FENERLEAKS

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Posts Tagged ‘Trabzonspor

PFDK CEZALARI KİME GİDİYOR?

leave a comment »

para

2012-13 sezonunda bu yazının yazıldığı 6 Şubat 2013 tarihine kadar Fenerbahçe Spor Kulübü’nün PFDK’dan aldığı para cezaları toplamda 460.000 TL, Galatasaray’ın 260.000 TL, Beşiktaş’ın 111.250 TL, Trabzonspor’un 330.000 TL…
Bu cezalarda saha kapatmalardan doğan kayıpları hesaplayamadığımız için yoklar elbette. Bu kayıpların çok daha büyük olduğu çok net.
Yönetici ve futbolculara kesilen cezalar ise rakamlara dahil.

En ilginç noktalardan birisi Fenerbahçe’nin ilk beş maçını seyircisiz oynamasına rağmen (ki aralarında “taraftarın neden olduğu saha olayları” ve “taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat” ihtimali yüksek Beşiktaş ve Trabzonspor maçları var) diğer kulüplere oranla hatırı sayılı bir miktar fazla ceza almış olması. Seyircisiz oynamadan kaynaklanan zararın daha büyük olduğu ise tartışmasız.
Bu 460.000 TL’nin büyük bölümünün sanıldığı / beklendiği gibi taraftardan kaynaklanmaması da ilginç bir nokta. Sadece 110.000 TL (%24) taraftarın neden olduğu saha olayları ve kötü tezahürattan kaynaklanıyor. Yönetime (resmi site açıklamaları, başkan vb) kesilen ceza da hemen hemen aynı: 105.000 TL…
Asıl büyük kalem sahayı ilgilendiren kısımda; 245.000 TL (%53).

Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor’un aldıkları cezalar ise şöyle:

Galatasaray: Taraftardan kaynaklanan 140.000 TL (%54), saha içinden kaynaklanan 40.000 TL (%15), yönetimden kaynaklanan 80.000 TL (% 31)
Beşiktaş: Taraftardan kaynaklanan 85.000 TL (%76), saha içinden kaynaklanan 26.250 TL (%24)
Trabzonspor: Taraftardan kaynaklanan 130.000 TL (%39), saha içinden kaynaklanan 50.000 TL (%15), yönetimden kaynaklanan 150.000 TL (% 46)

Sonuç olarak kabaca Fenerbahçe saha içinden, Galatasaray ve Beşiktaş taraftarından, Trabzonspor ise yönetiminden ötürü ceza alıyor.

Bu incelemede Avrupa maçları ile diğer branşlardaki cezalar yer almamaktadır. Nitekim yazıyı yayınlamak üzereyken Fenerbahçe Spor Kulübü’nden bu konuyla ilgili bir açıklama gelmiştir. Açıklama metnine buradan ulaşabilirsiniz.

FENERBAHÇE

  • Daha sezon başlamadan, Süper Kupa Finali nedeniyle 16/08‘de “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 15.000 TL,  “Aykut Kocaman’ın müsabaka hakemine yönelik sportmenliğe aykırı hareketi” nedeniyle 10.000 TL,
  • 23/08 Sanica Boru Elazığspor maçında “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 15.000 TL
  • 30/08 Fenerbahçe – Gaziantepspor maçında “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 5.000 TL, “akredite basın mensuplarının stada alınmaması nedeniyle” 10.000 TL, “kulüp başkanının akredite edilmediği alanda yer almasından ötürü” 5.000 TL, “anons sisteminin statüye aykırı kullanımı nedeniyle” 5.000 TL,
  • 20/09 Fenerbahçe – Mersin İ.Y. maçında “akredite basın mensuplarının stada alınmaması nedeniyle” 20.000 TL,
  • 4/10 Kasımpaşa – Fenerbahçe maçında “flaş röportaja teknik sorumlu ve üç futbolcunun katılmaması nedeniyle” 5.000 TL, “basın toplantısına teknik sorumlu ve iki futbolcunun katılmaması nedeniyle” 5.000 TL, “basın toplantısının müsabaka bitiminden 90 dakika sonra yapılmasından dolayı” 5.000 TL
  • 25/10 Bursaspor – Fenerbahçe maçında  “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 7.500 TL,
  • 15/11 Fenerbahçe – Orduspor maçında “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 7.500 TL,
  • 22/11 Eskişehirspor – Fenerbahçe maçında “oyuncu kriterlerine uyulmamasından dolayı” 50.000 TL, “Aykut Kocaman’ın sportmenliğe aykırı açıklamada bulunması nedeniyle” 10.000 TL (24/11 tarihinde Tahkim Kurulu PFDK tarafından hak mahrumiyeti verilmiş olan Kocaman’ın cezasını 50.000 TL’ye çevirdi), Caner Erkin’in “ihraç öncesi ve ihraç sonrası müsabaka hakemine yönelik sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle” 20.000 TL,
  • 6/12 Kayserispor – Fenerbahçe maçında “taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle” 5.000 TL,
  • 13/12 Fenerbahçe – İBB maçında “taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle” 5.000 TL,
  • 18/12 Fenerbahçe – Göztepe maçında “taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle” 30.000 TL,
  • 20/12 Galatasaray – Fenerbahçe maçında “oyuncu kriterlerine uymamasından dolayı” 60.000 TL, Raul Meireless’e 20.000 TL,
  • 27/12 Fenerbahçe – Karabükspor maçında “flaş röportaja teknik sorumlu ve 3 futbolcunun katılmamasından dolayı”  5.000 TL, “basın toplantısına müsabakada oynamış en az 2 futbolcunun katılmamasından dolayı” 5.000 TL,
  • 3/01 “28.12.2012 tarihinde kulüp resmi internet sitesinde yer alan sportmenliğe aykırı açıklamalar nedeniyle” 50.000 TL, Aziz Yıldırım’ın 28.12.2012 tarihinde kulüp resmi internet sitesinde yer alan sportmenliğe aykırı açıklamalar nedeniyle” 15.000 TL,
  • 22/1 Bursaspor – Fenerbahçe maçında “taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle” 5.000 TL,
  • 24/1 Fenerbahçe – Elazığspor maçında “taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle” 5.000 TL, Gökhan Gönül’e 10.000 TL,
  • 31/1 Gaziantepspor – Fenerbahçe maçında “taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle” 10.000 TL

GALATASARAY

  • 16/08 Süper Kupa Finali’nde  “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 75.000 TL
  • 23/08 Galatasaray – Kasımpaşa “taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle” 5.000 TL, “sporcusunun flaş röportaj vermeden basın toplantısına katılmasından dolayı” 5.000 TL,
  • 15/11 Mersin İ.Y. – Galatasaray maçında “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 10.000 TL, “basın toplantısına futbolcuların katılmamasından dolayı” 5.000 TL,
  • 22/11 Galatasaray – Karabükspor maçında “yeşil zeminin statüye aykırı olarak sulanmasından” 5.000 TL,
  • 29/11 Elazığspor – Galatasaray maçında “Ümit Davala’nın rakip takım taraftarlarına yönelik sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle” 10.000 TL , “Cladio Taffarel’in akredite edilmediği alanda yer almasından dolayı” 5.000 TL, doktor Sarper Mehmet Çetinkaya’nın, akredite edilmediği alanda yer almasından dolayı” 5.000 TL,
  • 20/12 Galatasaray – Fenerbahçe maçında “taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle” 30.000 TL, “taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle” 10.000 TL, “görevli olmayan kişilerin akredite edilmediği alanda yer almasından dolayı talimatlara aykırılık nedeniyle” 5.000 TL, “kulüp tv’sinin izinsiz görüntü almasından dolayı talimatlara aykırılık nedeniyle” 5.000 TL,
  • 3/1 “27.12.2012 tarihinde kulüp resmi internet sitesinde yer alan sportmenliğe aykırı açıklamalar nedeniyle” 50.000 TL,  Ünal Aysal’ın 27.12.2012 tarihinde kulüp resmi internet sitesinde yer alan sportmenliğe aykırı açıklamaları nedeniyle” 15.000 TL,
  • 31/1 Galatasaray – Beşiktaş maçında “taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle” 10.000 TL, Felipe Melo’ya 10.000 TL

BEŞİKTAŞ

  • 30/08 Beşiktaş – Galatasaray maçında “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 5.000 TL, “ropörtajların yayın talimatına aykırı şekilde gerçekleştirilmesinden ötürü” 5.000 TL
  • 25/10 Beşiktaş – Trabzonspor maçında “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 5.000 TL,
  • 1/11 Kasımpaşa – Beşiktaş maçında  “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 30.000 TL,
  • 8/11 Beşiktaş – Mersin İ.Y. maçında “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 15.000 TL,
  • 15/11 Beşiktaş – Bursaspor maçında  “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 15.000 TL,
  • 22/11 Antalyaspor – Beşiktaş maçında “devre arası süresinin aşılmasından dolayı” 5.000 TL,
  • 4/12 Beşiktaş – Ankaragücü maçında  “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 5.000 TL,
  • 6/12 Orduspor – Beşiktaş maçında “takım halinde sportmenliğe aykırı hareket nedeniyle” 7.500 TL,
  • 13/12 Beşiktaş – Eskişehirspor maçında “taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle” 10.000 TL,
  • 18/12 Antalyaspor – Beşiktaş maçında “takım halinde sportmenliğe aykırı hareket nedeniyle” 8.750 TL

TRABZONSPOR

  • 16/08  “kulüp resmi internet sitesinde yer alan centilmenliğe aykırı açıklamalar nedeniyle” 50.000 TL, “Sadri Şener’in kulüp resmi internet sitesinde yer alan centilmenliğe aykırı açıklamaları nedeniyle” 15.000 TL
  • 23/08 Karabükspor – Trabzonspor maçında oyuncu kriterlerine uyulmamaktan 50.000 TL
  • 1/11 Trabzonspor – Bursaspor maçında “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 5.000 TL,
  • 22/11 Orduspor – Trabzonspor maçında  “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 5.000 TL,
  • 29/11 Trabzonspor – Eskişehirspor maçında “taraftarın neden olduğu saha olayları nedeniyle” 5.000 TL,
  • 6/12 Gençlerbirliği – Trabzonspor maçında “taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle” 30.000 TL,
  • 18/12 Kasımpaşa – Trabzonspor maçında “taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle” 10.000 TL,
  • 20/12 İBB – Trabzonspor maçında “taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle” 10.000 TL,
  • 25/12 Trabzonspor – Eskişehirspor maçında “taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle” 5.000 TL,
  • 27/12 Trabzonspor – Galatasaray maçında “taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde 2. kez gerçekleştirilmesinden dolayı” 60.000 TL,
  • 3/1 “27.12.2012 tarihinde kulüp resmi internet sitesinde yer alan sportmenliğe aykırı açıklamalar nedeniyle” 65.000 TL, Sadri Şener’in 27.12.2012 tarihinde kulüp resmi internet sitesinde yer alan sportmenliğe aykırı açıklamaları nedeniyle”  20.000 TL
Reklamlar

Written by kesinofsayt

06 Şubat 2013 at 14:18

HASIR6: YER6’NA SAYGILARIMIZLA

with 5 comments

Aşağıdaki derleme FBTV’deki Yer6 Programı’ndan esinlenilerek ve Yer6’na yapılan yersiz saldırı üzerine programa desteğimizi göstermek üzere hazırlanmıştır. Elbette ki eksikleri vardır. Özellikle 3 Temmuz Darbesi ile ilgili tapeler ve mahkeme sürecine ilişkin kısıtlı hasır6’lar eklenmiştir, zira bu konunun başlıbaşına bir çalışma konusu olduğunu biliyoruz. Ayrıca 6222’ye muhalif hareket ve sözleri de ayrı bir çalışmaya saklıyoruz. Aklımıza geldikçe eklemelerle zengin bir arşiv olurşturmayı amaçlıyoruz. Sizlerden gelecek önerileri de değerlendirerek ekleyeceğiz.

  • 1976 yılında oynanan Göztepe – Galatasaray maçı sonrasında Hıncal Uluç Galatasaray, Trabzonspor, Göztepe ve Giresunspor’un anlaşmalı maçlar oynadıklarını yazmıştı. O yıllarda Galatasaray’da oynayan Fatih Terim de ismen zikrediliyordu. E tabii, çoooook zaman geçti… ( Onur Kütük’ün ( @onurktk_  ) tweetinden anımsanmıştır.)
  • Avrupa fatihinin Galatasaray – Sturm Graz maçını hatırlar mısınız? Hatırlatmazlar, merak etmeyin. Medya sadece “tek yöne” bakar…
  • Galatasaray’ın 2001 yılında Fak Fuk Fon’dan yararlandığını biliyor muydunuz? Nereden bileceksiniz?
  • Mehmet Cansun UEFA Başkanı Lennart Johansson’un karısına 127 bin dolarlık gerdanlık aldığını açıklamıştı. Neden kimse ilgilenmedi? Neden hiç konuşulmuyor?
  • Fatih Tekke ve Gökdeniz’in araçlarının kurşunlanma olayı çözüldü mü? Gökdeniz yıllardır neden gelmiyor hiç buralara? Ya milli takıma?gokdeniz
  • Ali İpek 2006’daki Denizlispor – Fenerbahçe maçı öncesinde “çantacıları açıklayacağım” demişti. Sonra çark etti. Hala çantacıları bekliyoruz.
  • Hasan Şaş “Konuşursam insanlar Galatasaray’dan soğur” dedi. Neydi konuşacakları? İnsanlar Galatasaray’dan neden soğuyacaktı? Sahi Hasan Şaş şu anda nerede, ne iş yapıyor? hasan-şaş-ağlayışı_282090
  • Ozan İpek’in şampiyonluk sonrasındaki şaka yollu teşvik itirafı neden hiç bir savcıyı meraklandırmadı acaba?
  • 13 Mart 2010 tarihinde Ankaragücü – Galatasaray maçında tribünden birisi aşağı atıldı. Ne sorumlular ortada, ne de ceza var… galatasaray-macindaki-tribun-dehseti-kamerada--552778
  • 8 Mayıs 2010 tarihinde oynanan Karabükspor – Fenerbahçe maçı ile ilgili teşvik iddialarında Karabüksporlu (Trabzonlu) Bülent Ataman’ın “bu Emenike şerefsizi adam değil, gelen teşvikten bir kuruş parayı ona verdirmeyeceğim” dediği yerel bir gazetede çıktı. Sonuç? Mahkemeye bile çağırılmadı.
  • Göksel Gümüşdağ şike soruşturmasına nasıl dahil oldu? Nasıl çıktı?
  • Aziz Yıldırım’ın telefonları Mahmut Özgener ile “sık görüştüğü” için dinlenmeye başlanmış. Hatta federasyondan gelen parayla şike yapılmış. Peki Mahmut Özgener nerede?
  • 7 Şubat 2011 tarihinde TT Arena’da oynanan Galatasaray – Eskişehirspor maçında tribünden atılan bir şişe 10 yaşındaki Batuhan’ın kafasını yardı. Sorumlular hala #hasır6…
    Üstelik de Galatasaray Spor Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi Murat Yalçındağ, kendisine ait twitter hesabında şişeyi atan kişinin tespit edildiğini ve güvenlik birimlerine bildirdiklerini ifade etmesine rağmen…batuhan
  • 18 Mart 2011 tarihinde TT Arena’da oynanan Galatasaray – Fenerbahçe maçında Galatasaray locasından Fenerbahçe kalecisi Volkan’a rakı şişesi atıldı. Faili her yerde konuşulmasına rağmen hiç bir yaptırım uygulanmadı. (Not: hakem kim mi? Onu da merak ediverin “lan”)lugano-sise-33530_501
  • Aylarca imzadan kaçan Fatih Terim tesadüfen “3 Temmuz Darbesi”nden iki gün önce Galatasaray’a imza attı. Kedidir kedi…
  • Aynı davadan suçlanırken TS ve BJK Avrupa’ya neden gitti?
  • Aziz Yıldırım’ın evinde bulunan silahlar ne oldu bu arada? Ya bu haberi yapanlar?
  • Tapelerde Olgun Peker’in sınavı geçtiğini duyunca “sorular çalınmış, sınav tekrarlanmalı” diyen Şekip Mosturoğlu neden suçlu bulunuyor?
  • Şener’in “altı trilyonu alalım, bire bitiririz“i için neden hiç bir devlet kurumu işlem yapmıyor? DDK ya da Maliye müfettişleri devletten haksız alınmış bu parayı neden merak etmiyorlar? İncelenmesini kimler engelliyor?6trilyon
  • Çalınan menajerlik sınavı soruları ilk kimlere geldi? Sorumluları şimdi nerede?
  • Melih Gökçek’in ortam dinleme aracı var mı?
  • Aziz Yıldırım’ın aylarca süren teknik takipte hemen herkesle tapesi varken, yöneticilerinden Mehmet Ali Aydınlar ile neden bu kadar az konuşması var? Aziz Yıldırım – Mehmel Ali Aydınlar tapeleri #hasir6 mı ediliyor?
  • Ünal Aysal TFF Genel Kurul’unda “Mehmet Ali Aydınlar’ın istifası kurguyu bozar” derken hangi kurgudan bahsetti?
  • Galatasaray Kulübü kayıp 1 milyon doların futbolcularına yapılan ödeme olduğunu söylese de Song’un ödeme makbuzu hala ortaya çıkmadı. Henüz aranıyor…
  • Kayıp 1 milyon dolarla ilgili olarak Galatasaray yöneticisi Bülent Tulun’un yazdığı mektubun “neden” yazıldığını da kimse merak etmiyor nedense…
  • Bochum savcılığının geniş kapsamlı bahis şikesi davasında bazı önemli Türk isimlerin de olduğu iddia edilmişti. Bahse konu 270 maçın 74’ünün Türkiye’den olduğu iddiası vardı. Sonuç? Davanın Türkiye ayağında, Sarıyer Savcılığı’nda neler olduğu bilinmiyor. (6 Ekim 2010 – 14 Nisan 2011)
  • 16 Aralık 2011 tarihinde oynanan Orduspor – Galatasaray maçı öncesinde Orduspor’da kiralık oynayan Galatasaray futbolcusu Culio her nedense Galatasaray’a karşı oynamak istemediğini açıkladı ve kadro dışı bırakıldı.  Fatih Terim’in “kadromda görmek isterim” dediği Culio yine her nedense başka takımlara transfer oldu.
  • Culio TFF tarafından Etik Kurul’a sevkedildi. Tarih 9 Nisan 2012… 2013’e girmek üzere olduğumuz günlerde karar hala bekleniyor.
  • Lütfi Arıboğan “Cornu’ya dava açacağım” dedi mi?
  • Lütfi Arıboğan’ın “gerek olduğu takdirde” açıklayacağı belgeleri hiç mi merak eden bir medya, yargı mensubu yok?lutfi
  • Lütfi Arıboğan 58. madde için toplanan TFF Genel Kurulu’nda alt küme takımlarına “rüşvet” teklif etti mi?
  • Yiğit Gökoğlan Galatasaray’ın 21 Aralık 2011 tarihinde oynanan Manisaspor maçı öncesinde transfer haberlerinin ardından Galatasaray’a transfer oldu. Kaç maç oynadı dersiniz? Sadece sekiz.
  • Lütfi Arıboğan’ın Cornu’ya açacağı dava ne oldu?
  • Ümit Karan “Konuşursam 2006 şampiyonluğu el değiştirir” dedi mi? Sahi dedi mi?
  • 4 Nisan 2012’de KTÜ’de okuyan Fenerbahçeli öğrenciler Üni-TS Ankara tarafından Facebook üzerinden hedef gösterildi. Sonuç meçhul… ktu
  • 6 Mayıs 2012 tarihinde Trabzon’da Fenerbahçe takım otobüsüne saldırıldı. Saldırıda silah görüntüleri de vardı. Sorumluları hala meçhul…
  • Sadri Şener 10 Mayıs 2012 tarihinde Trabzon’da oynanan Trabzonspor – Fenerbahçe maçı sonrasında soyunma odası koridorunda Semih’e saldırdı. Aylarca hak mahrumiyeti aldı sanıyorsunuz değil mi? Yok canım, abartmayın. 15 gün hak mahrumiyeti ve 15 bin lira neyinize yetmiyor?sadri
  • 90+4. dakikada Santos’un direkten dönen topu tamamlayarak gol attığı Fenerbahçe – Gaziantep maçından bir gün önce Sadri Şener ile Tolunay Kafkas otelin lobisinde ne konuştu?
  • Galatasaraylı Selçuk İnan, Trabzonspor maçı öncesinde Trabzonsporlu Burak Yılmaz ile buluştu. Neler konuşuldu acaba? (Meraklısına not: Burak maçta oynamadı. Emenike de Fenerbahçe maçında oynamadığı için üç yılla yargılanıyor hala)
  • Mehmet Ali Aydınlar’ın Etik Kurulu ara raporu öncesi Cumhurbaşkanı’nı ziyareti zamanlama olarak bir tesadüf müydü?maaliar
  • Fatih Terim 2011-12 sezonunda Trabzonspor  beraberliği sonrasında “Lig bitince konuşacağım” demişti. Ne konuşacaktı acaba?
  • Tahkim Kurulu’nun “Şike Davası”yla ilgili kararını açıklamasından (4 Haziran 2012) kısa süre önce, 21 Mayıs 2012’de TFF’nun Ankara’daki binası kurşunlandı. Kimler ve neden yaptı? Merak edip araştıran var mı?
  • Fatih Terim’in çok yüce gönüllü bir Galatasaraylı olduğu asgari ücretle çalışıyor olmasından anlaşılıyor. Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan bir yetkili de bunu takdir edecek mi, henüz bilinmiyor. Yılbaşında asgari ücrete zam bekleniyor.
  • Melo’nun Ünal Aysal hakkında twitterda “başkan çocukça davranıyor” yazması kaç Alex tweeti eder?MELO-ÜNAL-AYSAL-TWEET-300x168
  • TT Arena tuvaletlerindeki seks skandalı bir başka kulübün stadında olsa bu sessizlik olur muydu? Etik ve ahlak bekçisi medya mensupları bu kadar anlayışlı davranır mıydı bilinmiyor.wc-miron-02
  • Şampiyonlar Ligi’nde oynanan Cluj – Galatasaray maçındaki şike yapıldığı iddialarını neden kimse ciddiye almadı dersiniz?
  • 24 Kasım 2012 tarihindeki Elazığspor – Galatasaray maçında son dakikada kazanılan penaltı atışı öncesinde Galatasaraylı Cris penaltı noktasını kazıdı. Bilica’nın hareketini günlerce gündemden indirmeyen medya buna değinmeyi gereksiz gördü. Yayıncı kuruluş ise görüntüyü bir kez olsun yayınlamadı. Görüntüler amatör kameradan yayıldı
  • Manchester United’ın İstanbul’a gelişinde havaalanında büyük bir rezalet yaşandı. Olayın UA organizasyonu olduğu bilinmesine rağmen (GSTV kayıtları) hiç bir işlem yapılmadı.  (Alternatif link)
  • 30 Kasım 2012 tarihinde oynanan Galatasaray – Gaziantepspor maçında kırmızı kart gören Melo hakemin üzerine yürüyerek birşeyler söyledi. “Lan” ile kırmızı kart çıkartılan ülkemizde bu konu da medyada fazla yer bulmadı.melo
  • 30 Kasım 2012 tarihinde oynanan Galatasaray – Gaziantepspor maçında Melo’nun kırmızı kart görmesi üzerine Engin Baytar da hakeme saldırdı ve birşeyler söyledi. Dudak okuma uzmanı yayıncı kuruluş “futbolun güzelliklerini” konuşmayı tercih etti. Sonuç? Medyaya göre öyle bir olay yaşanmadı.
  • Saygın Alman dergisi Der Spiegel’deki Trabzonspor hakkındaki Wikileaks iddialarını adalet bekçisi medyamızda gördünüz mü? (İlgili bir yazı da burada / orijinal Wikileaks belgesi burada)
  • Nevzat Şakar – Volkan Canalioğlu tapesindeki  “taraftarı tahrik edin, başbakana karşı ayaklandırın” sözlerinden rahatsızlık duyan bir tek emniyet, yargı mensubu yok mu? Ya başbakanın kendisi? Zira sonucu işte burada… canalioglu
  • Mehmet Topuz’a en formda olduğu dönemlerde bile uygulanan milli takım vetosunun nedeni nedir? Acaba Fatih Terim’le arasının olmaması olabilir mi? Yok canım, çok fesatsınız…
  • İTÜ tarafından hazırlanan penaltı raporu medya kuruluşlarının (ve MHK’nın) ilgisini çekmiş midir acaba?
  • Galatasaray’ın sermaye artırımı dolaplarına medya sansürü neden bu kadar az delinebiliyor sizce?
  • 2 Aralık 2012 Fenerbahçe otobüsünün Kayseri’de saldırıya uğraması henüz çok yeni, ama unutturulacağı kesin gibi. Zaten kimse de yakalanmadı. Neden yakalansın ki “hak arayan genç adamlar”?turgay_demir_4aralik2012
  • Operasyon öncesi ve süresince borsa hareketleri inceleniyor mu? Merak eden yok mu? SPK?
  • Yadigar Boğa ne oldu?
  • ”Fenerbahçe – GS maçı oynanmayacak” diyenler neredeler? Ne yapıyorlar? Bu bilgiyi kimler sızdırdı?
  • Gökhan Gönül’ün sakatlığını Fenerbahçe’ye bildirmeyen milli takım doktorları ne yapıyor?
  • Fenerbahçe’nin GS’ye verdiği teşvik ne oldu?
  • Aziz Yıldırım henüz tutuklanmadan adres olarak neden Metris yazıldı?
  • Melih Gökçek operasyonu önceden biliyor muydu? Başka kimler biliyordu?
  • 12 Mayıs 2012 tarihinde Kadıköy’de oynanan Fenerbahçe – Galatasaray maçı öncesinde bazı yayın kuruluşlarının kameraları, stadın dışında bazı noktalara (daha önce oralara konmamışlardı hiç) neden konumlandı? Önceden bazı bilgiler mi geldi?
  • Samsunspor Başkanı İsmail Uyanık’ın “milli takım için şike yapıldı” sözlerinin de üstü örtüldü.
  • Galatasaray ile Gençlik Spor Genel Müdürlüğü arasında imzalanan protokole göre Galatasaray’ın 49 yıllığına kullanım hakkını aldığı TT Arena’nın açılır kapanır çatısını 2 sene içinde yapması gerekiyor. Protokol 29 Nisan 2011’de imzalanırken, kulübün Arena’nın çatısını tamamlamak için önünde 19 ay bulunuyordu. Bu sürede yapılamazsa 160 milyon Euro’ya mal olan stadın maliyetinin yarısı kadar ceza ödemek durumunda kalacak Galatasaray.  Çatı? Kapatmak?
  • Milli Emlak Fenerbahçe Kulübü’nden kaldırımın bile kirasını istiyor. Yetmiyor konukevi için ayrı kira istiyor. Peki Galatasaray’ın Ali Sami Yen Stadı’ndan doğan kira borçlarıyla ilgilenen var mı? Ya diğer tesislerindeki yükümlülükleriyle?
  • Beşiktaş “iade ettiği” kupayı geri aldı mı? (Ahmet Sanlı’ya – @aahmetsanli – teşekkürlerimizle)
  • 2010 Aralık ayında Fenerbahçe Bayan Basketbol Takımı sporcusu Diana Taurasi’de doping maddesi bulunduğu açıklandı. Futbol Federasyonu Doping Kurulu Başkanı ve Basketbol Federasyonu Sağlık Kurulu Başkanı olan Prof. Dr. Turgay Atasü, daha B numunesi açılmamışken  “Taurasi’nin B numunesinde de bir değişiklik olmaz. Ben bugüne kadar böyle bir değişiklik görmedim. Taurasi bu duruma göre normalde 2 sene ceza alır. Dünya basketbolunun zirvesinde biri ama ne yapalım, o da kullanmasın. Hiçbir suçlu (Ben yaptım) demez.” buyurdu. Şubat 2011’de Türkiye Doping Kontrol Merkezi (Hacettepe) analiz sertifikalarını hata oldu diyerek geri çekti. Sahi, Turgay Atasü şimdi nerede? Bir özür çok mu zor olurdu? (Sevgili Maki Senkala’ya anımsatması için teşekkürler)turgayatasü
  • Shaskova’nın Fenerbahçe Bayan Voleybol Takımı oyuncusu, Coskovic’in ise Erkek Voleybol Takımı oyuncusu oldukları dönemde Fenerbahçe bu sporcuları Türk statüsüne geçirmek için çaba sarfetmiş, ancak “tarafsız” federasyon başkanı Ünal Karabıyık engeline takılmıştı. Oysa bu sporcular Fenerbahçe’den ayrılır ayrılmaz (Shaskova Eczacıbaşı’na, Coskovic Galatasaray’a) bu yol açılıverdi. (Münir Gökmen’e teşekkürler)
  • 6 Mayıs 2012 tarihinde Trabzon’da oynanan Trabzonspor – Fenerbahçe karşılaşmasında dah önceden Emre Belözoğlu’nu ırkçılıkla suçlayan Zokora Emre’ye çok sert bir tekme atıyor. Hakeme göre bu tekme değil. İyi de sarı karta ne gerek var o zaman? Hakem kim mi? Kamil Abitoğlu…zokoranin tekmesi
  • Yine Emre’yi ırkçılıkla suçlayan Trabzon tribünlerinin açtığı bir pankart: Papazın Çayırı’ndan Kanuni’nin vatanına hangi yüzle geldiniz… Bu pankarttaki açık ırkçılık hiçbir yetkiliyi hakerete geçirmedi. Nasıl geçirsin ki? Onların bilgisi dışında bu büyüklükteki bir pankart stada giremezdi zaten. (Anımsatma için Münir Gökmen’e teşekkürler)pankart_trabzon
  • Kasım 2009’da Galatasaray Basketbol Takımı’nın cezalı oyuncusu Cemal Nalga’yı, takım arkadaşı Tufan Ersöz’ün formasıyla oynattığı ortaya çıktı.  Hem de hazırlık maçlarında…. Daha iki yıl geçmeden, Ağustos 2011’de bu kez Galatasaray atletizm şubesinde benzer bir skandal yaşandı. “Ahlakın ve adaletin bekçileri” bunu söylemlerinde niye #hasir6 ediyorlar? (Serdar Başar’a teşekkürler)
  • Yargıtay 16 Haziran 2012 tarihinde Adnan Polat yönetiminin ibra edilmeyerek düşürüldüğü kongreyi geçersiz saymıştı. Yani Galatasaray’ın şu anki yönetimi yasal olmayan bir seçimle işbaşında. Eee? Yazan, çizen?
  • 27 Nisan 2010 tarihinde Ankaragücü Asbaşkanı Ayhan Atalay, Süper Lig’in 33. haftasında oynayacakları Fenerbahçe maçına atanacak hakemle ilgili çok ciddi duyumlar aldıklarını, maçı yönetecek hakemleri Aziz Yıldırım’ın ayarladığını iddia etti. Üç hakem isminin ellerinde olduğunu savunan Atalay, gelecekte tanıklık yapmak üzere 3 kişiye bu isimleri söyleyeceklerini belirtti. Atalay, “Aziz Yıldırım’ın MHK’ya baskı yaptığına dair ciddi duyumumuz var. Buraya kendi istedikleri, insiyatif kullanamayan, psikolojik altyapısı bu maçı kaldırmayacak bir hakem atamaya çalışıyor. Ben bu ismi eski MHK başkanı Bülent Yavuz’a ilettim. Bunu maç sonuna kadar saklayacak. Eğer teorilerimiz doğru çıkarsa, çıkıp televizyonlarda açıklayacak . MHK Başkanı Oğuz Sarvan’ın da bir televizyon programında, ‘büyük takımlar hakemlerimiz ve federasyon üzerinde baskı kurmaya çalışıyorlar’ açıklaması var.” dedi.
    2 Mayıs 2010 tarihinde ise “O konuşmaları nasıl yaptım ben de bilmiyorum. Bana bir şey oldu herhalde.” gibi bir ifadeyle özür diledi.
  • 15 Mayıs 2010… Fenerbahçe şampiyonluk için Bursaspor ile çekişiyor. Devlet Bakanı Faruk Çelik:

Son birkaç maçta olup bitenleri izledik. Bu kadar kolay gollerin nasıl yenildiğini anlamakta zorlanıyoruz. Birkaç ay önce başka konularda yaptığımız basın toplantısında bu konuları dile getirmiştik. O zaman da bu maçları kamuoyuyla paylaşacağımızı söylemiştik. Maalesef bizi üzen, kuşkuya düşüren görüntülere diğer maçlarda şahit olduk.
Umarım, yarın Fenerbahçe’nin Trabzonspor ile yapacağı maça, sahadaki oyuncuların fizik güçleri ve taktikleri yansır ve hak eden kazanır. Hak eden kazansın, hak eden şampiyon olsun. Bursaspor’un şampiyonluğu hak ettiğini hepimiz, Bursaspor ile hiç ilgisi olmayanlar bile söylüyor. Yarınki Beşiktaş maçında galip geleceğiz ve kulağımız İstanbul’da olacak ve inşallah oradan da hayırlı haberler alırız. Hak ettiğimiz neticeye ulaşırız.

diyerek ligi, daha doğrusu Fenerbahçe’yi  tümüyle şaibe altına sokuyordu. Bursaspor’un şampiyonluğu sonrasında söylediklerini şöyle savundu:

Türk Futbolunun şaibe altında kalmaması adına gündeme getirdiğimiz ‘Temiz Futbol’ uyarıları kimseyi kınamak için değil sadece Türk Futbolunun şaibe şayiası ile kirletilmemesi içindi. Bursaspor’un gösterdiği üstün performansı ve başarıyı Bursa milletvekili olarak, bir Bursasporlu olarak yakından bilmekteyim. Gerek Bursaspor’un gayretlerinin bazı kirli girişimlere kurban edilmemesi ve gerekse Türkiye liglerinde başarılı futbol sergileyen çok kıymetli takım ve oyuncularımızın lekelenmemesi amacıyla dillendirdiğimiz samimi uyarıları kimsenin yanlış ve kasıtlı olarak başka yerlere çekmesine müsaade edemeyiz.

Fenerbahçe şampiyon olamayınca lig bir anda tertemiz oluvermişti. farukcelik

  • Fatih Terim’in Temmuz 2012’de söylediği “Fenerbahçe şampiyonluğu dört yıl unutsun” sözlerinin arka planında ne var? Nereden bu garantiyi aldı? Yok bunu sadece tahmin olarak söylediyse, Aziz Yıldırım benzeri bir ifade yüzünden neden yargılandı?
  • Galatasaray – Gaziantepspor maçı için hakem Suat Aslanboğa raporunda Melo için neler yazdı? Rapor ne oldu? (Noavas Blog)TKUMMELO
  • 16 Aralık 2012 tarihinde oynanan Galatasaray – Fenerbahçe karşılaşmasında Fenerbahçeli Raul Meireless ikinci sarı karttan oyundan atıldı. İtiraz ederkenki görüntülerde hakeme tükürdüğü iddia edildi. Daha da ötesinde hakem Halis Özkahya’nın raporunun değiştirildiği, tükürdüğünün yazıldığı iddiaları dolaştı. 20 Aralık 2012 tarihinde PFDK Meireless’e 11 maç ceza verdi. Daha sonra ortaya çıkan görüntülerde Meireless’in tükürmediği net bir şekilde belli oldu. Tahkim Kurulu 27 Aralık 2012’de cezayı “maç sonrası hakeme yönelik hareket” gerekçesiyle 3 maça indirdi.   Halis Özkahya’nın raporundaki tükürük iddiası #hasir6 edilerek, kendisine yönelik hiçbir cezaya gerek duyulmaksızın maç verilmeye devam ediliyor.
  • EN ÖNEMLİ HASIR6: Süper Kupa ne oldu?

IRKÇILIK… VE SOS OLARAK İKİYÜZLÜLÜK!

leave a comment »

15 Nisan 2012 Pazar günü Fenerbahçeliler için son derece güzel ve keyifli bir gündü. Önce güzel bir havada haksızlığa ve adaletsizliğe karşı anlamlı bir yürüyüş yapıldı. Yürüyüşün sonunda da aylardır anlamsız talepleriyle Fenerbahçe’yi tahrik etmeye çabalayanlara karşı hiç bir taşkınlık, hiç bir küfür, hakaret içermeyen bir maçta ezici bir oyunla futbol dersi verildi. Staddaki herkes mutlu bir günün keyfiyle evlerine döndüğünde yeni bir gündemle karşılaştılar. Trabzonsporlu futbolcu Zokora maç esnasında Emre’nin kendisine ırkçı söylemde bulunduğundan bahsediyordu ve “mümtaz ve duyarlı” Türk medyasının birinci gündem maddesi bu olmuştu. Aylardır “masumiyet karinesi” diye birşey olduğunu, bir kimsenin suçu ispatlanmadıkça masum olduğunu anlatamadığımız değerli medya mensuplarımız darağaçlarını kurmuş, pek de alışkın olmadığımız şekilde ilgili talimat maddelerini ortaya dökmüş, Emre’nin acil infazını istiyorlardı. Hoş, “istiyorlardı” lafı biraz hafif kaçıyor aslında. İstiyorlardı değil de infazı gerçekleştiriyorlardı demek daha doğru olacak sanırım.

Gelelim işin teorisine… Irkçılık TDK tarafından “insanların toplumsal özelliklerini biyolojik, ırksal özelliklerine indirgeyerek bir ırkın başka ırklara üstün olduğunu öne süren öğreti, rasizm” olarak tanımlanıyor. Yani aslen hayata ve insanlara ideolojik bir bakış ve yaşam tarzı ırkçılık. Neredeyse tüm futbol hayatında farklı din ve ırktan futbolcu ile bir arada oynamış bir oyuncunun ilginç bir zamanlama ile bu suçlamayla karşılaşması oldukça kafa karıştırıcı. Emre’nin yayıncı kuruluşa bağlanarak lafı evelemesi de kendisi adına olumsuz bir durum elbette. Ola ki bu sözleri sarf ettiyse dahi bunu ırkçı olduğundan değil de haddini fazlasıyla aşan bir hakaret amacıyla yaptığını düşünüyorum. Elbette bu düşünce varsayılan söylem gerçekleştiyse onu hafifletmez. Irkçı söylem, gerekçesi ne olursa olsun kabul edilemez bir durumdur. Forma rengine göre de hafifletilemez.

Ancak bugün çığlıklar atarak cadı avına çıkanların samimiyetsizliği de bu söylemin kendisi kadar değilse bile sadece bir kademe altındadır. Bugün Emre’nin varsayılan lafına karşı “insanlık adına” savaş açanların şu aşağıdakiler için neler düşündüklerini çok merak ediyorum:

  • 1996-97 sezonu. İstanbulspor ile oynanan maç sonrasında Galatasaray teknik direktörü Fatih Terim rakip takımın teknik direktörü Saffe Susic için ‘‘Benim ülkemde hele bir Sırp bana hiç böyle laf edemez’’ dedi.
  • 1998-99’da Trabzonspor başkanı Mehmet Ali Yılmaz takımın İngiliz oyuncusu Kevin Campbell için ‘‘Golcü diye aldık yamyam çıktı’’ yorumunu yaptı.
  • 2000-01’de Fenerbahçe iki Yugoslav oyuncu Lazetic ve Mirkovic’i kadrosuna dahil edince başta Kazım Kanat olmak üzere bazı spor yazarlarından ‘‘bu Sırpların burada işi ne?’’ sesleri yükseldi.
  • 2002’nin mayıs ayında İsrail-Filistin sorunu alevlendiğinde İstanbul’da ve Konya’daki protesto gösterilerinde Revivo’ya yönelik ‘‘Hitler şimdi seni daha iyi anlıyorum’’ sloganı atıldı.
  • 17 Aralık 2008: Trabzonsporlu taraftarlar TFF’ye yürüyorlar. Atılan slogan “Ermeni Oğuz’a (kasdedilen MHK başkanı Oğuz Sarvan) soykırım”!
  • 27 Ocak 2011 tarihinde oynanan Galatasaray – Sivasspor Türkiye Kupası maçında Galatasaray tribünlerinden Pini Balili’ye ırkçı tezahüratlar yapıldı.
  • 10 Haziran 2011 tarihinde NTV’de başbakan R.T.Erdoğan: “Ne Ermeniliğimiz kaldı, ne Rumluğumuz“.
  • 20 Kasım 2011: İnönü Stadı’nda oynanan Beşiktaş – Galatasaray maçında trübünler Eboue’ye maymun dedi.
  • 21 Kasım 2011 tarihinde BJK TV yorumcusu Burhan Akdağ Eboue için “bu görüntüler National Geographic TV’de her gün veriliyor” dedi.
  • 1 Nisan 2012 tarihinde Trabzon’da oynanan Trabzonspor – Fenerbahçe maçında tribünlerde açılan pankart:

Bu yukarıdakiler kısa bir araştırma ile bulunan bazı örnekler. Ermeni / Rum tohumu lafının ne kadar sık kullanıldığını hepimiz biliyoruz. Irkçılığın (ayrımcılığın) bir başka türü de kadına yönelik ayrımcılık. Yine başbakana ait olan “kadın mı kız mı bilmiyorum” en önde gelen örneklerden.

Bir kez daha soruyorum şimdi: Emre’yi infaz edenler bu yukarıdakilere karşı en ufak bir itirazda bulundular mı? Unutmayalım, haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır. Ama haksızlığı işine geldiği gibi bazen görmezden gelen, bazen ucuz kahramanlık yapan daha da beterdir.

Tamam, bu sözleri söylediyse Emre’yi asalım. Ama darağacına yalnız mı gidecek?

Written by kesinofsayt

16 Nisan 2012 at 08:45

BU PFDK İLE Mİ?

leave a comment »

TFF PFDK Kurulu:

Halit Fahri Gültekin (başkan), Av.Sinan Gürsoy (başkan vekili), Av.Serdar Ölmez (raportör), Av. Memduh Oğuz (üye), Av. Yusuf Reha Alp (üye), Av. Tolga Erol (üye), Av. Kadir Er (üye)

Yukarıda ismi geçenlerden Av. Yusuf Reha Alp çok öncelerden, delilleri, iddianameyi, savunmaları görmeden kesin kararını vermiş ve bunu da kamuoyu ile paylaşmış bir isim. Ve bu kişinin içinde bulunduğu kurum Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe hakkında karar verecek!

Sayın Alp şu anki başkanı Yıldırım Demirören’e de demediğini bırakmamış. Aşağıda bulacaksınız. Ama şimdi “midesi sağlam” birisi olarak Demirören TFF’sinde görevli. Ne diyelim, Allah ıslah etsin.

4 Ekim 2011, www.trabzonhaber.com (Yayından kaldırıldı)

Hürriyet gazetesi, geçen sezondan bu yana Trabzonspor ile ilgili oldukça ilginç yayınların altına imza atmakta.
Trabzonspor ile rakibi arasında açılan puan farkını sahada kapatmanın zorluğunu anlayan gazetenin Fenerbahçeli yönetim kadrosu, devre arasında yayınladığı ve kamuoyunu manipüle etmeye yönelik olduğu aşikar “Penaltılar irdelenmeli” haberiyle istediği etkiyi yaratmasını bilmişti.
Trabzonspor’un bu süreci, her zamanki gibi, yanlış yönetmesiyle hakemler ve futbol federasyonu baskı altına alınmış, bunun üzerine bir de (şampiyonluğu garanti altına alabilmek için, bizim ancak sezon sonunda öğrenme şansı bulduğumuz), anlaşmalı maçlar oynanmış ve netice itibarıyla Trabzonspor’un şampiyonluğu göz göre göre elinden (ç)alınmıştı.
Geçtiğimiz sezon bitiminde yapılan bir röportajda, “Önümüzdeki sezon Eskişehirspor, Sivasspor ve Ankaragücü takımlarını iyi takip edin, çünkü Trabzonspor’un ahını alanların beli hiçbir zaman doğrulmamıştır” demiştim. Cumhuriyet (Fenerbahçe değil ama ha, Türkiye Cumhuriyeti’nden bahsediyoruz burada!) Savcılığı, sezon bitimini bile beklemeden bu takımlardan, en azından şimdilik, ikisinin belini kırıvermiş, işi kaderin elinden çekip almıştı. Benim “ah alanlar” kategorisine sokmadığım Fenerbahçe de, bu işin bonusu olarak önümüze konmuştu.
Emniyet Müdürlüğü ve yargının bu cesurca operasyonuna, Türkiye Futbol Federasyonu’nun (tıpkı onlardan beklendiği gibi) aynı cesaretle katılamaması sonucu bu sezon maalesef bu üç takımın katılımı ile başladı. Bize çocukluğumuzdan beri hep aynı örnekle bir şey anlatmaya çalışan büyüklerimiz (“Elmalarla armutlar toplanmaz!”), şu sorunun cevabını veremediler elbette : Suçlular ile suçsuzların aynı kefeye konduğu başka bir medeni ülke var mıdır acaba?
Ülkemizin garip bir adeti olarak tarihe not düşelim de, bizden sonraki kuşaklar okuduğunda (söz uçar yazı kalır ne de olsa!) vücutlarının pislikleri akıtmaya yarayan bölgeleri ile gülsünler : Suç var, suçlu var, gel gör ki ceza yok!
Şimdi elbette bazı aklıevveller, henüz yargılama sürecinin tamamlanmadığı ve aksi ispat edilinceye kadar herkesin masum olduğu ilkesini hatırlatacaklar. Onlara uzun uzun ceza muhakemesi açısından geçerli ve aynı zamanda da gerekli olan bu ilkenin spor hukuku söz konusu olduğunda hangi noktada devreye gireceğini anlatamayacağım. Düşünme kabiliyeti olan varsa aralarında, sahada kırmızı kart gören bir futbolcunun, neden, “Bir dakika, benim bu hareketim böyle bir ağır cezayı gerektirmiyordu. Görüntüleri yeniden seyredelim, gerekirse şahit göstereyim, yargılamam yapılsın, kart ondan sonra verilsin” diyemeyeceğini düşünsünler, kâfi.
Sadece, ortalığa dökülen telefon kayıtları, maç incelemeleri, soruşturmada adı geçen kişilerin birbirleriyle ispatlanan ilişkileri ve savcının görüşü bile şikenin varlığını alenen tescil etmeye yeterliyken, üstüne bir de UEFA’nın Fenerbahçe’yi ihraç ve Trabzonspor’u davet kararı gelmesine rağmen, Türkiye (!) Futbol Federasyonu, yine cesur olamadı ve kendisinden beklenen kararı veremedi. Bu noktada, Trabzonspor olarak belki de bu kirli oyunun bir parçası olmayacağımız ve acil olarak bir karar verilene kadar böylesi pis bir ligde yer almayacağımızı deklare etmemiz gerekiyordu. Tuttuk tam tersini yaptık, federasyona süre verdik, lige başladık, Fenerbahçe’nin durumunu anladığımızı belirten demeçler verdik ve yasanın değiştirilerek şike yapanlara hapis cezası verilmemesini kabul eden kulüplerden biri olduk. Oysa, haklılığımızın verdiği güçle oluşturabileceğimiz kamuoyu desteği, bin tane Fenerbahçe’yi yıkmaya yeterdi, olmadı ıskaladık.
Tüm bu süreçte Hürriyet gazetesi, Trabzonspor ile ilgili provokatif yayınlarına devam etti. Özellikle Feridun Niğdelioğlu, Ercan Saatçi ve Funda Ayaz gibi isimler, bir şeyleri sürekli olarak kaşımanın ve karşı tarafı tahrik etmenin son derece vahim sonuçlar doğuracağını düşünmeden yazdılar, çizdiler. Bu kadroya arada bir de olsa Ertuğrul Özkök de katıldı ve mezkur korodan çıkan kakafoni, Türk futbolunun zaten kirli olan ortamını daha da fazla kirletmekten başka bir amaca hizmet etmedi.
Gazeteler, elbette, resmi yayın organları değildir. Yorum ve buna dayalı olarak eleştiri, elbette herkesin olduğu gibi gazetecilerin de en doğal hakkı ve aynı zamanda görevidir de. Ancak bu görevi yerine getirirken, kendinize amaç olarak, “Halkın doğru haberi alma hürriyetini” değil de, “Bağlı bulunduğunuz camiaya hizmet etme” şiarını benimserseniz, bunun adına gazetecilik denmez. Tıpkı yazdığınız sayfalara gazete denemeyeceği gibi.
Hürriyet, benim, “Acaba bugün ne yazmışlar?” diye merakla okuduğum, Ahmet Hakan, Yılmaz Özdil, Özdemir İnce, Hadi Uluengin, İsmet Berkan gibi pek çok değerli yazarla dolu. Ancak tüm bunların yanında, gözünü hırs bürümüş ve kulak kesildikleri camialardan başka herkesin sesine sağır olan insanların bu gazetedeki varlığı, ülkenin geleceği açısından beni dehşete düşürüyor. “Ülkenin geleceği açısından” diyorum, çünkü, bu ülkenin, öyle veya böyle, en etkili gazetelerinden birinin, yaptığı haberleri sadece ve sadece bir çevrenin çıkarına dayalı olarak yapmak gibi bir haber namussuzluğu içine girmesini çocuklarımıza nasıl açıklayacağız? Bu hal, kısaca, “Evladım bu ülkede düzen böyle işliyor” diye geçiştirilemeyecek kadar önemlidir. Biz, çocuklarımıza, “Bu ülkede namusluların sesi, namussuzlardan daha çok ve daha gür çıkar evladım” demek istiyoruz.
Evet, biliyoruz, Hürriyet gazetesi çok satıyor. Ama doğru bir azınlığın, yanlış bir çoğunluktan daha kalabalık olduğunu da biliyoruz. Aynı siyasi fikri paylaşmasak dahi, dürüstlüğüne hiç tanımadan kefil olabileceğimiz Yılmaz Özdil gibi bir gazetecinin yazı yazdığı bir gazetede, koskoca bir camiayı “Onursuzluk”la itham eden bir cümlenin haber değeri taşıdığını düşünen sözde gazetecilerin de oluşuna şaşırıyor, bunu haber yapmakta hiç sakınca görmeyen editörlerin varlığına inanamıyoruz. Tüm bunlara rağmen, yine de efendiliğimizi koruyup, sakin bir şekilde tepki vermek gerektiğine dair insanlara uyarı mesajları atıyoruz. Çünkü biliyoruz ki :
KÖPEKLERİN AĞZI DEĞDİ DİYE DENİZ KİRLENMEZ!

14 Kasım 2011, www.trabzonhaber.com

Yakın tarihte açıklanacak olan Şike iddianamesinden ne bekliyorsunuz ?
Bugüne kadar dedikodu ya da tevatür olarak ortada dolanan şeylerin bir temele oturtulmasını bekliyorum her şeyden önce. Koparılan bunca gürültünün boşa olmadığının çok sağlam delillerle ortaya konulmasını bekliyorum. Ligin, özellikle ikinci yarısında, hep sezdiğimiz ancak bir türlü “Kesin vardır” diyemediğimiz kirli ilişkilerin net bir şekilde ortaya konulup, kafamızdaki tüm şüphelerin giderildiği bir iddianame bekliyorum. En azından artık bilgi kirliliği ortadan kalkacak, bu da çok önemli bir gelişmedir.
Bu iddianame sonunda nasıl kararlar çıkabilir? Örneğin Fenerbahçe küme düşer, Trabzon’a bir şey olmaz diyebiliyor musunuz ?
– İddianame yazılmadan bunları söyleyebilmek için, Tanrı’nın sizi kahinlikten daha ileri bir derece ile ödüllendirmesi gerekiyor. Ama bu kadar gürültü koparıldığına ve insanlar bu kadar zamandır içeride tutulduğuna göre, çok somut belgeler göreceğimiz garanti. Trabzonspor ile ilgili en ufak bir iddia beklemiyorum açıkçası. Bundan en ufak bir şüphem yok. Karışmış olsak, niye hiçbir sorumluya bugüne kadar en ufak bir yaptırım uygulanmadı? Aziz Yıldırım bunca zamandır içeride de bizimkilere neden hiç dokunulmadı? Korkudan değil ya! Trabzonspor aleyhine, dosyada somut hiçbir şey olmadığı için.

30 Kasım 2011, www.trabzonhaber.com

Sayın Alp, sporda şiddet yasasını değiştirmek üzere meclis toplanarak yeni bir yasa çıkardı. Şimdi top Cumhurbaşkanı’nda. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? 
– Hiçbir konuda uzlaşamayan, anlaşamayan, birbirlerine demedik laf bırakmayan milletvekilleri, biliyorsunuz, bugüne kadar iki konuda anlaşabildi sadece. Biri, Ankara’da kurulan yeni TOKİ evleri ile ilgili, diğeri de şike yasası. Birbirlerini meclis kürsülerinde itekleyen vekiller, birbirlerine, meclis tutanaklarına göre edilmedik hakaret bırakmayan adamlar, şimdi kendileri için özel yapılan uygun fiyatlı TOKİ evlerinde komşu olacaklar. Akşamları da, soydukları meyveler eşliğinde, beraber Meclis TV’yi seyredip, “Ulan amma güzel tiyatroymuş” diyecekler herhalde.
İkinci uzlaşı da şike yasası. Bu yasa meclisten çıktığı andan itibaren Türkiye’de futbol koca bir bok çukuruna dönmüştür artık. Bok da biliyorsunuz yediğimiz güzel şeylerin sonuçta vardığı iğrenç noktadır. Futbol da, içinde pek çok güzellik barındıran ve muhteşem olması beklenen bir oyunken, ortaya çıkan sonuç itibarıyla “bok” ile tanımlanabilecek kadar kirlenmiş bir şeydir artık Türkiye’de. Kişiye özel yasa çıkarttı bu meclis, çok enteresan. Ama bilmedikleri bir şey var. Bu çıkardıkları yasa da, kurtarmak istedikleri adamı kurtarmayacak. Çünkü büyük ihtimalle o malum şahıs hakkında  “çete” suçlaması ile iddianame hazırlandı ve yargılaması da ona göre yapılacak. O halde bu oynanan oyun nedir? Berbat bir tiyatro bile değildir. Fenerbahçeli taraftarlara hoş görünmek için “Bak kardeşim biz elimizden gelen her şeyi yaptık ama n’apalım savcıya sözümüz geçmiyor” demenin bir başka yolu. Çukurovalıların bu durumu anlatan muhteşem bir sözü vardır : İtle dalaşma, çalıyı dolaş, derler. Yapılan da aynı bu. Biz, bizleri temsil etsinler, insan gibi yaşayabileceğimiz, uygarlık seviyesinde hayatımızı idame ettirebileceğimiz yasaları çıkarsınlar diye meclise adam yolluyoruz, onlar, memleketin başka hiçbir sorunu yokmuş gibi, 6 ay önce yaptıkları yasayı değiştirme gayreti içine giriyorlar. Sonra da bunlara sokakta adam yerine koyup, selam veriyoruz, hürmet ediyoruz falan.
Şikenin cezası ağırmış. Sana ne! Yahu sen yapmadıktan sonra cezası idam olsa ne yazar? Yanlışlıkla da işlenebilecek bir suç değil ki bu, hani “ulan büyük bir hataya kurban gidiyorum” diyesin. Tam tersine, planlı, programlı, taammüden, organize olarak, büyük paralarla işleyebileceğin bir suç. Yani sen şike yapmazsan kimse sana kumpas kurup, “bak sen de işin içindesin” diyemez. Her şeyiyle sürecin içinde olman gerekiyor ceza alman için. E yoksa karın ağrın, yoksa bir sıkıntın, cezası işkenceyle öldürülmek bile olsa ne gocunuyorsun sen?
Çok net söylüyorum : Bu bir utanç yasasıdır! Değişikliği isteyen her kulüp de, yasanın altında imzası olan her vekil de ömrü boyunca bu utancı boynunda taşımaya mahkûm olmuştur. Şimdi tek beklentim UEFA’nın devreye girerek, şikecileri aklama çabası içindeki Türkiye’yi tüm uluslar arası organizasyonlardan men etmesidir. UEFA bunu yaptığında bu imza atanlar nasıl büyük bir ayıbın altına imza attıklarının ve bir kişiyi kurtarıp bundan kendilerine oy devşirme anlayışının bu ülkeye ne kadar pahalıya patladığının farkına varacaklardır diye umut ediyorum. Elbette ki, sayın Cumhurbaşkanı’nın, vicdanının sesini dinleyerek bu ayıbı temizleme ihtimalini de göz ardı etmek istemiyorum. Umarım, toplumun tamamında derin yaralar açacak olan bu değişikliği onaylamayarak bu halkın Cumhurbaşkanı olduğunu gösterir.
8 Nisan 2012, www.trabzonhaber.com
–Federasyon seçimleri için bolca aday var . Kimler ciddi bir yarış içinde olur? Sizce siyaseti temsil eden var mı ?
– Belli ki yarış Demirören ile Ata Aksu arasında geçecek. Demirören süper lig kulüplerinin desteğine, Aksu da, Galatasaray ve taban birliklerinin gücüne güveniyor. Siyaset var mı yok mu bilemem. Ama Türkiye’de “kolbastı derneği”nin seçimleri de olsa oraya bile siyaset bulaştığı söylenirken, en önemli sosyal aktivitesini yönetecek adamlar seçilirken siyaset karışmıyor demek abesle iştigal olur sanırım. Aslında tuhaf olan bizim hala futbolu konuşabiliyor olmamız. Demek ki bizde de esaslı mide varmış kardeşim.. Bu kadar yolsuzluğun, hırsızlığın, arsızlığın, namussuzluğun, şerefsizliğin kol gezdiği bir alanda, biz, hala, “aman lig şöyle olur, aman federasyon seçimleri böyle olur” diye çok bilmiş yorumlar yapabiliyorsak, bizde de bir sorun var demektir. Doğru olan, Türkiye’de futbolla, bu rezil arena tamamen temizlenene kadar ilgilenmemektir aslında. Temizlenir mi derseniz, asla, hiçbir zaman temizlenmez derim. O halde? O haldesi şu, demek ki bu çapulcu, menfaatçi ve şikeci tayfafa, “alın lan sizin olsun futbolunuz.. biz bu rezilliğinize ortak olmuyoruz” diyerek, izzeti ikbal ile babı hükümetten çekilmektir. Bunun haricindeki tüm yorumlar, “osur osur ipe diz”den öteye gitmez.
—— Aydınların istifası sonrası şimdi nasıl bir süreç bizleri bekliyor ? Küme düşme yaşanacak mı ? Kupa Trabzona gelecek mi ?
– Hiç kimse fuzuli yere hayal kurmasın. Fenerbahçe küme düşmez, kupa da Trabzonspor’a gelmez. Kim başkan seçilirse seçilsin, yargı kararı beklenir. Yargı da kararını beş seneye ancak verir, kesinleşmesi boku püsürü, o süreç uzar da uzar. Kesinleştiğinde de bu kupayı Trabzonspor’a vermeye kalktıklarında, “alın o kupayı da münasip bir tarafınıza sokun” diyebilecek bir başkan ve yönetim kurulu görevde olur inşallah da, en azından biraz şişimiz iner. Türkiye’de tüm oyun, zaten, Fenerbahçe’yi nasıl düşürmeyiz, Fenerbahçelileri nasıl üzmeden bu süreci atlatırız üzerine kurulu. Şimdi Demirören başkanlığa aday. Bak, bütün Beşiktaşlılar zil takıp oynuyor. Niye? Biz bu adamı Türk futbolunu kurtarsın diye başkan yapacağız. İlk işim UEFA ile konuşup ikna etmek olacak diyor adam. Demirören’in bırakın UEFA’yı falan, konuşarak sokaktaki dilenciyi ikna etme şansı var mı Allasen? Neyiyle ikna edecek? Bilgisiyle mi? Birikimi ile mi? Üstün belagatiyle mi? Konulara olan hakimiyeti ile mi? Sevimliliği ile mi? Güvenilirliği ile mi? Becerisi ile mi? Akıllar üstü hukuk bilgisiyle kanunlarda bulabileceği boşluklar ile mi? Neyle? Biri çıkıp da bunu sorsun ona, o da ikna etsin bizi… Bak görüyor musun Türk futbolu ne halde.. Sonra da marka değeri.. Avrupalılar bize kıçıyla gülüyor biz marka değeri dedikçe biliyorsun değil mi? Milli takım hocan belediyeden, federasyon başkanın şike davasında sanık kulübün başkanı, yorumcun hükümetten, bir hakemin Avrupa’da yok, takımların tel tel dökülüyor, ulusal takımın zaten yerlerde, şike ve şaibe dolu bir milli ligin var, sonra da marka değeri marka değeri!.. Komik bir ülke burası. Demirören o kadar rahat ki, UEFA ile anlaşamazsam ceza verirler, Türk takımalrı da Avrupa’ya gitmez diyebiliyor. E seneye zaten Beşiktaş’ın büyük ihtimalle Avrupa’ya gidememe durumu var, çünkü bütçe felaket, UEFA zaten izin vermeyecek. Demirören efendi de çok zeki ya, bakın diyecek benim bir suçum yok UEFA tüm Türk takımlarına ambargo uyguluyor..
–Şike davasında savunma dönemi başladı. Bu süreçte Trabzonspor’un başını ağırtabilecek bir durum görüyor musunuz? Ya da   acaba dediğinizi bir şey var mı ?
– Trabzonspor anasının ak sütü kadar ak, tertemiz bir kulüp. Ne acabalık, ne de başka herhangi bir süphelik tek durumu yok Trabzonspor’un. Herhangi bir yöneticisi şu soruşturmada ceza alsın, ya da kulüp bir şekilde bu işin içine dahil edilsin ben hukuku konuşmayı bırakırım, bu kadar net. Ama durum böyle de ne oluyor? Hala kupamızı verin diye yalvaran biziz. Diğer şaibe dolu, beni düşüremezsin, puanımı da silemezsin diye posta koyuyor, hükümet dahil, herkes ve her kurum da paşa paşa “aman diyim, bir formül bulalım da seni de rahatlatalım”ın peşine düşüyor. Sen bu ortamda temiz olsan ne? Rahmetli Cemil Meriç, “bir ülkede insanlar sağcı solcu, Müslüman ateist, Kürt Türk diye değil, namuslu namussuz diye ikiye ayrılır” derdi. Biz namuslu tarafız, ama ne yazık ki korkak ve zayıfız. O yüzden bizden, hiç kimse kusura bakmasın ama, bir cacık olmaz.
 10 Nisan 2012, Telegol programı, video…

Written by kesinofsayt

11 Nisan 2012 at 10:36

YETER! BEN DE MÜDAHİLİM…

leave a comment »

Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan Sızıntı – Wikileaks’te Ünlü Türkler kitabını okumadıysanız bile duymuşsunuzdur mutlaka.

Dünyayı sarsan, gizli Amerikan diplomatik kriptolarının Wikileaks üzerinden tüm dünyada yayınlanması ülkemizde de ses getirmişti “kısa bir süre”! Gerçi kitapta örnekleriyle gösterildiği gibi Türk medyasının bir kısmı belgeleri sansürledi, manipüle etti. Ancak gerçekler gizli kalmıyor…

Kitap OdaTV’de gazetecilik yaparken Ergenekon Soruşturması nedeniyle tutuklanan Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu imzasını taşıyor. Bu iki ismin siyasi görüşlerine katılmayabilirsiniz, yazdıklarına ya da yorumlarına da katılmayabilirsiniz. Dünyaya bakış açınıza göre bu normaldir. Ancak reddedilemeyecek tek olgu belgelerin gerçek olduğu. Zaten Amerikan Hükümeti de belgelerin gerçekliğini onaylıyor. Kitapta söz edilen belgelerde Amerikalı diplomatların (elçi, ataşe, müsteşar, danışman vs) ABD’ye çoğu “gizli kaydıyla” yolladığı değerlendirmeler yer alıyor. Bilgilerin büyük çoğunluğu ilgili diplomatların duyum, izlenim, birebir görüşmelerle edindikleri bilgiler gibi “subjektif” içeriğe sahip. Ancak bazıları doğrudan polis tarafından bu diplomatlara verilen “birifinglere” dayanıyor.

Sonuç olarak içeriklerinin, yani bu diplomatlarını ABD hükümetine aktardığı bilgilerin çoğunun “doğruluğu”nun kanıtı yok. Ama belgeler en azından şunu net bir şekilde gösteriyor: ABD’nin Türkiye’ye, Türk makamlarına (sivil, asker) bakış açıları ve diplomatların bu “subjektif” bilgileri karşılığında oluşturulan politikalar. En net gerçek ise şu: ABD hükümeti kendi ali menfaatleri uğruna Türkiye’de AKP iktidarını destekliyor, Kemalist / ulusalcı / asker kesime ise ABD aleyhindeki  siyasetleri nedeniyle sıcak bakmıyor. Hatta tasfiyesi işine geliyor.

Yazarların yorumlarından uzak durmak isteyen herkes, İngilizce bilmek kaydıyla, belgelerin asıllarına ulaşıp okuma imkanına da sahip. Yani gizlenen, saklanan birşey yok.

Yine tartışmasız bir gerçek Taraf Gazetesi’nin sürece doğrudan müdahil olduğu ve belgeleri resmen sansürleyerek yayınladığı. Yani yayınladıkları belgelerde, Taraf yazarlarının sevmediği, istemediği kişi ve kurumlar aleyhindeki kısımların olduğu, “aynı belgede olsa dahi” lehteki herşeyin yok edildiği… Wikileaks belgeleri de orada, Taraf Gazetesi’nin arşivi de… Dileyen herkes bakabilir. Zor değil!

“Bunca laf Fenerleaks’te ne arıyor” diye homurdanmaya başlamışsınızdır. Tamam!

AKP / Cemaat karşıtı kişi, grup ve kurumların tümünün hemen hemen aynı yöntemlerle ve hatta aynı kişilerce (savcı, polis, medya) mahkemelere sürüklendiği, hatta içeri alındığı kitaptaki “az” sayıdaki belgeyle bile net şekilde görülüyor.
Soruşturmanın her aşamasındaki kişi ve kurumların, üstüne üstlük yöntemlerin ve kamuoyu oluşturmak için “kullanılan”  medyanın (başta Taraf) aynılığı “Şike Davası”nın “aslında ne olduğu“nu çok net bir şekilde gösteriyor. Davaya “sanık olarak dahil olmalarına rağmen” kendilerini sanık değil “müdahil” görenlerin de bu cüreti nereden aldıklarının ipuçları burada.

Mümkünse kitabı edinin, okuyun. Siyasi görüşünüz ne olursa olsun…
İngilizceniz varsa Wikileaks sitesinde  orijinal belgeleri okuyun.
Okuyun ve Türk medyasının manipülasyonlarına gelmeyin. Sevseniz de sevmeseniz de Aziz Yıldırım’ın şu sözleri çok önemli, bir saniye düşünün sadece: “Ne şikesi kardeşim, memleket elden gidiyor”…

Sağcı, solcu, ateist, muhafazakar, dinci… Ne olursanız olun. Türkiye ABD’ye satılıyor. Farkedin!

Yazının Bonusu: WIKILEAKS BELGELERİNDE TRABZONSPOR

Wikileaks belgelerinde Trabzonspor ile ilgili iddialar da dikkat çekiciydi.
8 Haziran 2005 tarihinde ABD Büyükelçisi Eric Edelman’ın Siyasi İşler Danışmanı John Kunstadter tarafından kaleme alınan “gizli” ibareli notun 7. Maddesi, AKP Trabzon Milletvekili Faruk Nafiz Özak hakkında önemli bilgiler veriyordu.
John Kunstadter, Özak’ı “Milli Görüş’ün Sufi çizgisinden” diye tanımlarken, “sessiz, mesafeli ve Erdoğan’a sadık” bir isim olarak tarif ediyordu.
Konunun daha iyi anlaşılması için önce Özak’ın geçmişinden bahsedelim…
Dindar bir aileden gelen Faruk Nafiz Özak, din adamı yetiştiren Trabzonlu Hafız Ali Haydar Özak’ın oğluydu. Gençlik yıllarından itibaren futbola ilgi duyan Özak, 1967 yılında kurulan Trabzonspor’un ilk profesyonel oyuncularından biriydi. Çeşitli aralıklarda Trabzonspor’da futbol oynayan Özak’ın Trabzonspor’daki profesyonel futbol yaşamı, takımın şampiyon olduğu 1975-1976 sezonuna kadar sürdü. Özak, aktif futbol yaşamından sonra futboldan kopmadı. 1978 yılından itibaren spor basınında köşe yazarlığı yapan Özak, 1982 yılından sonra da Trabzonspor’da çeşitli kademelerde yöneticilik yaptı.
AKP’nin içinde ağırlığı sürekli konuşulan müteahhit grubundan olan Özak, Doğu Karadeniz’e inşaat malzemesi satan pek çok şirketin temsilciliğini yürütüyordu. Kısacası Özak, Trabzon’da inşaat, din ve futbolla tanınan bir isimdi.
Özak’ın genel olarak sağ hükümetlerle olumlu bir ilişkisi olmasına rağmen, aktif siyaset yaşamı 3 Kasım 2002 seçimleriyle başladı. Özak, bu seçimlerde parlamentoya Trabzon milletvekili olarak girdi. Bu seçimlerde AKP, Trabzon’da %43 oy alarak birinci parti oldu ve 8 milletvekilliğinden 6’sını kazandı. 2. Parti olarak 2 milletvekili çıkaran CHP’nin oy oranı %14 idi.

2004 Yerel Seçimleri

Bu seçimlerden sadece 1,5 yıl sonra gerçekleşen 2004 Mart yerel seçimleri AKP açısından bir hezimetti. AKP Trabzon Belediye Başkan Adayı Mazhar Yıldırımhan bu seçimlerde % 35.46 oy alırken, CHP adayı Volkan Canalioğlu % 35.97’lik oy oranı ile Trabzon Belediye Başkam seçildi. Türkiye’de iktidarda olan partinin oylarının yerel seçimleri olumlu yönde etkilemesi geleneği Trabzon’da bozulmuştu. AKP, Karadeniz’de önemli bir kalesini kaybetti.

Özak Bakan Oldu

2004 seçimlerinde yaşanan kaybın ardından, tam bir yıl sonra, kabinede önemli bir değişiklik meydana geldi. Erdoğan tarafından başarısız bulunan Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü, Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki Ergezen ile Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Güldal Akşit görevden alınırken, Güçlü’nün yerine Diyarbakır Milletvekili Mehmet Mehdi Eker, Ergezen’in yerine Trabzon Milletvekili Faruk Özak, Akşit’in yerine de İstanbul Milletvekili Nimet Çubukçu atandı. Bu durum Abdullah Gül ve Erdoğan arasındaki dengeler bağlamında bir başka bölümde ele alındı.
Bu değişim ile Faruk Özak, hükümet içinde önemli bir pozisyona yükseldi. Ankara kulislerinde konuşulanlara göre, Özak’ın Bayındırlık Bakanlığı görevine gelmesi beklenmedik bir gelişmeydi. Adı Trabzonspor ile özdeşleşen müteahhit kökenli Özak, Bayındırlık Bakanlığı ile aynı zamanda pek çok inşaat projesinin kaderini de eline alıyordu.

Aktuğ Görevden Ayrılıyor

Özak’ın göreve gelmesinin ardından Trabzonspor’da da bir değişim yaşanıyordu. O tarihte, Trabzonspor’un başkanlığı görevini eski bir CHP’li Belediye Başkanı olan Atay Aktuğ yürütüyordu. Aktuğ’un başkanlığındaki Trabzonspor, 2003-2004 sezonunda ligin son haftalarına kadar kovaladığı şampiyonluğu Fenerbahçe’ye 4 puan farkla kaptırarak 72 puanla 2. olmuştu. Trabzonspor, 2004-2005 sezonunda da son haftaya kadar süren mücadelede 77 puanla yine Fenerbahçe’nin 3 puan gerisinde kalarak ligi 2. sırada bitirmişti. Uzun yıllardır “4. Büyük” görüntüsünden uzaklaşmış Trabzonspor için lig ikinciliği önemli bir başarı sayılabilirdi. Ancak takımın Kıbrıs Rum Kesimi takımlarından Anorthosis Famagusta’ya Şampiyonlar Ligi ön eleme turunda elenmesi, Trabzonspor yönetimi için istifa seslerinin yükselmesine neden oldu.

Aslında Anorthosis Famagusta, kamuoyunda tanınmayan bir kulüp de olsa, o yıl inanılmaz bir başarıya imza atıyordu. Trabzonspor’un ardından Rapid Wien ve Olympiakos gibi iki Avrupa takımını da eleyerek Şampiyonlar Ligi’ne kalan Anorthosis; Nikopolidis, Kovacevic, Djordjevic, Zewlakow, Raul Bravo gibi önemli isimleri barındıran Olympiakos’u 3-0 gibi bir skorla yeniyordu. Şampiyonlar Ligi’nde ise Panathinakos’u yenip Werder Bremen ile iki maçta beraber kalıyor, Inter ile 3-3’lük sürpriz bir beraberlikle Şampiyonlar Ligi’nde 6 puan toplayarak son anda gruptan çıkamıyordu. Inter’in aynı grupta 8 puan topladığı düşünülürse, bu durum Anorthosis’in başarısının tesadüf olmadığının göstergesiydi. Ancak Trabzonspor’un elenmesi kulüp içinde çatlak seslerin artmasına neden oldu.

Başkan Atay Aktuğ, Trabzonspor’un 18 Aralık 2005’teki kongresinde aday olmazken, kongreyi AKP ile iyi ilişkileri ile bilinen Albayrak Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkanı Nuri Albayrak kazandı. Albayrak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu yıl İstanbul Büyükşehir Belediyespor’un başkanlığı görevine gelmiş ve bu görevi 11 yıl sürdürmüş bir isimdi. Nuri Albayrak, AKP döneminde devlet ihaleleri alan bir şirketin, Yeni Şafak gibi hükümete yakın bir gazetenin sahipliğini yapan bir grubun başında olmanın yanı sıra, İstanbul Büyükşehir Belediyesinde Belediye Meclis üyeliği görevi de yapmıştı. Kısacası, Albayrak’ın Başbakan Erdoğan ile yakın ilişkisi hemen herkesçe biliniyordu. Başbakan Erdoğan’ın kızı Esra’nın Berat Albayrak ile evliliği sayesinde Albayraklar ile Erdoğan akraba olmuştu. Erdoğan, Nuri Albayrak’ın kızının düğününde şahitlik yapacak kadar aileye yakındı. Nuri Albayrak’ın Aktuğ’un yerine göreve gelmesinin kulüp içinde AKP’nin hâkimiyeti anlamına geleceği açıktı.

Albayrak’ın Harcamaları

Albayrak döneminde kulüp Atay Aktuğ ile kıyaslanmayacak türde bir başarısızlık yaşadı. 2005-2006 ve 2006-2007 sezonlarını 52’şer puanla 4. bitiren takım, 2007-2008 sezonunda ligi 49 puanla 6. olarak tamamlıyordu. Nuri Albayrak pek çok yorumcu tarafından başarısız bulunurken, dikkat çekici bir durum vardı. Albayrak döneminde kulüp daha öncesiyle kıyaslanmayacak ölçüde büyük harcamalar yapıyordu. Milan Stepanov, Fatih Akyel, Kaleci Jefferson, Kiki Musampa, Umut Bulut, Ersen Martin, Marcelinho, Ceyhun Eriş, Ayman, Risp gibi önemli futbolcular yüksek ücretlerle transfer ediliyordu. Yüksek maliyetli bu oyuncular Trabzonspor’a başarı getirmedi ancak sadece 2 yılda Trabzonspor, Nuri Albayrak’a yaklaşık 50 milyon dolar borçlandı. Albayrak, iki yılda Trabzonspor’un doğal gelirleri bir yana Trabzonspor için fazladan 50 milyon dolar harcamıştı.

Sanırız tablo netleşti…

2004 yılında Trabzon’da kaybedilen seçimin ardından, Faruk Nafiz Özak 2005 yılında Bayındırlık Bakanı oldu. Kısa süre sonra ise Trabzonspor’da AKP’ye yakın bir başkan seçimleri kazandı. Trabzonspor’da bu tarihten sonra sportif başarısızlığa rağmen büyük harcamalar gerçekleşti. Bu dönemde Haluk Ulusoy Tesisleri gibi önemli yatırımlar TFF tarafından Trabzonspor’a bırakıldı. Başbakan Erdoğan’ın desteği ile TOKİ Trabzonspor için yeni stat yapımına başladı. Yapılan tesisleşme ve yeni stat projeleri kentte bilboardlarda duyuruldu. Söz konusu çalışmalar, AKP muhalifleri tarafından Trabzonspor üzerinden seçim yatırımı olarak yorumlandı.

2009 Yerel Seçimleri

Nitekim Trabzon’da 2009 yerel seçimlerinde tablo 2004’e göre çok değişti. 2009 yerel seçimlerinde AKP % 47,8 oy oranı ile Trabzon Belediye Başkanlığı seçimlerini kazandı. îkinci olan CHP’nin ise oy oranı % 41 idi.
Tüm bu gelişmeler Wikileaks belgelerinde ABD’li diplomatların dilinden ilginç bir şekilde yorumlanıyordu. John Kunstadter’ın yazdığı raporda, AKP’nin ve Başbakan Erdoğan’ın mevcut popülaritesini korumak adına sporun da kullanıldığı, bu çerçevede 2004 yerel seçimlerinde AKP’nin Trabzon’da yaşadığı bozgunun tekrarlanmaması için Devlet Bakanı Özak’ın Trabzonspor seçimlerine müdahil olduğu, uzun süre kendisinin de yönetiminde görev aldığı ve 1996 yılına kadar 2,5 yıl başkanlığını yaptığı Trabzonspor’un başına AKP çizgisine yakın bir başkanın seçilmesini sağladığı, aynı zamanda Trabzonspor’a Başbakanlığın örtülü ödeneğinden, futbolcu alımında kullanılmak üzere milyonlarca dolar ayrıldığı ifade ediliyordu.
Bu şok iddiaya göre, AKP Trabzonspor’u örtülü ödenek ve işadamları yoluyla destekleyerek, Trabzon’da güç kazanmak amacıyla kullanmak istiyordu. Bunun için Trabzonspor yönetimine de kendisine yakın isimleri seçtirmek için çalışıyordu. Türkiye’de sporun siyaset için kullanıldığı hemen herkesin bildiği bir sırdı. Sportif başarıların genelde siyasete tahvil edilmesi nedeniyle, siyasetçiler çoğu zaman spor üzerinden kendilerine destek sağlıyordu. Trabzon’da olanlar bunun bir örneği miydi? Yoksa Kunstadter’in ifadeleri bir yorumdan mı ibaretti?

Özak Spor Bakanı Oldu

Nitekim Kunstadter’i haklı çıkaracak bir dizi gelişme daha yaşandı. Faruk Özak 2009 yılında Spordan Sorumlu Devlet Bakanı oldu. Özak, artık Futbol Federasyonu Başkanlığı’nın bağlı olduğu bakanlıktaydı. Trabzonspor, bu tarihten sonra 2010-2011 sezonunda çok önemli transferler ile sezonu ikinci bitirdi. Açılan şike davası düşünülürse belki de geçmişe dönük bir şampiyonluk yaşayacak. Trabzonspor’un başarısı yalnızca sportif bir başarı mıydı, yoksa siyasetin bu başarıda payı var mıydı?
Yayınlanan şike iddianamesinin eklerinde söz konusu ilişkileri derinleştiren ilginç bir telefon konuşması yer alıyor. Konuşma Trabzonspor Asbaşkanı Nevzat Şakar ile Türkiye Futbol Federasyonu eski Başkanı Haluk Ulusoy arasında 25 Nisan 2011 tarihinde gerçekleşiyor. Şakar, Ulusoy’a Başbakan Erdoğan ile yaptıkları görüşmenin ayrıntılarını anlatıyor. Erdoğan-Şakar görüşmesini ayarlayan kişi Faruk Özak. Şakar, Başbakan’dan neler talep ettiklerini ve Erdoğan’ın Trabzonspor’a neler vermeyi taahhüt ettiğini şöyle anlatıyor:

Nevzat Şakar: Efendim Haluk.
Haluk: Bitti mi abi.
Nevzat Ş.: He, he bitti Haluk.
Haluk: Haydi geçmiş olsun nasıl geçti abi?
Nevzat Ş.: İyi Haluk işte, başkan şeyleri anlattı. Ona Şampiyonlar Ligin’de maç oynamamız için stadımızın UEFA kriterlerine göre eksikleri var. Bunları tamamlamak için de yaklaşık 6 trilyon liraya kulübün ihtiyacı var.
Haluk: Evet.
Nevzat Ş.: O da Faruk Abi’ye talimatı verdi.
Haluk: Tamamdır yani.,
Espriler falan oldu mu?
Nevzat Ş.: Bir de Akyazı Stadı’nın orada yapılacak bize verilmesi gerekiyormuş. Altyapı binası 5 tane saha A takımının oteli, kalacağı otel idare binasının, bizim yönetim binası falan, filan işte onların hepsinin orada yaklaşık 100 dönüm araziyle kulübümüze tahsis edilip ve bütün şeylerinin kendileri tarafından yapılmasını…
Haluk: Bunların hepsini onların kendisi mi yapacak abi?
Nevzat Ş.: Evet.
Haluk: Bize verecek ama.
Nevzat Ş.: Bize verecek ama bunlar tabii ki şeyin karşılığında olacak.
Haluk: Avni Aker karşılığında.
Nevzat Ş.: Avni Aker karşılığında atıyorum Akçaabat sahası falan filan.

(…)

Nevzat Ş.: Trabzon’a ilgi duyduğunu söylüyor işte. İyi iyi oldu yani. Faruk Abi vardı.
Haluk: Hee.
Nevzat Ş.: Sadri Bey, ben, Necmettin Bey, bir de Erdoğan Bayraktar, Erdoğan Bayraktar bundan sonrasında da zaten o işlenecek.
Haluk: Halledecek.

6 trilyon lira, bir stat, altyapı binası, 5 tane saha, bir otel, otelin idare binası, yönetim binası, 100 dönüm arazi ve bütün işleri. Erdoğan’ın Trabzonspor’a bir görüşmede vaat ettikleri bunlar. Görev Erdoğan Bayraktar’ın…
Wikileaks belgeleriyle ortaya çıkan iddialar, Albayrak’tan sonra Trabzonspor’un başına gelen Sadri Şener tarafından “Kulüp hesaplarını incelettik. Sözü edilen dönemlerde böyle bir para girişi yok,” sözleriyle yanıtlandı. Bakan Özak ise “Bunlar yalan ve palavradır,” sözleriyle iddialara cevap verdi.
Söz konusu iddia, örtülü ödeneğin kullanımı konusunda da soru işaretleri yarattı. Son dönemde hem Wikileaks belgeleriyle, hem de Hanefi Avcı’nm iddialarıyla siyasal avantaj yaratmak amacıyla kullanıldığı iddia edilen örtülü ödeneğin akıbeti bir gün tüm hesapların açıklanmasıyla beraber ortaya çıkacak. Bu konuyla ilgili olarak ilginç bir rakam vererek bölümü noktalayalım. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında Örtülü ödenek harcaması 121 milyon TL iken 2010 yılında bu harcama 385 milyon TL olarak gerçekleşti.

Sızıntı, Wikileaks’te Ünlü Türkler, sayfa 138 – 145

Dayanamadım, şunu da yazacağım:
10 Nisan 2012 tarihli Takvim Gazetesi’nde Ergun Diler nam bir köşe yazarı Aziz Yıldırım’ın neden hedef olduğunu sözümona “analiz” ediyor:

Bu zincir Aziz Yıldırım’a kadar uzandı. Kendisi de NATO işleri yaptı. Para kazandı. Dayısının açtığı yolda yürürken hiç zorlanmadı.
Yaptığı iş ve sahip olduğu ilişkiler sonucu ASKERLE arası hep iyi oldu. Hem darbeciyle hem de MİLLİ askerlerle oturup kalkıyordu. Bütün bunlarda bir sakınca görmüyordu.
Ama akıllı bir adamdı.
Türkiye’nin değiştiğini anladı.
Darbe yanlısı askerin SİVİL İRADEYE mesafesini gördü.
Özellikle 27 Nisan e-muhtırasından sonra Erdoğan’ın yanında yer almaya özen gösterdi. Tanıdığı birçok rütbeliye “YANLIŞ YOLDASINIZ” dedi.
Eskişehirspor’un soyunma odasında ne aradığını bir türlü bilmediğim AZİZ YILDIRIM için düğmeye o zaman basıldı! Şike var mıydı, yok muydu bilmiyorum.
Ama Yeni Türkiye’ye uygun hareket etmeye çalışan Aziz Yıldırım birilerinin HEDEFİ oldu.
NATO‘nun zengin ettiği aile artık ABD‘nin hasmıydı!

Yahu, Aziz Yıldırım darbeci askere karşı sivil iktidarın, haydi yazarın yaptığını yapmayalım, açıkça söyleyelim AKP’nin yanında yer alsa;
1. İktidarın korumasında olur,
2. İktidarla birlikte darbeci askere karşı hareket eden ABD ile elele yürüyor olur.

Bu adamlara gazetelerde köşeler veriliyor ya, çok yanıyorum.
NOT: (Takvim = Çalık Grubu)

Written by kesinofsayt

11 Nisan 2012 at 00:16

AKP, Ergenekon, Fenerbahçe, Siyaset, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , , ,

SİZ BU OLUP BİTENLERİ YENİ Mİ SANIYORSUNUZ? – 2

leave a comment »

Üstüste tam 9 maçı deplasmanda yapmak zorunda bırakılan Fenerbahçe 6 Kasımda 1-0 kazandığı Beşiktaş maçından sonra, 5 Mart 1978 e kadar tam 119 günlük bir sürgün döneminde Diyarbakır, Ankara, Adana, Zonguldak, tekrar Ankara, Bolu, Trabzon, Samsun ve Mersin’de çıkardığı canlı ve güzel oyunlarla genel sempati yaratmış ve yalnız bir hafta için ve gol averajıyla Trabzonspor’a kaptırdığı liderliği sonuna kadar başarı ile sürdürüp, çok değerli bir şampiyonluğa daha ulaşmıştır. Bunlardan 8 Ocak 1978 Trabzon deplasmanı birçok yönden tarihsel bir anıdır.
Bir hafta önce Orhan Cebe’nin, basının deyimiyle, (ÖC ALIR GİBİ), Antiç’i oyundan atması hem Boludaki maçın kaybına, hem de Trabzonda oynayamamasına neden olmuş ve 4 puanlık avantaj da 2 ye inmiştir.
Orhan Cebe’nin bu tutumu Trabzonspor’a doping olmuştur. Ancak, amacı takdir eden Fenerbahçeli futbolcular, bu kez oyunu bozmakta kararlı idiler. Nitekim, Trabzonda rekorlar kırılan maç, Fenerbahçe’nin hırslı ve baskılı oyunu sonucu golsüz bitmiş ve 2 puan fark korunmuştur.
Günlerdir tahrik edilen ve galibiyeti çantada keklik sayan seyirci, yenilmeyen Fenerbahçelilerle otobüslerini azgınca taşladı. Saha komiseri ve gözlemci raporlarının:
(MAÇTAN SONRA SAHA VE FENERBAHÇELİ FUTBOLCULAR PATLAYICI MADDE, TAŞ VE PORTAKAL YAĞMURUNA TUTULDULAR…), şeklindeki açıklığına rağmen, Federasyonca sadece bir maçın (SAMSUN) a alınması ve tekme atıp oyun dışı edilen kaptanlarına ise hiç ceza verilmemesine karşın, bu derece korunan Trabzonspor’un, hâla da:
— ŞAMPİYONLUĞUMUZU KİMSE ENGELLEYEMEYECEKTİR!.. yolundaki bildirisi Fenerbahçe kulübünün, anarşi’nin kolgezdiği bir dönemde, nasıl bir Teşkilat ve ne tür bir rakiple mücadele zorunda kalmış olduğunu açıklar.
Trabzonda, 8 Ocak 1978 günü, her türlü dezavantaja ve azgınca saldırılara, kulüplerinin kişiliğine yaraşır bir cesaret ve şuurla, karşı koyan Fenerbahçe 11 i şunlardır:
İVANÇEVİÇ-ONUR, CEM, COŞKUN, YENAL-ENGİN, EMİN, ÖNDER-TUNA, CEMİL(K), ŞEVKİ..
Bu mevsim Fenerbahçe’nin puanlarına saldırılar, 20 Kasım ve 12 Martta D.Bakır ve Ordu’da olduğu gibi, hiç olmazsa özür dilemek nezaketini gösteren Ziya Türkdoğan dışında, Orhan Cebe-Nihat Özbirgül vurucu gücüyle sürdürüldü.
Trabzonsporla puan farkını 3 den bire indiren 2 Nisan 1978 Adanaspor yenilgisi, bir hakemin bir takımı nasıl vurabileceğine tipik bir örnektir. Fahri Somer’in:
(— HAKEMLER FENERBAHÇEYİ FUTBOLDEN EDİYOR.) başlıklı yazısı ilginçtir:
(- BİR HAKEM, “İHSAN TÜRE”, FENERBAHÇE’NİN KUPADAN ELENMESİNE YARDIMCI OLMUŞTU. ORHAN CEBE DE DÜN SARI-LÂCİVERTLİ TAKIMIN YENİLMESİNE, “ÇANAK TUTTU”).

NECMİ TANYOLAÇ,”TERCÜMAN” DA İSYAN EDİYOR:
(İNSAFLI OLALIM. FENERBAHÇE VURUŞA VURUŞA ÖLDÜ DÜNKÜ MAÇTA. O HIRSLI, O GAYRETLİ FUTBOLUYLA DÜN ÇOK TAKIMI YIKARDI. YİNE İNSAFLI OLALIM, FENERBAHÇE’NİN SADECE GOLÜNÜ VE PENALTISINI DEĞİL, BELKİ ŞAMPİYONLUĞUNU DA CEBE İNDİREN HAKEM CEBE YE DE ARTI GİT. SAHALARDA KAN DÖKÜLMEDEN GİT!.. DİYELİM…)

ALDIĞIMIZ BU ELEŞTİRİLER, yazılanların pek azını yansıtıyor. Bunları da futbolumuz ve Türk futbol hakemliği adına üzülerek sayfalarımıza alıyoruz.. Sadece uyarmış olmak amacıyla. Son olması dilekleriyle… Nitekim, kaleci İvançeviç’in 22 Şubat 1978 günlü basındaki yakınmaları ilginçtir:
(— ANTİÇ TEKME ATTI DİYE 3 MAÇ CEZA ALDI.. OYSA, BENİM AYAĞIMI KIRIYORLARDI. YERDE KANLAR İÇİNDE YATARKEN NİHAT ÖZBİRGÜL, DURUMU 3 METREDEN GÖRDÜĞÜ HALDE, BİR SARI KART BİLE ÇIKARMADI… TEKME ATAN FENERBAHÇELİ İSE CEZALANIYOR, F.B. Lİ DEĞİLSE CEZALANMIYOR. YAĞDIRILAN CEZALAR SADECE FENERBAHÇEYE!..) Türk futbolunun geri kalış nedenlerinden birine parmak basan bu sözlerin de uyarı olması dilenir.
Fenerbahçe kulübü, 24.haftamn D.Bakırspor maçından önce, artık çaresiz kalarak, bir deklarasyon yayınladı. Bu bildiride, futbolcularına ve özellikle milli takım kaptanı Cemil Turan’a kıyasıya sallanan tekmeleri kınamış, B.T.G.M. lüğü teşkilâtını ve bu tekmelere göz yuman hakemleri, kamuoyu önünde resmen uyarmıştır.
Fenerbahçe 19 Şubatta Samsun yenilgisiyle Trabzonspor’a kaptırdığı liderliği, bir hafta sonra, Mersinde tekrar yakaladı. Böylece, Karadeniz sahillerinde kaçırılan liderlik, 7 gün sonra, Akdeniz kıyılarında geri alınmak gibi ilginç bir olay yaşanmıştır.
Fenerbahçe takımı bu mevsim birçok maçta canlı ve duyarlı idi. Haksızlıklara, tertiplere uğrarken, mücadeleden yılmadı. Bu nedenle, kazandığı bu şampiyonluk da normalin üstünde bir değer taşır. 2 Nisan 1978 deki Adanaspor maçından sonra, antrenör KALOPEROVİÇ’in Tercüman gazetesinde yayınlanan ve acı gerçekleri dile getiren sözleri bu şampiyonluğun değerini kat kat arttırmıyormu;
(13 KİŞİYE KARŞI OYNAYAN ÇOCUKLAR DAHA NE YAPSIN!.. YENİLGİDE HİÇBİR KUSURLARI YOK.
BU GÜNE KADAR HAKEMLER İÇİN HİÇ KONUŞMADIM. AMA, ARTIK DAYANILACAK GİBİ DEĞİL… ORHAN CEBE’NİN YAPTIĞI BİR PROVOKASYON’DUR. RAKİBİMİZİN AŞIRI SERTLİĞİNE GÖZ YUMARAK ÖNCE FUTBOLCULARIMIZIN SİNİRLERİNİ BOZDU. SONRA DA ŞEVKİ’NİN MÜKEMMEL GOLÜYLE 2 PENALTIMIZI VERMEDİ. HAKEMLERİN BU TUTUMLARINA KARŞI İDARECİLERİMİZİN TEDBİR ALMALARI LÂZIM… FENERBAHÇE’NİN ŞAMPİYONLUĞUNU DEĞİŞİK YOLLARLA ENGELLEMEK İSTİYORLAR!…)

(…………………………)

Sezona 7 Ağustos’ta Avrupa Kupa Galipleri şampiyonu ve daha sonra “Süper Kupa” yı kazanan ünlü “ANDERLECHT” i 3-0 yenerek giren Fenerbahçe, 1-0 lık Galatasaray galibiyeti ve Beşiktaş’la 0-0 berabere kalarak T.S.Y. kupasını 5. kez kazanmış ve 13 Eylülde UEFA Kupası şampiyonu, “EİNDHOVEN” i de, Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasında, 2-1 yenip tekrar sansasyon yarattıktan 4 gün sonra, 17 Eylül 1978 de Trabzonda “İNSANCIL!..” bir penaltı ile düpedüz çelmelenmiştir.
Tam deyimiyle, (yaratılan bu penaltı), hem Fenerbahçe’den çalman puanın rakibe aktarılması, hem de ona moral ve güç kazandırılması bakımlarından, 1978-79 liginin kaderini etkileyen çok önemli bir olaydır ve kısaca şöyle olmuştur:
Fenerbahçe’nin canlı ve baskılı oyununun beklenen golünü, Erol 80. dakikada atıp Trabzonspor 1-0 yenik duruma düşünce, San-Lâcivertli futbolcular üzerine taş ve sopa yağmuru başladı. Hatta, sahaya fırlayan silahlı bir saldırganı yakalayan güvenlik güçleri mutlak bir faciayı önlemiş oldular. Taşkınlıklarından çok ürken hakem Yavuz Tunç, kurtuluşu 88. dakikada Trabzonspor lehine bir penaltı yaratmakta bulmuştur. Bu dakikadaki Trabzon atağında İVANÇEVİÇ mükemmel bir yatışla topu Tuncay’ın ayaklarından almış, ancak hakem, hemen penaltı noktasını göstermiştir.
(YAVUZ TUNÇ TRABZONSPOR’A ARMAĞAN ETTİĞİ PENALTI İLE KONUK TAKIMIN GALİBİYETİNİ ÇALDI..), başlıklı “HÜRRİYET” gazetesinde, korkunç olayların bir bölümü ertesi gün de:
(TRABZONLULAR DA FENERBAHÇE’YE HAK VERDİ..), başlığı altında şöyle yansıtılmıştır:
(YAĞMUR GİBİ YAĞAN TAŞ VE SOPALARDAN FUTBOLCU VE HAKEMLER UZUN SÜRE SAHADAN ÇIKAMADILAR. TRABZON, SİLAH SESLERİNDEN TEXAS’A DÖNDÜ. FENERBAHÇELİLER YAVUZ TUNÇ’A ATEŞ PÜSKÜRÜYORLAR. TRABZONLULAR İSE VERİLEN PENALTIYA GÜLÜYORLAR. ANTRENÖR ÖZKAN SÜMER:
— OLAYLAR BAŞLAYINCA HAKEMİN PENALTI VERECEĞİNİ SÖYLEDİM. MAÇIN KONTROLÜNÜ KAYBETMİŞTİ. TOP TOPLAYAN ÇOCUKLAR BİLE DÜŞSE DÜDÜĞÜ ÇALACAKTI. İVANÇEVİÇ TUNCAY’A DOKUNMADI BİLE… FENERBAHÇE’Yİ BU KADAR İYİ GÖRMEMİŞTİM. BİZDEN ÇOK ÜSTÜNDÜ. PENALTI KARARI ÇOK KOMİK. HAKEM BU PENALTI KARARIYLA HAYATINI KURTARDI…)
Hakem Yavuz Tunç:
“— … HATALARIM OLMADI, DEMİYORUM. FAKAT, ÖLÜM KOKAN BİR ATMOSFER İÇİNDE, BERABERLİĞE DAHÎ TAHAMMÜLÜ OLMAYAN BİR KÜTLE ÖNÜNDE YAPACAK BAŞKA BİR ŞEY BULAMADIM. HATALI DA OLSA, VERDİĞİM PENALTI KARARIYLE BİR ÇOK CİNAYETİ ÖNLEDİM. BİR HAKEM DEĞİL, İNSANLARI SEVEN BİR VATANDAŞ OLARAK, VERDİĞİM KARARDAN DOLAYI ÜZGÜN DEĞİLİM!…”, derken, gözlemci raporunda:
“MAÇIN SEYİRCİNİN ETKİSİ ALTINDA” YÖNETİLDİĞİ, PENALTININ HİÇ BİR KURALA UYMADIĞI, SONUCU ETKİLEYEN YANLIŞ KARARLAR VERİLDİĞİ” vurgulanmıştır.
Maçın dosyası Federasyon Hukuk Kurulu’na verilmişse de, Genel Müdür Sabahaddin Erman ile Federasyon başkanı Sahir Gürkan o hafta istifa edip yerlerine Fikret Ünlü ve Güngör Sayarı gelmiş, olay da, belki, Trabzon M.Vekillerinin arzularıyla, Trabzonspor’a yollanan bir (UYARI MEKTUBU) ile Teşkilatça, hasıraltı edilmiştir.
Serapa ağır suçlarla dolu bu korkunç dosya UEFA nın eline geçse nasıl bir tepki yaratırdı ve ne yaparlardı?!. Bir zamanlar, FİFA Türkiye’yi, Avrupa’dan çıkarıp, Asya grubuna atınca, uzun mücadeleler sonunda yerimizi koruyabilmiştik!…
17 Eylül 1978 Trabzonspor-Fenerbahçe maçı ve sonrası, “Türk futbol tarihi” nin ağlatıcı bir sayfasıdır. Fenerbahçe’nin bir şampiyonluğu daha çalınıp başkalarına mal edildi…. Ne çıkar!… zaten; türlü nedenlerle, arz mı edilmişti, şu güne kadar!..

Rüştü Dağlaroğlu, 1907 – 1987 FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TARİHİ

Written by kesinofsayt

10 Nisan 2012 at 14:11

Fenerbahçe, TFF, Trabzonspor kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

HALUK ULUSOY DOSYASI – 13

leave a comment »

7 Nisan 2006’da Nihat Özdemir, Galatasaray’ın Diyarbakırspor ile oynayacağı maçı İzmir’e alan Futbol Federasyonu’na ateş püskürür. Federasyonun aynı olaylarda birbiriyle çelişen kararlar aldığını vurgulayan Özdemir, şunları söyler:

“Fenerbahçe camiası olarak son günlerde yaşanan bazı olaylardan çok rahatsızız. Önümüzdeki hafta Vestel Manisaspor ile oynayacağız. Hem biz, hem onlar, maçı İzmir’de oynamak istiyoruz. Ancak Futbol Federasyonu yönetimi nedense kabul etmeyip, karşılaşmanın Manisa’da oynanacağını açıkladı. Aynı federasyon, 2 maç saha kapama cezası alan Diyarbakırspor’un Galatasaray ile oynayacağı karşılaşmayı İzmir’e aldı.

Üstelik Diyarbakırspor Kulübü, Gaziantep, Adana veya Elazığ’da oynamak istediğini bildirmesine rağmen… Vestel Manisa-Fenerbahçe maçını, iki takım da istemesine rağmen İzmir’de oynatmayan federasyonun, Diyarbakır-Galatasaray maçını neden o kente aldığını çok merak ediyoruz. Diyarbakır’ın sahası 2 maç kapatılmıştı. Acaba Galatasaray karşılaşması İzmir’e alındı diye mi, ceza 1’e düşürüldü?”

Yanıt gelmez elbette…

Deniz Barış davası hala sonuçlanmıştır. 8 Nisan 2006’da Futbol Federasyonu Başkanvekili Affan Keçeci, Fenerbahçeli Deniz Barış’ın lisansının, G.Birliği’nin itirazı üzerine askıya alındığını söyler.

Kararın kendisi kadar Cuma günü mesai saati bitiminde bildirilmesi de Fenerbahçe’de tepki yaratır. Yöneticiler “Önümüz hafta sonu olduğu için bu karara itiraz edemeyeceğiz. Dolayısıyla Deniz Barış’ı pazar günkü Sivasspor maçında oynatma şansımız yok. Federasyon bu konuda bize Tahkim Kurulu’na gidecek zaman bile bırakmadı” derler.

Haluk Ulusoy’un çok tartışılan bir diğer icraati ise, taraftarı olduğu Galatasaray Kulübü’nü maddi açıdan rahatlatmak için özel bir düzenleme yapması olur. Ulusoy, sarı kırmızılı yöneticilerin isteği üzerine, mayıs ayında ödenmesi gereken naklen yayın parasını bir ay önceden öder. Fenerbahçe yönetimi bu konudaki tepkisini, “Bizim paraya ihtiyacımız yok. Ama madem Galatasaray’a veriyorsunuz. O zaman biz de para isteriz. Galatasaray’ın ne ayrıcalığı var?” şeklinde gösterirler. Haluk Ulusoy ise konuyla ilgili soruya, “İhtiyacı olan kulüplere bu tür yardımlarda bulunuyoruz. Galatasaray’ın herhangi bir ayrıcalığı yok. Olayı büyütüyorlar” cevabını verir.

Ulusoy, maçların İzmir’e alınması ve alınmaması polemiğine 8 Nisan 2006’da yanıt verir:

“Bazı kulüp yöneticileri bize hiçbir şey sormadan direkt medyaya konuşuyor. Diyarbakırspor yönetimi, Malatya ve Gaziantep’in takımlarının da düşme potasında olması yüzünden Galatasaray maçının bu şehirlerde oynanmasını istemedi. Adana ve Elazığ’ı biz istemedik, çünkü statları elverişli değildi. Geriye alternatif olarak Ankara ve İzmir kaldı. Biz bütün kulüplere eşit mesafedeyiz. Diyarbakır Valiliği, Diyarbakırspor-Fenerbahçe maçının iptalini istedi. Eğer iptal etseydik, o maç başka bir tarihte seyircili oynanacaktı. Bizim Fenerbahçe’ye karşı bir tavrımız olamaz.”

Fenerbahçe Kulübü ise aynı tarihte Deniz Barış’ın lisansının askıya alınması hakkında resmi internet sitesinde bir açıklama yapar:

“Anayasal suç işleyen Futbol Federasyonu’na karşı kulübümüz ve futbolcumuz doğmuş, doğacak tüm yasal haklarını son dereceye kadar kullanacaktır. Anayasal suç niteliği bir yana bırakılırsa cuma günü saat 18.00 (Hafta sonu tatilinin başladığı saatlerde) kulübümüze tebliğ olunan bu kararın bir uyuşmazlığın çözümünü sağlamaktan ziyade, ortaya çıkan durumdan istifade edilerek her halükarda futbolcumuzu kulübümüzün pazar günkü müsabakasında oynatmamaya yönelik olarak ve özellikle bu saatte verilmiş olduğu aşikardır. Görevdeki federasyon kulübümüz ile ilgili önüne gelen her konuyu kulübümüz aleyhine kullanılabilecek bir fırsat olarak değerlendirmektedir.”

Ulusoy ertesi gün Deniz Barış ile ilgili kararın açıklanma saatinin yanlış olduğunu Fenerbahçeli yöneticilere bizzat ifade eder.

10 Nisan 2006 tarihinde Memorial 11 Altın Adam Yarışması’na konuk olarak katılan Kapulluoğlu, gazetecilerin sorularını yanıtlar.

Yabancı sayısının aynı kalmasıyla ilgili bir soru üzerine Kemal Kapulluoğlu, ligdeki 18 kulüpten 3’nün bu konuda kendilerine hiç cevap vermediğini belirterek, “15 kulüpten 9’u yabancı sayısının artırılmasını istedi. Hiçbirinin de gerekçesi birbiriyle uyumlu değildi. Diğer kulüpler ise mevcut sistemin devamı veya azaltılmasını önerdiler” der.

“Kulüplerin yarıştığı platformla milli takımımızın değerleri her zaman üst üste gelmiyor” diyen Kapulluoğlu, “Futbol Federasyonu’nun sadece milli takımın yarışmacı olarak ayakta tutulması değil, Türkiye’de futbola yapılacak yatırımın Türk gençlerine yapılmasını temin etmek gibi bir yükümlülüğü olduğunu düşünüyoruz. Yabancı sayısını çok büyük serbestlik tanımayan ülkelerin milli takımları daha başarılı oluyor. Bu sene Bükreş’in iki takımı 1’er tane yabancıyla bugün Avrupa kupalarında karşılıklı oynuyor. Bu bir denge meselesidir” diye konuşur.

Kapulluoğlu, Deniz Barış’ın lisansının askıya alınmasıyla ilgili bir soru üzerine ise “Cuma günü akşam geç bir saatte parasal borcun ödenmesi için gönderilen işlemin kişisel olarak o saatte yapılmasını doğru bulmuyorum. Benim görüşüm bu karar alınacaktı ise bile pazartesi günü sabah yürürlüğe girecek diye tebliğ edilmesi doğru olurdu” şeklinde konuşur.

Görüldüğü gibi herkes kararın açıklanma saatini yanlış buluyor, ama her nedense birileri kararı o saate açıklamakta mahzur görmüyor ve bu davranışı nedeniyle açıkça kınanmıyordu bile. Ne de olsa Ulusoy federasyonu iş başındaydı.

Fenerbahçe ile Ulusoy arasında yıllardır var olan gerilim giderek artmaktadır. Ulusoy 12 Nisan 2006’da sert açıklamalar yapar:

“Hiç kimse Futbol Federasyonu’na savaş açamaz. Bu Aziz Yıldırım da olsa. Kimsenin halkı kışkırtmaya, huzuru bozmaya, kaos ve kargaşa yaratmaya hakkı yok. Aziz Yıldırım’ı sağduyuya davet ediyorum.

Galatasaray Kulübü’ne yardım için verdiğimiz hiçbir para yok. Bahsedilen para daha önce Galatasaray’ın hak ettiği bir paradır. Biz bunu verdik. Şimdi de hak eden kulübümüz varsa, o kulübümüze hak ettiği parayı vermekten mutluluk duyarız. Çünkü, kulüplerimiz bizim her şeyimiz.

Futbol Federasyonu’nun bütçesini ve harcamalarını görmek isteyen herkes federasyonun internet sitesine girerek görebilecek. Çünkü harcamalarımızın ve bütçemizin denetlenmesi için yabancı bir kuruluşla anlaştık. Her üç ayda bir yapılacak denetimler Futbol Federasyonu internet sitesinde yayınlanacak.

Benim için ‘bir takımın formasını giymiş’ diyenler halt ediyor. Benim üstümde bir tek forma var. O da kırmızı beyaz, ay yıldızlı Milli Takım forması. Bunu yürekten söylüyorum. Aksini söyleyenler ortalığı karıştırmak isteyenlerdir.

Televizyon programlarında hakemler çok yıpratılıyorlar. Bu konuda önümüzdeki günlerde Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı ile bir görüşme yapacağım. Hakem programlarının kaldırılması veya daha insaflı bir hale getirilmesi için destek isteyeceğim. Hakemlerimiz, televizyonlardaki yorumcularımız gibi öyle ileri, geri al, durdur yaparak karar vermiyorlar. Onlar saniyenin binde biri kadar bir zamanda vicdanlarıyla karar veriyorlar. Elbette ki, hata da yapıyorlar, ancak onların üstüne daha fazla gidilirse büyük yara alacaklar ve zamanla Türk futbolu batacak. Futbol batarsa televizyoncusu, yorumcusu, köşe yazarı ve en sonunda bizler batarız. El birliği ile futbolu batırmayalım, kurtaralım.”

13 Nisan 2006’da MHK kavgası yaşanır. Vestel Manisaspor – Samsunspor maçında kötü bir yönetim gösteren İsmet Arzuman’ın, Merkez Hakem Kurulu (MHK) tarafından uzun süredir dinlendirilmesi üzerine ilginç bir tartışma başlar. Merkez Hakem Kurulu eski asbaşkanı Oğuz Sarvan MHK Başkanı Mustafa Çulcu’yu ağır şekilde eleştirir.

Yıllar önce kötü maç yöneten Çulcu’ya, hakem derneği olarak sahip çıktıklarını ifade eden Sarvan, halen dernek başkanı da olan Çulcu’nun, İsmet Arzuman’ı “yüzüstü bıraktığını” bildirir. Sarvan, dernek başkanlığı ve kurul başkanlığı görevinin bir arada yapılmasının etik açıdan sakıncalı olduğunu ve Arzuman olayında da bunun kanıtlandığını ifade eder.

Hakemlerin hakkını araması gereken dernek başkanının, aynı zamanda MHK Başkanı olması durumunda hakemlerin mağdur duruma düştüğünü vurgulayan Sarvan, bu yüzden İsmet Arzuman’ın 8 haftadır maç alamadığını ve bu gidişle alamayacağını söyler.

14 Nisan 2006 tarihinde Tahkim Kurulu, Deniz Barış’ın yaptığı itiraz başvurusunu reddederken, federasyonun lisansı askıya alma kararını ise oybirliğiyle onar.

15 Nisan 2006’da Ulusoy “Hakem hatalarında art niyet aramamak lazım. Bir hakemin art niyetli olduğuna inanırsam, o hakemin spor hayatını bitiririm. Benim olduğum herde yabancı hakem asla olmayacak” der.

17 Nisan 2006 tarihinde Erol Ersoy, Merkez Hakem Komitesi’ni ağır bir dille suçlar ve hakemliği bırakır. Ersoy, Türkiye – Çek Cumhuriyeti (A) Milli maçı öncesi, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un İzmir’de karşılanması organizasyonuna katılmadığı için Merkez Hakem Komitesi’nin(MHK) kendisine maç vermediğini belirterek, hakemliği bıraktığını açıklar.

23 yıldır yapmakta olduğu futbol hakemliği görevini 21 Ocak 2006 Türkiye Futbol Federasyonu seçimleri sonrasında bırakma kararı aldığını hatırlatan Ersoy, yaptığı yazılı açıklamada, “Yeni atanan MHK Başkanı ve bazı üyeleriyle yapılan görüşmede, deneyimli hakemlere ihtiyaçları olduğunu ve kesinlikle devam etmem gerektiğini ifade etmeleri, ayrıca Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un değiştiğini beyan etmesi, hakemliğe devam etme kararı almama neden olmuştu” der.

Erol Ersoy, Merkez Hakem Komitesi’nde (MHK) yapılmakta olan uygulamaların, daha önceki dönemde izlenen yöntemlerin devam ettiğini ve kişisel ilişkilerin belirleyici olduğunu iddia eder.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin tarafından Başbakanlık Teftiş Kurulu’na yaptırılan, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un görev yaptığı 2002-2004 yıllarının incelenmesiyle ilgili rapor, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na ulaşır. Savcı Ayhan Şan, başkan Haluk Ulusoy’u 18 Nisan 2006’da ifade vermek üzere savcılığa çağırır.

Ankara Cumhuriyet Savcısı Ayhan Şan, Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından yapılan inceleme sonrasında savcılığa gönderilen rapor doğrultusunda, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un, 1998-2000 yıllarıyla ilgili olarak görevlendirilmiş ve Savcı Şan, bu dönemle ilgili olarak dava açılmasını kararlaştırmıştır.

Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüşülen dava reddedilmiş ve Yargıtay tarafından da onanmıştır. Ulusoy’un, 1998-2000 yıllarını içeren incelemede de yine zimmet ve görevi kötüye kullanmak gibi suçlamalar yer almıştır.

25 Nisan 2006’da Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, Trabzonspor – Fenerbahçe maçının oynandığı hafta, yönetim kurulu toplantısını Trabzon’da yapma kararını Fenerbahçe camiasından yükselen tepkiler üzerine geri alır.

Trabzon’a gitmek üzere İstanbul Atatürk Havalimanı’nda buluşan yönetim kurulu üyeleri, gelen tepkiler üzerine Trabzon’da yapılacak toplantıyı iptal eder ve Ankara’da toplanma kararı alır.

26 Nisan 2006’da Vestel Manisa – Fenerbahçe maçı sonrası çıkan olaylar nedeni ile Fenerbahçe’ye 1 maç seyircisiz oynama cezası verilir.

Aynı tarihte PFDK, Fenerbahçe’ye 22 Nisan tarihli Fenerbahçe G.Saray maçının raporlarını gönderir. Raporda, sahaya 10 elma, armut, 26 pet su şişesi, 2 bira kutusu, 5 kalem pil, 4 ayran, 3 çakmak, 24 ses bombası, 1 pet kola şişesi, konfeti atıldığı, 3 küfür içerikli pankart açıldığı, 44 Bengal Ateşi’nin yakıldığı, 16 kez küfür edildiği, 4 kez de ‘Bir Baba Hindi’ tezüharatının yapıldığı yer alır.

3 Mayıs 2006 tarihinde İzmir’de oynanana Fenerbahçe – Beşiktaş Türkiye Kupası maçı da tartışma yaratır. Hakem Bülent Demirlek’in hataları maçı çığırından çıkarır.

Ertesi gün kulübün resmi internet sitesinde Fenerbahçe Yönetim Kurulu imzasıyla bir açıklama yayınlanır:

“Federasyon kurullarının Fenerbahçe’ye karşı taraflı tutumu, lig ve kupa finaline yaklaşan süreçte had safhaya ulaşmıştır. Disiplin Kurulu ve Tahkim Kurulu’nun taraflı kararlarının, rakip takımlarla saha içi mücademize doğrudan müdahale niteliğine bürünmüştür.

Kupa finali öncesi maçın hakeminin, atanması dahil, müsabakanın neticesine tesir edecek hatalar yapacağına dair ciddi duyumlar alınmış ve bu federasyonun en üst düzey yöneticilerine iletilmiştir. Buna rağmen müsabaka hakeminin oyuna tesir eden hatalarını, milyonlar televizyonları başında izledi. Hakem hatalarının bu denli ön plana çıktığı müsabaka sonucunda, kupanın kimlere armağan edildiğini ve götürüldüğünü kamuoyu şaşkınlıkla izlemektedir.

Herkesin gözü önünde, fütürsuzca yaşanan olaylar karşısında tüm kamuoyunu, futbol üzerindeki gözetim ve denetim yetkisi bulunan tüm görevlileri, yazılı ve görsel basınımızı, federasyonun kulübümüze karşı yanlı tutum ve davranışlarına karşı harekete geçmeye davet ediyoruz. Tarihimiz, alın teri ile kazanılmış şampiyonluklarla doludur. Rakiplerimiz ile yüzyıldır sürdürdüğümüz şerefli rekabetimiz bundan sonra da yüzyıllarca sürecektir.

Kulübümüzün alın terine ve emeğine saygı göstermeyen federasyonun tarafgir tutum ve davranışlarına artık bir son vermesini, emeğimizin karşılığını tarafgir eylem ve kararlarla yok etme gayretinde olanların, kulübümüzün şanlı tarihi ve ortak değerleri altında ezileceğini, her türlü engelleme çabasına rağmen 17. lig şampiyonluğu kupasını müzemize götüreceğimize inancımızın tam olduğunu önemle duyuruyoruz.”

Futbol Federasyonu Başkanvekili Affan Keçeci ise hiç bir kulübün, hakem değişikliği için federasyona başvuruda bulunmadığını kaydeder.

Savaş hızlanarak sürer.

18 Mayıs’ta Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), Fenerbahçe’ye, Fortis Türkiye Kupası final maçı sonrası kupa törenine katılmaması nedeniyle 250 bin YTL, maç sırasında yapılan çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle 5 bin YTL, çıkan saha olayları nedeniyle de 10 bin YTL olmak üzere toplam 265 bin YTL para cezası verir.

Hızını alamayan federasyon 21 Mayıs 2006’da, Beşiktaş ile oynanan kupa finali sonrası yayınlanan bildiri nedeniyle Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım ve yönetim kurulu üyelerini topluca Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na (PFDK) sevk eder…

Eğer ki bu doğru bir karar ise, Adnan Polat’ın Fenerbahçe maçının hakemi Cüneyt Çakır ile ilgili konuşmalarına ve Denizlispor Başkanı Ali İpek’in ‘bu lig şaibeli’ açıklamasına neden bir yaptırımda bulunulmadığı sorulmaz!

31 Mayıs 2006 tarihinden itibaren Futbol Federasyonu’nun, 2006-2007 sezonu ile ilgili olarak talimatlarda yaptığı değişiklikler yürürlüğe girer.

Buna göre, kulüplerle futbolcular arasında yapılan özel sözleşmeler kesinlikle tanınmayacaktır. Borcu bulunan kulübün tescili yapılmayacaktır. Süper Lig kulüplerinin gerçekleştirdikleri yabancı oyuncu transferinden alt yapı fonu için alınan paranın yüzde 50’si bir havuzda toplanacaktır.

Yapıldı mı? Kararı sizler verin…

6 Haziran 2006’da Süper Lig hakemlerinin İngilizce sınav sonuçlarının açıklanmasının ardından çok ilginç gelişmeler yaşanmaya başlanır.

3 yıl önce Süper Lig’e aday hakemler arasında listeye alınan ve İngilizce soruların tamamına doğru yanıt verdiği kabul edilen Hamza Mısır’ın, yeni yapılan yazılı sınavda 25 sorudan sadece 5’ine doğru yanıt vermesi, kafalarda soru işareti yaratır. Bülent Yavuz’un Merkez Hakem Kurulu başkanı olduğu dönemde, Süper Lig’e alınan ve Haluk Ulusoy’a yakınlığı ile bilinen Hamza Mısır’ın, 3 yıl gibi kısa bir sürede İngilizce’yi “tamamen unutmuş” olması, değişik yorumlara yol açar. Mısır’ın, 3 yıl önce “kağıt üzerinde” üstün performans göstermesi, bugün ise 20 soruya yanlış cevap vermesi, hakem camiasında çok manidar bulunur.

Bir hatırlatma yapalım; Hamza Mısır, Trabzon’da oynanan Türkiye – Gürcistan maçı esnasında tribünde Ulusoy pankartını açtıran kişidir.

24 Haziran 2006’da, Futbol federasyonunun Türkiye’ye verilen cezayla ilgili FIFA Tahkim Kuruluna yaptığı yeniden değerlendirme başvurusunu görüşen kurul, Türkiye’nin önceki kararla aldığı evinde oynayacağı 6 resmi maçın tarafsız sahada ve kapalı kapılar arkasında oynaması cezasını fazla bularak cezayı 3 maça indirir. Ancak, Türkiye’nin tarafsız sahada yapacağı bu üç maçta veya milli takımın yapacağı resmi olmayan maçlarda da olay meydana gelmesi durumunda eski cezanın aynen geçerli olacağı kaydedilir. Takhim kurulu ayrıca milli futbolcu Emre Belözoğlu ve İsviçreli Benjamin Huggel’in 6 maçlık cezasını da 4 maça çeker.

26 Haziran 2006’da yapılan Futbol Federasyonu Olağan Mali Genel Kurulu’nda konuşan Ulusoy, Türk futbolunda tartışmaların arttığı bir dönemde göreve geldiklerini belirterek, “Ana amacımız Türk futbolunun bilinen sorunlarını çözmek, yeni projeleri hayata geçirmek ve uluslararası arenada dibe vuran itibarını yukarı çıkarmak” der.

Ulusoy şunları söyler:

“FIFA, İsviçre maçında çıkan olaylar nedeniyle Türkiye’yi cezalandırmak istiyordu. Büyük bir hukuk ve diplomasi savaşı verdik. Bu süreçte onursal başkanımız Şenes Erzik’in katkılarını takdirle anıyorum. Bu takım oyununun sonunda hepimizi mutlu eden bir karar çıktı. Ben ve çalışma arkadaşlarım bütün bilgi ve birikimlerimizi ortaya koyup elimizden gelen bütün katkıyı sağladık. Haftalarca süren bu konu, mesaimizin büyük bir bölümünü aldı. Ama genel sorumluluklarımızı da aksatmadık.

Biz federasyon olarak bütün kulüplere eşit mesafedeyiz. Göreve geldiğimizde liglerin ikinci yarısı ve Fortis Türkiye Kupası devam ediyordu. Tarihin en çekişmeli, en mücadeleci ve en heyecan verici ligini yaşadık. Tartışmalar en aza indi. Fortis Türkiye Kupası son derece düzeyli geçti. Futbolu huzur ve güven ortamıyla buluşturmak bizim için çok önemliydi. Şeffaf bir yapıya ulaşmak, kamuoyunun denetimine açık olmak öncelikli hedefimizdi. Uluslararası denetçi bir firmayla anlaştık. Bu firmanın 3 aylık değerlendirme raporunu da geçen hafta açıkladık.

İnsanüstü bir mücadele verdim. (İhanet etmedim) cümlemin altında birşey aramaya gerek yok. Dünya nimetlerinden feragat ederek çalıştım. En iyi şekilde hizmet ettiğime inanıyorum.

Genel kurulda yanlış anlaşıldım. Ben (futbol olarak dibe vurduk) demedim. (İmaj açısından Türk futbolu dibe vurdu) dedim.

Türkiye dünyaya bunca yıldır fair-play örnekleri vermiştir. Türk ve Koreli futbolcuların el ele tutuşarak halkı selamlayan hareketleri posterlere konu olmuştur. Bütün dünyaya örnek olan Türkiye imajı, İsviçre maçıyla birlikte yerlere vurdu. Bunu bizler de söylüyoruz, herkes de kabul ediyor.

İsviçre maçı sonrasında alınan cezayı düşürmek için 5 ay mücadele verdik. Turnuvadan atılmamız gündemdeydi. Biz onu engelledik ve 6 maça kadar indirdik. Sonra bu da bize yetmedi ve üstüne gittik. Her türlü çabayı sarf ederek cezamızı 3 maça kadar indirdik. Bu FIFA tarihinde bir ilktir.

FIFA Başkanı Blatter ile baba-oğul gibi ilişkimiz var. Bunu FIFA’daki herkes biliyor. Beni 18-19 ay sonra göreve getiren genel kurulumuz da demek ki bunu bilerek göreve getirdi.

Şiddet ve küfür futbolun değerlerini yok eden iki tehlikedir. Türkiye’de futbol sahalarında ya futbol oynanacak ya da küfür edilecek. Kararını biz vereceğiz. Küfrü futbol sahalarından kovacağız. Bu konuda herkese görev düşüyor.

Futbol ekonomisini geliştirmek zorundayız. Gerek federasyon olarak gerekse kulüplerimiz olarak kurumsallaşacağız. Çağdaş futbol organizasyonunun uluslararası arenada kalıcı başarılarıyla örnek bir parçası olacağız. Kulüp lisans sistemine uygun bir yapıya ulaşacağız. Gelirlerimizin arttığı, ekonomimizin güçlendiği ama şeffaf bir mali yapıyla her an hesap verebilecek bir konumda olmayı sağlayacağız. Tüm bunları federasyonumuz ve kulüplerimizle birlikte eşzamanlı olarak yapacağız.

5 aylık bütçemizi onaylamanız bize duyulan güveni göstermiş oldu. Beni göreve tekrar siz getirdiniz. Bana verdiğiniz emanete asla ihanet etmedim. Bu emanete namusum gibi, hayatımın bir parçası gibi gördüm. Ülke futbolu için yola çıktım. Ülkemin bayrağını dünyanın en yüksek noktasına nasıl çıkartabiliriz diye çalıştım. 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası’na katılıp final oynayan ve kupayı alan bir ülke olmak için mücadele edeceğiz.”

Mali Genel Kurul’da 1 Haziran 2005 ile 31 Haziran 2006 dönemine ilişkin hesaplar ve faaliyetler ibra edilir. 223 delegeden 161’inin katılımıyla başlayan genel kurulda, federasyon başkanı Haluk Ulusoy’un açılış konuşmasından sonra denetleme kurulu başkanı Engin Berker, son 1 yıllık döneme ilişkin denetleme kurulu raporunu okur.

1 Haziran 2005 ile 18 Ocak 2006 döneminde görev yapan federasyon başkanı Levent Bıçakcı ve yönetimi ile 19 Ocak 2006 tarihinden 31 Mayıs 2006‘ya kadar başkanlıkta bulunan Haluk Ulusoy ve ekibinin hesapları ve faaliyetleri ayrı ayrı oylanarak genel kurul tarafından ibra edilir.

Futbol Federasyonu Olağan Mali Genel Kurulunda onaylanan gelir gider rakamları ise şöyle açıklanır:

Gelirler:

Eğitim gelirleri (1.128.878)
Milli takım gelirleri (11.568.877)
Profesyonel futbol gelirleri (54.398.846)
Amatör futbol gelirleri (6.732.429)
UEFA gelirleri (6.774.825)
Sponsorluk gelirleri (11.148.461)
Cari gelirler (7.802.923)
Şampiyonlar Ligi final maçı gelirleri (4.084.321)

Giderler:

Eğitim giderleri (1.791.884)
Milli takımlar giderleri (23.113.887)
Profesyonel futbol giderleri (16.198.166)
MHK giderleri (2.042.307)
Amatör futbol giderleri (9.913.493)
UEFA ve FIFA giderleri (2.198.863)
Fon giderleri (15.095)
Sponsorluk giderleri (185.872)
AR-GE ve proje giderleri (359.861)
Cari giderler (15.771.892)
Şampiyonlar Ligi giderleri (1.218.709)
Kanunla öngörülen giderler (6.529.081)
Yatırımlar (686.732)

Bu arada 1 Haziran 2005-31 Mayıs 2006 dönemi için hedeflenen toplam gelirin 81.947.513 YTL olmasına karşın, gerçekleşen gelir toplamının 103.639.560 YTL’yi bulduğu, buna karşılık genel kuruldan yetki alınan gider rakamının 81.947.513 YTL olmasına karşın, gerçekleşen toplam giderin 79.925.843 YTL’de kaldığı bildirilir.

Aziz Yıldırım’ın, “Ligin son 6 haftası incelensin” talebine 27 Haziran 2006’da yanıt veren Haluk Ulusoy, “Sadece 6 haftayı değil, tüm ligi de inceleriz. Yeter ki, bize resmi bir başvuru yapılsın” der.

Şike Tahkik Kurulu’nu Malatyaspor’un başvurusu üzerine kurduklarını vurgulayan Ulusoy, “Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın sözü ile hareket edecek değiliz. Bize resmen başvurup, talepte bulunmaları gerekir. Tıpkı Malatyaspor gibi. Malatyaspor, Denizlispor – Fenerbahçe maçının incelenmesi yönünde talepte bulunduğu için Şike Tahkik Kurulu’nu kurduk” diye konuşur.

29 Haziran 2006’da Mehmet Ali Şahin, Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nda alınan “Süper maaş” kararını takibe alır. Yönetim kurulunda bulunan iki üyenin, dolgun ücretle çalışmasının yasalara aykırı olduğunu belirten Bakan Şahin, “Genel kurul kararı da olsa, bu maaşın ödenmesi mümkün değil. Gözetim ve denetim yetkimi kullanarak, gerekeni yaparım” der.

Federasyon Asbaşkanı Kemal Kapulluoğlu ile yönetim kurulu üyelerinden Kemal Ünsal ya da Süheyl Önen’in “Süper maaş” alabilmesi için bu tür bir genel kurul kararı alındığı iddiaları üzerine görüşünü açıklayan Bakan Şahin şöyle konuşur:

“Genel kurula katılmadım. Genel sekreterlikten verilen önergeyi istedim, faksladılar. Delegelerin verdiği önerge üzerine alınan bu karar, Federasyon Yönetim Kurulu tarafından uygulanmadığı sürece hiç bir sorun olmaz. Uygulanırsa Futbol Federasyonu yasasının 10. maddesi (f) bendine aykırı durum oluşur. Geçmişteki yasaya göre iki başkan vekili, bir üye ve Merkez Hakem Kurulu Başkanı’na maaş ödenebiliyordu. Ancak, 2004 yılında yapılan yasa değişikliği ile bu maaş olayları kalktı.

Mevcut yasaya göre, yönetimdekilere sadece huzur hakkı ve harcırah verilebilir. Bunun aksi, yasaya aykırı olur.. Zaten böyle bir aykırılık hissedersem, gözetim ve denetim yetkimi kullanırım, Başbakanlık Denetleme Kurulu’na başvururum, onlar da gereğini yaparlar.”

PFDK 6 Temmuz 2006’da Mahmut Uslu’ya Türkiye Futbol Federasyonu’nu küçük düşürücü açıklamalar yapması nedeniyle 1 ay hak mahrumiyeti cezası verir.

Mahmut Uslu FB TV’deki ‘Futbol Zirvesi’ adlı programda Türkiye Futbol Federasyonu’nu ağır bir dille eleştirmiştir.

PFDK, diğer bir Fenerbahçeli Yönetici Murat Özaydınlı’ya ise ceza tayinini gerektirir bir eylemi bulunduğu konusunda yeterli kanaat elde edilemediği gerekçesiyle ceza vermez.

Kurul ayrıca, Denizlispor Kulübü Başkanı Ali İpek’e 1 ay, eski Malatyaspor Kulübü Başkanı Hikmet Tanrıverdi’ye 45 gün, Samsunspor Kulübü Menajeri Ercan Koloğlu’na 3 ay, eski Samsunspor Kulübü Başkanı Adnan Ölmez’e de 2 ay hak mahrumiyeti cezası vermeyi kararlaştırır.

6 Temmuz 2006’da Lig TV’ye demeç veren Ulusoy, FIFA’daki ceza indiriminden, Fenerbahçe ve başkanı Aziz Yıldırım’a, Fatih Terim’e kadar birçok konuda görüşlerini açıklar. Ulusoy, özetle şunları söyler:

“Göreve geldiğimde maalesef Fenerbahçe’den bir tebrik almadım. Kulüplerin başında olan bize yani Futbol Federasyonu’na önce saygı göstermeleri lazım. Ama Fenerbahçe ile bir türlü yıldızımız barışmadı.

6 yabancıya izin vermekle bir yakınlaşma olur muydu bilmiyorum ama sadece Fenerbahçe için böyle bir şey yapacaksak bu koltukta oturmayalım. Yol bir düşünce bir, Türkiye’yi Avrupa Şampiyonası’na taşımak ve finale kalmak. Bu yolda genci yaşlısı diye bir şey düşünüleceğini sanmıyorum. En güzel örneği Zidane. Elemelerde yardım istenildi ve takıma çağrıldı. Şimdi bakın takımı finalde ve o harikalar yaratıyor.

Türk Milli Takımı’na kim lazımsa o çağrılacak. Yeni kadromuz bizi 2010’lara, 2012’lere taşıyacak. Fatih Terim’le uyumlu bir şekilde çalışıyoruz. Onunla yolları ayırmayı aklımın ucundan bile geçirmedim. Göreve geldiğimizde bir dosya ile karşılaştık. Gittik Blatter’le görüştük. El öptü öpmedi dediler. Öpmedim. Ama ver elini öpeyim dedim. İhraç edilecek durumdayken, cezamızı indirdik. Bu FIFA tarihinde bir ilk.”

Sürekli “Fenerbahçe ile bir problemim yok” diyen Ulusoy, her zaman olduğu gibi bir kez daha kendini tekzip etmiş olur. Ancak QTM’mizde bu da gerekli yankıyı bulmaz elbette.

Fenerbahçe’nin eski teknik direktörü Christoph Daum, 10 Temmuz 2006 tarihinde NTV’ye yaptığı açıklamada ligin 33. haftasında oynanan Beşiktaş-G.Saray maçının şaibeli olduğunu ileri sürer ve incelenmesi gerektiğini savunur. Daum şunları söyler:

“Beşiktaş-G.Saray derbisinde neler oldu incelenmeli. Bütün emeklerimiz boşa gidiyor.

Kimse Türk futbolunda neler olduğunu konuşmuyor. Malatyaspor ortaya bir şey attı. Tamam, Malatyaspor küçük bir şehrin mütevazı takımı ancak, medyanın bunları ele alması lazım. Denizli’deki maç sırasında ve Beşiktaş-G.Saray karşılaşmasında neler oldu, tekrar incelenmesi gerek. Siz bütün bir sene takım olarak çalışıyorsunuz ama bütün emekler son dakikada boşa gidiyor. Bir de nasıl kaybettiğinizi görüyorsunuz. Tüm bunların ardından size olan güveni kaybediyorsunuz. Ben de bunun benim dünyam olmadığını, biraz dinlenmeye ihtiyacım olduğunu düşündüm ve Fenerbahçe yönetimiyle kontratımın feshi için görüştüm, kabul ettiler.”

24 Temmuz 2006 tarihinde Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı’na bir yazı göndererek, basında yer alan futbolda şike iddialarının incelenmesini ve sonucun en kısa sürede kendisine iletilmesini ister.

Öncelikle liglerin ertelenmesi gibi bir durumun söz konusu olmayacağını belirten Şahin, kurula gönderdiği yazıda, şu ifadelere yer verir:

“Türkiye’de futbol, bütün dünyada olduğu üzere en popüler spor dallarının başında gelmekte, kulüplerimizin milyonlarca taraftarı bulunmaktadır.

Bir spor olarak futbolun ‘temizliği’, ‘adalet’ ve ‘güven’ temelinde yükselmektedir. Adalet ve güven duygularının zedelendiği bir ortamda hiçbir kulüp başarının sevincini tam olarak yaşayamayacak, hiç kimse de hak edilmiş bir yenilgi için sorumluluğu üstlenmeyecektir.

Haber ve yorumların odağında bulunan isimler başta olmak üzere tüm bu iddialara konu olan olay ve kişiler hakkında gereken incelemenin başlatılıp, sonuçlarının en kısa sürede bakanlığıma iletilmesi hususunda gereğini arz ederim.”

Spor mahkemeleri kurulması gerektiğini yineleyen Mehmet Ali Şahin, “Türk Ceza Kanunu’nda spor suçlarıyla ilgili herhangi bir madde yok. İtalya’da bu konuyla ilgili kurumsal bir yapının bulunması, sonuca ulaşılmasında etkili olmuştur. Biz de İtalya’dan ve spor mahkemeleri bulunan diğer ülkelerden mevzuatlarını istedik. Ne gibi maddeleri var ve uygulamaları neler. Tecrübelerinden yararlanmak istiyoruz” diye konuşur.

Biz de sayın bakandan bir kez daha rica edelim: Sayın Bakanım, yürütme erkinde şahsınız bulunuyor. Madem ki spor mahkemelerinin gereğine işaret ediyorsunuz, buyurun göreve. Bu mahkemelerini bendeniz, ya da bu forumlarda yazan bizler kuramayacağımıza göre, sizi ve hükümetinizi göreve davet ediyoruz. Gereğini yapınız.

Mehmet Ali Şahin 30 Temmuz 2006’da “Görevini yapmayan gider” der. Şahin şöyle konuşur:

“Şike konusunda yasal bir düzenlemeye ihtiyaç varsa biz bu yasal düzenlemeyi çok kısa sürede gerçekleştiririz. Yeter ki bununla mücadelede olan federasyonlarımız ve kurullar ‘Biz üstüne gideceğiz ama şöyle bir engelimiz var, bunu kaldırın’ desinler hemen kaldıralım. Herkes dikkatli olmak zorunda aksi halde futbolun gerçek aktörleri bindikleri dalı keserler. Özerk olan Futbol Federasyonu’nun iddiaların üzerine gitmesi gerekir.”

1 Ağustos 2006 tarihinde ise Bursaspor kongre üyesi ve eski yöneticisi Lemi Keskin, emniyette ve mahkemede, polisin izin alarak dinlediği, Beşiktaşlı yönetici ve futbolcuların da aralarında bulunduğu kişilerin telefon konuşmalarının olduğunu iddia eder.

Lemi Keskin, polisin mahkeme izniyle dinlediği, Beşiktaşlı yönetici ve futbolcuların da aralarında bulunduğu kişilerin konuşmalarının yer aldığı belgelerle Türkiye Futbol Federasyonu’na (TFF) şike başvurusunda bulunacağını söyler.

Lemi Keskin, TFF Başkanı Haluk Ulusoy’un, şike iddialarıyla ilgili olarak, “Elimiz kolumuz bağlı. Şike konusuna devlet el atmalı” şeklindeki açıklamalarının gerçeği yansıtmadığını belirtir.

TFF Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’da şikeyle ilgili gerekli tedbirler ve cezaların yer aldığını dile getiren Keskin, Kanunun 10. maddesinin (b) fıkrasında yönetim kurulunun görevleri arasında, ”Müsabaka sonuçlarını tescil etmek, müsabakaları ertelemek, ileriye kaydırmak, yarım kalan müsabakalar ile olaylı ve anlaşmalı müsabakalar hakkında karar vermek” hükmünün yer aldığını hatırlatan Keskin, şöyle konuşur;

“Kanunun 25. maddesinde de, (Futbol müsabaka ve çalışmalarında kulüpler ve kişilerce disiplin ve sportmenliğe aykırı fiiller ve bunlara uygulanacak müeyyideler, milli ve milletlerarası teamüllere uygun olarak Federasyon Yönetim Kurulu tarafından hazırlanacak esaslarla tespit edilir. Belirlenecek fiillere uygulanacak cezalar, ihtar, yarışmadan men, hak mahrumiyeti, yarışmayı seyircisiz oynatma, saha kapatma, para cezası, tescil iptali, puan indirme ve küme düşürmedir) deniyor. Bu kanuna göre federasyon şikeyle en etkin şekilde mücadele edebilir.

Avukatım aracılığıyla, 2 sezon önce Çaykur Rizespor-Beşiktaş ve Çaykur Rizespor-Akçaabat Sebatspor maçlarında şike yapılıp yapılmadığına ilişkin TFF’yi göreve çağıracağım.

Bilgi Edinme Yasası uyarınca bana 10 ile 15 gün arasında bilgi vermek zorundalar. Eğer bilgi verilmezse mahkemeye başvuracağım. Ulusoy, şike belgesi olarak, Beşiktaş ile Çaykur Rizespor yöneticilerinin noter kanalıyla yaptıkları şike sözleşmesi istiyor herhalde” yorumunda bulunan Keskin, “Gazetede, polisin izin alarak dinlediği, Beşiktaşlı yönetici ve futbolcuların da aralarında bulunduğu kişilerin telefon konuşmalarının kayıtları var. Telefon konuşmalarının kayıtları, emniyette ve mahkemede de var. Bu telefon konuşmaları, emniyet tarafından başka bir olay için yapılan bir dinleme sırasında kaydedilmiş. Öğrendiğim kadarıyla dava dosyası İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinde 2004/402 esas sayılı dosyadır. Bunlar kesin delildir. Federasyon delil istiyorsa, mahkemeden telefon konuşmalarının kayıtlarını isteyebilir.

Bir Bursasporlu olarak konunun sonuna kadar takipçisi olacağım, gerekirse Emniyet Genel Müdürlüğü’ne de Bilgi Edinme Yasası çerçevesinde telefon konuşmasıyla ilgili kayıtların gerekli mercilere iletilip iletilmediği konusunda danışacağım.

Mücadelemle Bursaspor’un, 2. Lig’de kaybettiği 2 yılı getiremem, ancak en azından itibarını geri kazandırabilirim.

Bir Bursasporlu olarak 37 yıl küme düşmeden Birinci Lig’de mücadele etme başarısı bulunan, gönül verdiğim takımın itibarının geri verilmesini talep ediyorum. Deniyor ki (Beşiktaş 100 yılı aşmış köklü bir kulüp ve şike yapmaz) Bu benim iddiam değil. Devletin resmi organlarında bulunan kayıtlar var. Bırakın küme düşürülmek, Beşiktaş’ın 1 puanı silinsin, 1 lira tazminat versin, bu bana yeter. O zaman içim rahatlayacak. Ancak, Avukatım Yunus Egemenoğlu, Bursaspor’un bu dava sonunda tazminat dahi alabileceğini söylüyor.”

Ulusoy, “kanaat ve bir kişinin ifadesiyle” şikenin ispatlanamayacağını söylerken, şahsına yönelik eleştirilerde bulunan Hasan Doğan’ı topa tutar. Ulusoy Doğan için, “O herkesi satar” yorumunu yapar.

Doğan’ın, “Ulusoy’un diyet borcu var” şeklindeki açıklamasına büyük tepki gösteren Haluk Ulusoy, şunları söyler:

“Benim kimseye diyet borcum yok. Yüreğimi ortaya koyarak seçime girdim. Genel kurul Haluk Ulusoy’u seçti. Bir kişi ‘Haluk Ulusoy seçimden önce bana şu sözü verdi’ desin, görevi bırakırım.

Hasan Doğan’la muhatap olmak istemiyorum ama bu kişinin hala konuşuyor olması yanlış. Bir gece önce ‘Bu işleri senden iyi kimse yapamaz’ deyip, bir gece sonra Portekiz’de, hükümet desteğiyle Levent Bıçakcı’ya gitti. Haluk Ulusoy’u bir gecede satan, Levent Bıçakcı’yı 18 ayda sattı. Ayhan Bermek seçilseydi, onu da 19 ayda satardı. Bizim dava arkadaşlarımızı yarı yolda bırakmama gibi bir şerefli anlayışımız var.

Ortalıkta şike iddiaları dolaşıyor. Kanaat ya da bir kişinin ifadesi ile bir kulüp (Denizlispor) hakkında cezai işlem yapamayız. Bununla ilgili kanun da yok. Konuşmakla olmuyor, somut belge gerekli.

Hükümetin de dahil olduğu Bıçakcı federasyonu başarılı olsaydı, 18 ayda ‘Ben bu işi yapamıyorum’ diye bırakmazdı. Ama Levent Bıçakcı, dürüstlüğüne inandığımız bir kardeşimiz. Tarafsız ve objektif bir şekilde olayların üzerine gittiğimizi göstermek istedik ve onu Şike İnceleme Komisyonu Başkanlığı’na davet ettik.

Ali İpek’le olan dostluğum ölçülemez. Babamın rahatsızlığı esnasında 5 gün yanıma gelmeseydi gönül koyardım. Ali İpek benimleyken bir gün Denizlispor ile ilgili birşey istemedi. Böyle kişiliksiz biri değil. Keşke Adnan Ölmez de Hikmet Tanrıverdi de benimle böyle dost olsalardı. Cemal Aydın beni İstanbul’da ziyaret etti. Futbol konuşmadık. Benim insanlarla ilişkilerim beni ilgilendirir.

Şike iddialarının içinde kim varsa kimliği ne olursa olsun çıkarırız. Spor Mahkemesi kurulmasını biz de istiyoruz. İtalya’daki gibi bir mahkeme kurulur, telefon ve kasetler neticesinde çalışmalar önüme gelirse, G.Saray, Fenerbahçe, Beşiktaş… Hiç fark etmez, küme düşürme ise küme düşürme! Ne gerekiyorsa yaparım. Komisyon çalışmalarına 24 saat sonra başlıyor, hiçbir konuyu zaman aşımına bırakmayız.”

Ağustos 2006’da Futbol Extra Dergisi’ne röportaj veren Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Tahir Kıran, Fenerbahçe ile federasyon arasında sorun olmadığını, Aziz Yıldırım’ın, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ile problemi olduğunu iddia eder.

Aynı zamanda Fenerbahçe Kongre Üyesi olan Tahir Kıran, “Federasyon ile Fenerbahçe’nin ilişkileri niye kötü” şeklindeki bir soru üzerine, “Böyle bir şey yok. Ben Fenerbahçe ile ayrı tutuyorum bunu. Aziz Yıldırım’ın sayın başkanımız Haluk Ulusoy’la bir problemi var” der.

Haluk Ulusoy’un Yıldırım ile bir problemi bulunmadığını anlatan Kıran, şöyle devam eder:

“Aziz Yıldırım seçildiği gün başkanımız kendisine tebrik mesajını göndermiştir, ama Ulusoy seçildiği gün Yıldırım ne kendi adına ne de kulübü adına başkanımıza ve yönetimimize bir tebrik mesajı yollamıştır. Başkanımızın babası hastanede bir ayı aşkın yattı. Bütün Türkiye ziyaretine geldi, ama Fenerbahçe Kulübü’nden bir tek kişi uğramadı. Bir tek Murat Kuş geldi, o da Haluk Ulusoy’la muhabbetinden dolayı geldi. Belki geldiği duyulsaydı o da kaos oluştururdu camianın içinde. ‘Niye gittin Murat Kuş’ diye sorarlardı.

Aziz Yıldırım ile görüşmemde, ‘Sayın başkan, şu federasyonla ilgili demeçlerinizi biraz daha rölantiye alırsanız, zaman içinde bir yakınlaşma söz konusu olur, sizi de bir araya getiririz. Zaten başkanımızın kapısı açık. O federasyon başkanı, sen Türkiye’nin en büyük kulüplerinden birinin başkanısın. Bir araya gelmenizde fayda var’ dedim. Aziz Yıldırım, ‘Fenerbahçe 15 puan farkla şampiyon olur, benim kimseye ihtiyacım yok’ dedi. Bu görüşmemiz, kendisinin bıraktığını açıkladığı zamanda Fransa’dan dönüşünde oldu. Böyle bir cevap aldım ve hayretler içinde kaldım. Aziz Yıldırım bu şekilde devam etmesini istiyor. Haluk Ulusoy’un kimseye karşı bir art niyeti ve ayrımı yok.

Aziz Yıldırım federasyon seçimlerinde benim Haluk Ulusoy’un listesine girmeme karşı idi. Yıldırım’a bunu sorduğumda, ‘Böyle bir şey yok’ cevabını aldım. Halbuki Cemal Aydın’a ve Kemal Ünsal’a Hilton Oteli’nde söylemiş. Ben ve Tahkim Kurulunda yer alan Yılmaz Savaşer için ‘Bu isimler listede var mı’ diye sormuş, ‘Bu isimler olmazsa listeyi destekleyebiliriz’ demiş. Aziz Yıldırım’ın etrafından kümelenmiş insanlar yerlerinden kıpırdamamak için her türlü Bizans oyununun içine giriyor.

Daha önce federasyonda görev aldıktan sonra da Aziz Yıldırım ile görüşme taleplerimize cevap alamadık. En son bu bırakma konusu olduğunda bir arkadaşım vesilesiyle telefonda konuştum. Yurtdışından döndükten sonra da oturup görüştük. İyi mi yapıyor, kötü mü yapıyor, zaman içinde herkes görecek.

Görüşmede Aziz Yıldırım’a ‘Herkesi kucakla’ dedim. Fenerbahçe başkanı, Galatasaray ve Beşiktaş başkanı da dahil herkesi kucaklamak zorunda. Türkiye’de ciddi şekilde bir Fenerbahçe düşmanlığı oluştu. Her gittiği yerde adama küfür edilir mi? Canaydın’a, Demirören’e niye küfredilmiyor? Diyarbakır’a gidiyor, kendi memleketinde bile küfür yiyor. Olaylar bu noktaya geldiyse şapkanı önüne koyup düşüneceksin ‘Ben nerede hata yaptım’. Bir insan her şeyi doğru yapacak diye bir kaide yok ki. ‘Her şeyi ben biliyorum’ dediğin zaman kaybedersin. Bu tür cemiyetlerde ‘Biz’ diyenler hep kazanmış, ‘Ben’ diyenler hep kaybetmiştir.

Bu sezon Türkiye’de ya futbol oynanacak ya futbol oynanacak. Türkiye’de küfür edilen yerde maç bitecek. Küfür varsa futbol yok, futbol varsa küfür yok. Özellikle yönetici demeçlerine karşı özel tedbirler alınacak. Artık ufak tefek değil, acıtacak cezalar verilecek. Mesela Fenerbahçe kupa finalinde kürsüye çıkmadı, tarihi bir ceza verdik. Seneye kaybeden takımın çıkmama ihtimali nedir? Çok zor.“

Fenerbahçe, Tahir Kıran’ın beyanlarıyla ilgili olarak, “Tahir Kıran’ı, kulübümüze ve başkanına yönelik seviyesiz açıklamalarından dolayı şiddetle kınıyor, açıklamaları ile tarafsızlığını kaybetmiş olduğundan kendisini Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu üyeliğinden istifaya davet ediyoruz” denir.

3 Ağustos 2006’da disiplin talimatında değişikliğe giden Futbol Federasyonu, çirkin tezahürata 500 bin YTL para yanı sıra devamı halinde puan silme cezası vermeyi kararlaştırır.

Stat anarşisinin önüne geçilmesi, şike, teşvik, ırkçı tezahüratlar gibi konuları masaya yatıran federasyon, para cezasından, puan silmeye, 2 yıl men etmeden, kulüpleri bir alt lige düşürmeye kadar bir dizi sert tedbir alır. İtalya’daki şike kararlarına benzer disiplin talimatında değişikliğe giden federasyonun aldığı yeni kararlar şöyledir:

“Futbol müsabakalarında çirkin ve kötü tezahürat yapılması halinde, PFDK, ilgili kulübe ilk ihlal için 10 ila 250 bin YTL para cezası verecek. İhlalin başka maçta tekrarlanması halinde bu ceza, 25 ila 500 bin YTL arasında olacak. İhlalin 3. defa tekrarlanmasında kulübün mevcut puanlarından 3’ü silinecek. Bundan sonra yapılacak her ihlalde puan indirimi devam edecek.

Irkçılığa ilişkin eylemlerde ilk ihlalde 3, ikincisinde 6 puan silinecek. Kulüp, 3. ihlalde bir alt lige düşürülecek.

Her türlü şikeyi yapan, yaptıran, bunlara aracı olan ya da bu tür eylemlere teşebbüs eden kişi ve kurumlar ile teşvik primine karışanlar, 6 aydan 2 yıla kadar men edilecek. Kulüpler ise bir alt lige düşme cezası alacak. Şike veya teşvik bulgusunun, takip eden sezonlarda ortaya çıkması halinde ise ilgili kulübe sadece puan silme cezası uygulanacak. Yürürlükte olan 2 yıllık soruşturma zaman aşımı süresi de ortadan kaldırıldı.”

Hasan Doğan 4 Ağustos 2006’da Ulusoy’a cevap verir:

“Federasyon içinde maç satılıyor iddiaları ortada dururken, ‘Hasan Doğan adam satıyor’ diye ortaya çıkmak gündemi değiştirme amaçlı bir iftiradır.

Hasan Doğan futbolun içinde olduğu dönemde Levent Bıçakcı gibi Ayhan Bermek gibi temiz toplum, temiz futbol isteyen değerli futbol adamları ile birlikte olmuştur.

Ne bir mafya lideri ne de şikeye, şaibeye bulaşmış bir kişi ile ortak tek bir fotoğrafı yoktur. Dönemimizde temiz futbolu arzulayan kişiler federasyonda güçlenmiş, geçmişinde şike ve şaibe ile anılan kişiler tasviye edilmiştir. Bütün bunlar Bıçakcı liderliğinde yapılırken kendisine ağır hakaretlerle saldıranların bugün Bıçakcı’nın avukatlığına soyunmasını spor kamuoyu ilgiyle takip etmektedir.

Ulusoy ‘Ben değiştim’ diyerek hakkındaki yolsuzlukları üzerine yıktığı 14 kişilik yönetimini sattığını kabul ediyor demektir.”

23 Ağustos 2006’da Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’ki Sporİst 2006 Spor Zirvesi ve Fuarı’nda gazeteci Şansal Büyüka başkanlığında yapılan “Oyunun Hakimleri” konulu söyleşiye MHK Başkanı Mustafa Çulcu’nun yanı sıra MHK Eski Başkanları Bülent Yavuz ile Serdar Çakır katılır.

Hakemlik görevini bıraktıktan 23 gün sonra kendisini MHK’nın başında bulduğunu anlatan Çulcu, “Ateşten bir gömlekti bu ama benim vücudum ateşe alışık. İşimiz tabii ki zor. Yatırım yapılmayan ama başarı istenen bir sektörün başındayım. Bugüne kadar bana işimde telkinde bulunan kimse olmadı. Benim işime de kimse karışamaz. O zaman zaten maşa olurum” der.

MHK Eski Başkanı Bülent Yavuz, görev yaptığı dönemde bazı kulüp yöneticilerinin kendisini arayarak hakemlere yönelik isteklerde bulunduğunu söyler.

Yavuz, “Geçmişte hakem siparişi görüşmelerinde bulundum. Beni çok aradılar. Görevdeyken bunları inkar ettim çünkü ortalığı bulandırmak istemedim. Süper Lig de dahil bir çok başkan o dönem arayarak hakem istedi veya istemedi. Ben ise onları üslubuyla ve utandırarak reddettim. Hatta bir kulüp başkanı arayarak Serdar Tatlı, Ali Aydın ve Erol Ersoy’u istemediğini söyledi. Bunun üzerine ben de üst üste bu hakemleri maçlarına verdim” şeklinde konuşur.

Hakem siparişinde bulunan isimleri nedense ısrarla açıklamaz.

Neden korkuyorsunuz Bülent Yavuz? Açıklayın da temiz futbol adına sizin de bir katkınız olsun!

29 Ağustos 2006 tarihli Hürriyet Gazetesi’nden:

Ben bunları 100. yıllarında şampiyon yaptırmam

Nihat Özdemir’in “Aleyhimize çalışma var” sözleriyle Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’u işaret ettiği ileri sürüldü. Sarı lacivertlilerin rahatsızlık duyduğu diğer isimler ise Ali Aydın, Şükrü Yazıcıoğlu ve Haluk Ulusoy’un oğlu Saffet.

Fenerbahçe Kulübü Başkan Vekili Nihat Özdemir, Sakaryaspor maçından hemen sonra zehir zemberek bir açıklama yaparak, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor ve maçın hakemi Kuddusi Müftüoğlu’nu suçluyordu…

Bu açıklamalara, muhatapları gerekli yanıtı verdiler. Ancak, Özdemir’in isim vermeden suçladığı bir kesim daha vardı. Fenerbahçe Başkan Vekili, “Artık herkesin kendi takımının formasını giyerek sahaya çıkmasını istiyoruz. Fenerbahçe, duyduğu sıkıntıları spor kamuoyu ile paylaşmaktadır. Aldığımız duyumlara göre Fenerbahçe aleyhine çalışmalar yapılmaktadır. Biz Fenerbahçe’yiz, oyuna gelmeyiz. Ve kurulan bütün oyunların altından kalkmasını da biliriz.”

Bu açıklamalar yenilir yutulur gibi değildi.
– Kimler formalarını giymeliydi?
– Fenerbahçe aleyhine kimler çalışma yapıyordu?
– Ve Özdemir kimleri işaret ediyordu?

Gelin bu açıklamaların perde arkasına geçelim ve Fenerbahçe camiasında, yöneticilerin kulaklarına fısıldananlara değinelim.

Ulusoy’u işaret ediyor

Fenerbahçe yönetimi, Futbol Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’dan rahatsız. Rahatsız, çünkü Ulusoy’un yakın arkadaşlarıyla birlikteyken Fenerbahçe aleyhine konuştuğuna inanıyorlar.

Hatta bir adım daha ileri gidiyorlar ve Ulusoy’un, “100. yılda ben bunları şampiyon yapmayacağım” dediğini ileri sürüyorlar. Bu sözlerin doğruluk payı sorulduğunda da, “Hepsi bizim kulağımıza geliyor. Arkadaşlarıyla birlikte yediği yemeklerde bunlar konuşuluyor. Haluk Bey bunları duymadığımızı sanıyor ama…” yanıtını veriyorlar.

Nihat Özdemir’in açıklamarındaki ‘birinci şifre’nin yani, “Artık herkesin kendi takımının formasını giyerek sahaya çıkmasını istiyoruz” sözlerinin açıklaması buydu.

Peki ya ikinci şifre? Yani, “Fenerbahçe aleyhine kimler, nasıl, çalışma yapıyorlar?” Sarı lacivertliler bu konuda da 3 isim ortaya atıyorlar. Bu isimlerin ilk sırasında Hakem Atama Komitesi Başkanı Ali Aydın var.

Daha önce Fenerbahçe-Ç.Rizespor maçında kart skandalı yaşayan ve Galatasaray- Beşiktaş derbisinde verdiği bir penaltı kararı sonrası hakemliği bırakan Ali Aydın… Ali Aydın daha önce hakkındaki, “Ulusoy’un hangi maça, hangi hakemi istediğini gözlerinden okur” yorumlarına hiçbir yanıt vermemişti.

Aydın, Fenerbahçe tarafından “Aleyhimize çalışıyor” diyerek işaret edilen isimlerden biri. Hatta sarı lacivertliler bir adım daha ileri gidip, “Aydın’ın eşi ile Ulusoy’un eşi o kadar yakın ki…” diye söze başlayıp sonra susuyorlar…

Sarı lacivertililerin gösterdiği iki isim daha var. Biri Futbol Federasyonu Dış İlişkiler Komisyonu’nda görev yapan Şükrü Yazıcıoğlu, diğeri de Haluk Ulusoy’un oğlu Saffet Ulusoy. Fenerbahçe camiası bu iki ismin de hakem atamalarında etkili olduğuna inanıyorlar.

İşte Nihat Özdemir’in açıklamalarının perde arkasında yatan olaylar ve isimler bunlar. Fenerbahçe Başkan Vekili’nin, “Şimdi de temiz lig isteyecekler mi?” diye gönderme yaptığı 3 kulüp; Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor, sarı lacivertlilere yanıt verdiler.

Bakalım bu isimler bugün ne diyecekler?

Fenerbahçe Asbaşkanı Mahmut Uslu, yeni transferlerle birlikte UEFA Kupası’nı kaldıracak bir kadro kurduklarını ve bu kadroyla önemli yerlere geleceklerini söyledi. Uslu, Edu’nun transferi nedeniyle Brezilya’da olduğu için Sakaryaspor maçını izleyemediğini belirterek, “Yenilmişiz. Bu sene yanlışlıklar aleyhimize yapılıyor. Yanlışlar da doğrular da herkese eşit dağılsın. Yoksa bu işin sonu iyi olmaz. Hepimiz aynı gemideyiz, gemi batar” diye konuştu.

Fenerbahçe Kulübü Başkanvekili Nihat Özdemir, Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu aleyhine yaptığı açıklamalarından dolayı 31 Ağustos 2006’da Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na (PFDK) sevkedilir.

Ulusoy, “Ben bunları 100. yıllarında şampiyon yaptırmam” başlıklı haberle ilgili, avukatı aracılığı ile bir açıklama yapar:

“29.08.2006 tarihli haberde, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Sayın Haluk Ulusoy’a atfen ve Fenerbahçe Kulübü’nü kastederek “BEN BUNLARI 100. YILLARINDA ŞAMPİYON YAPTIRMAM” şeklindeki beyanda bulunduğu ifade edilmiş, federasyon başkanını küçük düşürücü ve kişilik haklarına saldırı niteliğinde yayın yapılmıştır. Ayrıca hiçbir yakınlığı ve tanışıklığı olmayan sayın Ulusoy’un eşi ile sayın Ali Aydın’ın eşi arasındaki yakınlıktan bahsedilmesi, gerçek dışı beyanlara sayın Ulusoy’un oğlunun isminin de dahil edilmesi, gerek eşinin ve gerekse oğlunun kişilik haklarına da açıkça saldırı da bulunduğunun göstergesidir. Sayın Haluk Ulusoy’un belirtilen şekilde bir beyanı olmamıştır. Sayın Ulusoy tüm kulüplere aynı mesafede durarak ve tarafsızca görevini ifa etmektedir.”

Ulusoy, A Milli Takımın Malta ile oynayacağı 2008 Avrupa Şampiyonası eleme maçı öncesi 3 Eylül 2006’de Fenerbahçe için “Ben bunları 100. yıllarında şampiyon yaptırmam” şeklinde bir söz söylemediğini ifade eder.

Ulusoy, Lig TV’ye verdiği röportajda şunları söyler:

“Ben içki kullanmıyorum. Çok içki içip ‘zom’ bir vaziyette olmam lazım bunları söylemem için. Allah’ın benim aklımı başımdan almış olması lazım bunları söylemem için. Fenerbahçe gibi güzide bir kulübün şampiyonluğunu engelleyecek, hakkını yiyecek kadar karaktersiz biri olabilir mi? Bunu kim yapabilir? Bir tek kişi çıksın desin ki; ‘Haluk Ulusoy böyle bir şeyi ima etti.’ Fenerbahçe gibi bir kulübün şampiyonluğunu engellemek kimin haddine düşmüş. Ben dahil kim böyle bir oyuna dahil olur?

Fenerbahçe’nin maçlarında hatalar olmuş olabilir. Son dört haftada birçok maçta hata oldu. Bir de insanın aklına çok değişik şeyler geliyor. Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi’nden elendi, gündemi değiştirmek için böyle iddialar ortaya atılabilir, diye düşünüyorum. Beni Fenerbahçe ile bu kadar düşman hale getirmeye kimsenin hakkı yok. Daha da kötüsü, benim hanımımı ve oğlumu ortaya koyuyorlar. Benim hanımım Ali Aydın’ın hanımı ile çok samimiymiş. Benim hanımım bir kere Kuşadası’nda hakem seminerinde Ali Aydın’ın hanımı ile merhabalaşmıştır, o kadar. Benim oğlumun adını ortaya atıyorlar. Oğlum benimle futbol bile konuşmaz.

Her fırsatta beni Fenerbahçe Kulübü ile karşı karşıya getirmek isteyen kesimler var. Buna ne gerek var? Neden beni Fenerbahçe’nin haklarını yiyecekmiş gibi gösteriyorlar ki? Biz bugüne kadar Fenerbahçe Kulübü’nün ne isteği olmuş ise, talimatlar doğrultusunda ne gerekiyorsa yaptık. Benim içim ve vicdanım çok temiz. Allah’a şükür, yatağa yattığımda rahat uyuyorum. Eğer benim içimde en küçük bir kötü düşünce varsa Allah beni taş etsin.

Hakemlerin ilk dört haftadaki performansını maalesef hiç beğenmedim. On üzerinden 6 – 6,5’tan fazla vermem. Bunun üstünde durmamız lazım. Lige neden kötü başladıklarının sebeplerini arayacağız. Bizim bu kadar özveri ile üstünde durduğumuz bir hakem camiasının lige böyle kötü başlamaması lazımdı. Eğer ki bu performans sürerse, tecrübeli hakemlerimiz bile hata yapıyorlarsa biz de gereken neyse onu yaparız.”

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, 4 Eylül 2006’da Futbol Federasyonu’na dilekçeyle başvurarak, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Tahir Kıran’ın, medyada yer alan iddialarıyla ilgili soruşturma açılmasını ister.

Tahir Kıran’ın, medyada yer alan demeçlerinde Fenerbahçe Kulübü ve kendisi hakkında asılsız iddialarda bulunduğunu savunan Aziz Yıldırım, Futbol Federasyonu’na yazdığı ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’e de gönderdiği dilekçede şu görüşlere yer verir:

“31 Ağustos 2006 tarihli Sabah Gazetesi ve 01.09.2006 tarihli Fotospor Gazetesi’nde yer alan, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Tahir Kıran’ın açıklamalarını hayretle ve ibretle izlemekteyiz. Hakarete varan birçok gerçek dışı iftira ve iddianın yanı sıra Kıran, kulübümüzün geçen yıl Galatasaray ile müsabakası olan takımlara beraberlik için 350 bin YTL, galibiyet için 500 bin YTL teşvik primi verdiği, benim Ankara Faal Futbol Hakemleri Derneği’nin daimi konuğu olduğum, hatır şikeleri yaptığım, şike ve kaosun sebebi olduğum şeklinde iddia ve ithamda bulunmaktadır.

Kıran’ın iddia ve isnat ettiği hususlar Futbol Federasyonu’nun Futbol Disiplin Talimatı’nda yaptırıma bağlanan eylemlerdir. Anılan talimatın ‘Suça Teşvik’ başlıklı 32. maddesi, ‘Müsabaka Sonucunu Etkileme’ başlıklı 34. maddesi, müsabaka sonucunu etkilemeye yönelik ‘Yönetim’ başlıklı 37. maddesi, isnat edilen fiiller ile ilgili yaptırımları hükme bağlamaktadır. Tahir Kıran, federasyonunuz yönetim kurulu üyesidir. İsnat ettiği filler ile ilgili bilgi ve belgelere sahip olmadan, bir federasyon yöneticisi olarak böyle bir söylemde bulunması kabul edilemez. İşin ilginç yanı, Kıran gazetelerde yer alan bu söylemini daha sonra yalanlamak ihtiyacını duymadığına göre, bu söylemine sahip çıktığı anlaşılmaktadır.

Kıran’ın açıklamaları esas alınarak, Futbol Federasyonu’nun, isnat edilen fiiller ile ilgili soruşturma açmasını talep etmekteyiz. Kamuoyunda zaman zaman çeşitli çevrelerce dile getirilen şike iddialarından farklı olarak ve ilk kez bir federasyon yöneticisinin, böyle bir iddia ile ortaya çıktığını görmekteyiz. Yöneticiden beklenen, yakınma ve spekülasyon üretmek değil, elindeki bilgi ve belgelere dayalı olarak iddia ettiği olayın soruşturulması için federasyondaki kurulları harekete geçirmektir.

Yapılacak soruşturma neticesinde iddia ve isnat edilen fiillerin tümü ile yalan ve gerçek dışı olduğu ortaya çıktığında, Kıran hakkında disiplin talimatı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Kıran’ın eylemi Futbol Disiplin Talimatı’nın 24. maddesinde yer alan ‘Hakaret’ başlıklı fiil ile örtüşmektedir.

Tarafsız ve sorumlu olması beklenen ve futbol yönetiminde yer alan bir yöneticiden beklenmeyecek davranışları gösteren Tahir Kıran’ın bu tutumu ile ilgili yakınmalarımız ayrıca Spordan Sorumlu Devlet Bakanı’na da iletilecektir.

Futbol Federasyonu’nun haklı yakınmalarımıza sessiz kalması halinde, konuyu UEFA ve FIFA’ya taşıyacağımızı da ayrıca belirtmek isteriz. Tahir Kıran hakkında adli mercilere başvuru hakkımız saklıdır. Gereğinin yapılmasını arz ve talep ederiz.”

Hemen ertesi gün yanıt gelir. Ulusoy, Türk futbolunu ileriye götürebilmek için Kulüpler Birliği toplantılarına katılmayan Fenerbahçe yönetimi ve başkanı Aziz Yıldırım’a çağrıda bulunarak, “Kulüpler Birliği’ne Fenerbahçe Kulübü’nün başkanı da katılsın. Fenerbahçe, büyük geçmişi olan bir kulüptür, ayrı gayrımız yok. Onların da tüm kulüplerin ve federasyonun içinde olması gerekir” der.

Yaptığı açıklamlarla sarı lacivertli camiayla araları açılan federasyon üyesi Tahir Kıran’a da sahip çıkan Ulusoy, “Adam gibi adam, onunla ölünceye kadar da beraber olacağım. Kıran kendi istifa etmediği müddetçe onunla beraberim” diye konuşur.

Ulusoy şöyle devam eder:

“ Aziz Bey, ‘Benim Haluk Ulusoy’la şahsi sorunum yok’ demiş. Benim de kendisiyle en ufak bir şahsi problemim yok. Tabii ki Fenerbahçe ile federasyon arasında ya da diğer kulüplerle federasyon arasında problemler olabilir. Ama bu prablemler kaosla çözülmez, birlik ve beraberlikle çözülür. Ama bir gerçek daha var ki Fenerbahçe ve başkanıyla bizi karşı karşıya getirmek isteyenler var.

Ben Fenerbahçe’yi diğer kulüplerle ayırt etmiyorum ki. Neden zeytin dalı uzatmaya ihtiyacım olsun? Dargınlıkla, kavgayla bir yere varmak mümkün değil. Fenerbahçe Kulübü’nün başında olan kişiler bu işin önderliğini yapmalı. Bunun adı zeytin dalı uzatmak değil ki. Ben, olması gerekeni söylüyorum. Ben Fenerbahçe Kulübü’ne hep saygı duydum. Saygının dışında en ufak bir şey yapmadım Fenerbahçe’ye karşı. Fenerbahçe de aynı saygıyı göstermeli. Fenerbahçe camiasına karşı bende bir sevgisizlik yok. Bu sevgisizlik ortamını kim yarattıysa, O utansın.

Ben Fenerbahçe’den Haluk Ulusoy’a değil, Futbol Federasyonu’na saygı bekliyorum. Benim federasyonuma her kişi ve kurum saygı duymak mecburiyetindedir. Federasyonu yönetebildiğim yere kadar yönetirim. Yönetemediğim yerde de gider derim ki ‘Bana şerefle ve onurla verdiğiniz bu kutsal görevi size iade ediyorum’. Ama ben bunu sadece Genel Kurul’a karşı konuyurum. Ahmet’in, Mehmet’in, yorumcunun, yazarın, bilmem kimin isteğiyle bunu yapmam mümkün değil.

‘Kasımda Haluk Ulusoy gönderilecek’ deniliyor. Beni yıldırmaları mümkün değil. Ben mücadeleyi severim. Daha önce de beni göndermek için şer güçleri vardı. Onlar beni yıpratamadılar ve hiçbir şekilde yıldıramadılar. Türk futbolu benden ne kadar hizmet isterse ben o kadar hizmet edeceğim. Nereye kadar gider, bunun sonunu bilmiyorum ama ben seçimle göreve geldim, gideceksem genel kurulun karar vermesi lazım. Genel Kurul ‘Biz artık teşekkür ederiz’ demedikçe, yazılarla yorumlarla beni bu görevden yollamaları mümkün değil.

Önümüzde bir genel kurul olması için bir ortam mı var? Beni sevmeyen kesimler de olabilir, normaldir. Ama böyle bir yıpratmayla, ‘Üstüne gidersek yollarız Haluk’u’ anlayışıyla bir yere varamazlar. Ama en nihayetinde olağanüstü genel kurul sürecine de genel kurul üyeleri karar verecek. Olduğu takdirde de görevi şerefle teslim ederiz.

Hakkımda açılan soruşturmalar ve duruma müdahale edileceği söylentileri var. Ben bu filmleri çok gördüm, çok yaşadım. Geçmişte yaşanan filmleri sahneye koymayı düşünüyorlarsa, o filmleri koymasınlar. Herkes bu filmlerden bıktı. Aynı filmi bir daha tekrar çekersen tutmaz. Hele kötü bir filmi hiç izlemek istemezler.

Görev sürem tamamlandıktan sonra aday olamayacağım. Artık önümüz kapalı. Ancak kanun değişikliği olursa aday olabilirim.

Haluk Ulusoy gönderilirse, Türk futbolu böyle bir kaosu bir daha kaldıramaz. Çok kötü olur. Türk futbolunu iyi idare etmiş olsalardı ve o koasları yaşamamış olsaydık. Bugünkü çekilen acıyı çekmezdik.”

7 Eylül 2006’da Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy imzasıyla Fenerbahçe Kulübü’ne gönderilen yazıda, Tahir Kıran hakkında yapılan başvurunun incelendiği belirtilirken, “Tahir Kıran, gazetelerde yer aldığı şekilde bir ifadesinin olmadığını, bu şekilde bir beyanı bulunmadığını, yönetim kurulu üyesi olarak görevinin gereklerinin bilincinde olduğunu, sezon sonunda şampiyon olacak takımı, tüm kamuoyu gibi kendisinin de bilmesinin mümkün olmadığını, teşvik primi ödendiğine dair bilgisinin olmadığını, bu konuda bilgisi olması halinde, üyesi bulunduğu kurumu harekete geçireceğini ifade etmiştir” denilir.

Yazıda, “Mevcut açıklama karşısında, bu aşamada federasyonca yapılacak bir işlem olmadığını bilgi edinmenizi rica ederim” ifadesi yer alır.

14 Eylül 2006’da Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu, Fenerbahçe Kulübü Başkanvekili Nihat Özdemir’e verilen 15 günlük hak mahrumiyeti cezasını kaldırır.

Aynı tarihte Hürriyet’te yer alan bir haber ilginçtir:

Devleri seyircisi yıktı

PFDK, taraftarlarının taşkınlığı nedeniyle iki kulübe ağır fatura çıkardı. Küfrün devamı halinde Beşiktaş’ın 3 puanı silinecek. Nihat Özdemir’e de 15 gün ceza verildi.

Taraftarlarının yaptıkları kötü tezahüratlar devlere ağır fatura olarak geri döndü. Futbol Federasyonu Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), yeni talimatları gereği, İnönü ve Ali Sami Yen statlarında yükselen çirkin ve kötü tezahüratlar nedeniyle Beşiktaş ile Galatasaray’a 250’şer bin YTL para cezası kesti. Kurul, Beşiktaş’ın İnönü Stadı’nda Ankaragücü ile oynayacağı ligin 7. hafta maçında da seyircilerinin küfür ve kötü tezahürata devam etmesi halinde, siyah beyazlı ekibin 3 puanını silecek.

Dün yaşanan bu gelişmeler Beşiktaş Kulübü’nde soğuk duş etkisi yarattı. Harekete geçen başkan Yıldırım Demirören, ikinci başkan Murat Aksu ve yönetimini radikal kararlar almaya itti. Beşiktaş İkinci Başkanı Murat Aksu taraftarların kötü söylemlerini artık sona erdirmeleri için yoğun bir çalışma yaptıklarını ve sert önlemler alınması için uğraş verdiklerini ifade ederek şunları söyledi:

“Üç maçta kesilen 250 bin YTL para cezası bizi oldukça üzdü. Taraftar komitelerine, derneklere bu konuda uyarılar yapacağız. Kimsenin Beşiktaş kulübüne zarar vermeye hakkı yoktur. Kötü tezahürat yapan seyirciyi tribündeki taraftarlar kendi aralarında kontrol etmeli. Beşiktaş’ı seven, Beşiktaş’a destek veren herkes bu seferberlikte yerini almalı. A.Gücü maçında özel güvenlik güçleri, tahrik edici davranışlarda bulunan ve küfür eden taraftarları tespit edip, gerekli müdahaleyi yapacaktır.”

Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), birçok dosyasını karara bağladığı toplantısında, Galatasaray’ı da 250 bin YTL para cezasına çarptırdı. Kurul kararında, Gaziantepspor maçında taraftarlarının çirkin ve kötü tezahüratta bulunmalarını gösterdi.

G.Saray ve Beşiktaş’ın puan silme sınırında olması üzerine kısa bir süre sonra TFF bu uygulamayı iptal edecektir. Sezon başında “Artık küfüre taviz yok” diye esip gürleyenlerden ses seda çıkmaz…

21 Eylül 2006 tarihinde Kulüpler Birliği Vakfı Yönetim Kurulu Ankara’da toplanır. Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un da katıldığı toplantıda, kötü ve çirkin tezahüratlara verilen cezalar görüşülür.

Toplantıda söz alan Galatasaray Başkanı Özhan Canaydın, Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören, Bursaspor Yönetim Kurulu üyesi Yunus Egemen ve Konyaspor Basın Sözcüsü Memduh Oğuz, küfüre karşı getirilen cezaların çok ağır olduğunu ifade ederler.

Yunus Egemen, 500 bin YTL’ye varan para cezalarının ve 3 puan silme cezasının kaldırılması gerektiğini savunarak, “Taraftarın yaptığı taşkınlığın faturasını bütünüyle kulübe mal etmek yanlış. Küfüre karşı alınacak en iyi önlem, tribünlerin boşaltılmasıdır.” der.

Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy da kulüp yöneticilerinden gelen talep üzerine, puan silme cezasının kaldırılmasını kabul ettiğini söyler. Kulüpler Birliği’nin konuyla ilgili komisyon kurmasını isteyen Ulusoy, “Bu komisyon, mevcut ceza yönetmeliğinde ne gibi değişiklikler yapabiliriz, onu belirleyecek. Oradan çıkacak sonuca göre de biz gerekeni yapacağız” der.

Aynı tarihte Memorial 11 Altın Adam Yarışması’nın toplantısına konuk olan Şenol Güneş, Türk futbolunda her geçen gün sorunların daha da arttığının görüldüğünü kaydederken, bu camiada 40 yılını geride bırakmaya hazırlandığını dile getirerek şunları söyler:

“Futbolda 20 yılı oyuncu, 20 yılı da teknik adam olarak 40 yılı geride bırakacağım.

Hayatımın en mutsuz dönemini ise Milli Takım’dan ayrıldıktan sonra yaşadım. Maaş almadığım Milli Takım’dan paracı diye kovuldum. Üç maymunu oynamaya gerek yok. Bunu temizleyebilmeliyiz. Namusluları kötü gösterip, namussuzları gizliyoruz.

Futbolda başarının sağlanabilmesi için iyi niyet ön şarttır. Kulüplerin profesyonelleşmesi gerekiyor. Amatör olarak iyi niyetle yönetiliyorlar, ama bu yanlış. Aksi halde yönetimlerin transfer yapması ve teknik direktörlerin kovulması sürer”.

Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu Başkanı Türker Arslan 22 Eylül 2006’da “Türkiye’de şike var mı?” şeklindeki soru üzerine şunları söyler:

“(Şike yok) diyen kimse yok zaten. Şike var tabi. Nasıl var, önümüze gelen dosyalar var. Yıllarca şikeyle ilgili verdiğimiz kararlar var. Kulüp yöneticiliğimde var diyemem. Bugün için İkinci Lig’den, Üçüncü Lig’den dosyalar geliyor ama Turkcell Süper Ligi’den bize son birkaç yıldır intikal etmedi.

Şikeyi tespitte zorlanıyoruz. Şike Tahkik Kurulu araştırmalar yaparken devlet kurumlarından, resmi kişilerden gereken yardımı alamıyor. Şike Tahkik Kurulu, Akçaabat Sebatspor ile ilgili araştırmayı yaparken emniyete, savcılığa birtakım yazılar yazdı, birtakım taleplerde bulundu. (Araştırma yapın, soruşturma yapın) dedi. Cevap dahi vermediler.

Şike Tahkik Kurulu’nun şu anda hiçbir yetkisi yok. Şike Tahkik Kurulu araştırmayı yapar ve bir rapor hazırlar, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’na verir, ama federasyon o karara uyup uymamakta da serbesttir. Şike Tahkik Kurulu birilerini dinler. Spor adamıysa gelmek zorunda, ama spor adamı değilse gelmiyor. Ancak savcı buna yardımcı olacaktır. Bize geçmişte şikeyle ilgili dosyalar gelmedi mi? Onlarca geldi. Bu sene daha gelmedi, ama geçmiş yıllarda şikeyle ilgili çok kararlar verdik. (Şike var) dedik, (yok) dedik. Var dediklerimizin 3 puanı silindi, küme düştüler. Şike Tahkik Kurulu’nun birtakım araştırmaları daha etkin şekilde yapabilecek yetkilere haiz olması lazım. Örneğin adamı çağırdığın zaman gelmelidir. Belki bütün pisliği yapan o kişidir ama gelmiyor, getiremiyorsun. Bu çok önemli.

Federasyonun eline şikeyle ilgili somut bir şey gelmezse herhangi bir şey yapması söz konusu olamaz. Önce Şike Tahkik Kurulu, sonra federasyon, en sonra biz. Biz geçmişte federasyonun (şike yoktur) diye verdiği bir kararı (şike vardır) diye bozduk. O takım hakkında hükmen mağlubiyet kararı verdik.

Bu sezon uygulamaya konulan Futbol Federasyonu Disiplin Talimatı’nın 31. maddesinin amacı kötü tezahüratı önlemektir. Bu talimatlar biraz taraftar gruplarına fırsat verdi gibi ortam doğdu ne yazık ki amaç o değil.

Birtakım kulüplerin bu yeni uygulama konusunda sıkıntıları var. Önümde Antalyaspor’un bir dilekçesi var. Bazı taraftar grupları kendilerine birtakım baskılar yapıyorlar, bir takım taleplerde bulunuyorlar, aksi taktirde gelip küfür edeceklerini belirtiyorlar. Bunun gibi birkaç tane daha örnek var. Bunun içinden nasıl çıkılır zamanla bunu göreceğiz, bu konuda endişeliyim.”

2 Ekim 2006’da Cem Papila FIFA listesinden çıkartıldığı için hakemliği bırakma kararı alır. Papila şunları söyler:

“Her zaman hedefli hareket eden biriyim, hedeflerim de vardı. Beklentilerim, FIFA’da yükselmekti. Bir kademe yükselmiştim, dördüncü kademeye yükselmeyi hedeflerken böyle bir karar alındı. Ben de hedef kalmayınca istifa etmeyi uygun gördüm. FIFA listesinden çıkartılmam benim açımdan sürpriz olmadı, özel sebeplerden dolayı böyle bir kararın alınacağını tahmin ediyordum. Spor hukukçusu veya spor adamı olarak bu camianın içinde kalmak istiyorum. Camia derken de spor camiasını kastediyorum. Kısmet olursa ileri ki günlerde gözlemcilik gibi düşüncem var.”

Ulusoy iktidarları döneminde, süresi dolmadan hakemliği bırakanlar kervanına Papila da katılmış olur. İlk etapta aklıma gelenler Muhittin Boşat, Ali Aydın, Serdar Tatlı, Erol Ersoy… Arşivi kurcalasam başka isimler de aklıma gelecek gibi, ama geçelim şimdilik.

Darısı Kuddusi, Dereli ve Demirlek’in başına diyelim ve Poşet İsmet’i Allah’a havale edelim 🙂

13 Ekim 2006 tarihinde Bursaspor Başkanı Levent Kızıl’dan Ulusoy’a bir tepki gelir.

Ulusoy’un, “Levent ile uzun yıllar çalıştım. Onun hayatı hep ihanet içinde geçmiştir. Bu ilk değil” şeklindeki açıklamasına tepki gösteren Kızıl, şöyle konuşur:

“Sayın Haluk Ulusoy’un beni kendisine ihanetle itham ettiği haberle ilgili kamuoyuna kısa bir bilgi vermek istiyorum. Sayın Haluk Ulusoy’un ve benim ihanetten anladığım tahmin ederim farklı olmalı. Benim anladığım kadarıyla, sözlük anlamıyla ihanet, zamanında sağda solda, ofis ofis gezip kendisi için her türlü hakaret dolu sözleri sarf edip, hakkında en ağır suçlamalarda bulunanlarla bugün kol kola gezmektir. Bununla ilgili isterse örnekleri daha sonra da isimlendirebilirim.

Tahminim Sayın Haluk Ulusoy’un ihanetten anladığı, bizim zamanında tecrübelerimizle edindiğimiz gerçekleri, başta sayın Başkan Haluk Ulusoy ve Türk futbolunun iyiliği için kamuoyuyla paylaşmakla, ihanet içinde olmaya devam edeceğimi kamuoyuna duyururum.”

26 Ekim 2006’da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ‘hizmet nedeniyle emniyeti suistimal ettikleri’ gerekçesiyle, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, eski Başkan vekilleri Ata Aksu ve Orhan Saka ile eski Mali İşler Koordinatörü Haldun Kozakoğlu hakkında, 1 yıl 9’ar aydan 11 yıl 3’er aya kadar hapis istemiyle dava açar.

İddianamede, “Yetkililerin, kurum parasını harcarken, evrensel etik bakımından, en az kişisel varlıklarının sarfı sırasında gösterecekleri hassasiyetle işlem yapmaları gereklidir” denilir.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçlarını Soruşturma Bürosu savcılarından Abdullah Ayhan Şan tarafından hazırlanan iddianamede, soruşturmaya, Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığının ihbarı üzerine Başbakanlık müfettişinin koordinatörlüğünde Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü müfettişlerinin katılımıyla oluşturulan komisyonun raporu üzerine başlandığı kaydedilir.

Sanıkların savunmalarında, federasyonun özerk olduğu ve harcamaların genel kurulca aklanmış olması nedeniyle soruşturma konusu yapılmayacağını dile getirdikleri belirtilen iddianamede, 2002-2004 yılları arasında Satın Alma Talimatı’nın 31. maddesindeki yasaklamalara rağmen Haluk Ulusoy’a ait Fantasia Otel’den yapılan alımlar için 295 bin 629 YTL ödendiği, başkan ve yönetim kurulu üyelerinin konaklama ve seyahat giderlerinin ödenmesinde, “görev onayına ihtiyaç duyulmadığı, hizmetin gerekleri ile harcanan paranın, kurum yararı gözetilerek kullanılması gereği unutularak” 56 bin 298 YTL 27 YKr usulsüz harcamaya yer verildiği ifade edildi.

Federasyon faaliyetleri kapsamında olmayan yılbaşı kutlamaları gibi bazı işler için federasyon bütçesinden toplam 50 bin 575 YTL 6 Ykr usulsüz ödeme yapıldığı kaydedilen iddianamede, hediyelik eşya alımında da Satın Alma Talimatı hükümlerine aykırı hareket edilerek Nokta Ajans firmasından 2001-2004 yılları arasında 208 bin 224 YTL 89 YKr, Koçak firmasından ise 258 bin 808 YTL 22 YKr alım yapıldığı belirtilir.

İddianamede, başkan ve başkan vekilleri için 5’er, yönetim kurulu üyeleri Orhan Saka için iki, İsmail Dilber, Selami Özdemir, Mukan Perinçek ve Ali İpek ile bir kısım görevliler için tahsil edilen limitsiz mobil telefon bedelleri için 28 bin 873 YTL usulsüz ödeme yapıldığı, federasyon adına Türkiye İş Bankasından alınan 4 adet kredi kartından da Ulusoy, Aksu, Kozakoğlu ve eski Genel Sekreter Vekili Metin Kazancıoğlu’nun toplam 7 bin 677 YTL 23 YKr belgesiz tediyat gerçekleştirdiği kaydedilir.

Milli takımın deplasman maçlarına giden kafileler için gerçekleşen harcamaların incelenmesinde de 2002 Dünya Kupası Finalleri organizasyonunun Satın Alma Talimatı hükümlerine aykırı şekilde Plaza Turizm firmasına verildiği, davetli listesinde yer almayan Trabzon Haluk Ulusoy Tesisleri inşaatında kontrolör elemanı Cahit Erdem ve eşi ile Hakan Başeskioğlu, Çağrı Başeskioğlu, Çağatay Taranoğlu, Tolga Özmen adlı kişilerin bilet bedelleri ile yönetim kurulu üyelerinin çocukları veya diğer yakınlarının masraflarının federasyon bütçesinden karşılandığı, bu yolla Ulusoy’un 4, Ata Aksu ve Hüsnü Hayali’nin 3 kişilik masraflarını federasyona ödettiğinin anlaşıldığı ifade edilir.

İddianamede, aynı organizasyonda müteahhit firma tarafından karşılanması gereken bir kısım harcamalar için 59 bin 971 dolar, Ulsan-Seul otobüs ücreti 5 bin 400 dolar ve Türk Evi’ndeki kokteyl için yanlış hesaplama sonucu 2 bin 800 dolar olmak üzere toplam 68 bin 171 dolar tutarındaki 114 bin 159 YTL 96 YKr’nin federasyon tarafından usulsüz şekilde karşılandığına işaret edilir.

Haluk Ulusoy için 24-27 Haziran 2002 tarihleri için Kura Otel’e suit oda bedeli olarak 10 bin 200 dolar ödendiği halde, aynı tarihleri kapsayan 23-27 Haziran 2002 tarihi için Poyal Pines Hotel’de de konaklama ve ekstra ödemeleri yapıldığı aynı durumun 20-24 Haziran 2002 tarihinde iki ayrı otel için de tekrarlandığı, böylece başkan için mükerrer konaklama ve ekstra gider ödemeleri yapıldığı kaydedilir.

İddianamede, 2003 Fransa Konfederasyonu Kupası seyahatinde de işin ihale kurallarına riayet edilmeden Plaza Turizm Firmasına verildiği, bir kısım yöneticilerin eş ve çocukları ile yakınlarının masraflarının federasyon bütçesinden karşıladığı, 24 bin 458 YTL 2 YKr tutarındaki ekstra harcamanın yasal dayanağı olmadığı halde ödendiği, uçak kiralamasına dair toplam 4 bin 556 YTL 19 YKr fazla ödeme yapıldığı, rehberlik servisi için ikinci kez 13 bin 734 YTL 98 YKr ödendiği belirtilir.

Belçika-Türkiye hazırlık maçı, İngiltere-Türkiye Avrupa Şampiyonası grup maçı, Slovakya-Türkiye maçı organizasyonlarının ve Liechtenstein ve İrlanda maçları kafilesini de Satın Alma Talimatı hükümlerine uygun olmadan Plaza Turizm firmasına verildiği kaydedilen iddianamede, bu organizasyonların bazılarında firma çalışanlarının ve kafilelerde yer almayan Ömer Hayali, Mithat Halis, Salim Karabacak, Mustafa Yazıcı, Firuzanfer Arslan ve Nuri Yazıcıoğlu’nun masraflarının federasyonca ödendiği ifade edilir.

İddianamede, Trabzon Haluk Ulusoy Kamp ve Eğitim Tesisleri işi ihalesinde de Satın Alma Talimatı’nın 20. maddesinin ihlal edildiği belirtilerek, iş nedeniyle toplam 705 bin 213 YTL 30 YKr zarara yol açıldığı ve usul yönünden hukuka aykırılıkların bulunduğunun tespit edildiği belirtilir.

İddianamenin hukuki değerlendirme kısmında şöyle denilir:

“Yetkililerin kurum parasını harcarken, önceden yayınlanmış kanun, tüzük, yönetmelik, talimat, genelge ve görüşlere uygun hareket etmekle yükümlü olmaktan başka, evrensel etik bakımından en az kişisel varlıklarını sarfı sırasında gösterecekleri hassasiyetle işlem yapmaları gereklidir.

Şüphelilerin, harcamaların genel kurul tarafından ibra edilmesine, dolayısıyla da zarar gören olmadığına, şikayetçi bulunmadığına ilişkin savunmaları; harcamaların dayanağı belgelerin, genel kurul üyelerince görülüp değerlendirilmesinin fiili imkansızlığı ile genel kurul üyelerinin ayrıntılar konusunda bilgi ve ibralarının söz konusu olamayacağı gerçeği karşısında inanılır görülmemiştir.”

İddianamede, Futbol Federasyonu Başkanı Ulusoy, eski Başkan vekilleri Ata Aksu ve Orhan Saka ve eski Mali İşler Koordinatörü Haldun Kozakoğlu’nun, ”kendilerine teslim edilen kurum parasını, 3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile usulünce yürürlüğü talimatlara, yönetim kurulu kararlarına ve iç genelgelere aykırı biçimde, kendileri veya başkalarının çıkarı için sarf ettikleri” kaydedilir.

İddianamede ayrıca, Trabzon’da yapılan inşaatın kontrolörlük görevini gerçekleştiren Cahit Erdem ile Sayım Adanur’un da “asli-maddi fail” sıfatıyla suçlara iştirak ettikleri belirtilir.

İddianamede, sanıklar Haluk Ulusoy, Ata Aksu, Orhan Saka ve Haldun Kozakoğlu’nun, lehlerine olan 765 sayılı eski Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) “hizmet nedeniyle emniyeti suistimal” fiilini düzenleyen 510 ve ceza artırımını öngören 522 ve 80. maddeleri uyarınca 1 yıl 9’ar aydan 11 yıl 3’er aya kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi.

İddianamede ayrıca, sanıklar Cahit Erdem ve Sayım Adanur hakkında da yine eski TCK’nın 510. ve 522. maddeleri uyarınca 1 yıl 6’şar aydan 7 yıl 6’şar aya kadar hapis cezası istenir.

Eski Futbol Federasyonu Başkan Vekili Ata Aksu, görev yaptıkları dönem için açılan davayla ilgili olarak, adının dosyaya sonradan eklendiğini savunarak, Türk futboluna çok başarılar yaşatmış bir yönetim topyekun mahkum edilmek isteniyor” der. Aksu, gerekirse hapis de yatacaklarını belirtir.

Ata Aksu, görev yaptığı dönemde Türk futboluna büyük emekleri dokunduğuna inandığını belirterek, “Sportif, idari ve mali çok büyük başarılar yakaladık. Herhalde bir hapis yatmamıştık. Demek ki eksik bir hizmetimiz varmış. O da hapis yatmak olsa gerek. Onun için gerekirse hapis de yatarız. Şeriatın kestiği parmak acımaz” ifadelerini kullanır.

İnanılır gibi değil…

Sanki adamlar pasif direniş, işgal güçlerine karşı koyma gibi meşru zemini olabilecek bir konudan dava edilmişler gibi “gerekirse hapis de yatarız” diyebiliyorlar. Ata Aksu Bey; davanın gerekçesini anlamadınız galiba. Özetle zimmet ve dolandırıcılık!!! Anlayın lütfen… Pek övünülesi bir şey değil!

Dava üzerine 27 Ekim 2006’da Haluk Ulusoy’un, Futbol Federasyonu’nun resmi internet sitesine konuya ilişkin yaptığı açıklama şöyledir:

“Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açmış olduğu dava konusunda memnuniyetimi ifade etmek isterim. Aylardır değişik amaçlarla yargısız infaz yapılan bir konunun, sonunda Yüce Türk adaletine intikal etmiş olması hem benim açımdan hem de tüm futbol kamuoyu açısından son derece sevindiricidir.

Daha önceki davada olduğu gibi bu sürecin de aklanmamızla sonuçlanacağından eminim. Gerçekler ortaya çıkacak, herkes gereken cevabı alacaktır.

Yargıya intikal eden bir konuda daha fazla yorum yapmam, görüş bildirmem şu an için mümkün değil. Bu süreçte ilgili tüm kişi ve kuruluşların da adalete ve yasalara aynı saygıyı göstermelerini bekliyorum.

Mahkeme süreci içerisinde savunmanın tüm gereklerinin yerine getirileceğine kimsenin şüphesi olmasın.

Türk adaletine güveniyorum, güvenmeye de devam edeceğim.”

30 Ekim 2006’da Trabzonspor Başkan Yardımcısı İbrahim Hacıosmanoğlu, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’a açılan davanın kasıtlı olduğunu iddia ederek Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in tarafsızlığını kaybettiği için bir an önce istifa etmesi gerektiğini söyler.

Bakan Şahin’in bir önceki kongrede Mehmet Ali Yılmaz’ı desteklemediğini de hatırlatan Hacıosmanoğlu, “Bakanlık yapmış, yani meslektaşı olan, özel futbol yasasını çıkarmış. kulüp yönetmiş Mehmet Ali Yılmaz’ı bile desteklemiyorsa, akıllara, bakanın Trabzon düşmanlığı mı var, sorusu geliyor“ der.

FIFA kokartının alınmasına tepki olarak hakemliği bırakan Cem Papila, Futbol Extra Dergisi’nin Kasım sayısında yer alan röportajında, FIFA listesinde görünen Kuddusi Müftüoğlu’nun Ocak ayında liste dışı kalacağını, bunun Çulcu tarafından planlı bir şekilde yapıldığını belirterek, “Çulcu’nun bu yaptığı şark kurnazlığı. Kuddusi Müftüoğlu liste dışı kaldığında MHK ile federasyonun birbirlerine ne diyeceğini merak ediyorum” der.

Papila’nın röportajının önemli noktaları şöyledir:

“Bakın ortadaki kriterlere göre listenin yedinci sırasına yazılması gereken Bülent Yıldırım altıya, altıya yazılması gereken Müftüoğlu da yediye yazıldı. Şimdi Haluk Ulusoy düşünüyor ki, Kuddusi Müftüoğlu FIFA oldu. Aslında olmadı. Kimse farkında değil, kimse 1 Ocakta Türkiye’nin FIFA kadrosu 6’ya indirilirse şaşırmasın. 1 Ocakta bu liste 6 kişi olarak belirlendiğinde, Müftüoğlu liste dışı kaldığında o zaman Ulusoy Federasyonu ile Çulcu MHK’sı bakalım birbirlerine ne yapacak? Çünkü kadronun aslında 6 kişi olduğunu Çulcu biliyor ama Ulusoy bilmiyor. Kim kimi kandırıyor burada? Mustafa Çulcu’nun bu yaptıkları hep şark kurnazlığı, başka bir şey değil?”

Olayın üzerinden zaman geçmesine rağmen karşılaştığı yanlışı hala unutamadığını belirten Cem Papila, “Ben MHK’nın bağımsız olmasını ümit ediyordum ama son gelişmeler hiçbir şekilde bağımsız olmadığını gösteriyor. Yani kendi iradesiyle kararlar veremediğini gösteriyor. MHK Başkanı dik duramadı bu olayda. MHK Başkanı ve yönetimi en baştan federasyon başkanının bu şekilde bir hakkı olduğunu kabul edip de o göreve gelmişlerse onu bilemem. Ama bunu kabul etmeden geldilerse dik duramadılar demektir. Ne yapmaları gerekirdi? İstifa edeceklerdi. Çulcu dik durup istifa edecekti ama bir sonraki dönem yine MHK Başkanı olabilecekti. İnsanlar söylemleriyle değil yaptıklarıyla anılır. Herkes tarihte yerini alacak” şeklinde konuştu.

Federasyon başkanı Haluk Ulusoy’un, performansından dolayı FIFA listesine alınmadığı yönünde gösterdiği gerekçeye katılmadığını belirten Papila, “Bu inandırıcı ve doğru bir gerekçe de değil. Futbolun patronu kim? Haluk Ulusoy. Peki, patronun savunma verdiği nerede görülmüş? Federasyon Başkanı’nın, MHK’nın bir tasarrufunu onaylarken FIFA listesinde neden değişiklik yapıldığını açıklamak zorunda kalması aslında birçok şeyi anlatıyor. Çünkü ben gerçeği biliyorum. Bu gerçek, geçmişte genel başkan seçiminde Mustafa Çulcu ile karşı karşıya gelmemizdir” diye konuştu.

Mustafa Çulcu’nun MHK başkanlığına geldiği gün FIFA kokartını kaybettiğini belirten Cem Papila, “Hakemliği bıraktım, üzülmedim mi, biraz üzüldüm tabii. Bunca yıl emek harcamışım çünkü. Ama bir kere öldüm. Beni 10 defa daha öldürmelerine izin vermedim. Çünkü bundan sonra 10 defa daha öldürürlerdi beni” açıklamasını yaptı.

Mustafa Çulcu ile aralarındaki olayın sadece Eskişehir’deki seçim olayı olmadığını belirten Papila, “Bizim Çulcu ile ilk kavgamız bundan 1,5 yıl öncesine dayanıyor. Aramızda kötü bir şekilde bir telefon mesajı olayı yaşandı. Bunu sadece dört kişi biliyor. Mustafa Çulcu’nun cep telefonuna hakemlik müessesesiyle ilgili bir mesaj geliyor, altında Cem Papila yazıyor. Ama telefon numarası bana ait değil. O da mesajı alır almaz beni araması gerekirken, hemen yetkilileri aramış. Sonradan o telefon mesajını çekenin de kim olduğunu buldum ve kendilerine gösterdim. Bu benim için çok acı bir olaydı. Ondan beri aramız gergindi zaten” dedi.

Papila, kendisine karşı bu tür talihsiz olayların bir çok defa meydana geldiğini belirterek, mazeretini bildirmesine rağmen Mustafa Çulcu’nun kız kardeşinin düğünü olduğu gün kendisine 2. Lig (B) kategorisi maçı verdiğini söyledi.

Faal hakemken hedefinin hakemliği bıraktıktan sonra Türkiye’yi Avrupa’da FIFA ve UEFA’da önemli bir görevde temsil eden ikinci bir Şenes Erzik olmak olduğunu belirten Papila, şunları söyledi: “Bende bunu yapacak bilgi ve birikim var. Ama bugünkü federasyon bunu düşünecek kapasitede değil, bunu görecek vizyona da sahip değil. En büyük üzüntüm, sadece kişisel sebeplerden dolayı bana bu fırsatı vermediler. Yine aynı şekilde geçen sene de Metin Aydoğan’a FIFA listesi konusunda haksızlık yapıldı. Ben bunu o günkü MHK Başkanı Ufuk Özerten ile paylaşmıştım. (Şık olmadı) dedim. Onu, İstanbul medyasında eski hakemlere yakın bir grup istemedi. Onlar birilerinin menfaatini kollamak amacıyla birilerini FIFA yapmak için Aydoğan’ı yediler.”

Serdar Tatlı’nın hakemliği bırakma nedeninin açıklandığı gibi sakatlık olmadığını belirten Papila, şöyle devam etti:

“Serdar Tatlı’ya en yakın hakem bendim. Serdar’ın bırakmasındaki gerçek neden farklıydı. Bu bizim kendi aramızdaki özel bir şey. Bunu ben açıklayamam. Yani hakemlikten mutlu olarak ayrılan hiç yok gibi. Mustafa Çulcu 45 yaşının ve FIFA kariyerinin sonuna kadar hakemlik yaptı, o bile mutlu ayrılamadı. Biz o kadar gidemedik. Çulcu nasıl gitti, bilemem. O ayrı bir yetenek olsa gerek. Hem 45 yaşının sonuna kadar hem de FIFA’da dördüncü kategoride kalarak bu kadar sürdürebilmek çok büyük bir yetenek. Biz 39 yaşında, hem de üçüncü kategoride kalamadık.”

Hakemlik hayatında “keşke olmasa” dediği hataların olduğunu belirten Papila, “Mesela Vestel Manisaspor-Galatasaray maçında ofsayt gerekçesiyle iptal ettiğimiz bir gol var. Yine Fenerbahçe-Trabzonspor maçında yardımcının yanlış tespit edip ofsayttan gol verdiğimiz bir pozisyon var. Keşke yaşanmasaydı dediğim kararlardı bunlar” itirafında bulundu.

İyi bir Beşiktaş taraftarı olduğunu belirten Cem Papila, Kendisini en çok üzen olaylardan birinin ise Trabzonspor taraftarlarının yaptığı yürüyüş olduğunu belirtti. Papila, “Çünkü ben Trabzonluyum. Bırakın annemin ve eşimin Trabzonlu olmasını, ben Zonguldak’ta Trabzon kültürüyle büyümüş biriyim. Ben o yörenin insanıyım, benim memleketim orası, kendimi Trabzonlu olarak görüyorum” dedi.

Beşiktaş-Samsun maçını hatasız yönettiğini tekrarlayan Papila, o maçın devre arasında Sinan Engin’in soyunma odasına gelerek, verdiği kırmızı kartlarla ilgili kendisine, (Hocam kartlarında, kararlarında haklısın) dediğini söyledi.

Bundan sonraki hedefinin CHP’den milletvekili olarak meclise girmek olduğunu söyleyen Papila, “Daha öncede siyasetin içindeydim. Profesyonel lig hakemi olunca siyasete ara vermek zorunda kaldım. Şimdi kaldığım yerden yoluma devam edeceğim. CHP’nin üyesiyim. En büyük idealim de spor bakanı olarak bilgi ve birikimimle ülkeme hizmet etmek” dedi.

Papila, Fenerbahçe Kulübü Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu ile sınıf arkadaşı olduğunu doğrulayarak, “Sayın Şekip Mosturoğlu ile Hukuk Fakültesi’nden arkadaştık. 1984-88 yılları arasında aynı sınıfta okuduk. Federasyon başkan vekili olduktan sonra kendisiyle yüz yüze gelmedik dersem yalan olmaz. Sadece bayramlarda ve kandillerde birbirimize mesaj atardık, o kadar. Bu konuda hem kendisi hem de ben büyük özen gösterdik” şeklinde konuştu.

“Cem Papila’yı Cem Papila yapan dik duruşudur” diyen Papila, “Ben hatalar yapmadım mı yaptım ama yapmadığım bir tek şey var, kimse için santim eğilmedim. Çok da büyük konuşmak istemiyorum ama eğilirsem sadece çocuklarım için eğilirim. Belki onlar için de eğilmeyebilirim, sınırlarımı zorlarım. Ama etrafımda çok eğilen insan gördüm. Hele o Eskişehir’deki benim dik durduğum seçimde çok insan vardı eğilen” dedi.

Bu sene şampiyonluğun Fenerbahçe, Galatasaray ve Vestel Manisaspor arasında geçeceğini, Beşiktaş ve Trabzonspor’un şansı olmadığını belirten Papila, “Çünkü Beşiktaş takım olamadı. Bu konuda çok önemli zaafları var. Kayseri Erciyesspor maçı sonrası yaşananları televizyondan izledim, arkadaşlığın olmadığı yerde başarı olmaz. Galatasaray’ı geçen sezon şampiyon yapan en önemli faktör takım olmaktı. Ama Beşiktaş takım olamadı” dedi.

31 Ekim 2006’da Başbakanlık Teftiş Kurulu, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’e, Türkiye Futbol Federasyonu’nu Olağanüstü Genel Kurul’a çağırması tavsiyesinde bulunur.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ‘hizmet nedeniyle emniyeti suistimal ettikleri’ gerekçesiyle, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, eski Başkan vekilleri Ata Aksu ve Orhan Saka ile eski Mali İşler Koordinatörü Haldun Kozakoğlu hakkında, 1 yıl 9’ar aydan 11 yıl 3’er aya kadar hapis istemiyle dava açmasının ardından Başbakanlık Teftiş Kurulu da Futbol Federasyonu’na olağanüstü kongreye gitmesini tavsiye eder. Teftiş Kurulu, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’e, Türkiye Futbol Federasyonu’nu olağanüstü genel kurula çağırması tavsiyesinde bulunur.

Ertesi gün Mehmet Ali Şahin, “Futbol Federasyonu’na olağanüstü genel kurul çağrısı yapacak mısınız? FIFA, bunu siyasetin spora müdahalesi olarak değerlendirir mi?” şeklindeki soruya, Bakan Şahin şu yanıtı verir: “Yasalar bakanlığıma hangi görev ve sorumlulukları yüklemişse, bu zamana kadar olduğu gibi bundan sonra da yasaların bakan olarak üzerime yüklediği her türlü görev ve sorumluluğu yerine getireceğim.”

Haluk Ulusoy Dosyası – 1

Haluk Ulusoy Dosyası – 2

Haluk Ulusoy Dosyası – 3

Haluk Ulusoy Dosyası – 4

Haluk Ulusoy Dosyası – 5

Haluk Ulusoy Dosyası – 6

Haluk Ulusoy Dosyası – 7

Haluk Ulusoy Dosyası – 8

Haluk Ulusoy Dosyası – 9

Haluk Ulusoy Dosyası – 10

Haluk Ulusoy Dosyası – 11

Haluk Ulusoy Dosyası – 12

Haluk Ulusoy Dosyası – 14

Haluk Ulusoy Dosyası – 15