FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

3 TEMMUZ MANİPÜLASYONLARININ SONU YOK

leave a comment »

Fenerbahçelilerin yıllardır haykırdığı Cemaat’in gerçek yüzü ortaya çıkınca herkes itirafçılığa soyunmaya başladı. Ne var ki Cemaat kumpaslarındaki kendi rollerini unutturmaya çalışanlar itiraflarında bile saptırma ve manipülasyon yapmaya devam ediyorlar.

3 Temmuz Kumpası ile ilgili ilk önemli açıklama kumpasın medya ayağının başını çeken Hüseyin Gülerce’den geldi. Fenerbahçe’ye operasyonun nedeni sözümona Aziz Yıldırım’ın Cemaat’e yakın bir isme “ne işin var o adamın yanında” demesiymiş. Gülerce’nin bu açıklamadısına ex-Cemaatçi isimlerin bazılarından da dolaylı destek geldi. Zira işi şahsi boyuta indirgemek kendilerini sıyırmanın en kolay yoluydu.

Aynı Gülerce 6 Temmuz 2011 tarihinde Futbolun Dokunulmazları başlıklı yazısında;

Artık futboldaki Ergenekon’a da neşter vuruluyor. “Futbolda Ergenekon olur mu?” sorusu bugün anlamsız bir sorudur. Vesayet varsa, darbecileri vardır. Darbeciler varsa, medyaları, işadamları, çeteleri, kozmik adamları vardır. Vesayet, hukuk dışı örgütlenmelerle ayakta durur. Bu ülkede yüzyıldan beri vesayet rejimi var. Onun için hukuk dışılık her sosyal grubun, devlet aygıtının, anayasal kurumların içinde hükümferma olmuştur. Mücadele, vesayet ile demokratikleşme arasındadır. Bugün inisiyatif sivil iradenin elindedir. Vesayetin bütün ağaları, bu arada futbolun ağaları da kaybetmeye mahkumdur.

diyordu.

13 Temmuz 2011 tarihindeki konuyla ilgili ikinci yazısında ise “mesele Aziz Yıldırım meselesi değil” dediğini ise bugünlerde unutmuş görünüyor;

Mesele futbolda şike, çete meselesi değil. Mesele Aziz Yıldırım meselesi değil, Fenerbahçe meselesi hiç değil. Beşiktaş, Galatasaray, Trabzonspor meselesi de değil. Kimse, sorumluluğunu unutup, taraftarı tahrik etmesin. Ergenekon davasını, Cumhuriyet mitingleri ile özünden saptırmak isteyenler nasıl umduklarını bulamadılarsa, futbol takımlarının taraftarlarını sokağa dökmeye çalışanlar da başarısız olacaklardır. Referandumdaki yüzde 58 ile seçimlerdeki yüzde 50’yi, iyi anlamak lazım. Ortada, demokratikleşme için sivil siyasete, AK Parti iktidarının reform ve özgürlüklerin genişletilmesi hamlelerine destek veren bir irade var. Başbakan Erdoğan, bu iradenin hakkını vermede kararlı görünüyor.

15 Temmuz 2011’de de doğrudan TFF’yi tehdit ediyordu;

Ergenekon Surundaki İkinci Gedik “Futbolda şike ve çete soruşturması, göreceksiniz daha neleri ortaya serecek. Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’dan sonra, Beşiktaş Kulübü Teknik Direktörü Tayfur Havutçu’nun ve iki futbolcunun daha tutuklanması, büyük depremin de habercisi. Hepimiz hazır olalım, kelimenin tam anlamıyla futbolda yer yerinden oynayacak.Bazıları, depremin büyüklüğünü tahmin edemedikleri için ayağında top dolaştırıyor. Mesela Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) tavrı böyle. “Savcının iddianamesini bekleyeceğiz.” diyor. Diyor ama futbolcuların bazılarının şikeyi itiraf ettikleri manşetlere çekilirken, Federasyon’un o beklemenin altında kalmayacağını kim söyleyebilir? Dağdan bir kartopu yuvarlandı ve giderek çığa dönüşüyor. Yeni TFF, galiba kucağında bulduğu kor ateşin farkında değil. Şu anda liglerin zamanında başlaması bile tehlikede. Katılacak takımlar UEFA’ya bildirildi ama yer yerinden oynamaya başladığında o bildirimin ne hükmü olur?”

Şimdi sözcülüğünü yaptığı yapının güç kaybettiğini görerek saf değiştiren bu zatın dediklerine neden inanalım? O gün başka bir şeyin sözcülüğünü yapan, bugün kendisiyle yüzde yüz çelişen birisinin bugün kimin sözcülüğünü yaptığını nereden bilebiliriz ki?

11 Ağustos 2016 tarihinde Cemaat’in eski ‘futbol imamı’ olarak bilinen Said Alpsoy Fotomaç gazetesine bir röportaj vermiş. Artık ‘hayali röportajlara’ alışkın olduğumuzdan belli bir çekinceyle yaklaştığımız söyleşide şu sözler yer alıyor:

“Ben Paralel yapıdan ayrıldıktan sonra Pensilvanya’dan futbolculara talimat gelmiş: ‘Onun yüzüne hakaret edin, onunla görüşmeyin. Sen çok kötü biriymişsin diye söyleyin, hatta bunu hep beraber topluca yapın diye…’ Bunu bana Arif Erdem anlattı. Tabii ki böyle bir şey yapmadılar. Bu saydıklarımın hiçbiri kötü insanlar değildi. Bu yapının neler planladığını hiçbirimiz bilmiyorduk. Zaman geçtikçe ekonomik talepler artınca, jübile yapanların telefonları çalmaz olunca Gülencilerin de maskeleri düştü. Bu futbolculardan kimileri zamanla koptu, yollarını ayırdı. Kimi ayırmadı, ayıramadı. Kim samimi kim değil, nasıl anlarsınız? 15 Temmuz’daki kalkışmaya değil, 17-25 Aralık’taki darbe girişimi olduğu zamanki tavırlarına, sosyal medya paylaşımlarına bakarsınız.”

“2002 Dünya Kupası’nda Türkiye’nin dünya üçüncüsü olduğu dönemde benim de yönlendirmemle milli takımdaki bu yapıya mensup futbolcular aralarında şampiyona primlerini topladılar. Emre Belözoğlu, Okan Buruk, Hakan Şükür, Hakan Ünsal, Arif Erdem’in aralarında topladıkları 250-500 bin dolar civarında idi sanırım, 14 sene oldu tam hatırlamıyorum. Bu miktarı Arif Erdem, Pensilvanya’ya götürdü. Gülen önce almak istememiş ancak Arif parayı Cevdet Türkyolu’na vermişti. Gülen de daha sonra Arif’e methiyeler düzmüştü. Fatih Akyel’i de duyardım ama benden önceymiş. Sonrasında cemaatle bağı kopmuş sanırım. Benim dönemimde yoktu.”

“Galatasaray’ın UEFA Kupası’nı kazanan kadrosundan bazı isimler cemaate bağlıydı: Arif Erdem, Hakan Ünsal, Hakan Şükür, Okan Buruk, Emre Belözoğlu. Bunlar hep el üstünde tutulurdu. Hepsi beni sayar severlerdi. Genellikle sabah namazlarında bir araya gelir, daha sonra futbolcuların evlerinde gider, dini sohbetler yapardık. Emre’nin o zaman yaşı küçüktü ama adı çok öne çıkıyordu. O dönemde şöyle bir olay olmuştu. Fatih Terim birkaç kez Emre’yi Florya’da odasına çağırıp biraz da tehdit eder bir üslupla “Fetullahçılarla ilişkini kes! Bunlar senin kariyerini bitirir, geleceğini karartırlar. Ben takımımda böyle bir yapılanmaya asla ve katiyetle izin vermem” diyerek uyarmış. Bunu bana yine futbolcular anlatmıştı. Emre de “Tamam hocam, peki falan” demiş.”

“İsmail Demiriz ile Uğur Tütüneker, bir işadamı ile konfeksiyon işine girmişti. Vatan Caddesi’ndeki işyeri daha sonra kebapçı oldu. Bu kebapçının Florya’da da bir şubesi açılmıştı. Bu kebapçıdaki yemekte şu an kaçak olan Ahmet Kara’nın yardımcısı olan Soner diye biri, ‘Pamuk eller cebe’ der gibi yapıyor ve ayaküstü bugünün parasıyla 40 bin TL topladı, ki bu miktar Cemaat için çerez parası gibi kalır.”

“Futbolda şike döneminde FETÖ’nün içerisinde yoktum ama aklımda kalan şuydu: Cemaat’te Hacı Kemal Erimez adında önemli bir isim vardı. Zaman Gazetesi’nin ilk alındığı dönemde yani 1987’lerde maddi sıkıntılar yaşanırken her ay onun elinden gazeteye 10 milyon TL civarında sübvanse yapılırdı. Bunu çok iyi biliyorum, çünkü kuryeliği birkaç kez ben yapmıştım. Hacı Kemal Erimez ölümünden sonra Cemaat tarafından aşağıdan gelenleri motive etmek için sistematik olarak efsaneleştirildi. O yıllarda Cemaat onun Fenerbahçe yönetimine girmesini istemişti. Sonrasını bilmiyorum ama Gülen böyle büyük bir kulüpte olunmasını istiyordu. Tabii ki sonrasında ne olacak, türlü yollardan ekonomik çıkar sağlanacak. O dönemin Fenerbahçe yönetimine birini soktular mı, bilmiyorum. Araştırılması gerekir.”

Bu sözlerden en ilgimi çeken “Fatih Terim birkaç kez Emre’yi Florya’da odasına çağırıp biraz da tehdit eder bir üslupla ‘Fetullahçılarla ilişkini kes! Bunlar senin kariyerini bitirir, geleceğini karartırlar. Ben takımımda böyle bir yapılanmaya asla ve katiyetle izin vermem’ diyerek uyarmış.” sözleri.

Bir zamanlar Cemaat’in baş sözcüsü, Aziz Yıldırım’ın bir sözü üzerine koca Fenerbahçe camiasına operasyon yapacak bir gözü dönmüşlükten bahsediyor. Bir zamanlar Cemaat’in ‘futbol imamı’ olan kişi de benzeri sözleri Fatih Terim’in de söylediğini belirtiyor. Ancak bahis konusu ‘kindar’ zat bu laflara kılını kıpırdatmıyor. Terim her devirde el üstünde tutulmaya devam ediliyor ‘futbol paydaşları’ arasında.

Ve bizlerden de bu hikayelere inanmamız bekleniyor.

İnanmıyoruz…

3 Temmuz sürecinin dirayetli lideri Aykut Kocaman’ın dediği gibi “gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır”.

Bizler ilk günde ne olduğunu biliyorduk. Şimdi de biliyoruz. Kimse yalanlarıyla kendini aklamaya çalışmasın. Hepiniz oradaydınız!

Ve hepiniz hesap vereceksiniz!

 

Written by kesinofsayt

11 Ağustos 2016 at 10:16

SPORA SİYASET KARIŞMASIN, AMA DEVLET SPORA DOĞRUDAN GİRSİN

leave a comment »

voleybol

 

Devletin ve belediyelerin spor aşkı müthiş…

Neredeyse her belediyenin ve devlet kurumunun doğrudan yarışmacı bir takımı var. Peki halkı spora alıştırmak, spor imkanları sağlamak varken nereden geliyor bu spor yapma merakı? Üstelik de doğrudan üst liglerde yarışmacı olarak? Ne kadar doğru, ne kadar adil? Sonuçta bu kurumların gelirleri sizden, benden, yani halktan geliyor. Ben Fenerbahçeliyim, sen Galatasaraylı, diğeri Beşiktaşlı, Bursalı, Kayserili, Göztepeli, Karşıyakalı, Sakaryalı…

Bizim paramızla bizim tuttuğumuz takımlardan oyuncularımızı daha yüksek bedellerle transfer ederek bize karşı yarışıyorlar. Adalet? Adil rekabet?

Nedir bu spor aşkı?

Vakıfbank gibilere bu da yetmiyor, federasyondan yayıncı kuruluşa kadar herkesi sponsorluk adı altında maaşa bağlıyorlar. Ezeli rakibimle yaptığım maçların aralarında “voleybolun arkasındaki güç” diye bu gereksiz bankanın reklamını izlemek zorunda kalıyorum. Hem de bana benim paramla rakip iken.

Üstelik mali yönden daha başka birçok avantaja da sahipler. Şirket konumundakiler masraflarını vergiden düşerken dernek statüsündeki kulüpler üste bir dünya vergi ödüyorlar.

Gerçek spor kulüplerinin iş işten iyice geçmeden ortak hareket etmesi ve bu düzeni değiştirmesi gerekiyor. Ancak Aziz Yıldırım’ın bu konulardaki zaman zaman yaptığı çıkışlara pek bir destek gelmemesi düşündürücü. Şişirilen maliyetlere spor kulüplerinin daha ne kadar katlanabileceği ayrı bir soru. Ama bu soruya önce devletin yanıt vermesi gerekiyor. Maliyetler karşılanamaz hale gelip de spor kulüpleri “biz artık yokuz” dediğinde ortada ne amatör sporlar kalacak, ne de şimdi devlet kurumlarından ballı börek paralar alan sporcular.

Belediye ve devlete bağlı kurumların yarışmacı takımları (birinci ve ikinci ligler listelenmiştir. Alt liglerde de birçok örnekler mevcuttur):

Spor Toto Süperlig Erkek Basketbol Ligi (16 takımın ikisi) :

İBB SK

Türk Telekom

 

TBL (18 takımın beşi):

Sakarya BŞB

Afyon Belediyesi

Akhisar Bld

Mamak Bld DSİ

İstanbul DSİ

 

TKBL (14 takımın altısı):

Hatay BŞB

Mersin BŞB

Samsun Canik Bld

Botaş

Adana ASKİ

Edirne Bld

 

TKBL 2 (12 takımın dördü):

OGM Orman Gençlik

Edremit Bld

Mersin BŞB

Mudanya Bld

 

Voleybol Erkekler 1. Ligi (12 takımın yedisi):

Halkbank

İBB

Ziraat Bankası

Maliye MP

İnegöl Bld

Tokat Plevne Bld

Şahinbey Bld

 

Voleybol Kadınlar Ligi (12 takımın sekizi)

Vakıfbank

Nilüfer Bld

Bursa BŞB

Sarıyer Bld

Çanakkale Bld

Halkbank

Salihli Bld

İlbank

 

Voleybol Erkek 2 Lig A Grubu (14 takımın sekizi):

Afyon Bld

Düzce Bld

Seydişehir Bld

PTT

Konya BŞB

İBB

Kula Bld

Maliye Okulları

 

Voleybol Erkek 2 Lig B Grubu 13 takımın yedisi):

Hatay Bld

Payaş Bld

Palandöken Bld

Niksar Bld

Melikgazi Bld

Kahramanmaraş BŞB

Malatya BŞB

 

Voleybol Kadın 2 Lig A Grubu (14 takımın üçü):

Balıkesir BŞB

Manisa BŞB

İBB

 

Voleybol Kadın 2 Lig B Grubu (14 takımın sekizi):

Ordu Telekom

Bolu Bld

Karayolları

Gümüşhane Bld

Bartın Polisgücü

Kazan Bld

Elazığ İl Özel İdare

Antalya Bşb

Written by kesinofsayt

02 Mayıs 2016 at 11:33

Genel kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

“ERDOĞAN BİZİ KONTROL EDEMEZ”

leave a comment »

Avusturya’nın ikinci büyük gazetesi Kurier’de 29 Mayıs 2014 tarihinde bir yazı yayınlandı. İşin ilginci, yazı Fenerbahçe üzerine olmasına rağmen spor sayfasında değil, politika sayfalarında yer aldı. Aşağıda yazının bir çevirisini okuyabilirsiniz. Hatalar varsa affola…

20140530_093653

Yazının orijinal linki: http://kurier.at/politik/ausland/tuerkei-uns-kann-erdogan-nicht-kontrollieren/67.948.205

Fenerbahçe, başbakanla muhalefet arasındaki güç savaşında iktidar karşıtlarının odak noktası oldu.

Aslında futbol stadında bir hükümet başkanının yeri olmaz. Ancak Fenerbahçe tribünlerinde başbakan Erdoğan farklı bir biçimde “alkışlanıyor”. Maç esnasında her fırsatta “Muhteşem başbakan? xxx başbakan” sesleri yükseliyor. Sevilmeyen başbakan hakkında Türkçedeki başka küfürler de yüksek sesle dile getiriliyor.

Futbol Türkler için büyük önem taşıyor. Bu günlerde politik olarak hiç olmadığı kadar kamplaşmış bu ülkede, Fenerbahçe gibi zengin kulüpler sadece şampiyonluğa oynamıyor, ayrıca politik güç kavgasında başrole de oynuyorlar.

ATATÜRK KÜLTÜ

Bu tarihi kulübün hangi tarafta olduğu tribünlerde sallanan düzinelerce bayraktan belli oluyor: bir tarafında kulübün renkleri sarı lacivert, diğer tarafta ülkenin kurucusu Kemal Atatürk…
Fenerbahçe Atatürk’ün kulübü olmaktan gurur duyuyor.
Kulübün müzesinde devlet şefinin ziyaretini gösteren balmumu heykeli, kulüp defterine yazdıkları ve imzası birer ikon gibi muhafaza ediliyor.

Kulüp sportif bir idolden çok politik bir olgu artık. Fenerbahçe bugün, ülkenin Atatürk çizgisinde yönetilmesi gerektiğini düşünen ve Erdoğan iktidara gelene kadar yöneten birçok etkili Kemalistin kulübü.
O zamandan beridir Fenerbahçe başbakan ve onun güç yapısına karşı ana muhalefet durumunda, – ve bu çatışma giderek keskinleşiyor. Futbol, politika ve futbol politikasından patlayıcı bir karışım oluşmuş durumda. Kulübün yaklaşık üç yıl önce içine girdiği skandal bunu daha da ateşledi. 2011 yılındaki şampiyonluğun satın alındığı iddia edildi. Kulüp başkanı Aziz Yıldırım altı yıla mahkum oldu. Bir yıllık hapis cezasından sonra geçici olarak salındı, ancak yeniden parmaklıkların ardına girmesi kaçınılmaz gözüküyor.

Taraftarlar için bunlar bir düzen. Sudan deliller çoktan boş çıktı. İktidar güçlü rakibine karşı “özel mahkemelerle” politik gücünü kullandı.
Bir taraftar “Erdoğan önce askeri kontrolüne aldı, sonra da medyayı. Ama bizi kontrol edemiyor ve bunu sindiremiyor” diyor.

Yıldırım kendisini politik bir kovuşturmanın kurbanı olarak görüyor. Şubat ayındaki zafer turunda yarım milyon insan onu takip etti. Bununla beraber futbol fanatizmi ile politik direniş arasındaki sınır eridi. Yürüyüşün sloganlarından birisi “Fenerbahçe direniştir” oldu. Birçok taraftar için bu uzun süredir bir slogandan fazlası. Geçtiğimiz yıl yaşanan büyük Gezi Parkı eylemlerine kulüp taraftarları gözü kapalı yürümüşlerdi. Protesto organizasyonları Twitter ve Facebook gibi sosyal ağlar üzerinden organize edilmişti. Bugün hala Erdoğan rejiminin internet yasağının nasıl delindiğini, polisin aşırı şiddetiyle yaralananlara ve biber gazı kurbanlarına yardım edildiğini gururla anlatıyorlar.

FENERBAHÇE CUMHURİYETİ

Taraftarlar, herşeye rağmen lig şampiyonluğunun kazanılmasını kulübün direniş gücünün ispatı olarak görüyorlar. Kısa süre önce Kadıköy’deki – ki “Fenerbahçe Cumhuriyeti” olarak anılıyor – şampiyonluk kutlamalarında da politik sesler yükseldi: “Yıkılmayan son kale, Fenerbahçe”.

Sırada Ağustos’taki cumhurbaşkanlığı seçimi var. Bahar başındaki yerel seçimlere birçok taraftar formasıyla gitmişti. Nedenini bir taraftar çok net açıklıyor:
“Herkes kime oy vermediğimizi bilecek”!

 

 

Written by kesinofsayt

02 Haziran 2014 at 15:32

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

MAZİNDE BİR TARİH YATAR

leave a comment »

Fenerbahçe yönetiminin birkaç yıldır belli fasılalarla tekrarladığı bir söylemi var: “bu oyunda yokuz demesini biliriz”…
Ancak bu ifadenin bir sonuca varmadan sıkça tekrarlanması ciddiyetini ve inanırlığını azaltıyor. Peki yayın havuzundan çıkmak, ligden çekilmek gibi, bugünkü kokuşmuş sistemi çökertecek bir hamlenin yapılabilirliği gerçekten de var mı?

Yanıtı net bir şekilde “bedeli göze alınırsa evet”…

Bu bedelin ağır olacağını hepimiz biliyoruz; maddi yönden ciddi bir darbe, alt liglere dönüş ya da yeni bir lig organizasyonu oluşturulursa UEFA tarafından tanınmayacağı için -en azından uzuncana bir süre – yerele hapsolma…
Sistemin iplerini elinde tutanlar da bunu bildiklerinden Fenerbahçe yönetiminin söylemlerini çok ciddi bir tehdit olarak algılamıyorlar.

Peki Fenerbahçe bu bedeli göze alabilir mi?
Yanıtı zor bir soru.
Ancak günü değil, Fenerbahçe’nin tarihiyle birlikte geniş bir zaman dilimini göz önüne getirenlerce yanıtı bence çok net: evet!

Onurunuzu zedeleyecek kadar itilip kakılmaya başlamışsanız, legal hiçbir girişiminiz sonuç vermiyorsa ve daha da önemlisi sizi itip kakanlar salt yarattığınız maddi değerin peşindeyse yapılacak tek şey “ben yokum” demektir.

Bugün futbolda dönen paralar inanılmaz boyutlarda. Bunun farkındayım. Dolayısı ile geçmişe dönük örnekler bugünü açıklayamayabilir. Ancak o günlerin de siyasi ve sosyal yapısının bugüne oranla çok daha ağır olduğu, o günlerdeki kararların ve başkaldırıların bugüne göre çok daha büyük cesaret gerektirdiği de açıktır.

Mütareke (kuruluş) yıllarını çok da anlatmaya çok gerek olduğunu sanmıyorum. Zira herkes tarafından bilindiğine inanıyorum.

Aşağıda sayın Rüştü Dağlaroğlu’nun Fenerbahçe Spor Kulübü Tarihi eserinden bazı alıntıları paylaşmak istiyorum. Kişisel ve/veya camia olarak gösterilen fedakarlıklara ve kararlılıklara güzel örneklerdir:

Ayetullah Bey:

Reis Ziya beyin istifasından sonra düşülen bunalım içinde, 22 yaşındaki Ayetullah bey, sahaya 11 kişi çıkaramayacak durumdaki Fenerbahçe’nin yaşayabilmesini civardaki semt kulüpleriyle birleşmekte görmüştü. Bu amaçla temasa geçtiği Üsküdar ve Pazaryolu kulüpleriyle prensip kararma varıldı. Ancak, yeni üyelerin eskilerle bağdaşmaları mümkün olamıyordu. Yeni bir düzen, tüzük ve güçlü bir yönetime ihtiyaç duyuluyordu. Bu amaçla, 1910 yılı Eylül ayında Mühürdar gazinosunda bir genel toplantı yapıldı. Bu toplantıda eskilerle yeniler ayrı ayrı oturduklarından, yenilerin çoğunlukta oldukları hemen göze çarptı.
Yeniler, yalnız sayıca değil, kültürce de üstündüler. Sûreti hakkan görünüp, müsait bir hava yaratarak yönetimi ele geçirmek ve Fenerbahçe isim ve renklerinin, şimdilik Fenerbahçe-Üsküdar veya Fenerbahçe-Pazaryolu olarak değiştirmek amacına ulaşmaktı.
Tehlikeyi gören Ayetullah bey, toplantının, bir karar alınmadan, hemen dağıtılması lüzumunu kavrayıp, her görüş ve öneriye karşı çıkınca, sözcülerinin:
(- Burada makul düşünen bir çok Fenerbahçeli arkadaş varken, siz kim oluyorsunuz da, en önemsiz konularda bile, çoğunluğun isabetli görüşlerine muhalefet etmek hakkını kendinizde görüyorsunuz?…) demesi üzerine, kükreyen bir sesle:
(- FRANSA KRALI 14.LUİ, “LA LOİ C’EST MOÜ…” DEMİŞ!… BEN’DE, “FENERBAHÇE BEN’İM!” DİYOR VE İŞTE BUNUN İÇİN MUHALEFET EDİYORUM.” deyip onlara kapıyı gösterince, bu hareketin Fenerbahçelilerce de tasvip edildiğini gören Üsküdar ve Pazaryolu mensupları hemen salonu terk ettiler. Yalnız Pazaryolundan Yahya Berki ile Hüseyin İzzi yerlerinde kalıp Fenerbahçeye katıldılar.

Emirzade Arif Bey:

1911 yılında, Şehremini Hastane Çayırında zayıf bir gencin top alış ve vuruşlarındaki incelik ve tatlılığı hayran hayran seyreden Mustafa Katipoğlu, gencin yanma sokulup Fenerbahçe’ye girmesini teklif etmiştir.
Bu teklifi tereddütsüz kabul eden bu soluk benizli, çok zayıf genç, o sıralarda Mühendis mektebi öğrencisi ve daha sonra da, Galiple beraber, tam 7 yıl Türk futbolunun en güçlü defans hattını oluşturan, ünlü (ŞEHİT ARİF) dir.
Arif, yalnız kıvrak bir futbolcu değildi. Aynı zamanda çok ciddi, sağlam karakterli ve saygın bir gençti. Bu nedenle, Reis Ayetullah bey, idari sahada çok yorulduğunu öne sürüp ayrılırken, Yönetim Kurulu Başkanlığını, gözü arkada kalmadan, seve seve mühendis Emirzade Arif’e bırakmıştır. Fenerbançe, hiç yenilmeden kazandığı 1911/12 deki ilk İstanbul Lig şampiyonluğunu işte, bu Arif’in hem futbolcu, hem de reisliği zamanında kazandı.
Arif, Fenerbahçe A takımında 1911-18 arası 128 maç yaptı. Birinci Dünya Savaşında Uzunköprü-Keşan demiryolu inşaatında Şube Fen Heyetinde Yedek Teğmen olarak görev yaparken, Keşan’dan Uzunköprü’ye kadar 40 km. yi atla kateder ve trene binip F.B.’nin maçlarına gelirdi.
1919 Haziranında Toros demiryolu inşaatında çalışırken, Bor Ovasında hain bir çetenin saldırısına uğramış ve kalbini delen bir kurşunla Şehit olmuştur.

Galip Kulaksızoğlu:

Futbolun bütün sanat ve incelikleri bakımından süper yıldız olan Galip’in feragat ve kulüpseverliği özellikle anılmaya değer. Fenerbahçe’nin lige yeni girdiği dönemde bu eşsiz yıldıza bütün kulüpler taliptiler. O derecede ki, yüksek klasının zayıf Fenerbahçe kadrosu içinde er veya geç düşeceği belirtiliyor ve bu müstesna yaratılışın göz göre göre ziyan olmaması için, güçlü İngiliz ve Rum Kulüplerinden birine transfer olması lüzumu öne sürülüyordu….
Görüş ve iddialar yanlış değildi. Ancak; Galip, bütün bunlara, feragat ve kulüpseverliğin şaheser örneğiyle karşılık veriyordu:
(— ZARARI YOK!… ZAYIF TAKIMIMIZ BU SENE DE YİNE 5 İNCİ OLUR VE BU ACILARA ARKADAŞLARIMLA BERABER KATLANIRIM. AMA, EVVEL ALLAH, ELBET BİR GÜN, BÜTÜN RAKİPLERİ YENECEK KUDRETE ERİŞİR VE O ZAMAN YİNE ARKADAŞLARIMLA BERABER ÖVÜNÜR MUTLULUK DUYARIM!..)

Yahya Berki Karagözoğlu:

Yahya Berki’nin 1911 de yaşanan bir hatırası hizmet ve değerine ölçü alınabilir:
İlk girdiği ligde, 2 yıl üstüste 5 nci ve sonuncu olmak ümitsizlik doğrup kendisi ve Galip’ten başka herkes istifa etmişti. Fenerbahçe Kulübü yokluk ve bunalım içinde artık çöküyor ve tarihe karışıyordu. Bir yaz akşamı Şifa’da Yervant’ın kahvehanesinde dalgın ve üzgünken, Galip’in gelişi ile başını kaldırdı. Bir iyi haber getirdiği ümidiyle gözleri parladı ve Galip’in uzattığı kağıdı okudu. Bu, bir istifaname idi. Gözleri doldu!., ve bir noktaya dikilip kaldı!… Bir süre sonra, titreyen dudaklarından şu sözler, birer inilti gibi, tane tane döküldüler:
– YA BEN İSTİFAMI ARTIK KİME VEREYİM?!….
Galip, o kaya gibi genç, o da bunalım içinde, ufalmış ve perişandı. Derin bir iç çekti… ve, belirli belirsiz:
– SEN DE ALLAH’A VER!… diyebildi!…
Ancak; Fenerbahçe idi, bu!… Gülecek ve kahırlar çekecek ulusunu da çoook güldürecekti!… Nitekim, aynı Galip’le Yahya o yaz, o dağılan Fenerbahçelileri toparlamışlar ve yeni bir ruhla girilen o 1911/12 liginde, hem de hiç yenilmeden kazanılan İstanbul şampiyonluğu ile, gelişme ve yücelme dönemi başlamıştır.

Rüştü Dağlaroğlu:

O günün akşam ve gecesi, ayrı ayrı yapılan çağrıların, kısmen ertesi 7 Mart 1961 Salı sabahı gerçekleşmesi sırasında, sözü edilen çok sert ve sinirli kurmay albaya muhatap olan ve o sırada yönetim kurulunda da bulunmayan R. Dağlaroğlu’na söylenenler özetle şunlardır:
(— SİZ VE KULÜBÜNÜZ ÇOK TEHLİKELİ BİR YOLDASINIZ. PAZAR GÜNKÜ SPOR VE KAMU DİSİPLİNİYLE ASLA BAĞDAŞMAZ OLAY VE TECAVÜZLERDEN SONRA, BU GİDİŞE KESİNLİKLE SON VERMEK İÇİN, SERT TEDBİRLER ALMAK ÜZERE İDİK. DUA EDİNKİ, SAYIN KORGENERAL DÜN GECE BU İŞİ SİVİLE HAVALE ETTİ. FAKAT, BİR ŞARTLA; SUÇLULAR CUMA GÜNÜNE KADAR MUTLAKA CEZALANACAKLARDIR. AKSİ HALDE, BÜTÜN SPOR FAALİYETLERİNİ 11 MARTTAN İTİBAREN YASAKLAYACAĞIMIZ GİBİ, KULÜBÜNÜZ VE SİZLERİ DE BİZ TECZİYE EDECEĞİZ.
KAMUOYUNDA ZATEN SEVİLMEYEN FENERBAHÇE KULÜBÜ, BU YASAKLARA DA SEBEP OLUNCA, ÇOK DAHA AĞIR BİR NEFRET VE SORUMLULUĞUN BASKISI ALTINDA EZİLECEK VE UYGULAYACAĞIMIZ CEZA YÖNTEMLERİYLE MUTLAKA YIKILACAKTIR… KOMUTANLIK BU KONUDA KESİN KARARLIDIR!.. BUNU BÖYLE BİLİN!…)
Bu acâip ve serapa haksız suçlamaları zaman zaman kesmek zorunda kalan R. Dağlaroğlu, eski bir anı ve olayı hatırlatarak, genç kurmay albayı yatıştırmaya çalıştı:
(— FENERBAHÇE KULÜBÜ 40 YIL ÖNCE DE SUÇLANMIŞ VE KAPATILMAK İSTENMİŞTİ. ANCAK, O SUÇLAMALAR BU GÜNKÜLER GİBİ İFTİRA DEĞİL, GERÇEKTİLER. FENERBAHÇE KULÜBÜ KURTULUŞ SAVAŞINA SİLAH VE PERSONEL ŞEVKİ ve İŞGAL KUVVETLERİNE DE DÜŞMANCA TUTUMDAN SUÇLU İDİ. KAPATMAK İÇİN BAHÇESİNDE SİLAH ÇATANLAR DA SÜNGÜ TAKMIŞ BİR İNGİLİZ BİRLİĞİ İDİ. ANCAK, FENERBAHÇEYİ HİÇ BİR BASKI ENGELLEYEMEMİŞ VE MİLLİ GÖREVİNİ DAHA BÜYÜK AZİMLE SÜRDÜRMÜŞTÜ. GENÇSİNİZ, SİZ BİLEMEZSİNİZ. FAKAT, SAYIN KORGENERALİMİZ BU TARİHSEL OLAYI PEKİYİ BİLİRLER.
DÜŞMAN ORDULARI BAŞKOMUTANI GL. HARRİNGTON’UN GİRİŞTİĞİ VE BAŞARAMADIĞI BİR DAVRANIŞIN, 40 YIL SONRA, SİZLERCE TEKRARLANACAĞINA KİMSE İNANMAZ. KALDI Kİ, FENERBAHÇE KULÜBÜ, ULU ATA’MIZ BAŞTA OLARAK, ULUSUNUN ENGİN SEVGİSİNİ KAZANMIŞ TEMİZ, MERT VE MİLLİYETÇİ BİR HALK KULÜBÜDÜR. DÜN BUNU BİR DEFA DAHA İSPAT ETTİ. YENEN HAKKINA SPORTMENCE DAYANDI VE HİÇBİR OLAYA NEDEN OLMADI. MAÇTAN SONRA SEYİRCİNİN PİSTE ÖTEBERİ ATMASININ SORUMLUSU İSE EHLİYETSİZ ELLERDEKİ SPOR TEŞKİLÂTIDIR. BU NEDENLE, UYGULANMAYA KONAN “YAVUZ HIRSIZ!..” ROLÜNE DEĞİL, SÖZLERİME İNANIN VE GÖRÜŞÜNÜZÜ GÖNÜL RAHATLIĞIYLA DÜZELTİN…)

Sonuç olarak Galip Kulaksızoğlu’nun dediklerini biraz uyarlarsak:
“Zararı yok. Yine 5. olur, çekilecek acılara arkadaşlarla beraber katlanırız. Ama evellallah elbet bir gün bütün rakipleri yenecek kudrete erişir ve o zaman yine arkadaşlarla beraber övünür, mutluluk duyarız”…

Bozuk sistemin figüranı olmaktansa yenisini kurar Fenerbahçe…

***

Şimdi yazacaklarım kimilerinize ütopik gelebilir, uygulanamaz bulabilirsiniz. Ancak her şekilde tartışılması gerektiğine inanıyorum.
Bugünkü yapının düzeltilemeyecek derecede bozulduğu konusunda çoğunuzla hemfikir olduğumuzu sanıyorum. Dolayısıyla sayın Mahmut Uslu’nun 28 Şubat 2014 tarihli basın toplantısında söylediği “gerekirse, tüzük için yapılacak genel kurula koyacağımız bir ek gündem maddesiyle ligden çekilme dahil her türlü kararı alabiliriz” sözleri için itirazımı belirtmeliyim. “Gerekirse” değil, şu anda genel kurula bu gündemin duyurulması gerektiğini düşünüyorum. Türk Futbolu’nun başlangıç yıllarındaki “Cuma ve Pazar ligleri” gibi, yepyeni bir oluşuma yelken açmak gerekiyor bence.

Bugün yayıncı kuruluşa da, TFF’ye de en büyük maddi kaynağı Fenerbahçe sağlıyor. Yanına alacağı, mesela İzmir, Adana takımları ve Anadolu’dan muhtelif takımlarla yepyeni bir ligin oluşturulması dahi tartışılabilir bu ortamda. Elbette ki UEFA’nın bu oluşumu tanımayacağını, uzun bir süre yerel kalınacağını biliyorum. Ancak Fenerbahçe’nin olduğu yere sponsorların ve yayıncıların ilgi göstereceği de yadsınamaz.
Tahmin edilenden de kısa bir sürede, şu an varolan kirli sistemin iflası, bu yeni oluşumun uluslararası meşruiyetini sağlayabilir.

Elbette ki bunlar sadece tahmin.
Elbette büyük riskler taşıyor.
Ancak tartışılmayı hakediyor.

Fenerbahçe’nin 115 yıllık tarihinde yaptıkları, üstesinden geldikleri unutulmamalı.
Fenerbahçe asla itilip kakılan bir figüran değildir, olamaz. Bedeli ne olursa olsun…

Rahmetli Rüştü Dağlaroğlu’nun Fenerbahçe Spor Kulübü Tarihi kitabında yazdığı gibi:
“İşte Fenerbahçe’nin eşsizlik ve yüceliği buradadır. Yarattığı tarihin zenginlik ve görkemindedir!…”

Written by kesinofsayt

28 Şubat 2014 at 16:32

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with

BU DÜZENİ YIKMANIN VAKTİ GELMEDİ Mİ?

leave a comment »

Son haftalarda üstüste gelen ve artık hata olarak nitelendirilmekten çok uzak olan hakem hataları ligde puan durumunu oldukça dengeledi. Bu durum aslında sadece bu sezona özgün değil. Yıllardır en ciddi rakibiniz gerek tesis, gerek maddi, gerekse saha içinde kollanırken mücadele etmeye çalışıyorsunuz. Üstelik mücadeleniz saha içinde ve dışında sürekli engellenmeye çalışılıyor.

Fenerbahçe’nin tarihinden gelen büyüklüğü bu figüran muamelesine razı olmamalı…
Geçmişte bugünkünden çok daha zor koşullarda ve çok daha büyük bedeller ödeyerek ayakta kalmış bir camia Fenerbahçe.
Bugünkü çarpık düzeni değiştirmek de bazı bedeller göze alındığında imkansız değil.

Resmi siteden yapılan açıklamalar, TFF ziyaretleri filan bu sorunu çözmez, çözmeyecektir.
Sistemi tümüyle yıkmadıkça bu haramiler saltanatında bir figüran olarak kalırsınız.
Sistemi çökertmek de parayı kesmekle olur ancak!

Sistemin gerek maddi olarak, gerekse yaptığı manipülasyonlarla en önemli ayağı da LigTV’dir. Yayınladığından çok yayınlamadığı görüntülerle ligi doğrudan etkilemektedir yayıncı kuruluş. Üstelik de bu yapılanlar yeni değil, yıllardır uyguladıkları bir taktiktir. Ve işin asıl acı yanı, bu kuruma en çok parayı Fenerbahçe taraftarının kazandırıyor olmasıdır.

Taraftar defalarca boykot denemeleri yapmışsa da organizasyon yetersizliğinden başarılı olamamıştır.
Fenerbahçe yönetiminin yapması gereken – bence – resmi bir açıklama ile bir boykota yol vermesi olacaktır. Doğrudan iptal talebini birtakım hukuki sorunlar nedeniyle gerçekleştiremeyebilir yönetim. Ancak, mesela “taraftarımızdan LigTV aboneliklerini gözden geçirmesini rica ediyoruz” gibi bir açıklama bile yeterli etkiyi sağlayacaktır diye düşünüyorum. Fenerbahçeli abonelerden yarısı bile buna destek verirse ne LigTV kalır, ne de oradan gelen paralarla sistemin çarklarını oluşturan diğer kulüpler, TFF ve bağlı kurulları…

Bunun Fenerbahçe’ye maddi bedeli olur mu? Elbette…
Olmaması düşünülemez. Ancak bu kulübün onuru ve bağımsızlığı için tarihinde ödediği bedellerle kıyaslandığında bunu göze almak gerekir.
Sonuçta Fenerbahçe’nin “sen sokakta oyna, kaldırımları tribün yaparız” diyen ve muhtelif durumlarda da sözünün ciddiyetini ispatlamış bir taraftar kitlesi vardır.

Böylesi bir hareket Türk Futbolu’nun çöküşü anlamına geliyorsa bu kokuşmuş futbol düzeni çökmelidir zaten.

Fenerbahçe bu kirli düzende figüranlık yapmak istemiyorsa, tarihinden aldığı güçle, tarihine yakışır bir hamle yapmalıdır artık. Hele ki mahpusluğu göze alacak cesarette bir başkanı varken!

Written by kesinofsayt

26 Şubat 2014 at 11:46

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

BİR ŞEHİR EFSANESİ: FENERBAHÇE TARAFTARI

leave a comment »

Fenerbahçe taraftarı şöyledir….
Fenerbahçe taraftarı böyledir…
Fenerbahçe taraftarı şunu yapar…
Fenerbahçe taraftarı bunu yapar…

Öyle mi gerçekten?
Çok tepki alacağımı biliyorum, ama birilerinin kral çıplak demesi gerekiyor.

3 Temmuz Darbesi’nin ardından Fenerbahçe taraftarının direnişi çok şeyi değiştirdi, değiştiriyor. İtirazım yok asla.

Ama medya, boykot vs konularında Fenerbahçe taraftarının potansiyel gücü bir yana, bugüne kadarki yaptırımı bir yana…

“Falan oldu boykot”…. Fossss…..
“Filan oldu boykoy”…. Fısssss….

Hep böyle oldu.

Kimse kimseyi kandırmasın.

Fenerbahçe taraftarı “BİRLİKTE”, “BİR GÜÇ OLARAK” hareket etseydi, edebilseydi bugün Rıdvan NTVSpor’da hala yorumcu değildi…

Fenerbahçe taraftarı “BİRLİKTE”, “BİR GÜÇ OLARAK” hareket etseydi, edebilseydi bugün AMk adında bir sözümona gazete yoktu…

Fenerbahçe taraftarı “BİRLİKTE”, “BİR GÜÇ OLARAK” hareket etseydi, edebilseydi bugün Beyaz TV diye bir kanal, o kanalın kerameti kendinden menkul (otosansür) isimlerini kimse bilmiyordu…

Fenerbahçe taraftarı “BİRLİKTE”, “BİR GÜÇ OLARAK” hareket etseydi, edebilseydi bugün Fırat Aydınus, Hüseyin Göçek, Tolga Özkalfa, Cüneyt Çakır, vb zerzavat hakemlik yapamıyordu…

Fenerbahçe taraftarı “BİRLİKTE”, “BİR GÜÇ OLARAK” hareket etseydi, edebilseydi bugün; örnekleri çoğaltmak mümkün…

Olmadı, olmuyor, olamıyor…

Kendimizi dev aynasında görüp mastürbasyon yapmayalım artık…

Gerçekçi olalım, ne yapabiliyoruz ona bakalım.

Türk futbol “ailesi”nde POTANSİYEL OLARAK çok, ama çok büyüğüz. Herkesi, hepsini batıracak kadar hem de…

Ama pratikte hiçbirşeyiz maalesef!!!

Bana kızıp sallamaya başlamadan bir düşünün…

Neyi değiştirdik bugüne kadar? (3 Temmuz Darbesi sürecindeki direnişi ayrı tutarak)…

Artık kendimize gelmenin, bütün bu devasa medya kuruluşlarını, TFF’yi, Zekeriya’nını MHK’sını filan sallayıp, darmadağın etmenin zamanı gelmedi mi?

GELMEDİ Mİ?

Written by kesinofsayt

25 Ocak 2014 at 19:52

Genel kategorisinde yayınlandı

KURUMLAR / KURULLAR AYNI, “HASSASİYETLER” FARKLI!

leave a comment »

Tarih 22 Kasım 2012…
Saat 22:05’de Fenerbahçe Marsilya deplasmanında UEFA Avrupa Ligi karşılaşmasına çıkacak.

fbmars

Maça saatler kala Fenerbahçeli Caner Erkin’e (aslında söylemediği rakip futbolcu beyanından anlaşılmasına rağmen Fırat Aydınus’un ısrarı neticesinde) PFDK tarafından “ihraç öncesi ve ihraç sonrası müsabaka hakemine yönelik sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle takdiren 2 RESMİ MÜSABAKADAN MEN CEZASI ve 20.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına” kararı açıklanıyor.

pfdkcaner

Bundan yaklaşık bir yıl sonra, 6 Aralık 2013 tarihinde oynanan Galatasaray – Sanica Boru Elazığspor maçında attığı gol sonrası formasının altındaki Mandela tişortuyla gol sevincinde Mandela’ya saygısını gösteren Galatasaray futbolcuları Drogba ve Eboue’nin PFDK’ya sevki gündeme geliyor.  Birçok insan sevkin yapıldığını düşünse de durum hiç de öyle olmuyor.
(Aslında gol sonrası formasını çıkartan oyuncuya gösterilen sarı kart uygulamasının da yapılması gerek, ancak hakem Çağatay Şahan buna gerek görmüyor.)
Drogba bu haberlerin ardından

Destek veren herkese teşekkür ederim. Üzgünüm ama yine böyle bir şey yapmak zorunda kalsam, bir kez daha aynısını yapardım. Bunu politik sebeplerden dolayı değil, Mandela bana, bir ülkeye, bir kıtaya ve tüm dünyaya ilham kaynağı olduğu için yaptım. Tekrar teşekkürler Madiba.

açıklamasını yapıyor. Yani Caner olayındaki gibi “var mıydı yok muydu” tartışmasındaki gibi varlığı şüphe götüren bir durum da yok ortada.

drogbaaciklama

Drogba ve Eboue’nin PFDK’ya sevki olağanın dışında bir uygulama ile 12 Aralık 2013 gününü buluyor.

drogbasevk

TFF’nin ilk kez olağan rutininin dışına çıkarak, sevk işlemini geciktirmesi Galatasaray’ın Juventus ile Şampiyonlar Ligi karşılaşmasına bağlanıyor. Hafta boyu bu yorumları dinliyoruz, okuyoruz.  Hemen herşeye yanıt yetiştiren TFF’den ise herhangi bir yalanlama gelmiyor.

juv

Konumuzun özü talimata aykırı, ceza gerektirecek bir hareket olup olmadığı değil.
Aynı kurumun, Türk Futbolu’nu Avrupa’da temsil eden iki farklı kulübe iki farklı uygulama yapması…
Merak ediyoruz; “hassasiyetler” renklere göre mi belirleniyor?
Eğer öyle ise bunun kriterleri nelerdir? Kaynağı nedir?

Written by kesinofsayt

12 Aralık 2013 at 12:19

Fenerbahçe, Galatasaray, PFDK, TFF kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , , , , , ,

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 57 takipçiye katılın