FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Posts Tagged ‘Yücel Seçkiner

HALUK ULUSOY DOSYASI – 8

leave a comment »

2000’in ilk günleri milli takım oyuncuları – TFF arasındaki prim krizi ile geçer.

Aralık sonunda 10 milyarlık primi reddeden milliler, primlerden kesilecek vergilerin kendileri tarafından ödenmesine karşı çıkarak, vergileri de TFF’nin ödemesini isterler.

1 Ocak 2000 tarihli Hürriyet Gazetesi’nden:

Milli maçlar öncesinde vaad edilen prim miktarına kamuoyundan büyük tepki gelmesi Futbol Federasyonu’nun bu konuda geri adım atmaya zorladı. 100’er milyar lira telaffuz edilirken, daha sonra bu miktar 60’ar milyar liraya çekildi. Bu arada her futbolcuya bir lüks Jeep sözü de kaynayıp gitti.

Futbol Federasyonu, ay yıldızlı oyuncuların primlerinin 25’er milyarlık kısmının havuzda toplanan paralar, kalanın da hakedilen kazançlar olduğunu belirtip, bundan doğacak vergilerin oyuncular tarafından ödenmesini istedi. Milli Takımlar Sorumlusu Selami Özdemir, bu konuda “Havuzda toplanan 25’er milyar liranın brütü yaklaşık 40 milyar lira tutuyor. Eğer bu rakamı net olarak düşünürsek, o zaman da brüt 75-80 milyar liraya varıyor. Dolayısıyla primler totalde çok büyük rakamlara ulaşıyor. 99 yılında bu primleri verdiğimiz zaman vergisi daha yüksek çıkıyor. Çünkü geçmişte ödenen primler de dikkate alınıyor” açıklamasını yaparken, futbolcular vergilerin kendileri tarafından değil, federasyon tarafından ödenmesi koşulunda ısrar ediyorlar.

Milli Takımlar Sorumlusu Selami Özdemir, “Futbolcularımız bu primi hakettiler. Ancak Türk toplumundan büyük tepki gelince ne yapacağımızı şaşırdık. Bir de üstelik prim vergisi geldi. Biz söz verdik. Sözümüzü yerine getirmezsek, yönetimde kalırım ama milli Takımlar Sorumluluğu görevimden istifa ederim” dedi.

Öte yandan Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy daha önce primlerden vergi kesilmemesi için Maliye Bakanlığına müracaat etmişti. Ancak bu konuda henüz bir sonuç alınamadı.

A milli takımımız 1999 yılını namağlup kapattı. Tarihinde ikinci Avrupa Futbol Şampiyonası finallerine katılma hakkını kazanan milli takımımız, 7 resmi karşılaşmada 3 galibiyet, 4 beraberlik elde etti. 11 gol atan milliler, filelerinde 4 gol gördü. Milli takımımızın deprem nedeniyle Norveç ile deplasmanda oynaması gereken özel karşılaşma da iptal edilmişti.

Fenerbahçe yeni yıla da sıkıntılı başlar. 8 Ocak 2000’deki G.Birliği deplasmanı 2-2 sonuçlanır. G.Birliği’nin 28 dakika 10 kişi oynamış olmasına rağmen Fenerbahçe Teknik Direktörü Zdenek Zeman hakemden şikayeçidir. Zeman, “İlk yarı iyi oynadık. Ancak bu yarıda hakemden şikayetimiz var. Moldovan’a yapılan penaltıyı ve kırmızı kartı değerlendirmiş olsaydı, maçın şekli değişirdi” der.

9 Ocak’ta oynanan Kocaelispor – G.Saray maçından önce iki takım yöneticileri Kocaelispor’dan Dobrowski’nin Galatasaray’a transferi için görüşürler. G.Saray 2-1 kazanır.

Kongre öncesi sıkıntıları ve gerilimleri yaşayan Fenerbahçe’de 12 Ocak 2000’de teknik direktör Zeman istifa eder.

15 Ocak 2000’de Fenerbahçe’nin olağanüstü kongresi, 3 büyük grubun ortak önergesi ile iptal edilir. Genel kuruldan Aziz Yıldırım ve ekibinin şubattaki olağan kongreye kadar göreve devam etmesi kararı çıkar.

16 Ocak 2000’de, yeni binyılın ilk derbisinde Fenerbahçe Beşiktaş’ı 2-1 yener.

23 Ocak’ta G.Saray uzun süre sonra ilk kez puan kaybeder. İstanbulspor’la 0-0 biten maç sonrası Fatih Terim hakemlerin (Mustafa Kalkandelen)üzerine yürür.

Bu karşılaşmanın gözlemcisi Habib Kızılöz, Futbol Federasyonu’na yolladığı raporunda isim belirtmemesine rağmen “Galatasaray teknik heyeti maçtan sonra hakem triosunun üstüne yürüyüp, hakaret etti” yazar.

Raporda ayrıca, Hagi’nin centilmenlik dışı davranışlarda bulunduğu yer alır. Federasyon hukuk kurulu Kızılöz’ün bu yorumunu yetersiz bulur ve ek rapor ister.

Terim ise hakeme yönelik yaptığı hareketleri doğru bulmadığını ifade eder ve “bende şık durmadı. Bu şekildeki tepkimi normal karşılamıyorum, bahanesi de yok. Bana yakışmadı” der.

25 Ocak’ta MHK Başkanı Hilmi Ok “son haftalarda normalin üzerinde hakem hataları oldu. Hata yaptık, bunu kabul ediyoruz. Bu hataları mutlaka düzelteceğiz. Formsuz hakemlere 6 hafta, 8 hafta, hatta gerekirse bir sezon maç vermeyeceğiz” der.

Hagi’nin İstanbulspor maçında Emre’ye attığı dirsek, ortalığı karıştırmaya devam etmektedir. Federasyon önce Hagi’nin tedbirsiz olarak disiplin kuruluna sevkedildiğini açıklar. Hemen ardından Gaziantepspor Kulübü Başkanı Celal Doğan, federasyonun Gaziantepli asbaşkanı Ata Aksu’yu telefonla arar ve “Bu ne biçim iştir. Televizyonda herkes olayı gördü” diye çıkışır ve karşılaşmayı naklen yayınlayan televizyon kuruluşunun bantları hızla disiplin kurulunun eline ulaştırılır. Aksu, hemşehrisi Celal Doğan ve bantları Ankara’ya getiren Fenerbahçeli bir yöneticinin önerisiyle, disiplin kurulu başkanı Talay Şenol’u arayarak tedbir kararını aldırır.

Bu arada Hagi’nin ceza kuruluna tedbirsiz gönderilmesi yolunda Haluk Ulusoy’un ağırlığını koyduğu fısıldanmaktadır.

1 Şubat’ta PFDK Terim’e 10 gün, Hagi’ye 3 maç ceza verir. Cezaya alışkın olmayan Hagi kızar:

“Ceza çok ağır ve bunu haketmedim. Ancak Benim ve hocamın aldığı ceza G.Saray’ın yükselişini durduramayacak. Benim ve G.Saray’ın başarısını arzu etmeyen bazı basın organlarının da desteği ile federasyon ve kamoyunun etkilenmesi ile verilmiş bir cezadır”.

2. Başkan Mehmet Cansun;

“Az vermişler, 4 maç bekliyorduk. Cezaya üzülmüyorum. G.Saray o devreyi çoktan geçti. Eskiden 1 kişi ceza alsa üç gün ağlardık. Ancak Emre’ye dirsek atan Hagi’yi, Suat’a yapılan hareketi de TV gösteriyor. O gözlemciler niye bunu da raporlarına yazmıyorlar? Hagi’yi görüp de Suat’a dirsek atan çocuğa kimse ceza vermiyorsa, bu çifte standartı yaratanlar utansınlar”.

Türkiye Kupası’nda G.Saray ile karşılaşan Trabzonspor’un başkanı M. Ali Yılmaz 2 Şubat’ta “Hagi ve Terim’e cezaları bizim verdirdiğimiz ima ediliyor, buna tenezzül etmeyiz. Yıllarca federasyonu etkilemekle suçlanan bir kulübün şimdi bu tür bir tavır sergilemesini garip karşılıyorum” der.

Aynı tarihte Fenerbahçe Samandıra’daki yeni tesislerinde ilk antrenmanına çıkar.

Tesis 17 Şubat 2000’de ise resmi bir törenle açılır. Törende Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, eski başkanlardan Faruk Ilgaz, Metin Aşık, Hasan Özaydın gibi bir çok ünlü isim yer alırken, kurdelayı Yıldırım ve Ali Şen birlikte keserler.

Aziz Yıldırım 20 Şubat 2000’de ikinci kez başkan seçilir.

Yine Turgay Şeren’e kulak verelim:

02 Mart 2000 – Turgay Şeren: Ünlü, Sakın Yılma

Lütfen komisyon üyeleri, alt komisyonu bir an önce toplayın, bütün kulislere, karşı çıkmalara ve engelleme çabalarına rağmen aslan gibi ortaya çıkarak Profesyonel Futbol Yasası’nı Türk futboluna kazandıran ve Türk Futbolu’nun önünü açan Fikret Ünlü’ye destek olun. Aksi takdirde hepiniz, Türk Futbolunda hiç de iyi hatırlanmayacaksınız…

Yazıklar olsun… TBMM, Milli Eğitim Kültür Gençlik ve Spor Komisyonu, Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız Fikret Ünlü’nün hazırladığı Profesyonel Futbol Yasası’nı alt komisyona havale etti. Hatırlayacaksınız… Bakanlar Kurulu’ndan bu yasa çıkarken, bir iki ANAP’lı bakan, -ki başlarında Yüksel Yalova geliyor- en son imza attılar. Yani, nazlanarak… Bunun nedeni de bugünkü Futbol Federasyonu’na ve başkanına yakınlıkları ve dostluklarıydı. Yani onlar için Türk Futbolu, Türk Sporu hiç önemli değil. Dostluklar, kulisler önemli. Nitekim, komisyonda üç koalisyon partisinin bir kanadı olan ANAP’lılar da DYP ve Fazilet Partisi’ne uydular. Onlar da yasa taslağının alt komisyona gitmesi için oy verdiler. İnanılır gibi değil. Fikret Ünlü diye aslan gibi bir Spor Bakanı çıktı, Sayın Mehmet Ali Yılmaz’ın büyük emeklerle hazırladığı yalnız zamanla birkaç eksiği olduğu ortaya çıkan 3813 sayılı yasayı bir yasa taslağı hazırlayarak düzeltti. Her kafadan düzgün sözler, düzgün sesler çıktı. Zira Fikret Ünlü her kesimin fikrini aldı.

Futbol Federasyonu 8-9 aydır bu yasa hazırlığını bildiği halde en ufak bir taslak hazırlığında bulunmadı. Nedeni bilinmez. Son zamanda aklı başına gelir gibi oldu. Ancak büyük bir hata yaptı. Öneri paketi ile gideceğine işine geleceği üzere yasa taslağının Bakanlar Kurulu’na gitmesini önlemek için zaman üstüne zaman kazanmak istedi. Tabii bunu hiç kimse yutmadı. Fikret Ünlü de yutmadı. Ve Ünlü’nün hazırladığı dört dörtlük Profesyonel Futbol Yasa Taslağı Bakanlar Kurulu’na geldi ve imzalandı. Sıra Milli Eğitim Kültür ve Gençlik Spor Komisyonu’ndaydı. Şimdi size bazı olayları anlatayım da gülün yahut ağlayın.

Futbol Federasyonu pek çok kulübe, komisyona bu yasa taslağının geçmemesi için faks çekmesi için gerekli talimatları verdi. Hatta metinlerini bile gönderdi. Diyeceksiniz ki, kulüpler neden çekti, bu faksları? Onu da izah edeyim. Kulüplerin yüzde 99’u Futbol Federasyonu’na çeşitli nedenlerle borçlu. Mesela, Aydınspor’un yabancılarla ilgili olan UEFA’ya borcunu bu federasyon ödedi. Şöyle bir dikkat ederseniz, Yüksel Yalova da Aydın milletvekili ve de Aydınspor’un eski başkanı…

Samsunlu milletvekilleri de yasa tasarısının komisyondan geçmemesi yönünde oy kullanmışlar. Haklılar… Çünkü Samsunspor’un UEFA’ya olan borcunu da Haluk Ulusoy federasyonu ödedi.

Gelelim, Ersin Taranoğlu’na… O da ANAP’ın sözü geçenlerinden. Haluk Ulusoy’un çok yakınıdır. Yücel Seçkiner’in Türkiye’de olmadığı bir zamanda iki dakikalık bir faksla Haluk Ulusoy’u Futbol Federasyonu Başkanı yap mıştır. Tabi ki onun tarafında olacaktır. Beni hayretler içinde bırakan İbrahim Yazıcı kardeşimdir. Sporun, futbolun içinden gelen birisidir. Nasıl böyle dört dörtlük bir yasa alt komisyona gitsin diye oy vermiştir.

Sayın komisyon üyeleri… Benim hiçbir yerden hiç bir beklentim yok. Türk Milli Takımı’na ve Galatasaray takımına 20 yıl hizmet ettim. Şimdi de yazılarımla, inandıklarımla Türk Futbolu’na hizmet ettiğime inanıyorum ve bu konuda kendimle iftihar ediyorum.

Lütfen sayın komisyon üyeleri. Lütfen, alt komisyonu bir an önce toplayın, bütün kulislere, karşı çıkmalara ve engelleme çabalarına rağmen aslan gibi ortaya çıkarak Profesyonel Futbol Yasası’nı Türk futboluna kazandıran ve Türk Futbolu’nun önünü açan Fikret Ünlü’ye destek olun. Aksi takdirde hepiniz, Türk Futbolunda hiç de iyi hatırlanmayacaksınız.

Son sözüm Yücel Seçkiner’e… Sen de kulis yaparak eski yasanın gündemde kalmasını ne yazık ki isteyenlerdensin. Biliyormusun ki, şu anki genel kurulun yüzde 90’ı uçaklar dolusu Haluk Ulusoy’un daveti ile milli maçlara gitti. 10 yıldızlı otellerde kaldı ve sen şimdi bu insanlardan kurulu genel kurul kalsın diyorsun. Sana da yazıklar olsun.

4 Mart’ta oynanan maçta Fenerbahçe Trabzonspor’u 2-1 yener. Maçın hemen başında Oulare’nin golüyle öne geçen Fenerbahçe, Osman’a engel olamayınca son 8 dakikaya berabere girer. Ancak Moldovan maçı 2-1’e taşır. 90. dakikada kazanılan penaltıyı Hami kullanır ve Rüştü kurtarır.

G.Saray Antalya deplasmanında 3-1 galip gelerek ikinci Beşiktaşla 11 puanlık farkı korur.

6 Mart 2000’de G.Saray Asbaşkanı Ali Dürüst, küfüre karşı İçişleri Bakanlığı’nı göreve çağırır:

“Tribünlerden gelen küfürler yüzünden Antalya’da aldığımız galibiyetin sevincini doyasıya yaşayamadık. Statlardaki küfüre karşı alınacak önlemler bir an önce İçişleri Bakanlığı önderliğinde masaya yatırılmalı”.

Bu arada Fenerbahçe’nin 13 kez cezalı duruma düşen futbolcuları yüzünden 23 haftada 7 maça bazı as oyuncularından yoksun çıktığı ve 8 puan kaybettiği haberi gazetelerde yer alır. Kartların Fenerbahçeli futbolcuların hırçınlığından mı, hakemlerin Fenerbahçe’ye daha rahat kart gösteriyor olmasından mı bu kadar çok olduğu konusunda yorum yapılmaz.

9 Mart’ta G.Saray Dortmund’u ikinci maçta da yenerek UEFA Kupası’nda çeyrek finale yükselir. Medyamız bu haberi allayıp pullar: “G.Saray UEFA Kupası’nda çeyrek finale yükselen ilk Türk takımı oldu”…

Oysa ki 1968-69 sezonunda Göztepe, o yıllardaki adıyla Fuar Şehirleri Kupası’nda yarı finale kadar yükselmişti.

Mart ortasındaki bir haberde Fenerbahçe’nin transfer listesindeki Rosenborg’un forvet oyuncusu Carew’in fiyatının pahalı geldiği yer almaktadır.

Erman Toroğlu 15 Mart’ta hakem Sami Şamar’a 500 milyon lira tazminata mahkum olur. Toroğlu Sami Şamar için “Bunu insan olan yapmaz. Yapsa yapsa, magandalar yapar. Bizim erkek hakemlere bir güzel dayak çekiyorlar. Sami Şamar, şerefli Türk ordusunda astsubay. FİFA maçlarında yan hakem. Avrupa’ya çıkınca Türkiye’yi temsil edecekler. Kimbilir orada neler yaparlar. Bu magandaların kesin olarak ihraç edilmeleri gerekir. Bir yazıyla da FİFA’ya bildirmek lazım. Böylesini insan olan yapmaz diyeceğim, hayvanlara hakaret olacak” demiştir.

26 Mart 2000 tarihinde, G.Saray’ın UEFA yarıfinaline çıktığı haftasonunda G.Saray ve Fenerbahçe Ali Sami Yen’de karşılaşırlar. Maçı Johnson’un 81. dakikada attığı golle Fenerbahçe 1-0 kazanır.

Aynı gün Süleyman Seba’nın Beşiktaş’taki 16 yıllık başkanlığı sona erer, Serdar Bilgili başkanlığa seçilir.

28 Mart 2000 tarihinde, Danıştay Onuncu Daire Başkanlığı, Futbol Federasyonu’nun, Birinci Lig’de “Telsim” isminin kullanılmasını engelleyen karara karşı açtığı yürütmeyi durdurma istemi davasında oybirliği ile red kararı verir.

29 Mart 2000’de Devlet Bakanı Fikret Ünlü, Futbol Federasyonu Yasası’nın değişikliği konusunda yapılan toplantıda istediği değişikliklerin yüzde 90’lık bölümünü üyelere kabul ettirir.

Toplantıda Birinci Lig kulüplerinden ikişer temsilcinin yanı sıra, kongre tarihinde ilk 10 sırayı alan takımlardan birer temsilci daha eklenmesi karara bağlanırken, İkinci Lig’den temsilci sayısı 20’den 25’e yükseltilir.

Komisyon, alt komisyonun önerdiği TSYD, ASGD ve sporla ilgili üniversitlerden iki temsilcinin delege oluşunu kabul etmeyerek yasa değişikliğinden çıkartır. Futbol Federasyonu başkanları konusunda da 6 aydan az süreyle görev yapmamış olmak koşulu getirilince delge sayısı 18’den 8 e düşer.

İlk değişiklik tasarısında Federasyon Genel Kurulu’nu 109 üye ile yapmayı planlayan Fikret Ünlü alt komisyondan gelen delege sayısını 131’e çıkaran öneriyi usta manevralarla 107’ye düşürür. Komisyon yasa değişikliğinin öncelikle olarak meclis genel Kurul gündemine getirilmesini ve 3 ay içinde değişmiş yasa ile genel kurul yapılmasını da karara bağlar.

31 Mart tarihinde Milli Takım kalecisi Rüştü “Jip krizi”nin tek sorumlusu olarak futbolcuların gösterilmesinin kasıtlı yapıldığını ifade eder, “tek suçlu federasyondur. Beni ve arkadaşlarımı Türk Ulusu önünde küçük düşürmeye çalışıyorlar” der.

Rüştü olayın gelişimini de anlatır:

“Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy geldi. Bizlere ‘Şampiyonaya gidin size birer jip’ dedi. Alpay ayağa kalktı ‘Sayın başkan sizin kullandığınız Range Rover gibi mi?’ dedi. Ulusoy, parmağını havaya kaldırdı bizleri göstererek ‘Hepinize birer Range Rover’ diye yanıtladı.

Ancak bu noktadan sonraki tüm gelişmeleri federasyon sulandırdı. Kamuoyunda bizleri suçlu gibi göstermeye çalıştılar. Şimdi soruyorum. Biz mi istedik bu jipleri. ‘Bize jip vermezseniz çıkıp oynamayız mı?’ dedik. ‘Maça çıkmıyoruz mu’ dedik. Sorun jiplerin verilip verilmemesi ya da markası değil. Bunların hepsi hayal mahsulu. Biz karşımızda dürüst insanlar bulamıyoruz. Bazı köşe yazarları da bilip bilmeden onlara yardımcı oluyorlar.

Simdi de bu jipleri 16 futbolcuya dağıtacaklarını söylüyorlar. Milli Takım kadrosu 20 hatta 22 kişi. 4 maç oynayan Milli Takımımız’ın galibiyetinde rol oynayan bazı arkadaşlarımız jip alamayacak. Ama bizler alacağız. Ve o Milli Takım’dan siz dostluk, arkadaşlık, sevgi, birlik, beraberlik ve başarı bekleyeceksiniz. Olmaz böyle şey. “

5 Nisan 2000 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde “Cip Krizi” ile ilgili haber:

Ve kriz bitti
Millilere 16 adet Mercedes cip verilecek

Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un futbolculara vaadettiği cipleri Milli Takım’ın sponsoru Mercedes firması dağıtacak

Futbol Federasyonu ile Milli Takım futbolcularının arasını açan “cip krizi” nihayet çözümlendi. Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’un futbolculara vaad ettiği cipleri Milli Takım’ın sponsoru Mercedes firması verecek.

Aylardır kamuoyunu meşgul eden ve futbolcularla, Futbol Federasyonu’nu karşı karşıya getiren krizin Milli Takımlar Teknik Direktörü Mustafa Denizli’nin girişimleri sonucu aşıldığı bildiriliyor.

Kriz süresince, Futbol Federasyonu ile jipler konusunda devamlı temas halinde bulunan ve “Avrupa Şampiyonası Finallerine başı ile vücudu uyumlu bir takımla gitmek istiyorum” diyen Mustafa Denizli de sıkıntılı günler yaşamıştı.

Tüm bu gelişmeler üzerine Federasyon ile Mercedes firması arasında dün cipler için bir görüşme yapıldı ve anlaşmaya varıldı. Buna göre Milli Takımı Avrupa Şampiyonası finallerine taşıyan 16 futbolcuya piyasa değeri 160 bin mark (Yaklaşık 44 milyar Türk lirası lira) olan Mercedes marka cip verilecek.

Avrupa Şampiyonası Elemeleri’nde milli formayı giyen 26 futbolcu arasından 16’sı cip alacak. Federasyon cip dağıtacağı 14 ismi belirledi. 2 isim ise henüz kesinlik kazanmadı.

Cip Alacak Futbolcular:
Engin İpekoğlu
Rüştü Reçber
Alpay Özalan
Okan Buruk
Arif Erdem
Sergen Yalçın
Tayfur Havutçu
Tugay Kerimoğlu
Abdullah Ercan
Hakan Şükür
Fatih Akyel
Ogün Temizkanoğlu
Tayfun Korkut
Ali Eren

14 Nisan’da şampiyonluk için çekişen Beşiktaş ve G.Saray karşılaşırlar. G.Saray 6 puan öndedir ve karşılaşma 1-1 biter. Hakem Oğuz Sarvan Beşiktaş’ın 1-0 önde olduğu 69. dakikadaki penaltıyı vermez. Beşiktaş 79. dakikada kendi kalesine attığı golle G.Saray’a yaklaşma şansını yitirir, ki golde kaleci Fevzi’nin büyük hatası vardır.

Evet, belki bıktınız ama Ulusoy federasyonu yolsuzluklarını en sık yazan kalem Turgay Şeren. Bir tane daha:

26 Nisan 2000Bu ne saltanat – Turgay Şeren

Haluk Ulusoy, federasyon seçimlerinde oy kullanacak delegeleri ve kulüp başkanlarını eşleri ile birlikte, Avrupa Futbol Şampiyonası finallerine davet etti. Devlet kasasından yapılan bu davet, Futbol Federasyonu Genel Kurulu öncesi Ulusoy’un oy kullanacaklara bir seçim yatırımı olarak değerlendiriliyor.

İşte ibret belgesi

SAYIN BAŞBAKAN

Bu davetler nasıl yapılıyor. Ve devlet, ‘‘DUR ARKADAŞ, BU PARALARI NEREDEN ÖDÜYORSUN’’ diye niye sormuyor.

SAYIN BAHÇELİ

Savurganlığın mimarı Ulusoy yine de Futbol Federasyonu Başkan Adayı. Bir tek şey soracağım. Biz Türk Ulusu olarak buna layık mıyız?

SAYIN YILMAZ

Hiç bir şey yapmadan bu savurganlığı ve yağmayı izlemeye devam mı edeceksiniz. Ne zaman harekete geçeceksiniz.

Elimde bir belge var… 14 Nisan 2000 tarihini taşıyor. Bu belgenin altında Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un katmerli imzası var.

Belgenin içeriğini yandaki kupürde okuyacaksınız (Not: Ne yazık ki küpür okunaklı değil – Behçet).

Haluk Ulusoy, Futbol Federasyonu antetli yazısında, “A Milli Futbol Takımımız’ın Euro 2000 finallerine katılmasıyla ülkece büyük bir mutluluğu yaşadık” diyor. Bu doğru… Ancak, şimdi yazacaklarımı dikkatle okuyun.

Ulusoy, davet mektubu gönderdiği kişiyi eşi ile birlikte bu heyecanı yaşamak üzere, finallere davet ediyor. Bu mektuplar Türkiye Birinci Ligi’nde oynayan kulüplerde başkanlık yapanlarla eşlerine, daha önce federasyon başkanlığı yapmış kişilerle eşlerine, bugünkü Futbol Federasyonu kurullarında görev yapanlarla eşlerine ve ayrıca 6-7 Haziran tarihlerinde oluşturmak istediği Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nda oy kullanacak delegelerle eşlerine gönderildi.

Artık bu davete kimler icabet eder onu bilemem. Kongrede Haluk Ulusoy lehine oy kullanmak için sunulan bu rüşveti hangi başkanlar, hangi eski federasyon başkanları ve hangi oy kullanma yetkisine sahip genel kurul üyeleri ve daha bilmediğimiz hangi davetliler içine sindirerek kabul edecek.

Haluk Ulusoy, tüm milli maçlara giderken uçak dolusu davetli taşıdı. Bunlar 3813 sayılı yasanın genel kurul üyeleriydi. Şimdi sıra Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız Fikret Ünlü’nün, büyük mücadelelerden sonra savaşarak yasalaştırdığı yeni kanunun, genel kurul üyelerini kendi cephesine çekmeye geldi. Yani aynı çirkinlik bir kez daha yaşanacak.

Türkiye Futbol Federasyonu, bizlerin vergilerinden oluşan bütçesinden bu davetleri nasıl yapıyor. Ve devlet, “DUR ARKADAŞ, BU PARALARI NERDEN ÖDÜYORSUN” diye niye sormuyor.

Savurganlık bu kadarla da kalmıyor. Milli futbolculara dağıtılan Mercedes cipleri hepimiz biliyoruz. Tüm basının CİP KRİZİ diye isimlendirdiği bu olayı Futbol Federasyonu, gazetelerin verdiği tencere- tava sertifikası gibi, futbolculara Mercedes sertifası vererek kapattı. Ancak bu ciplerin dağıtımı haziran ayı sonuna bırakıldı.

Yani genel kurul sonrasına. Haluk seçilirse ne ala. Paralar yine federasyonun kasasından çıkacak. Ya seçilemezse. İşte o zaman seçilecek yeni başkan ve üyeler bu fatura ile karşı karşıya bırakılacak.

Yani ortada cip, mip yok. Sadece sertifika ve vaat var. Hem de az buz değil. Tam 1 milyon 200 bin dolarlık bir vaat. Çünkü 16 cipin toplam fiyatı bu. Haluk, yeniden başkan seçilirim hayaliyle sertifikaları dağıttı.

Sayın Başbakan Bülent Ecevit, Başbakan Yardımcısı sayın Devlet Bahçeli ve hükümet ortağı Anavatan Partisi Genel Başkanı Sayın Mesut Yılmaz, hiç bir şey yapmadan bu savurganlığı ve yağmayı izlemeye devam mı edeceksiniz?

Futbol Federasyonu, Avrupa Şampiyonası için Amsterdam’ın ünlü bir otelinde 80 oda ayırttı. Haberiniz var mı? Bu 80 oda yetmemiş ki, bir de ŞATO kiralamışlar. Herhalde, bu şatoda Haluk Ulusoy ve eşi kalacak.

Şu garipliğe bakın. Bu savurganlığın mimarı Haluk Ulusoy yine de Futbol Federasyonu Başkan Adayı.

Bir tek şey soracağım. Biz Türk Ulusu olarak buna layık mıyız?

Fenerbahçe, sezon boyu Daum’du, Lorant’tı derken 29 Nisan 2000’de milli takımlar teknik direktörü Mustafa Denizli ile sözleşme imzalar.

30 Nisan’daki maçta Fenerbahçe Erzurum deplasmanında 5-1 galip gelirken büyük tribün olayları yaşanır. Sahaya atılan maddeler nedeniyle hakem Erol Ersoy anons yaptırır ve maç bir süre durur.

3 Mayıs’ta Şeren şunları yazar:

Turgay Şeren: Hilmi Ok ve Çakır’a

Bu iki ismi Türk futbol kamuoyunun bilmemesi, hatırlamaması mümkün değil. Hilmi Ok, yıllardan beri MHK Başkanı’dır. Serdar Çakır halen hakemlik yapmakta, aynı zamanda da Faal Hakemler Derneği’nin başkanıdır. Bu iki dostun unvanları süper. Ama olaylara bu kadar sağır, kör bakan kurul başkanları bir daha ne görülür, ne işitilir.

Önce gelelim Hilmi Ok’a. Hilmi Ok, kardeş kadar sevdiğim takım arkadaşımdır. Çok iyi bir futbolcuydu, sonra da çok iyi bir hakem oldu, FIFA Kokartı kazandı. Yıllar önce Hilmi Ok’un yönettiği Eskişehirspor-Mersin İY karşılaşması var. Maçın bitimine 20 dakika kala yan hakem kafasına tribünden atılan bir taşla bayılmıştı. Orta hakem Hilmi Ok, soyunma odasına girdi ve maçı tatil etti. Sonra Futbol Federasyonu, Eskişehirspor’a 3 maç ceza verdi, şampiyonluğa oynayan bu takım az daha küme düşüyordu.

Ne oldu Ok?

İki gün önce Tamer Güney ile bunu konuştuk. Zira Güney o zaman Eskişehirspor antrenörüydü, beni doğruladı. Herhalde Hilmi Ok da bu olayı hatırlar. Pekii, be Hilmi kardeşim, Erol Ersoy’un yönettiği iki müsabakada hakemlerin başları yarıldı. Kimbilir daha görmediğimiz, yahut olmadığımız müsabakalarda hakemlerin başına neler atılıyor, ne küfürler ediliyor. Sen demedin mi ki, fiili tecavüz olursa hakem maçı tatil eder ve o saha kapatılır. En önemlisi de o takıma sahasında en az 2-3 maç seyircisiz oynama cezası verilir. Ne oldu? Ersoy’un ilk olayında Trabzonspor 2 milyar ceza aldı, şimdi Erzurumspor da herhalde 2 yahut 3 milyar ceza alacak, bu iş de kapanacak. Benim iddiam, ille Trabzonspor’un, şu takımın, bu takımın sahasının kapanması değil. Hakemlerin bu olayda bir örnek davranış içinde olmaları ve diğer takımlara da güzel bir ders vermeleri. Bu hangi takım olur, hangi şehir olur hiç önemli değil. Sen hala köşende oturuyorsun.

Boykot

Gelelim Çakır’a. Çakır ile 2-3 kez telefonda konuştuk. Kardeşim dedim, tribünlerden çok galiz küfürler tempolanıyor. Sizin hakemler olarak en ufak bir reaksiyonunuz yok. Ağabey dedi, bize verilen talimat şu: Küfür edildiği zaman anons yaptırın ancak maçı tamamlayın. Haa, fiili bir tavranış olursa o zaman maçı durdurun, tatil edin. Eee, şimdi soruyorum Serdar Çakır’a, geçen gün telefonda da sordum. Siz dernek başkanı olarak hakemlerinizi korumak için ne gibi bir davranış içine girdiniz. Yahut gireceksiniz. Bir boykot yapmayı düşünmez misiniz? Böyle bir davranış içine girerseniz, ben ve benim gibi futbol adamlarının hepsi sizin yanınızda olur. Ama ne yazık ki, sen de Hilmi Ok gibi sus pussun be kardeşim.

Hani hakemler pısırık değildi. Sen harekete geçmek için kimden korkuyorsun. Türk futboluna yazık ediyorsunuz. Asla hiç kimseye güdümlü olmayın.

Yine “cip” konusu 🙂

14 Mayıs 2000Skandal mektup – Turgay Şeren

Futbol Federasyonu’ndan Bakan’a

Cipler hususunda, Bakanlık tarafından yöneltilen soruların federasyonumuzca cevaplandırılabilmesi mümkün değildir

Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın, milli futbolculara verilecek cipler konusunda sorduğu sorulara, Futbol Federasyonu’ndan inanılmaz bir yanıt geldi. Federasyon, Ata Aksu imzalı mektupta Bakan Fikret Ünlü’ye, “Federasyonumuzun söz konusu cipler ile alakalı hiçbir maddi vecibesi veya taahhüdü bulunmamaktadır” dedi.

Futbol Federasyonu’na günlerdir şunu soruyorum: “Milli Takım futbolcularına verilen Mercedes marka ciplerin bedelini kim ödedi?” Ancak federasyon hep sustu. Onlara bir de söz verdim. “Yanıtınızı aynen yayınlayacağım.”

Ne yazık ki bugüne kadar ne Haluk Ulusoy’dan, ne de federasyondan bu yazılara hiç bir yanıt gelmedi.

Önceki gün Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Fikret Ünlü’ye fakslanan ve altında Türkiye Futbol Federasyonu Başkanvekili Ata Aksu’nun imzası bulunan bir belge elime geçti. Okudukça tüylerim diken diken oldu.

Bu belgede dile getirilen ifadelerin gerçekle hiç bir ilgisi yok. Bana yanıt vermekten kaçınan federasyon, Sayın Bakana bakın neler yazmış.

Bu utanç vesikasını hep birlikte okuyalım ve yorumlayalım.

Yazının başında Ata Aksu çok çirkin sataşmalar yapıyor. “Peşin hükümlü bazı kişilerin abartmasıdır bu cip olayları” gibi, ona yakışan suçlamalarda bulunuyor. Tabii bu suçlamaları yapanın utanması lazım. Ancak Ata Aksu nasıl utanır onu bilemiyorum.

Şimdi gelelim Federasyonun Spor bakanlığına gönderdiği açıklamaya:

“27.04.2000 tarihli Bakanlığınızı bilgilendiren Federasyon açıklamasında da izah edildiği üzere, milli takım oyuncularına verilen cipler tamamen Federasyonumuz dışında olup, Federasyonumuz söz konusu cipler ile alakalı olarak her nam altında olursa olsun bir bedel ödememiştir. Federasyonumuzun söz konusu cipler ile alakalı hiçbir maddi vecibesi ve/veya taahhüdü bulunmamaktadır.

BU SEBEPLE SÖZ KONUSU CİPLERİN HANGİ KAYNAKTAN KARŞILANDIĞI, KEZA MALİ VECİBELERİNİN HANGİ KAYNAKTAN KARŞILANACAĞI, FEDERASYONUMUZ TARAFINDAN BİLİNEN BİR KONU OLMAYIP, BU HUSUSTA SAYIN BAKANLIK TARAFINDAN YÖNELTİLEN SORULARIN FEDERASYONUMUZ TARAFINDAN CEVAPLANDIRILABİLMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR.”

Yukarıdaki yazıyı defalarca okuyun, tam bir utanç vesikasıdır. Şimdi gelelim benim söyleyeceklerime…

Federasyon, Fikret Ünlü’ye gönderdiği mektupta Bakanlığın soruları için “Cevaplandırılabilmesi mümkün değildir” diyor. Oysa aynı Futbol Federasyonu, Mercedes firmasının taahhüt mektubunu Milli futbolculara tek tek vermişti.

Ey Ata Aksu, sen, Fanatik Gazetesi’ndeki federasyonla ve başkanınla ilgili röportajında, “Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy futbolculara bu sözü vermiştir ve verdiği sözün arkasında da duracaktır” demedin mi? Sonra defalarca sana sorulan cipler konusunda başkan Ulusoy’un bunu cebinden karşılayacağını söylemedin mi? Şimdi nasıl oluyor da Futbol Federasyonu’nun ve başkanının bu konuyla uzaktan yakından ilgisi olmadığını söyleyerek önce Spordan Sorumlu Devlet Bakanı’nı sonra da Türk futbol kamuoyunu yanıltmak istiyorsun? Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, milli takım futbolcularının gözlerinin içine baka baka bu sözü vermedi mi? İstersen yerini de ben hatırlatayım. Finlandiya maçı dönüşü uçakta. Hatta Alpay’ın, “Sayın Başkanım, sizin altınızdaki Range Rover gibi mi?” sorusuna, “Evet Range Rover” cevabını vermedi mi? Bunları ne çabuk unutuyorsun da, futbol federasyonumuzun ciplerle hiçbir alakası yoktur gibi sözleri yüzün kızarmadan ifade edebiliyorsun?

Arkadaş, Mercedes fabrikasının verdiği garanti sertifikalarını, milli takım futbolcularına federasyon tarafından dağıtmadın mı? Bu sertifikaları Futbol Federasyonu’nun İcra Kurulu Koordinatörü Metin Kazancıoğlu imza kaşılığı futbolculara tek tek teslim etmedi mi? Nasıl oluyor da Futbol Federasyonu’nun bu konunun dışında olduğunu iddia ediyorsun ve bunları gerçekmiş gibi gösteriyorsun?

Ayrıca Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, cip krizini önlemek için hem Mustafa Denizli hem de milli takım futbolcuları ile Mövenpick Oteli’nde günlerce toplantı yapmadı mı? Sen Ata Aksu, bu cipleri finanse etmek için kapı kapı otomobil firmalarını dolaşmadın mı? Onlarla günlerce pazarlık yapmadın mı?

Ey Türk futbolunu yöneten Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, Başkan Vekili Ata Aksu ve Yönetim Kurulu üyeleri… Konuştukça, birşeyler yapmak istedikçe, kedi pisliğini kapar gibi davrandıkça yanlışlarınızı gizlemek çabasında olduğunuz sürece, dibe batıyorsunuz. Şu anda da dibe oturmuş durumdasınız. Ne yazık ki Türk futbolu sizler tarafından yönetiliyor.

Ey spor kulüplerimizin başkanları. Yeni yasaya ben çok destek verdim, nedeni, sizlerin hep söylediğiniz bir şeyin gerçekleşmesiydi: “Futbol federasyonu, kulüplerin federasyonudur. Taban birliklerinin aramızda işi yoktur.” Bu yasa size bu şansı verdi. Türk futbolunu yönetecek futbol federasyonunun seçimini sizler yapacaksınız. Bu federasyonun başkanını ve onun tespit edeceği yönetim kurulu üyelerini mi seçeceksiniz? Bunu yaparsanız, sizlere de yazıklar olsun.

Son derece başarısız bir sezon geçiren Fenerbahçe 14 Mayıs günü İnönü Stadı’nda Beşiktaş derbisine çıkar. G.Saray bir gün önce Altay’a yenilmiş ve Beşiktaş’ın kazanması halinde şampiyonluk düğümü son haftaya kalacaktır. Maç öncesinde Fenerbahçe yöneticileri ne birileriyle Papermoon’da yemek yerler, ne de başka görüşmeler yaparlar. Formsuz Fenerbahçe formda Beşiktaş’ı 2-1 yener ve G.Saray şampiyon olur. F.Bahçe teknik direktörü Turhan Sofuoğlu sezon boyu oynadığı tüm derbileri kazanmıştır.

17 Mayıs tarihinde G.Saray UEFA Kupası’nı kazanır.

Hemen ardından G.Saray’a devletin para ödülü vermesi gerektiği konusu işlenmeye başlanır.

Tüm partiler bunu sahiplenici açıklamalar yaparlar. Yıllardır G.Saray’a destek olan Mesut Yılmaz ve ANAP bu önerinin en sıkı destekçileridir. G.Saray’dan ayrılacağı konuşulan Fatih Terim 23 Mayıs tarihindeki Ankara turunda ANAP Meclis Grubu’nda konuşur:

“G.Saray’da kalmak adına, istikrar adına ve bu çok sevdiğim, hepsi benim birer evladım olan oyuncularımdan, sizlerden ayrılmamak adına her türlü fedakarlığı sonuna kadar yapacağımdan hiç şüpheniz olmasın”.

Aynı gün Galatasaray’ın TBMM turunda, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, “25 milyon dolar ödül verilecek” der. Devlet Bakanı Fikret Ünlü rakamı onaylar ve yasanın gecikme olasılığına karşı öngörülen para ödülünün önceden verilmesine çalıştıklarını söyler.

TBMM’de tam destek G.Saray, TBMM destek turunda 25 milyon dolarlık ödülü kaptı. Başbakan Bülent Ecevit, Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli, ANAP lideri Mesut Yılmaz, DYP lideri Tansu Çiller ve FP lideri Recai Kutan’ı birbiri ardına ziyaret eden sarı kırmızılı yöneticiler, ‘‘ödül yasası’’ konusunda tam destek sözü aldılar.

Fenerbahçeliler Derneği Yönetim Kurulu, G.Saray’a yapılacak maddi yardım konusunun “abartıldığını” savununan bir yazılı açıklama yapar. Para yardımının abartılı bir miktar olmasının diğer kulüplere haksızlık olduğu belirtilir.

26 Mayıs 2000 tarihinde Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun Futbol Federasyonu ile ilgili yaptığı soruşturmanın dosyaları bakanlığa ulaşır. 12 klasörden oluşan dosyaları Gençlik ve Spor Müdürlüğü Müfettişlerine incellettiren Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün, dosyalarda yer alan usulsüz harcamalar ve ihaleler nedeniyle federasyonu savcılığa vereceği bildirilir. Raporda savcılığa ve defterdarlıklara gönderilmesi gereken bölümlerin fotokopilerinin çekildiği de ifade edilir.

İşte raporda öne sürülen ve suç unsuru taşıyan iddialar:

Usulsüz İhale

1- Futbol Federasyonu’nun 4. Leventte bulunan binasının oto parkının üstünün kapatılması ve arka bahçeye yapılan işler için bir firmaya verilecek şekilde ihale manüple edildiği, bu nedenle suç işlendiği

2- Beylerbeyi tesislerindeki dekarsyon ve tadilat işlemleri için bir firmadan teklif alındığı, ancak zaten aynı işin aynı firmaya 22 gün önce verilmiş olduğunun tesbit edildiği

3- Trabzon da yapılacak tesisler için herhangi bir teknik özellik şartnamesi hazırlanmadan, başka firma ve kişilerden teklif alınmadan, yönetim kurulu kararı olmaksızın, tesislerin proje işlerinin bir mimara verildiği

Otel Harcamaları

4- Federasyon başkanı Haluk Ulusoy , yönetim kurulu, genel sekreteri ve başkan danışmanlarının otel faturalarında ekstra harcamalar olarak tabir edilen giderlerin fatura toplamlarının çok üzerinde olduğu

5- Ulusoy’un danışmanlarının otel faturalarının çok yüksek olduğu aynı gün, aynı isimle aynı ve farklı odalar kiraladıkları

6- Bütün bu işlemlerin 300 kişinin çalıştığı futbol federasyonunda el yazısı notlarla verildiği, ve serbest meslek makbuzu alınmadığı

Raporda ayrıca usulsüz harcamaların zimmet çıkartılarak, bu harcamaları yapanlardan tahsil edilmesi gerektiği de belirtilir.

29 Mayıs 2000 tarihinde Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü, Futbol Federasyonu yetkilileri hakkında adli soruşturma başlatılması amacıyla dosyayı Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na gönderir.

Başbakanlık müfettişleri, Ünlü’nün oluruyla 110 sayfalık raporu 28 Mayıs’ta Ankara Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Mesutoğlu’na iletirler. Savcılık, emniyeti suistimal iddiaları içeren dosyayı 20 gün içinde inceleyerek, gerekli gördüğü taktirde Asliye Ceza Mahkemelerine sevkedecektir.

07 Haziran 2000 tarihli Hürriyet Gazetesi’nden:

Büyük baskı

Bugün yapılacak başkanlık seçimi öncesi federasyonun kulüplere yolladığı fakslar şaşkınlık yarattı. Ve skandal olarak yorumlandı.

İMZALAYIP YOLLAYIN

Haluk Ulusoy federasyonu, Türkiye Futbol Federasyonu Yasası çıkarken, üyelere uyguladığı baskıyı aynen bugün yapılacak federasyon başkanlığı seçimlerinde de tekrarlıyor. Üyelere gönderilen hanesinde, “Haluk Ulusoy” adının bulunduğu faksta aynen şunlar yazılıyor ve imzalanıp yollanması isteniyor.

“Türkiye Futbol Federasyonu” Genel Kurul Başkanlığı’na – ANKARA

Türkiye Futbol Federasyonu başkan adaylığına Sayın Haluk Ulusoy’u teklif ediyorum.

Saygılarımla

Genel Kurul Delegesi ve imza

Bu yazıyı görenler, “Bu resmen baskı, aba altından sopa göstermek gibi” yorumunu yapıyorlar.

Kulüplere yollanan bu faks futbol kamuoyunda şaşkınlık yarattı. Bazı kulüp başkanlarının, kazanırsa yardımdan oluruz korkusuyla, gelen faksı kerhen imzalayıp, federasyona yolladıkları ve bunu bir baskı olarak gördükleri bildiriliyor. ‘Federasyon gittikçe güvenirliğini yitiriyor’ yorumları yapılmasına neden oluyor.

Yaptığı harcamalar yüzünden Başbakanlık müfettişlerinin raporlarıyla savcılığa sevkedilen Futbol Federasyonu Yönetimi, aklanmak için genel kurula çıkıyor. Spor Toto Teşkilat Müdürü Erdenay Oflas’ın, kongre ilanının yasal sürede yapılmadığı gerekçesiyle Ankara 13.Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açtığı davayı hakim Yetkin Görbil reddetti.

Bugün saat 10.00’da TÜBİTAK Feza Gürsoy Salonu’nda yapılacak toplantıda çoğunluk sağlandığı takdirde, Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’la, ona rakip çıkan milli takımlar eski sorumlusu Ayhan Bermek, kozlarını paylaşacak. Çoğunluk sağlanamazsa, toplantı yarına ertelenecek. Kongrede, ana statü, yeni futbol yasası, milli takımların prim sistemleri ve 5+2 konuları da tartışılacak.

Futbol Federasyonu başkanlığı seçimi için adaylığını koyan Ayhan Bermek, seçimlerinin sadece futbol kulüplerini değil, tüm ülke insanını ilgilendirdiğini vurguladı. Bermek, “Ülkemizin dünyadaki yerine önemli bir katkı sağlayacak olan futbol, yeni çağa uygun yönetime bir an evvel kavuşmalıdır. Fırsat kaçmamalıdır, bunun vebali büyüktür” dedi.

Programının “itibar ve güven programı” olduğunu kaydeden Bermek, “Kulüplerimizin ihtiyacı olan yeni kaynakları yaratmak, Türk futboluna topyekün kalkınmayı adaletle yerine getirecek olan vizyonumu sizlerle birlikte hayata geçirebilmek, Türk futbolunu geri dönülmeyecek bir biçimde dünyada hakettiği yere getirmek ve herkesin daha fazla kazanması, hakça paylaşması için adayım” diye konuştu.

Genel istek üzerine başkanlığa adaylığını koyduğunu ifade eden Ayhan Bermek, “İyiki de koymuşum. Aksi halde yarın (bugün) seçim değil, tasdik olacaktı. Tek adaylı bir seçimin tek ayağı topal olurdu” dedi. Yeni yönetim anlayışının; adil, tarafsız, şeffaf, demokratik yönetim olacağını vurgulayan Bermek, kaynak artırımının esas alınacağını, bunun için de daha büyük gelir pastası üzerinde duracaklarını ifade etti.

Bermek, “Spor Toto gelirlerinin federasyona devri, büyük kulüplerin de ortak olacağı gayrimenkul yatırımı planlaması ve diğer kaynakların hayata geçirilmesi suretiyle hedeflenen kaynak artırımı sağlanacaktır” dedi. Tarafsızlık ilkesine de özen göstereceklerini ifade eden Bermek, bütün kulüplerin federasyonu olacaklarını ifade etti.

Başkan adayı Bermek, “Bu seçimde galip gelmek önemli ama Türk futbolunun galip gelmesi daha da önemli. Biraz tehirli olarak yola çıktık. Ama inançlıyız. Yarınki (bugün) seçimlerle sağduyunun hakim olacağına inanıyorum” dedi. Kendi vizyonuna ve felsefesine uygun bir ekiple çalışacağını belirten Bermek, yönetim kurulu listesini ise yarın (bugün) açıklayacağını söyledi.

Ayhan Bermek, hakem ve hakem gözlemcilerin aynı birimce atanmasına karşı olurken, Merkez Hakem Kurulu’nun, kendisince en zayıf noktasının bu olduğunu söyledi. Bermek, birlikte çalıştığı federasyonlarda da eksikler olduğunu vurgulayarak, “Bunları o zaman da görüyordum. Ama o zaman iktidar değildim. Şimdi bu eksiklikleri gidermek için iktidar olmak istiyorum” diye konuştu.

Ayhan Bermek, genel kurulun daha sonra iptal edilmesi durumunda tutumunun ne olacağı şeklindeki bir soruya ise “Ben zoraki aday olmadım. İnançla aday oldum, demokrasiye inanıyorum. Ben Türkiye için varım ve beni isteyenler olduğu sürece de var olacağım” yanıtını verirken, federasyonu dışarıdan değil Pembe Köşk’ten yöneteceğini açıkladı. Bermek, naklen yayınlarda haber amaçlı görüntüler hakkındaki sorunların hatırlatılması üzerine de “Mukavele şartları yerine getirilir” diye konuştu.

7 Haziran 2000 tarihinde yapılan seçimi kazanan Haluk Ulusoy yeniden başkanlığa seçilir. Ulusoy 103 delegenin 82’sinin oyunu alırken, diğer aday Ayhan Bermek 21 oyda kalır.

Ulusoy’un listesi şöyledir: Bayram Yağcı, Selami Özdemir, Haşim Saitoğlu, Mukan Perinçek, Cem Özgür, İsmail Dilber, Levent Kızıl, Şeref Has, Hüsnü Hayali, Murat Aksu, Hikmet Çinçin.

Denetleme Kurulu: Engin Berker, Sezai Onaral, Refik Arkan, Vehbi Karabıyık, Vahap Adıyaman.

Tahkim Kurulu: Türker Arslan, Celil Demircioğlu, Erkan Vardar, Gürol Kaymak, Sabri Ersavaş.

Aynı gün Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ve çiçeği burnunda yönetimi, yabancı futbolcu kontenjanı olarak kulüplere 5+2 statüsünü çıkaracakları konusunda söz verirler. Beşiktaş Başkanı Serdar Bilgili, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Trabzonspor Başkanı Mehmet Ali Yılmaz ve Galatasaray Asbaşkanı Mehmet Cansun’un yanında Kulüpler Birliği’nin bu konuda yazılı istekleri bulunduğunu açıklayan Haluk Ulusoy, yeni sezonda bu konunun kulüplerin isteği doğrultusunda düzenleneceğini açıklar.

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15

HALUK ULUSOY DOSYASI – 1

leave a comment »

Haluk Ulusoy 1997 – 2004 ve 2006 – 2008 yılları arasında TFF başkanlığı yaptı. Başkanlık dönemlerinde sürekli tartışmaların odağında olmasına, hatta zaman zaman iktidarlarla çatışmasına rağmen koltuğunu korumayı başardı. Şimdilerde yaşanan federasyon kaosu yüzünden yeniden adının zaman zaman geçmesi yüzünden, testi kırılmadan bilgilendirmenin zamanıdır…

Haluk Ulusoy gerek her iki seçilişindeki ilginç olaylarla, gerek yönetimi dönemindeki şaibelerle, gerek krallık gibi yönettiği federasyonu ile sürekli gündemde olan bir isimdi. Tarafsızlık lafını ağzından hiç düşürmese de kendisine yakın kulüplere desteğini açıkça ve fütursuzca vermekten çekinmeyen, federasyonu tam bir çiftlik gibi yönetirken hesap vermeyeceğinden (her nasılsa) emin olan, tam bir seçilmiş kral iken kendisini demokrasi savaşçısı gibi gösterebilen bir illuzyon ustasıydı.

1998 yılından beridir hakkında sürekli usulsüzlük ve yolsuzluk davaları açılmasına rağmen iktidarını korumayı başaran, her devirde hükümetlerle çatışmasına, ilgili bakanlarla sürtüşmesine rağmen kimsenin dokunamadığı bir ilginç şahsiyetti.

1997 SONU – 1998

Tarih 22 Aralık 1997, yer Ankara Elektrik İdaresi Misafirhanesi. Abdullah Kiğılı’nın istifası ile boşalan Türkiye Futbol Federasyonu seçimi için son hazırlıklar yapılmaktadır. Adaylar: Beşiktaşlı eski futbolcu ve Alaattin Çakıcı’nın adamı olarak bilinen (tesadüfe bakın; Çakıcı ve Beşiktaş – Sinan Engin & vize olayından yıllar öncesi) Mustafa Kefeli, Galatasaray eski başkanlarından Alp Yalman ve Kiğilı federasyonu asbaşkanı Haluk Ulusoy…

Seçim gününe ileride yeniden dönmek kaydıyla biraz geriye gidelim. Gidelim ki seçimi ve seçimde Çakıcı, Peker, sonradan Susurluk Çetesi olarak adlandırılacak isimlerin de saf tuttukları bu seçimi daha iyi anlayalım.

Ali Şen – Şenes Erzik kavgası sonrasında Erzik’in istifası ile boşalan TFF başkanlığına Abdullah Kiğılı gelmiştir. TFF o dönemde futbolu yönetmekten ziyade havuz problemi ile boğuşmakta ve gerek yayıncı kuruluşlar, gerekse kulüpler arasında sıkışmış bir haldedir.

31 Ekim 1997 tarihindeki bir haberde şu ifadeler yer almaktadır:

“Tahkim Kurulu bir süre önce yaptığı toplantıda, Fenerbahçe’nin Havuz Sistemi’ne dahil olmadığına karar verdi. Ayrıca Tahkim’de Fenerbahçe’nin naklen yayın haklarının da BİMAŞ kanalları olan ATV ve Kanal D’de olduğu hükmüne varılmıştı. Yani Fenerbahçe’nin iç saha maçlarını BİMAŞ kanallarının yayınlaması, dış saha maçlarının da eskiden olduğu gibi havuza dahil olduğu belgelenmişti.”

Ancak TFF, Tahkim Kurulu kararına rağmen BİMAŞ’a yayın yetki belgesi vermemekte, en azından geciktirmektedir.

Hemen ertesi gün, 1 Kasım 1997 tarihinde ise,

“Futbol Federasyonu Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri için BİMAŞ avukatları, Futbol Federasyonu’nun görevini kötüye kullandığını belirterek savcılığa suç duyurusunda bulundu. Ayrıca İstanbul 2’nci Asliye Ticaret Mahkemesi’nde de 6.5 milyon dolarlık tazminat davası açıldı.”

haberini görmekteydik.

2 Kasım tarihinde ise Fenerbahçe Kulübü Basın Sözcüsü Orhan Keçeli “Abdullah Kiğılı, ‘Tahkim Kurulu’nun kararı kesin’ diye açıklama yapmasına rağmen Kocaelispor maçı için BİMAŞ kanallarına yayın hakkı vermedi. Futbol Federasyonu hakkında savcılığa pazartesi günü suç duyurusunda bulunacağız Eğer haklarımız gasp edilirse, yasalar gereği tazminat davası açacağız” açıklamasını yapmaktaydı.

Aynı tarihli Fenerbahçe – Kocaelispor lig maçında ilk ciddi çatışma yaşanır. BİMAŞ kameraları önce stada sokulmaz. Daha sonra Ali Şen’in, İstanbul Valisi’nin özel izin verdiğini söylemesi ile kameralar 15. dakikada içeri girerek karşılaşmayı 31. dakikadan itibaren yayınlamaya başlarlar. Ancak 72. dakikaya gelindiğinde yayın İstanbul Gençlik ve Spor İl Müdürü Vedat Bayram’ın emriyle yeniden engellenir.

Karşılaşma sonrasında Şen “Tahkim Kurulu’nun kesin kararı var. Federasyon Başkanı Abdullah Kiğılı da maçlarımızın açık kanaldan yayınlanacağını beyan etti. Futbol Federasyonu bu hafta yayın belgesini verir. Türkiye bir hukuk devletidir. Hukukun önüne kimse geçemez Kiğılı yayın belgesini verecektir. Hukuku çiğneyenler mahkemede bunun hesabını vereceklerdir” der…

3 Kasım günü TFF Başkanı Abdullah Kiğılı, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Yücel Seçkiner’e istifasını verir. Kiğılı federasyonu asbaşkanı Haluk Ulusoy, Abdullah Kiğılı’nın istifa etmesinin kendilerini çok üzdüğünü belirtirken, kendisinin mücadeleden yana olduğunu ifade eder.

4 Kasım tarihinde ise, sürpriz bir şekilde (ya da değil mi acaba) Haluk Ulusoy TFF başkanlığına atanır. Atamada ilginç olan taraf, sonradan klasikleşecek olan Ulusoy – Spordan Sorumlu Bakan çatışmasının ilk örneği olmasıdır. Yücel Seçkiner’in Ulusoy’a fazla sıcak olmadığı bilinmektedir. Seçkiner o tarihte yurt dışındadır. Genel beklenti, bakanın dönüşüne kadar Ulusoy’un asbaşkan sıfatı ile vekaleten TFF’yi idare edeceği yolundadır. Ancak Haluk Ulusoy’un yakın akrabası olan ve o esnada Seçkiner’e vekalet eden Orman Bakanı Ersin Taranoğlu bekleyemez (ya da beklemez) ve Ulusoy’u TFF başkanlığına atayıverir.

Gerçi karşılığını sonradan görecektir. Daha ileri tarihlerde TFF’nin resmi araçları kendisine tahsis edilecek, kendisi ve ailesi TFF kesesinden Dünya Kupası’na götürülen grupta yer alacaktır, ama buna daha vakit vardır.

Devlet Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, ‘‘3813 sayılı kanunun 7. maddesinin son fıkrası uyarınca, 3 ay içinde tekrar seçim yapılıncaya kadar Başkan Vekili Haluk Ulusoy atanmıştır’’ denir.

11 Kasım 1997 tarihinde Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Yücel Seçkiner, “Yayın kuruluşları bir hafta içinde naklen yayın konusunda anlaşmaya varamazlarsa, anayasa’nın 22. maddesine dayanarak yayın hürriyetine el koyup maçları TRT’den yayınlatırım” der.

13 Kasım 1997 tarihli bir haberde;

Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’dan futbolseverlere müjde. Ulusoy, naklen yayın krizinin bugün sona ereceğini, Tahkim Kurulu’nun kararlarına da uyulacağını söyledi. Haluk Ulusoy, yönetim kurulunun bugün naklen yayınlar konusunda tek gündem ile toplanacağını ifade ederek, ‘‘Federasyonun özerkliğine kimse dokunamaz. Tahkim Kurulu bizi mecbur kıldı. Karar var. Onu uygulayacağız’’ diye konuştu. Bilindiği gibi Tahkim Kurulu Fenerbahçe’nin maçlarını BİMAŞ kanallarının yayınlayacağını açıklamıştı.

denilmektedir.

Haluk Ulusoy ileride örneklerini sıkça göreceğimiz işbitiriciliklerinden birisini sergiler. Önce Tahkim Kurulu kararına uyar ve ATV’ye yayın iznini verir. Ancak hemen ardından, ATV’nin Fenerbahçe – Kocaelispor karşılaşmasına “zorla girdiğini” ileri sürerek 5 aylık bir ceza verir ve yayın belgesini askıya alır.

İşte 22 Aralık 1997 tarihindeki seçimlere bu ortamda girilir. Yayın kaosu, ortada dönen paranın gelecek vaatetmesi, mafya gruplarının iştahını kabartmaya başlamıştır. Seçim sürecini gazeteci yazar Ecevit Kılıç’ın Kirli Kramponlar kitabından aktaralım:

Mustafa Kefeli’nin Çakıcı’nın adamı olduğu biliniyordu. Daha sonraları mahkemelere taşınan dosyalarda Çakıcı’ya yakın bır kişi olduğu daha net anlaşılacaktı. O dönemde Çakıcı’nın işlerini takip eden Kefeli, özellikle büyük ihalelerde Çakıcı’nın mesajlarını taraflara iletiyordu. Nitekim Kefeli, yıllar sonra Çakıcı’nın kurduğu çeteye üye olmaktan yargılandı. Çakıcı, federasyonu ele geçirmek için Kefeli’yi başkan seçtirmeye kararlıydi. Ancak, Kefeli’nin ortaya çıkıp ben adayım demesi başkan seçilmesine yetmiyordu. Çakıcı, ilk önce eski devlet bakanı ve Trabzonspor Başkanı Mehmet Ali Yılmaz ile iletişim kurdu. Yılmaz’dan Kefeli’yi desteklemesini istedi. Yılmaz, Çakıcı’ya “evet” demekle kalmadı, Gaziantepspor Başkanı ve Belediye Başkanı Celal Doğan’ı arayarak, Kefeli’ye destek istedi. Doğan’dan da inanılmaz bir şekilde “evet” cevabı alınmıştı. Seçimlerden bir süre önce Çakıcı, Kefeli’ye kendisini federasyon başkanı yapacaklarını söylemişti. Ama Kefeli buna pek ihtimal vermiyordu. Daha doğrusu Çakıcı’nın buna gücünün yetmeyeceğini düşünüyordu. Bunun için seçimlerle ilgilenmek yerine Bodrum’a tatile gitti. Ama Mehmet Ali Yılmaz’ın da kendisini arayıp “seni başkan yapacağız” demesi üzerine Kefeli bu kez başkan seçilebileceğine inanmaya başlamıştı. Yılmaz ile konuşmasından sonra hemen tatilini yarıda keserek seçimlerle ilgilenmeye başladı.

Gerisini Kefeli şöyle anlatıyor: “Yılmaz, bana Gaziantepspor Başkanı Celal Doğan ile adaylıktan çekildiklerini ve oylarını bana vereceklerini söyledi. Ben de teklifi kabul ettim. Hemen Ankara’ya döndüm. Bir süre sonra Trabzonspor 2. Başkanı Atilla Yıldırım beni aradı. ’17 oyum var. Seni destekliyoruz’ dedi.” (03.01.2001 istanbul Emniyeti Organize Suçlar Şube ifadesi).

Delegelerin kaldığı otelde Kefeli’yi Çakıcı’nın talimatıyla destekleyenlerin arasında Hülya Avşar’in kayınpederi ve 2002 yılında ölen Prof. Dr. Kaya Çilingiroğlu, Şadan Kalkavan ve Ayhan Bermek vardı. Çakıcı’nın kardeşi Gencay Çakıcı da oteldeydi. Gencay Çakıcı, Kefeli’ye destek olmak için oradan hiç ayrılmıyor, delegelere baskı yaparak Kefeli için oy kullanmalarını sağlamaya çalışıyordu (Kefeli’nin savcılık ifadesi). Kefeli’yi destekleyen başka bir isim de yeraltı dünyasının tanınan isimlerinden Sedat Peker’di. Peker, Çakıcı ile ilginç bir şekilde anlaşmış ve Kefeli’de karar kılmıştı. Delegelerin kaldığı otelde Trabzonspor’un 2. Başkanı Atilla Yıldırım, Kefeli’nin odasına gidip, “Sedat Peker otelin en üst katında bulunuyor. Seninle görüşmek istiyor” diyor. Kefeli, Yıldırımla birlikte Sedat Peker’in yanına çıkıyor. Peker, o dönemde milletvekili olan Hayri Doğan’ın da aralarında bulunduğu kalabalık bir grup ile oturuyordu. Peker, Kefeli’ye “Hayırlı olsun, biz elimizden geldiği kadar seni destekleyeceğiz” dedi. Atilla Yıldırım da olayla ilgili Cumhuriyet Savcısı’na verdiği ifadede Peker ile Kefeli arasındaki görüşmeyi doğrulayarak, kendisinin de aracı olduğunu kabul ediyordu. Yıldırım ayrıca Çakıcı’nın Kefeli’yi desteklemesine karşın, aralarının bozuk olduğunu belirtiyordu.

Seçimlerden bir süre önce Fenerbahçe’nin “efsanevi” başkanı Ali Şen ile başkan adayı Haluk Ulusoy arasında bir telefon görüşmesi gerçekleşiyor. Görüşmede Ali Şen, Ulusoy’a kendisini destekleyeceğini söylüyor.

İki gün sonra Ali Şen yeniden Haluk Ulusoy’u arıyor. Önceki görüşmenin aksine Şen, bu kez kendisini destekleyemeyeceğini söylüyor. Hatta, aday olmamasını da tembih ediyordu. Ulusoy, 14 Aralık 1998 tarihinde olayla ilgili Cumhuriyet Savcısı’na verdiği ifadede Şen’le aralarındaki görüşmeyi şöyle anlatıyordu: “Ali Şen bana ‘biz seni destekleyecektik. Ancak Kefeli aday olunca onun kazanması için çalışacağız’ dedi. Ayrıca aday olmamamı da istedi. Seçimlerde kötü şeyler olacağını ve bana da kötü şeyler yapılacağını söyledi.”

(Haluk Ulusoy’un 14.12.1998 tarihli savcılık anlatımı)

Ali Şen, Çakıcı’nın mesajlarını Ulusoy’a iletmişti. Ulusoy bu telefon görüşmesinden sonra şok oluyor, ancak pes de etmiyordu. Seçimlere katılıyordu. Çünkü, Ulusoy’un da güvendiği birileri vardı. Çakıcı’ya karşı Susurluk Çetesi de Ulusoy’u destekliyordu. O dönemde yalnızca milletvekili olan eski içişleri ve adalet bakanı Mehmet Ağar, delegelerin kaldığı otele emekli yarbay Korkut Eken’i gönderiyordu. Eken de delegelere Ulusoy’a oy vermeleri yönünde baskı yapıyordu. Ağar, daha sonra “Genel Kurul kulislerini tetikçilerin doldurduğu haberini alınca Korkut Eken’i otele gönderdim. Tetikçiler çekildi” diyerek farklı bir şekilde de olsa olayı doğrulamıştı. (Cumhuriyet, 25 Kasim 1998)

Seçimlerde mafyanın desteğini arkasına almayan tek aday Alp Yalman idi. Yalman da seçim çalışması için delegelerin kaldığı otelde kalıyordu. Seçimlerden birgün önceki gece, geç saatlerde Yalman’ın otel odasının kapısı çalındı. Kapıyı açan Yalman karşısında siyah takım elbiseli kişileri gördü. Bu kişiler Ulusoy’u tehdit eden Çakıcı’nın adamlarıydı. Çakıcı’nın adamları Alp Yalman’a adaylıktan çekilmesini söyledi. (Alp Yalman’in savcilik ifadesi)

Bu durumdan çok korkan Yalman hemen adaylıktan çekildi.
Böylece seçimlere Çakıcı ve Peker’in adayı Mustafa Kefeli ile Susurluk Çetesi’nin adayı Haluk Ulusoy girdi. Seçimler yapıldı ve Haluk Ulusoy başkanlığa seçildi. Ulusoy 195 delegeden 134’ünün oyunu alırken Kefeli 53 oyda kaldı.
Aslında seçimi ne Ulusoy kazandı ne de kaybeden Kefeli oldu. Kazanan Mehmet Ağar kaybeden ise Çakıcı ve Peker oldu.

Haluk Ulusoy seçimleri kazanmasına kazanmıştı ama Çakıcı kendisini rahat bırakmıyordu. Çakıcı, Ulusoy ‘un hemen istifa etmesini istiyordu. Ulusoy, seçimlerde kendisini destekleyen Mehmet Ağar’a başvurdu. Ama bu kez Mehmet Ağar da bir şey yapamıyordu. Çünkü Çakıcı, Ağar’i da karşısına almıştı. Yalnız kalan Ulusoy başının çaresine bakmaya başladı. Araya “hatırı sayılır kişileri” sokarak Çakıcı’yi ikna etmeye çalıştı. Sonunda Ulusoy’un imdadına Galatasaraylı yönetici Ergun Gürsoy yetişti. Çakıcı ile Gürsoy’un arası iyiydi. Fesat karıştırılan Türkbank ihalesinde Çakıcı’nın “çekilin” mesajlarını ihaleye katılan şirketlere Gürsoy iletmişti. Gürsoy, uzun bir süre Ulusoy’un istifa etmemesi için Çakıcı’yi ikna etmeye çalıştı. Uzun uğraşlar sonunda Çakıcı, Ulusoy’u affetti. Ancak iki şartı vardı. Birincisi, Ulusoy görevi belli bir süre sonra bırakacaktı, ikincisi Ulusoy, kefaret olarak 100 koyun kestirecekti. Ulusoy, 100 koyunun fazla olduğunu, bunun azaltılmasını istedi. Anlasma gereği Ulusoy ilk önce Çakıcı’nın kendisini affetmesinde aracı olan Ergun Gürsoy’u yanına alarak Eyüp Sultan’a gitti. Burada Çakıcı’nın kefareti olarak 50 koyun kestirdi.

Burada üzerinde durulması gereken konu “Gürsoy, uzun bir süre Ulusoy’un istifa etmemesi için Çakıcı’yi ikna etmeye çalıştı” kısmıdır. Onca rant vs için gözünü karartan bir mafya lideri, sadece 50 koyuna var geçer mi sizce bu işten? Çakıcı, Gürsoy, Ulusoy arasında aslında nasıl bir pazarlık yapıldığı asla ortaya çıkmadı bugüne kadar.

Bu günlerde Mosheu ve Faruk transferleriyle güçlenen ve ilk yarıyı Galatasaray’ın 6 puan önünde kapayan Fenerbahçe şampiyonluğun en büyük favorisi konumundadır ve yapılan anketlerde şampiyonluk yolundaki rakibi Trabzonspor olarak gösterilmektedir.

İkinci yarının başlamasıyla birlikte, 17 Ocak 1998’de Fenerbahçe, 10 kişi kaldığı karşılaşmada Gaziantep deplasmanından 2-0’lık yenilgiyle dönerken Otto Bariç hakem Metin Tokat’ı suçlar:

“Samsun maçını yöneten yine bu hakemdi ve üç penaltımızı vermemişti. Bu kez de B.Saffet’e yapılan faulleri çalmadı. Hakem kendini sorgulamalıdır”

Ulusoy’un Fenerbahçe ile ilk sürtüşmesi yine havuz konusundan olur. 5 Şubat 1998 tarihinde, Federasyon’un Fenerbahçe – Altay maçını kasıtlı olarak saat 14.00’e aldığını ileri süren Başkan Ali Şen, “Maçın saat 14.00’te oynanması demek UEFA yayın kurallarına göre o maçın yayınlanmaması demektir. Federasyon bu kararla milyonlarca vatandaşı hem karşısına aldı, hem de alay etti. Futbol Federasyonu kimin federasyonudur? Halkın sırtından para kazanmak isteyenlerin mi, yoksa kulüplerin ve halkın federasyonu mudur? Futbol Federasyonu ne yazık ki, hiç bir sorunun altından kalkmadığı gibi, yeni sorunlar üretmekte çok usta” der.

Ali Şen, Futbol Federasyonu aleyhine 70 milyon dolarlık (yaklaşık 16 trilyon lira) tazminat davası açacaklarını söyler. Fenerbahçe Spor Kulübü’nün markasını izinsiz olarak kimsenin kullanamayacağını belirten Şen ;

“Federasyonu Allah korusun. Bütün mallarını kontrol altına alsınlar. Çünkü bizden izin almadan deplasman maçlarımızın naklen yayın belgesini federasyon vermiştir. Federasyonu kim yönetiyor? Salı günü Asbaşkan Hadi Türkmen benimle konuştu. Türkmen, Tahkim kararını gündeme alıp, kesin kararlarını vereceklerini söyledi. Dürüstlüğüne inandığım Türkmen şimdi ne yapacak, merak ediyorum.

Fenerbahçe Kulübü olarak, BİMAŞ ile kontrat yaptıktan sonra Futbol Federasyonu, atv’ye yayın belgesi vermedi. Kuralları işleterek Tahkim Kurulu’na başvuruldu. Tahkim de, Fenerbahçe’nin BİMAŞ ile yaptığı anlaşmayı onayladı ve maçlarımızın atv’den yayınlanması gerektiğini açıkca belirtti.

Bilindiği gibi Tahkim Kurulu kararı nihaidir, kesindir. Futbol Federasyonu’nun o günkü başkanı Abdullah Kiğılı, Cine-5 ile Federasyon arasındaki anlaşmada yazılı olan tazminattan çekindiği için istifa etti. Kiğılı’nın verdiği karar, dürüst insanın vereceği karardır. Kiğılı’nın seçip getirdiği yönetim kurulu arkadaşları ise Kiğılı’nın tabiriyle kendisini sattı. Ve koltuklarında kaldı. ‘Biz bu sorunu çözeceğiz’ diye kalanlar, adeta koltuklarına yapıştılar.

Bugünkü Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, TV’lere çıkarak, Tahkim Kurulu kararlarının kesin olduğunu ve buna uyacaklarını söyledi.. Hem de halkın gözünün içine baka baka bunları açıkladı. Daha sonra federasyon, Tahkim Kurulu’na başvurarak Fener maçlarının atv’den yayınlanmaması için yürütmeyi durdurma müracaatı yaptı. Tahkim Kurulu yine reddetti.

Federasyon bu kararı da beğenmedi. Tahkim’e bu kez karar düzeltme talebinde bulundu. Tahkim Kurulu, bunu da reddetti. Hafta başında Federasyon Asbaşkanı Hadi Türkmen ile konuştuğumda bana çarşamba için toplanıp karar vereceklerini, Tahkim’in kararlarına uyacaklarını söyledi. Ama ne toplantı yaptılar, ne de tahkim kararlarına uydular. Dürüstlüğüne inandığım Türkmen’in belli ki Futbol Federasyonu’ndan haberi yok. Onun da bundan sonraki kararını merak ediyorum.

Federasyon, Fenerbahçe-Altay ve Beşiktaş-Samsun maçlarını cumartesi ve pazar günleri saat 14.00’e koydu. Çünkü UEFA’nın yayın kurallarına göre cumartesi günü 14.00-19.00, pazar günleri de 14.00-18.00 arasında canlı yayın yapılamaz. Federasyon buna sığındı.

Türk halkının Fenerbahçe maçlarını atv’den izlemesine federasyon niçin engel oluyor? Tahkim kararlarına hangi cüretle karşı gelerek böyle bir uygulama yapıyorlar. Fenerbahçe, ne havuzdan ne de Cine-5’ten para almıyor. BİMAŞ, maçları yayınlayamamasına rağmen Fenerbahçe’ye 14 milyon dolar ödemiştir. Cine-5’in tazminatından korkanlar, Fenerbahçe’nin açtığı ve açacağı tazminatları nasıl karşılayacak. Federasyon, Türk halkını karşısına almıştır”

Bu arada, Futbol Federasyonu’nun Ali Şen’i tedbirli olarak ceza kuruluna vereceği şeklindeki haberler üzerine Fenerbahçe Başkanı şunları söyler:

“Beni Altay maçında tedbirli olarak ceza kuruluna vereceklermiş. Başkanlığım zaten haftaya bitiyor. Vatandaş Ali Şen’in stadın hangi Şeref Tribününe sokmamaya, hangi kanun maddesine göre olacağını tesbit etsinler. Böyle gülünç duruma düşen bu federasyon nasıl Türkiye’de hizmet edecektir.”

Fenerbahçeli futbolcular, 15 Şubat‘ta görev süresi dolacak olan Başkan Ali Şen’e Çapari Restoran’da 5 Şubat 1998’de bir veda yemeği verirler. Başkan Şen konuşmasında federasyona çatarak şöyle konuşur:

“Görevi bıraksam dahi bu federasyonun ipini çekeceğim. Erzik nasıl gittiyse Ulusoy’da öyle gidecek.
Haluk Ulusoy sadece bana değil, Abdullah Kiğılı’ya da yalan söyledi. O da Ulusoy’a yalancı diyor. Erzik nasıl gittiyse Ulusoy da gidecek. Ben, adam yerine koyduklarıma savunma gönderirim. Disiplin Kurulu’nun kararlarına değer vermiyorum. Onlara savunma göndermeyeceğim”.

Şen, aynı gün TFF Başkanı Haluk Ulusoy’a basın ve yayın yoluyla hakaret ettiği gerekçesiyle, tedbirli olarak disiplin kuruluna sevkedilir. 10 Şubat tarihinde Disiplin Kurulu Ali Şen’e 6 ay hak mahrumiyeti cezası verir.

Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, Ali Şen’in kendisi hakkında yaptığı eleştirilere karşı sert bir açıklama yapar. ‘‘Yönetim Kurulu ile uyum içinde çalışıyoruz. Birileri istiyor diye istifa etmem’’ diyen Haluk Ulusoy, ‘‘Ali Şen’e cevap vermeye tenezzül etmiyorum, o benim muhatabım değil. Kimseden korkmam, çekinmem. Bir takım tutuyorum, o da Milli Takım’’ diye konuşur.

7 Şubat 1998’de Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Yücel Seçkiner, Tahkim Kurulu’nun Fenerbahçe’nin maçlarını BİMAŞ kanalları yayınlar şeklindeki kararına rağmen buna izin vermeyen Futbol Federasyonu yönetimini uyarır.

Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’a bir mektup yazarak bilgi isteyen Seçkiner, Tahkim Kurulu kararlarının uygulanması gerektiğini söyler.

Fenerbahçe başkanı olarak son kez Fenerbahçe’nin 2-0 galibiyetiyle biten ve Muhittin Boşat’ın kötü bir yönetim gösterdiği Altay maçını izleyen ve maç sonrası federasyona ateş püskürüren Ali Şen, Haluk Ulusoy’un istifa etmesi gerektiğini söyler:

“Ali Şen gidiyor diye oyunlara başlamayı düşünenler avucunu yalar. Göreve gelen başkan benim gibi Fenerbahçe’nin haklarını sonuna kadar savunacaktır. Bunu herkes böyle bilsin. G.Saraylı Haluk Ulusoy’un Fenerbahçe’ye gücü yetmez. İlk maçımızı ATV yayınlayacak. Gücü varsa yayın belgesini vermesin.”

10 Şubat 1998 tarihinde Trabzonspor ile Fenerbahçe arasında oynanan Türkiye Kupası çeyrek final rövanş karşılaşması, tribünden atılan bir taşın Teknik Direktör Otto Bariç’in sırtına gelmesi yüzünden bitime 17 dakika kala tatil edilir. Bordo – Mavili takımın Vugrinec’in golüyle 1 – 0 önde götürdüğü maçta Uche’nin kırmızı kart görmesinden sonra saha içindeki gergin durum, tribünlere yansır. Oyunun durduğu bir anda futbolcularıyla konuşmak için saha kenarına gelen Bariç, sırtına gelen bir taş yüzünden yere yığılır.

Bir süre yerde kalan Hırvat teknik adam, daha sonra ambülansla hastaneye kaldırılır. Bu arada ortam daha da gerginleşince sarı – lacivertli futbolcular da kaçarcasına soyunma odasına giderler. Bir süre sahada futbolcuların dönmesini bekleyen hakem Murat Ilgaz, yardımcıları ile birlikte soyunma odasına inerek Fenerbahçeli yöneticilerle görüşür ve takımın sahaya çıkmasını ister.

Hakem Murat Ilgaz’ın bu isteğine rağmen Sarı – Lacivertliler, can güvenliklerinin olmadığını ileri sürerek, sahaya çıkmayacaklarını söylerler. Murat Ilgaz’ın ısrarları ve “Eğer sahaya gelmezseniz 3 – 0 hükmen yenik sayılırsınız” şeklindeki sözlerine rağmen Fenerbahçeliler dönmeyeceklerini belirtince Murat Ilgaz, karşılaşmayı tatil ettiğini açıklar ve Sarı – Lacivertli kafile Avni Aker Stadı’nı geniş güvenlik önlemleri altında terk ederler.

Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, Trabzon’daki olayların çok çirkin olduğunu belirterek şunları söyler:

“65 milyon insan gibi ben de üzüntüden kahroldum. Fenerbahçe’nin içişlerine karışmak düşüncesinde değilim ancak sahadan çekilmeleri son derece yanlış. Bariç’ de olayı fazla abarttı, o nasıl taştır ki, saha kenarındaki antrenörü 3.5 metre ileri uzatabiliyor? Bunu Magnum mermisi bile yapamaz. Avrupalı bir hocanın bu olayı, bu kadar büyütmeye ve ajite etmeye neden gerek duyduğunu anlamak mümkün değil”

Karşılaşmanın hakemi Murat Ilgaz’ın Federasyona ulaşacak raporunda “Fenerbahçeli futbolcular yaptığım uyarılara rağmen sahaya dönmeyince maçı tatil ettim” diye yazdığı öğrenilir.
Ilgaz’ın raporu:

“Maçın 74. dakikasında Bariç’in yerde yattığını gördüm. Yanına gittim, sahanın dışına alınmasını ve ortalığın yatışmasını bekledim. Bu bekleyişim 15 dakika sürdü. Daha sonra Bariç’i ambulansla dışarı çıkardılar. Bu arada Fenerbahçeli futbolcular da sahayı terk etmek istedi. Kaptan Rüştü ve Menacer Serkan Acar’a kurallara göre maçın devam edeceğini söyledim. Ancak onlar soyunma odasına gitti. Bir süre sahada bekledim ve arkadaşlarımla birlikte soyunma odasına indim. Kendilerini tekrar kurallara göre sahaya davet Orada da sahaya dönmeyeceklerini bildirince maçı tatil ettim”.

Fenerbahçe Teknik Direktörü Bariç’in tribünlerden atılan taşla birlikte yere yığılması ve sahayı sedye ile terk etmesinden sonra Sarı – Lacivertliler’in sahaya çıkmaması sebebiyle, futbol Müsabaka Talimatı’nın 25. maddesinin 2. bendinin a fıkrasına göre Sarı – Lacivertli takımın hükmen mağlup ilan edilmesi beklenmektedir. Trabzonspor ise olay münferit bir hareket olduğu için en fazla para cezası alacaktır. Aynı maddenin b fıkrasına göre de Fenerbahçe, bir sonraki sezon Türkiye Kupası müsabakalarına alınmayacaktır.

Ali Şen;

“Gün çok güzel başlamıştı. Trabzonsporlu taraftarların arasında sevgi dolu dakikalar geçiriyorduk. Ta ki, o taş atılana kadar. Soyunma odasına indiğimde takımı sahaya çıkarmak istedim, ancak futbolcular yaşadıkları atmosfer nedeniyle maçı oynamak istemediler. Bunun üzerine toplantı yapıldı ve sahaya çıkılmayacağını hakeme bildirdik”.

Asbaşkan Vefa Küçük;

“Vahşet yaşadık. Otto Bariç’e atılan taş ikiye bölündü. Birini polis cebine attı. Kale arkasında Trabzonlular kartopunun içine taş koyup Rüştü’ye attılar. Hakem maç boyunca acizdi”.

Kaptan Rüştü;

”Hocamıza yapılan olaydan sonra can güvenliğimiz olmadığı için soyunma odasına gittik. Teknik Direktör de bir oyuncudur. Onsuz devam edemezdik. Eğer o taş hakeme gelseydi ne karar verecekti”.

Kulüp Doktoru Cengiz Dinç;

“Atılan taş Bariç’in belkemiğinin sağ tarafına kaburgaların hizasına gelmiş. Bu nedenle Bariç nefes alırken, batma ve hareketleri sırasında ise ağrı hissediyor. Röntgenler çekildikten sonra kırık olup olmadığını anlayacağız”.

Sarı – Lacivertli oyuncuları taşıyan otobüs yolda taşlanmaya devam edildi ve camları kırıldı.

Trabzon dönüşü İstanbul’da Florance Nihgtingale Hastanesi’nde müşahade altına alına Bariç için tutulan raporda ise şu görüşlere yer verilir: “Muayenesinde 11’inci sol kaburga kemiği hizasında kızarıklık ve yumuşak doku zedelenmesi görüldü. Bunun dışında herhangi bir kırık ya da patolojik bulguya rastlanmadı”.

TFF 14 Şubat tarihinde, 3813 sayılı kanunla ilgili madde gereğince Fenerbahçe’nin 3-0 hükmen mağlup sayılması ve bir yıl kupalardan men edilmesine, Fenerbahçeli idareci Serkan Acar’ın takımı sahadan çektiği için ve Trabzonspor Kulübü’nün de sahaya atılan taşlar nedeniyle disiplin kuruluna sevk edilmesine karar verir.

Ertesi gün Fenerbahçe’nin tarihini değiştirecek olan, ancak o günlerde henüz bilinmeyen bir olay gerçekleşir: kongrede Aziz Yıldırım, Vefa Küçük’ü bir oy farkla geçip Fenerbahçe’nin 38. başkanı olur.

İlgili yazılar:

Haluk Ulusoy Dosyası – 2 

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 13

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15