FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

MİLAT

leave a comment »

19 Nisan 2018 günü oynanan Fenerbahçe – Beşiktaş Türkiye Kupası yarı final ikinci karşılaşması yarıda kaldı. Şimdi herkes federasyonun kararını bekliyor. Ancak ortalık tartışma ve suçlamadan geçilmiyor.

Öncelikle şunu belirtelim ki herhangi bir spor dalında taraftarın sahaya fiziki müdahalesi hiç bir şartta kabul edilebilir bir durum değildir. Buna tahrik de araya sızmış başka kişiler de dahil. Karşılaşmanın güvenliği evsahibi kulübün sorumluluğundadır. Fenerbahçe özelinde şunu belirtmek lazım, sahaya müdahale eden bir taraftara Fenerbahçe taraftarının yaptığını Fenerbahçe Doğuş – Olympiakos maçından biliyoruz. Sahaya su dolu pet fırlatan bir şahıs bizzat tribündekiler tarafından belirlenip güvenliğe teslim edilmişti o maçta. Yani Beşiktaş maçında da tribünün sahaya madde fırlatanlara engel olması, en azından çaba göstermesi beklenmeliydi. Elbette ki bu durum tatsızlıklara yol açabilir. Kavgaya kadar varabilir ve bundan çekinmek de doğaldır. Ama, su ya da bu nedenle bu tacize engel olunamaması nedeniyle Fenerbahçe tribününün doğrudan ya da dolaylı olarak hatası vardır bu maçta. Gerekli cezalar da talimatlarda vardır.
Nasıl ki sahada bir futbolcunun rakibine kural dışı hareketi, hatta zaman zaman saldırması kural dışı ise ve ceza atışı veya kartla (hatta duruma göre sonrasında disiplin cezasıyla) karşılık buluyorsa tribünün kural dışı davranışının da cezası bellidir. Siz kafanıza göre “o zaman ben oynamıyorum” diyerek çekip gidemezsiniz. Giderseniz bunun karşılığı da talimatlarda bellidir.
Bunu bir tarafa koyalım.
Mete Kalkavan’ın “uygulaması” da çok alışkın olduğumuz bir şey değildi. Yıllardır Trabzon’da, Vodafone Arena’da, Telekom Arena’da, daha az bir zaman önce Bursa’da, Kayseri’de Fenerbahçeli futbolculara, özellikle de Volkan Demirel’e maddeler yağarken hiç bir hakem yardımcılarını orta sahada toplamamıştı. Hatta bazı hakemler Volkan’ın yanına gidip devam etmesini telkin etmişlerdi. Mete Kalkavan’ın daha atılan ilk maddelerde yardımcılarını orta sahaya toplaması kurallar göz önüne alındığında doğru bir uygulamaydı. Asıl sorun diğer maçlarda diğer hakemlerin bunu yapmaması. Hatta aynı ismin, Mete Kalkavan’ın farklı uygulamalarını da biliyoruz. 2015 yılında oynanan Trabzon – Sivas maçında kafası yarılan Sivas kalecisi Ertuğrul Taşkıran yüzünden maçı tatil etmemiş, tedaviden sonra karşılaşmayı devam ettirmişti.

ertugrul3_4JX29

Bu sezon oynanan Galatasaray – Fenerbahçe maçında yardımcı hakem Tarık Ongun’un başına isabet eden madde nedeniyle Cüneyt Çakır soyunma odasına gitmedi mesela. Yardımcısının tedavisini bekledi ve oyunu devam ettirdi. Hatta Tarık Ongun bulunduğu noktadan Fenerbahçeli oyuncular tarafından kurtarıldı.

IMG_20180419_213611

8 Aralık 2017’de Bursa’daki Bursaspor – Fenerbahçe maçında kaleci Volkan Demirel’e yüzlerce madde atılırken hakem Ali Palabıyık Volkan’a “devam et” diyordu.

2 Nisan tarihinde aynı sahneler bu kez hakem Ümit Öztürk ile izlendi. Yine ortaya toplanan hakem dörtlüsü görmedik.

25 Şubat 2018’de Vodafone Arena’da Mehmet Topal’ın başı yarıldığında hakem Cüneyt Çakır’dı. Her şey normal seyrinde devam etti.

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Sahaya yağan maddeler yüzünden korner kullanamayan Emre Belözoğlu’na “senin yerine başkası kullansın atışı” diyen hakemler de gördü bu gözler.

Şimdi Nasreddin Hoca hikayesindeki gibi soralım; o hakem uygulamaları doğru idiyse son maçtaki Mete Kalkavan uygulaması nedir? Yok son maçta Mete Kalkavan doğruyu yaptıysa diğerleri nedir?

Şenol Güneş diyor ki “bu bir milat olsun”…
Neden?
Yani yukarıda saydığım (hatta saymadığım) birçok olayda aklına milat gelmeyen Güneş için şimdi değişen ne?
Daha da ötesi; Türkiye’deki futbolun içindeki, yönetici, sporcu, teknik adam, medya mensubu, taraftar, sempatizan vs, herkese soralım: 4 Nisan 2015 tarihinde Fenerbahçe takım otobüsü kurşunlandığı gün nerelerdeydiniz? Bir milat gerekiyorsa o gün milat olmalıydı. Hepiniz yanyana, dimdik durmalıydınız bu saldırıya karşı. Oysa hepiniz içten içe güldünüz, hoşunuza gitti. Bazılarınız hatıra tişortları yaptırdı, bazılarınız otobüs direksiyonuna geçti.

Her “milat”ı Fenerbahçe üzerinden yaratmaya çalışmaktan vazgeçelim artık. Ya da, samimiyseniz gerçekten, şöyle yapalım: Son on yılın tüm olaylarını araştıracak bir komisyon kuralım. O rapora göre herkes hakettiği cezaları alsın ve bundan böyle kimsenin göz yaşına bakılmayacağı temiz bir sayfa açılsın. Kabul mü?

Gelelim işin saha kısmına şimdi de…
Fenerbahçe ile Beşiktaş arasındaki maçlarda son yıllarda ciddi bir gerilim oluştu. Normal karşılanabilecek rekabetin çok ötesinde bir gerilimden bahsediyorum. Bu karşılaşmada da aynı şeyler yaşandı.
Beşiktaş’tan Pepe’nin haklı bir kırmızı kartla ihracından sonra Beşiktaşlı oyuncular maçın ikinci devresine tamamen sayıyı eşitlemeye çıkmışlardı. Bahsettiğim şey skor değil, sahadaki oyuncu sayısı elbette. Talisca, Medel bunu denediler, başaramadılar. Yedek plan Tolga Zengin devreye girdi ve film koptu.
Tolga Zengin annesine küfür edildiğini ve tepki verdiğini söylüyor. Ancak şu anda formasını giydiği kulüp taraftarının vaktiyle annesine ettiği küfürleri hatırlamıyor muhtemelen. Ya da Fenerbahçe taraftarının şu pankartını:

FB_IMG_1524470404942

O karmaşada Şenol Güneş yere kapaklandı bir ara. Görüntülerde bunun nedeni pek anlaşılmıyor. Tolga mı farkına varmadan itti, ayağı mı takıldı, yoksa bir şey mi isabet etti belli değil. Ardından kulübeye geçti. Hakem Mete Kalkavan Beşiktaşlı oyuncuları sahaya davet ederken Şenol Güneş bir el hareketi ile sahaya dönmeyi reddederek koridora girdi. Ardından da Beşiktaş takımı.

Şimdi ne olacak belli değil. Bekliyoruz.
Üç ihtimal var:
– Hakem Mete Kalkavan saha olayları nedeniyle maçı tatil ettim derse Fenerbahçe 3-0 hükmen yenilerek elenir,
– Hakem Beşiktaş takımının kendisinden izinsiz sahayı terkettiğini söylerse bu kez Beşiktaş 3-0 hükmen mağlup olur (ve muhtemelen önümüzdeki yıl da ZTK’ndan men edilir),
– Üçüncü (ve bence en büyük) ihtimal de, özellikle Cumhurbaşkanı’nın kumpas/komplo açıklaması sonrasında bir eyyam kararı ile maçın kaldığı yerden devam etmesi olur.
Aslında bir de dördüncü olasılık var, ama gerçekleşme olasılığı sıfıra yakın; her iki kulüp de diskalifiye edilerek kupa Akhisar’a verilir.

İşler neden buraya geldi? Asıl sorun nedir?
Yanıtı net: sorun Şenol Güneş’tir.
Kulüpler arasındaki rekabetin zaman zaman sertleşmesi, gerilmesi, hatta bazı durumlarda süreklilik arzetmesi futbolun doğasında var. Sadece Türkiye’de değil, dünyanın farklı ülkelerinde de bu gerilimli rekabetin çok örneği var. Ancak bu gerilimin düşmanlığa evrilmesi doğal ve sağlıklı değil. Buna en güzel örnek Fenerbahçe ile Trabzon arasında yaşananlardır. Fenerbahçe Trabzon’a her sene linç riskiyle gitmekte. Fenerbahçe ile Beşiktaş arasındaki rekabette de gerilimler hep olmuştur, olacaktır da. Ancak birkaç yıldır Şenol Güneş (ve Tolga Zengin) Beşiktaş’ı Trabzonlaştırmaktalar. Fenerbahçe – Beşiktaş rekabeti Fenerbahçe Trabzon rekabetine dönüştürüldü. Kimse karnından konuşmasın. Açıkça söyleyelim, üç yılda Fenerbahçe ve Beşiktaş arasına kin ve nefret tohumlarını ektiler. Tohumlar büyüdü fidan oldu bile.
“Kavga mı? Hepsini yaparız, bir canımız var onu da veririz sorun değil” diyor Güneş. Daha ne desin?
Şenol Güneş’in Fenerbahçe takıntısını Ümit Özat birkaç hafta önce Beşiktaş ile oynadıkları maç sonrasında anlatmıştı. Beşiktaş Gençlerbirliği ile oynarken Şenol Güneş saha kenarında Fenerbahçe ile oynuyordu o gün.

Bir de yangına benzinle gidenler var. Spor medyasında kişisel nefret ve düşmanlıkları yüzünden gerilimi arttıranlar var. İsmini vermeye gerek olmayan fanatik bir spor gazetesi Şenol Güneş’in sedyeyle ambulansa götürülme videosunu “işte arbede görüntüleri” başlığıyla verdi mesela. Oysa hiç bir arbede yoktu görüntülerde. Sedyenin ambulansa aktarılma anında medyanın görüntü alma anları hariç.
Bir hakem ve doktor eskisinin (ve ekibinin) kişisel şovu için her hafta insanları birbirine düşürmesi, büyük bir gazetemizin photoshoplu fotoğrafla kafaya “yarık” eklemesi….
Saymakla bitmiyor.
Sonra da koro halinde “milat” isteniyor.
Hep sahtekarlık, hep riyakarlık…

Yetmiyor; topu görse bomba diye karakola götürecek kadar futboldan uzak yazar çizer, sanatçı, siyasetçi grubu var bir de. Sadece Beşiktaş ile ilgili her karmaşada akıllarına futbol geliyor. Bir üzülmeler, bir temenniler ki sormayın.
Fenerbahçe takımı kurşunlandığında bile sesi çıkmayan bu zevat da yaşananlardan dehşete düşmüş nasıl olmuşsa.

 

Sonuç olarak maalesef çözümsüz bir noktadayız. Hiç kimsenin samimi olmadığı, hep karnından konuştuğu bir ortamda maalesef bu gerilimle yaşamak mecburiyetindeyiz.

Sonunun nereye varacağını bilmeksizin…

Reklamlar

Written by kesinofsayt

24 Nisan 2018 at 09:34

Genel kategorisinde yayınlandı

UUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ 4 NİSAN 2015

leave a comment »

4 nisan 2015 014 nisan 2015 024 nisan 2015 034 nisan 2015 044 nisan 2015 054 nisan 2015 064 nisan 2015 074 nisan 2015 08

Written by kesinofsayt

03 Nisan 2018 at 23:58

Genel kategorisinde yayınlandı

HAKEM MAAŞLARINI KİM FİNANSE EDİYOR?

with one comment

hakemlira

Bir önceki yazımda hakemlerin gelirlerini ele almıştım. Türkiye şartları için çok büyük rakamlardı. Peki bu rakamlar nereden finanse ediliyor? Elbette sponsorluklar, Spor Toto, İddaa gibi şans oyunları payları, yayın hakları vb kalemler TFF bütçesinde büyük gelir kalemleri. Ancak PFDK’nın bazı kulüpler için adeta haraca çevirdiği cezalar da yabana atılmamalı. Bahis konusu yazıdaki hakem gelirleri toplamı 4.086.750.-TL idi (elbette tüm hakemler yoktu listede). Sezonun son sekiz haftasına girerken ödenmiş cezalar göz önüne alındığında Fenerbahçe tek başına yarıdan fazlasını ödemiş hakem ücretlerinin. İlginçtir ki hakem hatalarından en çok canı yanan ve şikayet eden kulüp Fenerbahçe, TFF’ye en büyük cezayı ödeyen yine Fenerbahçe…

Sezon başlangıcından beridir (22 Mart 2018 tarihine kadar) kulüplerin ödediği para cezaları (taraftar olayları, sporcu, kulüp ya da yöneticiler dahildir)

Toplam ceza miktarı: 8.471.200.-TL
Fenerbahçe: 2.723.500.-TL (%32)
Beşiktaş: 1.457.000.-TL (%17) / (224.500’ü Fenerbahçe maçlarından)
Trabzonspor: 809.000.-TL
Galatasaray: 745.350.-TL
Konyaspor: 535.000.-TL
Bursaspor: 517.500.-TL (215.000’i Beşiktaş, 125.000’i Fenerbahçe, 75.000’i Galatasaray maçlarından)
Kayserispor: 353.000.-TL
Yeni Malatyaspor: 319.000.-TL
Göztepe: 295.000.-TL
Sivasspor 169.500.-TL
Osmanlıspor: 126.000.-TL
Alanyaspor 118.000.-TL
Karabükspor 70.000.-TL
Kasımpaşa: 66.000.-TL
Gençlerbirliği: 58.000.-TL
Akhisar 57.350.-TL
Antalyaspor 37.000.-TL
Başakşehir: 15.000.-TL

Detaylar için: 

17.08.2017

Trabzonspor: 15.000.-TL,

24.08.2017

Fenerbahçe: 45.000.-TL,

14.08.2017

Fenerbahçe: 100.000.-TL,

21.09.2017

Fenerbahçe: 20.000.-TL,

26.09.2017

Beşiktaş: 150.000.-TL + 50.000.-TL,

28.09.2017

Fenerbahçe: 30.000.-TL + 15.000.-TL + 12.000.-TL + 100.000.-TL + 30.000.-TL
Beşiktaş: 15.000.-TL + 16.500.-TL + 13.000.-TL

05.10.2017

Trabzonspor: 20.000.-TL,
Fenerbahçe: 45.000.-TL + 13.000.-TL,
Galatasaray: 30.000.-TL,

19.10.2017

Beşiktaş: 20.000.-TL,
Fenerbahçe: 50.000.-TL,
Galatasaray: 15.000.-TL,

26.10.2017

Beşiktaş: 15.000.-TL + 26.000.-TL + 17.500.-TL,
Trabzonspor: 45.000.-TL,
Galatasaray: 30.000.-TL,
Fenerbahçe: 15.000.-TL + 75.000.-TL,

31.10.2017

Trabzonspor: 13.000.-TL,

02.11.2017

Trabzonspor: 30.000.-TL + 13.000.-TL,
Galatasaray: 13.000.-TL,
Fenerbahçe: 100.000.-TL + 15.000.-TL,

09.11.2017

Beşiktaş: 45.000.-TL + 15.000.-TL,

23.11.2017

Trabzonspor: 15.000.-TL,

30.11.2017

Fenerbahçe: 15.000.-TL,
Beşiktaş: 45.000.-TL,
Trabzonspor: 75.000.-TL + 30.000.-TL,

07.12.2017

Fenerbahçe: 25.000.-TL,

14.12.2017

Fenerbahçe:  30.000.-TL, 110.000.-TL,
Beşiktaş: 30.000.-TL, 110.000.-TL,
Galatasaray: 4.350.-TL + 13.000.-TL,

19.12.2017

Beşiktaş: 15.000.-TL,

21.12.2017

Beşiktaş: 50.000.-TL + 15.000.-TL,
Galatasaray: 15.000.-TL,
Fenerbahçe: 15.000.-TL + 35.000.-TL,

28.12.2017

Fenerbahçe: 140.000.-TL,
Beşiktaş: 15.000.-TL,
Trabzonspor: 15.000.-TL + 110.000.-TL,

02.01.2018

Beşiktaş: 30.000.-TL,

25.01.2018

Trabzonspor: 30.000.-TL + 140.000.-TL + 13.000.-TL,
Fenerbahçe: 150.000.-TL + 45.000.-TL + 15.000.-TL,
Galatasaray: 15.000.-TL + 15.000.-TL,
Beşiktaş: 15.000.-TL,

01.02.2018

Beşiktaş: 100.000.-TL,
Trabzonspor: 15.000.-TL + 15.000.-TL,

06.02.2018

Galatasaray: 15.000.-TL,

08.02.2018

Fenerbahçe: 200.000.-TL + 100.000.-TL + 30.000.-TL + 13.000.-TL,
Galatasaray: 15.000.-TL,

15.02.2018

Galatasaray: 25.000.-TL,
Trabzonspor: 170.000.-TL,

22.02.2018

Beşiktaş: 9.000.-TL + 13.000.-TL,
Fenerbahçe: 250.000.-TL,
Galatasaray: 100.000.-TL,

27.02.2018

Fenerbahçe: 50.000.-TL,
Beşiktaş: 50.000.-TL

28.02.2018

Fenerbahçe: 13.000.-TL,

01.03.2018

Beşiktaş: 100.000.-TL + 25.000.-TL,
Fenerbahçe: 22.500.-TL + 170.000.-TL,

06.03.2018

Beşiktaş: 30.000.-TL + 22.000.-TL,
Fenerbahçe: 15.000.-TL,

08.03.2018

Trabzonspor: 30.000.-TL,
Beşiktaş: 140.000.-TL + 15.000.-TL,
Galatasaray: 30.000.-TL,

15.03.2018

Galatasaray: 60.000.-TL,
Fenerbahçe: 200.000.-TL + 15.000.-TL,

22.03.2017

Beşiktaş 170.000.-TL
Fenerbahçe 400.000.-TL
Galatasaray 70.000.-TL

Written by kesinofsayt

20 Mart 2018 at 18:05

Fenerbahçe, Genel, MHK, TFF kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , , ,

ALİ KOÇ “BÖLÜCÜ” MÜ?

leave a comment »

d8acb9adf2c5471bacebdf2d055858f0.jpgFenerbahçe Spor Kulübü başkanı Aziz Yıldırım 19 Mart 2018’de başkan adayı Ali Koç hakkında şunları söyledi:

“Geçen sezonun ortasında, Konya maçımıza 1-2 saat kala Ali Koç başkan adaylığını ‘Her şartta adayım’ diyerek açıkladı. O günden bu güne, tüm camianın dikkati artık kongredeydi. Herkes başta futbol takımımız olmak üzere takımlarımızı 2. plana itti ve kongre konuşmaya başladı. (…) Taraftarlar ikiye bölündü, sosyal medyada uzun süredir güdümlü hesaplar sayesinde başlamış olan gerginlik artık sokağa yansımaya başladı. Tebrik ediyorum kendisini, 3 Temmuz’da başarılamayan ayrışma şimdi başarıldı.”

Gerçekten durum bu mu? Yoksa bu söylem de Aziz Yıldırım’ım “düşman yaratma” alışkanlığının yeni bir örneği mi? Bakalım…

Fenerbahçe’yi bölmek için hiç mi faaliyet olmamış bugüne kadar? Olmuştur ve bundan sonra da olacaktır. Yakın geçmişte değil, çok daha eskilerde, grupların güçlü olduğu dönemlerde de benzeri olaylar yaşanmıştı. Büyük camiaları güçsüzleştirmek için dışarıdan, yönetimlerini ya da kontrollerini ele geçirmek için içeride birçok girişim yapılması şaşılacak bir durum değildir. Ancak Ali Koç’un adaylık açıklamasını böylesi bir faaliyet olarak değerlendirmek büyük bir hatadır.
Öncelikle günümüz itibarıyla Fenerbahçe Spor Kulübü lideri Aziz Yıldırım’dır ve liderin görevi birlikteliği sağlamaktır. Oysa Aziz Yıldırım ne yazık ki tam tersine, ayrıştırıcı bir söylem ve eylem içindedir bir süredir.

2010 yılında tıp dergisi Brain’de İngiliz psikiyatrisler David Owen ve Jonathan Davidson Hubris Sendromu diye bir rahatsızlığı açıkladılar. Yunanca hubris (kibir) kelimesinden gelen adıyla Kibir Sendromu. Makale aslen siyasetçileri temel alıyordu. Ancak anafikri uzun süreli iktidar (güç) sahibi olmakla ilgili olduğundan bizim alanımıza da girdiğini düşünüyorum.

Farklı birçok kriteri arasında “kendisiyle kurumu özdeşleştirmek, kendi bakışı ve çıkarlarıyla (ulusun) kurumunkini özdeşleştirmek”, “kendi yargılarına aşırı güven ve başkalarının öneri ve eleştirilerini küçümsemek”, “her şeyi kişisel olarak başarabileceğine dair kadiri mutlaklık hissi ve abartılmış kendine inanç” gibi özellikler bulunuyor. Tanıdık geldi mi?
Aziz Yıldırım’da “betondan da futboldan da ben anlarım” ifadesiyle vücut buluyor bu durum. Oysa Fenerbahçe’nin futbolda -saha içi ve mali anlamda- geldiği nokta ortada.

Şunu baştan ortaya koyayım; Aziz Yıldırım bir şeytan ya da kötü bir başkan değil. Fenerbahçe’ye büyük hizmetleri geçmiş bir insan. Bunu inkar etmek tarihi inkar etmek olur. Ancak uzun bir süredir yaşadığı “güç (iktidar) zehirlenmesi” kendisini Fenerbahçe ile özdeşleştirmesine, Fenerbahçe için tek doğruyu kendisinin bildiğine, karşı çıkan herkesin düşman ve hain olduğuna inanmasına neden oluyor.

Fenerbahçe 4 Temmuz 2011 günü hiç olmadığı kadar kenetlenmişti. 3 Temmuz 2012’de Aziz Yıldırım’ın tahliyesinden bugüne bu birlik ne yazık ki sürekli erimekte. Bu noktada başkalarını suçlamak yerine başkanın kendisini sorgulaması lazım.
Siz şeffaflıktan uzak bir yönetim tarzında ısrar eder, “aslında ben neler neler biliyorum, vakti gelince konuşurum” ya da “bir konuşsam var ya” şeklinde bazı mesajlar verirseniz – ki bu mesajların adresinin taraftar olmadığı açıktır – taraftar da giderek dışlanmış hisseder. Bir kez belki sesi çıkmaz, ama üç, beş, on kez tekrarlanırsa güven de kalmaz. Hele ki bu “mesajlardan” sonuç da alamıyorsanız.
Ardından bazı eleştiriler gelmeye başladığında eleştirenleri dinlemek yerine doğrudan hedef gösterip hain ilan ederseniz çözülme büyür. 3 Temmuz sürecinde Şişli Etfal’de, Metris’te, Çağlayan’da, Ankara’da, Silivri’de her yerde gördüğüm, omuz omuza olduğum ve bugün o bulundukları noktadan zerre sapmamış insanları hain olarak niteliyorsanız kendi bulunduğunuz noktaya dönüp bakacaksınız. Mehmet Ali Aydınlar ile el sıkışıyor ve çubukluyu bu şahsa teslim ediyorsanız kendinize bakacaksınız.
Ne yapmış Ali Koç da bölüyormuş camiayı? Adaylığını açıklamış.
Tarih 22 Ekim 2016. Aziz Yıldırım “başkan adayı olan çıksın erkek gibi adayım desin” diyor.
Tarih 24 Ekim 2016. Ali Koç “şartlar ne olursa olsun adayım”
E başkanım, sen istemişsin, Ali Koç da davete icabet etmiş. Problem nedir? Hatta ben Aziz Bey’den de bir an önce “erkek gibi” adayım demesini bekliyorum. Zira Fenerbahçe’de an itibarıyla tek adaylı bir seçim kampanyası var. Henüz ikinci bir aday yok. Gözden kaçmasın.

Ali Koç 19 Mart 2018’de Wow Otel’de kongre üyelerine düzenlediği toplantıda 6800 kongre üyesinin kendileri için imza verdiğini söyledi. Bu çok ciddi bir rakam. Hatta çok “psikolojik” bir rakam.
Fenerbahçe’nin son iki başkanlık seçiminde oy sayıları:
-Aziz Yıldırım: 5504
-Hulusi Belgü: 1144

-Aziz Yıldırım: 6821
-M.Ali Aydınlar: 2386

Aziz Yıldırım’ın son seçimdeki 6821 oyu ile 6800 imza yanyana çok manidar duruyor. Elbette bu seçimde hem yeni katılan üyeler, hem de çok daha yoğun bir katılım beklendiğinden başkanlık için gereken oy sayısı daha yüksek olacaktır.

Bu sayılar bazında tırnak içinde bir “bölünme” söz konusu olabilir. Oy verecek kongre üyeleri arasında bir bölünme. Negatif anlamda söylemiyorum bunu. Oyların dağılımını kasdediyorum. Bu seçim -eğer Aziz Yıldırım aday olursa- Fenerbahçe’nin yirmi yıldır en çekişmeli seçimi olacaktır. Belki de bir oyla gelen Aziz Yıldırım bir oyla gidecektir.

Aziz Bey’in bahsettiği, camianın bölünmüşlüğüne pek katılmıyorum. Evet sosyal medyada, sokakta, maç çıkışlarında yaşanan bazı gerginlikler var. Bu da ciddi iki adaylı bir seçim süreci için (ki adaylardan birisi hala resmen aday değil, ama gayrıresmi seçim faaliyetinde) normal bir durum. Ben tersine tabanda ileriye dönük bir birleşme başlangıcı olduğunu düşünüyorum. Herhangi bir kulüpte böylesi tabandan bir seçim kampanyası hatırlamıyorum. Kulüp seçimleri genellikle bir ya da iki adayın ortaya çıkması, kongre gününe kadar medya aracılığı ile bazı vaadlerini yaymaları, kongre günü birkaç konuşma ve oylama şeklinde yürür. Oysa Ali Koç adaylığını aylar öncesinden açıklamış, sadece İstanbul’da değil, birçok kentte kongre üyeleri, temsilci üyeler, taraftarlarla toplantılar yaparak, projelerini anlatarak değişik ve tabandan örgütlenen bir modelle yürüyor.

Taraftarlığı ticarete dökmüş bazı gruplar haricinde, münferit bazda Ali Koç’a ciddi bir teveccüh var. Bunu hepimiz görüyoruz. Şiddetle reddedenler bile bunun farkında. Ancak taraftar nezdindeki teveccüh kongreye yansır mı bilemiyorum. Kongre dinamikleri çok daha farklı işler her kulüpte. Hele ki seçime iktidarda giren her zaman bir adım önde olur.

Fenerbahçe’nin asıl problemi Ali Koç’un adaylığı değil, “ikinci” bir adayın henüz ortaya çıkıp kendi projelerini sunuyor olmaması.

Written by kesinofsayt

20 Mart 2018 at 08:38

Ali Koç, Aziz Yıldırım, Genel kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , ,

İNSANDIR HATA YAPAR… PEKİ BEDELİ?

leave a comment »

Başta Fenerbahçe olmak üzere neredeyse tüm kulüpler hakemlerden şikayetçi. Bazılarının şikayetleri timsah gözyaşı olsa bile Türk hakemliğinin giderek daha kötüleştiği bir gerçek. Maçlarda adaleti sağlamakla görevli bu kişilerin kafalarının rahat olmadığı, şu ya da bu baskılar yüzünden maçları yönetmek yerine idare-i maslahatı tercih ettiklerine inanan insan sayısı hiç az değil. TFF, MHK ve medyadaki gücü daha fazla olan kulüp/kulüpler lehine daha fazla “hata” yaptıkları her hafta görerek yaşadığımız bir olgu. Siyasetin etkisi ise tüm bu kurumları da kapsadığından daha büyük.

Futbolcu ve teknik adamlar da hata yapıyor, hakemler de insan, hata yapacaklar elbette” gibi bir argümanla savunuluyor hakemler. Her ikisi de doğru elbette. Ancak bu argümanların devamında şunları da eklemezseniz havada kalıyorlar:

1.- Hatası bu kadar yoğunlaşan futbolcu ve teknik adamlar bazen sezon ortasında, bazen sezon sonunda gönderiliyorlar. Başarısızlık durumlarına göre gidecekleri yeni kulüplerinde oyun süreleri ve kazançları düşebiliyor.

2.- Hakemlerin fahiş hataları, hatta aynı karşılaşma içinde hiç bir standart tutturamayan kararları cezai anlamda karşılık görmüyor. Hakemlik artık bir yan iş değil. Çok büyük paralar dönüyor bu meslekte.

TFF üst klasman hakemlerini üç kategoriye ayırmış durumda:

1. Kategori: 20 bin TL aylık maaş (Cüneyt Çakır, Hüseyin Göçek, Halis Özkahya, Mete Kalkavan, Ali Palabıyık, Alper Ulusoy, Bülent Yıldırım, Fırat Aydınus, Tolga Özkalfa ve Barış Şimşek)
2. Kategori: 17 bin TL aylık maaş (Özgür Yankaya, Suat Arslanboğa, Serkan Çınar, Kutluhan Bilgiç ve Volkan Bayarslan)
3. Kategori: 13 bin TL aylık maaş (A.Kadir Bitigen, Y.Kemal Uğurlu, Serkan Tokat, Bülent Birincioğlu, H.Umut Meler, Ümit Öztürk ve Arda Kardeşler)

Bu maaşların dışında yönettikleri maçlara göre “maç başı ücreti ve harcırah” da alıyorlar.

Süper Lig’de maç yöneten bir hakem 10.000 TL, yardımcı hakem 4.400 TL, dördüncü hakem 3.000 TL maç başı ücreti almakta.

Ayrıca bağlı oldukları şehir dışındaki maçlarda 250 km (1 günlük) 400 TL, 251-500 km (2 günlük) 765 TL, 501+ km (3 günlük) 935 TL harcırah almaktalar.

TFF verilerine göre 2016/17 sezonunda bazı hakemlerin tüm profesyonel ligler ve ZTK maçlarından kazançları şöyle oldu:

Mete Kalkavan: 30 maç, aylık 20 bin TL maaş, 153 bin 250 maç geliri. Toplam 353.250 TL

Ali Palabıyık: 28 maç, aylık 20 bin TL maaş, 147 bin 250 TL maç geliri. Toplam 347.250 TL

Fırat Aydınus: 27 maç, aylık 20 bin TL maaş, 147 bin TL maç geliri. Toplam 347.000 TL

Alper Ulusoy: 32 maç, aylık 20 bin TL maaş, 139 bin 600 TL maç geliri. Toplam 339.600 TL

Cüneyt Çakır: 22 maç, aylık 20 bin TL maaş, 123 bin 750 TL maç geliri. Toplam 320.750 TL

Halis Özkahya: 22 maç, aylık 20 bin TL maaş, 120 bin 200 TL maç geliri. Toplam 320.200 TL

Özgür Yankaya: 33 maç, aylık 17 bin TL maaş, 146 bin 900 TL maç geliri. Toplam 316.900 TL

Hüseyin Göçek: 22 maç, aylık 20 bin TL maaş, 114 bin 960 TL maç geliri. Toplam 314.950 TL

Barış Şimşek: 22 maç, aylık 20 bin TL maaş, 105 bin 650 TL maç geliri. Toplam 305.650 TL

Bülent Yıldırım: 23 maç, aylık 20 bin TL maaş, 118 bin 500 TL maç geliri. Toplam 305.500 TL

Serkan Çınar: 30 maç, aylık 17 bin TL maaş, 134 bin 350 TL maç geliri. Toplam 304.350 TL

Halil Umut Meler: 30 maç, aylık 13 bin TL maaş, 147 bin 300 TL maç geliri. Toplam 277.300 TL

Tolga Özkalfa: 20 maç, aylık 20 bin TL maaş, 73 bin 300 TL maç geliri. Toplam 273.300 TL

Arda Kardeşler: 38 maç, aylık 13 bin TL maaş, 136 bin 250 TL maç geliri. Toplam 266.250 TL

Türkiye şartları için çok iyi bu rakamları kaybetmek istememeleri çok doğal. Dolayısı ile kararları sahada gördüklerinden ziyade TFF ve MHK içindeki eğilimlere göre vermelerine şaşmamak gerek. Gözlemciler de Süper Lig’de görev aldıkları her karşılaşma için harcırah hariç 1,330 TL alıyor. Televizyonda defalarca tekrarını izlediğimiz, son derece kötü ve hatalı kararlarla çığırından çıkarılmış maçların hakemlerinin gözlemcilerinden iyi notlar almasının nedeni de bu işte. Gözlemci konusu son zamanlarda medyada da tartışılıyor.
1 Şubat 2017 tarihinde eski hakem Muhittin Boşat şunları yazdı:

Devre arasında Antalya’da yapılan süper lig hakem ve yardımcı hakem seminerinde röportaj veren MHK başkanı Yusuf Namoğlu, ülke hakemliğindeki başarısızlığın tek sorunu gözlemcilermiş gibi “Gözlemcilerimiz yetersiz, gözlemcilerimize de gözlemci lazım” diyerek gözlemcileri topun ağzına atıverdi.
Gözlemcilik sistemini kaldırıp İngiliz sistemine geçince her şeyin düzeleceği konusunda Federasyon Başkanını da ikna etmiş olacak ki o da tüm iyi niyeti ile bu konuyu kamuoyu ile paylaştı.
Peki gerçekten Türk hakemliğinde yaşanan düşüşün ve sıra dışı hataların gerçek sebebi hakemlere not veren gözlemciler mi?
Bu sorunun cevabı ise kesinlikle hayır!
Hakemlerimizin bu denli kötü olup hata yapma yarışına girdikleri bu dönemin sorumlusu kesinlikle merkez hakem kuruludur.
Çünkü gözlemciler bazı hakemlere düşük not verdikleri halde MHK başkanı Yusuf Namoğlu düşük not alan bu hakemleri dinlendirmek yerine onlara ertesi hafta tekrar maç veriyor. Ama bu başarısızlığın sorumlusu olarak gözlemcileri göstermek gibi bir kurnazlığın da içine giriyor.
Peki şimdi buradan MHK Başkanı Yusuf Namoğlu’na soruyorum!
Geçen hafta Süper Lig’de maç verdiğin hakemlerin Serkan Çınar, Arda Kardeşler, Mete Kalkavan, Özgür Yankaya ve Bülent Yıldırım bir önceki maçlarında gözlemcilerinden düşük notlar almadı mı?
Gözlemcilerinden düşük notlar alan hakemlere nasıl oluyor da tekrar Süper Lig’de maç verebiliyorsun Yusuf Namoğlu?

Geçtiğimiz aylarda yine bir başka eski hakem, Deniz Çoban MHK başkanının düşük not veren gözlemcileri kızağa çektiğini ve notları kendisinin yükselttiğini iddia etti.

Şimdi bütün bu iddialar ve tartışmalar bir yana, en başa dönelim. “Hakem de insandır, hata yapar”…
Herhangi bir iş alanında, herhangi bir maaşla çalışan sen, ben, o ve diğerleri bu kadar büyük hatalarla, bu kadar büyük rakamların el değiştirmesine (futbol ekonomisindeki gelirler) neden olsak o iş yerinde barınabilir miyiz?
Bu soruya vereceğiniz yanıt hakemlerle ilgili görüşünüzdeki samimiyeti de yansıtacaktır.

Written by kesinofsayt

19 Mart 2018 at 17:36

MHK, TFF, Yusuf Namoğlu kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , ,

BİR ŞEHİR EFSANESİ: FUTBOLUN MARKA DEĞERİ (KÖRLER, SAĞIRLAR)

leave a comment »

Değişik bir ülkede yaşıyoruz.

sgkufurBir kulübün teknik direktörü karşılaşma hakemine galiz küfürler edip sadece bir maç ceza alabiliyor ve bu ceza hakemleri rahatsız etmeyebiliyor. Buna karşılık bir başka kulübün teknik direktörünün, içinde hiç bir hakaret barındırmayan eleştirileri “tedbirli” olarak PFDK’ya sevk gerekçesi olabiliyor, ki pratikte bu en az bir maç ceza anlamına geliyor. Yani küfür etseniz de etmeseniz de aynı kefeye konuluyorsunuz.

Mesela bir kulübün bağlı olduğu federasyonun başkanına 100 milyon lira borcu olabiliyor ve bu kimseyi rahatsız etmeyebiliyor. Bu borcun ödenebilmesi için kulübün başarılı olması, Avrupa’da yer alması ve gelirlerini arttırması gerekiyor.  Ancak bu alacak verecek ilişkisi çok normal karşılanabiliyor.

IMG_20180207_230036Bir televizyon kanalında bir yorumcu bahis konusu kulüp başkanı ve federasyon başkanı arasındaki garip ilişkilerle ilgili ağır bir ithamda bulunuyor.
Diyor ki “Fikret Orman bana, elindeki belgeleri açıklarsa Yıldırım Demirören’in hapse gireceğini söyledi.”
İddia çok vahim. Hapisten bahsediliyor. Yorumcu pek de muteber birisi değil. Dolayısı ile iddiasının doğruluğu tartışmalı. Ancak iddiadaki isimlerin her ikisi de kerli ferli işadamları. Birisi ülkenin üçüncü büyük kulübünün başkanı, diğer aynı kulübün eski, futbol federasyonunun şimdiki başkanı. İnsan bekliyor ki aynı gün mahkemeye başvurarak bu “iftirayı” yargıya taşısınlar.
Taşımıyorlar.
Borçlu kulübün başkanının elinde borçlu olduğu federasyon başkanı hakkında belgeler olduğu iddiası kimseyi irkiltmiyor, rahatsız etmiyor.
Her şey normalmiş gibi yaşam devam ediyor.

Bir eski hakem, eski MHK başkanı, MHK hakkında çok ciddi iddialarda bulunuyor.

Normalde Bursaspor – Beşiktaş maçına Mete Kalkavan, Fenerbahçe – Gençlerbirliği maçına Halil Umut Meler verildi. Tebligattan birkaç saat sonra değişmiş. Hatta Mete Kalkavan Bursa’da otel rezervasyonunu bile yaptırmış. MHK’nın çıkıp açıklaması lazım. Bunlar çok ciddi iddialar ve hakem camiasında biliniyor bu iddialar.

Bir başka hakem de bambaşka bir skandal iddiasında bulunuyor.

WhatsApp Image 2018-02-07 at 11.38.57

Rıdvan-DilmenHepsinden vahimi, ülkenin en çok izlenen yorumcularından birisi TFF’nin sahte rapor hazırlattığını ekranlardan dile getiriyor, “beni mahkemeye versinler” diyor, ama mahkeme filan olmuyor. Zira iki günde unutulacağını biliyorlar.

 

Çünkü çok iddialı konuşuyorum; her türlü yalan yanlış iftirayı atıyorlar. Hatta yalan belge bile düzenliyorlar. Savcı çağırabilir bu söylediklerimden sonra.
Herhangi bir şahısla ilgili “Terör örgütü üyesi” bile diyebiliyorlar.

* Federasyon’un içinde mi atılıyor bu iftiralar?

Evet, federasyondaki bazı kurumlar atıyor bu iftirayı.

* Böyle iftiraların atıldığı kişiler var mı?

Birkaç kişi için atıldı. Hem de önemli insanlardı. Federasyondan uzaklaştırıldılar o raporlarla.

Ben bunlara “sahte raporlar” diyorum. Federasyon, “Hayır, bunlar devletin raporlarıdır” diyorsa beni savcılığa şikayet etsinler. Eğer savcı bunu ciddiye alıyorsa beni çağırsın.

Tüm bunlar normal karşılanıyor. Spor medyasında bir teknik direktörün doğru/yanlış tercihleri kadar bile yer bulmuyor, konuşulmuyor, eleştirilip araştırılmıyor.

Sonra bütün bu itham edilen beyefendiler çıkıp her konuşmalarında “futbolun marka değerinden” bahsediyorlar.

Bütün bu rezillik içinde de her fatura taraftara kesiliyor. Her türlü cezayı taraftar alıyor.

Written by kesinofsayt

07 Şubat 2018 at 11:57

Beşiktaş, Fenerbahçe, Genel, MHK, TFF kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , , , ,

KOCAMAN BİLMECE

with one comment

kocaman

Fenerbahçe’nin teknik direktörü Aykut Kocaman sezon başından beri çok tartışılıyor. Kimileri korkaklık ve beceriksizlikle suçlarken kimileri de kayıtsız şartsız destek veriyor. Aykut Kocaman’ın son zamanlardaki demeçleri ve vücut dili de bu eleştirilerden/saldırılardan çok bunaldığını işaret ediyor.

Peki Kocaman kötü bir teknik direktör mü? Sanmam / belki…
Sorunun yanıtı nereden baktığınıza göre değişiyor.

Öncelikle şunu belirtmek lazım; Aykut Kocaman yıllarca futbol oynamış, Fenerbahçe’nin efsane golcüsü olmuş, ardından yıllarca kulüp çalıştırmış bir isim. Dolayısıyla “futboldan anlamıyor” gibi saçma bir suçlama havada kalıyor. Futbolu, “izleyici” milyonlarca kişiden kat kat fazla bildiği tartışma götürmez. Ancak “beklentilere” göre eleştiri alması da kaçınılmaz. Açayım;
Kocaman’ı savunanların en büyük argümanı birtakım istatistikler ve dereceler. Bu rakamlara baktığınız zaman tartışılacak hiçbir şey yok. Fenerbahçe ile bir lig, iki kupa şampiyonluğu, Konyaspor ile bir kupa şampiyonluğu var.
Sorun oynatılmak istenirken oynanamayan futbolda. Sürekli bir rakibi kontrol etmek, skoru tutmak üzerine temellenen anlayışta.

Öncelikle rakibi kontrol eden, açık vermemeyi amaçlarken olabildiği kadar gol aramayı hedefleyen futbol Konyaspor için doğru olabilir. Hatta getirdiği sonuçlar taraftarı mutlu da edebilir. Zira sezona şampiyonluk, kupa vb hedeflerle başlanmamıştır, başlanamaz. Dolayısı ile alınan her galibiyet (hatta bazen beraberlik), sıralamada elde edilen her bir üst basamak başarıdır ve mutlu eder.

Oysa Fenerbahçe gibi her sezonun otomatik şampiyonluk adayında sadece skor değil, rakibe baskı kurmak, bol gollü galibiyetler ve baskılı futbol da taraftarın doğal beklentisi ve alışkanlığıdır. Taraftar kontrollü oynanması gereken bazı maçları tolere eder. Derbi karşılaşmalar, Avrupa maçları bu anlamda sıkıntı yaratmayabilir. Ancak özellikle sahanızda, kadro kalitesi sizden çok düşük takımlara karşı kontrol, riskten kaçınma, skoru elde edince aşırı kontrollü bir oyuna dönerseniz homurdanmaları da kabul etmek zorundasınız. Üstelik de o aşırı kontrol genellikle işe yaramaz ve skoru da koruyamazsanız eleştiri düzeyi de artar. Üstelik de sezona Avrupa kupası ön elemesinde Vardar gibi bir takıma iki maçta da yenilerek elenmiş ve kredinizi sıfırlamış olarak başlamışsanız ekstra işler yapmanız gerekir.

Nacizane fikrim Aykut Kocaman’ın Konyaspor vb takımlar için çok çok iyi ve değerli bir teknik adam olduğu, ancak Fenerbahçe için maalesef beklentilerin çok uzağında kalacağıdır (Fenerbahçe bu sezon şampiyon olsa dahi).

İşin bir de “adamlık ve futbol adamlığı” kısmı var ki Aykut Kocaman tartışmasız alkışı hakediyor. 3 Temmuz sürecinde de, günümüzde de Fenerbahçe yönetiminin yapması gereken çıkışları da üstlenmekten kaçınmaması hem sorumluluk almaktan korkmadığını, hem de iyi bir Fenerbahçeli olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Ayrıca düzgün konuşma ve kendini ifade etme biçimi ile de futbol alemindeki çoğu figürden net bir şekilde ayrılıyor.

Acaba Fenerbahçe teknik direktörü değil de yöneticisi olsa daha mı iyi olurdu diye düşünmeden edemiyorum.

Written by kesinofsayt

02 Şubat 2018 at 10:55

Aykut Kocaman, Fenerbahçe, Genel kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,