanlar ve devam eden kamu ve hükümette davalı birçok isim var. Onların da istifa etmesi lazım. Eğer göreve gelirsek bakanla aramızda hiçbir sürtüşme olmaz. Ayhan Bermek’in üzülmesini istemem. Bu yüzden tek aday olsun dedim. Ulusoy büyük destek alıyor. Şu anki tablonun değişmesi için deryanın değişmesi gerekir. ‘Bayram ola, hayır ola’ diyorum. Bayramın birinci veya ikinci günü açıklaması gelecektir. Bu destek karşısında sessiz kalması düşünülemez.”

Ulusoy Federasyonu hakkındaki suçlamaları içeren rapor şöyledir:

Burhan Satır
29.04.2004 Belçika Seyahati 191.21 Euro belgesiz harcama 15.09.2003 Avusturya maçı 55 Euro belgesiz harcama 15.09.2003 Avusturya maçı 502.23 Euro yanlış hesap 25.05.2004 Seyahat 689 Euro belgesiz harcama

01.12.2003 Seyahat gideri 702 Euro fazla ödeme, yanlış hesap, belgesiz harcama 22.08.2003 Almanya 167 Euro belgesiz harcama 24.06.2003 Seyahat gideri 249 Euro belgesiz harcama 20.05.2003 Seyahat gideri 86 Euro belgesiz harcama 01.12.2003 havaalanı 600 Euro mahseti anlaşılamaz, yiyecek-içecek 115 YTL belgesiz 07.06.2004 Seyahat-yiyecek-içecek

855 Euro belgesiz harcama, seyahat-yiyecek-içecek-uçak-tren-çamaşır 2.115 Euro belgesiz. (Satır hakkında İstanbul Sarıyer Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açılmış durumda.)

İsmail Dilber
27.05.2004 Seyahat 1.164 Euro belge kabul edilmeyen kağıtlar, yanlış hesap. (Dilber’e Beyoğlu 35. Noterliğinden ihtarname çekilmiş, dönüş bekleniyor. Makbuz ibrazı bekleniyor. Belgeleyemediği taktirde dava açılacak.)

Sadettin Güler
23.10.2002 Ceket alımı 660 YTL. Belgesiz

08.10.2002 Hediyelik eşya-ceket 1.377 YTL belgesiz. (Güler’den belge istenmiş gelmediği taktirde dava açılacak.)

Hüsnü Hayali
04.09.2000 Polonya maçı 100 Dolar bahşiş, 314 dolar bakiye yok. (Hayali’den belge istenmiş, gelmediği taktirde dava açılacak.)

İlhan Peksan
01.06.2004 Japonya 200 dolar belgesiz harcama (Peksan’dan belge istenmiş, gelmediği takdirde dava açılacak)

Can Çobanoğlu
20.05.2003 İtalya,Slovakya, Avusturya, İran ve Fransa gezileri 3.589 dolar kredi kartı slipi. Seyahat gideri dışındaki giderler:

04.08.2003 898 Euro kredi kartı kopyası

28.07.2003 6.128 Euro kredi kartı kopyası (Çobanoğlu’ndan harcamalarla ilgili belge bekleniyor. Gelmediği taktirde dava açılacak.)

Tamer Çelik
15.10.2003 İsviçre büro kiralama 3.451 İsviçre frangı. Görevlendirme onayı yok

11.11.2003 640 Euro harcama, 1.203 İsviçre frangı görev onayı yok. (Çelik hakkında Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açıldı)

19.06.2002 Rakkas Bar Restaurant 800 YTL yemek, 372 YTL içki

18.06.2004 Deniz Tur.Don.AŞ 2.840 YTL yemek, 1.065 YTL içki, Girne Colany Otel 5.596.406.858 TL

Grand Duma Otel Milano 2.599.466.267 TL

25.10.2002 Haluk Ulusoy, Hüsnü Hayali, Bahri Köse (Trabzon tesisleri müteahiti) 1.994.392.184 TL

Amerikalı Misafirler yemek içki bedeli 19.178.511.000 (4 günlük yemek)

Kapatılmayan Hesaplar
Hüsnü Hayali 667.205.634 TL.

Haşim Sayitoğlu 139.083.544 TL.

Orhan Saka 2.706.000.000 TL.

Mukan Perinçek 4.320.000.000 TL.

Uçak Biletleri
Burhan Cahit Eldem Trabzon uçak bileti eşi ile 248 YTL

27.07.2002 Ata Aksu eşi kızı yurtdışı uçak bileti 7.148.940.080

17.07.2002 tarihindeki 13.423.650.000 TL’lik giderlerin ne olduğu belli değil

18.06.2002 tarihinde 29.369.600.000 TL. Hakan ve Çağrı Başeskioğlu konaklama ve seyahat giderleri. Seyahat giderlerinde bu kişilerin ismi bulunmamakta.

17.07.2002 12 kişilik 34.059.200.000 TL’lik harcama

29.06.2002 33.193.750.000 TL’lik uçak bileti harcaması

19.06.2002 3.602.200.000 TL’lik uçak bileti harcaması

Liechtenstein-İrlanda maçı
Ömer Hayali’nin federasyon delege listesinde ismi bulunmamaktadır. İlgili harcama tutarı 1.413 Euro.

Mithat Halis Federasyon delege listesinde ismi bulunmamaktadır. İlgili harcama tutarı 704.859.089 TL.

Slovakya-Türkiye
Ömer Hayali delege listesinde yer almamaktadır. İlgili harcama 653.30 Euro

Trabzon Haluk Ulusoy Tesisleri
Trabzon Haluk Ulusoy Tesisleri ile ilgili raporda 1.289.108.968.384 TL’lik zarar sorumlularından yasal faizi ile istenmiştir.

Ulusoy 14 Ocak 2006’da Levent’teki Türkiye Spor Yazarları Derneği’nde (TSYD) düzenlediği basın toplantısında, adaylığıyla ilgili geçen süreçte futbol ailesinde kendisine yönelik bir birliğin sağlandığını tespit ettiğini kaydederek, “Futbolun içinden gelen bir başbakanımız ile spora gereken önemi veren hükümetimizin varlığı, kararımı vermem için yeterli olmuştur. Sizlerin huzurunda ve 70 milyonun önünde 19-20 Ocak’ta yapılacak olağanüstü genel kurulda Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı’na aday olduğumu açıklıyorum” der.

Ulusoy şunları söyler:

“Başbakanımızın önderliğinde ülkemizin son dönemde özgürlükler, demokrasi, ekonomi, turizm ve Avrupa Birliği gibi alanlarda yakaladığı başarıya, futbolu da dahil etmek federasyonumuzun ana hedefi olacaktır.

Medyada yer alan adaylıktan çekilmeme ilişkin baskı yapıldığı iddiaları tamamen gerçek dışıdır. Aynı zamanda başta Sayın Başbakanımız olmak üzere, hükümet üyelerine karşı yapılmış saygısızlık olup, süreç demokratik ortamda gelişmektedir.

2004’deki genel kuruldan bu yana geçen süre görev yaptığım 7,5 yılın değerlendirilmesi ve muhasebesinin yapılması açısından iyi bir fırsat oldu. Futbol dünyasına dışarıdan bakma imkanı buldum. Bir inziva dönemiydi. 7,5 yılın artısını ve eksisini değerlendirdiğimde başarılarımı ve artılarımı Türk Milleti’nin takdirine bırakıyorum. Noksanlarımı ve kusurlarımı tek tek gözden geçirdim. Bunlardan gerekli dersleri çıkardım, değiştim… Futbolu geliştirip, bugün bulduğum yerden değil dün bıraktığım yerden daha ileriye götürmeye geliyorum. Bunu yeni bir ruh ve yeni bir vizyon ile yeni bir kadro ile gerçekleştireceğiz. Başarının şartı uzlaşma, uzlaşmanın şartı ise konuşabilmek, fikirlere hürmet ederek görüşlerimizi paylaşabilmektir. Kurtarıcı adamlar, mucize fikirler yerine ortak aklı, ilmi ve tecrübeyi hakim kılmaktır. İşte başarının altın anahtarı budur.“

14 Ocak 2006’da Başbakanlık Sözcüsü Akif Beki, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın özerk kuruluşların iç işleyişlerine müdahale etmeme prensibine bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bağlı kalmayı sürdüreceğini bildirir.

Beki, yaptığı yazılı açıklamada, Futbol Federasyonu kongresiyle ilgili son gelişmeler üzerine Başbakan Erdoğan’ın değerlendirmelerini kamuoyu ve futbol camiasıyla paylaşma gereği duyduklarını belirtir.

Futbol Federasyonu’nun özerk bir kuruluş olduğunu vurgulayan Beki, Başbakan Erdoğan’ın özerk kuruluşların iç işleyişlerine müdahale etmeme prensibine bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bağlı kalmayı sürdüreceğini ifade eder. Beki, “Başbakan, bu kuruluşların siyasetin dışında tutulması için gerekli özeni bugüne kadar göstermiştir ve göstermektedir.

Bazı adayların Sayın Başbakan ya da hükümetin desteğine sahiplermiş gibi bir izlenim vermeleri her şeyden önce Türk futboluna ve kurumsal olarak Futbol Federasyonumuza zarar verecektir.

Sayın Başbakan, bu tür çabaları yadırgamakta ve adayları gerek kendi tarafsızlığına, gerekse federasyonun özerk yapısına gölge düşürücü söz ve davranışlardan uzak durmaya çağırmaktadır.

Türk kamuoyu ve futbol camiası bilmelidir ki Sayın Başbakan bu tartışmaların dışındadır” der.

Bu arada Futbol Federasyonu’nun usulsüz harcamaları arasında gösterilen 660 milyon liralık ceket alımı araştırmasında çok ilginç bir sonuca varılır. Başbakanlık Teftiş Kurulu raporlarına da konu olan ceketlerin, dünyaca ünlü İtalyan hakem Pierluigi Collina ve yardımcılarına verildiği saptanır.

2002 Dünya Kupası finalleri öncesi 14 Kasım 2001’de Ali Sami Yen Stadı’nda Avusturya ile oynadığımız ve 5-0 kazandığımız baraj maçı öncesi satın alınan ceketlerin, mihmandar Sadettin Güler tarafından Collina ve arkadaşlarına verildiği belgelenir.

Dönemin Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ve Merkez Hakem Kurulu Başkanı Bülent Yavuz’un inisiyatifi ve direktifi doğrultusunda gerçekleşen hediye ceket alımının, Zeytinburnu’nda bulunan bir imalathaneden yapıldığı kayıtlara geçer. FIFA kokartlı eski hakemlerden olan ve uluslararası müsabaka için Türkiye’ye gelen tüm hakemlerin mihmandarlığını yapan ve camiada saygın bir yeri olan Sadettin Güler, Futbol Federasyonu’nun açtığı soruşturma doğrultusunda olayı ayrıntılı bir şekilde anlatır.

Güler, piyasa değeri yaklaşık 300’er dolar olan deri ceketlerin her birinin, sıkı bir pazarlık sonucu 100’er dolara alındığını Futbol Federasyonu’na bildirir. 20 gün önce İstanbul’da Futbol Federasyonu Hukuk Kurulu üyelerine ifade veren Güler, “alışverişin bir imalathaneden yapılması” nedeni ile fatura alımının gerçekleşmediğini söyler. Dolar kurunun 2002 Kasım’ında 1 milyon 650 bin lira olduğunu belirten Güler, 4 ceket için toplam 660 milyon lira ödediğini bildirir.

Dünyada tüm ev sahibi ülke federasyonları tarafından misafirperverlik gereği yapılan hediye alımı nedeni ile başı ağrıyan Güler, federasyona verdiği ifadesinde, “Collina’yı iyi tanırım. Dostumdur. Bunda abartılacak bir durum yok. Ülkemin konukseverliği doğrultusunda ufak bir hediye aldık. Gerekirse bu hediyelerin parasını fazlasıyla cebimden ödemeye hazırım. Yeter ki, ülkemize ve futbolumuza bir zarar gelmesin” der.

Halen İstanbul İl Hakem Kurulu Başkanlığı yapan Güler ayrıca, “Müsterihim. Tek üzüntüm, Collina’nın adının deşifre edilmesi nedeni ile ülkemizin ve futbolumuzun zarar görecek olmasıdır” der. Futbol Federasyonu da bu ifade karşısında Sadettin Güler hakkında dava açılmasını kararlaştırır.

İddialar üzerine Collina “Hayatımda hiç maç öncesi veya sonrası armağan almadım. Prensiplerime aykırıdır ve bu itham ‘Grande Bugie’ (koca bir yalandır)” der.

M. Ali Şahin 16 Ocak 2006’da NTV’ye yaptığı açıklamada, Haluk Ulusoy ile herhangi bir şahsi problemi olmadığını belirterek, “Tüm adaylar benim için saygıdeğerdir, ancak sayın Ulusoy’un 7.5 yıllık başkanlığı döneminin son 3 yılıyla ilgili Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun 400 küsur sayfalık bir teftiş raporu var” diye konuşur.

Müfettişlerin, raporun son bölümünde, “Ulusoy’un görevde kalmasında sakınca vardır” şeklinde bir değerlendirme yapmayı düşündüklerini, ancak kendisinin o tarihte görevde olmaması nedeniyle bu şekilde bir değerlendirme yapamadıklarını ifade eden Bakan Şahin, siyasetçiler olarak özerk alana müdahale etmemeye özen gösterdiklerini kaydeder.

Şahin, şunları söyler:

“Sayın Ulusoy, federasyon başkanı seçildiği taktirde, müfettişler görüşlerini bana tekrar bildirecekler. Ben de genel kurulun hemen arkasından Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nu toplantıya çağıracağım. Kendisinin aklanması gerektiğini düşünüyorum. Aklanmadan aday olmamalıdır.

Ulusoy, hükümetin başarılı olduğunu söylüyor ve bu başarıya katkı sağlayacağı yönünde açıklamalarda bulunuyor. Bu açıklamalar, sayın Başbakanımızı son derece üzmektedir. Nitekim basın müşavirliğimiz tarafından 2 kez açıklama yapılmak zorunda kalınmıştır.

Devletin bir adamı olarak devletin müfettişlerinin raporlarının gereğini yapmak durumundayım. Türkiye’de kimsenin futbolu kaosa sürüklemeye hakkı yoktur.”

Aynı tarihte “Haluk Ulusoy’un destekçisi, siyasi iradeyle bağlantı noktası” olarak anılan Melih Gökçek şunları söylüyordur:

“Evet, Ulusoy’u destekliyorum. Futbola başkan olmasını da istiyorum ama hiçbir şekilde siyasi bağlantı sağlamam, bu işe siyaseti sokmam mümkün değil. Bu nedenle sayın Başbakan’a gitmem, bu işlere girip kendisiyle ters düşmem de mümkün değil. Birileri anlamadığım biçimde Başbakan’ın adını kullanıyor. Zaten sayın Erdoğan da bunun rahatsızlığını hissedip -ben bu işlere girmiyorum- diye açıklama yaptı. Ancak, sayın Erdoğan bu işe girerse, bana da bu konuda bir talimat verirse, hoşuma gitse de gitmese de siyasi terbiye gereği, buna uyar gereğini yaparım. Benim terbiyeme göre, -Başbakanımın emri olur- der hemen uygularım.

Siyasi kişiliğimi, belediye başkanı elbisemi dolaba asıp, spor işleriyle uğraşıyorum. Çünkü benim hoşuma gidiyor spor.. Siyasilerin sporla uğraşmasını ancak spor adamı kimlikleriyle kabul ederim.. Tıpkı benim yaptığım gibi.. Yaşamı spor içinde geçen bir kişi olarak, sayın Haluk Ulusoy’a da söylediğim gibi tüm kulüplerin temsil edildiği bir yapı oluşmalı.. Her kulübün bir temsilcisi olmalı, futbolun kurullarında. Herkese yetecek kadar kurul var, yoksa da oluşturulmalı. Herkesin söz hakkı, bunun yanı sıra da sorumluluğu olmalı futbolun yönetiminde. Futbolun kurtuluşu, gelişmesi, büyümesinin formülü burada”.

TFF seçiminin hemen öncesinde, 18 Ocak 2006’da, İsviçre’de yaşayan avukat Mustafa Bakraç, FIFA Başkanı Joseph Blatter’e gönderdiği şikayet dilekçesinde, Türkiye’de futbolda en zor seçimin olacağını ve bunun sebebinin de seçimlere siyasetin karışmasından kaynaklandığını ifade ederek, federasyon delegelerine baskı yapıldığını, bunun da hukuk devletine karşı, demokrasi ve FIFA kurallarına aykırı bir seçim olacağı görüşlerine yer verir.

Ulusoy, Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in kendisine açıkça tavır alması nedeniyle yaşanan son gelişmeler için ilginç bir yorum yaparak içinde bulunduğu durum ile Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın’ın yaşadığı olaylar arasında paralellik kurar: “Beni de Rektör Yücel Aşkın gibi linç etmek istiyorlar”.

Seçim çalışmaları için Ankara Sheraton Oteli’nde karargah kuran Ulusoy, oy kullanacak delegelerle bire bir görüşmeler yaparak, kendi tarafına çekmeye çalışmaktadır. Planlarını ve projelerini anlatan Haluk Ulusoy, “Kimseyle kavga etmek istemiyorum. Spor adamına kavga yakışmaz. Son günlerde yaşananlara inanın çok üzülüyorum. Bana yapılanları içime sindiremiyorum. Bazıları beni Rektör Yücel Aşkın gibi linç etmek istiyor, devr-i sabık yaratmaya çalışıyorlar. Olayın acı tarafı bana bu haksızlığı yapanların hepsinin de arkadaşım olmaları” diye dert yanar.

Ulusoy, başkan seçildiği taktirde yapmayı planladıklarının yer aldığı bir kitapçık hazırları. Kitapçıkta yer alan önemli maddeler şöyledir:

  • Süper Lig Birliği kurularak, 2008-2009 sezonunda yayınlar, marka ve gelir paylaşımını bu birliğe devredilecek.
  • Süper Ligin yanı sıra 2 ve 3. ligler için de birlik kurulacak.
  • Hakem notları açıklanmayacak. 3’er aylık değerlendirmeler yapılacak.
  • Yabancı futbolcu sayısı ve kriterlerinde değişiklik yapılacak.
  • Pazarlama için yeni departman kurulacak. Gelir artırıcı çalışmalar, kulüpler ve sponsorlar ile birlikte yapılacak.
  • Almanya’da amatör küme takımları finanse edilip, buralardan yetişecek Türk çocukları futbolumuza kazandırılacak.
  • Futboldan emekli olmuş bakıma muhtaç, hakem, teknik direktör, antrenör ve futbolcuların barınmaları için huzurevleri açılacak.

19 Ocak 2006’da Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu’ndaki başkanlık yarışını Haluk Ulusoy kazanır. Genel kurulda başkanlık için yarışan iki adaydan Haluk Ulusoy, 211 geçerli oydan 109’unu, Ayhan Bermek ise 102’sini alırken, seçim sonucu taban birliklerinin oy kullandığı 6. sandığın açılmasından sonra Ulusoy lehine döner.

Aralarında Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor’un bulunduğu Birinci Süper Lig kulüplerinin oy kullandığı 1. sandıkta 48 delege oy kullanırken, Ayhan Bermek’e 28, Haluk Ulusoy’a 20 oy çıkar. Diğer süper lig kulüplerinin yer aldığı ve 40 delegenin oy kullandığı 2. sandıkta da Bermek 23, Ulusoy 16 oy alır. Eski federasyon başkanlarının oy kullandığı 3. sandıktaki 36 oydan, 13’ünü Bermek, 22’sini Ulusoy kazanır. İkinci ve Üçüncü Lig kulüp delegelerinin oy kullandığı 4. sandıkta Bermek’e 17, Ulusoy’a 11 oy çıkar. Yine İkinci ve Üçüncü Lig delegelerinin yer aldığı 5. sandıkta bu kez Ulusoy 19-14 üstünlük sağlar. Son sandık açılmadan önce Ayhan Bermek, sayılan oylardan 95’ini alırken, Ulusoy’a 88 oy çıkmıştır. Fakat taban birliklerinin belirlediği 28 delegenin oy kullandığı 6. ve son sandıkta Haluk Ulusoy, Ayhan Bermek’e 21-7 gibi büyük bir fark atınca, seçimden 109-102’lik üstünlükle federasyon başkanı olarak çıkmayı başarır.

Ulusoy seçim sonuçlarının ardından şunları söyler:

“Bana güvenen Türk halkına teşekkür ediyorum; beni tekrar başkan olarak görmek istediler. Ayrıca basın ve medya kuruluşlarına da teşekkür ediyorum. Medyamız bu süreçte çok duyarlı davrandı. Mükemmel bir gazetecilik örneği gösterdi. Genel kurul üyeleri bana teveüccüh göterdiler ve bir dönem daha futbol federasyonu başkanı olarak görmek isteyerek, oylarını bu yönde kullandılar. Hepsine çok teşekkür ediyorum. Adaylık sürecinde benden desteklerini esirgemeyen annem, babam ve aileme de ayrıca teşekkür etmek istiyorum.

Ülke futbolunu bıraktığım yerden daha ileriye götürmek için, malzemecisinden yöneticine kadar tekrar zincirin halkalarını oluşturacağız. Türk bayrağını en yüksek yerlere yine taşıyacağız.

M. Ali Şahin’in açıklamaları bakanın görüşleridir. Biz saygıda kusur etmeyiz, sayın bakanımıza ziyarete gideriz. Türk futbolunu kalkındırmak için sayın Bakana da Başbakana da ihtiyacımız var. Bunu tek başımıza yepmamız mümkün değil. Bunu elbirliği ile yapacağız.”

Olağanüstü genel kurulda oylama öncesi faaliyetler ve yapılan konuşmalar şöyledir:

Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu’nun başlamasına dakikalar kala Sheraton Oteli’nin lobisinde bir araya gelen başkan adayları Ayhan Bermek ve Haluk Ulusoy, dostluk mesajları verdi.

Kulüpler Birliği ve Galatasaray Kulübü Başkanı Özhan Canaydın ile birlikte otelin lobisinde kahve içerek sohbet eden Bermek ve Ulusoy, 2 eski dost olduklarını vurgulayarak, seçim sonunda kazananın Türk futbolu olması temennisinde bulundular.

Haluk Ulusoy’un Türk futbolu için önemli çalışmalar yapmış, büyük başarılara imza atmış bir federasyon başkanı olduğunu ifade eden Bermek, “Bu kez 2 hemşehri rakip olduk. Türk futboluna biraz da ben hizmet etmek istedim. Bu nedenle aday oldum. Seçimi kazanırsam Ulusoy’un başlattığı çalışmaları sürdürmek ve onun tecrübelerinden istifade etmek istiyorum” dedi.

Haluk Ulusoy ise genel kurulun ülke futboluna hayırlı uğurlu olmasını dilediğini belirterek, şöyle konuştu: “Biz iki eski dostuz. Bu ülke futboluna hizmet etmek için karşı karşıya değil yan yanayız. Seçim sonunda kaybeden olmayacak. Ben Türk futboluna 7.5 yıl hizmet ettim. Kazandığım başarılar ortada. Genel Kurul bir dönem daha görev verirse en iyi şekilde hizmet ederek eski başarılarımızın üzerine çıkacağımıza inanıyorum. Eksik kalan bazı projelerimizi de tamamlamak istiyorum.”

Özhan Canaydın ise iki başkan adayının centilmence yarış içinde seçime girmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirirken, “Dün akşamki Kulüpler Birliği toplantısı beraberlik doğurdu. Hangi aday kazanırsa, Türk futbolu kazanacak. Bundan eminim. Her şey çok güzel olacak” diye konuştu.

Genel Kurul’da divan başkanlığı yapmak istemediğini dün açıklayan Gaziantepspor Kulübü Başkanı Celal Doğan, bugün de bu kararında ısrar edince, genel kurul daha önce açıklandığı gibi saat 11.00’de başlayamadı. Daha sonra Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin tarafından ikna edilen Celal Doğan, Divan Kurulu Başkanlığı yapmayı kabul etti.

Divan Kurulu’nda ayrıca Fatih Atay, Seyfi Güner ve Feridun Tankut yer aldı. Genel Kurul 223 delegeden 211’inin hazırun defterini imzalaması ve Celal Doğan’ın açılış konuşmasının ardından yapılan saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Otelin teknik işlerden sorumlu müdürünün akredite kartı bulunmadığı gerekçesiyle genel kurul salonuna alınmaması nedeniyle İstiklal Marşı, banttan değil hep birlikte müziksiz okundu. Teknik aksaklıklar genel kurul salonunda görev yapan kameramanların da sıkıntı yaşamasına neden oldu.

Daha önce Genel Kurul’a katılıp katılmayacağı tartışma konusu olan Fenerbahçe Kulübü delegeleri de, kulüp başkanı Aziz Yıldırım liderliğinde genel kurul salonuna geldiler. Ayrıca Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin ile Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay da genel kurul salonunda yer aldılar.

Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu’nda bir konuşma yapan başkan Levent Bıçakcı, Türk futbolunun çıtasını yükseltme çalışmalarının bazı kesimleri rahatsız ettiğini söyledi.

Türk futbolunun gelişmesi için yaptıkları çalışmaların bazı kesimlerin hoşuna gitmediği belirten Bıçakcı, “18 aylık görev süremizde Türk futbolu için çağın gereklerini yerine getirmeye çalıştık. Türk futbolunun çıtasını yükseltme çalışmalarımız bazı kesimlerin hoşuna gitmedi. Bazı kesimler de engellemeye çalıştı” dedi.

Bıçakcı, buna rağmen tüm zorlukları göğüslediklerini ifade ederek, ”Biz çalışmalarımızı bu doğrultuda sürdürdük. Son günlerde gelen seçimi erteletme taleplerini de hep geri çevirdim” diye konuştu.

Göreve seçileceklerin kendilerini aşması gerektiğini ifade eden Bıçakcı, “Çıtayı yükselttik. Göreve gelecek olanlar bunu aşmak zorundadır. Görev süremiz boyunca federasyonun kurumsallaşması için çalıştık. Çünkü kurumsallaşmayı gerçekleştirirsek, federasyonun kişilere ihtiyacı olmaz” dedi.

Bıçakcı, Türk futbolunun en çok huzura ve güvene ihtiyacı olduğu bir dönemi yaşadığını dile getirerek, şunları söyledi: “İnsanların şahsi ikballerini değil, Türk futbolunu düşünmelerini istiyorum. Çünkü Türk futbolunun huzura, güvene birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacı olduğu bir dönemdeyiz.”

Bu arada, Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu Divan Başkanlığı’na seçilen Celal Doğan, UEFA adına Şenes Erzik’in kongreyi takip edeceğini söyledi.

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, UEFA kriterlerinin uygulanması konusunda sorumluluğun yalnızca kulüplere değil, bakanlık ve hükümete de ait olduğunu söyledi.

Genel Kurulu’nda konuşan Şahin, Türkiye’de 52 tane federasyon bulunduğunu, Futbol Federasyonu’nun en çok sevilen ve halkın en çok gündeminde olan branşın federasyonu olduğunu belirtti.

Futbolun arkasında ciddi bir halk desteğinin varlığına dikkat çeken Şahin, “Futbol büyük ekonomik imkanları kullanmaktadır. Bu kaynak yaklaşık 300 milyon dolar civarındadır. Diğer federasyonlarımızın kaynağı ise 45 milyon dolar civarındadır. Ancak kulüplerimizin sorumluluğu önümüzdeki seneden itibaren daha da artacaktır. UEFA kriterlerinin uygulanması yönünde hızla ilerliyoruz. Önümüzdeki yıldan itibaren bu kriterleri ülkemize taşımak federasyonların önemli görevlerinden biri olacaktır. UEFA kriterleri içinde de en önemlisi mali kriterdir. Kulüplerin gelir ve giderlerinin denk olması gerekiyor. Acaba şu anda kaç kulüp bu kriterlere uygun hale geldi? Bu eksiklikleri giderme sorumluluğu sadece kulüplere değil, bakanlığa ve hükümete de aittir” diye konuştu.

Bakan Şahin, futbol sektöründe hızla artan gelirin başka kurumların da iştahını kabarttığını söyledi. Önceki yıllarda kulüplerin tek gelir kaynağının maç hasılatları olduğunu hatırlatan Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sonra naklen yayın gelirleri devreye girdi. Ama İddaa oyununu başlatmak suretiyle 131 milyon YTL kaynak elde edildi. Böyle süratle artan gelir başka kurumların da iştahını kabartıyor. Eğer kulüpler İddaa oyunundan birlikte yararlanmak istemezlerse çok büyük bir geliri kaybederler. O nedenle beni bu konuda yalnız bırakmayın. İkinci ve Üçüncü liglerin de bu kaynaktan yararlanacağı bir sistem geliştirilmeli. Sadece birkaç kulübün değerlendirildiği formül yanlış olur. Mesela isimlendirme çalışmalarını diğer liglere de yaymalıyız. Sponsorluğun kapsam alanını genişletmekle iyi yaptığımızı düşünüyorum. UEFA kriterleri için bunları mutlaka yapmak zorundayız. Eğer bir kulüp bu kriterler yüzünden Avrupa kupalarına katılamazsa bunun sorumluluğu öncelikle benim bakanlığıma sonra da hükümete aittir. Türk futbolunun gelişmesi için verdiğimiz desteği geçmişte olduğu gibi gelecekte de sürdüreceğiz.”

Şeffaflık konusunda takipçi olacaklarını vurgulayan Şahin, “Hesap ve kitapları daha düzgün tutalım. Kulüplerimizden istediğimiz daha şeffaf ve daha hesapverirlik içinde olmalarıdır” dedi.

Olağanüstü genel kurulda yapılan kura çekimi sonrasında ilk konuşma hakkını elde eden başkan adaylarından Ayhan Bermek, konuşmasına bir saptama yaparak başladı ve Türk futbolunun bir kaos içinde olmadığını belirtti. Türk futbolunda istenmeyen durumlar yaşandığını ve mevcut yönetimin sorumluluk duygusu sonucu seçim kararı alındığını ifade eden Bermek, bundan daha medeni, daha demokratik bir süreç düşünülemeyeceğini dile getirerek, şunları söyledi: “Birikim ve deneyimlerimi Türk futbolunun hizmetine sunmak için aday oldum. Şahsımın değil, fikirlerimin futbola hakim olması için başkan olmak istiyorum. Beni destekleyenler, Türk futbolunda özlem duyulan ilkelerin peşinde gidenlerdir. Bu bir bayrak yarışıdır. Bu uzun soluklu yarışta sizlerden aldığımız destekle ipi göğüsleyeceğimize inanıyoruz. Bu sonucu, Türk futboluna ve Türkiye’ye hizmet için bütün kalbimizle istiyoruz. Türk futbolunu en iyi şekilde temsil edeceğiz. Türk futbolunu dünya üzerinde zevkle seyredilen bir ekol haline getireceğiz.”

Bermek, amaçlarının, Türk futbolunu ülke ekonomisine ve Türkiye markasına değer katan bir yapı haline getirmek olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti: “Amacımız Türk futbolunu hak ettiği yere taşımak. Futbol Federasyonu, isimlerle değil kurumsal yapısıyla gündeme gelecek. Keyfi uygulamalar, yap boz kararlar değil, kurallar ve standartlar futbola yön verecek. Şeffaf ve disiplinli bir yönetim anlayışını, hukukun üstün olduğu bir Türk futbolunu hakim kılacağız.

İlk iş olarak özellikle İkinci ve Üçüncü Lig takımlarını sıkıntıya sokan tescil ücretini kaldıracağız. Adam ve kulüp kayırma, tahkimden dönen kararlar, hakem şaibeleri, kaynakların adaletsiz dağılımı ve formasını üstünden çıkarmayan yöneticiler olmayacak” dedi.

Başkan adaylarından Haluk Ulusoy da “Temmuz 2004’de yine bu otelde yaptığımız konuşmada (veda etmiyorum ara veriyorum) demiştim. Şimdi ara bitti karşınızdayım” dedi.

Ulusoy, 30 yıldır futbol camiası içinde kulüp başkanlığı da dahil olmak üzere çeşitli görevlerde bulunduğunu ifade ederek, şöyle konuştu: “30 yıldır sizlerin arasında olmaktan gurur duyuyorum. Bundan sonra da beraber yürüyeceğiz. 7.5 yıl federasyon başkanlığı yapmış olmam, bana bugün yeniden aday olma sorumluluğunu yükledi. Bu noktaya gelene kadar bana destek veren kulüplerin sözlerine güvendim ve aday oldum. Beni bugüne kadar mahcup etmeyen bu arkadaşlarımın şimdi de mahcup etmeyeceklerine eminim.”

Haluk Ulusoy, federasyon başkanlığı yaptığı dönemde gerek yönetimini gerekse futbol camiasını mahcup edecek hiçbir davranışının bulunmadığını vurgulayarak, “Bugüne kadar 1 kuruş haram para kursağımızdan geçmedi. Bu konuda gerek federasyon yönetimini gerekse futbol camiasını mahcup etmedim. Bundan sonra da mahcup edecek hiçbir şey yapmayacağım. Federasyon başkanı seçildiğim takdirde bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra kursağımızdan tek kuruş haram para geçmeyecektir. Size bu konuda namus sözü veriyorum. Benim Allah’tan ve sizden başka güveneceğim kimse olmadı. Yine sizlere ve Allah’ıma güveniyorum” diye konuştu.

Ulusoy, seçilmeleri halinde yönetimle kurullar ve kurumlar arasında iyi bir koordinasyon sağlayacak çalışmayı başlatacaklarını, engelli vatandaşların spor yoluyla topluma entegrasyonunun sağlanması için de her türlü çalışmayı yapacaklarını söyledi.

Amaçlarının ve hedeflerinin ortak olduğunu bildiren Ulusoy, konuşmasını şöyle tamamladı: “Şimdilik hiçbir projeden bahsetmek istemiyorum. Çünkü biz projelerimizi kulüp başkanları ve yöneticileri, futbolcular, futbolla ilgili olan tüm kurul ve kuruluşlarının yetkilileri ve temsilcileri ve spor yazarlarıyla bir otele kapanıp 3 gün boyunca yapacağımız çalışma sonrasında birlikte oluşturacağız. En geç 1 ay içinde de hayata geçireceğiz. Şimdiki düşüncelerim ve projelerim bunlardır. Bunun için hepinizden destek ve oy istiyorum.”

Ulusoy’un Kurulları Şöyledir:

Ulusoy’un tahkim kurulu asil üyeleri, Askeri Yargıtay Onursal Üyesi Tanju Güvendiren, Av. Türker Aslan, Noter Erkan Vardar, Prof. Dr. Aziz Can Tuncay, Doç. Dr. Ümit Kocasakal’dan oluşurken, yedek üyelerin isimleri şöyle: Av. Yılmaz Savaşer, Av. Faruk Kazancı, Av. Ömer Faruk Engin, Doç. Dr. Erdoğan Bülbül, Doç. Dr. Erkan Küçükgüngör.

Ulusoy’un denetleme kurulu asil ve yedek üyeleri ise şu isimlerden oluşuyor:

Asil üyeler: Engin Berker, Sezai Onaral, Vehbi Karabıyık, Cemil Başoğlu, Biltekin Özdemir.

Yedek üyeler: Ahmet Mithat Kantarcı, Suphi Ilgar, Abdülkadir Kuşin, Özkan Saraç, Burhan Gezgin.

Ayhan Bermek’in Listesi:

Yönetim Kurulu Asil Üyeleri: Hasan Doğan, Kemal Yardımcı, Mahmut Özgener, Erol Bedir, Davut Dişli, Mehmet Baykan, Ahmet Göksu, Ömer Gürsoy, Asım Atmaz, Fahrettin Çuroğlu, Mahmut Kemal Eraslan, İlhan Kavur, Hüseyin Şahin, Göksel Gümüşdağ.

Yönetim Kurulu Yedek Üyeler: Ahmet Çelebi, Kadir Gözükara, Nöyfel Bozdoğan, Arif Koşar, Faruk Bayraktar, Fahrettin Eserdi, Celal Kolatoğlu, Suphi Acar Yalçınkaya, Kadir Tıngıroğlu, Muhsin Korulay, Musa Soykara, Burak Karabacak, Bülent Ünlüsarvan.

Tahkim Kurulu Asil Üyeler: Doç.Dr. Halil Akkanat, Doç. Dr. Ömer Ekmekçi, Av. İbrahim Kadirbeyoğlu, Av. Cihan Türsen, Av. Osman Karakuş’tan oluşurken,

Tahkim Kurulu Yedek Üyeler: Av. Deniz Tolga Aytöre, Av. Zeki Diren, Yard. Doç.Dr. Ali Kemal Yıldız, Yard Doç.Dr. Melikşah Yasin, Beyoğlu Başsavcıvekili Atıf Perçin.

Haluk Ulusoy’un yeniden Futbol Federasyonu Başkanı seçilmesinin hemen ardından Bakan Mehmet Ali Şahin’den ültimatom gelir.

Spordan sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin, TFF Yasası’nın 31. maddesinin kendisine verdiği yetkiye dayanarak Başbakanlık Teftiş Kurulu’ndan federasyon başkanlığına seçilen Haluk Ulusoy hakkında mütalaa isteyeceğini, mütalaa geldikten sonra da gereğini yapacağını kaydeder. Ulusoy’u görevden alma yetkisi bulunmadığını belirten Şahin, TFF Genel Kurulu’nu olağanüstü kongreye davet edeceğini söyler.

Meclis Genel Kurulu’nda gündem dışı söz alan CHP İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek, hükümeti TFF seçimlerine müdahele etmekle suçlayarak, bu sürecin “futbola hizmet etme süreci değil, futbola hükmetme süreci” olduğunu kaydeder. Şimşek, Bakan Mehmet Ali Şahin’i de istifaya çağırır.

Şimşek’in konuşmasına yanıt vermek için kürsüye gelen Bakan Şahin ise istifa etmeyeceğini belirterek şöyle der:

“İşte elimde 30’a yakın dava açılmış. Sayın Ulusoy başkanlığa geldiğinde hem davalı hem davacı. Cumhuriyet savcılıkları, TFF’yi uygulamalarıyla zarara uğrattığı, haksız birtakım parasal ilişkilerle sorumlu tuttuğu bir kişinin aklanmadan aday olmamasını istedim. Bu hususun eleştirilecek değil, takdir edilecek bir davranış olduğu kanaatindeyim. Ben elimde bulunan imkanları kendi şirketlerime akdarmadım ki, istifa edeyim, ben elimde bulunan imkanları kurumdaki üyelere aktarmadım ki istifa edeyim. Ben yönetim kurulu üyelerinin aldığı avansları kapattırmama gibi bir hata yapmadım ki istifa edeyim. Bunu yapanların istifa etmesi gerekir.

Ulusoy’un aday olmaması gerektiğini söylerken temiz toplum, temiz spor adına bir davranışta bulundum ve bundan da asla pişman değilim. TFF Yasası’nın 31. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak Başbakanlık Teftiş Kurulu’ndan, Ulusoy görevde kalmış olsaydı rapor verildiğinde müfettişler ne mütalaa vereceklerse şimdi o mütalaayı isteyeceğim. O mütalaa geldikten sonra da gereğini yapacağım. Görevden alma yetkim yok. Genel kurulu olağanüstü kongreye davet edeceğim”.

Yapılacak Olağanüstü Genel Kurul’da Haluk Ulusoy’un yeniden aday olması halinde ne yapacaklarının sorulması üzerine de Bakan Şahin, “Sayın Ulusoy, yeniden aday olamaz. Aday olması halinde üçüncü kez seçilmiş olur” der.

ANAP Grup Başkanvekili Süleyman Sarıbaş, ise özerk, bağımsız kurullara hükümetin karışmaması gerektiğini ifade ederken, “Sayın bakanın birlikte çalıştığı bir sürü bürokrat hakkında da bir sürü müfettiş raporu var. Siz dokunulmazlığın ardına sığınacaksınız sonra ‘müfettiş raporu var ben milletin hakkını koruyacağım’ diyeceksiniz. Peki başka milletin hakkına tecavüz edenlerin hakkını niye koruyorsunuz. Adam bileğinin hakkıyla, eze eze, size rağmen geldi. Kutluyorum” diye konuşur.

20 Ocak 2006’da Hürriyet Gazetesi’ndeki bir haber şöyledir:

Hoşgeldin kaos

Kongre beklenenin aksine kavgasız geçti. Ama sonrasında kriz çıktı. Bakan Mehmet Ali Şahin, “Müfettişler, Ulusoy’un görevde kalmasında sakınca görürse genel kurulu toplarım” diye konuştu.

Futbol Federasyonu’nun 37. başkanı Haluk Ulusoy oldu. Olağanüstü genel kurulda başkanlık için yarışan iki adaydan Ulusoy, 211 geçerli oydan 109’unu, Ayhan Bermek ise 102’sini aldı. Ankara Sheraton Oteli’nde yapılan kongre, beklenenin aksine sakin bir havada geçti. Bunda Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in kongre salonunda yaptığı ılımlı konuşma önemli rol oynadı. Bakan Şahin, konuşmasında sadece Türk sporunun sorunlarına değinerek, “Kulüplerden şöyle bir istirhamım var. Daha şeffaf olalım. Hesaplarınızı daha dikkatli tutun” dedi.

Daha sonra başkan adayları Ayhan Bermek ve Haluk Ulusoy kürsüye çıktı. Bermek, Ulusoy’un geçmişteki icraatlerine gönderme yaparak, ” Keyfi uygulamalar, yap boz kararlar değil, kurallar ve standartlar futbola yön verecek” diye konuştu. Haluk Ulusoy ise seçim konuşması yaparken Bakan Şahin’e mesaj gönderdi. Ulusoy, “Görev yaptığım dönemde boğazımdan haram kuruş geçmedi” ifadesini kullandı.

Kongrede daha sonra oylamaya geçildi. Yapılan oylama sonucunda Haluk Ulusoy, 211 geçerli oydan 109’unu alırken, Ayhan Bermek’e 102 oy çıktı. 1997-2004 yılları arasında da başkanlık yapan Ulusoy, böylelikle 18 ay aradan sonra yeniden göreve gelmiş oldu.

FEDERASYON SEÇİMİNİN PERDE ARKASI

Haluk Ulusoy nasıl kazandı?

1-) Ekibinde liderler vardı. En başta da Melih Gökçek, Nuri Albayrak ve Yıldırım Demirören, Ulusoy’un seçilmesi için inanılmaz bir mücadele verdiler.
2-) Devlet Bakanı Şahin’in Ulusoy aleyhindeki demeçleri, özerk futbolu savunan delegelerden tepki gördü. Böyle düşünenler Ulusoy’a oy verdi.
3-) Seçim çalışmalarında adam adama markaj uyguladı. Kongreden bir gün önce, güvendiği adamları delegelerle bire bir görüştürdü.
4-) Antrenörler, eski futbolcular ve hakemlerden oluşan taban birlikleriyle bağlarını hiç koparmadı. Onlarla kurduğu dostluğun karşılığını aldı.
5-) Hakkındaki olumsuz imajı silmek için, sürekli “Değiştim. Hatalarımdan ders aldım” mesajı verdi. Listesini yeni isimlerden oluşturdu.
6-) Mazlum ve mağdur pozisyonuna düşmenin karşılığını gördü. İktidarın Ayhan Bermek’i desteklediği imajı kendisinin işine yaradı.

AYHAN BERMEK nasıl KAYBETTİ?

1-) Listesini oluştururken tutarlı olamadı. “Yönetim kuruluma aldım” dediği MHK Başkanı Ufuk Özerten’i, baskılar üzerine son anda listeden çıkardı.
2-) Siyasilerden kopamadı. Listesini, Başbakan Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen işadamları Hasan Doğan ve Cihan Kamer ile birlikte yaptı.
3-) Büyük bir taktik hatası yaparak, kulüplerin delegelerine listesinde yer vermedi. Oy potansiyeli olan kişileri listesine almadı.
4-) Eskinin devamı olduğu imajını çizdi. Kamuoyunda çok eleştirilen Levent Bıçakcı federasyonundan 7 kişiyi listesine aldı.
5-) Etkileyici bir proje sunamadı. Delegeleri ve futbolseverleri tatmin edecek herhangi bir program ortaya koyamadı.
6-) Son yıllarda camiadan çok kopuk kaldı. Haluk Ulusoy camiadan bir an olsun kopmadı. Ama Bermek, özellikle son 5 yılda futbol dünyasından uzaktı.

Federasyonun yeni kurulları

Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu’nda, başkanlık seçiminin ardından yönetim, tahkim ve denetleme kurulu üyelikleri için ayrı bir seçim yapıldı. Haluk Ulusoy, bu seçimde Ayhan Bermek’e büyük fark attı. Ulusoy’un yönetim kurulu asil üyeleri 125 oy alırken, Bermek’in listesi 19 oyda kaldı. Bu seçimde 2 oy geçersiz, 5 oy da boş kullanıldı. Ulusoy, tahkim kurulu seçiminde 119’a 22, denetleme kurulunda da 128’e 17 üstünlük sağladı.

Asil: Affan Keçeci, N.Kemal Ünsal, Kemal Kapulluoğlu, Galip Asal, Metehan Bektaş, Mustafa Urhan, İbrahim Usta, Rafet Kırgız, Süheyl Önen, Turan Özen, Cihangir Önger, Tahir Kıran, Erdal Batmaz, Ender Alkoçlar.

Tahkim Kurulu: Asil üyeler: Askeri Yargıtay Onursal Üyesi Tanju Güvendiren, Av. Türker Aslan, Noter Erkan Vardar, Prof. Dr. Aziz Can Tuncay, Doç. Dr. Ümit Kocasakal.

Denetleme Kurulu: Asil üyeler: Engin Berker, Sezai Onaral, Vehbi Karabıyık, Cemil Başoğlu, Biltekin Özdemir

Sandıklara Göre Oy Dağılımı:

1. Sandık (4 Büyükler ve Süper Lig Kulüpleri)
Ulusoy 20, Bermek 28

2. Sandık (Süper Lig Kulüpleri)
Ulusoy 16, Bermek 23

3. Sandık (Eski Başkanlar)
Ulusoy 22, Bermek 13

4. Sandık (2.ve 3. Lig Kulüpleri)
Ulusoy 11, Bermek 17

5. Sandık (2. ve 3. Lig Kulüpleri)
Ulusoy 19, Bermek 14

6. Sandık (Taban Birlikleri)
Ulusoy 21, Bermek 7

Ulusoy, Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in TBMM’de “Teftiş Kurulu raporları doğrultusunda olağanüstü genel kurulu yeniden toplayacağım” şeklindeki sözlerine 20 Ocak 2006’da yanıt verir:

“Teftiş kurulu raporlarına göre suç duyurusunda bulunabilecek herhangi bir ibare yok. Bakan Meclis’te neden böyle bir açıklama yaptı, anlayamıyorum. Yeni bir Teftiş Kurulu raporunun getireceği yer yine genel kuruldur. Raporlar hiçbir suç unsuru taşımıyor. Genel kurul iki adaylı bir seçimden Haluk Ulusoy’u başkan olarak seçmiştir. Eğer bu yönde bir girişim olursa daha sonra biz de gerekli açıklamayı yaparız.

Söz veriyorum, herkesin başı dik olacak. Her bakımdan temiz olduğum için başkanlığa aday oldum ve kazandım.”

Federasyonun eski Hukuk Kurulu üyelerinden ve yeni federasyon yöneticisi Av. Kemal Kapulluoğlu:

“şu anda Haluk Ulusoy, futbol ailesinin bir bireyi oldu. FIFA, zaten Türkiye’deki seçim sürecini incelemeye aldı. FIFA ailesinden bir bireyin siyasiler tarafından böyle rahatsız edilmesine göz yummaz. Dünyada bunun örnekleri var. Yunanistan’da, Portekiz’de, Azerbeycan’da olduğu gibi. Böyle bir durum sonucunda hemen Türkiye’nin üyeliğini tartışmaya açarlar. Bu da sırasıyla uyarı, askıya alma ve üyelikten atmaya kadar gider. Çünkü, FIFA, siyasetin işlerine karışmasını istemiyor. Levent Bıçakcı yönetiminin göreve geldiği ilk günlerde sayın bakan hakemlerin torbadan çekilerek belirlenmesini istemiş, FIFA anında Türkiye’yi uyarmıştı.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Şahin’in genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırma yetkisinin bulunuyor. Kendileri, genel kurul için bize bir yazı yazar. Federasyon yönetimi olarak uygun bir üslupla nedenlerini sorar ve sonra da cevaplarını veririz. Genel kurulun hemen bu istek üzerine toplanıp seçime gitmesi, diye bir süreç olmaz. Sayın bakanın ve danışmanlarının bu olayda daha hassas davranmaları gerektiğine inanıyorum. Yoksa FIFA’nın kararlarına ülke olarak katlanmak zorunda kalırız.“

Ulusoy seçildikten sonra önündeki problemler şunlardır:

  • Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından hazırlanan rapor doğrultusunda eski federasyonun, kendisine açtığı 23 davadan aklanmaya çalışacak.
  • Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in olağanüstü genel kurul kararı aldırması durumunda, başkanlığını sürdürebilmek için siyasi ve hukuki mücadele verecek.
  • İsviçre maçındaki olaylardan az bir ceza ile kurtulabilmemiz lobi çalışmalarının başarısına bağlı. Bu alanda bütün yük Ulusoy ve yönetiminin sırtında olacak.
  • Fatih Terim’in istifa kararı sonrasında milli takımlar teknik direktörü atanacak.
  • Federasyonu sağlıklı bir şekilde yönetebilmesi için bütün kulüplerin desteğini almak zorunda. Başta Fenerbahçe olmak üzere, kendisine karşı olan ve seçimde kendisine oy vermeyen kulüplerle ilişkiler nasıl olacak?

TFF seçimi bitmişti bitmesine de kavgası hala sürmektedir. Futbol Federasyonu seçimleri öncesi ismi sık sık gündeme gelen eski başkanvekili Hasan Doğan, Star televizyonunda yayınlanan Telegol programına bir röportaj verir ve ortalığı karıştırır. Federasyon seçimlerini Trabzonspor Kulübü Başkanı Nuri Albayrak ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in etkilediğini ileri süren Doğan;

“Onların desteği olmasa Ulusoy kazanamazdı. Futbol Federasyonu bu 2 kişinin kontrolüne geçmiştir. Yorumlar iktidarın Ulusoy’a karşı kaybettiğini söylüyor. Peki Gökçek ve Albayrak CHP’ye mi geçti?

Haluk Ulusoy’un şahsıyla ilgili değil ama o dönemdeki kirlilikler Başbakanı etkiledi. AK Parti topyekün bir tavır koysa Haluk Ulusoy kazanamazdı.

Gökçek’in Anayasa Mahkemesi’nden kararın çıkmasında bile etkili olduğuna inanıyorum. Haluk Ulusoy diyet borcu ile iktidar olmuştur. Bu federasyon Haziran’da gider. Diyetler ödenecek.!”

Programa kendi isteğiyle telefonla bağlanan Ankaraspor’un Onursal Başkanı Melih Gökçek ise Hasan Doğan’ı ağır bir dille eleştirir:

“Hasan Doğan seçildikten sonra diyet borcu mu ödedi? Bu nedenle mi bizim için de aynı şeyleri düşünüyor? Beş kişilik bir grupta, yeni yönetimde olması gerektiğini söyledim. Kendisi de bana aynen ‘Bugün veya yarın yapılacak seçimde, gerek başkan adayı, gerek ikinci kişi olarak hiçbir yönetimin içerisinde yer almayacağımı defalarca dile getirdim. Eğer seçime girersem, bunu basın mensuplarına izah edemem. Bana (etek giy) derler’ cevabını verdi. Ve Hasan Doğan seçime girdi”.

24 Ocak 2006’da Ulusoy, genel sekreter Lütfi Arıboğan ve dışilişkiler sorumlusu Süheyl Önen, UEFA’nın düzenlediği Federasyon Başkanları ve Genel Sekreterleri Toplantısı’na katılmak üzere İsviçre’nin Nyon kentine giderler.

Haluk Ulusoy ve beraberindeki heyetin, bu toplantının ardından, 27 Ocak Cuma günü Montreaux’da yapılacak 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası grup eleme maçları kura çekiminde de yer alacakları bildirilir.

Ulusoy, olaylı Türkiye-İsviçre milli maçıyla ilgili FIFA Disiplin Komitesi’nin duruşmasıyla ilgili temaslarının olup olmayacağıyla ilgili bir soruya ise, “Gidiş sebebimiz o değil. Ama bize sorulan bir şey olursa, cevabını veririz” diye yanıt verir.

TFF seçiminin perde arkası ile ilgili haberler ve iddialar bitmek bilmez. 26 Ocak 2006 tarihli Hürriyet Gazetesi’nden:

Etek giydik küpe gönder

Seçimden 2 gün önce bir eski dostu aradı Ulusoy’u, “Helallik” istedi. Cevabı; “Hayırdır sen mi ölüyorsun yoksa ben mi?” oldu. Bir başkası çocukluk arkadaşıyla fena halde kavga ettiğini söylüyordu. Bir diğeri de “Eteklik giydik, bize küpe gönder” diyordu.

KİMSENİN tanımlayamadığı bir görüntü vardı ilk kez.. Herkes mutsuzdu Futbolun Kongresi öncesi.. Haluk Ulusoy ile Ayhan Bermek arasında içten içe kıran kırana; görünür yüzüyle son derece centilmence geçen bir “Futbol” kongresi.. İşin doğrusu, bu genel kurul bir hesaplaşma idi.. Bir buçuk yıl önce “sen kenara çekil” denilen Ulusoy ile diyen Hasan Doğan’ın hesaplaşmasıydı yaşanan.. Bu gerçek öykü, Ulusoy’un zaferleştirilen başkanlığına giden 7 uzun günün kısa hikayesi idi.. Olaylara tanık olan Ulusoycu ve Bermekçi 6 farklı kişinin anlattığı kısa anektodların öyküleştirilmiş biçimiydi.. Tarihe tanıklık eden futbol misyonerlerinin hikayeleriydi..

Tarih 12 Ocak 2006 Perşembe.. Yer, Haluk Ulusoy’a ait Fantasia Oteli’nin İstanbul Levent’teki Bürosu.. O gün çok hareketli. 5 Ocak tarihinde Anayasa Mahkemesi’nden aday olabilme vizesi alan Ulusoy, bunu kullanıp kullanamayacağı konusundaki kararı verecek. Küçük ancak önemli bir aşama kalmış adaylık yolunda.. Bu nedenle 13 Ocak’ta açıklayacağı adaylığına ilişkin bir işaret bekliyor Ulusoy. En yakınındaki kişi olan Şükrü Yazıcıoğlu’nun bilmediği bir şeyler vardı.. O geciktikçe “Ulusoy aday olmayacak” iddiaları daha yüksek tonda seslendirilmeye başlamış.

Akşam üzeri Kulüpler Birliği Vakfı Başkanı Özhan Canaydın, Ulusoy ile bir araya geliyor. 3 saat süren görüşmede Canaydın, “aday olacağım” diyen Ulusoy’a “G.Saray 7 delegesiyle sizin yanınızdadır” teminatını verip bürodan ayrılıyor. Görüşme sürerken, büroya A.Gücü Başkanı Cemal Aydın, Bursaspor Başkanı Levent Kızıl ve Beşiktaş İkinci Başkanı Murat Aksu geliyor. Kızıl, Aydın’a bir not vererek, “Ulusoy’u desteklemek, adamlığımın gereğidir” cümlesini eliyle yazıyor. Ancak Kızıl, son anda fikir değiştirip, kongrede Ayhan Bermek’e oy veriyor. Delegesi Hüseyin Şahin’i Bermek’in listesine koyduruyor.

Gecenin ilerleyen saatlerinde Şükrü Yazıcıoğlu’nun telefonu çalıyor. Arayan kişi, Haluk Ulusoy’u soruyor, babası Saffet Ulusoy’un evinde olduğu yanıtını alıyor. Oysa gerçek çok farklı.. Ulusoy, Albayrakların Yeni Şafak’taki bürosunda oturuyor saatin 01.30’u gösterdiği o anlarda. Ev sahibi Nuri Albayrak, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Hasan Doğan ve Murat Aksu, İstanbul’daki başbakan Erdoğan’ı ziyaret ederek “Malum konuyu” görüşüyordu. Erdoğan, “biz bir şeye karışmayalım, taraf olmayalım” diye noktayı koyuyor. Ulusoy evinden çağrılıp, başbakanın görüşü tebliğ ediliyor Albayrak, Gökçek, Doğan ve Aksu tarafından.. Sadece “geçmişinden kurtulup, yepyeni bir ekiple gelmelisin” diye ortak bir istek iletiliyor Ulusoy’a. Bir de Hasan Doğan’ın isteği vardır.. “İşin sadece yüzde yetmişi çözüldü, Pazar sabahı başbakanla birlikte kahvaltı yapacağız, kalan yüzde otuzunu da çözeceğim. Adaylığını açıklamak için iki gün bekle” biçiminde. Ancak bu tartışma yaratıyor. Ulusoy, Doğan’ı değil “sen onu boş ver, hemen açıkla” diyen Albayrak, Gökçek ve Aksu’ya kulak veriyor. 14 Ocak cumartesi günü adaylığını açıklıyor…

TSYD’den çıkıp bürosuna dönüşünde kader birliği yaptığı, hiç yanından ayrılmayan Cemal Aydın ile odaya kapanıp, durum değerlendirmesi yaptı. Ulusoy-Aydın görüşmesinden “tavsiyeye uyulmasının uygun olacağı” kararı çıkıyor, “beni listeden affet, enin her zaman yanındayım” diyerek jest yapan Aydın ile dava arkadaşı Ata Aksu liste dışı kalıyordu. Aslında eskilerden kimse yoksu listesinde ama Hüsnü Hayali, bunu kabullenemiyor ve Ankara’daki kongreye bile gelmeyerek dostuna tepkisini koyuyordu açıkça.. Olumsuz hava sonrası tek olumlu şey Melih Gökçek’in Hürriyet’e yaptığı “Başbakanımın emri olur” röportajı idi.. Ancak yine de yaratılan hava, kendisinin önü kesildiği ve Ayhan Bermek’e yol verildiği biçimindeydi.. Çıktı otelden, Melih Gökçek’in yanına gitti. Gökçek, moral verdi. Sonra Cemal Aydın’ın Kavaklıdere’deki ofisinin yolunu tuttu Ulusoy.. Sivas Başkanı Mecnun Odyakmaz da geldi, durum değerlendirmesi yapıldı. Öğleden sonra sessizce kalktı, otele gitti, 23. kattaki 2304 nolu suit odasına çıktı. Dışarıda hareket vardı.. Ulusoyculuğu tescilli Cemal Aydın ile Bermek’in açık destekçisi Hasan Doğan asansörde karşılaşıyor ve sarılıp öpüşüyordu rakip ikili. Ne olduğunu anlamaya çalışan Ulusoy’un 2304 nolu odasının iki önemli ziyaretçisi vardı.. Malatya Başkanı Hikmet Tanrıverdi ile Ç.Rize Başkanı Ekrem Cengiz. Tanrıverdi, “Başkan, hiç kimse mutlu değil. Bu işi nasıl çözeceğiz?” diye dert yandı.. İşte bu sözler, Ulusoy’un inanılmaz itiraflarının da anahtarı oldu. O ana kadar sessiz sakin bekleyen başkan, birden coştu:

“Arkadaşlar, bu yaşananlardan benim mutlu olduğumu mu sanıyorsunuz. Bu kaos, en çok beni üzüyor. Bugün bir arkadaşım beni aradı, helallik istedi. Dedim ki -sen mi ölüyorsun yoksa ben mi?- (Erol Bedir.. Ulusoy’un yanındaydı, son anda Bermek listesine geçti..) Sonra bir başka arkadaşım telefon etti. Çocukluktan beraber büyüdüğü bir arkadaşıyla çok sert tartışıp, küsmüşler.. Köprüleri atmışlar, bu seçim yüzünden.. (Ender Alkoçlar bu kişi.. Levent Kızıl ile olan kavgasını anlatıyor.) Bir başka kişi aradı -Başkanım biz etek giydik bir de küpe gönderin.. Bizi affet, hakkını helal et- diye konuştu.(Bu kişiyi açıklamadı.. Birkaç kişinin aynı şeyi söylediği iddia ediliyor ama sır olarak kaldı bu cümlelerin sahibi.)

İlişkiler iyi görünüyor ama böylesine çirkin olayları da yaşıyoruz. Bunlar beni üzüyor, canım konuşmak bile istemiyor”

Bu cümlelerin ardından, herkesin söylemesinden korktuğu baklayı ağzından çıkardı: “Ben üzerime düşeni yaparım. Adımsa, adımı korkmadan atarım. Günlerdir onurum ayaklar altına alınıyor. Onurumun kurtulması gerek. Bir adım atılacaksa, karşılıklı atılır. Bermek çekilsin ben de hemen bırakayım.”

Teklif haznesi tükenen Cemal Aydın, Doğan’a son bir uyarı yapıyor. “Siz kulüpler birliği diyorsunuz ama hesabı yanlış yapıyorsunuz. 6 Ocak’taki birlik toplantısından bir gün önce Ankara Beştepe’deki görüşmemizde bana 11 oyunuz olduğunu söylediniz; ben de size -ben çıksam 7-8 oy alırım.. Haluk bey fazlasını alır- demiştim. Haklı çıktım. Şimdi de diyorum ki, -bu seçimi, Haluk Ulusoy kazanır.” der Aydın. İşte bu son yaşananlar, dönüm noktası olur seçimin.. Ulusoy ekibini motive eden Bermekçilerin “siz bu maçı kaybettiniz kardeşim” tavrıdır.. Ulusoy’un kaybettiği düşünüldüğü anda kazanmasının kıvılcımı işte burada çakmıştır. G.Saray, Beşiktaş, Gaziantep, A.Gücü, Ankaraspor, D.Bakır, Sivas, Denizli ve Samsun başkanlarının yaptığı değerlendirmede Celal Doğan, Ulusoy’a hitaben çok önemli bir konuşma yapar.. Der ki, “Çok baskı altında olduğunu biliyorum. Sana tavsiyem, seçime gir, kazanınca da kürsüye çık ve istifa ettiğini açıkla..”

Bu konuşmanın hemen ardından Özhan Canaydın, ani bir çıkışla, “iktidara rağmen aday olmandan, bazı kulüpler rahatsız herhalde.. En fazla da Trabzonspor rahatsız” deyince ortalık bir anda gerilir. Nuri Albayrak, “bizim hiçbir rahatsızlığımız olmaz. Biz başından beri Ulusoy’un yanındayız. Bu işlerin bu noktaya gelmesinin tek sorumlusu Hasan Doğan’dır. Başbakanı yanıltan, Türk futbolunu kaosa sürükleyen kişi Hasan Doğan’dır. Oyumuzu Haluk Ulusoy’a vereceğiz ve onu başkan yapacağız” dedi.

Artık dönüş yoktur. Haluk Ulusoy, bu konuşmanın ardından emin olur ki, seçime girmekten başka çaresi yok. Kulüpler Birliği’ne “Ayhan Bermek deklarasyonu” için giren grup hayal kırıklığına uğrar. “Bu toplantıda son raconu ben keseceğim” diye iddialı konuşan Canaydın, üç saat süren ve “havanda su dövme” diye nitelenen görüşmenin ardından “kulüpler serbest” açıklaması yaparken, Ulusoy ekibi artık rahatlamıştır.

Sonra gece 01.00’den itibaren liste yapılmaya başlar.. Listedeki her üye ile tek tek konuşulur ve Ankara’da 19 Ocak sabahı gün ışırken futbolun yeni yöneticilerinin listesi hazırdır. Geç başlayarak yaklaşık 120 oy getireceği hesaplanan listenin medyaya sızası da önlenmiştir.

Sonra.. Seçim ve perde…

Son tirad ise kulaklarda hala:

“İnsanın hırsı, asla aklının önüne geçmemelidir”

Seçimden bir gün önce kulüpler birliği toplantısı vardır. Ama işin ilginç tarafı, başkan Özhan Canaydın öğlene kadar ortada yoktur.

İki taraf da stratejilerini belirlemiş, Ayhan Bermek kazanacak olmanın gururu ile başı dik gezer; Haluk Ulusoy ise “ne pahasına olursa olsun onur mücadelesine devam. Savaşı yitireceksem bile çarpışarak ölürüm ama asla teslim olmam” diye konuşur çevresine. Küçük gruplar halinde toplantılar yapılır, yoğun kulis faaliyetleri bire bir çalışmalarla sürer tüm hızıyla.

26 Ocak 2006’da Anayasa Mahkemesi’nden Ulusoy ile ilgili kararın çıkmasında büyük rol oynayan ve kendisine Tahkim Kurulu Başkanlığı sözü verilen Tanju Güvendiren, kurulun kendi içinde yaptığı oylamada başkan seçilemeyince ortalık karışır.

Askeri Yargıtay Onursal Üyesi olan Güvendiren, Tahkim Kurulu’nun ilk toplantısında başkanlığı, 4’e 1 oy ile Türker Arslan’a kaptırınca, diğer kurul üyelerine karşı çok ağır sözler sarfederek toplantıyı terk eder. Kendisine başkanlık sözü verildiğini belirten ve bazı kişileri “adam olmamakla” suçlayan Güvendiren, toplantı tutanağına da imza atmaz. Prestiji ile oynandığını ifade eden Güvendiren, bundan sonra da toplantılara iştirak etmeyeceğini bildirir.

Tanju Güvendiren’in, Haluk Ulusoy’un seçimi kazanmasında en büyük rolü oynayan Melih Gökçek’in yakın dostu olduğu bildirilir. Güvendiren TFF Genel kurulunda da Ankaraspor delegesidir.

Güvendiren’in, Gökçek’in ricası ile Anayasa Mahkemesi’nden Haluk Ulusoy ile ilgili kararın ivedi ve lehte çıkmasını sağladığı öne sürülür. Gökçek’in de genel kurul gecesi Ulusoy’a, “Benim için Tanju bey çok önemli. Eğer Tahkim Kurulu Başkanı yapmazsan desteğimi çekerim” şeklinde baskı yaptığı ifade edilir. Ulusoy da bunun üzerine Güvendiren’i Tahkim Kurulu’nun başına, Türker Arslan’ı ise ikinci sıraya yazar. Ancak Güvendiren’in kurul içi başkanlık seçimini 4’e 1 kaybetmesi planları alt üst eder.

27 Ocak 2006’da, Haluk Ulusoy’un daha önceki başkanlığı döneminde FIFA listesinden çıkartılan Erol Ersoy, Merkez Hakem Kurulu üyeleri ile yaptığı görüşmeden “devam et” mesajı alır.

Kendisi ile birlikte FIFA listesinden düşürülen Metin Tokat’ın hakemliği bırakması, Orhan Erdemir’in ise MHK’ya girmesi sonucu kafası karışan Ersoy, hakemliği bırakma aşamasında kritik bir karar verir. Kendisi gibi İzmirli olmasına rağmen, MHK üyelerinden Mevlüt Güzel ile yıldızı hiç barışmayan Ersoy, başta başkan Mustafa Çulcu olmak üzere kurulun önde gelen isimleri ile yaptığı görüşmeden, “Sakın bırakma. Sen güvenilir bir isimsin. Kaliteni herkes biliyor. Yolumuza birlikte devam edelim” mesajını alır. Erol Ersoy, bunun üzerine hakemliğe devam etmeyi kararlaştırır.

30 Ocak 2006 tarihinde Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, G.Birliği’ne 1 milyon Euro tazminat ödemeye mahkum edilen Deniz Barış davasını bozar .

Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu’nun verdiği bir kararın Yargıtay tarafından bozulması Türk futbolunda bir ilk olur.

Yargıtay başvurusunu Tahkim Kurulu eski üyesi olan Fenerbahçe avukatı Haluk Burcuoğlu yapar ve Yargıtay, Gençlerbirliği ile Deniz Barış arasında yapılan sözleşmenin özel hukuk alanında düzenlendiğine karar verir.

Tahkim’in kararları kesin olmasına ve FIFA’nın bu konuda talimatı bulunmasına karşın, Fenerbahçe ve Deniz Barış’ın bunu delmesi ortalığı karıştırır. Lisans tescil sırasında tüm kulüplerden bu yönde muvaffakatname alan federasyon, Yargıtay’ın kararı karşısında şaşkına döner. FIFA’nın ilk planda Futbol Federasyonu’na bir ihtar yollayacağı, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun ise talimatlara aykırı davranan Deniz Barış’ı Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na sevkedeceği bildirilir. Fenerbahçeli futbolcunun asgari 6 ay hak mahrumiyeti cezası alacağı beklenmektedir.

Karar üzerine söylenenler:

Türker Arslan (Tahkim Kurulu Başkanı):
Yargıtay ilk defa Tahkim Kurulu’nun bir kararını bozdu. Futbol ile ilgili her türlü olayın Tahkim Kurulu’nda karara bağlanması gerekir. Adli makamlarca verilecek kararın sıkıntı yaratacağı bir gerçek. Konuyu biliyoruz ama dosya henüz bize intikal etmedi. Geldiğinde gerekli incelemeyi yapacağız. Ama Türk futbolunda bir ilk gerçekleşti.

Samim Ünal (Tahkim Kurulu eski başkanı)
Futbol Federasyonu yasasında özel sözleşme ve tek tip sözleşme ayrımı yok. Her şeye Tahkim Kurulu bakar. Yargıtay’ın verdiği kararın yerinde olduğunu sanmıyorum. Ama Yargıtay’ın da eski içtihadı budur. Zamanında Tahkim Kurulu’nun yaptığı ayrımdan dolayı bu kaynaklandı. Hukukta boşluk olmayacağı için böyle bir sonuç ortaya çıktı.

Bu kararın hemen ardından Deniz Barış Disiplin Kurulu’na sevkedilir. Deniz’in lisansının iptali gündeme gelirken, oyuncunun avukatı Burcuoğlu, “Ceza verirlerse Tahkim üyeleri hakkında dava açarız” der.

Lisans tescili sırasında “Tahkim’in kararları kesindir. Adli makamlara başvurmayacağız” şeklinde taahhütname veren Fenerbahçe’nin ise bu olayda kusuru olmadığı kanaatine varılır. Deniz Barış kişisel olarak Yargıtay’a başvurduğu için Fenerbahçe hakkında işlem yapılmayacağı ifade edilir.

Deniz Barış’ın avukatı Haluk Burcuoğlu ise, Futbol Federasyonu’nun müvekkiline ceza veremeyeceğini öne sürer. Burcuoğlu, “Yargıtay, Tahkim Kurulu’nun almış olduğu kararı bozmuş ve son sözü söylemiştir. Artık hukuki süreç yeniden başladı. Deniz, Futbol Federasyonu ve Tahkim Kurulu’nun aldığı karardan dolayı maddi ve manevi kayba uğramıştır. Eğer, Deniz bu durumdan şikayetçi olmamı isterse Tahkim Kurulu’nda Deniz’in lisansının askıya alınması için oy kullanan 3 üye hakkında suç duyurusunda bulunuruz” diye konuşur.

4 Şubat 2006’da Galatasaray Sportif Direktörü Bülent Tulun, Futbol Federasyonu’nun, sözleşme imzaladıkları oyuncu Okan Koç’a lisans vermek zorunda olduğunu iddia eder. Tulun, federasyonun transfer yönetmeliğine göre oyuncuya geçici lisans vermek zorunda olduğunu kaydederek, “Okan Koç’un oynamasına engel olamazlar” der. Transfer yönetmeliğinde futbolcuların maaşlarının her ayın 1’i ile 5’i arasında ödenmek zorunda olduğunun yazdığını kaydeden Bülent Tulun, “Aksi takdirde futbolcular sözleşmelerini tek taraflı feshedebilirler. Okan Koç da bunu yaptı. Geçici lisans vermek zorundalar” diye konuşur.

6 Şubat 2006’da olaylı Türkiye – İsviçre maçıyla ilgili olarak FIFA Disiplin Kurulu Türkiye’ye 6 maç saha kapama cezası ve 200 bin Frank para cezası verir.

FIFA’nın açıklamasında, saha ve stat koridorlarındaki olaylarda adı geçen milli futbolcu Alpay Özalan’a 6 maç men cezası ve 15 bin İsviçre Frangı para cezası artı bin İsviçre Frangı duruşma masrafı, Emre Belözoğlu’na 6 maç men cezası ve 15 bin İsviçre Frangı para cezası artı bin İsviçre Frangı duruşma masrafı, Serkan Balcı’ya 2 maç men cezası ve 5 bin İsviçre Frangı para cezası artı 500 İsviçre Frangı duruşma masrafı cezaları verildiği belirtilir.

FIFA Disiplin Kurulu, Milli Takım antrenörü Mehmet Özdilek’e de 12 ay hak mahrumiyeti ve 15 bin İsviçre Frangı para cezası artı bin İsviçre Frangı duruşma masrafı cezası verir.

7 Şubat 2006’da, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in isteği doğrultusunda Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun Haluk Ulusoy’un geçmiş yönetim dönemleriyle ilgili yaptığı inceleme sonucunda ortaya çıkan ve usulsüzlük olarak nitelenen konuların açıklığa kavuşturulması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatılmasına karar verir.

Ulusoy 8 Şubat 2006’da FIFA Disiplin Komitesi’nin, İsviçre maçında yaşananlar nedeniyle Türkiye’ye verdiği 6 maç seyircisiz oynama cezasıyla ilgili, ”FIFA sanırım tarihinde en ağır ikinci kararını verdi. Böyle bir karar beklemiyorduk, şok olduk. Büyük bir hukuki mücadelenin içine gireceğiz. Önümüzde uzun ve meşakkatli bir yol var” der.

10 Şubat 2006’da Vatan Gazetesi’nde İbrahim Seten imzasıyla yer alan habere göre göre, 1 Şubat 2006, Çarşamba günü FIFA’nın Zürich’teki merkez binasında şöyle bir olay gelişmiştir:

Türkiye Futbol Federasyonu’nun yeni başkanı Haluk Ulusoy, FIFA Başkanı Sepp Blatter’e nezaket ziyaretinde bulundu. Saat 17.00’deki randevuda olaylı İsviçre maçı gündeme geliyor. Blatter, tüneldeki olaylarla ilgili olarak ağır suçlamalarda bulunuyor. Duydukları karşısında zor anlar yaşayan Ulusoy, o anda bütün protokol kurallarını bir tarafa bırakıp, FIFA Başkanı’nın sağ elini sıkıca tutuyor, öpüyor, alnına götürüyor. Blatter’in elini bırakmıyor, bu sefer de kalbinin üstüne koyuyor. Şaşıran Blatter, “Ne yapıyorsunuz Mr. President?” diye gayrı ihtiyari soruyor. Ulusoy da, “Bu bir Türk geleneğidir. Babaların eli öpülür ve babalar affeder. Beni bundan sonra manevi evladın say. Ben buraya gelirken, olayların bu kadar kötü olduğunu bilmiyordum. Bizi affet, babalığını göster.” dedi. Olaylı İsviçre maçının üzerinde daha 24 saat bile geçmeden düzenlediği basın toplantısı ile şimşekleri üzerine çeken Blatter, “Tamam, tamam” deyip FIFA Genel Sekreteri Urs Linsi’yi odasına çağırarak gerekli talimatı veriyor: “Urs, sanıyorum Türkiye dosyasını tekrar gözden geçirmemiz gerekiyor. Lütfen gerekeni yapın.”

Fatih Terim’le devam kararının çıktığı dünkü Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nda yaşananları tek tek anlatan Ulusoy, şu açıklamada bulunuyor: “Ben Blatter ve Linsi’nin yaklaşımından cezamız 2 veya 3 maça indi diye mutlu olmuştum. Meğerse, biz Blatter’in manevi evladı olmadan önce Türkiye 2008 Avrupa Şampiyonası’ndan ‘tard’ (ihraç) edilmiş… 2008’de yokmuşuz”

11 Şubat 2006 tarihinde Ulusoy “Benim kişisel olarak üstüme düşen ne görev varsa yapmaya hazırım. Af da dilerim, ceza da çekerim. El de öperim, etek de” der.

Ancak Ulusoy el öpme iddiaların gerçeği yansıtmadığını belirtirken, “Blatter’in elini öpmedim. Ama gerekirse elini de öperim” der.

Aynı tarihte yine Tahkim Kurulu problemi vardır.

Menajeri Hakan Azman ile imzaladığı sözleşmeyi çiğnediği için 1 milyon dolar cezaya çarptırılan Alpay’ın, “Cezam kalkmazsa İsviçre maçlarına çıkmam” dediği ve söz aldığı iddia edilir. Sözler tutulmayıp ceza yürürlüğe girince, ortalık karışır, Tahkim Kurulu dağılır.

Olay şöyle gelişir:

Alpay, Hakan Şükür’ün önerisi ile menajer Hakan Azman’la 31 Ocak 2000’de sözleşme imzaladı. O dönem Fenerbahçe’de kiralık oynayan Alpay, Siirt Jet-Pa Kulübü Başkanı Fadıl Akgündüz’ün “Seni Aston Villa’ya sattım. Yarın gidiyorsun” sözleri ile İngiltere yolunu tuttu. Hakan Azman, “Sözleşme şartlarına uymadı. Alpay’ın bana cezai şart gereği 500 bin doların yanı sıra sözleşme ücretinin yüzde 10’u olan 325 bin paundu ödemesi lazım” diyerek Futbol Federasyonu’na başvurdu. Federasyon yönetim kurulu, 12 Mart 2002’de Alpay’ın, 666 bin paundluk sözleşme ücretinin yüzde 10’unun Hakan Azman’a ödenmesini kararlaştırdı.

Araya önce 2002 Dünya Kupası girdi. Alpay’ın morali bozulacağı gerekçesi ile dosyaya el sürülmedi. 2004 Avrupa Şampiyonası elemeleri sırasında da “Alpay’ı üzmeyelim” denilerek dosya yine rafa kaldırıldı. Hakan Azman, 9 Ağustos 2005’de Tahkim Kurulu’na başvurarak, Alpay’ın transfer ücretinin 666 bin paund değil, 3 milyon 253 bin paund olduğunu, bu doğrultuda kendisine yüzde 10’luk komisyon gereği 325 bin paundun ve de sözleşmede öngörülen 500 bin doların, 5’er yıllık yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiğini bildirdi.

Kurul 20 Ekim 2005’de toplanarak 325 bin paund menajerlik ücreti ve 500 bin dolarlık ceza tazminatının yarısı olan 250 bin doların Alpay tarafından ödenmesine 10 dakikada karar verdi. Karar, Erkan Vardar’ın muhalefet şerhi ile 4’e 1 alındı. Ama gerekçeli karara “oybirliği ile” yazıldı. Yönetim Kurulu bunu öğrendi, ortalık karıştı. Kararın ertesi günü Gürol Kaymak ve Erkan Vardar istifa etti. Tahkim dağıldı. Karar, açıklanmadı, adeta devlet sırrı gibi saklandı. Ancak, Alpay, haberi Tahkim Kurulu’ndaki bir dostu vasıtasıyla öğrendi. Bunun üzerine rest çekti, İsviçre maçlarına çıkmayacağını söyledi. Levent Bıçakçı başta olmak üzere yönetim kurulunda ve Tahkim Kurulu’nda görevli çok sayıda isim, “Karar düzeltilecek” diyerek Alpay’ı zor da olsa ikna etti.

Verilen sözler unutuldu. Kararın düzeltilmeyeceğini anlayan Alpay, Yargıtay’a başvurdu. Tecrübeli futbolcu, “Hakan Azman’ı yolda görsem tanımam. Hakan Şükür’ün aracılığı ile tanıştım. Aston Villa’ya gitmemde en ufak bir katkısı olmadı. Üstelik ben Aston Villa’da çok az oynadım ve transfer ücretimi de alamadım. Derdimi anlatamadım. Şimdi cebimden yaklaşık 1 milyon dolar çıkacak. Çocuğumun rızkını, hiç hak etmeyen birine vermiş olacağım” dedi. Menajer Hakan Azman ise “Ortada bir sözleşme var. Alpay sözleşmeyi çiğnedi. Tahkim Kurulu’ndan doğru karar çıktı” diye konuştu.

El öpme hadisesinin yankıları ve polemiği bir türlü bitmez. 17 Şubat 2006 tarihinde Ulusoy hala bu konuyu anlatmaktadır:

“Ben olmasam 2008 Avrupa Şampiyonası ile birlikte 2010 Dünya Kupası’ndan da ihraç edilebilirdik.

Yaşım 48, kimin elini öpüp öpmeyeceğimi çok iyi biliyorum. Blatter ile aramızda 10 yıldır baba-oğul ilişkisi var. Kendisine çok yakınım. Biz onunla öpüşürüz, başımı göğsüne koyarım. ‘Sen babamsın, biz evladınız, gerekirse elini bile öperim’ dedim. ‘Ulusoy yes, no bile bilmiyor, nasıl bu kadar yakın oluyor?’ diyorlar. Ben FIFA ve UEFA ailesinde çok sevilen bir başkanım. Ülkemi de en iyi biçimde temsil ediyorum. Gerekirse ülkemin menfaatleri için el de öperim. Bunu ülkem adına yaparım, kendim için değil. 2008 Avrupa Şampiyonası ile birlikte, belki de 2010 Dünya Kupası’ndan bile ihraç edilebilirdik. İsviçre’ye gittiğimde böyle bir hava vardı. Çalışmalarımızdan sonra olayı buraya getirebildik.” 6 maçlık cezada indirim olacağını tahmin ettiğini belirten Ulusoy, “İnşallah FIFA Tahkim Kurulu indirim yapar da CAS’a gitmek zorunda kalmayız. FIFA Tahkim Kurulu’ndan indirim kararı çıkacağına inanıyorum”.

Bu arada ligler devam ediyor ve ciddi şiddet olayları yaşanıyordur. En ciddi olaylardan birisi 26 Şubat 2006’da Diyarbakır’da, Diyarbakırspor – Konyaspor maçında yaşanır.

Diyarbakır’daki olaylı maçla ilgili olarak 100 kişi gözaltına alınır. Maçın 87’nci dakikasında yarıda kalmasına yol açan olaylara karışanlar, Emniyet Müdürlüğü’nün çektiği görüntülerden tek tek tesbit edilmeye başlanır.

Bu arada stadın içinde ve dışında meydana gelen olaylarda 20 polis yaralanır.

Atatürk Stadyumu savaş alanına döner. Stadyumdaki 9000 koltuğun parçalanarak sahaya atıldığı açıklanır.

Ulusoy, şidet olaylarına karşı “Biz daha yeni bir federasyonuz. Göreve başlayalı 35-40 gün oldu. Bu konuda çok ciddi çalışmalarımız var. Talimatlarda bir takım değişikliklere gideceğiz. Şiddeti önlemek için üzerimize düşen görevi yapacağız” der.

1 Mart 2006’da Tahkim Kurulu’nda Tanju Güvendiren krizi ise hala bitmemiştir.

Ulusoy, Tahkim Kurulu Başkanlığı seçimini kaybettikten sonra mazeret beyan etmeden üç toplantıya katılmadığı için üyelikten düşürülmesi kararlaştırılan Tanju Güvendiren için devreye girer. Ulusoy, Güvendiren’in kurula seçilmesini sağlayan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’e, “Tatsızlık çözülecek, Güvendiren göreve devam edecek” der.

3 Mart 2006 tarihinde, Futbol Federasyonu’nun 1 Haziran 2005’te Olağan Mali Genel Kurulu’nda oy çokluğu ile alınan yayın gelirlerinin 18 Süper Lig kulübüne eşit olarak dağıtılması kararını Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi bozar.

Fenerbahçe, G.Saray, Beşiktaş ve Trabzonspor’un kararın iptaliyle ilgili başvurusunu mahkeme kabul eder. Mahkeme yayın gelirinin dağıtımıyla ilgili karar yetkisinin Genel Kurul’da değil, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nda olduğu gerekçesiyle “eşit paylaşım” kararını iptal eder. Mahkeme ayrıca Genel Kurul kararı için önerge veren 72 delegeden 19’unun havuz konusunda hak sahibi olmadığına da karar verir. Mahkemeden çıkan bu karar ayrıca Mali Genel Kurul’da alınan kararın ardından 2.Lige düşen payı da ortadan kaldırmış olur.

14 Mart 2006’da Futbol Federasyonu, bağımsız denetleme kurumu Deloitte Denetim SMM A.Ş ile sözleşme imzalar. Kemal Kapulluoğlu konu hakkında şunları söyler:

“Bundan sonra federasyonumuzun kaynakları ve faaliyetleri sırasında yaptığı harcamaları, kuruluş yasamızda belirlenmiş denetleme organları dışında, uluslararası kariyeri olan bağımsız bir denetleme kurumu aracılığıyla kamuoyunun da denetimine açıyoruz. Futbol, bu ülkenin sadece sportif anlamda değil, günlük yaşamda da üzerinde en fazla konuşulan, tartışılan ve fikir yürütülen olgularının başında geliyor. Tıpkı sahada oynanan oyunda olduğu gibi böylesıne yoğun ilgi gören bu olgunun, idari ve mali anlamda da kamuoyuna açık tutulmasının yararına inanıyoruz.

13 Şubat’ta, bu sektörün önde gelen kuruluşlarından, hazırlanan şartnameye uygun teklif vermelerini istedik. 20 Şubat tarihine dek bu teklifler federasyona iletildi. 21 Şubat’ta, en uygun teklifi veren firmanın tespiti yapıldı, 8 Mart’taki yönetim kurulu toplantısında da Deloitte Denetim SMM A.Ş ile anlaşma imzalanması kabul edildi.

Deloitte, 3’er aylık periyotların yanı sıra federasyonun yıllık mali yapı denetimini de gerçekleştirecek Bu denetlemeler sonrasında oluşacak tablo, federasyonumuz tarafından basın yayın organları aracılığıyla düzenli olarak kamuoyuna yansıtılacak. Bundan böyle gerek genel kurul üyelerimiz, gerekse kamuoyu, dilediği zaman bu bilgilere ulaşma olanağını bulacak. Futbolda yeni bir döneme başlıyoruz. Bu yöntem ile artık federasyonun harcamalarına ilişkin spekülasyonlarının da ortadan kalkacağına inanıyoruz”.

22 Mart 2006’da Tahkim Kurulu’nda problem haline gelen Tanju Güvendiren problemi çözülür. Üç toplantıya katılmadığı için üyelikten düşürülmesi kararlaştırılan ve bu konuda hakkında tutanak hazırlanan Tanju Güvendiren, federasyon başkanı Haluk Ulusoy’un müdahalesi sonucu af kapsamına girer.

Ancak Güvendiren hakkında hazırlanan ve kayıtlara geçen tutanağın nasıl sümenaltı edileceği de merak konusu olur. Tahkim Kurulu’nun bu uygulamasının hukuki sorun yaratacağı ileri sürülür.

Elbette ki herşey kılıfına uydurulur, konu kapanır…

Aynı gece Ali Sami Yen Stadı’nda Türkiye Kupası maçında karşılaşan G.Saray – Fenerbahçe maçında yaşananlar tartışılmaya başlanır. Maç boyunca sahaya yağmayan madde kalmaz.

Fenerbahçe İkinci Başkanı Nihat Özdemir, derbiyi yorumlayarak, “Sadece bizim oyuncularımıza değil, Hasan Şaş’a bile attılar. Bu yapılanlar cezasız kalmamalı. G.Saray’ın sahası ne olacak? Bir an önce kararı bekliyoruz. Bizim için takımın başına bir şey gelmemesi, tur atlamaktan çok daha önemli. O kadar olaylar olmaya başladı ki, çocuklar çok etkilendi. Devre arasında takımı sahadan çekmeyi bile aramızda tartıştık” der.

Karşılaşmanın 4. hakemi Fırat Aydınus ve temsilciler Mehmet Haluk Gözen ve Gökhan Berker tam 78 kez ağza alınmayacak küfürler edildiğini, sayısı belirlenebilen 221 adet yabancı maddenin sahaya atıldığını, tribünlerde 5 adet Bengal Ateşi (Göz yakıcı gösteri meşalesi) yakıldığını ve 9 adet ses bombası patlatıldığını tesbit ettiler.

Profesyonel Disiplin Kurulu da, 06/941 sayılı bir belgeyle G.Saray Kulubü’nden Fenerbahçe maçında yaşanan olaylarla ilgili olarak 3 gün içinde savunma istedi. Aksi halde savunma hakkından vazgeçmiş sayılacağını bildirir.

Maçın hakem ve temsilci raporları şu şekildedir:

Saat 18.43: Maraton Üst tribününden 16-17 adet pet şu şisesi atıldı. 3 kez Fenerbahçe’ye küfür edildi.
Saat 18.44: Numaralı tribün dışındaki tüm tribünlerden 5 kez Fenerbahçe’ye, 4 kez Tuncay’a küfür edildi. Yeni açık tribünlerinden 3 adet bomba tabir edilen patlayıcı atıldı.
Saat 19.03: Eski ve Yeni Açık ile Maraton tribünleri 3’er kez küfürlü tezahürat yaptı.
Saat 19.05: Misafir takım ısınmak için sahaya çıktığında 15 adet pet şişe ve su bardağı ile yabancı madde atıldı. Tüm tribünler 4’er kez küfür etti. Eski Kale Arkası’ndan ses gücü yüksek patlayıcı atıldı.
Saat 19.15: Isınma devam ederken, 3 kez tehdit ve tahrik içeren tezahürat yapıldı. 3 kez küfür edildi, sahaya sayısız pet, bardak, şişe ve yabancı madde atıldı.
Saat 19.27: Tuncay’a biri 3, diğeri 4 kez olmak üzere 7 kez küfürlü tezahürat yapıldı.
Saat 19.30: Maraton ve Eski Açık tribününden yoğun katılımla 4 kez konuk ekibe küfür edildi.
Saat 19.32: Yapılan anonsa rağmen Tuncay’a yine 7 kez küfürlü tezahüratta bulunuldu.
Saat 19.33: Isınmasını sürdüren konuk ekibe Maraton tribününden 8-9 adet pet bardak ve şişe atıldı.
Saat 19.38: Konuk ekip ısınmasını tamamlayıp soyunma odasına giderken, Maraton tribününden 15-20 adet pet bardak, şişe, küçük parlak yabancı madde, körüğe yanaştığında ise yeni açıktan yine pet bardak, şişe ve 3,5-4 cm çaplı 30 gram ağırlıkta avizelerde kullanılan cam küre atıldı.
Saat 19.50: 8 kez konuk ekibe tribünler küfür etti. 2 Bengal Ateşi yakıldı.
Saat 20.01: Maraton tribünü sahaya arka arkaya 4 kez 2’şer adet su bardağı attı.
Saat 20.04: Sahaya 1 adet su bardak altlığı atıldı.
Saat 20.05: Maraton Üst ve Orta bölümünden 6 adet pet su şişesi ve bardağı atıldı.
Saat 20.06: Yeni Açık tribününden sahanın yeşil zeminine ulaşan 7-8 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.08: Konuk ekibin golünden sonra sahaya 9-10 adet pet su bardağı, küçük buz parçaları, 1 adet boş kanyak şişesi atıldı. 9×15 cm ebadındaki şişe alıkonuldu.
Saat 20.11: Eski açık tribününden köşe gönderi civarına 11 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.12: G.Saray’ın beraberlik golünden sonra sahaya toplam 8 adet su bardağı atıldı. 4 adet Bengal Ateşi yakıldı.
Saat 20.15: Sahaya 6 adet su bardağı atıldı.
Saat 20.22: Futbolcular arasındaki bir gerginlik sonrası yeşil zemine isabet eden 14 adet pet su bardağı atıldı. 3 kez Fenerbahçe’ye küfür edildi.
Saat 20.29: Eski Açık tribününden 1 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.31: Bir hakem kararı sonrası Maraton tribününden ikinci yardımcı hakeme 1 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.33: Konuk ekibin korner atışı sırasında köşe gönderine 20-25 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.34: Taç atışı sırasında konuk ekip futbolcusuna 5-6 su bardağı ile sopa gibi algılanan boru şeklinde mukavva atıldı.
Saat 20.36: G.Saray’ın ikinci golü sonrası 2 adet bengal ateşi yakıldı.
Saat 20.42: Maraton trubününden sahaya 4 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.45: 6-7 adet bozuk para, buz parçaları, 3 adet pet su bardağı sahaya atıldı. Reklam panolarının arkasında 2 adet atom diye tabir edilen ses bombası patladı.
Uzatma Dakikaları: 4 adet pet su bardağı atıldı. 3 kez konuk ekibe küfür edildi. Hakem ilk yarıda iki kez sahayı temizletti.
Saat 21.03: Sahaya toplam 8 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 21.04: Sahaya 4 adet bardak atıldı. Hakem oyunu durdurup yardımcılarını orta alana topladı. Ancak futbolcularınızın hakemi ikna etmeleri sonrası 2 dakikalık beklemeden sonra maç yeniden başladı.
Saat 21.06: Seyircinizin bulunduğu Maraton tribününden sahaya 10-12 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 21.09: Fenerbahçe’ye 3 kez küfürlü tezahüratta bulunuldu.
Saat 21.10: Aynı mahiyetteki küfür müştereken 3 kez daha tekrarlandı.
Saat 21.11: Numaralı tribünden yeşil zemine 2 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.16: Eski Açık tribününden sahaya 13-15 adet pet su bardağı ve tanımlanamayan ufak çaplı yabancı madde atıldı.
Koltuklar kırıldı
Saat 20.28: Rakip takımın beraberlik golünden sonra numaralı tribünün üst tarafından atom diye tabir edilen ses bombası sesi duyuldu.
Saat 20.33: Takımınızın attığı gol sonrası 2 adet bengal ateşi yakıldı.
Saat 20.35: Hakemin bir kararı sonrası 8 adet pet su bardağı atıldı.
Saat 20.45: 1 adet su bardağı atıldı.
Uzatma Dakikaları: Numaralı tribünün üst tarafından yeşil zemine 1 adet çakmak atıldı, 2 adet Bengal ateşi yakıldı. Bu ateşlerden biri rakip takım seyircisinin bulunduğu tribüne fırlatıldı. 3 kez Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’a müştereken küfür edildi. Tribünlerde onlarca koltuk kırıldı, sahaya atıldı. Yabancı maddelerden bazıları yardımcı hakeme ve futbolculara isabet etti.

SAHAYA NELER ATILDI?
Pet şişe
Pet bardak
Ses bombası
Çakmak
Mukavva
Bengal Ateşi
Avize parçaları
Kanyak şişesi
Koltuk
Buz parçaları
Bozuk para

27 Mart 2006’da Futbol Federasyonu Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, Türkiye Kupası çeyrek final ikinci maçında Fenerbahçe ile oynanan karşılaşmada sahaya atılan yabancı maddeler nedeniyle Galatasaray’a 1 maç seyircisiz oynama cezası verir.

Hakemler 24-26 Mart 2006 tarihlerindeki Süper Lig ve A Kategorisi maçlarına onar dakika geç çıkarlar.

Hakemler, kendilerine yönelik saldırıların son haftalarda artması üzerine eylem yapma kararı alırlar ve uygularlar.

Ulusoy, kendisine hakemlerin şikayetlerini anlatan ve eylem yapmak istediklerini bildiren Çulcu’yu, bu düşünceden vazgeçirmek için çok uğraşır. Liglerde sona gelinmesi nedeniyle tansiyonun yüksek olduğunu vurgulayan Ulusoy, “Şu aşamada eylem yapmanız ortamı daha da gerer” der. Ancak, hakemlerden yoğun baskı gören Çulcu, Ulusoy’a olumsuz yanıt verip, kesinlikle eylem yapacaklarını ifade eder.

Özellikle Diyarbakırspor-Sivasspor maçında Özgüç Türkalp’in dövülüp ölümle tehdit edilmesi ve Samsunspor-Kayserispor karşılaşmasında da Kuddusi Müftüoğlu’nun saldırıya uğraması, MHK’nin eylem kararında önemli rol oynar.

TFF, Fenerbahçe’nin V.Manisa ile oynayacağı maçı, başvuruya rağmen İzmir’e almazken, G.Saray’ın Diyarbakırspor maçını, Diyarbakır’ın itirazına rağmen İzmir’e verince ortam yeniden gerilir!

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15

HALUK ULUSOY DOSYASI – 4

leave a comment »

1 Haziran 1998’de Sheraton Oteli, Genel Kurulu için rezervasyon isteyen Futbol Federasyonu’na “Yerim yok” yanıtını verir. 1997 yılının aralık ayında düzenlenen Genel Kurul sonrası ekstra harcamaları iki ay sonra tahsil eden ve bu ödemeyle ilgili çıkan skandaldan rahatsız olan otel yetkilileri federasyonun talebini geri çevirirler.

Federasyon, konaklama ve yemek dışındaki tüm ekstralarının delegeler otelden ayrılırken tahsil edilmesi konusunda uyarıda bulunur.

Şimdi de Turgay Şeren’in 2 Haziran 1998 tarihli yazısına da bir göz atalım. Şeren yazısında TFF’nin Riva’da kiraladığı tesisi ve maliyetini eleştirmektedir. Yahu sayın Şeren, adamcağız Galatasaray’ın Riva’sına komşu olmuş, biraz değer kazandırmış, yapma, etme… Sonuçta Türk Futbolu’na hizmet değil mi amaç? Kimbilir?

02 Haziran 1998 – Futbolumuzun genel kurulu (Turgay Şeren)

Ayın dördünde Ankara’da futbolumuzun genel kurulu toplanacak. Bir bakıma Türk futbolunun Büyük Millet Meclisi bu. Yani, Türk futboluna yön verecek kişilerden oluşan bir kurul. Bu kurulun içinde bulunmak tabii ki beni de mutlu ediyor. Ancak benim iddiam şu; kurul üyelerinin böyle bir şerefi taşımalarının yanı sıra, büyük sorumluluklarının olduğu da kesin. Yani, dün dündür, bugün bugündür, yarın yarındır felsefesiyle değil, Türk futbolunun temel taşlarıyla ilgili kararların verilmesi lazım ve Türk futbolunun geleceğini karanlık emellerden kurtarmak şart.

Bir kaç kez yazdım, Riva’da 8 yıl önce Özel İdare’nin yaptırdığı ve sonradan ‘‘Eyvah ben bu tesisi nasıl yaptım’’ diyerek eli yanarcasına kaçtığı devasa tesis kendi haline bırakılmıştı. Sonra Futbol Federasyonu’muza bu tesisi kiralamak için öneriler geldi. Önce Şenes Erzik, daha sonra Abdullah Kiğılı gelen teklifleri enine boyuna araştırdılar. Bu tesisin hiçbir bakımdan uygun olmadığı kararına varıldı ve gelen teklifler geri çevrildi. Ve bu geri çevrilişler sırasında bugünkü federasyonun üyelerinin büyük bir kısmı o kurulda vardı. Ne hayrettir ve ne acıdır ki, Haluk Ulusoy ve arkadaşları bu gerçekleri bildiği halde, Riva tesislerinin bir para kuyusu olduğunu tesbit ettikleri halde, buraya Türk futbolunun milyarlarını, hatta trilyonlarını gömmek için kolları sıvadılar. Nedenini bilmiyorum, herhalde onlara göre bir gerekçeleri olması lazım.

TURGAN AĞABEYİ DİNLE

Geçenlerde Turgan Ece ağabeyim beni aradı. ‘‘Turgay’’ dedi, ‘‘Ben o zaman İl İdare Meclisi Başkan Vekili’ydim. Özel İdarece yaptırılması düşünülen bu tesise karşı çıktım. Ne yazık ki, Vali Hayri Kozakcıoğlu bastırdı ve bu tesis yapıldı. Amaa yarım kaldı. Çünkü hatanın büyük olduğu onlar tarafından da anlaşıldı. Şimdi 8 yıldır bu tesis bir çivi çakılmadan duruyor. Yapılanlar da çürüdü sanıyorum. Ama ne yazıktır ve ne hayrettir, Türkiye Futbol Federasyonu senede yapacağı 8-10 tane seminer ve panel için bu tesisi kiralamış. Bu Türk futboluna bir ihanettir. Türk futbolunun paralarını çar çur etmektir. Ben aynı zamanda Galatasaray’ın Genel Kurul üyesiyim. Bu konuda bildiğim bütün gerçekleri, mali kongrede genel kurula anlatacağım.’’ Buyurun bakalım Haluk bey. Şimdii Turgan ağabeye siz cevap verin. Bu biiir.

FEDERASYONA YAKIŞMIYOR

Gelelim Tahkim Kurulu’nun seçimine. Geçenlerde 3813 sayılı yasanın ikinci aşamasını gerçekleştiren Mehmet Ali Yılmaz ile uzun uzun konuştuk. Mehmet Ali beyin söyledikleri aynen şöyle: ‘‘Turgay, 5 kişiden kurulu Tahkim Kurulu’nun haysiyeti ile oynamak hiç kimsenin, hatta genel kurulun bile haddi ve hakkı değildir. Bu insanların evde aileleri vardır. Dışarıda camiaları vardır. Onlara sormazlar mı, sizler ne gibi bir yolsuzluk yaptınız da, Tahkim Kurulu’dan çıkarıldınız? Bu olacak şey değil Turgay. Eğer seçim olacaksa, Futbol Federasyonu da dahil tüm kurullar bu seçime dahil olmalıdır. Biz Trabzonspor olarak tek başlarına Tahkim Kurulu ve Merkez Hakem Kurulu’nun seçimine karşıyız.’’ Hadi bakalım Haluk, seni Futbol Federasyonu Başkanlık koltuğuna oturtan ve 3813 sayılı yasayı Türk futboluna armağan eden Mehmet Ali Yılmaz’a sen cevap ver bakalım. Genel Kurul üyelerinin böyle bir tasarrufu yok, ama sen ve arkadaşların Genel Kurul üyelerinden imza toplatırsan ve bu olayı Genel kurul istiyor gibi bir hava yaratmaya çalışırsan, bu Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı ve Yönetim Kurulu’na yakışmaz. Ne olmalı yani, senin aldığın her kararı Tahkim Kurulu onaylamalı mı? Yani hak deyicinin huk deyicisi mi, olmalı? Diyelim ki, bunu gerçekleştirdin -mümkün değil ama bir varsayım- ya bu Tahkim Kurulu’nu da beğenmezsen ne olacak? Haydi, yine telefonlar, yine olağanüstü seçim ve o seçilen Tahkim Kurulu üyelerini karalamalar. Ayıp Haluk, ayıp. Seni demek ki, iyi tanıyamamışım. Bu da iki.

MHK’nin seçimi ise tam bir çorap söküğü. Önce mektupla kutla, sonra Tahkim Kurulu’nun yalnız seçimi olmasın diye peşine MHK’yi de ekle. Bunu da yine imzaları veren Genel Kurul’a yükle. Haluk bu imzaları sen attırttın. Bunu sakın haa inkar etme. Bu da üç.

4 Haziran 1998’de Haluk Ulusoy başkanlığındaki Futbol Federasyonu’nun UEFA kurullarına bildirilecek isimler konusunda yarattığı kriz, UEFA Asbaşkanı Şenes Erzik’i de sinirlendirir.

Erzik:

“Müslümanlığın şartı beştir. Altıncısı da haddini bilmek. Beni yakın arkadaşlarım iyi tanır. Bir yere kadar sabrederim, ondan sonra gözüm hiçbir şeyi görmez. UEFA kurullarında yer alacak adaylar için Avrupa’nın hemen her ülkesinin bana içerisinde detaylı bilgiler ve adayların niteliklerinin bulunduğu dosyalar sundu. Bizim federasyonumuzdan ise şu ana kadar bana hiçbir şey gelmedi. Ne bilgi, ne de evrak. Unutmasınlar ki o listeler benim önüme gelecek. Öyle herkes her istediği ismi bildirip kurula sokamaz. Kiminle ve hangi nitelikteki insanlarla çalışacağımıza biz karar veririz”.

Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, UEFA kurullarında yeralan Süheyl Önen ve Levent Bıçakçı için “Onlarla çalışmam” demesine rağmen, İngilizce olarak bildirilen listeyi hazırlayan Asbaşkan Hadi Türkmen’in, isim belirtmeden “Daha önce kurullarda yeralan arkadaşlarımız da adaydır” ifadelerini Ulusoy’a imzalattığı ortaya çıkar.

İngilizce bilmeyen Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy, kendisinden gizlenen olayın ortaya çıkmasından sonra Hadi Türkmen’e ve listenin hazırlanmasında rol oynayan diğer federasyon yetkililerine büyük tepki gösterdiği öğrenilir.

Futbol Federasyonu’nun olağanüstü toplantısında, sadece yönetim kurulu üyeleri ile Kulüpler Birliği temsilcilerinin fikirlerine ters düşen MHK ve Tahkim Kurulu’nun bazı üyeleri değiştirilir. Olağan Mali Genel Kurul’da kendilerini aklatan federasyon üyeleri, toplantının olağanüstü bölümünde, Fenerbahçe, G.Saray ve Beşiktaşlı delegelerin uyarılarına rağmen, ilginç kararlar aldırırlar.

Tüm hakemler ile bazı kulüplerin karşı çıkmasına rağmen, federasyon kongresinin gündemine 36’ya karşı 75 oyla MHK seçimini koyduran Özerten ve arkadaşları, büyük eleştirilere hedef olurlar.

Yapılan göstermelik seçimde, eski üyeler Hilmi Ok, Erkan Göksel, Bülent Yavuz, Necmi Temizel, Erdoğdu Diyadin, Abdurrahman Arıcı ve Salih Türktunç’un yanına eklenen Sabri Çelik ile Mevlüt Güzel’den oluşan 9 kişilik yeni MHK listesi onaylanır.

Bütün eski hakem hocaları, faal hakemler, bu alınan seçim kararı ile Türk hakemliğinin dibine dinamit konulduğunu söylerler ve “Bizlere aba altından sopa gösteriliyor. Türk hakemliği ağır bir yara aldı. Futbol Federasyonu bu kararı ile kendi kendini idama mahkum etti” derler.

Tahkim Kurulu için de aynı olaylar yaşanır. Kulüpler Birliği adına konuşan Samsunspor Başkanı İsmail Uyanık, “Ekmeğimizi, yemeğimizi çalan kişiler” diye nitelendirdiği Tahkim Kurulu üyelerinin bazılarının değiştirilmesini ister. Bu istek de onaylanır.

Yapılan seçimde, Kulüpler Birliği destekli federasyon üyelerinin dediği olur ve Sait Güran, Haluk Burcuoğlu, Orhan Çobanoğlu kuruldan çıkarılarak, yerlerine Erkan Vardar, Suat Cavit Vulaş ve Sabri Ersavaş eklenir. Türker Arslan ile Celil Demircioğlu yerlerinde kalırlar.

Fenerbahçe’yi yakından ilgilendiren, “1997’de verilen cezaların affedilmesi” şeklindeki önerge reddedilir.

Ceza Hukuk ve Ceza Usulu Hukuku Profesörü Erdener Yurtcan;

“Mali Genel Kurul, federasyon yönetiminden kaynaklanarak,olağanüstü genel kurul havasına dönüştürüldü. Tahkim Kurulu’nun icraatı ve verdiği kararlar beğenilmediği ve bir takım kişi ve kulüplerin hoşuna gitmediği için, kurul içinde bazı kişiler cımbızla ayıklanarak dışarı atıldı. Onların yerine istenen kararları verebilecek kişiler atandı.
Bu şuna benzer; kurulmuş bir mahkeme bazı kişiler için istenmeyen, işine gelmeyen kararları verdiği zaman, siz o mahkemeyi iptal ediyorsunuz, içindeki hakimleri bir kenara atıyorsunuz. Kendize uygun kararlar verebilecek mahkemeyi kurup yeniden oraya hakimleri yerleştiriyorsunuz. Bu orta çağların zihniyetidir. Federasyon yönetiminin istediğimiz kalır, istemediğimizi atarız düşüncesinin uygulaması.”

6 Haziran 1998’de tarihli Sabah Gazetesi’nde Profesör Erdenay Yurtcan şunları söylemektedir:

“Futbol Federasyonu, Türk Futbolu’nu çözümsüzlüğe doğru sürüklüyor. Mali Genel Kurul ile Olağanüstü Genel Kurul’u keyfi olarak birleştirmek çok yanlış. Haluk Ulusoy ve ekibi, görevini her zamanki gibi kendi çıkarları için yapıyor. Merkez Hakem Komitesi ile Tahkim Kurulu’nu yenileyeceklerini söylüyorlar. Sonra kendi çıkarları doğrultusunda karar vermeyen kişileri, devre dışı bırakıyorlar. Yani, istemediğimi atarım, istediğimi kurullara alırım mantığıyla hareket ediyorlar. Bu tarz bir uygulama ancak ortaçağ mahkemelerinde vardır.
Bütün kurulların aynı anda seçimle yenilenmesi şartır. Bu 3813 sayılı kanunda açıktır. Federasyonda başkan vekilliği, vekaleten yürütülüyor. Niye başkan vekili seçilmiyor da, MHK ve Tahkim Kurulu seçimleri yapılıyor? Tahkim Kurulu ve MHK’den devre dışı bırakılan kişiler, Yargı’ya itiraz başvurusu yaparlarsa, bu seçimler kesinlikle iptal edilir.”

14 Haziran 1998 tarihinde Fenerbahçe Kulübü’nün olağanüstü kongresinde tek aday olarak seçime giren Aziz Yıldırım yeniden başkanlığa seçildi. Yıldırım kongreye katılan 655 üyenin tamamının oyunu alırken, yönetim kurulu da 653 oy aldı.

18 Haziran 1998’de Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, 2.Futbol Ligi’nde de havuz sistemi uygulamayı düşündüklerini açıklar. Ulusoy, “TRT’nin katılımıyla gerçekleştirmeyi düşündüğümüz bu projeyle, 50 kulübümüze en az 35’er milyar kaynak sağlayacağımıza inanıyorum. Sayın Başbakan da konuya sıcak bakıyor. Anlaşma sağlanırsa, 2.Lig için havuz sistemi projesi gerçekleşecek” der.

19 Haziran 1998’de Galatasaray’ın eski yöneticisi Adnan Polat, Federasyon’un A’dan Z’ye değişmesi gerektiğini söyleyerek yabancı oyuncu sayısının serbest bırakılmasını ister.

TFF 2 Temmuz 1998 tarihindeki toplantısında, kulüplerin yabancı futbolcu sayısının arttırılması isteğine olumsuz yanıt verir ve ligde sezona 4 yabancı ile devam edilmesini kararlaştırır. Kulüplerin yaptığı 4+2 (4 sahada, 2 kulübede) isteği ise kabul edilmez.

24 Temmuz 1998’de UEFA’da birlikte çalışacağı isimlerin belirlenmesi sırasında kendisine görüş sorulmadığı için sinirlenen Erzik, Ulusoy federasyonunun bildirdiği 7 adayın 6’sını reddeder.

Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un bildirdiği listede yer alan Hadi Türkmen, Metin Kazancıoğlu, Yılmaz Yücetürk, Adnan Sezgin, Kemal Kapulluoğlu ve Orhan Şahin’e UEFA’dan vize çıkmazken, sadece Şenes Erzik’e yakınlığı ile tanınan FIFA kokartlı eski hakemlerimizden Hasan Ceylan’a onay verilir.

Rekabet Kurulu 13 Ağustos 1998 tarihli toplantısında maç yayınları ile ilgili prensipleri belirler. Rekabet Kurulu Başkanı Aydın Ayaydın imzasıyla yayınlanan açıklama şöyledir:

Rekabet kurulu 13.08.1998 tarihli toplantısında BİMAŞ’ın Profesyonel Birinci Futbol Ligi müsabakalarının naklen yayını ile ilgili Türkiye Futbol Federasyonu ile CİNE5 filmcilik ve yapımcılık AŞ arasında imzalanan sözleşmenin 4054 sayılı rekabetin korunması hakkında kanunun hükümlerine aykırı olduğu iddiasıyla yaptığı müraacat üzerine yürütülen soruşturmayı görüşmüş ve bazı konularda tedbir konulmasına karar vermiştir.

1.-) 3 yıl süreyle tek yayıncı ihdas etmek, havuz dışında bulunan kulüplerin diğer yayın kuruluşlarıyla anlaşmalarını engellemek konusundaki tedbir talebinin reddine,

2.-) Haftada naklen 3 maç yayınlama sınırlamasıyla tekrar arza ilişkin şartlar ileri sürmek konusundaki tedbir talebinin reddine,

3.-) Diğer televizyon yayın kuruluşlarının maçların yeniden yayını pazarına girişlerini engellemek konusundaki tedbir talebinin reddine,

4.-) Naklen yayın devir yasağı getirmek konusundaki tedbir talebinin reddine,

5.-) Sözleşmenin alıcı konumundaki tarafı olan yayın kuruluşunun sponsor belirleme özgürlüğünü kısıtlamak ve TFF’nin sponsorluk sözleşmesi akdettiği teşebbüslerin rakibi olan teşebbüslerin yukarıda sözü edilen piyasaya girişlerini engellemek konusundaki tedbir talebinin reddine,

6.-) Şikayetçi ve diğer televizyon yayın kuruluşlarının kameralarının maç öncesi ve maç sonrasında görüntü almak ve röportaj yapmak için stadyumlara girmeleri ve bu süre içinde her türlü yayını yapabilmelerine imkan vermek üzere, Türkiye Futbol Federasyonu ve CİNE5 filmcilik ve Yapımcılık AŞ aleyhine 4054 sayılı rekabetin korunması hakkında kurulun 9’uncu maddesi uyarınca tedbir kararı alınmasına,

7.-) Şikayetçi ve diğer televizyon yayın kuruluşlarının her hafta CİNE5 filmcilik ve yapımcılık AŞ tarafından canlı yayınlanan 3 adet birinci lig maçının birinci ve doksanıncı dakikaları arasındaki bölümünden dilediği 90 saniyelik bölümü haber niteliğini geçmemek kaydıyla, ücretsiz yayınlama hakkının bulunduğu görüşünden hareketle, aksine bir davranışın rekabete aykırı sözleşmeye dayanılarak rakiplerin faaliyetlerini zorlaştırmaya yönelik sayılacağından bu konuda tedbir kararı alınmasına,

8.-) Şikayetçi ve diğer televizyon yayın kuruluşlarının gerek canlı yayınlanan haftada 3 maçın, gerekse bant kaydı yapılan diğer maçların görüntülerinden 90 saniye dışındaki ücreti mukabili satın alma taleplerinde eşit durumdaki alıcılara eşit olmayan koşulların ileri sürülmesinin 4054 sayılı rekabetin korunması hakkında kanununun 6 (b) maddesine açıkca aykırı olduğu göz önüne alınarak, CİNE5 filmcilik ve yapımcılık AŞ’nin şikayetçi veya başka bir rakip televizyon yayın kuruluşunun satın alma başvurusunda eşit durumdaki alıcılara eşit olmayan ücret ve sair koşullar öngörmemesi konusunda tedbir kararı alınmasına, karar verilmiştir.

20 Ağustos 1998’de K.İrlanda ile 5 Eylül’de oynanacak maç öncesinde Mustafa Denizli ile Futbol Federasyonu arasında soğuk savaş yaşanmaktadır. Sözleşmesinde çalışacağı kişileri kendisinin seçeceği doğrultusunda bir madde bulunan Denizli aynı kadro ile çalışmak istemektedir.

Futbol Federasyonu’nun son toplantısında Mustafa Denizli’nin 3 yardımcısı Rıza Çalımbay, Cem Pamiroğlu ve Erdal Keser’in sözleşmelerinin yenilenmemesi doğrultusunda aldığı karara Denizli tepki gösterir.

Yaklaşık 3 ay önce Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’la görüşen Mustafa Denizli, Ümit Milli Takım antrenörü Rıza Çalımbay’ı A Milli Takım antrenörlüğüne getireceğini, Ümit Milli Takım çalıştırıcısı Cem Pamiroğlu’nu da yardımcı olarak alacağını bildirmiştir. Teknik Direktör Denizli ayrıca, Başkan Ulusoy’dan Almanya’da bir büro açılmasını istemekte ve oradaki Türk futbolcularını koordine etmek amacı ile Erdal Keser’i görevlendireceğini söylemektedir.

Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ise, Denizli’ye çalışma arkadaşlarını seçme hakkına sahip olduğunu söylemekte ve konuyu Federasyon toplantısına götürerek karara bağlayacaklarını ifade etmektedir.

21 Ağustos 1998’de sabah “Denizli kendisine yeni yardımcı bulsun. Karardan dönüş yok” diyen Futbol Federasyonu Başkanı, Denizli ile konuştuktan sonra “Hocamız rica etti. Rıza Çalımbay’ın durumu yönetimde bir daha gözden geçirilecek” açıklamasını yapar. Ulusoy, sabah yaptığı açıklamada “Rıza Çalımbay ve Cem Pamiroğlu, başarısız oldukları gerekçesiyle yönetim kurulumuzca görevden alındı. Geri dönmeleri mümkün değildir. Konu Denizli’ye iletilmişti. Sonuçta bir soğuk savaşın olması da mümkün değildir. Türkiye’de 7-8 bin civarında antrenör bulunuyor. Denizli bunlar arasından yeni yardımcılar bulsun. Denizli’nin sözleşmesinde, yardımcılarını kendisinin seçeceği yazıyor. Doğru, ama onları onaylamak da bizim görevimiz. O seçer, federasyon onaylar” diye konuşur.

Ulusoy ve Denizli öğleden sonra ise federasyonda biraraya gelip bir görüşme yaparlar. Ulusoy, görüşme sonrası yaptığı açıklamadı ise bu kez Çalımbay konusuna ılımlı yaklaşarak “Hocamız sayın Denizli rica etti. Rıza Çalımbay’ın durumunu yönetim kurulu toplantımızda bir kez daha gözden geçireceğiz” diye konuşur.

22 Ağustos 1998’de Galatasaray, Ali Sami Yen’de Kocaelispor’u 3-1 yenerken sahada Hagi terörü esmektedir. Hagi 33. dakikada penaltıdan attığı gol sonrası Kocaelispor santra yapmaya hazırlanırken, orta yuvarlağın içinde Orhan’ın yüzüne el hareketi yapar. Hakem Kadir Tozlu, Hagi’den santra yapılması için orta yuvarlağın dışına çıkmasını ister. Rumen futbolcu yeniden el hareketleriyle Orhan’ın üzerine gitmeye çalışınca bu kez Tozlu’dan sarı kart görür. Oyunun başlamasının ardından yine sinirle Orhan’ın üzerine giden Hagi rakibine kasten tekme atınca, önce 2. sarı kartı ardından kırmızı kartı görüp oyundan atılır.

Ertesi günü Beşiktaş sahasında Gaziantepspor’la 1-1 berabere kalırken Ali Uluyol’un yönettiği maçı 9 kişi tamamlar. Sahaya giren 3 taraftarın hakemi tartaklaması sebebiyle maç 10 dakika duraklar. Beşiktaşlılar, 3 penaltılarının verilmediği iddiasındadırlar.

Uluyol;

“Alpay, Preko’yu düşürdüğü için faul düdüğü çaldım. Alpay üzerime koşup, iki ayağıma birden basarak, (Maçın içine ettin. G…. yiyorsa beni de at) diyerek küfür etmeye başladı. Bunun üzerine kırmızı kartımı çıkardım. Bu kez aileme, anneme yönelik küfürler etti. Yetkililerin tüm ikazına rağmen sahayı terketmemekte direndi”.

Beşiktaş Basın Sözcüsü Cenk Koray;

“Biz hakemlerden bir şey istemiyoruz. G.Antep maçında göz göre göre üç penaltımız verilmedi. Beşiktaş sezon sonunda lig şampiyonluğunu 1 puanla kaybederse hakem Ali Uluyol bunun bedelini nasıl ödeyecek. Uluyol, değil hakemlik, şoförlük bile yapamaz”.

Cenk Koray’a bu sözlerinden sonra 20 gün hak mahrumiyeti cezası verilir.

29 Ağustos 1998’de Fenerbahçe sahasında Samsunspor’u 6-2 yenmesine rağmen hakem Metin Tokat’a büyük tepki vardır. Tokat’ın skoru 1-1’e gelmesine neden olan Samsunspor lehine verdiği penaltı kararı çok hatalıdır.

1 Eylül 1998’de Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, Kocaelispor maçında kırmızı kart gören Galatasaraylı Hagi’ye 2 maç ceza verir. Sarı kırmızılı yönetim, Tahkim Kurulu’na başvurarak, Hagi’ye verilen cezaya itiraz etmek üzere hazırlıklara başlar.

Ateş Ünal Erzen;

“Hagi İstanbulspor maçında oynamadı. Bu hafta lig maçı yok. Şimdi bir de Erzurum karşısında oynamayacak. Üç hafta sahalardan uzak kalan bir oyuncu üç gün sonraki Juventus maçında ne yapacak? Acaba federasyon Juventus’u mu tutuyor? Alpay’a herhalde 22 maç ceza verecekler”.

3 Eylül 1998’de İstanbulspor’un maçlarını Beşiktaş İnönü Stadı’nda oynatma kararı üzerine Beşiktaş yönetimi olağanüstü bir toplantı yapar. Dört saatlik toplantıdan sonra konuşan Başkan Süleyman Seba şunları söyler:

“Federasyon haklarımıza tecavüz eden bir karar almıştır. Bu konuda sessiz kalmayacağız. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile Beşiktaş Kulübü arasında özel hukuka ait sözleşmeye haksız bir şekilde müdahele edilmiştir. Hakkımızı arayacağız. En kısa zamanda bu mesele çözülücektir. İstanbulspor, belirlediğimiz bedeli ödemek zorundadır”.

5 Eylül 1998’de Futbol Federasyonu’nun 75. kuruluş yıldönümü nedeniyle Fenerbahçe Kulübü’nün yanı sıra Hagi ve Alpay’ın cezalarını affetmesi için çalışmalar sürdürülmektedir. Futbol Federasyonu’nun bir hafta sonra yapacağı toplantıda Türkiye Kupası’nda cezalı olan Fenerbahçe ile kart cezalısı Hagi ve ceza alması beklenen Alpay’a 75. kuruluş yıldönümü nedeniyle affın gündeme gelmesi beklenmektedir.

Başkan Haluk Ulusoy, Fenerbahçe Kulübü’nün Türkiye Kupası’na katılabilmek için yaptığı başvurunun yanısıra, futbolda genel af konusunu da gündeme getirip, oylayacaklarını söyler. Görüş birliğine varılması durumunda yüz kızartıcı suçların dışındaki tüm cezaların affedilebileceğini belirten Ulusoy, “Federasyonumuzun ve Türkiye Cumhuriyeti’nin 75. kuruluş yıldönümü nedeniyle, tüm cezalara af sözkonusu olabilir” der.

Fenerbahçe Genel Sekreteri Köksal Özbek, “Bu konuyu Federasyon gündeme getirdi. Camiamız yeniden Türkiye Kupası’na katılmanın heyecanını yakaladı. Umud ediyoruz ki, Fenerbahçe yeniden kupaya katılacaktır”.

6 Eylül 1998’de Beşiktaş Yönetim Kurulu İnönü Stadı konusunun çözümü için Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Yücel Seçkiner’den yardım isterler:

“Futbol Federasyonu haklarımızı hiçe sayarak dengesiz bir karar vermiştir. Beşiktaş İnönü Stadyumu’nu 49 yıllığına kiralayan biziz. Bu stadda maç oynayacak takım, bizim belirlediğimiz bedeli ödemek zorundadır. Daha önce Futbol Federasyonu’nun aldığı karar gereği İstanbulspor’un maçları üç stada eşit bir biçimde dağıtılmıştı. Nasıl oldu da, bu karar değişti. Bu sorunun bir an önce açığa kavuşması için sizin görüşleriniz ve olaya biran önce el koymanızı arz ederiz.”

7 Eylül 1998’de Türkiye Futbol Federasyonu, cumhuriyetin ve federasyonun 75. kuruluş yıldönümü nedeniyle gerçekleştirilecek etkinliklere KKTC Futbol Federasyonu Başkanı Mahir Çolay’ı önce davet eder, ardından da “gelme” der.

Türkiye Futbol Federasyonu’nun gerçekleştirdiği etkinliklere FIFA Başkanının da katılması sebebiyle Kıbrıs Futbol Federasyonu’nun davetini iptal etmiştir.

Kıbrıs Federasyonu oldukça tepkilidir. Yönetim Kurulu adına Asbaşkan Olgun Üstün

“Federasyonumuza karşı alınan bu karar, aslında Kuzey Kıbrıs Türk halkına ve onun gençliğine karşı alınmış haksız bir karardır. Ambargo altında ezilen Kıbrıs Türk gençliğine büyük olanak yaratacak olan katılımımızı engelleyen tutumunuz, Yönetim Kurulumuzca skandal olarak karşılanmıştır. Bu tutumunuzu şiddetle protesto ediyoruz.”

8 Eylül 1998’de Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, olaylı Gaziantepspor maçında çıkan olaylar nedeniyle Beşiktaş’a 2 maç saha kapatma, kırmızı kart gören Alpay’a da 5 maç ceza verir. Kurul ayrıca, olaylı Ankaragücü maçı nedeniyle Gaziantepspor’a 1 maç ve 500 milyon lira, Karabük maçında çizgiyi ihlal ettiği gerekçesiyle Erzurumspor Teknik Direktörü Hikmet Karaman’a da 1 ay hak mahrumiyeti ile cezalandırır. Fatih Terim’e bir önceki sene aynı sebeple verilen 1 maçlık ceza daha sonra iptal edilmiştir.

7 kişiden oluşan PFDK, Başkan Talay Şenol ve üyeler Ömer Remzi Arıkan, Serdar Özersin ve Temel Çağlayan’dan oluşan dört kişiyle toplanır. Toplantı sonrasında kurul, Beşiktaş Kulübü’ne 2 maç saha kapatma, Alpay’a da 5 maç ceza vermeyi kararlaştırır. Kurul, toplantının ardından bu kararları Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ve yöneticilere onaylatmaya çalışır. PFDK Başkanı Talay Şenol’la görüşen Haluk Ulusoy, Cumhuriyet’in ve Futbol Federasyonu’nun 75. kuruluş yıldönümü kutlamaları dikkate alınarak bu cezaların bir iki gün sonra açıklanmasını ister. Bu görüşmenin ardından bir basın açıklaması yapan Talay Şenol, çoğunluk sağlanamadığı için PFDK toplantısının çarşamba ya da perşembe gününe ertelendiğini belirtir.

9 Eylül 1998’de UEFA Kupası ilk tur maçı öncesinde Galatasaray, tesislerini ve Ali Sami Yen Stadı’nı Fenerbahçe’nin rakibi Parma’nın emrine verir.

Önceki hafta içinde İstanbul’a gelerek Fenerbahçeli yöneticilerle görüşen Parma genel sekreteriyle yapılan toplantı sonunda, İtalyan kulübüne Fulya tesisleri ve İstanbulspor’un Ataköy’deki tesisleri ayarlanmıştır. Ancak İtalyanlar, Galatasaray’ı arayarak, kendilerine saha verilmesini isterler. Sarı – Kırmızılı kulübün “Ali Sami Yen Stadı veya Florya Tesisleri’nden birinde çalışmalarınızı yapabilirsiniz” yanıtını aldıktan sonra, Fenerbahçeli yöneticileri arayarak daha önceki programı iptal ettirirler.

Galatasaray başkanı Faruk Süren ise Parma ile geçen yıl Şampiyonlar Ligi’nde karşılaşmalarından dolayı olayın geliştiğini belirterek, “Kendileri spor direktörümüz Mete Razlıklı’yı arayarak tesislerimizden yararlanmak istedikleri söylemişler. Biz de kabul ettik. Burada hiç bir artniyetimiz yok”.

10 Eylül 1998’de Birinci Lig Kulüpler Birliği İstanbul’da yaptığı toplantıda özellikle Fenerbahçe ve Beşiktaş’ı yakından ilgilendiren önemli kararlar alır. Beşiktaş ve Gaziantepspor’un temsilci göndermediği toplantı sonrasında bir açıklama yapan Kulüpler Birliği Başkanı İlhan Cavcav, Fenerbahçe’nin Türkiye Kupası’nda oynamasını istediklerini söyler.

Cavcav, “Toplantıya katılan kulüplerin hepsi Fenerbahçe’nin affedilmesi düşüncesinde. Fenerbahçe’nin affedilmesi için Futbol Federasyonu’na başvuracağız” diye konuşur.

İlhan Cavcav’ın Fenerbahçe ile ilgili açıklamalarına Trabzonspor, Erzurumspor ve Samsunspor kulüplerinden tepki gelir. Trabzonspor temsilcisi Asbaşkan Nurettin Aydın, Erzurumspor Başkanı Cemal Polat ve toplantıya telefonla katılan Samsunspor Başkanı İsmail Uyanık, Fenerbahçe’nin affedilmesini istemediklerini belirterek, İlhan Cavcav’ın farklı açıklama yaptığını söylerler.

Federasyon ile arasındaki gerginlik devam eden Beşiktaş, Federasyonun 75. yıl nedeniyle yapılan balosuna davet edilmez. Beşiktaşlı derneklerin federasyona protesto faksı yollamaya devam ederlerken, Beşiktaşlılar Cemiyeti de federasyonun 4. Levent’teki binasına siyah çelenk koyar.

11 Eylül 1998’de Futbol Federasyonu, Türk bayrağına hakaret ettiği gerekçesiyle Teknik Direktör Toshack hakkında soruşturma açar. Toshack’ın özel bir televizyon kanalında Türk bayrağını matadorların pelerini gibi kullanmasına tepki gelir.

Olayı Kuşadası’na giderken öğrenen Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy, basın danışmanı Orhan Şahin’den tüm görüntülerin toplanmasını ister. Ulusoy, “Tüm belgeler toplandıktan sonra yönetim kurulunu toplayıp, konuyu görüşeceğiz. Gereken neyse yapılır”.

12 Eylül 1998’de Galatasaray sahasında, son 10 dakikada 3 gol birden attığı karşılaşmada Erzurumspor’u 5-0 yenerken, müsabakanın 1-0 devam ettiği sırada hakem Murat Ilgaz, Galatasaray’lı Ümit’İn ceza sahası içinde topu eliyle düzelttiği pozisyonda Erzurumspor’un net bir penaltısını vermez.

13 Eylül 1998’de Beşiktaş cezası sebebiyle İzmir’de oynadığı karşılaşmada Bursaspor’la son 3 dakikada 2 gol atarak 3-3 berabere kalırken yaklaşık 15 bin Beşiktaş taraftarı takımlarına verilen ceza nedeniyle Futbol Federasyonu’na tepki gösterip, maç öncesi sahaya sırtını döner.

Beşiktaşlı taraftarlar maç öncesi kulüplerine verilen 2 maç saha kapama cezası nedeniyle Futbol Federasyonu’nu ve karşılaşmanın hakemi Bülent Uzun’u protesto ederler. Taraftarlar, “Şampiyon olmamız engellenemez”, “Ulusoy istifa” şeklindeki sloganlarla Futbol Federasyonu’na tepkilerini dile getirirler.

18 Eylül 1998’de genel af konusunu görüşen Futbol Federasyonu yönetimi, oybirliğiyle bu teklifin reddine karar verir. Buna göre Fenerbahçe’nin bu sezon Türkiye Kupası’nda oynamaması kesinleşir. Haluk Ulusoy başkanlığında toplanan Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun açıklamasında şöyle denilir;

“Genel af konusu Genel Kurul’da oybirliğine yakın bir çoğunlukla reddedildiğinden, Yönetim Kurulumuz da, bu konuda aksine bir karar almanın mümkün olmadığına oybirliği ile karar verdi.”

20 Eylül 1998’de Fenerbahçe, 15 dakikada bulduğu 2-0’lık skoru koruyamadığı maçta Galasataray’la 2-2 berabere kalır. Fenerbahçe’den Erol, 20 inci dakikada sebebiyet verdiği penaltı sonrası hakem Erol Ersoy’dan kırmızı kart görerek takımını 10 kişi bırakır. Galatasaray’da ise Vedat 9 uncu dakikada kırmızı kartla oyundan atılır.

Maç öncesinde yapılan meşale gösterisi sahaya yansır ve Maraton Tribünü’nün üstünden düşen ateşler konfetileri tutuşturunca 1. dakikada oyun durur. Yangını itfaiye önler. Söndürme çalışmaları nedeniyle oyun 9 dakika durur.

Stada eski model bir otobüsle gelen Galatasaray kafilesine Fenerbahçeli taraftarlar Stad Sineması önünde taş ve pet şişe atarlarken futbolculardan yaralanan olmaz. 100 civarında taraftar da gözaltına alınır.

25 Eylül 1998’de Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim, üst üste maçlar oynadıklarını belirterek, yetkililerden anlayış istemektedir. Lig fikstüründe, özel durumlar sözkonusu olduğunda değişiklik yapılmasını isteyen Terim,

“Şampiyonlar Ligi maçları sonrasında oynayacağımız lig karşılaşmalarında değişiklik yapılabilir. Özellikle Pazar ve hafta arası oynanan maçlarda 24 saat çok önemli. Geçen seneden yediğimiz darbeler var. Bunlar ayarlanırken fikstür çekilmediği için, bazı ricalarımız olacak”.

1 Ekim 1998’de Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu Beşiktaş Kulübü’nün İnönü Stadı ile ilgili yaptığı itirazı görüşür. Kurul, toplantı sonucunda İstanbulspor’un maçlarını İnönü’de oynayacağına, ancak Beşiktaş’ın istediği bedeli ödemesi gerektiğine karar verir.

2 Ekim 1998’de Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, yaptığı toplantı sonrası Fenerbahçe Kulübü’ne iki maç saha kapatma cezası verir. Kurul, Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda oynanan Fenerbahçe-Galatasaray maçında çıkan olaylar nedeniyle sarı lacivertli kulübe 2 maç saha kapatma yanında 1 milyar lira da para cezası keser.

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım TFF aleyhine zehir zemberek açıklamalarda bulunur:

“Galatasaray Kulübü’nün idare ettiği bu Haluk Ulusoy Federasyonu’nu istifaya davet ediyoruz. Anarşi için çanak tutan bu insanlarla futbolumuz fazla ileriye gidemeyecektir! Galatasaray Başkanı Faruk Süren, aleyhimize demeç veriyor. Federasyon hemen bize ceza kesiyor. Böyle şey olur mu? Bu işler bu kadar basit mi? Bizi engellemek isteyen gizli güçler var. Bunu biliyoruz.

Galatasaraylı taraftarlar bin 300 koltuğu kırdı. Geçen sezon Galatasaray’a para cezası verenler, bizim sahamızı kapatıyor. Spor Bakanı Seçkiner’i göreve davet ediyorum”

4 Ekim 1998’de Fenerbahçe Yönetim Kurulu, PFDK’nın verdiği 1 milyar lira para ve 2 maç saha kapatma cezası için Tahkim Kurulu’na itirazda bulunmaya hazırlanmaktadır. Sarı lacivertlilerin savunmalarında, geçen sezonun ikinci yarısında G.Saray’la Ali Sami Yen Stadı’nda oynadıkları ve aynı türden olayların yaşandığı karşılaşmayı örnek gösterilecektir. PFDK, geçen sezon Ali Sami Yen Stadı’nda saha kenarında çıkan yangın ve taraftarların tutumu nedeniyle G.Saray’a 400, Fenerbahçe’ye ise 100 milyon lira para cezası vermiştir.

Fenerbahçe Kulübü bir de basın bildirisi yayınlar;

“Kulübümüz davayı Tahkim Kurulu’na götürecektir. Tek tip renkli oluşturulmak için genel kurul yapılarak teşekkülle tamamlanan Tahkim Kurulu’nun bu haksız cezayı kaldıracağından umudumuz olmamakla birlikte hukuk düzenine olan inancımız ve arzumuz dolayısı ile bu başvuruyu yapacağız.

Haksız cezaya gösterdiğimiz tepkiyi seviyesizlik, bilgisizlik ve akıl dışı olarak nitelemek ancak suçluların telaşı olarak yorumlanabilir. Bunları söyleyenler daha ağır fiillerin kendi statlarında yaşandığını ve bu fiillere PFDK’nin tercih hakkını kullanarak sadece tavanın altında para cezası verdiğini ya bilmiyorlar veya bilmezlik yapıyorlar.

Kendi sorunlarını örtmek için gündem yaratanlara, ‘G.Saray’a rakip takımları önceden imha etmeye hazır olanlara’ tepkimiz devam edecektir. Gayri ciddi, fakat ustaca ve sinsi bir şekilde Fenerbahçe camiasının kendi camialarıyla olan dostluğunu tahrip etmeye uğraşanları, tarih önünde uyarıyor, sağduyuya ve ciddiyete davet ediyoruz.”

6 Ekim 1998’de Fenerbahçeli dernekler de bir basın bildirisi yayınlayarak Futbol Federasyonu’nun tutumunun taraflı olarak niteleyip kınarlar. 1907 Fenerbahçe Derneği, Sarı-Lacivert Derneği, Fenerbahçe Altyapı Derneği ve Fenerbahçeliler Derneği, “Haluk Ulusoy ve Çetesini istemiyoruz” başlığı altında yayınladıkları bildiride özetle şu görüşleri savunurlar:

“Galatasaray maçında meydana gelen olanlar nedeniyle Fenerbahçe’ye verilen 2 maç saha kapatma cezası kimseyi şaşırtmamıştır! Çünkü Haluk Ulusoy başkanlığındaki federasyon bugüne kadarki taraflı, ayırımcı ve fanatik tavrını aldığı bu kararla bir kez daha göstermiştir. Federasyon geçen seneki Galatasaray-Fenerbahçe ve Trabzonspor – Fenerbahçe maçlarındaki olaylar nedeniyle rakiplerimize ciddi bir ceza vermemiştir. Bu da çifte standartı gözler önüne seriyor. Haluk Ulusoy işgal ettiği makamı sürekli Fenerbahçe’ye karşı kullanmaktadır. Bunlar Türk Futbolu adına kötü sonuçlar doğurabilecek, taraftarı gergin ortamlara itecek, statlara anrşinin yerleşmesine yol açacak şeylerdir. Bunun önüne geçilmesi için Ulusoy ve çetesi istifa etmelidir.”

8 Ekim 1998’de Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu, Fenerbahçe’nin 2 maçlık saha kapatma cezasını bire indirir. Sarı lacivertli kulübün, Galatasaray maçında çıkan olaylar nedeniyle Disiplin Kurulu’nca verilen 2 maç saha kapatma ve 1 milyar liralık para cezasına itirazını inceleyen kurul, dört saatlik bir toplantıdan sonra kararını açıklar.

Fenerbahçe’nin itirazını kısmen haklı bulan kurul, üyelerden Sabri Ersavaş’ın sadece 1 milyar lira para cezası verilmesi, saha kapatılma cezasının ise kaldırılması yönündeki karşı oyuna rağmen, talimatın 14. maddesi uyarınca cezanın 1 maç saha kapatma ve 1 milyar lira para cezası şeklinde değiştirilmesi kararını alır.

Fenerbahçe’nin tepkisi devam etmektedir:

Fenerbahçe Başkan Vekili Gürbüz Refioğlu;

“Bizim için farketmez. Önemli olan çifte standardın ortadan kalkmasıdır. Bu federasyonun acilen istifa etmesi gerek.”

9 Ekim 1998’de Şampiyonlar Ligi’nde 21 Ekim’de Rosenborg’da oynayacak olan G.Saray’ın, Adanaspor Lig maçı için yaptığı başvuruyu kabul eden Futbol Federasyonu G.Saray maçını cumartesiye alırken Fenerbahçe’nin de cuma günü Sakaryaspor ile yapacağı karşılaşmanın pazar günü oynanmasına karar verir.

Fenerbahçe, 10 Ekim 1998’de Sakaryaspor maçının gününün değiştirilmesine tepki verir. Asbaşkan Abdullah Kiğılı bugüne kadar maç gününün değişmesi için üç kere başvuruda bulunduklarını, ancak üçünde de “hayır” yanıtı aldıklarını belirterek şöyle der;

“Ne zaman ki, Galatasaray maç gününün değiştirilmesini istedi – ki bunu istemekte son derece haklılar – o zaman Federasyon mecburen bizim günü de değiştirdi. Bu olay Federasyon’un tutarsızlığından başka bir şey değil”.

Aynı gün, lehlerindeki fikstür oynamalarını yeterli bulmayan Faruk Süren veryansın etmektedir:

“Adanaspor maçı pazara alındı. Tamam.. Ama Rosenborg dönüşü Samsunspor maçımız hala cumartesi günü gözüküyor. Bu karşılaşmanın da pazar gününe alınmasını istiyoruz. Bu federasyon kulüplerin federasyonu değil mi? Eğer kulüplerin federasyonu ise bizim çıkarlarımızı korumalı. Ben bu kadar kötü ayarlanmış bir fikstürü bugüne kadar görmedim”

15 Ekim 1998’de Gençlik ve Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Yücel Seçkiner, Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim’e “Üstün hizmet madalyası” verilmesi için Bakanlar Kurulu’na getirdiği yasa önerisini savunur;

“Fatih Terim, 25 yıldır sporcu ve teknik adam olarak Türk sporuna yaptığı hizmetlerle bunu fazlasıyla hak etti”.

17 Ekim 1998’de Galatasaray, Adana deplasmanından 2-0 yenilgiden kurtulup 2-2’lik beraberlikle dönerken skoru 2-1’e getiren penaltı atışında Ümit topa ağlara gönderir, ancak hakem Galatasaraylı futbolcuların vuruş öncesi sahaya girdiğini belirterek atışı tekrarlatır. Bu kez Ümit’in vuruşunda kaleci Yavuz başarılıdır, ancak hakem Yılnur Önen bu kez kalecinin kural ihlali yaptığı belirtir. Tekrarlanan atışı Tugay kullanır ve 45 inci dakikada ilk yarının skorunu belirler: 2-1.
Hakem Yılnur Önen ayrıca, Galatasaraylı K.Hakan’ın rakibini sedyeyle hastaneye yolladığı pozisyonda kırmızı kartını kullanmaz.

24 Ekim 1998’de Galatasaray, Ali Sami Yen’de 1-0 geride götürdüğü karşılaşmayı son 10 dakikada attığı 3 golle 3-1 kazanırken Rumen defans oyuncusu Filipescu, karşılaşmanın 17. dakikası oynanırken, topsuz alanda Samsunspor’un golcüsü Cenk’in yüzüne tükürür. Pozisyonun uzağında kalan hakem Mustafa Çulcu, Filipescu’yu cezasız bırakır.

Filipescu’ya maç sonunda Samsunsporlu futbolcular büyük tepki gösterirler. Cenk ile Filipescu tartışırken, yedek kaleci Göksel, Rumen futbolcuya kafa atmaya çalışır. Futbolcuların arasına Antrenör Müfit Erkasap ile Samsunspor Teknik Direktörü Metin Türel girer ancak bu kez de iki teknik adam tartışırlar. Galatasaraylı taraftarlar da Samsunsporlu futbolcuları pet şişe ve bozuk para yağmuruna tutarlar.

Staddan ayrılırken iki takım futbolcuları arasında da küfürleşmeler yaşanır. Galatasaraylı futbolcular Göksel’i çıkış kapısında beklerken, Samsunsporlu yöneticiler Göksel’i gizlice otobüse götürürler. Hasan Şaş ile Serkan da bu arada birbirleriyle küfürleşirler.

Kendisini savunan Filipescu;

“Tek suçum yabancı olmak. Onun için üzerime fazla geliyorlar. Futbol erkek oyunudur. Birbirimize girip mücadele edeceğiz. Bunlar futbolun kaideleridir. Her futbolcu bunu yapıyor. Cenk Rumence küfür öğrenmiş, maç içinde bana sürekli küfür etti. Saha içinde de iki kez tükürdü. Vural, Ercan ve Cenk gibi adamlar devamlı tekme, küfürlerle beni yıldırdı. Ancak bir noktayla geldi ben de patladım. Bana vurdu diye kızmam. Hakeret etse de kızmam. Ama patlama noktasına gelince sabrım taştı. Daha sonra ‘Samsun’a gelme’ diyerek tehdit etti. Adam mı vurdum ki, bana böyle kötü davranıyorlar.”

Faruk Süren;

“Filipescu’nun Cenk’e tükürmesinin gerektiğinden fazla büyütüldü. Şampiyonluğumuza engel olmak için bir bardak suda fırtınalar kopartıyorlar. Hakem raporunda olmayan bu olay, belli kumpanyalar tarafından baskıyla, gözlemci raporlarına konuyor.”

25 Ekim 1998’de Fenerbahçe, Orhan Erdemir’in yönettiği karşılaşmada İnönü stadında Beşiktaş’a 3-2 yenilirken skoru Beşiktaş lehine 2-1’e getiren goldeki penaltı kararı oldukça ağırdır. Mehmet’in son saniyelerde skoru belirleyen golünde ise ofsayt tartışması yapılmaktadır.

Fenerbahçeli futbolcuları taşıyan otobüs, Maçka’dan Dolmabahçe’ye doğru inerken, eskortluk yapan polis arabasının dar sokaklardan geçmesi nedeniyle zaman zaman duracak kadar yavaşlar. Yol üstündeki Beşiktaş taraftarları, bu anlarda otobüsü taş yağmuruna tutarlar. Kapalı tribünün arkasındaki yola gelindiğinde yeni açık tribünlerden de başlayan taş yağmuru otobüsün soyunma odalarının kapısına gelene kadar sürer.

Benzer olaylar Fenerbahçe’nin 1 maç saha kapama cezası aldığı Galatasaray karşılaşmasında da yaşanmıştır.

31 Ekim 1998’de Fenerbahçe, Ankaragücü karşısında zorlanmasına karşın 2-1 galip gelirken hakem Bülent Uzun, verdiği tartışmalı penaltı kararıyla maçın berabere duruma gelmesine neden olur. Bitime dört dakika kala Balic skoru belirler.

A.Gücü karşısında galibiyeti güçlükle bulan Sarı – Lacivertli ekip, kalesinde gördüğü 10 golün 4’ünü penaltıdan yemiştir. Samsun, G.Saray, Beşiktaş ve A.Gücü maçlarında penaltı vuruşundan ağları havalanan Fenerbahçe’nin henüz penaltı kullanmaması da ilginç bir nottur.

Hadi Türkmen ve Mete Kılıç’ın istifasıyla yaklaşık dört aydır asbaşkansız faaliyetlerini sürdüren Futbol Federasyonu, seçim tarihini belirlemek üzere toplandığı Tatvan’da yasal bir engelle karşı karşıya kalır, Aralık ayında yapılması düşünülen asbaşkanlık seçiminin belirsiz bir tarihe ertelenmesi zorunluluğu ortaya çıkar.

3814 sayılı yasaya göre asbaşkanlık seçiminin, başkanlık seçimi ile birlikte yapılması gerektiğini hatırlatan hukukçular, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun seçim yapılması için çağrıda bulunma yetkisinin olmadığını açıklarlar.

Bunun üzerine Haluk Ulusoy başkanlığındaki Yönetim Kurulu, önce ana statüde bir değişiklik yapılması, bunun için de olağanüstü genel kurula gidilmesi gerektiği görüşünde birleşir.

Ancak bu kez ortaya olağanüstü genel kurul yapılabilme şartlarının Spordan Sorumlu Devlet Bakanı’nın çağrısı veya 85 delegenin imzası gerekliliği engeli çıkar. Yönetim Kurulu, konuyla ilgili Devlet Bakanı Yücel Seçkiner’den yardım istenmesi benimsenir.

İlgili yazılar:

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15