FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

3 TEMMUZ KARMAŞASI

leave a comment »

12 Kasım 2017 günü sosyal medyaya aşağıdaki fotoğraf düştü.

mmuldur

Fenerbahçelilerin çoğunu üzen, ama belki de fazla şaşırtmayan bir görüntüydü bu. Şaşırtmamasının nedeni Aziz Bey’in daha önceleri de Fenerbahçe’ye her fırsatta “çakan” bazı isimlerle bir araya gelme alışkanlığıydı. Şansal Büyüka, Ahmet Hakan gibi isimlerle de program ya da başka nedenlerle bir araya geldiğini kimsenin unuttuğunu sanmıyorum. Üstelik zamanlamaları da taraftarın bu isimlere ya da kurumlarına tepki gösterdiği, boykot kampanyaları yaptığı dönemlere denk gelmişti tesadüfen.

Elbette ki Aziz Yıldırım’ın özel hayatına karışmak kimsenin haddine değil. Ancak her konuşmasında Fenerbahçe’yi, değil özel hayatının, hayatının önüne koyduğuna vurgu yapan bir başkanın, 3 Temmuz sürecinde kendisine kalkan olan kişileri – ki sadece taraftar değil, gazeteciler de var – sırf eleştirdiler ya da kongre çağrısı yaptılar diye silip atarken, aynı dönemde Fenerbahçe’ye, özellikle de yöneticilerine imayı da aşan şekilde şike suçlaması yapan birisiyle mutlu tablolar çizmesi anlaşılabilir bir durum değil.

Aziz Bey o dönemde verilen destansı desteğin Fenerbahçe’ye verilen bir destek olduğunu, kendi şahsına olmadığını, gerçek dostların gerektiğinde hataları da söyleyenler olduğunu, iyi gününde şakşakçılık yapanların kendisini tökezlediği anda ilk satacaklar olduğunu anlayabilir umarım.

“Ne yapmış bu Meriç Müldür?” diyen olursa:

http://www.haberturk.com/yazarlar/meric-muldur-1089/646704-kim-yapti-bu-sikeyi

Kim yaptı bu şikeyi?

Öncelikle emniyet teşkilatını kutlamak gerekir. Müthiş başarılı bir operasyona imza attılar. Operasyon aylar öncesinde başlatıldı ama basına tek bir haber sızmadı.
İkinci, belki de üçüncü dalgada gelecektir de benim merak ettiğim bazı konular da yok değil.
Örneğin, İbrahim Akın nerelerde? İddialara göre ismi maddi menfaat karşılığında şikeyle Fenerbahçe ile anılıyor. Beşiktaş’ında transfer vaadiyle İbrahim’le temas kurduğu ileri sürülüyor. Ama ne kendisinden haber var ne de İstanbulspor Büyükşehir Belediye
Kulübü’nden. Türkiye’de mi, yurt dışında mı? Aranıyor mu, yakalama emri çıkarıldı mı?
Yoksa hiçbiri doğru değil de, suçsuz mu? Öyleyse niye ortaya çıkmıyor?
Merak ettiğim diğer konulara gelirsek…

ŞAİBELİ MAÇ 19 TUTUKLU FUTBOLCU 1!
Sivas-Fenerbahçe maçı şike deniyor. Sivasspor’un başkanı, yöneticisi cezaevine gönderildi de tutuklanan Sivassporlu tek futbolcu kaleci Korcan. Korcan sahada tek başına 4-3’lük skoru dizayn etmiş olamaz. Takım arkadaşlarının da katkısı şart. Bu isimler kimyada kimler?
Buca-Fenerbahçe maçı da şike listesinde. Bucaspor’un ne hocası, ne yöneticisi, ne de tek bir
futbolcusu tutuklandı. Gözaltına alınan bile olmadı. O zaman şikeyi kim yaptı?
Eskişehirspor’a gelirsek. Teşvik primi alındığı, futbolculara da dağıtıldığı iddiası var. Hocası, sportif direktörü cezaevinde. Sezer Öztürk serbest kaldı. Bülent Uygun, Ümit Karan teşvik primlerini dağıttıysa hangi futbolculara verildi? Teşvik aldılarsa neden bir tane bile tutuklanan Eskişehirli futbolcu yok? Ümit Karan geçen sezon futbolcu kadrosundaydı derseniz, o oyuna girdiğinde de Fenerbahçe 2-1 öndeydi. Teşvik primi alındı ama futbolculara verilmediyse bu maç kolay kolay ne şike kapsamına girer, ne de teşvik.
Karabük cephesinden sorgulanan tek isim Emenike. Gençlerbirliği’nden gözaltına
alınan tek futbolcu Mahmut Boz. İkisi de serbest kaldı. Şike iddiası olan maçlardan biri de
Fenerbahçe-Ankaragücü. Tutuklu tek Ankaragücülü futbolcu yok.
Şimdi tüm bu soruların ışığında net olarak “Fenerbahçe küme düşmeli” diyebilir miyiz?
En azından biraz erken gibi geliyor bana.
Şaibe olduğu iddia edilen maç sayısı 19.
Tutuklanan futbolcu sayısı 1.

SORU İŞARETİ KALMAMALI
Tabii bir maçta da yapılsa şike şikedir. Ama tek başına bir Korcan bunu nasıl organize edebilir? Tamam bir hatalı gol yedi de Fenerbahçe’nin attığı gol sayısı 4.
Diğer maçlar deseniz, hepsi gözümüzün önünde. Bazılarında özellikle stoper faciaları varda 90 dakikayı düşünürseniz alayı dişediş mücadele ile geçmiş.
Kabul ediyorum ki ortada titiz bir operasyon, deliller, gerçekler var. Bunları kimse inkar edemez. Yönetici bazında çok ciddi girişimler olduğu net. Bu kişilerin hayatı karardı. En ağır cezaları da alacaklar. Ama Fenerbahçe Kulübü’nün ligden düşürülmesi gerektiği kanaatine varabilmek için bence daha fazla kanıta ihtiyaç var. Kafalarda en ufak bir soru işareti kalmamalı. En azından 8-10 futbolcunun bu işin içinde olduğunun kanıtlanması lazım. Ya
da hakemlerin. Belki de öyle olacak.

***

Emniyete göre şike ama…
Fenerbahçe şike yaptı demeye dilim varmıyor. Ama şurası kesin, rakipfutbolcuların aklını karıştırdı. Hem de sezonun ikinci yarısının çoğu maçında. Bence bazı maçlar da soruşturma kapsamına girmedi.
“Oynama, iyi oynama, fazla sıkma” dendi, “Seni transfer edeceğiz yaşın genç önümüzdeki yıllarda transferin var” gibi vaatlerde bulunuldu. Belki kimi girişimlerinde başarılı oldular, kimileri tarafından da terslendiler. Bunlar yaşandı.
Fakat bunu şikenin içine ne oranda sokabilirsiniz? Etik olmada kesin de şike de  diyemezsiniz.
Herkesin telefon konuşmaları tespit edilmiş. Ancak şu ana kadar servis edilen tapelerde hiçbir takımdan hiçbir futbolcunun, hakemin ismi pazarlıklarda geçmiyor.
Şike kanaatine giren ise polisler. Maçları her ne kadar didik didik etseler de, görüşmeleri belgeleyip bu işe yeltenenlerin ipliğini pazara çıkarsalar da futbol konusunda uzman değiller. Hukukçu da değiller. Simsarların, işgüzarların girişimleri sahalara ne ölçüde yansıdı, uygulandı? Emniyete göre şike olabilir ama federasyon kararını alırken daha başka verilere ete dayanmak zorunda.

***

21 yıl önce ve bugün
Tüm Fenerbahçeliler’in olduğu gibi Aykut Kocaman’ın da içi kan ağlıyor. Nasıl ağlamasın? Bütün bir sezon heyecan kasırgası şeklinde geçmiş. Futbolcu grubu müthiş bir performans göstermiş, şampiyonluk uğruna ter akıtmış, sahada mertçe mücadele etmiş. Ama bazı işgüzarlar çıkmış, bataklık fareleri çıkmış bu alınterine gölge düşürmüş, bunca başarıyı bir kalemde kirletmiş. Yapacak da bir şey yok. O işgüzarların marifetlerinin cezasını tüm Fenerbahçe camiası çekecek.
Aykut Hoca’nın da işaret ettiği gibi Türk futbolunda futbolun içinden gelen insanlar söz sahibi değil. Gerçek aktör olan futbolcular zaten piyon. Türk futbolunu bataklığa çevirenler, nereden nasıl geldiği belli olmayan tipler.
“Ligde şaibe varsa bu 1959’dan itibaren araştırılmalı. Bataklık ancak bu şekilde kurutulur” diyor Aykut Hoca…
Keşke öyle olsa. Ama buna imkân var mı hocam? Hiç değilse bu depremin sevinilecek bir yanı var. Bu bir milat olacak, artık kimse boyundan büyük işlere kalkışamayacak. Buna cesaret bile edemeyecek. Bugüne kadar her şeye seyirci kalındı, yapanın yanına kâr kaldı. Bu ülkede 1990 yılında verilen şike kararı bile uygulanmadı.
Malatyaspor Başkanı Metin Kaya Çağlayan delilleriyle şikeyi ispat etti. Şenes Erzik federasyonu umursamadı. O dönemin yöneticilerinden Levent Bıçakcı yıllar sonra federasyon başkanı olduğunda bir konuşmasında itiraf etti. Ama neye yarar? Acaba 21 yıl önce Tahkim Kurulu’nun bile onayladığı şike kararı cesurca uygulanabilseydi Türk futbolu bugün bu derece kirlenir miydi?

http://www.haberturk.com/yazarlar/meric-muldur-1089/664138-fenerbahce-icin-kural-mi-degisecek

Fenerbahçe için kural mı değişecek?

F.BAHÇELİLER’İN içinde bulundukları durum kolay kolay atlatılabilecek bir travma değil. Her gün değil bir gün ölmek istiyorlar. Haklılar. Keşke Mehmet Berk bir sürpriz yapıp bayram tatilinde iddianameyi hazırlasa. Ardından da öyle ya da böyle bir karar çıksa, en azından kaos ortamı son bulsa. Ancak her şeyin de bir yolu yordamı var. Hukuki prosedürler var.

Aykut Hoca şimdi diyor ki; “Plan belli. Şampiyonlar Ligi’nden atıldık. Şampiyonluğumuz alınacak, küme düşürüleceğiz.”

Tespit doğru. Ama keşke bunları daha önce görebilseydi. Veya gördüyse daha önceleri dile getirebilseydi. Ve hatta, çuvaldızı kendilerine de batırıp kendi yöneticilerinin hatalarına da vurgu yapabilseydi. Bu sürecin bu yönde gelişeceği belliydi. Artık iş işten geçti.

Futbolculara hak veriyorum. Döktükleri gözyaşı var, yeri geldiğinde akıttıkları kan var, alınteri var. Ve bence sahada da hak edilmiş bir şampiyonluk var. Ama neye yarar?

Saha dışında da sizin bu alınterinize, başarınıza gölge düşüren kendi yöneticilerinizin operasyonları var. Çevirmedikleri dolap kalmamış. Belki gözleri dönmüş, belki hırslarının kurbanı olmuşlar. Fakat hatayı da yapmışlar. Ve ne yazık ki faturasını tüm camia ödemek zorunda. Kural bu. Fenerbahçe için kuralın değişecek hali de yok.

İyi ki Ali Koç var
Fenerbahçeli yöneticiler bugüne kadar mantıklarıyla değil duygularıyla hareket ettiler. Federasyonu suçlayıp durdular da kendileri de süreci iyi yönetemedi. Aziz Yıldırım cezaevine girdi, yönetim de bitti, tükendi.

Federasyonu köşeye sıkıştırmaya çalıştılar, tribüne oynadılar. Onlara sorarsanız, bırakın Türkiye’yi, bütün dünya birleşti Fenerbahçe’ye operasyon yapıyor!

Bereket son günlerde Ali Koç dümene geçti de aklıselim açıklamalar geliyor. Uzlaşma yolları arıyor. Krizi en az hasarla atlatmak istiyor. Mağdur durumdalar. Kendi bakış açılarından haklı istekleri, saptamaları da var. Federasyonun, 16 Ağustos’tan sonraki UEFA yazışmalarını açıklamaması dikkat çekici. Ama her bir istekleri karşı taraf adına ciddi riskler taşıyor. O riski de kimse göze almaz. İşin içine devlet de girse kısa sürede çözümlenebilecek bir durum yok ortada.

Önce alkış şimdi ihraç
Federasyon, 13 gün önce Fenerbahçe hakkında elinde imkan olmasına rağmen küme düşürme kararı vermeyip iddianameyi beklemeyi tercih ettiğinde federasyonu ilk alkışlayan Fenerbahçe’ydi.

Şimdi aynı yöneticiler açıklama üstüne açıklama yapıp, federasyonu yerden yere vuruyor. Hedefteki adam öncelikle Mehmet Ali Aydınlar.

Adam başkan olduğuna olacağına pişman oldu.

Çoğu yöneticiden daha iyi Fenerbahçeli. Fenerbahçe’ye katkısı mevcut yönetim kurulundakilerden kat kat fazla. Çıktı Teke Tek’te açıkladı. Kararı UEFA’nın isteği doğrultusunda aldıklarını söyledi. Tehdit kokan mektup da basına yansıdı ki, başkanın söyledikleri kelimesi kelimesine doğru.

Başka ne yapacaktı? Fenerbahçe’yi kollama uğruna Türkiye’yi mi yakacaktı!

Şimdi de duyuyorum ki Aydınlar’ı kulüpten ihraç etmeyi planlıyorlarmış. Acaba ihraç etmeleri gereken isim Aydınlar mı, başkaları mı?

Forma, arma ve gerçekler
Fenerbahçeli taraflar beni şaşırtıyor. Kulüplerine, başkanlarına inanılmaz derecede sahip çıkıyorlar. Camia olarak müthiş bir dayanışma gösteriyorlar.

Dayanışmalarını alkışlıyorum. Ama körü körüne sahiplenmelerini de yadırgıyorum.

Onlara göre federasyon suçlu, UEFA suçlu. Basın hepten suçlu.

İyi güzel de, bu işleri başınıza basın mı açtı, kendi yöneticileriniz mi? 

Her yere öfke kusuyorsunuz da yöneticilerinize niye toz kondurmuyorsunuz?

Camiaya bugünleri yaşatanları niye sorgulamıyorsunuz?

Formaya sahip çıkın, armaya sahip çıkın da gerçekleri de görün. 

G.Saray ve UEFA
Yaşanan süreçte Galatasaray da yayınladığı deklarasyonlar nedeniyle çok eleştirildi. Gerçekten her defasında üstü kapalı olarak, imalı cümlelerle “Fenerbahçe’yi düşürün” dediler. Sanırsınız herkes kirli, Galatasaray temiz.

Bu açıklamalar da rakipleri tarafından haliyle şu şekilde yorumlandı: “Fenerbahçe, Beşiktaş düşsün, Trabzon eksi puanla lige başlasın, meydanı boş bulan Galatasaray da şampiyon olsun istiyorlar.”

Bildirilerdeki ifadeler hoş kaçmadı ama bazıları yanlış da değildi.

Örneğin, “Kangrenli parmağı kesmezsek birileri gelip kolumuzu keser” sözü.

Bu operasyonda iddia edildiği gibi Galatasaray’ın parmağı var mı bilemem ama UEFA geldi, kolumuzu kesti.

Başmüfettiş raconu kesti, UEFA da biletimizi.

UEFA, son dakika golü ile Fenerbahçeli futbolcuların emeğini çaldı. Milyonlarca taraftarın hayalleri ile oynadı. Prestijimizi yerle bir etti.

Zayıf anımızı yakaladı, affetmedi.

Gücü bize yetti. Milan’a, Porto’ya, Real’e, Barca’ya yapamadığını, asla da yapamayacağını bize kolayca uyguladı.

Ve içimizi en çok acıtan da bu oldu.

Sadri Şener’e özgürlük
Fenerbahçeliler’in tepkilerinde en çok hak verdiğim nokta Şampiyonlar Ligi’ne Trabzonspor’un alınmasına gösterdikleri reaksiyon.

Gerçekten şaşırtıcı. Onların da soruşturmada üç dosyası var ve bunlar bizzat federasyon tarafından UEFA’ya iletildi. Buna rağmen federasyonu da bilgilendirmeden Trabzonspor’u Devler Ligi’ne dahil ettiler. Bu bilgilendirme yapılsaydı eminim federasyon çekincelerini iletirdi.

UEFA’nın kararı ülkemiz adına bir yandan da sevindirici ama işin bir ilginç yanı da bu kararın sabahında Sadri Şener’in yurt dışı yasağının kalkması.“Fenerbahçe’ye operasyon yapılıyor” görüşünü savunanların iddialarını sanki inadına destekler nitelikte bir gelişme.

Bir önceki itiraz reddedilmişti. Şimdi kabul edilmiş. Elbette haklı bir gerekçesi vardır. Belki de tesadüftür. Ancak herkes merak ediyor, birilerinin bu konuyu aydınlatmasını bekliyor.

http://www.haberturk.com/yazarlar/meric-muldur-1089/673551-sezon-sonuna-neden-kaldi

Sezon sonuna neden kaldı!

MEHMET Ali Aydınlar ismine ilk günden bu yana sıcak bakanlardan biriyim. Tarafsız kalacağına, kurallara uyacağına, kimsenin hakkını yemeyeceğine inanıyorum. İnancımı da henüz yitirmedim.
Ancak 3 Temmuz’da başlayan süreç ile birlikte kafamda bazı soru işaretleri de oluşmadı değil. Kabul edelim ki federasyon da zor bir dönemden geçiyor. Bu kaos en başta başkanı çok yıprattı. Sayın Aydınlar süreci çok iyi yönetememiş, çelişkili açıklamalar yapmış olabilir. Ancak bunlar yaşanan olayların gelişimi göz önüne alındığında makul karşılanabilir.
Fakat benim makul karşılayamadığım bir yön var. Şike konusunda kararın sezon sonunda alınacak olması.
Aynı federasyon başkanı değil miydi iddianamenin hazırlanmasının ardından derhal karar
vereceklerini açıklayan.
Ne oldu, neler yaşandı, nelerle karşılaştı da fikri değişti?
Başkan bunun nedenini açıklamadı. Herkesin işine geldiği için kimse üzerine gitmedi.
Net bir bilgilendirme yapılmayınca da türlü türlü iddialar ortaya atıldı. Aralarında öyle
iddialar var ki, çok ciddi.
Ancak iddiayı ortaya atanlar, işlerini kaybedebilecekleri gerekçesiyle basına açıklama yapmaya yanaşmıyor. Haliyle yazamıyorum. Gün gelir konuşurlarsa ben de yazarım.

***

Bari suyunu çıkarmayın

Karar, Mehmet Ali Aydınlar’ın bir önceki açıklamasında söylediği gibi iddianamenin mahkemece kabul edilmesinin akabinde alınsa ne olurdu?
Eminim ortalık çok karışırdı.
Soruşturmada adı geçen kulüplerin öyle ya da böyle ceza alması yüksek ihtimal.
Gelişmelerde gösteriyor ki zaten küme düşme cezası çıkmayacak. Ne yapıp edecekler kitabına uyduracaklar.
Puan silme cezası ise kaçınılmaz gözüküyor.
Tüm bu iddiaların, gelişmelerin paralelinde Türk futbolunda neler oluyor?
Kulüpler Birliği yasanın, talimatların değişmesi için harıl harıl çalışıyor.
Bakan, Kulüpler Birliğinin bir bütünlük içinde hareket etmesinin sevindirici olduğunu söylüyor. Özellikle Fenerbahçe’ye yönelik haksız yorumlar yapıldığını, şike skorlara yansımadıysa adaletin yeşil sahada tecelli edeceğini vurguluyor.
Siyasi partiler ziyaret ediliyor. Federasyon da birer ikişer talimatları değiştirmeye başlıyor.
Şimdilik değiştirilenler zararsız olanlar. Ama gerçek hedef meşhur 58. madde. Onun için de zemin hazırlanıyor. O da değişti, değişecek. Yakındır. Doğru, talimat ağır. Değiştirilmesi zorunlu. Ama kulüpler ne diyor? “Küme düşme kaldırılsın.” Bu kadarı da fazla oluyor. Şikeye teşebbüsün, teşviğin karşılığı küme düşürme olmasın, puan şilinsin yeterli. Bunu anlarım. Ama hiç değilse şikeyi affetmeyin, işin bu kadarda suyunu çıkarmayın.

***

Şike madalyası (!)

Şikeşi şikeyle örtbas etmek, bir anlamda şikenin, yasa dışı bahisin önünü açmak üzereyiz.
Avrupa’nın, UEFA’nın gözünde “şikeye tolerans gösteren ülke” olarak anılacağız ama kimin umurunda? Aksine neredeyse madalya vereceğiz!
Hem de bunu federasyonuy|a, kulüpleriyle, basınıyla, siyasileriyle elele vererek yapıyoruz.
Bu ülkede Cemal Nalga skandalı yüzünden bile Galatasaray takımı lige eksi 5 puanla başlatıldı.
Ama konu futbol olunca, para ahlaki değerlerin önüne geçince kararlar da değişiveriyor. Herkes başını kuma gömüyor. Günübirlik kanunlar çıkarılıyor. Yeter ki gönüller bir olsun!
Umarım, Sayın Spor Bakanı Suat Kılıç’ın da dediği gibi şike sahaya yansımadıysa her takımın taraftarı her sonucu benimser.
Benimserse sorun yok da acaba benimser mi?

***

Lig karakolda biter

Diyelim ki Fenerbahçe bu sezon da şampiyon oldu. Akabinde de federasyon şike soruşturmasında kararını açıkladı.
İşte bu durumda federasyonun izleyeceği yolu Halil Özer pazar günü yazdı. Diyelim ki, şike yok şikeye teşebbüs var. O da saha sonuçlarına yansımamış. Fenerbahçe’ye örneğin 9 puan silme cezası verildi. Şampiyonluğu geri alınacak, kupa Trabzon ya da Bursa’ya verilecek. Ama puan silme cezası bir sonraki sezon için uygulanacak. Yani son şampiyonluk geçerli.
Peki, rakipleri ligi Fenerbahçe’yle aynı puanda ya da 1-2 puan geride bitirirse.
İtiraz etmeyecekler mi?
“Fenerbahçe’nin 9 puanı şimdi silinmeli, şampiyon biz olmalıyız” demeyecekler mi?
Haklı değiller mi?
Fenerbahçe, “Bizi Bank Asya’ya düşürün dedik, kabul etmediniz. Ligi siz oynattınız. Bizi
de lige aldınız. Şampiyonluğumuz geçerli” demeyecek mi?
Onlar da haklı değil mi?
Ya da, Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi, üç büyükten biri de Avrupa Ligi vizesi aldı. İtirazlar
gelmeyecek mi?
Ya da, Fenerbahçe şampiyon olamadı da Avrupa Ligi’ne gitme hakkı kazandı. Bu sezon Avrupa dışında kalan, yeniden Avrupa’da olabilmek adına milyonlarca Euro harcayıp yepyeni kadro oluşturan Galatasaray da yine Avrupa vizesi alamadı. Hem de kıl payı. İsyan etmeyecek mi?
Haklı değil mi? Yani sonuçta yeni bir krizin çıkması, Fenerbahçe’nin Avrupa Kupaları’na katılamama durumu dışında kaçınılmaz. Kaostan çıkmak için en ideal çözüm gibi gözükebilir ama “Şampiyonluğu, kupayı şimdi alırım. Cezayı seneye uygularım” mantığı doğru değil. Bu karar baş ağrıtır. Bu lig de karakolda biter.

Reklamlar

Written by kesinofsayt

12 Kasım 2017 at 11:59

Aziz Yıldırım, Fenerbahçe, Genel kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

ADI KONAMAYAN BÜYÜKLÜK

with one comment

Rahmetli İslam Çupi sevdiği kulüp için şunları yazmıştı: “Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü‚ ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte‚ adı konamaz.”

Bu sözleriyle kulübün tarihi, misyonu ve yanına aldığı muazzam kitleye vurgu yapıyordu kuşkusuz. Ancak bu sözler asla şampiyonlukları ve kupaları dışlamıyordu. Zira o büyüklüğü sürdürebilir kılmanın yolu şampiyonluklardan, kupalardan geçiyordu.

Fenerbahçe bir siyasi parti ya da oluşum değildir. Zaman zaman siyasi ve sosyal konulara da “değen” bir spor kulübüdür. Lider bir spor kulübü olarak elbette ki kupalar ve şampiyonluklar önemlidir ve hedeftir. Ne yazık ki Çupi’nin sözleri giderek “şampiyon olsan ne olur, olmasan ne olur” zihniyetine çekiliyor giderek. Kulüp arsaları, binaları, televizyonu vs ile başarılı kılınmaya çalışılıyor. Elbette ki daha iyi sporculara ulaşabilmek, yetiştirebilmek, onlara daha kaliteli işler yapacak imkanları sağlamak maddi koşulların iyileştirilmesinden geçiyor. Ancak maddi koşulların iyileştirilmesi amaç değil, kulübü başarıya götürmek yolunda bir araç olmalı. Fenerbahçe’de ise bu giderek amaçmış gibi sunuluyor.

Fenerbahçe’nin büyüklüğünün temelleri tarihinde yatıyor. Ancak Kurtuluş Savaşı yıllarında oynadığı rol, sonraki yıllarda gelen şampiyonluklarla, kupalarla taçlanmasa bu kadar “adı konamaz bir büyüklük” olabilir miydi, şüpheli. Dolayısıyla Fenerbahçe Yönetimi’nin acilen “şampiyon olsan ne olur, olmasan ne olur” zihniyetinden uzaklaşması, kulübün bir GYO değil, amiral gemisi futbol olan bir spor kulübü olduğunu hatırlaması gerekiyor.

Aynı yönetim kurulunun yönettiği farklı branşların hemen hepsinin başarılı olup, futbolda sürekli fırtınalara yakalanmak çok da normal olmasa gerek. Günümüzde her iş kolunda olduğu gibi futbolda da uzmanlar, profesyoneller varken hala “her şeyi ben bilirim” ısrarının bir yere varmadığı çok açık. Dolayısı ile egolardan ve hatalardan bir an önce vazgeçerek geleceği inşaa etmeye başlamak gerek.

Belli bir yaşa ulaşmış insanların ciddi başarısızlık durumunda bile kalbini kaptırdığı renklerden vazgeçmeyeceğini biliyorum. Ancak gelecek yılların taraftarı olacak küçük kardeşlerimizin “aa ne güzel tesisleri var x kulübün” diyerek kalbini o renklere kaptırmayacağını da herkes biliyor.

Birçoğumuzun kızdığı Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçe’nin kötülüğünü istediğini düşünmüyorum. Tüm ısrarı ve inadının kendince Fenerbahçe için en iyisini yapacağını düşünmesi olduğunu sanıyorum. Ancak Fenerbahçe’yi gruplardan, hiziplerden kurtardığını, kurumsallaştırdığını iddia eden bir başkanın bu denli tek merkezli yönetim anlayışının kulübü geleceğe taşımadığı da açık. En ufak eleştirinin hainlik olarak adlandırılması, kulüp resmi hesaplarının kraldan çok kralcı ergen ağzıyla had bildirmesi Fenerbahçe’ye hiç yakışmıyor.

Ne yazık ki Fenerbahçe yönetimi kulübün adı konamaz en büyük gücünü, taraftarı ayrıştırarak kendini giderek eritiyor. Bugün içinde bulunduğumuz durum falan teknik adamın, filanca futbolcunun iyi ya da kötü olmasının çok ötesinde bir durum. Yönetimiyle, kongre üyesiyle, taraftarıyla ciddi bir güven erozyonu yaşıyor bu dev organizma.

Fenerbahçe tarihinde defalarca olduğu gibi er ya da geç küllerinden doğar yeniden. Asıl soru bu sürecin uzamasından kimler yararlanıyor, yararlanacak?

Written by kesinofsayt

06 Kasım 2017 at 14:16

Aziz Yıldırım, Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

ÖLÜSÜ BUYSA

leave a comment »

ÖLÜSÜ BUYSA

2016/17 sezonu Fenerbahçe için futbolda kabus gibi geçti. Ligdeki üçüncülük, ezeli rakiplere karşı skorda sağlanan üstünlük göreceli bir başarı olsa da, sahadaki oyun, mücadele azmindeki eksiklik, FFP kıskacı, yönetim (başkan) – tribün gerginlikleri ve boş tribünler Fenerbahçelileri endişelendiren konular oldu, olmaya devam ediyor.

3 Temmuz Kumpası’ndan maddi manevi ağır yaralarla çıkmış bir kulübün sarsıntılar yaşaması normaldir. Ancak asıl problem, o dönemde başkana, kulübe sonsuz destek vermiş taraftarın birçoğunun bugün bizzat başkan (kısmen yönetim) tarafından küstürülmüş olması, uzaklaştırılmasıdır.

Öyle ya da böyle, Türkiye’de sporun amiral gemisi futboldur ve kulübün diğer branşlardaki başarıları, Eurolegaue gibi dev bir kupayla taçlanmış olanlar dahil futbolun gölgesini hissederler.

Oysa Fenerbahçe Spor Kulübü futbol haricinde oldukça başarılı bir sezon geçirdi ve özellikle ezeli rakiplerine büyük üstünlük kurdu.

Şimdi bakalım bu sene futbol, tribün, yönetim / taraftar gibi sorunlarla ciddi travmalar yaşayan Fenerbahçe neler yapmış?

FUTBOL: Lig üçüncülüğü, kupa yarıfinali

Lig maçları

11 Hafta – 20 Kasım 2016 / Fenerbahçe 2 – Galatasaray 0

13 Hafta – 3 Aralık 2016 / Fenerbahçe 0 – Beşiktaş 0

28 Hafta – 23 Nisan 2017 / Galatasaray 0 – Fenerbahçe 1

30 Hafta – 7 Mayıs 2017 / Beşiktaş 1 – Fenerbahçe 1

Türkiye Kupası

Son 16 turu – 5 Şubat 2017 / Beşiktaş 0 – Fenerbahçe 1

Galatasaray’a karşı 2 galibiyet, Beşiktaş’a karşı bir galibiyet, iki beraberlik

ERKEK BASKETBOL: Lig devam ediyor (final oynanacak), Euroleague Kupası

Lig maçları:

6 Hafta – 13 Kasım 2016 / Fenerbahçe 92 – Galatasaray 74

14 Hafta – 8 Ocak 2017 / Beşiktaş 76 – Fenerbahçe 79

21 Hafta – 12 Mart 2017 / Galatasaray 75 – Fenerbahçe 79

29 Hafta – 6 Mayıs 2017 / Fenerbahçe 93 – Beşiktaş 76

(Beşiktaş’ın finale çıkması halinde en az dört karşılaşma daha oynanacak)

Euroleague maçları:

4 Hafta – 28 Ekim 2016 / Galatasaray 87 – Fenerbahçe 103

20. hafta 26 Ocak 2017 / Fenerbahçe 85 – Galatasaray 80

Galatasaray’a karşı dört, Beşiktaş’a karşı (şimdilik) iki galibiyet

KADIN BASKETBOL: Lig ikinciliği, Avrupa ikinciliği

Lig Maçları:

4 Hafta – 13 Kasım 2016 / Fenerbahçe 66 – Beşiktaş 47

11 Hafta – 30 Aralık 2016 / Fenerbahçe 77 – Galatasaray 55

17 Hafta – 12 Şubat 2017 / Beşiktaş 62 – Fenerbahçe 60

24 Hafta – 1 Nisan 2017 / Galatasaray 89 – Fenerbahçe 73

Playoff yarıfinal 29 Nisan 2017 / Fenerbahçe 83 – Galatasaray 61

2 Mayıs 2017 / Fenerbahçe 97 – Galatasaray 73

4 Mayıs 2017 / Galatasaray 63 – Fenerbahçe 77

Galatasaray’a karşı dört galibiyet, bir mağlubiyet, Beşiktaş’a karşı bir galibiyet, bir mağlubiyet

ERKEK VOLEYBOL: Lig üçüncülüğü, Türkiye Kupası şampiyonluğu, Avrupa yarıfinali

5 Hafta – 8 Kasım 2016 Beşiktaş 1 – Fenerbahçe 3

7 Hafta 19 Kasım 2017 Fenerbahçe 3 – Galatasaray 0

16 Hafta – 20 Şubat 2017 Fenerbahçe 3 – Beşiktaş 1

18 Hafta – 5 Mart 2017 Galatasaray 1 – Fenerbahçe 3

Galatasaray ve Beşiktaş’a karşı ikişer galibiyet

KADIN VOLEYBOL: Lig ve kupa şampiyonluğu

2 Hafta – 30 Ekim 2016 Beşiktaş 0 – Fenerbahçe 3

9 Hafta – !0 Aralık 2017 Galatasaray 1 – Fenerbahçe 3

13 Hafta – 28 Ocak 2017 Fenerbahçe 3 – Beşiktaş 0

20 Hafta – 11 Mart 2017 Fenerbahçe 3 – Galatasaray 1

Final – 27 Nisan 2017 Fenerbahçe 3 – Galatasaray 0

29 Nisan 2017 Fenerbahçe 3 – Galatasaray 0

2 Mayıs 2017 Galatasaray 0 – Fenerbahçe 3

Galatasaray’a karşı beş, Beşiktaş’a karşı iki galibiyet

Genel Toplamda;

Galatasaray’a karşı 17 galibiyet, bir mağlubiyet;

Beşiktaş’a karşı 8 galibiyet, iki beraberlik ve bir mağlubiyet;

Toplamda 25 galibiyet, iki beraberlik, iki mağlubiyet.

Fenerbahçe’nin ölüsü buysa, dirisi ne yapar merak ediyoruz.

Written by kesinofsayt

04 Haziran 2017 at 13:37

Genel kategorisinde yayınlandı

3 TEMMUZ MANİPÜLASYONLARININ SONU YOK

leave a comment »

Fenerbahçelilerin yıllardır haykırdığı Cemaat’in gerçek yüzü ortaya çıkınca herkes itirafçılığa soyunmaya başladı. Ne var ki Cemaat kumpaslarındaki kendi rollerini unutturmaya çalışanlar itiraflarında bile saptırma ve manipülasyon yapmaya devam ediyorlar.

3 Temmuz Kumpası ile ilgili ilk önemli açıklama kumpasın medya ayağının başını çeken Hüseyin Gülerce’den geldi. Fenerbahçe’ye operasyonun nedeni sözümona Aziz Yıldırım’ın Cemaat’e yakın bir isme “ne işin var o adamın yanında” demesiymiş. Gülerce’nin bu açıklamadısına ex-Cemaatçi isimlerin bazılarından da dolaylı destek geldi. Zira işi şahsi boyuta indirgemek kendilerini sıyırmanın en kolay yoluydu.

Aynı Gülerce 6 Temmuz 2011 tarihinde Futbolun Dokunulmazları başlıklı yazısında;

Artık futboldaki Ergenekon’a da neşter vuruluyor. “Futbolda Ergenekon olur mu?” sorusu bugün anlamsız bir sorudur. Vesayet varsa, darbecileri vardır. Darbeciler varsa, medyaları, işadamları, çeteleri, kozmik adamları vardır. Vesayet, hukuk dışı örgütlenmelerle ayakta durur. Bu ülkede yüzyıldan beri vesayet rejimi var. Onun için hukuk dışılık her sosyal grubun, devlet aygıtının, anayasal kurumların içinde hükümferma olmuştur. Mücadele, vesayet ile demokratikleşme arasındadır. Bugün inisiyatif sivil iradenin elindedir. Vesayetin bütün ağaları, bu arada futbolun ağaları da kaybetmeye mahkumdur.

diyordu.

13 Temmuz 2011 tarihindeki konuyla ilgili ikinci yazısında ise “mesele Aziz Yıldırım meselesi değil” dediğini ise bugünlerde unutmuş görünüyor;

Mesele futbolda şike, çete meselesi değil. Mesele Aziz Yıldırım meselesi değil, Fenerbahçe meselesi hiç değil. Beşiktaş, Galatasaray, Trabzonspor meselesi de değil. Kimse, sorumluluğunu unutup, taraftarı tahrik etmesin. Ergenekon davasını, Cumhuriyet mitingleri ile özünden saptırmak isteyenler nasıl umduklarını bulamadılarsa, futbol takımlarının taraftarlarını sokağa dökmeye çalışanlar da başarısız olacaklardır. Referandumdaki yüzde 58 ile seçimlerdeki yüzde 50’yi, iyi anlamak lazım. Ortada, demokratikleşme için sivil siyasete, AK Parti iktidarının reform ve özgürlüklerin genişletilmesi hamlelerine destek veren bir irade var. Başbakan Erdoğan, bu iradenin hakkını vermede kararlı görünüyor.

15 Temmuz 2011’de de doğrudan TFF’yi tehdit ediyordu;

Ergenekon Surundaki İkinci Gedik “Futbolda şike ve çete soruşturması, göreceksiniz daha neleri ortaya serecek. Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’dan sonra, Beşiktaş Kulübü Teknik Direktörü Tayfur Havutçu’nun ve iki futbolcunun daha tutuklanması, büyük depremin de habercisi. Hepimiz hazır olalım, kelimenin tam anlamıyla futbolda yer yerinden oynayacak.Bazıları, depremin büyüklüğünü tahmin edemedikleri için ayağında top dolaştırıyor. Mesela Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) tavrı böyle. “Savcının iddianamesini bekleyeceğiz.” diyor. Diyor ama futbolcuların bazılarının şikeyi itiraf ettikleri manşetlere çekilirken, Federasyon’un o beklemenin altında kalmayacağını kim söyleyebilir? Dağdan bir kartopu yuvarlandı ve giderek çığa dönüşüyor. Yeni TFF, galiba kucağında bulduğu kor ateşin farkında değil. Şu anda liglerin zamanında başlaması bile tehlikede. Katılacak takımlar UEFA’ya bildirildi ama yer yerinden oynamaya başladığında o bildirimin ne hükmü olur?”

Şimdi sözcülüğünü yaptığı yapının güç kaybettiğini görerek saf değiştiren bu zatın dediklerine neden inanalım? O gün başka bir şeyin sözcülüğünü yapan, bugün kendisiyle yüzde yüz çelişen birisinin bugün kimin sözcülüğünü yaptığını nereden bilebiliriz ki?

11 Ağustos 2016 tarihinde Cemaat’in eski ‘futbol imamı’ olarak bilinen Said Alpsoy Fotomaç gazetesine bir röportaj vermiş. Artık ‘hayali röportajlara’ alışkın olduğumuzdan belli bir çekinceyle yaklaştığımız söyleşide şu sözler yer alıyor:

“Ben Paralel yapıdan ayrıldıktan sonra Pensilvanya’dan futbolculara talimat gelmiş: ‘Onun yüzüne hakaret edin, onunla görüşmeyin. Sen çok kötü biriymişsin diye söyleyin, hatta bunu hep beraber topluca yapın diye…’ Bunu bana Arif Erdem anlattı. Tabii ki böyle bir şey yapmadılar. Bu saydıklarımın hiçbiri kötü insanlar değildi. Bu yapının neler planladığını hiçbirimiz bilmiyorduk. Zaman geçtikçe ekonomik talepler artınca, jübile yapanların telefonları çalmaz olunca Gülencilerin de maskeleri düştü. Bu futbolculardan kimileri zamanla koptu, yollarını ayırdı. Kimi ayırmadı, ayıramadı. Kim samimi kim değil, nasıl anlarsınız? 15 Temmuz’daki kalkışmaya değil, 17-25 Aralık’taki darbe girişimi olduğu zamanki tavırlarına, sosyal medya paylaşımlarına bakarsınız.”

“2002 Dünya Kupası’nda Türkiye’nin dünya üçüncüsü olduğu dönemde benim de yönlendirmemle milli takımdaki bu yapıya mensup futbolcular aralarında şampiyona primlerini topladılar. Emre Belözoğlu, Okan Buruk, Hakan Şükür, Hakan Ünsal, Arif Erdem’in aralarında topladıkları 250-500 bin dolar civarında idi sanırım, 14 sene oldu tam hatırlamıyorum. Bu miktarı Arif Erdem, Pensilvanya’ya götürdü. Gülen önce almak istememiş ancak Arif parayı Cevdet Türkyolu’na vermişti. Gülen de daha sonra Arif’e methiyeler düzmüştü. Fatih Akyel’i de duyardım ama benden önceymiş. Sonrasında cemaatle bağı kopmuş sanırım. Benim dönemimde yoktu.”

“Galatasaray’ın UEFA Kupası’nı kazanan kadrosundan bazı isimler cemaate bağlıydı: Arif Erdem, Hakan Ünsal, Hakan Şükür, Okan Buruk, Emre Belözoğlu. Bunlar hep el üstünde tutulurdu. Hepsi beni sayar severlerdi. Genellikle sabah namazlarında bir araya gelir, daha sonra futbolcuların evlerinde gider, dini sohbetler yapardık. Emre’nin o zaman yaşı küçüktü ama adı çok öne çıkıyordu. O dönemde şöyle bir olay olmuştu. Fatih Terim birkaç kez Emre’yi Florya’da odasına çağırıp biraz da tehdit eder bir üslupla “Fetullahçılarla ilişkini kes! Bunlar senin kariyerini bitirir, geleceğini karartırlar. Ben takımımda böyle bir yapılanmaya asla ve katiyetle izin vermem” diyerek uyarmış. Bunu bana yine futbolcular anlatmıştı. Emre de “Tamam hocam, peki falan” demiş.”

“İsmail Demiriz ile Uğur Tütüneker, bir işadamı ile konfeksiyon işine girmişti. Vatan Caddesi’ndeki işyeri daha sonra kebapçı oldu. Bu kebapçının Florya’da da bir şubesi açılmıştı. Bu kebapçıdaki yemekte şu an kaçak olan Ahmet Kara’nın yardımcısı olan Soner diye biri, ‘Pamuk eller cebe’ der gibi yapıyor ve ayaküstü bugünün parasıyla 40 bin TL topladı, ki bu miktar Cemaat için çerez parası gibi kalır.”

“Futbolda şike döneminde FETÖ’nün içerisinde yoktum ama aklımda kalan şuydu: Cemaat’te Hacı Kemal Erimez adında önemli bir isim vardı. Zaman Gazetesi’nin ilk alındığı dönemde yani 1987’lerde maddi sıkıntılar yaşanırken her ay onun elinden gazeteye 10 milyon TL civarında sübvanse yapılırdı. Bunu çok iyi biliyorum, çünkü kuryeliği birkaç kez ben yapmıştım. Hacı Kemal Erimez ölümünden sonra Cemaat tarafından aşağıdan gelenleri motive etmek için sistematik olarak efsaneleştirildi. O yıllarda Cemaat onun Fenerbahçe yönetimine girmesini istemişti. Sonrasını bilmiyorum ama Gülen böyle büyük bir kulüpte olunmasını istiyordu. Tabii ki sonrasında ne olacak, türlü yollardan ekonomik çıkar sağlanacak. O dönemin Fenerbahçe yönetimine birini soktular mı, bilmiyorum. Araştırılması gerekir.”

Bu sözlerden en ilgimi çeken “Fatih Terim birkaç kez Emre’yi Florya’da odasına çağırıp biraz da tehdit eder bir üslupla ‘Fetullahçılarla ilişkini kes! Bunlar senin kariyerini bitirir, geleceğini karartırlar. Ben takımımda böyle bir yapılanmaya asla ve katiyetle izin vermem’ diyerek uyarmış.” sözleri.

Bir zamanlar Cemaat’in baş sözcüsü, Aziz Yıldırım’ın bir sözü üzerine koca Fenerbahçe camiasına operasyon yapacak bir gözü dönmüşlükten bahsediyor. Bir zamanlar Cemaat’in ‘futbol imamı’ olan kişi de benzeri sözleri Fatih Terim’in de söylediğini belirtiyor. Ancak bahis konusu ‘kindar’ zat bu laflara kılını kıpırdatmıyor. Terim her devirde el üstünde tutulmaya devam ediliyor ‘futbol paydaşları’ arasında.

Ve bizlerden de bu hikayelere inanmamız bekleniyor.

İnanmıyoruz…

3 Temmuz sürecinin dirayetli lideri Aykut Kocaman’ın dediği gibi “gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır”.

Bizler ilk günde ne olduğunu biliyorduk. Şimdi de biliyoruz. Kimse yalanlarıyla kendini aklamaya çalışmasın. Hepiniz oradaydınız!

Ve hepiniz hesap vereceksiniz!

 

Written by kesinofsayt

11 Ağustos 2016 at 10:16

SPORA SİYASET KARIŞMASIN, AMA DEVLET SPORA DOĞRUDAN GİRSİN

leave a comment »

voleybol

 

Devletin ve belediyelerin spor aşkı müthiş…

Neredeyse her belediyenin ve devlet kurumunun doğrudan yarışmacı bir takımı var. Peki halkı spora alıştırmak, spor imkanları sağlamak varken nereden geliyor bu spor yapma merakı? Üstelik de doğrudan üst liglerde yarışmacı olarak? Ne kadar doğru, ne kadar adil? Sonuçta bu kurumların gelirleri sizden, benden, yani halktan geliyor. Ben Fenerbahçeliyim, sen Galatasaraylı, diğeri Beşiktaşlı, Bursalı, Kayserili, Göztepeli, Karşıyakalı, Sakaryalı…

Bizim paramızla bizim tuttuğumuz takımlardan oyuncularımızı daha yüksek bedellerle transfer ederek bize karşı yarışıyorlar. Adalet? Adil rekabet?

Nedir bu spor aşkı?

Vakıfbank gibilere bu da yetmiyor, federasyondan yayıncı kuruluşa kadar herkesi sponsorluk adı altında maaşa bağlıyorlar. Ezeli rakibimle yaptığım maçların aralarında “voleybolun arkasındaki güç” diye bu gereksiz bankanın reklamını izlemek zorunda kalıyorum. Hem de bana benim paramla rakip iken.

Üstelik mali yönden daha başka birçok avantaja da sahipler. Şirket konumundakiler masraflarını vergiden düşerken dernek statüsündeki kulüpler üste bir dünya vergi ödüyorlar.

Gerçek spor kulüplerinin iş işten iyice geçmeden ortak hareket etmesi ve bu düzeni değiştirmesi gerekiyor. Ancak Aziz Yıldırım’ın bu konulardaki zaman zaman yaptığı çıkışlara pek bir destek gelmemesi düşündürücü. Şişirilen maliyetlere spor kulüplerinin daha ne kadar katlanabileceği ayrı bir soru. Ama bu soruya önce devletin yanıt vermesi gerekiyor. Maliyetler karşılanamaz hale gelip de spor kulüpleri “biz artık yokuz” dediğinde ortada ne amatör sporlar kalacak, ne de şimdi devlet kurumlarından ballı börek paralar alan sporcular.

Belediye ve devlete bağlı kurumların yarışmacı takımları (birinci ve ikinci ligler listelenmiştir. Alt liglerde de birçok örnekler mevcuttur):

Spor Toto Süperlig Erkek Basketbol Ligi (16 takımın ikisi) :

İBB SK

Türk Telekom

 

TBL (18 takımın beşi):

Sakarya BŞB

Afyon Belediyesi

Akhisar Bld

Mamak Bld DSİ

İstanbul DSİ

 

TKBL (14 takımın altısı):

Hatay BŞB

Mersin BŞB

Samsun Canik Bld

Botaş

Adana ASKİ

Edirne Bld

 

TKBL 2 (12 takımın dördü):

OGM Orman Gençlik

Edremit Bld

Mersin BŞB

Mudanya Bld

 

Voleybol Erkekler 1. Ligi (12 takımın yedisi):

Halkbank

İBB

Ziraat Bankası

Maliye MP

İnegöl Bld

Tokat Plevne Bld

Şahinbey Bld

 

Voleybol Kadınlar Ligi (12 takımın sekizi)

Vakıfbank

Nilüfer Bld

Bursa BŞB

Sarıyer Bld

Çanakkale Bld

Halkbank

Salihli Bld

İlbank

 

Voleybol Erkek 2 Lig A Grubu (14 takımın sekizi):

Afyon Bld

Düzce Bld

Seydişehir Bld

PTT

Konya BŞB

İBB

Kula Bld

Maliye Okulları

 

Voleybol Erkek 2 Lig B Grubu 13 takımın yedisi):

Hatay Bld

Payaş Bld

Palandöken Bld

Niksar Bld

Melikgazi Bld

Kahramanmaraş BŞB

Malatya BŞB

 

Voleybol Kadın 2 Lig A Grubu (14 takımın üçü):

Balıkesir BŞB

Manisa BŞB

İBB

 

Voleybol Kadın 2 Lig B Grubu (14 takımın sekizi):

Ordu Telekom

Bolu Bld

Karayolları

Gümüşhane Bld

Bartın Polisgücü

Kazan Bld

Elazığ İl Özel İdare

Antalya Bşb

Written by kesinofsayt

02 Mayıs 2016 at 11:33

Genel kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

“ERDOĞAN BİZİ KONTROL EDEMEZ”

leave a comment »

Avusturya’nın ikinci büyük gazetesi Kurier’de 29 Mayıs 2014 tarihinde bir yazı yayınlandı. İşin ilginci, yazı Fenerbahçe üzerine olmasına rağmen spor sayfasında değil, politika sayfalarında yer aldı. Aşağıda yazının bir çevirisini okuyabilirsiniz. Hatalar varsa affola…

20140530_093653

Yazının orijinal linki: http://kurier.at/politik/ausland/tuerkei-uns-kann-erdogan-nicht-kontrollieren/67.948.205

Fenerbahçe, başbakanla muhalefet arasındaki güç savaşında iktidar karşıtlarının odak noktası oldu.

Aslında futbol stadında bir hükümet başkanının yeri olmaz. Ancak Fenerbahçe tribünlerinde başbakan Erdoğan farklı bir biçimde “alkışlanıyor”. Maç esnasında her fırsatta “Muhteşem başbakan? xxx başbakan” sesleri yükseliyor. Sevilmeyen başbakan hakkında Türkçedeki başka küfürler de yüksek sesle dile getiriliyor.

Futbol Türkler için büyük önem taşıyor. Bu günlerde politik olarak hiç olmadığı kadar kamplaşmış bu ülkede, Fenerbahçe gibi zengin kulüpler sadece şampiyonluğa oynamıyor, ayrıca politik güç kavgasında başrole de oynuyorlar.

ATATÜRK KÜLTÜ

Bu tarihi kulübün hangi tarafta olduğu tribünlerde sallanan düzinelerce bayraktan belli oluyor: bir tarafında kulübün renkleri sarı lacivert, diğer tarafta ülkenin kurucusu Kemal Atatürk…
Fenerbahçe Atatürk’ün kulübü olmaktan gurur duyuyor.
Kulübün müzesinde devlet şefinin ziyaretini gösteren balmumu heykeli, kulüp defterine yazdıkları ve imzası birer ikon gibi muhafaza ediliyor.

Kulüp sportif bir idolden çok politik bir olgu artık. Fenerbahçe bugün, ülkenin Atatürk çizgisinde yönetilmesi gerektiğini düşünen ve Erdoğan iktidara gelene kadar yöneten birçok etkili Kemalistin kulübü.
O zamandan beridir Fenerbahçe başbakan ve onun güç yapısına karşı ana muhalefet durumunda, – ve bu çatışma giderek keskinleşiyor. Futbol, politika ve futbol politikasından patlayıcı bir karışım oluşmuş durumda. Kulübün yaklaşık üç yıl önce içine girdiği skandal bunu daha da ateşledi. 2011 yılındaki şampiyonluğun satın alındığı iddia edildi. Kulüp başkanı Aziz Yıldırım altı yıla mahkum oldu. Bir yıllık hapis cezasından sonra geçici olarak salındı, ancak yeniden parmaklıkların ardına girmesi kaçınılmaz gözüküyor.

Taraftarlar için bunlar bir düzen. Sudan deliller çoktan boş çıktı. İktidar güçlü rakibine karşı “özel mahkemelerle” politik gücünü kullandı.
Bir taraftar “Erdoğan önce askeri kontrolüne aldı, sonra da medyayı. Ama bizi kontrol edemiyor ve bunu sindiremiyor” diyor.

Yıldırım kendisini politik bir kovuşturmanın kurbanı olarak görüyor. Şubat ayındaki zafer turunda yarım milyon insan onu takip etti. Bununla beraber futbol fanatizmi ile politik direniş arasındaki sınır eridi. Yürüyüşün sloganlarından birisi “Fenerbahçe direniştir” oldu. Birçok taraftar için bu uzun süredir bir slogandan fazlası. Geçtiğimiz yıl yaşanan büyük Gezi Parkı eylemlerine kulüp taraftarları gözü kapalı yürümüşlerdi. Protesto organizasyonları Twitter ve Facebook gibi sosyal ağlar üzerinden organize edilmişti. Bugün hala Erdoğan rejiminin internet yasağının nasıl delindiğini, polisin aşırı şiddetiyle yaralananlara ve biber gazı kurbanlarına yardım edildiğini gururla anlatıyorlar.

FENERBAHÇE CUMHURİYETİ

Taraftarlar, herşeye rağmen lig şampiyonluğunun kazanılmasını kulübün direniş gücünün ispatı olarak görüyorlar. Kısa süre önce Kadıköy’deki – ki “Fenerbahçe Cumhuriyeti” olarak anılıyor – şampiyonluk kutlamalarında da politik sesler yükseldi: “Yıkılmayan son kale, Fenerbahçe”.

Sırada Ağustos’taki cumhurbaşkanlığı seçimi var. Bahar başındaki yerel seçimlere birçok taraftar formasıyla gitmişti. Nedenini bir taraftar çok net açıklıyor:
“Herkes kime oy vermediğimizi bilecek”!

 

 

Written by kesinofsayt

02 Haziran 2014 at 15:32

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

MAZİNDE BİR TARİH YATAR

leave a comment »

Fenerbahçe yönetiminin birkaç yıldır belli fasılalarla tekrarladığı bir söylemi var: “bu oyunda yokuz demesini biliriz”…
Ancak bu ifadenin bir sonuca varmadan sıkça tekrarlanması ciddiyetini ve inanırlığını azaltıyor. Peki yayın havuzundan çıkmak, ligden çekilmek gibi, bugünkü kokuşmuş sistemi çökertecek bir hamlenin yapılabilirliği gerçekten de var mı?

Yanıtı net bir şekilde “bedeli göze alınırsa evet”…

Bu bedelin ağır olacağını hepimiz biliyoruz; maddi yönden ciddi bir darbe, alt liglere dönüş ya da yeni bir lig organizasyonu oluşturulursa UEFA tarafından tanınmayacağı için -en azından uzuncana bir süre – yerele hapsolma…
Sistemin iplerini elinde tutanlar da bunu bildiklerinden Fenerbahçe yönetiminin söylemlerini çok ciddi bir tehdit olarak algılamıyorlar.

Peki Fenerbahçe bu bedeli göze alabilir mi?
Yanıtı zor bir soru.
Ancak günü değil, Fenerbahçe’nin tarihiyle birlikte geniş bir zaman dilimini göz önüne getirenlerce yanıtı bence çok net: evet!

Onurunuzu zedeleyecek kadar itilip kakılmaya başlamışsanız, legal hiçbir girişiminiz sonuç vermiyorsa ve daha da önemlisi sizi itip kakanlar salt yarattığınız maddi değerin peşindeyse yapılacak tek şey “ben yokum” demektir.

Bugün futbolda dönen paralar inanılmaz boyutlarda. Bunun farkındayım. Dolayısı ile geçmişe dönük örnekler bugünü açıklayamayabilir. Ancak o günlerin de siyasi ve sosyal yapısının bugüne oranla çok daha ağır olduğu, o günlerdeki kararların ve başkaldırıların bugüne göre çok daha büyük cesaret gerektirdiği de açıktır.

Mütareke (kuruluş) yıllarını çok da anlatmaya çok gerek olduğunu sanmıyorum. Zira herkes tarafından bilindiğine inanıyorum.

Aşağıda sayın Rüştü Dağlaroğlu’nun Fenerbahçe Spor Kulübü Tarihi eserinden bazı alıntıları paylaşmak istiyorum. Kişisel ve/veya camia olarak gösterilen fedakarlıklara ve kararlılıklara güzel örneklerdir:

Ayetullah Bey:

Reis Ziya beyin istifasından sonra düşülen bunalım içinde, 22 yaşındaki Ayetullah bey, sahaya 11 kişi çıkaramayacak durumdaki Fenerbahçe’nin yaşayabilmesini civardaki semt kulüpleriyle birleşmekte görmüştü. Bu amaçla temasa geçtiği Üsküdar ve Pazaryolu kulüpleriyle prensip kararma varıldı. Ancak, yeni üyelerin eskilerle bağdaşmaları mümkün olamıyordu. Yeni bir düzen, tüzük ve güçlü bir yönetime ihtiyaç duyuluyordu. Bu amaçla, 1910 yılı Eylül ayında Mühürdar gazinosunda bir genel toplantı yapıldı. Bu toplantıda eskilerle yeniler ayrı ayrı oturduklarından, yenilerin çoğunlukta oldukları hemen göze çarptı.
Yeniler, yalnız sayıca değil, kültürce de üstündüler. Sûreti hakkan görünüp, müsait bir hava yaratarak yönetimi ele geçirmek ve Fenerbahçe isim ve renklerinin, şimdilik Fenerbahçe-Üsküdar veya Fenerbahçe-Pazaryolu olarak değiştirmek amacına ulaşmaktı.
Tehlikeyi gören Ayetullah bey, toplantının, bir karar alınmadan, hemen dağıtılması lüzumunu kavrayıp, her görüş ve öneriye karşı çıkınca, sözcülerinin:
(- Burada makul düşünen bir çok Fenerbahçeli arkadaş varken, siz kim oluyorsunuz da, en önemsiz konularda bile, çoğunluğun isabetli görüşlerine muhalefet etmek hakkını kendinizde görüyorsunuz?…) demesi üzerine, kükreyen bir sesle:
(- FRANSA KRALI 14.LUİ, “LA LOİ C’EST MOÜ…” DEMİŞ!… BEN’DE, “FENERBAHÇE BEN’İM!” DİYOR VE İŞTE BUNUN İÇİN MUHALEFET EDİYORUM.” deyip onlara kapıyı gösterince, bu hareketin Fenerbahçelilerce de tasvip edildiğini gören Üsküdar ve Pazaryolu mensupları hemen salonu terk ettiler. Yalnız Pazaryolundan Yahya Berki ile Hüseyin İzzi yerlerinde kalıp Fenerbahçeye katıldılar.

Emirzade Arif Bey:

1911 yılında, Şehremini Hastane Çayırında zayıf bir gencin top alış ve vuruşlarındaki incelik ve tatlılığı hayran hayran seyreden Mustafa Katipoğlu, gencin yanma sokulup Fenerbahçe’ye girmesini teklif etmiştir.
Bu teklifi tereddütsüz kabul eden bu soluk benizli, çok zayıf genç, o sıralarda Mühendis mektebi öğrencisi ve daha sonra da, Galiple beraber, tam 7 yıl Türk futbolunun en güçlü defans hattını oluşturan, ünlü (ŞEHİT ARİF) dir.
Arif, yalnız kıvrak bir futbolcu değildi. Aynı zamanda çok ciddi, sağlam karakterli ve saygın bir gençti. Bu nedenle, Reis Ayetullah bey, idari sahada çok yorulduğunu öne sürüp ayrılırken, Yönetim Kurulu Başkanlığını, gözü arkada kalmadan, seve seve mühendis Emirzade Arif’e bırakmıştır. Fenerbançe, hiç yenilmeden kazandığı 1911/12 deki ilk İstanbul Lig şampiyonluğunu işte, bu Arif’in hem futbolcu, hem de reisliği zamanında kazandı.
Arif, Fenerbahçe A takımında 1911-18 arası 128 maç yaptı. Birinci Dünya Savaşında Uzunköprü-Keşan demiryolu inşaatında Şube Fen Heyetinde Yedek Teğmen olarak görev yaparken, Keşan’dan Uzunköprü’ye kadar 40 km. yi atla kateder ve trene binip F.B.’nin maçlarına gelirdi.
1919 Haziranında Toros demiryolu inşaatında çalışırken, Bor Ovasında hain bir çetenin saldırısına uğramış ve kalbini delen bir kurşunla Şehit olmuştur.

Galip Kulaksızoğlu:

Futbolun bütün sanat ve incelikleri bakımından süper yıldız olan Galip’in feragat ve kulüpseverliği özellikle anılmaya değer. Fenerbahçe’nin lige yeni girdiği dönemde bu eşsiz yıldıza bütün kulüpler taliptiler. O derecede ki, yüksek klasının zayıf Fenerbahçe kadrosu içinde er veya geç düşeceği belirtiliyor ve bu müstesna yaratılışın göz göre göre ziyan olmaması için, güçlü İngiliz ve Rum Kulüplerinden birine transfer olması lüzumu öne sürülüyordu….
Görüş ve iddialar yanlış değildi. Ancak; Galip, bütün bunlara, feragat ve kulüpseverliğin şaheser örneğiyle karşılık veriyordu:
(— ZARARI YOK!… ZAYIF TAKIMIMIZ BU SENE DE YİNE 5 İNCİ OLUR VE BU ACILARA ARKADAŞLARIMLA BERABER KATLANIRIM. AMA, EVVEL ALLAH, ELBET BİR GÜN, BÜTÜN RAKİPLERİ YENECEK KUDRETE ERİŞİR VE O ZAMAN YİNE ARKADAŞLARIMLA BERABER ÖVÜNÜR MUTLULUK DUYARIM!..)

Yahya Berki Karagözoğlu:

Yahya Berki’nin 1911 de yaşanan bir hatırası hizmet ve değerine ölçü alınabilir:
İlk girdiği ligde, 2 yıl üstüste 5 nci ve sonuncu olmak ümitsizlik doğrup kendisi ve Galip’ten başka herkes istifa etmişti. Fenerbahçe Kulübü yokluk ve bunalım içinde artık çöküyor ve tarihe karışıyordu. Bir yaz akşamı Şifa’da Yervant’ın kahvehanesinde dalgın ve üzgünken, Galip’in gelişi ile başını kaldırdı. Bir iyi haber getirdiği ümidiyle gözleri parladı ve Galip’in uzattığı kağıdı okudu. Bu, bir istifaname idi. Gözleri doldu!., ve bir noktaya dikilip kaldı!… Bir süre sonra, titreyen dudaklarından şu sözler, birer inilti gibi, tane tane döküldüler:
– YA BEN İSTİFAMI ARTIK KİME VEREYİM?!….
Galip, o kaya gibi genç, o da bunalım içinde, ufalmış ve perişandı. Derin bir iç çekti… ve, belirli belirsiz:
– SEN DE ALLAH’A VER!… diyebildi!…
Ancak; Fenerbahçe idi, bu!… Gülecek ve kahırlar çekecek ulusunu da çoook güldürecekti!… Nitekim, aynı Galip’le Yahya o yaz, o dağılan Fenerbahçelileri toparlamışlar ve yeni bir ruhla girilen o 1911/12 liginde, hem de hiç yenilmeden kazanılan İstanbul şampiyonluğu ile, gelişme ve yücelme dönemi başlamıştır.

Rüştü Dağlaroğlu:

O günün akşam ve gecesi, ayrı ayrı yapılan çağrıların, kısmen ertesi 7 Mart 1961 Salı sabahı gerçekleşmesi sırasında, sözü edilen çok sert ve sinirli kurmay albaya muhatap olan ve o sırada yönetim kurulunda da bulunmayan R. Dağlaroğlu’na söylenenler özetle şunlardır:
(— SİZ VE KULÜBÜNÜZ ÇOK TEHLİKELİ BİR YOLDASINIZ. PAZAR GÜNKÜ SPOR VE KAMU DİSİPLİNİYLE ASLA BAĞDAŞMAZ OLAY VE TECAVÜZLERDEN SONRA, BU GİDİŞE KESİNLİKLE SON VERMEK İÇİN, SERT TEDBİRLER ALMAK ÜZERE İDİK. DUA EDİNKİ, SAYIN KORGENERAL DÜN GECE BU İŞİ SİVİLE HAVALE ETTİ. FAKAT, BİR ŞARTLA; SUÇLULAR CUMA GÜNÜNE KADAR MUTLAKA CEZALANACAKLARDIR. AKSİ HALDE, BÜTÜN SPOR FAALİYETLERİNİ 11 MARTTAN İTİBAREN YASAKLAYACAĞIMIZ GİBİ, KULÜBÜNÜZ VE SİZLERİ DE BİZ TECZİYE EDECEĞİZ.
KAMUOYUNDA ZATEN SEVİLMEYEN FENERBAHÇE KULÜBÜ, BU YASAKLARA DA SEBEP OLUNCA, ÇOK DAHA AĞIR BİR NEFRET VE SORUMLULUĞUN BASKISI ALTINDA EZİLECEK VE UYGULAYACAĞIMIZ CEZA YÖNTEMLERİYLE MUTLAKA YIKILACAKTIR… KOMUTANLIK BU KONUDA KESİN KARARLIDIR!.. BUNU BÖYLE BİLİN!…)
Bu acâip ve serapa haksız suçlamaları zaman zaman kesmek zorunda kalan R. Dağlaroğlu, eski bir anı ve olayı hatırlatarak, genç kurmay albayı yatıştırmaya çalıştı:
(— FENERBAHÇE KULÜBÜ 40 YIL ÖNCE DE SUÇLANMIŞ VE KAPATILMAK İSTENMİŞTİ. ANCAK, O SUÇLAMALAR BU GÜNKÜLER GİBİ İFTİRA DEĞİL, GERÇEKTİLER. FENERBAHÇE KULÜBÜ KURTULUŞ SAVAŞINA SİLAH VE PERSONEL ŞEVKİ ve İŞGAL KUVVETLERİNE DE DÜŞMANCA TUTUMDAN SUÇLU İDİ. KAPATMAK İÇİN BAHÇESİNDE SİLAH ÇATANLAR DA SÜNGÜ TAKMIŞ BİR İNGİLİZ BİRLİĞİ İDİ. ANCAK, FENERBAHÇEYİ HİÇ BİR BASKI ENGELLEYEMEMİŞ VE MİLLİ GÖREVİNİ DAHA BÜYÜK AZİMLE SÜRDÜRMÜŞTÜ. GENÇSİNİZ, SİZ BİLEMEZSİNİZ. FAKAT, SAYIN KORGENERALİMİZ BU TARİHSEL OLAYI PEKİYİ BİLİRLER.
DÜŞMAN ORDULARI BAŞKOMUTANI GL. HARRİNGTON’UN GİRİŞTİĞİ VE BAŞARAMADIĞI BİR DAVRANIŞIN, 40 YIL SONRA, SİZLERCE TEKRARLANACAĞINA KİMSE İNANMAZ. KALDI Kİ, FENERBAHÇE KULÜBÜ, ULU ATA’MIZ BAŞTA OLARAK, ULUSUNUN ENGİN SEVGİSİNİ KAZANMIŞ TEMİZ, MERT VE MİLLİYETÇİ BİR HALK KULÜBÜDÜR. DÜN BUNU BİR DEFA DAHA İSPAT ETTİ. YENEN HAKKINA SPORTMENCE DAYANDI VE HİÇBİR OLAYA NEDEN OLMADI. MAÇTAN SONRA SEYİRCİNİN PİSTE ÖTEBERİ ATMASININ SORUMLUSU İSE EHLİYETSİZ ELLERDEKİ SPOR TEŞKİLÂTIDIR. BU NEDENLE, UYGULANMAYA KONAN “YAVUZ HIRSIZ!..” ROLÜNE DEĞİL, SÖZLERİME İNANIN VE GÖRÜŞÜNÜZÜ GÖNÜL RAHATLIĞIYLA DÜZELTİN…)

Sonuç olarak Galip Kulaksızoğlu’nun dediklerini biraz uyarlarsak:
“Zararı yok. Yine 5. olur, çekilecek acılara arkadaşlarla beraber katlanırız. Ama evellallah elbet bir gün bütün rakipleri yenecek kudrete erişir ve o zaman yine arkadaşlarla beraber övünür, mutluluk duyarız”…

Bozuk sistemin figüranı olmaktansa yenisini kurar Fenerbahçe…

***

Şimdi yazacaklarım kimilerinize ütopik gelebilir, uygulanamaz bulabilirsiniz. Ancak her şekilde tartışılması gerektiğine inanıyorum.
Bugünkü yapının düzeltilemeyecek derecede bozulduğu konusunda çoğunuzla hemfikir olduğumuzu sanıyorum. Dolayısıyla sayın Mahmut Uslu’nun 28 Şubat 2014 tarihli basın toplantısında söylediği “gerekirse, tüzük için yapılacak genel kurula koyacağımız bir ek gündem maddesiyle ligden çekilme dahil her türlü kararı alabiliriz” sözleri için itirazımı belirtmeliyim. “Gerekirse” değil, şu anda genel kurula bu gündemin duyurulması gerektiğini düşünüyorum. Türk Futbolu’nun başlangıç yıllarındaki “Cuma ve Pazar ligleri” gibi, yepyeni bir oluşuma yelken açmak gerekiyor bence.

Bugün yayıncı kuruluşa da, TFF’ye de en büyük maddi kaynağı Fenerbahçe sağlıyor. Yanına alacağı, mesela İzmir, Adana takımları ve Anadolu’dan muhtelif takımlarla yepyeni bir ligin oluşturulması dahi tartışılabilir bu ortamda. Elbette ki UEFA’nın bu oluşumu tanımayacağını, uzun bir süre yerel kalınacağını biliyorum. Ancak Fenerbahçe’nin olduğu yere sponsorların ve yayıncıların ilgi göstereceği de yadsınamaz.
Tahmin edilenden de kısa bir sürede, şu an varolan kirli sistemin iflası, bu yeni oluşumun uluslararası meşruiyetini sağlayabilir.

Elbette ki bunlar sadece tahmin.
Elbette büyük riskler taşıyor.
Ancak tartışılmayı hakediyor.

Fenerbahçe’nin 115 yıllık tarihinde yaptıkları, üstesinden geldikleri unutulmamalı.
Fenerbahçe asla itilip kakılan bir figüran değildir, olamaz. Bedeli ne olursa olsun…

Rahmetli Rüştü Dağlaroğlu’nun Fenerbahçe Spor Kulübü Tarihi kitabında yazdığı gibi:
“İşte Fenerbahçe’nin eşsizlik ve yüceliği buradadır. Yarattığı tarihin zenginlik ve görkemindedir!…”

Written by kesinofsayt

28 Şubat 2014 at 16:32

Fenerbahçe kategorisinde yayınlandı

Tagged with