FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Posts Tagged ‘Siyaset

SPORA SİYASET KARIŞMASIN, AMA DEVLET SPORA DOĞRUDAN GİRSİN

leave a comment »

voleybol

 

Devletin ve belediyelerin spor aşkı müthiş…

Neredeyse her belediyenin ve devlet kurumunun doğrudan yarışmacı bir takımı var. Peki halkı spora alıştırmak, spor imkanları sağlamak varken nereden geliyor bu spor yapma merakı? Üstelik de doğrudan üst liglerde yarışmacı olarak? Ne kadar doğru, ne kadar adil? Sonuçta bu kurumların gelirleri sizden, benden, yani halktan geliyor. Ben Fenerbahçeliyim, sen Galatasaraylı, diğeri Beşiktaşlı, Bursalı, Kayserili, Göztepeli, Karşıyakalı, Sakaryalı…

Bizim paramızla bizim tuttuğumuz takımlardan oyuncularımızı daha yüksek bedellerle transfer ederek bize karşı yarışıyorlar. Adalet? Adil rekabet?

Nedir bu spor aşkı?

Vakıfbank gibilere bu da yetmiyor, federasyondan yayıncı kuruluşa kadar herkesi sponsorluk adı altında maaşa bağlıyorlar. Ezeli rakibimle yaptığım maçların aralarında “voleybolun arkasındaki güç” diye bu gereksiz bankanın reklamını izlemek zorunda kalıyorum. Hem de bana benim paramla rakip iken.

Üstelik mali yönden daha başka birçok avantaja da sahipler. Şirket konumundakiler masraflarını vergiden düşerken dernek statüsündeki kulüpler üste bir dünya vergi ödüyorlar.

Gerçek spor kulüplerinin iş işten iyice geçmeden ortak hareket etmesi ve bu düzeni değiştirmesi gerekiyor. Ancak Aziz Yıldırım’ın bu konulardaki zaman zaman yaptığı çıkışlara pek bir destek gelmemesi düşündürücü. Şişirilen maliyetlere spor kulüplerinin daha ne kadar katlanabileceği ayrı bir soru. Ama bu soruya önce devletin yanıt vermesi gerekiyor. Maliyetler karşılanamaz hale gelip de spor kulüpleri “biz artık yokuz” dediğinde ortada ne amatör sporlar kalacak, ne de şimdi devlet kurumlarından ballı börek paralar alan sporcular.

Belediye ve devlete bağlı kurumların yarışmacı takımları (birinci ve ikinci ligler listelenmiştir. Alt liglerde de birçok örnekler mevcuttur):

Spor Toto Süperlig Erkek Basketbol Ligi (16 takımın ikisi) :

İBB SK

Türk Telekom

 

TBL (18 takımın beşi):

Sakarya BŞB

Afyon Belediyesi

Akhisar Bld

Mamak Bld DSİ

İstanbul DSİ

 

TKBL (14 takımın altısı):

Hatay BŞB

Mersin BŞB

Samsun Canik Bld

Botaş

Adana ASKİ

Edirne Bld

 

TKBL 2 (12 takımın dördü):

OGM Orman Gençlik

Edremit Bld

Mersin BŞB

Mudanya Bld

 

Voleybol Erkekler 1. Ligi (12 takımın yedisi):

Halkbank

İBB

Ziraat Bankası

Maliye MP

İnegöl Bld

Tokat Plevne Bld

Şahinbey Bld

 

Voleybol Kadınlar Ligi (12 takımın sekizi)

Vakıfbank

Nilüfer Bld

Bursa BŞB

Sarıyer Bld

Çanakkale Bld

Halkbank

Salihli Bld

İlbank

 

Voleybol Erkek 2 Lig A Grubu (14 takımın sekizi):

Afyon Bld

Düzce Bld

Seydişehir Bld

PTT

Konya BŞB

İBB

Kula Bld

Maliye Okulları

 

Voleybol Erkek 2 Lig B Grubu 13 takımın yedisi):

Hatay Bld

Payaş Bld

Palandöken Bld

Niksar Bld

Melikgazi Bld

Kahramanmaraş BŞB

Malatya BŞB

 

Voleybol Kadın 2 Lig A Grubu (14 takımın üçü):

Balıkesir BŞB

Manisa BŞB

İBB

 

Voleybol Kadın 2 Lig B Grubu (14 takımın sekizi):

Ordu Telekom

Bolu Bld

Karayolları

Gümüşhane Bld

Bartın Polisgücü

Kazan Bld

Elazığ İl Özel İdare

Antalya Bşb

Written by kesinofsayt

02 Mayıs 2016 at 11:33

Genel kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

ADALETİNİZE TÜKÜREYİM

leave a comment »

On yılı aşkın süredir adım adım ele geçiriliyor her yer, her kurum, hatta bireyler…

Direnen, teslim olmayan ezilmeye çalışılıyor. Kimisi pes ediyor. Pes etmeyenlerin, davasına güvenenlerin kararlılığı ve öfkesi ise törpüleniyor.

Ülkede adaleti sağlayacak kurumların tümünde adaleti hiçe sayanların üstünlüğü var. Ama “iktidar hayatı hedef aldığında, hayat iktidara direniş oluyor.” Hayatına sahip çıkanlar teslim olmuyor, zira Hotsumi Ozaki’nin kızına tavsiyesindeki gibi “acıya hiçbir zaman boyun eğmemek gerekir. Hayatta en kötü şey teslim olmaktır.”

Teslim olmayanların ödediği bedellerin, adaleti sağlamakla yükümlü kurumların kimler tarafından işgal edildiğinin mükemmel bir özeti papazincayiri.blogspot.com da aethewulf tarafından yapılmış. Uzun, detaylı bir yazı, ama üşenmeyin, okuyun, okutun ve dönüp bir daha okuyun…

Bir ilave yapacağım o yazıya; Serhat Ulueren RTÜK’ün kurduğu, spor programlarında etik kuralları belirleyecek alt komisyon üyesi oldu. Adalet beklediğimiz kurumların mikro bir göstergesi sizlere… İftiradan ertelenmiş cezası bulunan, onlarca yalan haberi ortaya çıkmış bir adam etik kuralları belirleyecek…

İşte “yeni” Türkiye’nin adaletin sisteminden bir kesit…

Trabzonlu Yusuf Reha Alp de onca yazısına rağmen PFDK üyesi değil miydi? Şimdiki üyeler çok mu farklı?

Sistem içinde kalarak sistemle savaşılmaz. Sistemi yıkmak, yenisini ve adetlisini kurmak için savaşırsanız umut vardır.

Carlyle’ın dediği gibi “düzen kölelik ve zulüm anlamına geldiğinde, düzensizlik adalet ve özgürlüğün başlangıcıdır”…

NOT: Alıntılar Jacques Verges’in Savunma Saldırıyor kitabındandır. Tavsiye ederim.

Written by kesinofsayt

21 Aralık 2012 at 14:32

AKP, MHK, PFDK, Siyaset, TFF, Yusuf Reha Alp kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , ,

SANDIKTA GÖRÜŞÜR(MÜY)ÜZ!

leave a comment »

Bu yazıyı yazmadan oldukça düşündüm, zira çok ince bir zemin. Ancak yazılmalıydı ve yazıldı…

Fenerbahçe Spor Kulübü’ne yapılan 3 Temmuz darbesinden sonra Fenerbahçe taraftarı (bazı küçük aykırılıklar dışında) müthiş bir birliktelik gösterdi, gösteriyor. Operasyonu yapanlara karşı tepkisini demokratik yollarla her ortamda, bıkmadan, usanmadan sürekli gösteriyor. Kafasında şüphesi olanlar bile iddialar yığını ve savunmalardan sonra şüphesinden arındı ve yöneticilerine bağlılığı, inancı tazelendi. 3 Temmuz öncesinde, art niyetli olmadan Aziz Yıldırım’a muhalif olanlar bile tümüyle başkanın yanındalar şu anda.

İlk toz dumandan sonra operasyonun cemaatin devlette konumlandırılan birimleri tarafından ve hükümetin onayıyla yapıldığı kanısı iyice yerleşti birçok Fenerbahçelinin kafasında. Gösterilerde, yürüyüşlerde her siyasi kesimden, her dini inançtan, her toplumsal katmandan insan sevdasının yanında saf tutuyor. Ve hemen her gösteride cemaat ve hükümet aleyhinde sloganlar atılıyor, “sandıkta görüşürüz” tezahüratı dinmiyor. Gerçekten de böyle bir gücü var mı Fenerbahçe’nin, Fenerbahçelinin? “Var” diyenler bir daha düşünsünler. Mesela Trabzon kentindeki oy potansiyeli nedeniyle, onları küstürmemek adına Trabzonspor’un her türlü şımarıklığına göz yuman siyasiler Fenerbahçe’ye neden aynı yakınlığı, anlayışı göstermiyorlar sizce? Evet, Fenerbahçeliler çok daha büyük bir oy potansiyeline sahip. Hem de tek bir kentte değil, tüm ülkede. Ama sandığa gidildiğinde işler hiç de öyle olmadı, olmuyor… Oysa Fenerbahçelilerin siyasi parti / Fenerbahçe tercihi farklı yapılsa, yapılabilse belki de herşey bir anda değişecek.

Bu yazı aslen AKP’ye oy veren Fenerbahçeliler için yazıldı. Sadece nacizane bir ricadır, daha ötesi değil. Olamaz da… Zira bizim “başkaları” gibi insanların siyasi iradesine ipotek koymak gibi bir misyonumuz yok.

Lütfen önceliklerinizi düşününün; sevdanız mı, siyasi görüşünüz mü? Sevdanıza el uzatanlara sessiz kalmak mıdır doğrusu, yoksa sevdanıza sahip çıkmak mı? Mutlaka karşı bir görüşe meyletmek mecbur değil. Sandığa gitmemek, hatta daha da güzeli, sarı laci çubukluyla gidip “boş oy” vermek de bir tercihi, bir tepkiyi belirtir. “Sizler, hepiniz bana sahip çıkmadınız, ben de sizi istemiyorum” demektir bu…

Lütfen, ilk seçimlere kadar düşününün. Ama iyi düşünün…

Sevdanız mı, onu parçalamaya, elinizden almaya çalışanlar mı?

NOT: Bu satırların yazarı AKP’ye oy vermemiştir. Diğer kitle partilerine de güvenmemektedir ve onlara da oy vermeyecektir. Sözün özü; bu yazı “başka” bir siyasi partinin “çaktırmadan” propagandası değildir. 

Written by kesinofsayt

17 Nisan 2012 at 11:12

AKP, Fenerbahçe, Siyaset, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

HALUK ULUSOY DOSYASI – 8

leave a comment »

2000’in ilk günleri milli takım oyuncuları – TFF arasındaki prim krizi ile geçer.

Aralık sonunda 10 milyarlık primi reddeden milliler, primlerden kesilecek vergilerin kendileri tarafından ödenmesine karşı çıkarak, vergileri de TFF’nin ödemesini isterler.

1 Ocak 2000 tarihli Hürriyet Gazetesi’nden:

Milli maçlar öncesinde vaad edilen prim miktarına kamuoyundan büyük tepki gelmesi Futbol Federasyonu’nun bu konuda geri adım atmaya zorladı. 100’er milyar lira telaffuz edilirken, daha sonra bu miktar 60’ar milyar liraya çekildi. Bu arada her futbolcuya bir lüks Jeep sözü de kaynayıp gitti.

Futbol Federasyonu, ay yıldızlı oyuncuların primlerinin 25’er milyarlık kısmının havuzda toplanan paralar, kalanın da hakedilen kazançlar olduğunu belirtip, bundan doğacak vergilerin oyuncular tarafından ödenmesini istedi. Milli Takımlar Sorumlusu Selami Özdemir, bu konuda “Havuzda toplanan 25’er milyar liranın brütü yaklaşık 40 milyar lira tutuyor. Eğer bu rakamı net olarak düşünürsek, o zaman da brüt 75-80 milyar liraya varıyor. Dolayısıyla primler totalde çok büyük rakamlara ulaşıyor. 99 yılında bu primleri verdiğimiz zaman vergisi daha yüksek çıkıyor. Çünkü geçmişte ödenen primler de dikkate alınıyor” açıklamasını yaparken, futbolcular vergilerin kendileri tarafından değil, federasyon tarafından ödenmesi koşulunda ısrar ediyorlar.

Milli Takımlar Sorumlusu Selami Özdemir, “Futbolcularımız bu primi hakettiler. Ancak Türk toplumundan büyük tepki gelince ne yapacağımızı şaşırdık. Bir de üstelik prim vergisi geldi. Biz söz verdik. Sözümüzü yerine getirmezsek, yönetimde kalırım ama milli Takımlar Sorumluluğu görevimden istifa ederim” dedi.

Öte yandan Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy daha önce primlerden vergi kesilmemesi için Maliye Bakanlığına müracaat etmişti. Ancak bu konuda henüz bir sonuç alınamadı.

A milli takımımız 1999 yılını namağlup kapattı. Tarihinde ikinci Avrupa Futbol Şampiyonası finallerine katılma hakkını kazanan milli takımımız, 7 resmi karşılaşmada 3 galibiyet, 4 beraberlik elde etti. 11 gol atan milliler, filelerinde 4 gol gördü. Milli takımımızın deprem nedeniyle Norveç ile deplasmanda oynaması gereken özel karşılaşma da iptal edilmişti.

Fenerbahçe yeni yıla da sıkıntılı başlar. 8 Ocak 2000’deki G.Birliği deplasmanı 2-2 sonuçlanır. G.Birliği’nin 28 dakika 10 kişi oynamış olmasına rağmen Fenerbahçe Teknik Direktörü Zdenek Zeman hakemden şikayeçidir. Zeman, “İlk yarı iyi oynadık. Ancak bu yarıda hakemden şikayetimiz var. Moldovan’a yapılan penaltıyı ve kırmızı kartı değerlendirmiş olsaydı, maçın şekli değişirdi” der.

9 Ocak’ta oynanan Kocaelispor – G.Saray maçından önce iki takım yöneticileri Kocaelispor’dan Dobrowski’nin Galatasaray’a transferi için görüşürler. G.Saray 2-1 kazanır.

Kongre öncesi sıkıntıları ve gerilimleri yaşayan Fenerbahçe’de 12 Ocak 2000’de teknik direktör Zeman istifa eder.

15 Ocak 2000’de Fenerbahçe’nin olağanüstü kongresi, 3 büyük grubun ortak önergesi ile iptal edilir. Genel kuruldan Aziz Yıldırım ve ekibinin şubattaki olağan kongreye kadar göreve devam etmesi kararı çıkar.

16 Ocak 2000’de, yeni binyılın ilk derbisinde Fenerbahçe Beşiktaş’ı 2-1 yener.

23 Ocak’ta G.Saray uzun süre sonra ilk kez puan kaybeder. İstanbulspor’la 0-0 biten maç sonrası Fatih Terim hakemlerin (Mustafa Kalkandelen)üzerine yürür.

Bu karşılaşmanın gözlemcisi Habib Kızılöz, Futbol Federasyonu’na yolladığı raporunda isim belirtmemesine rağmen “Galatasaray teknik heyeti maçtan sonra hakem triosunun üstüne yürüyüp, hakaret etti” yazar.

Raporda ayrıca, Hagi’nin centilmenlik dışı davranışlarda bulunduğu yer alır. Federasyon hukuk kurulu Kızılöz’ün bu yorumunu yetersiz bulur ve ek rapor ister.

Terim ise hakeme yönelik yaptığı hareketleri doğru bulmadığını ifade eder ve “bende şık durmadı. Bu şekildeki tepkimi normal karşılamıyorum, bahanesi de yok. Bana yakışmadı” der.

25 Ocak’ta MHK Başkanı Hilmi Ok “son haftalarda normalin üzerinde hakem hataları oldu. Hata yaptık, bunu kabul ediyoruz. Bu hataları mutlaka düzelteceğiz. Formsuz hakemlere 6 hafta, 8 hafta, hatta gerekirse bir sezon maç vermeyeceğiz” der.

Hagi’nin İstanbulspor maçında Emre’ye attığı dirsek, ortalığı karıştırmaya devam etmektedir. Federasyon önce Hagi’nin tedbirsiz olarak disiplin kuruluna sevkedildiğini açıklar. Hemen ardından Gaziantepspor Kulübü Başkanı Celal Doğan, federasyonun Gaziantepli asbaşkanı Ata Aksu’yu telefonla arar ve “Bu ne biçim iştir. Televizyonda herkes olayı gördü” diye çıkışır ve karşılaşmayı naklen yayınlayan televizyon kuruluşunun bantları hızla disiplin kurulunun eline ulaştırılır. Aksu, hemşehrisi Celal Doğan ve bantları Ankara’ya getiren Fenerbahçeli bir yöneticinin önerisiyle, disiplin kurulu başkanı Talay Şenol’u arayarak tedbir kararını aldırır.

Bu arada Hagi’nin ceza kuruluna tedbirsiz gönderilmesi yolunda Haluk Ulusoy’un ağırlığını koyduğu fısıldanmaktadır.

1 Şubat’ta PFDK Terim’e 10 gün, Hagi’ye 3 maç ceza verir. Cezaya alışkın olmayan Hagi kızar:

“Ceza çok ağır ve bunu haketmedim. Ancak Benim ve hocamın aldığı ceza G.Saray’ın yükselişini durduramayacak. Benim ve G.Saray’ın başarısını arzu etmeyen bazı basın organlarının da desteği ile federasyon ve kamoyunun etkilenmesi ile verilmiş bir cezadır”.

2. Başkan Mehmet Cansun;

“Az vermişler, 4 maç bekliyorduk. Cezaya üzülmüyorum. G.Saray o devreyi çoktan geçti. Eskiden 1 kişi ceza alsa üç gün ağlardık. Ancak Emre’ye dirsek atan Hagi’yi, Suat’a yapılan hareketi de TV gösteriyor. O gözlemciler niye bunu da raporlarına yazmıyorlar? Hagi’yi görüp de Suat’a dirsek atan çocuğa kimse ceza vermiyorsa, bu çifte standartı yaratanlar utansınlar”.

Türkiye Kupası’nda G.Saray ile karşılaşan Trabzonspor’un başkanı M. Ali Yılmaz 2 Şubat’ta “Hagi ve Terim’e cezaları bizim verdirdiğimiz ima ediliyor, buna tenezzül etmeyiz. Yıllarca federasyonu etkilemekle suçlanan bir kulübün şimdi bu tür bir tavır sergilemesini garip karşılıyorum” der.

Aynı tarihte Fenerbahçe Samandıra’daki yeni tesislerinde ilk antrenmanına çıkar.

Tesis 17 Şubat 2000’de ise resmi bir törenle açılır. Törende Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, eski başkanlardan Faruk Ilgaz, Metin Aşık, Hasan Özaydın gibi bir çok ünlü isim yer alırken, kurdelayı Yıldırım ve Ali Şen birlikte keserler.

Aziz Yıldırım 20 Şubat 2000’de ikinci kez başkan seçilir.

Yine Turgay Şeren’e kulak verelim:

02 Mart 2000 – Turgay Şeren: Ünlü, Sakın Yılma

Lütfen komisyon üyeleri, alt komisyonu bir an önce toplayın, bütün kulislere, karşı çıkmalara ve engelleme çabalarına rağmen aslan gibi ortaya çıkarak Profesyonel Futbol Yasası’nı Türk futboluna kazandıran ve Türk Futbolu’nun önünü açan Fikret Ünlü’ye destek olun. Aksi takdirde hepiniz, Türk Futbolunda hiç de iyi hatırlanmayacaksınız…

Yazıklar olsun… TBMM, Milli Eğitim Kültür Gençlik ve Spor Komisyonu, Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız Fikret Ünlü’nün hazırladığı Profesyonel Futbol Yasası’nı alt komisyona havale etti. Hatırlayacaksınız… Bakanlar Kurulu’ndan bu yasa çıkarken, bir iki ANAP’lı bakan, -ki başlarında Yüksel Yalova geliyor- en son imza attılar. Yani, nazlanarak… Bunun nedeni de bugünkü Futbol Federasyonu’na ve başkanına yakınlıkları ve dostluklarıydı. Yani onlar için Türk Futbolu, Türk Sporu hiç önemli değil. Dostluklar, kulisler önemli. Nitekim, komisyonda üç koalisyon partisinin bir kanadı olan ANAP’lılar da DYP ve Fazilet Partisi’ne uydular. Onlar da yasa taslağının alt komisyona gitmesi için oy verdiler. İnanılır gibi değil. Fikret Ünlü diye aslan gibi bir Spor Bakanı çıktı, Sayın Mehmet Ali Yılmaz’ın büyük emeklerle hazırladığı yalnız zamanla birkaç eksiği olduğu ortaya çıkan 3813 sayılı yasayı bir yasa taslağı hazırlayarak düzeltti. Her kafadan düzgün sözler, düzgün sesler çıktı. Zira Fikret Ünlü her kesimin fikrini aldı.

Futbol Federasyonu 8-9 aydır bu yasa hazırlığını bildiği halde en ufak bir taslak hazırlığında bulunmadı. Nedeni bilinmez. Son zamanda aklı başına gelir gibi oldu. Ancak büyük bir hata yaptı. Öneri paketi ile gideceğine işine geleceği üzere yasa taslağının Bakanlar Kurulu’na gitmesini önlemek için zaman üstüne zaman kazanmak istedi. Tabii bunu hiç kimse yutmadı. Fikret Ünlü de yutmadı. Ve Ünlü’nün hazırladığı dört dörtlük Profesyonel Futbol Yasa Taslağı Bakanlar Kurulu’na geldi ve imzalandı. Sıra Milli Eğitim Kültür ve Gençlik Spor Komisyonu’ndaydı. Şimdi size bazı olayları anlatayım da gülün yahut ağlayın.

Futbol Federasyonu pek çok kulübe, komisyona bu yasa taslağının geçmemesi için faks çekmesi için gerekli talimatları verdi. Hatta metinlerini bile gönderdi. Diyeceksiniz ki, kulüpler neden çekti, bu faksları? Onu da izah edeyim. Kulüplerin yüzde 99’u Futbol Federasyonu’na çeşitli nedenlerle borçlu. Mesela, Aydınspor’un yabancılarla ilgili olan UEFA’ya borcunu bu federasyon ödedi. Şöyle bir dikkat ederseniz, Yüksel Yalova da Aydın milletvekili ve de Aydınspor’un eski başkanı…

Samsunlu milletvekilleri de yasa tasarısının komisyondan geçmemesi yönünde oy kullanmışlar. Haklılar… Çünkü Samsunspor’un UEFA’ya olan borcunu da Haluk Ulusoy federasyonu ödedi.

Gelelim, Ersin Taranoğlu’na… O da ANAP’ın sözü geçenlerinden. Haluk Ulusoy’un çok yakınıdır. Yücel Seçkiner’in Türkiye’de olmadığı bir zamanda iki dakikalık bir faksla Haluk Ulusoy’u Futbol Federasyonu Başkanı yap mıştır. Tabi ki onun tarafında olacaktır. Beni hayretler içinde bırakan İbrahim Yazıcı kardeşimdir. Sporun, futbolun içinden gelen birisidir. Nasıl böyle dört dörtlük bir yasa alt komisyona gitsin diye oy vermiştir.

Sayın komisyon üyeleri… Benim hiçbir yerden hiç bir beklentim yok. Türk Milli Takımı’na ve Galatasaray takımına 20 yıl hizmet ettim. Şimdi de yazılarımla, inandıklarımla Türk Futbolu’na hizmet ettiğime inanıyorum ve bu konuda kendimle iftihar ediyorum.

Lütfen sayın komisyon üyeleri. Lütfen, alt komisyonu bir an önce toplayın, bütün kulislere, karşı çıkmalara ve engelleme çabalarına rağmen aslan gibi ortaya çıkarak Profesyonel Futbol Yasası’nı Türk futboluna kazandıran ve Türk Futbolu’nun önünü açan Fikret Ünlü’ye destek olun. Aksi takdirde hepiniz, Türk Futbolunda hiç de iyi hatırlanmayacaksınız.

Son sözüm Yücel Seçkiner’e… Sen de kulis yaparak eski yasanın gündemde kalmasını ne yazık ki isteyenlerdensin. Biliyormusun ki, şu anki genel kurulun yüzde 90’ı uçaklar dolusu Haluk Ulusoy’un daveti ile milli maçlara gitti. 10 yıldızlı otellerde kaldı ve sen şimdi bu insanlardan kurulu genel kurul kalsın diyorsun. Sana da yazıklar olsun.

4 Mart’ta oynanan maçta Fenerbahçe Trabzonspor’u 2-1 yener. Maçın hemen başında Oulare’nin golüyle öne geçen Fenerbahçe, Osman’a engel olamayınca son 8 dakikaya berabere girer. Ancak Moldovan maçı 2-1’e taşır. 90. dakikada kazanılan penaltıyı Hami kullanır ve Rüştü kurtarır.

G.Saray Antalya deplasmanında 3-1 galip gelerek ikinci Beşiktaşla 11 puanlık farkı korur.

6 Mart 2000’de G.Saray Asbaşkanı Ali Dürüst, küfüre karşı İçişleri Bakanlığı’nı göreve çağırır:

“Tribünlerden gelen küfürler yüzünden Antalya’da aldığımız galibiyetin sevincini doyasıya yaşayamadık. Statlardaki küfüre karşı alınacak önlemler bir an önce İçişleri Bakanlığı önderliğinde masaya yatırılmalı”.

Bu arada Fenerbahçe’nin 13 kez cezalı duruma düşen futbolcuları yüzünden 23 haftada 7 maça bazı as oyuncularından yoksun çıktığı ve 8 puan kaybettiği haberi gazetelerde yer alır. Kartların Fenerbahçeli futbolcuların hırçınlığından mı, hakemlerin Fenerbahçe’ye daha rahat kart gösteriyor olmasından mı bu kadar çok olduğu konusunda yorum yapılmaz.

9 Mart’ta G.Saray Dortmund’u ikinci maçta da yenerek UEFA Kupası’nda çeyrek finale yükselir. Medyamız bu haberi allayıp pullar: “G.Saray UEFA Kupası’nda çeyrek finale yükselen ilk Türk takımı oldu”…

Oysa ki 1968-69 sezonunda Göztepe, o yıllardaki adıyla Fuar Şehirleri Kupası’nda yarı finale kadar yükselmişti.

Mart ortasındaki bir haberde Fenerbahçe’nin transfer listesindeki Rosenborg’un forvet oyuncusu Carew’in fiyatının pahalı geldiği yer almaktadır.

Erman Toroğlu 15 Mart’ta hakem Sami Şamar’a 500 milyon lira tazminata mahkum olur. Toroğlu Sami Şamar için “Bunu insan olan yapmaz. Yapsa yapsa, magandalar yapar. Bizim erkek hakemlere bir güzel dayak çekiyorlar. Sami Şamar, şerefli Türk ordusunda astsubay. FİFA maçlarında yan hakem. Avrupa’ya çıkınca Türkiye’yi temsil edecekler. Kimbilir orada neler yaparlar. Bu magandaların kesin olarak ihraç edilmeleri gerekir. Bir yazıyla da FİFA’ya bildirmek lazım. Böylesini insan olan yapmaz diyeceğim, hayvanlara hakaret olacak” demiştir.

26 Mart 2000 tarihinde, G.Saray’ın UEFA yarıfinaline çıktığı haftasonunda G.Saray ve Fenerbahçe Ali Sami Yen’de karşılaşırlar. Maçı Johnson’un 81. dakikada attığı golle Fenerbahçe 1-0 kazanır.

Aynı gün Süleyman Seba’nın Beşiktaş’taki 16 yıllık başkanlığı sona erer, Serdar Bilgili başkanlığa seçilir.

28 Mart 2000 tarihinde, Danıştay Onuncu Daire Başkanlığı, Futbol Federasyonu’nun, Birinci Lig’de “Telsim” isminin kullanılmasını engelleyen karara karşı açtığı yürütmeyi durdurma istemi davasında oybirliği ile red kararı verir.

29 Mart 2000’de Devlet Bakanı Fikret Ünlü, Futbol Federasyonu Yasası’nın değişikliği konusunda yapılan toplantıda istediği değişikliklerin yüzde 90’lık bölümünü üyelere kabul ettirir.

Toplantıda Birinci Lig kulüplerinden ikişer temsilcinin yanı sıra, kongre tarihinde ilk 10 sırayı alan takımlardan birer temsilci daha eklenmesi karara bağlanırken, İkinci Lig’den temsilci sayısı 20’den 25’e yükseltilir.

Komisyon, alt komisyonun önerdiği TSYD, ASGD ve sporla ilgili üniversitlerden iki temsilcinin delege oluşunu kabul etmeyerek yasa değişikliğinden çıkartır. Futbol Federasyonu başkanları konusunda da 6 aydan az süreyle görev yapmamış olmak koşulu getirilince delge sayısı 18’den 8 e düşer.

İlk değişiklik tasarısında Federasyon Genel Kurulu’nu 109 üye ile yapmayı planlayan Fikret Ünlü alt komisyondan gelen delege sayısını 131’e çıkaran öneriyi usta manevralarla 107’ye düşürür. Komisyon yasa değişikliğinin öncelikle olarak meclis genel Kurul gündemine getirilmesini ve 3 ay içinde değişmiş yasa ile genel kurul yapılmasını da karara bağlar.

31 Mart tarihinde Milli Takım kalecisi Rüştü “Jip krizi”nin tek sorumlusu olarak futbolcuların gösterilmesinin kasıtlı yapıldığını ifade eder, “tek suçlu federasyondur. Beni ve arkadaşlarımı Türk Ulusu önünde küçük düşürmeye çalışıyorlar” der.

Rüştü olayın gelişimini de anlatır:

“Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy geldi. Bizlere ‘Şampiyonaya gidin size birer jip’ dedi. Alpay ayağa kalktı ‘Sayın başkan sizin kullandığınız Range Rover gibi mi?’ dedi. Ulusoy, parmağını havaya kaldırdı bizleri göstererek ‘Hepinize birer Range Rover’ diye yanıtladı.

Ancak bu noktadan sonraki tüm gelişmeleri federasyon sulandırdı. Kamuoyunda bizleri suçlu gibi göstermeye çalıştılar. Şimdi soruyorum. Biz mi istedik bu jipleri. ‘Bize jip vermezseniz çıkıp oynamayız mı?’ dedik. ‘Maça çıkmıyoruz mu’ dedik. Sorun jiplerin verilip verilmemesi ya da markası değil. Bunların hepsi hayal mahsulu. Biz karşımızda dürüst insanlar bulamıyoruz. Bazı köşe yazarları da bilip bilmeden onlara yardımcı oluyorlar.

Simdi de bu jipleri 16 futbolcuya dağıtacaklarını söylüyorlar. Milli Takım kadrosu 20 hatta 22 kişi. 4 maç oynayan Milli Takımımız’ın galibiyetinde rol oynayan bazı arkadaşlarımız jip alamayacak. Ama bizler alacağız. Ve o Milli Takım’dan siz dostluk, arkadaşlık, sevgi, birlik, beraberlik ve başarı bekleyeceksiniz. Olmaz böyle şey. “

5 Nisan 2000 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde “Cip Krizi” ile ilgili haber:

Ve kriz bitti
Millilere 16 adet Mercedes cip verilecek

Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un futbolculara vaadettiği cipleri Milli Takım’ın sponsoru Mercedes firması dağıtacak

Futbol Federasyonu ile Milli Takım futbolcularının arasını açan “cip krizi” nihayet çözümlendi. Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’un futbolculara vaad ettiği cipleri Milli Takım’ın sponsoru Mercedes firması verecek.

Aylardır kamuoyunu meşgul eden ve futbolcularla, Futbol Federasyonu’nu karşı karşıya getiren krizin Milli Takımlar Teknik Direktörü Mustafa Denizli’nin girişimleri sonucu aşıldığı bildiriliyor.

Kriz süresince, Futbol Federasyonu ile jipler konusunda devamlı temas halinde bulunan ve “Avrupa Şampiyonası Finallerine başı ile vücudu uyumlu bir takımla gitmek istiyorum” diyen Mustafa Denizli de sıkıntılı günler yaşamıştı.

Tüm bu gelişmeler üzerine Federasyon ile Mercedes firması arasında dün cipler için bir görüşme yapıldı ve anlaşmaya varıldı. Buna göre Milli Takımı Avrupa Şampiyonası finallerine taşıyan 16 futbolcuya piyasa değeri 160 bin mark (Yaklaşık 44 milyar Türk lirası lira) olan Mercedes marka cip verilecek.

Avrupa Şampiyonası Elemeleri’nde milli formayı giyen 26 futbolcu arasından 16’sı cip alacak. Federasyon cip dağıtacağı 14 ismi belirledi. 2 isim ise henüz kesinlik kazanmadı.

Cip Alacak Futbolcular:
Engin İpekoğlu
Rüştü Reçber
Alpay Özalan
Okan Buruk
Arif Erdem
Sergen Yalçın
Tayfur Havutçu
Tugay Kerimoğlu
Abdullah Ercan
Hakan Şükür
Fatih Akyel
Ogün Temizkanoğlu
Tayfun Korkut
Ali Eren

14 Nisan’da şampiyonluk için çekişen Beşiktaş ve G.Saray karşılaşırlar. G.Saray 6 puan öndedir ve karşılaşma 1-1 biter. Hakem Oğuz Sarvan Beşiktaş’ın 1-0 önde olduğu 69. dakikadaki penaltıyı vermez. Beşiktaş 79. dakikada kendi kalesine attığı golle G.Saray’a yaklaşma şansını yitirir, ki golde kaleci Fevzi’nin büyük hatası vardır.

Evet, belki bıktınız ama Ulusoy federasyonu yolsuzluklarını en sık yazan kalem Turgay Şeren. Bir tane daha:

26 Nisan 2000Bu ne saltanat – Turgay Şeren

Haluk Ulusoy, federasyon seçimlerinde oy kullanacak delegeleri ve kulüp başkanlarını eşleri ile birlikte, Avrupa Futbol Şampiyonası finallerine davet etti. Devlet kasasından yapılan bu davet, Futbol Federasyonu Genel Kurulu öncesi Ulusoy’un oy kullanacaklara bir seçim yatırımı olarak değerlendiriliyor.

İşte ibret belgesi

SAYIN BAŞBAKAN

Bu davetler nasıl yapılıyor. Ve devlet, ‘‘DUR ARKADAŞ, BU PARALARI NEREDEN ÖDÜYORSUN’’ diye niye sormuyor.

SAYIN BAHÇELİ

Savurganlığın mimarı Ulusoy yine de Futbol Federasyonu Başkan Adayı. Bir tek şey soracağım. Biz Türk Ulusu olarak buna layık mıyız?

SAYIN YILMAZ

Hiç bir şey yapmadan bu savurganlığı ve yağmayı izlemeye devam mı edeceksiniz. Ne zaman harekete geçeceksiniz.

Elimde bir belge var… 14 Nisan 2000 tarihini taşıyor. Bu belgenin altında Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un katmerli imzası var.

Belgenin içeriğini yandaki kupürde okuyacaksınız (Not: Ne yazık ki küpür okunaklı değil – Behçet).

Haluk Ulusoy, Futbol Federasyonu antetli yazısında, “A Milli Futbol Takımımız’ın Euro 2000 finallerine katılmasıyla ülkece büyük bir mutluluğu yaşadık” diyor. Bu doğru… Ancak, şimdi yazacaklarımı dikkatle okuyun.

Ulusoy, davet mektubu gönderdiği kişiyi eşi ile birlikte bu heyecanı yaşamak üzere, finallere davet ediyor. Bu mektuplar Türkiye Birinci Ligi’nde oynayan kulüplerde başkanlık yapanlarla eşlerine, daha önce federasyon başkanlığı yapmış kişilerle eşlerine, bugünkü Futbol Federasyonu kurullarında görev yapanlarla eşlerine ve ayrıca 6-7 Haziran tarihlerinde oluşturmak istediği Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nda oy kullanacak delegelerle eşlerine gönderildi.

Artık bu davete kimler icabet eder onu bilemem. Kongrede Haluk Ulusoy lehine oy kullanmak için sunulan bu rüşveti hangi başkanlar, hangi eski federasyon başkanları ve hangi oy kullanma yetkisine sahip genel kurul üyeleri ve daha bilmediğimiz hangi davetliler içine sindirerek kabul edecek.

Haluk Ulusoy, tüm milli maçlara giderken uçak dolusu davetli taşıdı. Bunlar 3813 sayılı yasanın genel kurul üyeleriydi. Şimdi sıra Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız Fikret Ünlü’nün, büyük mücadelelerden sonra savaşarak yasalaştırdığı yeni kanunun, genel kurul üyelerini kendi cephesine çekmeye geldi. Yani aynı çirkinlik bir kez daha yaşanacak.

Türkiye Futbol Federasyonu, bizlerin vergilerinden oluşan bütçesinden bu davetleri nasıl yapıyor. Ve devlet, “DUR ARKADAŞ, BU PARALARI NERDEN ÖDÜYORSUN” diye niye sormuyor.

Savurganlık bu kadarla da kalmıyor. Milli futbolculara dağıtılan Mercedes cipleri hepimiz biliyoruz. Tüm basının CİP KRİZİ diye isimlendirdiği bu olayı Futbol Federasyonu, gazetelerin verdiği tencere- tava sertifikası gibi, futbolculara Mercedes sertifası vererek kapattı. Ancak bu ciplerin dağıtımı haziran ayı sonuna bırakıldı.

Yani genel kurul sonrasına. Haluk seçilirse ne ala. Paralar yine federasyonun kasasından çıkacak. Ya seçilemezse. İşte o zaman seçilecek yeni başkan ve üyeler bu fatura ile karşı karşıya bırakılacak.

Yani ortada cip, mip yok. Sadece sertifika ve vaat var. Hem de az buz değil. Tam 1 milyon 200 bin dolarlık bir vaat. Çünkü 16 cipin toplam fiyatı bu. Haluk, yeniden başkan seçilirim hayaliyle sertifikaları dağıttı.

Sayın Başbakan Bülent Ecevit, Başbakan Yardımcısı sayın Devlet Bahçeli ve hükümet ortağı Anavatan Partisi Genel Başkanı Sayın Mesut Yılmaz, hiç bir şey yapmadan bu savurganlığı ve yağmayı izlemeye devam mı edeceksiniz?

Futbol Federasyonu, Avrupa Şampiyonası için Amsterdam’ın ünlü bir otelinde 80 oda ayırttı. Haberiniz var mı? Bu 80 oda yetmemiş ki, bir de ŞATO kiralamışlar. Herhalde, bu şatoda Haluk Ulusoy ve eşi kalacak.

Şu garipliğe bakın. Bu savurganlığın mimarı Haluk Ulusoy yine de Futbol Federasyonu Başkan Adayı.

Bir tek şey soracağım. Biz Türk Ulusu olarak buna layık mıyız?

Fenerbahçe, sezon boyu Daum’du, Lorant’tı derken 29 Nisan 2000’de milli takımlar teknik direktörü Mustafa Denizli ile sözleşme imzalar.

30 Nisan’daki maçta Fenerbahçe Erzurum deplasmanında 5-1 galip gelirken büyük tribün olayları yaşanır. Sahaya atılan maddeler nedeniyle hakem Erol Ersoy anons yaptırır ve maç bir süre durur.

3 Mayıs’ta Şeren şunları yazar:

Turgay Şeren: Hilmi Ok ve Çakır’a

Bu iki ismi Türk futbol kamuoyunun bilmemesi, hatırlamaması mümkün değil. Hilmi Ok, yıllardan beri MHK Başkanı’dır. Serdar Çakır halen hakemlik yapmakta, aynı zamanda da Faal Hakemler Derneği’nin başkanıdır. Bu iki dostun unvanları süper. Ama olaylara bu kadar sağır, kör bakan kurul başkanları bir daha ne görülür, ne işitilir.

Önce gelelim Hilmi Ok’a. Hilmi Ok, kardeş kadar sevdiğim takım arkadaşımdır. Çok iyi bir futbolcuydu, sonra da çok iyi bir hakem oldu, FIFA Kokartı kazandı. Yıllar önce Hilmi Ok’un yönettiği Eskişehirspor-Mersin İY karşılaşması var. Maçın bitimine 20 dakika kala yan hakem kafasına tribünden atılan bir taşla bayılmıştı. Orta hakem Hilmi Ok, soyunma odasına girdi ve maçı tatil etti. Sonra Futbol Federasyonu, Eskişehirspor’a 3 maç ceza verdi, şampiyonluğa oynayan bu takım az daha küme düşüyordu.

Ne oldu Ok?

İki gün önce Tamer Güney ile bunu konuştuk. Zira Güney o zaman Eskişehirspor antrenörüydü, beni doğruladı. Herhalde Hilmi Ok da bu olayı hatırlar. Pekii, be Hilmi kardeşim, Erol Ersoy’un yönettiği iki müsabakada hakemlerin başları yarıldı. Kimbilir daha görmediğimiz, yahut olmadığımız müsabakalarda hakemlerin başına neler atılıyor, ne küfürler ediliyor. Sen demedin mi ki, fiili tecavüz olursa hakem maçı tatil eder ve o saha kapatılır. En önemlisi de o takıma sahasında en az 2-3 maç seyircisiz oynama cezası verilir. Ne oldu? Ersoy’un ilk olayında Trabzonspor 2 milyar ceza aldı, şimdi Erzurumspor da herhalde 2 yahut 3 milyar ceza alacak, bu iş de kapanacak. Benim iddiam, ille Trabzonspor’un, şu takımın, bu takımın sahasının kapanması değil. Hakemlerin bu olayda bir örnek davranış içinde olmaları ve diğer takımlara da güzel bir ders vermeleri. Bu hangi takım olur, hangi şehir olur hiç önemli değil. Sen hala köşende oturuyorsun.

Boykot

Gelelim Çakır’a. Çakır ile 2-3 kez telefonda konuştuk. Kardeşim dedim, tribünlerden çok galiz küfürler tempolanıyor. Sizin hakemler olarak en ufak bir reaksiyonunuz yok. Ağabey dedi, bize verilen talimat şu: Küfür edildiği zaman anons yaptırın ancak maçı tamamlayın. Haa, fiili bir tavranış olursa o zaman maçı durdurun, tatil edin. Eee, şimdi soruyorum Serdar Çakır’a, geçen gün telefonda da sordum. Siz dernek başkanı olarak hakemlerinizi korumak için ne gibi bir davranış içine girdiniz. Yahut gireceksiniz. Bir boykot yapmayı düşünmez misiniz? Böyle bir davranış içine girerseniz, ben ve benim gibi futbol adamlarının hepsi sizin yanınızda olur. Ama ne yazık ki, sen de Hilmi Ok gibi sus pussun be kardeşim.

Hani hakemler pısırık değildi. Sen harekete geçmek için kimden korkuyorsun. Türk futboluna yazık ediyorsunuz. Asla hiç kimseye güdümlü olmayın.

Yine “cip” konusu 🙂

14 Mayıs 2000Skandal mektup – Turgay Şeren

Futbol Federasyonu’ndan Bakan’a

Cipler hususunda, Bakanlık tarafından yöneltilen soruların federasyonumuzca cevaplandırılabilmesi mümkün değildir

Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın, milli futbolculara verilecek cipler konusunda sorduğu sorulara, Futbol Federasyonu’ndan inanılmaz bir yanıt geldi. Federasyon, Ata Aksu imzalı mektupta Bakan Fikret Ünlü’ye, “Federasyonumuzun söz konusu cipler ile alakalı hiçbir maddi vecibesi veya taahhüdü bulunmamaktadır” dedi.

Futbol Federasyonu’na günlerdir şunu soruyorum: “Milli Takım futbolcularına verilen Mercedes marka ciplerin bedelini kim ödedi?” Ancak federasyon hep sustu. Onlara bir de söz verdim. “Yanıtınızı aynen yayınlayacağım.”

Ne yazık ki bugüne kadar ne Haluk Ulusoy’dan, ne de federasyondan bu yazılara hiç bir yanıt gelmedi.

Önceki gün Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Fikret Ünlü’ye fakslanan ve altında Türkiye Futbol Federasyonu Başkanvekili Ata Aksu’nun imzası bulunan bir belge elime geçti. Okudukça tüylerim diken diken oldu.

Bu belgede dile getirilen ifadelerin gerçekle hiç bir ilgisi yok. Bana yanıt vermekten kaçınan federasyon, Sayın Bakana bakın neler yazmış.

Bu utanç vesikasını hep birlikte okuyalım ve yorumlayalım.

Yazının başında Ata Aksu çok çirkin sataşmalar yapıyor. “Peşin hükümlü bazı kişilerin abartmasıdır bu cip olayları” gibi, ona yakışan suçlamalarda bulunuyor. Tabii bu suçlamaları yapanın utanması lazım. Ancak Ata Aksu nasıl utanır onu bilemiyorum.

Şimdi gelelim Federasyonun Spor bakanlığına gönderdiği açıklamaya:

“27.04.2000 tarihli Bakanlığınızı bilgilendiren Federasyon açıklamasında da izah edildiği üzere, milli takım oyuncularına verilen cipler tamamen Federasyonumuz dışında olup, Federasyonumuz söz konusu cipler ile alakalı olarak her nam altında olursa olsun bir bedel ödememiştir. Federasyonumuzun söz konusu cipler ile alakalı hiçbir maddi vecibesi ve/veya taahhüdü bulunmamaktadır.

BU SEBEPLE SÖZ KONUSU CİPLERİN HANGİ KAYNAKTAN KARŞILANDIĞI, KEZA MALİ VECİBELERİNİN HANGİ KAYNAKTAN KARŞILANACAĞI, FEDERASYONUMUZ TARAFINDAN BİLİNEN BİR KONU OLMAYIP, BU HUSUSTA SAYIN BAKANLIK TARAFINDAN YÖNELTİLEN SORULARIN FEDERASYONUMUZ TARAFINDAN CEVAPLANDIRILABİLMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR.”

Yukarıdaki yazıyı defalarca okuyun, tam bir utanç vesikasıdır. Şimdi gelelim benim söyleyeceklerime…

Federasyon, Fikret Ünlü’ye gönderdiği mektupta Bakanlığın soruları için “Cevaplandırılabilmesi mümkün değildir” diyor. Oysa aynı Futbol Federasyonu, Mercedes firmasının taahhüt mektubunu Milli futbolculara tek tek vermişti.

Ey Ata Aksu, sen, Fanatik Gazetesi’ndeki federasyonla ve başkanınla ilgili röportajında, “Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy futbolculara bu sözü vermiştir ve verdiği sözün arkasında da duracaktır” demedin mi? Sonra defalarca sana sorulan cipler konusunda başkan Ulusoy’un bunu cebinden karşılayacağını söylemedin mi? Şimdi nasıl oluyor da Futbol Federasyonu’nun ve başkanının bu konuyla uzaktan yakından ilgisi olmadığını söyleyerek önce Spordan Sorumlu Devlet Bakanı’nı sonra da Türk futbol kamuoyunu yanıltmak istiyorsun? Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, milli takım futbolcularının gözlerinin içine baka baka bu sözü vermedi mi? İstersen yerini de ben hatırlatayım. Finlandiya maçı dönüşü uçakta. Hatta Alpay’ın, “Sayın Başkanım, sizin altınızdaki Range Rover gibi mi?” sorusuna, “Evet Range Rover” cevabını vermedi mi? Bunları ne çabuk unutuyorsun da, futbol federasyonumuzun ciplerle hiçbir alakası yoktur gibi sözleri yüzün kızarmadan ifade edebiliyorsun?

Arkadaş, Mercedes fabrikasının verdiği garanti sertifikalarını, milli takım futbolcularına federasyon tarafından dağıtmadın mı? Bu sertifikaları Futbol Federasyonu’nun İcra Kurulu Koordinatörü Metin Kazancıoğlu imza kaşılığı futbolculara tek tek teslim etmedi mi? Nasıl oluyor da Futbol Federasyonu’nun bu konunun dışında olduğunu iddia ediyorsun ve bunları gerçekmiş gibi gösteriyorsun?

Ayrıca Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, cip krizini önlemek için hem Mustafa Denizli hem de milli takım futbolcuları ile Mövenpick Oteli’nde günlerce toplantı yapmadı mı? Sen Ata Aksu, bu cipleri finanse etmek için kapı kapı otomobil firmalarını dolaşmadın mı? Onlarla günlerce pazarlık yapmadın mı?

Ey Türk futbolunu yöneten Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, Başkan Vekili Ata Aksu ve Yönetim Kurulu üyeleri… Konuştukça, birşeyler yapmak istedikçe, kedi pisliğini kapar gibi davrandıkça yanlışlarınızı gizlemek çabasında olduğunuz sürece, dibe batıyorsunuz. Şu anda da dibe oturmuş durumdasınız. Ne yazık ki Türk futbolu sizler tarafından yönetiliyor.

Ey spor kulüplerimizin başkanları. Yeni yasaya ben çok destek verdim, nedeni, sizlerin hep söylediğiniz bir şeyin gerçekleşmesiydi: “Futbol federasyonu, kulüplerin federasyonudur. Taban birliklerinin aramızda işi yoktur.” Bu yasa size bu şansı verdi. Türk futbolunu yönetecek futbol federasyonunun seçimini sizler yapacaksınız. Bu federasyonun başkanını ve onun tespit edeceği yönetim kurulu üyelerini mi seçeceksiniz? Bunu yaparsanız, sizlere de yazıklar olsun.

Son derece başarısız bir sezon geçiren Fenerbahçe 14 Mayıs günü İnönü Stadı’nda Beşiktaş derbisine çıkar. G.Saray bir gün önce Altay’a yenilmiş ve Beşiktaş’ın kazanması halinde şampiyonluk düğümü son haftaya kalacaktır. Maç öncesinde Fenerbahçe yöneticileri ne birileriyle Papermoon’da yemek yerler, ne de başka görüşmeler yaparlar. Formsuz Fenerbahçe formda Beşiktaş’ı 2-1 yener ve G.Saray şampiyon olur. F.Bahçe teknik direktörü Turhan Sofuoğlu sezon boyu oynadığı tüm derbileri kazanmıştır.

17 Mayıs tarihinde G.Saray UEFA Kupası’nı kazanır.

Hemen ardından G.Saray’a devletin para ödülü vermesi gerektiği konusu işlenmeye başlanır.

Tüm partiler bunu sahiplenici açıklamalar yaparlar. Yıllardır G.Saray’a destek olan Mesut Yılmaz ve ANAP bu önerinin en sıkı destekçileridir. G.Saray’dan ayrılacağı konuşulan Fatih Terim 23 Mayıs tarihindeki Ankara turunda ANAP Meclis Grubu’nda konuşur:

“G.Saray’da kalmak adına, istikrar adına ve bu çok sevdiğim, hepsi benim birer evladım olan oyuncularımdan, sizlerden ayrılmamak adına her türlü fedakarlığı sonuna kadar yapacağımdan hiç şüpheniz olmasın”.

Aynı gün Galatasaray’ın TBMM turunda, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, “25 milyon dolar ödül verilecek” der. Devlet Bakanı Fikret Ünlü rakamı onaylar ve yasanın gecikme olasılığına karşı öngörülen para ödülünün önceden verilmesine çalıştıklarını söyler.

TBMM’de tam destek G.Saray, TBMM destek turunda 25 milyon dolarlık ödülü kaptı. Başbakan Bülent Ecevit, Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli, ANAP lideri Mesut Yılmaz, DYP lideri Tansu Çiller ve FP lideri Recai Kutan’ı birbiri ardına ziyaret eden sarı kırmızılı yöneticiler, ‘‘ödül yasası’’ konusunda tam destek sözü aldılar.

Fenerbahçeliler Derneği Yönetim Kurulu, G.Saray’a yapılacak maddi yardım konusunun “abartıldığını” savununan bir yazılı açıklama yapar. Para yardımının abartılı bir miktar olmasının diğer kulüplere haksızlık olduğu belirtilir.

26 Mayıs 2000 tarihinde Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun Futbol Federasyonu ile ilgili yaptığı soruşturmanın dosyaları bakanlığa ulaşır. 12 klasörden oluşan dosyaları Gençlik ve Spor Müdürlüğü Müfettişlerine incellettiren Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün, dosyalarda yer alan usulsüz harcamalar ve ihaleler nedeniyle federasyonu savcılığa vereceği bildirilir. Raporda savcılığa ve defterdarlıklara gönderilmesi gereken bölümlerin fotokopilerinin çekildiği de ifade edilir.

İşte raporda öne sürülen ve suç unsuru taşıyan iddialar:

Usulsüz İhale

1- Futbol Federasyonu’nun 4. Leventte bulunan binasının oto parkının üstünün kapatılması ve arka bahçeye yapılan işler için bir firmaya verilecek şekilde ihale manüple edildiği, bu nedenle suç işlendiği

2- Beylerbeyi tesislerindeki dekarsyon ve tadilat işlemleri için bir firmadan teklif alındığı, ancak zaten aynı işin aynı firmaya 22 gün önce verilmiş olduğunun tesbit edildiği

3- Trabzon da yapılacak tesisler için herhangi bir teknik özellik şartnamesi hazırlanmadan, başka firma ve kişilerden teklif alınmadan, yönetim kurulu kararı olmaksızın, tesislerin proje işlerinin bir mimara verildiği

Otel Harcamaları

4- Federasyon başkanı Haluk Ulusoy , yönetim kurulu, genel sekreteri ve başkan danışmanlarının otel faturalarında ekstra harcamalar olarak tabir edilen giderlerin fatura toplamlarının çok üzerinde olduğu

5- Ulusoy’un danışmanlarının otel faturalarının çok yüksek olduğu aynı gün, aynı isimle aynı ve farklı odalar kiraladıkları

6- Bütün bu işlemlerin 300 kişinin çalıştığı futbol federasyonunda el yazısı notlarla verildiği, ve serbest meslek makbuzu alınmadığı

Raporda ayrıca usulsüz harcamaların zimmet çıkartılarak, bu harcamaları yapanlardan tahsil edilmesi gerektiği de belirtilir.

29 Mayıs 2000 tarihinde Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, Futbol Federasyonu yetkilileri hakkında adli soruşturma başlatılması amacıyla dosyayı Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na gönderir.

Başbakanlık müfettişleri, Ünlü’nün oluruyla 110 sayfalık raporu 28 Mayıs’ta Ankara Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Mesutoğlu’na iletirler. Savcılık, emniyeti suistimal iddiaları içeren dosyayı 20 gün içinde inceleyerek, gerekli gördüğü taktirde Asliye Ceza Mahkemelerine sevkedecektir.

07 Haziran 2000 tarihli Hürriyet Gazetesi’nden:

Büyük baskı

Bugün yapılacak başkanlık seçimi öncesi federasyonun kulüplere yolladığı fakslar şaşkınlık yarattı. Ve skandal olarak yorumlandı.

İMZALAYIP YOLLAYIN

Haluk Ulusoy federasyonu, Türkiye Futbol Federasyonu Yasası çıkarken, üyelere uyguladığı baskıyı aynen bugün yapılacak federasyon başkanlığı seçimlerinde de tekrarlıyor. Üyelere gönderilen hanesinde, “Haluk Ulusoy” adının bulunduğu faksta aynen şunlar yazılıyor ve imzalanıp yollanması isteniyor.

“Türkiye Futbol Federasyonu” Genel Kurul Başkanlığı’na – ANKARA

Türkiye Futbol Federasyonu başkan adaylığına Sayın Haluk Ulusoy’u teklif ediyorum.

Saygılarımla

Genel Kurul Delegesi ve imza

Bu yazıyı görenler, “Bu resmen baskı, aba altından sopa göstermek gibi” yorumunu yapıyorlar.

Kulüplere yollanan bu faks futbol kamuoyunda şaşkınlık yarattı. Bazı kulüp başkanlarının, kazanırsa yardımdan oluruz korkusuyla, gelen faksı kerhen imzalayıp, federasyona yolladıkları ve bunu bir baskı olarak gördükleri bildiriliyor. ‘Federasyon gittikçe güvenirliğini yitiriyor’ yorumları yapılmasına neden oluyor.

Yaptığı harcamalar yüzünden Başbakanlık müfettişlerinin raporlarıyla savcılığa sevkedilen Futbol Federasyonu Yönetimi, aklanmak için genel kurula çıkıyor. Spor Toto Teşkilat Müdürü Erdenay Oflas’ın, kongre ilanının yasal sürede yapılmadığı gerekçesiyle Ankara 13.Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açtığı davayı hakim Yetkin Görbil reddetti.

Bugün saat 10.00’da TÜBİTAK Feza Gürsoy Salonu’nda yapılacak toplantıda çoğunluk sağlandığı takdirde, Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’la, ona rakip çıkan milli takımlar eski sorumlusu Ayhan Bermek, kozlarını paylaşacak. Çoğunluk sağlanamazsa, toplantı yarına ertelenecek. Kongrede, ana statü, yeni futbol yasası, milli takımların prim sistemleri ve 5+2 konuları da tartışılacak.

Futbol Federasyonu başkanlığı seçimi için adaylığını koyan Ayhan Bermek, seçimlerinin sadece futbol kulüplerini değil, tüm ülke insanını ilgilendirdiğini vurguladı. Bermek, “Ülkemizin dünyadaki yerine önemli bir katkı sağlayacak olan futbol, yeni çağa uygun yönetime bir an evvel kavuşmalıdır. Fırsat kaçmamalıdır, bunun vebali büyüktür” dedi.

Programının “itibar ve güven programı” olduğunu kaydeden Bermek, “Kulüplerimizin ihtiyacı olan yeni kaynakları yaratmak, Türk futboluna topyekün kalkınmayı adaletle yerine getirecek olan vizyonumu sizlerle birlikte hayata geçirebilmek, Türk futbolunu geri dönülmeyecek bir biçimde dünyada hakettiği yere getirmek ve herkesin daha fazla kazanması, hakça paylaşması için adayım” diye konuştu.

Genel istek üzerine başkanlığa adaylığını koyduğunu ifade eden Ayhan Bermek, “İyiki de koymuşum. Aksi halde yarın (bugün) seçim değil, tasdik olacaktı. Tek adaylı bir seçimin tek ayağı topal olurdu” dedi. Yeni yönetim anlayışının; adil, tarafsız, şeffaf, demokratik yönetim olacağını vurgulayan Bermek, kaynak artırımının esas alınacağını, bunun için de daha büyük gelir pastası üzerinde duracaklarını ifade etti.

Bermek, “Spor Toto gelirlerinin federasyona devri, büyük kulüplerin de ortak olacağı gayrimenkul yatırımı planlaması ve diğer kaynakların hayata geçirilmesi suretiyle hedeflenen kaynak artırımı sağlanacaktır” dedi. Tarafsızlık ilkesine de özen göstereceklerini ifade eden Bermek, bütün kulüplerin federasyonu olacaklarını ifade etti.

Başkan adayı Bermek, “Bu seçimde galip gelmek önemli ama Türk futbolunun galip gelmesi daha da önemli. Biraz tehirli olarak yola çıktık. Ama inançlıyız. Yarınki (bugün) seçimlerle sağduyunun hakim olacağına inanıyorum” dedi. Kendi vizyonuna ve felsefesine uygun bir ekiple çalışacağını belirten Bermek, yönetim kurulu listesini ise yarın (bugün) açıklayacağını söyledi.

Ayhan Bermek, hakem ve hakem gözlemcilerin aynı birimce atanmasına karşı olurken, Merkez Hakem Kurulu’nun, kendisince en zayıf noktasının bu olduğunu söyledi. Bermek, birlikte çalıştığı federasyonlarda da eksikler olduğunu vurgulayarak, “Bunları o zaman da görüyordum. Ama o zaman iktidar değildim. Şimdi bu eksiklikleri gidermek için iktidar olmak istiyorum” diye konuştu.

Ayhan Bermek, genel kurulun daha sonra iptal edilmesi durumunda tutumunun ne olacağı şeklindeki bir soruya ise “Ben zoraki aday olmadım. İnançla aday oldum, demokrasiye inanıyorum. Ben Türkiye için varım ve beni isteyenler olduğu sürece de var olacağım” yanıtını verirken, federasyonu dışarıdan değil Pembe Köşk’ten yöneteceğini açıkladı. Bermek, naklen yayınlarda haber amaçlı görüntüler hakkındaki sorunların hatırlatılması üzerine de “Mukavele şartları yerine getirilir” diye konuştu.

7 Haziran 2000 tarihinde yapılan seçimi kazanan Haluk Ulusoy yeniden başkanlığa seçilir. Ulusoy 103 delegenin 82’sinin oyunu alırken, diğer aday Ayhan Bermek 21 oyda kalır.

Ulusoy’un listesi şöyledir: Bayram Yağcı, Selami Özdemir, Haşim Saitoğlu, Mukan Perinçek, Cem Özgür, İsmail Dilber, Levent Kızıl, Şeref Has, Hüsnü Hayali, Murat Aksu, Hikmet Çinçin.

Denetleme Kurulu: Engin Berker, Sezai Onaral, Refik Arkan, Vehbi Karabıyık, Vahap Adıyaman.

Tahkim Kurulu: Türker Arslan, Celil Demircioğlu, Erkan Vardar, Gürol Kaymak, Sabri Ersavaş.

Aynı gün Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ve çiçeği burnunda yönetimi, yabancı futbolcu kontenjanı olarak kulüplere 5+2 statüsünü çıkaracakları konusunda söz verirler. Beşiktaş Başkanı Serdar Bilgili, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Trabzonspor Başkanı Mehmet Ali Yılmaz ve Galatasaray Asbaşkanı Mehmet Cansun’un yanında Kulüpler Birliği’nin bu konuda yazılı istekleri bulunduğunu açıklayan Haluk Ulusoy, yeni sezonda bu konunun kulüplerin isteği doğrultusunda düzenleneceğini açıklar.

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15

KEREM ALTAN ŞİKEYİ NEREDE ARAYACAĞINI BİLMİYOR

leave a comment »

Önce tespit:

Spor Toto 2. Lig Beyaz Grup Kocaeli, oynadığı 16 maçın sadece birini kazandı; 11 gol atıp 76 gol yiyerek sıralamanın en altında bulunuyor.

Bu grupta düşmeme mücadelesi veren bir diğer takım Diyarbakırspor.

A. Sebat takımı ise, 3. Lig 1 Grup’ta oynadığı 19 maçta 1 galibiyet, 1 beraberlik alarak 4 puanla son sırada…

Örnekleri uzatmayalım; demek istediğimiz şu; bir dönem Birinci Lig’te top koşturan kimi takımlar sonra neden böylesine büyük düşüşler yaşıyorlar?

Öyle ya, Siirt’ten Van’a; Elazığ’dan Erzurum’a, Zonguldak’tan Rize’ye, Yozgat’tan Malatya’ya kadar kimi şehir takımları (hatta Buca gibi ilçe takımları) Birinci Lig’e yükseldiler. Ve sonra yok olup gittiler. Niye?

İşte asıl sorun bu. Yoksa şike öyle yasalarla filan önlenemez. Futbola “demokrasi” kâğıtta yazılanlarla, hapis korkusuyla gelmez. Gelemez.

O halde meselenin temeline bakmak lazım. Bu takımlar nasıl sihirli bir değnek değmiş gibi süper lige çıkıvermişlerdir? Tüm maçlarını parayla satın alıp şike yaparak değil herhalde.

Futbol ile siyaset ilişkisini koparmadan; takımları kurumsallaştırmadan istediğin yasayı çıkar, hiçbir önemi yoktur. Şike başka şekilde yapılıyor.

Bir ton kömür, iki paket makarna yanına bazen şehrin gücüne ve seçtiğinin kuvvetine göre ilin takımının başına talih kuşu konuveriyor. Kömürle ısınıyor, makarnayla doyuyor ve şehrinin takımıyla gurur duyuveriyor!

ANAP’ın takımları vardı; DYP’nin Çiller döneminde takımları oldu. Şimdi AKP’nin takımları var. Yarın başka partinin takımı olacak. Tabii, ANAP, DYP gibi AKP de tarih olacak; yenisinin yeni takımı olacak. İnanmayan bu yazıyı saklasın!

Hadi Başbakan Erdoğan’ın takımı olduğu için yazalım, Kasımpaşa bu sezon yine Süper Lig’e çıkacağa benziyor. İyi de 10 yıl önce Kasımpaşa bunu düşünebilir miydi; ne oldu da böyle birinci lig ile sürekli flört eder hale geldi; Süper Lig’e çıktı? Ekonomik geliri mi arttı; büyük bir alt yapı kurup endüstriyel bir kulüp mü oldu? Ne, ne, ne? Ne buradaki sır?

Sadece siyaset şikesi, hepsi bu.

Siz istediğiniz kadar yasa değiştirin.

Ve siz istediğiniz kadar cemaatin Fenerbahçe operasyonunu görmeyip göz boyamaya devam edin.

Yok mu o iki paket makarna bütün mesele işte o! Makarna siyasetinin olduğu ülkede futbol ancak makarna’dan oynanır…

Odatv.com

Written by kesinofsayt

26 Ocak 2012 at 07:56

AKP, Siyaset kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

ÜNLÜ TÜRK YALANLARI – 4: DAVA SİYASİ DEĞİL

with 2 comments

3 Temmuz 2011 tarihinde başlatılan ve kamuoyunda Şike Davası olarak bilinen operasyonun arka planının siyasi olduğuna inananların sayısı tahmin edilenden de fazla. Ancak iddianamede birçok kulüp ve birçok kulüpten yönetici olmasına rağmen, medyada sadece Fenerbahçe’nin suçlandığı sanrısı yaratanların ve Fenerbahçe’nin süreçten büyük yara almasını umut edenlerin ortak kanısı soruşturmanın hiçbir siyasi yönü olmadığı yolunda…

Gerçekten öyle mi? Dava basit bir sportif kanunsuzluk davası mı? Bakalım…

İlk paragrafta bahsedilen, davayı siyasi görmeyenlerin bile Türkiye’de siyasetle futbolun içiçe olduğunu inkar edeceğini sanmıyorum. Liglerdeki “Belediyespor”lar siyasetin en ciddi uzantıları. Bu “Belediyespor”ların en üst ligdeki temsilcisi ise İstanbul Büyükşehir Belediyespor. Başkanı ise 29 Haziran 2011’deki federasyon seçimine kadar Emine Erdoğan’ın ağabeyinin kızıyla evli olan Göksel Gümüşdağ’dı. Aynı Gümüşdağ Kulüpler Birliği’nde Aziz Yıldırım’ın yardımcısıydı.
Benzeri bir yapılanmayı Ankara’da da görmekteyiz. Önce Ankaraspor, sonra Ankaragücü, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in doğrudan ya da dolaylı (Ahmet Gökçek) kontrolündeydi. Hüsranla sonuçlanan (kulüpler için elbette) iki deneyim!
(Meraklısına not: soruşturmada isimleri geçen yukarıdaki ikili savcılığa “lütfen” çağırıldılar. Hatta Gümüşdağ çağırılmadı bile. “Kendisi istediğinde” gitti.)

Anadolu’nun irili ufaklı şehirlerinde benzeri yapılanmaları görmek de mümkün!
Hemen her ilde, her takıma TOKİ’yi kullanarak stat yapma vaadleri, Galatasaray’ın stat açılışında yaşananlar da siyaset – futbol ilişkisinin diğer uzantıları!

Gelelim yeniden asıl konumuza…

Öncelikle davanın baş aktörlerine dikkat etmek gerekiyor: Şampiyonluğu son ana kadar süren bir yarışla elde eden Fenerbahçe ve ilk devreyi dokuz puan farkla bitirmesine rağmen avantajını koruyamayarak averajla ikinci olan Trabzonspor…
Trabzonspor’un birinci lige çıktığı 1974-1975 sezonundan itibaren şampiyonluğa yarıştığı hemen her sezonda rakibi Fenerbahçe olduğundan iki kulüp arasında rekabeti de aşan bir sürtüşme oluşmuştu. Sürekli olaylı maçlar oynanıyordu.
15 Ağustos 2003 tarihinde oynanan
 Trabzonspor – Fenerbahçe maçındaki tribün olayları nedeniyle “deplasman” takımı Fenerbahçe saha kapatma, evsahibi Trabzonspor ise 2,5 milyar lira para cezası aldı. Ulusoy’lu yılların çok tartışılan kararlarından birisi olan bu cezayı başbakan Recep Tayyip Erdoğan da adil bulmadığını açıkladı ve Trabzon’dan büyük tepki çekti.  2004 yerel seçimlerinde AKP Trabzon’da seçimi CHP’den aday olan Volkan Canalioğlu’na (evet, “o” Canalioğlu)  372 fark ile kaybetti. Bu başbakanı çok etkiledi. Hatta annesine “Trabzon’u kaybettik  anneciğim” diye dert yandığı bile anlatıldı o dönemde.

Yani, başta başbakan olmak üzere AKP’nin (ve elbette CHP’nin de) Trabzon’a siyasi meyili biliniyordu.

Mesela 14 Mayıs 2009 tarihinde, Bordo-Yeşil HES Projesi’nde Giresunspor ile Trabzonspor arasındaki uyuşmazlığı Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Faruk Özak çözmüştü. Dikkatinizi çekerim; iki spor kulübü arasında, bir spor bakanının çözdüğü konunun sporla hiç alakası yok! Sorun çözüldükten sonra Trabzonspor ile Giresunspor ihaleye ortak girdiler. İhalede Giresunspor’u başkan Olgun Aydın Peker temsil etti. Yani bugün Aziz Yıldırım’ın ilişkisi nedeniyle tutuklu yargılanmasına neden olan Olgun Peker ile Sadri Şener ortaktılar…

***

Sezon boyunca AKP’li milletvekilleri ve bakanların Trabzonspor’a dolaylı ya da doğrudan desteğini izledik. İşlerin kızıştığı sonlara doğru bu “müdahaleler” artmaya başladı.

Fenerbahçe 16 Nisan 2011 tarihinde Gaziantepspor ile oynayacakken, birkaç hafta öncesinde rakibine stad müjdesi geliyordu mesela…

3 Nisan 2011’de tarihinde çıkan bir haberde Maliye Bakanı Şimşek’in Gaziantep’e yeni stad için hazırlıkları tamamladığı bildiriliyor.

Maliye Bakanlığı Basın Müşavirliğinden edinilen bilgiye göre, aylardır büyük bir heyecan ile beklenen dev stadın hazırlıkları geçtiğimiz hafta sonu tamamlandı.

Stat ile ilgili çalışmalara Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın prensipte onay vermesinin ardından başlandı. İlk adımı geçtiğimiz yıl Maliye Bakanı Şimşek’in başkanlığında Gaziantep Valisi, milletvekilleri, Büyükşehir Belediye Başkanı ve Gaziantepspor Kulüp Başkanının toplanmasıyla atıldı. Daha sonra stat ile ilgili müzakerelere Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, TOKİ ve Maliye Bakanlığı arasında devam edildi.

Maliye Bakanı Şimşek çalışmaların her aşamasını takip edip, müdahil oldu. Dün, Maliye Bakanı Şimşek, Gaziantep Milletvekilleri ve Spordan sorumlu Devlet Bakanı Faruk Nafiz Özak ile makam odasında, TOKİ aracılığı ile Gaziantep’e kazandırılacak stadyumun ön protokolü imzalandığı öğrenildi.

Bakan Şimşek’in uzun zamandır Gaziantepli sporseverlerin ve hemşehrilerinin en temel sorunlarından biri olarak gördüğü yeni stat yapımı için bürokratik birçok engeli aşmak için zaman zaman yoğun bir mesai harcadığı öğrenilirken, Şimşek’in son olarak 25 bin olarak belirlenen stadın kapasitesini 33 bine yükselttiği bildirildi.

Trabzonspor ise Gaziantepspor ile 1 Mayıs 2011’de oynayacaktı. Tesadüfe bakın ki Devlet Bakanı Faruk Özak 29 Nisan 2011 günü Gaziantep’te yeni stad için protokol imzalamaya gelmişti. Törende kendisinin Trabzon birinci sıradan, TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar’ın ise ikinci sıradan milletvekili adayı olduğunu hatırlatmadan edemedi..
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de konuştu:

”Çok büyük bir başarı gösterdiler. Ben stada her gittiğimde en azından bir iki maçta tempo tutuldu, ‘yeni stat’ diye. Biz de gerçekten bütün arkadaşlarımızla uzun süre bu projeye ilişkin çalışmalar yaptık. En nihayetinde Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız, TOKİ Başkanımız, bütün bu görüşmeler sonucunda gerçekten dünya standartlarında, bütün turnuvaların oynanabileceği, çok iyi bir stat için bugün ilk adımı atacağız. Bu adım 33 bin kişilik Gaziantepspor’un gerçekten önümüzdeki dönemde kendisine yakışır, ilimize yakışır bir stat için bir protokol imzalayacağız ve inşallah da yakın bir zamanda TOKİ bunun gereğini yerine getirecek.

Bundan neredeyse dokuz ay sonra Gaziantep Olay Haber’de çıkan haberin başlığı ise şöyle: “Gaziantep’e stad başka bahara!” Zira “olay”ın aciliyeti geçmiş artık…

Fenerbahçe’nin 8 Mayıs 2011’de Karabükspor ile oynayacağı maçtan iki hafta önce ise Karabükspor’un stadının modernizasyonu için Karabük Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan onay çıkıveriyordu.

Süper Lig için gün saymaya başlayan Kardemir Karabükspor’un maçlarını oynadığı Dr. Necmettin Şeyhoğlu Stadı’nın modernizasyonu için Karabük Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan onay çıktı.

Yenişehir bölgesinde bulunan ve sit alanı içersinde yer alan stadyum için hazırlanan avam projeyi görüşmek üzere toplanan Karabük Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun projeye onay verdiği öğrenildi.

Geçtiğimiz Cuma günü yapılan toplantı sonrası stadyumun koruma amaçlı imar planının değişikliği görüşüldüğünü söyleyen Kültür ve Turizm Müdürü İbrahim Şahin, “Stadyumum avam projesine göre bir yapı yapılmasına ilişkin bazı değişikliklerle kabul edildi. Amaç hasıl oldu diyebiliriz. Öngörülen avam proje yapıma uygun görüldü. İstişareler sonrası Belediyenin önerisi ile bazı değişiklikler oldu. Stadyumun sit alanı içersinde olmasından dolayı hemen hemen hiçbir yeri değişmeyecek. İçerden yükselerek büyüme olacak. Yeri ve konumunda ise hafif bir konumsal değişiklikler olacak. Çok ciddi bir konum değişikliği yok” dedi.

Daha ortada soruşturmanın dedikodusu bile yokken birçok siyasinin (milletvekili ve bakan düzeyinde) Trabzonspor’a açık destek verdiğini de biliyoruz.

Mesela Devlet Bakanı Faruk Özak Trabzon’un milattan öncesinden beridir spor kenti olduğunu savunarak, hükümetin Trabzon’a 27 milyon dolar akıttığını söyleyebiliyordu. Üstelik “devletin” bakanı olduğunu unutup, komşu kentleri aşağılama pahasına:

Niye bunlar Trabzon’da da Zonguldak’ta, Samsun’da, Rize’de, Ordu’da değil. İşte Başbakanımızın ve bizlerin Trabzon sevdasından, sizlerin kalitesinden, kapasitesinden, sizlerin spora olan katkısından.

4 Mayıs 2011, Mehmet Ali Şahin: Trabzon’un şampiyon olmasını istiyorum… Bu açıklamadan 18 gün sonra Karabükspor – Trabzonspor maçı oynanacaktı. Açıklamayı yapan M.Ali Şahin Karabük milletvekili adayı ve Karabükspor Onursal Başkanı’ydı aynı zamanda…

AKP’nin Trabzonspor’a örtülü ödenekten para aktarımları Wikileaks belgelerine dahi girdi…

***

Spor Toto Süper Lig tüm bu toz duman arasında bitti.
Trabzon halkı şampiyonluğun kaybedilmesinin suçunu kulüp yönetimine, teknik direktöre ya da futbolculara değil, iktidar partisine çıkardı doğal olarak. AKP il binasına yürüdüler, iktidarı protesto ettiler. Zira kentte sezon boyunca yaratılan hava nedeniyle halk futbolculardan çok siyasilere güvenir hale gelmişti.

2 Haziran 2011 tarihinde TFF ligleri tescil etti. Federasyon başkanı Mahmut Özgener seçimde aday olmayacağını açıkladı ve başkanlık için İBB Başkanı ve Kulüpler Birliği ikinci başkanı Göksel Gümüşdağ ile Mehmet Atalay’ın adları geçmeye başladı. Ancak bir hafta içinde herşey tersine döndü ve aniden Mehmet Ali Aydınlar’ın adı ortaya atılıverdi. Bugün Mehmet Ali Aydınlar’ı Aziz Yıldırım’ın seçtirdiği, Fenerbahçe’nin adamı olduğunu iddia edenler şu mükemmel yazıda gerçekleri yeniden hatırlayabilirler.
Bu arada 12 Haziran 2011 tarihinde de ülkede genel seçimler yapılmış, AKP % 50 oy alarak tek başına iktidarını korumuş, hatta güçlendirmişti. Operasyonun başlaması için tüm şartlar hazırdı. Düğmeye basıldı…

Soruşturmanın başlamasıyla birlikte, özellikle hükümet / cemaate yakın medya ve gazeteciler -ki birçoğunun o güne kadar futbolla ilgili hiçbir demeci, yazısı yok / futbolla ilgileri bile yok- aniden futbol meraklısı kesildiler. Ahmet Altan, Mehmet Altan, Sanem Altan, Kerem Altan’lı tam kadro Altan sülalesi, Mehmet Baransu, Rasim Ozan Kütahyalı gibi “yeni nesil” yüzler, Hüseyin Gülerce gibi cemaatin sözcüleri bir anda futbol yazarı oldular. Aynı simaları, aynı günde birkaç kanalda birden görür hale geldik. Siyasetin ekranlardaki / sütunlardaki temsilcileri olarak hem muhbir (zira tüm “gizli” belgeler bu isimler tarafından sızdırıldı), hem savcı (iddia etmedikleri şey kalmadı), hem hakim (kararları net ve tartışılmaz şekilde dikte ettiler) oldular. K.Murat Yılmaz’ın ifadesindeki gibi: “Ancak, Gökhan Gönül’e sol bek oyuncusu diyen kimselerin de futbol hakkında ahkam kesmesi kabul edilebilir bir durum değil“di….

Cemaatin sözcülerinden Hüseyin Gülerce operasyonun ilk günlerinde “Ergenekon Surunda İkinci Gedik” başlıklı yazısında federasyonu açıkça tehdit edebiliyordu:

Bazıları, depremin büyüklüğünü tahmin edemedikleri için ayağında top dolaştırıyor. Mesela Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) tavrı böyle. “Savcının iddianamesini bekleyeceğiz.” diyor. Diyor ama futbolcuların bazılarının şikeyi itiraf ettikleri manşetlere çekilirken, Federasyon’un o beklemenin altında kalmayacağını kim söyleyebilir?

3 Temmuz 2011’de başlayan soruşturmanın ertesi günü Fenerbahçe mahkemeye yayın yasağı için başvurdu. Ancak reddedildi. Bundan birbuçuk ay sonra Aziz Yıldırım Cumhurbaşkanı’na bir mektup yazdı.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Yürütülmekte olan şike ve teşvik soruşturması adıyla anılan ve benim ve yönetici arkadaşlarımın tutuklu bulunduğumuz soruşturma hakkında bazı bilgileri ve özellikle de çarpıklıkları sizinle paylaşmak istiyorum. Sizin şunu bilmenizi isterim ki, bizler de en az “Temiz benim, diyenler kadar temiziz.”

SİLAHLI ÖRGÜT KURMAKLA SUÇLANIYORUZ
Malumlarınız olduğu üzere 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun, 14 Nisan 2011’de yürürlüğe girmiştir. Yaşadığımız sürecin en başından bu yana bizler de ve kamuoyu da bizlerin bu kanun maddelerine göre yargılanacağımızı düşünüyorduk. Ekte sizlere sunduğum tutuklama müzekkerelerinde bile açıkça gözükmektedir. Ancak aradan geçen bir ayı aşkın sürenin sonunda gerçeğin bu olmadığını görmeye başladık. Şike ve Teşvik Soruşturması’nı yürüten sayın savcı bizleri silahlı organize örgüt kurmaktan yargılamak üzere iddianame hazırlamaktadır. Halbuki spor suçları için bir kanun çıkarılmıştır. 6222 sayılı Kanun’un 23. maddesi; “Bu kanun kapsamına giren suçlardan dolayı yargılama yapmaya, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun ihtisas mahkemesi olarak görevlendireceği Asliye veya Ağır Ceza Mahkemeleri yetkilidir” demektedir.

SAVCI, SONUÇLARI NASIL BİLİYOR?
6222 sayılı Kanun’un çıkmasından önce yasalarda şike ve teşvikle ilgili ceza hükmü bulunmamaktadır. Dolayısıyla yasanın çıkmasından önce oynanmış maçlara ilişkin açılan bir soruşturmaya, örgütlü suç maskesi giydirilip Sporda Şiddet Yasası’ndan yargılamaya çalışmak gibi tuhaf bir uygulama yapılmaya çalışılmaktadır.

Sayın Savcı son beş maçta şike olduğunu, maçların skorlarını maçlar oynanmadan önce bildiğini söylemiştir. Yine benzer şekilde Sayın Savcı son maçımız olan Sivasspor maçını kaybetmemiz veya berabere kalmamız ve şampiyon olamamamız halinde bu soruşturmayı açmayı düşünmediğini belirtmiştir.

O DELİLLER BİR AN ÖNCE AÇIKLANSIN
Sayın Savcı eğer bu kadar kesin bilgilere sahip idiyse bir hukuk adamı olarak yapması gereken Cumhuriyet Savcılığı’nda bir heyet teşkiliyle maç neticelerini skorlarıyla tespit ettirmekti. Eğer bunu yapmış olsa idi şu anki kaos da ortadan kalkmış olurdu. Bunu yapmamış ve yapmaya gerek dahi görmemiş olduğuna göre Sayın Savcı’nın elinde çok başka sağlam ve geçerli deliller olduğu düşünülmektedir. Bu durumda da Sayın Savcı’nın yapması gereken 6222 sayılı Kanun’a göre 3. Ağır Ceza Mahkemeleri’nin olduğu yerlerdeki Cumhuriyet Savcılıkları’na soruşturma dosyalarını göndererek, davanın bir an önce açılmasını sağlamaktır.

HANİ GİZLİLİK KARARI VARDI, NE OLDU?
Ancak hukuk ve kuralları bu kadar açık ve yapılması gerekenler bu kadar ortada iken Sayın Savcı, 2010’da başladığını öne sürdüğü bir “Silahlı örgüt” suçlaması ile bizleri yargılamak istemektedir. Bu nasıl bir çarpıklıktır? Şike soruşturması yapılırken neden her gün görüştüğüm Sayın Bakan, Genel Müdür, Kulüp Başkanları… gibi kişilerin hiçbiriyle, benimle ilgili soruşturma kapsamında görüşülmemekte, hiçbirine benimle ilgili soru sorulmamaktadır? Kamuoyuna Trabzonspor Başkanı, ikinci başkanı ve bazı kişilerin ifadeleri gizlilik kararı olduğu gerekçesiyle verilmemekte ancak benim dahi göremediğim bana sorulacak sorular (telefon dinlemeleri kaynaklı) internet sitelerinde yayınlanmaktadır.

KULÜBÜMÜZE KARŞI TAVIR İÇİNDE
Sayın Savcı benden daha ünlü bir kişiyi alacağını söylemiştir. Bu kişi kimdir ve neden hâlâ çağırılmamış ya da gözaltına alınmamıştır? Bu durum akıllara Sayın Savcı’nın da aslında düştüğü hataların farkında olduğunu ya da kasten bana ve kulübümüze karşı bir tavır içerisinde olduğu düşüncesini akıllara getirmektedir.

Sayın Savcı da bilmektedir ki, olmayan suçları işkenceyle, dayakla, hakaretlerle çeşitli baskılar ve kamuoyunda kafa karışıklığı yaratarak meydana getiremezsiniz. Adalet sonunda tecelli edecektir. Ancak bu süre zarfında başta kulübümüz olmak üzere bizler ve Türk sporu çok büyük kayıplar yaşayacaktır. Bunların hesabını kim verecektir?

ÇARPIKLIKLAR BİR AN ÖNCE GİDERİLSİN
Yapılması gereken ivedilikle hukukun en temel kurallarının bu soruşturma için de işler duruma getirilmesi ve soruşturmadaki çarpıklıkların giderilerek bizlere ve kısaca Türk sporuna adil yargılanma hakkının verilmesidir. Bugün tüm bu çarpıklıkların neticesinde Metris Cezaevi’nde tutulan ben ve yönetici arkadaşlarım adına zamanı geldiğinde tüm çarpıklıkları gözler önüne serebilmeyi umuyorum.

Saygılarımla
Aziz YILDIRIM

Bu mektup üzerine savcı Mehmet Berk yazılı bir açıklama ile “son beş maçın sonucunu biliyorduk” diye bir ifadesi olmadığını bildirdi. Ancak “sayın savcı son maçımız olan Sivasspor maçını kaybetmemiz veya berabere kalmamız ve şampiyon olamamamız halinde bu soruşturmayı açmayı düşünmediğini belirtmiştir” sözlerine bir yalanlama gelmedi. Olayın siyasi olduğu noktasındaki en ciddi kuşkulardan birisi de burada oluştu. Eğer ki dava gerçekten sportif bir hukuksuzluk üzerine kurulmuş ise Fenerbahçe’nin şampiyon olup olmamasının bir önem taşımaması gerekirdi. Aslolan eylemin kendisiydi.

İş bu noktaya gelince, acilen, 22 Ağustos 2011 tarihinde davaya yayın yasağı getirildi. 24 Ağustos tarihinde Fenerbahçe’ye Avrupa yasağı gelirken, 25 Ağustos’ta Sadri Şener’in yurtdışı yasağı kaldırıldı.

3 Temmuz operasyonundan kısa bir süre sonra Deniz Feneri Davası başladı, tutuklamalar oldu. Ancak ilginçtir ki dava savcılarının önce görev yerleri değiştirildi, sonra da haklarında soruşturma başlatıldı. Gerekçe mi? Buyurun, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’den dinleyelim:

Bu değişikliği nedeni, niçin yapılmıştır? Soruşturmaya muhatap olan kişilerin avukatları HSYK’ya bir dilekçe vermişler ve soruşturma savcılarını şikayet etmişlerdir. Bu şikayet içerisinde kayda değer bulunan husus, Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin vermiş olduğu bir kararın, soruşturma savcıları tarafından değiştirildiği, tahrifat yapıldığı ve bu tahrifata işlem yapıldığı iddialarıdır. Bunun üzerine HSYK konunun incelenmesini ve gerek görülmesi halinde soruşturulmasını içeren bir karar almıştır. Ben de Adalet Bakanı olarak, HSYK başkanı sıfatıyla bu soruşturma kararına onay vermişimdir. Yapılan incelemeden sonra müfettişler soruşturmaya geçme ihtiyacı duymuşlardır. Bu soruşturmaya geçme ve savcıların savunmalarını isteme olayından sonraAnkara Cumhuriyet Başsavcılığı bu değişikliğe gitmiştir.

“BU SORULARIN CEVABININ BULUNMASI GEREKİYOR”
Bakan Ergin, cevabı verilmesi gereken sorular olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Gerçekten Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin vermiş olduğu bir karar üzerinde soruşturma savcıları oynama yapmışlar mıdır? Bir değişikliğe gitmişler midir? Bu karar üzerinde oynama yapılarak başka bir karar üretilmiş ve bu karardan işlem tesis edilmiş midir? Soruşturma savcılarının böyle bir değişiklik yapma yetkileri, hakları var mıdır? Böyle bir değişiklik yapılmış ise bu değişikliğe niçin ihtiyaç duymuşlardır? Bütün bu soruların cevapları bulunması gerekiyor. Bu cevaplara göre konunun değerlendirilmesi gerekiyor. Tüm bunların hiçbirini kale almadan, bunlara bakmaksızın sadece ‘savcıların görevinin değiştirildiği’ penceresinden konuya yaklaşım, buradan konuyu istismar eden bakış açılarının sağlıklı olmadığını düşünüyorum. Burada mahkeme kararında savcıların talep etmiş olduğu tedbirlerin bir kısmı kabul edilmiş ve tedbirler uygulanmıştır. Ama mahkemenin reddetmiş olduğu tedbir talepleri de var.

Aynı esnada bir diğer Fener’in, Fenerbahçe’nin avukatlarının aynı gerekçelerle davanın davcısı Mehmet Berk hakkındaki dilekçe ve şikayetleri geri çevrilmişti. Zira siyaset için Fener’den Fener’e fark vardı.
Zaten kısa süre sonra Deniz Feneri Davası tutukluları tahliye edildiler. Başbakan yardımcısı Bülent Arınç tahliyeleri sevinçle karşıladı:

“Tahliye edilmiş olmaları kim olursa olsun, bizim için sevinç doğurur. Bir insanın hürriyetinin bağlayıcı hale gelmesi, tutukluluk ya da hükümlülük hoş değil”

3 Aralık 2011 tarihinde iddianame açıklandı. Ardından da ek klasörler. Hepimiz harıl harıl tape çalışmaya başladık. Sekiz ay süren, yüzlerce kişinin dinlemeye alındığı teknik takipte ilginçtir birkaç kısa pasaj haricinde hiçbir siyasetçi yoktu. Futbolun bu kadar içindeki siyasilerin ne kulüp başkanlarıyla, ne federasyon yöneticileri ile tek kelimesi bulunmuyordu. Bunların ayıklandığını düşünmek çok da paranoyakça değildi herhalde…

Aynı şekilde, 19 maçta şike olduğu iddia edilirken, iddianamede maçların isimleri geçerken, bu takımlardan bazılarının tek tük futbolcu / yöneticisi sorguya alınırken, çoğundan HİÇ KİMSE “bilgisine başvurmak üzere” dahi çağırılmadı bile. Nasıl şike idiyse bu davadaki…

Tapelerde Trabzonspor – AKP ilişkisinde “severim de döverim de” anlayışını gördük. Onca maddi manevi desteğe rağmen Sadri Şener – Nevzat Şakar ikilisinin şımarıkça başbakana “gider yapalım” konuşmaları mesela:

Ya da CHP milletvekili, eski belediye başkanı Volkan Canalioğlu’nu kışkırtma girişimleri:

Tapelerde siyasilerle akçeli ilişkiler de mevcut (zaten şu para aktarımları hiç bitmiyor):

Yine para… AKP il teşkilatının şike / teşvik için 5 milyon dolara kadar çıkabileceğini rahatlıkla konuşabiliyorlar. Bu ifadenin doğru olup olmamasından daha korkuncu, bu imajın verilmiş olması. Bir siyasi partinin il teşkilatından şike amacıyla bu kadar büyük bir meblağın alınabileceğine insanlar durup dururken inanmazlar. Demek ki gerek söylemle, gerek eylemle bu inanç yerleştirilmiş insanlara…

Mahkeme süreci yürüyor. Buna karşın siyasiler hiç boş durmuyor.

Siyasilerin “her daim” en başında Türk Telekom Arena açılışında yuhalanan Erdoğan Bayraktar geliyor.

9 Ocak 2012
TRABZON’da bir açılışa katılan Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, Trabzonspor’un hakkı olan şampiyonluk kupasını almak için çok ince ayarlı bir çalışma yaptıklarını söyledi.

Trabzon Belediyesi’nin yapımını tamamladığı bir yolun açılış törenine katılan AK Parti Trabzon Milletvekili ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, konuşmasının bir bölümünde Trabzon’un Türkiye için çok önemli olduğunu belirterek şunları söyledi:”Trabzon gülerse Türkiye güler. Trabzon kalkınırsa Türkiye çok büyük mesaj verir. Şimdi bizim hakkımız olan Trabzonsporumuz’un kupasını almak için de çok ince ayarlı bir çalışma yapıyoruz. İnşallah hakkı olan Trabzonsporumuzun kupasını da Trabzonspor’un müzesine getireceğiz. Allah inşallah bunu bize nasip edecek.

Bayraktar bu sözlerinin ardından törene katılanlardan büyük alkış aldi, açılışın ardından bir grup Trabzonspor taraftarı da Bakan Bayraktar’a bordo – mavili kaşkol taktı.
Konuşmanın videosu 

Tapelerde adı geçen Volkan Canalioğlu da boş durmuyor elbette:

CHP Trabzon Milletvekili Volkan Canalioğlu, Gençlik ve Spor Bakanı Kılıç ile TFF Başkanı Aydınlar a birer mektup göndererek, Trabzonspor un Kupasını istedi.

Canalioğlu, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç ile TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar’a birer mektup göndererek, şanlı bir tarihe sahip olan Trabzonspor’un daha çok  mağdur edilmemesi gerektiğini ifade etti.

Eh, AKP ve CHP işin içindeyse MHP boş duracak değil ya. Soruşturmanın ilk günlerinde Fenerbahçe, Sivasspor ve Mersin İ.Yurdu’na Bank Asya’da başarılar dileyen mesaj atan Lütfü Türkkan, Ocak ayında da “önemli bir kaynağından” Aziz Yıldırım’ın tutukluluk halinin sona ereceğini öğrendiğini twitterdan panpalarına duyuruyordu.

32 kısım tekmili birden bir oyun oynanıyor. Bazı safdiller hala bunun futbolu temizlemek için yapılan bir operasyon olduğuna inanıyorlar. İnansınlar elbette. Ancak ben mecliste bile bu kadar yoğun siyaset göremiyorum “nedense“!

Behçet Üstün

İlgili yazılar:

Ünlü Türk Yalanları – 1: Emenike’nin Para Sayarken Görüntüleri Var

Ünlü Türk Yalanları – 2: Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’nden UEFA Men Etti

Ünlü Türk Yalanları – 3: SPK Fenerbahçe’nin Düşmesine İzin Vermez

Ünlü Türk Yalanları – 5: TFF (Bodrum Bodrum)

SUAT KILIÇ ŞENER VE ÖZDEMİR’LE GÖRÜŞTÜ

leave a comment »

Bakan Suat Kılıç, Sadri Şener’i kabulünden sonra yaptığı açıklamada, geçen hafta Türkiye genelinde stadyum yapılacak illerle ilgili düşüncelerini ve protokol hazırlıklarını kamuoyuna açıkladıklarını belirterek, ”Stadyum protokolü, en önce imza altına alındığı halde yapım noktasında maalesef en sona kalan illerimizden bir tanesi Trabzon oldu. Hepimizin bildiği gibi, yargıda yaşanan problemler nedeniyle gecikti. oysa ki Akyazıprojesi sadece Trabzon kentinin değil, Karadeniz’in beklediği bir simge, bir eser olarak Trabzon ilimize kazandırılması düşünülen bir projedir. Sayın Başbakanımız başta olmak üzere hükümetimizin tamamı Akyazı projesini Trabzonspor’a ve Trabzon’a kazandırmak yönünde bir arzu içerisindedir. Geçtiğimiz günlerde açıkladığımız protokoller arasında Trabzon protokolü de var. Biz Trabzon Akyazı projesini yargıdaki engellerin kalkmasıyla birlikte hızlandırmaya karar vermiş bulunuyoruz. Sayın Şener’in bugünkü ziyareti Akyazı Projesi’nin takvimi ve hızlandırılması sürecine yöneliktir. Bu ziyaret vesilesiyle tüm Trabzon halkına ve Trabzonspor camiasına da bunu duyuruyor ve ilan ediyoruz. Akyazı projesini olabildiğince hızlı bir şekilde tamamlayacağız ve Trabzon kenti de yeni, modern uluslararası standartlara yakışan ve uyan bir stadyuma kavuşmuş olacak. Şimdiden Akyazı Projesi Trabzon ve Trabzonspor’a hayırlı, uğurlu olsun diyorum. Bu konuyla ilgili adımlar bundan sonra daha hızlı devam ettirilecek ve vaatlerimiz arasında olan bu prestijli eser Karadeniz Bölgesi’ne kazandırılacak” diye konuştu.

Spor Toto Süper Lig’de şampiyonluk tacını kazanan 5 kulüp olduğunu hatırlatan Bakan Kılıç, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Bu kulüplerimiz Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor ve Bursaspor. Bursa’nın protokolü yapıldı, stadyumu belediye inşa edecek. Fenerbahçe stadyumu bize ait olan arazi üzerinde Fenerbahçe kulübü tarafından inşa edildi. Yine Galatasaray’ın kullanımına tahsis ettiğimiz Türk Telekom Arena Stadyumu tamamen bizim tarafımızdan devlet arazisi üzerinde yapıldı, mülkiyeti bakanlığımızın, kullanım hakkı tamamen Galatasaray’a verilmiş durumda. Şimdi Trabzon’un meselesi Akyazı projesiyle birlikte çözüme kavuşuyor. Beşiktaş’ın stadyum ihtiyacını da aynı şekilde sürece dahil ettik ve Beşiktaş camiasını,taraftarına ve tarihine yakışan bir stadyuma kavuşturmak arzusundayız. Bu yöndeki çalışmalara devam ediliyor.”

Şampiyonluk kupası

Bakan Suat Kılıç, ”Şampiyonluk kupasının Trabzonspor’a verilmesi yönündeki beklentileri nasıl karşılıyorsunuz?” yönündeki bir soruya, ”Türk futbolunu ayakta tutmaya veya futbol üzerindeki gölgeleri kaldırmaya gayret ediyoruz. Yargıya getirilen konuları yargı, federasyonun yetkisine giren konuları federasyon çözer. Başından itibaren bütün enerjimizi bu noktaya yoğunlaştırdık. Siyaseti, yargıda olan dosyalara da federasyonun elinde olan dosyalara da dahil etmemeye büyük gayret gösterdik. İnce ayar veya bu yönde bir çalışma içerisinde asla değiliz. Bu yöndeki açıklamalarımızı da sizlerle paylaştık. Bu konuda bizim açıklamalarımızı dikkate almanızı öneriyorum. Kesinlikle süreç tamamen yargı ve Türkiye Futbol Federasyonu tarafından yönetilmekte olan süreçtir. Kupanın sahipliği konusunda siyasetin bir söz söylemesi, kesinlikle sürecin hassasiyetleri ile bağdaşmaz. Bu süreçte esasında takdir edilmesi gereken iki değer olduğuna inanıyorum. Bu değerlerden bir tanesi Fenerbahçe camiası ve taraftarıdır. Diğeri ise Trabzonspor camiası ve taraftarıdır. Yapılan yorumların yanlışlığına rağmen, yapılan yayınların ürettiği gerginliğe rağmen, iki kulübümüzün çok saygın taraftar camiaları hiçbir şekilde aklıselimi kaybetmeden bugünlere kadar sağlam, sağlıklı aklı başında gelmeyi başarmışlardır. Türk futbol tarihi Fenerbahçe ve Trabzonspor’un taraftar camialarını gelecekte takdir edecektir” yanıtını verdi.

Genel kurul

Bakan Suat Kılıç, 26 Ocak’ta gerçekleştirilecek Futbol Federasyonu Olağanüstü Genel Kurulu öncesi spor kamuoyuna da bir çağrıda bulunarak, şöyle konuştu:

”Tribünlerde bazı istenmeyen hadiseler olmuş ve bazı sarf edilmemesi gereken sözcükler sarf edilmiş olabililir. Eğer ki Türk futbolunun ayağa kalkmasına katkı vermek iradesiyle hareket ediyorsak, bunların hepsini, hepimizin unutmaya hazır olması ve karşılıklı olarak bunları bir kenara atmamız lazım. Sayın Şener, ya da bir başka kulüp başkanıyla 26 Ocak’taki genel kurulda ne konuşulacağı üzerine fikir alışverişinde bulunmamız doğru olmaz. Özerklikle bağdaşmaz. Kaldı ki UEFA bu konuda çok hassas bir kurum. Bizim başından itibaren gözettiğimiz bir denge var. Türk futbolu kendi sorunlarını kendisi çözsün, sorunlarını çözerken Kulüpler Birliği yapısını demokratik bir tartışma ortamı olarak kullansın, Türkiye Futbol Federasyonu zeminini de demokratik bir tartışma ortamı olarak ele almaya devam etsin. Herkes konuya bu çerçeveden yaklaşırsa çok daha rahat hareket edebiliriz. Bu süreçte kulüpler ve kulüp başkanları da zorluklar çekiyor. O zaman hepimize düşen, gerekirse bir adım geri atmak, aklıselimi bir kaç adım öne çıkarmak olmalıdır.”

Kulüp başkanlarının mali konularda yardım taleplerini nasıl değerlendirdiği yönündeki bir başka soruya ise Bakan Kılıç, ”Ben kulüplerin mali konudaki taleplerini artık görüşme konusu olarak görmüyorum. Her görüşmede bunlar az ya da çok gündeme gelen konular zaten. Bugün için bu konunun detaylarını konuşmadık. Çünkü camiada bu konuyla ilgili büyük bir beklenti var ama mali haklar konusunda ben bir kere daha yayıncı kuruluşa teşekkür etmek istiyorum. Yüz milyon dolarlık dava düşünceleri vardı. Kazanırlar, kaybederler o ayrı mesele ama böyle bir davanın açılması bile Türk futbolu üzerinde lüzumsuz bir yeni gerilim kümesi yaratabilecekti. Fakat yayıncı kuruluş Türk futboluna katkı sağlamak adına vazgeçti. Bu önemli bir reflekstir. Dolayısıyla Spor Toto’nun destekleri devam ediyor. Yayıncı kuruluş, yayın hakları doğrultusundaki taahhütlerini yerine getirmeye devam ediyor. Kulüplerin diğer gelirleri var. Yönetim performansı özellikle mali konularda tamamen başkanları ve kulüp idarecilerinin sorumluluğu olan hususlardır” şeklinde cevap verdi.

Bir gazetecinin Sadri Şener’e şampiyonluk kupasıyla ilgili sorduğu soruyu da Suat Kılıç şöyle yanıtladı:

”Sayın Şener’in kupa ile ilgili açıklamaları değişik zeminlerde kendisi tarafından ifade edilmiştir. Şimdi bizim görüşmemizde böyle bir soruya cevap vermesi Türk futbol kamuoyu tarafından çok farklı şekillerde istismar edilebilir. Ben o nedenle sorunuza bu şekilde cevap vermiş oluyorum. Taraftarlıkları kenara bırakmamız gereken bir zamandır. Bazı anlar vardır ki şapkalar çıkarılır bir kenara bırakılır. Şu an Fenerbahçelisi, Trabzonsporlusu ile hepimizin öncelikli olarak destek vermesi gereken değer Türk futbolunu ayağa kaldırma gereğidir.”

Nihat Özdemir kabulü

Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç daha sonra Fenerbahçe Kulübü Başkan Vekili Nihat Özdemir’i kabul etti. Kabul öncesi gazetecilere yaptığı açıklamada, bunun bir nezaket ziyareti olduğunu ifade eden Suat Kılıç, sözlerini şöyle tamamladı:

”Fenerbahçe kulübü başkan vekili sayın Nihat Özdemir ziyaretimize geldi. Biz herkese ve tüm kesimlerle diyalog halinde olmayı sürecin doğru yönünde olmak adına çok önemli buluyoruz. Türk futbolu zorlu bir dönemden geçiyor. Bu doğru fakat bir doğrumuz daha var. Türk futbolunun içinden geçtiği dönemin zorluklarına rağmen, kulüp başkanları medeni bir şekilde sorunlarını konuşabilmekte ve tartışabilmektedir. Bu çok önemli bir kazanımdır. Bu aynı zamanda Türkiye’de hem sporun hem demokrasinin nereden nereye geldiğinin önemli bir göstergesidir. Sezon başlarken hepimizin önemli ve büyük kaygıları vardı. Yapılan yayınlar, ortaya konulan yorumlar, bu yorumların içerdiği tahriklerden hareketle, olumsuzlukların yaşanabileceğine yönelik kaygılar herkeste haddinden fazla vardı ama gelinen noktada futbolseverlerin, camiaların sağduyu ve aklıselim çağrılarını dikkate aldıkları görülmektedir. Ben bu noktada en çok Fenerbahçe ve Trabzonspor camialarına teşekkür ediyorum.”

Written by kesinofsayt

12 Ocak 2012 at 00:25